Bartın Valiliği ve Bartın Üniversitesi (BARÜ) tarafından “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” anma etkinlikleri kapsamında “Dini Boyutuyla 15 Temmuz” başlıklı bir konferans düzenlendi. Darbe girişiminin dini, tarihi ve sosyolojik boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte, milletin demokrasiye olan inancının gelecek nesillere aktarılmasının önemi vurgulandı. Kutlubey Yerleşkesi Kütüphane Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğin, açılış konuşmalarını Bartın Valisi Dr. Nurtaç Arslan ile BARÜ Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun yaptı.
Vali Arslan konuşmasında, ülkenin bekasını ve bölünmez bütünlüğünü parçalamaya yönelik gerçekleştirilen hain darbe girişiminin bozguna uğratıldığını ifade ederek, “Bundan 8 yıl önce 15 Temmuz 2016’da Türk milletinin demokrasiye olan inancının ve vatan sevgisini tüm dünyaya gösterildiği topyekün bir direniş sergilendi. O günkü kahramanlığıyla tarihe adını altın harflerle yazdıran aziz milletimiz; şehitlerimizin bizlere bıraktığı mukaddes emanetin sorumluluğunu ilelebet taşıyacak, milli iradesine yöneltilen her türlü girişime asla izin vermeyecektir” dedi.
“O gece sadece şanlı bir zaferi değil, geleceğimizi de kazandık”
15 Temmuz 2016’da yaşananların toplum hafızasından silinmeyeceğini vurgulayan Rektör Uzun ise “Ülke olarak terörle mücadelede kritik bir eşikten geçtiğimiz o günlerde, şer odaklarının ortağı konumundaki FETÖ’nün darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Millet iradesinin hiçe sayıldığı hain darbe girişimine karşı tek yürek ve tek bilek olarak sadece şanlı bir zaferi değil, aynı zamanda geleceğimizi de kazandık. Aziz milletimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatanına, bayrağına, bağımsızlığına ve geleceğine olan bağlılığını bir kez daha ispatlamıştır. Bizler canları pahasına vatan müdafaası yapan ve milli irade destanını yazan şehitlerimiz ile milletimizin direnişini 8 yıl değil 80 yıl da geçse unutmayacağız, unutturmayacağız” diye konuştu.
Dini Boyutuyla 15 Temmuz Konferansı
Ardından geçilen konferansın moderatörlüğünü BARÜ İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Yamaç yaparken, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ejder Okumuş da konuşmacı olarak yer aldı. 15 Temmuz’un siyasi, askeri, ekonomik birçok boyutu olduğunu ancak ana faktörün din faktörü olduğunu belirten Doç. Dr. Yamaç, “Bir süreç olarak düşündüğümüzde dinin ana faktör olarak darbe girişiminin zeminine oturtulduğunu görebiliriz. Başlangıçta din zemininde vücut bulan örgüt, zamanla askeri, hukuki, siyasi ve eğitim alanına da yayılmıştır. Temel meşruiyetini yanlış bilgilerle dine dayandıran örgüt, halkı inançları üzerinden kandırarak farklı ideolojik perspektiflere bürünmüştür” şeklinde konuştu.
15 Temmuz darbe girişimini dini, felsefi ve sosyo-psikolojik açıdan ele alan Prof. Dr. Okumuş ise FETÖ ve benzeri yapılar hakkında toplumun bilinç düzeyinin artırılmasının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Okumuş “Örgütlü küresel bir yapı olan FETÖ, dini argümanlarla hedeflerini meşrulaştırmaya çalışarak insanların inançlarını istismar ederek dini araçsallaştırdı. Bizim bu olayları farklı kavramlar üzerinden bilimsel olarak değerlendirmemiz lazım. Paralel yapıları iyi görüp gözlemlemeli ve din konusunda bilgilenip bilinçli olarak mücadele etmeliyiz. Bu yapının geçmişi ve şimdisi var. Akademik çalışmaların artırarak üniversiteler öncülüğünde kendimizi geliştirmeli, darbeci zihniyetlere karşı bir ve bütün olmalıyız. Bunun en büyük örneğini 15 Temmuz gecesi gördük. Tüm renkleriyle her gruptan, her ideolojik görüşten insanlar darbeye karşı duvar oldu. O gece milletimiz kahramanlık destanı yazdı” diye bilgilendirmelerde bulundu.
Milletin Zaferi Poster Sergisi
15 Temmuz darbe girişiminin dini boyutuyla ele alındığı konferansın ardından Kütüphane Fuaye alanında iki ayrı serginin açılışı da yapıldı. BARÜ Bartın Meslek Yüksekokulu Grafik Tasarım Programı öğrencileri tarafından hazırlanan “Milletin Zaferi Poster Sergisi”nde 15 Temmuz darbe girişiminde halkın gösterdiği direnişin yansıtıldığı eserler sergilendi.
15 Temmuz Kitapları Sergisi
Darbe girişimi ve millet olarak kazanılan zaferin farklı bakışa açılarıyla kaleme alındığı eserler tanıtıldı. Bölgenin en büyük kütüphanesi olan BARÜ Kutlubey Yerleşkesi Kütüphanesi bünyesinde yer alan ve 15 Temmuz hain darbe girişimi çerçevesinde darbelerin sosyal, ekonomik, psikolojik ve kültürel etkilerini konu alan kitaplara nasıl erişebilecekleri anlatıldı.
