Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TRT Haber canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin 54 ürün grubunda İsrail ile ihracatını kısıtlama kararı alması hakkında konuşan Bakan Bolat, dünyada bunu uygulayan ilk ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.
Bakan Bolat şunları söyledi: “Dünyada BM nezdinde maalesef İsrail’e karşı toplu ya da bireysel bir ambargo kararı alınmadı. Başkalarını beklemeden tam 42 bin ton yardım malzemesini Gazze’ye ulaştırmayı başardık. Bütün dünyada Gazze’ye en çok yardım ulaştıran iki ülkeden biri Türkiye oldu.
Dünyada Türkiye, İsrail’e ilk ambargoyu uygulayan ülke oldu. İsrail’in Türkiye’nin yardım çalışmalarına karşılık vermemesi bizim açımızdan sabır taşını çatlattı. En son Ürdün üzerinden havadan yardım girişimimize engel olundu.
Uluslararası kamuoyuna bir işaret fişeği olması amacıyla bizden İsrail’e giden ihracatı özellikle önemli kalemlere geçici olarak sınırlandırma getirdik. Bunu yaparken herhangi bir kaybı önemsemedik. Bizim için önemli olan Gazzelilere zulmün sona erdirilmesi. Tespit ettiğimiz ürünler İsrail açısından önemli ürünler.
Bugün Filistin Ekonomi Bakanı Muhammed el-Amur ile görüştüm. Kendisi bugüne kadar gösterilen destek nedeniyle Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımıza şükran duyduklarını söyledi. Bu kararla Türkiye’den Filistin tarafına ticaretin de etkilenebilecek olmasına karşın, bu kararın asıl hedefinin İsrail’in saldırganlığını durdurma, acil ateşkes ve Gazze’ye insani yardım konvoylarının geçişini sağlamanın hedeflendiğinin farkında olduklarını dile getirdiler ve bundan dolayı teşekkürlerini belirttiler.
Etrafta dolaşan yalan yanlış haberlerin kaynağının İsrail istihbaratı olduğunu tespit ettik. Türkiye’nin Gazze’ye sahip çıkmasını itibarsızlaştırmak istiyorlar. Bugüne kadar Gazze ile ilgili çalışmalar hep devam etti. Bu ürünler seçilirken temel gıda maddeleri kapsam dışı bırakıldı. Gelişmelere göre bu ürünlerle ilgili de karar verilebilir.
Bu ticaretler ağırlıklı olarak özel şirketler ve yabancı yatırımcı şirketler tarafından yapılan işlemlerdi. Ticaret Bakanlığı ticaret yapan bir kurum değildir. Burada çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Bugün üzülerek gördüm bir jet yakıt konusu gördüm. Sanki İsrail askerlerine yakıt satılıyormuş gibi büyük bir iftira gördük. Böyle bir iftira atmak iftiraların en büyüğüdür. Vatandaşlarımız siyaset istismarcılığı yapılarak atılan bu iftiralara itibar etmesinler.
Ümidimiz İsrail’in aklını başına alması ve insani yardım çalışmalarının bir an önce başlamasıdır. Bugüne kadar Filistin için elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.
Filistin tarafının kendilerinin doğruladığı ve Filistin ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu anlatmalarına karşı birileri siyasi fırsatçılık yaparak suyu bulandırmaya çalıştı. Her platformda biz Filistinlilerin yanında olmaya çalışıyoruz. Bazı Batılı ülkeler havadan yardım yapmaya çalışıyor. Bir uçak 30 tonluk yardım atabiliyor. Biz 42 bin ton yardım yaptık. Bir yanda 42 bin ton bir yanda 30 ton. Kanallar açık olsa daha fazlasını da yapacağız.”
]]>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi de olan, Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Kutluk, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünya geneli kanser istatistiklerine ilişkin bilgileri paylaştı.
Dünyada kanser istatistikleriyle ilgili en güncel bilgi olan, 2022 yılı verilerinin yeni yayımlandığını belirten Kutluk, “Dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin kansere yakalandığı bildiriliyor. Maalesef bu hastalardan 10 milyonu kaybediliyor ancak 10 milyon kişi de kurtarılıyor. Geçmiş yıllara bakıldığında kanserden kurtarılan kişi sayısı her yıl artıyor.” ifadesini kullandı.
