Edebiyat – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sun, 24 Nov 2024 20:56:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Trabzon Kitap Günleri Devam Ediyor https://www.haber60.com.tr/trabzon-kitap-gunleri-devam-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/trabzon-kitap-gunleri-devam-ediyor/#respond Sun, 24 Nov 2024 20:56:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/trabzon-kitap-gunleri-devam-ediyor/ Trabzon Kitap Günleri, yazarların kitaplarını imzalaması ve söyleşilerle devam ediyor.

Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, “Herkes okusun” sloganıyla Yenimahalle Fuar Alanı’nda 72 yayınevi ve 129 yazarın katılımıyla organize edilen etkinliğin üçüncü gününe de okurlar ilgi gösterdi.

Trabzon Kitap Günleri’ne Ordu, Giresun, Rize ve Gümüşhane’den de okurlar katılım sağladı.

Yazarlar Fatma Şamata, Kübra Berk, Rukiye İdeli, Ceren Melek, Emine Tavuz, Miraç Çağrı Aktaş, Sümeyye Koç, Caner Sarıoğlu, Orhan Toker, Tuğçe Isiyel, Bilal Civelek, Dr. Hasan Hüsnü Eren, Nuriye Erdoğan, Abdil Mert, Yusuf Yıldız ve Dilek Cesur okurlarıyla bir araya gelerek, kitaplarını imzaladı ve söyleşiler düzenledi.

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, kitap okuma alışkanlığını toplumun her kesimine yaymayı hedeflediklerini belirterek, “Trabzon Kitap Günleri’ne gösterilen yoğun ilgi bizleri ziyadesiyle mutlu ediyor. Gençlerimizin ve tüm kitapseverlerin gösterdiği yoğun ilgi, bizleri hem gururlandırıyor hem de daha büyük organizasyonlar yapma konusunda motive ediyor. Etkinliğimiz, kültür şehri Trabzon’umuza yakışan bir kitap şöleni atmosferinde devam ediyor.” ifadelerine yer verdi.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/trabzon-kitap-gunleri-devam-ediyor/feed/ 0
Antalya’da Hanzala Sergisi https://www.haber60.com.tr/antalyada-hanzala-sergisi/ https://www.haber60.com.tr/antalyada-hanzala-sergisi/#respond Wed, 06 Nov 2024 11:03:41 +0000 https://www.haber60.com.tr/antalyada-hanzala-sergisi/ Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin son durağı Antalya Kültür Yolu Festivali’nde, “Naci el-Ali’den Hanzala” sergisi ziyaretçilerini ağırlıyor.

Festival kapsamında, Karatay Medresesi’nde açılan sergi, Filistin davasına vurgu yapan karikatürleriyle dikkati çeken Naci el-Ali’nin, özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri haline gelen “Hanzala” çizimlerinden oluşuyor.

Sergideki 20 eser, vatandaşların ve yerli turistlerin yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelen yabancı ziyaretçilerden ilgi görüyor.

Serginin küratörü Samed Karagöz, AA muhabirine, Naci el-Ali’nin 1938’de Filistin’de dünyaya geldiğini anlattı.

Sanatçının, 1948’de Filistinlilerin “Nekbe” olarak adlandırdığı Büyük Felaket yaşandığında mülteci konumuna düşen 750 bin Filistinliden biri olduğunu belirten Karagöz, şöyle konuştu:

“O zaman 10 yaşında bir çocuktu ve Lübnan’a yerleştiler. Çocukluğu ve gençliği orada bir mülteci kampında geçti. Mülteci kampından çıkmış bir sanatçı olması açısından son derece önemli. Çocukluğundan itibaren hep karikatürle, çizimlerle ilgileniyor. Belki şartlar daha başka olsaydı, daha farklı sanat eserleri de üretebilirdi ama mülteci kampındaki şartlar çok elverişsiz olduğu için o hep kara kalem çizimler yaptı. Kağıt kalem bulamadığında elindeki çubukla yerdeki çamura çizimler yaptı. Ömrü boyunca hep çizimler yapmaya devam etti, 1987 yılında Londra’da bir suikast sonucu öldürülene dek.”

Karagöz, sergide, sanatçının ikonlaşmış, Filistin denildiğinde akla ilk gelen sembollerden “Hanzala” çizimlerinin bir kısmının yer aldığını dile getirdi.

Serginin, daha önceki Kültür Yolu Festivalleri’nde de ziyaretçilerini ağırladığını vurgulayan Karagöz, şunları kaydetti:

“Bu 15’inci sergimiz. Farklı farklı eserlerini, Türkiye’nin farklı illerinde sanatseverlerle buluşturduk. Sergilerde Naci el-Ali’nin en bilindik ve daha az bilinen eserlerinden bir seçki oluşturmaya gayret gösteriyorum. Bu sergi, Filistin’de yaşananların bir yıl önce başlayan problemler olmadığını gösteriyor. 1948’den itibaren de değil, 1917’de Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ve orada bir İngiliz manda devleti kurulmasından itibaren siyonistlerin başlattığı hareketler, oradaki Müslümanlara ve Hristiyanlara karşı uyguladığı baskıların yansımasını görüyoruz. Aslında bugün yaşadıklarımızın köklerini orada görmüş olabiliyoruz bu eserlerde.”

Sergiyi gezen vatandaşlardan Hüseyin Kocabaş ise eserlerin oldukça ilgi çekici olduğunu söyledi.

Antalya’nın dünyanın her yerinden insanları ağırladığını belirten Kocabaş, “Antalya bir dünya kenti. Her ülkeden insanlar var, sanatçı da eseriyle anlatmak istediklerini çok güzel ifade etmiş. Savaşın amacını, petrol, para ve güç dengelerini anlatmış. Burada her milletten insan var. Herkese ulaşması anlamında amacına ulaştığını düşünüyorum.” dedi.

