Yapay zeka ile CNC mantığını birleştirip slikonla kaplı entegre devrelerini zarar vermeden kolaylıkla kazıyarak ana karttan çıkarabilen cihaz sayesinde tamir işlemleri daha verimli hale getirilirken tamirciler, daha önce imkansız görülen onarımları gerçekleştirdikçe gelirlerini de arttırabiliyor.
Ancak bundan daha da önemlisi vatandaşlar yeni bir cihaz almak zorunda kalmadan, mevcut cihazlarını tamir ettirip kullanmaya devam edebiliyor. Özellikle yüksek maliyetli elektronik cihazlar söz konusu olduğunda, bu durum büyük bir ekonomik rahatlama sağlıyor. Yapay zeka ile modernize edilen cihaz telefondaki arızanın komutuna göre hangi entegre üzerinde çalışacağını bilip o devrelerin üzerine gidip silikondan temizlemeye başlıyor.
Uzun yıllar cep telefonu ve elektronik eşya tamiri alanında çalışırken yaşadığı sayısız zorluk karşısında edindiği deneyimler sayesinde yeni uygulamalar geliştirip icatlar yaptığını anlatan Doğan Seyfi Dağtaş cep telefonu sektöründe yaşadığı en büyük zorluğun modern cep telefonları ve diğer elektronik cihazlarda bulunan silikonla kaplanmış entegre devrelerin tamiri olduğunu söyledi.
Bu devrelerin, cihazın daha dayanıklı ve uzun ömürlü olmasını sağlamak amacıyla tasarlanmış olsa da, tamir işlemlerinde ciddi engeller oluşturduğunu aktaran Dağtaş, “Geleneksel yöntemler bu tip bileşenlerin onarımında yetersiz kalıyordu; özellikle ısıtma yöntemleri bu silikon kaplamalı devreleri güvenli bir şekilde çıkarmayı imkansız hale getiriyordu.
İşte tam da bu noktada, yılların birikimiyle geliştirdiğim Doseer IC CNC cihazı devreye girdi. CNC mantığıyla çalışan bu cihaz, silikon kaplı entegre devreleri kazıyarak ana karttan çıkarıyor ve böylece cihazın diğer bileşenlerine zarar vermeden tamir işleminin güvenle yapılmasına imkan tanıyor. Geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda bu cihaz, tamir sürecine yeni bir soluk getiriyor. Özellikle silikon kaplama, entegre devrelerin kazıma işlemi sırasında dikkatli bir şekilde kaldırılarak devrelerin zarar görmeden çıkarılmasını sağlıyor. Bu yenilik, sadece bireysel tamir işlemlerini kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda sektörde tamir edilemez olarak görülen cihazların onarımını mümkün kılıyor” dedi.
“Tamir edilen her cihaz ithal edilecek yeni bir cihazın önüne geçiyor”
Sürecin yalnızca bireysel kazançlarla da sınırlı olmadığını aktaran Doğan Seyfi Dağtaş “Geliştirdiğim bu teknoloji sayesinde tamir edilen her cihaz, ithal edilecek yeni bir cihazın önüne geçiyor. Bu da ülkemiz için büyük bir ekonomik avantaj sağlıyor. Milli sermaye korunmuş oluyor ve yurtdışına döviz çıkışı engelleniyor. Böylece, sadece tamir hizmeti verenlerin değil, tüm ülkenin ekonomisine olumlu bir katkı sağlanmış oluyor. Teknolojik bağımsızlık açısından büyük bir adım olan bu tür yenilikler, yerli tamir endüstrisinin güçlenmesine ve ülkemizin dışa bağımlılığının azalmasına katkı sunuyor” dedi.
Dağtaş sözlerini şu şekilde sürdürdü; “17 yıllık meslek hayatımda edindiğim tecrübe ve geliştirdiğim bu yenilik sayesinde, ülkemize hem ekonomik hem de teknolojik açıdan değer katmaya devam ediyorum. Bu cihaz, sadece bireysel başarı değil, aynı zamanda ülkemizin teknolojik altyapısına yapılan önemli bir katkıdır” – BURSA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KOCAELİ’nin İzmit ilçesinde dondurma satışı yapılan dükkandan 1 milyon TL değerinde altın, döviz ve para çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan G.S. tutuklandı.
KocaeliEmniyet MüdürlüğüAsayiş Şube MüdürlüğüHırsızlık Büro Amirliği ekipleri, 4 Eylül günü İzmit’te dondurma satışı yapılan bir iş yerinden 1 milyon TL değerinde döviz, altın ve para çalındığı ihbarı çalışma başlattı. Yapılan araştırmada hırsızlık şüphelisinin G.S. isimli kadın olduğu belirlendi. G.S. polis tarafından dün gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheli çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. G.S.’nin iş yerinden çaldığı altın, döviz ve para da ele geçirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esad ile görüşme planı, TÜİK hakkındaki tartışmalar ve vergi zamları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Sayın Esed’e ‘Ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede bu görüşmeyi yapalım’ çağrımı iki hafta önce yaptım. Dargınlık, kırgınlık bitsin” açıklamasını değerlendiren Babacan şu ifadeleri kullandı:
“Dış politikada çok temel ilkeler vardır. Bunlardan bir tanesi sorunların barışçıl yollarla çözülme gayretidir. Bir başka önemli ilke, en zor şartlarda dahi diyalog kanallarını açık tutabilmektir. Savaşan ülkeler bile arka kanal diplomasisini mutlaka çalıştırmalıdır. Böyle baktığımızda Suriye’yle ilgili her türlü diyalog çabasını biz kıymetli görüyoruz. Ancak Sayın Esad’la görüşülecek de ne görüşülecek? Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öncelikleri olmalıdır. Bir; bizim hudut güvenliğimiz, sınır güvenliğimiz. İki; sığınmacı sorununun çözümü. Üç; Suriye’den kaynaklı terör eylemlerine karşı Türkiye’nin korunması, savunması. Bunlar bizim çok temel önceliklerimiz olmalıdır. Bunun hemen yanında kuşkusuz Suriye’de bir an önce iç barışın, huzurun sağlanması da yine bu görüşmelerin en önemli hedeflerinden birisi olmalıdır.”
“Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı, tüm etnik ve mezhep temsilinin düzgün bir şekilde yönetimde yer aldığı bir sistem hedeflenmeli”
“Peki bu nasıl yapılacak? Usul ne olmalı? Bir; mutlaka İran dahil bölge ülkeleri sürece katılmalıdır. Suriye’nin yarınlarıyla ilgili yapılacak her çalışmada bölgedeki ülkeler asla ihmal edilmemelidir. İki; Amerika ve Rusya gibi şu anda Rusya- Ukrayna savaşının tam iki karşıtı olan ülkenin yine bu süreçte nasıl yer alacağı, bu iki ülkenin Suriye meselesinde nasıl aynı noktada buluşturulacağı da çok önemli bir meseledir. Bunun yanında konuyla ilgili uluslararası kuruluşlar ve bölgesel kuruluşların da doğru zamanda sürece dahil edilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı, Suriye’nin içindeki tüm etnik ve mezhep temsilinin düzgün bir şekilde yönetimde yer aldığı ve aynı zamanda Suriye’nin doğal kaynaklarının da adil bir şekilde paylaşıldığı bir sistemin Suriye’de mutlaka hedeflenmesi gerekir.”
“TÜİK yönetimi derhal değiştirilmelidir”
Son dönemde yeniden tartışma konusu olan TÜİK hakkında Babacan şöyle konuştu:
“Yıllardır gündeme getiriyorum, özellikle Başkanlık Sistemi’ne geçildiğinden bu yana, damadın ekonominin başına getirilmesinden bu yana TÜİK güvenilirliğini kaybetmiş bir kurumdur. Sayın Şimşek’in göreve geldiği andan itibaren iyi niyetli gayretlerini görüyoruz, izliyoruz ancak TÜİK yönetimi derhal değiştirilmelidir. Bugünden tezi yok, derhal değiştirilmelidir. Bu yönetimle TÜİK güven sağlayamaz.
TÜİK mutlaka şeffaf bir kurum olmalıdır. Daha düne kadar açıklanan rakamları TÜİK birdenbire karar alıyor, ‘Ben artık açıklamıyorum’ diyor. Böyle bir keyfilik olmaz, kabul edilemez. Şeffaflıkla ancak güven sağlanır. Güven olmayınca da ekonomi olmaz. Güven olmayınca ekonomide başarılı sağlanmaz. Çünkü doğru hesaptan kaçmaz. Eğer doğruysan, hesap vermekten, şeffaflıktan kaçmamalısın.”
” Merkez Bankası’nın döviz rezervinin arttığını söyleyenler niçin hala dövizi arka kapıdan alıyor?”
“Şeffaflık sorunu Merkez Bankası’nda da var. ‘Merkez Bankası’nın rezervi arttı’ diyorlar değil mi? Tamam. Peki bu rezerv artışı için Merkez Bankası ne zaman, ne kadarlık döviz aldı bunu açıklıyorlar mı? Daha önceki dönemlerde Merkez Bankası ne kadar, ne zaman döviz sattı bunu açıklıyorlar mı? Tam 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında olmuş bir insan olarak bizim dönemimizde her şeyi şeffaf yapan Merkez Bankası bugün hala niye gizli saklı iş yapıyor? Niye hala arka kapıdan döviz alıp satıyor? Bunu da herhalde bir açıklamaları lazım.
“Doğru hesaptan kaçmaz”
“Merkez Bankası için de tekrar ediyorum; doğru hesaptan kaçmaz. Döviz alıyorsan, döviz satıyorsan bunu daha önceki yıllarca nasıl yapıldıysa yine şeffaf yap, açık yap. Yayınla web sitesinde de ki ‘Ben bu kadar bugün döviz aldım’ diye. Niye yapılmıyor? Merkez Bankası’nın döviz rezervinin arttığını söyleyenler niçin hala dövizi arka kapıdan alıyor? Arka kapıdan yoğun döviz sattılar, şimdi arka kapıdan döviz alıyorlar. Niye arka kapıdan alıyorsunuz? Sakladığınız bir şey mi var? Bu milletin parasını bu milletten niye gizliyorsunuz? Şeffaflık, şeffaflık, şeffaflık. Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da asla ekonomi düzelmez.”