Yoğun ilgiyle gerçekleştirilen “Milletin Zaferi” programı millet iradesi ve bütünlüğünü hedef alan girişimlerin bir daha yaşanmaması temennisiyle son buldu. – BARTIN
]]>Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Erbaş, Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde ’15 Temmuz: Milletimizin Destansı Zaferi’ başlıklı hutbe irad etti, ardından cuma namazı kıldırdı. Cuma hutbesinde 15 Temmuz vurgusu yapan Erbaş, “Önümüzdeki pazartesi günü Yüce Rabbimizin yardımı, devletimizin dirayeti, milletimizin cesaretiyle küresel şer odaklarına ve onların taşeronluğunu yapan FETÖ’ye karşı elde ettiğimiz destansı zaferimizin sekizinci yıl dönümüdür. Bizler, tarihin her döneminde olduğu gibi 15 Temmuz gecesinde de kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bir kez daha omuz omuza verdik elhamdülillah. Minarelerden yankılanan salalar eşliğinde birlik, beraberlik ve dayanışma ruhuyla hep birlikte meydanlara akın ettik. İstiklal şairimizin, ‘Asım’ın nesli, diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarında ifade ettiği gibi vatanımız ve milletimiz üzerinde oynanmak istenen kirli oyunları hep birlikte boşa çıkardık. 15 Temmuz, aziz milletimizin hiç kimsenin boyunduruğu altına girmeyeceğinin, zalimin karşısında asla eğilmeyeceğinin son örneğidir. 15 Temmuz, azmin ve cesaretin zillete ve korkaklığa galebe çaldığı şanlı bir direniştir. Devletimizin ve milletimizin her alanda güçlenmesinden, birliğinden, beraberliğinden rahatsız olan küresel şer odaklarının ve başka terör yapılarının da desteğiyle 15 Temmuz işgal girişimine kalkışan FETÖ, inancımızı, ibadetlerimizi, milli ve manevi değerlerimizi istismar etmiş, istiklalimizi ve istikbalimizi hedef almıştır. Suret-i haktan görünerek vatanımızın, devletimizin bekasına, milletimizin canına kastetmiştir. Yüce dinimiz İslam’ın en temel kavramlarını kendi çıkarları için kullanmıştır. Gençlerimizi ailelerinden koparmak; kalplerinden vatan sevgisini, millet olma şuurunu, ümmet olma bilincini söküp atmak için her türlü hile ve tuzağa başvurmuştur” ifadelerini kullandı.
Salı gününün 10 Muharrem aşura günü olduğuna dikkati çeken Erbaş, “Peygamber Efendimiz (s.a.s), aşura gününü içine alacak şekilde bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla iki gün oruç tutmayı bizlere tavsiye etmiştir. Aşura, aynı zamanda Peygamber Efendimizin (s.a.s) ‘dünyadaki çiçeğim, reyhanım’ diyerek sevdiği, cennet gençlerinin efendisi olarak övdüğü torunu Hz. Hüseyin Efendimizin ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70’den fazla Müslüman’ın Kerbela’da şehit edildiği gündür. Üzerinden asırlar geçse de bu elim hadisenin acısı hala taptazedir ve hala yüreğimizdedir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın ciğerparesine bu zulmü reva görenler ise Ümmet-i Muhammed’in maşeri vicdanında mahkum olmuş ve olmaya da devam edecektir” diye konuştu.
“90 bin camimizde, 30 bin kadar Kur’an kursumuzda öğrencilerimiz Kur’an ve temel dini bilgiler eğitimi alıyor”
Çocukları ve gençleri Kur’an-ı Kerim ve sünnet ışığında sağlıklı, dengeli ve şeffaf bir din eğitimiyle buluşturma çağrısı yapan Erbaş, “Bunun için elimizdeki fırsatları değerlendirelim. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bunun gayreti içerisindeyiz. Din hizmetleri ve eğitim hizmetlerini ülkemizin her yerinde en doğru ve en verimli bir şekilde yapmak için başkanlığımızın bütün birimlerinin, 81 il müftülüğümüz ve 922 ilçe müftülüğümüz rehberliğinde 150 bini aşkın hocamızla, dini yayınlarımızla, kitaplarımızla, dergilerimizle, Diyanet televizyonumuz ve Diyanet radyolarımızla, dijital yayınlarımız ve dini bilgilendirme içerikli sosyal medya mecralarımızla büyük bir gayretin içerisindeyiz. Kur’an kurslarımızda 4-6 yaş grubundan itibaren her yaştan vatandaşımıza Kur’an ve sünnet çizgisinde doğru dini bilgiyi ulaştırmaya çalışıyoruz. İşte şu an 90 bin camimizde, 30 bin kadar Kur’an kursumuzda, yaz Kur’an kurslarında milyonlarca çocuğumuz, öğrencimiz Kur’an ve temel dini bilgiler eğitimi alıyor. Onlara dinimizin inanç, ibadet ve ahlak ile ilgili esaslarını öğretiyoruz. Bu vazife Rabbimiz tarafından bütün Müslümanlara verilmiştir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Joseph,”2000 yıldır zulme uğruyoruz, Tevrat’ı öğrendiğimiz için hayatta kaldık. Şimdi Yüksek Mahkeme bunu bizden almak istiyor ve bu bizi yok edecek. Orduya girmek, dindar bir Yahudi’yi dinden çıkaracaktır” diyor.
Bazıları ise askerlik hizmetinin İsrail’in savunmasına çok az fayda sağlayacağını düşünüyor ve bunun Ortodoks kimliklerini zayıflatacağından korkuyor.
Kapalı topluluklar halinde yaşıyorlar
Ultra Ortodoks Yahudiler, İbranice ismiyle Harediler; televizyonun, internetin ve sosyal medyanın olmadığı kapalı topluluklar halinde yaşıyorlar.
Erkekler zamanlarının çoğunu dini çalışmalara ayırırken, kadınlar ev işlerini yönetiyor ve ailelerine destek oluyor.
İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturuyorlar ve önemli bir siyasi nüfuza sahipler.
Ultra Ortodokslar, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki 16 yıldır süregelen hükümetleri destekleme karşılığında, kendilerini Tevrat çalışmalarına adadıklarını söylediler ve zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet sağladılar.
Bu düzenleme, orduda görev yapan ve asıl vergi yükünü taşıyan laik İsrailli Yahudiler ile aralarında uzun süredir devam eden bir gerilime yol açtı.
Geçen ay, Gazze’deki çatışma ve Hizbullah’la yaşanan gerilim devam ederken, İsrail Yüksek Mahkemesi bu muafiyete son verdi ve binlerce Haredi Yahudi sokaklara döküldü.
Uzmanlar, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi koalisyon partilerinin hükümete desteklerini geri çekme tehdidinde bulunması nedeniyle bu kararın iktidarın istikrarını da tehdit ettiğini söylüyor.
Diğer Yahudi gruplardan farkları neler?
Harediler, eski İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in tanımladığı “modern İsrail’in dört kabilesinden” biri. Haredilerle birlikte bu grupta laikler, dindar milliyetçiler ve İsrailli Araplar bulunuyor.
Kendine özgü kıyafetleriyle tanınıyorla : Ultra-Ortodoks Yahudi erkekler genellikle siyah takım elbise giyiyor., Yüzlerinin yanlarında uzayan bukleleri, uzun sakalları ve geniş kenarlı şapkaları var. Kadınları da genellikle uzun etek, kalın çorap, başörtüsü veya peruk giyerek kolayca ayırt ediliyor.
“Unorthodox” ve Netflix yapımı “Shtisel” gibi diziler, Haredilerin yaşam tarzlarına olan ilgiyi artırdı.
Dini ibadetlerle laik meslekleri dengeleyen modern Ortodoks Yahudilerin aksine, Harediler kendilerini tamamen Tevrat’a ve geleneksel ritüellere adıyorlar.
Toronto Üniversitesi Diaspora Çalışmaları Merkezi’nde Profesör Naomi Seidman’ın, BBC’ye anlattığına göre Ortodoks Yahudiler “öncelikle üç temel unsura uyuyorlar:
“Şabat’ı (Yahudilerin dinlenme günü) yerine getiriyorlar, koşer (dinin izin verdiği yiyecekler) yiyorlar ve ‘evlilik saflığı’ olarak bilinen eşlerin ayrı yataklarda uyuması kuralını takip ediyorlar ve regl döneminde sonra arınma havuzuna girişe (mikve) kadar cinsel ilişkiden sakınıyorlar.”
Seidman, modern bir Ortodoks Yahudi’nin “Yahudi hukukunun bu kurallarına uyduğu sürece hukuk veya polislik gibi diğer kariyerleri takip edebileceğini” ekliyor.
Yahudiliğin kapsamlı tarihinde, Ultra Ortodoksluk, nispeten yakın zamanda 19. yüzyılda sanayileşme nedeniyle ortaya çıktı ve topluma daha fazla entegre olmuş yeni bir Yahudi kimliğini teşvik etti.
Bu değişim Ortodoks Yahudiler arasında bir bölünmeye neden oldu, bazı hahamlar ve takipçileri Yahudiliğin daha katı, daha izole ve laiklik karşıtı yorumunu savundu.
Topluluk ve yaşam tarzı
Harediler genellikle kendi dünya görüşlerini paylaşan komşuların olduğu; kendi değerlerini ve uygulamalarını korumak için dış dünyayla teması en aza indirmeye çalıştıkları yerleşim bölgelerinde yaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de önemli Ultra Ortodoks topluluklar var. En kalabalık oldukları ülke ise yüksek doğum oranının da etkisiyle İsrail.
Kudüs’teki Mea Shearim ve Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak gibi mahalleler bu nüfusun önemli bir bölümünü barındırıyor.
Naomi Seidman, “Genellikle geniş ailelere sahipler ve Yahudi nüfusunun en zengin kesimleri arasında yer alan ve daha küçük ailelere sahip olma eğiliminde olan laik veya modern Ortodoks Yahudilere göre genellikle daha az varlıklılar” diyor.
Her topluluğun kendi sinagogları, yeşivaları (dini okullar) ve topluluk kuruluşları var.
Haredi dünyasında saygı ve statü kişinin Tevrat bilgisine bağlı ve bu da hahamlara evlilik ve eğitim tercihleri ??gibi hayati kararlarında danışılmasını sağlıyor.
Yetişkin erkeklerin çoğu tamamen dini çalışmalara odaklanırken, mali sorumluluklarıysa eşleri üstleniyor. İş fırsatlarının sınırlı olması ekonomik açıdan devlet desteğine bağımlılığı artırıyor.
Sabit görüşlülüklerine rağmen, daha modern bir Haredi nesli de ortaya çıkıyor.
Seidman’a göre, “Haredi yaşam tarzını ve giyimini sürdürüyorlar, ancak kendilerini elmas ticareti gibi geleneksel rollerle sınırlamak yerine, eğitim veya avukatlık gibi kariyerler istiyorlar ve muhafazakarlar tarafından eleştirilse de interneti kullanıyorlar.”
Bazı daha modern Harediler orduya katılmayı seçiyor. Netzah Yehuda adında sadece ultra Ortodoks askerler için kurulmuş tabur, cinsiyet ayrımı, koşer yemek, dua ve günlük ritüeller için zaman taleplerini karşılıyor.
İsrail toplumundaki rolleri
Seidman, İsrail’in kurulduğu 1948’de Ultra Ortodoks nüfusu 40 binken bugün 1 milyonun üzerine çıktığını ve bu durumun siyasi nüfuzlarını ve özgüvenlerini artırdığını söylüyor.
