(İSTANBUL)-İstanbul Sultangazi Cebeci Mahallesi’ndeki maden sahası büyütme projesi nedeniyle evlerinin diplerinde yapılan kazı ve tehdit yoluyla yaşadıkları yerden çıkarıldıklarını belirten bölge sakinleri, topladıkları imzaları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İstanbul İl Müdürlüğü’ne teslim etti. Kuzey Ormanları Savunması Sözcüsü Esmanur Çağlak “Kuzey Ormanları’nda büyük bir orman kıyımı yapılıyor, İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor” dedi.
Sultangazi Cebeci Mahallesi’nde maden sahası büyütme projesine tepkiler sürüyor. Çevrelerini saran maden sahasının ortasına kalan ve evlerinin yıkılmasından korkan mahalleli, sorunlarının çözülmesini istedi. Mahalle sakinleri, bugün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İstanbul İl Müdürlüğü’ne topladıkları 147 imzalı dilekçe verdi.
“Büyük bir orman kıyımı yapılıyor, İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor”
Kuzey Ormanları avukatı Esmanur Çağlak, müdürlük önünde yaptığı konuşmada köyde yaşanılacak bir durumun kalmadığını belirterek şunları anlattı:
“Temiz hava soluyamıyor kimse. Herhangi bir gündelik yaşam faaliyeti sürdürülemiyor. Buradan tekrar buradaki yetkililere sesleniyoruz, bugün köyden topladığım imzalarla beraber Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önüne geldik ve bu dilekçelerimizle beraber yetkilileri bu madeni denetlemesi gerektiğini, bu madenin yaptığı faaliyetlerin orada yaşayanların barınma hakkına, yaşam hakkına, temiz hava hakkına, temiz su hakkına doğrudan müdahale demek olduğunu ve madencilik şirketi bu faaliyetleriyle bir suç işlediğini ve buradaki yetkililerin bu vaadini denetlemeyerek bu suça ortak olduğunu söylüyoruz. Burada yapılan sadece Cebeci’ye özel bir durum değil. Bunu da tekrar buradan da vurgulayalım. Bugün İstanbul’un her tarafı Kuzey Ormanları tehdit altında, orman köyleri, kırsalı madencilik faaliyetleriyle, taşıyacakları faaliyetleriyle tehdit altında. Büyük bir orman kıyımı yapılıyor. İstanbul’un nefes kaynağı şu an adım adım katlediliyor. Buradan kamu kurumlarına yani bakanlığa ve belediyelere İstanbul’un nefes kaynağını, temiz su kaynağını yok etmemeleri için bu maden yağmasına dur demeleri için burada toplandık. ve bunu da söylemeye, savunmaya devam edeceğiz”
“Taş Ocaklarının komple kapanmasını istiyoruz”
Köy sakini Nazan Akdil de köydeki son durumu ANKA’ya şöyle anlattı:
“Cebeci köyünde yaşıyorum. Uzun zamandan beri yaklaşık 30-35 yıldan beri taş ocakları var köyümüzde. Ama köye bu kadar zarar vermemişlerdi. Bu son dönemde köyde yapılan toprak döküm sahası alanları sebebiyle daha çok ağaçlarımızı kesip üzerlerine toprak doldurmaya başladılar. Birçok ağacı da talan etmiş vaziyetteler. Köyü yok etmeye çalışıyorlar. İnsanların evlerini zorla almaya çalışıyorlar. Artık buna bir dur denmesini istiyoruz. Taş ocaklarının komple kapanmasını istiyoruz. Yani yaklaşık bundan altı yedi ay öncesine kadar taş ocakları aslında durmuştu. Ama yeniden bir taşeron firma geldi ve yeniden faaliyete başlattı. Bunun durdurulmasını istiyoruz. Toprak döküm sahası alanlarının Habipler tarafında ağaçlar komple kesilmiş vaziyette. İnsanlar mağdur, toz içerisindeyiz. Şiddetli bir şekilde dinamit patlatılıyor. Evlerimiz yerlerinden sarsılıyor. Her tarafa şikayet ettiğimiz halde yine de hiçbir yerden cevap almış vaziyette değiliz. Bunları bir son verilip artık dur denmesini istiyoruz”
]]>“HAYVANLIK VE ÇİFTÇİLİĞİ BİTİRECEKLER”
CHP Kırşehir Milletvekilli Metin İlhan, altın şirketleriyle mücadelelerinin devam edeceğini belirterek, “Yaklaşık üç yıldır bu altın şirketleri Çimeli Köyü’ne, Karahıdır Köyü’ne, Körpınar’a ve Seyfe Gölü’ne gözünü dikmiş durumda. Burada talan yapıyorlar. Her tarafa giriyorlar, çıkıyorlar, her tarafı oyuyorlar altın çıkarmaya çalışıyorlar. Sondajlar yapıyorlar. Çok ciddi bir tepki var. İnsanlar burada altın aranmasını istemiyorlar. Niye istemiyorlar? Çünkü buranın tarım ve hayvancılık geçim kaynağı. Hepinizin bildiği gibi Kırşehir’de tarım ve hayvancılıkla geçinen bir yer. Hayvancılıkla da ileri olan bir yer. Eğer burada altın aramalarına devam ederlerse yer altındaki su kaynaklarımız kesinlikle bitecek ve besiciliği bitirecekler. Onun için Körpınar’da Karacaören’de Karahır’da hayvancılığı ve çiftçiliği bitirecekler. Yani ekmeğimizle oynayacaklar. Lütfen bu altın şirketlerine dur deyin” diye konuştu.

“ESKİDEN TOPLA TÜFEKLE ŞİMDİ MADENLERLE SALDIRIYORLAR”
Şirketlerin burada çalışmalarını istemediklerini ve halkın yanında olduklarını vurgulayan İlhan, “Halkımız neyi istiyorsa onu yapacağız. Biz biliyoruz ki emperyalist güçler, Kanada şirketleri, Amerikan şirketleri, İngiliz şirketleri boşu boşuna buraya gözlerini dikmediler. Daha önce emperyalist güçler bir yere topla, tüfekle saldırırlardı. Şimdi madenlerine saldırıyorlar. ve Kırşehir’in de haritasını çıkardılar. Kırşehir’de altının olduğunu gördüler. ve Kırşehir’de şu an saldırı durumundalar. Biz kesinlikle buna izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“BU PEMBE TABLOLAR KESİNLİKLE YALAN”
Mecliste de konuyu defalarca gündeme getirdiğini ve Altın şirketlerinin artık Kırşehir’de sondajı bırakmalarını istediklerini söyleyen İlhan, “Niye? Çünkü yakın zamanda Kaz Dağları’nda altın aradılar, orada doğayı tahrip ettiler. Siyanür kullandılar ve orada doğa çok büyük bir sıkıntı yaşadı. En yakın zamanda da şubat ayında İliç’te yaptılar. İliç’teki acı hala yüreğimizde. Hala acımız soğumamışken şimdi Kırşehir’de, Çimeli’de, Karahıdır’da, Körpınar’da buralara saldırılar niye?
Bir an önce hükümet yetkililerine sesleniyoruz. Bu altın arama faaliyetlerine bir dur deyin. İnsanların söylemlerini ciddiye alın. Bu altınların ne Kırşehir’e faydası olacak ne Türkiye’ye faydası olacak. Çünkü emperyalist güçler İngiliz, Amerika şirketleri ve bizim işbirlikçilerimiz gelip buradaki köylülerimizle konuşuyorlar. ‘Çocuklarınıza iş vereceğiz. Çocuklarınızın geçimini sağlayacağız. Ailelerin geçimini sağlayacağız’ diyorlar ama bu pembe tablolar kesinlikle yalan.” diyerek duruma tepki gösterdi.

“BU KIRŞEHİR’İN YOK OLMASI DEMEK”
Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu da şunları söyledi: Bu bölgede bu dağlarda meramızın ot hayvancılığın olduğu, tarımın olduğu bölgede firmalar dağlarımızı delik deşik edip maden arıyorlar. Bu bölgede sadece tarım ve hayvancılık yok. Hemen kuş uçumu dört kilometre ileride Kırşehir var. Kırşehir’in su havzası bu bölgeden gidiyor. Şu anda başında bulunduğumuz çeşmede bile maden ararken yaptıkları sondajdan dolayı sular kesilmiş. Hayvanlar içecek suyu yok. Buradan yetkililere şunu söylüyorum; lütfen bu bölgede maden aramaya maden çıkarmaya, altın aramaya müsaade etmeyin.
Dün İliç’i gördük. Meclis’te araştırma komisyonundaki raporlara baktık. TMMOB’un yetkilileri şunu söylemişti; bura yaklaşık 58 bin dönüm bir alanı kapsayan Türkiye’nin en büyük altın arama bölgesi olacak. Bu ne demek biliyor musunuz? Kırşehir’in yok olması demek. Gelecek kuşaklara, çocuklarıma bırakın suyu, tarımı, eti, buğdayı, arpayı, ayçiçeğini yaşama hakkı tanımayacak. Kırşehir’den göçe zorlayacak. Bunun için bölge halkına ve Kırşehirlilere şunu söylüyorum; bu maden Kırşehir’i yok etmenin altyapısıdır. Lütfen duyarlı olalım. İmza kampanyalarına destek olalım.”