Halihazırda dünyada kanseri atlatan ve kanser tanısı alan toplam 53 milyon kişinin bulunduğunu aktaran Kutluk, “Türkiye’de ise 2020’de her yıl yaklaşık 230 bin kişi kansere yakalanırken, 2022 itibarıyla yılda 240 bin kişinin kanser olduğu biliniyor. Maalesef bu hastaların da yaklaşık 130 bini kaybediliyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Kutluk, Türkiye’de son 5 yıl içinde kanser tanısı almış ve kanserle yaşayan 700 bine yakın kişinin bulunduğunu bildirdi.
2045’te 32 milyon kişinin kansere yakalanacağı öngörülüyor
Kanserle ilgili Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) gelecek projeksiyonlarına da işaret eden Kutluk, “DSÖ, 2045 yılında dünyada 32 milyon kişinin kansere yakalanacağını ve şu an yılda 10 milyon olan kanser kaynaklı ölümlerin 17 milyona çıkacağını öngörüyor. Türkiye’de ise kanser vakalarının 2045’te 420 bine, kanserden ölümlerin ise 256 bine ulaşacağını biliyoruz.” açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. Kutluk, kanserden kayıplar devam etse de her geçen yıl tedavi başarısının arttığını ve dolayısıyla daha fazla insanın bu hastalıktan kurtarıldığını vurguladı.
En sık akciğer kanseri görülüyor
Yetişkinlerde en sık akciğer, meme ve kalın bağırsak kanserinin görüldüğünü anlatan Kutluk, “Dünyada her sene 1,5 milyon civarında insan akciğer kanserine yakalanıyor. Türkiye’de ise tütün kullanımının da etkisiyle rakamlar bir miktar ürkütücü. Her sene 40 bin kişi akciğer kanseri oluyor. Bunu 25 bin vakayla meme kanseri ve 21 bin vakayla kalın bağırsak kanseri izliyor.” dedi.
Kutluk, çocuklarda en sık görülen kanser türleri içerisinde sırasıyla lösemiler, beyin tümörleri ve lenfomaların yer aldığını söyledi.
Dünya genelinde yaklaşık 200 bin çocuğun kanser tanısı aldığını, 200 bin çocuğun da hastalığına rağmen tanı alamadığının öngörüldüğünü belirten Kutluk, “Türkiye’de 0-14 yaş grubunda kansere yakalanan 3 bin 500 civarında çocuğumuz bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Akciğer kanserinin baş sorumlusu “tütün”
Prof. Dr. Tezer Kutluk, kanserde en önemli risk faktörünün tütün ve tütün ürünleri kullanımı olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gerek ülkemiz gerekse dünyada görülen akciğer kanserlerinin yüzde 90’ı tütün kullanımı kaynaklı. Tütünün bir şekilde dünyadan elimine edilmesi, yok edilmesi gerekiyor. Bunun dışında kilo fazlalığı da kanser açısından önemli bir risk faktörü. Dünya genelinde her yıl görülen kanserlerden 500 bininin kilo fazlalığı, şişmanlıkla ilişkili olduğu biliniyor. Ayrıca UV ışınlarının yol açtığı, güneş ışığına aşırı maruziyet nedeniyle dünyada 170 bin kişinin kansere yakalandığı bildiriliyor. Bunların yanında dünyada her yıl görülen kanserlerin 750 bini alkol kullanımı ilişkili.”
Kutluk, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, tütün kullanımından uzak durulması ile kanserden korunmanın mümkün olduğunu belirtti.
“Erişkin kanserlerinin tedavisinde gelinebilecek en iyi nokta yakalandı”
Kanserde erken tanı ve tedavinin önemine dikkati çeken Kutluk, Türkiye’de meme ve kalın bağırsak kanseri konusunda belirlenen yaş gruplarında ücretsiz taramaların yapıldığını anımsattı.
Kutluk, bireylerin mutlaka zamanı geldiğinde kanser taramalarını yaptırması gerektiğinin altını çizdi.