“Çıkart göster bakayım pasaportu’ demekten farklı değil”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, yurt dışı harcına zam hazırlıklarıyla ilgili “İmkanı olmayan birisi yurtdışına gidebilir mi? Biz de imkanı olandan vergi alınmasını taslağa aldık” açıklamasını yorumlayan Babacan şöyle konuştu:
“Yurt dışına çıkmayı bir lüks görmek, ‘Ancak parası olan zaten çıkıyor, o da bedelini ödesin’ demek doğru bir yaklaşım değil. Biliyorsunuz gençlere de ‘Çıkart, göster bakayım telefonunu’ diyenler oldu. Bu da bir bakıma ‘Çıkart göster bakayım pasaportu’ demekten farklı değil. Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşlarımızın başka kültürlerle tanışma, gençlerimizin başka ülkeleri tanıma, burada gerekirse tecrübe kazanma, eğitim alma iş insanlarımızın mal almak için, mal satmak için, yatırım için yurt dışına çıkma, girme… Bunlar hayatın doğal akışındaki işlerdir.
Yurt dışına çıkıp çıkmamayı bir lüks tüketim olarak gören zihniyet Türkiye’nin sorunlarına sıhhatli yaklaşmıyor demektir. Onun için milletimizin bu hakkıdır. Vergiyi doğru yerden doğru zamanda almak lazımdır. Vergide sürümden kazanmak esastır. Vergi oranlarını yükseltip daha çok vergi toplayacağım demek ki o zaman işe yaramaz.”
” Siyaset, özellikle de iktidar futbola çok yoğun bir şekilde müdahil”
Yaklaşan Türkiye Futbol Federasyonu başkanlık seçimiyle ilgili Babacan şu değerlendirmede bulundu:
“Şu anda siyasetin, özellikle de iktidarın futbola çok yoğun bir şekilde müdahil olduğunu görüyoruz. Şu anda hükümete benim çağrım, elinizi futboldan çekin, elinizi spordan çekin. Bırakın, Türkiye kendi gençliğiyle ve kendi büyük potansiyeli ve kapasitesiyle futbolda da başarılı olsun, diğer bütün sporlarda da başarılı olsun. ‘Her şey benden sorulur. Her şeye müdahil olacağım ve bütün sistemi, devletiyle, sivil toplumlarıyla, her şeyiyle ben yöneteceğim’ demek, bu ülkeye aslında zarar vermekten başka bir şey değildir.”
]]>Merkez Bankası geçen hafta aldığı kararlarla, fazla dövizin parasal dengelerde yarattığı olumsuzlukları dengelemeyi amaçlıyor. Kararların etkisini bu haftadan itibaren görmeye başlayacağız. Merkez Bankası’nın bu kararlarının sıcak para girişinde fren olması beklenmediği için, ileride yeni kararlar gündeme gelebilir.
Bankaların dışarıdan borçlanıp içeride şirketlere döviz kredisi vermesi, son dönemde önemli ölçüde arttı. Bu krediyi alan yerli yatırımcılar, önemli bir bölümünü TL’ye döndükleri için, Merkez Bankası’ndan döviz alımını da artırdılar. İşte bu nedenle Merkez Bankası bankaların döviz kredisi kullandırmalarını aylık yüzde 2 ile sınırlama kararı verdi. Bunun etkisiyle Merkez Bankası’nın döviz alımlarının, çok olmasa da, azalması beklenebilir.
Bununla birlikte Merkez Bankası fazla döviz aldığı için piyasaya verdiği aşırı TL likiditeyi çekmekte de zorlandı. Bu nedenle TL mevduatın zorunlu karşılık oranlarını önemli ölçüde artırdı. Bu yolla piyasadan çekilecek paranın, kabaca 600 milyar TL olacağı hesaplanıyor. Bankalar yeni karşılıkları kademeli olarak Merkez Bankası’na yatıracakları için asıl etkinin 15 gün sonra görülmesi bekleniyor. O nedenle etkiyi bu haftadan itibaren görmeye başlayacağız.
Merkez Bankası ayrıca, KKM hesaplarındaki cazibeyi azaltmak için hem bu hesapların zorunlu karşılıklarını önemli ölçüde artırdı hem de bankaların bu hesapları döndürme şartını yumuşatıp, verdiği katkıyı da azalttı. Böylece KKM hesaplarındaki erimenin yeniden hızlandırılması planlanıyor.
Bu arada, kilit noktalardan birini TL mevduat faizlerinin nasıl seyredeceği oluşturuyor. Önümüzdeki hafta buradaki gelişmeler yakından takip edilecek. Çünkü aşırı döviz alımları nedeniyle piyasadaki likidite çok yüksek kalınca, Merkez Bankası fonlama faizini yüzde 47’ye kadar düşürmek zorunda kalmıştı. Şimdi aldığı kararlarla en önemli amaçlarından biri; likiditeyi çekip fonlama faizini yeniden yüzde 50’nin üzerine çıkarmak.
Fonlama faizi düşük kaldıkça bankalar buradan fonlama yapıp, TL mevduata verdikleri faiz oranını düşürüyorlar. Halbuki Merkez Bankası’nın sıkı para politikasından sonuç alabilmesi, yani enflasyonu düşürebilmesi için TL mevduat faizlerinin yüksek kalması, bu yolla iç talebin frenlenmesi gerekiyor. Zorunlu karşılık artırımı bankalar için TL mevduatı cazip olmaktan çıkarıyor ama fonlama faizinin yükselmesiyle mevduat faizlerinin yeniden yukarı çıkması bekleniyor. Programın başarısı için TL mevduat faizlerinin cazip kalması şart.
Carry trade tartışması
Önümüzdeki dönem sıcak para konusunu, özellikle de swaplarla gelen carry trade denilen bölümünü konuşmaya devam edeceğiz. Kısa süreli gelen paraya “sıcak para” diyoruz ama yabancının hisse senedi ya da tahvil almak için gelmesi, yine de ehven-i şer bir yatırım oluyor. Çünkü tahvil ya da hisse senedinden aniden çıkmak istedikleri zaman bunların değeri düşüyor ve çıkmaları caydırıcı olabiliyor. Hem de hisse senedi ve tahvilden çıkmak için, daha fazla işlem gerekiyor, zaman uzadığı için karlarından fedakarlık zorunda kalabiliyorlar.
Carry trade’de ise yabancı fonlar, dövizi ucuz buldukları ülkelerden alıp, çok yüksek faiz için TL’ye dönüp, swaplarda duruyorlar. Yani istedikleri an karlarını tahsil edip, döviz alarak geri dönme imkanına sahipler. Bu nedenle yüklü miktarda ani geri dönüşleri piyasalarda önemli dalgalanmalar yaratabiliyor.
Buradaki kilit nokta girdikleri ve çıkacakları zamandaki kurların ne olacağı. Yani içerde TL’den kar edip geri dönerken kurlar çok yüksek olursa, net karları azalmış oluyor. İşte Merkez Bankası’nın son dönemde uyguladığı kurları sabit tutma politikası, carry trade için çok büyük fırsat veriyor, getirdikleri dövize, karlarını ekleyip, katlayarak geri dönebiliyorlar. Ekonomi yönetimi “kur hedefimiz yok” dese de sürekli olarak TL’nin değerlenmeye devam edeceğini yani kurların artsa bile enflasyonun altında kalacağının garantisini vermesi, carry trade için çok önemli bir fırsat oluşturuyor.
Kurların düşük tutulmasıyla karlarını katladıkları için carry trade “yabancılara yaptığımız servet transferi” olarak tanımlanıyor. İşte önümüzdeki dönem tartışılmaya devam etmesinin en büyük nedeni de bu. Çünkü asgari ücrete Temmuz zammının yapılmayacak olması, emekliye ve çalışana enflasyon farkıyla yetinilmesi, içeride vatandaştan esirgenen paranın yabancılara verilmesi anlamına gelecek.
Peki “carry trade” alınan önlemlere rağmen devam eder mi, yoksa yavaşlar mı? Edindiğim izlenim, yabancıların çok yüksek kar elde edecekleri için TL’ye dönmeleri devam edecek. Merkez Bankası rezerv biriktirmeye devam ettiği sürece, fazla döviz girişinin olumsuz etkilerini de yaşamaya devam edeceğiz. O nedenle Merkez Bankası önümüzdeki dönem, geçen hafta aldığı kararlara benzer yeni kararlar almak zorunda kalabilir.
]]>CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, son günlerde ülkeye giren sıcak para ve olası etkilerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Merkez Bankası anketinde 12 aylık dolar tahmininin bir önceki anket döneminde yüzde 44,16 iken, bu anket döneminde yüzde 43,64 olduğunu ve yıl sonu dolar/TL beklentisinin ise 38,78 TL seviyesine gerilediğini ifade eden Bakırlıoğlu “Son beş haftada Merkez Bankası 35 milyar dolar aldı. Şu anda rezervler dolmaya başladı. Türk lirası değerli ve faiz yüksek. Bu durum doğrudan yatırım için nazlanan yabancıların sıcak para ile gelişini hızlandırıyor. Bu süreçte şirketlerde döviz borçlanmaya başladı” dedi.
“Bu oran tefeci faizidir”
Bakırlıoğlu, 1 milyon doların bugün Türk lirasına çevrildiğinde 32 milyon lira ettiğini belirterek şu ifadelere yer verdi:
“32 milyon lira bir yıl vadeliye yüzde 55 faizle koyulduğunda bir sene sonunda yaklaşık 49 milyon lira oluyor. Merkez Bankası piyasa katılımcıları anketi 12 ay sonra doları 41,80 TL olarak tahmin ediyor. Bu tahmin doğru çıktığı takdirde 49 milyon TL bir yıl sonra dolara çevrildiğinde yaklaşık 1.2 milyon dolar yapıyor. Yani bir yıl içinde dolar bazında yüzde 20’ye yakın bir kazanç söz konusu. Eğer dolar kuru S&P raporundaki gibi yıl sonunda 32 lira olursa da sıcak paranın kazancı, altı ayda yüzde 25’i bulabilir. Oysa aynı kişi dolarını ABD Hazine tahviline yatırsaydı; kazancı en fazla yüzde 5,3 olacaktı. Bu oran tefeci faizidir.”
