“DİRENİŞLE YAZILAN ONURLU BİR DESTAN”
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Erbaş’ın mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bugün, asrın en büyük ihaneti karşısında aziz milletimizin asil bir direnişle yazdığı onurlu bir destanın 8. yıl dönümüdür. Kirli emellerini yüce dinimiz İslam’ın ilke ve değerlerinin ardına gizleyen bir terör şebekesi, 15 Temmuz 2016 tarihinde vatanımıza, varlığımıza, birliğimize, kardeşliğimize, istiklal ve istikbalimize kastetmiştir. Ancak, hürriyetine meftun aziz milletimiz, bu meşum ihanete boyun eğmemiş, istiklal ve istikbalini müdafaa için gövdesini tanklara ve namlululara siper etmiştir.
“BU KARANLIK YAPI İSLAM’I İSTİSMAR ETTİ”
Aziz milletimiz, tarih boyunca nice zorlukların üstesinden geldiği gibi o gün de büyük bir inanç, azim ve kararlılıkla hareket ederek genciyle-yaşlısıyla, kadınıyla-erkeğiyle meydanlara çıkmış ve asil bir direnişle hainlerin emellerini boşa çıkarmıştır. Neticede Allah’ın inayeti, idarecilerimizin dirayeti ve milletimizin cesaretiyle, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) hain darbe girişimi dünyaya örnek bir mücadeleyle bertaraf edilmiştir. Yıllardır ülkemizde ve İslam coğrafyasında sureti haktan görünerek yüce dinimiz İslam’ı istismar eden bu karanlık yapı, bir kez daha göstermiştir ki din konusundaki cehalet ya da yanlış bilgi, telafisi zor ve büyük felaketlere sebep olabilmektedir. Onun için fitne, tefrika ve anarşi peşinde koşanlara, birlik ve beraberliği, huzur ve kardeşliği hedef alanlara karşı güvende olabilmek için İslam’ın hayat veren hakikatlerini, huzur veren değerlerini ve rahmet ilkelerini doğru kaynaklardan ve doğru yöntemlerle öğrenmek, Müslümanlar için ihmal edilemez bir görevdir.
“FETÖ VE BENZERİ DİN İSTİSMARCISI YAPILAR…”
Önemle ifade etmek isterim ki yüce dinimizi kendi kirli emelleri doğrultusunda kullananlara karşı alınacak en önemli ve en etkili tedbir; inancımızı milletimizin her bir ferdine, özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize en güzel şekilde öğretmektir. Bu itibarla Diyanet İşleri Başkanlığı, inancı ve samimiyeti istismar ederek yanlış bilgilerle dini kavram ve değerler üzerinden toplumumuzu ayrıştırma ve aldatmaya yönelik bütün söylem ve faaliyetlere karşı titizlikle mücadele etmektedir. Bu noktada üzerine düşen sorumlulukları büyük bir hassasiyetle yapmaya, sahih dini bilgi ile milletimizin manevi hayatına rehberlik etmeye devam etmektedir. İnanıyoruz ki toplumun tüm katmanları doğru dini bilgiyle buluşturulduğunda FETÖ ve benzeri din istismarcısı yapılar kendilerine bir daha zemin bulamayacaktır.
“BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM”
Bu vesileyle başta 15 Temmuz gecesi hain darbe girişimine karşı mücadelede şehit olan kardeşlerimiz olmak üzere geçmişten bugüne din, iman, vatan ve mukaddesat uğruna feday-ı can eden bütün şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Gösterdiği büyük cesaret, fedakarlık ve direnişten dolayı aziz milletimize bir kez daha şükranlarımı sunuyor; milletimizi her türlü fitne, tefrika, kötülük ve ihanetten korumasını ve ilelebet payidar kılmasını yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.”
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) -Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmaları ile ilgili açıklama yaptı. Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar dinselleştirilmeye çalışıldığını belirten Durdu, “Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde” dedi.
Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı. Bakanlığın eğitim sendikalarından görüş almadığını belirten Durdu, müfredat değişikliğiyle anaokulundan üniversiteye kadar eğitimde dinselleşme uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi.
