GÖRME TESTİ
Okul öncesi yapılması gereken kontrollerin belki de en önemlisinin görme ve işitmenin değerlendirilmesi olduğunu belirten Uzm. Dr. Ay, “Görme ve işitme problemi olan çocuklar potansiyeli olsa bile derslerinde başarısız olabilirler. Bunun sonucunda okula karşı ilgisizlik ve okula gitmeme isteği olabilir. Kolaylıkla yapılacak muayene ile tüm bu sorunların önüne geçilebilir” dedi.

DİŞ KONTROLLERİNİ AKSATMAYIN
Görme ve işitmenin yanında diş problemlerinin de çocuklarda öğrenmeyi ve derslere karşı ilgiyi azaltabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ay, “Okul öncesi mutlaka diş muayenesi de yaptırılmalı, dişlerin düzenli fırçalanmasına özen gösterilmelidir” dedi.

AŞILARI TAM OLSUN
Çocuklar okula başladıklarında ilk defa bu kadar kalabalık ortama girecekleri için enfeksiyon hastalıklarının sık görülmesi ve yayılmasının kolay olabileceğini belirten Uzm. Dr. Ay, “Bu yüzden Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı takviminde olan aşılar eksiksiz uygulanmalı; astım, diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocuklara mevsimsel grip aşısı yapılmalıdır” diye konuştu.

KAN DEĞERLERİNE BAKTIRIN
Çocuklarda zeka gelişimini etkileyen demir değerinin, okul öncesi dönemde kontrol edilmesi ve eksiklik durumunda tedavi planlanması yapılması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Ay, “Beyin fonksiyonlarının doğru çalışması ve büyüme-gelişme için gerekli olan başlıca D vitamini, B12, çinko gibi vitamin ve minerallerin düzeyine bakılmalıdır. Tam idrar tahlili ve dışkıda parazit gibi incelemeler yapılmalı, kan kolesterol düzeyleri kontrol edilmeli ve tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Tansiyon önemsiz gibi görünse de çocukluk çağında görülebilmektedir” dedi.
SAĞLIKLI BESLENME
Okul döneminde bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemli olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ay, şu önerilerde bulundu:
Güne mutlaka kahvaltı öğünü ile başlanmalı.
Paketli gıdalardan uzak durulmalı.
Gün içerisinde kuru ve taze meyve, özellikle probiyotik içeren yoğurt, kefir gibi süt ürünleri tüketilmelidir.
Beslenmede protein, yağ, karbonhidrat dengesi yaşına uygun olarak ayarlanmalı.
Gün içerisinde yeterli miktarda su içilmeli, asitli içecek ve hazır meyve sularından uzak durulmalıdır.
SAĞLIKLI UYKU
Uykunun, günlük işlevlerin yerine getirilmesi için gerekli olmakla beraber gelişimin her döneminde çok önemli rol oynadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Ay, şöyle dedi: “Yetersiz ve kalitesiz uyku gün içinde uykulu hissetmeye neden olur. Öğrenme, hafıza ve dikkat üzerinde olumsuz etkileri olur. 3-5 yaş çocukların günde 10-12 saat, 6-13 yaş çocukların günde 9-11 saat uyuması gerekmektedir.”
EL HİJYENİ ÇOK ÖNEMLİ
Enfeksiyonları önlemenin en önemli kriterinin hijyen kurallarına uymak olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ay, “Enfeksiyonların büyük çoğunluğu çocukların ellerini ve kirli materyalleri ağızlarına götürdükleri için olur. Bu nedenle çocuğa yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken ellerini en az 20 saniye süre ile su ve sabun ile yıkaması öğretilmelidir. Kişisel hijyene dikkat edilmeli, hasta olan çocuklar okula gönderilmemelidir” dedi.
