
BAĞIMLILIK HIZLI GELİŞEBİLİR
Ailelerin, çocukların dijital mecradaki davranışlarını kontrol etmemesi durumunda, bağımlılığın çok hızlı bir şekilde gelişebileceğini, ailenin ve kişinin kontrolünden çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Burada bir davranışın beyinde bağımlılığa yol açması için dopamin dediğimiz bir hormon devreye giriyor. Oyunlarda kazanılan ya da oyunların tetiklediği, salgılanmasına sebep olduğu dopamin, o bireyin tekrar tekrar oyun oynamasına, orada zaman geçirmesine sebep olabiliyor. Artık biz fark ettiğimizde bu davranış bir bağımlılık haline gelmiş olabiliyor” diye konuştu.

EBEVEYNLER NELER YAPABİLİR?
Çocukların ekran sürelerini izlemek ve belirli sınırlar koymak önemli. Ebeveyn bu sınırları koyup devam ettirdiğinde çocuk da uyum sağlayacaktır. Ancak ebeveyn biraz esnek davranıyorsa çocuk da bu sınırların aşıldığını bilip ona göre davranacaktır.
Eğer çocukların ne oynadığını, onlara ne mesaj geldiğini, ne gibi davranışlara maruz kaldığını bilmiyorsak çocuklar gerçekten çok büyük risk altındadır diyebiliriz. Bu konuda mutlaka ve mutlaka ailelerin bildiği oyunları oynamalarına izin vermek gerekir.
Ebeveyn içerik denetim programlarını kullanmak da çok önemli. Çünkü çocuklar, ailelerinin gözetimi dışında riskli alanlara girebilir. Bu ihtimali de göz önünde bulundurarak çocuğun yaş grubuna göre denetim programları seçilmeli ve takip edilmeli.
Çocuklarla sürekli ebeveynlerin oynaması çok mümkün olmayabilir. Çocukların dışarıda oyun oynayacak alanlarının olması, belirli bir spor alanına kanalize edilip bu alanda kendilerini geliştirmelerinin sağlanması önemli.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yaşar Üniversitesinin de içinde yer aldığı, İzmir Tarım Teknoloji Merkezi liderliğinde kurulan AgrInnovate EDIH isimli konsorsiyum, Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Dijital İnovasyon Merkezlerinin (ADİM) kurulmasına destek vermek için açtığı çağrı kapsamında Türkiye’den seçilen 5 konsorsiyumdan biri oldu. Avrupa Birliği’nde 151 merkezden oluşan ADİM ağına, Yaşar Üniversitesi de katıldı.
Yaşar Üniversitesi, destek almaya hak kazanan 5 konsorsiyum içinde yer alan 52 kurumdan ve bunların arasındaki 13 üniversiteden birisi oldu. AgrInnovate EDIH konsorsiyumu, öncelikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından yürütülen ulusal seçim sürecinde 80’den fazla başvuru arasından son 17’ye kalarak AB başvurusuna hak kazandı. AB tarafından açılan çağrıya yapılan başvuru neticesinde de Türkiye’den fon almaya hak kazanan 5 ADİM’den biri oldu. Çağrı kapsamında hibe almaya hak kazanan ADİM’ler, 1 Ocak 2025tarihinden itibaren hizmet vermeye başlayacak 48 ay boyunca çeşitli alanlarda dijitalleşmede dönüşüme öncülük etmek için faaliyetlerde bulunacak.
Dijital teknolojiyi kullanacak
İzmir Tarım Teknoloji Merkezi (İTTM) liderliğinde kurulan AgrInnovate EDIH konsorsiyumu, tarımda dijital teknolojilerin geliştirilmesinin desteklenmesi amacıyla ulusal çapta faaliyet göstermek üzere bir araya geldi. Bu kapsamda, KOBİ’lere ve bu alanlardaki araştırmacılara destek verilerek tüm Türkiye’de tarım ve gıda sektörlerinde yapay zeka, nesnelerin interneti (IOT), blok zincir vb. ileri düzey dijital teknolojilerin bu sektörlere entegre edilmesi ve bu sayede verimliliği ve üretkenliği artırılması amaçlanıyor.
“Bu bir başlangıç”
Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, ” Bu yazdığımız proje aslında başlıca olarak İzmir Tarım Teknolojileri Merkezi (İTTM), Yaşar Üniversitesi, İzmir Ticaret Borsası üçlemesinde, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri ağına kabul aldık. Kabul almak zordu. Çok gururluyuz. Yaklaşık 1 milyon Euro İTTM’ye hibe olarak geliyor. Çok güzel şeyler yapacağız, bu bir başlangıç. Bu proje İTTM’nin yazdığı ilk proje, arkası gelecek. Daha önceden Avrupa İnovasyon Topluluğu’nun Gıda kısmının üyesiyiz, Türkiye’deki tarım teknolojileri üzerine Çeşme’de çok güzel bir etkinlik yaptık. Avrupa fonlarını da kullanarak buraya teknoloji getiriyoruz, bilimsel araştırma yapıyoruz. Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültemizde verdiğimiz eğitimle Türk tarımının yeni teknoloji ile birlikte sürdürülebilir tarım yapılması ve ekonomiye değer katmak için bir hedefimiz var. Gelecek tarım ve gıdada. Özellikle Ege Bölgesi’nde bu daha da önemli. Bizim yapmamız gereken genç ve dinamik nüfusu tarıma yönlendirmek. İşletmecileri, mühendisleri, teknologları ile teknoloji ile barışık, kaliteli, çevreye duyarlı, sürdürülebilir tarımı öncelikle Ege Bölgesi’nden başlayarak tüm ülke geneline yaymak. Arkasından zaten gıda tedarik zinciri gelecektir.” şeklinde konuştu.
Kimler yer alıyor?
İTTM Tarım Teknolojileri Girişim A.Ş. liderliğinde kurulan AgrInnovate EDIH konsorsiyumunun ortakları arasında; İzmir Ticaret Borsası, Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR), Yaşar Üniversitesi, İmecemobil Tarım Platformu Elektronik Hizmetler Tic. A.Ş., Neohub Teknoloji Yazılım Pazarlama ve Danışmanlık A.Ş., Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD) ve İzmir Kalkınma Ajansı yer alıyor. – İZMİR
]]>Sektörleri ortak akılla geleceğe hazırlayan BTSO sektörel konseyler çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. BTSO Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi de bu vizyonla internet ve mobil iletişim altyapısı alanında önemli bir etkinliğe imza attı. İnternet ve mobil iletişim altyapısında yaşanan gelişmelere kalıcı çözümler üretmek amacıyla gerçekleşen çalıştay, konsey üyeleri ve sektör temsilcilerinin katılımıyla Bursa Business School’da gerçekleştirildi.
Çalıştay çerçevesinde oluşturulan çalışma grupları, ‘Dijitalleşme’, ‘Markalaşma’, ‘Yönetişim’ ve ‘Sürdürülebilirlik’ başlıklarıyla oturumlar gerçekleştirdi. Sektörün rekabetçiliğinin artırılması ve yol haritasının belirlenmesinin amaçlandığı çalıştaya, Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanı Osman Akın, E-Ticaret ve Dijitalleşme Konseyi Başkanı İlker Özgüven, Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkan Yardımcısı İdris Doğrul, Bursa Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakan Arık, Türk Telekom Bursa Bölge Müdürü Mehmet Yılmaz Yazıcı ve sektör temsilcileri katıldı.
