Edebi – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Wed, 27 Mar 2024 23:27:03 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Prof. Dr. Mehmet Can Doğan: Şiir Benim Kişiliğimle Bütünleşik Bir Şey https://www.haber60.com.tr/prof-dr-mehmet-can-dogan-siir-benim-kisiligimle-butunlesik-bir-sey/ https://www.haber60.com.tr/prof-dr-mehmet-can-dogan-siir-benim-kisiligimle-butunlesik-bir-sey/#respond Wed, 27 Mar 2024 23:27:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=24076 “Camekan”, “Şiirin Retoriği”, “Şair Sözü”, “Modern Türk Şiiri”, “Şiir Ölüyor mu?” adlı kitapların da aralarında bulunduğu birçok esere imza atan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Can Doğan, “Şiir benim kişiliğimle bütünleşik bir şey. Kendimi şiirin dışında bir metin türüyle tanımlayamıyorum. Dili de gerek günlük iletişimde gerek edebi düzeyde olsun, şiirin belirlediği bir düzlemde algılıyorum.” dedi.

Şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türk edebiyatına ve şiire duyduğu ilgiyi ve şiirle ilgili düşüncelerini AA muhabirine anlatan Doğan, “Ben Size Çok Geldim” adlı şiir kitabının geçen yıl okuyucuyla buluştuğunu, bu kitabın hemen ardından öncekilerden farklı yeni bir şiir dosyası üzerinde çalışmaya başladığını, ayrıca “Yüzyılın Edebiyat Dergileri” üzerine bir yazı kaleme aldığını söyledi.

Şair, yazar, eleştirmen Doğan, Türk şiirinin büyük bir birikimi olduğunu belirterek, “Şiir, diğer türlere göre en azından tarih itibarıyla daha eski bir metin türü. Diğer edebi metinlerle karşılaştırıldığında, şiir, bana göre, dilin kullanım özelliğiyle ayrışan bir sanat dalı.” ifadelerini kullandı.

Edebiyatın dil ile yapılan bir sanat olduğunu vurgulayan Doğan, şiirin de bunun en rafinesi olarak dilin içinde bir sanat eseri oluşturma çabasında olduğunu, her türlü çağrışım imkanı gözetilerek dili kullanabilme yeteneğini gösterdiğini kaydetti.

Mehmet Can Doğan, tarihi açıdan bakıldığında şiir ve müziğin en eski sanatlardan olduğuna işaret ederek, şunları aktardı:

“Bizim edebiyatımız açısından bakıldığında kültürel büyük dönüşümler sürecinde tabii ki şiirin de değiştiğini biliyoruz. Batı’yla temasın başladığı ve yoğunlaştığı modernleşme sürecinde, yeni kurmaca türleri de tanınır, Batılı tarzda hikaye ve roman yazılmaya başlanır. Şiir de bu süreçte yeni bir medeniyet dünyasına katılma heyecanıyla değişir. Yeni kurmaca türler tarihsel seyir içinde gelişip yükselmesine rağmen, bizim edebiyatımızda şiir, ağırlığını hiçbir zaman kaybetmedi. Bir de aynı zamanda münevver, entelektüel olarak beliren, edebiyatın içindeki aktörler hep şair olduğu için edebiyatı temsil anlamında da şairler üzerinden şiir belirginleşti.”

“Şiir Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir”

Türk edebiyatında hikaye anlatma geleneğinin bulunduğunu vurgulayan Doğan, “İster anonim olsun, ister söyleyeni, yazarı bilinen metinler anlamında ortaya çıksın elbette bir hikaye anlatma geleneği vardı. Fakat o gelenek ile Batı edebiyatlarından görülerek onlara benzeyecek şekilde oluşturulan yeni hikaye, roman anlayışı şiire göre çok genç. Yani yeni kurmaca metinleri 1870’li yıllara tarihleyebiliriz. Bu nedenle şiir, Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yerdedir. Bir de edebiyatın nefes aldığı ortamlar diyebileceğimiz gazetelerin, ilk zamanlardan günümüze, edebiyat dergilerinin hepsinde, şiir öne çıkan bir kurmaca metin tipi olduğu için de bir ayrıcalık taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Doğan, kendisi için de şiirin diğer edebi metinlere göre çok daha önde olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Hem kurmaca metin olarak yazdığım bir şey anlamında öndedir hem de eleştirmen veya akademisyen kimliğimle değerlendirme alanıma aldığım kurmaca metin olarak şiirin özel bir yeri vardır. Bununla birlikte elbette hikaye okumaktan da hoşlanırım, sevdiğim hikayeciler ve hikayeler de var. Roman okumaktan da çok hoşlanırım. Romanlar ve hikayeler üzerine de yazılar yazdım ama şiirin yeri bambaşka. Şiir benim kişiliğimle bütünleşik bir şey. Kendimi şiirin dışında bir metin türüyle tanımlayamıyorum. Dili de gerek günlük iletişimde gerek edebi düzeyde olsun, şiirin belirlediği bir düzlemde algılıyorum. Hepimiz dilsel varlıklarız. Kendi hesabıma, şiirsel bir varlık olduğumu söyleyebilirim.”

