“İNSANIMIZIN CANINI YAKAN BİR MESELE VAR”
Ötenazi ifadesinin düzeltilmesi ve veterinerlikle ilgili yasaya atıf yapılmasıyla ilgili bir düzenlemenin söz konusu olduğunu ifade eden Çelik, “Burada esas mesele yani bu ortada bir problem yok da, biz bununla ilgili bir yasal düzenleme yapıyor değiliz. İnsanımızın canını yakan bir mesele var. Çocuklar saldırıya uğruyor, yaşlılar saldırıya uğruyor sokaklarda bir durum var. Yani burada bunu böyle yine her zaman söylediğim insan bu kainatta tek başına yaşamıyor. Doğada bir sürü varlıkla beraber yaşıyor. Bitkilerle beraber yaşıyoruz. Hayvanlarla beraber yaşıyoruz. Tabii ki doğada bu dünyayı bu kainatı paylaştığımız bütün canlılara da hürmet ve saygı göstermek durumundayız.” ifadelerini kullandı.
“HASTALIK YAYMA TEHLİKESİ OLAN HAYVANLARLA İLGİLİ DÜZENLEME SÖZ KONUSU”
Çelik, sözlerinin devamında “Buradaki temel amaç bakın tekrar dün de bir görüntü gerçekleşti. Bir hanımefendiye sokak köpeklerinin saldırısı söz konusu oldu. Ondan evvel biliyorsunuz birçok çocukla ilgili bu saldırılar söz konusu oldu. Arzu ettiğimiz şey bu manzaraları sokaklarımızda görmemektir. Ama bunun böyle bir katliam yasası gibi sunulması büyük bir haksızlıktır ve meseleyi çözümsüzlüğe doğru itmektir. Orada o yasada bir sürü kademelendirme koyulmuş. O kademelendirme çerçevesinde sahiplendirmeden tutun da barınaklara alınmasına kadar bir sürü mekanizma var, bir sürü kademe var, büyük bir eylem planı var. En sonunda herhangi bir şekilde hastalık yayma tehlikesi olan ya da saldırganlaşmış hayvanlarla ilgili olarak bu düzenleme söz konusu.” dedi.
“KATLİAM YASASI OLARAK SUNMAK SON DERECE YANLIŞ”
“Esasında bu insanımızı koruma konusunda, çocuklarımızı koruma konusunda, bu yaşlı insanlarımızı koruma konusunda yüksek bir irade, bir kararlılık olduğu gibi aynı zamanda da bu hayatı paylaştığımız hayvanları koruma konusunda da bir iradedir. Bunu böyle bir ucundan tutup başka yerlere doğru götürmenin bir şeyi yoktur.” diye belirten Ömer Çelik, sokaklarda çocukların, yaşlı insanların bu saldırılara uğramasını hiçbir şekilde kabul edemeyeceklerinin altını çizdi. “İnsanların, okula gidemiyoruz, biz camiye gidemiyoruz, saldırıya uğruyoruz, tarlaya gidemiyoruz gibisinden yani bunu sadece şehir merkezlerinde gördüğümüz bölgelerdeki gibi düşünmeyin. Bunu asla kabul edemeyiz. Biz ötanazi kelimesini kaldırarak ortak bir fikirle hareket etmek istediğimizi gösteriyoruz. Bunu bir katliam gibi göstermek haksızlık” diye vurguladı.
Yaptıkları siyasetin temelinde bütün var oluşa saygı, bütün var oluşa bütün varlıklara merhametle yaklaşmanın olduğunu vurgulayan Ömer Çelik, “Herhangi bir şekilde bu değerlerden vazgeçtiğimizi de kimse iddia etmesin. Sonuçta bahsettiğiniz o kelimenin değiştirilmesi, veteriner kanununa atıf yapılması da gördüğünüz gibi bizim burada ortak akılla bir meseleyi çözmek istediğimizi net bir şekilde gösteriyor. Bir mutabakat oluşturmak istediğimizi net bir şekilde gösteriyor. Burada aslında hem insanımızı koruyan çocukları, kadınları, yaşlıları koruyan bir işe imza attığımız gibi aynı zamanda da bu hayvanları güvensiz ortamlardan koruyan bir düzenlemeye imza atıyoruz.” sözlerini kullandı.
Ömer Çelik’in konuşmasından satır başları şöyle;
“Bütün Avrupa’daki seçimleri değerlendiren bir sunum yapıldı. Avrupa özelinde baktığımızda aşırı sağın yükselişinin bir bakıma balansının bozulmasını yakından takip ettiğimizi söylemek isterim.
Demokrasinin dünyanın her tarafında güçlü olmasını savunduğumuz gibi Avrupa’da da güçlü olmasını ifade ediyoruz. Bu bakımdan çeşitli partilerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Türkiye ile ilgili çifte standartta, Gazze’de aşırı sağcıların Müslümanlara yönelik pasifizmde görüyoruz. Aşırı sağın yükselişi gibi bir durum ortaya çıkıyor.
İSRAİL’İN FİLİSTİN’E YÖNELİK SALDIRILARI
Birinci meselemiz Gazze’dir. İsrail’in güvenli bölgelere bile saldırısı söz konusu. İsrail vahşetini sürdürmeye devam ediyor. Gelinen noktada İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik değil, tam tersi tüm bölgenin güvenliğini tehdit eden saldırgan bir tutumu olduğu ortaya çıkmıştır. Pek çok devlet Filistin devletini de tanımıştır. Burada hep beraber göreceğiz ki ABD’de birçok kişi ayağa kalkacak, Netanyahu’yu ayakta alkışlayacak. Orada yapılan bu hareketin insanlık değerlerini ayaklar altına almak olduğunu tüm dünya görecek.
YUNAN BAKANDAN TÜRKİYE’YE SKANDAL SÖZLER
Kıbrıs Türk davasının önemli aşamalarından olan Barış Harekatı’nın 50. yılını kutladık. Yunan tarafından yapılan açıklamalardan da görüyoruz ki Kıbrıs konusuna sahip çıkmamız önemli. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi federal çözümün olmadığını tüm dünya görmektedir. Yunan Bakanın açıklamasının da federal yönde bir açıklama olmadığı, tüm Kıbrıs’ı yutmak olduğu görülmektedir. Ancak bu mümkün olmayacaktır.
Ekonomik programın işleyişi olarak siyaset kurumu olarak yakından takip ediyoruz. Gelecek aylarda enflasyonist baskıların azalacağı yönündeki tespitler programın doğru işlediğinin göstergesidir. Programın hayata geçmesiyle birlikte vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmeme, emeklimizin asgari ücretlimizin yanında bulunma yaklaşımımız OVP’nin ilerlemesine bağlı olarak gündemimizdeki en başlı yerini korumaya devam edecektir.
BIDEN’IN ADAYLIKTAN ÇEKİLMESİ
Bu suikast girişimi meselesi son derece tehlikelidir. Siyaset şiddeti topyekün dışlaması gerekir. ABD’deki demokratik kurumlar ile ortaya çıkacak zaaflar tüm dünyayı etkileyecektir. Tabii ki ABD demokrasisin, kongresinin Netanyahu’yu desteklemesine eleştirilerimiz var. Onun ötesinde siyasette tıkanma görüyoruz. İsten demokratların ister cumhuriyetçilerin adayı seçilsin, biz saygılıyız. Kim seçilirse seçilsin hangi dosyalarla çalışacağımız konusunda hazırlığımız tamdır. Önümüzdeki birkaç ay ABD’nin seçimleri konuşulacak biz de buradan takip edeceğiz.
ÖZGÜR ÖZEL’İN AÇIKLAMALARI
Özel’in cümlesinin altını doldurması gerekir. Tarihi olarak geç kalınmış bir açıklama. Eşitsizlikle ilgili olan uygulamalar, eylemler AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yaptığımız reformlarla, bütün yurttaşlarımızın kendi kimlikleri konusunda eşit haklara sahip olması, bütün vatandaşlarımıza yansıması şeklinde büyük adımlar attık. TRT’de bununla ilgili kanal açtık. Birçok yasaklar kalktı. Türkiye terörle mücadele, bu tip alanların yaratılmasında büyük işlere imza atıldı. Biz bu adımları atarken yaptığım bir konuşmada Kürk vatandaşlarımıza karşı eşit olmayacak durumları kaldırırken karşımızda CHP’li milletvekilleri vardı. Özel’in açıklamaları Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü sorununu çözeceğiz gibi tarihi bir açıklama olmuştur. Zamanında biz bu meseleleri çözmek için önemli adımlar attık. Türkiye’de yurttaşlarımızın vatandaşlarımızın anayasal vatandaşlık konusunda daha fazla yararlanması için yüce Meclis’imiz zaten çalışıyor.
ERDOĞAN- ESAD GÖRÜŞMESİ
Putin’in de bir iradesi söz konusu. Bu dosya üzerinde çalışma devam ediyor. İstihbarat kurumları belli aralıklarla görüşüyor. Kurumların olgunlaştırdığı dosya siyasi düzeye gelip, sonra Dışişleri Bakanlarının oluşturacağı çerçeve Cumhurbaşkanımıza ve Suriye Devlet başkanına sunulur. Ondan sonra bir takvim oluşturulur. Bu iki devlet arasında görüşmeyle mi olur, aracı bir ülkeyle mi olur bu da olgunlaşması gereken bir konu.”
]]>Gökhan Günaydın, Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı başvuru öncesinde açıklama yaptı. TBMM’nin yoğun çalışma programına ve komisyonların uzun saatler çalışmasına ilişkin de konuşan Günaydın, “Sokak hayvanlarına ilişkin komisyon aralıksız 16 saat çalıştı. Bütün gece o komisyonu çalıştıranlar, sinirlerin gerilmesinden, insanlık dışı çalışma koşullarından medet umanlar sonra o komisyonu tatil ettiler” dedi.
AK Parti grubuna seslenen Günaydın, ” Türkiye’nin yararına olan acil düzenlemelere CHP her türlü katkıyı sunmaya devam etmektedir. Sizin gündemi oluşturmak amacıyla Meclis’i kullanmanıza izin vermeyeceğiz. Önümüzdeki hafta da AKP’nin bu dayatmacı anlayışı devam ederse, CHP Meclis İç Tüzüğü’nden kaynaklanan tüm haklarını kullanacaktır. O zaman Meclis’i ağustosta, eylülde hep beraber çalıştırırız. Bu düzenlemeler ancak 2,5 aylık zaman dilimi içerisinde müzakere edilebilir” ifadelerini kullandı.
“Dilimizde tüy bitti”
“29 Mayıs tarihinde Resmi Gazete’de Türk Ticaret Kanunu’nda bazı değişiklikler içeren düzenlemeler getirdiler. Rekabet Kurumu’na kurumun personelinin özlük haklarını düzenleme yetkisi veriyorlar. Dilimizde tüy bitti. Bu ancak devlet memurlarını kanunu ile düzenleme ile yapılabilir. Rekabet Kurulu’nun böyle bir düzenlemeye yetkisi yoktur. Adil yargılama hakkının aksine Rekabet Kurulu’nun firmalara ilk savunma hakkını yeterince süre vermeden tanımasını Anayasa Mahkemesi’ne götürüyoruz. Ürün, ihtisas borsalarında alınacak olan teminatların ve oluşturulacak garanti fonunun usul ve esaslarının belirleme yetkisinin, kanunu bir ölçüt belirtmeksizin idarenin takdir yetkisine bırakılması, yine Anayasa’ya aykırıdır. Reklam Kurulu’nun ifade hürriyetinin aksine, erişimin engellenmesi kararları verebilmesi elbette aykırıdır. Bunun için de düzenleme yapıyoruz.
“Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yapmak isteyenler var”
CHP, Türkiye’deki ekonomik sıkıntının farkındadır. Ekonomideki bozulma, AKP’nin uyguladığı ve hiçbir iktisat teorisine uymayan ekonomi politikasının sonucudur. Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yapmak isteyenler vardır. Bunların mutlaka engellenmesi ve cezalandırılması gerekir. Stokçuluk ve fahiş fiyat artışını kanunda tanımlamazsanız, idareye ucu açık bir yetki ve keyfilik veriyorsunuz. Bu ticaret yaşamı açısından geri dönülmesi zor zararlar doğurabilir. Yeni ve uygun düzenlemelerin kanunda belirtilmesine olanak vermek üzere bunun da iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş bulunuyoruz.
“Vakfın mütevelli heyetine sınırsız düzenlenmemiş hak tanıyorsunuz”
Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yasası da 6 Haziran tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu vakıf, bir özel hukuk tüzel kişisidir. Bu vakfın mütevelli heyetine sınırsız düzenlenmemiş hak tanıyorsunuz. Daha önemlisi, Dışişleri Bakanlığı’nın taşınır, taşınmaz sahip olduğu tüm mallarda bunları kanunen yetkili yapıyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Paralel bir Dışişleri Bakanlığı’dır.
“Kabul edilebilir tarafı yok”
Bu vakıf aynı zamanda Yükseköğretim Kanunu’nun aleyhine üniversite kurabilecek durumda. Vize aracılık hizmetlerinden elde ettiği geliri kendisine alabilecek durumda. Vergi muafiyeti, kamu yararını aşacak bir biçimde kendilerine tanımlanmış durumda. Emekli ve yaşlılık aylığı da sosyal güvenlik düzenlemelerinin aleyhine bunlardan alınmıyor. Bu iki hususun da bizim açımızdan kabul edilebilir tarafı yoktur ve Anayasa Mahkemesi’ne bunları taşıyoruz.
“Anayasa tanımamazlık”
Plan ve Bütçe Komisyonu sabaha kadar Vergi Kanunu’nu çalıştı. Çalışma yaşamında yüzde 1’den fazla örgütlenme hakkına sahip olan sendikalara 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpılmasına yönelik bir ayrıcalıklı düzenleme getiriyorlar. Bu açıkça örgütlenme özgürlüğüne aykırı, yandaş sendikaları güçlendirici bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiğini bir önerge ile yasaya sokmak, Anayasa tanımamazlıktır.
” Kızılay’da çalışanlar için iptali hiçe sayarak düzenleme yapıyorlar”
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olan kişilerin, bu aylığı kesilmeden başka bir yerde çalışmasına izin vermediğini biz biliyoruz. Oysa ki bunlar daha evvel Türkiye Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği, Yeşilay Vakfı, Antalya Diplomasi Forumu Vakfı için bu rijit düzenlemenin dışına taşarak bunların hem emekli aylığı hem de buralardan ayrıca yararlanabilmesine olanak taşımıştı. Anayasa Mahkemesi bunları da iptal etmişti. Bu iptali hiçe sayarak Kızılay’da görev yapanların hem emeklilik aylığı hem de ayrıca özlük hakları alabilmek için düzenleme yapıyorlar. Bu da açıkça bir Anayasa tanımamazlıktır.”
]]>Kanunla, Anayasa Mahkemesinin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türk Standartları Enstitüsünün gelirleri arasında sayılan “genel bütçeden yapılacak Hazine yardımlarına” ilişkin hükme yönelik kararı doğrultusunda düzenlemeye gidilecek. Buna göre, söz konusu hüküm, Türk Standartları Enstitüsü ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a derç edilecek.
Karayolları Trafik Kanunu’nda tanımlanan taşıt ve iş makineleri ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına devredilen bu türdeki taşıt ve iş makinelerinin idareler adına bütüncül ve hızlı bir şekilde, belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde satışının gerçekleştirilmesi amacıyla Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yetki verilecek. Bu kapsamdaki işlemler ve ihale sürecinin yürütülmesi dahil, ihtiyaç duyulan her türlü danışmanlık hizmeti alımı, Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek ve giderler Özelleştirme Fonu’ndan karşılanacak.
Satış bedellerinden masraflar düşülecek ve kalan tutar genel bütçeli idareler için Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkez Muhasebe Müdürlüğü hesabına, diğerlerinde ise ilgili idare muhasebe birimi hesaplarına aktarılacak. Aktarılan bu tutarlar ilgisine göre genel bütçeye veya ilgili kamu kurum ve kuruluşu bütçelerine gelir kaydedilecek. Söz konusu satışlar, açık ihale veya e-ihale yöntemleriyle yapılacak.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile yatırımcılar arasında imzalanan ve yatırım teşviklerine ilişkin hükümler içeren yatırım sözleşmeleri, yatırım teşvik belgelerine istinaden uygulananlara benzer şekilde damga vergisinden istisna tutulacak. Bu hüküm, 1 Temmuz 2024’ten geçerli olmak üzere düzenlemenin yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesine uygun olarak üniversitelere öğretim elemanı kadroları ihdas edilecek. Ondokuz Mayıs Üniversitesine ilişkin kadro cetvelinde değişikliğe gidilecek ve bazı üniversite kadrolarına öğretim elemanları eklenecek.
BOTAŞ VE TPAO’YA YÖNELİK HÜKÜMLER
BOTAŞ’ın nakit yönetiminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için doğal gaz ithalatından kaynaklanan şirketin ödenmemiş her türlü vergi, fon ve paylar ile idari para cezaları, bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan borçları, Hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık mahsup edilecek. Bu kapsamda mahsuba konu olacak borçlara hükmün yayımlandığı tarihten sonra feri alacak hesaplanmayacak. BOTAŞ’ın Hazineden olan görevlendirme bedeli alacağı tutarını tespit etmeye ve mahsup suretiyle yapılacak terkin işlemlerini belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkili olacak.
Anayasa Mahkemesinin, Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Kamu İhale Kanunu’nda yapılan doğal gaz alımlarına yönelik değişikliğe yönelik iptal kararı doğrultusunda da düzenlemeye gidiliyor. BOTAŞ tarafından yapılacak her türlü doğal gaz alımı, Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulacak. Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda Kamu İhale Kanunu’nda da değişikliğe gidiliyor. Buna göre, BOTAŞ tarafından yapılacak doğal gaz alımlarına yönelik olarak satın alma yöntemleri dahil, alım sürecinin yürütülmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin gerçekleştirilecek iş ve işlemler hakkında usul ve esaslar, piyasa koşulları, gizlilik, güvenilirlik, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve kaynakların verimli kullanılması ilkeleri doğrultusunda Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda BOTAŞ’ın; Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) sağlanan istisnalardan, bağlı ortaklıklarını da kapsayacak şekilde yararlanabilecek. Buna göre, Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikle kanunun “istisnalar” hükmünde belirlenen parasal limit, TPAO, BOTAŞ ve bu şirketlerin bağlı ortaklıkları ile yurt dışında kurdukları şirketlerin petrol ve doğal gaz arama, sondaj, üretim, taşıma, depolama ve gazlaştırma faaliyetleri ile ilgili olarak yapacakları her türlü mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde uygulanmayacak. Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçeler karşılanarak, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün de ithalat yoluyla yapacağı tarımsal ürün alımları ve buna ilişkin hizmet alımlarında Kamu İhale Kanunun “istisnalar” başlığı altında yer alan parasal limit uygulanmayacak.
BOTAŞ tarafından yapılacak alımlarda, belirlenen temel ilkeler doğrultusunda uygulanacak satın alma yöntemleri, ilan ve davet süreleri ile kuralları, doküman hazırlanması, tekliflerin sunulması, değerlendirilmesi ve alımların sonuçlandırılması dahil, ihale süreci ve çerçeve anlaşmalara ilişkin iş ve işlemler ile ilgili esas ve usuller kurum görüşü üzerine şirket tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecek ve ihale sürecindeki işlemler kısmen veya tamamen Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) üzerinden gerçekleştirilebilecek.
TÜRK-JAPON BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ DIŞ FİNANSMANI
Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, Türk- Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun ile kurulan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin, Japonya hükümeti veya Japonya ülke kuruluşlarından kendi adına yatırım programında yer almaksızın sağlayacağı dış finansmana Hazine geri ödeme garantisi verilmesinde Hazine ve Maliye Bakanı yetkili olacak. Bu kapsamda verilen Hazine geri ödeme garantileri kapsamında doğacak Hazine alacakları hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanacak. Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi Piyasa İstikrar ve Denge Alt Fonu’na kamu bankalarının sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla 2024 mali yılı içerisinde ikrazen özel tertip devlet iç borçlanma senedi ihraç etme hususunda Hazine ve Maliye Bakanına yetkili olacak.
Sadece araç dışından şarj edilebilen (plug-in) hibrit elektrikli araçlardan ağırlıklı birleştirilmiş kilometre başına karbondioksit emisyonu 25 gramın altında ve eşdeğer elektrik enerjisiyle katedilebilir menzili 70 kilometre ve üzerinde olanlardan, motor silindir hacmi 1800 santimetreküpü geçmeyenlerin motor silindir hacmi ve matrah eşiklerine göre ÖTV oranları ayrıca belirlenecek. Yeterli depolama ve kendi araçlarına akaryakıt ikmal kapasitesine sahip olmaları ve akaryakıtı kendi ihtiyaçları için kullanmaları şartıyla; kamu kurum ve kuruluşlarına, fabrika, şantiye, maden veya taş ocaklarına yapılan teslimler hariç, araçlara yapılacak akaryakıt ikmali, bayilik lisansı ve yeterli donanımı olan akaryakıt istasyonları dışında yapılamayacak. Akaryakıt istasyonu dışında yapılacak akaryakıt teslimlerinde akaryakıtın alıcı deposuna taşınması veya taşıttırılması bayilik lisansına sahip satıcı tarafından gerçekleştirilecek. Bu düzenleme 1 Ocak 2025’te yürürlüğe girecek.
Limanların ve havalimanlarının meskun mahal dışında ve akaryakıt istasyonlarına uzak konumda bulunabilmesi, havalimanlarında görevli yangınla mücadele, karla mücadele gibi özel ekipmanlı araçlar ile limancılık faaliyetlerinde elleçleme amacıyla kullanılan iş makinelerinin yakıt ikmali için trafikte seyretmesinin doğurabileceği güçlük, muhtemel anlık yakıt ihtiyacı nedeniyle havacılık veya denizcilik faaliyetlerinin olumsuz etkilenebileceği, süresini uzatabileceği ve işlerin zamanında yerine getirilmemesinin ticari kayıplara neden olabileceği; gemi ambarlarında kullanılan iş makinelerine ise yerinde yakıt verilmesi zorunluluğu gibi hususlar nazara alınarak limanlarda ve havalimanlarında kullanılan araçlara da belirlenen şartları sağlamaları durumunda, akaryakıt istasyonu dışında akaryakıt ikmali yapılabilmesine imkan tanınacak.
TASARRUF TEDBİRLERİNE UYMAYANLARA DİSİPLİN HÜKÜMLERİ UYGULANACAK
Kamu kurum ve kuruluşlarının harcama ve uygulamalarının tasarruf tedbirlerine uygunluğunun idarelerince veya Hazine ve Maliye Bakanlığınca izlenmesi ve denetlenmesi sonucunda, alınan tedbirlere aykırı iş ve işlemleri tespit edilenler hakkında tabi oldukları mevzuat uyarınca disiplin hükümleri uygulanacak. Sonuçları idarelerce Cumhurbaşkanlığına bildirilecek. Kanunla, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının, il özel idareleri aracılığıyla yapacağı yatırımlarına ilişkin kaynak transferlerinin avans ödemeleri hariç ilgili işe ait hakediş raporlarına istinaden yapılması düzenleniyor.
İl özel idareleri aracılığıyla yapılacak işlere ilişkin ödenekler kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerinde ayrı tertiplerde izlenecek, bu ödeneklerden diğer tertiplere aktarma yapılamayacak ve başka amaçlarla kullanılamayacak. Tertiplerde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımlar ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydedilebilecek. Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları tarafından il özel idarelerine aktarılan kaynaklardan bu düzenlemenin yürürlük tarihi itibarıyla kullanılmayan kısımları il özel idarelerince hizmeti yaptıran idareye iade edilecek.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI PERSONELİNİN GÖREV VE SORUMLULULARI DÜZENLENİYOR
Kanunla, Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı birimlerde görev yapan gelir uzmanları ve gelir uzman yardımcılarının görev ve sorumlulukları da düzenlenecek. Gelir İdaresi Başkanlığına ait defterdar kadrosu, mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından vergi dairesi başkanı kadrosuna denk olacak. Düzenlemeye göre, 1 Eylül 2024 tarihi itibarıyla kadroları kaldırılan “Defterdar Yardımcısı” ünvanlı personel, kadro derecelerine uygun olarak Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatında bulunan Gelir İdaresi Grup Müdürü kadrolarına başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacak.
ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARININ GEREKÇELERİNE GÖRE DÜZENLEME
Kanunla, avukatların, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında yükümlü sayılmasına ilişkin hükümde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle bir düzenleme yapıldı. Buna göre, avukatların, sadece “taşınmaz alım satımı, sınırlı ayni hak kurulması ve kaldırılması, şirket, vakıf ve dernek kurulması” gibi işlerle sınırlı olarak MASAK yükümlüsü oldukları düzenleniyor. Öte yandan düzenlemede, savunma hakkı kapsamında icra edilen görevlerin ve edinilen bilgilerin (meslek sırrı olarak), MASAK yükümlülüğü kapsamında olmadığı vurgulanıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından verilen idari para cezalarına ilişkin ihtilafların görüleceği mahkeme, sulh ceza yerine idari yargı olacak.
Deprem bölgesindeki nüfusu azalan belediyelerin genel bütçeden alacakları payın azalması engellenecek. Buna göre, 30 Haziran 2027 tarihine kadar 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremler dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde yer alan ve 2023 yılı ocak ayı verilerine göre nüfusu azalan belediyeler bakımından 2023 yılı ocak ayı nüfus verileri esas alınacak. Bu tarih aralığında 2023 yılı ocak ayı nüfus verilerinin geçildiği belediyelerde yüksek olan veriler dikkate alınacak.
Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanunu’nda yapılan değişiklikle, devlet desteklerinin bildirimi ve denetlenmesine ilişkin yönetmelikler, Cumhurbaşkanınca alınacak karar üzerine yürürlüğe konulacak. Strateji ve Bütçe Başkanlığı, kamu kurum ve kuruluşları, teşebbüslere mali fayda sağlayan uygulamalarına ilişkin her türlü kayıt ve veriyi, bünyesindeki bilgi sistemine aktaracak.
Başkanlık ve devlet yardımının uygulanmasından sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişilerden, devlet yardımlarının izlenmesi ve etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla bilgi, belge, kayıt ve veri talep edebilecek. Söz konusu bilgi, belge, kayıt ve veriler bunlara sahip olan genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlardan da talep edilebilecek. Bu suretle kendisi ile bilgi paylaşılanlar, paylaşılan verinin gizliliğinden ve güvenliğinden sorumlu olacak. Kişisel verilerin korunması ile ilgili hükümleri ihlal edenler, muhtelif kanunlar gereğince gizli kalması lazım gelen bilgileri ifşa edenler ile bu fıkrada belirtilen amaç dışında kullananlar hakkında Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanacak.
Devlet Destekleri Bilgi Sistemi’nde yer alan her türlü kayıt ve veri ile sisteme ilişkin mevcut teknik dokümantasyon ve kaynak kodları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde bir protokol ile Strateji ve Bütçe Başkanlığına devredilecek. Düzenleme ile İller Bankasının sermaye tavanı arttırılarak 9 milyardan 60 milyar liraya çıkarılacak.
YÖNETİM KURULU ÜYELİKLERİ
Kamu idareleri ve bu idarelere bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlar, sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı doğudan veya dolaylı olarak kamuya ait olan ortaklıklar; fonlar, döner sermayeler, il özel idareleri, belediyeler, il özel idareleri ve belediyelerin bağlı kuruluşları, kurdukları veya üye oldukları birlikler ile doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları şirketler, kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler, özelleştirme kapsam ve programında bulunanlarından sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait kuruluşlar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen her statüdeki personel ile belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri ve il genel meclisi üyelerinden; özel veya kamu ayırımı gözetilmeksizin her statüdeki kurum ve kuruluşun yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyeliğinde ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara, kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilecek. Bu kapsamda yürütülen görevler nedeniyle huzur hakkı, ücret, ikramiye gibi her ne ad altında olursa olsun bir ayda yapılabilecek ödemelerin toplam 108 bin net tutarının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçemeyecek.
Genel Kurulda kabul edilen önergeyle, sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait tüm ortaklıklar ve kamu görevlileri dışından madde kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşları ile kamunun pay ve temsil hakkı olan kurum ve kuruluşlara atananlar da uygulama kapsamına alındı. Bu kapsamda, belirtilen üst sınıra tabi ödemeler dışında, söz konusu görevler nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir ad altında ayni veya nakdi menfaat sağlanamayacak. Birden fazla görev alan personel, hangi görevin ücretini alacağını asli görevli olduğu kuruma beyan edecek.
Birden fazla görev alan personele ödenecek tutar üzerinden gerekli vergi kesintileri yapılarak ilgilinin asli görevli bulunduğu kurumca bildirilen bir emanet hesabına yatırılacak. Üst sınırı aşan ya da ücret alınamayan görevlere ilişkin ödeme tutarları genel bütçe kapsamındaki idarelerde genel bütçeye, diğer idarelerde ise ilgili kurum bütçesine gelir kaydedilecek. Uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye Cumhurbaşkanlığı yetkili olacak. Kabul edilen bu düzenlemenin 1 Eylül 2024 olan yürürlük tarihi 1 Ocak 2025 olarak değiştirildi.
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – AK Parti, kamuoyunda ‘Vergi paketi’ olarak bilinen Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni TBMM Başkanlığı’na sundu. Buna göre; Yap-İşlet-Devret modeli ile Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) çerçevesinde yapılan projelerden alınan kurumlar vergisi yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılacak. Fakat bu uygulamaya 2025 yılında geçilecek, bu projelerden yıl sonuna kadar yüzde 25 kurumlar vergisi alınmaya devam edilecek. Ticari olmayan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen hizmetlerdeki KDV istisnası kaldırılacak.
Doğrudan vergilerin payını artırmayı amaçlayan ve 53 maddeden oluşan, AK Parti’nin hazırladığı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.