“Problemleri çözüme kavuşturmak adına ortak paydada buluştuk”
Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanı Osman Akın, konsey olarak önemli bir etkinliği gerçekleştirdiklerini söyledi. Çalıştayı konsey çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan rapor doğrultusunda kurguladıklarını ifade eden Akın, “Bu doğrultuda Bursa’daki internet ve iletişim altyapısının gerek mobil tarafta gerekse de kablolu iletişim tarafında iyileştirilmesi ve sorunlarının çözülmesi noktasında bir çalıştay gerçekleştirdik. Organize sanayi bölgeleri ile Türkiye’nin sanayi başkentlerinden biri olan Bursa’da dijital dönüşüm son derece önemli. Teknolojik altyapımızı daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Çalıştayda belediye, üniversite, Türk Telekom, AFAD ve Uludağ Elektrik gibi önemli kuruluşların temsilcileri ile problemleri çözüme kavuşturmak adına istişarelerde bulunduk. 4 ayrı oturumdan çıkan sonuçları BTSO olarak bir rapor haline getireceğiz. Bu raporu da ilgili kurumlarla paylaşarak kentimizin teknolojik altyapısındaki sorunları çözme noktasında çok önemli bir adım atacağız” dedi.
“İşimizin ana parçası dijital iletişim”
E-Ticaret ve Dijitalleşme Konseyi Başkanı İlker Özgüven, İnternet ve Mobil İletişim Altyapı Çalıştayı için tüm paydaşlarla bir araya geldiklerini ifade ederek, “BTSO E-Ticaret Meslek Komitesi olarak altyapı çalışmalarına çok önem veriyoruz. Çünkü işimizin ana parçası dijital iletişim. Bu organizasyonu gerçekleştirmemizde büyük katkısı olan BTSO Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay başta olmak üzere Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkanımız Osman Akın’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Bilgi İşlem ve Otomasyon Teknolojileri Konseyi Başkan Yardımcısı İdris Doğrul, gerçekleştirilen çalıştayda iletişimde karşılaşılan sorunları masaya yatırdıklarını söyledi. Doğrul, Bursa’nın iletişim teknolojilerindeki geleceği açısından özellikle “akıllı şehircilik” konusunda yapılacak çalışmalar ile altyapı sorunlarının çözümüne yönelik çok değerli sonuçlar ortaya çıkacağından bahsetti. İdris Doğrul, “Oturumlardan çıkan konular özellikle mevzuatların revize edilmesi konusunda önemli ipuçları veriyor. Bu ipuçlarını değerlendirebilirsek daha senkronize olmuş ve iletişim konusunda önü açık bir kent haline geliriz” dedi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakan Arık ise dört oturumda gerçekleşen çalıştayın oldukça verimli geçtiğinden bahsederek, “Kamu kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörün katılımıyla gerçekleştirilen bu tür çalıştayların devamını bekliyoruz. Bursa’ya değer katacağına inanıyoruz. Bu çalıştayda kentimizin internet altyapısındaki eksiklerini bir kez daha görmüş olduk. Sorunları çözme noktasında da buradaki katılımcılar ile önemli fikir alışverişlerinde bulunduk” diye konuştu. – BURSA
]]>Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, şirketin çalışmaları ve gelecek hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye Yüzyılı’nın başladığı vakitte bir söz verdiklerinin altını çizen Ali Taha Koç, “Teknolojide ülkemizin en parlak yıllarını Türkiye Yüzyılı’nda yazacağız” dedi.
Koç, “Türkiye’nin Turkcell’i olarak hayatın her alanındayız. Spordan kültür sanata ve teknolojiye kadar Türkiye’nin bugününe ve yarınlarına yatırım yapan projelere imza atıyoruz. Bu alanlar arasında spor çok özel bir yere sahip. Zira sporun ülke tanıtımına ve Türkiye markasına katkı sağlayan en etkili yollardan biri olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla 2002 yılında bu yana Türkiye’de sporun en büyük destekçisi konumundayız. Futboldan atletizme, bireysel sporlardan takım sporlarına kadar çok geniş bir yelpazede spora destek oluyoruz ve bu desteği her yıl daha da büyüterek yola devam ediyoruz. Uzun yıllar süper lige isim sponsoru olarak destek olduk. Anadolu kulüplerimize sponsorluklar yaptık. Türkiye Futbol Federasyonu’nun 2002 yılından beri destekçisiyiz. Anlaşmamız kapsamında; Milli Takımlar ana sponsorluğu, eMilli Takımlar ana sponsorluğu, Turkcell Süper Kupa isim sponsorluğu, Turkcell Kadın Futbol Süper Ligi isim sponsorluğu bulunuyor. Kadın futbol liginin ilk isim sponsoruyuz. 10 yılı aşkın süredir atletizm ve yüzme federasyonlarının destekçisiyiz. Yine 10 yıldan uzun süredir engelli branşlarına da desteklerimiz var. 30 yıllık serüvende birçok spor organizasyonuna adımızı verdik. Spor mekanlarına isim sponsorlukları yaptık. Spora ve sporcularımıza yatırım yaparken önceliğimiz kupalar ya da şampiyonluklar değil. Sporun birleştirici gücüne inanıyor, Türkiye’nin yarınları olan gençlerin gelişimi için taşıdığı öneme odaklanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Şirket olarak 30 yıldır kullanıcı, yatırımcı ve Türkiye’ye değer kattıklarını söyleyen Koç, “Bu 30 yıl sadece bizim şirket tarihimiz değil aynı zamanda Türkiye’nin dijital yolculuğunun da ta kendisi. Turkcell, Türkiye’nin telekomünikasyon ve teknoloji tarihinde izleri olan, stratejik öneme sahip bir marka. Şirket olarak, kuruluşumuzdan bu yana sektörde birçok yeniliğe imza attık. İlklerin markası olduk. Ülkemizin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten bir konuma gelmesi için var gücümüzle çalışıyor, Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle yola devam ediyoruz. 30 yıldır Türkiye’de Turkcell = Teknoloji. DNA’mızdaki teknoloji liderliği, inovasyon ve girişimcilik sayesinde her zaman teknolojik yenilikçiliğe odaklanarak bireylerin ve kurumların dijitalleşme yolculuğuna öncülük ediyoruz. Nitekim geldiğimiz noktada farklı stratejik alanlarda Türkiye’nin lider markası konumundayız: Türkiye’nin Lider Mobil Operatörü, Lider Sistem Entegratörü, Lider Veri Merkezi İşletmecisi, Lider Dijital Servis Sağlayıcısı. Dediğim gibi, bugün geldiğimiz noktada sadece bir telekom operatörü olmanın çok ötesine geçerek teknolojiyi üreten bir şirket konumuna geldik. Nitekim Türkiye’nin gururu Togg’da kullanılan yapay zeka algoritmalarının birçoğunu ise Turkcell olarak biz sağlıyoruz. 30 yıllık bu dönüşüm sürecinde, uzun zaman önce iletişim alanındaki faaliyetlerimiz sadece sesli iletişimle sınırlı kalmaktan çıktı. Paycell, TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+, Turkcell Global Bilgi, Turkcell Superonline, veri merkezlerimiz, enerji santrallerimiz ve daha pek çok şirketimizle kişilere ve endüstrilere yenilikçi çözümler sunuyoruz. Kısacası 1994 yılında Türkiye’yi cepten ilk “Alo” ile tanıştırarak başladığımız bu yolculuk, milyonlarca insanın hayatını kolaylaştırarak ülkemizin dijital dönüşümüne öncülük ettiğimiz, Türkiye’nin lider iletişim ve teknoloji şirketi olduğumuz bir noktaya ulaştı. O yüzden gururla diyebiliriz ki bugün “Her şey Turkcell’le çalışıyor, Turkcell herkesle çalışıyor” açıklamalarında bulundu.