“Göstermelik rezerv ekonomimizi beşik gibi sallayacak”
Bakırlıoğlu, şu anda Türkiye’ye sıcak para aktığını ve bunun göstermelik bir rezerv artışı olduğunu söyleyerek, “Benzer bir durum daha önce de yaşanmıştı. Doğrudan sermaye ülkemizden kaçıyor ancak sıcak para girişi hızlanıyor. Kredi faizleri yüzde 60 – yüzde 70 bandında. Hal böyle olunca işletmeler yabancı para ile borçlanmaya başladılar. İlerleyen günlerde bu sıcak para akışı bozulduğunda şirketlerin döviz pozisyonlarında ciddi açıklar, bozulmalar söz konusu olabilir. Olası ani döviz hareketlenmeleri gelecekte şirketleri ciddi sıkıntıya sokabilir. Üretime dayalı olmayan, gelişi katma değere bağlı olmayan her döviz beşik gibi sallanan ekonomimize yeni bir yük olacaktır” ifadelerini kullandı.
“Bu paranın bir de çıkışı var”
Şu an ülkenin kasasını ‘ödünç’ dolarla doldurulduğunu öne süren Bakırlıoğlu, “Şu anda mevduat faizleri yabancı yatırımcı için oldukça cazip olduğu için sıcak para, yurtdışından Türkiye’ye geliyor. Burada dolarını Türk lirasına çevirip, yüksek faizli ve düşük değerli tahvile parasını yatırıyor. Hikayenin iyi kısmı Merkez Bankası’nın kasasına dolar doldurması. Hikayenin kötü sonu ise havadan nem kapan yabancı sermayenin, kazancı yeterli bulup getirdikleri her bir milyar dolar için yanlarında bir milyar iki yüz milyon dolar ile yurt dışına çıkması. İşte hikayenin bizim için kötü olan kısmı burada başlayacak. Yüksek faizle ülkeye para çekerken; bu paranın çıkışını da unutmamak lazım” dedi.
“Asgari ücretl, emekli ve dar gelirli perişan”
Bakırlıoğlu açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Enflasyonla mücadele için sadece faiz üzerinden bir çözüm üretirsek; 2025 sonuna kadar bütçede faiz giderleri tahminen milli gelirin yüzde 4,5’ine kadar çıkabilir. Katma değer üretmeyip; bir havuzdan diğer havuza para transferiyle ilerlemeye devam edersek yönetilmesi zor bir sıcak para stoğu ve artan döviz ihtiyacı ile mücadeleye etmeye yeniden başlarız. Şuandaki mevduat faizi yurtdışı yatırımcısı için çok cazipken; asgari ücretliyi, emekliyi, memuru ve dar gelirliyi perişan ediyor. Yurttaşlarımızın birikimi pul oluyor. Ülke piyasasını daha ne kadar yurtdışından medet umduğunuz döviz ile döndüreceksiniz?”
]]>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu önümüzdeki hafta Mayıs toplantısını yapacak. Piyasalarda faizin değişmeyeceği konusunda kesin bir mutabakat var. Bu nedenle son dönemin en heyecansız faiz toplantısı olması bekleniyor. Ancak Merkez Bankası’nın yoğun döviz girişi nedeniyle likidite yönetiminde zorlandığı, sıcak paranın tartışılacağı bir döneme girdiğimizi de unutmayalım.
Yapılan anket sonuçlarına göre; piyasa aktörlerinin ağırlıklı bir bölümü bu hafta Merkez Bankası’nın faizi değiştirmeyeceği görüşünde. Faiz karanının ardından yapılacak açıklamada ise Merkez Bankası’nın kararlı üslubunu sürdürmesi bekleniyor. Belki eskisi kadar güçlü biçimde “gerekirse tekrar faiz artırırız” demeyeceği ama mutlaka faiz artışı kapısını açık tutacağı tahmin ediliyor.
Çünkü geçen haftaki beklenti anketleri hala piyasa beklentileriyle Merkez Bankası hedefi arasında farklılığın devam ettiğini gösterdi. Özellikle kısa dönem için piyasaların yüksek enflasyon beklentisi devam ediyor. Son ankette yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 43,5 civarında olacağı tahmini yer aldı. Buna karşılık orta dönem yani 2025’in ilk yarısına dönük, düşük beklentisi hakim. 2025 yıl sonu enflasyon beklentisi için ise yine Merkez Bankası hedeflerinden uzaklaşan bir görüntü ortaya çıkıyor.
İşte bu nedenle Merkez Bankası’nın faizi artırmayacağı ama temkinli tutumunu sürdüreceği tahmini yapılıyor. Faiz açıklamasında bu kez iç talepte yavaşlamanın hissedildiğine ilişkin bir ibareye yer verilmesini, krediler ve kredi kartlarındaki artışın yumuşadığından söz edilmesini bekliyoruz. Açıklamada iyileşen döviz rezervleri ve yabancı sermaye girişinden olumlu söz edilirken, gelen dövizin yarattığı aşırı likiditenin çekilmesi için makro ihtiyati tedbirlere devam edileceğinin, “parasal aktarım mekanizmasının sağlıklı olması için gerekli düzenlemeler yapılacağı” ifadeleriyle yer alacağını tahmin ediyoruz.
SICAK PARA TARTIŞMASI GÜNDEMDE
Seçimlerden sonra başlayan sıcak para girişi ise hala canlılığını koruyor. Merkez Bankası’nın seçimlerden bu yana aldığı döviz miktarı 50 milyar doları buldu. Bunun büyük bölümü, Mart’ta altın ve dövize yapılan yatırımın geri dönmesinden kaynaklanırken, 20 milyar dolar civarında da sıcak para girişi oldu. Böylece brüt rezervlerin geçen hafta sonunda 140 milyar dolara ulaştığını, swap hariç net rezervlerin ise eksi 75 milyar dolardan eksi 25 milyar dolara kadar yükseldiğini gördük.
Çok kısa sürede bu kadar yüklü miktarda döviz girişi Merkez Bankası’nın para yönetimini iyice zorlaştırmaya başladı. İki hafta öncesine kadar döviz alımı nedeniyle piyasaya verdiği TL’yi yüksek fonlama faiziyle çeken Merkez Bankası, geçen hafta fonlama faizini indirmek zorunda kaldı. Hem bankalarla yaptığı swapı azaltarak, hem de depo ihalesi yaparak piyasadan TL çeken Merkez Bankası, buna rağmen fazla likidite kalmasını önleyemedi. Fazla likidite nedeniyle fonlama faizini uzun süre yüzde 53 olarak uygulamışken, geçen hafta yüzde 50’lerin altına indirmek zorunda kaldı.
Bu durum özellikle TL mevduat faizlerinde düşüş tehlikesi yaratıyor. Zaten bankaların döviz borçlanmasını arttırdığı gözlenirken, fonlama faizinin düşük kalması, bankaların TL mevduata artık yüksek faiz vermesinin önüne geçiyor. Halbuki Merkez Bankası’nın TL’ye dönüşü sürdürmek için TL mevduat faizlerinin yüksek kalmasını sağlaması gerekiyor. Bu nedenle Merkez’in bu konuda faiz açıklamasında yer vermesi ve yeni önlemler alması beklenebilir.
Gelen sıcak para, önümüzdeki dönem maliyeti açısından da tartışma konusu olmaya başlayacak çünkü gelen kısa vadeli sermayenin büyük bölümü swaplara yani gecelik gelip yüksek faizden yararlanmak için geliyor. Yabancı fonlar, faizi düşük ülkelerden borçlanıp TL satın alarak, çok yüksek faizden yararlanıyorlar. Bu arada Merkez Bankası kuru sabit tuttuğu için TL’ye döndükleri kurdan dönüş zamanı aynı miktarda dövizi de satın alma imkanı kazanıyorlar. Yani Merkez Bankası’nın TL’nin bu süreçte değer kazanacağı sözü yabancıların TL’ye dönüşünü cazip kılıyor.
Fon girişinin devam etmesi bekleniyor ve kısa sürede fahiş karlar elde edecek olan yabancı sermayeye bu kez servet transferi yapıldığının gündeme gelmesini bekliyoruz. Çünkü Merkez Bankası kurların sabit ya da sabite yakın tutulmasıyla, yabancıların her an dönme ihtimalini yükseltiyor. O zaman da yüksek faizle yabancılara bir servet transferi söz konusu oluyor.
Sıcak paranın girişini sağlamak için ekonomi yönetimi gerekli tedbirleri aldı, sonunda sonuç da almaya başladı. Ancak bu kadar yüklü ve ani girişi devam ettirmesinin sakıncaları da ortaya çıkmaya başlıyor. Enflasyonun artış trendinde ucuz krediler ve KKM ile varlıklı kesimlere ve iş dünyasına servet transferi yaşanmıştı, şimdi ise yabancıya servet transferini konuşmaya başlayacağız. Ekonomi yönetiminin asgari ücrete zam yapmama kararı, emekli başta olmak üzere dar ve sabit gelirliye enflasyon dışında ek zam vermeme tavrı, bu tartışmaları alevlendirecek gibi gözüküyor.
Enflasyonla mücadele asıl şimdi başlıyor ve getirisiyle götürüsüyle bu sürecin toplumda yoğun tartışmalara neden olacağını söyleyebiliriz.
]]>“İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapma şartları kolaylaşsın”
“Döviz beklerken yerli turisti yurt dışına kaçırmayalım”
“Her şey dahil sistemden artık vazgeçilmeli”
ANKARA – Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken, konaklama fiyatlarında abartıya gidilmemesi uyarısını yaparak, “İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapma şartları kolaylaşsın” dedi.
Dokuz günlük bayram tatilinde otel fiyatları cep yakınca yerli turistin yurtdışına yöneldiğini belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “2024’te turizm sektöründen önemli katkılar beklerken potansiyel olarak turizm gelirimiz de artıyor. Ancak yerli turistin yurtdışına çıkarak döviz bırakmasının önüne geçilmeli. Bayram tatilinde 6,8 milyon kişi hava yolu ile seyahat etti. Döviz kurlarındaki artış ve yüksek enflasyona bağlı olarak son dönemde otel fiyatları yükseldi. Yerli turistin bu ücretlerle yurt içinde seyahat edebilmesi mümkün değil. Dolayısıyla bir taraftan döviz girdimiz artsın, turist kazanalım derken diğer taraftan da yerli turisti kaybetmeyelim. Bildiğiniz gibi birçok ülke ile 3-5 günlük tatillerde vize sorunu kalktı. Bu bir taraftan sevindirici ancak diğer taraftan da ülkemizden dövizin çıkması ve turizm gelirimizin azalması anlamına geliyor. Turizm Bakanlığımız tarafından iç turizmde yerli turiste teşvik mekanizmaları ile promosyonların tanınması ve bu sıkıntının giderilmesi lazım. İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapmasının şartları kolaylaştırılmalı” diye konuştu.
