HOLDİNG KONUSU NE?
“Bir gün denizden bir kız gelir ve ilahi adaletin yerini bulmasına vekil olur…”
Dışarıdan pırıltılı görülen plaza dünyası, içerden ise egoların ve hırsların çarpıştığı bir arenadır. Kadınlar Dünya Serbest Dalış rekortmeni Aydan, aniden kendini bu dünyada ve yeni ailesinin içinde bulur. Onun gelmesi ile ailenin kirli geçmişi ve aile üyelerinin gerçek yüzleri ortaya çıkar. Ve ailede acımasız bir taht kavgası başlar. Aydan bu kavgada kendi değerleri ve aşkı ile ayakta kalacak mı, yoksa güç ve para onu da mı zehirleyecek? İnsanların aşk ve iktidarla sınandığı bu etkili drama, izleyici ile buluşmak için gün sayıyor!
Holding’in başrollerinde Erdal Özyağcılar, Tuğba Sunguroğlu, Caner Topçu, Mustafa Üstündağ Öznur Serçeler, Melisa Döngel, Şebnem Hassanisoughi, Kayra Şenocak, Ozan Gözel, Ali İl, Gün Koper, Zeynep Özyağcılar, Sadi Celil Cengiz ve Filiz Tacbaş ve Atsız Karaduman ve Macit Koper gibi önemli oyuncular yer alıyor.
HOLDİNG OYUNCULARI KİM?
İnsanların aşk ve iktidarla sınanacağı atv’nin yeni dizisi “Holding”in başrollerinde Erdal Özyağcılar, Tuğba Sunguroğlu, Caner Topçu, Mustafa Üstündağ, Öznur Serçeler, Melisa Döngel, Şebnem Hassanisoughi, Kayra Şenocak, Ozan Gözel, Ali İl, Gün Koper, Zeynep Özyağcılar, Sadi Celil Cengiz, Itır Esen, Atsız Karaduman ve Macit Koper gibi önemli oyuncular yer alıyor.

HOLDİNG KARAKTERLERİ
Erdal Özyağcılar / Osman Altınordu
İş dünyasının sert, acımasız ve vicdansız kralı olarak nam yapan Osman Altınordu, ilerleyen yaşı nedeniyle kendisinden sonra Altınordu İmparatorluğu’nun başına eski eşi Serra’dan olan üç kızından hangisini geçireceğine karar vermeye çalışır. Bir yandan da yıllardır uzaktan da olsa, kızın haberi olmaksızın destek olduğu Aydan’a babalık duygusunu tattıramamış olmanın acısını içinde yaşamaktadır.
Tuğba Sunguroğlu /Aydan Türker
Osman Altınordu’nun gayrimeşru kızıdır. Denizin derinliklerinde kaybolup giden annesini bulmak umuduyla dalgıç olmuştur. Denizin altında huzur bulan, engelli çocuklara eğitim vermek için çırpınan, mütevazı ve sakin genç bir kadınken, girmek zorunda bırakıldığı kural tanımaz mücadele içinde güçlü bir savaşçıya dönüşecektir.
Öznur Serçeler / Ceyda Tavancı
Osman Altınordu’nun ikinci karısından olma, ortanca kızı Ceyda, işin başında “temiz yüzlü kadın” diye tarif edilirken işin sonunda “temiz yüzü şeytanın maskesiymiş” dedirten istisnai biridir. Aklından geçenleri yüzünden okumak çok zor olan Ceyda, istediği zaman kaygısını, üzüntüsünü, öfkesini belli etmemeyi, herkese mutlu kadın taklidi yapan annesinden öğrenmiştir. Üç kız kardeşin en hırslısı olan Ceyda’nın temel hedefi, babasından sonra holdingin başına geçmektir ve bu uğurda yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
Melisa Döngel /Sema Altınordu
Osman Altınordu’nun en küçük kızıdır. Küçük bir kızken annesinin evi terk etmesiyle ablası Ebru tarafından büyütülmüş, iyi bir eğitim almış ve holdingin yapay zeka, bilgisayar dünyasının başına geçmiştir. Annesinden ayrı, otoriter bir babayla kalmasının getirdiği ağır gerçeklikten kaçma arzusu onu önce masal dünyasına, oradan bilgisayarda yaratılan gerçekliğe doğru yönlendirmiştir. Hayat onun için büyük bir oyundan ibarettir.
Şebnem Hassanisoughi / Ebru Karaaslan
Osman Altınordu’nun büyük kızıdır. Azimli, sabırlı ancak sandığı kadar dayanıklı değildir. İtiraf etmese de her daim babasının sevgisine ve onun tarafından onaylanmaya muhtaçtır. Otorite seven, güç tiryakisi bir işkolikken, hayranı olduğu babasına adadığı hayatının boşa geçmiş olduğunu ve güç tiryakiliğinin ruhunu zehirlediğini kardeşleriyle giriştiği mücadele içinde anlayacaktır.
Caner Topçu / Kerem Sayışman
Henüz 9 yaşındayken, öfke kontrolü sorunu olan polis babası, annesini gözlerinin önünde öldürmüştür. Babasının polis arkadaşlarının baskısı ile mahkemede hiçbir günahı olmayan annesi hakkında yalan ifade vermek zorunda bırakılmıştır. Büyüdüğünde işine aşık ve takıntılı bir polis olmuştur.
Osman DEMİRHaberler.com – GündemKültür SanatSoğuk HaberTelevizyonYaşamDiziAtv
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HOLDİNG KONUSU NE?
“Bir gün denizden bir kız gelir ve ilahi adaletin yerini bulmasına vekil olur…”
Dışarıdan pırıltılı görülen plaza dünyası, içerden ise egoların ve hırsların çarpıştığı bir arenadır. Kadınlar Dünya Serbest Dalış rekortmeni Aydan, aniden kendini bu dünyada ve yeni ailesinin içinde bulur. Onun gelmesi ile ailenin kirli geçmişi ve aile üyelerinin gerçek yüzleri ortaya çıkar. Ve ailede acımasız bir taht kavgası başlar. Aydan bu kavgada kendi değerleri ve aşkı ile ayakta kalacak mı, yoksa güç ve para onu da mı zehirleyecek? İnsanların aşk ve iktidarla sınandığı bu etkili drama, izleyici ile buluşmak için gün sayıyor!
Holding’in başrollerinde Erdal Özyağcılar, Tuğba Sunguroğlu, Caner Topçu, Mustafa Üstündağ Öznur Serçeler, Melisa Döngel, Şebnem Hassanisoughi, Kayra Şenocak, Ozan Gözel, Ali İl, Gün Koper, Zeynep Özyağcılar, Sadi Celil Cengiz ve Filiz Tacbaş ve Atsız Karaduman ve Macit Koper gibi önemli oyuncular yer alıyor.

HOLDİNG NEREDE ÇEKİLDİ?
Atv‘nin yeni dizisi Holding çekimleri İstanbul’un plazalarının en çok olduğu Levent, Maslak ve Beyoğlu ilçelerinde gerçekleştiriliyor.

HOLDİNG GERÇEK HAYAT HİKAYESİ Mİ?
atv’nin, yeni dizisi Holding gerçek hayatların gerçek hikayesini ekrana getirecek.
HOLDİNG OYUNCULARI KİM?
İnsanların aşk ve iktidarla sınanacağı atv’nin yeni dizisi “Holding”in başrollerinde Erdal Özyağcılar, Tuğba Sunguroğlu, Caner Topçu, Mustafa Üstündağ, Öznur Serçeler, Melisa Döngel, Şebnem Hassanisoughi, Kayra Şenocak, Ozan Gözel, Ali İl, Gün Koper, Zeynep Özyağcılar, Sadi Celil Cengiz, Itır Esen, Atsız Karaduman ve Macit Koper gibi önemli oyuncular yer alıyor.
Osman DEMİRHaberler.com – GündemKültür SanatSoğuk HaberTelevizyonYaşamDiziAtv
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
15 YILDIR İBB’DE ÇALIŞIYOR
2009’dan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nda çalışan Çetin, 2009’dan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nda çalışıyor.

“OYUNCULUĞA DÖNMEK İSTİYORUM”
Seda Çetin, 2014’te İBB’de müfettişlik yapan Fatih Korkmaz ile evlenmiş ve bu evlilikten 10 yaşında olan kızı Mina Şiir dünyaya gelmişti. Yaptığı bir açıklamada oyunculuğu bırakmadığını ifade eden Çetin; “Sabit iş iyi ama bizim gibi insanları aşağı doğru çekebiliyor. İçimdeki oyunculuk hevesi hiçbir zaman geçmiyor. Oyunculuğa dönmek istiyorum” demişti.
İşte Semiha’nın son hali;


Kültür SanatSon HaliMagazinEğitimYaşamBabaDizi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde düzenlenen, Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST, Adana Havalimanı’nda devam ediyor.
Festivali ziyaret eden “Teşkilat” dizisinin oyuncuları Yunus Emre Yıldırımer, Serdar Yeğin ve Melisa Akman, TRT standında düzenlenen etkinliğe katıldı.
Oyuncular, imza verdikleri hayranlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi.
Yunus Emre Yıldırımer, AA muhabirine, TEKNOFEST’in çok özel ve gurur verici bir organizasyon olduğunu söyledi.
Festivalde olmaktan mutluluk duyduklarını belirten Yıldırımer, teknolojik gelişmeleri görme şansı bulduklarını anlattı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde düzenlenen, Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST, Adana Havalimanı’nda devam ediyor.
Festivali gezen “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisinin oyuncuları Serkan Çayoğlu, Sena Çakır ve Esila Umut, TRT standında düzenlenen etkinliğe katıldı.
Dizinin hayranları, oyuncuları görebilmek için stant önünde yoğunluk oluşturdu.
Etkinlikte oyuncular, imza verdikleri izleyicilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Sena Çakır, AA muhabirine, ilk kez TEKNOFEST’te yer aldığını söyledi.
Festivalin çok büyük bir organizasyon olduğunu belirten Çakır, “Müthiş bir katılım var. İmza etkinliğinden sonra festival alanını gezmeye devam edeceğiz. Seyircilerimize buraya kadar geldikleri için teşekkür ediyorum.” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sinema, dizi ve tiyatro dünyasının usta ismi Cihat Tamer, büyük bir acı yaşadı.
81 yaşındaki oyuncunun 57 yaşındaki oğlu Atilla Tamer, bir süredir mücadele ettiği kansere yenik düşerek hayatını kaybetti.
Koç Hastanesi’nde tedavi gören Atilla Tamer, durumu ağırlaştığında yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
OĞLU İÇİN KAN BAĞIŞI İSTEMİŞTİ
Cihat Tamer, sosyal medyada oğlunun durumu için sık sık kan bağışı çağrısında bulunmuştu.
Cihat Tamer, acı haberi sosyal medya hesabından “Sevgili oğlum Atilla Tamer’i kaybettik.” sözleriyle duyurdu.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başrollerinde Afra Saraçoğlu ve Mert Ramazan Demir’in yer aldığı Yalı Çapkını dizisinde kavuşamayan aşıkları canlandıran Suna ile Abidin, gerçek hayatta birbirlerine kavuştu.
Sette birbirlerine aşık olan Beril Pozam ile Ersin Arıcı evlendi.

Ünlü çifti, Yalı Çapkını ekibi yalnız bırakmadı. Düğünden kareler sosyal medya hesaplarından paylaşıldı…


Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Konserler, söyleşiler ve atlı gösterilerin yapıldığı yaklaşık 200 dönümlük arazide, geleneksel ürünlerin satıldığı çarşı, cam atölyesi, geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekilme ve demir dövme alanları da ziyaret edenlerin beğenisine sunuluyor.
Bozdağ Film Yönetim Kurulu Başkanı, yapımcı ve senarist Mehmet Bozdağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, platoda çekilen “Diriliş Ertuğrul”, “Kuruluş Osman” ve ” Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu” dizilerinin dünyanın dört bir yanında beğeniyle izlendiğine işaret etti.
“Büyük bir gösteri merkezi inşa ettik”
“Kuruluş Osman” dizisini 110 ülkeye ihraç ettiklerini aktaran Bozdağ, “Bu tür projeler sadece bir dizi ihracı değil, aynı zamanda kültürümüzün, medeniyetimizin, tarihimizin, dünyanın dört bir yanında öğretilmesi ve insanların medeniyetimize, tarihimize merak duyması, sevmesi demek. Dünyanın dört bir yanında da başarılı olduk.” dedi.