“SENDİKALARA VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE SORULMADAN BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK ÜZERELER”
Sertaç Durdu, şöyle konuştu:
“Baktığımız zaman aslında 1980 yılından itibaren, darbe döneminden itibaren bir eğitimde dinselleşme adı altında müfredat değişiklikleri yapılıyor. Zorunlu din dersleri bilindiği gibi 1980 darbesinden sonra hayatımıza girdi, müfredata girdi. Ondan sonra 2002 yılında AKP iktidarının gelmesiyle de birlikte düzenli olarak her yıl müfredatta bazı değişiklikler yapılmaya devam etti. Bu değişikliklere baktığımız zaman tamamen iktidarın siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusuna yapılmış değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da baktığımız zaman yeni müfredat hazırlıkları var ve eğitimin bileşenleri olan sendikalara ve eğitim emekçilerine sorulmadan bir müfredat değişikliği yapmak üzereler.
“EĞİTİMDE SADELEŞME ADI ALTINDA BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR”
Gelen bilgilerden dolayı biz de eleştirilerimizi sunabiliyoruz. Çünkü net bir bilgimiz de yok. Yeni aldığımız bilgilere göre eğitimde sadeleşme adı altında bir müfredat değişikliği yapılıyor. Bu sadeleşmeyi de kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yapıyorlar. Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde.
“GENEL MERKEZİMİZ BAKANLIĞA YAZI YAZDI, CEVAP ALAMADI”
2012 yılında dört artı dört artı dört sistemine geçildi. Geçen bu 12 yıllık süreçte eğitim sisteminde birçok kez değişiklikler yaşandı. Ama bu değişikliklerin bilimden uzak, evrensel değerlerden uzak değişiklikler olduğu görülüyor. Biz Eğitim Sen olarak evrensel değerleri baz alan, bilimi baz alan bir müfredat olmasını talep ediyoruz. Zaten bunun için de bir düzenli olarak demokratik eğitim kurultayları düzenliyoruz ve bunları Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili de bilgi sahibi olmadığımız için genel merkezimiz yazıyla bakanlığa bir yazı gönderdi ama bir dönüş yapılmadı maalesef bakanlıktan. Tek din, tek mezhep üzerine kurulu bir eğitim sistemi kabul edilemez. Bilimsel, demokratik, laik bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor.
“EVRİM TEORİSİNİ ÇIKARTIP YARATILIŞI EKLİYORLAR”
Bilimsel derslere baktığımızda biyoloji dersini örnek verebiliriz. Biyoloji dersinde evrim teorisini çıkartıp yerine yaratılışı ekliyorlar. Bu da bilimsellikten uzak. Dinsel eğitim anaokulundan itibaren verilmeye çalışılıyor. Biz buna da yüksek sesle karşı çıkmak zorundayız. Soyut kavramlar üzerinden çocuklara bu derece pedagojiye aykırı şekilde eğitim verilmesini de kabul etmiyoruz.
“ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTEYE KADAR EĞİTİMDE DİNSELLEŞME UYGULAMALARI”
Anaokulundan üniversiteye kadar yapılan bu eğitimde dinselleşme uygulamalarına karşı çıktığımızı bir kez daha kamuoyuna sunuyoruz. Özellikle gündem olan ÇEDES protokolleriyle eğitimin dinselleştirilmesine MESEM üzerinden Eskişehir’de de yeni okullar eklenmeye başlanıyor. Süleyman Şah Anadolu Lisesi de bunlardan biri. MESEM ile de çocuk işçiliğini meşrulaştırma yoluna gidiyorlar. Buna da çocuk işçiliğine karşı çıktığımızı belirtmek isteriz.”
]]>İnançları gereği akbabaların yemesi için cenazelerini bir dağın tepesindeki “dahme” denilen yere bırakan Zerdüştler artık bu geleneği bırakmış gibi görünse de, şimdilerde kendilerine ait mezarlık alanı bulunan ve cenazelerini gömen bu dini topluluktan bazı kimseler yasak olmasına rağmen cenazelerini gizli bir şekilde dahmelere bırakmaya devam ediyor.