Kamuoyunda “Vergi paketi” olarak bilinen kanun teklifi ile kayıt dışılıkla mücadele, vergi adaletinin güçlendirilmesi, dolaysız vergilerin payının ve cezaların etkinliğinin arttırılması amaçlanıyor. Teklifle 213 sayılı Vegi Usul Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılacak, kesilen özel usulsüzlük cezaları artırılacak. Damga vegisi ödenmemiş kağıtları işleme koyan noterler adına kesilecek asgari özel usulsüzlük cezasına da artış geliyor.
En düşük emekli aylığı 12 bin 500 liraya çıkarılıyor
Teklifle, son günlerde en çok tartışılan konu olan en düşük emekli aylığı, 10 bin liradan 12 bin 500 liraya çıkarılacak. Düzenlemeden, kök aylığı 8 bin liranın altında olup enflasyon farkına göre sıfır zam alacak emekliler ile emekli aylığı 12 bin 500 liranın altında olan emekliler faydalanacak.
Yurt dışı çıkış harç pulu 500 lira oluyor
Düzenlemeyle, yurt dışı çıkış harç pulu 500 lira olacak. Bu tutar, her yıl yeniden değerleme oranına göre arttırılacak. Yurt dışı çıkış harç pulu kamuoyunda çok tartışılmış, önce 3 bin lira daha sonra bin 500 lira olacağına ilişkin haberler basına yansımıştı. Yurt dışı çıkış harç pulu 150 lira idi.
Yap-İşlet-Devret ve KÖİ projelerinden alınan kurumlar vergisi yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılıyor
Teklifle Yap-İşlet-Devret modeli ile Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) çerçevesinde yapılan projelerden alınan kurumlar vergisi yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılacak. Bu düzenleme ile kurumların sadece bu faaliyetlerden elde ettikleri kazançlara değil, tüm faaliyet kazançlarına bu oran uygulanacak.
Bu uygulamaya 2025 yılı ve izleyen vergi dönemlerinde geçilecek. Böylelikle 2024 yıl sonuna kadar bu projelerden yüzde 30 kurumlar vergisi alınamayacak.
Değişiklik söz konusu kanunlara göre, düzenlenen sözleşmelere doğrudan taraf olan kurumlar için geçerli olacak. Taşeron sözleşmeleriyle alt yüklenicilerin bu kapsamda yürüttükleri faaliyetlerden elde ettikleri kazançlarında, kurumlar vergisi oranına yönelik genel hükümler geçerli olacak.
Çok uluslu şirketlerden yüzde 15 asgari kurumlar vergisi alınacak
Çok uluslu işletmelerin kazançlarının vergilendirilmesine yönelik çıkan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla çok uluslu işletmelerin elde ettikleri kazançları üzerinden hesaplanan toplam vergi, asgari kurumlar vergisi oranına yani yüzde 15’e eşitlenecek.
Vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılıyor
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artılmasını öngören vergi aslı, uzlaşma kapsamından çıkarılacak. Böylece sadece cezalar için uzlaşma başvurusu yapılabilecek.
İşverene sağlanan 5 puanlıksosyal güvenlik destek primi kaldırılıyor
EYT ile gündeme gelen emekli olanların aynı işyerinde çalışmaya devam etmeleri halinde işverenlere sağlanan 5 puanlık sosyal güvenlik destek priminin Hazine tarafından ödenmesi uygulaması kaldırılacak. Getirilen düzenleme ile emekli olduktan sonra emekli aylıkları kesilmeksizin sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalıştırılanları istihdam eden işverenler arasındaki farklı uygulama sona erdirilecek.
Düzenlemeye ilişkin 30. maddenin gerekçesinde “Emekli olduktan sonra pasif durumdaki kişiler yerine aktif işgücünün, gençlerin ve de emeklilikle ilgili çalışma sürelerini tamamlayamamış kişilerin istihdamda daha çok yer bulabilmeleri, bu gayelerle istihdamı koruma ve artırma için harcanacak kamu kaynaklarının daha doğru kullanımı amaçlanmıştır” denildi.
ÖTV’ye yeni düzenleme geliyor
Bazı tütün mamullerinden alınmakta olan maktu vergi tutarına ilişkin asgari maktu vergi tutarının yüzde 20’sine kadar olan sınırlama kaldırılacak. Her bir paketteki maktu ÖTV tutarlarının daha yüksek düzeyde arttırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı’na yetki veriliyor. Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullanırsa sigarada ÖTV tutarları artırılmış olacak ve bunun üzerine de KDV eklenecek. Bu durum sigaraya zam anlamına geliyor.
Ticari olmayan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen hizmetlerdeki KDV istisnası kalkıyor
Ticari olmayan gezi, eğlence, spor gibi faaliyetlerde kullanılan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen kiralama, bakım vb. hizmetlerde KDV istisnası kaldırılacak. Deniz ve hava taşıma araçları için liman ve hava meydanlarında yapılan hizmetler nedeniyle yüklenilen KDV’nin indirim imkanı kaldırılarak doğrudan gider yazılması sağlanacak.
]]>
TBMM Adalet Komisyonu’nda, kadınların evlenince kocasının soyadını alacağına ilişkin düzenlemeyi de içeren ‘9’ncu Yargı Paketi’ üzerindeki görüşmeler başladı. Teklifin imza sahibi AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan, “Kullanılacak soyadı nedeniyle aile bütünlüğünün zarar görmemesi ve çocukların olumsuz etkilenmemesi amacıyla kadınların evlenince eşlerinin soyadını alacağı ve isterlerse önceki soyadlarını da kullanabilecekleri düzenlememizde yer almaktadır” dedi.
TBMM Adalet Komisyonu, kamuoyunda ‘9’ncu Yargı Paketi’ olarak bilinen, ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini’ görüşmek üzere AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığında toplandı. Teklifin ilk imza sahibi AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan, 9’ncu Yargı Paketi’nin ideal hukuk arayışının bir devamı olduğunu belirterek, “Temel hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığın geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi, yargıya güvenin arttırılması ve insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi günümüzün ana ilke ve değerleri olarak yargı camiasında ve uluslararası aranda genel kabul görmektedir. Ülkemizde 2002 yılından günümüze kadar aralıksız bir şekilde süregelen reform iradesi, bu ilke ve değerlerin geliştirilmesinin somut bir tezahürüdür” dedi.
‘AYM’NİN İPTAL KARARLARI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLEMELER YAPILDI’
Özkan, teklif ile Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal kararları doğrultusunda önemli düzenlemeler yaptıklarını söyleyerek, “Tabii iptale konu düzenlemeler cumhuriyetimizin erken dönemlerinden itibaren yürürlüğe girmiş, yaklaşık 100 yıl yürürlükte kalmış bazı kanun maddelerini, yine son 22 yılda hayata geçirdiğimiz anayasal reformlarla, AYM’nin değerlendirmesinden geçmiş ve iptal ile karşılaşmışız. Yani 100 yıl aynı düzenlemelerle gelen hukuk düzenimiz, 2023 yılında verilen iptal kararlarıyla cumhuriyet döneminde yer alan bazı kanunların anayasal denetimi çerçevesinde de bu paket hazırlanmıştır. Günümüzde demokratik rejimlerin tamamlayıcı unsurlarından biri olan ‘Anayasaların Üstünlüğü’ ilkesi, kanunların anayasa uygunluğunun denetimini gerekli kılmaktadır. Bu denetim dünyada pek çok ülkenin yargısal organları tarafından gerçekleştirilmektedir. Anayasa yargısının gerektiği konusunda fikir birliği bulunmakla beraber Anayasa Mahkemeleri özellikle siyasal organların tercih ve takdir alanlarına müdahale ettiğinde, kararlar verdikçe meşruiyetleri de sadece ülkemiz açısından değil, bütün dünya ülkeleri açısından tartışılmakta, yargısal aktivizm tartışmaları alanında sorgulanmaktadır” dedi.
‘AİLE BÜTÜNLÜĞÜNÜN ZARAR GÖRMEMESİ AMAÇLANIYOR’
Özkan, güçlü bir toplum olmanın yolunun sadece maddi imkanlardan değil her şeyden önce güçlü bir aile yapısına sahip olmaktan geçtiğine işaret ederek, “Aile kurumuna bakarken anne, baba ve çocuklardan oluşan bir yapıdan ziyade çok daha geniş multidisipliner bir perspektiften meseleye yaklaşmamız gerekmedir. Meseleyi basitleştirmek ve sıradanlaştırmak yerine aile kurumunun toplum hayatımızdaki yerini doğru ve isabetli bir şekilde tayin etmemiz lazım. Milletimizin alamet-i farikası olan güçlü aile yapımınızı zayıflatacak her türlü girişim karşısında teyakkuz halinde olmalıyız. Her şeyden önce soy bağının sıhhatinin ve aile birliğinin sağlanması amacıyla, evlenen kadının soyadına ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Kullanılacak soyadı nedeniyle aile bütünlüğünün zarar görmemesi ve çocukların olumsuz etkilenmemesi amacıyla kadınların evlenince eşlerinin soyadını alacağı ve isterlerse önceki soyadlarını da kullanabilecekleri düzenlememizde yer almaktadır. Baba ile çocuk arasındaki soy bağının reddi için dava açma imkanı verilmektedir. Ailenin, huzur ve refahının kurulması amacıyla baba olduğunu iddia eden 3’üncü kişilerin soy bağının reddi davasını açabilmesi belirli kurallarla öngörülüyor. Evlat edinenlerin, evlatlığın ana ve baba adı olarak yazılabilmesine imkan tanınmaktadır” diye konuştu.
HAKARET SUÇUNDA AZAMİ ŞİKAYET SÜRESİ 2 YIL
Kanun teklifiyle hakaret suçu ile ilgili düzenlemelerin yapıldığı belirten Özkan, “Şikayete tabi hakaret suçu bakımından azami şikayet süresi öngörüyoruz. Düzenleme ile soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından, şikayet süresinin her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yılı geçemeyeceği öngörülmektedir. Böylelikle özellikle yeni gelişen teknolojiler, dijital mecralar, sosyal medya uygulamaları üzerinden uzun yıllar önce yapılan bazı paylaşımlar nedeniyle vatandaşlarımızın üzerinde sonradan baskı ve tehdit oluşturulmasının da önüne geçilmek istenmektedir. Sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen hakaret suçunu uzlaştırma kapsamından çıkartarak ön ödeme kapsamına alıyoruz. Sesli, yazılı ve görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçunu, ön ödeme kapsamına almak suretiyle bu suçla daha etkin mücadele edilmesi amaçlanmaktadır. Bazı kişilerin özellikle toplumun hassasiyet duyduğu alanlara yönelik kasıtlı paylaşımlar yapmak suretiyle sosyal medyanın gücünü kötüye kullanmak ve bu suretle gelir elde etmek anlayışına sahip olduğunu biliyoruz. Biz de uygulamadan gelen talep ve öneriler ile günümüzün çağdaş ceza adalet sistemlerinin, genel yönelimlerini dikkate alarak özellikle sosyal medya üzerinde kolaylıkla gerçekleştirilebilen hakaret suçunu, ön ödeme kapsamına almak suretiyle bir taraftan yargının iş yükünü azaltmak, diğer taraftan da suçla etkin mücadeleyi hedeflemekteyiz. Bu düzenleme asla kişiye hakaret edebilme özgürlüğü tanımamaktadır. Nitekim bu şekilde işlenen hakaret suçunun 5 yılda yeniden işlenmesi durumunda fail hakkında aynı suçtan dolayı ön ödeme hükümleri uygulanmayacak ve bu suç bakımından kişi hakkında doğrudan kamu davası açılacaktır. Ayrıca mağdurların hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmak ve tazminat elde etme imkanları bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.
Cahit Özkan’ın kanun teklifi ile ilgili açıklamalarının ardından muhalefet milletvekilleri, kanun teklifinin hazırlanışı ve içeriği bakımından Anayasa Mahkemesi madde ve kararlarına aykırı olduğunu dile getirerek kanun teklifinin geri çekilmesini talep etti. Komisyonda teklif üzerindeki görüşmeler sürüyor.
]]>“SATIŞLARDA YETKİ ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI’NDA”
“Karayolları Trafik Kanunu’nda tanımlanan taşıt ve iş makineleri ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredilen bu türdeki taşıt ve iş makinelerinin satışı için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na yetki verilecek. Satışların kaynağı genel bütçeye veya ilgili kamu kurumuna aktarılacak.
Hazine ve Maliye Bakanlığı veya idareleri tarafından yapılan izleme ve denetim sonucunda tasarruf tedbirlerine aykırı davrandığı tespit edilenlere disiplin cezasının verilmesi ve yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarının Cumhurbaşkanlığı’na bildirilmesi öngörülüyor.
HUZUR HAKKINA ÜST SINIR
Özel veya kamu ayrımı gözetilmeksizin, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyeleri dahil görev alan her statüdeki kamu görevlilerine kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerden sadece biri için ödeme yapılması ve ödemelere üst sınır getirilmesi, amaçlanıyor. Yürütülen görevler nedeniyle huzur hakkı, ücret, ikramiye gibi her ne ad altında olursa olsun bir ayda yapılabilecek.
BOTAŞ DÜZENLEMESİ
Kanun teklifinde, Anayasa Mahkemesi kararının yerine getirilmesi amacıyla iki maddelik düzenleme de yapıldı. Kanun teklifinin 6. Maddesinde BOTAŞ’ın doğal gaz alımları Kamu İhale Kanununun istisnaları arasına alındı. Bu yönde yapılan daha önceki düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Kanun teklifinin 7. Maddesi ile de Anayasa Mahkemesi kararının doğalgaz tedarikinin özelliklerine dayalı olarak kendine özgü bir ihale ya da alım modeliyle düzenlenebilir olmasına yönelik hükmüne istinaden, Cumhurbaşkanı’na bu yönde düzenleme yapma yetkisi tanındı.
“BAKANLIKLARIN KAYNAK TRANSFERLERİ HAK EDİŞE GÖRE YAPILACAK”
Teklifle, bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının, il özel idareleri aracılığıyla yapacağı yatırımlarına ilişkin kaynak transferleri, avans ödemeleri hariç ilgili işe ait hak ediş raporlarına istinaden yapılacak.
“GENEL AYDINLATMA GİDERLERİNDE KESİNTİ ORANINDA ARTTIRMA”
Genel aydınlatma giderleri içinden mahalli idarelerin genel bütçe vergi payında yapılan kesinti oranlarına yönelik düzenleme yapılıyor. Bu kapsamda büyükşehir belediyelerinin sınırları içinde 2014 yılından bu yana yüzde 20 olarak uygulanan yüzde 10’luk kanuni oran yüzde 30; diğer belediyeler ve mücavir alanlarında 2014 yılından bu yana yüzde 10 olarak uygulanan yüzde 5’lik kanuni oran yüzde 15 ve bu sınırlar dışında ilgili il özel idarelerinde 2014 yılından bu yana yüzde 20 olarak uygulanan yüzde 10’luk kanuni oran yüze 30 olarak düzenleniyor. Bu düzenleme 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
DEPREM BÖLGESİNDE BELEDİYE BÜTÇELERİNE DÜZENLEME
Deprem bölgesinde nüfusu azalan belediyeler için 5779 sayılı İl Özel İdarelerini ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanun uyarınca nüfus esas alınarak genel bütçeden yapılacak pay dağılımında 2023 yılı nüfusu esas alınarak deprem sebebiyle nüfusu azalan belediyelerin genel bütçeden alacakları payın azalmasını engellemeye yönelik bir düzenleme de teklifte yer alıyor.”
]]>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kamuoyunda 9’uncu Yargı Paketi olarak bilinen ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, TBMM Başkanlığına sunulduğunu açıkladı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, 9’uncu Yargı Paketi olarak bilinen ve 38 maddeden oluşan, ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni, Meclis Başkanlığına sunduklarını söyledi. Güler, teklife katkı sağlayanlara teşekkür ederek, “Teklifte, Anayasa Mahkemesi’nin bazı iptal kararları var. Özellikle seçimlerden önce Anayasa Mahkemesi daha önceden yürürlükte bulunan birçok kanun maddesini bazı gerekçelerle birlikte iptal etmişti. Bu iptal gerekçeleri kapsamında bazı düzenlemelere bu kanun teklifinde yer veriyoruz. Nedir bunlar; evlenen kadının soyadına ilişkin düzenleme getiriyoruz. Kullanacak soyadı nedeniyle aile bütünlüğünün zarar görmemesi ve çocukların olumsuz etkilenmemesi amacıyla kadınların evlenince eşlerinin soyadını alacağı ve isterlerse önceki soyadlarını da kullanabileceklerine yönelik yeni bir düzenleme hayata geçiriyoruz ve teklif ediyoruz” diye konuştu.
‘SOYBAĞININ REDDİ İÇİN DAVA AÇMA HAKKI GELECEK’
Güler, anne ya da baba ile çocuk arasındaki soybağının reddi için de dava açma hakkı geleceğini söyleyerek, “Diğer yandan ailenin huzur ve refahının korunması amacıyla baba olduğunu iddia eden 3’üncü kişilerin soybağının reddi davası açabilmesi belirli kurallara tabi olarak yine kanun teklifimizde yer alıyor. Diğer bir teklifimizde evlat edinenlerin adlarının evlatlığın ana ve baba adı olarak yazılabilmesine de bu teklifimizde imkan sağlıyoruz. Diğer taraftan uzlaşma görüşmeleri sırasında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlara ilişkin tazminat davası açabilme imkanı da bu teklifimizde yer alıyor. Arabuluculuk görüşmelerinin ilk toplantısına katılmayan tarafın yargılama giderlerinden sorumluluğu ve lehlerine hükmedilecek vekalet ücretine ilişkin de düzenleme yasa teklifimizde yer alıyor. Ayrıca, aynı ilde birden fazla baro kurulmuş olsa bile hepsinin bütün vatandaşlarımızın hizmetinde olduğu dikkate alınarak her bir 5 bin nüfus için tespit edilecek toplam puana göre de barolarımıza yeni imkanlar getiriyoruz. Ayrıca idari yargıda kanun yollarına başvuru kapsamında hangi tarihteki parasal sınırın dikkate alınacağı netleştirilmek suretiyle hak kayıplarının da önüne geçilmesi de amaçlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘HAKARET İÇİN ŞİKAYET SÜRESİ 2 YILI GEÇMEYECEK’
Güler, teklifte, şikayete tabi hakaret suçu bakımından azami şikayet süresini de yeniden belirlediklerini ifade ederek, “Düzenlemeyle soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikayet süresinin her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yılı geçemeyeceğini kabul ediyoruz. Böylelikle özellikle sosyal medya üzerinde uzun yıllar önce yapılan bazı paylaşımlar nedeniyle vatandaşlarımız üzerinde sonradan oluşturulacak baskı ve tehdidin de önüne geçmeyi amaçlıyoruz. Burada belirtmek gerekir ki bazı art niyetli kişilerin özellikli toplumun hassasiyet duyduğu alanlara yönelik olarak kasıtlı özel paylaşımlar yapmak suretiyle sosyal medyanın gücünü kötüye kullanma yönünde bir çabasının olduğunu ve buna yönelikte bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu belirtmek isterim” dedi.
‘HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ İÇİN ASGARİ SORU SAYISINI 120’YE ÇIKARIYORUZ’
Teklifle arabuluculuk kurumunun etkinliğinin artırılmasına yönelik düzenlemeler de getirdiklerini vurgulayan Güler, “Mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip hukukçuların arabuluculuk eğitimi almak şartıyla sınavsız olarak arabulucu olabilmesini de imkan tanıyoruz. Teklifimizde bazı sorunların çözümüne yönelik de kolaylıklar getiriyoruz. Bunlardan bir tanesi hukuk mesleklerine giriş sınavı ve ön sınavının içerik itibariyle daha kapsayıcı olması ve bu sınava gireceklerin hukuk alanındaki bilgi ve yetkinliğinin artırılması amacıyla bu sınavda soru sorulacak alanlar arasına yeni konular ekliyoruz ve asgari soru sayısını 100’den 120’ye çıkartıyoruz. Ayrıca hukuk fakültesi mezunlarının uzlaştırmacı olabilmesi sağlanarak, uzlaştırma kurumunun daha iyi işleyecek bir konuma da ulaşmasını arzu ediyoruz. Diğer bir madde ile icra ve iflas kanun hükümlerine göre yapılan elektronik açık artırmaların sürüncemede kalmasına ve gerçek alıcılar arasında rekabet içinde gerçekleştirilmesine yönelik de bazı düzenlemeleri bu teklifimizde yer veriyoruz” diye konuştu.
Güler ayrıca, teklifin bundan sonraki davalar için geçerli olacağını söyledi.
]]>(ANKARA)- TBMM, dokuz günlük bayram tatilinin ardından mesaiye başladı. Yarın Dijital Mecralar Platformu Komisyonu, dijital telif gündemi ile yeniden toplanacak. Komisyonda, Google Bilgi Teknolojileri Limited Şirketi sunum yapacak.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, Demirören ve Turkuvaz medya grupları ile Anadolu Ajansı’nın da aralarında olduğu bazı yayıncı kuruluşların da desteklediği “dijital telif düzenlemesi” gündemiyle dört kez toplandı. Önceki toplantılarda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu başta olmak üzere Rekabet Kurumu adına Selçuk Yılmaz ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Erkin Yılmaz da sunum yapmıştı. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği toplantılarda muhalefetin telif yasasına ilişkin en büyük itirazı, yasanın bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaması, büyük yayıncı şirketleri korurken küçük şirketlerin ve burada çalışan basın emekçilerinin haklarının yasa ile güvence altına alınmaması oldu.
“Eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden yaparsak bir şey yapmış sayılmayız”
Dijital Mecralar Platfomu yarın AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman başkanlığında toplanacak. Yayman geçtiğimiz ay düzenlenen toplantıda dijital telif meselesinin önemine dikkat çekerek, “Dijital telif konusunun ana fikri şu; haberin bir fikir ve sanat eseri sayılması noktasında bir talep var. Bu talebi komisyonumuz değerlendirecek ve bu konuda bir müzakere yapacağız. Ben de doğrusu, haberin ve içeriğinin bir telif sayılması gerektiğini düşünüyorum çünkü Avrupa örneklerine bakıldığında, Kıta Avrupası örneklerine de bakıldığında, Anglosakson örneklerine bakıldığında, burada haberin bir telif konusu edildiğini görüyoruz” ifadelerine yer vermişti.
Böyle bir sistemin Türkiye’de düzgün bir şekilde işlemesi için, “fikri üreten emekçinin de patronun da örgütlü olması lazım” diyen CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Patronun örgütlü olması gerekiyor, tekellerinin kırılmış olması gerekiyor. Şimdi biz bu düzenlemeyi yapacağız ama yapay zekayla ilgili herhangi bir yasal düzenlememiz yok. Rekabet Kurulu’na soruyorum; ‘Google’a kaçta kaç oranında ceza kesiyorsunuz’ diyorum, yanıt yok. Sinema konusunda 2019 yılında bir düzenleme yaptınız yapımcıların eline düştünüz. Korkunç sonuçlar doğurdu. Bir sürü gelir getirici uygulama için sonunda gidip 5-6 yıl sonra düzenleme yapmak zorunda kaldınız. Biz orada aklı arıyorsak, tekelleri yok edeceğiz, yeni tekeller yaratmayacağız. ‘Bazı arkadaşları paaraya ihtiyacı var, bizim gruplar paraya doysun, Google’dan da biraz para gelsin, bir kurum oluşturalım bu kurum da yemlik olarak onlara göndersin’ derseniz ben buna karşıyım. Avrupa Birliği’nin yapay zeka ilgili getirdiği kuralları yasalaştırmadan, biz çalışanların örgütlü hakkını savunmadan, bu sektörde üretenin, fikri eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden bu düzenlemeleri yaparsak bir şey yapmış sayılmayız.”
Özkan, “Telif hakları konusu özgürlük alanlarımızı daraltan, iş ilişkilerini değiştiren bir şey. Yarın medya patronu sana maaş vermiyorum, Google’dan gelecek olan paranın da dörtte birini alacağım derse ne yapacağız” sorularını yönelterek bu düzenlemede Türkiye’nin ekonomik ve sosyal koşullarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamıştı.
“Yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk ise, gelişmiş ülkelerden örneklerle konunun tartışıldığını öte yandan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu durumun dezavantaj yaratabileceğine dikkat çekmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu hakların korunması oldukça önemli. Bu korunma aynı zamanda içeriklerin mecralarda çoğaltılarak içinin boşaltılmasını da engelleyen bir durumu var. Günümüzde özellikle dijital içerikler söz konusu olduğunda çok sıkı bir denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara da yol açabiliyor. Gelişen ve gelişmekte olan ülkeler arasında dijital uçurum var. Sıkı denetim gelişmekte olan ülkeler açısından dezavantaj olabiliyor. Kısacası çift yönlü düşünülmesi gereken bir konu var burada. Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor.”
Google yetkilileri komisyona katılacak
Google başta olmak üzere pek çok dijital platformun Türkiye’deki yayıncılara ödeme yapmaması hatta X ve Tiktok gibi şirketlerin uzun bir süre Türkiye’de temsilcilik dahi açmaması komisyon toplantılarında sık sık gündeme geldi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, X’in temsilci atamasına ilişkin, “Geçmişte bir temsilcilikleri vardı. Ancak hiçbir yaptırımımızı uygulamaya yeterli değildi. Şimdi 100 milyon liralık bir şirket kurdular. Dolayısıyla bizim dediklerimizi artık uygulamak durumundalar, ciddi bir sermayeleri var. İnşallah bu komisyona da temsilicilerini getiririz, notumuzu aldık” demişti.
Önceki komisyon toplantısına katılan Rekabet Kurumu Denetim ve Uygulama Dairesi Başkan Yardımcısı Selçuk Yılmaz, Google’a Rekabet Kurumunun ceza kestiğini ancak miktarın kazancının kaçta kaçı olduğunu ‘ticari sır’ gerekçesi ile açıklayamayağını söylemişti. Bunun üzerine ise CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, “Rekabet Kurumu Google’la ilgili bir soruşturma açtı mı ya da bir kaç soruşturma açtı mı? Bu soruşturmaların sonucu ne oldu?’ sorusunu yöneltmiş Yılmaz, “Rekabet Kurumu şu ana kadar Google’la ilgili 4 tane soruşturma açtı ve bunlar nihai karara bağlandı. 2018 yılında 196 milyon, 296 milyon olmak üzere soruşturmalarda farklı cezalar uygulandı” yanıtını vermişti.
Cezaların Google’ın Türkiye’deki kazançları üzerinden kesildiğini belirten Yılmaz, Google’ın Türkiye’de kazandığı toplam geliri ise ‘ticari sır’ olduğu gerekçesiyle açıklamadı. Bunun üzerine Özkan, “Google soruyoruz, Google söylemiyor; size soruyoruz siz söylemiyorsunuz” diyerek komisyonda şeffaflık çağrısında bulunmuştu.
Henüz komisyona sunulmuş bir taslak metin ise bulunmamakta.
]]>AYM, CHP’NİN BAŞVURUSUNU KARARA BAĞLADI
CHP’nin 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davaya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Resmi Gazete’de yer alan karara göre, AYM, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) iptali istemiyle yapılan başvuruyu karara bağladı.
BÜYÜKŞEHİRLERDEKİ KAYMAKAMLIKLARDA DERNEKLER BİRİMİ KURULAMAYACAK
Düzenlemenin tümünün iptal edilmesi istemini reddeden Yüksek Mahkeme, düzenlemede yer alan bazı hükümlerin ise iptalini kararlaştırdı. Buna göre, AYM, “Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe kaymakamlıklarında ayrıca dernekler birimi oluşturulamayacağı” yönündeki düzenlemeyi, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından iptal etti.
112’YE ASILSIZ İHBARDA KESİLEN PARA CEZASI İPTAL
Yüksek Mahkeme, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak asılsız ihbarda bulunanlara valilikler tarafından 250 lira ceza verilmesi, eylemin tekrarlanması halinde cezanın iki katı kadar uygulanması düzenlemesinin de iptaline karar verdi. Düzenlemenin KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğunu tespit eden AYM, iptal kararının 12 ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırdı.
Milli Mayın Faaliyet Merkezi Başkanlığınca mayın faaliyetlerine ilişkin yapılacak mal ve hizmet alımlarına ilişkin düzenleme ve bu kapsamdaki her türlü araç, makine, teçhizat ve mayın aramak üzere eğitilmiş hayvanların alımında gümrük vergilerinden muafiyet getiren düzenleme de KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulundu.
– Bazı emeklilerin göreve atanmasında aylıklarının kesilmemesi
“Cumhurbaşkanınca atanan İdari İşler Başkanlığı personeli hakkında kamu görevine atanma için yaş haddini 65 yaş olarak düzenleyen 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesinin uygulanmayacağı”na ilişkin düzenleme de iptal edildi.
Anayasa’nın 70. maddesinde, her vatandaşın kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceğinin kurala bağlandığı anlatılan gerekçede, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin KHK ile düzenleme yapılmasının mümkün olmadığı vurgulandı. Cumhurbaşkanı tarafından atanan İdari İşler Başkanlığı personeli için belirtilen yaş sınırını ortadan kaldıran kuralın, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin bir düzenleme öngördüğünden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı belirtildi.
TRT Genel Müdürüne en yüksek devlet memuru aylık ve sözleşme ücreti ödenmesine ilişkin düzenleme, 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere Yüksek Mahkemece iptal edildi. Mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemelerin, Anayasa’da yer alan “mülkiyet hakkına ilişkin” olduğu ifade edilen kararda, bu konuda KHK ile düzenleneme yapılamayacağı kaydedildi.
Subayların terfiye hak kazanabilmek için her rütbede beklenecek sürelerinin Cumhurbaşkanı tarafından uzatılabilmesi ve kısaltılabilmesine ilişkin düzenleme de KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilmeyerek, 12 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edildi.
Yüksek Mahkeme, “vali yardımcılarının en az 6 yıl kaymakamlık görevinde bulunmuş ve bu hizmetin 2 yılını Doğuda geçirmiş olanlardan atanabileceği”ne ilişkin düzenleme ile “Valilerin İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanı’nın tasdiki ile tayin olunacağı” yönündeki düzenlemenin, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmasını da Anayasa’ya aykırı buldu. Gerekçede, kuralların, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca verilen KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilemeyeceği bildirildi.
