BURDUR Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesi’nde 25 Mayıs günü diyaliz sonrası rahatsızlanan ve 3 kişinin yaşamını yitirdiği olaydan sağ kurtulan Şahlan Demirci (54), “Her zaman seans bittikten 10 dakika sonra yatağımdan kalkıyordum. O gün kalkamadım. Vücudumda bir uyuşma oluştu, başım döndü, midem bulandı. Acil servise indirildim. Sonrasını hatırlamıyorum” dedi.
Burdur Devlet Hastanesi’nde 25 Mayıs’ta saat 08.00-12.00 ile 12.00-16.00 seanslarında diyalize giren hastalardan bazıları baş dönmesi, mide bulantısı, şuur bulanıklığı ve nakil aracından inememe şeklindeki şikayetlerle hastaneye geldi. Bazılarının durumunun ağırlaşması üzerine yetkililer gün içinde diyalize giren hastaların tamamına telefonla ulaşıp, hastaneye gelmelerini istedi. Bazıları da ambulansla hastaneye getirildi.
3 HASTA HAYATINI KAYBETTİ
İlk etapta sağlık durumu ağırlaşan 18 hasta ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Sağlık Bakanlığı’nın talimatıyla gün içinde diyaliz tedavisi gören 33 hastanın tamamı hastanelere gönderildi. Hastalardan 23’ü Antalya’da, 6’sı Afyonkarahisar’da, 3’ü Isparta’da, 1’i de Denizli’de tedaviye alındı. Hastalardan Mustafa Demir (70), tedavi gördüğü Antalya Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde 28 Mayıs’ta, Saniye Aksöz (88) ve Somalili Amina Abas Jama (67) ise tedaviye alındıkları Antalya Şehir Hastanesi’nde 29 Mayıs’ta yaşamını yitirdi. Diğer hastaların tamamı tedavilerinin ardından taburcu edildi.
2 KİŞİ TUTUKLANDI
Valilik kararıyla kapatılan diyaliz ünitesindeki olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Sağlık Bakanlığı’nın görevlendirdiği 1 müfettiş de hastanede inceleme yaptı. Yürütülen adli soruşturma kapsamında Burdur Devlet Hastanesi’nde görevli sekreter M.C. ve elektrik teknisyeni İ.S. ile bağımsız çalışan makine mühendisleri Gökhan Aytaç Sandıkçı ve Yasin Aydın, ‘Taksirle ölüme sebebiyet verme’ ve ‘Taksirle yaralama’ suçlarından gözaltına alındı. M.C. ve İ.S. savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, Gökhan Aytaç Sandıkçı ve Yasin Aydın ise Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
‘VÜCUDUMDA UYUŞMA OLUŞTU, BAŞIM DÖNDÜ, MİDEM BULANDI’
Diyaliz sonrası fenalaşan hastalardan Şahlan Demirci, yaşananları anlattı. 7 yıldır diyaliz hastası olduğunu söyleyen Şahlan Demirci, “25 Mayıs Cumartesi günü sabah 08.00’de diyaliz seansım başladı. 12.30’da bitti. Her zaman seans bittikten 10 dakika sonra yatağımdan kalkıyordum. O gün kalkamadım. Vücudumda bir uyuşma oluştu, başım döndü, midem bulandı. Elim ayağımda canım kesildi. Yatağıma yatmak istedim yatamadım. Hasta bakıcılar tarafından acil servise indirildim. Daha sonrasını hatırlamıyorum. Bilincim kaybolmuş” dedi.
‘6 SAATLİK DİYALİZ SEANSI SONRASI BİLİNCİM AÇILDI’
İlk müdahalenin acil serviste yapıldığını belirten Demirci, “İlk müdahaleyi orada yapmışlar. Daha sonra Bucak Devlet Hastanesi’ne sevk etmişler. Orada 6 saatlik bir diyaliz seansı sonrası bilincim açıldı, kendime gelmeye başladım. Beni daha sonra yeni açılan Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk ettiler. Orada iki gün yoğun bakımda yattım. Bilincim açıktı. Hastalardan entübe olanlar vardı, 3’ü hayatını kaybetti. Ben iki gün yoğun bakımda, bir gün de normal serviste yatıp taburcu oldum. Medyadan öğrendiğim kadarıyla soruşturma devam ediyormuş. İki şirket elemanı tutuklanmış” diye konuştu.