Son yıllarda kanser tedavisinde yeni gelişmelerin yaşandığına da değinen Kutluk, radyoterapi ve kemoterapinin yanında özellikle 2000’li yıllardan itibaren hedef odaklı, bireyselleştirilmiş tedavilerin ön plana çıktığını dile getirdi.
Prof. Dr. Kutluk, şunları kaydetti:
“Halk arasında ‘akıllı ilaç’ olarak da anılan, hedefe yönelik, bireyselleştirilmiş yöntemler kanser tedavisinde çığır açtı. Şu an tüm kanser türleri için geçerli olmasa da bu ilaçlar, tedavi başarısında önemli bir kapı araladı. Uzun yıllardan beri erişkin kanserlerinin tedavisinde gelinebilecek en iyi nokta yakalandı. Hedefe yönelik ilaçlarla 5 yıllık yaşam şansı yüzde 70 gibi bir orana ulaştı. Çocuk kanserlerinde ise tedavi başarısı yüzde 85’lere çıktı.”
1947’de kurulan Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği’nin 19 yıldır Kanserli Hastalar Kongresi’ni düzenlediğini aktaran Kutluk, kanserle mücadelenin hastalar ve yakınlarıyla birlikte sürdürülmesi gerektiğini, kongrenin de bu amaçla yapıldığını söyledi.
Kutluk, bu yılki kongrenin de 1 Nisan’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi.
]]>Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Ezgü, yaklaşık 1 yıl önce faaliyete geçirilen merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Merkezin özellikle yeni ve kalıcı tedavilere ihtiyaç duyulan çocukluk çağı genetik hastalıklarında, Türkiye’nin ilk ileri tedavi yöntemleri ve ilaç geliştirme çalışmalarına odaklandığını vurgulayan Ezgü, farklı tedavileri içeren 20’nin üzerinde klinik araştırmanın merkezde yürütüldüğünü anlattı.
Ezgü, bu kapsamda dünyada sadece nitelikli birkaç merkezde yapılabilen gen tedavi uygulamalarının da alınan uluslararası izinler doğrultusunda başlatıldığını belirterek, “Fenilketonüri (PKU) hastalığında yürüttüğümüz üç klinik araştırma var. Bunlardan sonuncusu hastalığın kesin, kalıcı tedavisini hedefleyen gen tedavisi.” bilgisini paylaştı.
“Dünyada tek merkez olarak başladık”
PKU’nun özel bir beslenme uygulanması gerektiren, aksi halde çocuklarda zeka geriliği ve kalıcı beyin hasarına yol açan kalıtsal bir hastalık olduğuna dikkati çeken Ezgü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün genetik hastalıklar gibi fenilketonüride de kalıcı bir tedavi oluşturabilme hedefiyle dünyada gen tedavisi çalışmaları başlatıldı. Bu konuda farklı bir ülkede üretilen ilacın laboratuvar çalışmaları, hayvan denemeleri gibi aşamaları başarıyla tamamlandı. Ardından tedavinin ilk kez insanlar üzerindeki uygulamaları gündeme geldi.
Merkezimiz, yapılan araştırmalarda belirlenen kriterleri fazlasıyla karşılaması nedeniyle, gen tedavisinin fenilketonüri hastaları üzerinde dünyadaki ilk uygulamasını yapmak üzere seçildi. Bu çalışmaya, uluslararası bir merkez hüviyetinde dünyada tek merkez olarak başladık, ilerleyen aşamada 2-3 merkez katılabilir. Sadece ülkemizdeki değil, dünyadaki birçok hasta için de önem taşıyor. Gen tedavisini şu an 2 fenilketonüri hastamıza başarıyla uyguladık, yakın zamanda üçüncü hastamıza da yapılacak. İlerleyen günlerde sonuçlarını hep birlikte gözlemleyeceğiz.”
Prof. Dr. Ezgü, gen tedavisinin Faz 1 çalışmalarının, üçer hastaya farklı dozların uygulandığı üç ayrı hasta grubunu kapsadığını, sonuçlarını uluslararası bir doktor ekibinin değerlendirdiğini söyleyerek, buradan çıkacak sonuçlara göre bir sonraki aşamaya geçileceğini ifade etti.