Dünyada her şeyin çok çabuk eskitildiği, hızla tüketilip değersizleştirildiği bir kriz döneminden geçildiğini sözlerine ekleyen Doğan, şiirde de bu süreçte farklı denemeler ve arayışlarla oluşan yapıya karşı bir tutum geliştirmeye çalışıldığını, krizlerin aynı zamanda atılımları da içinde taşıdığını vurguladı.

Mehmet Can Doğan, birikim açısından bakıldığında divan şiiri, halk şiiri ve modern dönemdeki pek çok metinde bu duyarlılığın var olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:

“Günümüzün krizini yansıtan ve yüzeysel görünen metinler, bizi yanıltmamalı. Çünkü geçmiş de bir biçimde yaşıyor. Hangi dönemin veya tarzın şiiri olursa olsun onlarla temas kurduğumuzda hala onlardaki derinlik bizi içine çekiyor. Ama temas kurabilme niyeti ve çabası, bu hız dünyasında onların içindeki sükunetle buluşabilme niyeti ve gayreti tabii ki bir tercih. Bir de üretilme meselesi var. Günümüzde üretilen şiirlerde de farklı eğilimler, farklı yazma tarzları var. Fakat görsel dünya baskın olduğu için, metinlerin iletişim sürecindeki akışkanlığı ve dolaşımı da dikkate alındığında kimi eğilim ve tarzların öne çıktığı veya çıkarıldığı görülüyor. Öne çıkanlara, çıkarılanlara bakarak yüzeyselleşmeden söz ediliyor. Sislenme veya perdelemeden kaynaklanan bir eksik görme biçimi bu. Sis dağılıp perde kaldırılırsa derinlikli metinler de fark edilir.”

“Şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerekiyor”

Her şair ve yazılan her metin için yüzeyselliğin geçerli olmadığına işaret eden Doğan, “Örneğin bir eğilim şeklinde bilgisayar dilinin veya siber dünya dilinin bir grup şairin şiirlerine çok fazla yansıdığını görüyoruz. Bununla birlikte başka bir grupta epik bir tarz beliriyor, şiir uzuyor, dramatik bir yapı kazanıyor. Başka bir tarzda yazanlarda, daha kısa metinlerle lirik şiir damarı sürüp gidiyor. Başka bir şey olarak da görsel şiir, yapım şiir veya iş denen, bilgisayar dilinin imkanlarıyla veya teknik imkanlarla birbirinin üzerine bindirilen görüntülerle kurgulanan şiirler de var. Böyle renkli ve zengin bir şiir dünyası söz konusu. Tabii ki insanların algısı yüzeyselleşse de derin metinler bir yerde duruyor ama bu algıda derinlik karşılık bulmuyor. Dolayısıyla baskın yapı ve algıya bakarak metnin de yüzeyselleştiğini söyleyemeyiz, özellikle geçmiş metinlerin. Günümüzdeki bazı metinlere bakıldığında pek tabii yüzeysel olanı da var, bile isteye yüzeyselliği tercih eden şairler de var. Bunun yanında başka şairlerin şiirleri de bulunuyor. O yüzden, şiirin yüzeyselleştiği önermesini mutlaklaştırmamak gerektiği kanısındayım.” dedi.

Doğan, şiirle ve edebiyatla ilgilenenlere seslenerek, “Şairin dile inanması gerekir. Dile inanırsak dil bizi yaşatır. Şiir okurları için de aynı şeyin geçerli olduğu kanısındayım. Şairin ve şiirin varlık gerekçesi dildir. Dolayısıyla şairin de okurun da dile inancını yitirmemesi, bundan kuşku duymaması gerekir.” diye konuştu.

Özellikle şiir alanındaki araştırma, inceleme ve eleştiri çalışmalarıyla tanınan Doğan, “Beş Şair Beş Poetika” çalışmasıyla 1993 Milliyet Edebiyat Ödülü, Camekan kitabıyla 2018 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri Şiir Ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği 2018, 10. Edebiyat Mevsimi Şiir Büyük Ödülü ve 2022 Necip Fazıl Kısakürek Şiir Ödülü’nün sahibi oldu.