Sergi, festival boyunca 10.00-19.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/antalyada-hanzala-sergisi/feed/ 0
İş Kültür’de okurlar Kafka’yı konuştu https://www.haber60.com.tr/is-kulturde-okurlar-kafkayi-konustu/ https://www.haber60.com.tr/is-kulturde-okurlar-kafkayi-konustu/#respond Thu, 31 Oct 2024 05:59:54 +0000 https://www.haber60.com.tr/is-kulturde-okurlar-kafkayi-konustu/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın ses getiren yazarlar ve çevirmenler ile buluşma fırsatı sunan “Okur Buluşmaları” etkinliklerinin ilki 24 Ekim Perşembe gerçekleşti. Kafka’nın ölümünün 100. yıldönümü olan 2024’ün “Kafka Yılı” seçilmesi vesilesiyle, Nişantaşı’ndaki İş Mekan’da düzenlenen ilk etkinliğinin konuğu, Kafka’nın Şato, Amerika, Babaya Mektup, Ottla’ya ve Aileye Mektuplar gibi eserleriyle birlikte Reiner Stach’ın Bu Kafka mı? isimli kitabını da Almancadan dilimize kazandıran çevirmen Regaip Minareci oldu.

REKLAM

Kafka’nın hayatı ve yapıtlarının geniş bir katılımcı grubu önünde tartışıldığı sohbette, yazarın yapıtlarında ölümünden sonra dünya sahnesine çıkan totaliter rejimleri öngördüğünü, yaşadığı dönemde Prag’daki ortamı, babasıyla ve kadınlarla, özellikle Felice Bauer’le ilişkileri ve siyasi duruşu konuşuldu.

“Yargı” adlı öyküsünden hareketle, hayatında çok önemli bir etkisi olan babasının karakterinden söz edildi. Eserlerinin bize ulaşmasını borçlu olduğumuz Max Brod’dan da bahsedilen konuşmada, Kafka’nın yapıtlarının okurlar tarafından algılanışına değinildi. Minareci’nin konuşmasına Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisinin editörlerinden Gamze Varım moderatörlük etti.

BİR SONRAKİ BULUŞMA 28 KASIM’DA

İş Mekan’da her ay ücretsiz olarak düzenlenecek “İş Kültür Okur Buluşmaları” etkinliğinin bir sonraki konusu “Jack London”, konuğu ise yazarın Beyaz Diş, Martin Eden, Kızıl Veba, Vahşetin Çağrısı, Demir Ökçe, Yol gibi pek çok eserini dilimize kazandıran Levent Cinemreolacak. 28 Kasım Perşembe 19.00’da başlayacak etkinliğin moderatörlüğünü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisinin editörlerinden Barış Zeren yapacak.

İş Kültür “Okur Buluşmaları”na katılım için İş Mekan uygulaması üzerinden rezervasyon yaptırılması gerekmektedir. Etkinlik ücretsizdir. Programlar hakkında bilgi sahibi olmak için Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın sosyal medya hesaplarını ve İş Mekan’ın mobil uygulamasını takip edebilirsiniz.

Haber Kaynak : HABERTURK.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/is-kulturde-okurlar-kafkayi-konustu/feed/ 0
Şair Ali Emre: Türkiye’de Şiirin Durumu https://www.haber60.com.tr/sair-ali-emre-turkiyede-siirin-durumu/ https://www.haber60.com.tr/sair-ali-emre-turkiyede-siirin-durumu/#respond Sun, 24 Mar 2024 21:12:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=22959 Şair Ali Emre, Türkiye’deki güncel şiir ortamına ilişkin, “Bugün 120 civarında edebiyat dergisi, 12 bin civarında şairden söz ediliyor. Yüzde ikisi bile gerçekten şair olsa iyi bir rakam bu.” değerlendirmesini yaptı.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek amacıyla ilan edilen 21 Mart Dünya Şiir Günü, 25 yıldır kutlanıyor.

Dilsel çeşitliliğe de bir fırsat sunması hedeflenen Dünya Şiir Günü kapsamında, birçok ülkede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

“Çeyizime Bir Kefen”, “Yeryüzüne Dağılan”, “Milyon Sesli Mızıka” ve “Kıyamet Mevsimleri” gibi çok sayıda şiir kitabına imza atan Emre, şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türkiye’de şiirin durumunu ve şiire olan ilgiyi AA muhabirine anlattı.

“İyi bir kitap insanın önünde yeni ufuklar açabilir”

Şiirin insana gelen, insanda bekleyen ve biriken bir edebi tür olduğunu belirten Ali Emre, “Şiir, edebiyat dediğimiz o büyük ormanın en nadide ağacı olarak görülebilir. Ben de şiire ilkokul çağında bendeki belki o parıltıyı, ışığı gören öğretmenlerimin etkisiyle okuyarak başladım. Önce küpü bir doldurmak lazım. Onu ne kadar iyi ve farklı okumalarla doldurursanız o şekilde dışına taşar.” ifadelerini kullandı.

Şair Emre, ilk şiirlerini ortaokul yıllarında yazdığını kaydederek, öğretmenlerinin yönlendirmesiyle Kastamonu’da bazı şiir yarışmalarına katıldığını ve ödüller aldığını hatırladığını söyledi.

Liseyi Kastamonu Ticaret Lisesi’nde okumasına rağmen oradaki edebiyat öğretmeninin yönlendirmesiyle edebiyattan kopmadığını vurgulayan Emre, şunları kaydetti:

“İyi bir öğretmen ya da okunan iyi bir kitap insanın önünde yeni ufuklar açabilir. Hatta belki hayata bakışını değiştirebilir. Bende de öyle oldu desem yeridir. Nitekim ticaret lisesine uygun bir alanda okumayı değil, mümkünse edebiyat okumayı istemiştim. Allah da nasip etti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 1985-1989 yılları arasında Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okudum.