“Türkiye’nin gururu Togg’dan da ulaşılabilir hale getirdik”
Ali Taha Koç, sözlerine şöyle devam etti: “Herkesi birbirine bağladığımız” çağdan “her şeyi birbirine bağladığımız” çağa geçiş yaptık. Ben bu döneme “birliktelik çağı” diyorum. Bu birliktelik çağında dijital servislerimizle de kullanıcıların her zaman yanında olmaya çalışıyoruz. Bu servislerimiz sadece bilgisayarlar ve cep telefonlarından değil, artık bağlantılı olan birçok cihazdan da erişilebilir hale geliyor. Bunun son örneklerinden biri olarak en popüler servislerimizden biri olan TV+’ı yine ortağı olduğumuz Türkiye’nin gururu Togg’dan da ulaşılabilir hale getirdik. Ana misyonumuz, dijital çağın lideri olarak Türkiye’ye öncülük etmek. Geleceğe yönelik bu hızlı değişimde liderlik rolü üstlenmek için belirlediğimiz dört ana odak noktasıyla yatırımlarımızı şekillendiriyoruz: siber güvenlik, veri, enerji ve yapay zeka. Milyonlarca insan gibi yüzbinlerce şirket de Turkcell’in güçlü altyapısı ve teknolojisiyle çalışıyor. Türkiye’nin dijital yolculuğunda iz bırakan tarihimize baktığımızda gururla görüyoruz ki; teknolojinin olduğu her yerde Turkcell var, her şey Turkcell’le çalışıyor, Turkcell herkesle çalışıyor. Turkcell, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi. Bizim için teknolojinin ve dijital dönüşümün en büyük faydası hem insan refahını artırmak hem de hayatı kolaylaştırmak. Bunun için de öncelikle dijital okur yazarlığı daha da yaygınlaştıracağız. Bu noktada siber güvenlik, bizim için olmazsa olmaz bir odak. Teknoloji şirketi yetkinliğimize entegre şekilde siber güvenlik ve bilgi güvenliği tecrübelerimizi de hem kurumsal hem bireysel müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Bu alanda geliştirdiğimiz yeni teknolojilerle müşterilerimizin artan taleplerine çözümler geliştiriyoruz. Siber ortamda ortaya çıkan tehditleri belirliyor, muhtemel saldırı ve olayların etkilerinin azaltılması ve ortadan kaldırılmasına yönelik önlemler geliştirerek, ilgili aktörlerle paylaşılması için ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleri yapıyoruz. Vatandaşlarımıza teknolojinin imkanlarıyla sadece kesintisiz bağlantı değil, aynı zamanda güvenli bağlantı sağlamaya devam edeceğiz. Verinin güvenliği bizim için artık en az sınırlarımızın güvenliği kadar önemli ve öncelikli” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük ve en kaliteli veri merkezi işletmecisi konumundayız”
Ali Taha Koç, “Bugün, veri merkezlerimizde Turkcell dışında yaklaşık 4 bin yerli ve yabancı şirket ve kuruma bulut ve veri barındırma hizmeti veriyoruz” dedi. Koç, Türkiye’yi dünyanın en önde gelen veri ve bulut teknolojileri üssü haline getirme amacı doğrultusunda 2021 yılında Avrupa Veri Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdikleri hatırlatarak, “Avrupa Veri Merkezi’yle birlikte bu alanda bugüne kadar yaptığımız yatırımlar 2,5 milyar TL’yi aştı. Güvenilirliği uluslararası sertifikalarla kanıtlanmış Turkcell veri merkezlerinde sunduğumuz ihtiyaca uygun çözümler ile kurumlar ve şirketler IT altyapılarını güvenle saklayabiliyor. Verinin üretilmesinden depolanmasına, kurumsal entegrasyonundan veri güvenliğine kadar uçtan uca hizmet sunuyoruz. Ülkemizdeki bireylerin ve kurumların yanı sıra birçok global şirket de veri merkezi eksenli hizmetlerimizi ve bulut çözümlerimizi kullanıyor. Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezimiz var. Aklınıza gelen pek çok banka, e-ticaret siteleri, enerji şirketleri, alternatif operatörler bizim müşterimiz. Tier-3 Tasarım, Tesis ve Operasyonel Sürdürülebilirlik alanlarında uluslararası sertifikalara sahip ilk şirketiz. Bu çok değerli. Üç başlıkta da bu seviyede olmak herkesin sağlayamayacağı bir başarı. Ayrıca 9 şiddetine dayanıklı yapılar inşa ettik. Verilerimizi sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz. Bu alana büyük önem veriyoruz. Veri merkezi şirketi kurmayı planlıyoruz. Bu noktada “hyper-scaler” olarak adlandırabileceğimiz, küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedeflediğimizi de söylemek isterim. Benzer şekilde 30 yıldır olduğu gibi bundan sonraki dönemde de iletişim ve teknoloji imkanlarıyla Türkiye’nin verisini korumak ve Türkiye’yi dijitalleştirmek için çalışacağız” dedi.
Koç, şirket olarak hayatın her alanında olduklarını belirterek, “Kurulduğumuz günden bu yana sevinçte ve üzüntüde milyonların buluştuğu bir marka olduk. İşimiz sadece haberleşmeyi sağlamak ya da teknoloji üretmek değil. İçinde bulunduğumuz toplum için katma değer üretecek projeler ortaya koymayı, en az asli iş alanımız kadar önemsiyoruz. Teknolojinin fırsat eşitleyici gücü ile toplumun her kesiminin potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için uygun ortamı oluştururken bilgiye eşit erişim imkanı sağlıyoruz. Turkcell, 30 yıllık tarihi boyunca Kardelenler, Van İçin Türkiye Kumbarası, Engelsiz Eğitim, Geleceği Yazan Kadınlar gibi çok ses getiren projelerle kritik süreçlerde toplumun farklı kesimlerinden milyonlarca vatandaşımızın yanında oldu. Afet bölgesindeki yaraları yerinde sarmak için ‘Gönül Bağı Projeleri’ni hayata geçirdik. Afetzede vatandaşlarımız ve onların bölge dışında eğitim gören birinci derece yakınları için ‘İstihdam Seferberliği’ başlattık. Bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da hayatın her alanında Turkcell olacak. Biz Türkiye için dijital operatör olmanın çok ötesindeyiz” diyerek sözlerini noktaladı. – İSTANBUL
]]>Dijital Mecralar Platfomu AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman başkanlığında toplandı. Toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden de temsilciler katıldı.
“Tu¨rkiye’miz ic¸in tarihi gu¨nlerden bir tanesi”
Komisyon Başkanı Hüseyin Yayman şunları söyledi:
“Bugu¨n Tu¨rkiye’miz ic¸in tarihi gu¨nlerden bir tanesidir. Dijital du¨nyada c¸ok o¨nemli konu bas¸lıklarından bir tanesi olan dijital telif konusuyla ilgili c¸ok degˆerli Google temsilcilerini Komisyonumuzda misafir ediyoruz. Bugu¨n dijital du¨nyada o¨zellikle medya sekto¨ru¨nu¨n, basın-yayın kurulus¸larının u¨zerinde c¸ok ısrarla durdukları dijital telif meselesini ele alacagˆız. Daha o¨nce biz tarafları dinlemek suretiyle, uzmanları dinlemek suretiyle bu konunun genel bir c¸erc¸evesini c¸izmeye c¸alıs¸tık. Bugu¨n de bu networkün, bu yo¨netis¸im masasının o¨nemli paydas¸larından ve taraflarından bir tanesi Google’ı ilk defa bu du¨zeyde, Tu¨rkiye’de dinlemis¸ olacagˆız. Dijital telif konusu hepimizin c¸ok o¨nemsedigˆi ve Tu¨rkiye’de basın-yayın sekto¨ru¨nu¨n, basın emekc¸ilerinin emek istismarının, emek hırsızlıgˆının o¨nu¨ne gec¸ilmesi ve gerc¸ekten gerc¸ek anlamda bir basın-yayın faaliyetinin gerc¸ekles¸mesi ic¸in atılması gereken adımlar noktasındaki taleplerinden bir tanesidir.