“Güzel Sayfa Popüler Edebiyatın Sapa Yolları”, “Modern Türk Şiiri-Olgular, Eğilimler, Akımlar” ve “Benliğin ve Özgürlüğün Azabı-Romanlarla Düşünmek” adlı eserleri kaleme alan Doğan ayrıca “Öncesi de Kalır”, “Yitiksiz”, “Bu Dünya Herkese Güzel”, “Fotoğraf Tahlilleri”, “Şiir Ölüyor mu?”, “Yedi Meş’ale”, “Keziban’a Mektuplar”, “Ne Yalan Söyleyeyim-Salon Dergilerindeki Yazılar”, “Edebiyat ve Edebiyat Tarihi Özü” “Pir Sultan Abdal” adlı eserleri yayına hazırladı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/prof-dr-mehmet-can-dogan-siir-benim-kisiligimle-butunlesik-bir-sey/feed/ 0
Nurullah Genç: Şiirin hayattaki yeri yılda bir günden ibaret olmamalı https://www.haber60.com.tr/nurullah-genc-siirin-hayattaki-yeri-yilda-bir-gunden-ibaret-olmamali/ https://www.haber60.com.tr/nurullah-genc-siirin-hayattaki-yeri-yilda-bir-gunden-ibaret-olmamali/#respond Tue, 26 Mar 2024 21:45:45 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=23568 “Yağmur”, “Rüveyda”, “Denizin Son Martıları”, “Gül ve Ben”, “Yankı ve Hüzün”, “Çiçekler Üşümesin” adlı eserleri kaleme alan şair ve yazar Nurullah Genç, “Şiir okumadığım gün kalbim acıyor gibi hissediyorum. Mutlaka şiirle hemhal olmam lazım.” dedi.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek amacıyla ilan edilen 21 Mart Dünya Şiir Günü, 25 yıldır kutlanıyor.

Dilsel çeşitliliğe de bir fırsat sunması hedeflenen Dünya Şiir Günü kapsamında, birçok ülkede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

Şiirin hayatındaki önemini, edebiyat-kültür-medeniyet ilişkisini ve gelecek nesillerden beklentilerini AA muhabirine anlatan Genç, şiirin hayattaki yerinin yılda bir günden ibaret olmaması gerektiğini belirterek, “Dünya Şiir Günüymüş. ‘Ben bir de şiiri hatırlayayım.’ filan diyebileceğimiz bir şey değil şiir. Dolayısıyla bu günlerle alakalı zaman zaman eleştirilerimi de dile getiriyorum. Yani insanlara değişik halleri için birer gün ayıran dünyanın, diğer günlerde o ayırdığı günle ilgili anlamı unutturmasını ben kabullenemiyorum.” diye konuştu.

Nurullah Genç, insanın her gün şiir okuması ve şiirle iç içe olması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Sözü katmanlandırdığımız, tabakalandırdığımız zaman şiirin nerede olduğunu görüyoruz. Sözün üstünde kelamıkibar, kelamıkibarın üstünde de şiir vardır. Şiirin üstünde hadis, hadisin üstünde Allah kelamı vardır. Dolayısıyla şiir zaten mukaddes sözdür yani ayet ve hadisin hemen altında yer alır. Bizim şiirimiz, inandığımız şiir böyledir. Dolayısıyla siz bu kadar önemli bir söz katmanını, şiiri yılda bir güne mahkum ederek değerlendirmemelisiniz. Anmak açısından olabilir yani bir gün şiirle alakalı kutlamalar yapıp, insanlara şöyle seslenebilirsiniz, ‘Kalan 364 gününüzü şiirle doldurun, şiiri unutmayın, şiir şöyle bir şeydir, şöyle bir faydası vardır.’ diye bir günlük bir kutlama programı yapabilirsiniz. Ama yılda bir gün şiir günü olmamalı diye düşünüyorum.”

“Şiir okumadığım gün kalbim acıyor”

Hemen her gününün şiirle geçtiğini, çocukluğundan bu yana iç dünyasında şiirle yaşadığını vurgulayan Genç, 9-10 yaşlarındayken yirminin üzerinde şiir ezberlediğini dile getirdi.

Genç, kendisinden bir parça gibi gördüğü şiirle iç içe olduğunun altını çizerek, “Şiir okumadığım gün kalbim acıyor gibi hissediyorum. Mutlaka şiirle hemhal olmam lazım.” ifadelerini kullandı.

Şiirin kelimelerden tasarruf, anlamdan çoğaltma olduğunun altını çizen usta şair, şöyle devam etti:

“Kelimelerden tasarruf ederken anlamı çoğaltabiliyorsanız şiirin dünyasına girmişsinizdir demektir. Yani en az kelimeyle en yüksek anlama ulaştığınızda şiir doruğa ulaşır çünkü buna ihtiyaç vardır. Yani bir meseleyi anlatmak için uzun uzun, dakikalar dolusu, saatler boyu konuşmanız gerekmez her zaman. Buna zaman da imkan da müsait olmaz. Kişinin kendi hafızası, bunu gerçekleştirme durumu da müsait olmayabilir. Dolayısıyla şiir aslında o kadar büyük bir imkan ki, bir şiir beytiyle herhangi bir insana herhangi bir konuda mesaj verebilirsiniz. Siz divan edebiyatından bir beyitle insanlara, o anda belki ciltler dolusu kitap okumayla elde edebilecekleri bir anlamı, o tasarruf edilmiş kelimelerle ama çoğaltılmış anlamla o anda ulaştırabilirsiniz.”