Bu binlerce yıllık dinin mensupları “ateşgede” ismi verilen yerlerde yüzyıllardır sönmeden yanan ateşe dönerek ibadet ediyor. Aslolanın ışığa dönerek ibadet etmek olduğuna inanan Zerdüştler, ateşin mecburi olmadığını, aya, güneşe, herhangi bir ışığa dönerek de ibadet yapılabildiğini söylüyor.
Yezd şehrinin merkezinde bulunan ateşgedelerinde dini ritüellerini sürdüren bu topluluk, kurdukları müze ile de ziyaretçilere kültürlerini anlatıyor.
Yüksek duvarlı bir bahçede bulunan ibadethanelerinin bahçesine girer girmez ziyaretçileri taze yanmış odun ile tütsü kokusu karşılıyor.
Düzeni ve temizliği ile dikkatleri çeken bahçenin ortasında bulunan havuzun hemen arkasındaki binada ise bin 500 yıldan uzun süredir sönmesine izin verilmeden sürekli odunla beslenen ateş odası bulunuyor.
Belirli sürelerle ateşi kontrol edip odunla besleyen beyaz elbiseli ateş koruyucusunun elindeki beyaz eldiven ile beyaz peçesi dikkatleri çekiyor. Dinin mensupları, ateş koruyucusu olarak tanımladıkları kişinin ateşi kirletmemek için temizliğin göstergesi olan beyaz elbise ve eldiven giyerek beyaz peçe taktığını söylüyor.
İran’da Zerdüştlüğe geçmeye izin verilmediğinden dolayı bu dine mensup olmak ancak kan bağıyla mümkün oluyor. Bu nedenle sayıları gün geçtikçe azalan Zerdüştler, daha fazla kendi içine kapalı bir topluluk olmaya doğru yol alıyor.
Zerdüşt bir kadının başka dine mensup biriyle evlenmesi ise kabul edilemez bir davranış olarak değerlendiriliyor. Ancak son yıllarda birkaç evliliğe göz yumulduğu da Yezdliler arasında alçak sesle dile getiriliyor.
Başka ülkelerde ise ilmi heyete başvurarak ve heyetin kabul etmesiyle bu dine geçilebileceği belirtiliyor.
“Zerdüştlerin kıblesi ışıktır”
AA muhabirine konuşan Yasemin Genci, günümüzden 3 bin 500 yıl önce Zerdüşt tarafından kurulan, M.S. 7. yüzyıla kadar Pers, Med ve Sasani gibi büyük imparatorlukların dini olan en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlüğe ilişkin bilgiler paylaştı.
Ateşgedede yanan ateşin bin 500 yıldan uzun süredir söndürülmeden ateş koruyucuları tarafından yanmasının sağlandığını belirten Genci, daha uzun süre dayandıkları için badem ve kayısı ağacı odunu yaktıklarını aktardı.
Genci, inançlarında ateşin önemli olduğunu dile getirerek, “Biz Zerdüştler için bir inanç var. Ateş hep yukarıya doğru çıkar, ateş kötülüğü yok eder, herkesi ısıtır ve ışık saçar diyoruz.” ifadelerinde bulundu.
Zerdüştlükte kıblenin ışık olduğunu aktaran Genci, “Zerdüştler 5 vakit ışığa doğru; güneş, ay, mum ışığına doğru ibadet ederler. Her vaktin bir ismi var: Haun, Rafton, Eziren, Iveh Sritrem ve Ashen. Zerdüştlükte ışık önemlidir dolayısıyla kıble ışıktır. İbadetlerde Hurde Avesta’dan bölümler okunuyor.” diye konuştu.
Her aya bir bayram
Genci, kendi inançlarına göre her günün bir isminin olduğunu, gün ve ay isminin aynı olduğu günde ise kutlama yapıldığını kaydederek, “Yani her ay bir gün bayram olur. Ferverdin ayının ferverdin günü Ferverdingan bayramı, Tir ayının tir günü Tirgan bayramı, Emordgan bayramı, Şehrivergan bayramı… diye devam eder.” ifadelerinde bulundu.