“Maalesef biz dijitalles¸meyi değil sosyal medyanın yıkıcı etkisini konuşuyoruz”
Gu¨nu¨mu¨z du¨nyasında maalesef biz dijitalles¸meyi, yapay zekayı konus¸mak yerine sosyal medya paylas¸ımlarını ve sosyal medyanın yıkıcı etkisini konus¸maktayız. Gerc¸ekten yapay zekayı daha fazla konus¸mamız gerekiyor. Bu konuda Meclisimizde de bir aras¸tırma komisyonu kurulmasıyla ilgili c¸alıs¸malar var, biz bunu c¸ok o¨nemsiyoruz ve o¨nu¨mu¨zdeki gu¨nlerde bu konuyla ilgili daha o¨nemli adımların atılacagˆı kanaatindeyim. Ayrıca biz de Dijital Mecralar Komisyonu olarak bu yaz do¨neminde daha yogˆun c¸alıs¸mak suretiyle Tu¨rkiye’nin bir dijital degˆerler haritasını c¸ıkarmak ve dijital du¨nyanın bir anlamda nedenlerini, nic¸inlerini, nasıllarını ortaya koymak ve bu konuda bir c¸erc¸eve c¸izmek istiyoruz. Dijitalles¸me meselesi sadece kamu yo¨netimlerinin birtakım kamu politikaları belirlemek suretiyle yo¨netecekleri bir alan degˆildir. Muhakkak, dijital mecraların kendi toplum so¨zles¸melerini, kendi anayasalarını bireyle, toplumla ve devletle yapması gerekmektedir. Biz buna topluluk kuralları diyoruz, topluluk kurallarının yeniden belirlenmesi gerekiyor.”
“Türkiye’de ofisimiz var, çalışanlarımız var”
Google Hükümetle İlişkiler ve Kamu Politikası Birimi Başkanı Tolga Sobacı ise şunları söyledi:
“Google olarak misyonumuz du¨nyadaki bilgileri du¨zenleyerek herkesin eris¸ebilecegˆi ve yararlanabilecegˆi haale getirmektir. Bu misyon tu¨m u¨ru¨nlerimizin ve hizmetlerimizin de temelini olus¸turmaktadır. Misyonumuz dogˆrultusunda insanların hayatını kolaylas¸tırmanın ve iyiles¸tirmenin yanı sıra teknolojiyi fayda sagˆlamak ic¸in gelis¸tirmenin o¨nemine inanıyoruz. Google Reklamcılık Pazarlama ve Limited S¸irketi u¨lkemizde 2006 yılında kuruldu. O do¨nem yerles¸ik ofisimizin kurulus¸u basında da c¸ok yer almıs¸tı ama biz yine bu vesileyle tazelemek isteriz. Biz yerles¸ik olarak buradayız c¸u¨nku¨ birc¸ok toplantılarda bize soruluyor ‘burada mısınız’, ‘Tu¨rkiye’de ofisiniz var mı’, ‘bir c¸alıs¸anınız var mı?’ Evet, buradayız ve c¸alıs¸anlarımız da var. En son buraya gelis¸imizin u¨c¸ yıl o¨nce 15’inci yılımızı kutluyorduk, bugu¨n de 18 yıldır yerles¸ik ofisimizden hız kesmeden c¸alıs¸ıyor olmanın gururunu yas¸ıyoruz. 2023 yılı sonu itibarıyla Tu¨rkiye’de 100’den fazla c¸alıs¸anımız bulunmakta.”
“Çagˆa ayak uyduran genc¸lerin yetis¸mesine c¸ok o¨nem veriyoruz”
Google Hükümetle İlişkiler ve Kamu Politikası Müdürü Duygu Yücesoy, şöyle konuştu:
“18 yıllık yolculugˆumuzda yaptıgˆımız katkıyı kategorilendirmek c¸ok zor olsa da dijitalles¸me, egˆitim ve giris¸imcilik ve ku¨ltu¨r mirasımızın tanıtılması alanlarına odaklanmanın c¸ok daha faydalı olacagˆını du¨s¸u¨ndu¨k. Cumhurbas¸kanlıgˆımızın Dijital Do¨nu¨s¸u¨m Ofisi olsun Sanayi ve Teknoloji Bakanlıgˆımız, Ticaret Bakanlıgˆımız, Ku¨ltu¨r ve Turizm Bakanlıgˆımız olsun c¸ok farklı paydas¸larla bu is¸ birligˆi programlarına devam etmekteyiz. Burada belki KOBI·’lerimize o¨zel bir o¨nem atfetmekte fayda var, o¨zellikle zorlayıcı ekonomik kos¸ullarda ekonomimizin bel kemigˆini olus¸turan KOBI·’lerin ayakta durması c¸ok daha kritik hale geliyor ve biz zamanında 12 milyon dolarlık bir destekle TESK’e hibe olsun, KOBI·’lerimize kredi destegˆi olsun, bundan ayrı olarak bakanlıklarımıza reklam kredisi destegˆi olsun 12 milyon dolarlık bir katkıda bulunduk. Bunun haricinde dijital c¸agˆa ayak uyduran genc¸lerin yetis¸mesine c¸ok o¨nem veriyoruz, bu hem giris¸imcilik alanında hem de egˆitim alanında gec¸erli.”
“Tıklanmadıgˆı su¨rece herhangi bir s¸ekilde bir u¨cret alınmıyor”
Telif Hakları Uzmanı Adrienn Timar şunları söyledi:
“Haberler konusuna baktıgˆımız zaman, bir de ‘Haberler’ sekmemiz var. ‘Haberler’ sekmesinden bahsetmek gerekirse, burada bir kullanıcının yapmıs¸ oldugˆu sorguya cevaben haber sonuc¸larını filtrelemesi amacıyla kullandıgˆımız, ayırmak u¨zere kullandıgˆımız o¨zel bir filtre. Dolayısıyla burada gu¨ncel haberlere o¨ncelik verilebiliyor ve bo¨ylece, aynı zamanda, kullanıcı yapmıs¸ oldugˆu sorguyla alakalı habere daha rahat ulas¸abiliyor. Kısaca, reklamlardan da bu slayt c¸erc¸evesinde bahsetmek isterim, burada o¨zellikle Google’ın nasıl gelir elde ettigˆine dair o¨rneklerden bir tanesi bu c¸u¨nku¨. Bu c¸erc¸evede, haberlerin yanında go¨sterilen reklamlara baktıgˆımız zaman bunlar arama sonuc¸larına go¨re go¨steriliyor ve aynı zamanda tıklama sonucunda u¨cret elde ediliyor bunlardan. Dolayısıyla, ilgili kullanıcı burada kars¸ısına c¸ıkan reklamı tıklayacak kadar ilginc¸ ve kullanıs¸lı bulursa egˆer o zaman, o takdirde Google u¨cret alıyor; aksi takdirde, tıklanmadıgˆı su¨rece herhangi bir s¸ekilde bir u¨cret alınmıyor.”
“Olumlu olacak bir yaklaşım içinde bulunmaya hazırız”
Sunumların ‘dijital telif’ bağlamının eksikliğine vurgu yapan Komisyon Başkanı Yayman, “Google olarak dijital telife dair fikirleriniz nelerdir? Türkiye sizden umutlu bir yaklaşım bekliyor” dedi. Google yetkilerinden Duygu Yücesoy ise, “Her ülkenin habercilik ekosistemi çok farklı. Bizler iki taraf için de olumlu olacak bir yaklaşım içinde bulunmaya hazırız” ifadelerine yer verdi.
Bir önceki komisyon toplantısında gelir ve vergi miktarının açıklanmamasına tepki gösterilen Google için benzer konular yeniden gündeme geldi. Google yetkililerinden Tolga Sobacı, “Vergi miktarını açıklayamıyoruz ama vergi mükellefi olarak ödeme yaptığımızı söyleyebiliriz. Ticari sır niteliğindeki bilgilerimizi maalesef açıklayamıyoruz. Herhangi bir Türkiye şirketinin tabi olduğu bütün gerekliliklere tabiyiz. Amerika’da da bu şekilde” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan ise şirketin Amerika’da halka açık bir şirket olduğunu vurgulayarak, “İnsanlar bilmeden yatırım yapıyor, hisse senedi alıyor yani” ifadelerini kullandı.