Nurullah Genç, şiirin mesajı, ilhamı, sevgiyi, hissi, duygu ve bilgiyi ihtiva ettiğine işaret ederek, “Bunları şiir metniyle alabilirsiniz ve şiir metniyle başkalarına ulaştırabilirsiniz. Şiir bu manada çok önemli bir imkandır. Bundan haberdar olmayan kişilerin kaybı var diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Anlam ya da sanat değeri itibarıyla şiirin edebi türlerin şahı olduğunu vurgulayan Genç, şunları söyledi:

“Edebiyatın kendi anlamından yola çıkarsak da yine böyledir. Edebiyat, edep kökünden türer. Edep ölçülülük, ölçülü davranmak demektir ve hayatımızın tamamını kuşatır. Mesela ticarette ölçü, hakkıyla satın almaktır ya da bir ürünü hakkıyla hak ettiği şekilde satmaktır. Adaletin ölçüsü her iki tarafın da adil bir şekilde değerlendirilerek, kararın adil bir şekilde verilmesidir. Adaletin edebi budur. Yüzün edebi tebessümdür, kalbin edebi muhabbettir. Edep hayatımızın her tarafını kuşatır ve ölçülülük demektir. O zaman edebiyatta ölçülülük yani kelamda ölçülülük edebiyatsa, kelamda ölçülülüğü bize en güzel öğreten de şiirdir. Nesirden daha fazla öğretir ölçülülüğü. Mesela rastgele bir metni şiir olarak yazamaz, sunamazsınız. İster serbest, ister aruz, ister hece olsun belirli ölçüleri vardır. O ölçülere uymadığınızda metin, şiir metni olmaktan çıkar. Dolayısıyla edebiyatın edep yanını yani ölçü yanını bize en çok hissettiren alan olduğu için de şiir, edebi türleri içerisinde birinci sıradadır.”

“Bizim şiir geçmişimiz ihtişamlıdır”

Nurullah Genç, çocukluğunun geçtiği odada divan edebiyatından örneklerin okunarak izah edildiğini belirterek, “Bizim şiir geçmişimiz ihtişamlıdır. Ancak cumhuriyetle birlikte dumura uğrayan kültür, irfan aktarımı, medeniyetimizin gelecek nesillere aktarılmasında yaşadığımız kırılganlık kopukluk şiirimize de yansımıştır.” dedi.

Özellikle Batılılaşmanın, Batıya ve Batı şiirine hayranlıkla ön plana çıkmasıyla divan edebiyatının tu kaka edilerek üstünün örtüldüğünü aktaran Genç, “Batı’dan ilham alınarak yazılan yeni şiir, maalesef edebiyatın o edep sıfatını da aşarak, ölçüyü bozarak bizim şiirimizi bir anlamda tarumar eyleme noktasına ulaştırılmıştı. Bu nedenle mana itibarıyla Müslüman olan bir milletin, İslam medeniyetinin içinde yaşayan insanların, sözün katmanlarında en üste koyduğumuz Allah kelamını ve Peygamberimizin hadislerini devre dışı bırakıp sadece şiire yönelmeleri düşünülemez.” değerlendirmesinde bulundu.

Müslüman milletin şiiri nasıl yazması gerektiğine dair ölçülerin Kur’an-ı Kerim’de de yer aldığını kaydeden Genç, şu bilgileri verdi:

“O ölçüler ters yüz edilerek şiirimiz yeniden harmanlanmaya çalışıldığı ve köklerinden de koparıldığı için milletimizin değerleriyle örtüşmeyen bir şiir anlayışı maalesef ön plana çıkmıştır. Fakat inşallah milletimiz kendi özüyle medeniyetiyle bütünleşmeye, nesillerimiz geçmişimizi, tarihimizi ve şiirimizin eski ihtişamını öğrenmeye devam ettikçe gelecekte çok daha güzel şiirler yazacak insanlarımız olacaktır.”

“Kendimi bir medeniyete ait hissederek şiir yazdım”

Ayrım gözetmeksizin bütün ekolleri, okulları, şairleri, dünya edebiyatını, geçmişi ve bugünü okumaya çalıştığının altını çizen Genç, “Bugüne kadar kendimi herhangi bir ekole ait görerek şiir yazmadım. Fakat ben kendimi bir medeniyete ait hissederek şiir yazdım. Bu medeniyet bizim kalp, gönül medeniyetimizdir, İslam medeniyetidir.” şeklinde konuştu.

Şiirlerini kaleme alırken Ka’b Bin Zuheyr, Hassan Bin Sabit, İmam Busiri, Nabi ve Fuzuli’nin bugüne ulaşmış şiirleriyle açtığı yoldan, bu yolu genişleterek ve büyüterek yürümeye çalıştığını kaydeden Genç, “Bizim medeniyet yolumuzun dışındaki bir yoldan ya da ekolden yola çıkarak şiir yazmayı hiçbir zaman düşünmedim. Mühim olan var olanı, bugüne geleni geliştirerek yeni nesillere aktarmaktır.” dedi.

Prof. Dr. Nurullah Genç’in “Tutkular Keder Oldu”, “Yollar Dönüşe Gider” ve “İntizar” romanlarının yanı sıra şiirleriyle aynı adı taşıyan “Yağmur”, “Rüveyda”, “Denizin Son Martıları”, “Siyah Gözlerine Beni de Götür”, “Gül ve Ben”, “Yankı ve Hüzün”, “Çiçekler Üşümesin”, “Aşk Ölümcül Bir Hülyadır”, “Hüznün Lalesidir Dünya” ve “Birkaç Deli Güvercin” gibi şiir kitapları bulunuyor.