Zerdüştlerin kendilerine göre bir takvimi de olduğuna değinen Genci, “Sasani döneminde Zerdüşt din adamları 4 yılda 1 günü artırmak yerine 120 yılda 1 ay artırırdılar. Yani 120 yılda bir, yıl 13 ay oluyor ve ülke genelinde 13. ayda tatil, bayram ve eğlence olurdu. O ayı görmek için ‘120 yıl yaşa’ deyiminin kökeni buradan gelmektedir.” diye konuştu.
Zerdüşlerin özel günleri
Genci, inançlarında Nikukar yada hayır bayramı, Nevruz sofrası diğer adıyla heft sin sofrası, Mehrgan bayramı sofrası, Sedre puşi bayramı, Evlilik bayramı, baharın ve sonbaharın başlangıcı gibi özel günler olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Mehrgan bayramında toplanan ürünler ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Tirgan bayramında okçu Areş’in İran-Turan sınırlarını belirlediği günün kutlaması yapılır. Tirin 10. gününde 7 renkli palmiye ağacı Areş’in okunun sembolü olarak tutulur ve rüzgar gününde rüzgara atılır. Aynı şekilde Tirgan bayramında yapılan diğer bir ritüel de suya su katıp kutlama yapılmasıdır.
Ateşin bulunduğu gün için yapılan kutlamalar da Sede bayramında yani ateşin bulunması gününde yapılır. İran padişahı Ruşen Şah zamanında taşlar birbirine değdi ateş bulundu ve 10 Behmen’de (30 Ocak) bu olay kutlanır.”
Zerdüştlerde tek evlilik ve evlilik sofrası
Zerdüştlük dini mensuplarından Simin Dastani de kendi toplumlarındaki evlilik ve düğüne ilişkin açıklamada bulunarak bir nikah anında “govah” adı verilen 7 kişinin merasimde şahit olarak hazır bulunması gerektiğini belirtti.
Tek eşliliğe dayalı bir evlilik anlayışlarının olduğunu aktaran Dastani, evlilik için özel bir sofra kurulduğunu, sofrada bulunan her şeyin bir sembol olduğunu ve farklı anlamlara geldiğini anlatarak şöyle konuştu:
“Yumurta hamilelik ve doğurganlık sembolüdür. İğne ile iplik bağlılık sembolüdür, bir sorun karşısında karı kocayı dikişteki gibi çözülmeden bir arada tutar. Makas sorunla karşılaşan işlerin çözümünde düğüm çözücü sembolüdür ve karı koca makasın iki keskin tarafı gibi beraber ilerlemelidir.
Sofrada sikke (madeni para) ve nar da bulunur. Sikke bereketin ve nar da karı kocanın nar taneleri gibi birbirine bağlı olmasının sembolüdür. Sofranın çoğu yeşildir. Yeşil doğadan geliyor ve yeşil bahtlı (bahtı açık) anlamındadır. Gelin yeşil renkli örtüyü başına örter, damat da yeşil renkli damat şapkası takar. Şeker topları da yeşil örtüyle örtülür bu da yeşil bahtlılığın ve tatlılığın sembolüdür.”
Dastani, evlilik merasiminin gelin ve damada hediyeler verilmesi ile sonlandığını kaydederek sağlığı sembolize eden kekik otu ve pirincin birbirine karıştırıldığını, Zerdüşt din adamının bu karışımı gelinle damadın başına dökerek onlar için uzun yaşam dileklerinde bulunduğunu anlattı.
Zerdüşt din adamının, gelin ve damada evlilik öğütlerini okuduktan sonra onlara tek bir soru sorduğunu aktaran Dastani, “Birbirlerini bedenen, ruhen ve eş olarak kabul ettiler mi yoksa kabul etmediler mi? Evet dediklerinde onlara 9 tane öğüt daha verir.” İfadelerinde bulundu.
Dastani, evlilik merasiminin davetlilere 7 kuru meyvenin karışımından oluşan “lork” adı verilen kuruyemişin dağıtılmasıyla sona erdiğini sözlerine ekledi.