“Tu¨rkiye’de haber sayfalarına yılda 10 milyar tıklama sagˆlanıyor”
Duygu Yücesoy, “Aslında burada birkac¸ rakam paylas¸mak istiyorum c¸u¨nku¨ bagˆımsız bir kurulus¸ tarafından o¨zellikle de global anlamda yapılan bir aras¸tırmanın Tu¨rkiye’deki verileri de paylas¸ıldı. Tu¨rkiye’de haber web sayfalarına yılda 10 milyar tıklama sagˆlanıyor, bu 2023 rakamı. Habercilerimiz ic¸in bunun yarattıgˆı da bir ekonomik degˆer var, bu degˆer de 2 milyon dolardan fazla. Yani gerc¸ekten burada ciddi bir degˆer yaratımı so¨z konusu ve ku¨resel rakamlara baktıgˆımızda, u¨lkemizdeki rakamlar da oldukc¸a iyi go¨ru¨nu¨yor” ifadelerine yer verdi.
Komisyon, milletvekillerinin Google temsilcilerine soruları ile devam ediyor.
]]>(ANKARA)- TBMM, dokuz günlük bayram tatilinin ardından mesaiye başladı. Yarın Dijital Mecralar Platformu Komisyonu, dijital telif gündemi ile yeniden toplanacak. Komisyonda, Google Bilgi Teknolojileri Limited Şirketi sunum yapacak.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, Demirören ve Turkuvaz medya grupları ile Anadolu Ajansı’nın da aralarında olduğu bazı yayıncı kuruluşların da desteklediği “dijital telif düzenlemesi” gündemiyle dört kez toplandı. Önceki toplantılarda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu başta olmak üzere Rekabet Kurumu adına Selçuk Yılmaz ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Erkin Yılmaz da sunum yapmıştı. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği toplantılarda muhalefetin telif yasasına ilişkin en büyük itirazı, yasanın bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaması, büyük yayıncı şirketleri korurken küçük şirketlerin ve burada çalışan basın emekçilerinin haklarının yasa ile güvence altına alınmaması oldu.
“Eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden yaparsak bir şey yapmış sayılmayız”
Dijital Mecralar Platfomu yarın AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman başkanlığında toplanacak. Yayman geçtiğimiz ay düzenlenen toplantıda dijital telif meselesinin önemine dikkat çekerek, “Dijital telif konusunun ana fikri şu; haberin bir fikir ve sanat eseri sayılması noktasında bir talep var. Bu talebi komisyonumuz değerlendirecek ve bu konuda bir müzakere yapacağız. Ben de doğrusu, haberin ve içeriğinin bir telif sayılması gerektiğini düşünüyorum çünkü Avrupa örneklerine bakıldığında, Kıta Avrupası örneklerine de bakıldığında, Anglosakson örneklerine bakıldığında, burada haberin bir telif konusu edildiğini görüyoruz” ifadelerine yer vermişti.
Böyle bir sistemin Türkiye’de düzgün bir şekilde işlemesi için, “fikri üreten emekçinin de patronun da örgütlü olması lazım” diyen CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Patronun örgütlü olması gerekiyor, tekellerinin kırılmış olması gerekiyor. Şimdi biz bu düzenlemeyi yapacağız ama yapay zekayla ilgili herhangi bir yasal düzenlememiz yok. Rekabet Kurulu’na soruyorum; ‘Google’a kaçta kaç oranında ceza kesiyorsunuz’ diyorum, yanıt yok. Sinema konusunda 2019 yılında bir düzenleme yaptınız yapımcıların eline düştünüz. Korkunç sonuçlar doğurdu. Bir sürü gelir getirici uygulama için sonunda gidip 5-6 yıl sonra düzenleme yapmak zorunda kaldınız. Biz orada aklı arıyorsak, tekelleri yok edeceğiz, yeni tekeller yaratmayacağız. ‘Bazı arkadaşları paaraya ihtiyacı var, bizim gruplar paraya doysun, Google’dan da biraz para gelsin, bir kurum oluşturalım bu kurum da yemlik olarak onlara göndersin’ derseniz ben buna karşıyım. Avrupa Birliği’nin yapay zeka ilgili getirdiği kuralları yasalaştırmadan, biz çalışanların örgütlü hakkını savunmadan, bu sektörde üretenin, fikri eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden bu düzenlemeleri yaparsak bir şey yapmış sayılmayız.”
Özkan, “Telif hakları konusu özgürlük alanlarımızı daraltan, iş ilişkilerini değiştiren bir şey. Yarın medya patronu sana maaş vermiyorum, Google’dan gelecek olan paranın da dörtte birini alacağım derse ne yapacağız” sorularını yönelterek bu düzenlemede Türkiye’nin ekonomik ve sosyal koşullarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamıştı.
“Yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk ise, gelişmiş ülkelerden örneklerle konunun tartışıldığını öte yandan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu durumun dezavantaj yaratabileceğine dikkat çekmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu hakların korunması oldukça önemli. Bu korunma aynı zamanda içeriklerin mecralarda çoğaltılarak içinin boşaltılmasını da engelleyen bir durumu var. Günümüzde özellikle dijital içerikler söz konusu olduğunda çok sıkı bir denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara da yol açabiliyor. Gelişen ve gelişmekte olan ülkeler arasında dijital uçurum var. Sıkı denetim gelişmekte olan ülkeler açısından dezavantaj olabiliyor. Kısacası çift yönlü düşünülmesi gereken bir konu var burada. Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor.”
Google yetkilileri komisyona katılacak
Google başta olmak üzere pek çok dijital platformun Türkiye’deki yayıncılara ödeme yapmaması hatta X ve Tiktok gibi şirketlerin uzun bir süre Türkiye’de temsilcilik dahi açmaması komisyon toplantılarında sık sık gündeme geldi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, X’in temsilci atamasına ilişkin, “Geçmişte bir temsilcilikleri vardı. Ancak hiçbir yaptırımımızı uygulamaya yeterli değildi. Şimdi 100 milyon liralık bir şirket kurdular. Dolayısıyla bizim dediklerimizi artık uygulamak durumundalar, ciddi bir sermayeleri var. İnşallah bu komisyona da temsilicilerini getiririz, notumuzu aldık” demişti.
Önceki komisyon toplantısına katılan Rekabet Kurumu Denetim ve Uygulama Dairesi Başkan Yardımcısı Selçuk Yılmaz, Google’a Rekabet Kurumunun ceza kestiğini ancak miktarın kazancının kaçta kaçı olduğunu ‘ticari sır’ gerekçesi ile açıklayamayağını söylemişti. Bunun üzerine ise CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, “Rekabet Kurumu Google’la ilgili bir soruşturma açtı mı ya da bir kaç soruşturma açtı mı? Bu soruşturmaların sonucu ne oldu?’ sorusunu yöneltmiş Yılmaz, “Rekabet Kurumu şu ana kadar Google’la ilgili 4 tane soruşturma açtı ve bunlar nihai karara bağlandı. 2018 yılında 196 milyon, 296 milyon olmak üzere soruşturmalarda farklı cezalar uygulandı” yanıtını vermişti.
Cezaların Google’ın Türkiye’deki kazançları üzerinden kesildiğini belirten Yılmaz, Google’ın Türkiye’de kazandığı toplam geliri ise ‘ticari sır’ olduğu gerekçesiyle açıklamadı. Bunun üzerine Özkan, “Google soruyoruz, Google söylemiyor; size soruyoruz siz söylemiyorsunuz” diyerek komisyonda şeffaflık çağrısında bulunmuştu.
Henüz komisyona sunulmuş bir taslak metin ise bulunmamakta.