Şiirleri pek çok ödül alan ve usta ses sanatçıları tarafından seslendirilen Genç, akademik çalışmaları, verdiği eğitimler, danışmanlık hizmetleri, seminerler ve konferansların yanı sıra ödüllü profesyonel fotoğraflarıyla da tanınıyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/nurullah-genc-siirin-hayattaki-yeri-yilda-bir-gunden-ibaret-olmamali/feed/ 0
Şair Arif Ay: Şiir, yaşama tarzımdır her şeyden önce https://www.haber60.com.tr/sair-arif-ay-siir-yasama-tarzimdir-her-seyden-once/ https://www.haber60.com.tr/sair-arif-ay-siir-yasama-tarzimdir-her-seyden-once/#respond Sat, 23 Mar 2024 21:25:14 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=22657 Şair ve yazar Arif Ay, şiirle olan bağına ilişkin, “Şiir yaşama tarzımdır her şeyden önce. Kötülüklerle, zulümlerle, haksızlıklarla savaşmamın bir aracı.” dedi.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek amacıyla ilan edilen 21 Mart Dünya Şiir Günü, 25 yıldır kutlanıyor. Dilsel çeşitliliğe de fırsat sunması hedeflenen gün kapsamında birçok ülkede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

“Hıra”, “Dosyalar”, “Şiirin Kandilleri”, “Yirmi Yaş Şiirleri” ve “Dağlara Götür Beni” adlı şiir kitaplarına imza atan Ay, şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türkiye’de şiirin durumunu ve şiire olan ilgiyi AA muhabirine anlattı.

Arif Ay, şiirin hayatının odağında yer aldığına dikkati çekerek, günlük uğraşlarının arasında ilk sırada her zaman şiirin yer aldığını vurguladı.

“Şiir, yaşama tarzımdır her şeyden önce”

Şiirin diğer edebi türler içindeki yerine de değinen Ay, “Şiir, edebi türlerin en eskisi. İnsanoğlunun yaratılışıyla başlar şiirin tarihi. Başta her anlatı manzumdu. Daha sonra şiirin dışındaki türler nesirle ifade edilmeye başlandı. Şiir, bir söz sanatı olarak dilin en derinlikli, en incelikli kullanıldığı bir edebi türdür. Etki gücünün büyük olması, bellekte kalıcı olması, onu diğer türlerden farklı kılar.” şeklinde konuştu.

Şair Ay, şiirle neden iç içe olduğuna dair, “Şiir, yaşama tarzımdır her şeyden önce. Kötülüklerle, zulümlerle, haksızlıklarla savaşmamın bir aracı. Ayrıca şiir, yaratılışın güzelliklerini, hikmetlerini paylaştığım bir edebi türdür. Çağa tanıklığımın bir belgesi. Yaşama aşkının somut ve soyut ifade biçimidir benim için şiir.” ifadelerini kullandı.

“Bugünkü şiir insana ulaşamıyor”

Türk şiirinin geçmişiyle bugününü değerlendiren Ay, “Türk şiiri, geçmişte kendi kaynaklarımızdan, kendi medeniyet değerlerimizden beslendiği için daha bize ait bir sesi ve bize ait bir anlam dünyası vardı. Bugünkü şairler kendi kaynaklarından ziyade Batı’dan besleniyorlar ya da hiç bir kaynaktan beslenmiyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Arif Ay, bugünkü şiirin genel olarak insanın evrensel ortak değerlerinden kopmuş durumda olduğunun, insana ulaşamadığının altını çizdi.

Şiirde takip ettiği bir kişi veya ekol olmadığını sözlerine ekleyen Ay, “Bütün iyi şairleri okurum. Onların dili nasıl kullandıklarını anlamaya çalışırım. Benim şiirim kendi sesimin, kendi mizacımın, inancımın ve dünya görüşümün ifadesidir.” dedi.

Arif Ay kimdir

Niğde’de 1953’te doğan Arif Ay, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı, ardından Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi.

Bir süre devlet memurluğu görevinde bulunan Ay, halen Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

Ay “Sen Geçerken”, “Güne Doğan Koşu”, “Uzun Bir Hüzün”, “Bin Yılın Destanı”, “Dik Durmak”, “Şiirimin Şehirleri”, “Puslar İçinde”, “Dokuz Kandil”, “Gün Dökümü”, “Ateş ve Caz”, “Dipköşe”, “Fuzulinin Yalnızlık Arkadaşı Sezai Karakoç”, “Saat Yirmi Dörtte Saksafon Dersi” ve “Gece Yazıları”nın da aralarında bulunduğu çok sayıda esere imza attı.