]]>CHP Kırşehir Milletvekilli Metin İlhan ve Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, CHP İl Başkanı Baran Genç ve köy muhtarları ile birlikte Kırşehir Çimeli köyüne gitti. Altın arama çalışmalarının çevreye verdiği zarara “dur” demek için bölgeye geldiklerini belirten İlhan, şöyle konuştu:
“Bugün Çimeli köyündeyiz. Hepinizin bildiği gibi iki hafta önce Cacabey meydanında bir basın açıklaması yapmıştık altınla ilgili. Bu altın şirketleriyle mücadelemiz şekilde devam ediyor, sürecek. Yaklaşık üç yıldır bu altın şirketleri Çimeli Köyü’ne, Karahıdır Köyü’ne, Körpınar’a ve Seyfe Gölü’ne gözünü dikmiş durumda. Burada talan yapıyorlar. Her tarafa giriyorlar, çıkıyorlar, her tarafı oyuyorlar altın çıkarmaya çalışıyorlar. Sondajlar yapıyorlar. Çok ciddi bir tepki var. İnsanlar burada altın aranmasını istemiyorlar. Niye istemiyorlar? Çünkü buranın tarım ve hayvancılık geçim kaynağı. Hepinizin bildiği gibi Kırşehir’de tarım ve hayvancılıkla geçinen bir yer. Hayvancılıkla da ileri olan bir yer. Eğer burada altın aramalarına devam ederlerse yer altındaki su kaynaklarımız kesinlikle bitecek ve besiciliği bitirecekler. Onun için Körpınar’da Karacaören’de Karahır’da hayvancılığı ve çiftçiliği bitirecekler. Yani ekmeğimizle oynayacaklar. Lütfen bu altın şirketlerine dur deyin. Gelsinler bizimle konuşsunlar. Biz onların burada çalışmalarını istemiyoruz. Biz sonuna kadar destekçiyiz halkımızın yanındayız sonuna kadar. Halkımız neyi istiyorsa onu yapacağız. Biz biliyoruz ki emperyalist güçler, Kanada şirketleri, Amerikan şirketleri, İngiliz şirketleri boşu boşuna buraya gözlerini dikmediler. Daha önce emperyalist güçler bir yere topla, tüfekle saldırırlardı. Şimdi madenlerine saldırıyorlar. ve Kırşhir’in de haritasını çıkardılar. Kırşehir’de altının olduğunu gördüler. ve Kırşehir’de şu an saldırı durumundalar. Biz kesinlikle buna izin vermeyeceğiz.
“Bu pembe tablolar kesinlikle yalan”
Mecliste de defalarca gündeme getirdim. Altın şirketlerinin artık Kırşehir’de sondajı bırakmalarını istiyoruz. Niye? Çünkü yakın zamanda Kaz Dağları’nda altın aradılar, orada doğayı tahrip ettiler. Siyanür kullandılar ve orada doğa çok büyük bir sıkıntı yaşadı. En yakın zamanda da şubat ayında İliç’te yaptılar. İliç’teki acı hala yüreğimizde. Hala acımız soğumamışken şimdi Kırşehir’de, Çimeli’de, Karahıdır’da, Körpınar’da buralara saldırılar niye? Bir an önce hükümet yetkililerine sesleniyoruz. Bu altın arama faaliyetlerine bir dur deyin. İnsanların söylemlerini ciddiye alın. Bu altınların ne Kırşehir’e faydası olacak ne Türkiye’ye faydası olacak. Çünkü emperyalist güçler İngiliz, Amerika şirketleri ve bizim işbirlikçilerimiz gelip buradaki köylülerimizle konuşuyorlar. ‘Çocuklarınıza iş vereceğiz. Çocuklarınızın geçimini sağlayacağız. Ailelerin geçimini sağlayacağız’ diyorlar ama bu pembe tablolar kesinlikle yalan.”
“Bu Kırşehir’in yok olması demek”
Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu da şunları söyledi:
“Bu bölgede bu dağlarda meramızın ot hayvancılığın olduğu, tarımın olduğu bölgede firmalar dağlarımızı delik deşik edip maden arıyorlar. Bu bölgede sadece tarım ve hayvancılık yok. Hemen kuş uçumu dört kilometre ileride Kırşehir var. Kırşehir’in su havzası bu bölgeden gidiyor. Şu anda başında bulunduğumuz çeşmede bile maden ararken yaptıkları sondajdan dolayı sular kesilmiş. Hayvanlar içecek suyu yok. Buradan yetkililere şunu söylüyorum; lütfen bu bölgede maden aramaya maden çıkarmaya, altın aramaya müsaade etmeliyiniz.
Dün İliç’i gördük. Meclis’te araştırma komisyonundaki raporlara baktık. TMMOB’un yetkilileri şunu söylemişti; bura yaklaşık 58 bin dönüm bir alanı kapsayan Türkiye’nin en büyük altın arama bölgesi olacak. Bu ne demek biliyor musunuz? Kırşehir’in yok olması demek. Gelecek kuşaklara, çocuklarıma bırakın suyu, tarımı, eti, buğdayı, arpayı, ayçiçeğini yaşama hakkı tanımayacak. Kırşehir’den göçe zorlayacak. Bunun için bölge halkına ve Kırşehirlilere şunu söylüyorum; bu maden Kırşehir’i yok etmenin altyapısıdır. Lütfen duyarlı olalım. İmza kampanyalarına destek olalım.”
]]>15 Temmuz Yerleşkesindeki Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ‘Milli İradenin Zaferi ve Milletin Zaferi’ konulu etkinliğe Vali Gökmen Çiçek, 12’nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanı Hv. Plt. Tuğg. Hasan Volkan Güleryüz, Kayseri İl Emniyet Müdürü Atanur Aydın, Kayseri Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hakan Dedebağı, Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa ile çok sayıda protokol mensubu, sivil toplum ve meslek kuruluşlarının temsilcileri, davetliler, üniversitemiz senatosu, akademik ve idari personeli katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti ve şehitler için dua edildi. 15 Temmuz konulu video gösterimini takiben etkinliğin açış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa; Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bilge Gürs’e, Kayseri Üniversitesine gelip programa katıldıkları için teşekkür etti. Rektör Karamustafa, “15 Temmuz hain darbe girişiminden bu yana tam sekiz yıl geçti. Bu milletin evladı gibi görünüp, aslında bu milletle, bu topraklarla bağı olmayan, maalesef akıllarını ve gönüllerini küresel güçlere, dış mihraklara teslim etmiş olanların ihanetine bu milletin evlatları dur demiş ve o gece milletimiz, hainlerin ensesine milli iradenin tokadını atmıştır. Bu ve buna benzer girişimler güçlü ve büyük Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölgesel ve elbette küresel bir güç olmasını hiçbir zaman engelleyemeyecektir. Biz bir ve beraber oldukça, milletimiz ve devletimiz birlik içerisinde güçlü olduğu müddetçe, bu tür ihanetler bir daha kolay kolay kendine zemin bulamayacaktır. 15 Temmuz’da milletimizin sergilediği ruh, Malazgirt ve Çanakkale’deki milli ruhla aynıdır. 15 Temmuz gecesi küresel güçler şunu görmüştür ki, ay yıldızlı al bayrağımız dalgalandıkça, minarelerinden beş vakit ezan sesleri yükseldikçe, kimse bu büyük millete, Türk Milletine hiçbir şekilde karşı duramayacaktır. Ülkemiz, bulunduğumuz coğrafyada ve tüm dünyada sözü dinlenen, oyun bozan ve gerektiğinde de oyunun kurallarını koyan ülke konumuna Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gelmiştir ve bu ruh kıyamete kadar da büyük Türk Milletinin hür iradesi ile devam edecektir” dedi.
Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Bilge Gürs ise ‘Milli İradenin Zaferi ve Milletin Zaferi’ konulu konuşmasında 15 Temmuz gecesi yaşananları anlattı. Bilge Gürs, “Hain darbe girişiminin yaşandığı gece hem babam hem de eşim şehit, iki kardeşim ise gazi oldu. Bu cennet vatanın bölünmez bütünlüğü için, devletimizin varlığı için, vatan, millet, bayrak diyerek, canlarını hiçe sayarak çıktılar hainlerin karşısına. Onların gücü iman, yardımcıları da Allah’tı. Ölürsek şehit, kalırsak gazi dediler ve bir daha dönmediler. Bizler o geceyi, o gece yaşanan hainliği hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız. O gece asker kılığına girmiş şeytani bakışlar içerisinde olan, yıllarca bize dost görünüp düşmanlık besleyen, bayrağımıza selam durup bayrağımızı indirmeye çalışan, silahsız insanların üzerine mermi yağdıran, 1 dolara kendini satmış, insan denemeyecek kadar acizlerin karşısına başları dik, alınları açık bir şekilde çıkan kahramanlarımız, tarihe isimlerini altın harflerle yazdırmışlardır. 15 Temmuz hain darbe girişimi dünyada söz sahibi olan ülkemiz üzerine oynanan kumpasın açık bir göstergesidir. Fakat hainlerin hesaplamadığı, akıllarının almadığı bir durum vardı. Milletimiz hiçbir zaman kimseye boyun eğmez, vatanını kimseye teslim etmez. Çünkü bizim ölümüz şehit, dirimiz gazidir. Hainlerin ise dirisi kalleş, ölüsü leştir” diye konuştu.