Daha önce Bozdağ Film Platolarını 40’a yakın devlet başkanının ziyaret ettiğine dikkati çeken Bozdağ, şunları kaydetti:
“İlk başladığım günden itibaren büyük bir hayalim vardı. Bir gün platformumuzu ABD’deki örnekler gibi izleyicilere açabilmek, insanlar gelsin ziyaret etsin, o tarihi dünyaya bir yolculuk yapsın hayalim vardı. Pandemi öncesi açacaktık ama maalesef iki, üç yıl hayallerimizi ertelemek zorunda kaldık. Geçen yıl haziranda hikayemizi başlattık ama esas büyük hazırlığı bu bayram yaptık. Büyük bir gösteri merkezi inşa ettik. Dünyanın en önemli atlı gösterilerinden bir tanesini izleyicilerimiz görmüş olacak. İnsanlar burayı ziyaret ederek, o dönemin yemeklerini yiyebilecek, o coğrafyayı, toprağı, şehirleri, kaleleri, çadırları, yurtları, yaşam biçimlerini neredeyse yaşayacak.”
Mehmet Bozdağ, heyecanlı olduklarını ve platoya dünyanın dört bir yanından ziyaretçi beklediklerini dile getirerek, bayrama özel geniş yelpazede etkinlik programı hazırladıklarını vurguladı.
Platonun aynı zamanda Türk kültürünün ihraç edildiği önemli noktalardan birisi olduğunun altını çizen Bozdağ, “Yaptığımız işten çok mutluyuz. Burası 365 gün açık. Dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler geldiği için bir planlama yapılıyor. Türkiye’den de çok ziyaretçimiz geliyor. O yüzden bir kısıtlama yapmadık. Bayramda seyircilerimizi birçok sürpriz bekliyor.” diye konuştu.
“Türkiye’nin neredeyse en zor setinde bulunuyoruz”
Platodaki söyleşide hayranlarıyla bir araya gelen “Kuruluş Osman” dizisi oyuncularından Belgin Şimşek de dizide keyifli bir süreç geçirdiklerine değinerek, “Türkiye’nin neredeyse en zor setinde bulunuyoruz ama herkesin çok gönül vererek çalıştığı bir set burası. O yüzden dizi reyting rekorları kırıyor. Dünya çapında bir üne sahip. Tek sebebi, herkesin gerçekten gönlünü ortaya koyarak sette çalışıyor olması.” değerlendirmesini yaptı.
Şimşek, bugünün insanına o dönemin ortamını görme imkanı sunulduğuna dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Canlandırdığımız karakterler tarihi bir yansıma. Bize yani o dönemde asla bulunamayacak olan kişilere, o dönemi tatma keyfi veriyor. Bizim için çok değerli, kıymetli bu yüzden. Güzel, pozitif tepkiler alıyoruz. Çünkü Alaeddin ve Gonca çok sevildi. Hakkını verebilirsek ne mutlu bize. Gerçekten canımızı dişimize takıp çalışıyoruz. Sürekli ormanda ve ovalarda olduğumuz için yağmur, çamurda çekmeye çalışıyoruz.”
“Kuruluş Osman” dizisi oyuncularından Faruk Aran da diziye başlamadan önce özel bir eğitimden geçtiklerini belirterek, sette hava şartlarının kendilerini çok zorladığını kaydetti.
Canlandırdığı karakterin konuşma tarzının hayatına yansıdığını sözlerine ekleyen Aran, “Normal hayatımda bile ‘gelesin’ falan diye konuşmaya başladım. İster istemez ağzımdan çıkıyor. Mesela ‘amma’ demeye başladım konuşurken.” ifadelerini kullandı.
“Her yemeğin ayrı bir hikayesi var”
Bozdağ Film Platolarında Anadolu mutfağından önemli yemekler de ziyaretçilere sunuluyor.
Şef Hüseyin Bölük, her yemeğin bir hikayesi olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
“Misafirler de bu hikayenin bir parçası yapılmalıdır. Bizim Anadolu mutfağının çok kadim bir geçmişi var. Selçuklu, Osmanlı ve günümüze gelene kadar çok farklı medeniyetlere, uygarlıklara ev sahipliği yaptığı için çok zengin bir mutfağımız var. O yüzden her yemeğin de ayrı bir hikayesi var. Eski ekipmanlarla değirmenle kara kazanlarla dibeklerle düvenlerle misafirlerimize servis yapıyoruz. Yemeklerin hikayesini anlatıyoruz. Bilinçli bir şekilde yemek yemelerini, gastronomi hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlıyoruz. Esasında köy hayatını bilen, köye gitmiş, köyde yaşamış kişilerin çocukluğuna gitmelerine de vesile oluyoruz.”
Bozdağ Film Platoları’nda 14 Nisan’a kadar Türk dünyası müzik kültürü ve özel atlı şovlarla izleyicilere tarihi bir anlatım da gerçekleştirilecek.
]]>Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor
SİVAS – Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor.
Sivas Valiliği İhramcızade İsmailhakkı Toprak Huzur Evi’nde kalan 73 yaşındaki dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, hayat hikayesini anlattı. Kurtlar Vadisi, Seksenler, Arka Sokaklar, Galip Derviş, Lale Devri gibi birçok projeden rol alan Tonkuş, 20 yıl önce evinden ayrıldığını ve sonrasında huzurevinde yaşamayı tercih ettiğini söyledi. Tonkuş, makine teknisyeni olarak çalışırken drama eğitimine devam ettiğini ve Ayla Algan gibi usta isimlerden eğitim aldığını belirtti. Tonkuş, huzurevindeki personellerle bir aile ortamı oluşturduklarını ve çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.
“Evde olmanın tadını asla özlemiyorum”
Tiyatro oyuncusuyum aynı zamanda tiyatro grubumuzdan yapımcımızın izniyle kameraya transfer oldum ve birçok dizi, reklam ve filmde oynadım diyen 73 yaşındaki Tahsin Tonkuş, “Ben ortaokuldayken Sivas Halk Eğitim Merkezinde bağlama ve drama derslerine başladım. Bir süre sonra Sivas’tan çalışmak için İstanbul’a gitmem gerekti. Ben makine teknisyeniyim fabrikalarda çalıştım ve bu arada da Sivas Halk Eğitimde ‘ki drama hocam ‘uygulamalı bir tiyatro grubunda ol mutlaka eğitim al’ dedi. Onun ricası üzerine bağlamayı öteledim ve tiyatroya öncelik verdim. Uzun yıllar hem eğitim aldım hem çalıştım. Bununla birlikte doktrin öğrencisiyim drama ve oyunculuk. Branş hocamız merhum Ayla Algan hanımefendiydi, kendisini çok severdik. Daha sonra haliyle yapımcıların izniyle hem tiyatroyu hem sinemayı beraber yürüttüm ve birçok projede yer aldım. Evimden yaklaşık yirmi yıl önce ayrıldım, huzurevini tercih ettim. Beş sene Erzurum’da kaldım. Bir buçuk yıldır burada, kalıyorum. Huzurevinde devletimizin şefkatli kollarını gördüm. Evde olmanın tadını asla özlemiyorum. Çünkü buradaki personellerimizle en büyüğünden en küçüğüne kadar bir kardeşlik diyaloğu içindeyiz” dedi.
“Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum”
Tiyatro dışında hayat düşünemediğine değinen Tonkuş, ” Şimdi İstanbul huzurevinde olmak isterdim daha yakın olacaktım projelerde çalışmaya devam edecektim. Orada mümkün olmadı boş yer olmadığından dolayı o nedenle Anadolu’ya geldim. Yoksa İstanbul’da olsaydım çalışmalarım devam edecekti. Biz ya tiyatro provasında ya da sette nefes alıyoruz. Diğer zamanlar kendimi yarım nefes alıyor yarım yaşıyor kabul ediyordum. Takdir edersiniz ki tiyatro provaları, sahnesi olsun insana hayat veren yerlerdi. O nedenle hep o dünyanın içindeydim. Koca bir hayat su gibi geçti. Gençler mutlaka drama eğitimi alsınlar. Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum. Doktor da olsanız avukatta olsanız kendinizi ifade edebilmenin en güzel en kolay sanatı dramadır. Başarıya giden yol insanın kendini ifade edebilmesinden geçer” ifadelerine yer verdi.
]]>Amcaoğulları deprem çalışması ile ilgili yazılım sistemi geliştirmeye karar verir. Yazılım sistemini kurmaya çalışırken zorluk yaşayan amcaoğulları ne yapacaktır?
Kaya Ailesi gelini olarak Selma, ilk iftar yemeğine bütün aileyi misafir edecektir. İftar hazırlığı sırasında neler olacaktır?
Keriman’ın dönüşüyle birlikte Selami eşine karşı yabancılık çeker. Japonya’dan misafirleri gelen Keriman’a amcaoğulları yardım eder. Ramazan’ın misafirlerden birini yanlışlıkla kaybetmesiyle neler yaşanacaktır?
KERİMAN GEDELLİ’YE GERİ DÖNÜYOR…
Tam 4 sezondur, TRT 1 ekranlarında reyting rekorları kıran Gönül Dağı kadrosuna genç ve yetenekli bir oyuncu daha katıldı: İmren Şengel… Şengel, uzun zamandır şehir dışında işleriyle uğraşan Selami’nin karısı Keriman karakterini canlandıracak.
Gedelli’nin sevimli, sıradışı, müzik aşığı Keriman’ı memleketine geri dönüyor, kasaba şenleniyor… Selami, Kaya ailesi ve kasaba sakinlerinin çok özlediği Keriman, sürprizleriyle geliyor, neşesi ve enerjisiyle Gedelli’ye renk katıyor.
GÖNÜL DAĞI’NA YENİ TRANSFER: İMREN ŞENGEL

Uzun yıllardır gurbette çalışan ve farklı rüzgarları soluyan Keriman’ı canlandıran İmren Şengel ile Gönül Dağı’nı ve özel yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı:
-Gönül Dağı ailesine Keriman karakteriyle 132. Bölümde katılıyorsunuz. TRT 1’in sevilen dizisinden teklif geldiğinde neler hissettiniz?
-Çok heyecanlandım. Yıllardır bir numara olan bir dizinin kadrosuna dahil olmak mutluluk verici.
-Keriman, Selami’nin eşi. Komik, samimi, sempatik, müzik tutkunu tam anlamıyla sıradışı bir karakter olan Keriman, görevi nedeniyle uzun süredir şehir dışındaydı. Dönüşü Keriman’da ve eşi Selami’de neler yaşatacak?
– Keriman da Selami de oldukça sıra dışı karakterler. Bir araya geldiklerinde her şey olabilir…
-Keriman’ı biz kimi zaman uçarken, kimi zaman sahnede şarkı söylerken, kimi zaman tehlikenin tam ortasında ama hep sıradışı olayların kahramanı olarak izledik. Keriman dönüşünde biraz durulmuş, sakinleşmiş mi olacak yoksa kaldığı yerden devam mı edecek?
-Keriman’ın durulma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum.
-4 sezon önce başladığından bu yana her hafta birinci olan Gönül Dağı’nın başarısının nedenleri nelerdir?
– Farklı coğrafyaların hikayelerini görmek seyircinin hoşuna gidiyor. Hayat sadece İstanbul’da akmıyor. Onun dışında gerçek, samimi bir bağ var dizideki karakterler arasında.
Kavga gürültü de olsa en sonunda o bağ herkesi bir arada tutar ve hep birlikte o sofraya otururlar.
-Daha önce Eskişehir Sivrihisar’a gelmiş miydiniz? Bölgeyi nasıl buldunuz?
-Ben Eskişehir doğumluyum. Üniversiteyi de burada okudum Anadolu Üniversitesi mezunuyum. Dolayısıyla bölgeye oldukça hakimim.
-Bir diziye sonradan katılmak hele ki daha önce dizide var olan bir karakteri
canlandırmak zordur. Siz zorluk çektiniz mi?
-Evet zor bir durum. Kendi gördüğünüz yerden değil de başkasının gördüğü yerden bakmanız gerekiyor. Ayrıca Keriman çok da sevilen bir karakter seyirci tarafından.Sette rol arkadaşım Eser ve yönetmenlerimiz çok yardımcı oldular ve olmaya da devam ediyorlar.