Şair Ay’ın antoloji çalışmaları “Anne Hikayeleri”, “Türk Edebiyatında Anne Şiirleri” ve “Türk Edebiyatında Çocuklara Şiirler”den oluşuyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/sair-arif-ay-siir-yasama-tarzimdir-her-seyden-once/feed/ 0
Falih Rıfkı Atay’ın Vefatının Ardından 53 Yıl Geçti https://www.haber60.com.tr/falih-rifki-atayin-vefatinin-ardindan-53-yil-gecti/ https://www.haber60.com.tr/falih-rifki-atayin-vefatinin-ardindan-53-yil-gecti/#respond Tue, 19 Mar 2024 23:00:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=20946 Türk edebiyatının üretken isimlerinden biri olan gazeteci, yazar ve siyasetçi Falih Rıfkı Atay’ın vefatının ardından 53 yıl geçti.

Hakkında birçok akademik çalışma kaleme alınan Atay, Hoca Hilmi Efendi ile Huriye Cemil Hanım’ın çocukları olarak 1894’te İstanbul Fatih’te dünyaya geldi.

Asıl adı Mustafa Rıfkı olan usta edebiyatçı, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Atay” soyadını aldı. Bu soyadını almasına ilişkin, “Ben bir sabah Tarama Dergisi’ni açmış, ilk sayfalarda en sevimli kelimeyi soyadı almaya karar vermiştim. ‘Atay’, o sabahki seçmenin eseridir.” diye açıklamıştı.

Sübyan mektebinin yanı sıra Rehber-i Tahsil Rüştiyesi ve Mercan İdadisi’nde öğrenim gören Atay, müdürlüğünü Hüseyin Cahit Yalçın’ın yaptığı Mercan İdadisi ikinci sınıfında okurken yazmaya merak duyarak ilk şiirlerini 1909’da kaleme aldı.

“Kenar-ı Kabrinde” ve “İhtizar-ı Müebbed” isimli ilk şiirleri 1910’da “Servet-i Fünun” dergisinde okuyucuyla buluşan Atay’ın düzyazı türünde ilk denemesi ise “Tecelli” dergisinde 1911’de yayımlandı.

Yahya Kemal’in teşvikiyle düzyazıya başladı

İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinde de eğitim alan ve sonrasında Çerkeş’te subay olarak görevli ağabeyinin yanına giden Atay’ı düzyazıya yönelten Yahya Kemal oldu.

Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Refik Halit Karay ve Fazıl Ahmet Aykaç’ı sevdiği bilinen usta yazar, ilk siyasi yazısı sayılabilecek küçük bir protesto mektubunu 1913’te Tanin gazetesine gönderdi.

Mektubi, Sadaret, Dahiliye kalemleri ile Talat Paşa’nın yanında çalışan Atay, “Akşam”, “Şehbal”, “Şair”, “Nedim” ve “Yeni Mecmua”daki fıkra, makale, tartışma ve başka türdeki yazılar da kaleme aldı.

Akşam gazetesinde yazdığı “Günün Fıkrası” ile asıl şöhretini kazanan usta kalemin bu yazıları, ülkenin kurtuluşuna dair edebiyatın serüvenini anlamak açısından da oldukça öğretici nitelikteydi.

Suriye ve Filistin’de Cemal Paşa’nın katipliğini yaptı

Falih Rıfkı Atay, Talat Paşa’nın Bükreş’e yaptığı bir geziye katıldı ve ilk yurt dışı röportajını buradan gönderdi. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda ihtiyat zabiti olarak gittiği Suriye ve Filistin’de Cemal Paşa’nın özel katipliğini yaptı.

Cemal Paşa Bahriye Nazırlığı göreviyle İstanbul’a dönünce, Bahriye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdür Muavinliği görevine getirilen ve Yunan ordusunun geri çekilirken yaptığı zulmü incelemek için kurulan Tetkik-i Mezalim Heyeti’ne üye olan Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve Mehmet Asım gibi isimlerin yer aldığı bu heyetle Batı Anadolu’da incelemeler de yaptı.

Bolu’dan 1923-1927, Ankara’dan ise 1927-1950 arasında milletvekili olan Atay, bu dönemde “Hakimiyet-i Milliye”, “Milliyet”, “Ulus” ve “Dünya” gazeteleri için başyazılar, sohbetler ve anılar yazdı.

Süreli yayınlarda, neredeyse bütün hayatını günü gününe kayda alan yazar, gerek politik gerek tarihi gerekse edebi açıdan Türkiye’nin nabzını tuttu. Ülkenin geçirdiği her dönüşümü kaleme aldı.

Daha çok gazete ve dergi yazıları yazan Atay, fıkraları, gezi yazıları ve anılarıyla biliniyor. Genç yaşta başladığı gazetecilik kariyerini ömrünün sonuna kadar sürdürdü.

Anadolu Ajansının kurucuları arasında yer aldı

İzmir’in kurtuluşundan sonra tanıştığı Cumhuriyetin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dostluğunu kazanan Atay, kültür, sanat ve bilim alanında alınan kararların uygulanmasında rol oynamanın yanı sıra Anadolu Ajansının da kurucuları arasında da yer aldı.