İki hastada beyin içine ameliyatsız gen tedavisi uygulandı
Çocuklarda beyin ve farklı organlarda ciddi hasara yol açan, ölümle sonuçlanabilen bir tür enzim eksikliği bozukluğu GM1 Gangliosidozis’e ilişkin de dünyada üçüncü, Türkiye’de ise ilk olan bir tedavi yöntemini klinik çalışma kapsamında başlattıklarını bildiren Ezgü, şunları kaydetti:
“Bu hastalıkta da yabancı bir sponsor tarafından gen tedavisi geliştirildi ve dünyada bunu uygulayabilecek, bizim de içinde olduğumuz üç merkez seçildi. Bu hastalıktaki gen tedavisi uygulamasını damardan değil, doğrudan beyin içine yapıyoruz. Ameliyatsız olarak, bir iğneyle tomografi altında direkt beyne ilaç uygulamasını içeriyor.”
Dünyada çok yeni olan bu yöntemi sınırlı sayıda ekibin uygulayabildiğini, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki ekibin de ABD’de bu konudaki eğitimleri aldığını aktaran Ezgü, “Hocalarımız, gen tedavisini iki hastamıza tomografi altında, ameliyatsız, kısa bir anesteziyle doğrudan beyin içine başarıyla uyguladı. Ülkemizde ilk kez yapıldı bu uygulama. Hastalarımız da tedavinin uygulandığı dünyadaki 5. ve 6. hastalar oldu.” dedi.
“Yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz”
Prof. Dr. Fatih Ezgü, iki klinik araştırmanın farklı genetik hastalıkların tedavisine de ışık tutabileceğinin altını çizerek, “Önümüzdeki dönem, yurt dışında geliştirilen ilaçların yanı sıra kendi laboratuvarımızda geliştirdiğimiz bir ilacın ileri süreçlerini başlatmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ezgü, üre döngüsü bozuklukları ve lizozomal hastalıklara ilişkin de iki ayrı gen tedavisi çalışmaları başlatacaklarını söyleyerek, “Bunların yanında kendi laboratuvarımızda farklı bir hastalığa ilişkin yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz. Eğer başarı sağlanabilirse ilerleyen yıllarda ürettiğimiz ilacın klinik araştırmasını da merkezimizde yapacağız.” açıklamasında bulundu.
“Hedefimiz bu tedavilerin tüm hastaların kullanabileceği şekilde geliştirilmesi”
Faz 1 klinik araştırmaların çok kısıtlı sayıda hastayla yürütüldüğünü, ilerleyen aşamalarda daha fazla insanın çalışmaya dahil edildiğini anlatan Ezgü, gen tedavisi çalışmasına da hastaların, yaş durumunun içinde olduğu yaklaşık 20 farklı kriterin değerlendirilmesi sonucu kabul edildiğini söyledi.
Ezgü, “Hedefimiz bu araştırmaların başarıyla sonuçlanması ve tedavilerin bütün hastaların kullanabileceği bir şekilde geliştirilmesi. Şunu özellikle belirtmek isterim; tüm genetik hastalarımız geleceğe umutla bakabilir. Elbette bir miktar sabretmeleri gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Yeni geliştirilen birçok ilacın yıllar içerisinde gelişme kat ettiğine dikkati çeken Ezgü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve TÜSEB’in bu çalışmalara ciddi destek sağladığını vurguladı.
Klinik çalışmaların çocuk beyin cerrahisi, anestezi, kulak burun boğaz, radyoloji gibi birçok bölümle işbirliğinde yürütüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Fatih Ezgü, merkezdeki klinik araştırmaların hastaların ileride daha iyi sağlık hizmetine kavuşabilmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapabilecek, profesyonel bir ekiple yürütüldüğünü sözlerine ekledi.