O öğretmenimin yönlendirmesiyle, 15-16 yaşındayken Kastamonu Gazetesi’nde bazı şiirlerimin yayınlandığını hatırlıyorum. Üniversiteyi bitirmek üzereyken 1989-1990 yılında yavaş yavaş bazı dergilere şiirlerimi gönderdiğimi biliyorum. İlk önemli şiirlerim Mustafa Kutlu’nun çıkardığı Dergah dergisinin kapağında yayınlandı. Üniversiteden beni seven bir hocamla birlikte Dergah Yayınları’na gitmiştik. Mustafa Kutlu’ya bir tomar şiir teslim etmiştim sağ olsun yayınladı.”

Ali Emre, üniversiteden sonra öğretmen olarak Sivas’ın İmranlı ilçesine atandığını ve oradayken İstanbul’daki edebiyat dünyasını takip edemediği bir dönem yaşadığını dile getirdi.

İlk şiirlerinin öznel ve içrek tarafları olduğuna dikkati çeken Ali Emre, “Sevgiliden, aşktan ziyade belki çocuk teması öne çıkar benim ilk şiirlerimde. Bunda tabii fakirliğin etkisi vardır. Kastamonu’da küçük bir şehirde, büyük şehirlere özgü nimetlerden uzak bir ortamda geçen çocukluğun ve ailenin izleri daha baskındır. O yüzden duygu açıklamaları diyebileceğimiz öznel, içrek bir şiirdir. Ama süreç içerisinde sosyal hayata daha geniş bakan, 28 Şubat sürecinin bütün ülkeyi bir karanlığa sevk ettiği ortamda şiirimin de sertleştiğini, kavgacı bir nitelik ve epik bir karakter kazandığını da söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.

“Edebiyatımız tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor”

Emre, Türkiye’deki güncel şiir ortamına ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“Salgın sonrası süreçte sosyal medyanın da olumsuz anlamda etkilemesiyle bir düşüş yaşandığı söylenebilir ama bence bizim edebiyatımız hem nicelik hem de nitelik bakımından tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor. 1950 ve 1960’lı yıllarda da insanın ayağını yerden kesen, insanı etkileyen belki 4-5 tane şiirle karşılaşıyordu insanlar. Bugün 120 civarında edebiyat dergisi, 12 bin civarında şairden söz ediliyor. Yüzde ikisi bile gerçekten şair olsa iyi bir rakam bu. Avrupa’daki birçok ülkede bile artık şiir, edebiyat dergilerinin çıkmadığını, kapandığını, köklü bir geleneği olanların da dijital alana çekildiğini görüyoruz. Türkiye’de belki şiir alanında niteliksiz ürün çok fazla ama diri, ayakları yere basan, dünyadaki şiirden, edebiyattan da haberdar, kelime dağarı zengin, insanın ve yaşadığımız ülkenin temel sıkıntılarına, problemlerine değinen, lirik-epik bütünlüğü gözeten, biçim ve biçem yönünden de araştırıcı bir karakteri olan şiirlerin az sayıda da olsa yazıldığını görüyoruz.”

Türkiye’de yılda 2 bin şiir kitabı basıldığını ve bunun bu edebi tür için iyi bir rakam olduğunu vurgulayan Ali Emre, edebiyata ve şiire ilişkin yapılan her etkinliği değerli bulduğunun altını çizdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/sair-ali-emre-turkiyede-siirin-durumu/feed/ 0
Ahmet Hamdi Tanpınar, Osmangazi’de geleceğe taşınıyor https://www.haber60.com.tr/ahmet-hamdi-tanpinar-osmangazide-gelecege-tasiniyor/ https://www.haber60.com.tr/ahmet-hamdi-tanpinar-osmangazide-gelecege-tasiniyor/#respond Mon, 04 Mar 2024 02:57:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=14880 Ahmet Hamdi Tanpınar, Osmangazi’de geleceğe taşınıyor

Vefatının 62’inci yıldönümünde Tanpınar’a vefa

BURSA – Osmangazi Belediyesi, Bursa’yı edebiyat dünyasının usta isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, vefatının 62’inci yıl dönümünde düzenlenen sempozyum ile andı. Seçkin akademisyenlerden ve edebiyatçılardan oluşan konuşmacılar, Tanpınar gibi değerli bir edebiyatçının daha iyi bilinmesine ve anlaşılmasına katkıda bulunmak adına usta edebiyatçının kişiliği ve eserleri üzerine bilgiler verdi.

Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı ‘Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’na çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve edebiyatsever katıldı. Osmangazi Belediyesi tarafından bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen sempozyumda büyük edebiyatçının eserleri, edebi kişiliği, yaşam öyküsü ve akademik fikirleri ele alındı. Şiirden, romana, öyküden makaleye ve edebiyat tarihine birçok alanda eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eser ve fikirlerini geleceğe aktarılması adına düzenlenen sempozyum, 4 oturum olarak gerçekleştirildi.

“Yaşadığı dönemde değeri anlaşılmayan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz”

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, “Osmangazi Belediyesi olarak sosyal ve kültürel faaliyetler konusunda iddialı çalışmalar yürütüyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Sempozyumu da bunlardan bir tanesi. Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşarken ‘süküt suikastı’na uğradığını söylüyor. Osmangazi Belediyesi olarak bizler yapmış olduğumuz edebiyat yarışmaları, sempozyumlar ve çıkardığımız dergiler ile yaşadığı dönemde kıymeti anlaşılamamış olan Tanpınar’ı geleceğe taşıyoruz. Bu sene Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın 23’üncüsünü düzenliyoruz. Bir kişinin Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bir şeyler yazabilmesi için Tanpınar’ın eserleri ve edebiyatçı kişiliği konusunda bilgi sahibi olması, onun düşüncelerini bilmesi gerekiyor. Yani Tanpınar’ı okuması gerekiyor” dedi.