“Atatürk’ün Bana Anlattıkları” (1955), “Çankaya” (1961) ve “Atatürk Ne İdi?” (1968) adlı kitaplarını da bu dönemde yazan Atay, “Bizim Akdeniz”, “Zeytindağı”, “Yolcu Defteri” ve “Taymis Kıyıları” kitaplarında da genç cumhuriyetin ilk yıllarına odaklandı.

Kalp krizi sebebiyle 20 Mart 1971’de İstanbul’da vefat eden Falih Rıfkı Atay’ın eserlerinden bazıları şöyle:

“Ateş ve Güneş”, “Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri”, “Batış Yılları”, “Atatürk’ün Hatıraları”, “Faşist Roma – Kemalist Tiran – Kaybolmuş Makedonya”, “Deniz Aşırı”, “Yeni Rusya”, “Moskova-Roma”, “Tuna Kıyıları”, “Hind”, “Yolcu Defteri”, “Gezerek Gördüklerim”, “Roman”, “Eski Saat”, “Niçin Kurtulmamak”, “Çile”, “İnanç”, “Londra Konferansı Mektupları”, “Türk Kanadı”

]]>
https://www.haber60.com.tr/falih-rifki-atayin-vefatinin-ardindan-53-yil-gecti/feed/ 0
Ömer Seyfettin’in vefatının üzerinden 104 yıl geçti https://www.haber60.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/ https://www.haber60.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/#respond Wed, 06 Mar 2024 00:57:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=15822 “Kaşağı”, “Falaka”, “Diyet”, “Yalnız Efe”, “Pembe İncili Kaftan” ve “Perili Köşk”ün de aralarında bulunduğu çok sayıda esere imza atan, Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin’in vefatının üzerinden 104 yıl geçti.

Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir Gönen’de dünyaya geldi.

Usta edebiyatçı, 7 yaşına kadar kaldığı Gönen’de, 4 yaşından itibaren medrese eğitimi veren mahalle mektebine gitti.

Babasının Ayancık’a atanmasının ardından sübyan mektebine başlayan yazar, verilen eğitimi beğenmeyen ailesi tarafından 1892’de İstanbul’da Mekteb-i Osmani’ye yazdırıldı.

Ömer Şevki Efendi, kendisi gibi asker olmasını istediği oğlunu, Eyüpsultan Askeri Baytar Rüştiyesine yerleştirdi. Burada tiyatroyla da tanışan ve yazmaya ilgi duyan Seyfettin, rüştiyeden arkadaşı Aka Gündüz ile Edirne Askeri İdadisinde eğitimine devam etti. Her iki okul, usta yazarın askeri kimliğinin yanı sıra edebiyata yönelmesinde önemli rol oynadı.

İlk şiiri Mecmua-i Edebiyye’de yayımlandı

İdadinin son sınıfındayken, yazdığı şiirleri çeşitli dergilere gönderen Seyfettin’in ilk şiiri, Mecmua-i Edebiyye’de okuyucuyla buluştu.

Ömer Seyfettin, 1900’de İstanbul Kara Harp Okuluna girdi. Okuldan 1903’te mezun olan yazar, kura sonucu Kuşadası Redif Taburuna atandı. Aynı yıl taburda yaşanan karışıklıklar dolayısıyla göreve Kuşadası’nda değil Rumeli’de başladı.

Selanik ve Manastır’a bağlı Pirlepe’de çeşitli görevlerde bulunan yazar, elde ettiği başarılar dolayısıyla 2 liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. İsyanın bastırılmasının ardından 6 Eylül 1904’te bağlı bulunduğu taburla Kuşadası’na döndü.

Askeri okullardaki eğitimini başarıyla tamamlayan Seyfettin, 1907’de İzmir’de açılan Jandarma Okulunda öğretmenlik yaptı ve jandarma örgütünün İzmir’deki kuruluş çalışmalarında yer aldı. Ömer Seyfettin, burada “İzmir”, “Ahenk” ve “11 Temmuz” adlı gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldı.

Önemli yazar ve fikir adamlarını tanıdı

Usta edebiyatçı, Baha Tevfik, Şahabettin Süleyman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi önemli yazar ve fikir adamlarıyla tanıştı. Yazar, idadiden arkadaşı Aka Gündüz’den sonra edebi çevresini genişletmeye başladı.

Baha Tevfik’in teşvikiyle Fransızcasını ilerleten Seyfettin’in bu dilde yazdığı birkaç şiir, “Perviz” imzasıyla “Mercure de Soleil” mecmuasında yayımlandı. Aynı yıllarda “Serbest İzmir”, “Sedad” ve “Muktebes” adlı süreli yayın organlarında Seyfettin’in yazı ve şiirleri okuyucuya ulaştı.

Ömer Seyfettin, ordudaki görevinden 1911’de ayrılarak Selanik’e gitti. Askeri rüştiyede başlayan şiir yazma merakı, artık hayatı boyunca sürdürmek istediği bir uğraş haline geldi.

Selanik ve Manastır’da yayımlanan “Bahçe”, “Kadın”, “Hüsn ve Şiir”, “Tenkid” ve “Piyano” mecmualarına şiirler gönderen yazar, Fransız edebiyatından, özellikle Catulles Mendes’ten çeviriler de yaptı.