Konuşmasının ardından Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı Başkanı Bilge Gürs’e, Vali Gökmen Çiçek ve Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa tarafından plaket ve çiçek takdim edildi. – KAYSERİ
]]>CHP İstanbul İl Başkanlığı öncülüğünde bir araya gelen CHP üyesi bir grup, İsrail’in Filistin’e yönelik sürdürdüğü ve binlerce insanın hayatını kaybettiği saldırılara dur demek için saat 18.30’da Levent’teki İsrail İstanbul Başkonsolosluğu önünde eylem yaptı. Eyleme, CHP İstanbul İl Yönetimi, Parti Meclis üyeleri, ilçe başkanları ile Beyoğlu, Beşiktaş ve Beylikdüzü belediye başkanları da destek verdi. Ellerinde Filistin halkını destekleyen dövizler bulunan eylemciler, İsrail ordusu aleyhine sloganlar attı.
“İNSANLIK HER GEÇEN GÜN BİR ADIM DAHA GERİYE GİDİYOR”
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, partililer adına basın açıklaması yaptı. Gazzelilerin kendi vatanlarında, mülteci kampında kaldığını hatırlatan Çelik, “Adım adım işgal edilmiş topraklarında, bombalanan kentlerini terk etmiş, Refah bölgesine sıkışmış durumdalar. Ancak yine de göklerden yağan bombalar altında can veriyorlar! Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor. Modern ve öncü diye adlandırılan demokrasiler, bu vahşete sessiz kalarak tarihin en karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyor. Mazlumların çığlıklarına kulak tıkayanlar, vicdanlarını ve insanlıklarını da toprağa gömüyor. Cansız bedenlerin kanıksanması, zulmün ve adaletsizliğin daha da yayılmasına sebep oluyor. Tüm dünyanın gözleri önünde insanlık tarihinin en şiddetli katliamlarından birisi bugün Gazze’de yaşanıyor” dedi.
“NETANYAHU YÖNETİMİ SAVAŞ SUÇU İŞLİYOR”
Çelik, “Kendi halkının bile sırtını döndüğü, sokaklarda her gün protesto edilen Netanyahu yönetimi savaş suçu işliyor. Bu katliam bir savaş değil, dur durak bilmeyen, insanlık vicdanını ve onurunu zedeleyen bir soykırımdır. Bu vahşet, yalnızca Filistin’e ve bölgeye değil tüm insanlığa yaşanabilir bir dünya umudunu kaybettirmektedir. Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir. Bir an önce barış ortamı kurulmalı, İsrail’e karşı gereken yaptırımlar uygulanmalı ve Filistin halkının hayati ihtiyaçları ivedilikle sağlanmalıdır. Şunu herkes bilmelidir ki; Filistin halkı asla yalnız değildir. Onların mücadelesi, bizim mücadelemizdir. Bu soykırım durdurulana ve bu insanlık suçunu işleyenler cezalandırılana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İnanıyoruz ki; insanlığın vicdanı, zalimlere karşı duranların yanında, masumların çığlıklarına kulak verenlerin sesiyle güçlenecektir. Cumhuriyet Halk Partisi dün olduğu gibi bugün de ve yarında tüm mazlumların yanında durmaya devam edecektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize vasiyetidir! Yurtta barış, dünyada barış! O yüzden diyoruz ki; hemen şimdi, Filistin’de barış!” şeklinde konuştu.
Basın açıklamasının ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve beraberindekiler İsrail İstanbul Başkonsolosluğu önüne siyah çelenk bıraktı.
]]>
(İSTANBUL)- CHP İstanbul il ve ilçe örgütleri, akşam saatlerinde İsrail’in İstanbul Konsolosluğu önüne yürüyüş düzenleyerek Gazze’deki saldırıları kınadı. Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü anımsatarak “Hemen şimdi, Filistin’de barış” çağrısı yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor” dedi.
İsrail’in Gazze’de düzenlediği saldırılar akşam saatlerinde İsrail’in İstanbul Konsolosloğu önünde yürüyüş ve açıklama ile protesto edildi. Protestoya CHP İstanbul il ve ilçe örgütleri, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, belediye meclis üyeleri ve partililer katıldı. Konsolosluk önüne siyah çelenk bıraktıktan sonra açıklamayı yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Gazzeliler bugün kendi vatanlarında mülteci kampında kalıyor. Adım adım işgal edilmiş topraklarında, bombalanan kentlerini terk etmiş, Refah bölgesine sıkışmış durumdalar. Ancak yine de göklerden yağan bombalar altında can veriyorlar. Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor” dedi.
“Vahşete sessiz kalarak tarihin karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyorlar”
Batı dünyasındaki bazı ülkelerin sessizliğine dikkat çeken Çelik, “Modern ve öncü diye adlandırılan demokrasiler, bu vahşete sessiz kalarak tarihin en karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyor. Mazlumların çığlıklarına kulak tıkayanlar, vicdanlarını ve insanlıklarını da toprağa gömüyor. Cansız bedenlerin kanıksanması, zulmün ve adaletsizliğin daha da yayılmasına sebep oluyor. Tüm dünyanın gözleri önünde insanlık tarihinin en şiddetli katliamlarından birisi Gazze’de yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
7 Ekim 2023’ten beri yaşananları anlatan Çelik şunları söyledi:
“7 Ekim’den bu yana, yaklaşık 15 bini çocuk ve 10 bini kadın olmak üzere 36 bine yakın Filistinli acımasızca katledildi. 10 binden fazla insan enkaz altından dahi çıkarılamadı. En az 80 bin insan bu vahşi saldırılardan dolayı yaralandı. Bu sayıların soğuk istatistiklerden ibaret olmadığını vurgulamak isterim. Her birinin ardında bir aile, bir sevilen, bir umut parçası yatıyor. Her biri, insanlığın yüzleşmek zorunda olduğu büyük bir acının yansıması… Her biri, vicdanlarımızı sızlatan ve harekete geçmemiz gerektiğini haykıran sessiz bir çığlık. Kendi halkının bile sırtını döndüğü, sokaklarda her gün protesto edilen Netanyahu yönetimi savaş suçu işliyor. Bu katliam bir savaş değil, dur durak bilmeyen, insanlık vicdanını ve onurunu zedeleyen bir soykırımdır. Bu vahşet, yalnızca Filistin’e ve bölgeye değil tüm insanlığa yaşanabilir bir dünya umudunu kaybettirmektedir.
“İsrail insan hayatını ve uluslararası normları pervasızca yok saydı”
Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail ordusunun Refah bölgesindeki operasyonlarını durdurma kararı aldı. Buna karara rağmen 3 gün önce, yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlar hedef alındı. Tonlarca bomba güvenli bölgeye sığındığını düşünen masum sivillerin üzerine bırakıldı.
Yeniden küçük bedenler yandı, çocukların çığlıkları gökyüzünü kapladı. Geride onlarca masum yaralı kaldı. İsrail, insan hayatını ve uluslararası normları nasıl pervasızca yok saydığını bir kez daha gözler önüne serdi. Her hamlesiyle bir terör devleti olduğunu kanıtlayarak ve uluslararası hukuku hiçe sayarak, tüm insanlığa ve bugüne kadar inşa edilmiş tüm değerlere meydan okudu. Bu meydan okumanın karşısında sessiz kalmanın zulmü onaylamak anlamına geleceğini herkes bilmelidir. Sessiz kalmak, çocukların gözlerindeki korkuya, annelerin yüreklerindeki acıya göz yummaktır”
Uluslararası kuruluşları sorumluluklarını yerine getirmeye çağıran Özgür Çelik, şöyle devam etti:
“Filistin’de her gün artarak devam eden katliamların bizi getirdiği nokta; artık insanlığın en dip noktasıdır. Müdahale edilmeyen her dakika yeni bir canın yitirilmesi demektir. Bu noktada, uluslararası kuruluşlar sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır. Bugüne kadar takınan tutum maalesef utanç vericidir. Artık hiçbir katliamın kaza olarak ifade edilme cürretine izin verilmemesi gerekmektedir. Özellikle şunu da vurgulamak ve uyarmak isterim ki; bu soykırımdan ortaya çıkacak hiçbir stratejik plan, hiçbir denge, hiçbir ticari kar herhangi bir Filistinli çocuğun gözyaşından daha kıymetli değildir. Bu vahşetten sağlandığı düşünülen her fayda masum ve mazlum Filistinlilerin kanıyla el edilmiş sayılacaktır.
Bu siyasetin de ötesinde bir vicdan ve erdem sorunudur.
“Safımız, soykırıma direnen Filistinlilerin safıdır!”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, geçmişte Filistin’in haklı davasının hangi tarafındaysak bugün de o tarafta olduğumuzu tekrar ifade ediyoruz.
Biz Kuva-ı Milliyeciyiz. Biz işgale karşı direnişle kurulmuş bir halkız. Dün nasıl 6. Filoya karşı durduysak, bugün de bu mezalime karşı duruyoruz! Filistin davası ve tüm mazlum hakların mücadelesi bizim önceliğimizdir. Bizim safımız, insanlığın safıdır! Bizim safımız Gazzeli mazlumların safıdır! Bizim safımız, masum sivillerin safıdır! Bizim safımız, soykırıma direnen Filistinlilerin safıdır! Bugün buraya yetti artık demeye geldik! Sivilleri katlettiğiniz yetti artık! Hukuk tanımazlığınız yetti artık! Bu canilik, bu vahşet yetti artık!
“Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir”
İsrail’in sürecin en başından bu yana masum insanların ölümüyle sonuçlanan tüm saldırılarını en güçlü şekilde kınıyoruz. Hiçbir şekilde lafı eğip bükmeden, insan haklarından ve adaletten ödün vermeden bu soykırımın durdurulması için tüm dünya kamuoyuna çağrımızı yineliyoruz.
Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir. Bir an önce barış ortamı kurulmalı, İsrail’e karşı gereken yaptırımlar uygulanmalı ve Filistin halkının hayati ihtiyaçları ivedilikle sağlanmalıdır. Şunu herkes bilmelidir ki; Filistin halkı asla yalnız değildir. Onların mücadelesi, bizim mücadelemizdir. Bu soykırım durdurulana ve bu insanlık suçunu işleyenler cezalandırılana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
“Yurtta barış, dünyada barış!”
İnanıyoruz ki; insanlığın vicdanı, zalimlere karşı duranların yanında, masumların çığlıklarına kulak verenlerin sesiyle güçlenecektir. Cumhuriyet Halk Partisi dün olduğu gibi bugün de ve yarında tüm mazlumların yanında durmaya devam edecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize vasiyetidir! Yurtta barış, dünyada barış! O yüzden diyoruz ki; Hemen şimdi, Filistin’de barış!”
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinop’ta pazarcılık yapan Hakan Yıldırım, “İnsanlar karpuzları artık çeyrek ve yarım satın alıyor, alamıyorlar da. Emekli kesim zaten hiç alamıyor. Emeklinin maaşına zam yapın biz de rahat bir şekilde bütün karpuz satalım. Çeyrek karpuzlar bile 55 lira. Sanki altın tartıyoruz” dedi. Alışveriş için pazara gelen Naim Servet Akpınar, “Fiyatlar korkunç. 2 hafta evvel aldığım muz 70 lirayken şimdi 100 lira civarında. 10 bin lira maaşla pazara geliyoruz. İstediklerimizi karşılamak mümkün değil” diye konuştu.
Sinop’ta pazartesi ve perşembe günleri kurulan halk pazarında tezgah açan pazarcılarla alışveriş için gelen vatandaşlar hayat pahalılığından yakındı.
“Bu işlere bir çözüm bulunmasını istiyoruz”
Pazarcı Sadık Baş, şöyle konuştu:
“Geçen yıl ile bu yılı kıyaslamak mümkün bile değil çünkü, sattığımızı aynı fiyata geri koyamıyoruz. Yetişemiyoruz. Bilmiyorum bu nereye kadar gidecek? Kim ne zaman dur diyecek bilen yok. Satmak marifet değil, yerine koymak marifet şu anda. Çok büyük problemlerimiz var. Fiyatlara yetişemiyoruz. Buna keza fiyatlara yetişemediğimiz gibi bu sefer müşteri de tedirgin oluyor. Ne alacağını ve ne yapacağını bilemiyor. Esnafın durumu gerçekten çok vahim bir durumda. Bir an önce devletimizden, hükümetimizden bu işlere bir çözüm bulunmasını istiyoruz. Halk da tedirgin çünkü ne yapacağını bilmiyor. Böyle bir boşlukta sürüklenip gidiyoruz. Benim nezdimde bu işin bir an önce toparlanmasını istiyorum. Emekliyi zaten sormaya gerek yok. Bugün 10 bin lira maaşla pazara mı çıkacak, elektriğini, suyunu mu ödeyecek? Bir de kirada olduklarını düşünürsek konuşmaya gerek bile yok. Müşteri ister istemez tepki veriyor çünkü geçen seneyle kıyasladığın zaman bu sene daha fazla tepkili. Bir kısmını bize, bir kısmını da hükümete yansıtıyor. Tepkiler ister istemez büyük.”
“Hayat şartları şu durumda çok zor”
Pazarcı Alaattin Duman ise şunları söyledi:
“Pazarda ekonomik şartlar hiç iyi değil. Mazot yine pahalı. Hiçbir değişiklik yok. İnsanların da alım gücü yok. Emekliye 10 bin lira para veriyorlar. Ev kirası mı versinler, çocuk mu okutsunlar? Millet ne yapsın? Herkes zor durumda. Bir esnaf olarak biz de zor durumdayız. Pazarda kimse yok. İnsanlar hep yarım kilogram alıyor. İnsanlarda para yok. Onlar da olacak ki, biz iş yapacağız. Hayat şartları şu durumda çok zor. Bir emeklinin maaşı asgari ücret kadar olması lazım ki, emekli kendini idare edebilsin. Yine de yetmez ama en azından kendini idare eder. Bu şartlar altında 10 bin lirayla geçinmek zor. Bir de ev kiraysa, 2 de çocuk varsa çok zor. Ben kendi şahsıma konuşacak olursam, ben tek çalışıyorum. Emekliyim ama yetmiyor. Gelip burada günlük çalışıyorum. Ortam berbat bir durumda.”
“Çeyrek karpuzlar bile 55 lira”
Pazar esnaflığı yapan Hakan Yıldırım, “İnsanlar karpuzları artık çeyrek ve yarım satın alıyor, alamıyorlar da. Emekli kesim zaten hiç alamıyor. Emeklinin maaşına zam yapın. Biz de rahat bir şekilde bütün karpuz satalım. 3 sene önce karpuzlar 40 liraydı, şimdi 185 lira. Kim alacak bunu? Çeyrek karpuzlar bile 55 lira. Sanki altın tartıyoruz” dedi.
Alışveriş için pazara gelen Naim Servet Akpınar, “Fiyatlar korkunç. 2 hafta evvel aldığım muz 70 lirayken şimdi 100 lira civarında. 10 bin lira maaşla pazara geliyoruz. İstediklerimizi karşılamak mümkün değil. Bir kalıp peynir 270 lira” dedi. Alışveriş için pazara gelen Necati Arslan ise “Emekliyim, fiyatlar yüksek. Geçen yıl fiyatlar bu seneden yüzde 50 daha ucuzdu. Kavun aldım 60 lira verdim. Geçen yıl 30 liraydı. Bu ekonomiden memnun olmak mümkün değil” ifadelerini kullandı.
]]>(ANKARA)- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kamuda Tasarruf Genelgesi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, “CHP’nin tasarruf ettiği paralarla yarattığı bütçeyle ya da yurt dışından bulup da sizin imza atmadığınız kaynaklarla yapacağımız harcamalara, yatırımlara ‘dur’ deyip, CHP’li belediyeleri üretmeyen belediyeler diye göstermeye kalkarsanız biz orada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir bahaneye, engellemeye mahal vermeden hizmet etmeye devam edecekler. Engellemeye çalışanla milletin huzurunda hesaplaşırız. Ayrıca dünya kadar işsiz var, onlara diyor ki ‘kusura bakmayın ben kamu kaynaklarını kur korumalı mevduata verdim, 5’li çeteye verdim, israfa verdim, sana diploma verdim ama 3 sene bekleyeceksin’ diyor. Biz buna kökten itiraz ediyoruz.” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısında şunları söyledi:
“Alın terini toprağa damlatan, nasırlı elleriyle kızgın güneşin ya da dondurucu soğuğun altında çalışan; tarlada, bahçede, serada durmaksızın çalışan ancak emeğinin karşılığını alamayan çiftiçlerimizin Çiftçiler Gününü kutluyorum. Dünya’nın en eski mesleklerinden biri değil, en eski uğraşı. Teknoloji her şeyi halleder, tarımı kolaylaştırır ama toprak olmadan, tohum olmadan, su olmadan hayat olmaz. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar hep nesilden nesile öğrenilerek geldi. Cumhuriyet, yapılması gereken en doğru tespiti yaptı ve tarım potansiyelinin planlı bir şekilde geliştirilmesi için önemli hamleler yaptı. Buğdaydan un üreten, pancardan şeker üreten, pamuktan tekstil üreten fabrikalarla donatırken çiftçinin üzerindeki yükleri kaldırdı. Bugün ise ağır bir gıda kriziyle karşı karşıyayız. Nüfusu her yıl ortalama bir milyon artan bir ülkedeyiz. 20 yıldır uygulanan politikalarla Türkiye’nin ekilen dikilen arazileri 3.7 milyon hektar azaldı. Bu ne demek, iki tane Trakya demek. Çiftçi, ektikçe zarar eden, ürettikçe iflasa sürüklenen bir kısır döngünün içinde. Geçen seneki rakamlara bakarsak çiftçiler kanuna göre 263 milyar destekleme primi haketmişken 85 milyar ödenmiş, 178 milyar lira hakları duruyor. O para nereye gitti; o para KKM’ye gitti, Plan Bütçe Komisyonunda son dakika önergeleri ile 5’li çetenin kesinleşmiş vergi borçlarının aflarına gitti. Siyaset ki, öncelik belirleme işidir. Birilerinin önceliği 5’li çeteler, yandaş müteahhitler… Cumhuriyet Halk Partisi’nin önceliği çiftçiler, haycancılıkla uğraşanlar, milletin efendileri.