Ancak Haredilerin, vergi ve askerlik yüklerinden, muafiyetler sayesinde, daha azını üstlendiklerini düşünen diğer İsrailliler öfkeli.
Tarihsel olarak apolitik olan Haredilerin çoğu siyasete girmiyor.
Pek çok kişi, İsrail devletinin ancak Mesih’in gelişinden sonra kurulması gerektiğine inandığı için Siyonizme karşı çıkıyor.
Ancak yalnızca küçük bir azınlık aktif olarak İsrail’i protesto ediyor ve reddediyor, zaman zaman Filistin bayraklarıyla eylemler yapıyor.
Çoğunluk pragmatik bir yaklaşım benimsiyor ve kendi çıkarlarını korumak için siyasetle ilgileniyor.
Koalisyonlar Gazze politikalarını etkiliyor
Seidman, son yıllarda Netanyahu hükümetindeki koalisyonların ağırlıklı olarak sağa kaydığını, Dini Siyonizm gibi partilerin de dahil olduğu ittifakların Gazze’deki politikaları ve askeri stratejileri etkilediğini belirtiyor.
Yüksek Mahkeme’nin Haredileri askere alma kararı, gerginliği artırdı.
İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan bir anket, İsrailli Yahudilerin yüzde 70’inin bu değişikliği desteklediğini gösteriyor.
Şimdiye kadar yeşiva öğrencisi olarak kayıtlı 60 binden fazla Haredi erkeği askerlik hizmetinden muaf tutuldu.
Buna yanıt olarak orduya, topluluktan 1500 askere ek olarak 3000 kişiyi daha askere alması talimatı verildi. Gelecekte bu sayının artması planlanıyor.
Güney İsrail’de tank komutanı olarak görev yapan bir askerin annesi olan Mor Şamgar, geçtiğimiz günlerde bir konferansta İsrail’in ulusal güvenlik danışmanına meydan okuyarak, “Oğlum zaten 200 gündür yedekte. Kaç yıl daha askerlik yapmasını istiyorsunuz? Nasıl utanmıyor?” dedi.
Tepki sosyal medyada viral oldu.
Yaygın algının aksine Seidman, Haredilerin kamuoyuna giderek daha fazla uyum sağladığını söylüyor.
Yol yardımı ve ambulans hizmetleri gibi kamu hizmeti girişimlerini ülke çapında genişlettiklerini ve “bu katkıların askerlik hizmetine alternatif olarak görülmesini” umduklarını da ekliyor.
]]>Eğitim-Sen tarafından bugün yapılan yazılı açıklamada, eğitim kurumlarında Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla dini içerikli etkinlikler ve faaliyetler düzenlenmesine tepki gösterildi. Eğitim-Sen’in açıklaması, şöyle:
“Türkiye’de okullar başta olmak üzere yaygın ve örgün eğitim kurumları, eğitim-öğretim faaliyeti yürütme sürecinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini dernek ve vakıflarla yapmış olduğu protokoller üzerinden dini etkinlik ve faaliyetlerin mekanları haline getirilmiştir. MEB aracılığıyla, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve cemaatler eliyle okullarda yürütülen ÇEDES ve benzeri uygulamaların yanı sıra, çeşitli yarışma ve etkinlikler yapılmaktadır. MEB, 7 yıl önce Karaman’da 9-10 yaşında 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı skandala adı karışan ve sanıkların 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ensar Vakfı’na ülke genelinde tüm ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik olarak ‘Sana Emanet’ başlıklı bir bilgi yarışması düzenleme izni vermiştir. Ensar Vakfı’nın ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasına katılacak olan öğrenci ve öğretmenlere öncelikle vakfa ait Ensar Yayınevi’nce bastırılan, ’40 Derste Hadis’ ve ’40 Derste Kuran-ı Kerim’ kitapları okutulması amaçlanmaktadır. Ensar Vakfı, ortaokul ve liselerin katılacağı ‘Sana Emanet’ yarışmasının amacıyla ilgili olarak ‘Ortaokulda seçmeli, Peygamberimizin Hayatı dersini daha etkili hale getirmek. Siyer dersine ilgiyi artırmak. Hz. Peygamber’in güzel ahlakının tanınmasını sağlamak. Peygamberin güzel ahlakının öğrencilerde erdemli davranışlara dönüşmesini sağlamak. Öğrencilerde kitap okuma alışkanlığını arttırmak. Kuran-ı Kerim derslerini etkili bir şekilde öğretmek’ olarak ifade etmiştir.