Zerdüşlerin din kitabı Avesta ve bölümleri
Zerdüştlüğün kitabı olan Avesta’nın Yesna, Yeşt, Vispered, Vendidad ve Hurde Avesta (Küçük Avesta) olmak üzere 5 bölümden oluştuğuna değinen Dastani, “Yesna övmek ve dua etmek anlamındadır. Avesta’nın en önemli bölümüdür ve aynı şekilde Avesta’nın ilahileri sayılan gatalar da Yesna bölümünde yer almaktadır.” diye konuştu.
Dastani, ayrıca, “Yeşt ve Vispered bölümlerinde dini merasimler, bayramlar ve tarihi mitler yer alıyor. Vendidad ise sağlık ve hijyen bölümüdür. Günümüzde bilimin ilerlemesinden dolayı bunları kullanmıyoruz. Hurde Avesta da Avesta dilinde yazılmış günlük ibadetlerin olduğu bölümdür.” ifadelerinde bulundu.
]]>Erbaş, ATO Congresium’da düzenlenen 4. Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu’nda, Gazze’de büyük zulmün yaşandığını, İslam dünyasının bu kötülüğü engelleyemediğini söyledi.
Kudüs’ü fetheden Hz. Ömer’in burayı “selam yurdu” haline getirdiğini ancak Haçlı seferleriyle Kudüs’te tekrar zulmün hakim olduğunu belirten Erbaş, Selahattin Eyubbi’nin Kudüs’ü tekrar fethetmesiyle yaklaşık 800 yıl barışın sağlandığını, İngiltere’nin desteğiyle bölgeye gelen siyonistlerin Filistin’in huzurunu bozduğunu ifade etti.
İslam karşıtlığı ve düşmanlığı tezahürleriyle her geçen gün daha sık karşılaştıklarını vurgulayan Erbaş, şöyle konuştu:
“Maalesef bugün de Batı dünyasında İslam bağnaz, gelişime kapalı, korku ve nefret uyandıran bir din olarak lanse edilmektedir. Kitle iletişim araçlarının da etkin bir şekilde kullanıldığı bir alanda esasen kendi meşum projelerinin bir tezahürü olarak meydana gelen terör olaylarına, Müslümanları zan altında bırakacak bir bakışla yer verilmektedir. Ne yazık ki bu basmakalıp düşüncelerden, algı oyunlarından çok sayıda insan etkilenmekte yapay korku ve nefret söylemleriyle ayırımcılık ve kültürel ırkçılık alabildiğine körüklenerek tüm Müslümanlara karşı düşmanca tavır alınmaktadır.”
Batı’da süregelen ayrımcılık, psikolojik baskı ve fiziksel saldırı olaylarında medyanın büyük rol oynadığını dile getiren Erbaş, “Bir sanal korku üretim mekanizması haline getirilen medya vasıtasıyla, çarpıtılmış İslam imajı çerçevesinde Müslümanlara karşı yürütülen ötekileştirici ve ırkçı faaliyetler hız kesmeden sürdürülmektedir.” diye konuştu.
Kavramlar üzerinden oluşturulan algıyla İslam küresel ölçekte mahkum ediliyor”
Medya araçları vasıtasıyla gündemlerin belirlendiğini, üretilen yeni kavramlara yeni anlamlar yüklendiğinin altını çizen Erbaş, şöyle devam etti:
“Kavramlar, bir taraftan üretildikleri sosyo-kültürel bağlamlarda şekillenirken diğer taraftan da medya vasıtasıyla bir yönlendirme içerisine sokularak anlam kaymalarına maruz bırakılmaktadır. Kavramlar üzerinden oluşturulan algıyla da İslam dini ve Müslümanlar küresel ölçekte mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Medya bugün Batı dünyasında, İslam’a ve Müslümanlara yönelik nefret söylemlerinin olumsuz algı ve davranışların üretilmesinde ve yaygınlaştırılmasında en etkin faktörlerden biridir. Günümüzde artık sanal dünyanın moderatörleri, bu şiddeti canlı ve etkili kılmak için, internet ve sosyal medyayı dinamik bir şekilde kullanmaktadır.”