“BÜYÜK TARIM REFORMU HAZIRLIYORUZ”
SGK’nın resmi verilerine göre kayıtlı çiftçi sayımız 10 yılda yüzde 55 azaldı. Nüfus artıyor, 100 çiftçiden 55’i ya şehirlere iş aramaya, bulursa bir fabrikaya, 55’i ortadan kalkmış durumda. Esas beka sorunlarından bir tanesi bu. Türkiye yaş ortalaması düşük bir ülke olmasına rağmen çiftçilerinin yaş ortalaması 58, yani artık genç çiftçi yok. Bu yüzden çok ciddi tedbirler alınması lazım. Türkiye Ukrayna’dan buğday, Arjantin’den soya, Amerika’dan mısır, Hindistan’dan mercimek ithal etmezse kendini doyuramayan bir ülke haline getirilmiş durumda. Bu ithalatların herbirinde kendi yerli üreticimizi biraz daha zor durumda bırakıyor. TÜİK Nisan ayı gıda enflasyonunu yüzde 68,5 olarak açıkladı. OECD ülkelerinde bu ortalama yüzde 5.3. Türkiye’nin içinde bulunduğu lige bakın; Türkiye en yüksek 4. sırada. Türkiye’den kötü üç ülke var; Arjantin, Lübnan, Venezüla. Bu ülkenin nasıl yönetildiğini görün. Bu konuda kapsamlı bir hazırlığımız var. 5’er yıllık dönemde dinamik tarım politikaları oluşturulmasını öneren, nüfusun ve iktisadi faaliyetlerin Anadolu’ya dengeli olarak dağıtılmasını planlayan, maliyetleri azaltan, verimlilikleri yükselten, kamu yatırımlarını kapsayan, nitelikli tarım bütçesi öneren bir çalışmamız var. Girdi piyasalarını düzenleyecek, rekabete aykırı tekelci yapılara dur diyecek, bir ürünün ekimini bir yıl vadeli kumar olmaktan çıkaracak önerilerimiz var. Hazırladık, detaylarını kamuoyuyla paylaşacağız. Bunları önümüzdeki iktidar dönemimiz için büyük tarım reformu hazırlıyoruz. Ayrıca kamuoyuyla paylaşarak yapıcı muhalefetin en iyi örneğini sunacağız.
“16 MAYIS’TA ANKARA’DA ENGELLİ BULUŞMASI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
Sadece Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinde geçtiğimiz dönemde buğday tohumu, mazot, gübreyi ücretsiz verip, üretilen buğdayı satın alıp. halk ekmek üretti. Ücretsiz yem dağıttılar, üretilen sütü satın aldılar ve çocuklarımıza ücretsiz süt dağıtıyorlar. Sebze fidesi dağıttılar, sulama hortumu dağıttılar, satış yapılabilmesi için üretici pazar yerleri açtılar. Her bir belediyenin ayrı ayrı yaptığı bu muazzam projeleri önümüzdeki yıllarda yaygınlaştırıp standardize ederek CHP belediyelerinde elden geldiğince hayata geçireceğiz. 10 maddelik tarım reformunu cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün sonrasında İsmet Paşa’nın önderliğinde cumhuriyetin liyakatli kadrolarının yaptığı reformun ikinci yüzyıla yakışır reformunu yine cumhuriyetin kurucusunun partisi CHP iktidarında hayata geçireceğiz. İçinde bulunduğumuz hafta aynı zamanda Engelliler Haftası. Biz engellileri bir gün hatırlamak istemiyoruz, onlar da bir gün hatırlanmak istemiyorlar. Biz engellileri bir dezavantajlı grup olmaktan çıkarıp bu toplumda herkesle birlikte aynı hakları kullanabilmek için bütün engellerin önlerinden kaldırıldığı yeni bir kamu reformu, kamusal düzenleme öneriyoruz. 16 Mayıs Perşembe günü Ankara’da Büyük Engelli Buluşması düzenleyeceğiz, hepinizi bekliyoruz.
“MECLİS’TE TASARRUFA DAHİL EDİLMELİ”
Dün nihayet Kamuda Tasarruf Genelgesi yayınlandı. Bu genelgenin bir tane olumlu tarafı var o da Saray’ın Cumhurbaşkanlığı harcamalarının genelge dışında tutulmamış olması ama pratikte de en yakından takip edeceğiz. Meclis ise tasarruf dışında değildir ancak Meclis’e ‘tasarruf et’ deme yetkisi yürütmede değildir. Kendi genelgemizi hızla hazırlamalıyız. Yürütmenin ortaya koyduğundan çok daha kapsamlı bir tasarruf genelgesi için CHP olarak bütn gruplara ve Meclis başkanına çağrıda bulunuyoruz; başkanlık divanı toplansın, millete ‘kemer sık’ denirken milletin vekilleri tasarrufun dışında kalmasınlar. Cumhuriyet Halk Partisi, yerel yönetimler için kendi belediyelerimiz için bunun çok ilerisinde bir tasarruf genelgesini geçen hafta belediye başkanları ile paylaştı, bu genelgelere harfiyen uyulmasını bekliyoruz. Buradaki hassas nokta şudur; CHP’li belediyeler geçmiş pratiklerine bakıldığında yarı fiyatına iki kat iş yaparlar. Bu şudur; harcarken tasarrufluyuz, üretirken ise verimliliğimiz yüksek. Tabi bu kendiliğinden olmuyor. Örneğin birisi çöp ihalesini yandaş bir AKP’li belediyeye 50 milyona verirke, benim CHP’li belediye başkanım o araçları o ihaleye vermek yerine kendisi satın alıyor, istihdam yaratıyor ve o fiyatın yarısına o işi bitiriyor. İki sene sonra da bütün kamyonlar bize kar kalıyor.
“KOCA GENELGEDE UMUDUMU ARTTIRAN TEK ŞEY VERGİDE ADALAET”
Genelgenin dikkatimizi çeken iki hususu var; yatırım harcamalarından yüzde 15 tasarruf yapacağız’ deniliyor. Şimdi bu CHP’nin tasarruf ettiği paralarla yarattığı bütçeyle ya da yurt dışından bulup da sizin imza atmadığınız kaynaklarla yapacağımız harcamalara, yatırımlara dur deyip, CHP’li belediyeleri üretmeyen belediyeler diye göstermeye kalkarsanız biz orada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir bahaneye, engellemeye mahal vermeden hizmet etmeye devam edecekler. Engellemeye çalışanla milletin huzurunda hesaplaşırız. Bir diğer dikkat çekici şey, 3 yıl boyunca emekli personel kadar yeni personel istihdamı. Yani atanmayan öğretmene şunu söylüyor; ‘bu sene 20 bin kişi emekli oldu, 20 bin alacağım. Öyle benden 68 bin, 84 bin atama beklemeyin’ diyor. Ayrıca dünya kadar işsiz var, onlara diyor ki ‘kusura bakmayın ben kamu kaynaklarını kur korumalı mevduata verdim, 5’li çeteye verdim, israfa verdim, sana diploma verdim ama 3 sene bekleyeceksin’ diyor. Biz buna kökten itiraz ediyoruz. Toplamda 100 milyar TL tasarruf edilecek, eğer her şeye uyulursa. Merkez Bankası geçen sene 800 milyar zarar etmiş, 3 yıllık tasarrufun 8 katı. Kur korumalı mevduata 1.2 milyon vermişler bu verilen rakamın tam 12 katı. Millete kemer sık, öğretmene atanma, veterinere bekle, hemşireye bekle… O yüzden öyle kemeri garibana sıktırmak yok. Koca genelgede umumdumu arttıran tek şey ‘vergide adalet’. Türkiye’nin en pahalı arasıyla fabrikatör gidip mazot alıyor, aynı vergiyi veriyor. Arkadan derme çatma bir mobiletle onun fabrikasında asgari ücretle çalışan geliyor, mazor alıyor aynı vergiyi veriyor. Dolaylı verginin adaletsizliği bu. Vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanamayandan hiç alınmaz.
(BİTTİ)
]]>
Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: DURSUN ALKAYA
(ANKARA) – Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce vatandaşın katılımıyla Tandoğan Meydanı’nda kutlandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, Saraçhane’deki polis müdahalesine ilişkin, “Yasakçı tutuma karşı mücadele eden emekçilerle omuz omuzayız. Bu meşru bir direniştir” dedi. Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesi Mehmet Oğuz Şenol “Meclis çalışanları olarak tazminatsız, iş güvencesi olmadan çalıştırılmamıza son verilmesi için alanlardayız” diye konuştu. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Ümit Ulusoy, “Taksim emekçilerindir. Hiçbir şekilde emekçilere kapatılamaz. Oranın tarihi bir misyonu vardır” dedi.
Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, binlerce yurttaşın katılımıyla Tandoğan Meydanı’nda kutlandı. Binlerce emekçi AKM’den Tandoğan’a yürüdü.
“BU HAYATA ‘DUR’ DEMENİN ZAMANI GELDİ”
İşsiz Cem Çetin “Her 1 Mayıs’ta biz buradayız. Devletin yaptıkları zorumuza gidiyor. Yeter artık. Emekliler de baş kaldırdı, biz de baş kaldırdık. ‘Yeter artık’ dedik. Bu hayata ‘Dur’ demenin zamanı geldi. 20 sene es geçtiler” dedi. Çetin, Taksim’in 1 Mayıs’ta kapalı olmasına ilişkin, “Taksim’e sokmuyorlar. Taksim’e soksunlar. Niye sokmuyorlar. Bu ülke bizim. Siz bize yettiniz. Dinle devleti karıştırdınız. Bizim şalterlerimizle oynadınız” diye konuştu.