-“2023’te 56.7 milyon turist Türkiye’yi tercih etti”
Ülkemizin dövize ihtiyacı olduğu dönemde yerli turistin yurt dışına kaçmaması için formül bulunması gerektiğini söyleyen Palandöken, “Coğrafi konumu, doğal turizm kaynakları, köklü tarihsel geçmişi ve geniş mutfağı ile ülkemiz adeta bir turizm cenneti. Turizm açısından son yılların rekoru olarak nitelendirilen 2023’te 56.7 milyon turist Türkiye’yi tercih etti. Turizm geliri ise 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Turizmdeki başarımız ülke ekonomisi açısından sevindirici ancak Türkiye turizm açısından çok daha yüksek bir potansiyele sahip. Dört mevsimi bir arada yaşayan ve eşsiz coğrafi özelliğe sahip ülkemizin turizmdeki payını artırmalıyız. Bununla birlikte yerli turistimiz de yabancı ülkelere kaptırılmamalıyız. 2023’te ülkeden çıkış yapan ziyaretçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,1 artarak 57.7 milyon oldu. Çünkü yüksek döviz kuruna rağmen vatandaşın yurtdışı tatili yurtiçinde her şey dahil konseptli bir tatilden daha uyguna gelmeye başladı. Buna bir de çeşitli kampanyalar ve kapıda vize vb. gibi uygulamalar eklenince yerli turistin parası yurtdışına kaçıyor” diye konuştu.
-“Turizmi yılın 12 ayı canlı tutmalıyız”
Turizm gelirimizi yabancı ülkelere kaptırmamak için formüller bulunması gerektiğini belirten Palandöken, “Öncelikle turizmi mevsimsellikten kurtararak yılın 12 ayı canlı tutmalıyız. Esnaf ve sanatkarlarımızın turizm gelirinden elde ettiği payı arttırarak ülke ekonomisine katkıda bulunmalıyız. Özellikle son zamanlarda trend haline gelen sağlık turizmi, gastronomi turizmi ve kültür turizmi gibi turizm alanlarından daha çok fayda sağlamalıyız. Turist sayısındaki artışı ülkemizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımında fırsata çevirmek için yeni konseptler belirlemeliyiz. Yabancı turistler yalnızca otellerle sınırlı kalmamalı, gittikleri şehirlerin özelliklerini, yöresel ürünlerini tanımalı ve Türk insanının misafirperverliğini hissetmeli. Havaalanı, otogar ve otel gibi kalabalık noktalarda doğal güzelliklerimizin, yöresel ürünlerimizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımını içeren broşürlerin dağıtımı zorunlu olmalı” şeklinde konuştu.
]]>Bugün yapılacak yerel seçimlerin sonucu ne olursa olsun, ekonominin sorunları sihirli bir değnek değmiş gibi, hemen çözülmeyecek. Piyasaların çok kırılgan bir dengede seyrettiği unutulmadan, gereken tedbirleri almak için, fazla beklenmeden, harekete geçilmesi gerekiyor.
Mart ayındaki panik havası bize gösterdi ki; acil çözülmesi gereken sorunların başında kur artışları ve döviz rezervlerindeki erimenin durdurulması geliyor. Çünkü seçim öncesi, sürpriz faiz artışına rağmen, döviz ve altına hücum henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. Bu hücumun devam etmesi döviz rezervlerinde, Mayıs seçimleri öncesindeki, dip noktalara inilmesine neden oldu.
Rezervlerde kritik seviyelere düşüldüğü için Merkez Bankası, mecburen, Mart ayında kurlarda daha fazla artışa izin vermek zorunda kaldı. Mayıs seçimlerinden sonra yaşanan kur sıçraması ardından, ilk kez aylık bazda bu kadar yüksek kur artışı yaşandı. Mart’ta dolar kurundaki artış yüzde 4, euro kurundaki artış yüzde 4.8, dolayısıyla sepet bazında kur artışı yüzde 4.4 olarak gerçekleşti.
Bu oranların Merkez Bankası’nın yılsonu için belirlediği yüzde 36’lık enflasyon hedefine uygun aylık kur artışlarının çok üzerinde olduğunu söylemeliyiz. Yüzde 36 hedefinin gerçekleşmesi için aylık kur artışının yüzde 2, en çok yüzde 2.5’da kalması gerekiyordu. Mart ayına kadar, genel olarak, bu seviyeler korundu ama dövizdeki talep artışı Mart’ta bu dengeyi bozdu.
Kurlarda planlananın üzerinde yaşanan artışın enflasyonu olumsuz etkilediği çok açık. Beklentilerin Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine yakınsaması ve enflasyonun daha fazla yükselmesini önlemek için, kur artışlarının aylık yüzde 2’lik artış sınırına çekilmesi gerekiyor. Bunun için ise döviz rezervlerinde yaşanan kanamanın artık durdurulması şart.
Bununla birlikte Mart ayındaki yüksek artışı tolere edebilmek için, bundan sonra aylık kur artışlarının, yüzde 2’nin altında tutulması da gerekebilir. Merkez Bankası’nın bir süredir belirttiği, “Enflasyonla mücadele ederken yerel para birimlerinin değerlenmesi kaçınılmazdır” sözünü yerine getirmesi, yani enflasyonun epey altında kur artışlarını gerçekleştirmesi beklenebilir.
GÜVEN OLUŞTURULMAK ZORUNDA
Ancak bunun başarılabilmesi için son dönemde altın ve dövize olan talebin durdurulması gerekecek. Seçimler tamamlandığında, kendiliğinden piyasalarda bir sakinleşme yaşanması beklenebilir. Ancak uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın hatırlattığı gibi; 2019 yerel seçimlerinde yaşanan bazı büyükşehir seçimlerine yapılan itirazlar sonucu seçimlerin tekrarlanması halinde, piyasalardaki tedirginliğin devam edeceğini belirtmek gerekiyor. Bu takdirde dövizdeki talep devam edeceği için kurlarda artış ve rezervlerde erimenin devam etmesi beklenebilir.
Halbuki ekonomi yönetiminin ilk aşamada dövize olan aşırı talebi durdurması gerekiyor. Bunun için yüzde 50 politika faizine rağmen başarılamayan TL’ye dönüşün artık başlatılması, ekonomi yönetimine ve bundan sonra tavizsiz uygulanması gereken programa güvenin oluşturulması gerekecek.
Ekonomi yönetiminin bu amaçla yapması gereken işler düşünüldüğünde ilk akla gelen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ertesinde ekonomide tavizsiz bir politika uygulanacağını belirtip, yeni uygulamanın en azından ipuçlarını vermesi gerekecek. Bu kapsamda kamuda yapılacak ciddi tasarrufların, gelir artışı için izlenecek yolun, kaba hatlarıyla da olsa, halka anlatılması şart. Bununla birlikte bir takvim çerçevesinde mevcut programın nasıl güçlendirileceği, alınması gereken yapısal tedbirlerin neler olacağı konusunda, fazla vakit geçirmeden detayların kamuoyuna açıklanması gerek.
Bakan Şimşek’in seçimden sonra yapacağı ilk açıklamada, mutlaka artık programın tavizsiz uygulanacağı, uygulamada ödün verilmeyeceğini açık açık söylemesi gerekecek. Bakan Şimşek’in bazı kapalı toplantılarda gösterdiği kararlılığı, artık seçim bittiğine göre halka açık açık anlatması gerekecek.
Bununla birlikte Merkez Bankası’nın seçimden sonra da, yeni faiz artışlarına gitmesi kaçınılmaz olabilir. Bu noktada beklentileri kendi enflasyon hedefine çekebilmek için sert önlemler uygulaması gündeme gelebilir. Bu çerçevede yeni faiz kararını verene, yani Nisan ayı PPK toplantısına kadar, piyasadaki parayı iyice sıkması beklenebilir. Merkez Bankası’nın acil olarak el atması gereken önemli sorunlarından biri bankaların küçük tasarrufçuya TL mevduatta düşük faiz vermelerini dengeleyememiş olması. Küçük tasarrufçunun TL’ye dönmesi için ikna edilmesi gerekiyor ki, hem dövize talep durdurulabilsin hem de son dönemde vatandaşın yüklü miktarda aldığı altın ve dövizler TL’ye dönüşebilsin.
Tabi ki yabancı girişlerinin döviz talebinin durdurulmasında, rezervlerin güçlendirilmesinde önemi fazla olacak. Ancak yabancıları ikna etmek için de, bundan sonra ekonomide izlenecek yol konusunda detay programın ortaya konması ve uygulama kararlılığının somut olarak gösterilmesi gerekiyor.
Kısacası; seçim bitti diye ekonomide işler kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele açısından asıl sınavı daha yeni başlıyor diyebiliriz.
]]>Merkez Bankası, piyasalarda yaşanan panik nedeniyle seçim sonrasında alması beklenen ek sıkılaşma tedbirlerini öne çekti, bu tedbirlere sürekli yenilerini ekliyor. Mevcut eğilim, bu hafta yapılacak Merkez Bankası faiz toplantısında faiz artışı yapılmayacağının da işareti olarak görülüyor.
Bu hafta faiz kararlarının alındığı hafta olacak. ABD Merkez Bankası FED’in faiz toplantısının ardından TC Merkez Bankası’nın faiz toplantısı yapılacak. FED’den faiz indirimi beklenmiyor ama faiz indirim takvimine ilişkin toplantıdan çıkacak sinyaller tüm dünya ekonomisini etkileyecek. Türkiye gibi ülkelere fon akışının zamanlamasını göstermesi açısından da kritik öneme sahip.
Bizde ise yine “faiz artışı gerektiğinin düşünüldüğü ama faiz artışı yapılmasının beklenmediği bir toplantı” daha yapılması bekleniyor. Beklentilerin giderek kötüleşmesi, döviz ve altına olan talebin canlılığını koruması, rezervlerdeki erimenin hızlanması, aslında faiz artışı ihtiyacını gösteriyor. Ancak, neredeyse hiç kimse, bu haftaki toplantıda faiz artışı yapılmasını beklemiyor.
Bu beklentinin en önemli nedenlerinden biri, ay sonunda yapılacak yerel seçimler. Yüzde 45’e çıkarılan politika faizinin seçim öncesi tekrar artırılması beklenmezken, bu da yine “teknik olarak gerekse de siyasi kaygılarla gereken kararın alınamadığını” gösteriyor. Yaşananlar, yeniden ek sıkılaşma gereken bir piyasa ikliminde olduğumuzu, bunun için faiz artışı yapılarak en kesin sonucun alınabileceğini işaret ediyor. Merkez Bankası’nın son günlerde piyasalar için aldığı ek sıkılaşma tedbirlerinin sürekli hale gelmesi de, faizleri artırmadan yan tedbirlerle ek sıkılaşma yapılmaya çalışıldığını gösteriyor. Yani seçimlere kadar politika faizi artırılmadan yan tedbirlerle piyasalar tutulmaya çalışılacak.