‘KARAKOLA ÇAĞIRDILAR ŞİKAYETÇİ OLMADIM’
Olayla ilgili kendisinin şikayetçi olmadığını anlatan Şahlan Demirci, “Ben şikayetçi olmadım vicdanen. Karakola çağırdılar, şikayetçi olmadım. Ölebilirdim de. Yapacak bir şey yok. Benim düşüncem bu. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Gerekli tahkikatlar yapılıyor. İnşallah aydınlığa kavuşur. Suçlu olanlar cezasını çeksin. Tedavime Burdur’daki özel diyaliz merkezinde devam ediyorum. Çevre il ve ilçelere giden arkadaşlarım var. Bir kaza olduğunu düşünüyorum. İstenilerek bir şey yapıldığını düşünmüyorum. Teknik hata diyorum. Ölebilirdik netice de ama kasıtlı bir şey olduğunu düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
]]>CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Bursa Milletvekili Kayıhan Pala ve Samsun Milletvekili Murat Çan’dan oluşan CHP heyeti, Burdur Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesi’nde diyalize girdikten sonra rahatsızlanan ve çevre hastanelere sevk edilen hastalar hakkında bilgi almak ve süreç hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Burdur’da incelemelerde bulundu. Afyonkarahisar ve Antalya’daki hastaları da ziyaret eden heyet, CHP Burdur İl Başkanı Kadir Koç ile birlikte parti binasında açıklama yaptı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, şunları kaydetti:
“25 Mayıs Cumartesi günü Burdur Devlet Hastanesi’nde hemodiyaliz tedavisi alan 30’dan fazla hastamız diyaliz işlemi sonrasında aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılıyorlar. Bu hastalardan 14 tanesi entübe ediliyor ve durumları ağır olduğu için de çevre illerdeki hastanelere sevk ediliyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi heyeti olarak olayı incelemek üzere Burdur’a geldik. Çevre illerde yatan hastalarımızı da ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almak üzere bir inceleme çalışması gerçekleştirdik. Burada çok ciddi iddialar var. Bugün giderek hakkında bilgi aldığımız Akdeniz Üniversitesi’nde entübe vaziyette yoğun bakımda tedavisi devam eden bir hastamızın hayatını kaybettiğini hasta yakınları tarafından öğrendik. Bundan dolayı da çok üzgünüz. Bu tedavi sonrası yaşanan üzüntü verici hadise, hastalarımızın hayatını tehlikeye atan, durumlarını sıkıntılı bir tablo gelişmesine neden olan ve bir hastamızı da kaybettiğimiz bu olay konusunda çok üzgünüz. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve hemşehrilerimizi de başsağlığı diliyoruz.”
“Diğer hastaların durumları stabil”
Hastanede bir gün önce hemodiyaliz işlemleri tamamlandıktan sonra bir bakım yapıldığını aktaran Şahbaz, şöyle devam etti:
“Hemodiyaliz ünitesindeki sıvılara bir arıtma işlemi gerçekleştiriliyor ve sabahında yapılan işlem sonrasında 30’un üzerinde özellikle ilk sabah saatlerinde hemodiyaliz tedavisi alan hastalarımızda aniden bilinç bulanıklığı, solunum sıkıntısı gibi ağır bir tablo gelişiyor. Hastaların 14 tanesi geri çağırılarak entübe edilerek çevre illerdeki hastanelere sevk ediliyorlar. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde biz hastalarımızı ziyarete gittiğimizde sağlık idarecileri, hastane yöneticileri bize hastaların durumları hakkında herhangi bir bilgi vermedi ve hasta yakınlarıyla görüşmemizde engellendi. Dün Burdur’daydık, Sayın Sağlık Müdürü ve sayın Vali’den durum hakkında bilgi almak ve geçmiş olsun dileklerimizi sunmak üzere randevu istedik fakat, kendileri bizimle görüşmekten imtina ettiler. Bugün tekrar Sayın Valimizden randevu istedik fakat sayın Vali bizimle görüşmeyi gene birtakım bahanelerle kabul etmedi. Biz bu tavrı çok sıkıntılı buluyoruz. Bugün Antalya’da hastalarımızın durumlarıyla ilgili bir inceleme gezisi gerçekleştirdik. Orada Akdeniz Üniversitesi’nde takipte bulunan, tedavi altında olan bir hastamız vardı. Onu kaybettik, diğer hastalarımızın durumları hakkında şehir hastanesi ve eğitim araştırma hastanesinden bilgi aldık. Onların da şu anda tedavileri devam ediyor ve durumları stabil.”
“Çok ciddi iddialar var”
Şahbat, dile getirilen iddialarla ilgili şunları söyledi:
“Burada çok ciddi iddialar var. Tedavinin uygulandığı hastane son birkaç aydır kullanımda olan yeni yapılan bir hastanedir. Burdur Devlet Hastanesi. Diyaliz tedavisinde kullanılan su tanklarına antifiriz içinde bulunan etilen glikolün karıştığı yönünde birtakım iddialar var. Bunlar çok vahim iddialar, böyle bir şey nasıl olabilir, nasıl gerçekleşebilir? Biz bunların araştırılmasını bu konuda aydınlatıcı bir tahkikatın yapılmasını bekliyoruz. Bu arada devlet yetkililerinin, Sağlık Bakanlığı yetkililerinin bizimle görüşmeyi reddetmeleri ve şeffaf bir şekilde kamuoyunu aydınlatmaları gerekirken bu şekilde davranmalarının arkasında ne var, biz bunu da sorguluyoruz, neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Neyi saklamak istiyorsunuz? Bu olayın takibini yaparak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve kamuoyunda sorumluların cezalandırılması ve olayın aydınlatılması için de üzerimize düşen görevi sonuna kadar yerine getireceğimizi ve takibini bırakmayacağımızı da ifade etmek istiyorum.”