Son yıllarda özellikle Avrupa medyasının Müslüman karşıtı ırkçılığın yeniden oluşturulması ve normalleştirilmesini hedeflerine eklediğini belirten Erbaş, bu yaklaşımın, aynı zamanda İslam ve Müslüman karşıtlığı anlamında bir ideolojinin doğuşunda da birinci derecede tesirli olduğunu söyledi.
Erbaş, “Bu bağlamda İslamofobinin, hep çatışma durumunda olacağı bir öteki inşa etme çabasıyla Batı’nın kendi siyasi, dini, iktisadi ve sosyo-kültürel şartlarında İslam’ı ve Müslümanları kötülemenin devamlı surette güncelleştirilen bir dili olarak icat edildiğini söyleyebiliriz. Güncelleştirme, tarihsel algı üzerinden üretilmekte, bilinçaltındaki tarihsel ön yargılar, mevcut anlam ve söylemlere yeni boyutlar eklenerek tekrar dolaşıma sokulmaktadır.” açıklamasını yaptı.
“Bütün farklılıklar, kültürel zenginlik olarak görülmelidir”
İslam dininin can taşıyan her varlığa merhametle yaklaşmayı hayatın ana ilkesi olarak belirlediğini anımsatan Erbaş, dini, dili, ırkı, cinsiyeti, ne olursa olsun onurlu ve güvenli bir hayatın tüm insanların en temel hakkı olduğunu dile getirdi.
Bu hakkın asla ihlal ve ihmal edilemeyeceğini vurgulayan Erbaş, şunları kaydetti:
“Bu sebeple bütün farklılıklar, birlikte yaşama noktasında kültürel bir zenginlik olarak görülmelidir. Başkalarının haklarını çiğnemedikçe, herkes toplum içinde kendi tercihine göre hayat sürme hakkına sahiptir. Peygamber efendimiz de yaptığı tebliğde, herhangi bir ayırım, sınıf farkı gözetmeksizin bütün insanlığı muhatap almıştır. Dolayısıyla çatışmacı söylem ve icraatların, ayırımcılığın, şiddetin, nefretin İslam düşüncesinde asla yeri yoktur. İslam medeniyeti bütün insanlığı kucaklayan barış ve merhamet medeniyetidir. İnanç, fikir, düşünce hürriyeti, medeniyetimizin en bariz özelliklerindendir. Bu nedenle Batı’nın sorunlu İslam algısı karşısında, dinimizin ve medeniyetimizin temel değerlerini, evrensel ilkelerini insanlığa duyurmak, üzerimizdeki en hayati sorumluluktur. Bunu yaparken de küresel ve yerel boyutlarıyla medya unsurunu dikkate alma ve bilişim çağının araçlarını etkili bir şekilde kullanma mecburiyetimiz olduğunu vurgulamak isterim.” ???????
]]>CHP Şişli Belediye Başkan adayı Resul Emrah Şahan, farklı inanç grupları ile din temsilcilerini iftar sofrasında buluşturdu. Derviş Eroğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar yemeğine CHP Şişli İlçe Başkanı Tamer Özcanlı, Ermeni Protestan Cemaati Ruhani Önderi Verabadveli Kirkor Ağabaloğlu, Ermeni Patrikhane Yetkilisi Peder Goryun Fenerciyan, Türkiye Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Korepiskopos Orhan Çanlı, Türkiye Ermeni Katolikleri Ruhani Lideri Boğos Levon Zekiyan, Rum Patrikhanesi Yetkilisi Peder Paisios Kokinaki, Latin Katolik Patrikhanesi Pederi Juliam Pişta, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Başkanı Zeynel Şahan, ilçedeki bazı camilerin imamları katıldı.