-Keriman, şarkı söylemeyi çok seviyor. Hatta albüm bile yapmıştı ancak satış yapmadığı için hayal kırıklığı yaşamıştı.
Ancak Keriman’ın en önemli özelliği de baş koyduğu işlerden kolay kolay vazgeçmemesi. Azimli ve sevdiği konularda hırslı olması. Onu müzikten kimse kopartamadı. Keriman’ı yine müzik dünyasının içinde izleyecek miyiz?
-Gelecek bölümler hakkında bilgim yok ancak evet Keriman oldukça hırslı, aklına koyduğunu yapan bir karakter. Belki müziğe döner belki başka bir alan bulur kendine. Sürprizlere açık bir karakter her zaman.
-Sizin müzikle aranız nasıl? Şarkı söylemek, enstrüman çalmak, söz yazıp beste yapmak ilgi alanınıza giriyor mu?
-Müzikle aram fena değil diyebilirim. Söz yazmak, beste yapmak bende hiç yok. Ancak kendi kendime çalmaya çalıştığım bir mızıkam var. Uzun süredir kenarda bekleyen bir kemanım var.
Profesyonel bir şekilde çalamıyorum ama kendimi eğlendirebiliyorum. Daha çok müzik dinlemeyi ve dans etmeyi seviyorum.
-Sizi daha önce birçok tiyatro oyununda, dizide ve filmde izledik. Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Ailenizde daha önce sanatçı var mıydı? Sanat dünyasına yönelmenizin sebebi neydi? İmren Şengel’in hayattaki en büyük isteği nedir?
Kariyeriyle ilgili hedefleri nelerdir? Tiyatro, sinema, dizi sektörü onu en çok mutlu eden dal hangisidir? Boş zamanlarında neler yapmayı sever? Hayatta vazgeçilmezleri nelerdir? Bize kendinizi anlatır mısınız?
-Ailemde bildiğim kadarıyla sanatçı yoktu. Küçükken annemle hep sinemaya, tiyatroya giderdik. İlkokul zamanlarında etrafımda tiyatroyla ilgilenen insanlar oldu.
Sanırım en büyük etki o zaman oldu. Evde aileme gösteriler hazırlardım, okulda da arkadaşımla skeçler yazıp boş derslerde oynadığımızı hatırlıyorum. Aktif bir öğrenciydim. Hayatımda dans ve spor hep oldu.
Konservatuvara gitmeye tam olarak ne zaman karar verdiğimi hatırlamıyorum ancak hep hareketli bir iş hayatı istediğimi hatırlıyorum. Yeni yerler görebiliyorum, her yeni proje yeni bir başlangıç ve yeni insanlar demek.
Öğrenmenin asla bitmediği, sürekli kendinizi yenilemeniz ve geliştirmeniz gereken bir meslek. Tabii ki beraberinde büyük fedakarlıklar da getiriyor. Her şey güllük gülistanlık diyemem. Her meslek bu şekilde aslında.
İyi ve kötü yanlarını birlikte kabul etmek gerekiyor ilerleyebilmek için. Ben de gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Ne kadar çok projede farklı karakter oynarsam o kadar mutlu oluyorum.
Tiyatronun yeri her zaman ayrı oluyor. Seyirciyle karşılıklı o alışverişin yarattığı enerjiyi başka bir yerde yakalamak mümkün değil. Oyuna çıkmadan önceki o heyecanı seviyorum.
Bir de tiyatroda uzun süre prova yapılıyor. Çalışmanın verdiği bir rahatlık ve güven oluyor dolayısıyla tiyatroda. Sinema ve dizi daha hızlı ilerleyen işler. Tiyatrodan sonra oyuncuları tedirgin eden nokta genellikle bu oluyor sanırım.
Her şey çok hızlı oluyor ve sahneyi çektikten sonra artık geri dönüşü yok. O saatten sonra hiçbir şey sizin kontrolünüzde değil. Bu duyguya da alışmak gerekiyor. Ama hepsinin keyfi ayrı tabii. Her alanı deneyimleme fırsatım olduğu için mutluyum.
Çok boş zamanı olan biri değilim. Kendimi oyalayacak bir şeyler muhakkak bulurum. Genellikle evde olmayı severim ama gezmeyi de severim.
Evde olduğum zamanlarda bir şeyler okurum, izlerim. Düzenli spor yapmaya çalışıyorum. Herkesin sevdiği şeyler aslında. Yemek yemeyi severim. Güzel bir yemek beni mutlu etmeye yeter: )
]]>Sektör temsilcileri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk dizilerinin ihracatına ve yurt dışındaki güncel durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hizmet ihracatçıları Birliği (HİB) Eğlence ve Kültür Hizmetleri Komitesi Başkanı Fatih Aksoy, Türk dizilerinin her yıl yaklaşık 170 ülkeye ihraç edildiğini belirterek, hem turizmin büyümesine hem de diğer sektörlerin gelişimine katkı sağladığını söyledi.
Türk dizilerinde daha çok “olayların insanlar üzerinde etkilerinin” ve “duyguların” öne çıktığını dile getiren Aksoy, “Türk dizilerinin tabii içerdiği farklı etkenler de var. Aile ortamında seyredilebilir olması Türk dizilerinin bütün dünyada çok başarılı olmasına yol açtı. Türk dizisi girdiği ülkeyi mutlaka fethediyor.” dedi.
Aksoy, Türk dizilerinin halihazırda Latin ülkeleri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Asya, Rusya, Afrika, İspanya, Portekiz gibi bölgelerde ve ülkelerde yoğun talep gördüğünü belirterek, Kuzey Amerika’da da İspanyolca yayın yapan televizyon kanallarından ilgi gördüğünü anlattı. Aksoy, Türk dizilerinin sıradaki hedefinin Çin pazarına girmek olduğunu, bu sayede orada da başarılar elde edileceğini anlattı.
Türkiye’de 6 televizyon kanalının “prime time” boyunca dizi yayınladığına dikkati çeken Aksoy, “Bunların her biri aşağı yukarı bir yılda 10-12 dizi ısmarlıyorlar. Demek ki yılda 60-70 dizi çekiliyor. Zaten bunların da 10-12 tanesi başarılı oluyor. O başarılı olanların içerisinde erkek hikayesi olan diziler pek satılamıyor. Yani daha çok kadın hikayeleri olanlar satılıyor.” diye konuştu.
“100 bin dolara ihraç edilen de vardır, 300 bin dolara da”
Fatih Aksoy, Türklerin dizi algısıyla, dünyadaki Türk dizisi algısının farklı olduğunu belirterek, yurt dışındakilerin Türk dizilerinin en başarılı olanlarını izlediğini söyledi.
Aksoy, “En başarılı olanları izledikleri için de Türk dizisi algıları çok yüksek. ‘Türkler çok iyi dizi yapıyor’ diye düşünüyorlar. Halbuki Türkiye’de insanlar dizilerin hem iyisini hem de tutmayanlarını görüyor. Dolayısıyla Türkiye’deki algı biraz daha farklı. Ama yabancılar yalnızca dizilerin en iyilerini gördükleri için çok yüksek algıları var. 170 ülkeye her yıl 8-10 dizi satılıyor.” ifadelerini kullandı.
Dizilerde bölüm başı maliyetin yaklaşık 300 bin dolar seviyesinde olduğu bilgisini veren Aksoy, yapımcıların yurt dışı satışlarıyla birlikte para kazandıklarını bildirdi.
Reklam gelirlerinin televizyon kanallarından dijitale doğru kaymasıyla kanalların para kazanmakta zorluk çekmeye başladığını ifade eden Aksoy, bu yönde televizyon kanallarının desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Aksoy, “Bahar” ve “Yargı” dizilerinin şu an çok fazla talep gördüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir Türk dizisinin, dünyada 800 milyon izleyiciye ulaşabilecek potansiyeli bulunuyor. Şunu söylemem gerekir; dizilerde sezon satılır. İhracat rakamı da ülkeye ve projeye göre değişiyor. 100 bin dolara ihraç edilen de vardır, 300 bin dolara da… Hem bölüm sayısının çok olması hem de çok fazla ülkeye satılmış olması sebebiyle ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Yasak Elma’ dizilerinin muhtemelen en fazla gelir elde edilen işler olduğunu düşünüyorum. Bölüm sayısı çok fazla olunca ve hepsi de satılınca ciddi bir gelir elde edildiğini düşünüyorum.”
“Türkiye kendi dizilerini bütün dünyaya izleten bir ülke haline geldi”
HİB Eğlence ve Kültür Hizmetleri Komitesi Başkanı Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye turizmine de olumlu katkılar sağladığını belirterek, “İstanbul’un dünyada en fazla turist çeken şehir” olmasında Türk dizilerinin önemli bir katkısı olduğunu vurguladı.
Dizilerin popüler olmasıyla İstanbul’u ziyaret etme isteği arasında bağlantı olduğunu anlatan Aksoy, “Bizde mesela Japon ve Çinli turist Roma, Paris gibi şehirlere göre daha azdır, o turistlerin henüz gelmemesine rağmen birinci sıradayız. Onun dışında Türk üniversitelerinin, Türk hastanelerinin yanı sıra Türk mallarının kullanımıyla ilgili olarak, siz bir ülkenin dizisini seyreder ve onu severseniz o ülkeyle ilgili iyi bir duyguya sahip olursunuz. Böylece o ülkenin malı da size daha güvenilir gelir.” diye konuştu.
“Dizilerde ABD’nin yerini büyük ölçüde Türkiye aldı”
Fatih Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye’nin algısını olumlu etkilediğini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“ABD de filmler üzerinden gitti ve filmleri öne çıkararak dünya imparatorluğu haline dönüştü. Amerikan film sektörü gayet başarılı, dizi sektörü o kadar değil artık. Onun yerini büyük ölçüde Türkiye aldı. Türk dizilerinin dünyadaki yaygınlığı Amerikan dizilerini geçti. Amerikan sinema ve dizi endüstrisi daha büyük ihracat yapıyor. Ama dizinin yaygınlığına bakarsak Türk dizileri şu anda dünyanın en yaygın biçimde izlenen dizileri. Bunun da Türkiye ile ilgili batı basınında zaman zaman çıkan tezviratı, çok boşa çıkartan bir yönü var. Siz ne kadar Türkiye ile ilgili olumsuz bir şey söylerseniz söyleyin, insanlar akşam oturup bir Türk dizisi seyrediyor, ‘Bugün bir şey okudum ne alakası var Türkler gayet güzel eğleniyor.’ diye düşünüyor. Bu anlamda, Türkiye kendi dizilerini bütün dünyaya izleten bir ülke haline geldi.”
“Film platosunda 50 bini aşkın turist ağırladık”
Yapımcı ve senarist Mehmet Bozdağ da dünyada dizi ihtiyacının büyük bir kısmını Türkiye’nin karşıladığını belirterek, “Örneğin, salgında bütün dünya durmuşken, biz büyük bir başarıyla hem izole olup hem de kaliteli içerikler üretmeye devam ettik. Bu olay bizi dünyada bir adım daha ileriye taşıdı.” dedi.
Bozdağ Film olarak ürettikleri içerikleri 105’i aşkın ülkeye ihraç ettiklerini dile getiren Bozdağ, ABD’den Tayland’a, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar birçok coğrafyada geniş kitlelere hitap ettiklerini söyledi.
Bozdağ, “Bizim kadim hikayelerimiz, çekim kalitemiz ve hızlı içerik üretiyor oluşumuz dünya pazarını, tabiri caizse, yoğun bir şekilde besliyor. Ülkemiz, kültürümüz, töremiz dünyanın dört bir yanında büyük ilgi görüyor. Yaptığımız içerikler sayesinde hem kültürümüzü yabancılara aktarıyor hem de ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bozdağ Film Platolarını yakın zamanda ziyarete açtıklarını anımsatan Mehmet Bozdağ, şu ana kadar platoda 50 bini aşkın turist ağırladıklarını bildirdi.
Mehmet Bozdağ, platoya ziyarete gelen turistlerin kimi zaman Türkçe konuştuğunu, kimi zaman da Türk tarihiyle ilgili hikayeler anlattığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sektörün gelişmesi adına devletimizin öncülüğünde bir birliğin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda yapılan her çalışmaya katılıp ülkemizi ve kültürümüzü anlatmak adına yoğun mesai harcıyoruz. Hedefimiz platolarımızda yıllık 1 milyon ziyaretçiyi ağırlamak. Yaptığımız bu çalışmalar ve içerikler yiyecek-içecek sektöründen turizme kadar birçok sektörün gelişmesinde önemli rol oynuyor.”