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın tüm dünyanın takip ettiği bir yarışma olduğuna vurgu yapan Başkan Dündar, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına birçok eser kazandırdık. 2001 yılından bu yana yarışmamızı düzenliyoruz. Yarışmamız yıllar geçtikçe kurumsal bir hal aldı. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nı, bir yarışma olmaktan çıkartıp Ahmet Hamdi Tanpınar Etkinlikleri’ne dönüştürdük. Akademisyenlerimiz ve edebiyatçılarımız ile birlikte Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi’ni oluşturduk. Bu akademi çerçevesinde de bu yıl 7’incisini gerçekleştirdiğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’nu düzenliyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Akademisi çerçevesinde bir de dergi çıkartıyoruz. Yılda bir çıkan bu dergimizin 8’inci sayısı yayında. Güzel bir sempozyum olmasını temenni ederek, tüm katılımcılarımıza dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.

Sempozyumun konuşmacılarında Prof. Dr. Abdullah Uçman da, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son 25-30 yıldır üzerinde en çok konuşulan, münazara edebiyatçılardan bir tanesi olduğuna dikkat çekerek, “Tanpınar çok yönlü bir şahsiyettir. Kendisi ölümünden sonra şair olarak anılmak istiyorsa da daha çok romancı ve fikir adamlığı yönüyle ön plana çıkmıştır” dedi. Osmangazi Belediyesi’nin 23 yıldır düzenlediği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın takdiri hak eden bir etkinlik olduğuna vurgu yapan Uçman, “Bu yarışma sayesinde Türk edebiyatına şiir, roman ve deneme yeni isimler kazandırılıyor. Bu çok önemli. 8 yıldır, yılda 1 kez olmak üzere Tanpınar Zamanı adlı dergi çıkartılıyor. Bir de bu yıl 7’incisini düzenlediğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu var. Bu çalışmaların en önemli tarafı tüm bu etkinliklerin kitap haline getirilmesi ve kütüphanelerde yerlerini alması” ifadelerini kullandı.

Tüm gün süren sempozyumda sunulan bildiriler, kitap haline getirilerek edebiyat dünyasına kazandırılacak.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ahmet-hamdi-tanpinar-osmangazide-gelecege-tasiniyor/feed/ 0
Anadolu’nun güçlü sesi: Yaşar Kemal https://www.haber60.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/ https://www.haber60.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/#respond Tue, 27 Feb 2024 23:00:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12730 “İnce Memed”, “Orta Direk”, “Binboğalar Efsanesi”, “Ağrı Dağı Efsanesi”, “Sarı Sıcak” ve “Tek Kanatlı Bir Kuş”un da aralarında olduğu çok sayıda esere imza atan Yaşar Kemal’in vefatının üzerinden 9 yıl geçti.

Gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta yazar, Nigar Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak Osmaniye’de 6 Ekim 1923’te dünyaya geldi.

Acılarla dolu bir çocukluk geçiren Kemal, 3 yaşında bir kaza sonucu sol gözünü kaybetti. Babasının, evlat edindiği Yusuf tarafından camide namaz kılarken, gözünün önünde öldürülmesi, yazarın yaşamında derin izler bıraktı.

Usta edebiyatçının doğaya, etrafına ve içinde yaşadığı topluma duyduğu ilgi, yaşamındaki en büyük ilham oldu.

Yaşar Kemal, ilkokula gitmeden önce “Aşık Kemal” mahlasıyla ilk şiir denemelerini yaptı ve kaleme aldığı ilk şiiri “Seyhan”, 1939’da Adana Halkevi Dergisi’nde yayımlandı.

“Ağıtlar” adlı ilk kitabı 1943’te yayınlandı

Ortaokula 1941’de başlayan ancak son sınıfta sağlık sorunları ve edebiyata aşırı ilgisinden ötürü yatılı öğrencilik hakkını kaybeden Kemal, ırgat katipliği, memurluk, ırgatlık, inşaat denetçiliği, öğretmen vekilliği ve arzuhalcilik gibi farklı işlerde çalıştı.

Şiirleri 1940’lı yıllarda “Çığ”, “Ülke”, “Millet”, “Kovan” ve “Beşpınar” dergilerinde okurla buluşan yazarın 1940-1941’de Çukurova ile Toroslar’dan derlediği ağıtları içeren “Ağıtlar” adlı ilk kitabı, 1943’te Adana Halkevi tarafından yayımlandı.

Yaşar Kemal, 1946’da askerliğini yaptığı Kayseri’de ilk uzun hikaye kitabı “Pis Hikaye”yi kaleme aldı. 1950’de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanan yazar, bir süre cezaevinde yattı.

İstanbul’a 1951’de taşınan usta yazar, yazarlık serüvenine artık “Yaşar Kemal” imzasıyla devam etme kararı aldı ve 1963’e kadar Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazdı.

Yazılarında Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını anlatmaya çalışan Yaşar Kemal’in kaleme aldığı “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” başlıklı röportajı, Gazeteciler Cemiyetince “Özel Başarı Armağanı”na layık görüldü.

Sultan 2. Abdülhamid’in doktoru Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Serrero ile 1952’de evlenen Kemal, eserlerinin bazılarını yabancı dillere çeviren eşi sayesinde Avrupa’da da tanınmaya başladı.

“Bebek”, “Dükkancı” ve “Memet” adlı hikayelerinin de içinde bulunduğu “Sarı Sıcak” kitabını 1952’de kaleme alan Kemal, kitabında yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu ve insan ile doğa çatışmasını konu edindi.