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül ise şunları söyledi:
“DİRENÇ MÜCADELEYE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”
” Türkiye’de özellikle son yıllarda AKP’nin uyguladığı ekonomi politikaları, antidemokratik uygulamalara karşı toplumun büyük bir tepkisiz söz konusu. Emekçiler Türkiye’nin her yerinde kitlesel bir şekilde 1 Mayıs’ta alandalar. Ankara’da yağmurlu bir gün olmasına rağmen oldukça kitlesel,i kalabalık br 1 Mayıs gerçekleştiriyoruz. Bu da aslında ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir göstergesi sayılabilir. Çünkü sarayda saltanat kuranlar, emekçinin alın terini çalarak kendilerine şatafat içinde lüks hayatlar sürenlere karşı emekçilerina artık sabrı taşmış durumda. Emeğiyle geçinen insanlar, Türkiye’de demokrasinin yokluğunun da ortaya çıakrdığı olumsuz koşullar altında resmen ezilmekte. Bu ezilmişliğe karşı büyük bir tepki ve direnç söz konusu. Bu direnç de mücadeleye dönüşmüş durumda.”
“BU MEŞRU BİR DİRENİŞTİR”
Gül, Saraçhane’deki polis müdahalesine ilişkin, “Baskıya karşı her zaman direnmek meşrudur. 1 Mayıs Taksim’de AYM’nin kararı doğrultusunda yasal bir alandır. Buna rağmen İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanlığı ve AKP iktidarının göstermiş olduğu bir yasakçı tutum söz konusu. Bu yasakçı tutumu asla kabullenmiyoruz, tanımıyoruz. Yasakçı tutuma karşı mücadele eden emekçilerle omuz omuzayız. Bu meşru bir direniştir” dedi.
SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, şöyle konuştu:
“TAKSİM MEYDANI’NI ZORLAYAN TÜM İŞÇİLERİ TANDOĞAN MEYDANI’NDAN SELAMLIYORUZ”
“Sendikal özgürlük en büyük talebimiz. Grev ve toplu sözleşmeli sendikal mücadele için alanlardayız. Ağır iş yükü altında ezilen binlerce sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin insana yakışır bir iş hayatı için alanlardayız. Şiddete maruz kalıyoruz, her gün bir acı haber almak zorundayız. Taksim Meydanı’nı legal bir alanı zorlayan tüm işçileri Tandoğan Meydanı’ndan selamlıyoruz.”
BES üyesi Mehmet Oğuz Şenol da “Bizler her şeyden önce işçi sınıfının bir sembolü olarak Taksim’de kutlama yapılmasını talep ediyoruz. Buradan, Ankara’dan hepsine destek veriyoruz. Aynı zamanda Büro Emekçileri Sendikası olarak bütü büro emekçilerinin alanlarda olduğu bu günde Meclis çalışanları olarak tazminatsız, iş güvencesi olmadan çalıştırılmamıza son verilmesi için alanlardayız” dedi.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Ümit Ulusoy, şöyle konuştu:
“TAKSİM’İN TARİHİ BİR MİSYONU VARDIR. EMEKÇİLER DOĞRU OLANI YAPMIŞTIR”
“Sektörde birçok sorunumuz var. En başta MEB’e bağlı çalışan öğretmenler olmamıza, kamudaki öğretmenlerle eşit işi yapmamızı rağmen eşit ücret alamıyoruz. Asgari ücret ve daha da altına mecbur bırakılıyoruz. Mobbinge maruz bırakılıyoruz. Taban maaş mücadelemiz var. Milli Eğitim Bakanı son süreçte sözlerini inkar etti. Ama biz bunu unutmadık ve tekrar hatırlatmaya geldik. Ayrıca Taksim emekçilerindir. Hiçbir şekilde emekçilere kapatılamaz. Oranın tarihi bir misyonu vardır. Emekçiler doğru olanı yapmıştır.”
“HAYVANLAR DA ÇOK CİDDİ SÖMÜRÜLÜYOR”
Hayvan hakları için 1 Mayıs’a çıkan Gülis Gündüz “Yaşam için Yasa’ olarak buradayız. Hayvan hakları mücadelesinin ve hayvan cinayetlerinin politik olduğunu biliyoruz. Mezbaalarda, çiftliklerde, kümeslerdeki barınaklarda sömürülen hayvanları biliyoruz. Hayvan cinayetlerine dur demek için buraya geldik. Sömürü sadece insana ait değil, hayvanlar da çok ciddi sömürülüyor. Bunu duyurmak istiyoruz” diye konuştu.
Ankara Veli-Der Şube Başkanı Hülya Deveci, şunları söyledi:
“BİR ŞEKİLDE 1 MAYIS’I TAKSİM’DE HERKES KUTLAYACAK”
“Biz Öğrenci Veli Derneği olarak laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan bir derneğiz. Yeni açıklanan müfredat ya da program taslağının bu kadar kısa sürede askıya alınması ve değerlendirme istenmesi hiç akılcı değil ve oldu bittiye getirilen bir durum bu. Kapalı kapılar ardında ne öğrenci veli dernekleri, ne sendikalar ne de konunun uzmanları bu işe dahil değil. Dolayısıyla geçerliliği olan bir program değil. Derhal geri çekilmesini istiyoruz. Çok problemli bir program. Ne öğrenciye, ne veliye ne de ülkeye bir yararı olan program. Ayrıca Taksim 1 Mayıs alanıdır ve 1 Mayıs alanı da olmaya devam edecek. Bundan sonra da 1 Mayıs alanı olarak kalacak. Bir şekilde 1 Mayıs’ı Taksim’de herkes kutlayacak bütün halkın hakkı. İnsanların, öğrencilerin, velilerin, sendikaların, derneklerin orada olması hakkı.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sultanbeyli’de sivil toplum kuruluşları ile iftar yemeğinde bir araya geldi. Salon Semazen’de gerçekleşen programa Kurtulmuş’un yanı sıra, Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, AK Parti Sultanbeyli Belediye Başkan Adayı Ali Tombaş, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş adamları katıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan iftar programı oruçların açılmasıyla birlikte konuşmacıların açıklamalarıyla devam etti.
STK temsilcileriyle iftarda buluşan Kurtulmuş, “Türkiye olarak dünyanın en önemli çatışma gerilim alanlarının tam merkezindeyiz. Dünyamız hızla maalesef şer güçler tarafından dünyayı istedikleri gibi yönetmek ve kendilerinden başkasına bu dünyayı bir şekilde dar etmek için ortaya çıkmış olan güçler dünyayı süratle neredeyse bir 3. Dünya Savaşı’na doğru sürüklüyorlar. işte 6 aya yaklaşan bir süre içerisinde Gazze’de yaşananların modern zamanlarda karşılaştığımız en büyük insani kıyım olduğunu, en büyük katliam olduğunu, artık bir soykırım boyutlarına çoktan vardığını ve bu olurken insanlığında ne yazık ki derin bir gaflet uykusuyla buna karşı seyirci kaldığını görüyoruz. Aynı şekilde hemen Rusya- Ukrayna arasında devam eden 2 yılı aşkın savaş sırasında yüz binlerce insanın ölümü şehirlerin yakıldığı bu savaş sırasında da en son Moskova’daki terör saldırısıyla birlikte meselenin yeni bir boyuta taşınmak üzere olduğunu görüyoruz. Karadeniz’de, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da içinde bulunduğumuz, merkezinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekten büyük gerilimlerin büyük çatışmaların olduğuna şahidiz. Türkiye olarak bu coğrafyada hem güçlü bir şekilde ayakta durmak, ama hepsinden önemlisi millet olarak birlik beraberlik içerisinde sosyal dayanışmamızı tam manasıyla gerçekleştirmiş ve bir kardeş millet olarak hep beraber kardeşçe hareket eden 85 milyon olarak dünyaya karşı sağlıklı bir duruş sergilemek mecburiyetindeyiz” dedi.
“Bu coğrafyada zayıf olanın tutunma ihtimali yoktur. Onun için biz güç kuvvet derken hele hele Cumhuriyetimizin ikinci asrını sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’nin yüz yılı haline getirelim derken kastettiğimiz budur” diyen Kurtulmuş, “Tam manasıyla her alanda güçlü olan bir Türkiye. Güvenlik ve istikrar içerisinde yolda devam eden bir Türkiye. İnşallah Türkiye olarak sağladığımız bu güvenlik ve istikrar iklimini daha kuvvetlendirerek devam ettireceğiz” diye konuştu.