]]>Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Engin Aksoy, yeni mali yılı sonuçlarını değerlendirirken, şirket olarak iş birliklerini ve dijitalleşme alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
“Türkiye’nin ve sektörümüzün geleceğine duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ediyoruz “
Yeni mali yıl sonuçlarını değerlendiren Engin Aksoy, “Şirket olarak, Türkiye’nin ve sektörümüzün geleceğine duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ediyoruz. Nisan 2023 – Mart 2024 arası dönemi kapsayan mali yıl sonuçlarına göre, servis gelirlerimiz 48,5 milyar TL; Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kar’ımız 17,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Mobil abone sayımız 25,3 milyona, sabit genişbant abone sayımız 1,4 milyona ulaştı. Faturalı abone sayımız ise 19,8 milyona yükseldi. Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız 16,9 milyon olurken, bu müşterilerimizin aylık toplam etkileşimi 404 milyona ulaştı. Mali yılımızda müşterilerimizin toplam mobil data kullanımı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20,1 artışla 4 bin 902 petabyte’a yükseldi.
Bu dönemde dijital servisler alanında da gelişmeye devam ettik. Her Şey Yanımda online alışveriş platformumuzun ziyaret edilme sayısı 190 milyona yaklaştı. Yeni nesil mobil finans çözümümüz Vodafone Pay’in ürünlerini kullanan toplam kullanıcı sayısı ise 5,5 milyona ulaştı. Bine yakın farklı işlem yapabilen kişisel dijital asistanımız TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısı 10 milyona, aylık sohbet sayısı ise 39 milyona yükseldi” dedi.
“OSB Dijital Dönüşüm Programı kapsamında 2 bin dijital elçi yetiştirdik”
OSB Dijital Dönüşüm Programı’na değinen Aksoy, “Vodafone Business olarak OSB’leri, şirket yöneticilerini ve çalışanların dijital bilgi seviyesini anlamayı, güncel dijital gündem hakkında onları bilgilendirmeyi ve Türkiye’deki OSB’ler genelinde işletmelerin güvenilir danışmanı olmayı hedefliyoruz. Bu hedefle, geçen yıl Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) akademisyenleri ile birlikte ‘OSB Dijital Dönüşüm Programı’nı hayata geçirmiştik. Program kapsamında; ilk senede 1000 dijital elçi yetiştirirken, programın ikinci dönemi de bu yılın ocak ayı itibarıyla yeniden başlatıldı. Üç ay süren bu eğitimlerimizin sonunda ise artı 1000 katılımcıya daha YTÜ akademisyenleri ve OSBÜK tarafından sertifika verilirken, toplamda 2 bin dijital elçi yetiştirmiş olduk.
Bunun yanında bu programın tamamlayıcı bir ayağı olarak gördüğümüz, ‘Sanayide Dönüşüm Buluşmaları’nı hayata geçirdik. OSB’lerin ve işletmelerin, dijital dönüşümü için atılan çok önemli bir adım olarak gördüğümüz bu etkinlik serisi ile işletmelerin dijital dönüşümüne katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz. İlkini Şubat’ta, OSBÜK ev sahipliğinde Konya’da gerçekleştirdiğimiz Sanayide Dönüşüm Buluşmaları’nın ikincisini de Mayıs’ta İstanbul Deri OSB’de yaptık. Bu buluşmalarla amacımız, Anadolu’nun kilit noktalarında bulunan sanayicilerimizle bir araya gelerek, onları yeni teknolojik çözümlerle buluşturmak. Hedefimiz ise rekabet ortamında şirketlerimizin iş yapış süreçlerini dijital çağa uygun hale getirmek ve sanayi şirketlerimizin dijital dönüşümleri için sunduğumuz çözümlerle onların sürdürülebilir ve istikrarlı büyümesine katkı sağlamak” şeklinde konuştu.
“Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi ile ilk fazda, 10 bin işletmenin kendi dijital olgunluk skorlarını ölçümleyeceğini öngörüyoruz”
Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi hakkında bilgi veren Aksoy, “Dijitalleşme çağında işletmelerin, yenilikçi teknolojileri iş yapış şekillerine adapte edebilmesinin büyük önem taşıyor. Bunun için de şirketlerin dijital olgunluk seviyelerinin yüksek olması gerekiyor. Bu noktada KOBİ’lerimizdeki çalışanların dijital farkındalık düzeylerini ölçümleyebilmenin son derece kritik. Bu doğrultuda bizler de Yıldız Teknik Üniversitesi akademisyenleri iş birliği ve OSBÜK’ün desteğiyle imalat sanayi sektöründeki şirketlerin kendi kendilerine dijital olgunluk seviyelerini ölçümleyebilecekleri bilimsel bir test hazırladık. Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi adını verdiğimiz testimizin içerisinde 6 farklı grupta sorular yer alırken; KOBİ segmenti ağırlıklı olmak üzere işletmelerimiz, dijital olgunluk seviyelerini öğrenerek gelişim göstermesi gereken alanlarının röntgenini çekebilecek. Böylece bu şirketlerin hangi alanlarda ilerlemesi gerekiyorsa, Vodafone Business’ın teknoloji adaptasyonu ve inovatif çözümleriyle bu alanlarda fark oluşturabilecekler. Testin sonunda ise işletmelerimiz dijital olgunluk skorları ve o skoru nasıl geliştirebileceklerine dair önerilerin yer alacağı bir rapor görecek.
Artan rekabet ve dijitalleşme çağında dijitalde var olmak adına şirketler için son derece önemli bulguları ve yol haritasını ortaya koyacak olan Sanayide Dijital Yetkinlik Analizi ile ilk fazda, 10 bin işletmenin kendi dijital olgunluk skorlarını ölçümleyeceğini öngörüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Vodafone Grubu 175 ülkede 175 milyondan fazla nesneyi birbirine bağlıyor”
Bulut ve IoT alanında yapılan yatırımlara vurgu yapan Aksoy, “Dijitalleşme yolculuğunda bulut teknolojileri en önemli odak noktalarımızdan birisi. İş ortaklarımız uzaktan çalışma ve yönetme, iş sürekliliğini sağlama ve verileri daima güvende tutma gibi son dönemde ön plana çıkan tüm kurumsal ihtiyaçlarını Vodafone Veri Merkezi portföyündeki Veri Merkezi & Bulut çözümleriyle karşılayabiliyor. Değişik lokasyonlardaki sunucuları tek bir çatı altında toplayan Sanal Sunucu hizmetimiz, işletmelere ait bilgileri, uygulamaları ve IT bileşenlerini Vodafone Veri Merkezi’nde bulunan sunuculardan oluşan yedekli bulut altyapısı üzerinde, birbirinden bağımsız ve izole olarak barındırmasını sağlıyor. Halihazırda toplam beş veri merkezimiz; özel ve güvenlikli server’larımızla bulut alanında Vodafone Business olarak biz de işletmelerimize hizmet sağlıyoruz.
Bununla beraber Edgnex Data Centres By DAMAC’la, İzmir’de yeni bir veri merkezi kurmak için güçlerimizi birleştirdik. Yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla kurulacak bu veri merkezimiz, 6 megawatt kapasiteye kadar ulaşarak Vodafone’un Ege Bölgesi’ndeki en büyük kapasiteli veri merkezlerinden biri olacak. Yeni merkezle birlikte Vodafone’un Türkiye’nin büyükşehirlerinde bulunan veri merkezlerinin sayısı altıya, beyaz alan büyüklüğü ise 13 bin 500 metrekareye kadar ulaşacak.
Yine bu yılın başında Vodafone Grubu, Microsoft ile 10 yıllık büyük bir stratejik ortaklığını duyurmuştu. Bu iş birliği kapsamında Avrupa ve Afrika’da 300 milyondan fazla işletme, kamu sektörü kuruluşu ve tüketici için dijital hizmetleri dönüştürmeyi amaçlanıyor. Grubumuz ayrıca önümüzdeki 10 yıl içinde Microsoft ile birlikte geliştirilen ve Vodafone’un bağlantı hizmetlerini de kullanacak olan bulut ve yapay zeka hizmetlerine de 1,5 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.