KAYGI BOZUKLUĞUNA NEDEN OLABİLİR
KLİNİK Psikolog Gamze Gülsoy, okul reddine dikkat çekerek, bunun birçok ebeveynin karşılaştığı ciddi bir sorun olduğunu söyledi. Gülsoy, “Okul reddi, özellikle 4 ila 17 yaş arası çocuklarda ve gençlerde yaygın olarak görülen, kaygı ve korku gibi duygusal nedenlerden veya davranış problemlerinden kaynaklanan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, okula devam etmeme ya da okuldan ayrılma gibi davranışlarla kendini gösterebilir” dedi. Gülsoy, okul reddinin müdahale edilmediği takdirde daha büyük bir soruna dönüşebileceğini de belirterek, şunları söyledi: “Çocukların sabahları okula gitme konusunda yoğun direnç göstermeleri, öfke nöbetleri geçirmeleri ya da okula gitmekle ilgili aşırı sıkıntı yaşamaları durumunda, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerekir.” Gülsoy, çocukların okula uyum sağlaması için oryantasyon sürecine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizerek, ebeveynlere şu önerilerde bulundu: “Örneğin, okula hazırlık aktiviteleri yapmak, ailece okul alışverişine çıkmak ve okulla ilgili konuşmalarda dikkatli olmak.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yüklü bir şekilde yokuş aşağı inerken, öküzler arabayı tutmakta zorlanınca, arabanın iki yanında asılı bulunan paletler tekerlerin altına yerleştirilirdi. Böylece tekerler dönmeyi bırakır ve paletlerle birlikte sürüklenmeye başlardı. Yani bir nevi imdat freni. Anlayacağınız, en ilkel taşıma aracı olarak bildiğimiz kağnı arabasında bile bulunan bu güvenlik sistemi, anlı şanlı markaların en son teknolojik ürünleri olan araçlarda yok. Ve.. Akşam haber bültenlerinde “Kamyonun freni patladı 6 aracı biçti, 5 kişi öldü” gibi haberlerle karşılaşıyoruz. Kamyonun freni patladığında, bir düğmeye basılarak arka tekerlerin altına palet koyacak bir sistem yapmak -günümüz teknolojisiyle- zor olmasa gerek.
‘Şerit takip sistemi neden yok?’ başlıklı yazınız üzerine ben de bu görüşlerimi paylaşmak istedim. Selamlar…”
Engel sizsiniz!
Engelli okurum Mahpeyker Merve Doğan kendi durumunda bulunan insanlar adına sitem dolu satırlar göndermiş.
“Sevgili Yüksel Bey, sıkça yaşadığım bir olayı; okurlarınızı muhatap alarak sizinle paylaşmak istiyorum. Ben % 60 oranında görme engelli bir bireyim. Her zaman yaptığım gibi; bunu acınmak için değil, ‘olağan’ bir rahatsızlığımı belirtmek için ifade ediyorum. Kolesterol, hiper tansiyon, diyabet gibi..
‘Sana kim bakıyor?’, ‘Senin yerinde olsam sokağa bile çıkamam!..’ ‘Bir şeyin yok. Bence numara yapıyorsun!..’, ‘Sen evlenemezsin de…’, ‘Ben de seni oğluma düşünmüştüm!’ (Gitti gül (!) gibi kısmet!)
Bunlar mütemadiyen aldığım trajikomik tepkilerden birkaçı. Gülüp geçiyorum. O kadar zavallısınız ki! İnsan olduğumuzu göremeyecek kadar körsünüz!
Hissettiklerimizi duyamacak kadar sağır, hayatımıza ortak olamayacak kadar kötürümsünüz! En komiği de, size muhtaç olduğumuzu zannediyor olmanız. Bir düşünün; düz yola taş koyan mı engelli, o taşa takılan mı? Anlayın artık: Biz engelsiziz, asıl engel sizsiniz!..
NOT: Görmediğim halde nasıl yazdığımı merak edenler için: Bkz: Retinitis Pigmentosa. Sevgiler.”
HAFTANIN ŞİİRİ
NEDEN BÖYLE OLDUK?
Nimetlere sırt çevirip de
Yerine sahtesini koyduk
Tövbe, Yaradan’a şirk koşup
Arı yerine bal yapar olduk
Geçici güzellik uğruna
Kendimizi boşa yorduk
Allah vergisi dururken
Yapma dudağa meftun olduk
Takdir-i ilahiye inanmayıp
Susuz gül gibi solduk
Takdiri “tık” sandık da
Tıklayıp tıknefes olduk
Maddiyata esir düşüp
Öte dünyayı hep unuttuk
Mevla’m yüzü dururken
El putuna tapar olduk
Bir lokma bir hırka yerine
Zevk-ü sefaya soyunduk
Arifî der ki hâlâ sorar mısın
Biz neden böyle olduk?
Aşık Arifî – 2024
Zap’tiye
Bugünkü Zap’tiyemiz değerli okurum Cihan Ramoğlu’ndan: Temel atmama, yol yapmama gibi dallarda da dereceleri bulunan Milli Tatilcimiz İmamoğlu, Paris’e gidip olimpiyatlara katılmasına rağmen suya yaptığı yüksek atlama ile ZAMPİYON’luğu kaçırdı!