Edebiyat-ı Cedide topluluğuna uygun şiirler ya da Fransız edebiyatından çevirilerle meşgul olan usta kalem, daha önce bir iki deneme yaptığı hikayeye, bir daha vazgeçmemek üzere döndü.

Seyfettin ve arkadaşları, 1911’de “Genç Kalemler” dergisini okurla buluşturdu. Derginin ilk sayısında Seyfettin’in imzasız yazdığı “Yeni Lisan” adlı başmakale, milli edebiyatın meydana gelmesinde ilk basamağı teşkil etti. Türklerde edebiyat alanında yeni bir uyanışın gerçekleştiğine işaret eden makale ve dergi, Türk edebiyatının dönüm noktalarından biri olarak gösterildi.

Balkan Savaşları başlayınca orduya döndü

Yazar Seyfettin, Balkan Savaşları’nın başlaması üzerine, yaklaşık 1 yıllık yoğun matbuat ve edebi faaliyetten sonra yeniden orduya döndü.

Garp ordusunda önce Kosova’da Sırplara, sonra Yanya’da Yunanlılara karşı yaklaşık 5 ay savaşan Seyfettin, esir düştü ve Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında 10 ay kadar esaret hayatı yaşadı. Yazar, 17 Aralık 1913’te İstanbul’a döndü.

Esaret yıllarını tefekkür dönemi olarak değerlendiren usta edebiyatçı, bir taraftan hikayeler kaleme alırken diğer taraftan dil, kültür ve hayat üzerine düşüncelerini geliştirmeye çalıştı.

Ziya Gökalp ile tanışmasının ardından memleket gerçeklerine yönelen yazar, ilk hikayesini Balkanlar’daki görevi sırasında tuttuğu günlüklerden hareketle “İrtica Haberi” adıyla Genç Kalemler’de yayımladı.

Usta edebiyatçı, 23 Şubat 1914’te askerlikten bir kez daha ayrılarak İstanbul’a döndü.

Kısa süre sonra annesini kaybeden yazar, “Türk Sözü” ile yeniden yazarlığa başladı ve bir süre de “Yeni Mecmua”nın yayın sorumluluğunu üstlendi.

Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan yazar Seyfettin, Ali Canip ile kısa süre Tetkikat-ı Lisaniye’de encümen üyeliği yaptı. Ömer Seyfettin, ders kitapları ve müfredat çalışmalarına katıldı, kaleme aldığı yazılarında ise yabancı okulların kapatılması ve bunların yerine milli okulların açılması yönünde görüşlerini dile getirdi.

Harbiye Nezaretinin kültür ve sanat adamları için 1915’te Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katılan usta kalem, aynı yıl İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerinden Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım ile evlendi. Çiftin, Hatice Fahire Güner adını verdikleri kızı, 1917’de dünyaya geldi. Seyfettin, çok uzun sürmeyen bu evliliğin ardından 1918’de yalnızlık ve bekarlık günlerine döndü.

Yeni Mecmua’da, hikayeciliği yönünden en üretken yıllarını yaşadı

Ömer Seyfettin’in Yeni Mecmua’nın başında bulunduğu dönem, hikayeciliği yönünden en üretken yıllar oldu. “Eski Kahramanlar” serisindeki hikayelerini de yazdığı 1917-1918’de, 32 hikayesi yayımlandı.

Usta hikayeci, ölümüne kadar geçen sürede bir taraftan sağlık problemleriyle uğraşırken diğer yandan kalem faaliyetlerine ve öğretmenliğe devam etti. İşgal günlerinin acı ve endişesi içinde hastalığı ilerleyen yazar, yatağa düştü.

Henüz 36 yaşındayken 6 Mart 1920’de şeker hastalığı nedeniyle vefat eden Ömer Seyfettin’in cenazesi, Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi. Burası tramvay garajı yapılınca Seyfettin’in kabri, 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na taşındı.

150’ye yakın hikaye kaleme aldı

Ömer Seyfettin’in 100’e yakın şiiri, ölümünden sonra bulunan el yazıları ve arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer aldı.

Roman denemeleri “Ashab-ı Kehfimiz”, “Harem”, “Yalnız Efe” ve “Efruz Bey” ile 150 civarında hikayeyi kaleme alan yazar, mensur şiir, fıkra, hatırat, mektup, makale ve çeşitli türlerdeki tercümelerden oluşan geniş bir külliyata imza attı.

Modern Türk hikayeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenen Seyfettin, hikayelerinin konularını belirlerken sadece kişisel tecrübesiyle sınırlı kalmadı.

Seyfettin, çocukluğundan itibaren okuduğu okullar, çalıştığı, gezip gördüğü yerlerde edindiği izlenimler, duyduğu, dinlediği olaylar, okuduğu kitapların yanında, yaşadığı devirdeki sosyal ve siyasi olaylar, Türk tarihi, Türk kültür ve medeniyeti gibi konularla hikayelerinin çerçevesini oluşturdu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/omer-seyfettinin-vefatinin-uzerinden-104-yil-gecti/feed/ 0