]]>BURSA – Sağlıklı beslenme ve yaşam alışkanlıklarına dikkat eden bir kişi kaç yaşındaysa dizlerinin de o yaş problemlerini yaşamasının normal olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Saylık, ancak 50 yaşındaki kişinin 70 yaş dizi gibi problem yaşamasının büyük sorun olduğunu söyledi.
Genç yaşta oluşan diz problemlerinin daha çok travmaya bağlı yaşandığına dikkat çeken Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Saylık, ilerleyen yaşlarda ise hastaların sıklıkla ‘kireçlenme’ dedikleri, eklemlerin erken yaşlanması ile ilgili sorunların yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Murat Saylık, “Hastalarımız bize geldiklerinde mutlaka yürüyüş pozisyonuna, sekmesine ve yürüme şekline dikkat ediyoruz. Hasta tekerlekli sandalye, koltuk değneğiyle mi yoksa yürüyerek mi geliyor? Bu bizim için son derece önemli. Daha sonra mutlaka hastayı fizik muayeneye tabi tutuyoruz. Fizik muayenede birtakım özel testlerimiz var. Diz problemi ile gelen hastanın dizinde şişlik, kızarıklık, hareket kısıtlılığı, dizi ile ilgili bir dizilim bozukluğu, eski ya da yeni oluşan problemleri var mı? bunları mutlaka tespit etmek istiyoruz. Sonraki aşamada radyoloji ve laboratuvar tekniklerinden faydalanıyoruz” diye konuştu.
“Ameliyat kapalı yöntemlerle yapılıyor”
Tedavi yönteminin altın standardının artık diz eklemini açmadan yapılan kapalı yöntemler olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Saylık, “İleriki yaşlardaki diz problemleri daha çok hepimizin yaşayacağı bir süreç. Yaşlanmayla oluşan diz problemlerinden kimse kaçamaz. Ancak, 50 yaşındaki bir hastanın dizi 50 yaş, 60 yaşında 60 yaş, 70 yaşında da 70 yaş gibi olmalı. 30 yaşında olan bir kişinin dizinin 40-60 yaş dizi gibi olması ya da 50 yaşında 70 yaş dizi gibi bir problemin yaşanması normal değildir. Bunun birçok sebebini sayabiliriz. Ancak en önemlileri; hastanın kilolu olması, hatalı günlük hayat alışkanlıkları, daha genç yaşlarda yaptığı birtakım ağır işler, genetik ya da kalıtsal genetik geçişlerdir. Bu etkenlerin hepsinin diz problemlerinde ciddi etkisi oluyor. İleriki yaştaki hastalar için eklemin bozukluğuna, diz eklemdeki çökmeye ya da dizdeki şekil bozukluğuna bağlı olarak fizik tedavi yöntemleri, eklem içi enjeksiyonlar, son evrede de cerrahi tedavi yöntemleri uygulayabiliyoruz” diye konuştu.
“En sık ağrı sorunu yaşanıyor”
Hastaların en sık ağrı sorunuyla kendilerine başvurduklarını belirten Saylık, “İleriki yaşlarda sıklıkla kıkırdak aşınmaları çok fazla oluşuyor. Eklem sıvılarında ciddi oranda azalma görülüyor. Eklemde şekil bozuklukları gelişiyor. Biz bunları tıbbi olarak bazı sınıflamalara tabi tutuyoruz ve ona göre hastanın yaklaşık olarak yaşıyla uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyoruz. En önemlisi, dizi böyle hızlı yaşlanan, hızlı yıpranan hastalarda bu süreci mutlaka durdurmak ya da yavaşlatmak zorundayız. Çünkü, çok hızlı bozulan diz ekleminde 40 yaşındayken 60 yaş dizi olan bir hastada cerrahi tedavi yöntemlerine, hatta bazen biraz daha uzun süreçte protez dediğimiz ve genellikle 60 yaş üstü tercih ettiğimiz yöntemlere başvurmak durumunda kalabiliyoruz. Kollajen enjeksiyonları ve yağ kök hücre ile dizi olabildiğince korumaya ve gençleştirmeye çalışıyoruz. Bunlar dizi daha çok onarıcı tedavi yöntemleridir. Belli bir süreçten sonra ilerleyen ya da sonuç alamadığımız hastalarda da eklem diz protezlerini tercih ediyoruz” dedi.
“Tüm alt eklemlerde fayda sağlıyor”
Günümüzde diz protezlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirten Doç. Dr. Murat Saylık, “Anatomik aks dediğimiz bacak aksını sağlamamız sadece dizlerde değil tüm alt eklemlerde fayda sağlıyor. Ekleme uyumu son derece iyi olduğu için bir süre sonra hastanın yürüyüşü, oturması ve kalkması düzeliyor. Protez ameliyatlarında aslında sadece dizleri düzeltmiş olmuyoruz. Çünkü diz şekil bozukluğu olan hastalarda ayak bileği, kalça, hatta bel ağrıları çok fazla oluşuyor. Hastalardan ‘benim aslında belim de çok ağrıyordu ama dizlerim düzeltildikten sonra belim rahatladı’ ve ‘Ayak bileklerim çok şişerdi, protez ameliyatından sonra artık ayak bileklerim şişmemeye, ağrılarım da geçmeye başladı’ sözlerini sıkça duyuyoruz.” diye konuştu.
]]>Aziz Mahmud Hüdayi karakterini Rüzgar Aksoy’un canlandırdığı dizi, TRT 1 ekranlarında ramazan ayı boyunca hafta içi her akşam 23.45’te izleyici ile buluşacak.
Dizinin çekimlerinin yapıldığı Bozdağ Film Platoları’nda AA muhabirine açıklamada bulunan Aksoy, bugüne kadar oynadığı her karakterden bir şeyler öğrenmeye çalıştığını söyledi.
“Bana bu kadar çok şey öğreten sanırım başka bir karakter olmadı”
Oynadığı karakterden bahseden Aksoy, “Kendisi bir alim. Birçok dil biliyor, birçok şehirde kadılık yapıyor ve bütün malından, mülkünden vazgeçip fakirlere bağışlıyor. Yani birçok hali var Aziz Mahmud Hüdayi’nin ve o hallerin her birinden farklı farklı şeyler öğrendim.” dedi.
Aksoy, dizide bir polisiye tarafın olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“Kendisi, çeşitli davaları, usulsüzlükleri çözmeye çalışıyor. Aslında orada iyiyi, doğruyu, güzeli yaymak için bir mücadelesi var. Dizide bu mücadelenin ona ağır geldiği dönemler de var. Bunu özellikle kendimde hissettiğim zamanlar oldu. O noktada karaktere girmek çok kolay oluyor ya da duygusal bir patlama yaşadığı zaman, benim hayatımda da onun yansımaları oluyor. Sete geldiğim zaman da o hallerle geliyorum. Sanki Aziz Mahmud Hüdayi bir yerlerden bana yardım ediyor gibi geliyor. Bana bu kadar çok şey öğreten sanırım başka bir karakter olmadı.”
Aziz Mahmud Hüdayi’nin Osmanlı’nın 5, 6 padişahına yarenlik ettiğini vurgulayan Rüzgar Aksoy, “Ciddiyetle onun bütün sözlerini dikkate alan padişahlar var. Biz sadece onu insan olarak dizide yansıtmaya çalıştık. İzleyiciler de feyz alsın diye. Onun çeşitli halleri kimi zaman zorlasa da oyunculuk açısından bana çok şey katmıştır.” diye konuştu.
Aksoy, yapımı baştan beri alelade bir dizi olarak algılamadıklarının altını çizerek, şunları kaydetti:
“Derinlemesine inceledik, bir şeylerin farkına varmaya çalıştık ve bu bir takım işi. O takımın bütün unsurları çok güzel bir şekilde çalıştı. Hüdayi’nin türbesini de ziyaret ettim. Yardım da istedim. Bu kadar kıymetli bir kişiyi ekrana yansıtmak hiç kolay değil. Biz daha çok onun yazdıklarından veriyi elde etmeye çalıştık. Elimizden geleni yapıyoruz. Gelinen sürece baktığımda şu anda çok ciddi sinema evreninde yer edinebilecek kalitede bir şey yaptık. Herkes birbirini kolladı. Çok kısa zamanda güzel bir iş ortaya çıktı.”
“Üftade, Türk tarihinde önemli bir karakter”
Dizide İslam alimi “Üftade”yı oynayan Cem Kurtoğlu da “Üftade, Türk tarihinde önemli bir karakter. Ben hep bu tarz bir rolü oynamak istiyordum. İlk önce Üftade karakterinin nasıl bir kişi olduğunu araştırdım. Çok fazla bilgiler yok ama biraz da kendi ve yönetmenin yorumunu katarak başarmaya çalışıyoruz. Bu tarz karakterlerin gerçekten insanı çok etkileyen tarafları var. Etkileyen taraflarını izleyicimize bırakalım. Dizi, gerçekten önemli bir yapım. İzleyiciye söyledikleri var.” açıklamasını yaptı.
Oyuncu Duygu Gürcan da dizide Aziz Mahmud Hüdayi’nin eşi “Safiye”yi canlandırdığını dile getirerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Proje bana ilk geldiğinde çok heyecanlandım. Çünkü Hüdayi’nin türbesini yaklaşık 4 kez ziyaret etmiştim. Akabinde proje geldiğinde inanılmaz mutlu oldum. Safiye karakteri biraz geçmiş döneminde zorluklar çekmiş bir kadın. Daha sonrasında tekrar eski hayatına dönmekten korkan, ancak yine hayatında çileler gören bir kadın. Hayatı biraz zorlu geçiyor, ama sonrasında doğru şeyin ne olduğunu keşfediyor. Diziyi keyifle çekiyoruz. Dilerim herkes de keyifle izler.”
“Senaryo, hemen oyuncuyu eline alan çok iyi bir metindi”
“Zişan Hatun” rolünü üstlenen Tuğba Melis Türk, karakterine dair “Zişan, çok güçlü bir kadın. Ne istediğini bilen, zengin bir aileye sahip. O yüzden sürekli Zişan’da bir güç savaşı var.” ifadelerini kullandı.
Türk, projenin kendisinde özel bir anısı olduğunu söyleyerek, 4 sene önce Aziz Mahmud Hüdayi’nin türbesini ziyarete gittiğinde tarihi bir projede yer alma temennisinde bulunduğunu ve bu diziyle de isteğinin gerçekleştiğini anlattı.
“Dilaver Paşa”yı oynayan Hakan Örge ise Aziz Mahmud Hüdayi’nin dergahının döneminde padişahlar tarafından bir ilim, irfan mektebi görüldüğüne dikkati çekerek, “Aziz Mahmud Hüdayi önemli bir isim. Benim oynadığım Dilaver Bey karakterini oluştururken yönetmenimiz Kamil Bey’in çok desteği vardı. Ama benim yola çıkış hikayem bir Hadis’i Şerif’le başlıyor, ‘En büyük cihat nefis ile olan cihattır.’ Ama Dilaver, bunu aşamamış bir adam. Dünya arzularıyla, hırslarla büyümüş ve iman, tasavvuf, gönül ikliminden uzaklaşmış bir adam.” dedi.
Dizide de tam tersi Aziz Mahmud Hüdayi’nin nefsiyle olan savaşını ve bu savaştan nasıl galip çıktığını anlattıklarına işaret eden Örge, “Ekibimiz, oyuncu kadromuz çok iyiydi. Senaryo, hemen oyuncuyu eline alan, duyguyu açığa çıkarabilecek şekilde yazılmış çok iyi bir metindi. Senaryoyu okur okumaz zaten çok heyecanlandım. Karakteri çıkarmak hiç zor olmadı. Çalışan bütün emekçi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Güzel bir proje bizi bekliyor. Umarım seyircimiz de beğenir.” temennisinde bulundu.
Dizi hakkında
Yapımcılığını Mehmet Bozdağ’ın, yönetmenliğini ise Kamil Aydın’ın üstlendiği dizinin senaryosunu İsa Yıldız, Uhud Tekin ve Abdülselam Durmaz birlikte kaleme alıyor.
Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Yaşar Aydınlıoğlu, Barış Başar, Nadir Ersoy, Salih Bayraktar ve Burak Alp Yenilmez bulunuyor.
“Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu” dizisinin konusu ise özetle şöyle:
“Mahmud, Kahire’den Bursa’ya kadı naibi olarak atanır. Şehirde adaletin tesisi için Kadı Nazırzade ile birlikte çalışırken, Şeyh Üftade ile tanışır. Kadı olma hayalleri kurmuş ve bunu başarmıştır. Ancak Üftade hazretleri ona bambaşka bir hayatın kapılarını aralayacaktır.”
]]>Vakfın Zeyrek Salonu’nda gerçekleştirilen ve yönetimini yazar Havva Yılmaz’ın üstlendiği panelde, gazeteci ve yazar Nihal Bengisu Karaca, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış ile yazar Hüseyin Etil konuşmacı olarak yer aldı.
“Türk televizyonlarındaki dizilerin kendi iç çıkmazları var”
Karaca, “Kızıl Goncalar” dizisinin dindarlara karşı bir yapım olarak lanse edildiğini fakat dizinin tarikatların bir mesele olduğunu anlattığını belirterek, “Aynı zamanda ‘bu dizi seküler hayatı, laik yaşam tarzını da çok aşındırıyor’ denildi. Buna da cevabım hayır. Aslında dizi 28 Şubat’ta Suavi Alkanlı gibi tavan arasında kalmış Kemalizm’i temsil eden bir bakış açısını da ortaya koyuyor.” dedi.
Dizinin dindar yaşama karşı bir duruşta olmadığı görüşünü paylaşan Karaca, Kur’an kursunda Feyza karakterinin attığı dayak sahnesinin gereksiz ve yanlış olduğunu, bunun dışında da dizide kendisini rahatsız eden bir şey görmediğini söyledi.
Karaca, dizinin devamına dair ise bir yorumda bulunmak istemediğini ifade ederek, “Kefil olmak da istemiyorum. Çünkü senaryo yazımı ve Türk televizyonlarındaki dizilerin kendi iç çıkmazları var. O çıkmazlardan çıkmak için meseleyi gevşetebilir, cıvıklaştırabilirler. O zaman biz de sesimizi yükseltiriz. Ama bence gerçekçilik dokunuşu açısından özel bir dizi. Mesela Birgül karakterinin idealizasyonu üzerinden bize başka bir şey söylenmeye çalışıldığını da düşündürüyor. Çok gerçekçi çizilmiş.” diye konuştu.
“Psikolojinin ve psikiyatrinin sahneye hediye ettiği dizilerden farklıymış gibi görünüyor”
Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış da “Kızıl Goncalar”ı bir anne yoksunluğu dizisi olarak gördüğünü dile getirerek, “Son 3, 4 yıldır psikolojinin ve psikiyatrinin sahneye hediye ettiği dizilerden farklıymış gibi görünüyor. Çünkü tefrişat, diyalogları çok iyi ama alt yapı annelik mitine dayanıyor ve bunun toplumsal inisiyatif açısından Kızılcık Şerbeti’ndeki dikotomik mekan gibi bilinç dışında ayrı problemleri olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Yazar Hüseyin Etil ise İslami edebiyat alanının güçlenmesiyle dizilerdeki temsillerin farklı bir noktaya taşınabileceğini söyleyerek, “Dindarların kendi hikayelerini daha fazla anlatmaları lazım. Seküler bakıştan kurtulmak istiyorlarsa, kendi hikayelerini anlatacaklar. Bence bunun başka bir yolu yok.” ifadelerini kullandı.
Sinemanın anlatısının dizilerden çok daha modern ve farklı olduğunun altını çizen Etil, “Toplumlarda sosyo ekonomik yapıdaki bir takım çözülmeler, sosyo kültürel zeminde başka temsillere sebep oluyor. Yani estetiğin teorisi de bir ölçüde bu.” görüşünü paylaştı.
Etil, Türkiye’nin çok fazla dünyaya dizi ihraç ettiğini ve bu yapımların çoğunun muhafazakar diziler olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir taraftan da böyle ilginç bir trend var. Bu aile dizileri dışında çok epik bir anlatı var. Bana göre ironinin bittiği, epiğin başladığı an ‘Leyla ile Mecnun’ TRT’de bitip, ‘Diriliş Ertuğrul’un başladığı andır. İroni dönemi kapandı, artık başka gerçek bir hikaye başladı. Diriliş Ertuğrul ile başlayan ve sonra dini figürlerle devam eden dönem. Bugün TRT Tabii’nin kültür politikasına bakın. Orada başka bir hikaye kurgulanmaya çalışılıyor. Ama bir taraftan da bunlar küresel piyasada karşılık buluyor. Yani küresel ve Türkiye’deki trendler açısından bence ters bir akıntı var. İçeriden de alternatif bir modernleşme anlatısı giderek gelişiyor. Dindar kadınlar, modernleşen kadınlar üzerinden gelişiyor.”
]]>Senarist Hilal Çelenk, 1989’dan 2014’e kadar dizi sektöründe yer aldığını, 13 yıl “Mahallenin Muhtarları” dizisinin senaryosunu yazdığını söyledi.
İmza attıkları her senaryonun onu izleyen kişilerle etkileşim halinde olduğunu belirten Çelenk, “Senaryolarda negatif karakterler oluşturuyoruz, ben de oluşturdum. Ama hiç kimse bizim negatif karakterlerimize özenmedi.” dedi.
Çelenk, dizi senaryolarında işleyişle ilgili sorunlar olduğunu, karakterlerin davranışlarının sonuçlarının da anlatılması gerektiğini dile getirdi.
Dizilerle ilgili sorunlarda genellikle senaristlerin suçlandığına işaret eden Çelenk, “Ben eskiden senaryoyu kanala sunardım. Bugün senaristlere, kanallardan ve yapımcılardan içerikler geliyor. Benim kanala bir içerik sunma lüksüm yok. İçerik modaları var maalesef.” ifadelerini kullandı.
İlgi çekicilik açısından karakterler arası çatışmaların oluşturulduğunu, fakat bunun sınırının iyi belirlenmesi gerektiğini dile getiren Çelenk, “Kadın algısı ve kadınların toplumda yansıtılma biçimi değiştirilmeli. Fakat dizi sektörü bir endüstri ve her şey birbirine bağlı.” diye konuştu.
“Ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur”
Oyuncu Deniz Uğur, bugün dizilerdeki sorunun “kötünün kutsanması” olduğuna işaret ederek, sektörün “kötülük yapanların cezasını er geç bulduğu” senaryolardan “kötü karakterlere bir şey olmadığı” senaryolara evrildiğini söyledi.
Uğur, “Senaryo yazarlarının, karakterler arası dramatik çatışmayı kullanırken, bunun toplumsal reçetesini sunması gerekiyor.” dedi.
30 yıllık meslek yaşamı boyunca en çok televizyon dizilerinde oynadığını anlatan Uğur, “Oynamayı kabul ettiğim her rolü ve karakteri çok severek kabul ettim fakat ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur. Kabul ettiğiniz proje, daha çok dikkat çeksin, reyting alsın diye ekseninden sapıyor.” dedi.
Uğur, çok iyi kanal yöneticileri bulunduğunu belirterek, “Ama dizi sektörü bir ticaret. İşin ucu reklam verenlere dayanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor”
KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Canan Sarı da RTÜK’ün 6’ncı maddesinin yayın hizmetlerine önceden müdahale etmeyi ve denetlemeyi içermediğini belirtti.
Diziler yayınlanmadan önce bir denetim yapılmadığını, bu nedenle yayınlandıktan sonra içeriği dolayısıyla zarar doğabildiğini belirten Sarı, “Dolayısıyla bu zararın doğmasını mı bekleyeceğiz yoksa doğmasının önüne mi geçeceğiz. Hukukçuların bunun sınırlarını belirlemesi gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Sarı, dizilerde kadına şiddetin her türünün yer aldığını, televizyondaki şiddetle toplumdaki gerçek şiddet arasında bir doğru orantı olduğunu ifade ederek, “Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor. Toplumdaki şiddet artınca da dizilerde şiddet artıyor. İkisi birbirini etkiliyor. Şiddet içerikli yayınların yayınlanmasıyla ile şiddetin kabul edilebilir bir şey olduğu algısı izleyiciye veriliyor.” ifadelerini kullandı.
“Meclisi göreve davet ediyorum”
Star Gazetesi yazarı Fadime Özkan da kadına ve aileye zarar veren programların dizi ve haberler kadar gündüz kuşağı kadın programlarının olduğuna işaret ederek, bunun da ele alınması gerektiğini söyledi.
Dizilerin gençlerin evliliğe bakış açısını zedelediğini belirten Özkan, “Çözüm aramak bakımından bazen geç kalıyoruz. Televizyon dizilerinde gösterilen kadın algısı, evlilik kurumunun gösterilme biçimi çok yanlış. Meclisi göreve davet ediyorum çünkü dizilerdeki kadına yönelik şiddet konusunda hukuksal bir düzenleme gerekiyor.” dedi.
Oyuncu Erdinç Gülener de dizi setlerindeki anılarını paylaştı.
]]>RTÜK ev sahipliğinde, Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) Ankara ve Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) işbirliğinde, “Televizyon Dizilerinde Kadın” Paneli düzenlendi.
Panelin açılışına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da katıldı.
Açılışta konuşan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, kadının medyada hakkıyla temsil edilmesi, özellikle dizi filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun mesai yürüttüklerini söyledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ın katılımıyla, geçen hafta dizi film yapımcılarıyla bir araya geldiklerini, fikirleri paylaştıklarını aktaran Şahin, kadına yönelik şiddet sahnelerinin, yapımcıların da çok arzu ettiği türden görüntüler olmadığını söyledi.
Şahin, şöyle konuştu:
“Ancak, kendi aralarındaki reyting rekabeti zaman zaman sınırları zorlamalarına sebep oluyor. Hepinizin yakından tanıdığı, hem oyuncu hem de yapımcı kimliğiyle İstanbul’daki toplantımıza katılan bir arkadaşımız, kadına yönelik şiddet sahnelerinin tersinden görülmesi gerektiğini söyledi. Kendilerinin bir toplumsal soruna dikkat çekmek için şiddet sahnelerini kullandıklarını ifade etti. Ancak yanıldığı bir nokta vardı. Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor. Sanki kadına şiddet uygulamak normal bir şeymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. Son derece tehlikeli olan bu duruma yönelik günün sonunda yapımcılarımızın daha dikkatli olacakları yolunda izlenim edindik ve sözleri aldık.”
“Kadınlarımızı sözde değil, özde el üstünde tutalım”
RTÜK olarak şiddetin her türlüsüne karşı olduklarını, kadınlara yönelik şiddete tahammüllerinin bulunmadığını vurgulayan Bekir Şahin, “Bizim gözetimimizle düzeltebileceğimiz diziler içinde şiddet içeren yapımlar vardır. Bunları takip ediyoruz. Bu mücadele tek başına ne bakanlığımızın, ne RTÜK’ün ne de STK’larımızın işidir. Topyekun toplumsal farkındalık ve bilinçlenmeyle aşılabilecek bir sorundur.” dedi.
Şahin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, kadını el üstünde tutmak için çok yoğun faaliyetler yürüttüğünü belirtti.
UMED ve KADEM’e, konuya ilişkin verdikleri destek için teşekkür eden Şahin, “Dizi filmlerin hem olumsuz etkilerini yaşamamak hem de dizilerin yapıcı etkisinden faydalanarak oluşacak toplumsal bilinçle bu temel sorunun ortadan kalkmasını arzu ediyoruz. Gelin, baş tacımız olan kadınlarımızı sözde değil, özde el üstünde tutalım. Gelin, dizilerde kadına pozitif ayrımcılık yapalım, onları yüceltelim. Gelin dizi filmlerde başarılı, güçlü kadın örneklerini sergileyelim. Kadının gerçek anlamda değerini verileceği dizilerin olacağı ve ailelerimizle izleyebileceğimiz dizileri umut ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Günün sonunda kötülük ve şiddet reyting yükseltiyor”
KADEM Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu da kadının birey olarak varlığını, toplumsal hayattaki konumunu sıkıntıya sokacak her türlü duruma karşı, kadına yönelik şiddetle mücadele ettiklerini söyledi.