Gaf’let kürsüsü
Maşallah, artık kimse engellilerin yerine park etmiyor. (!)

Ne demiş?
Üretken okurumuz Ali Aktulga, Seçkin Tetikçiler filminden bir repliği not etmiş: “Hayat, bir dikenden bal yalamaya benzer.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Turizm sektöründe faaliyet gösteren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir iş insanı, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Kliniği’ne sensör bağışında bulundu. Klinikte takip edilen tip 1 diyabet hastası 20 çocuğa ve deprem bölgesi Hatay’da 10 çocuğa 1 yıl süreyle toplamda 780 adet şeker sensörü bağışlandı. Maliyeti 2 milyon lirayı bulan yardım sonrası sensörler, hastanede yapılan etkinlikle maddi durumu yeterli olmayan ailelere dağıtıldı.
Marmara Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği aracılığıyla hayırsever bir iş insanı 10’u deprem bölgesinde olmak üzere 30 diyabetli çocuğa 1 yıl süreyle şeker ölçüm sensörü bağışladı. Hastanın toplantı odasında sensör dağıtım töreni yapıldı. Törene, Marmara Üniversitesi İstanbul Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hakan Gündüz, bölüm doktorları, diyabetli çocuklar ve aileleri katıldı. Törende ailelere sensörün nasıl kullanılacağı ve özellikleri anlatıldı. Etkinliğin sonunda uzmanlar, sensörleri çocuklara takarak nasıl çalıştığını ve şeker ölçümünün yapılışını gösterdi.
ÇOCUKLAR PARMAKTAN ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPTIRMAK İSTEMİYOR
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belma Haliloğlu, “Diyabet sensörleri cilt altı sıvıdan kan şekerini ölçerek cep telefonundan gösteriyor. Diyabetli hastalar için büyük bir kolaylık sağlayan glikoz sensörü ayda 4 bin 500 lira kadar bir maliyet gerektiriyor. Diyabetli çocukların şu an şeker ölçümleri parmak uçlarını delerek yapıyor. Bu da ağrılı bir işlem olduğu için çocuklar kan şekerlerini ölçmek istemiyor. Sık kan şekeri ölçümü yapılmayan bir çocukta ise diyabeti iyi bir şekilde dengelemek güçleşiyor. Parmaktan kan şekeri ölçümü ile günde 7-8 kez şeker ölçümü yapan bir çocuğun aralarda kan şekerin nasıl seyrettiğini bilmek çok mümkün olmuyor” dedi.
SENSÖR HER 5 DAKİKADA BİR ÖLÇÜM YAPIYOR
Prof. Dr. Haliloğlu, “Glikoz sensörü olan bir hastada her 5 dakikada 1 sürekli cilt altında hücreler arası sıvıdan şeker ölçümü yapıp bunu cep telefonundan bildirdiği için şeker yönetimi hem daha kolaylaşıyor hem de şeker düşmesi yükselmesi durumları önceden görülerek önlem alınabiliyor. Diyabetli çocukların ve ailelerin hayatını kolaylaştıran glikoz sensörü ayda 4 bin 500 lira kadar bir maliyet gerektiriyor. Bu cihazların geri ödemesi SGK tarafından yapılmadığı için durumu iyi olan hastalar bunu kendi cebinden ödüyor ancak durumu iyi olmayanlar bunu alamıyor” diye konuştu.
Tip 1 diyabetin tedavisinde teknolojik ilerlemelerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haliloğlu, bu ilerlemeler sayesinde diyabetin korkulacak bir hastalık olmaktan çıktığını belirtti.
TÜRKİYE’DE 18 YAŞ ALTI 15 BİN TİP 1 DİYABET HASTASI ÇOCUK VAR
Prof. Dr. Haliloğlu, “Gece hem aileler hem de çocuk rahat uyumuş oluyor. Sensör çocukları ve aileleri fiziksel ve psikolojik olarak çok olumlu etkiliyor. Hem de diyabet komplikasyonlarını önleyerek uzun vadede oluşabilecek diğer hastalıklardan çocuklarımızı korumuş oluyoruz. Biz ya da aileler çocukları uzakta olsa bile şekerlerini görebiliyor. Sensörlerin kesinlikle devlet tarafından karşılanması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın onayı var. Ancak SGK’da gecikmeler yaşıyoruz. Bu bizler için ciddi bir sorun. Ülkemizde şu anda 18 yaş altı 15 bin tip 1 diyabet hastası çocuk bulunuyor. Devlete büyük bir yük değil ancak aileler için ciddi bir para. Birçok aile sensörü sürekli alabilecek durumda değil. O nedenle bağışlar bizim için çok önemli” dedi.