“Burada hatalar, eksiklikler ve ihmaller zinciri üst üste geliyor”
CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala da şöyle konuştu:
“Cumartesi gününden itibaren Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize gelen hastalardan bir tanesini kaybetmiş olmamız bizde büyük üzüntü yarattı. Ailesine, sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Umuyoruz ki geriye kalan 32 tane hastamız bir an önce sağlıklarına kavuşsunlar. Burada çok önemli bir kamu yönetimi sorunu var. Biz hem dün hem bugün Sayın Başhekimi, Sayın İl Sağlık Müdürünü, Sayın Valiyi ziyaret etmek istedik. Hem geçmiş olsun dileklerimizi iletmek hem konu hakkında bilgi almak istedik. Çünkü anayasa milletvekillerine yürütmenin denetlenmesi görevini vermiş durumda. Ancak maalesef o kapıların açılmasını bir türlü sağlayamadık. Bu, Türkiye’deki kamu yönetiminin geldiği noktayı göstermesi bakımından çok dramatik ve üzücü bir durumdur. Ayrıca Vali’nin ve diğer yetkililerin bize bilgi vermekten kaçınması burada ciddi bir sorun olduğu endişesini bir kez daha gündeme getiriyor. Şu ana kadar edindiğimiz bilgiler 5 ay önce açılmış bir hastane olmasına rağmen bir tasarım sorunu olduğunu gösteriyor. Bir bakım sonrası aslında hiçbir zaman hastaya ulaşmaması gereken kimyasal önce hastanenin arıtma sistemine karışıyor ki arıtma sistemine karıştıktan sonra suyun renginin değiştiği ve köpüklendiğine ilişkin görüntüleri gördük. Daha sonra bu arıtma sistemindeki kirlenmenin yanı sıra bu aynı zaman da içinde hiçbir şekilde kirletici madde olmaması gereken diyalizdeki saf su tankına da erişiyor. Burada hatalar, eksiklikler ve ihmaller zinciri üst üste geliyor. Bir yandan hastanenin tasarımında bir sorun olduğu anlaşılıyor öte yandan bakım yeterince iyi yapılmamış hastaneye özgü bir bakım sürecinin işlememiş olduğunu anlıyoruz. Daha sonra da böyle bir bakım süreci işlememiş olsa bile diyaliz teknisyenlerinin ve görevlilerin bu süreci denetleyemedikleri, izleyemedikleri anlaşılıyor. Bunun için de bize ‘Cumartesi olduğu için diyaliz teknisyenleri görevde değildi’ gibi bir açıklama yapılmaya çalışılıyor ama açıkcası insan hayatının söz konusu olduğu yerde böyle bir açıklamanın asla kabul edilemeyeceğini de söylemek isteriz.”
“Sağlık skandalıyla karşı karşıyayız”
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan ise konuşmasında şöyle konuştu:
“Cumhuriyet tarihinin en kötü sağlık yönetimiyle karşı karşıyayız. Yine Cumhuriyet tarihinin belkide en çapsız en niteliksiz sağlık politikalarıyla karşı karşıyayız. Kurtuluş Savaşı’ndan verem savaşla, sıtmayla başa çıkarak bütün dünyaya örnek olmuş sağlık politikalarıyla, Hıfzıssıhha’yla dünyaya örnek olmuş sağlık politikalarının geldiği yerdiği yerden bugün 21. yüzyılda Burdur ili için çok büyük çapta denilebilecek bir sağlık skandalıyla karşı karşıyayız. Bir hemodiyaliz ünitesinde 30’un üzerindeki hastada aynı gün içerisinde çok ağır klinik tablolar birbirinden farklı değişken olsa da neredeyse yarısından çoğu makine ile soğutulmaya ihtiyaç duyulacak kadar çok ağır klinik tabloların ortaya çıktığı bir toksik maddeye maruz kalmayla karşı karşıyayız. Bunun maruziyet sonrasındaki yönetilmeye çok bir söz yok. Ama daha sonrasında Afyon’da, Burdur’da ve Antalya’da yaptığımız değerlendirmelerde şunu görmekteyiz; Antalya’daki hastaların ve hastaların yönetiminin bir çoğunda başarıya ulaşılmış ancak biz hasta yakınlarıyla dahi bir araya getirilememiş bir durumda kaldık. Buradan başka bir sorun ortaya çıkıyor. Bu da aynı zaman da genel politikalar üzerinden 2017’den bu zamana evrilmiş tek adam rejiminin Burdur’da geldiği noktadır. Her politikada her branşta çökmüş bu sistem maalesef sağlıkta, sağlığın sonuçlarının yönetilememesine, denetilememesine bağlı olarak gizlenmesiyle ortadan kaldırılmasını öngören bir yöneticiyle Burdur maalesef yönetiliyor.”