İnce Memed 40 dilde yayınlandı

Yaşar Kemal’in ilkini 1955’te yazdığı 4 seri halindeki “İnce Memed” romanı, usta yazarın edebiyat serüveninde ayrı bir sayfa açtı. Kırktan fazla dile çevrilen serinin ilk romanı 1956’da Varlık Roman Armağanı’na, üçüncü romanı ise 1985’te Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Edebiyat hayatının yanı sıra siyasi faaliyetlerde de yer alan Yaşar Kemal, 1967’de çıkarmaya başladığı “Ant” adlı derginin eklerinden biri sebebiyle 18 ay hapse mahkum oldu. Daha sonra bu karar, Yargıtay tarafından bozuldu.

Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğrayan usta yazar, 1974-1975’te Türkiye Yazarlar Sendikasında Genel Başkan olarak görev yaptı.

Ünlü yazar, eserlerinde sade ve akıcı bir üslup kullanmayı tercih ederken, roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramını işledi.

Yaşar Kemal’in “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri beyazperdeye aktarıldı ve birçok eseri tiyatroya uyarlandı. Kitaplarında Anadolu’nun efsane ve masallarından da yararlanan yazar, 1970’ten sonra yazdığı romanlarında ise şehir insanının hayatını ele aldı.

20’den fazla uluslararası ödül aldı

Birçok önemli ödüle değer görülen usta edebiyatçı, 1993’te Kültür ve Turizm Bakanlığı Büyük Ödülü, 2008’de ise edebiyat dalında “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nün sahibi oldu.

Yaşar Kemal, “Uluslararası Cino del Duca ödülü”, “Legion d’Honneur nişanı”, “Commandeur payesi”, “Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı”, “Premi Internacional Catalunya”, Fransa tarafından verilen “Legion d’Honneur Grand Officier rütbesi” ve Alman Kitapçılar Birliğinin verdiği “Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü” başta olmak üzere 20’yi aşkın uluslararası ödül de aldı.

İkisi yurt dışında olmak üzere 7 üniversiteden fahri doktora alan yazar, 1973’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilerek dünya çapında adından söz ettirdi. Daha sonra birkaç kez daha Nobel’e aday gösterilen Yaşar Kemal, hiçbir adaylığında ödülü alamadı.

Şiir, öykü, roman, anı, röportaj, derleme, söyleşi, deneme, oyun, fıkra, makale ve senaryo gibi birçok edebi türde eser kaleme alan başarılı yazar, Türk edebiyatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü ve şiir alanında bir eseri miras bıraktı.

Yaşar Kemal, solunum yetmezliği şikayetiyle tedavi gördüğü hastanede, çoklu organ yetersizliği ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle 28 Şubat 2015’te 92 yaşında vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Usta yazarın bazı roman ve eserleri şöyle:

“Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)”, “Yusufçuk Yusuf (1975)”, “Yılanı Öldürseler (1976)”, “Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)”, “Kuşlar da Gitti (1978)”, “Deniz Küstü (1978)”, “Yağmurcuk Kuşu (1980)”, “Kale Kapısı (1985)”, “Kanın Sesi (1991)”, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997)”, “Karıncanın Su İçtiği (2002)”, “Tanyeri Horozları (2002)” “Çıplak Deniz Çıplak Ada/ Bir Ada Hikayesi”, “Tek Kanatlı Bir Kuş, 2013”, çocuk romanı “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977)” destansı roman “Üç Anadolu Efsanesi (1967)”, “Ağrıdağı Efsanesi (1970)”, “Binboğalar Efsanesi (1971)”, “Çakırcalı Efe (1912)”

Röportaj ve denemeleri arasında ise şu eserler yer alıyor:

“Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana”, “Peri Bacaları”, “Bunların hepsini Bu Diyar Baştan Başa”, “Allah’ın Askerleri”, “Röportaj Yazarlığında”, “Çocuklar İnsandır”, “Ağıtlar”, “Taş Çatlasa”, “Baldaki Tuz”, “Gökyüzü Mavi Kaldı”, “Ağacın Çürüğü”, “Sarı Defterdekiler”, “Ustadır Arı”, “Zulmün Artsın”

]]>
https://www.haber60.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/feed/ 0
Usta Yazar Tarık Buğra’nın Vefatının 30. Yılında Anısına https://www.haber60.com.tr/usta-yazar-tarik-bugranin-vefatinin-30-yilinda-anisina/ https://www.haber60.com.tr/usta-yazar-tarik-bugranin-vefatinin-30-yilinda-anisina/#respond Sun, 25 Feb 2024 22:09:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12050 “Küçük Ağa”, “Osmancık”, “Gençliğim Eyvah”, “Dönemeçte” ve “Yalnızlar” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kitaba imza atan usta kalem Tarık Buğra, vefatının 30. yılında yad ediliyor.

Gazeteci, yazar Süleyman Tarık Buğra, ağır ceza reisi Erzurumlu Mehmet Nazım Bey ile Akşehirli Nazike Hanım’ın çocuğu olarak 2 Eylül 1918’de Akşehir’de dünyaya geldi. Çocuk yaşlarda edebiyata ilgisi başlayan Buğra, ilk ve ortaokulu Akşehir’de tamamladı.

Usta edebiyatçı, 1933’te yatılı öğrenci olarak İstanbul Lisesine girdi. Lisede okurken Hakkı Süha Gezgin ve Pertev Naili Boratav’ın öğrencisi olan Buğra, Gezgin’in teşvikiyle ilk hikayelerini kaleme aldı.

“Tarık Nazım” takma ismiyle, hikaye ve şiirler kaleme alan yazar, okulun yatılı kısmı kapanınca Konya Lisesine geçerek 1936’da mezun oldu.

Babası ile Akşehir’de Nasreddin Hoca gazetesini çıkardı

İstanbul Üniversitesinin tıp ve hukuk fakültelerinde kısa sürelerle eğitim gören Tarık Buğra, yaklaşık 3 yıl süren askerlik görevinin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde başladı. Üniversitede okurken okul masraflarını çıkarmak için tezgahtarlık ve muallim muavinliği yaptı.