Peki, yan tedbirler yetecek mi? Başka bir deyişle; seçime kadar yan tedbirlerle idare edilse bile, seçim sonrası ek faiz artışı yapmak gerekmeyecek mi?
Bu soruyu yanıtlamadan önce mevcut durumu özetlemekte fayda var. Bu ayın başında piyasalarda yaşanan panik yumuşasa da, henüz sönmüş değil. Geçen hafta içerisinde özellikle küçük tasarrufçunun altın ve dövize talebi canlı devam etti. Çeyrek altın talebi çok fazla arttı, kuyumcularda altın bulunamayınca, Darphane ek altın basımı için çift vardiya çalışmaya başladı. Dövize talebinin canlılığı da döviz büfeleri önündeki kuyruklardan açıkça anlaşılıyor.
SEÇİM SONRASI FAİZ ARTIŞININ SİNYALİ VERİLECEK Mİ?
8 Mart haftasındaki veriler vatandaşın döviz alıp bir bölümünü yastık altına çektiğini, bu arada bankalarda döviz hesaplarını artırdıklarını gösterdi.
Geçtiğimiz hafta da bu eğilim devam etti. Bu nedenle döviz rezervlerindeki hızlı erime de sürdü; 15 Mart itibariyle swap hariç kamu dahil net döviz rezervlerinin eksi 70 milyar doların altına indi. En son Mayıs seçimleri öncesi eksi 77 milyar dolara kadar inilmişti. Mevcut eğilim devam ettiği takdirde, bu dip rakama inilmese de eksi 75 milyar dolarlara kadar inilebileceği tahmin ediliyor.
Merkez Bankası’nın aldığı yan tedbirlere gelince… İki hafta önce aldığı kredi artışlarına sınır getiren, yükümlülüklere uymayan bankalara sert zorunlu karşılık yaptırımı getiren kararlar etkili oldu. Yanı sıra tebliğ çıkarılmadan, bankalara yapılan telkinle kredi kartlarında nakit çekimi ve toplam limit sınırlamaları getirildi. Son olarak hafta sonunda kredi kartı faiz oranları artırıldı.
Tüm bunların talebin kesilmesinde önemli rol oynaması bekleniyor. Bu tedbirler büyük ihtimalle seçim sonrasında alınacaktı ama piyasalardaki paniği önlemek için öne çekildi. Yani seçimlere gitmeden, zorunlu olarak piyasalarda, talep ayağında önemli bir sıkılaştırma yapılmak zorunda kaldı.
Ancak krediler sınırlanırken TL mevduat faizlerinde, özellikle de küçük tasarrufçunun TL’ye talep göstermesi için gereken tedbirlerin alınmadığı görülüyor. Bu da döviz ve altına talebin devam etmesinde en önemli faktör. Bankalar, hem daha ucuz likidite yarattıkları Merkez Bankası’ndaki swaplarını artırdılar, hem de kredilerin kısılmasına bağlı ek kaynak ihtiyaçları azaldığı için, TL mevduatlarına istenen faiz oranlarını vermeye yanaşmıyorlar. Böyle olunca da özellikle düşük faiz teklif edilen küçük tasarruf sahipleri, enflasyona karşı kendilerini korumak için, tasarruflarını “nasıl olsa artar” diyerek altın ve dövize yatırmaya devam ediyorlar.
Bu gelişmelerin yanında piyasaların yılsonu enflasyon beklentilerinin de önemli ölçüde yükseldiği gözlendi. Piyasaların beklentisi 44.19’a çıkarken, bu Merkez Bankası’nın yıl sonu için belirlediği yüzde 36 hedefinin hayal olduğu, hedef bandındaki yüzde 42’ye bile inilemeyeceğini açıkça gösteriyor.
İşte bu nedenle ek faiz artışı yapılmasının zorunlu hale geldiği konusunda neredeyse herkes mutabık. Çünkü Merkez Bankası daha geçen ay, yıl sonu yüzde 36 enflasyon hedefini korumuş, beklentiler hedefe yaklaşmadığı takdirde ek sıkılaşma kararı alacağını belirtmişti.
Keşke sürpriz yapıp piyasaları sakinleştirse ama Merkez Bankası’nın bu hafta faiz artırması beklenmiyor. Ancak faiz artırmasa bile faiz kararı metninde, seçimden sonra faiz artışına gidebileceğini güçlü bir şekilde ima etmesi gerekiyor. Eğer bu sinyali vermezse seçimden önceki son haftada, piyasalardaki paniğin yeniden arttığına şahit olabiliriz.
]]>Önümüzdeki haftaya yine yüksek enflasyon rakamlarıyla başlayacağız. Dizginlenemeyen enflasyon oranlarına karşılık, seçim nedeniyle alınamayan faiz artışı gibi gerekli kararlar, ekonomide beklentilerin giderek daha da bozulmasına neden oluyor.
Ocak’tan sonra Şubat ayı enflasyonunun da yüksek çıkması bekleniyor. Türk-iş belirlemelerine göre Şubat’ta yüzde 8’lik fiyat artışı kaydedilirken, İstanbul Ticaret Odası (İTO) bu rakamı yüzde 4 olarak buldu. Piyasaların beklentisi ise ortalama yüzde 3.8 yönündeydi.
Yarın açıklanacak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Şubat ayı enflasyon rakamlarının yüzde 4’ün altında çıkması beklenmiyor. Büyümeye devam eden yıllık rakamların yüzde 66’yı aştığını göreceğiz. Rakamlar ekonomi yönetiminin hedeflediği oranların üzerinde bir gerçekleşmeyi gösteriyor. Bu yüzde yükselen enflasyon bağlı, beklentilerdeki bozulmanın devam ettiğini göreceğiz.
Merkez Bankası 2024 yıl sonu enflasyon hedefi olarak yüzde 36’yı belirlerken, tahmin aralığının üst sınırı yüzde 42 idi. Belirlenen resmi enflasyon patikasının şu anda üzerine çıkmış durumdayız. Piyasadaki son beklenti rakamı yüzde 43 olmuştu. Bu ay yapılacak anket soncunda 2024 yıl sonu enflasyon beklentisinin daha da yukarı çıkması bekleniyor.
DÖVİZE TALEP ARTTI, REZERVLER ERİYOR
Ekonomi yönetimi Mayıs seçimlerinden sonra uygulamaya başladığı sıkı para politikası çerçevesinde, yüzde 8.5 olan politika faizini yüzde 45’e kadar çıkardı. Ancak bu artışı zamanında ve önden yüklemeli yapmadığı için, faiz artışının enflasyonla mücadeleye katkısı, beklentilerin altında kaldı. Bununla birlikte Mart sonunda yapılacak yerel seçim, sıkı para politikasının son iki aydır yeniden gevşetilmesini beraberinde getirdi.
Seçimler nedeniyle Merkez Bankası faizindeki artışa paralel artması gereken TL mevduat faizleri istendiği kadar artmadı. Bu aksaklıkta Merkez Bankası’nın piyasayı başka kanallarla, politika faizi altından fonlaması, piyasadaki likiditeyi uzun süre yüksek bırakması, talebin kısılması için ek adımları atmaması etkili oldu. Ocak ayı faiz toplantısında Merkez Bankası’nın “faizde tepe noktaya geldik” demesi ve gerekirse yeni faiz artışlarına yeterince açık kapı bırakmaması da, piyasalardaki beklentileri bozan başka bir unsur oldu.
Özetle; Merkez Bankası yüksek faiz artışına rağmen piyasadaki likiditede gerekli sıkılığı sağlayamadı, bu nedenle TL’ye dönüş konusunda eksik kaldı. Bu nedenle, piyasadaki dövize olan talebin yılbaşından bu yana yeniden canlanmasına neden oldu.
Yerli ve yabancı yatırımcılarda “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mevcut sıkı para politikasına seçim sonrasında da devam edeceğine” ilişkin yeterli güven sağlanamadığı için, son dönemde yabancı çıkışlarının da hızlandığını gördük.
İşte tüm bu nedenlerle bozulan enflasyon beklentilerine paralel olarak, döviz talebi de arttı, bu da yılbaşından bu yana döviz rezervlerinde yeniden erimeye neden oldu. Yılbaşından bu yana net rezervlerdeki erimenin 15 milyar dolara yaklaştığını görüyoruz. Son günlerde Merkez Bankası düzenli olarak her gün döviz eritmeye devam ediyor. Swap hariç, kamu dahil net rezervler yeniden eksi 60 milyar dolara kadar indi. Brüt rezervler bir ara 50 milyar doları aşmışken, şimdi 20 milyar doların biraz üzerinde seyrediyor.
KRİZ ÇIKMAZ AMA FATURA AĞIRLAŞIYOR
Rezervlerdeki erimenin Mayıs seçimleri öncesinde eksi 77 milyar dolara kadar indiğini görmüştük. Önümüzdeki 1 aylık süreçte döviz satışı devam ederse, seçimler öncesinde yeniden eksi 70 milyar dolarlara kadar indiğini görebiliriz.
Ekonomi yönetiminin seçimlere kadar yeni bir faiz artışına gidebileceği pek tahmin edilmiyor. Şubat ayında, yani gerektiği zamanda, yüzde 2.5’luk faiz artışı yapılabilseydi beklentiler iyileştirilebilirdi. Ancak şimdi beklentileri rayına sokabilmek için, seçimden sonra, en az 5 puanlık faiz artışının gerektiği konuşulmaya başladı.
Beklentilerde ve ekonomik verilerdeki bozulmaya rağmen, seçimler öncesinde bir döviz krizi çıkması beklenmiyor. Buna karşılık sıkı para politikasında yaşanan seçim gevşemesi ve gerekli kararların zamanında alınmaması, sıkı para politikasının maliyetini daha da artırdı. Bu nedenle de seçimden sonra alınması gereken tedbirlerin, olması gerekenden çok daha sıkı olması gerekebilir. Faiz artışlarının yüksek yapılması gereğinin yanında, bütçe açığının kapatılması için ek vergi ve zamların devreye girmesi de devreye girebilir.