Yüksek Mahkeme, 703 sayılı KHK’de yer alan rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ilişkin düzenlemeyi, Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Dava konusu kuralın önceki halinde, rektörlerin devlet üniversitelerine atamasında, YÖK’ün aday gösterdiği kişiler arasından seçilerek, Cumhurbaşkanı tarafından atanacağının düzenlendiği aktarılan kararda, vakıf üniversitelerine ise mütevelli heyetinin YÖK’e teklifi ve YÖK’ün olumlu görüş vermesi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanacağının düzenlendiği ifade edildi.
Kararda, 703 sayılı KHK ile yapılan düzenleme sonrası, YÖK’ün rektör atama sürecinde, devlet üniversiteleri yönünden aday gösterme, vakıf üniversiteleri yönünden mütevelli heyetinin teklifine olumlu görüş verme şeklindeki rolüne son verilmek suretiyle rektör atama usulünün değiştirildiği, ayrıca atanma şartları, görev süresi gibi rektör atanmasına ilişkin hükümlerin madde metninden çıkarıldığı hatırlatıldı.
Yüksek Mahkemece 12 ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılan iptal kararına ilişkin gerekçede, “Kural, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kalmaktadır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın mülga 91. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.” ifadeleri yer aldı.
– YÖK üyelerinin atanmasına ilişkin iptal
AYM, 2547 Sayılı Kanun’un 6. Maddesi’nin (b) fıkrasının (5) numaralı bendinin, 703 saylı KHK ile değiştirilmesine ilişkin düzenlemeyi de iptal etti. Yüksek Mahkeme düzenlemedeki, “21 üyeden oluşan YÖK’ün 7 üyesinin, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından belirlenmesinin ardından Cumhurbaşkanı onayı ile görev başlayacağı”na ilişkin düzenlemenin, “… Cumhurbaşkanı tarafından atanması” şeklindeki değiştirilmesini Anayasa’ya aykırı buldu.
ÜAK’ın, YÖK’e üye seçen bir kuruluş olduğu aktarılan kararda, yapılan değişiklikle ÜAK tarafından seçilen üyelerin doğrudan üye sıfatını kazanamadıkları, nihai olarak bu sıfatı kazanmalarının Cumhurbaşkanı’nın takdirine bağlı kılındığı belirtildi.
Bu düzenlemenin, Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin olduğuna işaret edilen kararda, “Kuralın 6771 sayılı Kanun ile Anayasa’da yapılan değişikliklerle ilgisinin olduğu söylenemez. Bu itibarla kural, 7142 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca verilen KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilmemektedir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın mülga 91. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.” ifadeleri yer aldı.
]]>“CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ KÖKTEN HUKUKSUZDUR”
Özel,”Tayyip bey buradan söylüyorum yaptığınız her şeyi AYM iptal etti. 270 sayfa iptal var. Memleketin nasıl bir hukuksuzlukla yöneltildiği buradan belli oluyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen sistem kökten hukuksuzdur. Anayasa istemek için önce mevcut anayasaya uymak, yetkiyi veren milletin aklıyla alay etmemek gerekir”ifadelerini kullandı.
“60 GÜN İÇİNDE İĞNEDEN İPLİĞE İNCELEDİK”
Özel “Anayasa Mahkemesi kararları, yargılamaları herkesin dilinde. Ben de yemin ederken anayasaya göre Erdoğan da anayasaya göre yemin ediyor. Anayasaya aykırı kanun ya da KHK varsa görev 120 milletvekilini birlikte imza attırabilen CHP’dir. 60 gün içinde iğneden ipliğe inceledik. Tuğla gibi bir başvuru yaptık. Bizim 60 günde inceleyip iddia ettiğimiz aykırılıkları Anayasa Mahkemesi 6 yılda inceledi. O sırada bakanlar, rektörler, bakanlar kurulu atandı, seçimler yapıldı, beyefendiler kararı verdiler.
“DEVLETİ BU HALE AK PARTİ VE MHP’NİN ANAYASA TANIMAZLIĞI GETİRDİ”
AYM kararı, TSK’nin rütbeleri, adalet müfettişlerinin atanması, din işleri yüksek kurulunun atanması, huzur hakkı ödemeleri, Yargıtay’ın yapısı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın binalarının vakıflara verilmesi. Dün akşam itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kirişleri kırıktır, temeli kumdandır, devleti sakatlamışlardır. Bu devleti bu hale AK Parti ve MHP’nin anayasa tanımazlığı getirdi.”
NE OLDU?
CHP’nin 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davaya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Anayasa Mahkemesi, rektör atamalarına ilişkin KHK hükmünün iptaline karar verdi ve iptal kararın bugünden itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girmesine de karar verdi. Mahkemenin iptal gerekçesinde, şu değerlendirme yapıldı: “Dava konusu kuralla YÖK’ün rektör atama sürecinde; devlet üniversiteleri yönünden aday gösterme, vakıf üniversiteleri yönünden mütevelli heyetinin teklifine olumlu görüş verme şeklindeki rolüne son verilmek suretiyle rektör atama usulü değiştirilmiş ayrıca atanma şartları, görev süresi gibi rektör atanmasına ilişkin hükümler madde metninden çıkarılmıştır.
Devlet üniversitelerine rektör atanma şartlarında değişiklik öngören kural, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kalmaktadır. Bu karar doğrultusunda yasama organının yeni bir yasal düzenleme yapması gerekiyor. Cumhurbaşkanı’nın iptal edilen hükme dayanarak yaptığı atamalar geçerliliğini koruyacak.”
112’YE ASILSIZ İHBARA VERİLEN CEZAYA İPTAL
Öte yandan düzenlemenin tümünün iptal edilmesi istemini reddeden Yüksek Mahkeme, düzenlemede yer alan bazı hükümlerin ise iptalini kararlaştırdı. Buna göre, AYM, “Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe kaymakamlıklarında ayrıca dernekler birimi oluşturulamayacağı” yönündeki düzenlemeyi, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından iptal etti. Yüksek Mahkeme, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak asılsız ihbarda bulunanlara valilikler tarafından 250 lira ceza verilmesi, eylemin tekrarlanması halinde cezanın iki katı kadar uygulanması düzenlemesinin de iptaline karar verdi. Düzenlemenin KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğunu tespit eden AYM, iptal kararının 12 ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırdı.
Milli Mayın Faaliyet Merkezi Başkanlığınca mayın faaliyetlerine ilişkin yapılacak mal ve hizmet alımlarına ilişkin düzenleme ve bu kapsamdaki her türlü araç, makine, teçhizat ve mayın aramak üzere eğitilmiş hayvanların alımında gümrük vergilerinden muafiyet getiren düzenleme de KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulundu. “Cumhurbaşkanınca atanan İdari İşler Başkanlığı personeli hakkında kamu görevine atanma için yaş haddini 65 yaş olarak düzenleyen 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesinin uygulanmayacağı”na ilişkin düzenleme de iptal edildi.
Anayasa’nın 70. maddesinde, her vatandaşın kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceğinin kurala bağlandığı anlatılan gerekçede, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin KHK ile düzenleme yapılmasının mümkün olmadığı vurgulandı. Cumhurbaşkanı tarafından atanan İdari İşler Başkanlığı personeli için belirtilen yaş sınırını ortadan kaldıran kuralın, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin bir düzenleme öngördüğünden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı belirtildi.
TRT GENEL MÜDÜRÜ’NÜN MAAŞ DÜZENLEMESİ İPTAL
TRT Genel Müdürüne en yüksek devlet memuru aylık ve sözleşme ücreti ödenmesine ilişkin düzenleme, 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edildi. Mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemelerin, Anayasa’da yer alan “mülkiyet hakkına ilişkin” olduğu ifade edilen kararda, bu konuda KHK ile düzenleneme yapılamayacağı kaydedildi. Subayların terfiye hak kazanabilmek için her rütbede beklenecek sürelerinin Cumhurbaşkanı tarafından uzatılabilmesi ve kısaltılabilmesine ilişkin düzenleme de KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilmeyerek, 12 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edildi.
Yüksek Mahkeme, “vali yardımcılarının en az 6 yıl kaymakamlık görevinde bulunmuş ve bu hizmetin 2 yılını Doğuda geçirmiş olanlardan atanabileceği”ne ilişkin düzenleme ile “Valilerin İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanı’nın tasdiki ile tayin olunacağı” yönündeki düzenlemenin, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmasını da Anayasa’ya aykırı buldu. Gerekçede, kuralların, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca verilen KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilemeyeceği bildirildi.
]]>12 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK
CHP’nin 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açtığı davaya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.
“YAPILAN ATAMALAR GEÇERLİ”
Anayasa Mahkemesi, rektör atamalarına ilişkin KHK hükmünün iptaline karar verdi ve iptal kararın bugünden itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girmesine de karar verdi. Mahkemenin iptal gerekçesinde, şu değerlendirme yapıldı: “Dava konusu kuralla YÖK’ün rektör atama sürecinde; devlet üniversiteleri yönünden aday gösterme, vakıf üniversiteleri yönünden mütevelli heyetinin teklifine olumlu görüş verme şeklindeki rolüne son verilmek suretiyle rektör atama usulü değiştirilmiş ayrıca atanma şartları, görev süresi gibi rektör atanmasına ilişkin hükümler madde metninden çıkarılmıştır.
Devlet üniversitelerine rektör atanma şartlarında değişiklik öngören kural, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kalmaktadır. Bu karar doğrultusunda yasama organının yeni bir yasal düzenleme yapması gerekiyor. Cumhurbaşkanı’nın iptal edilen hükme dayanarak yaptığı atamalar geçerliliğini koruyacak.”
112’YE ASILSIZ İHBARA VERİLEN CEZAYA İPTAL
Öte yandan düzenlemenin tümünün iptal edilmesi istemini reddeden Yüksek Mahkeme, düzenlemede yer alan bazı hükümlerin ise iptalini kararlaştırdı. Buna göre, AYM, “Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe kaymakamlıklarında ayrıca dernekler birimi oluşturulamayacağı” yönündeki düzenlemeyi, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından iptal etti.
Yüksek Mahkeme, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak asılsız ihbarda bulunanlara valilikler tarafından 250 lira ceza verilmesi, eylemin tekrarlanması halinde cezanın iki katı kadar uygulanması düzenlemesinin de iptaline karar verdi. Düzenlemenin KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğunu tespit eden AYM, iptal kararının 12 ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırdı.
Milli Mayın Faaliyet Merkezi Başkanlığınca mayın faaliyetlerine ilişkin yapılacak mal ve hizmet alımlarına ilişkin düzenleme ve bu kapsamdaki her türlü araç, makine, teçhizat ve mayın aramak üzere eğitilmiş hayvanların alımında gümrük vergilerinden muafiyet getiren düzenleme de KHK ile düzenlenemeyecek konular kapsamında olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulundu.
“Cumhurbaşkanınca atanan İdari İşler Başkanlığı personeli hakkında kamu görevine atanma için yaş haddini 65 yaş olarak düzenleyen 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesinin uygulanmayacağı”na ilişkin düzenleme de iptal edildi.
Anayasa’nın 70. maddesinde, her vatandaşın kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceğinin kurala bağlandığı anlatılan gerekçede, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin KHK ile düzenleme yapılmasının mümkün olmadığı vurgulandı. Cumhurbaşkanı tarafından atanan İdari İşler Başkanlığı personeli için belirtilen yaş sınırını ortadan kaldıran kuralın, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin bir düzenleme öngördüğünden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kaldığı belirtildi.
TRT GENEL MÜDÜRÜ’NÜN MAAŞ DÜZENLEMESİ İPTAL
TRT Genel Müdürüne en yüksek devlet memuru aylık ve sözleşme ücreti ödenmesine ilişkin düzenleme, 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edildi. Mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemelerin, Anayasa’da yer alan “mülkiyet hakkına ilişkin” olduğu ifade edilen kararda, bu konuda KHK ile düzenleneme yapılamayacağı kaydedildi. Subayların terfiye hak kazanabilmek için her rütbede beklenecek sürelerinin Cumhurbaşkanı tarafından uzatılabilmesi ve kısaltılabilmesine ilişkin düzenleme de KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilmeyerek, 12 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edildi.
Yüksek Mahkeme, “vali yardımcılarının en az 6 yıl kaymakamlık görevinde bulunmuş ve bu hizmetin 2 yılını Doğuda geçirmiş olanlardan atanabileceği”ne ilişkin düzenleme ile “Valilerin İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanı’nın tasdiki ile tayin olunacağı” yönündeki düzenlemenin, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmasını da Anayasa’ya aykırı buldu. Gerekçede, kuralların, Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlamak amacı taşımadığından Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca verilen KHK çıkarma yetkisinin amaç ve kapsamı içinde değerlendirilemeyeceği bildirildi.
]]>(TBMM) – Kripto varlıklara ilişkin düzenlemeleri içeren Sermaye Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda başladı. CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, kanun teklifinin tali komisyonlarda görüşülmesi gerektiğini belirterek, “alt komisyon kurulması”nı istedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Komisyonda, Sermaye Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlandı. Toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanlığı Bakan Yardımcısı Osman Çelik, Sermaye Piyasası Kurulu İbrahim Ömer Gönül katıldı.
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, kanun teklifinin tali komisyonlarda görüşülmesi gerektiğini belirterek, “alt komisyon kurulması”nı istedi. Türeli, “Muhalefet olarak bu kanun teklifiyle önümüze geldiğinde karşılaştık. Alt komisyon işi uzatmaz, 4-5 gün içerisinde işi tamamlar” dedi.
“Teklif alt komisyonlarda tartışmalıydı”
İYİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale de teklifin Plan ve Bütçe’ye gelmeden önce alt komisyonlarda uzmanlarla tartışılması gerektiğini söyledi.
Komisyon Başkanı Muş ise kanun teklifi dağıtıldıktan sonra 10 gün içinde tali komisyonlardan herhangi bir rapor ve geri dönüş yapılmazsa ana komisyonun toplantı yapabileceğini hatırlatarak, düzenlemenin dağıtımından itibaren 14 gün geçtiğini, toplantıyı yapabileceklerini söyledi.
Kanun teklifinin imza sahibi AKP Ankara Milletvekili Ömer İleri, teklife ilişkin yaptığı sunumda şunları söyledi:
“Finans dünyasına ve finansal regülatörlerin düzenlemelerine son yıllarda damga vuran konular arasında, merkeziyetsiz finans olarak adlandırılan DeFi uygulamaları ve bu uygulamaların en çok görüldüğü yer olan kripto varlıklar göze çarpmaktadır. İlk olarak, 2008 yılında yaşanan küresel mali krizden kısa bir süre sonra aynı yılın sonlarına doğru Bitcoin’in teknik makalesinin (White Paper) yayımlanması ile ortaya çıktığı kabul edilen kripto varlıkların değerinde son 15 yıllık süreçte önemli dalgalanmalar meydana gelmiştir.
“Kripto varlıkların 2024 yılında piyasa değeri 1,8 trilyon dolar seviyesinde”
Kripto varlıkların toplam piyasa değeri 2021 yılında 3,5 kat artış gösterirken, piyasada 2022 yılının mayıs ayında başlayan çalkantı sonrasında toplam piyasa değeri 2,6 trilyon dolardan 1 trilyon doların altına gerilemiştir. 2024 yılının ocak ayında ise bu tutar yaklaşık 1,8 trilyon dolar seviyesindedir.
Mevcut durumda ülkemizin kripto varlıklara ilişkin kamuya yansımış resmi duruşunu Finansal İstikrar Komitesi’nin 10 Ocak 2018 tarihinde yaptığı duyuru belirlemektedir. Bu duyuruda kripto varlıkların ülkemizde yasal bir dayanağı bulunmadığı, bu kapsamda gerçekleştirilen işlemlerin herhangi bir resmi otoritenin güvencesi altında olmadığı, dijital cüzdanların çalınabilmesi, kaybolabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi gibi olumsuz özelliklere sahip olduğu, işlemlerin geri döndürülemez nitelikte olması nedeniyle kötü niyetli kişilerin suistimallerinden kaynaklanan zararların düzeltilmesi veya iptal edilmesinin mümkün olmadığı, bunlarla işlem yapan kişilerin herhangi bir zarara uğramamaları için dikkatli olmaları ve kripto paralar ile ilgili işlem yaptıklarında duyuruda bahsi geçen olumsuzluklarla karşılaşabileceklerinin farkında olmaları konusunda vatandaşlarımız uyarılmıştır.
Öte yandan geçen süre içerisinde Finansal İstikrar Kurulu (FSB), Mali Eylem Görev Gücü (FATF), Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü (IOSCO), Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), Avrupa Birliği gibi uluslararası çatı kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalar ve diğer ülke uygulamaları yakından takip edilmiştir. Ülkemizde de Hazine Maliye Bakanlığımız koordinasyonunda, başta SPK, BDDK, TCMB, MASAK ve TÜBİTAK olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlar ile bakanlıklarımızın ve akademisyenlerin katkı ve destekleri ile bugün gündemimizde olan kanun teklifi hazırlanmıştır.
Teklifin özü itibarıyla kripto varlıkların dayanağı olan dağıtık defter veya blokzinciri teknolojisini değil; bu varlıkların alım satımını ve saklamasını yapan KVHS’leri düzenleme altına aldığının belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda teklif ile öncelikle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun tanımlar bölümünde değişiklik yapılması ve kripto varlık ekosisteminde yer alan bazı kavramların tanımlanması amaçlanmaktadır. Bu amaç çerçevesinde, uluslararası düzenlemelerle uyumlu olacak şekilde kripto varlık, cüzdan, kripto varlık hizmet sağlayıcı, kripto varlık saklama hizmeti ve kripto varlık alım-satım platformu kavramları tanımlanarak bu kavramların hukuk dünyasında neyi ifade ettiği ortaya konmuştur.
“Kripto varlık kavramının tanımı ilk kez yasa düzeyinde yapılmakta”
Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, teklifte kripto varlık kavramının tanımı ilk kez yasa düzeyinde yapılmaktadır. Esasen ülkelerin kripto varlıklara ilişkin düzenlemelerini yaparken iki temel konu üzerine odaklandıkları görülmektedir. Bunlardan birincisi kripto varlıkların halka arzı diğeri ise kripto varlık hizmet sağlayıcıların yani alım satım platformlarının ve saklamacıların düzenlenmesidir. Bu bağlamda, teklifte tanımlanan kavramlardan bir diğeri kripto varlık hizmet sağlayıcılardır. KVHS kavramı içinde yer alan kripto varlık platformları da teklif bakımından önemli bir tanımı teşkil etmektedir. Temel olarak bu platformları düzenleyecek olan SPK’dır.
“Düzenleme ve denetlemenin de SPK tarafından yapılması öngörülmektedir”
Yine kripto varlıkların fiyatlarının çok volatil olmasını da dikkate alarak, piyasa bozucu eylemlere ilişkin de düzenleme yapılmaktadır. Ancak burada önem arz eden husus bu varlıklardan birçoğunun fiyatının yaygın olarak yurt dışı platformlarda oluşmasıdır. Dolayısıyla fiyatı Türkiye’de oluşan kripto varlıklar için, piyasa bozucu eylemlere ilişkin düzenleme ve denetlemenin de SPK tarafından yapılması öngörülmektedir. Ayrıca, kripto varlıklar alanında yatırım danışmanlığı ya da portföy yöneticiliğine ilişkin esasların belirlenmesi yetkisi de SPK’ya verilmektedir.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıların hukuka aykırı işlemlerinde uygulanacak tedbirler ve yaptırımlar da teklifte ayrıca düzenlenmektedir. Ayrıca kripto varlık hizmet sağlayıcılarının denetimi yüksek standartlara bağlanmaktadır. Teklif kapsamında mali ve bilgi sistemleri bağımsız denetimlerinin SPK tarafından ilan edilen listede yer alan bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılacağı belirtilmektedir. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının bilişim sistemlerinin işletilmesi, her türlü siber saldırı, bilgi güvenliği ihlalleri gibi fiillerden veya personelin her türlü davranışından kaynaklanan sorumlulukları bir tehlike sorumluluğu olarak öngörülerek kusursuz sorumlulukları düzenlenmektedir.
Yurt içi platformların lisanslanması sürecinde göstereceğimiz hassasiyeti yurt dışı platformlar ve bu platformlarda işlem yapan yatırımcılar için de mutlaka göstereceğiz. Taslakla Türk vatandaşlarının yurtdışı platformlarda işlem yapmasının yasaklanması söz konusu değildir. Vatandaşlarımız kambiyo mevzuatı hükümleri çerçevesinde kendi iradeleriyle yurt dışında işlem yapmaya devam edebilecekleri gibi yeni hesap açmalarında da bir engel yoktur. Öte yandan yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılar faaliyetlerini Türkiye’de yerleşik kişilere yöneltemeyecek olup, bunu sonlandırmaları için üç aylık bir süre belirlenmiştir. Taslakta yöneltmenin kriterleri de belirlenmiş bulunmaktadır. Buna göre; Türkiye’de iş yeri açılması, Türkçe internet sitesi oluşturulması, sunulan kripto varlık hizmetlerine ilişkin olarak doğrudan ve/veya Türkiye’de yerleşik kişi ya da kurumlar aracılığıyla tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunulması gibi eylemler faaliyetlerin ülkemiz vatandaşlarına yöneltildiğinin kabulünü gerektirecektir. Uzun vadede vatandaşlarımızın ülkemizde faaliyet izni almış, düzenlemelere tabi olarak faaliyetlerini sürdüren kurumların sağladığı korumalı alanı tercih edeceğine inanıyoruz.”
]]>CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu,yaptığı yazılı açıklamada, iktidarın hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağının kadınların kazanılmış haklarını elinden alan düzenlemeler içerdiğine dikkat çekti. Bankoğlu, taslakta yer alan düzenlemelerle kadın cinayetlerinin daha da artacağını ifade etti.
Bankoğlu açıklamasında açıklamasında şunları kaydetti:
“Bir süredir konuşulan 9. Yargı Paketi’nin taslağında tüm toplumu yakından ilgilendiren maddeler yer alıyor. Özellikle toplumsal muhalefet açısında çok tehlikeli maddeler olduğunu görüyoruz. Toplumsal muhalefeti tümüyle susturmak için ‘etki ajanlığı’ maddesi getiriliyor. AKP bu maddeyle her muhalif ve aykırı görüşü ajanlıkla itham edip cezalandırmayı ve herkesin birbiri aleyhinde sürekli şikayette bulunduğu bir muhbirlik borsası yaratmayı öngörüyor. Yargı paketinin kamuoyunda çok fazla tartışılmayan bir yönü de kadınlarının kazanılmış haklarına yönelik maddeleridir. Soyadı düzenlemesi başta olmak üzere tazyik hapsine itiraz yolunun açılması ve genel affa yönelik çalışmaları kadınlar açısından oldukça tehlikeli bir durum yaratıyor.
“Kadın cinayetlerinin, cinsel şiddet ve istismarın bu cezasızlık rejiminden beslendiğini görüyoruz”
AKP hükümeti uzun yıllardır kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılar yapıyor. AKP’nin evrensel hukuku bir yana bırakıp kadın ve çocuklara karşı mücadeleden vazgeçtiğinin en somut sonucunu 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla yaşadık. Kadın erkek eşitliğini ‘fıtrata aykırı bir durum’ olarak değerlendiren zihniyet, kadın cinayetlerine, taciz ve istismarlara karşı cezasızlık rejimi kurmaya başladı. Son yıllarda kadın cinayetlerinin, cinsel şiddet ve istismar vakalarının bu cezasızlık rejiminden beslendiğini görüyoruz. Son yıllarda da aile kurumunun güçlendirilmesi gerekçesiyle yine kadın haklarını tırpanlamaya yönelik kararlar alınıyor. Aynı gerekçeyle bu kez 9. Yargı Paketi’ni getirip anayasaya ve evrensel hukuka açıkça aykırılık teşkil eden kararları yasalaştırmaya çalışıyorlar.
“Düzenleme, her yıl sayısı binleri bulan kadın cinayetlerini daha da artıracak”
Adalet Bakanı Tunç bu paketin ‘cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik’ olduğunu söylüyor; ancak yasa taslağındaki özellikle 6284 sayılı yasadaki değişiklikle bu cezasızlık halinin daha da konsolide edildiğini görüyoruz. 6284 sayılı yasayı halihazırda fiilen uygulanamaz hale getirmeye çalıştılar. Şimdi de tedbir kararlarına uymayanlara verilen zorlama hapsine karşı itiraz yolu açılıyor. 6284’ün neredeyse tek caydırıcı maddesi fiilen kaldırılmak isteniyor. Tazyik hapsi kararına itiraz yolunu açmak demek, yasanın tümüyle içini boşaltmak, işlevsiz hale getirmek demektir. Şikayetçi oldukları halde, ellerinde koruma kararı olmasına rağmen her yıl onlarca kadın cinayeti yaşanıyor. Şimdi tazyik hapislerinin sürecini uzatacaklar. Kadın koruma kararı aldıracak, erkek karara uymayacak, kadına şiddete devam edecek, şikayet edilip tazyik hapsi istenince de itiraz edip süreci uzatacak. Halihazırda koruma kararına rağmen öldürülen kadınların olduğu ülkemizde kadınlar bir de gelmeyen duruşma günlerini ve aylarca yargılamanın sürmesini bekleyecek. Bu her yıl sayısı binleri bulan kadın cinayetlerini daha da artıracak oldukça tehlikeli bir düzenleme. 6284’ün neredeyse tek yaptırım maddesine itiraz yolu açıp kadınları tümüyle saldırıya açık ve hukuki olarak güvencesiz hale getirmeyi planlıyorlar.
“Ataerkil aile modelini güçlendiren bir madde getiriliyor”
Paketin en çok dikkat çeken hususu soyadına yönelik değişiklik içeren maddesi. Ocak ayında Anayasa Mahkemesi’nin evli kadının kocasının soyadını taşıma zorunluluğunu iptal eden kararı yok sayılarak ataerkil aile modelini güçlendiren bir madde getiriliyor. Pakete göre kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak. Bu düzenleme alt metinde ailenin yani soyun devamlılığının erkek üzerinden yürümesi gerektiğini içeren bir düzenlemedir. Çocukların geleceği, soy bağının devamlılığı, aile birliğinin sağlanması gibi gerekçeler sunuyorlar. Çocukları bu kadar düşünenler, laik eğitimi yok sayıp çocukları ÇEDES karanlığına terk ediyor. Ne idüğü belirsiz tarikatların yurtlarında istismara maruz bırakıyor. MESEM’lerde çocuk işçiliği ve iş cinayetini meşrulaştırıyor. Bu düzenleme erkeği ‘ailenin reisi’ olarak öngörenin maddeyi akıllara getiriyor. Medeni Hukuk’tan 2002’de kaldırılan bu düzenlemeye karşı AKP bir tür rövanş alma gayesinde.”
]]>
“GAYRİMENKUL YATIRIM FONLARININ PROJELERE YATIRIM YAPMASININ ÖNÜ AÇILACAK”
Şimşek, kentsel dönüşüm ve konut arzının artmasını sağlayacak yeni çalışmaya ilişkin bilgi verdi. SPK’nin hazırladığı Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu (Proje GYF) kurulmasına ilişkin düzenlemede son aşamaya gelindiğini bildiren Şimşek, “Kurul tarafından yapılacak düzenlemeyle gayrimenkul yatırım fonlarının (GYF) gayrimenkul projelerine yatırım yapmasının önü açılacak. Düzenlemeyle, bu fonların portföyleri uygun hale getirilip tür değişikliği yapılacak. Konut arzının artmasıyla birlikte konut fiyatlarının yukarı yönlü piyasa baskısı azalacak ve böylelikle konuta erişilebilirlik her kesim için kolaylaşacak.” diye konuştu.
GELİR YA DA EV SAHİBİ OLMA İMKANI
Şimşek, gayrimenkul yatırım fonlarının, yeni düzenlemeden önce bu projelere yatırım yapamadığına ve gayrimenkullerin inşaat işlerini üstlenemediğine işaret ederek, SPK’nin düzenlemesiyle bu kısıtların ortadan kalkacağını söyledi.
Gayrimenkul yatırım fonlarının, artık kendilerinin veya başkalarının geliştirdiği projelere yatırım yapabileceğini aktaran Şimşek, “Böylece proje gayrimenkul yatırım fonları, portföylerine üzerinde proje geliştirilecek arsa ve gayrimenkul projelerini dahil edebilecek. Düzenlemede ayrıntılı şekilde yer alacak şartları sağlayan bu yatırım fonları, unvanlarında ‘proje’ ibaresine yer verecek ve ‘proje gayrimenkul yatırım fonu’ olarak anılacak. Bu açılardan proje gayrimenkul yatırım fonları, portföylerine proje dahil edemeyen mevcut gayrimenkul yatırım fonlarından farklı bir içeriğe sahip olacak.” ifadesini kullandı.
Bakan Şimşek, SPK tarafından hayata geçirilecek projenin, yatırımcıların proje kaynaklı risklerinin azaltılabilmesi amacıyla teminat mekanizması getirdiğini, böylece fonun hasılat paylaşımı sözleşmelerinden doğan haklarını da güvence altında tutacağını belirterek, “Bu düzenleme ayrıca fon faaliyetleriyle ilgili yatırım kararını etkileyebilecek değişikliklerde yatırımcılara fondan çıkış hakkı getirecek ve böylelikle yatırımcı mağduriyetlerinin önüne de geçilecek.” değerlendirmesinde bulundu.
DÜZENLEME SONRASI FONLARIN SAYISI ARTABİLİR
Yatırımcıların, proje bitiminde gayrimenkulün satışından ya da kirasından gelir elde edebileceği gibi ayni çıkış yaparak ev sahibi olma imkanına da sahip olabileceğini aktaran Şimşek, gayrimenkul yatırım fonlarına ilişkin de şu bilgileri paylaştı:
“SPK tarafından ihraç belgesi onaylanan 184 gayrimenkul yatırım fonu bulunuyor. Halihazırda portföyü oluşan 149 fon varken, bu fonların portföy büyüklüğü ise 82,7 milyar lira civarında. Yeni düzenlemeyle bu fonların sayısının artması da bekleniyor. Fonların teminat temelli sağlam yapısı sayesinde gayrimenkul proje üretimi güvenle hayata geçirilebilecek. Yatırımcılar bu güven ortamında kooperatifçilik mantığıyla küçük birikimlerini değerlendirerek konut sahibi olabilecekler.”