Panelde ele alınacak televizyon dizilerinde kadın konusunun KADEM’in çalışma alanını yakından ilgilendirdiğini ifade eden Gümrükçüoğlu, “Kadının onurunu hiçe sayan kadın temsilleri, kadına şiddet örnekleri, pek çok dizinin ana temasını oluşturuyor. Çünkü televizyon dizileri, makbul kadın rollerini, kadının ailedeki rolünü ve toplumdaki rolünü belirlemede çok etkili bir güce sahip. Ne yazık ki, bu güç günümüzde büyük ölçüde kadından yana olmayan bir kadın algısına hizmet ediyor.” dedi.
Gümrükçüoğlu, çoğu zaman gerçeği yansıtmayan ama yeni gerçeklikler inşa eden bir dünyayla karşı karşıya olduklarını belirterek, dizilerde, annelik, kadınlık ve aile gibi kavramların aynı kurgu içerisinde deforme edilerek ve çok abartılarak işlendiğini aktardı.
Hemen hemen her hikayenin omurgasını oluşturan şiddet türlerinin normalleştirilerek verildiğini belirten Saliha Okur Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:
“Seyirci, maruz kaldığı şiddet sahnelerine taraf olmaya başlıyor ve birey olarak dizinin içine dahil oluyor. Son birkaç yıldır dizilerde yeni bir kadın karakteri yaratıldı. Güzel, daima bakımlı ve zengin kadın ya da hep ezilen, hep şiddete boyun eğen, zayıf bir kadın. Toplumsal kabullerden sıyırılarak, kendi ayakları üzerinde duran kadınlarsa anne olmakla, çalışma arasında denge kuramayan karakterler olarak ekrana yansıyor. Günün sonunda kötülük ve şiddet, reyting yükseltiyor. Kanallar reyting kovalıyor. Reyting, reklam ve para getiriyor. Bu döngü içerisinde asıl yarayı bizler alıyoruz. Aileyi, kadını ve toplumsal yapıyı reyting ölçümlerine feda edemeyiz. Burada bir denge gözetmek durumundayız.”
Gümrükçüoğlu, dizilerde, iyi rol modellerinin görünür olmasının, kadın ve aile için çok önemli olduğunun altını çizerek, “Kadına ve topluma zarar veren dizilerin reyting ölçüm sisteminden çıkarılması düşünebilir. Yine yapımcıya, senariste, reklam verene kadar herkesin kabul etmek zorunda olduğu ilkeler belirlenebilir. Nasıl ki alkol ve sigara gibi maddeler ekranda gösterilmiyorsa, özellikle kadına ve çocuğa şiddet sahneleri de dizilerden temizlenmeli ve bu RTÜK yaptırımı değil, ilkesel bir duruş olarak kabul edilmeli.” dedi.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, RTÜK’ün ev sahipliğinde düzenlenen Televizyon Dizilerinde Kadın Paneli’ne katıldı. Programda konuşan Bakan Göktaş, Türk dizilerinin dünyada bir marka haline geldiğini ve bunun Türkiye’nin tanıtımı için bir fırsat olduğunu söyledi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin ise dizi ve filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun çaba harcadıklarını söyledi.
“Dizilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkilerini dikkate almak zorundayız”
Bakanlık olarak ‘Güçlü Kadın, Güçlü Aile, Güçlü Türkiye’ anlayışıyla hareket ettiklerini söyleyen Bakan Göktaş, “Toplumun güçlü ve sağlam temeller üzerine inşa edilmesi ancak kadınların her alanda güçlü olmasıyla mümkündür. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, son 22 yılda, kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi için çok önemli atılımlar gerçekleştirdik. Kadın refahının artırılması ve her alanda etkin bir şekilde yer almaları için çok büyük bir yol kat ettik. Şuna yürekten inandık; kadının güçlenmesi demek ailenin güçlenmesi demek, Türkiye’nin güçlenmesi demektir. Bakanlığımızın tüm çalışmalarını; kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve engellilere yönelik yürüttüğümüz proje ve hizmetleri bu bakış açısıyla oluşturuyoruz. Sahadaki hizmetlerimiz, koruyucu ve önleyici politikalarımız kadar eğitim ve farkındalık çalışmalarına da özel bir önem veriyoruz. Özellikle farkındalık çalışmalarında tüm paydaşlarla birlikte hareket etmenin çok kritik bir değer taşıdığına inanıyoruz. Bu farkındalığı oluşturmada ise televizyonun etkisi çok büyük. Bugün bu salonda konunun uzmanı pek çok katılımcı bulunuyor. Televizyonun toplumun algısını yönlendirmedeki etkisini sizler bire bir tecrübe ediyor, yaşıyorsunuz. Bu etkinin baş aktörleri ise diziler. Bu anlamda dizilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkilerini dikkate almak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Televizyonun zararlarından nasıl korunacağımızı değil, televizyonun gücünden nasıl yararlanacağımızı konuşmalıyız”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına pek çok dizi ve televizyon programıyla ilgili binlerce şikayet ulaştığını söyleyen, “RTÜK ile bu konuda sık sık görüşüyoruz. RTÜK Kanunu’ndaki madde aslında çok açıktır. ‘Yayın hizmetleri, toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.’ Şiddeti özendiren yayın yapılamaz. Kadını, çocuğu, yaşlıyı, engelliyi istismar eden yayın yapılamaz. Bugün buradaki birlikteliğimizin nedeni cezalandırmanın ötesine geçmektir. Toplumumuzu olumsuz etkileyen yayınlara karşı kalıcı çözümler bulmaktır. Cezalandırma ve yasaklama tedbirinin demokratik ve özgür yayıncılık anlayışına uygun olmadığını biliyoruz. Ancak aile, kadın ve çocukların geleceğini tehlikeye sokan herhangi bir yayının da özgürlük olduğuna inanmıyoruz. Aile saygın bir kurumdur. İnsan her yönüyle saygın bir varlıktır. Bu saygınlığı zedeleyecek kötü örneklerin medya aracılığıyla sunulması son derece tehlikelidir. Yapımcılarımız bu sorunun farkında. Burada bulunan oyuncularımız, senaristlerimiz bu sorunun farkında. Artık toplumda bu soruna karşı bir duyarlılık da oluştu. Artık bilime, kültüre, sanata, edebiyata ve tarihe daha çok emek vermek zorundayız. Artık televizyonun zararlarından nasıl korunacağımızı değil, televizyonun gücünden nasıl yararlanacağımızı konuşmalıyız. Ülkemizi büyütecek olan budur. Bizleri, hayalini kurduğumuz geleceğe ulaştıracak olan budur. Medyanın ticari kaygılarını yok sayamayız. Bunu elbette anlıyoruz. Ancak hiçbir ticari kaygı değerlerimizin ve aile hassasiyetlerimizin önüne geçmemelidir” diye konuştu.
“Türk dizileri, yapımları ülkemizin tanıtımı için çok büyük bir fırsat”
Türk dizilerinin dizi sektöründe dünya markası olduğunu söyleyen Bakan Göktaş, “Bir araştırma, 2020 ile 2023 arasında Türk dizilerine olan küresel talebin yüzde 184 arttığını gösteriyor. Türk dizilerinin uluslararası arenadaki ekonomik değeri her geçen gün artıyor. Uluslararası diplomasi alanında da diziler artık önemli bir enstrüman. Türkiye, dünyaya en çok dizi ihraç eden üçüncü ülke. İhraç edilen her dizinin ülkemizi en iyi şekilde temsil etmesi hepimizin istediği bir şey. Bu yüzden ülkemizi, Türk aile yapısını, kadınlarımızı temsil ederken daha dikkatli, özenli davranmalıyız. Türk dizileri, yapımları ülkemizin tanıtımı için çok büyük bir fırsat” ifadelerine yer verdi.
“Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor”
Dizi ve filmlerdeki şiddet sahnelerinin ortadan kaldırılması üzerine yoğun mesai yürüttüklerini söyleyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, “Geçtiğimiz hafta yine Sayın Bakanımızın teşrifleriyle dizi film yapımcılarımızla bir araya geldik. İstanbul’daki istişare toplantısında aynı masa etrafında buluşarak iyi niyetle fikirlerimizi paylaştık. Açıkça gördüm ki, kadına yönelik şiddet sahneleri yapımcıların da çok arzu ettiği türden görüntüler değil. Ancak, kendi aralarındaki reyting rekabeti zaman zaman sınırları zorlamalarına sebep oluyor. Hepinizin yakından tanıdığı hem oyuncu hem de yapımcı kimliğiyle İstanbul’daki toplantımıza katılan bir arkadaşımız, kadına yönelik şiddet sahnelerinin tersinden görülmesi gerektiğini söyledi. Kendilerinin bir toplumsal soruna dikkat çekmek için şiddet sahnelerini kullandıklarını ifade etti. Ancak yanıldığı bir nokta vardı. Şiddet sahneleri toplumda olağanlaşmaya, kadına yönelik insanlık dışı muamelelerin kanıksatılmasına sebep oluyor. Sanki kadına şiddet uygulamak normal bir şeymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. Son derece tehlikeli olan bu duruma yönelik günün sonunda yapımcılarımızın daha dikkatli olacakları yolunda izlenim edindik, umarız yanılmıyoruzdur” dedi. – ANKARA
]]>Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ilk bölüm izlemesine Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un yanı sıra dizinin oyuncuları ve teknik ekibi katıldı.
TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, gazetecilere, TRT olarak özel kanalların gerçekleştirmekte zorlanacağı projeleri yapmaya gayret ettiklerini belirterek, “Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak tarihimizi, milli, manevi ve kültürel değerlerimize sahip çıkmayı, ecdadımızın kahramanlık hikayelerini anlatmayı, şerefli tarihimizin şanlı sayfalarını ekrana getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.” dedi.
Sobacı, “Mehmed: Fetihler Sultanı” projesine çok titizlikle hazırlandıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Uluslararası film platolarında tarihi yapıları aslıyla aynı şekilde inşa ettik. Dizimizin ilk bölümü için Mısır’ın en önemli platolarından biri olan Noor Cinema City’de günlerce çekim yaptık. Dizimizde önemli bir karakteri ifade eden Eyüp el-Ensari için Hollywood yıldızı Gassan’ı kamera karşısına geçirdik. Sadece ilk bölümünü çekmek 30 gün sürdü. 20 binden fazla kostüm üretildi. İstanbul’un fethini yeniden canlandırmak için 50 tane Osmanlı şahi topu, 50 tane Macar topu, 50 tane gemi topu üretildi. 500 kişilik dev bir sanat ekibi dekorları inşa etti. Dekorlar, aksesuarlar üç boyutlu modelleme ile özel olarak tasarlandı. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet Han’ın büyük zaferine yaraşacak bir yapıtı ortaya çıkarabilmek açısından çok büyük bir gayret sarf ettik. Biliyoruz ki bizim tarihimiz mücadele ve zaferler tarihi. Bizim tarihimizdeki en önemli zaferlerden biri İstanbul’un fethidir. Bu fetih dünya tarihi açısından bir dönüm noktası oldu.”
Türk dizileri 170’ten fazla ülkede 750 milyon kişiye ulaşıyor
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Batuhan Mumcu, dizinin Osmanlı Devleti’nin önemli zaferlerinden birine ışık tutacak olmasının büyük bir önem taşıdığını ifade ederek, arkasında büyük bir prodüksiyonun olduğunu ve TRT başta olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik ettiğini dile getirdi.
Mumcu, Türk dizilerinin dünya genelinde büyük ilgi gördüğüne ve ABD’den Rusya’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar 170’ten fazla ülkede yayımlanarak, yaklaşık 750 milyon kişiye ulaştığına dikkati çekti.
Türk dizi-film sektörünün, ihracatta dünyada ilk 3 ülke arasında yer aldığını ifade eden Mumcu, Türk dizilerinin satıldığı bölgelerde Türkiye’nin ve Türk kültürünün tanıtılmasında büyük bir rol oynadığını belirtti.
Mumcu, Bakanlık olarak sinema ve dizi film endüstrisinin gelişmesi ve nitelikli yapımların arttırılması amacıyla faaliyetlerine ve desteklerine yoğun bir şekilde devam edeceklerini söyledi.