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Keçiören’de konuştu. Ankara için ne yapmak istedilerse engellendiklerini belirten Yavaş, tüm ihaleleri canlı yayınladıklarını, halka hesap verdiklerini kaynakları “har vurup harman savurmadıklarını” anlattı. Yavaş, “Ankara’nın gerçek ihtiyaçları nedir onları tespit ediyoruz. Aynı zamanda kaça yapıyoruz, bunların hepsinin biz size hesabını veriyoruz. Ama lafa geldiği zaman ‘Ben bu dünyada hesap vermem, öbür dünyada Allah’a hesap verin’ deyip sıyrılıyorlar. Ben de diyorum ki; artık bu işler bitsin, şaibeler bütün belediyelerin üstünden kalksın Türkiye’de. Artık siyaset kolay kazanma, kar kapısı olmasın. Herkes mal beyanını açıklasın. Göreve geldiğinde neymiş, görevden sonra ne olmuş, bunu bir görsün. Bu dünyada hesabını veremeyen öbür dünyada hiç vermez” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, Keçiören’de vatandaşlarla bir araya geldi. Keçiören Belediye Başkan Adayı Mesut Özarslan’ın da katıldığı buluşmada Yavaş şunları söyledi:
“ARTIK BU ZİHNİYETİN SONU GELMİŞTİR. ANKARA HALKI KENDİSİYLE ELELE TUTUŞACAK BELEDİYE BAŞKANLARINI SEÇECEKTİR”
İşbaşına gelir gelmez belediye meclisine ilk yaptığım konuşma şuydu; sevgili belediye meclis üyelerimiz, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak beni seçti bu halk. İlçelerde farklı tercih kullandı, saygımız sonsuz, hepimiz buna saygı duymak zorundayız. Ben bundan sonra sizlerle birlikte iş birliği yapıp Ankara’nın bütün ilçelerine gereken çalışmaları yapıp, projelerimizi gerçekleştirmeye destek olacağım. ve asla hiçbirinizi de ayırmıyorum. Elinizi tutun, hep beraber güzelce hizmet edelim. Fakat maalesef belediye başkanlığından bir ikisi hariç daha hiçbiri benim odamı dahi görmedi. Neden? Çünkü patilerini ilçelerinden çok seviyorlar. Lafa geldiği zaman her şey Keçiören için, her şey Çubuk için, her şey Nallıhan için demesini biliyorlar. Hani ben de partizanlık olsa şuradan az oy aldık desem, yaklaşmasam amenna. Böyle siyaset olmaz, idarecilik de olmaz. Bakın bu kardeşiniz Ankaralının hakları için Cumhurbaşkanıyla görüşüyor, bakanlarla görüşüyor. Bir yerim mi eksiliyor? Sonuçta Ankara halkının yararına olan işlerle görüşüyorum. Onların talebi diyorum. Onun yetkisinde olan şeyleri istiyorum. Peki sizler neden Ankara halkının seçtiği Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nı niye yok sayıyorsunuz? Bu nedenle artık bu zihniyetin sonu gelmiştir. Ankara halkı kendisiyle elele tutuşacak belediye başkanlarını seçecektir.
“ANKARA İÇİN NE İSTEDİYSEK BAŞARILI OLMASIN DİYE HEPSİNE ‘HAYIR’ DEDİLER. YARIN BİR GÜN BUNLARIN HEPSİNİ TELEVİZYONDAN DA GÖSTERECEĞİZ”
Ankara için ne istediysek bu başarılı olmasın diye hepsine ‘Hayır’ dediler. Yarın bir gün bunların hepsini televizyondan da göstereceğiz. Tüm ihale canlı yayınlıyoruz. Halka hesap veriyoruz, hesap vermek zorundayız. Birine siz borç verseniz, har vurup harman savurduğunu görürseniz ne dersiniz? Kaldı ki bize emanettir bu paralar. Biz bunları sadece sizin ihtiyaçlarınız için harcamamız lazım. Bir nereye harcayacağımızı soruyoruz. Kent Konseyi’yle toplanıp sivil toplum kuruluşlarıyla beraber öncelikli yatırımlar ne olması gerekir, Ankara’nın gerçek ihtiyaçları nedir onları tespit ediyoruz. Aynı zamanda kaça yapıyoruz, bunların hepsinin biz size hesabını veriyoruz. Ama lafa geldiği zaman ‘Ben bu dünyada hesap vermem, öbür dünyada Allah’a hesap verin’ deyip sıyrılıyorlar. Ben de diyorum ki; artık bu işler bitsin, şaibeler bütün belediyelerin üstünden kalksın Türkiye’de. Artık siyaset kolay kazanma, kar kapısı olmasın. Herkes mal beyanını açıklasın. Göreve geldiğinde neymiş, görevden sonra ne olmuş, bunu bir görsün. Bu dünyada hesabını veremeyen öbür dünyada hiç vermez. İki, sizden aldığımız paraları harcarken israf yapamayız. Çakarlı arabalarla, konvoylarla, lüks araçlarla gezemeyiz.