“Dünyada zalime dur diyecek bir sistemin kurulması şarttır. Bunun için de Türkiye öncülük yapacaktır”
Kurtulmuş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Türkiye Gazze meselesinin ilk gününden itibaren bu meselenin çözülebilmesi için büyük bir güçle mücadele veriyor. Öncelikle acil ateşkes ve bununla birlikte insani yardımın Gazze’ye ulaştırılması yapılan bütün temaslarda Türkiye’yi öne koyduğu ana fikirdir. İsrail’in Netanyahu ve çetesinin durdurulması uluslararası alanda en çok mücadele verdiğimiz konuların başında geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bendeniz meclis başkanınız olarak yüzün üzerinde meclis başkanı, hükümet başkanı ve devlet başkanıyla bu süre içerisinde görüşmelerimiz oldu. Ancak maalesef öyle görünüyor ki bundan sonra bu konuyla ilgili olarak arkasına aldıkları destekleri de artık yavaş yavaş kaybediyor Netanyahu ve çetesi, bundan sonra yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde Türkiye’nin öncülüğüne ihtiyaç var. Türkiye olarak yeryüzünde yeni bir düzenin kurulabilmesi, yeni bir siyasal sistemin kurulabilmesi için mücadele etmeye mecburuz. Dünya 5’ten büyüktür derken laf olsun diye başkalarına ayar vermek için bu sözü söylemiyoruz. Bu dünya bu şekliyle devam etmez. İsrail’i kim durduracak? Onun için dünyada zalime dur diyecek, mani olacak bir sistemin kurulması şarttır. Bunun için de Türkiye Allah’ın izniyle öncülük yapacaktır” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Bayraklı iftar programında konuştu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Ankara’daki mitinginde, “İsrail’le ticareti durdur, Ticaret durmadan zulüm bitmez’ pankartı taşıyanların gözaltına alındığına dikkati çeken Özel, “Gözaltına alınan arkadaşların arkasındayız. Biz de Filistin’e destek için İsrail’e ticarete son vermelisin diyoruz” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de Bayraklı iftar programında konuştu. Bayraklı Belediyesi Matematik Parkı’nda düzenlenen programa CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, Bayraklı Belediye Başkan Adayı İrfan Önal ve çok sayıda partili katıldı.
Konuşmasına, Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’a yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ederek başlayan Özel, şunları söyledi:
“İrfan Önal bizim partide emek veren herkesin çok yakından tanıdığı 20 yaşında gençlik kolları başkanı olan, benimle birlikte parti meclisi üyeliği yapan, 2019’dan beri Bayraklı’da belediye meclis üyeliği ve belediye meclis başkan vekilliği görevlerini götüren, Cumhuriyet Halk Partisi’nde gençlik kollarında emek emek mücadele etmiş ve bu mücadelelerin sonunda nereye geldiyse kendi emeğiyle gelmiş bir kardeşimizdir. Kendisine onu destekleyen bütün gençlik kolları, yüreği onunla birlikte olan adaylaşma sürecinde İrfan için katkı koyan bütün gençlik kollarının ortak adayı olan İrfan kardeşime başarılar diliyorum. Yolu açık olsun.”
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Orucu sadece sahur vaktinden iftar vaktine kadar bir şey yememek içmemek olarak kabul etmek, Ramazan’ı anlamamaktır. Ramazan’da bu bahsettiğim midenin orucudur. Ama hiç şüphe yok ki ağzın orucu kulağın orucu, aklın ve kalbin orucu midenin orucundan belki de daha önemlidir. Kötü söz söylememek, küfretmemek, hakaret etmemek, dedikodu yapmamak, ağzın orucudur, kem sözlere kulakları kapatmak, dedikoduyu dinlememek, iftiraya prim vermemek kulağın orucudur. İyi şeyler düşünmek, tasarlamak insanların iyiliği mutluluğu için çalışmak, planlamak zihinin aklın orucudur ve kalbin orucu da dünyanın neresinde bir kırık kalp varsa bir üzülen çocuk, korkan çocuk varsa korkan bir kadın varsa onlara sahip çıkmak, onları düşünmek ve o temiz duygularla kalbini oraya açmak da kalbin orucudur.”
PUTİN’E MESAJ YOLLADIM
Konuşmasına, Rusya’nın başkenti Moskova’da yaşanan konser saldırısını hatırlatarak devam eden Özel, “Bugün İslam coğrafyasında pek çok yerde üzücü olaylar oluyor. Ama öncelikle dün Rusya’da yapılan saldırıda son bilgilere göre 160’a yakın kişi IŞİD militanları tarafından yani sözde Müslümanlar kendisinden başkasını Müslüman görmeyenler ve sözde din için bir şeyler yaptığını söyleyenler tarafından Allah’ın yarattığı 160 kişi hem de çocuklarıyla, eşleriyle hiçbir günahları olmayan bir toplumsal alanda katledildiler. Ben Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Putin’e ve yine Rusya Büyükelçisi’ne hepimizin üzüntülerini ileten birer mesaj yolladım. Orada hayatını kaybedenlere de Allah’tan rahmet diliyoruz” dedi.
“FİLİSTİN’DE AKAN KAN DURMALI”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını da hatırlatan Özel, “Yine 3 aydır Filistin’de Hamas’ın yapmış olduğu bir saldırıya cevaben İsrail devletinin yapmış olduğu devlet terörüyle Filistin’de 32 bin kişiden fazla kişi hayatını kaybetti. Bunların yarısından fazlası kadın ve çocuktu. Bu katliama dur demek için dünyadaki 140 ülkedeki siyasi akrabalarımıza mektup yazarak Sosyalist Enternasyonal’de Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin kurultayında ayrı ayrı çağrılar yaparak ifade etmiştik. Bugün Türkiye’nin sıcak gündeminde de Filistin var olmalı. Orada akan kan durmalı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 3. Genel Başkanımız Karaoğlan rahmetli Bülent Ecevit’in durduğu noktadayız. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Yaser Arafat’la kurduğu dostluk, dayanışma ve Filistin’e sahip çıkan pozisyon, Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozisyonudur. Türk solu asla ve asla Filistin davasına uzak değildir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’e koyduğu dayanışma, mücadele, mücadelemizdir. Onların da tarih önünde saygıyla huzurlarında eğiliyoruz” diye konuştu.
“FİLİSTİN’E DESTEK İÇİN İSRAİL’E TİCARETE SON VERMELİSİN DİYORUZ”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Ankara’da düzenlediği mitinginde Filistin’e destek amacıyla ‘İsrail’le ticareti durdur, Ticaret durmadan zulüm bitmez’ pankartı taşıyanların gözaltına alındığını söyleyen Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da seslenerek, şu ifadeleri kullandı:
“Tayyip Erdoğan’ın Ankara mitinginde dün Filistin’e destek olmak için İsrail’le ticareti durdur. Ticaret durmadan zulüm bitmez diyen pankartı taşıyanları yaka paça gözaltına aldılar. Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Meydanlara gelen, tepki gösteren gençleri gözaltına alma. Filistin’e sahip çıkanları gözaltına alma. Bunların gereğini yap. Bunu yapmanı bekliyoruz ve ailendekilerin yakın çevrenin yandaşlarının İsrail’le yaptığı ticaretin Filistin’e bomba olarak yağdığını, İsrail’in bundan cesaret aldığını hep birlikte görüyoruz. Bu yüzden biz de toplattığı pankartın gözaltına aldırdığı arkadaşların arkasındayız. Filistin’e destek için İsrail’e ticarete son vermelisin diyoruz.”
Ramazan’ın barış, sevgi, sabır, huzur getirmesini dileyerek sözlerine devam eden Özel, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Yapacağınız seçim, gelecek hafta pazar günü bu saatlerde Bayraklı’yı kim yönetecek, İzmir Büyükşehir’i kim yönetecek bunların her birisi belli olmuş olacak. Ümit ediyoruz, Bayraklı’da İrfan Önal kardeşimiz belediye başkanı olacak. Ona inanıyoruz, ona güveniyoruz. Yine bugün bütün gün birlikte çalıştığımız, ardından benim buraya gelirken kendisi Menderes’e giden, daha önce de sizinle defalarca burada olan çok sevgili Cemil Tugay’ın selamlarını getirdim, kabul buyurunuz. Önümüzdeki hafta pazar günü işi ehline İrfan gibi bir gence, Cemil Tugay gibi başarılı bir belediye başkanına sakin, kararlı, inançlı, İrfan kardeşimle birlikte ekip ruhuyla, takım ruhuyla çözecek olan Cemil Tugay’a da sizlerden destek istiyorum.”
]]>İYİ Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Cem Karakeçili, partisinden istifa ettiğini açıkladı. Karakeçili, “Hatırlatmak gerekir ki 2020 kurultayında itibaren ‘başka bir milliyetçilik mümkün’ diyebilen bir parti ortaya çıkmıştı…Gelinen noktada ise ‘Bu kurşunlar mı bize dur diyecek’, ‘Uğur Mumcular, Gaffar Okkanlar, Sinan Ateşler durdu mu’ diye konuşan Akşener’den ‘Eskiden siyasi cinayetler mertçe işlenirdi’ diyebilen bir zihin dünyasına geçilmesidir. Birkaç ay öncesine kadar Cumhurbaşkanı olması niyetiyle masa devrilen İmamoğlu için ‘Gözü başka mevkilerde olanlar bu şehri yönetemez’ denilmesidir. Ankara’da ise ‘hür ve müstakil’ iddiasının, tüm siyasi yaşamını CHP’de geçirmiş bir adayla neticelenmesidir. Eğer İYİ Parti üzerine oynanan bir oyun ve yapılan bir operasyon varsa burada aranmalıdır” dedi.
İYİ Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Cem Karakeçili, bugün partisinden istifa ettiğini duyurdu. Karakeçili, X hesabında “Her veda zordur çünkü zor zamanlarda, doğru amaçlarla, güzel duygularla, cesur insanlarla iyi günler geçirdim. Her şey için minnettarım tüm İYİ Parti ailesine teşekkür ediyorum” notuyla açıklama yaptı. Karakeçili’nin açıklaması özetle şöyle:
“GENEL BAŞKANLAR İSE KOORDİNASYONU, UZLAŞMAYI, DENGEYİ VE DÜZENİ SAĞLAYAN ORKESTRA ŞEFLERİDİR”
“Siyaset bir ekip çalışmasıdır. Amacı çatışmaları ve çıkarları uzlaştırmak olan bir sanattır. Bu uzlaşı da merkezde ve makulde buluşmaktır. Merkezi ve makulü inşa etmektir. Haliyle, siyasal partiler de siyaset sanatını icra etmek üzere, ortak fikirlere ve ideallere sahip ancak farklı yetenekleri olan insanları bir araya getiren orkestralara benzerler. Genel başkanlar ise koordinasyonu, uzlaşmayı, dengeyi ve düzeni sağlayan orkestra şefleridir.