Buğra’nın “Oğlumuz” hikayesi Mehmet Kaplan tarafından “Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Hikaye Yarışması”na gönderildi. Eseriyle ikincilik ödülüne hak kazanan Buğra, 1949’da Akşehir’de babasıyla Nasreddin Hoca gazetesini çıkarmaya başladı.

Usta yazar, 1952’de babasının vefatı üzerine gazeteyi elden çıkararak İstanbul’a döndü ve Milliyet gazetesi bünyesinde profesyonel gazetecilik hayatına adım attı.

Gazetede Abdi İpekçi, Reşat Ekrem Koçu ve Peyami Safa ile çalışma imkanı bulan Buğra’nın yoksul yaşamını yansıttığı yazıları farklı mecralarda da yayımladı.

Jale Baysal ile 1950’de dünya evine giren Buğra çiftinin 1951’de kızları Ayşe dünyaya geldi. İkilinin evliliği 18 yıl sonra sona erdi.

Tarık Buğra, 1977’de hikaye yazarı Hatice Bilen ile ikinci evliliğini yaptı.

Tiyatro eleştirileri de yaptı

Ankara’da Yenigün gazetesinde genel yayın müdürü olarak görev yapan, aynı yıl Vatan gazetesinde yazı işleri müdürlüğü verilmesine rağmen Milliyet gazetesinin teklifiyle spor sayfalarının başına getirilen Buğra, kısa sürede yaptığı iş değişikliklerine Tercüman, Yeni İstanbul ve Türkiye gazetelerini de ekledi.

Tarık Buğra dil, edebiyat ve sanat konularında yazılar kaleme aldı, gazetelerin sanat sayfalarında tiyatro eleştirileri yaptı. Haftalık Yol dergisini çıkaran tecrübeli yazarın gazeteciliğe ilgisi 1983 sonuna kadar devam etti.

Tercüman’da çalışırken kalp krizi geçirince emekliliğini isteyen yazar, daha sonra edebiyat çalışmalarına ağırlık verdi. Buğra, Çınaraltı ve İstanbul dergilerinde hikayeler yazdı.

Hikayelerinde daha çok yakın çevre, aile hayatı ve sevda ilişkilerine yoğunlaşırken, Türk edebiyatında kasaba hikayelerinin ilk güzel örneklerini verdi.

Olaylardan çok atmosferi anlattığı hikaye ve romanlarında hüzne büyük yer veren Buğra, roman dünyasında Küçük Ağa eseriyle sağlam ve sarsılmaz bir yer edindi.

Romanları Yücel Çakmaklı tarafından televizyona uyarlandı

Tarık Buğra, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarını anlattığı “Osmancık” romanında devleti kuran irade, şuur ve karakterin tahlilini yaparken, doğallığa önem vererek, roman kahramanlarını idealize etmedi.

Toplumsal olayların insanlarda sebep olduğu değişmeleri ve tepkileri belirlemeye özen gösterdiği eserleriyle okuyucunun ilgisini çeken Buğra’nın Küçük Ağa eseri 1983’te Yücel Çakmaklı tarafından televizyona uyarlandı ve TRT’de izleyiciyle buluştu. Çakmaklı, 1988’de de “Osmancık” kitabını televizyon dizisi olarak yine TRT’de izleyiciyle buluşturdu.

Devlet Sanatçısı unvanını aldı

Osmancık romanıyla 1985’te Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, “Yağmur Beklerken” romanıyla da 1989’da Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü kazanan Buğra, 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı.

Usta yazar, 1993’te Akçay’da tatildeyken rahatsızlandı, bir ay sonra yazara kanser teşhisi konuldu. Çapa Tıp Fakültesinde gerçekleştirilen ameliyatın ardından yaklaşık 4 ay daha yaşayan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994’te vefat etti ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’nda annesi Nazike Hanım’ın yanına defnedildi.

Tarık Buğra’nın eserlerinden bazıları şöyle:

Roman: “Siyah Kehribar”, “Küçük Ağa”, “Küçük Ağa Ankara’da”, “İbişin Rüyası”, “Firavun İmanı”, “Gençliğim Eyvah”, “Dönemeçte”, “Yalnızlar”, “Yağmur Beklerken”, “Osmancık”

Hikaye: “Oğlumuz”, “Yarın Diye Bir Şey Yoktur”, “İki Uyku Arasında”, “Hikayeler”

Tiyatro: “Ayakta Durmak İstiyorum”, “Akümülatörlü Radyo”, “Yüzlerce Çiçek Birden Açtı”

Fıkra ve Deneme: “Gençlik Türküsü”, “Düşman Kazanmak Sanatı”, “Politika Dışı”

]]>
https://www.haber60.com.tr/usta-yazar-tarik-bugranin-vefatinin-30-yilinda-anisina/feed/ 0
Ziya Osman Saba: Türk Edebiyatının Önemli İsimlerinden Bir Sanatkar https://www.haber60.com.tr/ziya-osman-saba-turk-edebiyatinin-onemli-isimlerinden-bir-sanatkar/ https://www.haber60.com.tr/ziya-osman-saba-turk-edebiyatinin-onemli-isimlerinden-bir-sanatkar/#respond Sun, 28 Jan 2024 21:15:36 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5318 Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ziya Osman Saba, hayatı boyunca sadece eserleri ile değil, şahsiyeti ile de adından söz ettiren nevi şahsına münhasır bir sanatkar oldu.

Eserlerinde genellikle, çocukluğunun İstanbul’unu satırlarına döken Ziya Osman Saba’nın vefatının üzerinden 67 yıl geçti.

Saba, Binbaşı Osman Bey ile Ayşe Tevhide Hanım’ın oğlu olarak, 30 Mart 1910’da İstanbul Beşiktaş’ta bir yalıda dünyaya geldi.