Heyet son olarak yaşanan olayın dünyada örneğinin olmadığını belirterek,Burdur Valisi, İl Sağlık Müdürü ve Hastane Başhekimi’nin bu yaşanan olaylarla birlikte hemen görevden alınmasının gerektiğini söyledi.
]]>İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de devam eden saldırıları sonucu diyaliz merkezleri dahil birçok hastane hizmet dışı kaldı. Gazze’de tedavi göremeyen yüz binlerce hasta hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
AA muhabirine konuşan Filistinli yaşlı adam Hasan Kasım, kronik böbrek yetmezliği yüzünden haftada iki kez Şifa Hastanesine giderek diyaliz makinesi sırasına girdiğini söyledi.
Haftada 3 kez diyaliz makinesine girmek zorunda olan Kasım, İsrail’in sivilleri hedef alarak Gazze Şeridi’nde hareket etmeyi neredeyse imkansız hale getirdiğini, hastaneye gidebilmek için kat etmek zorunda olduğu yolun çok uzun ve riskli olduğunu anlattı.
Böbrek hastası yaşlı adam, İsrail’in bölgeye insani yardım girişini engellemesi sonucu meydana getirdiği kıtlık yüzünden yetersiz beslenme yaşadığını ve günden güne halsiz düştüğünü ifade etti.
Kasım, “Böbrek yetmezliği çeken hastalar olarak her gün hastaneye ulaşımda, elektrik ve su temininde büyük sıkıntı yaşıyoruz. Eskiden haftada 3 kez diyalize geliyorduk ama artık en fazla 2 defa gelebiliyoruz. Artık hastalığa tahammül edemiyoruz, direnemiyoruz.” diye konuştu.
Yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastalığının ağırlaştığını anlatan Kasım, böbrek hastaları için uygun beslenme koşullarının olmadığını ve hastaların durumunun gittikçe kötüleştiğini söyledi.
Bir diğer böbrek hastası İmtisal el-Gaferi de, “3 yıldır diyalize giriyorum ama bu yıl saldırılar ve tahrip edilen yolar yüzünden ulaşımdaki zorluklar nedeniyle en zor yılımız oldu” dedi.
Gazze Şeridi’nde kronik hastalığı bulunanların kötü hijyen koşulları, temiz su ve sıhhi koşulların olmaması, sağlık merkezinde elektrik kesintisi gibi birçok zorlukla mücadele ettiğine işaret eden Gaferi, İsrail ablukası ve devam eden saldırıları nedeniyle ölümle yaşam arasında kaldıklarını söyledi.
Onlarca böbrek hastası hayatını kaybetti
Şifa Hastanesi Böbrek Hastalıkları ve Nakil Bölümü Başkanı Gazi el-Yazıcı, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İsrail’in abluka ve saldırıları nedeniyle diyaliz hizmetin durdurulmasının hastalar için, “toksin birikmesi, sıvı yoluyla kilo alımı ve yüksek potasyum seviyeleri” gibi komplikasyonlara neden olduğuna dikkati çekerek, diyaliz bölümünün devre dışı kalmasıyla onlarca böbrek hastasının hayatını kaybettiğini belirtti.
Şifa Hastanesinde şu anda böbrek yetmezliği olan hasta sayısının 40 olduğunu ve haftada 2 kez diyaliz makinesine girdiklerini aktaran Yazıcı, Gazze Şeridi’nde tedavi gören böbrek hastalarının sayısının 38’i çocuk, 1100 kişi olduğunu dile getirdi.
Yazıcı, tıp merkezinin yedek elektrik jeneratörlerini çalıştıramaması ve diyaliz süreci için gerekli temiz suyun bulunmaması nedeniyle diyaliz bölümünün tıbbi malzeme eksikliği ve sık sık ekipman arızası yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Kötü beslenme, hastaların sağlık durumunun kötüleşmesinin nedenlerinden biri. Nüfusun çoğunluğu baklagillere bağımlı, bu da böbrek fonksiyonlarının artmasına ve toksin birikmesine yol açarak hastanın sağlığını etkiliyor. Dünyadaki tüm özgür insanları Filistin halkının yanında olmaya ve hastalara, özellikle de Gazze’de böbrek yetmezliği olanlara destek olmak için gerçek bir duruş sergilemeye çağırıyorum.”