Ekonomi yönetimi mali disiplini sağlamak için kamu tasarrufları konusunda Cumhurbaşkanı’na ikna edebilecek mi, bilmiyoruz. Harcamalarda kısıntı yapılmadığı takdirde toplumun ödeyeceği faturanın daha da ağır olması kaçınılmaz olacak. Ekonomi yönetimini seçimden sonra, gerçekten çok zor kararlar bekliyor.
]]>Toplantının ilerleyen bölümünde Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu’nun da teşrif ettiği mecliste söz alan GTO meclis üyeleri; ticari hayatı etkileyen sorunları, GTO üyelerinin ortak taleplerini ve ekonomik aktiviteyi canlandıracak çözüm önerilerini dile getirdi.
Toplantının açılışında yaptığı konuşmada 7.’si düzenlenen Geleneksel Kan Bağışı Kampanyası’na değinen GTO Meclis Başkanı M. Hilmi Teymur, “Her yıl 8 Şubat’ta şehrimize Gazi unvanı verilişinin yıl dönümünde anlamlı bir işe imza atarak kan bağışı kampanyası gerçekleştiriyoruz. Geleneksel hale getirerek bu yıl 7.’sini düzenlediğimiz bu kampanyaya gelerek kan bağışında bulunan tüm üyelerimize ve vatandaşlarımıza can-ı gönülden teşekkür ediyorum. Bu vesileyle de hatırlatmak isterim ki kan bağışına her gün her an ihtiyaç var. Bizim en önemli amacımız da buna vurgu yapmak. Sağlığımız müsaade ettiği sürece düzenli olarak kan bağışı yapmalı, insanlarımızın hayatına dokunmalıyız” dedi.
“İhracatçılarımıza döviz dönüşüm desteği artırılmalı”
Meclis toplantısında yaptığı konuşmada GTO’nun Şubat ayında yürüttüğü faaliyetler hakkında Meclis üyelerini bilgilendiren GTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Taner Özdurak, enflasyon sorununa dikkat çekerek, “Dövizin yükselmesi enflasyonu olumsuz etkiliyor. Ancak Türkiye’nin döviz gelirine ihtiyacı var Bunun en yetkili yöntemi de ihracat İşte bu nedenle ihracatçı desteklenmeli. Madem dövizin yükselmesi enflasyonu tetikliyor o zaman merkez Bankası döviz dönüşüm desteğini artırmalı Biliyorsunuz Merkez Bankası, Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin TCMB’ye satışı sırasında, firmalar verecekleri taahhüt karşılığında, Türk lirasına çevrilen tutarın yüzde 2’si kadar döviz dönüşüm desteği alabiliyor. Bu desteğin yükseltilmesi gerektiğini düşünüyorum. İhracatçıya verilecek bir diğer destek de daha önce Tuncay Başkanımızın da dile getirdiği gibi navlun desteğidir. İhracatçıya direkt destek niteliğindedir” ifadelerini kullandı.
Enflasyonla mücadele açısından risk primindeki düşüş kalıcı olmalı
Merkez Bankası Başkanı değişikliğinin doğru yönetildiğini ve beklenildiği gibi faizin sabit tutulduğunu söyleyen Özdurak, enflasyonla mücadele açısından risk primindeki düşüş eğiliminin kalıcı olması ve Türk lirasının sınırlı reel değerleme eğiliminin bir süre daha devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Özdurak, “Bunun için, bütçe açığını azaltıcı önlemlerin ve para politikasındaki sıkılaşmanın önümüzdeki dönemde de sürdürülmesi zorunludur. Özetle, Ekonomide Rasyonele Dönüş Programı’ kararlılıkla uygulanmalı ve bu programdan geri dönüş olmayacağına dair algı güçlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Bununla birlikte program yeni adımlarla da desteklenmelidir. Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek, adil ve hızlı çalışan bir hukuk sistemini oluşturacak yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi önem taşımaktadır” diye konuştu.
“Gaziantep’in ülke ekonomisinde ilk dört ilden birisi olmaya öncülük edeceğiz”
GTO’nun stratejik planı hakkında da konuşan Başkan Yardımcısı Özdurak, “Bilindiği üzere çalışmalarımızı 4 yıllık stratejik planlama üzerinden yapıyoruz ve her yıl da gözden geçiriyoruz. Bu gözden geçirmeyi de yerel, ulusal, küresel sosyo-ekonomik mevcut durum ışığında yapıyoruz. Bu mevcut duruma göre faaliyet planlarımızda, hedeflerimizde gereken güncellemeleri yapıyoruz. Biliyorsunuz Odamızın vizyonu Gaziantep’in ülke ekonomisinde ilk dört ilden birisi olmasına öncülük etmek. Hedeflerimiz, stratejilerimiz, iş planlarımız hep bu vizyona erişebilmek için. Bu vizyona erişebilmek için 2026’ya kadar Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dan aldığımız payı yüzde 5’e, ihracattan aldığımız payı yüzde 7’ye çıkarmayı, EFQM sisteminde Türkiye Büyük Ödülünü almayı ve 2025 yılına kadar TOBB Akreditasyon sisteminde 7 Yıldızlı Oda olmayı hedefliyoruz. Vizyonumuzu gerçekleştirebilmek için de 2024 stratejilerimizi, iş planlarımızı belirledik” şeklinde konuştu.
Meclis toplantısının ilerleyen bölümünde toplantıya katılarak GTO Meclisine hitap eden ve sunum gerçekleştiren Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu, bugüne kadar yürüttükleri çalışmalar ve projeler hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Sunum ardından yapılan soru-cevap bölümünde ise söz alan GTO Meclis üyeleri ticari hayatı etkileyen sorunları, GTO üyelerinin ortak taleplerini ve ekonomik aktiviteyi canlandıracak çözüm önerilerini dile getirdi. – GAZİANTEP
]]>Merkez Bankası 2024 yılında sadeleşme sürecinin devam edeceğini, parasal sıkılıkla birlikte miktarsal sıkılaşmanın da sterilizasyon araçlarının çeşitliliği artırılarak sürdürüleceğini açıkladı. ‘Para politikası ve iletişimi’ başlıklı ana bölümde TCMB para politikasının enflasyonu orta vadede yüzde 5’lik hedefe ulaştıracak şekilde oluşturulacağı belirtildi.
TCMB’nin temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu belirtilen raporda, “Sahip olunan tüm araçlar bu amaç doğrultusunda kullanılmaya devam edilecektir. Fiyat istikrarını destekleyici bir unsur olarak finansal istikrar da gözetilecektir.” denildi.
57 maddelik tam rapor şöyle:
PARA POLİTİKASI VE İLETİŞİMİ
1. Merkez bankalarının toplumsal refah artışına en büyük katkısı fiyat istikrarının sağlanmasıyla gerçekleşir. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Sahip olunan tüm araçlar bu amaç doğrultusunda kullanılmaya devam edilecektir. Fiyat istikrarını destekleyici bir unsur olarak finansal istikrar da gözetilecektir.
2. Enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde, Hükümet ile birlikte belirlenen enflasyon hedefi yüzde 5 olarak korunmuştur. TCMB’nin hesap verme yükümlülüğünün bir unsuru olan belirsizlik aralığı, önceki yıllarda olduğu gibi hedef etrafında her iki yönde 2 yüzde puan olarak korunmuştur. Para politikası enflasyonu orta vadede bu hedefe ulaştıracak şekilde oluşturulacaktır.
3. Enflasyonun gelecek dönemdeki seyri konusunda iktisadi birimlere rehberlik etmesi öngörülen göstergeler, kısa vadede enflasyon tahminleri, orta vadede ise enflasyon hedefidir. Enflasyon Raporu’nda açıklanan tahminler enflasyon beklentilerine yönelik referans oluşturma işleviyle ara hedef olarak kullanılacaktır.
4. Yıl içinde enflasyon gelişmelerine ilişkin kapsamlı değerlendirmeler Enflasyon Raporu aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılacaktır. Yıl sonunda gerçekleşen enflasyonun belirsizlik aralığının dışında kalması durumunda ise hesap verebilirlik ilkesi gereği Hükümet’e “Açık Mektup” yazılacaktır.
5. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı, TCMB’nin temel politika aracı olmayı sürdürecektir.
6. Dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için 2023 yılı ikinci yarısında parasal sıkılaştırma süreci başlatılmıştır.1
7. Fiyat istikrarının kalıcı tesisi için gereken parasal sıkılık düzeyi, enflasyonu Enflasyon Rapor’larında öngörülen patikaya, orta vadede ise yüzde 5 hedefine ulaştıracak şekilde gerektiği sürece korunacaktır.
8. Parasal sıkılık ve parasal aktarım, likidite gelişmeleri yakından takip edilerek miktarsal sıkılaştırma kararları ile desteklenebilecektir. Miktarsal sıkılaştırma adımlarına, kullanılan sterilizasyon araçlarının çeşitliliği artırılarak devam edilecektir.
9. Para politikası kararları, makro ve mikro düzeyde fiyatların ayrıntılı analizi, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları, para politikasının etkileyebileceği talep unsurları, arz yönlü gelişmeler, iç-dış denge, tasarruf eğilimi ve krediler dahil olmak üzere finansal koşullar ile likidite ve fiyat istikrarını etkileyen diğer tüm unsurlardaki gelişmeler dikkate alınarak oluşturulacaktır.
10. Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı öncesindeki yedi günlük süre “sessiz dönem” olarak adlandırılmakta olup, bu süre içinde para politikasına yönelik dış iletişim yapılmamaktadır. Bu dönem içerisinde PPK toplantısına hazırlık amacıyla karar alma sürecine teknik girdi sağlayan birimler PPK’ya kapsamlı analiz ve değerlendirmeler yapmaktadır.
11. PPK, önceden açıklanan bir takvim çerçevesinde 2024 yılında 12 toplantı yapacaktır. Para politikası kararı ile kısa gerekçesi, İngilizce çevirisi ile birlikte, toplantı ile aynı gün saat 14.00’te; PPK’nın ayrıntılı değerlendirmelerini içeren toplantı özeti ise toplantıyı takip eden beş iş günü içinde TCMB internet sayfasında yayımlanacaktır.
12. Para politikası iletişimine, şeffaflık, hesap verebilirlik ve öngörülebilirlik ilkeleri doğrultusunda devam edilecektir.
13. Para politikasının temel iletişim araçları PPK duyuruları ve Enflasyon Raporu’dur. Enflasyon Raporu’nun yılda dört defa yayımlanmasına ve para politikası uygulamalarının kamuoyu ile iletişiminin etkin bir şekilde yapılabilmesi amacıyla bilgilendirme toplantılarıyla tanıtılmasına devam edilecektir.