Yarışmaya Türkiye’deki tüm resmi ve özel ortaokulların 6. ve 7. sınıf öğrencileri ile lise 9. ve 10. sınıf öğrencileri ile imam hatip liseleri hazırlık sınıfları katılacaktır. Dereceye girecek 608 öğrenciye 681 bin TL, 36 öğretmen ve müdüre 114 bin TL olmak üzere toplamda 795 bin TL para ödülü dağıtılacağı açıklanmıştır. MEB çeşitli dini vakıf ve derneklerle ‘iş birliği’ protokolleri yapılmakta, okullarda MEB onaylı yarışmalar düzenlenmektedir. Bunun son örneği Ensar Vakfı’nın ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasıdır ve söz konusu yarışma için bütün ortaokul ve liselere yazı gönderilmiştir. Yarışmanın toplam ödül değeri 795 bin olarak duyurulurken, okunacak kitaplar Ensar Vakfı’nca basılmıştır. Ensar Vakfı’nın mayıs ayında yapacağı, ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasını resmi yazıyla tüm Türkiye’deki teşkilatına duyuran MEB, öğrenci ve öğretmenlerin yarışmaya katılmasını ve etkinlik sonrasında etkinlik raporu oluşturularak MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi talimatı vermiştir. Yıllardır okullarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ifadesiyle ‘sivil toplum kuruluşu’ adı altında faaliyet yürüten dini dernek ve vakıflar okullarda dini içerikli yarışmalar yapmakta, vakıf görevlileri ‘dini değerler eğitimi’ dersleri vermektedir. Türkiye’de uzun yıllardır eğitimin dinselleştirilmesi, okullar ve öğrencilere yönelik çeşitli dini faaliyetlerin artmasını beraberinde getirmiştir. Okullarda, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi, okulları eğitim kurumu olma niteliğini olumsuz etkileyen ciddi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
MEB il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerini yaygınlaştırmak için yıllardır ne kadar yoğun çaba gösterdikleri bilinmektedir. Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanları olarak belirlemiş olmaları, yıllar içinde hızla dinselleştirilmiş olan eğitim sistemi içinde ayrı bir dinsel eğitim sisteminin inşa edilmesinin önünü açmaktadır. Türkiye’nin pek çok ilinde çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri göz ardı edilerek düzenlenen bu tür etkinliklerin asıl amacı, çeşitli eğitim kademelerindeki öğrencilere yönelik dini propaganda anlamını taşımaktadır. Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınmamasının, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve devlet kurumlarının tüm din, mezhep ve inançlara aynı mesafede durması, eğitim ve dini içerikli faaliyetleri asla birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. MEB’in görevi çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocukların ve gençlerin kendilerini gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisi kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak için çalışmaktır. Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Özellikle eğitim sistemi ve okullar, dini kurallar ya da faaliyetlerle değil, evrensel ve bilimsel gerçeklere, toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gereken kurumlardır. MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir. Okullarda hangi ad altında olursa olsun, dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmeli, eğitim öğretim süreci eğitim biliminin temel ilkeleri ve çocukların üstün yararı gözetilerek yürütülmelidir.”
]]>Alzheimer, zihinsel engelliler ve yaşlılar gibi kaybolma durumu fazla ve riskli olan kişilere yaptırılan sevgi izi dövmesi dini açıdan caiz mi merak edilen konular arasında yer aldı. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Sivas Müftülüğü Başvaiz’i Saffet Bölükbaşı, “Normal şartlarda dövme caiz değildir. Ancak ‘Zaruretler mahzurlu şeyleri mubah kılar’ diye bir fıkıh kaidesi var. Yani rahatsız olan kişinin kaybolması daha mahzurlu bir durum. Bundan dolayı sevgi izinin Alzheimer gibi kişilerin rahatlıkla bulunabilmesi için onlara has olmak üzere caiz görebiliriz” dedi.
Sivas bedensel, zihinsel engel ve engelli aileleri yardımlaşma derneğinin ay içinde 24 özel insan ve Alzheimer hastasına sevgi izi yaptırarak kaybolma riskini engelledi.
“Dövme namaz abdesti ve gusül abdestine engel teşkil etmez”
Sivas Müftülüğü Başvaizi Saffet Bölükbaşı, deri altına işlenerek yapılan dövmenin abdeste engel olmadığını fakat bu durumunda dövmenin caiz olduğu anlamına gelmediğini belirterek; “Dövme çok eski geleneklere dayanan bir adettir. Peygamberimiz döneminde de gündemde olduğundan dolayı hadis kaynaklarına baktığımızda dövmeyle alakalı hadislerimiz bulunmakta. Çok meşhur olan; ‘Cenabı Hak dövme yapanı ve yaptıranı rahmetinden uzaklaştırsın’ diye aslında tehditkarı bir hadisimiz var. Normal şartlarda deri altına işlenen birtakım zehirli maddelerden oluştuğunu bildiğimiz dövmelerin yapılması kesinlikle haramdır ama tabi şöyle bir yönü de var dövme namaz abdesti ve gusül abdestine engel teşkil etmez. Halk arasında dövme yaptırmanın günah olduğu bilinmekle birlikte bir taraftan da abdest ve gusül abdestine engel olduğuna dair ifadeler bulunuyor fakat bu doğru değil. Tabi bu durum dövmenin caiz olduğu anlamına gelmiyor” dedi.
“Zaruriyeler mecburiyetleri ortadan kaldırabilir”
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun günümüzde ihtiyaç olduğundan dolayı engelli vatandaşların sevgi izi adı verilen dövmeyi yaptırabilecekleri konusunda fetva verdiğini ifade eden Bölükbaşı, “Şimdi şöyle bir kural var mecelle kaidesi olarak da geçer ‘zaruriyeler mecburiyetleri ortadan kaldırabilir’. İfade ettiğimiz gibi dinimizde keyfi olarak yapılan dövmeler caiz değilken hastalıktan dolayı sevgi izi dövmesinin yapılmasını uygun görülüyor. Yapması ve yapılmasında dini açıdan hiçbir sıkıntı bulunmamakta. Fakat hiçbir engeli veya zorunluluğu bulunmayan kişinin dövme yaptırması dini açıdan uygun değil. Ailelerimizin bu bilgiden kaynaklı çekincelerinin olması normal karşılanmakta ama dini sahada en yüksekte olan din işleri yüksek kurulunun aldığı karar aileleri rahatlatacak mahiyette çünkü başka çare olmadığından dolayı İslam dini açısından bu dövmeye müsaade edilmiş. Ailelerde çok rahatlıkla bunu yaptırabilirler. Sevgi izinin yapılmasında ki maksat kaybolduklarında yardımcı olabilmek. Ailelerin bunu yaptırmalarında dini hiçbir sorumluluk günah olmadığını rahatlıkla ifade edebiliriz” açıklamasında bulundu.