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Ablası rapor alarak suç duyurusunda bulundu
Saldırıya uğradığını iddia eden Lütfiye Yıldırım:
“Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu”
Lütfiye Yıldırım ablası Yasemin Soytürk:
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu, şikayetçi olduk”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklama: “Kamera görüntüleri var bizde böyle bir şey yaşanmadı”
ANTALYA – Antalya’da zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım diyalize girmek için gittiği merkezde sol gözüne atılan yumrukla yaralandığını iddia etti. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Yaşlı kadının ablası ise kardeşinin durumunun iyi olmadığını belirterek, sağlık raporu alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise olayın kendilerinde yaşanmadığını ve güvenlik kamerası görüntüleri ile bunu ispatlayacaklarını belirtti.
Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan özel bir diyaliz merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım, olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş, şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi, “Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakı Merkezi’nde yaklaşık 2.5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım” dedi.
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla asemin Soytürk ise şöyle konuştu: “Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer verildi: “Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şuanda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.
]]>Olay, 23 Şubat günü saat Kepez ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan Özel Daviva Nefroloji Diyaliz Merkezinde yaşandı. Alınan bilgiye göre yaşlı; bakım merkezide kalan zihinsel engelli Lütfiye Yıldırım (64), olay günü diyaliz tedavisi almak üzere adrese gitti. İddiaya göre, yaşlı kadın burada temizlik işleri ile uğraşan ismini bilmediği bir kişinin yumruklu saldırısına maruz kaldı. Talihsiz kadının yumruğun şiddeti ile yere düşmesi sonucu sağ ve sol kolunda da morarma meydana geldi. Aldığı darbe ile yeri yığılan yaşlı kadının yardımına diğer çalışanlar koştu. Diyaliz tedavisi sonrası huzur evine geri dönen yaşlı kadının gözünün morardığını gören çalışanlar durumu ablası Yasemin Soytürk’e bildirdi. Gördüğü manzara karşısında şaşıran dönen Soytürk, ablasını alarak sağlık kuruluşuna gitti. Buradan alınan doktor raporu ile birlikte polis merkezine giden abla kardeş şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.
“Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım”
Diyaliz merkezinde yaşanan olayı anlatan Lütfiye Yıldırım, “Gözüme yumruk attı, kollarıma vurdu. Sonra bana serum taktılar. Yere düştüm, zor kalktım. Kollarım acıdı” dedi. Lütfiye Yıldırım ablası ve avukatı ile birlikte verdiği ifadede korkunç olayın 23 Şubat Cumartesi günü meydana geldiğin söyledi. Yüzü tanınmaz halde olan Yıldırım ifadesinde şunları söyledi:
“Ben zihinsel engelliyim, okuma yazma bilmiyorum. Özel Antalya Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi’nde yaklaşık 2,5 aydır kalmaktayım. 23 Şubat günü saat 11.30 sularında servis ile özel diyaliz merkezine gittim. Yenimahalle’de bulunan özel diyaliz merkezine girdiğimde ismini bilmediğim temizlik işlerini yapan esmer uzun boylu erkek şahıs hiçbir şey söylemeden direk sol gözüme yumruk attı. Ben yere düştüm. Beni yeden diğer çalışanlar kaldırdı. Diyaliz işlemleri yapıldıktan sonra diyaliz merkezinin aracı ile beni akşam saatlerinde tekrar kaldığım huzurevine götürdüler. Ablam Yasemin Soytürk huzurevine geldi ve birlikte Sema Yazar Polikliniğine gittik. Burada doktor raporu aldım. Sol gözümde morluk ve şişme, sağ ve sol kolumda şişlik ve morarma olduğunu gördüm. Bana yumruk atan kişiden şikayetçi ve davacıyım.”
“Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu”
Yaşananları anlatan abla Yasemin Soytürk ise şöyle konuştu:
“Perşembe günü kardeşimin sağlık kontrolü vardı kontrollerini yaptırarak sağlam olarak huzurevine teslim ettim. Cuma günü diyalizi vardı, diyalizden sonra beni aradılar. Acil gelmemi istediler, ne olduğunu sorduğumda kardeşimin darp edildiğini belirttiler. Gittiğimizde çok kötü durumdaydı, bir gözü ve kollarının durumu iyi değildi. Gözünün birisi tamamen kapanmış. Oradan karakola gittik, şikayetçi olduk. Sağlık raporu aldık, iddiaya göre sağlık merkezinin doktoru alerji olduğunu söylemiş. Diyaliz merkezinin bizi arayarak durumu bildirmesini ne ne olduğunu açıklamasını isterdik. Kardeşimin bu şekilde olması hoş bir şey değil. Durumu çok kötü, başka birisi olsa kendisini korurdu. Şikayetimizin sonuna kadar arkasında bulunacağız, kim yaptı ise bulunmasını istiyoruz. Benim kardeşime ne oldu. Huzur evi diyaliz merkezine sağlam gittiğini söyledi.”
“Güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir”
Diyaliz merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Biz de gereken işlemleri yapıyoruz, gerekli tutanakları tuttuk. Güvenlik kamerası görüntülerimiz var, güvenlik kamerası görüntülerinde böyle bir şeyin olmadığı bellidir. Savcılık güvenlik kamerası görüntülerini izlediği zaman olayın bizden kaynaklanmadığını görecektir. Olay şu anda savcılıkta biz de çok üzüldük, ama kurumumuzda böyle bir hadise yaşanmadı.” – ANTALYA
]]>BURDUR’da, böbrek yetmezliği teşhisi koyulan Adil Bedir (34), 2008 yılında babasından aldığı böbrekle yaşama tutundu. 2011’de vücudunun böbreği reddetmesi üzerinde 13 yıldır diyaliz tedavisi gören Adil Bedir, 2021 yılında evlendiği eşinin verdiği böbrekle ikinci kez hayat buldu.
Burdur’da çiftçilik yapan Bahattin-Ümmühan Bedir çiftinin çocukları Adil ile kendisinden 2 yaş büyük olan kardeşi Seda’nın, 2008’de böbreklerinin doğuştan normalden çok küçük olduğu belirlendi. Kardeşlerin sağlığına kavuşması için böbrek aranırken, bu sırada anne ve babadan alınan kan ve doku örneklerinin onlara uyduğu tespit edildi. Testlerin olumlu çıkmasıyla 2008 yılında Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde Ümmühan Bedir’in böbreği kızı Seda’ya, Bahattin Bedir’in böbreği de oğlu Adil’e nakledildi. 2011 yılında Adil Bedir’in böbreği vücudunu reddedince Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize girdi. 2021 yılında Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde eşinin verdiği böbrek nakledilip, ikinci kez yeniden yaşama tutundu.
ABLASI SAYESİNDE TEŞHİS KOYULDU
Adil Bedir, ilk kez ablası Seda Bedir sayesinde tesadüfen böbrek hastası olduğunu öğrendiğini anlattı. Ablasının 2008’de böbreklerinin rahatsızlandığını, Burdur Devlet Hastanesi’nden Akdeniz Üniversitesi’ne yönlendirildiğini söyleyen Adil Bedir, “Doktorlarımız ablamın tahlillerini aldı ve böbrek yetmezliği tanısını koydu. Doktorumuz ablama ‘Kardeşin var mı? Onda da sıkıntı var mı bakalım’ demiş. Beni hastaneye çağırdılar. Kan tahlili verdim ve benim de böbrek yetmezliği tanım konmuş oldu. Annemden böbrek alacaktım, ablam da babamdan nakil olacaktı. Fakat bende kan uyuşmazlığı olduğu için donörleri değiştik. 2008 yılında babamdan nakil oldum. Annem de böbreğini ablama verdi” dedi.
13 YIL DİYALİZ TEDAVİSİ
Sağlık kontrollerini ve ilaçlarını aksatmadan yeni hayatına devam ettiğini anlatan Adil Bedir, “Babamda Hepatit B varmış. Böbrek nakli sonrası bana geçti ve tedavi uygulanmaya başlandı. Bu süreçte yoğun ilaç kullanımı böbreğe baskı yapmış, böbreğimi kaybettim. 2011 yılında da Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize başladım. 2024’e kadar diyalize devam ettim” diye konuştu.
2021 yılında Özbek asıllı Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, “2023 Haziran ayında kızımız doğdu. Bir gün evde otururken, eşim bana, ‘Sana böbreğimi verirsem düzelebilirsin’ dedi. Sağ olsun bana böbreğini verdi. Akdeniz Üniversitesi’ne gelerek ikinci naklimi oldum. Çok mutluyum. Çok güzel bir duygu. Yeniden hayat buldum. İkinci kez hayatım oldu. Her şeyim düzeldi çok şükür. Buradan çıktıktan sonra kızıma kavuşmak istiyorum” dedi.
Diyaliz nedeniyle zor zamanlar yaşadığını hatırlatan Adil Bedir, “13 yıldır su içmiyordum. Şu anda doya doya su içiyorum. Tamamen iyileştikten sonra her istediğimi yapabileceğim. Herkes organlarını bağışlasın, herkes hayat bulsun. Yeniden küllerinden doğsun” diye konuştu.
‘HASTALIKTA VE SAĞLIKTA SÖZ VERDİK, SÖZÜMÜZDE DURDUK’
Süreyyo Mamarsulova Bedir (32) ise 3 yıldır evli olduğu eşine böbreğini verdiğini belirterek, “8 aylık bir kızımız var. Eşimle sohbet ediyorduk. ‘Sana böbreğimi verirsem iyileşir misin?’ dedim. ‘Belki iyi olur’ dedi. Tahlil yaptırdık. Nakil ameliyatımız da iyi geçti. İnşallah buradan çıkıp kızımıza kavuşmak istiyoruz. Evlenirken hastalıkta, sağlıkta beraber geçireceğimize söz verdik. Sözümüzde durduk. Organ bağışı ameliyatından korkmayın herkesin yaşamaya hakkı var. Ümidinizi kaybetmeyin, ümit verin. Organ bağışlayın hayat kurtarın, hiç korkmayın. Ben de başta korkmuştum ama çok şükür iyileştim” dedi.