Vodafone Grubu bugün 175 ülkede 175 milyondan fazla nesneyi birbirine bağlayarak dünyanın en büyük IoT hizmet sağlayıcısı konumunda yer alan bir teknoloji şirketi konumuna gelmiş bulunuyor. Grubumuzdan aldığımız bu güçle de Vodafone Business olarak kendimizi sadece bir telekom şirketi olarak değil, inovasyonlarıyla işletmelerin tüm teknolojik ihtiyaçlarına yanıt veren bir dijital iş ortağı ve teknoloji danışmanı olarak konumluyoruz” dedi.
Siber güvenliğe dikkat çeken Aksoy, “Vodafone Business olarak müşterilerimizin kritik uygulamalarını kesintisiz ve güvenli, verimli şekilde yönetmeye son derece önem veriyoruz. Şu anda en kritik konuların başında gelen siber güvenlik alanında şirketlerimizi proaktif bir yaklaşımla yönlendiriyoruz. Siber güvenlik çözüm portföyümüzü dört ana aksiyon ekseninde oluşturduk; Ölç, Koru, Algıla ve Cevap Ver Müşterilerimize iş sürekliliği sağlama hedefimiz doğrultusunda da, geçtiğimiz aylarda açılışını yaptığımız Vodafone Türkiye Ankara Merkezi’mizde Siber Güvenlik Operasyon Merkezi’mizi faaliyete geçirdik. 300’den fazla metrik ile sistem takibi yapabildiğimiz Siber Güvenlik Operasyon Merkezleri’mizde, işletmelerdeki siber olayların izlemesini, raporlamasını ve şüpheli olaylara anında müdahale edilmesini 7/24 sağlamamızın yanı sıra, şirketlere siber güvenlik altyapılarının oluşturulması ve geliştirilmesi konusunda proje bazlı çözümler sunuyoruz. SoC ekiplerimiz, oluşan olayların hızlı bir şekilde analiz edilmesine ve işletmelerin kayıplarının en aza indirmesine, sömürülen güvenlik açıklarının azaltılmasına ve gelecekteki saldırılara karşı önlem alınmasına yardımcı oluyor” diye konuştu.
“Türkiye’de toplamda 1 milyondan fazla araca Acil Çağrı Sistemi servisi sağlıyoruz”
Engin Aksoy sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün tüm sektörlerin odağında dijitalleşme ve IoT teknolojilerinin bulunuyor. Otomotiv sektörü de bu alanda en fazla atılım yapan sektörlerin başında geliyor. IoT, yapay zeka, sensörler ve diğer iletişim protokollerini entegre ederek araçlar arası ve çevresel etkileşimi mümkün kılan teknolojilerden olan bağlantılı araçlar ise sürücü güvenliğini artırmak ve kullanıcı deneyimini geliştirerek kolaylaştırmanın yanında, araç içi verilerin anlık alınması, yazılım güncellemelerinin uzaktan yapılabilmesi de günümüzün en inovatif teknolojilerinden.
Bizler de Vodafone Business olarak tam da bu noktada şu anda 37 farklı otomobil markasına Türkiye’de toplamda 1 milyondan fazla araca Acil Çağrı Sistemi (e-Call) servisi sağlıyoruz. Bunun yanında 300 binden fazla araçta e-SIM çözümü sunarken, 35 binden fazla araçta ise sahip olduğumuz altyapımız sayesinde Bağlantılı Araç (Connected Car) çözümümüzle sürücülerin ve yolcuların sürüş deneyimlerine yepyeni bir soluk getiriyoruz. Vodafone Business olarak işletmelerin dijitalleşmesine liderlik ederken, önümüzdeki dönemde özellikle bu alandaki yatırım payımızın daha da artacağını belirtebilirim.” – İSTANBUL
]]>Üsküdar’daki Enstitü Sosyal merkezinde düzenlenen basın toplantısında, araştırmacı sosyolog Nursen Tekgöz tarafından açıklanan raporun, İstanbul’un 11 ilçesinde, 16 aileden 48 kişiyle görüşülerek ortaya çıkarıldığı belirtildi.
Görüşmelerin anne, baba ve 13 ile 25 yaş aralığındaki çocuk ile ailenin evinde, aynı gün ve saatlerde yapıldığı aktarıldı.
Farklı sosyoekonomik seviyelerden ailelerle yapılan araştırma, sosyoekonomik seviye düştükçe ve ebeveynlerin eğitim seviyesi azaldıkça dijitalleşmenin risklerine dair farkındalığın da azaldığını ortaya koydu.
Araştırma raporuna göre, aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın önemli ölçüde azaldığı, genellikle geç saatlere kadar çevrim içi olarak iş veya eğitimlerini sürdürdükleri, sosyal medyayı da çoğunlukla akşam saatlerinde kullandıkları kaydedildi.
Ebeveynlerin, genellikle çocuklarına kıyasla dijital dünyanın olumlu ve olumsuz yönleri konusunda daha az farkındalığa sahip olduğu aktarılan raporda, ebeveynlerin başta Facebook, Instagram ve WhatsApp durum özellikleri başta olmak üzere sosyal medyayı aktif bir “paylaşım” mecrası olarak kullandıkları tespitine yer verildi.
Raporda kendi dijital deneyimlerinin yoğunluğunu göz ardı eden ebeveynlerin dijitalleşmeyi çocuklara ait bir sorun alanı olarak değerlendirdikleri, bu durumun, çocukların da ebeveynlerinin rollerinin gereklerini yerine getirmedikleri yönünde şikayet etmelerine yol açtığı belirtildi.
“Ebeveynler içerik denetiminden ziyade süre denetimini tercih ediyor”
Ebeveynlerin, aktif bilgi iletişim teknolojilerinin kullanıcıları olmanın yanı sıra içerikler konusunda çocukları kadar bilgiye sahip olmadıkları vurgulanan raporda, bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına yönelik kontrollerinin genellikle içerik odaklı değil süre odaklı olduğunun görüldüğü kaydedildi.
Katılımcıların tümü tarafından hem TV hem de dijital platformlardaki içeriklerin “aile ile izlenebilecek” şekilde üretilmediğinin dile getirildiği aktarılan raporda, içeriklerde özellikle cinsellik, şiddet, geleneksel normlara aykırı davranışlar ve aile içi ilişkilerin negatif yönlerine daha fazla odaklanıldığından ebeveynlerle çocukların birlikte içerik tüketmesinin sınırlandığı, bu durumun da evde bireyselleşmeyi ve yalnızlaşmayı artırdığı belirtildi.
“Çocuklar sosyal medyada pasif, oyun oynama ve dizi izlemede aktif”
Bilgi ve teknoloji araçlarının kullanımında anne-babalar ile çocukların aktif olduğu alanların farklılık gösterdiği vurgulanan raporda, çocukların sosyal medyada anonim olarak aktif oldukları ancak paylaşım yapmadıkları, genel itibarıyla “takip eden” konumunda kaldıkları aktarıldı.
Raporda, televizyonun ebeveynler, telefonun gençler, tabletin ise daha çok küçük çocuklar tarafından kullanıldığı, televizyon izlenme oranlarının sosyoekonomik gelir düzeyi düşük hanelerde daha yoğun olduğu belirtildi.
Dijital cihazlara ve sabit internet erişimine sahip olmayan hanelerde yaşayan çocuklar açısından eğitime erişim noktasında bir eşitsizliğin ortaya çıktığı, söz konusu durumun eğitimde dijitalleşmenin artışıyla daha da perçinlendiği kaydedildi.
“Fiziki olarak aynı evde olsalar da zihnen orada değiller”
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan da araştırmada elde ettikleri temel bulguya göre ailelerin dijital kullanım konusunda ciddi anlamda çocuklarından yana çaresiz olduklarını söyledi.