Kimse vatandaşın parasıyla sefa süremez. İsraf edilmiş tek bir yatırımımız yok. Ankara halkını kalkındıracak kırsal kalkınma çalışmalarımız, desteklerimiz var. Şimdiye kadar hiçbir belediye bizim kadar destek olmadı. İklimde değişikliği nedeniyle önümüzdeki yıllar açlık ve kuraklık getirecek. Üretilmesi lazım. Bu nedenle çiftçilere destek oluyoruz.
“BİR KENTİN ANNESİ, BABASIYSAK BİZ, BİZİM KENTİMİZDE YAŞAYAN, DESTEĞE İHTİYACI OLAN AİLELERİ GÖZETMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR”
Şimdi bir kentin annesi, babasıysak biz, bizim kentimizde yaşayan, desteğe ihtiyacı olan aileleri gözetmek boynumuzun borcudur. Biz gelmeden yardımları kesecek dediler ne oldu? İşçileri çıkaracak dediler. Ne oldu? Kendileri çıkarttılar değil mi? Kendi belediyelerinden kendilerini çıkarttılar. Emeğiyle çalışan herkes mesai arkadaşımızdır dedik. Sosyal destek de tarihinde görülmediği kadar yapılıyor. Başkent Kart üzerinden yapılıyor. Esnaflar da para kazanıyor. Biz elin verdiğini de diğer el görmüyor. Şimdi en son başımıza gelen işler şunlar; Keçiören Köprüsü’nü, Fatih Köprüsü’nü yapacağız. Animasyonunu yayınladık. Ankara Üniversitesi’yle de anlaştık, protokol imzalayacağız. Tam iki yıl oldu. ve bu protokoller daha imzalanmadı. Ben de geçenki açılışımızda söyledim; Projesi hazır. Gerekirse yerin altından tünelde geçip illa ki orayı da rahatlatacağız. Keçiören-Ovacık metrosunun projesini ben bitirdim. Fakat Ovacık’ta bir tane bakım istasyonu için yer lazım. Keçiören Belediyesi’nden istedik vermediler. Ondan sonra ‘Biz metro yapacağız’ diyorlar. Elinizde metro projesi yok ben yapmasam. Keçiören-Havaalanı metrosunu yapacağız. Bir de onlar da şikayet ediyor. Diyorlar ki; ‘Havaalanına metrosu olmayan tek şehir Ankara’ diye. Siz neyi şikayet ediyorsunuz? 25 yıl benden önceki dönem aldı yapmadınız. 2022’den beri yatırım programında yapmadınız. Sizin ne şikayet etme hakkınız var? Bu yılki bütçeye de 2024 bütçesine üç bin lira koymuşlar. Açmışlar pankartları; ‘Keçiören metrosu yapılacak.’ İstanbul’la metro yarıştırıyorsunuz. Ankara’nın suçu günahı ne? Bugünkü büyükşehir başarısız olsun diye kendi ilçelerine maalesef eziyet ettiler. Şimdi artık değişim zamanı geldi.”
]]>Üstel, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Antalya Diplomasi Forumu’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ve uzman bir heyetle bulunduklarını kaydeden Üstel, forumun “her geçen gün dünyada adından daha fazla söz ettirmeyi” başardığını vurguladı.