14. TCMB’nin faaliyetleri, para politikası uygulamaları ve döneme özgü gelişmeler hakkında Başkan tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan sunumlar sürdürülecektir.
15. Başkan, Başkan Yardımcıları ve teknik içerikli konularda görevlendirilen TCMB mensupları tarafından diğer platformlarda yapılan sunum ve konuşmalar iletişim politikasının bileşeni olmaya devam edecektir.
16. Finansal İstikrar Raporu, TCMB’nin bir diğer önemli iletişim aracı olmaya devam edecektir.
17. Bunun yanı sıra, aylık enflasyon gelişmelerini alt kalemler itibarıyla özetleyen Aylık Fiyat Gelişmeleri Raporu’nun, resmi fiyat istatistiklerinin açıklanması ile PPK toplantısı arasında geçen süre zarfında aylık enflasyon gelişmelerinin kamuoyu tarafından daha sağlıklı biçimde yorumlanmasına katkıda bulunması amacıyla, bir iletişim aracı olarak kullanılması sürdürülecektir.
18. Bunlara ek olarak, para politikası, makroihtiyati çerçeve, Türk lirası ve döviz likiditesi yönetimine ilişkin kamuoyuyla paylaşılan duyurular iletişimin önemli unsurlarıdır.
19. TCMB iletişiminin önemli hedef gruplarından olan basın, yatırımcılar, akademik çevreler ve genel kamuoyu ile iletişim sürdürülecektir. Reel ve finansal sektör temsilcileri, yurt içi ve yurt dışı kuruluşlar ve TCMB politikalarının tüm paydaşları ile etkileşim sağlamak üzere politika çerçevesi ve makroekonomik görünüm hakkında bilgilendirmeler yapılacaktır. TCMB, uluslararası etki alanını genişletmek amacıyla, uluslararası kuruluşlar ve platformlar ile diğer merkez bankaları gibi yurt dışı paydaşlarıyla etkin iletişimini sürdürecektir. Bu kapsamda, enflasyon, para politikası, finansal piyasalar ve bankacılık gibi konularda teknik sunumların yapılacağı Yatırımcı Günleri düzenlenecektir.
20. TCMB tarafından yayımlanan çalışma tebliğleri, ekonomi notları, Merkezin Güncesi platformundaki blog yazıları, Herkes İçin Ekonomi mikrositesinde yayımlanan içerikler ve TCMB’nin faaliyetleri ile para politikası uygulamaları hakkında çeşitli platformlarda yapılan sunumlar, seminer ve diğer etkinlikler de kamuoyunun bilgilendirilmesinde önemli bir paya sahip olacaktır.
21. TCMB, sahip olduğu diğer iletişim kanallarına ek ve onları destekleyici olarak sosyal medya hesaplarını etkili birer iletişim kanalı olarak kullanmaya devam edecektir. Söz konusu hesaplar aracılığıyla TCMB’nin aldığı politika kararları ve gerekçeleri, uygulamaları, yayınları ve kurumsal haberler duyurulmaktadır. Bu kapsamda, TCMB duyuruları, raporları ve kullanılan para politikası araçları hakkında özet bilgilerin yer aldığı içerikler sosyal medya üzerinden kamuoyuyla paylaşılacaktır. Ayrıca, sosyal medyada yapılan paylaşımlar ile farklı hedef kitlelerin ekonomik analizler, kavramlar ve TCMB tarafından düzenlenen etkinlikler gibi gibi konular hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanacaktır.
22. Uygulanan para politikasının etkinliğinin artması için ilgili tüm paydaşlarla yüksek eşgüdüm içinde çalışılmaya devam edilecektir. TCMB, enflasyonun para politikasının etki alanı dışında kalan nedenlerine yönelik yapısal ve erken uyarı niteliğindeki analizlerini ve bulgularını da kamuoyu ve ilgili kurumlarla paylaşmayı sürdürecektir.
23. Politika kararlarını yakın ve gerçek zamanlı veriler ile bilimsel temeli güçlü analizler ışığında şekillendirmek ve sürdürülebilir fiyat istikrarına katkı sağlamak amacıyla oluşturulacak araştırma gündemi kamuoyu ile paylaşılacak; TCMB’nin akademik çalışmaları destekleme faaliyetleri politika tasarım süreçlerini güçlendirmek için en verimli şekilde kullanılacaktır.
MAKRAİHTİYATİ POLİTİKA ÇERÇEVESİ
24. Piyasa mekanizmasının işlevselliğini artırmak ve makro finansal istikrarı güçlendirmek amacıyla 2023 yılının ikinci yarısında mikro ve makroihtiyati politika çerçevesinde kapsamlı sadeleşme adımları atılmıştır.
25. Makroihtiyati çerçevede yapılan önemli sadeleşme adımları arasında toplam mevduatın içinde Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve Türk lirası mevduatın payına ve yabancı para (YP) mevduattan KKM’ye dönüşüm oranına göre düzenlenen ilave/indirimli menkul kıymet tesisi, Türk lirası ticari kredi kullandırımına ve harcama mukabili kredi kullanımına ilişkin menkul kıymet tesisi ile kredi faiz/kâr payı oranına göre menkul kıymet tesisi uygulamalarının sonlandırılması ve yabancı para yükümlülüklere uygulanan menkul kıymet tesis oranının düşürülmesi yer almaktadır.
26. Bu çerçevede, menkul kıymet tesisi düzenlemesi önemli ölçüde sadeleşerek mevcut durumda ek bir menkul kıymet talebi yaratmayacak düzeye gelmiştir. Uygulanan parasal sıkılaştırma sürecine sadeleşme adımlarının da eşlik etmesi ile birlikte tahvil getirileri yükselmiş ve getiri eğrisi para politikası duruşunu yansıtmaya başlamıştır.
27. Mevcut makroihtiyati çerçevenin tüm bileşenlerinin enflasyon, faizler, döviz kurları, rezervler, beklentiler ve finansal istikrar üzerindeki yansımaları değerlendirilerek ve etki analizlerine dayanılarak sadeleşme süreci 2024 yılında da devam edecektir.
28. Yabancı para yükümlülükler üzerinden menkul kıymet tesisinin kademeli olarak azaltılmasına devam edilecektir. KKM hesaplarından Türk lirası hesaplara geçişin güçlenmesiyle bu alandaki düzenlemelerde de sadeleşme yapılacaktır.
29. Türk lirası varlıklara olan talebin desteklenmesi ve makro finansal istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlanması için, toplam mevduat içerisinde Türk lirası mevduatın payında artış ve KKM hesaplarından Türk lirası hesaplara geçiş hedefleri, sadeleşme sürecinde 2023 yılı ağustos ayından bu yana para politikası adımlarını desteklemiştir.
30. Parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini artıran bu uygulamalar sonucunda ağustos ayından itibaren KKM bakiyesi yüzde 22 azalırken, Türk lirası mevduatın toplam mevduat içindeki payında 15 Aralık itibarıyla 9 puan artış olmuştur.
31. 2024 yılında piyasa mekanizmasının işlevselliğinin artması, döviz kurlarında istikrarın korunması ve dezenflasyon sürecinin belirginleşmesiyle birlikte KKM’ye yönelik talebin azalmaya devam edeceği ve Türk lirası varlıklara olan talebin güçleneceği öngörülmektedir.
32. Ayrıca, 2024 yılında, Türk lirası mevduatın önceliklendirilmesine yönelik atılacak adımlarla bankacılık sisteminde Türk lirası mevduatın payının yüzde 50’ye yükselmesi ve KKM bakiyesindeki gerilemenin devam etmesi hedeflenmektedir.
33. Seçici kredi politikaları 2023 yılında para politikası aktarım mekanizmasının işlevselliğini artırmak, iç talepte dengelenme sağlamak ve ihracat/yatırım faaliyetlerini desteklemek amacıyla etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bu kapsamda, Türk lirası ticari kredilerde (ihracat, yatırım, tarım, esnaf, kamu kurum ve kuruluşları ile deprem bölgesine yönelik krediler hariç) aylık yüzde 2,5, ihtiyaç kredilerinde aylık yüzde 3 ve taşıt kredilerinde aylık yüzde 2 büyüme sınırını aşan bankalar için menkul kıymet tesis yükümlülüğü uygulanmıştır.
34. Kredi kompozisyonunun dezenflasyon sürecini ve makroekonomik dengeleri gözetici bir çerçevede şekillenmesi sağlanacaktır. Finansal koşullardaki sıkılaşmanın, finansmana erişim üzerindeki ikincil etkileri yakından takip edilecek, seçici kredi politikaları özellikle yatırım, üretim ve ihracata yönelik faaliyetleri destekleyecek şekilde sürdürülecektir. Bu süreçte, sıkılaşan finansal koşulların dar gelirli kesime etkisini azaltmaya yönelik tedbirler alınabilecektir.
TÜRK LİRASI VE DÖVİZ LİKİDİTESİ YÖNETİMİ
35. 22 Aralık 2023 itibarıyla sistemin fonlama ihtiyacı 1.266,6 milyar Türk lirası (TL) seviyesindedir. Sistemin fonlama ihtiyacı yıl boyunca 215,4 milyar TL yükselmiş olup söz konusu artışın temel belirleyicileri; miktarsal sıkılaştırma kapsamında yapılan zorunlu karşılık düzenlemeleri, emisyon hacmi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın (Hazine) net iç borçlanma tutarındaki yükseliş olmuştur. KKM işlemleri, ihracat bedelleri, reeskont kredileri, diğer döviz kazandırıcı işlemler ve doğrudan Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) alımları ise sistemin fonlama ihtiyacını azaltan unsurlar olmuştur.
36. TCMB fonlaması, Açık Piyasa İşlemleri (APİ) ile döviz ve altın karşılığı gerçekleştirilen swap işlemleriyle gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, 2023 yıl başı itibarıyla 883,4 milyar TL olan swap işlem tutarı, 612,9 milyar TL artış göstererek 22 Aralık 2023 tarihi itibarıyla 1.496,4 milyar TL seviyesine yükselmiştir. 2023 yıl başı itibarıyla 167,8 milyar TL olan net APİ ise 397,6 milyar TL azalış göstermiş ve 22 Aralık 2023 itibarıyla piyasadan APİ yoluyla net 229,7 milyar TL sterilize edilmiştir.