“Özel çocuklarda bir işaretin bulunması şart”
Sevgi izi dövmesinin çocuğunu koruma yönünden çok şey kazandırdığını belirten 50 yaşındaki zihinsel engelli Levent Oyal’ın annesi Huriye Oyal, “Şimdi nispeten gözüm de arkada kalmıyor. Allah korusun çocuğum kaybolursa bileğinde ki sayıyla bulmak çok daha kolay oldu. Böyle özel çocuklarda bir işaretin bulunması şart” dedi.
“Bizim çocuklarımızın ihtiyacı var”
Bizlere güvence oldu diyen 25 yaşındaki zihinsel engelli İkbal Malatyalı’nın annesi, “Çocuklarımız gitmez diyoruz yapmaz diyoruz ama ne zaman ne yapacakları belli olmuyor. Bizim çocuklarımız özel çocuklar. Bizim çocuklarımızın ihtiyacı var. Çocuklarımız için çok gerekli bir şey” ifadelerine yer verdi.
“Sevgi izi için sadece bir engel olması şart değil”
Bedensel engelim olmasına rağmen yine de sevgi izini yaptırdığını söyleyen Gülseren Geçkil, “Ben hiçbir sakıncasını görmüyorum. Her insan bu sevgi izi dövmesini yaptırmalı. Sevgi izi için sadece bir engel olması şart değil” dedi. – SİVAS
]]>Erbaş, Başkanlığın konferans salonunda ana teması “Ramazan ve Ahiret Bilinci” olan 2024 Yılı Ramazan Ayı Tanıtım Toplantısı’nda konuştu.
Ramazan ayına bu yıl Filistin’de yaşanan katliamların yüreklerde açtığı derin yaralarla girildiğini vurgulayan Erbaş, Gazze’nin dünyanın gözleri önünde benzeri görülmemiş bir vahşete sahne olduğunu ve tüm insani değerlerin Gazze’de enkaz altında kaldığını ifade etti.
İsrail’in aylardır Gazze’de soykırım suçu işlediğini belirten Erbaş, “Tahrif edilmiş bir inanç, sapkın bir ideoloji ve kirli bir siyasetten beslenen Siyonizm, bugün insanlık için en büyük tehdit haline gelmiştir. Bu tehdidi bertaraf edecek yeni bir uluslararası inisiyatife şiddetle ihtiyaç vardır. Dünya, yeni bir hukuk ve ahlak inşasına muhtaçtır. Zira bugün Gazze’de yaşananlar mevcut haliyle uluslararası yapıların işlevsizliği bütün açıklığıyla ortaya çıkarmıştır.” diye konuştu.
“Ramazan ayı, umutlarımızın yeniden yeşerdiği kutlu bir mevsimdir”
İslam coğrafyalarında yaşanan zulüm ve trajedilere son verme sorumluluğunun öncelikle Müslümanların omuzlarında olduğunu ifade eden Erbaş, şöyle devam etti:
“Gazze’nin kurtuluşu da Kudüs’ün özgürlüğü de Doğu Türkistan’ın felahı da Müslümanların vahdetine, dayanışmasına ve hep birlikte hareket etmesine bağlıdır. İdrak edeceğimiz ramazan ayının bu anlamda yeni bir uyanışa ve dirilişe vesile olmasını temenni ediyorum. Zira ramazan ayı, ruh ve gönül dünyamızın ferahlık bulduğu, kardeşliğimizin pekiştiği, dayanışma bilincimizin güçlendiği, iyiliklerin çoğaldığı, umutlarımızın yeniden yeşerdiği kutlu bir mevsimdir.”
İslam inanç esasları arasında önemli bir yere sahip olan ahiret inancının Kur’an-ı Kerim’de genellikle Allah’a iman ile beraber zikredildiğini bildiren Erbaş, “Ölümle nihayete ermeyen sonsuz bir hayat inancı, her şeyden önce insanın mutlak manada yok olmayacağını, arzuladığı sonsuzluğa ulaşacağını müjdelemektedir. Böyle bir inanç, insanın bu dünyadaki varlığına anlam, hayatına gaye kazandırarak sorumluluk duygusunu pekiştirecek ve dünya ile ahiret arasındaki dengeyi gözetmesini sağlayacak en güçlü etkendir.” dedi.
Ramazan boyunca hizmetleri titizlikle sürdürüleceklerini dile getiren Erbaş, “Ülkemizin her köşesinde ‘Ramazan ve Ahiret Bilinci’ teması çerçevesinde irşat programları icra edilecek. Ramazan ayı boyunca kadınlara, gençlere, çocuklara ve engellilere yönelik özel irşat programları düzenlenecek. Tüm cami ve Kur’an kurslarımızda mukabeleler okunacak. Bunlara katılamayan vatandaşlarımız, ramazan ayı boyunca her gün Diyanet TV’de okunacak mukabeleleri takip edebilecek.” ifadelerini kullandı.
Resmi kurumlarda çalışmaları sebebiyle camilerde okunan mukabelelere iştirak edemeyen kamu görevlilerine yönelik kurumların uygun göreceği yerlerde mukabele okunmasının sağlanacağını bildiren Erbaş, müftülüklerce uygun görülen camilerde vatandaşların Kur’an-ı Kerim’i anlamasını sağlamaya yönelik “Tefsirli Mukabele” programlarının yapılacağını duyurdu.
Alo 190 Dini Soruları Cevaplandırma Hattı yoğun mesai yapacak
“Alo 190 Dini Soruları Cevaplandırma Hattı”nın ramazan ayı boyunca haftanın 7 günü 08.00-22.00 saatleri arasında hizmette olacağını söyleyen Erbaş, Din İşleri Yüksek Kurulunun mobil fetva uygulamasından, internet sitesi veya e-Devlet üzerinden her türlü dini soruların yazılı veya görüntülü olarak sorulabileceğini belirtti.