“FİYATLARIN DÜŞMESİNDE ETKİLİ OLACAK”
Düzenlemeyle toplumda genel anlamda tasarruf eğiliminde artış beklendiğine de dikkati çeken Şimşek “Düzenleme, kentsel dönüşümün finansmanında ve konut arzının artırılmasında önemli bir enstrüman olacak. Bu yatırım fonları, gerek geliştirecekleri projeler gerekse diğer projelerden alabilecekleri konut nitelikli bağımsız bölümlerle konut piyasasında arz hareketliliğini artıracak ve böylelikle fiyatların düşüş eğilimine geçmesinde çok büyük katkılar sağlayabilecek. Bu canlanma, konut piyasasının geneline yayılacak. Düzenleme, konut üreticilerinin ihtiyaç duyacakları finansmanı, sermaye piyasalarından temin edebilmeleri için de çok değerli bir alternatif oluşturacak. Böylelikle, tasarruf sahipleri küçük birikimlerini gayrimenkul projelerinde değerlendirebilecek.” dedi.
]]>YÖK’ün hazırladığı Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. YÖK, aynı yönetmelikte 15 Mart 2024 tarihinde değişiklik yaparak, “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanlardan; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan programlara denklik müracaatlarında yurtdışı yükseköğretim kurumuna kayıt olunduğu yıl ÖSYM tarafından yapılmış olan merkezi yerleştirme sınavında ilgili programın asgari başarı sıralaması şartını sağlamış olduklarını gösterir sınav sonuç belgesi” isteneceğine ilişkin düzenleme yapmıştı.
Yönetmelikte bugün yapılan değişiklikle, söz konusu programların isimleri belirtildi. Yeni düzenlemede, “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanların; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hukuk programlarına denklik müracaatlarında, 7’nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen sıralamaya giremeyen yurt dışı yükseköğretim kurumuna kayıt olmaları halinde, ilgili yılda ÖSYM tarafından yapılmış olan merkezi yerleştirme sınavında programın asgari başarı sıralaması şartını sağlamış olduklarını gösterir sınav sonuç belgesi” isteneceği hükmü yer aldı.
Ayrıca, 15 Mart 2024 tarihinde yapılan değişiklikle getirilen “Ortaöğrenimlerini Türkiye’de tamamlayanların; Türkiye’de başarı sıralaması şartı aranan programlara denklik müracaatlarında, yurtdışı yükseköğretim kurumuna kayıt oldukları yılda ÖSYM’nin yapmış olduğu merkezi yerleştirme sınavında, denklik müracaatında bulunulan programın puan türünde asgari başarı sıralaması şartını sağlamayan başvuruları reddedilir” hükmü de söz konusu programların isimleri açık yazılarak yeniden düzenlendi.
Bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce başvuruya esas diploma programına kayıt yaptıranlar hakkında, yeni düzenleme hükümleri uygulanmayacak.
Diploma denklikleri için Mart ayında yapılan yeni düzenleme
YÖK, mart ayında Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği’nde değişiklik yapmış, ardından bu değişikliğin uygulanmasında ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi için şu usul ve esasları belinlemişti:
(TBMM)- TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nda bazı basın yayın kuruluşlarının da destek verdiği dijital telif düzenlemesi hazırlıklarına muhalefet milletvekillerinden “bütüncül yaklaşım gerekir” itirazı geldi. CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, dijital mecralarda haber üretiminin kurumsal haklarının korunmasının yanında basın çalışanlarının haklarının korunabilmesi için başka düzenlemeler de yapılması gerektiğini belirtti. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk de dijital alanda sıkı denetimin gelişmekte olan ülkelerde olumsuz sonuçlar doğurduğunu anımsatarak “Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor” dedi.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, Demirören ve Turkuvaz medya grupları ile Anadolu Ajansı’nın da aralarında olduğu bazı yayıncı kuruluşların da desteklediği “dijital telif düzenlemesi” gündemiyle toplandı. Rekabet Kurumu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünden temsilcilerin yaptığı sunumların ardından komisyon üyesi milletvekilleri söz aldı.
Turkuvaz Medya Grubu önceki temsilcilerinden AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı, haberin fikir ve sanat eseri sayılması yönünde sektörde bir talep olduğunu anlattı. Bursalı şunları söyledi: “Bilginin ana dağıtım mecrası artık internet. Böyle bir ortamda korumamız gerekn değerler olduğu da çok açık. Ben de eski bir gazeteci olarak dijital teyit konusu benim de bildiğim ve önemsediğim bir alan. Bu anlamda artık dijital telifin önemi; basın kuruluşlarının reklam gelirleri ile hayatlarını devam ettirme noktasında çok önemli bir bölümünü temsil ediyor. Böyle bir ortamda bizim TBMM’de bir düzenleme yapmamız gerekiyor. Haberin artık fikir ve sanat eseri sayılması ile ilgili bir beklenti var. Hem içerik üreten hem de personel istihdam eden bir sektörde bu durum çok önemli.”
Google’ın Türkiye’deki faaliyetlerinden elde ettiği kazancın bile “ticari sır” gerekçesiyle açıklanmamasını eleştiren muhalefet milletvekilleri, olası dijital telif düzenlemesinin sektörde yaşanan sorunları çözmeye tek başına yeterli olmayacağını, konunun bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Fikri üreten emekçinin de patronun da örgütlü olması lazım. 1987’nin gerisine düşeriz”
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan şunları söyledi:
“Sizin söylediğiniz her şeyi yapabilmek için önce fikri üreten emekçinin örgütlü olması gerekiyor. Patronun örgütlü olması gerekiyor, tekellerinin kırılmış olması gerekiyor. Şimdi biz bu düzenlemeyi yapacağız ama yapay zekayla ilgili herhangi bir yasal düzenlememiz yok. Rekabet Kurulu’na soruyorum; ‘Google’a kaçta kaç oranında ceza kesiyorsunuz’ diyorum, yanıt yok. Sinema konusunda 2019 yılında bir düzenleme yaptınız yapımcıların eline düştünüz. Korkunç sonuçlar doğurdu. Bir sürü gelir getirici uygulama için sonunda gidip 5-6 yıl sonra düzenleme yapmak zorunda kaldınız. Biz orada aklı arıyorsak, tekelleri yok edeceğiz, yeni tekeller yaratmayacağız. ‘Bazı arkadaşları paaraya ihtiyacı var, bizim gruplar paraya doysun, Google’dan da biraz para gelsin, bir kurum oluşturalım bu kurum da yemlik olarak onlara göndersin’ derseniz ben buna karşıyım. ‘Yapımcılar üstün gelsin’, karşıyım. Bir sürü uygulamanın dengesini sağlamak gerekiyor. Çalışanın örgütlü olduğu, patronun örgütlü olduğu, sendikanın geçerli olduğu, adaletin ve vicdanın geçerli olacağı bir düzeni nasıl yaratacağız? Avrupa Birliği’nin yapay zeka ilgili getirdiği kuralları yasalaştırmadan, biz çalışanların örgütlü hakkını savunmadan, bu sektörde üretenin, fikri eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden bu düzenlemeleri yaparsak bir şey yapmış sayılmayız. Yani 1987’nin de gerisine düşeriz.
“Biz burada kör uçuşu yapıyoruz”
Onun için diyorum ki öncelikle bu düzenlemelerle ilgili olarak Türkiye modelini oluşturken ne yapacaksınız? Bakanlığa kapanıp gene bazı sektör temsilcileri ile bir şey hazırlayıp gelecek misiniz yoksa bu komisyonlarda birlikte mi çalışacağız? Nasıl bir çalışma modelinde devam edeceğiz? Bazı basın gruplarını dinleyip diğerlerini dinlemeyeceğim onların sesi çok çıkıyor mu diyeceksiniz, herkesi dinleyecek misiniz? Bu telif hakları konusu sadece parayla ilgili bir şey değil. Telif hakları konusu özgürlük alanlarımızı daraltan, iş ilişkilerini değiştiren bir şey. Yarın medya patronu sana maaş vemiyorum, Google’dan gelecek olan paranın da dörtte birini alacağım derse ne yapacağız? İş kanununda buna ilişkin bir düzenleme olacak mı? Yarın medya patronu ‘ben hiçbirinizi çalıştırmıyorum, yaptığınız her şey üzerinden Google’dan bana para göndereceksiniz’ derse ne yapacaksınız? Yarın medya patronu, ‘muhasebeye git, aldığın kazancın yarısını bırak’ derse ne yapacaksınız? Çok güzel içerik üretebilirsiniz ama arakanızda sizi koruyan bir yasal güç yoksa bunun sonuçları felaket olur. Dışarıdan herkes etki etmek isteyecek; patron, yapımcı, sendikalar, lobiler, Google’ın kendisi başlı başına bir felaket, o etki etmek isteyecek. Biz bunu Türkiye’nin çıkarına bir yapıya nasıl dönüştüreceğiz? Biz Google ne kazanıyor, diğerleri ne kazanıyor bunu bilmeden nasıl yasa çıkartalım? Biz burada bir kör uçuşu yapıyoruz. Bize bu yasaların ticari sonuçlarını getirin ki bu büyüklükler üzerinden hem cezaları hem oranları belirleyelim. Google Türkiye’den ne kazanıyor, siz ne ceza kesiyorsunuz? Yani Google siz ‘al bunu sus’ mu dedi, ‘bu cezayı bana 50 yıl daha kessinler sorun yok’ mu dedi yoksa bir caydırıcılığı var mı?”
“Her şeyi ticari sırrın arkasına tahkim edemeyiz”
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp de “Her şeyi ticari sırrın arkasına tahkim edemeyiz. Bizim de bir veri seti üzerinden değerlendirme yapmamız gerekiyor. Bu yasanın ısrarlı bir şekilde anladığım kadarıyla çıkması konusunda kararlılık sergilemeye çalışan bazı kuruluşların temsilcileri de geçtiğimiz hafta ve bu hafta burada. Belki de onları da dinledikten sonra, diğer bileşenleri de dinledikten sonra, diğer kurumları da dinledikten sonra, diğer basın – yayın kuruluşlarını da dinledikten sonra ya da onların adına bazı meslek örgütlerini de dinledikten sonra yeniden onların önerileri üzerinden de Rekabet Kurulu temsilcilerimiz ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü temsilcilerimizi yeniden dinlemenin faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
“Sıkı denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara yol açıyor”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“İçerik üretiminin doğası değiştiği bir dönemde yaşıyoruz. Tüketimin de doğası değişti belki bu kısma da vurgu yapmak gerekiyor. Artık tüketici sadece tüketici değil aynı zamanda tüketirken üretiyor da hatta bununla ilgili kavramlar giriyor hayatımıza. Bu aslında kaçınılmaz bir şey. Bir çok alanda haberin üzerindeki kontrolü meselesi birçok bakımdan önem taşıyor. Burada sanki biraz fazla mali boyutuyla tartıştık ama etik olarak ya da başka bakımlardan da, felsefe gibi, önemi var. Üretilen içeriğin bir emeğin karşılığı olduğunu biliyoruz. Buna uygun da bir mülkiyet meselesini gündeme getiriyor. Dolayısıyla bu hakların korunması oldukça önemli. Bu korunma aynı zamanda içeriklerin mecralarda çoğaltılarak içinin boşaltılmasını da engelleyen bir durumu var. Günümüzde özellikle dijital içerikler söz konusu olduğunda çok sıkı bir denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara da yol açabiliyor. Gelişen ve gelişmekte olan ülkeler arasında dijital uçurum var. Sıkı denetim gelişmekte olan ülkeler açısından dezavantaj olabiliyor. Kısacası çift yönlü düşünülmesi gereken bir konu var burada. Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor.”
]]>9’uncu Yargı Paketi taslağına göre, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 339’uncu maddesinden sonra gelmek üzere, kamuoyunda “etki ajanlığı suçu” olarak bilinen suç tanımı “diğer faaliyetler” başlığıyla yer aldı.
Buna göre, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hapis cezası ile cezalandırılacak.
CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, söz konusu düzenlemeye ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yücel’in açıklaması şöyle:
“9’uncu Yargı Paketi’nde yer alması beklenen ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi yasalaşırsa AKP’ye yönelik getirilen bütün eleştiriler, bu yasa kapsamında yargılanabilecek. Mesela artık kimse İsrail ile ticareti eleştiremeyecek. Hiç kimse insan hakları ihlallerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyamayacak. Böylece hak arama hürriyeti ajanlık kapsamına alınacak. Eleştirilmez ve dokunulmaz olacaklar. Etki ajanlığı düzenlemesinin yasalaşması demek, AKP’nin yepyeni bir otoriteleşme dönemini başlatması demek. Anlaşılan AKP seçim yenilgisinden zerre gram ders çıkarmamış. Kısıtlayıcı ve kutuplaştırıcı AKP iktidarına yerel seçimlerde vatandaş sarı kart göstermişti. AKP ‘ders almıyorum’ ısrarıyla bu şekilde devam ederse ilk genel seçimlerde kırmızı kartı görecek.
” Gürcistan’da protestolar günlerdir devam ediyor”
Etki ajanlığı yasası olarak da bilinen ve Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarının finansmanını hedef alan ‘yabancı etkinin şeffaflığı’ konulu yasa tasarısına karşı Gürcistan’da günlerdir protestolar devam ediyor. Binlerce insan Tiflis’te bu yasayı protesto ediyor. Çünkü özgürlüklerini elinden alan bir yasa olduklarının farkındalar. Bunun farkında olmak için hukukçu olmaya gerek yok. Muhalif tüm söylemler, muhalefetin her eleştirisi bu yasa kapsamına rahatlıkla alınabilir. AKP hükümetine yönelik tüm eleştirileri, Türkiye aleyhine diyerek bu yasa kapsamına alacaklar. Gürcistan Cumhurbaşkanı, bu yasayı özü ve ruhu itibarıyla Rusya’ya özgü buldu, Gürcistan yasasına ve Avrupa standartlarına aykırı olduğu gerekçesiyle veto etti. Ancak parlamenter sistemden, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçen Türkiye, tek adam rejimiyle yönetilen bir ülke olduğu için veto etme yetkisi bir yana dursun, saraydan hazırlanan düzenlemelerin dayatılmasıyla karşı karşıya kalmakta.
“Korku iklimi yaratacak bu düzenlemenin karşısında, ifade özgürlüğünün yanındayız”
Bu yasayla birçok sivil toplum kuruluşu, aktivist de artık tehlike altında ve ajanlık kapsamında faaliyetler yürüttüğü iddia edilebilecek. Soyut, kapsamı belirsiz ve ihtiyaç halinde başvurulabilecek bir yasa özelliğine sahip bu düzenlemeyle sözde ‘Türkiye’nin çıkarlarını koruyoruz’ adı altında, sivil toplum kuruluşlarının söylemleri, basın yayın organları ve hatta muhalefet partilerinin her türlü iktidara yönelik eleştirileri de yasa kapsamında etki ajanlığı olarak değerlendirilebilecek. Toplumsal huzur ve güven ortamını bitiren, muhalif her düşüncenin makul şüphe sayılacağı, toplum içinde kuşku ve korku iklimi yaratacak olan bu tehlikeli düzenlemenin tam karşısında, ifade özgürlüğünün de yanındayız.
“İktidarın duyulmasını istemediği her türlü düzenleme ve uygulamayı duyuranlar ajan ilan edilecek”
Bu düzenleme, baskıcı uygulamaları arttıran bir düzenleme olacak. Taslağın bu haliyle yasalaşması durumunda, sosyal medya üzerinden hükümete yönelik eleştirilerde bulunmak imkansız hale gelecek. Ülkemizdeki mülteci akınını dile getirmek, kaçak ve sığınmacıların nüfusundan bahsetmek dahi imkansız hale gelecek. Böylece ülkemize yönelik mülteci akını, Türk halkından gizlenebilecek. Aslında bu yasa işte tam da bu yüzden ‘ihtiyaç halinde başvurulabilecek’ bir yasa niteliğinde. İktidarın duyulmasını istemediği her türlü düzenleme ve uygulamayı duyuranlar ajan ilan edilecek. Hem halkın haber alma özgürlüğü kısıtlanacak hem de ifade özgürlüğü gasp edilecek.
“Bu yasa, Anayasa’ya aykırıdır”
Kanun yapma tekniğine, ceza hukukunun temel prensiplerine, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve hürriyetlere de aykırı olan bu düzenlemeye benzer düzenlemeler geçmişte de yapılmaya çalışıldı. Geçmişte buna benzer düzenlemeler Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edildi. Ancak AKP ısrarla meclisteki çoğunluğuna güvenerek AYM kararlarına aykırı düzenlemeleri meclise getirmeye devam ediyor. Bu yasa; Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11. maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine, 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, 25. maddesindeki düşünce ve kanaat hürriyetine, 26. maddesindeki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine, 28. maddesindeki basın hürriyetine aykırıdır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, ANKA Haber Ajansı’nın kamuoyuna duyurduğu 9. Yargı Paketi taslağında eleştirilerin odağındaki bazı maddeler yeniden düzenlenecek. “Etki ajanlığı” olarak bilinen ve yabancı bir devlet veya organizasyonun çıkarları doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları hakkında araştırma yapan veya yaptıranlara hapis cezası getiren maddenin çerçevesinin netleştirilmesi bekleniyor.
ANKA Haber Ajansı’nın Meclis kulislerinden edindiği bilgiye göre, AK Parti ve CHP’li milletvekilleri arasında yargı paketiyle ilgili temaslarda bulunuldu ve taslağın “etki ajanlığı” maddesinin pek çok kesime suçlama getirilmesine neden olabilecek muğlak ifadelerden arındırılması üzerinde duruldu. AK Parti tarafı da maddenin muğlak ifadeler barındırdığını ve yeniden düzenlenerek, çerçevesi netleştirilerek Meclis’e getirileceğini ifade etti.
CHP’nin 9. Yargı Paketi’ne üç temel itirazı var
CHP milletvekillerinin yargı paketine ilişkin eleştirilerinin odağında da “etki ajanlığı” maddesinde yer alan ve uygulamada pek çok farklı yoruma neden olarak yaygın suçlamalara konu olabileceği yer aldı. Madde mevcut haliyle, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hapis cezası” getirilmesini düzenliyor.
CHP bu maddeyle, Avrupa Birliği fonlarından yararlanan birçok kurum bile casuslukla suçlanabileceğine dikkat çekerek itiraz ediyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre AK Parti tarafında bu itiraz yerinde bulunsa da maddenin tamamen çekilmesi değil net sınırlar konularak yeniden düzenlenmesi üzerinde duruluyor.
CHP’nin itirazlarının yoğunlaştığı üç ana madde içinde taslakta yer alan “kadının soyadı” düzenlemesi de var. Taslağa göre, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, kadınların evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamaması söz konusu olacak. Anayasa Mahkemesi’nin kadınların bekarlık soyadını kullanabilmesi yönündeki kararı hatırlatılarak, bu maddeye itiraz ediliyor. Ancak edinilen bilgiye göre, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmayarak, Soyadı Kanunu içinde bazı maddelerin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Torba kanun halinde getirilecek yargı paketinin, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda da görüşülmesi üzerinde duruluyor.
CHP’nin bir diğer itirazı taslağın 17’nci maddesinde yer alan Bölge Adliye Mahkemesindeki en kıdemli Cumhuriyet Savcısının, Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yapmasına son verilmesi. Bu düzenleme, Seçim ve Siyasi Partiler Yasası değişikliği ile getirilen seçim kurullarındaki en kıdemli hakim uygulanmasının kaldırılmasına benzetilerek eleştiriliyor.
“Komisyona geldiğinde çok ciddi muhalefet sergilenecek, tamamen geri çekilmeli”
Meclis Başkanvekili CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, dün Parlamento Muhabirleri Derneği’ni ziyaretinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Etki ajanlığı” düzenlemesinin tamamen geri çekilmesi gerektiğini dile getiren Karaca, komisyon aşamasında CHP’nin etkili muhalefet sergileyeceğini belirtti. Karaca, şunları söyledi:
“Komisyona geldiğinde o konuda çok ciddi bir muhalefet sergilenecek. Umarım AYM sürecine gitmeden kanun teklifinin sahipleri bu konudaki yanlışlarından dönerler, maddeyi de teklif kapsamından çıkarırlar. Her şey etki ajanlığı kapsamında casusluk faaliyetine girebilir. Hukukta bir virgül, bir kelime çok ciddi yorumlamalara sebebiyet verecek meseleler olabilir. İktidara göre beka farklı bir şey muhalefetin bekası açlıkla sınanak çocuklar, kadınlar ve yoksulluk diyoruz biz. Onu yorumlayacakların politikalarına göre etki ajanlığı farklı bir şey. Kanunlar somut olmalı soyut olmamalı. Eğer çıkacaksa belli sınırları olamalı ama etki ajanlığı meselesi sınırlandırarak de geçmemeli. Çok iyi bir düzenleme olabilir ama uygulayıcıların elinde hepimiz için çok farklı yorumlanarak kötü sonuçlar doğurabilir. Kişisel kanaatim, etki ajanlığı meselesinin tamamen geri çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Daha özgürlükçü, demokratik bir anaysa istiyoruz diyerek anayasa çalışmalarını başlatıyoruz diyenlerin de büyük sınavıdır 9. Yargı Paketi’ndeki etki ajanlığı meselesi. (Kadının soyadını kullanmasına ilişkin düzenleme) AYM kararına rağmen bir düzenlemenin mutlaka geri çekilmesi gerektiğini ve AYM kararına uygun bir düzenlemenin hayata geçmesini diliyorum.”
]]>KANUN TEKLİFİYLE İLGİLİ MERAK EDİLEN 10 SORU VE YANITLARI
1- Kripto varlıklarla ilgili yasal altyapı hangi kanunda oluşturulacak?
2- Kripto varlık hizmet sağlayıcılar nasıl faaliyet gösterecek?
3- Fiyatlar nasıl oluşacak?
4- Cüzdan ve fonlara ilişkin kayıtlarda hangi esaslar aranacak?
5- Müşterilerin kripto varlıkları ve nakitlerle ilgili düzenlemeler neler olacak?
6- Yükümlülüklerin yerine getirilememesinden kim sorumlu olacak?
7- Kripto varlıklara el konulabilecek mi?
8 – İzinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinde hangi cezalar verilecek?
9- Kripto varlık platformlarından vergi ya da hizmet bedeli alınacak mı?
10- Kanunun yürürlüğe girmesi halinde kripto varlık hizmet sağlayıcılar neler yapacak, hangi işlemler uygulamaya alınacak?
(ANKARA)- CHP İzmir Milletvekilive TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, taslağı kamuoyuna yansıyan 9. Yargı Paketi’ndeki düzenlemeleri eleştirerek, “İnsan hakları adına hiçbir kazanım getirmiyor” dedi.
CHP İzmir Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, iktidar tarafından hazırlanan 9. Yargı Paketi’nin yargının yapısal sorunlarına çözüm getirmekten uzak olduğunu söyledi. Nalbantoğlu, yaptığı yazılı açıklamada; “Bir kez daha görüldü ve anlaşıldı ki; yargı reformu paketi hazırlayanlar yargının karşı karşıya olduğu sorunlardan bihaber. Yargıdan ve dünyadan haberleri yok” ifadelerini kullandı.
Kamuoyuna yansıyan haliyle 38 maddeden oluşan paketteki düzenlemelerle yeni suçlar ihdas edildiğine dikkat çeken Nalbantoğlu, “Bırakın temel hak ve özgürlükleri korumayı tam tersine muğlak ifadeler ve kanunda yeri olmayan yeni suç ihdas edilmek suretiyle düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik siyasi bir amaç taşıdığına dair kuşkular doğurmaktadır” değerlendirmesini yaptı.
Nalbantoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Açıklanan her yeni ekonomi ve tasarruf paketi nasıl ki dar gelirlilere, işçiye, emekçiye, memura, çiftçiye, emekliye, köylüye fatura ediliyorsa, her yeni yargı paketi de hukukun genel ilkeleri ve temel hak ve özgürlükler açısından güven ve kuşkuya neden olmaktadır.
Özellikle taslakta 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 339’uncu maddesinden sonra gelmek üzere eklenmesi önerilen 22’nci madde kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak tartışmalara yol açmıştır. 2012 yılında Rusya’da yaşama geçirilen ancak savaş nedeniyle 2022’de kapsamı genişletilen etki ajanlığı kavramı son yıllarda bütün dünyada tartışılmaya başlanmıştır. Halen Rusya’nın dışında ABD, İngiltere, Avustralya, Bosna Hersek gibi ülkelerde de benzer yasal düzenlemelerin olduğu görülmektedir. Son olarak Gürcistan’da da ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ adı altında parlamentoya sevk edilmiş, yoğun protestolara karşın komisyonda kabul edilmiştir. Ancak bu ülkelerdeki düzenlemelerde suç ve cezaya konu olacak iş ve eylemler açık bir şekilde belirtilmiştir. Tanımlar ve ifadeler nettir.
Önümüzdeki günlerde Meclis’e sevk edilecek 9’uncu Yargı Paketi taslağında yer alan söz konusu düzenleme ise muğlak ifadeler ve belirsizlikler nedeniyle keyfi ve takdire bağlı suçlamalar ve cezalandırmalara yol açacağı kuşkusu doğurmaktadır. Devletin güvenliği, iç ve dış siyasi yararlar, stratejik ortaklık ve benzeri kavramlar açık ve net olarak tanımlanmalı, neyin iç ve dış yarar olup olmadığı, stratejik iş birliği ve ortaklıktan ne kastedildiği açık bir şekilde ifade edilmelidir.
Öte yandan siyasi yararlar iktidardan iktidara değişebildiği gibi dönemsel olarak konjonktüre bağlı bir değişim gösterebilir. Yani bugün suç olarak görülebilecek bir haber ya da yorum, yarın suç olmayabilir. Bütün bu ve benzeri sorular nedeniyle henüz taslak olarak kamuoyuna yansıyan düzenlemeyle ilgili belirsizlikler giderilmeli, temel hak ve özgürlükler bağlamında yeni kısıtlara yol açmayacak netlikte adımlar atılmalıdır. Aksi durumda, yani taslağın bu şekilde yasalaşması halinde söz konusu düzenleme AKP’nin kendisi gibi düşünmeyen toplumun bütün kesimlerine aba altında sopa göstermesi gibi algılanacak, yeni ihlallere ve hak kayıplarına zemin oluşturacaktır.”
]]>
Ankara 8. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “evlilik birliğinin sarsılmasına” ilişkin düzenleme getiren 166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla iptalini istedi. İptali istenen kuralda, “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir” hükmü yer alıyordu. Başvurusunda, kuralda öngörülen 3 yıllık sürenin adil olmadığını belirten Aile Mahkemesi, eşlerin uzun sürelerin sonunda boşanabildiklerini, bu durumun da herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören anayasal hükümle bağdaşmadığını ifade etti. Kuralda öngörülen sürenin fazla olmasının evlilik dışı ilişki yaşanmasına neden olduğunu savunan mahkeme, kuralla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının yanı sıra devletin aileyi koruma yükümlülüğünün de ihlal edildiğini öne sürdü ve başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkeme, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle kuralın iptaline karar verdi. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptali kararı, kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarih olan 19 Nisan 2024 tarihinden dokuz ay sonra yürürlüğe girecek. Bu sebeple bu dokuz aylık süre zarfında mevcut hüküm geçerli olacak ve uygulanmaya devam edecek.
“Yeni düzenlemeye kadar kanun boşluğu olacaktır”
Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından dördüncüsü düzenlenen Medeni Hukukta Güncel Gelişmeler Sempozyumu’nda da uzmanlar iptal kararı verilen medeni kanun hükmünü ele aldı. Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ali Yaşar Çelikel, iptal edilen hüküm sonrası nasıl bir düzenleme getirilmesi gerektiğine dair yaptığı değerlendirmede iptal kararı yürürlüğe girdikten sonra yeni düzenleme yapılana kadarki süreçte kanun boşluğu olacağının altını çizdi ve “Yasa koyucu bu süre zarfında fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için yeni bir düzenleme getirmelidir” dedi.
“Ortak hayatın yeniden kurulamaması şartı 1 ya da 2 yıla indirilmeli”
Dr. Ali Yaşar Çelikel aynı zamanda yapılacak olan düzenlemede, İsviçre Medeni Kanunu ile diğer Kıta Avrupası hukuk sistemleri, öğretideki görüşler ve uygulamadaki sorunların ele alınması suretiyle yapılması gerektiğini de vurguladı. Çelikel ayrıca dava açılmış olma şartının kaldırılmasını ve 3 yıl olarak öngörülen ortak hayatın yeniden kurulamaması şartının da 1 ya da 2 yıla indirilmesine dair tavsiyede bulundu.
“Boşanma sebepleri ile soy bağı hukuku hükümleri yeniden düzenlenmelidir”
“Yasa koyucunun madde bazlı bir düzenleme yapmayı tercih etmek yerine, Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku Kitabı’na ilişkin sistematik bir düzenleme yapması uygun olacaktır” diyerek sözlerine devam eden Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Çelikel, “Bu doğrultuda aile hukukunun dinamik yapısı göz önünde bulundurularak ve çağdaş aile hukuku anlayışı temel alınarak boşanma sebepleri ile soy bağı hukuku hükümleri yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca önemle vurgulanmalıdır ki, aile hukuku kurallarının sistematik olarak düzenlenmesi sürecinde, son derece özenli hareket edilmeli ve kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve çocuğun üstün menfaati ilkesi odağa alınmalıdır” diyerek sözlerini sonlandırdı. – İSTANBUL
]]>Anlaşma, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu AB üyesi olmayan geçiş ülkeleri ile ortaklıkların güçlendirilerek yasa dışı göçün önlenmesini de içeriyor.