“Özverili bir çalışma içerisindeyiz”
Oyuncu Sinan Albayrak da AA muhabirine, yapımda “Zağanos Paşa” karakterini canlandırdığını aktararak, “Gerçekten büyük bütçelerle, büyük hazırlıklarla hayata geçti. Hazırlığı biraz sıkılaştırmak zorunda kaldık yayına daha hızlı geçebilmek adına. Gerçekten çok özverili bir çalışma içerisindeyiz.” diye konuştu.
Fatih Sultan Mehmet’in omuz omuza savaş verdiği önemli bir karaktere hayat verdiğini ifade eden Albayrak, Zağanos Paşa’nın güvenilir, sağlam, sert ve disiplinli bir karakter olduğunu dile getirdi.
“Seyirciyi soluksuz bir macera bekliyor”
Oyuncu Ali Nuri Türkoğlu ise İstanbul’un Fethi’nin nasıl gerçekleştiğini tüm yönleriyle anlatan bir yapıma imza attıklarını vurgulayarak, “Şehzade Orhan gibi seyircimizi biraz kızdıracak, üzecek bir karakteri oynuyorum. Seyirciyi gerçekten soluksuz bir macera bekliyor. Seyirciyle beraber izlemeyi bekledim. Hepimizi çok heyecanlandıran bir iş oldu. Ben de izleyebileceğim işlerde oynamaya çalışıyorum.” dedi.
Çekimlerin keyifli ve zor geçtiğine de değinen Türkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kolay olanın zevki yok zaten. Zor bir iş bu. Bol at sahnemiz var, zorlanıyoruz tabii. Kışı, çamuru, yağmuru var ama bir işi yapmak için eğer aşkla sarıldıysanız o iş zevkli hale geliyor. Biz inanın öyle özveriyle iki ekip çekiyoruz. Zamanla da yarışıyoruz. TRT seyircisi iyi projeleri hak ediyor. Son zamanlarda sorumlu yayıncılık meselesinin altını bu işlerle çiziyor.”
Yapımcılığını Eyüp Gökhan Özekin’in, yönetmenliğini Şafak Bal’ın üstlendiği dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Serkan Çayoğlu, Selim Bayraktar, Fikret Kuşkan, Tuba Ünsal, Kenan Çoban, Bülent Alkış, Seçkin Özdemir ve Esila Umut yer alıyor.
İlk bölümü yayınlanan dizinin birinci bölüm konusu ise şöyle:
“Şehzade Alaaddin’in beklenmedik ölümüyle sarsılan Murad Han, Bursa’ya çekilir. Yerine oğlu Şehzade Mehmed geçer. Mehmed, Avrupalı devletler tarafından toy gözükse de gerçekte durum farklıdır. Tahta çıkan Sultan Mehmed, ilk büyük mücadelesini Bizans’a sığınan ve destek alan Orhan’a karşı verecektir. Orhan, Mehmed’in genç ve toy olduğunu düşünerek onu alt etmek isterken, Mehmed tahtın sahibi olduğunu kanıtlamak için onunla mücadele etmektedir. Sultan Mehmed’in aklında bir düş vardır: Konstantiniyye’yi fethetmek. Bu hedefi gerçekleştirmek için vezirleri toplar. Ancak çevresindekiler Mehmed’in maksadını anlamazlar. Çandarlı’nın liderliğindeki bir grup, Konstantiniyye’nin alınmasının zor olduğunu düşünerek Mehmed’i ikna etmeye çalışır.”
]]>Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, meslekte 55 yılı geride bırakan gazeteci-yazar ve senarist Avni Özgürel’le gazeteciliği ve hayatının dönüm noktalarını konuştu.
Özgürel, gazetecilikten senaryo yazarlığına geçişini, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve merhum MHP’nin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş’le olan ilişkisine kadar hayatının önemli kesitlerini aktardı.
Ailesinin, Balkan Savaşlarının ardından Bulgaristan’dan Anadolu’ya göç ettiğini, kendisinin de 1948’de Ankara Altındağ’da dünyaya geldiğini belirten Özgürel, lisedeki edebiyat öğretmeni ve aynı zamanda Nihal Atsız’ın kardeşi olan Nejdet Sançar’ın sürekli kompozisyonlar yazdırıp, yarışmalara sokarak gazeteciliği tercih etmesinde önemli bir figür olduğunu dile getirdi.
Özgürel, UNESCO çerçevesinde düzenlenen uluslararası bir yarışmada üçüncü olduğunu belirterek, “Eğer bu mesleği yapıyor ve elimde kalemle dolaşıyorsam edebiyat öğretmenimin emekleri sayesinde. O dönem gazeteleri dolaşmış, ‘Bakın bu öğrencimiz UNESCO’dan derece aldı, Türkçesi, dili güzel.’ diye beni taltif edip, ‘Ona yazılar yazdırabilirsiniz.’ diye öneride bulunmuştu.” ifadelerini kullandı.
Ulus gazetesinde mesleğe başladığını, ilk olarak edebiyat, kültür sanat, sergiler üzerine yazı ve haberler hazırladığını anlatan Özgürel, daha sonra Yeni İstanbul gazetesine geçtiğini aktardı.
Sonrasında Dünya gazetesinde mesleğine devam ettiğini dile getiren Özgürel, şöyle konuştu:
“Sonra Abdi İpekçi Milliyet gazetesine çağırdı ve o vesileyle İstanbul’a geldim. Milliyet, o dönem ekonomik olarak zor durumdaydı ama Abdi Bey’in tecrübesinden istifade etmek için geldim. Milliyet’te Abdi Bey’in desteğine rağmen 4-5 ay kalabildim. Gazeteden tek aldığımız öğle yemeğiydi. Abdi Bey’in öldürülmesinin ardından da Milliyet satıldı. Sonra tekrar Ankara’ya döndüm ve Dünya, Adalet, Son Havadis gibi gazetelerde çalıştım. İleriki yıllarda dönüp tekrar bir süre Milliyet’te çalıştım.”
“Türkeş Bey beni teselli etti”
Özgürel, 12 Eylül askeri darbesi olduğunda MHP’yi destekleyen Hergün gazetesinin Ankara temsilcisi olduğunu ifade ederek, darbenin ardından gazetenin kapatıldığını ve kendisinin de gözaltına alınıp sonrasında yargılandığını kaydetti.
Bu dönemde tutuklanan siyasi liderlerden Alparslan Türkeş’in, kendisini tedavi gördüğü Ankara Mevki Askeri Hastanesine görüşmeye çağırdığını dile getiren Özgürel, şunları anlattı:
“Hastaneye gittiğimde acı veren bir tabloyla karşılaştım. Ayağından hastane yatağının sütununa kelepçelenmiş. Ağlamaklı olmuştum. Türkeş Bey beni teselli etti. Bana ‘Bizim sesimizi, soluğumuzu kestiler. Bize bir gazete çıkar.’ dedi. Ben, ‘Bu ortamda bize gazete çıkarma şansı vermezler.’ deyince ‘Haftalık, ne olursa olsun, isterse teksirle…’ dedi. ‘Emredersiniz.’ deyip çıktım. Gazeteci İlnur Çevik’in babası İlhan Çevik’e gittim. Matbaaları vardı ve Daily News gazetesini çıkarıyorlardı. İlhan Bey, ‘Kağıdını getir basayım.’ dedi. Eski milliyetçi insanlardan, oradan, buradan toparladığımız paralarla biraz kağıt aldık ve rahmetli Erol Güngör’ün başyazarlığında Yeni Sözcü isminde haftalık gazeteye başladık. Bütün milliyetçi kesimin ağabey dediği Galip Erdem de yazılarıyla dergide yer aldı.
İlk sayısıyla birlikte gazete bir anda tırmandı ve 40 bine kadar çıktı. Millet destek olmak için mektupların içerisinde para gönderiyordu. Vatansever bir insan olan Ankara Sıkıyönetim Komutanı rahmetli Recep Ergun paşanın çabalarına rağmen Milli Güvenlik Kurulu Konseyi’nin baskısıyla gazeteyi 27 hafta çıkarabildim. Hem sahibi hem de sorumlu yazı işleri müdürü olduğum için son 8-10 sayısında sürekli gözaltı, ifadeler, davalarla uğraştım.”
Senaryo yazma serüveni tarih diziler ve belgesellerle devam etti
Gazetenin kapatılmasının ardından iki seneye yakın işsiz kaldığını aktaran Özgürel, Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası’nda görev yaptığı dönemden tanıştığı Turgut Özal’ı başbakanlığı döneminde ziyaret ettiğini söyledi.
Özgürel, Bulgaristan göçmeni bir aileden geldiği için o dönem Türklere yönelik baskıları yakından takip ettiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Hatta daha önce kaçak olarak gidip tutuklanmıştım. Turgut Bey, Bulgaristan’daki Türklere yönelik baskıları senaryo olarak yazmamı istedi. ‘Anladığım bir iş değil.’ deyince o dönemki TRT Genel Müdürü Tunca Toskay’ı arayarak ‘Avni’ye senaryo bilen birisini ve bir yönetmen gönder.’ dedi. İki ay zarfında TRT için Bulgaristan’daki Türklerin dramını anlatan 4 bölümlük Belene dizisini yazdım. Belene, Tuna Nehri üzerinde bir ada ve toplama kampı. Türkleri oraya götürüyorlar. Bir toplama kampında yaşanabilecek her türlü eziyet orada var. Dizi nedeniyle Bulgaristan Türkiye’yi protesto etti. Bir süre durdurdular yayını. Sonra Turgut Bey baktı ki oradaki Türklerin üzerindeki baskı artarak devam ediyor, dizinin devamına karar verildi. Hatta dönemin Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz, TBMM’deki bir konuşmasında ‘Yarın TRT bu diziyi yayınlayacak, haberiniz olsun.’ dedi. Ertesi gün de dizi yayınlanmaya başladı.”
TRT’nin o dönemki ücret standartları nedeniyle bu işten cüzi bir para aldığını anlatan Özgürel, bu duruma üzülen Turgut Özal’ın kendisine yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.
Özgürel, sonrasında şirket kurduklarını ve ilk olarak başrollerinde Mehmet Aslantuğ, Osman Yağmurdereli ve Erol Taş’ın oynadığı “İz Peşinde” dizisini yazdığını söyledi. Özgürel, senaryo yazma serüveninin Kösem Sultan’ı anlatan “Mahpeyker” ve diğer tarih dizileri ile belgesellerle devam ederek bugüne kadar geldiğini anlattı.
Bugün imtiyaz sahibi olduğu Yeni Birlik gazetesinde yazılar yazıp film çalışmalarına devam eden Özgürel, gençlere “Bizim gençlerimiz biraz daha dünyaya ilgili olur ve bakarlarsa kendi ülkelerinin tahmin ettikleri kadar sıkıntı içerisinde olmadığını görürler. Elbette eleştirmek lazım ama Türkiye’yi bir yaşamak, gezip görmek lazım. Doğusu, güneydoğusuyla halkı, insanları gördükçe daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini bileceksiniz.” tavsiyesinde bulundu.
]]>Arka Sokaklar dizisinin 663’üncü bölümü için yapılan çekimlerin bazı sahneleri, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yılı nedeniyle binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve enkaza dönüşen Antakya’da gerçekleşti. Çekimler için Hatay’da bulunan dizi oyuncuları Zafer Ergin, Ozan Çobanoğlu, Özlem Çınar ve Sinem Reyhan Kıroğlu, Antakya ve Defne bölgesini ziyaret ederek depremzedelerle bir araya geldi.
RIZA BABA VE EKİBİ, MORAL ZİYARETİNDE
3 gün boyunca devam eden çekimler esnasında duygularını paylaşan oyuncu Zafer Ergin, “Şu an aynı günü burada yaşıyoruz. Üstüne bastığımız yerlerin altında birileri var mı düşüncesi bizi 15-20 gün uyutmayacak. Böyle bir plato yok. Söyleyecek söz bulamıyorum? dedi.
‘YERE BASARKEN TUHAF OLUYORUM’
Set arasında açıklamalarda bulunan ve duygusal anlar yaşayan Zafer Ergin, ‘İçler acısı bir durumla karşı karşıyayız. Çok zor günler geçirilmiş burada. Buralar nasıl düzeltilir aklım dilime vurmuyor. Allah, bütün insanoğlunun yardımcısı olsun’ diye konuştu.