“ŞİŞLİ’NİN FOTOĞRAFI BU”
Eski bakanlardan Mustafa Kul, Şişli Belediye Meclis üyesi adayları ve bazı mahalle muhtarları ile yurttaşların da katıldığı iftar programında konuşan Şahan; birlik, beraberlik ve kardeşliğe vurgu yaparak “Bugün Şişli’ye yakışan çok özel bir gün. Şişli’nin fotoğrafı budur aslında” dedi. Bu özel günlerin bütün dinlerin ortak amacını gösterdiğini aktaran Şahan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün dinlerin ortak amacı barış, adalet, demokrasi. Hepimiz yüz yıllardır aynı sofralarda, aynı yemeklere kaşık çalıyoruz. Aynı sokaklarda, caddelerde, şehirlerde aynı yemekleri yiyor, acımızı, sevincimizi, kederimizi paylaşıyoruz. Yaşadığımız hayatın dini, dili, ırkı yok. Nefsimizi terbiye etmeye çalıştığımız bu ayların birliğimiz, beraberliğimiz ve geleceğimiz için çok büyük önemi var. Bu ülkenin ötekileştirmeye değil; birlik, beraberlik, kardeşliğe ihtiyacı var. Her şeye inat kardeşliğimizi sofralarımızın bereketi, barışı çok önemli. Her şeye inat kol kola, yan yana durmalıyız. Şişli bunun için önemli bir yer. Önümüzdeki dönem Şişli’de bu anlayışta, bu yaklaşımda 270 bin Şişliliye yaklaşacağız. Bu ülkenin ötekileştirmeye değil, tam da bu sofralardaki gibi birlik, beraberlik, kardeşliğe ihtiyacı var. Hepinize çok teşekkür ederim.”
“BİRLİK OLMAK ÖNEMLİDİR”
Ermeni Protestan Cemaati Ruhani Önderi Verabadveli Kirkor Ağabaloğlu da orucun iki anlamı olduğuna değinerek “Bir; soframızı, varımızı olmayanlarla paylaşmak. Oruç sofrasının öğrettiği ikinci şey ise ruhsal anlamıdır. Ruhsal anlamı ikinci plana atarsak akşama kadar aç kalmanın bir anlamı yoktur. Düşkün olanlara elimizi uzatıp onları sevindirmeliyiz. Darda olanları esenliğe eriştirmeliyiz. Acıkmış olanları doyurmalıyız. Bir olmak, birlik olmak önemlidir. Birliğin olduğu yerde birlik olur. Rab soframızı daim etsin” diye konuştu. Türkiye Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Korepiskopos Orhan Çanlı ise “Bu mübarek Ramazan ayının manevi yolculuğu, Hristiyan dostları da kucaklayan büyük öneminin bilinci içerisinde huzur, sevinç, manevi armağan getirmesi için şahsım ve Süryani Katolik toplumuz adına en güzel dileklerimizi sunuyoruz” dedi. Ermeni Patrikhane Yetkilisi Peder Goryun Fenerciyan da sofraların bereketli olmasını temenni ederek “Ülkemizin, dünyamızın huzur ve refah içerisinde olması için tutulan oruçların Rab tarafından kabulünü diliyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Laiklik Meclisi, “hilafetin ve Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırıldığı, Tevhidi Tedrisat Kanunu”nun çıkarıldığı 3 Mart’ı yüzüncü yılında Laiklik Günü olarak kutladı. Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen sempozyuma akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı.
Açılışının ardından program, salondan gelen uyarılar üzerine durdurularak İstiklal Marşı okundu. Meclis Sözcülerinin, İstiklal Marşı okunmadan açılış yaptıkları için özür dilemesi sonrası programa devam edildi.
Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen sempozyuma eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Laiklik Meclisi Sözcüleri’nden Ömer Faruk Eminalioğlu, akademisyenler, Öğrenci- Veli Derneği, Barolar Birliği’nden uzmanlar katıldı.