İnsan hakları kuruluşlarına göre, yeni anlaşma çok sayıda sığınmacının Türkiye ve Tunus gibi “geçiş ülkelerine” geri gönderilmesine yol açacak.
Anlaşma hangi düzenlemeleri içeriyor?
Yaklaşık sekiz yıllık tartışmanın ardından kabul edilen düzenlemede dikkat çeken bölümler şöyle:
Anlaşma uyarınca Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi “giriş ülkelerinin” yükünü azaltacak bir ‘zorunlu dayanışma’ mekanizması oluşturulacak.
AB üyesi diğer ülkeler de belirlenen asgari oranda sığınmacı kabul etmek zorunda olacak. Kotanın üzerinde göçmen kabul eden ülkelere belirli bir tazminat ödenecek.
Sığınmacı almayı reddeden AB üyesi ülkeler ise, reddettiği kişi başına 20 bin euro ödemek zorunda kalacak.
Sığınma talebinin 12 hafta içinde karara bağlanması, olası ret durumunda yine bu sürece sığınmacının ülkesine dönüşünün sağlanması amaçlanıyor.
Reddedilme olasılığı yüksek olan sığınmacıların işlemlerinin hızlı şekilde bitirilmesine öncelik verilecek.
Yeni anlaşma uyarınca, ani sığınmacı akını gibi bir gelişme karşısında üye ülkelerin kriz durumu ilan etmesi ve sığınma prosedürlerini geçici olarak askıya almasına izin verilecek.
AB sınırlarına vize koşullarına sahip olmadan giren kişiler, 7 güne varan bir süre boyunca kimlik tespiti, biyometrik verilerin toplanması, sağlık ve güvenlik kontrollerinin de dahil olduğu bir giriş öncesi zorunlu tarama işlemine tabi tutulacak.
Sığınma başvurusu yapan kişilere yapılacak değerlendirme sürecinde ortak kriterler üzerinden hareket edilecek.
Çocuklar da dahil bütün sığınmacılar, parmak izleri ve yüz görüntüleri de dahil olmak üzere Eurodac veri tabanına kaydedilecek.
Bu veri tabanında, kaçak göçmenlerin güvenlik tehdidi oluşturup oluşturmadığı, şiddete başvurup varmadığı ya da silahlı olup olmadığı bilgileri de yer alacak.
Sığınma hakkı verilen kişilere tanınan haklar da her üye ülke için standart olacak.
Üye ülkeler, Avrupa Birliği Sığınma Ajansı’ndan (EUAA) gelen bilgilere dayanarak, sığınmacıların ayrılmak zorunda oldukları ülkelerdeki durumu değerlendirerek, mülteci statüsü düzenli olarak gözden geçirecek.
Barınma, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi konularda da sığınmacılar için eşdeğer kabul standartları sağlanacak.
Sığınma talebinde bulunanlar, başvuru tarihinden en geç 6 ay sonra çalışmaya başlayabilecek.
AB üyesi olmayan ülkeler anlaşmaya nasıl katkı sağlayacak?
Yeni Sığınma ve Göç Anlaşması, sığınmacı sorununun AB üyesi olmayan ülkeler ve Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının yer aldığı “uluslararası ortaklıklar” sayesinde çözülmesini öngörüyor.
AB, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu geçiş ülkeleri ve göç veren ülke yönetimleriyle işbirliğini güçlendirerek düzensiz göç ve insan kaçakçılığı ile mücadele edecek.
AB yönetimi, bu amaçla 2016 yılında Türkiye ile Mültecilerin Geri Kabülü Anlaşması’nı imzalamıştı.
AB daha sonra Tunus, Moritanya ve Lübnan ile “ekonomik destek” karşılığı benzer anlaşmalara imza attı.
AB yönetimine göre yeni anlaşma, sınır yönetimi, geri dönüş ve geri kabul alanlarında öncelikli ortaklarla işbirliğini genişletirken, göçün etkenlerini ele almaya yönelik kalkınma çabalarını da destekliyor.
Sığınma ve Göç Anlaşması neden gündeme geldi?
Suriye ve Irak’taki çatışma bölgelerinden kaçan 1 milyondan fazla kişinin 2015 yılında Avrupa’ya gelmesi nedeniyle ciddi bir “sığınmacı krizi” ortaya çıktı.
Yunanistan, İtalya, İspanya gibi geçiş ülkeleri, yoğunlaşan sığınmacı akımına karşı yalnız bırakıldıkları gerekçesiyle AB yönetimi ve diğer üye ülkelere tepki gösteriyor.
Avrupa Komisyonu, sığınmacı akınının önüne geçilmesi ve Avrupa sınırlarının daha iyi korunması amacıyla ortak bir düzenleme önerisinde bulundu.
Ancak özellikle sığınmacıların eşit olarak dağıtımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle, yasal düzenleme bir türlü hayata geçirilemedi.
Koronavirüs salgını sonrası Avrupa’ya yönelik sığınma başvurusu ve düzensiz göçün artması üzerine, Avrupa Komisyonu’nun yasal düzenleme önerisi yeniden gündeme geldi.
Geçen yılın sonunda Avrupa Parlamentosu, üye ülkeler ve Avrupa Komisyonu, yeni Sığınma ve Göç Anlaşması üzerinde anlaşmaya vardı.
Yasal düzenleme, 10 Nisan’da Avrupa Parlamentosu’nda 266’ye karşı 322 oyla kabul edildi.
Yaklaşık sekiz yıldır tartışılan yasa neden şimdi kabul edildi?
Avrupa Komisyonu açısından, yeni göç anlaşmasının Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin başlayacağı 6 Haziran’dan önce onaylanması büyük önem taşıyordu.
Avrupa genelinde 6-9 Haziran tarihlerinde yapılacak seçimlerde, kamuoyu yoklamalarına göre en az 10 ülkede aşırı sağ partiler önde görünüyor.
Aşırı sağın seçimlerdeki en önemli propaganda malzemesi ise sığınma ve göç sorunu.
Brüksel’deki AB kaynakları, yeni göç düzenlemesi ile aşırı sağın önemli bir kozunu kaybedeceğini düşünüyor.
Bu nedenle düzenleme, AP seçimleri öncesi onaylandı.
Yasal düzenleme tam olarak ne zaman yürürlüğe girecek?
Komisyon tarafından onaylanan yasa, AB resmi gazetesinde yayımlandıktan sonra yürürlüğe girecek.
AB üyesi ülkelere, iç hukuku, göç anlaşmasına uygun hale getirmeleri için iki yıl süre verilecek. Yasal düzenleme, AB genelinde iki yıl sonra tamamen hayata geçirilmiş olacak.
Anlaşmaya yönelik eleştiriler neler?
Anlaşmaya karşı olan bazı sol partiler ile insan hakları örgütleri, düzenlemenin “insanlık dışı bir sisteme yol açacağını” savunuyor.
Uluslararası yardım kuruluşu Caritas’a göre, “Güvenli üçüncü ülke” kavramının daha geniş bir şekilde yorumlanması nedeniyle, anlaşma kapsamında muhtemelen daha fazla insan, aralarında Türkiye ve Tunus’un da olduğu geçiş ülkelerine geri gönderilecek.
Örgüte göre, bu da Avrupa’nın, “sığınma sorumluluğunu AB dışı ülkelere kaydırmayı amaçlayan artan dışsallaştırma eğilimiyle” örtüşüyor.
İnsan hakları örgütleri, hızlandırılmış sığınma prosedürü nedeniyle sınır ülkelerinde göçmenler için daha kötü koşullar oluşacağını da savunuyor.
]]>CHP Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, ANKA Haber Ajansı’nın kamuoyuna duyurduğu 9. Yargı Paketi taslağına ilişkin soruları yanıtladı.
Komisyon üyeleri olarak henüz kendilerine ulaşan resmi bir yasa taslağı olmadığını vurgulayan Bülbül, getirilmek istenen düzenlemelerin bu haliyle Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sunmayacağını, tersine baskıcı uygulamaları arttıracağını dile getirdi. Bülbül, taslağın bu haliyle yasalaşması durumunda sosyal medya üzerinden hükümete yapılan eleştirilerin “Türkiye aleyhine propaganda” olarak tanımlanabileceğini belirterek, bunu iktidarın yeni genel seçimlere yönelik hazırlıklarının bir parçası olarak yorumladı. Bülbül, “Baskıcı, sansürcü AKP iktidarının bu getirmek istediği düzenleme asla kabul edilemez” dedi.
9.Yargı Paketi taslağına göre 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 339’uncu maddesinden sonra gelmek üzere, kamuoyunda “etki ajanlığı suçu” olarak bilinen suç tanımı “diğer faaliyetler” başlığıyla yer aldı. Buna göre, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hapis cezası ile cezalandırılacak.
“SANSÜRCÜ AKP İKTİDARININ GETİRMEK İSTEDİĞİ DÜZENLEME ASLA KABUL EDİLEMEZ”
CHP’li Bülbül, “Dezenformasyon Yasası’nın” ardından şimdi de “etki ajanlığı” ile ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmaya çalıştığını söyledi. Hukuk devleti normlarına aykırı yasal düzenlemelere karşı olacaklarını vurgulayan Bülbül, şunları vurguladı:
“Dezenformasyon yasası yetmedi, şimdi de sosyal medya vasıtasıyla yapılan hükümet karşıtı eleştiriler ‘Türkiye aleyhine propaganda’ olarak tanımlanacak ve ‘etki ajanlığı’ olarak Türk Ceza Kanunu kapsamında suç kabul edilecek. Baskıcı, sansürcü AKP iktidarının bu getirmek istediği düzenleme asla kabul edilemez. İktidarın bu yapmak istediği, yargıda reform adıyla ifade özgürlüğünü ortadan kaldırılmak, kendi aleyhinde konuşanları, haber yapanları susturma projesidir.”
“SARAY’DA HAZIRLANIP MECLİS’TE ÖNÜMÜZE SUNULMAK İSTENİYOR”
9.Yargı paketi için ” Saray’da hazırlanıp, Meclis’te önümüze sunulmak isteniyor” ifadelerini kullanan Süleyman Bülbül, taslağın özgürlük karşıtı, antidemokratik bir düzenleme olduğunu ve Anayasa’ya da aykırı olduğunu savundu. Bülbül, “Şöyle ki; Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11. maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine, 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, 25. maddesindeki düşünce ve kanaat hürriyetine, 26. maddesindeki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine, 28. maddesindeki basın hürriyetine açıkça aykırıdır” diye konuştu.
“MUHALİF HER SESİ SUSTURMAK İSTİYOR AMA BUNA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”
“Baskıcı tek adam rejimi, kendisinden olmayan muhalif her sesi susturmak istiyor ama buna asla müsaade etmeyeceğiz” diyen Süleyman Bülbül, “Bu tür demokratik hukuk devleti normlarına aykırı yasal düzenlemelere karşı komisyonlarda, Genel Kurul’da ve hayatın her alanında mücadelemizi sürdüreceğiz. Her daim hukuk devletinden, özgürlüklerden, demokrasiden yana olmaya devam edeceğiz” diye vurguladı.
]]>(ANKARA) – Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 9’uncu yargı paketi ile ilgili hazırlıkların devam ettiğini belirterek, “Muhalefet milletvekillerinden bu konuda kendilerinin de öneride bulunmak istedikleri yönünde geri dönüş aldık. Vekiller de katkı verirlerse verimli olur” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna katıldı. Komisyonda konuşma yapan Tunç, kadın hakları konusunda Türkiye’de önemli mesafeler alındığını söyledi. Anayasa’da kadın-erkek eşitliğine ilişkin yapılan düzenlemeleri anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“Kadınlara yönelik uygulamaların, yasal düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağına yönelik, onların lehine yapılan düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı yorumlanamayacağına yönelik pozitif ayrımcılık düzenlemesi Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde 2010 yılındaki Anayasa değişikliğinde yerini almıştı. 81 il 144 ilçe adliyesinde, 225 adliyede kadına karşı işlenen suç soruşturmalarını gerçekleştiren bürolarımız var ve bu bürolar 2019 yılından itibaren faaliyete geçti. Tabii davalar açıldıktan sonra da adli süreçlerde kadınlarımızın mağdur olmaması lazım. Adliyelerde, özellikle onlara yönelik, onların ifadelerinin alınabileceği, mağdur kadınların ifadelerinin alınabileceği özel odalar kurduk, ‘Adli görüşme odaları’ dediğimiz. Yine, çocukların ifadelerinin alınabileceği adli görüşme odaları adliyelerimizde, büyüklerden ayrı, diğer kişilerden ayrı şekilde ifadelerin alınmasını hem kadınlarımız hem çocuklarımız bakımından sağladık, bunların sayısını da artırmaya devam ediyoruz.”
“GİYİM KUŞAMIN DİKKATE ALINMAMASI GEREKİR”
“Israrlı takip müstakil bir suç olsun” önerilerinin Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun sürekli gündemine geldiğini söyleyen Bakan Tunç, bu konuda da yasal düzenleme yapıldığını hatırlatarak, şunları anlattı:
“Israrlı takip özellikle çocuğa, ayrılık kararı verilen ve boşanılan eşe, mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine sebep olmuşsa, uzaklaştırma kararı verilen fail tarafından işlenmişse burada da cezayı artırıcı sebep olarak kanunumuzda yerini aldı. Önemli düzenlemelerden bir tanesi de Ceza Muhakemesi Kanunu’muzdaki tutuklamaya ilişkin düzenlemeydi. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’üncü maddesinde bir kadına yönelik kasten yaralama suçlarının tutuklama sebebi sayılacağına yönelik çok önemli bir düzenlemeyi de hayata geçirmiştik. Bir de yıllarca iyi hal indirimiyle ilgili konu vardı ‘kravat indirimi’ olarak hep tartışılan, failin sırf indirim almak için duruşmada gösterdiği tavır, giyim kuşam vesairenin iyi halde dikkate alınamayacağına yönelik. Aslında alınmaması gerekir. Yani burada maalesef uygulamada problemler oluyordu, bunu kanuna derc ederek bu konuyu vurgulamış olduk. Sırf indirim almak için, failin kılık kıyafeti düzgün vesaire şekliyle, o şekli şeylerin iyi halde ona bir fayda sağlamayacağına yönelik yasal düzenlemeyi de hayata geçirmiş olduk.”
“YASA KOYUCULAR YASALAR KADAR ÖNEMLİ”
Kadına yönelik şiddetle mücadele konusuna da değinen Bakan Tunç, en iyi kanunun kötü uygulayıcının elinde en kötü kanun, en kötü kanunun da iyi uygulayıcının elinde iyi kanun haline gelebileceğini söyledi. Tunç, şunları kaydetti:
“Dolayısıyla, bu anlamda da uygulayıcıların eğitimi, hizmet içi eğitimleri önemli. Hakim ve savcılarımız neticede bunu uygulayacak. Yine, İçişleri Bakanlığımızın, soruşturma aşamasında emniyet mensuplarımızın, onların da ayrıca bu konuda çalışmaları var. Adalet Akademimizin, özellikle hakim savcı adaylarının -artık hakim savcı yardımcılığı dönemine geçtik- onların üç yıl süren bir eğitim süreci var, bu süreç içerisinde bu konulara, özellikle bu konulara ağırlık vermesi konusundaki tedbirlerimizi de aldık ve uygulamalarına da başladık. Adalet Bakanlığı olarak, özellikle bizim adliyelerde çalışan personeller bakımından baktığımız zaman 96 bin 508 personelimiz var adliyelerde. Bunun 42 bin 545’i yani yarısı kadınlardan oluşuyor. Dolayısıyla, kamuda kadın istihdamı konusunda Adalet Bakanlığının kadına pozitif ayrımcılık yaptığını da söylemek mümkün. Tabii, biz bunları yeterli görmüyoruz. İnsanı güçlendireceğiz ki kadın, çocuk güçlü olsun, aile güçlü olsun; hep beraber toplum olarak güçlü olalım. Bu konuda Adalet Bakanlığı olarak her türlü fikre, görüşünüze açık olduğumuzu belirtmek istiyorum.”
“KADIN ÖRGÜLERİ DE MUHATTAP ALINMALI”
Komisyonda Bakan Tunç’a, muhalefet partilerinin milletvekilleri tarafından kadına yönelik şiddetle mücadele konusu başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ve kadın örgütleriyle ortak çalışmalar gerçekleştirilmesi yönünde talepler iletildi. Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “İlk kez muhatap alınmamız oldukça önemli. Aynı muhataplığın kadın örgütleri ve demokratik kitle örgütlerine de gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Buradaki temel gündem maddelerinden biri sizin göreve geldiğinizde ifade ettiğiniz ‘Aile hukukunu sil baştan ele alma’ projesi. Bununla ilgili kaygılar oldukça büyük. Aileye ilişkin çalışmalarda, çalıştaylarda müftüler bile çağırıldı ama kentlerin kadın örgütleri bu çalıştaylarda yer alamadı” ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine Bakan Tunç, 6284 sayılı Kanun’un İstanbul Sözleşmesi’nden daha bağlayıcı bir metin olduğunu söyledi. Tunç, “Sözleşme öncesi ve sonrası kadın cinayetlerine baktığımızda, tabii ki istatistik olarak vermek doğru değil, ancak sayının azaldığını görüyoruz. Geçen sene 315, bu sene ise 107 kadın hayatını kaybetti. Hiç olmasın istiyoruz. Elbette eleştiriler olacak” şeklinde konuştu. “Aile hukuku sil baştan” cümlesinin yanlış anlaşıldığını belirten Tunç, “Kadınların, çocukların mağdur olmaması için sil baştan düzenleme yapacağız demiştim. Böyle bir algı oluştu. Medeni Kanun 2001’de topyekun değişti zaten” dedi.
“9’UNCU YARGI PAKETİNE YÖNELİK ENDİŞELERİMİZ VAR”
CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez de “Normalde Adalet Bakanlığı kadına yönelik düzenlemeler yaptığında hepimizin daha sevinçle bunu beklemesi lazımken, inanın bizi bir endişe alıyor. Hepimizin yüreği ağzında bekliyoruz. ‘9’uncu Yargı Paketi hazırlanıyor’ dediniz. Biz milletvekilleri olarak şu ana kadar ne olduğunu bilmiyoruz. 4 ayda 130 gibi bir kadın cinayeti var Türkiye’de. Bu gerçek karşısında anlattıklarınızın ne kadar anlamı kaldığı konusunda şüphem var. Kadın çalışması yapan örgütlerle lütfen sıkça bir araya geliniz.” şeklinde konuştu.
Bakan Tunç, Suiçmez’in sözlerine “Hazırlıklar devam ediyor, henüz tamamlanmadı. Muhalefet milletvekillerinden bu konuda kendilerinin de öneride bulunmak istedikleri yönünde geri dönüş aldık. Vekiller de katkı verirlerse verimli olur. Genelde bunlar teknik konular. Özellikle üzerinde çalıştığımız konular hakim savcılarımızdan, vatandaşlarımızdan gelen talepler. Gerçekten mecbur kalınan düzenlemeler. Çoğu hukuki ve teknik. Dolayısıyla burada milletvekillerimizin komisyon süreçlerinde katksını önemsiyoruz” karşılığını verdi.
]]>(ANKARA)- CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu açıkladığı ‘9. Yargı Paketi’e ilişkin “TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” dedi. Gökçen, Türkiye Barolar Birliği, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘9. Yargı Paketi’nin taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ve 20’den fazla kanunda değişiklik içerdiğini açıklamıştı. CHP Adalet Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
9. Yargı Paketi’nin basında sıkça yer aldığını ifade eden Gökçen, “Fakat biz milletvekilleri olarak, muhalefet partileri olarak bundan resmi olarak haberimiz yok. TBMM’ye gelen bir kanun teklifi olmadığı için basın üzerinden bizler de takip ediyoruz. Ama bu konuda ciddi sıkıntı var. Çünkü daha önce yargı paketi çıkarıldı ama birincisi TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” diye konuştu.
“İLGİLİ MESLEK ODALARI VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN DAHİL EDİLMESİ LAZIM”
“İkincisi torba kanun usulü ile yapılıyor bunlar. Torba kanun, kanun yapma tekniği açısından sıkıntılı bir usul” diyen Gökçen, şöyle konuştu:
“Çünkü içerisinde birbirinden alakasız konular düzenleniyor. Örneğin infaz sistemi ile bir değişiklik yapılacağı söyleniyor bir anda başka bir maddesinde kişisel verilerin korunmasına dair değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da basına yansıyanlar birbirinden ilgisiz konuların yine aynı şekilde bir paket içinde getirileceği söyleniyor. Bizler de bunu izleyeceğiz ve önümüze metin geldiği zaman onun üzerinden yorum yapacağız. Bununla birlikte süreçte barolar, Türkiye Barolar Birliği veya ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi lazım. Örneğin kadının soyadı kanununa dair bir düzenleme geleceğine dair basında bir takım haberler var, gerçeği yansıtıyor mu bilmiyoruz ama kadın örgütlerine bu konuya dair haber verilmesi gerekiyor, kadın örgütlerinin görüşünün alınması lazım. Ama süreç ne yazık ki bugüne kadar hiç böyle işletilmedi.”
“KANUNİLİK İLKESİ NEDEN VAR?”
9. Yargı Paketi’nde yer aldığı ifade edilen yabancı istihbarat örgütlerinin Türkiye’deki casusluk faaliyetlerinin önlenmesi için “yeni tip casusluk” suçlaması ve infaz süresi düzenlemesine ilişkin de konuşan Gökçen, şunları söyledi:
“Yargı paketinden toplumun beklentisi özellikle adil bir infaz düzenlemesi, suçların yatarıyla ilgili bir takım düzenlemeler olabilir. Fakat infaz ile ilgili bir düzenleme yapacaksanız birbiri ile bağlantısı olması lazım. Ama yepyeni bir suç üretiyorsanız, suçlarda ve cezalarda ‘kanunilik ilkesi’ var ve bu laf olsun diye değil. Yani şeklen sadece kanun olarak gelsin geçsin diye değil bu ilke. Neden var bu ilke? TBMM’deki milletin temsilcileri tartışsın ve hangi toplumsal ihtiyaca cevaben bu suçun olduğu ve bu suçun cezasının ne olması gerektiği ilgili uzmanlarla da hakkaniyetle tartışılsın ve ondan sonra ortaya çıkarılsın… Yoksa suçun niye üretildiğine dair siyasi yorumlar yapılabilir ve bir siyasi amaç için bu suçun üretildiğine dair de yorumlara çok açık bir ortam olur. Dolayısıyla bir infaz düzenlemesiyle yeni bir suç üretme düzenlemesi beraber yapılacak düzenlemeler değildir. Özellikle suç ve cezalarda kanunilik ilkesi gereğince ayrıca tartışılması gereken bir ceza kanunu değişikliği olabilir” dedi.
“HUKUK GÜVENLİĞİNİ SARSAN BİR DURUM”
Kanun yapım sürecini eleştiren Gökçen, “Biz kaliteli bir kanun yapalım, tartışarak yapalım, katılımcı bir usul işletelim ama devamında da sürekli değişikliğe ihtiyaç kalmasın, bir toplumsal ihtiyacı da karşılasın ama hukuk sistemi içinde de kendine doğru bir yer bulsun istiyoruz. İlgili kanunlar, ilgili mevzuatta değiştirilecekse eğer ilgili kurumlar bunu bilsin ki ona göre herkes kendi görüşünü iletsin. Bu olmadığı sürece her geçen gün vatandaşlarımız özellikle karmakarışık bir mevzuat içerisinde kendini buluyor bu da hukuk güvenliğini sarsan bir durum.”
]]>Gökhan Günaydın, kamuoyunda 8. yargı paketi olarak tanımlanan “7499 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu”nun bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Başvurunun ardından açıklama yapan Günaydın, şunları söyledi:
“Bugün kamuoyunda 8. yargı paketi olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bazı değişiklikler yapan kanun biliyorsunuz 12 Mart 2024 tarihinde resmi gazetede yayımlanmıştı. Bu kanunun gerek Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında hem komisyon üyesi arkadaşlarımız hem de milletvekillerimiz gerekse, Genel Kurul’daki görüşmeleri sırasında hepimiz kanunun içeriğinde bulunan Anayasa’ya aykırı hükümlerin çıkartılması için gerekli yasal mücadeleyi yaptık. Ancak her zamanki tutumuyla AKP bir sözcüğünü bile değiştirmeden ilgili teklifi kanunlaştırdı ve Resmi Gazete’de yayımlanmasını sağladı. Biz de bugün süresi içerisinde kanunun bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle hazırladığımız dilekçeyi, Anayasa Mahkemesi’ne teslim etmiş bulunuyoruz.
“KEYFİ GÖZALTINA ALMA VE TUTUKLANMANIN İPTALİNİ İSTİYORUZ”
Kısaca ifade etmek isterim; terör örgütüne üye olmamakla birlikte terör örgütüne yardım suçu düzenlenmektedir. Bu şu anda örneğin, burada bir anayasal hakkı için protesto gösterisi yapan kişi ve grupların ‘terör örgütüne üye olmamakla birlikte’ diye başlayan keyfi üzerinden gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına neden olabilir. Dolayısıyla bu düzenlemenin iptalini talep ediyoruz. Daha evvel Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi iptal etmişti. Ancak TBMM’de maalesef Cumhur İttifakı çoğunluğu Anayasa Mahkemesi kararına uyarlı olmayan bir yeni düzenlemeye imza attı. Dolayısıyla bunun iptalini talep ediyoruz. Bunun dışında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi öncesi kurulan Tazminat Komisyonu yurttaşın adil başvuru ve etkili başvuru hakkını elinden almaktadır. Biz bunun İhtisas Komisyonları, İhtisas Mahkemeleri üzerinden sürecin yürütülmesinin doğru olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bunun da iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını talep ediyoruz. Hükmün açıklamasının geri bırakılması düzenlemesi son derece keyfidir. Avukat meslektaşlarımızı, müvekkilleri, sanıkları ve hatta hakimleri zor durumda bırakmaktadır. Dolayısıyla daha doğru bir düzenleme yapılmasına olanak sağlayabilmek açısından bunun da iptalini talep ediyoruz.
“BU DÜZENLEMEYİ CHP YAPMIŞ OLSAYDI YERİ GÖĞÜ İNLETECEKLER…”
Bunun yanında kişisel verilerin korunması ve işlenmesiyle ilgili son derece sakıncalı hükümler vardır. Kişinin rızası hilafına, rızası olmaksızın bir kanuni korumada olmaksızın sağlık verileri, siyasal parti üyelikleri, dernek üyelikleri işlenebilmektedir. Bunun izah edilebilir bir durumu asla söz konusu değildir. Yurttaş güvenliğini tümüyle ihlal eden bu tutum için biz Anayasa Mahkemesi’ne geldik. Bunun yanında yine kanuni bir koruma olmaksızın keyfiliğe varan tutumlarla kişisel verilerin yurt dışına aktarılabilmesi söz konusudur. Eğer bu düzenlemeyi CHP yapmış olsaydı yeri göğü inletecekler, bizim kişisel verilerimizi yurt dışıyla paylaşma konusunda bir sakınca görmemektedirler. Bunu bizim kabul edebilmemiz mümkün değildir. Nihayet makro verileri işleyicilerin yasada belirtilen idari para cezaları ile bu meseleden caymaları söz konusu dahi değildir. Caydırıcılıktan çok uzak para cezaları vardır. Bunun da iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Dolayısıyla kamuoyunun önünde bir kere daha ifade etmek isterim ki; TBMM kamu yararına ve yurttaş güvenliği aleyhine yasal düzenlemelere imza attığı sürece CHP hem mecliste sözlerimizle muhalefet şerhimizle bu tutumu deşifre edeceğiz hem de Anayasa Mahkemesi’ne iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle başvurularımızı yapmaya devam edeceğiz. CHP; yurttaşın güvenliğini, hakkını, hukukunu Anayasa’ya uygunluğunu koruma konusunda herhangi bir tereddüt içerisinde olmadı, bundan sonra da olmayacaktır.”
]]>Turist rehberleri ve seyahat acentelerine ilişkin düzenlemeleri içeren Turist Rehberliği Meslek Kanunu ile Seyahat Acenteleri ve Seyahat Acenteleri Birliği Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Buna göre mesleğe kabul şartlarını yerine getiren adaylar, yabancı dil yeterlilik belgesi olmasa bile Türkçe turist rehberliği yapabilecek.
Turistlerin bilgisi dışında yapılan yönlendirmeye ceza
Yasalaşan ve Resmi Gazete’de yayınlanan kanun teklifinde, düzenlenen bazı maddeler şu şekilde özetleniyor:
“Yabancı dil şartını sağlayamadığı için rehber olamayanların mağduriyetini gidermek ve iç turizmde artan Türkçe rehber ihtiyacını karşılamak için Türkçe rehberliğe ilişkin düzenleme yapılacak. Kültür ve turizm politikaları ile uyumlu biçimde mevcut rehber sayısını artırmak amacıyla Uzakdoğu dillerindeki rehber adaylarını teşvik edici düzenlemeye gidilecek. Üniversitelerin sanat tarihi ve arkeoloji bölümlerinden lisans düzeyinde mezun ve yabancı dil yeterliliğine sahip olanların turist rehberi olmaları kolaylaştırılacak. Turist rehberlerinin, turist rehberliği hizmetinin verilmesi sırasında ve bu hizmeti alanların bilgisi ve onayı dışında alışveriş amaçlı belirli bir işletmeye gönderilmeleri karşılığında kendisine veya yönlendireceği kişiye herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde 25 bin TL’den 100 bin TL’ye kadar idari para cezası yaptırımı uygulanması yönünde düzenleme yapılacak. Seyahat acentelerinin, müşterilerine verdikleri hizmetler sırasında müşterilerin bilgisi ve onayı dışında alışveriş amaçlı belirli bir işletmeye gönderilmeleri karşılığında kendisine veya yönlendireceği kişiye herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde belgelerinin bakanlıkça iptal edileceği ve bunların beş yıl süreyle seyahat acenteliği yapamayacağı yönünde düzenleme yapılacak.”