Üstel, ADF’nin dünya genelinde barış, güvenlik ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla liderlerin ve uzmanların önemli bir buluşma noktası haline dönüştüğünü ve bunun kendilerini mutlu ettiğini belirterek, “Bu forum, aynı zamanda Türkiye’nin dünya siyaseti üzerinde her gün artan gücünün ve etkisinin de açık göstergesi olarak karşımızda duruyor.” diye konuştu.
Dünyanın “giderek daha karmaşık” hale geldiğini ve zorlukların tek boyutlu olarak kalmadığını söyleyen Başbakan Üstel, “Bu nedenle, küresel barış ve istikrarı sağlama konusunda artık ortak hareket etmeli, çabalarımızı bir araya getirerek koordine etmeliyiz. ADF’nin bu yılki konusu ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak.’ işte tam da bu öneme atıfta bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Üstel, ADF’de farklı ülke ve disiplinlerden gelen uzmanların bir araya getirildiğini aktararak, forumun, ana başlığına uygun bir anlayışın geliştirilmesi ve ortak çözümler bulması için dünyaya önemli fırsat sunduğunun altını çizdi.
ADF’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve vizyonuyla şekillendiğine dikkati çeken Üstel, “Bu foruma davet almak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görünürlüğünün artırılması, sürekli şekilde engellemelere maruz bırakılan uluslararası temas eksikliklerinin giderilmesi ve haklı davamızın dünyaya duyurulması adına da son derece önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Üstel, kendilerinin de “bu misyonla” burada olduğuna işaret ederek, “Sesimizi duyurabileceğimiz, gerek siyasi, gerek medya, hangi seviyeden olursa olsun herkese derdimizi, sıkıntılarımızı ve halkımızın uluslararası camiadan beklentilerini aktarmak için buradayız.” dedi.
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız”
Böyle bir forumda bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını kaydeden Üstel, KKTC olarak uluslararası temas konusunda büyük zorluklar yaşadıklarını belirtti.
Öte yandan Üstel, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan yaşadığı izolasyonları, dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız. Onun için, bizim için önemi büyüktür.” şeklinde konuştu.
Üstel, bu fırsat nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
KKTC’nin bağımsızlığından bu yana bu ülkenin dünyadaki hak ettiği yere gelmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile canla başla çalıştıklarını vurgulayan Üstel, “Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ile bizim ilişkilerimiz kardeşten öteye bir ilişkiye dayanır ve bu ilişkiler neticesinde de dünyada ne kadar sıkıntılar olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile biz bu sıkıntıların önünü açıyoruz.” dedi.
Üstel, “Bizim ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz en üst seviyededir ve en üst seviyede de devam edecektir.” diye konuştu.
“Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi küresel bir meseledir”
Yaşadıkları coğrafyanın “barışa hasret duyan, ateşler içinde yanmaya devam eden” bir coğrafya olduğunu aktaran Üstel, “Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi, sadece Doğu Akdeniz’e kıyısı olanları ilgilendiren bir mesele değil, küresel bir meseledir.” diye konuştu.
Başbakan Üstel, Doğu Akdeniz’in güvenliği konusuna ilişkin, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye önemli bir jeopolitik güce sahiptir. Bu gücü küresel barışa hizmet için kullanmaya da hazırız.” değerlendirmesinde bulundu.
“İki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız”
Yapacakları tüm görüşmelerde muhatapları ile bölgesel işbirliği fırsatları ve küresel barışın ele alınacağını vurgulayan Üstel, şöyle devam etti:
“60 yıldır devam eden Kıbrıs sorununa ilişkin, adil, kalıcı ve iki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız. Halkımıza uygulanan haksız ambargoların ve insan hakları ile bağdaşmayan uygulamaların kaldırılmasına yönelik girişimlerimizi sürdüreceğiz.”
Üstel ayrıca forumda sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve diğer küresel sorunlarla mücadele konularında uluslararası uzmanların ortaya koyacağı görüş ve önerileri dinleme şanslarının olacağını kaydetti.
Bu hedeflere ulaşmak için tek bir ülkenin veya kuruluşun çabasının yeterli olmadığını bildiren Başbakan Üstel, ADF’nin dünya barışına ve istikrarına katkıda bulunmasını diledi.
]]>