Henüz 8 yaşındayken annesini kaybeden ve bundan çok etkilenerek şiirlerini, ölümden kaçmak ve ölümü unutmak için yaşama sıkıca sarılmak ya da ölümü özlemle bekleme fikri üzerine kurdu.

Ziya Osman Saba, Galatasaray Lisesinde okurken şiir yazmaya başladı.

İlk şiiri, 1927’de Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan Saba, edebiyatçı Yaşar Nabi Nayır vasıtasıyla katıldığı Yedi Meşale grubunun en genç üyesi oldu.

Saba’nın, okul arkadaşları Yaşar Nabi Nayır, Sabri Esat Siyavuşgil, Cevdet Kudret Solok, Vasfi Mahir Kocatürk, Muammer Lütfi Bahşi ve Kenan Hulusi Koray ile hazırladığı “Yedi Meşale” kitabı 1928’de yayımlandı.

Liseden mezun olduğu 1931’de amcasının kızı Nermin ile evlenen usta yazar, 1941’de eşinden ayrıldı.

Türk edebiyatına “Ziya’ya Mektuplar”ı kazandırdı

Lisede sınıf arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı ile kurduğu yakın dostluk, Türk edebiyatına “Ziya’ya Mektuplar”ı kazandırdı.

İlk dönemlerde hece vezniyle şiirler yazıp, nazım biçimi olarak da sone ve üçlükleri kullanan usta edebiyatçı, sonradan yeni akımların da ortaya çıkmasıyla serbest şiirler kaleme aldı.

Yedi Meşale döneminde yazdığı şiirleri sembolist şiir olarak gören ve eserlerinde eksiltili cümleler, imgeler, benzetmeler, kişileştirmeler ve hitaplara bolca yer veren şair, sanatın gayesini “güzele erişebilmek” olarak tanımladı.

Usta edebiyatçı, kendisiyle yapılan bir röportajda dönemin şiir anlayışını, şu sözlerle aktardı:

“Bugünkü edebiyatımızda en bariz vasıf olarak bir ‘güzelliği arama’ cehdi vardır ki bunu dünkü edebiyatımızda göremiyorum. Bugünkü neslin şairi için aşk, sevinç, keder, ilah, hep güzelliğe ulaşmak için birer vasıtadan ibarettir. Zevk, duyuş, görüş, bugünkü nesilde tamamı ile yenidir.”

Eserlerinde toplumsal sorunları dile getirdi

Şairi, toplumsal sorunları dile getirirken kendi süzgecinden geçiren kişi olarak gören Saba, Yedi Meşale’nin şiir anlayışını yaşamının sonuna dek sürdürdü.

Ziya Osman Saba, samimi bir dille kaleme aldığı şiirlerine ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Şiir yazmak, benim için bir eğlence olmak şöyle dursun, bir ihtiyaç, bir zaruret, adeta yaşamamın sebep ve hikmeti. Bugün, ‘Yarın öleceksin.’ deseler, yegane üzüntüm, dünyada bırakacağım sevdiklerimle yazamadığım eserlerimdir.” ifadelerini kullandı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken, Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalışan Saba, Üniversiteden mezun olduğu 1936’da vatani görevini yapmak üzere askere gitti. Saba, 1938’de girdiği Emlak Bankasında 5 yıl çalıştı.

Babasını kaybetmesi nedeniyle karamsar şiirler yazmaya başladığı dönemde yeniden askere çağrılan ve askerlik sonrası 1944’te bankadaki görevine geri dönen Saba, Ankara’ya tayini çıkınca memuriyetinden istifa ederek İstanbul’a geldi.

Yazar Saba, 1945’te Milli Eğitim Basımevinde düzeltmen olarak çalışmaya başladı.

Emlak Bankasında çalıştığı dönemde tanıştığı Rezzan (Öney) Hanım ile 1945’te ikinci evliliğini yaptı.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın mektuplarını düzenleyip yayına hazırladı

Unutulmaz edebiyatçı, 1950’de geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle Milli Eğitim Basımevindeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Bu dönemde yakın dostu Yaşar Nabi Nayır, Saba’ya Varlık Yayınevi’nin tashih işini verdi. Saba, evinde çalıştığı bu süreçte yakın arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı’nın gönderdiği mektupları da düzenleyip yayına hazırladı.

“Sebil ve Güvercinler”, “Geçen Zaman” ve hikaye kitabı “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitaplarını kaleme alan Saba, Goncourt Kardeşler’den roman çevirileri de yaptı.

Saba, çoğunu hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde Batı nazım biçimlerini kullandı ama içerikte yerli ve milli anlayışa bağlı kaldı.

Kadıköy’deki evinde 29 Ocak 1957’de geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu vefat eden usta edebiyatçı, Eyüpsultan Mezarlığı’na defnedildi.

Kendine özgü üslubu, farklı, lirik, özgün ve naif kişiliğiyle hatırlanan Ziya Osman Saba, şiir, hikaye ve denemelerinde İstanbul sevgisini, unutulan değerleri hatırlatan bir edebiyatçı olarak zihinlerde yer edindi.

Eserleri

Yaşamı boyunca 150’nin üzerinde şiire imza atan usta edebiyatçı, şiir türünde “Sebil ve Güvercinler”, “Geçen Zaman”, “Nefes Almak”, ve “Bıraktığım İstanbul”, hikaye türünde “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” ve “Değişen İstanbul”, deneme türünde ise “Konuşanlar Bir Hüzünle Sesinde” kitaplarını edebiyat dünyasına armağan etti.

Ziya Osman Saba, 1980’lerin sonundan itibaren Mehmet Nuri Yardım ve Mustafa Miyasoğlu’nun gayretleriyle Türk okurunca daha yakından ve daha yaygın bir şekilde tanınmaya başladı.