Ramazan dolayısıyla 11-31 Mart tarihleri arasında indirimli kitap kampanyasının düzenleneceğini ifade eden Erbaş, TDV ile çeşitli yardım faaliyetlerinin yapılacağını kaydetti.
TDV’nin bu yıl ramazan ayı boyunca milletin desteğiyle yurt içinde 81 il ve tüm ilçelerde, yurt dışında ise 74 ülke 350 bölgede ramazanın manevi iklimini yaşatacağının altını çizen Erbaş, “Alışveriş ve yardım kartları, iftar-kumanya ve gıda paketleri, özellikle mazlum ve mağdur coğrafyalarda kurulacak iyilik sofralarıyla bu yıl 2 milyonun üstünde ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
“Ramazanın manevi atmosferine halel getirecek söylemlerden uzak durulmalıdır”
Ramazan ayında yerel ve ulusal medya ile dijital mecralarda yoğun bir şekilde dini programlar düzenleneceğini anımsatan Erbaş, şöyle konuştu:
“Ramazan atmosferinin her anımızda hissedilmesine katkısı bağlamında bu durum bizim için elbette memnuniyet vericidir. Bu alanda samimiyetle hizmet üreten ve gayret gösteren herkesi takdir ediyoruz. Ancak, bu tür programlarda zaman zaman insanımızın teveccühünün suiistimal edildiğine, dini duygularının istismar edildiğine ve hatta ibadetlerin polemik konusu yapıldığına şahit oluyoruz. Son derece rahatsız edici bu durumun ve hiçbir faydası olmayan meseleleri gelişigüzel ekranlara taşıyarak zihinleri bulandırmanın büyük bir vebal olduğunu ifade etmek isterim. Yapılacak yayınlar ve konuşulacak konular, her şeyden önce milletimizin doğru bilgiyle buluşmasına, aydınlanmasına ve mutmain olmasına hizmet etmelidir. Ramazanın manevi atmosferine ve ibadetin iyileştirici işlevine halel getirecek söylem ve eylemlerden kesinlikle uzak durulmalıdır.”
Dini konularda konuşurken en az seçilen konu kadar üslubun da önemli olduğunu vurgulayan Erbaş, “İtidalden uzak, nezaket ve zarafetten yoksun bir üslupla din anlatmanın kimseye fayda sağlamayacağı açıktır. Sırf daha çok izlensin düşüncesiyle aykırı söylemlerde bulunmanın, sıra dışı tavır ve davranışlar sergilemenin toplumun din algısında büyük yaralar açacağı izahtan varestedir. Müslüman şahsiyetiyle asla bağdaşmayan bu tür yönelişlerden kesinlikle sakınılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Bu tartışma aynı zamanda Kazakistan’daki kimlik arayışını yansıtıyor: Ülke yönetimi İslam’a bağlılığını ortaya koyarken, Sovyet döneminden kalma kuralları gevşetme konusunda hala isteksiz.
Karagandalı yedinci sınıf öğrencisi Anelya, 13 yaşında hayalini gerçekleştirerek prestijli Nazarbayev Entelektüel Okulu’na (NIS) girmeyi başardı.
Kazakistan’ın eski cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan bu okulda Anelya’nın planı onun izinden giderek ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaktı.
Anelya, sınavlarda başarılı oldu ve yaklaşık 800 başvuru arasından en iyi 16. sonucu aldı.
Ağustos ayında hazırlık sınıfına katıldı, ancak ilk gün ailesi okula çağrıldı ve kızlarının orada okuyamayacağı söylendi.
Gerekçe ise 13 yaşından itibaren takmaya başladığı başörtüsüydü.
“NIS’te başörtümü taktığımda kendimi diğerlerinden farklı hissetmedim: Bu sadece bir kıyafet, bir aksesuar. Derslerimi ya da diğer öğrencilerle ilişkilerimi etkilemedi. Sınıf arkadaşlarım da bunu sorun etmedi” diyor Anelya.
Kazakistan’da Müslüman nüfus çoğunlukta. 2022 nüfus sayımına göre nüfusun % 69’u kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak başka araştırmalara göre dindar Kazakların üçte birinden azı kendini koyu dindar olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de İslam’a bağlılığını açıkça ifade ediyor. Oysa Kazakistan anayasal olarak laik bir ülke.
Anelya gibi onlarca öğrenci, nüfusunun çoğunluğu Rusça konuşan bir sanayi şehri olan Karaganda’da benzer sorunlarla karşılaştı.
Ekim ayında, oradaki 47 kız öğrencinin ebeveynlerinin “Kazakistan Cumhuriyeti’nde eğitimle ilgili yasaların öngördüğü şekilde” sorumluluklarını yerine getirmedikleri için hukuk davalarıyla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı.
2016 yılında eğitim bakanlığı “herhangi bir mezhebe ait dini kıyafetlerin okul formalarına dahil edilmesine izin verilmediğini” belirten bir yönerge yayınladı.
“Laik devlete dair açık bir tanım yok”
Ebeveynler ve insan hakları savunucularına göre okul yetkililerinin, vatandaşların kamu kurumlarında ücretsiz eğitim alma hakkını garanti altına alan Kazak anayasasının üzerinde bir bakanlık yönergesine öncelik vermesi kabul edilemez.
Bu tür durumlarda dindar ailelere yardımcı olan insan hakları aktivisti Zhasulan Aitmagambetov, “Kızların okul yetkililerinin baskısı altında başörtülerini çıkardığı birçok vaka var” diyor:
“Birkaçı direniyor ama derslere katılamıyor. Bu baskı, okullardaki dindarların sayısını azaltmanın bir yolu.”