]]>Diyalizle komadan çıkan Şevket, onlarca bebeği de kurtardı
ANKARA’da Şevket Balbay (9), 8 günlük bebekken yakalandığı 200 bin kişide bir görülen ‘Akçaağaç şurubu’ hastalığı nedeniyle girdiği komadan, o dönem sadece çocuk ve yetişkin hastalara uygulanan diyaliz (kanın vücut dışında bir makine aracılığıyla temizlenmesinin ardından tekrar dolaşım sistemine verilmesi yöntemi) tedavisi ile çıktı. Şevket Balbay, 2 yaşından beri 6 ayda bir hastanede uygulanan diyaliz ile sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ederken, o tarihten bu yana hastanede benzer metabolik hastalığı bulunan onlarca bebek aynı tedaviyle sağlığına kavuştu.
Eskişehir’de 9 yıl önce dünyaya gelen ve doğduktan hemen sonra belirlenemeyen rahatsızlığı sebebiyle yoğun bakıma alınan özel eğitim öğrencisi Şevket Balbay, durumunun ağırlaşması üzerine 8 günlükken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi’ne sevk edildi. Koma halinde olan Şevket Balbay’a, ‘Akçaağaç şurubu’ tanısı konuldu. Balbay, tedavinin ardından gözlerini açtı ve hayata tutundu. Şevket Balbay, 2 yaşından bu yana aynı hastanede 6 ayda bir uygulanan diyalizle sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ediyor. Hastanede, o tarihten sonra benzer metabolik hastalığı bulunan onlarca bebek de aynı tedavi uygulanarak, sağlığına kavuştu.
‘ÇOK AZ MERKEZDE YAPILAN BİR TEDAVİ’
Şevket Balbay’ın doktorlarından Prof. Dr. Begüm Atasay, şu anda 9 yaşında olan Şevket Balbay’ın 9 yıl önce bir cuma günü Eskişehir’den hastanelerine geldiğini söyleyerek, “Eskişehir Devlet Hastanesi’nden arandık. Hastanın genel durumu kötü, bilinci kapalı, 8 günlük bir bebek olduğu söylendi. Biz bu hastayı kabul ettik. ve hasta bize entübe bir şekilde, bilinci kapalı bir şekilde komada geldi. Çok hızlı bir şekilde ekip olarak yeni doğan yoğun bakım ve metabolizma ekibi bir arada hastayı yönettik. 8 saat içinde hasta teşhis aldı. Aslında burada teşhis dışında o komada olduğu dönemi yönetmek çok önemliydi. Bu yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde yapılmayan bir şey. Daha çok çocuklarda yapılır. Bu işlem metabolik hastalıkta kanda biriken ve bebekte bilincin kapalı olmasına, koma tablosuna neden olan maddenin kandan uzaklaştırılabilmesi için bir tür diyaliz metodudur. Bu uygulama dünyada yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çok az merkezde yapılabilecek bir uygulamadır. Ama biz hızla karar vererek kandaki o toksik maddeyi hemodiyaliz yöntemlerinden biri olan bir uygulama ile başarıldı. ve sabah saatlerinde o toksik madde hastanın kanından uzaklaştırılarak bilinci açıldı” dedi.
‘DÜNYADA 200 BİNDE BİR GÖRÜLÜYOR’
Şevket Balbay’ın diğer doktoru Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Çocuk Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuba Eminoğlu ise bu hastalığın 200 binde bir canlı doğumda gözlemlendiğini belirtti. Prof. Dr. Eminoğlu, “Ülkemiz gibi akraba evliliği oranlarının yüksek olduğu ülkelerde bu ve benzeri kalıtsal hastalıkları daha sık görmekteyiz. Hastamız bebeklik döneminden itibaren özel diyet aldı ve büyümenin çok hızlı olduğu ilk 3 ayda haftalık, 6-12 aylıkken 2 haftada bir, sonrasında 2 yaşına kadar 3 ay, 2 yaşından sonra da 6 ayda bir aralıklarla polikliniğimize geliyor. Bu hastalıklarda kalıtsal olarak vücutta proteinleri parçalayan enzim eksikliği olmakta, bu nedenle de bu hastalar et, süt, tavuk, balık gibi hayvansal ürünleri, yine baklagiller gibi protein içeriği yüksek besinleri ve tahılları tüketememekte. Fakat gelişimlerini sağlamak için özel mamalarla ve meyve sebze gibi düşük proteinli besinlerle beslenebilmekteler. Ayrıca sürekli takip ve tedavileri olması gereken bir hastalık grubu. Eğer hastalar protein içeriği yüksek besin gruplarını tüketirse ya da enfeksiyon dönemlerinde tekrar atakla geliyorlar” dedi.
?Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tanıl Kendirli de Türkiye’de bu tedaviyi bebeklerde ilk yapan merkezlerden biri olduklarını, daha sonra da aynı tedaviyi onlarca bebeğe uygulayarak, onların da sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesini sağladıklarını söyledi.
]]>Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğünün destekleriyle Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Nefroloji ve İç Hastalıkları Uzmanı, Organ Nakli Mesul Müdürü Doç. Dr. Ramazan Danış öncülüğünde hemşireler Songül Haşimoğuları ve Zelal Evin ile sağlık teknisyeni Mustafa Dede’den oluşan 4 kişilik ekip, uygun görülen diyaliz hastalarına 3 ay eğitim vererek ev hemodiyalizi uygulamasına geçmelerini sağlıyor.
Bu uygulama ile hemodiyaliz makineleri ve su sistemi hastanın evine kuruluyor.
Ev hemodiyalizi tedavisi sayesinde hastalar haftanın 3 günü merkeze gitmek zorunda kalmadan ev konforunda diyalize girerken, yaşamın her alanında sağlıklı bireyler kadar özgür davranabiliyor.
Hastaların yaşam kalitesinin artırılması hedeflenen uygulama sayesinde diyalize bağlı şikayetler de azalıyor.
“Hasta kendi konfor şartlarına göre diyalize giriyor”
Doç. Dr. Ramazan Danış, beraberindeki sağlık ekibi ile ev hemodiyalizini uygulayan ilk hastaları öğretmen Veysel Aksör’ü ziyaret etti.
Danış, burada AA muhabirine, herhangi bir klinikte diyalize giren hastaların en fazla 3 gün 4’er saat diyaliz yaptığını, bu uygulamayla hastaların bu süreyi uzatarak evde 7-8 saat diyalizde kalabildiklerini söyledi.
“Ev hemodiyalizini uygulayan hastaların yaşam kalitesinde yükselme oluyor, kendilerini daha enerjik ve mutlu hissediyorlar ve daha iyi uyuyorlar. Ev hemodiyalizi hastalara kendi tedavi planını yapabilme, hayatını yönetme özgürlüğünü de veriyor.” diyen Danış, hastanın yapılan bilgilendirmenin ardından evine yönlendirildiğini belirtti.
Danış, bunda kişinin talebinin de önemli olduğuna işaret etti.
Hastayı, şartları uygunsa eğitime aldıklarını anlatan Danış, şu anda 20 kişi ile görüşme halinde olduklarını ancak bu kişilerden sağlık durumları uygun olmayan 2 hastayı elediklerini kaydetti.
Danış, “Hasta kendi konfor şartlarına göre diyalizine giriyor. Kişinin toksin maddesi daha çok temizleniyor, yaşam ömrü uzuyor, iştahı artıyor, ilaç kullanma oranı azalıyor, evliyse çocuk sahibi olma şansı artıyor. Bakanlığımızın ve İl Sağlık Müdürlüğümüzün destekleriyle hastalara bu imkanı başlattık. Başarılı bir şekilde ev hemodiyalizini uyguluyoruz. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kendisine güvenen bir ekibiz var. Hastalar gelsinler, eğitim alıp evlerinde diyalizlerini kendileri yapsınlar.” ifadelerini kullandı.
“Diyaliz teknikeri, hemşiresi gibi yetiştirdik”
Ekipte yer alan hemşire Songül Haşimoğuları, hastanede 28 yıldır görev yaptığını belirterek, şartları uygun olan diyaliz hastalarına eğitim verdiklerini söyledi.
Haşimoğuları, “Hastamızı bir diyaliz teknikeri, hemşiresi gibi yetiştirdik. Damara nasıl girmesi gerektiğini, makine kullanımında oluşabilecek komplikasyonlar karşısında neler yapması gerektiğini anlattık. Şu anda diyalizini evde yapıyor.” dedi.
“Artık gece diyalizimi yapacağım, gündüz okulumda olacağım”
Ev hemodiyalizi hastası Veysel Aksör da kente farklı hastanelerde 7 yıldır diyaliz tedavisi gördüğünü söyledi.
İş yoğunluğundan dolayı hastaneye düzenli gidemediğini anlatan Aksör, ev hemodiyalizi sayesinde hayatının daha da düzene girdiğini belirtti.
Aksör, “Ev hemodiyalizi sağlıklı oluyor. Yaşam kalitem ve konforum artıyor. Hastaneye gidip gelmekten, ulaşım sıkıntısından kurtuldum. Ev ortamı daha rahat ve daha özgür. Eğitimden geçtim. Allah’a çok şükür istediğim oldu. Artık gece diyalizimi yapacağım, gündüz okulumda olacağım. Zaman kaybının da önüne geçiliyor. Hastalar kesinlikle bu uygulamayı kaçırmasınlar. Devletimiz bu konuda çok yardımcı oldu. Devletimizin bize sunmuş olduğu büyük bir imkan.” diye konuştu.
]]>