‘HATAY, HEPİMİZİN ŞAHSİ MESELESİ OLSUN’
10 yıl önce Hatay’a gezmeye geldiğini söyleyen Ozan Çobanoğlu ise “Gördüğümde çok üzüldüm. Geriye hiçbir şey kalmamış gibi. Biz unutmadık. Unutturmak da istemiyoruz. Üzerinden 1 yıl geçti ama Arka Sokaklar ekibi olarak buradayız. Herkesin görmesi gereken ve mutlaka elinden ne geliyorsa yapması gereken bir yer. Ülke olarak Hatay’a ne gerekiyorsa yapmalıyız. Burayı unutturmamamız gerekiyor. Başka illerde de çekim yaptık ama bu sefer çok dramatik bir yerdeyiz. Bir sanatçı olarak onun duyarlılığıyla buradayım. Bu insanlara faydalı olalım. Geldiğimden beri hiç keyfim yok. Gülmek dahi istemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ dedi. O sözleri unutmayalım. Burası bizim şahsi meselemiz olsun ve buraları eskisi kadar güzel hale getirelim. Burası bizim kültür mirasımız olan şehirlerimizden birisi. Buranın önemini herkes anlasın ve hatırlasın. Uzun yıllar, buranın desteğe ihtiyacı var? ifadelerini kullandı.
‘HİÇ KİMSE ESKİSİ GİBİ OLAMADI’
Sinem Reyhan Kıroğlu ise Hatay’a ilk defa geldiğini belirterek “Geldiğimizden beri çok üzgünüz. Depremin üzerinden 1 yıl geçti ama sanki dün deprem olmuş gibi hala her yer yıkık. Hala herkes acılı. Biz de dizi çekiyoruz ama mutsuzluğumuzla çekiyoruz. İnsan olarak 6 Şubat’tan sonra kimse eskisi gibi olamadı. Burayı canlı görmek bambaşka. Buraya gelip bu manzarayı gören birinin çok sağlıklı ve eskisi gibi evine döneceğini düşünmüyorum. Hiçbir dizide bu kadar gerçek bir ortamda bulunmadım. Yürürken nefes alamıyorsunuz. Dizi çekiyormuş gibi bir ruh halinde değiliz? dedi.
Özlem Çınar da ‘Karışık duygular içerisindeyim. Depremin üzerinden zaman çok çabuk geçmiş. Daha önce hiç gelmemiştim. Şaşkınlıkla etrafa bakıyoruz. Gerçek bir deprem bölgesinde çekimde olduğuma inanamıyorum. Çok üzücü’ diye konuştu.
HATAYLI TANITIM YÜREKLERİ DAĞLADI
Arka Sokaklar’ın 663’üncü bölümü için yapılan tanıtım filmi ise deprem bölgesinde yaşanan acıları bir kez daha gözler önüne serdi. Maya Perest’in, ‘Yok Bana Bu Cihanda’ isimli eseri eşliğinde ekrana gelen tanıtım, kısa sürede sosyal medyanın gündemine düştü. İzleyenleri derinden etkileyen fragman, ‘Baktığım ailenin kızı onların değilmiş, depremden kaçırmışlar’ söylemiyle başlıyor. Rıza Baba ve ekibi, tüm işlerini bir kenara bırakarak deprem bölgesinden kaçırılan Zeynep isimli küçük bir kız için Hatay’a gidiyor. Deprem bölgesinde yaşanan yıkımı görünce hüzne boğulan ekip, bölgedeki insanlara yardım etmek için seferber oluyor.
Arka Sokaklar’ın deprem bölgesinde çekilen yeni bölümü, 9 Şubat Cuma akşamı Kanal D’de ekrana gelecek.
]]>Kanal D ekranında 18 yıldır yayınlanan polisiye dizi Arka Sokaklar, Kahramanmaraş merkezli art arda yaşanan depremlerin birinci yılına özel olarak bir bölüm çekti. Dizi ekibi, Hatay’da enkazların arasında yapılan çekimler esnasında duygusal anlar yaşadı.
Arka Sokaklar dizisinin 663’üncü bölümü için yapılan çekimlerin bazı sahneleri, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin birinci yılı nedeniyle binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve enkaza dönüşen Antakya’da gerçekleşti. Çekimler için Hatay’da bulunan dizi oyuncuları Zafer Ergin, Ozan Çobanoğlu, Özlem Çınar ve Sinem Reyhan Kıroğlu, Antakya ve Defne bölgesini ziyaret ederek depremzedelerle bir araya geldi.
RIZA BABA VE EKİBİ, MORAL ZİYARETİNDE
3 gün boyunca devam eden çekimler esnasında duygularını paylaşan oyuncu Zafer Ergin, “Şu an aynı günü burada yaşıyoruz. Üstüne bastığımız yerlerin altında birileri var mı düşüncesi bizi 15-20 gün uyutmayacak. Böyle bir plato yok. Söyleyecek söz bulamıyorum” dedi.
“YERE BASARKEN TUHAF OLUYORUM”
Set arasında açıklamalarda bulunan ve duygusal anlar yaşayan Zafer Ergin, “İçler acısı bir durumla karşı karşıyayız. Çok zor günler geçirilmiş burada. Buralar nasıl düzeltilir aklım dilime vurmuyor. Allah, bütün insanoğlunun yardımcısı olsun” diye konuştu.
“HATAY, HEPİMİZİN ŞAHSİ MESELESİ OLSUN”
10 yıl önce Hatay’a gezmeye geldiğini söyleyen Ozan Çobanoğlu ise “Gördüğümde çok üzüldüm. Geriye hiçbir şey kalmamış gibi. Biz unutmadık. Unutturmak da istemiyoruz. Üzerinden 1 yıl geçti ama Arka Sokaklar ekibi olarak buradayız. Herkesin görmesi gereken ve mutlaka elinden ne geliyorsa yapması gereken bir yer. Ülke olarak Hatay’a ne gerekiyorsa yapmalıyız. Burayı unutturmamamız gerekiyor. Başka illerde de çekim yaptık ama bu sefer çok dramatik bir yerdeyiz. Bir sanatçı olarak onun duyarlılığıyla buradayım. Bu insanlara faydalı olalım. Geldiğimden beri hiç keyfim yok. Gülmek dahi istemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ dedi. O sözleri unutmayalım. Burası bizim şahsi meselemiz olsun ve buraları eskisi kadar güzel hale getirelim. Burası bizim kültür mirasımız olan şehirlerimizden birisi. Buranın önemini herkes anlasın ve hatırlasın. Uzun yıllar, buranın desteğe ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
HİÇ KİMSE ESKİSİ GİBİ OLAMADI”
Sinem Reyhan Kıroğlu ise Hatay’a ilk defa geldiğini belirterek “Geldiğimizden beri çok üzgünüz. Depremin üzerinden 1 yıl geçti ama sanki dün deprem olmuş gibi hala her yer yıkık. Hala herkes acılı. Biz de dizi çekiyoruz ama mutsuzluğumuzla çekiyoruz. İnsan olarak 6 Şubat’tan sonra kimse eskisi gibi olamadı. Burayı canlı görmek bambaşka. Buraya gelip bu manzarayı gören birinin çok sağlıklı ve eskisi gibi evine döneceğini düşünmüyorum. Hiçbir dizide bu kadar gerçek bir ortamda bulunmadım. Yürürken nefes alamıyorsunuz. Dizi çekiyormuş gibi bir ruh halinde değiliz” dedi.
Özlem Çınar da “Karışık duygular içerisindeyim. Depremin üzerinden zaman çok çabuk geçmiş. Daha önce hiç gelmemiştim. Şaşkınlıkla etrafa bakıyoruz. Gerçek bir deprem bölgesinde çekimde olduğuma inanamıyorum. Çok üzücü” diye konuştu.
HATAYLI TANITIM YÜREKLERİ DAĞLADI
Arka Sokaklar’ın 663’üncü bölümü için yapılan tanıtım filmi ise deprem bölgesinde yaşanan acıları bir kez daha gözler önüne serdi. Maya Perest’in, “Yok Bana Bu Cihanda” isimli eseri eşliğinde ekrana gelen tanıtım, kısa sürede sosyal medyanın gündemine düştü. İzleyenleri derinden etkileyen fragman, “Baktığım ailenin kızı onların değilmiş, depremden kaçırmışlar” söylemiyle başlıyor. Rıza Baba ve ekibi, tüm işlerini bir kenara bırakarak deprem bölgesinden kaçırılan Zeynep isimli küçük bir kız için Hatay’a gidiyor. Deprem bölgesinde yaşanan yıkımı görünce hüzne boğulan ekip, bölgedeki insanlara yardım etmek için seferber oluyor.
Arka Sokaklar’ın deprem bölgesinde çekilen yeni bölümü, 9 Şubat Cuma akşamı Kanal D’de ekrana gelecek.
]]>Bugün ise bu yan dizilerden biri olan ve yakın zamanda seyirciye sunulacak “The Walking Dead: The Ones Who Live” için dikkat çeken bir detay ortaya çıktı. Görünen o ki yapımcı şirket AMC, kesenin ağzını açmış…
Not: Haberin devamında spoiler bulunmaktadır.
The Walking Dead: The Ones Who Live bütçesi dikkat çekti!
The Walking Dead izleyicilerinin bileceği üzere ana karakterler Rick Grimes (Andrew Lincoln) ve Michonne (Danai Gurira), dizinin son sezonlarına doğru kadrodan ayrıldı. Serinin yaratıcıları ise Grimes efsanesinin böyle bitmesini istemediler. Bu doğrultuda önce bir sinema filmi planlandı, ancak proje iptal edildi.
Hayranların umutları tam sönmüşken The Walking Dead: The Ones Who Live dizisi üzerinde çalışılmaya başlandı. Aradan bir süre geçtikten sonra Grimes hikayesini devam ettirecek bu yapım için bir tarih açıklandı.
Uzun bir süre boyunca birbirinden ayrı kalan Rick Grimes ve Michonne’un birbirlerini bulma çabalarını anlatacak The Walking Dead: The Ones Who Live için geri sayım başlamışken, diziye ayrılan bütçe ortaya çıktı. Miktar, sosyal medyada çok konuşuldu.
Mr and Mrs Smith dizi olarak ekrana dönüyor!
New Jersey Ekonomik Kalkınma Kurumu tarafından paylaşılan bilgilere göre AMC, The Walking Dead: The Ones Who Live dizisinin ilk sezonu için 82 milyon dolar bütçe ayırdı. Bu da bölüm başına 13.7 milyon dolara denk geliyor. Burada çok dikkat çeken bir nokta var.
Ana dizi The Walking Dead’in bölüm başı ortalama bütçesi 3 milyon dolardı. Yani yan dizinin bütçesi, ana dizinin dört katından daha fazla. Sosyal medyada tartışma konusu olan nokta da tam olarak burası. Öte yandan The Walking Dead evreninde geçen diğer yan dizi olan The Walking Dead: Dead City’nin toplam bütçesi ise 72 milyon dolardı.
Buna göre The Walking Dead: The Ones Who Live, sadece ana ve diğer yan yapımları değil, bütün dizileri de geride bırakarak şimdiye kadarki en yüksek bütçeli zombi dizisi olma unvanını eline aldı.
Bütçe neden bu kadar yüksek?
Aslına bakacak olursak The Walking Dead: The Ones Who Live’ın bütçesini dünyanın en popüler dizileri ile karşılaştırdığımızda pek de yüksek olmadığını görebiliriz. Öyle ki Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri’nin her bölümü için 58 milyon dolar, Stranger Things 4. sezonundaki bölümler içinse 30 milyon dolar bütçe ayrılmıştı.
Tabii bu The Walking Dead: The Ones Who Live bütçesinin az olduğu anlamına gelmiyor. Karşılaştırma yapıldığında yanlarında küçük kalsa da yine de yüksek bir miktardan söz ediyoruz.
Bütçenin bu kadar yüksek olmasının en büyük sebebi, oyuncu maaşları. Rick Grimes (Andrew Lincoln) ve Michonne (Danai Gurira) karakterlerine ciddi miktarda maaş ödemesi yapılıyor. Öte yandan enflasyon, prodüksiyon masrafları ve reklamlar da bütçeyi artıran etmenler arasında yer alıyor.
The Walking Dead: The Ones Who Live, 25 Şubat’ta seyirciye sunulacak. Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Diziden beklentileriniz neler? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>