Kazakistan hükümeti okullarda başörtüsü sorununu ele alırken devletin anayasa tarafından da güvence altına alınan laik yapısını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı Tokayev, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Okulun öncelikle çocukların bilgi edinmek için geldikleri bir eğitim kurumu olduğunu unutmamalıyız. Çocukların seçimlerini büyüdükten ve kendi dünya görüşlerine sahip olduktan sonra yapmalarının daha doğru olacağına inanıyorum” dedi.
Almatı’daki Felsefe, Siyaset Bilimi ve Dini Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan dini çalışmalar uzmanı Asıltay Taşbolat, “Yetkililer ve uzmanlar arasında ‘laik devlet’ kavramının ne anlama geldiğine dair açık ve somut bir tanım yok. Toplumumuz henüz olgunlaşmadı ve tartışmanın her iki tarafı da ‘laikliği’ kendine göre yorumluyor. Bazı vatandaşlar laikliği ateizm olarak anlıyor” diyor.
Bazı ülkeler, Müslüman kadınların kamusal alanlarda belirli kıyafetler giymesine kısıtlama uyguluyor.
Bu kısıtlamalar genellikle başörtüsünden ziyade peçe gibi yüz kapatan örtüler için geçerli.
Çoğunluğu Müslüman olan devletlerin bu tür yasaklar getirmesi nadir olsa da Kazakistan’ın komşuları olan eski Sovyet cumhuriyetleri Özbekistan ve Tacikistan bu tür ülkeler arasında.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da dini dernekler gelişti ve camiler inşa edilmeye başlandı.
Sovyet döneminde birkaç düzine olan cami sayısı şimdi neredeyse üç bine ulaştı.
Ancak Sovyet döneminde dini işlere müdahale eden kurumun yerini, Kazak kültürüne ve laik devlet ilkelerine uygun geleneksel bir İslam versiyonunu teşvik etmekle görevli devlet destekli bir kurum olarak Kazakistan Müslümanlarının Ruhani İdaresi (DUMK) aldı.
Kazak hükümeti din üzerindeki kontrolü bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Araştırmacılar 2005 yılından bu yana Kuzey Kafkasya, Afganistan-Pakistan bölgesi ile Suriye ve Irak’taki İslamcı hareketlerin etkisiyle ülkede aşırı dinciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının arttığına dikkat çekiyor.
Kazakistan 2011 yılında ilk intihar saldırısını yaşamış, 2016’da ise silah dükkanlarına ve bir askeri üsse düzenlenen silahlı saldırılarda 25 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, saldırganların İslam’ın köktendinci Selefi koluna mensup olduklarını açıkladı.
Sonraki yıllarda hükümet, dini cemaatlerin kayıt altında tutulması için yasal bir zorunluluk ve özel evlerde dini ayinlerin yapılmasının yasaklanması da dahil olmak üzere inanç alanında çeşitli kısıtlamalar getirdi.
“Alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar”
Hükümet bu tür önlemlerin amacını ülkeyi “radikal” dini fikirlerden korumak olarak açıklarken, insan hakları aktivistleri yasaların inananların haklarını sınırladığını ve devletin dini örgütlenmeyi sıkı bir şekilde kontrol etmesini sağladığını savunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında hükümet, terörizmin ve köktendinciliğin teşvik edilmesine karşı yasa hazırlamak istediğini açıkladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Aida Balayeva’ya göre yasa, bireylerin tanınması için peçe ve diğer yüz örtülerinin kamusal alanda takılmasını yasaklayacaktı, ama başörtüsünü yasaklamak gibi bir niyet olmadığını söyledi.
Anelya ise başörtüsü nedeniyle okuldan atıldı.
Babası Bolat Musin, kızının okuldan atılmasının yasalara aykırı olduğuna inanıyor. Okulun dini inanç sembollerinin takılmasını yasaklayan iç yönergelerinin iptali, kızının iadesi ve manevi zararlarının tazmini için dava açtı.
“Yetkililer ya bizi bir bürokratik kurumdan diğerine attılar ya da sadece başörtüsünü çıkarmamızı söylediler” diyor.
“Devletten net bir cevap bekliyoruz. Dindar bireyler olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bize yol gösterin. Bizi şu seçenekle baş başa bırakmayın: ‘Toplumumuzda yaşamak istiyorsanız dininizi terk edin’.”
Karaganda’daki NIS okul yetkilileri Anelya’nın atılmasıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Haberin yayınlandığı sırada Eğitim Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermemişti.
DUMK, hükümetin yasaklarını doğrudan eleştirmemekle birlikte, Şeriat’ın kızların ergenliğe ulaştıklarında başörtüsü takmalarını gerektirdiğine dikkat çekerek ihtiyatlı bir açıklama yaptı. DUMK, hükümetin kendi görüşlerini dikkate alacağını umduğunu belirtti.
İnsan hakları aktivisti Zhaslan Aitmagambetov, Karaganda’daki dindar ailelerin kız çocuklarını eğitmek için hiçbir seçenekleri olmadığını söylüyor.
Ülkenin diğer bölgelerinde özel kız okulları var, ancak bunların yıllık maliyeti 700.000 tenge’ye (1.500 dolar) kadar çıkıyor.
Kazakistan’da ayrıca dokuz medrese var ancak bunların hepsi kızları kabul etmiyor.
“Bu konuyu bu yıl ve geçen yıl defalarca gündeme getirdik. Başörtüsü yasağından bahsediyorlar ama alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar” diyor Aitmagambetov.
İlüstrasyonlar: Maharram Zeynalov
]]>