37. KKM kur farkı ödemeleri ve TL karşılığı döviz işlemleri nedeniyle 2023 yılının ikinci yarısından itibaren, bazı dönemlerde sistemde TL likidite fazlası oluşmuş ve TCMB APİ’de net borç alan konumuna geçmiştir. Oluşan likidite fazlası parasal aktarım mekanizmanın etkinliğini artırmak amacıyla çeşitli araçlarla sterilize edilmiştir. Bu çerçevede;
38. Hazine borçlanma yapısı ve harcama projeksiyonu, rezervlerdeki güçlenme eğiliminin devamı ve vadesi henüz gelmemiş TL karşılığı swap işlemleri nedeniyle 2024 yılında da piyasada dönemsel likidite fazlası oluşabilecektir. Parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini korumak ve parasal sıkılaştırmayı desteklemek amacıyla, kullanılan sterilizasyon araçlarının çeşitliliği artırılarak söz konusu likidite fazlası sterilize edilecek ve miktarsal sıkılaştırma süreci devam edecektir.
39. TCMB fiyat istikrarı temel hedefi doğrultusunda parasal aktarım mekanizmasının sağlıklı işleyişini sağlamak amacıyla tüm likidite yönetimi araçlarını etkin şekilde kullanmaya devam edecektir. Bu kapsamda, likidite yönetimi genel çerçevesi, piyasadaki likidite düzeyi ve likiditenin sistem içindeki dağılımı dikkate alınarak belirlenecektir.
40. TCMB’nin temel politika aracı, miktar ihalesi yöntemiyle gerçekleştirilen bir hafta vadeli repo ihalesi faiz oranıdır. Bu çerçevede, TL likidite yönetiminde;
41. Likiditenin haftanın günlerine dengeli dağılımının sağlanması amacıyla gerekli görülen günlerde, vadeleri 5 ile 12 gün arasında olmak kaydıyla farklı vadelerde birden fazla repo ihalesi açılmaya devam edilebilecektir. Likiditede öngörülemeyen nedenlerle sıkışıklık ortaya çıkması halinde 13.00-16.00 saatleri arasında haftalık vadede miktar yöntemiyle gün içi repo ihalesi yapılabilecektir.
42. TCMB likidite yönetiminde araç çeşitliliğinin ve operasyonel esnekliğin korunabilmesi için teknik nedenlerle APİ portföyünde yeterli miktarda DİBS ve T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Varlık Kiralama Anonim Şirketi (HMVKŞ) tarafından ihraç edilen TL cinsi kira sertifikası bulundurulması gerekmektedir. Bu kapsamda, 2023 yılının ilk yarısında, geleneksel ihale yöntemiyle düzenlenen ihaleler ile nominal 39 milyar TL DİBS, piyasa yapıcılığı doğrudan alım imkânı kapsamında düzenlenen ihaleler ile nominal 55,5 milyar TL tutarında DİBS alımı olmak üzere toplam nominal 94,5 milyar TL tutarında alım gerçekleştirilmiştir. Kotasyon yöntemiyle düzenlenen doğrudan alım ihaleleriyle ise nominal 8,8 milyar TL tutarında alım gerçekleştirilmiştir. 2023 yılının ikinci yarısında, miktarsal sıkılaştırma adımları çerçevesinde doğrudan alım ihalelerine ara verilmiştir. 2023 yılı başında nominal 121,4 milyar TL seviyesinde olan APİ portföyü 22 Aralık 2023 tarihi itibarıyla nominal 0,7 milyar TL kira sertifikası ve nominal 192,8 milyar TL DİBS olmak üzere toplam nominal 193,5 milyar TL seviyesindedir.
43. TCMB APİ portföy büyüklüğü, ilave alım seçeneği saklı kalmak kaydıyla, 2024 yılı için nominal 200 milyar TL olarak belirlenmiştir. 2024 yılında, vadesi gelecek nominal 28,2 milyar TL’lik kısım dahil olmak üzere söz konusu hedefe ulaşmak için doğrudan alım işlemleri gerçekleştirilecektir. Bu kapsamda 2024 yılında, sistemin fonlama ihtiyacına ilişkin analizler dikkate alınarak belirlenen doğrudan alım stratejisi çerçevesinde;
44. 2023 yılında, döviz karşılığı TL swap işlemleri çerçevesinde, geleneksel yöntemle gerçekleştirilen swap ihaleleri ve kotasyon yöntemiyle gerçekleştirilen swap piyasası işlemleri yoluyla fonlama sağlanmıştır. 22 Aralık 2023 tarihi itibarıyla döviz karşılığı TL swap ihaleleri kaynaklı stok miktarı 48,2 milyar ABD doları, döviz karşılığı TL swap piyasası işlemleri kaynaklı stok miktarı ise 1,9 milyar ABD doları seviyesindedir.
45. Bankaların likidite yönetimindeki etkinliğinin artırılması ve altın cinsi tasarrufların finansal sisteme dâhil edilmesine katkı sağlanması amacıyla, TL/döviz karşılığı altın swap işlemlerine 2023 yılında da devam edilmiştir. 22 Aralık 2023 tarihi itibarıyla kotasyon yöntemi ile gerçekleştirilen TL karşılığı altın swap piyasası işlemleri kaynaklı stok miktarı net 12,4 ton, döviz karşılığı altın swap piyasası işlemleri kaynaklı stok miktarı net 26,7 ton ve geleneksel yöntemle gerçekleştirilen TL karşılığı altın swap ihaleleri kaynaklı stok miktarı net 31,4 ton seviyesindedir.
46. Bankaların TL ve döviz likidite yönetimlerine katkıda bulunmak amacıyla, swap işlemlerine 2024 yılında da devam edilecektir. Bununla birlikte, TCMB tarafından gerçekleştirilen swap işlem miktarının kademeli şekilde azaltılması planlanmaktadır.
47. BIST Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) TL uzlaşmalı vadeli döviz işlemlerine, 2023 yılında da devam edilmiştir. Ayrıca, araç çeşitliliğinin artırılması amacıyla, 14 Nisan 2023 tarihinde TCMB nezdinde TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlanmıştır. Diğer taraftan, haziran ayında 9,6 milyar ABD dolarına ulaşan TCMB toplam kısa pozisyon tutarı, yılın geri kalan kısmında kademeli olarak azaltılarak 22 Aralık 2023 tarihi itibarıyla 195 milyon ABD doları seviyesine gerilemiştir.
48. TCMB geçmişte olduğu gibi 2023 yılında da döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla, döviz arz ve talep gelişmelerini yakından takip ederek gerekli önlemleri almaya devam etmiştir. Bu kapsamda, 3 Temmuz 2023 tarihinden itibaren, döviz veya altın hesaplarından Türk lirası mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi kapsamında açılan hesapların vade tarihlerinde döviz piyasasında oluşabilecek likidite ihtiyacı TCMB tarafından bankalara Türk lirası karşılığı doğrudan döviz satımı ile karşılanmaya başlanmıştır.
49. 2024 yılında dalgalı döviz kuru rejimi sürdürülecek ve döviz kurları, serbest piyasa koşullarında, arz ve talep dengesine göre oluşmaya devam edecektir. TCMB, döviz kurlarının seviyesine ilişkin herhangi bir hedefi gözetmemekte olup, kurların düzeyini ya da yönünü belirleme amacıyla herhangi bir döviz alım ya da satım işlemi yapmayacaktır. TCMB, döviz piyasasının etkin bir şekilde çalışabilmesi ve sağlıklı fiyat oluşumlarının desteklenmesi amacıyla döviz kuru gelişmelerini ve buna ilişkin risk faktörlerini yakından takip etmeye ve gerekli önlemleri alarak ilgili araçları kullanmaya devam edecektir.
50. 2023 yılında yurt içinde artan fiziki altın talebinin bir kısmı altın satışları ve lokasyon swap işlemleriyle TCMB tarafından karşılanmıştır. TCMB, 2024 yılında rezerv biriktirme amaçlı olarak TL karşılığında yurt içinde cevherden üretilen altın alımı işlemlerine devam edecektir. Ayrıca, piyasa koşulları çerçevesinde bankalarla lokasyon swap işlemleri gerçekleştirilebilecektir.
51. TCMB ile döviz piyasalarında işlem yapmaya yetkili bankalar arasında gerçekleştirilen döviz karşılığı efektif işlemlerine devam edilecektir.
52. TCMB nezdindeki Döviz Depo Piyasasında bankalara yaklaşık olarak toplam 50 milyar ABD doları limit ile bir hafta ve bir ay vadeli döviz likiditesi imkânı sağlanmaya devam edilecektir.
53. Bankalar, TCMB’ye kendilerine tanınan limitler çerçevesinde ve çeşitli vadelerde teminat döviz deposu veya altın deposu getirebilecektir.
54. Para politikasının etkinliği ve finansal istikrar açısından uluslararası rezervlerin güçlendirilmesi büyük önem arz etmektedir. Uluslararası rezervler, parasal sıkılaşma ve makroihtiyati çerçevede atılan sadeleşme adımlarının etkileri ile 2023 yılının ikinci yarısından itibaren güçlü bir artışeğilimi göstermiş ve 22 Aralık 2023 itibarıyla 145,5 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Bu doğrultuda, 2024 yılında da piyasa koşulları elverdiği müddetçe rezerv biriktirilmesi yönündeki stratejiye devam edilecek ve uluslararası rezervlerdeki istikrarlı artış eğiliminin devamlılığı sağlanacaktır.
TCMB KREDİ PROGRAMLARI
55. 2023 yılında ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredisi günlük kullanım limiti 3 milyar TL’ye yükseltilmiş, toplam faiz maliyetine üst sınır getirilmiş ve kredi kullanımı kapsamında döviz alımı yapmama ve ihracat bedeli satış koşullarında kolaylaştırıcı adımlar atılmıştır.
56. 2024 yılında da ihracatçı firmaların finansman koşullarını iyileştirmek ve finansmana erişimlerini desteklemek amacıyla ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerinde ilave kolaylaştırıcı adımlar atılabilecektir.
57. Finansal kaynakların verimli kullanımı ve yatırımların desteklenmesi amacıyla stratejik öncelikler de dikkate alınarak Yatırım Taahhütlü Avans Kredisine (YTAK) erişim koşulları güncellenmiştir. Bu kapsamda, yıllık 100 milyar TL olmak üzere 3 yıl için ayrılan 300 milyar TL’lik toplam limit, yatırım projelerinin verimlilik ve katma değer niteliğine göre, firmalarca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan alınacak Teknoloji/Strateji Puanı esas alınarak tahsis edilecektir.
]]>