Mustafa Miyasoğlu, 1987’de “Ziya Osman Saba” başlığıyla çıkardığı kitabında usta edebiyatçı ile ilgili kısa bilgiler verip, değerlendirmeler yaptıktan sonra onun hakkında yazılanlardan ve Saba’nın söyleşi ve yazılarıyla şiirlerinden ve hikayelerinden bazı örnekleri bir araya getirip yayımladı.

Mehmet Nuri Yardım da “Ziya Osman Saba (HayatıSanatı-Eserleri-Eserlerinden Seçmeler)” ve “Ziya Osman Saba Sevgisi (Ziya Osman’a Dair Yazılar)” başlıklı çalışmalarında hem Saba ile ilgili değişik tarihlerde yayımladığı kendi yazılarını hem de hakkında yazılmış yazıların önemli bir kısmını bir araya getirdi.

Ziya Osman Saba üzerine ise yapılan akademik çalışmalar, 1991 yılında başladı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ziya-osman-saba-turk-edebiyatinin-onemli-isimlerinden-bir-sanatkar/feed/ 0
Ketebe Yayınları, gençlik kitapları projesine başladı https://www.haber60.com.tr/ketebe-yayinlari-genclik-kitaplari-projesine-basladi/ https://www.haber60.com.tr/ketebe-yayinlari-genclik-kitaplari-projesine-basladi/#respond Sun, 07 Jan 2024 07:27:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2545 “Yazı kalır” sloganıyla yola çıkan ve bugüne kadar binin üzerinde kitap yayımlayan Ketebe Yayınları, Ketebe Genç markası altında gençlik kitapları projesine başladı.

Espressolab Roastery’de düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan proje danışmanı Güray Süngü, genç edebiyat ve gençlik dizisinin neler olduğundan bahsederek, “Gençlik edebiyatı altında kategorileştirebileceğimiz eserlerin, son yıllarda yayıncılık sektöründe çok daha net çizgilerle ayrıldığını, kendisini hem çocuk hem de yetişkin edebiyatından başka bir dille, görünüşle, biçimle konumlandırdığını biliyoruz. Muhakkak böyle de olmalı, bambaşka ihtisas gerektiren bir alan bu. Gençlerin duyguları, düşünceleri ve beklentileri çocuklardan da, yetişkinlerden de farklı.” dedi.

Genç okurlar için iyi edebiyatın yazılması ve sunulmasının önemli bir mesele olduğunu altını çizen Süngü, şöyle devam etti:

“Gençlerin duygu dünyalarını dikkate alan, onların düş gücünü ve merak duygusunu tetikleyecek ama her şeyden de önemlisi estetik ve yazınsal bir değer taşıyan, kendi kültürel ve tarihsel kodlarımızı içeren eserler yayımlamayı planlıyoruz. Esası ortaya koymak en kolayı, zaten yayıncıyız, yayıncılığı bir bütün olarak hangi saikle yapıyorsak, genç edebiyatı da aynı saikle yapacağız. Yazarlarımıza gençlik edebiyatı için romanlar, hikayeler yazdırıyoruz. Çağdaş dünya edebiyatının önemli ve gençlerimizin ilgisine değer olanlarını dilimize kazandırmak istiyoruz. Klasiklerin gençler için hazırlanmış halleri, Batı klasikleri için çokça yapıldı. İslam ve Türk klasiklerini bu türden edisyonlarla yayımlamak için çalışmalarımız var.”

Süngü, gençlerin önünde kitap dışında filmler, diziler, sosyal medya platformları, bilgisayar oyunları, süper kahramanlar ve vatpad romanlar gibi çok fazla oyuncak tarzı şeyler olduğuna işaret ederek, “Zengin bir kültürümüz, tarihimiz var. Orada anlatılacak çok hikaye, peşine düşülecek çok imge var. Dünya bir bahçedir diyelim, ne ekersen elbet onu biçersin, öte yandan ektiğin tohum bahçenin değişmesine dönüşmesine de bir vesiledir, bu sadece senin biçmen ve biçtiğinle doymandan daha büyük bir şeydir.” değerlendirmesini yaptı.

“Bu yolculuğun gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz”

Ketebe Genç Editörü Zeynep Tuğçe Noyan ise “Ketebe Genç, gençlerin sesine kulak veren, onların hayallerini, heyecanlarını ve hatta endişelerini sayfalarına taşıyan bir proje. Genç yetişkinlerin dünyasına adım atarken, onların gözünden dünyayı görmeyi, onlarla birlikte büyümeyi ve öğrenmeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.

Noyan, proje ile genç okurların kendilerini keşfetmelerine, düşünce ufuklarını genişletmelerine ve toplumda aktif birer birey olarak yer almalarına imkan tanımaya çalıştıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bu yolculuğun, sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda gençlerin düşüncelerini, hayallerini ve yaratıcılıklarını besleyecek bir serüven olduğuna inanıyoruz. Çıkış yaptığımız ilk kitaplardan biri olan ‘Minik Kızıl Gezgin’, Newbery Onur Ödüllü yazar Margi Preus tarafından yazıldı ve gezgin olmak isteyen minik bir sincabın büyük macerasını konu ediyor. Furkan Çalışkan’dan ‘Cabi’nin Kulesi- Uzun Yürüyüşlerin Kısa Kitabı’ ise korkuya karşı cesareti, çirkinliğe karşı güzelliği, rüzgara karşı yürümeyi tercih eden cesur ve genç okurları, Aliya İzetbegoviç’in hikayesine davet eden kurgu bir eser. ‘Ahmed Aziz’in Destansı Yılı’, ailesiyle birlikte Amerika’da yeni bir eyalete taşınan 12 yaşındaki Ahmed Aziz’in okula ve çevresine uyum sağlama sürecini konu ediniyor. Arkadaşlık, akran zorbalığı, hastalık, aile bağları, kitap okuma sevgisi ve empati, kitapta işlenen temalar arasında.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ketebe-yayinlari-genclik-kitaplari-projesine-basladi/feed/ 0