AİLELER MEMNUN
Koluna sensör takılan 4 yaşındaki Zeynep’in babası Bayram Şahin “Yaşı küçük takip etmek zor oluyordu. Hastalığı da bilmiyor, anlatmak güçtü. Özellikle ihtiyaç sahibi aileler için bu bağışlar çok önemli. Kızımın hastalığını 2 yıl önce öğrendik, demir eksikliği vardı o tetiklemiş olabilir” diye konuştu.
Zeynep’in annesi Merve Şahin “Parmağından kan alıp şekerine bakarken canı yanıyordu. Benimle sürekli pazarlık halindeydi. Bizim için çok iyi oldu. Gece ölçmek için sürekli uyanıyorduk, parmağı acıdığı için ağlıyordu” dedi.
14 yıldır tip 1 diyabet hastası 18 yaşındaki Muhammet Eren Sarı da koluna sensör taktırdı. Zaman zaman şekerini ölçerken bıktığını anlatan Sarı, “Sensör benim için çok iyi oldu çünkü ihmal ediyordum. Hayatımı kolaylaştıracak” ifadelerini kullandı.
]]>Diyabetik yaralarda uzuv kayıpları, kronik yara üniteleriyle engelleniyor
PROF. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu ve uluslararası yayınlara göre bunların yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğunu belirterek, “Diyabetik yaralar, kronik yaralardan olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat Bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” dedi.
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de diyabetin çok yaygın bir hastalık olduğunu ve ülkede yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu söyledi. Diyabet hastalığının kontrolsüz olmasından dolayı da diyabetik yaraların ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Pekcici, bu yaraların vücudun herhangi bir yerinde oluşabileceğini ancak en çok ayakta meydana geldiğini ifade etti. Diyabetin tek başına şeker metabolizmasına bağlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Pekcici, “Toplumda bilinenin aksine diyabet hastalığı atardamarı tutan bir damar hastalığı. Bu nedenle de özellikle beslenmesi bozuk olan organların hepsinde diyabete bağlı komplikasyonlar gelişebiliyor. Gözde, böbreklerde gelişebiliyor. Bunun yanında ayakta da gelişebiliyor. Çünkü bu hastalıkta ayağın beslenmesi bozulabiliyor, amboliler atabiliyor. Bu da ayağın ve parmakların kaybına kadar gidebilen çok problemli yaralara yol açabiliyor” dedi.
‘BİRÇOK HASTANADE KRONİK YARA BAKIM ÜNİTELERİ KURULDU’
Uluslararası yayınlara göre diyabet hastalarının yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pekcici, “Bu da Türkiye için kaba bir hesapla potansiyel 3 milyon adayımızın olduğunu gösteriyor. Kronik yaralar, uğraşması zor yaralar. Diyabetik yaralar da kronik yaralardan olduğu için ve çoğunlukla tedavisi müşkül olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. ve bu noktadan sonra da ülkemizdeki birçok hastanede kronik yara bakım üniteleri ya da merkezleri kurulmaya başladı. Bizim de küçük bir ünitemiz mevcut. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” diye konuştu.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Kronik yara ünitelerindeki tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Pekcici, “Yaptığımız yeni uygulamalar var; örnek vermem gerekirse halk arasında ‘negatif basınç yara tedavisi’ olarak bilinen ya da ‘VAC tedavisi’ olarak bilinen bir tedavi var. Ayağa bazı özel cihazlar uyguluyoruz ve bu cihazlarda ayakta iyileşmeler üzerine çalışıyoruz. Onun dışında geçmişte çok az ünitede olup şimdi Bakanlığımızın hastanemize kurmuş olduğu hiperbarik tıp üniteleri var ve bu ünitelerde yüksek oksijen basıncı altında hastaların tedavi edilmesine çalışılıyor ve bu tüm Türkiye sathında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Yine bunun dışında geçmişte çok yaygın olmayan ama pek çok merkeze kurulan girişimsel radyoloji üniteleri var. Girişimsel radyoloji ünitelerinde de diyabete bağlı olarak tıkalı olan damarlar, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından açılıyor ve böylelikle o uzva tekrar kan gitmesi sağlanıyor. Bu da tabii yara iyileşmesini hızlandıran bir faktör. Bütün bunları hastanemizde uygulamaya çalışıyoruz” dedi.
]]>