Turizm rehberliği mezunlarına iş bulma kolaylığı
Türkçe turist rehberliği düzenlemesine olumlu yaklaşan SAYD Başkanı Mehmet Gem, yapılan düzenlemenin turizm rehberliğinden yeni mezun olmuş öğrencilere faydalı olacağını ifade etti. Gem, “Türkçe rehberliğe ilişkin düzenlemeye dair, üniversitelerin rehberlik bölümünden mezun olmuş gençler, Turist Rehberleri Odaları Birliği (TUREB) veya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavlarda yeterli dil puanına ulaşamadıkları takdirde maalesef rehber olamıyorlardı. Şimdi bu konuyla ilgili değişen, özellikle kültür pazarına istinaden gelişen rehber talebine, TUREB de maalesef yeterli cevap veremiyordu. Çünkü, yüksek sezonların olduğu dönemlerde ağırlıklı yabancı dil bilen rehberler turizm bölgelerinin yoğun olduğu yerlerde konuşlanıp, buna göre işe gitmek istiyorlardı. Dolayısıyla bu Türkçe rehberlik için olumlu bir durum, rehberlik bölümünden mezun olacak gençlere de belirli bir sürede iş bulma anlamında destekleyici bir durum” diye konuştu.
“Kanun maddesi çok ağır”
SAYD Başkanı Mehmet Gem, Seyahat acentelerinin, müşterilerine verdikleri hizmetler sırasında, müşterilerin bilgisi dışında, işletmeye gönderilmeleri karşılığında, herhangi bir menfaat temin etmeleri halinde, belgelerinin bakanlıkça iptal edileceği ve bunların beş yıl süreyle seyahat acenteliği yapamayacağı yönünde yapılan düzenlemeyi de değerlendirdi. Gem, seyahat acenteleriyle ilgili düzenlemenin ardından, alacakları önlemleri şu şekilde aktardı:
“Bu maddeyi uygulamada göreceğiz. Çünkü normalde seyahat acenteleri tur satarken, tur programının tamamını müşteriye iletiyor. Burada biraz daha hanutçuluk faaliyetiyle ilgili, rehberlerin bazen istemeyerek de olsa anlaştığı, seyahat acentelerinin bilgisi dışında olan harici yerlere girip, satışlar yaptırdığı hepimizin bilgisi dahilinde. Bu aslında biraz daha piyasayı kontrol altına almak adına alınmış bir karar. Biz artık rehberlerle de sözleşmeyi yaparken; bu maddeye istinaden, herhangi bir şekilde tur haricinde hiçbir noktaya uğranılmamasıyla ilgili olarak da rehberle bir sözleşme mecburiyetimiz olacak. veya yaptığımız sözleşmeye ilave bir madde koyacağız. Çünkü kanun maddesi cidden çok ağır, 5 yıl seyahat acentesi belgesinin iptal olması ve o kişinin 5 yıl seyahat acenteliği yapamaması çok ciddi bir durum.”
“Sahadaki yanıtını görmemiz gerekiyor”
Antalya Rehberler Odası Başkanı Mustafa Yalçın Yalçınkaya ise Türkçe rehberliğe ilişkin düzenlemenin olumlu ve olumsuz yanlarına dikkat çekti. Yalçınkaya, kanun teklifiyle birlikte aynı zamanda; odalara ve oda yöneticilerine denetim mekanizmasının güçlendirildiğini ve de herhangi bir durum olursa, kamu çalışanı gibi yargılanması hususunun gündeme geldiğini dile getirdi.
Yalçınkaya, “Son yıllarda ülkemizde hava yolu ve demir yolu ulaşımının artmasıyla beraber taşımacı şirketlerin seyahat acentesi açtığını sıklıkla görmekteyiz. Taşımacılıktan seyahat acentesine evrilmiş olup, seyahat acentesi sahibi olanların, rehberi külfet olarak görme tarzında ki söylemlerine şahit olduk. Bu kesimin oluşturmuş olduğu mobbing çalışmalarının bazı yerlerde yanıt bulduğunu üzülerek görmekteyiz. Bundan önceki turizm şuralarında yabancı dil bilmeden rehber olma konusu gündeme geliyordu fakat gerek akademik çevrelerden gerekse de rehberler odaları ve birliği tarafından, bu konunun olmaması gerektiği sıklıkla dile getiriliyordu. İhtiyaç vardı ki oldu, uygulamasına bakmamız gerekiyor. Sektöre yıllık yabancı dil bilmeden ne kadar rehber temin edileceği konusunda bakanlığımız nasıl bir insiyatif kullanacak, sahadaki yanıtını görmemiz gerekiyor. Bizim açımızdan grup liderleri ile tura çıkmış olan şahıs, şayet sadece Türkçe biliyorsa; bu durumda yanındaki rehberle yabancı dil bilmeden grup turuna çıkarsa, bu camiada ve sektörde çok ciddi krize sebep olur” dedi. – ANTALYA
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) Üniversite hastanelerinde çalışan profesör ve doçentlerin özel muayene açmasını engelleyen karara ilişkin konuşan Eskişehir Baro Başkanı Mustafa Elagöz, “Öğretim üyeleri arasında bir sınıf ayrımı yapılmış oldu” dedi.
Eskişehir Baro Başkanı Mustafa Elagöz, Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’nun 18 Ocak 2014 tarihinden sonra profesör ve doçentlerin açtığı muayenelerin kapatılmasına ilişkin aldığı karar hakkında konuştu. Kararın Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirten Elagöz, oluşan boşluğun giderilmesi için TBMM’nin acilen bir karar alması gerektiğini ifade etti.
“KONU ANAYASA MAHKEMESİ’NE İNTİKAL ETTİ”
Mustafa Elagöz, şu ifadeleri kullandı:
“Yasal düzenleme yapıldı. Dolayısıyla o düzenleme ile üniversite hastanelerinde görev yapan öğretim üyelerinin özelikle profesör ve doçent unvanına sahip olan öğretim üyelerinin özel muayene açma veya kliniklerde çalışma yasağı gibi bir düzenleme getirildi. Bu düzenleme sonrasında da konu Anayasa Mahkemesi’ne itikal ettirildi. Anaysa Mahkemesi bununla ilgili bir karar verdi. Gelinen aşamada Yüksek Öğretim Kanunu’nun 564. maddesine ilişkin düzenleme yapılmıştı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmiş olduğu düzenleme bu. Asıl kritik nokta burada toplanıyor. Şimdi getirilen düzeleme ile 18 Ocak 2014 tarihinden önce özel muayenesi olan öğretim üyelerinin bu haklarının bakir kalması ve bunların muayenelerini kapatmaları gibi durum ortadan kalktı. O tarihten sonra özel muayene açmak isteyen öğretim üyeleri ile sıkıntı oluştu. 18 Ocak 2014 tarihinden sonra gerek profesör gerekse doçent unvanına sahip olan öğretim üyelerinin özel muayenehane açma ya da özel klinikte çalışma hakları yoktur diye durum ortaya çıkınca mahkemeye intikal etti.
“DANIŞTAY 10. DAİRESİ’NİN VERDİĞİ KARAR DOĞRUYDU”
Bizde yargılama sisteminde ikili sistem vardı. İdari yargıtayda görülen bir dava süreci başladı. İdari mahkemesinin vermiş olduğu kararlarda danıştaya temyiz yolu vardı. Daha sonra istinaflar yani bölge idare mahkemeleri kuruldu. Üçlü bir sisteme geçildi. Burada sıkıntı şu; farklı farklı kararlar çıktı. O zaman diliminde Danıştay 10. Dairesinde temyiz yoluna gidildiğinde Danıştay 10. Dairesi bir karar verdi. Bu karar bana göre doğru bir karar. Orada vurgu yapılan karar anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine vurgu yaparak karar vermişti. Danıştay 10. İdare Dava Dairesi şunu söyledi; 18 Ocak 2014 öncesi muayenehanesi olan öğretim üyeleriyle aynı statüde o tarihten sona muayenehane açmak isteyen öğretim üyeleri arasında bir ayrım gözetilmemesi gerektiği, bunun eşitlik ilkesine aykırı olacağı, onların da bu hakka sahip olduğu yönünde iştiyaklar geliştirdi. Ancak kurulan bölge idari mahkemelerinin almış oldukları bu karar neticesinde ısrar kararında bulunmaları sonucu konu Danıştay İdari Davalar Kurulu’na gitti.
“ÖĞRETİM ÜYELERİ MUAYENELERİNİ KAPATMAK ZORUNDA KALDI”
Burada oy çokluğuyla aleyhe bir karar verildi ve konu içinden çıkılmaz bir hal aldı. Burada eşitlik ilkesine aykırı olan asıl konu, bazı illerde bu yargı kararlarına güvenerek özel muayenehane açan öğretim üyeleri muayeneleri devam ettirebildi, bazı illerde açılan davalarda aleyhe karar verildiği için öğretim üyeleri açamadılar. Şimdi Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’nun bu kararından sonra olay farklı bir boyut aldı. Bu süreç içerisinde lehine karar almış o statüdeki öğretim üyeleri her ne kadar özel muayene açmış iseler de bazıları tekrar kapatmak zorunda kaldılar. Burada boşluk var. 2014 yılının öncesi ve sonrasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında TBMM bu konuyla ilgili tekrar bir düzenleme yapmadı. Düzenleme yapılamadığı için de konu hukuksal anlamda itilaf yaratan bir hal aldı.
“TBMM ACİLEN BİR KARAR ALMALI”
18 Ocak 2014 yılından itibaren muayene açmış öğretim üyeleri özel muayenelerinde görevlerini icra ettikleri gibi üniversite hastanelerinde de bu görevlerini sürdürebilmekte. Türkiye genelinde bu sayı yaklaşık 350 civarında olduğu belirtiliyor. Haliyle öğretim üyeleri arasında bir sınıf ayrımı yapılmış oldu. 350’ye yakın öğretim üyeleri bu haktan istifade ederken, aynı statüde bulunan diğer öğretim üyeleri maalesef bu haklarından mahrum edilmiş oldu. Burada bir karmaşa söz konusu. Meclis’in bu konuya derhal el atması lazım. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan bu boşluğu dolduracak yeni bir düzenleme yapması gerekiyor. ya herkese bu hakkın verilmesi gerekiyor ya da hepsinin kapatılması gerekiyor ki Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık ortadan kaldırılsın.”
]]>
Kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddete karşı ağır cezalar içeren yeni yasa, kadın sünneti ve zorla evlendirmeyi suç kapsamına alıyor.
Yeni yasal düzenleme, siber şiddete karşı daha güçlü mücadele, mağdurlara daha iyi yardım ve tecavüzü önlemeye yönelik adımları içeriyor.
Çarşamba günü Avrupa Parlementosu Genel Kurulu’nda ele alınan yasa, 27’ye karşı 522 oyla kabul edildi. 72 milletvekili de çekimser kaldı.
Yasa hangi düzenlemeleri içeriyor?
Büyük bir çoğunluğun desteğiyle kabul edilen yasa, üye ülkelerde yeterince ele alınmayan, kadınları orantısız şekilde etkileyen belirli şiddet türlerini AB genelinde suç kapsamına alıyor.
Yeni düzenleme ile kadın sünneti ve kadınların zorla evlendirilmeleri yasaklanıyor. Özel bilgilerin ifşa edilmesi ve internet yoluyla işlenen suçlara ilişkin yeni kurallar getiriliyor.
Yasa uyarınca, tecavüzün önlenmesi konusunda “rıza” kavramına kapsamlı bir açıklama getirilirken, internet ve sosyal medya üzerinden yapılan taciz de cezalandırılıyor.
Yeni yasa, şu suçları düzenliyor:
Yasada hangi cezalar öngörülüyor?
Yasa kapsamında, tecavüz tanımı, rıza dışı tüm cinsel eylemleri kapsayacak şekilde genişletiliyor.
Yeni yasada, korkutma, bilinç kaybı, sarhoşluk, uyku, hastalık, bedensel yaralanma veya sakatlık gibi savunmasız durumlar, “rıza dışı eylem” kapsamında değerlendiriliyor.
Kadının sessizliği, sözlü veya fiziksel olarak direnmemesi, faille mevcut ya da geçmişteki ilişkisi gibi etkenlerin, “rızası varmış gibi” ele alınması yasaklanıyor.
Yasada, bireyin rıza göstermiş olmasına rağmen rızasından vazgeçme hakkı da tanınıyor.
Kadına Yönelik Şiddet ile Aile İçi Şiddetin Önlemesi Yasası, tecavüz ve şiddete ilişkin suçlarda 8 – 10 yıl hapis cezası öngörüyor.
Yasa, cinsel saldırı suçları için en az 3 yıl, suçun ağırlaştırıcı nedenler altında işlenmesi halinde ise en 5 yıl hapis cezası verilmesini emrediyor.
Yeni yasayla, bu suçlara ilişkin ağırlaştırıcı nedenler listesi de genişletildi.
Liste, kamu görevlilerine, gazetecilere veya insan hakları savunucularına karşı işlenen suçların yanı sıra, mağdurların cinsiyetlerine, cinsel yönelimlerine, ten renklerine, dinlerine, sosyal kökenlerine veya siyasi inançlarına göre cezalandırmayı da içeriyor.
Mağdurlar için neler öngörülüyor?
Avrupa Parlementosu tarafından kabul edilen yasa, cinsel şiddet mağdurlarına destek konusunda da yeni düzenlemeler içeriyor.
Mağdurlara, sığınma ve barınma ortamı ile kapsamlı sağlık hizmeti sağlanması başta olmak üzere, güvenlik ve refahı artırıcı çeşitli yardımlar sağlanacak.
Yeni düzenlemeyle, şikayetler ve yasal işlemlerin takibi kolaylaştırılacak.
Yasa kapsamında, AB üyesi ülkeler, “rıza dışı cinsel ilişkinin ceza gerektiren bir suç olarak kabul edildiği” konusunda kamuoyunu bilinçlendirecek kampanyalar düzenleyecek.
Yeni yasa ne zaman yürürlüğe girecek?
Yeni yasal düzenleme, AB Resmi Gazetesinde yayımlandıktan 20 gün sonra yürürlüğe girecek.
AB üyesi ülkeler, yeni yasayı 3 yıl içinde hayata geçirmiş olacak.
Yasal düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?
Avrupa Parlementosu’na göre, kadınlara yönelik şiddet ile aile içi şiddet AB genelinde oldukça yaygın.
AB üyesi ülkelerde her 3 kadından birinin bu durumdan etkilediği tahmin ediliyor.
AB verilerine göre, 2014 yılında her 10 kadından biri cinsel saldırıya uğradığını, her 20 kadından biri ise tecavüze uğradığını bildirdi. Her 5 kadından yaklaşık ikisi de aile içi şiddete maruz kaldığını söyledi.
Avrupa Parlementosu’na göre, son yıllarda da tahminen her 2 genç kadından biri cinsiyete dayalı siber şiddete maruz kalıyor.
Siber şiddet özellikle politikacı, insan hakları savunucuları veya gazeteciler gibi kamusal yaşamda aktif olan kadınları etkiliyor.
AB genelinde cinsel tacize uğrayan kadınların yaklaşık üçte biri iş yerinde şiddete maruz kalıyor.
Bu nedenle de bütün üye ülkelerin, bu konuda daha etkin ve hızlı önlemler alması için kapsamlı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyduğu savunuldu.
Yasanın kabulüne yönelik tepkiler neler?
Avrupa Parlementosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu eş raportörü Frances Fitzgerald, yasal düzenlemenin kabul edilmesini, “Avrupa’yı dünyada kadına yönelik şiddeti sona erdiren ilk kıta yapmak için atılan ilk adım” olarak değerlendirdi.
Düzenlemeyi, “kadına yönelik şiddeti önleyecek, mağdurları koruyacak ve failleri yargılayacak, böylece bu menfur suçlarla mücadelede bütünsel bir yaklaşım sağlayacak geniş kapsamlı bir yasa” diye tanımlayan Fitzgerald, “Kadına yönelik şiddet ortadan kaldırılmadan eşitlik olamaz; Bu tür suçları işleyenlerin cezasız kalmamasını sağlamalıyız” dedi.
Parlamento Sivil Özgürlükler Komisyonu eş raportörü Evin İncir de, yasanın, “AB genelinde adalet ve eşitlik için bir zafer” olduğunu söyledi.
]]>Sağ koalisyon hükümetinin büyük ortağı İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi tarafından hazırlanan yasal düzenleme Temsilciler Meclisi’nden onay aldı.
Pandemi sonrası Avrupa Birliği tarafından sağlanan kurtarma fonunun kullanımıyla ilgili bir torba paketin içinde yer alan düzenlemenin Senato’dan da sorunsuz şekilde geçmesi bekleniyor.
Yeni düzenlemeye göre, kadınlara gebeliklerini sonlandırma talebini onaylayan bir sertifika veren danışma kliniklerine kürtaj karşıtı dernekler ve aktivistler de girebilecek.
Kendilerini ‘yaşam taraftarı’ olarak adlandıran derneklerin, bu yasa ile kürtaj olmak isteyen kadınlara psikolojik baskıyı sıkılaştırabileceği yorumu yapılıyor.
İtalya’da 1978 tarihli yasayla 90 gün içinde gebelikleri gönüllü olarak sonlandırma hakkı verilse de pratikte kürtaja erişimde güçlükler yaşanabiliyor. Doktorlara vicdani ret hakkı tanınması nedeniyle ülke çapındaki jinekologların yüzde 60’tan fazlası kürtaj yapmayı reddediyor, bazı bölgelere bu oran yüzde 90 seviyesine kadar çıkıyor.
Sağ partilerin yönetimindeki bazı bölgelerde de yerel yönetmeliklerle kürtaj hapının kullanımına kısıtlama getirilmesi ve kürtaj karşıtı gruplara fon sağlanması tartışmalara neden olmuştu.
Başbakan Giorgia Meloni bu göreve gelmeden önce, kürtaja izin veren 194 numaralı yasayı değiştirmeyeceği sözü verse de kadınlara ‘kürtaj olmama hakkı’ tanımak istediğini de söylemişti.
Meloni’nin partisinin girişimiyle yapılan yeni yasal düzenleme sonrası muhalefet başbakanı yasaya dokunmama sözünü yerine getirmemekle ve kadınların haklarını tırpanlamakla suçladı.
Psikolojik baskı endişesi
Merkez-soldaki Demokratik Parti’nin (PD) lideri Elly Schlein, “Meloni’nin 194 numaralı yasaya dokunmayacağını söylediğini hatırlıyor musunuz? Yalan söylemiş” dedi.
Schlein, sosyal medyada yayımladığı mesajında “Kadınların kendi bedenleri üzerine karar alma özgürlüğüne yönelik saldırılar sürüyor” dedi ve kürtaj karşıtı derneklerin kliniklere girmesiyle gebeliklerini sonlandırmak isteyen kadınlara psikolojik baskı uygulanacağını vurguladı.
5 Yıldız Hareketi’nin Başkan Yardımcısı Chiara Appendino da, AB fonlarıyla ilgili bir kararnameye kürtaja erişimle ilgili bir değişikliğin eklenmesini eleştirdi. Appendino, “Bunu yeni klinikler kurmak için mi yapıyorlar? Kadınlara yönelik hizmetleri geliştirmek için mi? Hayır, kürtaj karşıtı derneklerin kliniklere girmesine izin vermek için yapıyorlar! Kadınların kendi kaderini tayin etme olanaklarını azaltmak istiyorlar” dedi. Appendino, ülkenin ilk kadın başbakanı olan Meloni’nin “kadınlarla bir problemi olduğunu” da savundu.
Kadın örgütleri de dün parlamento önünde bir gösteriyle hükümeti protesto etti. Non Una Di Meno (Bir kadın daha eksilmeyeceğiz) derneği, kürtaj karşıtlarının danışma kliniklerine girerek “yargılayıcı bir şiddetle” kürtaj yasasının uygulanmasını pratikte engelleyeceğini belirtti.
‘Yasa değişmeyecek’ sözü
Hükümetin merkez-sağdaki ortağı Haydi İtalya’nın lideri Antonio Tajani ise kürtaj yasasına dokunulmayacağını söyledi.
Hükümette Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tajani, “Herkesin kendi inancına ve vicdanına göre davranmasının doğru olduğuna inanıyorum ama kürtaj karşıtlığını da suç haline getirmemeliyiz. Yasayı değişmek gibi bir niyet yok” dedi.
Ülkede üzerine tartışmaların zaman zaman kızıştığı kürtaj konusundaki yeni düzenleme ve buna tepkiler bugünkü gazetelerin baş sayfalarında yer aldı.
La Repubblica, “Meloni’nin yalanları” başlığıyla, Başbakan’ın kürtaj yasasına dokunmama sözünü tutmadığı, hükümetin 194 sayılı kanuna “saldırdığı” yorumunu yaptı.
La Stampa da “Kürtaj danışma merkezleri kuşatma altında” başlığını kullandı ve “194’e dokunmayacaklarını söylemişlerdi ama yasalara birçok farklı şekilde dokunulabilir” dedi.
Sağ kanattaki La Verita’ gazetesi ise hükümete destek vererek “Sola göre kürtaj bir zorunluluk” başlığını attı.
]]>BAKAN IŞIKHAN SİNYALİ VERMİŞTİ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, esnafın prim gün sayısının düşürülmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini belirterek, “Bu vaadi yerine getireceğiz. Kısa zamanda bunu neticelendirmeye gayret edeceğiz” ifadesini kullanmıştı.
PEKİ KMLER FAYDALANABİLECEK?
Düzenleme kapsamında, küçük esnaf olarak nitelendirilen bakkal, kasap, berber, kuaför ve ayakkabı tamircisi gibi işletmelerin prim gün şartının 7 bin 200’e düşürülmesi hedefleniyor. Ancak, küçük esnaf kategorisine hangi işletmelerin gireceği, henüz hazırlanacak olan kanun teklifiyle netlik kazanacak. Bu konuda konuşulan kriterler arasında 10 ve altında personel çalıştıran işletmelerin düzenlemeden yararlanabileceği belirtiliyor.
ERKEKLER 60, KADINLAR 58
Düzenleme kapsamına girecek olan BAĞ-KUR’lular, 7 bin 200 prim gününü tamamladıklarında ve diğer koşulları da sağladıklarında emekli olabilecekler. Eğer reform tüm süreleri kapsarsa, 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan ve düzenlemeden etkilenecek BAĞ-KUR’lu erkekler 60, kadınlar ise 58 yaşında emekli olabilecekler. 3.5 yıl içinde BAĞ-KUR’dan SSK’ya geçenler de 7200 günü tamamlamışlarsa BAĞ-KUR kapsamında emekli olabilecekler.
Düzenlemeyle birlikte yaş şartının da göz önüne alındığı, 8 Eylül 1999’dan sonra sigortalı olan kadın ve erkek BAĞ-KUR’luların prim gün şartının bin 800 gün azalacağı belirtiliyor. Ancak, bu kişilerin emekli olabilmeleri için 7 bin 200 prim gününü tamamlamalarının yanı sıra belirlenen yaş şartını da karşılamaları gerekecek. 7 bin 200 prim gününü tamamlayanlar, sigortalılık başlangıç tarihlerine göre belirlenen yaş şartını doldurmuşlarsa emekli olabilecekler.
Bu düzenleme, son 3.5 yıl içinde SSK’lı çalışma durumunu ortadan kaldırarak, daha esnek bir emeklilik imkanı sağlayacak. 1 Ekim 2008’den önce sigortalı olanların emekli olacakları kurumu belirleyecek olan düzenleme, son 7 yıllık sigortalılık süresinin yarısından bir fazlasını hangi statüde gerçekleştirdiyse o statüden emekli olmalarını sağlayacak. Bu gelişmelerle birlikte, düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle BAĞ-KUR’lular arasında emeklilikle ilgili süreçlerde önemli değişiklikler yaşanması bekleniyor.
8 Eylül 1999’dan sonra sigortalı olan ve düzenleme kapsamına giren kadın ve erkek BAĞ-KUR’luların da prim şartı bin 800 gün azalacak. Bu kişilerin prim gün şartı 7 bin 200’e inecek ancak yaş şartının da tamamlanması gerekecek. 7 bin 200 prim gününü tamamlayanlar sigortalılık başlangıç tarihine göre belirlenen yaşı doldurmuşsa emekli olabilecek.
BAĞ-KUR’lular 9000 prim günü şartı nedeniyle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) yasasından faydalanamamıştı. BAĞ-KUR’lu çalışanlar için bakanlık tarafından çalışma başlatılmıştı. Düzenlemenin hayata geçmesiyle birlikte BAĞ-KUR’lular 5 yıl önce emekli olabilecek.
]]>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İleri, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından Meclis’e sunulması beklenen kripto varlıklara yönelik yasal düzenleme taslağına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Blok zincir teknolojilerinin AK Parti’nin öncelikli alanlarından biri olduğunu belirten İleri, Orta Vadeli Program ile 2023 Genel Seçim Beyannamesi’nde bu konuya ayrı bir yer ayırdıklarını hatırlattı.
İleri, kripto varlıklar konusunun önemine işaret ederek, Türkiye’nin bu alanda önünü açmak için bir yasal düzenleme çalışması içerisinde olduklarını söyledi.
Kripto varlıkların Türkiye’de oldukça ilgi gördüğüne dikkati çeken İleri, Türkiye’de şu anda 10 milyon kişinin kripto varlık hesabı olduğunu bildirdi.
Ömer İleri, bu alanda bir düzenlenmenin gerekli olduğunu belirterek, “Bu kullanıcıların önemli bir kısmı, bu alanın bir anlamda devlet denetiminde hayata geçmesi noktasında hem fikir. Burada bir regülasyon ihtiyacı olduğu herkes tarafından dillendiriliyor. Biz de bu istikamette başta bakanlığımız olmak üzere çeşitli çalışmalarda bulunduk. Şu an itibariyle Meclis grubumuzda çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu.
Bu düzenlemenin temel amacının bu alana yasal bir çerçeve getirmek olduğunu vurgulayan İleri, “Amacımız, bu alanda bir taraftan Türkiye’nin önünü açmak diğer taraftan da vatandaşımızı, yatırımcımızı korumak. Burada hassas bir denge sağlamaya çalışıyoruz.” dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İleri, şöyle devam etti:
“Blok zincir teknolojileri, AK Parti olarak bizim bir süredir yakından takip ettiğimiz alan. Hatırlarsınız ‘Forum Metaverse’, “Blok Zincir İstanbul’ etkinliklerimiz oldu. Bu etkinliklere Cumhurbaşkanımız teşrif ettiler. Bu etkinlikler, bir devlet liderinin bu alanda katılım gösterdiği ilk etkinlik haline geldi. Türkiye’nin geleceği açısından da önemsediğimiz bir alan. Geldiğimiz süreçte bu alanın öneminin farkında olarak bir taraftan vatandaşımızı korumak ama diğer taraftan da alanın önünü açmak adına önemli bir çalışmayı yürütüyoruz. Gerçekten iyi çalışılmış bir yasa teklifi haline geliyor. Kripto alanında ABD’de federal düzeyde uygulamaya girmiş bir düzenleme mevzu bahis değil, Avrupa Birliği’nde ise ‘MiCA’ adında bir düzenleme var ki o da Konsey ve Parlamento arasında bir uzlaşma aşamasına gelmiş durumda; 2024 aralık itibarıyla etkin hale gelecek. Türkiye’nin bu alanda, dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olması için çalışıyoruz.”
“Esnek bir altyapı oluşturuyoruz”
Düzenlemenin kripto alanıyla ilgili temel tanımları yapacağını ve temel bir çerçeve ortaya koyacağını söyleyen İleri, “Çalışma, bununla birlikte kripto varlık platformlarını, servis sağlayıcılarını, hizmet sağlayıcılarını, hizmet modellerini düzenleyecek çeşitli düzenlemeler getirecek.” dedi.
“Esnek bir altyapı oluşturuyoruz” diyen İleri, bunun temel kavramlar üzerine inşa edilecek bir çalışma olduğunu, detayların ilerleyen süreçlerde gerek görüldükçe ikincil düzenlemelerle hayata geçeceğinin altını çizdi.
İleri, sektördeki paydaşları davet ederek fikirlerini aldıklarını aktararak, “Gerçekten ortaya güzel bir düzenleme çıkmakta olduğunu görüyoruz. Son aşamalara doğru yaklaşıyoruz, seçimin hemen akabinde gündemimize gelecek.” ifadelerini kullandı.
Düzenlemenin inovatif, sektörün önünü açıcı nitelikte olduğunu dile getiren İleri, “Sektör paydaşlarının mevcut tasarıyı büyük ölçüde desteklediğini görüyoruz.” dedi.
İleri, geçmiş dönemlerde sektörün “anlaşılamadığını düşündüğü” süreçler olduğunu ifade ederek, “Gerek AK Parti Genel Merkezi’nde gerek Meclisimizde gerekse de Bakanlığımızın kurumları vasıtasıyla onları dinledik, onların dilini de konuşuyoruz, ne demek istediklerini de gayet net anlıyoruz ve onların taleplerini de büyük ölçüde teklife yansıtmış durumdayız.” bilgisini verdi.
Ömer İleri, kripto varlık sahiplerinin güvenliğinin nasıl sağlanacağına yönelik, şunları kaydetti:
“Güvenlikten kastımız aslında şu; bir yatırımcı olarak bir platformdan hizmet almaya başladığınız zaman doğru bilgilendirilmeniz, bu platformun uygun altyapıya sahip olması, bu anlamda güvenilir olması, sizin normal şartlarda baş başa kalmak istemediğiniz risklerle, bu platformlar vasıtasıyla baş başa kalmıyor olmanız… Aslında burada çok genel bir güvenlik tanımı var. Hakkaniyet çerçevesinde yatırımcıyı, vatandaşı yanlış yönlendirmeden korumak, onların yatırımlarını korumak, kötü niyetli aktörlerin önünü kapatmak ama bütün bunları yaparken de sektörün önünü açmak, ikisini birden yapmak. Zaten temel problem her zaman budur; bu ikilemi çözmektir. Burada çok yerinde bir denge sağlandığını görüyoruz.”