CHP Gaziantep Milletvekili Avukat Hasan Ötürkmen: 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edildiği günün, ‘Laiklik Günü’ olmasına yönelik TBMM Başkanlığına Kanun Teklifi vermişti. Öztrükmen burada yaptığı konuşmada, “Hizbullah’ı parlamentoya taşıyan bu iktidar çoğunluğunun böyle bir yasayı kabul etmesi düşünülemez. Ancak biz kendimize verilen görevi yerine getirmeli, toplumsal duyarlılığı yaratmalıyız diye düşünüyorum. Bugün Cumhurbaşkanı İstanbul Belediye Başkanı olduğunda ‘Demokrasi benim için bir araçtır. İstediğim istasyonda biner istediğim istasyonda inerim demişti. Şimdi istasyondan inme zamanı geldi. AKP iktidara geldiğinde şeriat isteyenlerin oranı yüzde 6,8 iken bugün şeriat isteyenlerin oranı 16, 8’e yükselmiştir” dedi.
Necatibey Eğitim Enstitüsü çıkışlı öğretmen, yazar Mustafa Gazalcı: “Diyanet Akademisi’nin açılmasında, adliye koridorlarında şeriat istemlerini arttırdıklarını gördük. Milli Eğitim’e olup bitenleri hepimizi biliyoruz. Özellikle eski müsteşar Yusuf Tekin’in bir dakika bile çocuklarımızı zehirlenmemesi gerekir. Bütçe konuşmasında tarikatlarla protokol imzalamaya devam edeceğim dedi. ÇEDES saçmalığı akıl almaz biçimde sürüyor. Okul cami birbirine karıştırılıyor. Ülkemizin aydınlık geleceği laiklik ve öğretim birliği içinde verilen laik, bilimsel eğitimdedir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Barolar Birliği İnsan hakları Merkezi Koordinatörü avukat Ercan Demir: “Bir insanın tarihinde 10 yıl uzun bir zaman olabilir ama toplumun tarihinde 100 yıl uzun bir zaman değil. Cumhuriyetimizin 100 yıllık tarihi boyunca özellikle halkın egemenliğinin de temel argümanı olan laikliğe karşı örgütlenmeler ve laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasına ilişkin girişimler hep olmuştur”
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu: “Aradan geçen bu yüzyıla rağmen köklü bir demokrasi anlayışımızın olmayışının nedenleriyle maruz kaldığımız cumhuriyetin en temel değerlerine saldırıldığına şahit olduğumuz bir dönemi yaşadığımız için buradayız. Üstelik bu saldırının en yoğun şekilde görünen halini bir kelime ile ifade etmek istiyorum, dini ve siyasi taassup deniyor buna. Evet din bir gerçekliktir… Din hürriyeti olarak ifade edilmeye çalışılan şeyin yegane düşmanı ne yazık ki bir kimsenin kendi inancından ve kendince hakikat olarak kabul ettiği görüş ve kanaatten başka olan inanç görüş ve kanaatlere ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi onları boğup susturmaya kalkışması yani taassuptur.”
ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Sedat Durna: “Yüz yıl önce, bugün, Cumhuriyet kurulalı dört ay olmuş genç Cumhuriyette çok önemli devrimci kararlar alınmıştır. Hilafet kaldırılmış, Genç Cumhuriyet’in üzerindeki dini vesayete son verilmiş ve devletin teokratik görünümü ortadan kaldırılmıştır. Fetva makamı görevi gören şeriye ve efkaf vekaleti kaldırılmıştır. Öğretim ve bilgi yasası ile eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış, eğitimde program ve hedef birliği sağlanmış, kültür ve ulus birliği güvence altına alınmıştır. Yüz yıl önce kaldırılan din ve hilafet vesayeti ile bugün ne yazık ki tekrar karşı karşıyayız. Okullarda tarikat ve cemaatlerin yol gezmesi, anayasanın ikinci maddesinde düzenlenen laik devlet hükmünü ve 42. maddesinde düzenlenen çocuklarımızın layık ve bilimsel eğitim alma hakkının iddialıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES protokolü, yüz yıl önce bugün kaldırılan din vesayetinin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla geri getirilmesidir. Bu projeyle bütün Milli Eğitim Sistemi ve bütün Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vesayeti altına alınmış durumdadır. Bu manzara karşısında bizlere sadece karşı çıkmak düşmüyor. Atatürk Cumhuriyeti ve kazanımları doğrultusunda örgütlenmeli ve örgütlü yapılara da destek vermeliyiz.”
]]>