“BU HAZİN DURUMU ÜZÜNTÜYLE İZLEYEN PARTİMİZİN MİLYONLARCA SEÇMENİ İSE DAVUL VE TOKMAĞIN ARASINDA SIKIŞIP KALMIŞTIR”
Ancak Genel Başkan Sn. Meral Akşener, oldukça bilgili bir siyasetçi, fazlasıyla tecrübeli bir orkestra şefi olmasına rağmen, en iyi bildiğini zannettiğimiz enstrümanlara ısrarla yanlış parçalar icra ettirmekte, en iyi bildiğini var saydığımız notalara da sürekli yanlış basmaktadır. Gelinen noktada partinin iradesi, tokmağın birinin, davulunsa başkasının elinde olduğu, siyasal bir gürültü kaynağına dönüşmüştür. Bu hazin durumu üzüntüyle izleyen partimizin milyonlarca seçmeni ise davul ve tokmağın arasında sıkışıp kalmıştır.
“BİRKAÇ AY ÖNCESİNE KADAR CUMHURBAŞKANI OLMASI NİYETİYLE MASA DEVRİLEN İMAMOĞLU İÇİN, ‘GÖZÜ BAŞKA MEVKİLERDE OLANLAR BU ŞEHRİ YÖNETEMEZ’ DENİLMESİDİR”
Hatırlatmak gerekir ki 2020 kurultayında itibaren ‘başka bir milliyetçilik mümkün’ diyebilen bir parti ortaya çıkmıştı. ‘Hür ve müstakil’ bahanesinden önce ‘hürriyet’ diyebilen bir siyaset kurulabilmişti….Gelinen noktada ise, ‘Bu kurşunlar mı bize dur diyecek’, ‘Uğur Mumcular, Gaffar Okkanlar, Sinan Ateşler durdu mu?’ diye konuşan Akşener’den ‘eskiden siyasi cinayetler mertçe işlenirdi’ diyebilen bir zihin dünyasına geçilmesidir. Birkaç ay öncesine kadar Cumhurbaşkanı olması niyetiyle masa devrilen İmamoğlu için, ‘gözü başka mevkilerde olanlar bu şehri yönetemez’ denilmesidir. Ankara’da ise ‘hür ve müstakil’ iddiasının, tüm siyasi yaşamını CHP’de geçirmiş bir adayla neticelenmesidir. Eğer İYİ Parti üzerine oynanan bir oyun ve yapılan bir operasyon varsa burada aranmalıdır.
Dolayısıyla operasyon denen şey, kökleri dışarıda aranmasına gerek olmayacak kadar içeridedir, bünyededir ve alenidir. Ancak yetkili hiç kimse hastalığı kabul etmemekte, bu konudaki uyarılarıysa düşmanlık ve ihanet olarak addetmektedir. Teşhisin ve haliyle tedavinin yapılma imkanının kalmaması ise mevcut koşullarda iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığın sonucunun beklendiği umutsuz bir kabullenişi göstermektedir. Buraya kadar anlattığım ve paylaştığım hazin durum, İYİ Parti’de görev yapmama artık izin vermemektedir….Partideki yerel yönetimler başkan yardımcılığı görevimden istifa ediyorum ve parti üyeliğinden ayrılıyorum.”
İYİ Parti kaynakları ise Karakeçili’nin istifasına ilişkin sessiz kalmayı tercih ettiklerini bildirdi.
]]>
Yüksek kira fiyatları, gündemdeki yerini koruyor. Çözüm platformu Şikayetvar da kiracıların konuyla ilgili şikayetlerini derledi.
Geçtiğimiz yıldan bu yana yüksek enflasyonla birlikte tırmanışa geçen kira fiyatları, gündemdeki yerini koruyor. Çözüm platformu Şikayetvar’a ulaşan şikayetlere göre, kira artış oranı yasalarla belirlenen yüzde 25’in çok ötesinde… Gelen şikayetlere göre kimi kiracılar yılda 5 kez kiralarına zam yapıldığını iddia ederken kimileri de bu koşullarda ‘nefes alamıyoruz’ diyor. Yetkililerden acil çözüm bekleyen kiracılar, evsiz kalmaktan korktuklarını belirterek ‘kışı sokakta mı geçireceğiz?’ endişesini platform üzerinden dile getiriyor.
Konuyla ilgili platforma ulaşan bazı şikayetlerse şöyle:
“KİRAYA BİR YILDA 5 KEZ ZAM YAPILDI”
“11 yıldır oturduğum evde son bir yılda 5 defa zam yapıldı. Ev sahibi şu an 10 bin TL istiyor. Asgari ücretin 11 bin 400 TL olduğu bir ülkede nasıl kira verilecek, nasıl geçinilecek? Allah rızası için bir el atın bu işe, çok çaresiz kaldık. Ne olacak bu hayat böyle?”
“GENÇLERİN AYAKTA DURMASI GEREKMEZ Mİ?”
“Kirada fahiş artış nedeniyle kiracı olarak oturmakta olduğum daire, 2 bin TL’den 7 bin TL’ye çıkartıldı. Tek başıma yaşayan ve asgari ücrete çalışan biri olarak bu konuda yardım istiyorum. Bir kiracı olarak büyük sıkıntı çekiyorum. Geçim konusunda biz gençlerin ayaklarımızın üstünde durmamız gerekmez mi? Neden sürekli zorluklarla karşılaşmak zorundayız?”
“SOKAKTA MI YAŞAYALIM?”
“Kiralar çok yüksek. Emekli maaşı ve asgari ücret bu kadar düşükken kiralar; 12, 15, 20 bin TL nasıl olabilir? Neden dur denilemiyor? Sokakta mı yaşayalım? Halkın sesine neden kulak verilmiyor? Asgari ücret ‘Emekli bu’ denilip bunun yüzde şu kadarı kira olmak zorunda denmiyor. Buna bile güç yetmiyorsa biz kimi neden savunuyoruz?”
“4 BİN TL İLE NASIL GEÇİNEBİLİRİM?”
“Ev sahibi, 2 bin TL olan kiramı 8 bin TL yaptı. Evde tek çalışan sadece benim. Eşim 3 yaşındaki oğlumuza bakıyor. ve ben asgari ücretle çalışıyorum. 12 bin 150 TL maaş alıyorum. 8 bin TL kira verip 4 bin TL ile faturalarımı ödeyip eve nasıl bakabilirim? 1 ay boyunca kalan 4 bin TL ile nasıl geçinebilirim? Yardımlarınızı bekliyorum.”
“BİRİLERİ ARTIK BUNA DUR DESİN”
Asgari ücretle çalışan birine 10 bin TL kira istemek nedir? Ev eski bir yapı, içerisi Allah’a emanet ve bir yılda üçüncü zam. Rabbime havale ediyorum ama devletimizin de buna bir dur demesi lazım. Yeter artık. Eğitim, eğitim diyorlar evlatlarımıza test kitabı almaya bile gücümüz yetmezken bir de kiraya zam yapılıyor. Birileri artık buna dur desin.”
“KIŞ VAKTİ ‘EVDEN ÇIKIN’ DESE, EV BULAMAM”
“Ev sahibimiz 2 bin TL olan kiramızı 6 bin TL’ye çıkardı. Bunu yapabilir mi? Kira artış oranı ne kadar? Bu konu hakkında ne yapabilirim? Kış vakti ‘Evden çıkın’ dese, ev bulamam; mağdur olmak istemiyorum. Ama bu kadar fazla birden zam yapılmasını da istemiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim.”
“EV SAHİPLERİNE YAPTIRIM UYGULANMALI”
“Emekli maaşı ile kiramızı ödeyemeyecek duruma geldik. Ev sahibi yüzde 25 değil, yüzde 125 zam istiyor. Ev sahiplerine yaptırım uygulanmalı. Eğer yüzde 25 zam yapılmasının kanunu varsa, bu açıkça tekrar altı çizilerek ifade edilmeli. Zor durumdayız. Çok acil olarak kanunların altı çizilmeli ve kiracıların zor durumda mağdur olmaması sağlanmalıdır. Saygılarımla”
“NEFES ALAMIYORUZ”
“5 bin TL olan kiram 12 bin TL’ye çıkarılmak istendi. Böyle bir gelirimiz yok, nasıl karşılayacağız? Taşınmak için de büyük miktarda para gerekiyor. Böyle bir ekonomik sıkıntıyı daha önce hiç yaşamamıştık, herkes bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyor. Acil çözüm üretilmesi gerekiyor, aksi takdirde aile kavramı zarar görecek. Toplumsal bir stres içindeyiz. Devlet yetkililerinin derhal çözüm bulması şart. Lütfen acil olarak en azından kira yükümüzü hafifletecek adımlar atılmasını sağlayın, nefes alamıyoruz.”
]]>