]]>Keşir, AA muhabirine, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün, Türkiye’deki kadınlarda eğitim-öğretim seviyesinin artış göstermesi ve üretime katkıları dolayısıyla ayrı anlam taşıdığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlarla omuz omuza yol yürüyen lider olduğunu ifade eden Keşir, kadınların, geçmiş dönemlerdeki kısıtlamalar ve yasaklar nedeniyle özellikle eğitimde fırsat eşliğinden yararlanamadığını ve eğitim haklarını uzun yıllar tam olarak kullanamadığını anımsattı.
Keşir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınlar için verdiği en önemli kararın eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması olduğunu vurgulayarak, “Bu niye önemli? Eğitim olmadığında iş gücü piyasasına katılımdan, siyasi katılımdan, kadının güçlenmesinden bahsedemiyoruz.” diye konuştu.
“Kadına yönelik şiddet 2005’e kadar suç olarak bile tanımlı değildi”
AK Parti’nin politikalarının temelinde eğitimde fırsat eşitliği yaklaşımının bulunduğunu belirten Keşir, 2001’de sadece yüzde 13 olan kız çocuklarının üniversiteye yerleşim oranının, bugün yüzde 51’e ulaşmasının her şeyi özetlediğini dile getirdi.
Keşir, Anayasa ve kanunlarda kadının siyaset ve çalışma hayatı gibi birçok konuda devrim niteliğinde düzenlemeler yaptıklarını kaydederek, “Benim öncelediğim en temel düzenlemelerden biri Anayasa’nın eşitlik ilkesi. Bugün mangalda kül bırakmayanların döneminde bu konuyla ilgili hiçbir adım atılmadı. 2004’te, AK Parti iktidarında, ‘kadın erkek eşittir’ hükmü ilk kez o zaman Anayasa’ya girdi.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de 22 yıldır kadına şiddetle mücadele konusunda ciddi çalışmalar yapıldığının altını çizen Keşir, şöyle devam etti:
“Bugün yine mangalda kül bırakmayanlar ve konuyu sadece siyasi zeminde tartışarak buradan AK Parti’ye yüklenenler iktidardılar, iktidar ortağıydılar ama bakın 2005’teki kapsamlı Türk Ceza Kanunu düzenlemesine kadar, ceza kanununda kadına yönelik şiddet suç olarak bile tanımlı değildi. Suçun tanımı yoksa cezası da yoktur. Neyle mücadele etmekten bahsediyorsunuz? Daha suç olarak bile tanımlamamışsınız o konuyu. Keza cinsel istismar konusu suç olarak tanımlı değildi 2005’e kadar. Pek çok düzenleme yaptık.”
Tarımsal desteklerde kadın ve gençlerin projelerine artı puan
Kadının çalışma hayatına katılımındaki teşvik ve desteklemelere değinen Keşir, Tarım ve Orman Bakanlığının kooperatif, Ticaret Bakanlığının girişimcilik destekleri, KOSGEB ve İŞKUR’un programları gibi birçok konuda kadınlara ve gençlere pozitif ayrımcılık yapan, teşvik getiren düzenleme yaptıklarını kaydetti.
Keşir, İŞKUR programlarının herhangi birinden faydalananların yüzde 52’sinin, KOSGEB’in girişimcilik desteklerinden faydalananların hemen hemen yarısının kadın olduğunu aktararak, “Bütün bunlar varken, 8 Mart vesilesiyle kadınlar üzerinden siyasi zemin oluşturmaya çalışanların, bu anlamda AK Parti’ye yüklenenlerin, kadınların 22 yıllık kazanımlarıyla ve bunu idrak eden aklıyla alay ettiklerini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarımsal desteklerden de en çok kadınların yaralandığına işaret eden Keşir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle yakın zamanda yaptığımız düzenlemeyle 42 ilde var olan TKDK desteklerini 81 ile yaydık. Burada aşağı yukarı yüzde 60’a, hatta yüzde 70’e varan oranlarda hibeler veriliyor. Burada kadın ve gençlerin projelerine artı puanla destek verildiği için gelen hibelerin dağıtımında kadın ve gençlerin projeleri üst sıralara çıkıyor. Hem klasik hem modern anlamda tarım ve hayvancılık işletmecilikleri, kırsal turizm, ekoturizm konusunda kadınlar fazla yatırım yaptılar. Yatırımları da devlet tarafından desteklendi.”
Keşir, AK Parti’nin hem aileyi hem de kadını ekonomi ve eğitim bakımından güçlendiren politikalarının bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>İkinci el araç satışında yapılması zorunlu olan 15 günlük sigorta süresi düzenlemesi değiştirildi. İkinci el bir araç alındığında aracı alan kişinin zorunlu trafik sigortasını yaptırması için 15 günlük bir süresi söz konusuydu. Ayrıca satın alınan aracın mevcut bir trafik sigortası varsa aracın eski sahibinden kalma bu sigorta da 15 gün boyunca geçerli oluyordu. Fakat Adana 4’üncü Tüketici Mahkemesi’nin baktığı bir davada, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 94’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan ‘Sigortacı, sigorta sözleşmesini durumun kendisine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde feshedebilir. Sigorta fesih tarihinden 15 gün sonrasına kadar geçerlidir’ şeklindeki düzenlemenin iptali için AYM’ye başvurdu. Anayasa Mahkemesi, söz konusu düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğunu tespit ederek, düzenlemeyi iptal etme kararı aldı.
“Düzenleme 9 ay sonra yürürlüğe girecek”
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını İhlas Haber Ajansı’na değerlendiren Avukat Selim Ünal, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın 5 Mart 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandığını hatırlatarak, “Kanunun yürürlüğe giriş tarihi olarak da 9 ay sonrasına işaret edildi. Burada kanun maddesi Karayolları Trafik Kanunu’nun 94’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkrasını iptal etti. Burada fıkralara göre ‘Sigorta şirketi fesih tarihinden itibaren sigorta sözleşmesi 15 gün boyunca geçer ya da fesih tarihinden itibaren sigortanın sorumluluğu 15 devam eder’ deniliyordu. Yeni düzenlemeyle beraber bunlar iptal edildi” ifadelerini kullandı.
“Aracı aldıktan sonra ’15 günlük trafik sigortası yaptırma süresi’ ortadan kalktı”
Ünal, kendisine ikinci el bir araç alan kişinin trafiğe çıkabilmesi için zorunlu trafik sigortasını yaptırmak zorunda olduğunu söyleyerek, “Aracımızı aldığımız tarihten itibaren eğer ki sigorta yaptırmazsak bizim sorumluluğumuz başlayacak, eski sigortanın hiçbir sorumluluğu kalmayacak. Eğer ki biz kendi sigortamızı da yaptırmazsak, sigortasız bir şekilde üçüncü kişilere verdiğimiz zarardan ruhsat sahibi olarak biz sorumlu olacağız. Düzenlemedeki en önemli kısım bu. Eskiden aracımızı aldıktan 10-15 gün sonra trafik sigortamızı yaptırıyorduk. Bu durum şu an tamamen ortadan kalkmış durumda” açıklamasında bulundu.
“Eski düzenleme aracını satan kişilerin hak kayıplarına neden oluyordu”
Aracını satan kişinin sigortasının 15 gün devam ettiği düzenleme ile sorumluluğunun devam ettiğini dile getiren Ünal, “Biz aracımızı satmışız, mülkiyeti başka bir kişiye geçmiş, hiçbir sorumluluğumuz yok, araç üzerinde hiçbir tasarrufta bulunamıyoruz ve buna rağmen bizim sorumluluğumuz aracımızı satmamıza rağmen 15 gün boyunca devam ediyordu. Böylece üçüncü kişilere sattığımız araçta örneğin alkol alıp araca zarar vermesi takdirinde oluşan yaralamalı, ölümlü ve maddi hasarlı kazalarda bizim sigortamıza karşı dava açıyordu. Bizim de bu durumda ruhsat sahibi olarak sorumluluğumuz devam ediyordu. Bu durum da inanılmaz derecelerde hak kayıplarına neden oluyordu” diye konuştu. – ANKARA
]]>İçerisinde emekli bayram ikramiyelerine artışı da düzenleyen ve kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak anılan Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. 298 milletvekili oy kullandı; 237’si kabul, 61’i ise red oyu verdi.
İlgili kanun teklifi geçen hafta Adalet Komisyon’undaki 2 günlük görüşmenin ardından Genel Kurul’a sevk edilmişti. Genel Kurul’da bu hafta gündeme alınan 42 maddelik teklifin görüşmeleri 3 gün sürdü.
TMSF’NİN KAYYUM OLARAK ATANMASI DÜZENLEMESİ TEKLİFTEN ÇIKARILDI
Görüşmelerde, Genel Kurulda kabul edilen değişiklik önergesiyle 22. maddedeki, “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, silahlı örgüte silah sağlama, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde yargı mercilerince kayyum atanmasına karar verildiği takdirde, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanabilmesini” içeren düzenleme teklif metninden çıkarıldı.
Teklifin kanunlaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, Genel Kurul’un gündemindeki çalışmaları tamamladığını ifade ederek, 67. birleşimi 31 Mart’taki yerel seçimler sonrasında yani 2 Nisan 2024 Salı günü toplanmak üzere kapadı.
Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, özetle şu düzenlemeleri içeriyor:
“İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak. Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor. Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemelere gidilecek.
Buna göre, TCK’de belirtilen “Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında, sanığa yüklenen suçtan dolayı yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.”
]]>Kastamonu Valiliği’nde açıklamada bulunan Tunç, suçla mücadelenin önemine değindi.
8. Yargı Paketi’nde önemli adımlar atıldığını vurgulayan Tunç, “Suçla etkin mücadele bakımından, para cezasına çevrilen suçlar bakımından, para cezasından hapis cezasına dönüşen suçlarla ilgili caydırıcılığı arttıracak yeni güncelleme yapmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Tunç, şunları söyledi:
“Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu. Usule ilişkin birçok düzenleme var. Kanun yolları, istinaf, itiraz, temyiz yollarında süreler çok karışık. 7-8 günlük, 15 günlük süreler var. Bunda da vatandaşlarımız, avukatlarımız için bir hak kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla burada düzenleme yapıyoruz. Tüm itirazlar, istinaf, temyize başvuruda süre tebliğden itibaren 2 hafta şeklinde düzenleme yapıyoruz. Bazı davalarda tefhim yüze karşı okumayla başlıyordu, onu da kaldırıyoruz. Artık bütün kanun yollarında süreler tebliğden sonra 2 haftadır.”
Suç örgütlerine ilişkin önemli düzenlemeler olduğunu belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Basit yargılama usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin iptalleri söz konusuydu. Orada da itiraz yollarında, özellikle hak arama yolunu genişleten, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına ilişkin itirazların İstinaf Mahkemesine yapılması ile ilgili ve diğer usul konularında da önemli düzenlemeler var. Suç örgütleri ve terör örgütleri ile teröre finansman sağlanmasının önlenmesine yönelik önemli bir düzenleme var. O da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyum tayin edilmesi. Terör örgütleri açısından bu mümkün, ancak süresini uzatıyoruz. Suç örgütleri bakımından da TMSF’nin, terör örgütlerine, suç örgütlerine, çetelere, finansman sağlayan şirketler bakımından ya da mal varlığı bakımından kayyum tayin edilmesi ile ilgili önemli bir düzenlememiz var. Milletvekillerimiz seçim öncesi yorucu bir çalışma ile yargı paketi ile karşı karşıya kaldılar. Onlara da kolaylık diliyorum. İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır, TBMM’deki çalışmalar neticesinde Cumhurbaşkanı’mızın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girecektir.”
“Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir”
Yerel seçimlere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Tunç, Türkiye’nin şeffaf bir seçim sistemine sahip olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de seçim güvenliğine ilişkin hiçbir endişe yok. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir. Gerek sandık kurulları üyeliklerinde, ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve ardından Yüksek Seçim Kurulu hem partilerin gözetimi ve denetimindedir hem de yargının gözetimi ve denetimindedir.” ifadelerini kullandı.
Bakan Tunç, şunları kaydetti:
“Tarafsız ve bağımsız yargı gözetiminde gerçekleşir seçimler. Kimin nerede oy kullanacağı internette yayınlanır. Herkes sandığında oy kullanacakları görür. Seçim sonrasında bütün tutanaklar ysk.gov.tr’de yayınlanır. Dünyada bu kadar şeffaf bir seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur. Onun için Türkiye’nin seçimleri örnek seçimlerdir. Dolasıyla seçim güvenliği bakımından gerek güvenlik güçlerimizin aldığı tedbirler, yargımızın da, Yüksek Seçim Kurulumuzun da aldığı tedbirler vardır. Aylar öncesinde bu tedbirler alınmıştır. Hiçbir sorun olmadan bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Tabii adaylıklara yönelik itirazlar söz konusu. Bu itirazlar ilgili İlçe Seçim Kurullarının vermiş olduğu kararlar, İl Seçim Kurulları tarafından denetlenir. Orada da bir hata varsa, Yüksek Seçim Kurullarına gider. Yüksek Seçim Kurulunun da vereceği karar da kesin olur ve bu şekilde hak kayıplarına neden olmadan süreç devam eder.”
(Bitti)
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’yu ziyaret etti. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye devam eden 8’inci Yargı Paketi, ve seçim güvenliği ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz”
Terörle mücadele ve suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlılıklarını yasal düzenleme ve uygulama bakımından sürdürmeye kararlı olduklarını ifade eden Bakan Tunç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeleri devam eden 8’inci Yargı Paketinin 16 maddesi gece yarısı, milletvekillerimizin yoğun çabası ile kabul edildi. 43 maddeden oluşuyor, devam eden maddeleri var. Buradaki amaç yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, vatandaşlarımızın adalet hizmetlerinden memnuniyetinin en üst seviyeye çıkartmak, yargının hızlandırılmasına yönelik usuli düzenlemeleri hayata geçirmek. Yine Anayasa Mahkemesinin süreç içerisinde iptal ettiği usule ilişkin maddeler vardı, onların düzenlenmesine yönelik maddeler var. Suçla etkin mücadele, terörle etkin mücadele bakımından önemli gördüğümüz hususlar var. Kişisel verilerin korunması hassasiyetle korunması gerekiyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurtdışına aktarılması hususunda sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumlusu ve onların cezai mahiyelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314. maddeleri var. O maddelerde örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılır maddesi vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bunu ağır bir yaptırım olarak gördü, orantılı bir ceza değil şeklinde bir gerekçe ile iptal söz konusu oldu. Bu iptal neticesinde yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyor. Terörle mücadelede bir zafiyetin olmaması gerekiyor. Şu anda milletvekillerimiz duyarlı davrandılar ve bir an önce o maddenin düzenlemesi ile ilgili teklifi genel kurulun önüne getirdiler. Genel kurulda görüşülüyor. Orada terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz” dedi.
“Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme”
Hak ihlalleri ile ilgili önemli bir maddenin de görüşüldüğünü kaydeden Tunç, “Uzun yargılamalardan dolayı hak ihlali nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurular vardı. Biz şimdi bir düzenleme yaparak bütün yargılamalardan dolayı ve koruma tedbirleri, ceza mahkemeleri çerçevesinde haksız tutuklama, haksız yakalama, beraat ettikten sonra gözaltına alınmaları talepleri nedeniyle Anayasa Mahkemesine tazminat talepleri vardı. Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki Tazminat Komisyonuna başvurularını düzenleyen bir madde var. Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme” diye konuştu.
“Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz”
9. Yargı Paketi’nin yerel seçimlerden sonra gündeme getirileceğini kaydeden Bakan Tunç, “Yargılamaların uzun sürmemesi noktasındaki çalışmalarımız da devam ediyor. Yargının hızlandırılması hem bu teklifte var hem de 9. Yargı Paketi hazırlıklarını neredeyse tamamladık. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Mahkemesi Kanunundan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız” şeklinde konuştu.
“Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu”
“Suçla etkin mücadele bakımından, para cezasına çevrilen suçlar bakımından, para cezasından hapis cezasına dönüşen suçlarla ilgili caydırıcılığı arttıracak yeni güncelleme yapmamız gerekiyor” ifadelerine yer veren Bakan Tunç, “Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu. Usule ilişkin birçok düzenleme var. Kanun yolları, istinaf, itiraz, temyiz yollarında süreler çok karışık. 7-8 günlük, 15 günlük süreler var. Bunda da vatandaşlarımız, avukatlarımız için bir hak kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla burada düzenleme yapıyoruz. Tüm itirazlar, istinaf, temyize başvuruda süre tebliğden itibaren 2 hafta şeklinde düzenleme yapıyoruz. Bazı davalarda tefhim yüze karşı okumayla başlıyordu, onu da kaldırıyoruz. Artık bütün kanun yollarında süreler tebliğden 2 haftadır” ifadelerini kullandı.
“İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır”
Basit yaralamalara yönelik yapılacak düzenlemeyle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Basit yargılama usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin iptalleri söz konusuydu. Orada da itiraz yollarında, özellikle hak arama yolunu genişleten, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına ilişkin itirazların İstinaf Mahkemesine yapılması ile ilgili ve diğer usul konularında da önemli düzenlemeler var. Suç örgütleri ve terör örgütleri, teröre finansman sağlayan önemli bir düzenleme var. O da TMSF’nin kayyum tayin edilmesi. Terör örgütleri açısından bu mümkün, ancak süresini uzatıyoruz. Suç örgütleri bakımından da TMSF’nin, terör örgütlerine, suç örgütlerine, çetelere, finansman sağlayan şirketler bakımından ya da mal varlığı bakımından kayyum tayin edilmesi ile ilgili önemli bir düzenlememiz var. Milletvekillerimiz seçim öncesi yorucu bir çalışma ile yargı paketi ile karşı karşıya kaldılar. Onlara da kolaylık diliyorum. İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır, TBMM’deki çalışmalar neticesinde Cumhurbaşkanımızın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girecektir” şeklinde konuştu.
“Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur”
Seçim güvenliği ile ilgili alınan tedbirlerle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Türkiye’de seçim güvenliğine ilişkin hiçbir endişe yoktur. Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir. Sandıklar, ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve YSK vardır. Hem partilerin hem de yargının gözetim ve denetimindedir. Tarafsız ve bağımsız yargı gözetiminde gerçekleşiyor. Kimin nerede oy kullanacağı internette yayınlanır, herkes komşularının sandığında oy kullanacağını görür. Seçim tutanakları YSK’nın resmi sitelerinde yayınlanır. Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur. O nedenle Türkiye’nin seçimleri örnek seçimdir. Dolayısıyla seçim güvenliği bakımından gerek güvenlik güçlerimizin aldığı tedbirler, yargımızın, YSK’nın aldığı tedbirler vardır. Aylar öncesinde bu tedbirler alınmıştır. Hiçbir sorun olmadan bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Adaylıklarla ilgili itirazlar söz konusu. Bu itirazlarla ilgili ilçe seçim kurullarının vermiş olduğu kararlar il seçim kurulları tarafından denetlenir. Orada da bir hata varsa YSK’ya gider, onun da vereceği karar kesin olur. Hak ihlali olmadan süreç devam eder” dedi. – KASTAMONU
]]>Yasa, “tüketicileri sahte kısa vadeli kiralama tekliflerinden korurken, uzun vadeli kiralamaların azalması nedeniyle konut sektörü üzerinde oluşan baskıyı da azaltmayı” amaçlıyor.
“Sorumlu ve şeffaf bir kısa süreli kiralama sektörü için yeni kurallar” içeren yasa önerisi, Perşembe günü Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda ele alındı.
Yeni yasa, 14’e karşı 493 oyla kabul edildi. 33 milletvekili de çekimser kaldı.
Yasal düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?
Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan düzenlemeye göre, Airbnb, Booking, Expedia ve TripAdvisor gibi çevrimiçi platformların yaygınlaşmasıyla birlikte Avrupa Birliği (AB) genelinde kısa süreli konaklama kiralama hizmetlerinin hacmi de önemli ölçüde arttı.
Çevrimiçi kısa süreli kiralamalar, AB’deki toplam turistik konaklamanın yüzde 25’ine ulaştı. Yani bir başka deyişle, her dört turistik amaçlı konaklamadan biri, kısa süreli kiralama yoluyla yapılıyor.
Bu tür kiralamalar ev sahipleri, turistler ve bazı işletmeler için yarar sağlasa da özellikle konut piyasası için sıkıntılara yol açmaya başladı.
Kısa süreli kiralama ile ilgili uygun kuralların bulunmaması nedeniyle yüksek konut fiyatları, daimi sakinlerin yerinden edilmesi, aşırı turizm ve haksız rekabet gibi sorunların artmasına neden oldu.
Bu nedenle birçok turistik Avrupa kenti, Airbnb gibi uygulamalara karşı katı kurallar getirmeye başladı.
Hollanda’nın başkenti Amsterdam ve Fransa’nın başkenti Paris’te, konutların tatil için kira süresine kısıtlama getirildi.
Ciddi bir konut sıkıntısıyla karşı karşıya olan Hollanda’da, yaklaşık 7 bin ev Airbnb üzerinden kısa süreli kiralanıyor.
Bu nedenle Hollanda’daki konut sahiplerinin, evlerin kısa süreli kiralaması yılda en fazla 30 günle sınırlandırıldı.
İspanya’nın Barcelona kenti ise çevrimiçi kısa süreli kiralama uygulamalarına yasak getirdi.
AB üyesi 23 ülke, 2022’de kısa vadeli çevrimiçi kiralama uygulamaları için yeni kurallar getirdi. Diğer ülkelerde de bu konuda yasal düzenleme hazırlığı devam ediyor.
Parlamento, hem kısa vadeli kiralamadan doğan sorunları önlemek hem de farklı yerel kuralların iç pazarda yarattığı parçalanmayı ortadan kaldırmak için Avrupa genelinde bu düzenlemeyi gündeme getirdi.
Yeni yasa neleri içeriyor?
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen yeni yasa, AB genelinde kısa süreli kiralamaları kısıtlamak için getirilen kuralları, tek elden daha uygulanabilir hale getirmeyi hedefliyor.
Kaliteli verilerin daha iyi yaptırımlara ve daha az yasa dışı kiralamaya yol açmasını sağlayacağı belirtilen düzenleme, şu önlemleri içeriyor:
Kısa süreli kiralama hizmetlerini kolaylaştıran çevrimiçi platformlar, faaliyet gösterdikleri bölgelerde, listelerindeki mülkler için uygulanan kayıt prosedürleri ve veri paylaşımına ilişkin yükümlülüklere uymak zorunda olacak.
Basit bir çevrimiçi kayıt prosedürü sayesinde, ilgili makamların ev sahibini ve birimini tanımlamasına ve bilgilerini doğrulamasına olanak sağlanacak.
Kısa süreli kiralama hizmeti veren siteler, ev sahipleri tarafından sağlanan bilgilerin güvenilir ve eksiksiz olmasını, kayıt numarasının da açıkça görülebilmesini sağlaması gerekecek.
Yasa kapsamında ilgili makamlar, kayıt numaralarını askıya alabilecek, çevrimiçi platformlardan yasa dışı listelemelerin kaldırmasını isteyebilecek.
Yetkili makamlarla uyumlu çalışmayan platformlara veya sistem sağlayıcılarına ceza verilebilecek.
AB üyesi ülkelerin, kısa süreli kiralama sitelerine kayıtlı ev sahibi faaliyetlerine ilişkin verilere düzenli bir şekilde ulaşabilmesi için tek bir dijital giriş noktası oluşturulacak.
Konutun kiralandığı gece ve konaklayan kişi sayısı, adres, kayıt numarası, gibi verilerin toplanması; yetkililerin ev sahibi kayıt süreçlerine uyumu ve ulusal yetkililerin kısa süreli konaklama kiralama sektöründe uygun politikaları uygulamasına olanak tanıyacak.
Taraflar yasa için ne diyor?
Yasa önerisini hazırlayan Hollandalı Yeşil Sol Parti Milletvekili Kim Van Sparrentak, Avrupa kentlerinde yasa dışı kısa süreli tatil amaçlı kiralamalarda artış yaşandığını vurgulayarak, “Bu Avrupa’daki şehirlerde yaşamı daha zorlaştırıyor” dedi.
Sparrentak’a göre, yeni yasa, yasa dışı kiralamaları ortadan kaldıracak. Düzenli veri paylaşımı sayesinde spekülasyonlar önlenecek. Yerel yetkililerin, uygun fiyatlı konutlara erişimi güvence altına alarak konut kriziyle mücadele etmesine katkıda bulunacak.
Airbnb’nin AB politikaları sorumlusu Georgina Browes da, AFP’ye yaptığı açıklamada, “İlk kez yolun kuralları netleşiyor. Bu da ev sahiplerine, yetkililere ve ziyaretçilere fayda sağlıyor” dedi.
Yasa ne zaman yürürlüğe girecek?
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen yasa, AB Komisyonu’nun onayının ardından, AB Resmi Gazetesinde yayımlanacak. Üye ülke parlamentoları tarafından da onaylanacak olan yeni yasa en geç 2 yıl içinde bütün AB genelinde yürürlüğe girecek.
Türkiye de kısa vadeli kiralamaya yeni kurallar getirdi
Türkiye de 28 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik” ile 1 Ocak 2024’ten itibaren Airbnb ve benzeri günlük konut kiralamaya dair yeni kural ve düzenlemeler getirdi.
Yeni düzenleme ile 100 günden az süreyi kapsayan konut kiralamaları “Turizm Amaçlı Konut Kiralaması” kapsamına alındı.
Bu kapsamdaki konutların kiralanması ile ilgili denetim ve yetki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi.
Yeni düzenleme uyarınca kiralanan konutların girişlerine plaket asılması zorunlu hale getirildi.
Turizm amaçlı kiralanacak konut, bir binanın dairesi ise aynı binadaki tüm kat maliklerinden oy birliği ile izin alınması gerekiyor.
İzin belgesi olmadan konutlarını kiraya verenlere, kiralama yapılan her bir konut için 100 bin TL idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için 15 gün süre verilecek.
Süre sonunda izin belgesi almadan kiralama faaliyetlerini sürdürenlere 500 bin TL idari para cezası uygulanıyor.
]]>Kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri TBMM Genel Kurulu’nda devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuya ilişkin açıklama yaptı. Tanrıkulu, şunları söyledi:
“DÜZENLEME AYM’NİN İPTAL GEREKÇELERİNİ KARŞILAMIYOR”
“8. Yargı Paketi bugün parlamentoda, Genel Kurul’da görüşülecek. Geçtiğimiz hafta salı ve çarşamba günü komisyonda görüşülmüştü ve geldiği gibi geçti. Önemli düzenlemeler var, binlerce yurttaşımızın mağdur olduğu, ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ düzenlemesi de paketin içerisinde. Bugüne kadar on binlerce yurttaşımız bu maddeden ceza aldı. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği bir iptal kararı var ve o iptal kararı 8 Nisan’da yürürlüğe girecek. O nedenle parlamento, bu düzenlemeyi 8 Nisan’a kadar yapmak zorunda ve gündeme geldi. Fakat düzenleme AYM’nin iptal gerekçelerini karşılamıyor. Düzenlemeyi aynı biçimde yeniden yapmışlar. 20 yıl önce bu düzenleme TCK ile geldiği zaman karşı çıkmıştık, yanlıştır demiştik, 20 yıl sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve ardından AYM bunun yanlış olduğunu ifade etti ve bir karar verildi. Şimdi görüşülecek ve aynı yanlışı bir daha yapacaklar. Dolayısıyla tamamen hukuka aykırı olan, yurttaşlarımızın temel haklarını kökten ortadan kaldıran bu düzenlemenin geçmemesi lazım. Bir kez de buradan ifade ediyorum, yurttaşlarımızın gözünün parlamentoda olması lazım.
“BU DÜZENLEME İLERİDE YAPILACAK ÇÖKME OPERASYONLARININ GÜVENCESİ OLARAK BURAYA KONULMUŞ”
İkinci önemli konu da hayret verici bir biçimde 2016 Darbe Girişimi’nden sonra olağanüstü halin (OHAL) ilanıyla ilgili olarak görev alan personele getirilen cezasızlık halinin yeni düzenlemeyle konulmuş olmasıdır. Nedir bu? Müsadereye ilişkin hükümlerde yargıçlar kayyum atayacaklar, bu kayyumun TMSF’den olması ilkesi getiriliyor ve mal varlığını idare etmek amacıyla atanacak kayyumlara da adli, idari ve cezai konularda bağışıklık getiriliyor. Yani yargılanmayacaklar. Bu tamamen ama tamamen hukuka aykırıdır. Sonuçta herhangi bir hazırlık soruşturmasında daha mahkum olmayan bir yurttaşın, belki bir holdingin, bir şirketin mal varlığına el konulacak ve dolayısıyla bunu yönetecek olan TMSF’den memur hiçbir cezai, hukuki ve adli soruşturmaya tabi olmayacak. Bunu kabul edilemez buluyoruz. Daha önce de getirmişlerdi ama geri çekmek zorunda kalmışlardı. Şimdi çok gizli bir biçimde, bir maddenin içine bunu gizlemişler bu düzenlemeyi, ben bir kez daha buradan hükümeti uyarıyorum: Bu düzenleme ileride yapılacak çökme operasyonlarının güvencesi olarak buraya konulmuş ve bu düzenlemenin bu paketten mutlaka çıkarılması lazım.”
]]>Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti, koalisyon ortakları Yeşiller ve liberal Hür Demokrat Parti (FDP) ile Sol Parti milletvekilleri tasarıya destek verirken, ana muhalefetteki muhafazakar Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) karşı oy kullandı.
Tasarının yasalaşması ve yürürlüğe girmesi için Eyalet Temsilcileri Meclisi’nde de (Bundesrat) kabul edilmesi gerekiyor. Muhalefetin yoğun itirazları nedeniyle bu sürecin uzayabileceği belirtiliyor.
Esrar kullanımını kısmen serbest bırakan yasa, onay süreçleri tamamlandığı takdirde 1 Nisan’da yürürlüğe girecek ve Almanya esrar kullanımının yasal hale geldiği 9. ülke olacak.
Yeni düzenleme neler öngörüyor?
Yetişkinler üzerlerinde 25 grama kadar esrar bulundurabilecek. Evlerde bulundurulabilecek esrar miktarı 50 gramı aşmayacak. Ayrıca yine evlerde üç kenevir bitkisi yetiştirebilecek.
Öngörülen sınırları aşan miktarlarda esrar bulunduranlar, para cezası ya da üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek.
Kamuya açık alanlarda, örneğin parklarda, sokaklarda ya da meydanlarda esrar ancak akşam saat 20:00-07:00 arasında tüketilebilecek. Bunun dışında kalan saatlerde açık alanlarda esrar kullanımı yasak olacak.
Ayrıca yasa, çocukların ve gençlerin bulunduğu ortamlarda, yakınlarında esrar kullanımını da yasaklıyor. Yetişkinler, çocuk veya gençlerin bulundukları kreşler, okullar, tesis, park ve spor sahalarına 100 metre mesafede esrar kullanamayacak. Ev veya özel ortamlarda çocuklar ve gençlerin bulunması durumunda da esrar kullanımı yasak olacak.
Esrar sadece Kenevir Kulüpleri’nden alınabilecek
Federal Meclis’te kabul edilen yasa tasarısı Kenevir Kulüpleri kurulmasını öngörüyor. Dernek statüsüne sahip bu kulüpler resmi izinle kurulabilecek, 500 üyeye sahip olabilecek.
Evde şahsi tüketim için verilen kenevir yetiştirme izni dışında sadece bu kulüplerden esrar alınabilecek. Kulüpler kenevir bitkisi yetiştirme ve üyelerine esrar satma iznine sahip olacak.
Esrar satın almak isteyen herkes bu kulüplere üye olmak zorunda ve üyeler bir ayda en fazla en fazla 50 gram esrar satın alabilecek. 18-21 yaş arasındakiler ise ancak ayda 30 gram esrar satın alabilecek. Kenevir fideleri ve tohumları da bu kulüplerden satın alınabilecek. Ancak bu kulüplerde esrar kullanmak yasak olacak.
Eyaletler yeni düzenlemelere hazırlık yapmak zorunda olacağı için Kenevir Kulüpleri’ne ilişkin düzenlemeler 1 Haziran itibariyle yürürlüğe girecek.
Hükümetin üzerinde çalıştığı planda, gelecek aylarda bazı bölgelerdeki eczanelerde veya devlet lisanslı mağazalarda esrar satışına izin verilmesi de öngörülüyor. Bunun için ayrı bir yasa tasarısının hazırlanacağı belirtiliyor
Hükümet yeni düzenlemeyle ne hedefliyor?
Almanya hükümeti, yeni düzenlemeyle esrarın kontrolsüz şekilde, toksik maddelerle karaborsada satışını önlemeyi, uyuşturucu kaçakçılarının da önünü kesmeyi hedeflediğini söylüyor.
Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, esrar kullanımını kısmen yasal hale getirerek karaborsayı çökertmeyi amaçladıklarını savundu. Lauterbach ayrıca uyuşturucuyla bağlantılı suçların azaltılmasını, organize suç örgütlerinin uyuşturucu ticaretinin sınırlandırılmasını ve kullanıcı sayısının azaltılmasını hedeflediklerini kaydetti.
Lauterbach düzenlemenin yanlış anlaşılmaması gerektiğine vurgu yaparak, “Esrar kullanımı yasal hale getiriliyor ama bu esrarın tehlikeli olmadığı anlamına gelmiyor” dedi.
Almanya’da 18-25 yaş arasında esrar tüketenlerin oranının son 10 yılda 2 kat arttığını söyleyen Lauterbach, kendisinin de uzun süre esrarın yasallaşmasına karşı olduğunu, ancak bilim dünyasının kendisini bunun gerekliliği ve önemi konusunda ikna ettiğini belirtti.
Meclis’te kabul edilen yasa tasarısı, devletin kontrol edeceği yerler dışında esrar satışına daha sert cezalar getiriyor. 8 yaşın altındaki gençlere esrar satmanın cezası ağırlaştırılacak, bu suçlular 1 yıl yerine 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılacak
İtirazlar sürüyor: Beyinde kalıcı hasar bırakabilir
Esrar kullanımının kısmen de olsa yasallaşmasına hem ana muhalefetteki Hristiyan Demokratlar hem de bazı uzmanlar tepkili.
Muhalefet, Sağlık Bakanı Lauterbach’ı “sorumsuzluk” ve “devleti uyuşturucu satıcısı haline getirmekle” suçluyor, yeni düzenlemelerin uyuşturucu kullanımını artıracağını, açık kimlikleriyle kulüplere üye olmak istemeyenlerin esrarı yine karaborsadan almaya devam edeceğini savunuyor.
Meclis’teki oylama öncesi konuşan muhalefet milletvekilleri iktidara geldiklerinde yeniden yasaları değiştireceklerini, esrar kullanımının yeniden yasaklanacağını söyledi.
Hekimler ve sağlık uzmanları da yasaya itirazlarını dile getirdi. Alman Hekimler Birliği Başkanı Klaus Reinhart de sağlık için büyük riskler oluşturduğunu söylediği esrarın bağımlılığa yol açabildiğine dikkat çekti. Reinhart, düzenli şekilde kullanılması halinde de, özellikle 25 yaş altındaki bireylerde, esrarın beyinde kalıcı hasar bırakabileceği konusunda uyardı
Alman kamuoyu ikiye bölündü
Almanya’da esrar kullananların sayısının 4 milyon 500 bin dolayında olduğu tahmin ediliyor.
Son anketler, esrarın yasallaşması konusunda Alman kamuoyunun ikiye bölündüğünü ortaya koyuyor. YouGov tarafından yapılan ankete katılanların yüzde 42’si esrarın yasallaşmasından yana olduklarını, yüzde 47’si ise buna karşı olduklarını söyledi.Katılımcıların yüzde 11’i ise, yeni yasa hakkında fikir beyan etmek istemedi.
]]>Finansal teknoloji sektörünün enstrümanlarından kripto paralar, ülkemizde de milyonlarca insan tarafından kullanılıyor. Kripto para piyasaları her geçen gün daha fazla büyürken, Merkez Bankası ve SPK başta olmak üzere düzenleyici kurumlar bu konuyla ilgili uzun süredir regülasyon çalışması yapıyor. Kripto para piyasalarının aktörleri ve yatırımcıların bir süredir beklediği düzenlemelerin ne getireceği merak konusu olurken Bahçeşehir Üniversitesi BlockchainIST Center Direktörü Öğr. Üyesi Dr. Bora Erdamar, beklenen düzenleme ve ülkemizdeki kripto para piyasalarının geleceğiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye pazarına girmek için fırsat kolluyorlar
Erdamar, ülkemizde şu ana kadar yaklaşık 25 milyon kişinin kripto para piyasalarında işlem yaptığını belirterek şu ifadelere yer verdi: “Bu veriye baktığımızda gelişmiş ülke ortalamalarının çok üzerinde bir ilgi görüyoruz. Genç nüfusumuzun yüksek olmasının ve Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak yeni teknolojilere çok açık olmasının bu duruma büyük etkisi var. Bu nedenle dünyadaki kripto para projelerinin, alım satım platformlarının ve yatırımcıların Türkiye pazarına giriş yapmak için fırsat kolladığını, bunun yollarını aradığını ve bir yol haritasına ihtiyaç duyduklarını biliyoruz. Türkiye genel olarak bu alandaki ilk 7 ülkeden birisi durumundadır.”
‘Regülasyon, Thodex ile gündeme geldi’
Ülkemizde kripto paraya olan ilginin, bazen ne yazık ki bilinçsiz yatırım ve dolandırıcılıklara sebep olduğunu vurgulayan Erdamar, düzenleme kararının özellikle binlerce kişinin mağdur olduğu Thodex olayından sonra gündeme geldiğini söyledi. “Tekrar böyle bir vakanın yaşanmaması için nasıl düzenlemeler yapmalıyız?” sorusunun konunun özü olduğunu vurgulayan Erdamar, Thodex olayı sürecinin aslında tehlike çanlarıyla birlikte geldiğini ifade etti. “Yakından incelendiğinde fark edildi ki işin başında profesyonel bir ekip yok, alım satım platformu olarak işleyen doğru düzgün bir yazılım bile yok. Pek çok iş sadece göstermelik yapılmış. Çok ciddi reklam bütçeleri varken, arka plandaki çok amatör ve belli ki nihayetinde art niyetle işleyen prosedür gizlenmiş. Ne yazık ki ve en acısı yatırımcılar bu reklamlara ve vaatlere kanmışlar.”
Fısıltı gazetesi ve suistimal şartları
Ülkemizde, insanların kripto para piyasalarında yatırım yaparken, çoğunlukla çevreden duyduklarıyla hareket ettiklerini, bunun da beraberinde kandırılma ve dolandırılma riskini artırdığını belirten Erdamar, “Türkiye özelinde bu durumun çoğunlukla, ‘benim komşum şu kadar yatırdı, şu kadar kısa zamanda parasını beşe, ona katladı, bak sen de kaçırma sakın’ gibi bizim ‘fısıltı gazetesi’ diye tabir ettiğimiz şekilde yaşandığını gördük. Bu da ne yazık ki bir suistimal ortamı oluşturdu. Bir yanda bu yeni teknolojileri ve kripto para piyasalarını hızlıca çözen, yazılım ve finans bilgisi gayet yüksek bir kesim var. Öte yanda da finansal teknoloji araçlarını hiç anlamadan ve öğrenmek için hiç emek vermeden, sadece kısa yoldan zengin olmayı hedefleyenler var. Bu işleri çözmüş ama bilmeyenleri kandırmak isteyenlerle, açgözlülük içerisinde çok kısa zamanda çok yüksek karlar peşinde koşanların bir araya gelmesi ne yazık ki hazin sonuçlara yol açıyor.”
Düzenlemelerle yatırımcılar güvende hissedecek
Bu suistimal ortamının sadece kripto paraların yer aldığı blok zinciri (Blockchain) teknolojisinde oluşmadığını, yapay zeka gibi yeni popülerleşen tüm teknolojilerde benzer durumların yaşandığını belirten Bora Erdamar, Merkez Bankasının hazırladığı düzenlemelerin bir numaralı hedefinin dolandırıcılığa sebep olan bu zemini ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı. Düzenlemelerin hem kullanıcıların hem yatırımcıların güvende hissedeceği bir ortam sağlayacağını belirten Erdamar, süreçle ilgili şunları söyledi: “Kripto para piyasaları alanında ekosisteme fayda sağlamak amacıyla faaliyet gösteren, işini profesyonelce yapan finans ve siber güvenlik firmalarıyla birlikte çalışan firmaların ve projelerin önünü açacak, lisanslama kriterleriyle standart sağlayarak yol haritası çizecek bir regülasyon planlanıyor. Bu sayede tüm kripto varlık ve finansal teknoloji sektörünün daha güvenli hale getirilmesi ve sağlam temeller üzerinde yükselmesi amaçlanıyor.”
İlk kapsam siber güvenlik
Kripto varlık düzenlemelerin kapsayıcılığı hakkında da bilgi veren Erdamar, ilk hedefin alım satım platformlarının düzenlenmesi olduğunu belirtirken şu ifadeleri kullandı: “Şu anda alım satım platformlarının üzerinde kripto varlıkların saklanması ve cüzdan yönetiminden, kullanıcıların fonlarının takibine, finansal risk yönetiminden siber güvenlik önlemlerine kadar uzanan çok fazla iş yükü var. Düzenlemelerin ilk kapsamı, alım satım platformlarının bu iş yükünü bölüştürerek riski daha iyi yönetme esaslarını içeriyor. Dolayısıyla ilk etapta lisanslama süreçlerinin başlamasına yönelik çerçeveyi çizen bir yasa beklentisindeyiz. Finansal açıdan yeterli sermaye şartları, siber güvenlik açısından uyulması gereken kriterler gibi lisans şartlarının zaman içerinde netleşeceği bir süreç başlatılmış olacak.”
Vergi sonraki düzenlemeye kalacak
Düzenlemelerle ilgili en çok merak edilen konulardan birisinin vergilendirme olduğunu belirten Erdamar, “Vergi konusunda çalışmalar büyük gizlilikle devam ediyor. Ancak vergilendirmenin ilk çıkacak çerçeve niteliğindeki yasada değil, detaylı açıklamaların yer aldığı devam niteliğindeki düzenlemelerde netlik kazanacağını düşünüyoruz” dedi. – İSTANBUL
]]>Teklifin kabul edilen maddelerine göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Kişiliğin veya mal varlığının korunması kriteri
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
Vesayetin sona erdirilmesi
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
Örgüt adına suç işleme
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Teklifin ilk 14 maddesinin kabul edilmesinin ardından Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, teklifin diğer maddelerinin görüşülmesine bugün saat 11.00’de devam edileceğini bildirdi.
]]>Teklif üzerinde söz alan CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, “torba kanun” tekniğinden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.
Kanun teklifinde yer alan düzenlemeleri hatırlatan Uzun, Türkiye’nin ve ekonominin doğru yönetilmediğini savundu.
Cumhur Uzun, ” Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde verdiği pilot kararla adeta havlu attı ve ‘Bu dosyalara bakma imkanım kalmadı, o nedenle bunun bir başka yöntemle idari olarak düzenlenmesi, bu alandaki yükün yargının üzerinden alınmasına mecburiyet var.’ dedi. Hak ihlali nedeniyle tazminat ödemek suretiyle yargı alanından idari alana düzenleme yapılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Emeklilere açlık sınırının altında ücret ödendiğini belirten Uzun, teklifle emeklilerin bayram ikramiyelerinin 2 bin liradan 3 bin liraya yükseltileceğini, para cezalarının ise yaklaşık 5 kat artırılacağını söyledi.
CHP’li Uzun, “İstersek burada bayram ikramiyelerini insanımıza yakışır ikramiye haline getirebiliriz. Bu bizim yaşlılarımıza, emeklilerimize borcumuzdur.” ifadelerini kullandı.
“Adli para cezaları artırılmaktadır”
DEM Parti Van Milletvekili Zülküf Uçar, teklifin torba yasa olarak sunulduğunu, iktidarın yasa yapma tekniğini yanlış bulduklarını ifade etti.
Hükümetin uyguladığı yöntemin “kanun dayatma” olduğunu savunan Uçar, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren yasaların ortaya konulması gerektiğini belirtti.
MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, teklifle, ceza infaz kurumunda bulunmanın doğrudan kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılacağını dile getirdi.
Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemenin müstakil suç olarak düzenleneceğini aktaran Öztürk, “Teklifte, suç ve suçlularla mücadele etmek adına önemli düzenlemeler bulunuyor. Adli para cezaları artırılmaktadır.” şeklinde konuştu.
“Teklifi yetersiz buluyoruz”
İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, kanun teklifleri hazırlanırken etki analizlerinin yapılmasını istedi.
Olgun, “Deprem bölgesindeki sanayi altyapısı destek uygulamalarının uzatılmasına, emeklilere ödenen bayram ikramiye tutarının artırılmasına yönelik maddeleri olumlu karşılıyoruz ancak teklifi yetersiz buluyoruz. Deprem bölgesine daha çok destek sağlanmalı, bayram ikramiyeleri de en az 7 bin lira olmalıdır.” dedi.
DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ise Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığını iddia etti.
Bugüne kadar görüşülen kanun tekliflerinin ve 8. Yargı Paketi’nin, insan hakları ihlallerine, Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmediğini öne süren Yeneroğlu, hukuk devletinden uzaklaşıldığını savundu.
“Yargı bağımsızlığına aykırıdır”
Milletvekillerinin ardından Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’a söz verdi.
Meclis çalışmalarını önemsediklerini vurgulayan Sağkan, “Sürelerin tek tipleştirilmesi, para cezalarının artırılması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve basit yargılama gibi düzenlemeleri gayet olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz.” diye konuştu.
Sağkan, Anayasa gereğince yargı yetkisinin tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kullanıldığını dile getirdi.
Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuyla ilgili düzenlemeden endişe duyduklarını belirten Sağkan, şunları kaydetti:
“Bağımsız yargı makamının yetkisini alıp, tamamen ve sürekli olarak bir Tazminat Komisyonuna devretmek açıkça yargı yetkisinin devridir. Anayasanın 9’uncu maddesine çok açıkça aykırıdır. Buradan çıkacak kararların, yargının bağımsız olması kadar bağımsız görünmesi ilkesine de ters olacağı bütün hukukçuların bildiği gerçektir. Devlete karşı açılacak tazminat davasının Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonu tarafından görülmesi, tek başına görüntüsel olarak yargı bağımsızlığına aykırıdır.”
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu nedeniyle avukatlık yapılamadığını öne süren Sağkan, bu konuda düzenleme yapılmasını istedi.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddelerin görüşülmesine geçildi.
]]>Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Koca, TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri devam eden Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin değerlendirmede bulundu.
Kanun teklifiyle, hastanelerin daha verimli ve nitelikli hizmet vermesi amacıyla hastanelerde koordinasyon kurulu kurulmasının düşünüldüğünü ifade eden Koca, ayrıca 27 bin olan sözleşmeli personel sayısına 9 bin kişi daha ilave edilerek 36 bin sözleşmeli personel alımının söz konusu olacağını belirtti.
Teklifte, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce karar verilen üç hususla ilgili de düzenlemenin yer aldığını aktaran Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunlardan bir tanesi disiplinle, bir tanesi birlikte kullanımla, diğeri de malpraktisle ilgili olan konu. Malpraktisle ilgili düzenleme, kasıt olmadıkça rücunun olmadığı, kastın da mahkeme kararına bağlandığı bir düzenlemeydi. Anayasa Mahkemesi bu anlamda üniversitelerimizdeki öğretim üyelerimizi bu düzenlemeden çıkarmış oldu, daha doğrusu boşlukta kaldı. Teklifle, öğretim üyesi arkadaşlarımızın da, Sağlık Bakanlığındakine benzer şekilde, rücunun kasıt olmadıkça uygulanmayacağını belirleyen düzenlemeden faydalanması sağlanmış olacak.”
Koca, yan dal uzmanlığıyla ilgili daha önce taban ücreti arttıran bir düzenleme yapıldığını anımsatarak, “Taban ücretin arttırılmasıyla ilgili düzenlemeyle birlikte tavanın da benzer oranda arttırılması gerekiyordu. Düzenlemeyle tavan ücretinin de şu an ödeme yaptığımız taban kadar yani yaklaşık 200 puan kadar arttırılması sağlanarak bu anlamda daha verimli ve de teşvik boyutuyla rahatlatılmış olacak.” dedi.
Teklifte, acil tıp uzmanlığı, sosyal pediatri ile ebelerin görev tanımlarına yönelik de düzenleme yapıldığını dile getiren Koca, Meclisin iradesiyle kanun teklifinin bir kaç gün içerisinde yasalaşmasını ümit ettiklerini kaydetti.
“Bir suça iki ceza verilme durumu söz konusu değil”
Teklifin içeriğinde yer alan disiplin hükümleri bağlamında hekimlerin endişe yaşadığı belirtilerek, değerlendirmesinin sorulduğu Koca, bu konunun yönetmelikle yer aldığını ancak Anayasa Mahkemesinin, kanunla düzenlenmesi gerektiği yönünde karar verdiğini anlattı. Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir suça, iki ceza verilme durumu söz konusu değil, zaten verilemez. Ama bildiğiniz gibi bizim ödüllendirme adı altında, motive etmek amaçlı verdiğimiz bir taban ücret var. Herhangi bir emeğe karşı verilen bir ödemeden bahsetmiyorum. Teşvik veya performans adını verdiğimiz, bakılan hastaya göre verilen ücretin eksilme durumu söz konusu değil. Motivasyon ve ödüllendirme amaçlı verilen taban ödeme, bir disiplin durumu olmamasına bağlandı. Bu zaten vardı yönetmelikte, kanunla bu düzenleme yapılmış oluyor. Bugüne kadar uygulamada da, bir yılı geçti, bir yılı geçen zaman diliminde toplamda binde 6 uygulama durumu söz konusu oldu. Yoğun uygulanan bir durum olmadığını, sadece disiplin durumu olmadığında ödüllendirme ve motivasyon amaçlı verilen taban ücretin, Koordinasyon Kurulunca verilip verilmemesine karar verilmiş oluyor. Bir suça iki ceza değil.”
Bakan Koca, “Sağlık Bakanlığının ilaçların ruhsatlandırma süreci uzun olduğu için ilaçları analiz etmeden piyasaya süreceği” iddialarının sorulması üzerine, “Önemli düzenlenmelerden bir tanesi. Burada özellikle ruhsat ve denetim süreci, iyileştirilerek sağlanmış oluyor. Burada Avrupa Birliği ve dünya standartlarına göre yapılan birtakım analizlerimizin mükerrerliği söz konusuydu. Bu mükerrerlik ortadan kaldırılıyor, analizlerin ortadan kaldırılma durumu söz konusu değil. Dünya standartlarına uyumlu hale getirilerek ve mükerrerliği kaldırılarak ruhsatlandırma süreci bu anlamda daha da kolaylaştırılmış oluyor.” yanıtını verdi.
]]>Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında, Yüksek Mahkemece 11 Ekim 2023’teki Genel Kurul gündeminde karara bağlanan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin birinci sınıf diğer hakim ve savcılardan fazla ek zam almasını ve maaşlarının AYM üyelerine eşitlenmesini öngören düzenlemenin iptaline ilişkin kararı yer aldı.
Buna göre, Ankara 25. İdare Mahkemesi, yargılamasına baktığı bir davada, Yargıtay ve Danıştay üyelerine 40.000, birinci sınıf hakimler için ise 15.000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarda söz konusu kişilerin aylık ek zam alması düzenlemesinin iptali için AYM’ye başvurdu.
İptal başvurusunda, söz konusu düzenlemeyle, Yargıtay ve Danıştay üyelerine, birinci sınıf diğer hakim ve savcılara göre daha fazla maaş verilmesinin öngörüldüğü, bunun Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edildi.
AYM, belirtilen yasal düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi.
Kararın gerekçesinden
AYM’nin kararında, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin, yer aldıkları yargı kolundaki ilk derece ve istinaf mahkemelerinde görev yapan hakim ve savcılarla Anayasa’da güvence altına alınan “hakimlik teminatı” bakımından farklılıklarının bulunmadığı belirtildi.
Yargıtay ve Danıştay üyelerinin maaşlarını AYM üyelerine eşitlemek için yapılan düzenlemenin nesnel, makul ve zorunlu bir nedeninin bulunmadığı anlatılan kararda, şu ifadeler kullanıldı:
“Yargıtay ve Danıştay üyelerinin özlük haklarına ilişkin düzenleme yapılırken yalnızca görev ve yetkileri, yapısı ve niteliği Anayasa’da özel olarak düzenlenen ve onlardan farklı durumda bulunan Anayasa Mahkemesi üyelerinin özlük hakları ile eşit duruma getirilmesi amacıyla, içinde bulundukları birinci sınıf hakim ve savcılardan belirgin şekilde ayrışmaları sonucunu doğuracak bir düzenleme yapılmasının anayasal açıdan nesnel, makul ve zorunlu bir nedene dayanmadığı görülmüştür.”
Kanun koyucunun, Anayasa’ya aykırı olmamak şartıyla, yapacağı düzenlemenin içeriğini belirleme konusunda takdir yetkisinin bulunduğuna işaret edilen kararda, Yargıtay ve Danıştay üyeleri için diğer birinci sınıf hakim ve savcılardan farklı bir rakam da öngörebileceği ancak bu farklılığın, adli ve idari yargı sistemi içinde görev yapan mahkemeler arasındaki uyumu bozmaması gerektiği bildirildi.
Düzenlemeyle Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile birinci sınıf hakim ve savcılar aleyhine önemli ölçüde gelir farkı meydana getirildiği belirtilen kararda, “Bu durum, adli ve idari yargı sisteminde yer alan mahkemeler arasında yargı hizmetinin yerine getirilmesinde huzursuzluk ve kırgınlığa neden olacak, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin birinci sınıf hakim ve savcılardan tamamen farklı bir statüde olması sonucunu doğuracak niteliktedir.” değerlendirmesi yer aldı.
Kararda, şunlar kaydedildi:
“Anayasa’da güvence altına alınan hakimlik teminatı bakımından farklılıkları bulunmayan birinci sınıf hakim ve savcılar ile Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasında çalışma barışını bozacak düzeyde olduğu ve söz konusu farklılığın makul ve orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında kuralın hukuk devleti ilkesi ile mülkiyet hakkı bağlamında eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.”
İptal hükmü 6 ay sonra yürürlüğe girecek.
]]>Milyonlarca emekliye yüzde 5 oranında refah payı verilmesi, en düşük emekli aylığının 10 bin liraya çıkarılması ve işverene 700 lira asgari ücret desteği verilmesi gibi düzenlemelerin yer aldığı torba teklif, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçti. Teklifin önümüzdeki hafta salı günü TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi beklenirken, Sosyal Güvenlik Başuzmanı İsa Karakaş İhlas Haber Ajansı’na torba yasada yer alan düzenlemeleri değerlendirdi. Torba yasanın temelde 10 maddeden oluştuğunu belirten Karakaş, düzenleme ile hükümetin ortaya koyduğu ekonomi programı çerçevesinde işsizliğin bertaraf edilmesi için işverenlere teşvik ve destek verilmesinin amaçlandığını belirtti.
“Genç ve Mesleki Yeterlilik Belgesi olanların teşvik süreleri 31 Aralık 2025 yılına kadar uzatılacak”
Karakaş, 31 Aralık 2023 tarihinde geçerlilik süresi dolan kadın, genç ve Mesleki Yeterlilik Belgesi olanların teşvik sürelerinin uzatılmasının da torba yasada yer aldığını belirterek, “Bu teşvik halen Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla uygulanmakta olan 17 teşvik içerisinde en cazip olan teşviklerden biridir. Bu teşvikle ücretleri tavandan olan çalışanlara bile teşvik sağlanmakta. İşverenlerin işçiler için kuruma ödemiş oldukları ‘işveren hissesinin’ tamamından faydalanmaları söz konusu. Bu teşvik 31 Aralık 2025 yılına kadar uzatılacak. Ayrıca kanun çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yetki verilecek, bir yıl daha uzatması söz konusu olabilecek. Bu anlamda mini torbada en önemli düzenlemelerden biri olan bu teşvik süresi 3 yıl olacak, yani OVP süresince uygulanması söz konusu olabilecek” dedi.
“İşverene asgari ücret desteği 700 liraya çıkarılacak”
Torba yasada yer alan düzenlemelerden birinin de işverenlere asgari ücret desteği olduğunu aktaran Karakaş, “Asgari ücretin brüt 20 bin liraya çıkmasıyla birlikte artan işveren maliyetlerin hafifletilmesi ve istihdamın korunması amacıyla hangi sektörde olursa olsun, işçi sayısı ne olursa olsun asgari ücret desteğinin 500 liradan 700 liraya çıkarılması söz konusu. Sendikalı işçiler için ise bu oran daha yüksek şekilde uygulanacak. Asgari ücret desteğinde sektör ayrımı olmayacak. Ayrıca burada öngörülen şartlara bakıldığında sahte ve kaçak sigortalı işçilerin çalıştırılmaması, SGK’ya olan yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmesi, prim borcunun ve diğer borçların da ödenmiş olması şartlarıyla işverenler teşvikten faydalanabilecek” diye konuştu.
“Kısa çalışma ödeneği ile 600 olan prim ödeme gün sayısı 450 güne düşecek”
Karakaş, torba yasada yer alacak kısa çalışma ödeneği ile 600 olan prim ödeme gün sayısının 450 güne düşürüleceğini dile getirdi. Bu yıl için kısa çalışma ödeneğinin tahmini maliyet artışının 5,8 milyon lirayı bulacağını aktaran Karakaş, kısa çalışma ödeneğine ilişkin hükümlerin 1 Mart’ta yürürlüğe gireceğini sözlerine ekledi. Torba yasada 9’uncu maddenin boş bırakıldığını vurgulayan Karakaş, “9’uncu maddede Cumhurbaşkanımızın açıklamış olduğu, aylıkları 7 bin 500’ün altında olan emeklilere verilecek olan hazine desteği ve yine 5 puan destekle ilgili düzenlemeye de bu mini torbanın içerisinde yer verilmesi öngörülmekte” dedi. Karakaş, düzenlemeyle 7 bin 500 lira olan en düşük emekli aylığının 10 bin liraya çıkarılacağını, SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarına ocak ayında yüzde 37,57’lik artışın yanı sıra yüzde 5 ilave zam yapılacağını ifade etti.
SSK-Bağ-Kur prim eşitlemesi
Karakaş, şubat ayında yeni bir torba yasanın daha düzenlemesinin beklendiğini belirterek, söz konusu torba yasada vatandaşları ilgilendiren birçok konunun yer alacağını ifade etti. 1 milyona yakın küçük esnafı ilgilendiren Bağ-Kur prim eşitlemesi düzenlemesinin bunlardan biri olduğunu açıklayan Karakaş, “Bununla ilgili çalışmalar olduğunu biliyoruz ve bu çalışmayla birlikte kasap, bakkal, terzi, metal, eşya üreticisi gibi bütün küçük esnafların faydalanması söz konusu olacak. Bağ-Kur prim eşitlemesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte 9 bin gün olan prim sayısı 7 bin 200 güne düşecek. Bu bağlamda 5 yıl erken emeklilik de söz konusu olabilecektir” dedi.
Ev hanımlarına prim desteği
Gelecek torba yasada ev hanımlarına emeklilik düzenlemesinin de yar almasının beklendiğini ifade eden Karakaş, asgari ücretin zamlanmasıyla beraber 4 bin 293 lira prim ödeyen ev hanımlarının yeni yılda 6 bin 400 lira prim ödeyeceğine dikkati çekti. Karakaş, düzenlemenin hayata geçmesi halinde 6 bin 400 lira olan prim yükünün her ay 2 bin 133 lirasının devlet tarafından karşılanacağını aktardı.
3600 ek gösterge
Öte yandan Karakaş, gelecek torba yasada yaklaşık 470 bin memuru ilgilendiren 3600 ek göstergenin de yer alacağını belirterek, memurların 3600 ek gösterge çerçevesinde hizmet yansıtma tazminatının yükselmesi nedeniyle emekliliklerini beklettiğini ifade etti. – ANKARA
]]>