Ancak yetişkinlerin dijital davranışlarında da ciddi problemler olduğunu dile getiren Armağan, dijital kullanım konusunda ebeveynlerin otoritesinin çocuklar karşısında ciddi anlamda sarsıldığını kaydetti.
Armağan, anne-babalarının kendileri kadar iyi dijital araç kullanamamasının, çocukların ebeveynlerini birer rehber olarak belirleme konusunda daha çekingen davranmalarına yol açtığını belirtti.
Yetişkinler ile çocukların bağının birbirinden koptuğu bir sürecin yaşandığına dikkati çeken Armağan, “Aslında aynı evdeler, herkes bir arada ama fiziki olarak evde olsalar da zihnen orada değiller. Yetişkinler televizyon, çocuklar telefon veya bilgisayar ekranlarında.” ifadesini kullandı.
Armağan, araştırmadan elde edilen bulgulardan yola çıkarak yapılması gerekenlere ilişkin şu tespitleri dile getirdi:
“Temelde bizim dijitalleşmeye ilişkin kurumsal politikalarımızı, Avrupa’nın ya da Batı’nın belirlediği kıstaslara göre değil de biraz daha kendi sosyolojik ve kültürel özelliklerimize göre düzenlememiz gerekiyor. Avrupa veya Amerika’da toplum teknolojiyle ilgili bir süreçten geçti. Biz çok hızlı bir şekilde interneti elimize aldık. Bununla ilişkilerimizi düzenleyebileceğimiz vakit olmadı. O yüzden eğer Batı veya Avrupa ülkeleri sosyal medya kullanımı için 13 diyorsa bence biz o yaşı 18’e çıkarmalıyız. Bana kalırsa 18 yaş altında hiçbir çocuğun sosyal medya kullanımına izin verilmemesi gerekiyor.”
Yetişkinlerde dijital okur yazarlık konusuna vurgu yapan Armağan, “Çocuklarının karşısında bu konudaki bilgisizliklerinden dolayı otoritesini kaybeden bir yetişkin kitle var. O otoriteyi yeniden inşa edebilmek için dijital okur yazarlıkların artırılması gerekiyor. Yoksa o nesiller arasındaki uçurum çok daha büyüyecek. Bunu yapabilen ebeveynler aile bağlarını yeniden güçlü kurabilirler. Yapamayanlar için riskli bir durum söz konusu.” dedi.
“Sofralar hala kutsal”
Araştırmanın danışmanı Prof. Dr. Hatice Ferhan Odabaşı, AA muhabirine, elde ettikleri bulguların kendilerini bazı yerlerde mutlu, bazı yerlerde ise tedirgin ettiğini söyledi.
Odabaşı, “Aile üyeleri maalesef hepinizin tahmin edebileceği gibi dijitalleşme sonucunda birbirlerine ayırdıkları zamanı kaybediyor. Benim için en önemli bulgulardan biri bu. Birbirlerine gösterdikleri özen, zaman, rol paylaşımı, sorumluluk paylaşımı, bunların hepsinde dijitalleşmeye bağlı olarak bir azalma görüyoruz.” dedi.
Araştırma sonucunda ailede hala önem verilen bazı değerlerin ise devam ettiğinin görüldüğünü aktaran Odabaşı, şunları kaydetti:
“Mesela soframız hala kutsal. Yani yemek masasına kimse cep telefonunu getirmiyor. Yemek zamanı herkes için hala özel. Bir diğeri de yüz yüze görüşmek. Yüz yüze olmak hala tercih edilen bir durum. Ailelerin bu davranışı göstermesi çok güzel. Öte yandan endişeler de bizim için çok değerli. Ailenin endişe duyması, bu konuda belli bir farkındalığının olduğunu gösteriyor. Yani bir sorun var, bunun farkında. Fakat aile bizden bir yol gösterme bekliyor.”
Odabaşı, dijital araç kullanımına ilişkin de “Yaptığımız görüşmelerde çocukların dijital araç kullanımlarının daha bilinçli olduğunu gördük. Örneğin sosyal medyada fazla aktif rol almıyorlar, izleyici konumundalar. Bu, akıllı bir sosyal medya kullanımı.” dedi.
]]>Avrupa Birliği Erasmus+ Yetişkin Eğitimi Programı kapsamında finans desteği alan projede Melikgazi Belediyesi, Litvanya Druskininkai Belediyesi ile ortak çalışmalar gerçekleştirdi. Projede belediyelerin dijital hizmetlerinin arttırılması ile vatandaşların dijital belediyecilik hizmetlerinden daha fazla istifade etmesi hedeflenerek bu yolla insan hareketliliğinin ve dolayısıyla araç kullanımının önüne geçilmesi öngörüldü. Projenin hedeflerine ulaşması adına Melikgazi Belediyesinde ve Litvanya Druskininkai Belediyesi’nde geniş kapsamlı çalıştaylar düzenlendi. 2024 yılı ilk aylarında Litvanya ve Türkiye’de gerçekleştirilen ve her iki belediyenin 15’er kişilik teknik personelinin katıldığı çalıştaylarda, özgün fikirler ortaya konarak belediyelerin dijital hizmet yelpazesinin genişletilmesi ve bu hizmetleri kullanacak kişi sayısının arttırılması için yöntem ve projeler ortaya kondu. ‘Dijital Vatandaşlık’ konusuna da değinilen projede, yetişkinlerin dijital belediyecilik hizmetlerini daha fazla kullanabilmeleri adına ‘Eğitim Modülleri’ geliştirildi. Projenin yaygınlaştırılması ve elde edilen sonuçların diğer belediyelerin kullanımına açılması adına Litvanya Druskininkai şehrinde ‘Proje Yaygınlaştırma ve Deneyim Paylaşımı Programı’ çerçevesinde çalışmalar gerçekleştirmek üzere Litvanya’ya giden Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu şu ifadelere yer verdi;
“Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden bir tanesi özellikle alternatif enerji kaynakları, geri dönüşüm ve dijitalleşme olarak son günlerde akıllı kent adı altında toplanmakta. Biz de Melikgazi Belediyesi olarak özellikle Avrupa Birliği giriş sürecinde, yeşil üretimin başladığı bir dönemde elimizden geldiğince Avrupa Birliği’nden hem destek almak hem şehrimizi, ilçemizi hazırlamak üzere çalışmalar yürütüyoruz. Bu çerçevede iki farklı Avrupa Birliği projesinden destek aldık. Bir tanesi özellikle güneş enerjisi, alternatif enerji kaynakları, geri dönüşümle ilgili yaklaşık 5 milyonu geçkin bir hibe desteğini belediyemiz aldı. Bu çerçevede elektrikli geri dönüşüm aracı satın aldık. Elektrikli şarj istasyonu kurduk ve özellikle sulama suyuyla ilgili de güneş enerjisi santrali kurma imkanımız oldu. İkinci projemiz yine Litvanya ile gerçekleştirdiğimiz ulusal ajans tarafından 98 proje arasından ilk 6’ya giren ‘Dijital Eğitim ve Belediyecilik’ ile ilgili güzel bir proje. Bunun da inşallah sonuçlanmasıyla birlikte belediyemizin hem tasarruf sağlaması hem sıfır atık konusunda ve diğer konularda daha önce çıkması ve diğer belediyelere örnek olması mümkün hale gelecek. Bu çerçevede Litvanya heyetlerini biz Kayseri’de, belediyemizde ağırladık. Şimdi de kapanış toplantısını yapmak üzere Litvanya’da iki farklı belediyeyi ziyaret edeceğiz ve projemizin tamamlanmasını sağlamış olacağız. Bu çerçevede belediyemizin bütçesinden herhangi bir gider oluşmamakta, tamamı Avrupa Birliği tarafından fonlanmakta, seyahat giderlerimizden bütün harcamalara kadar. Dolayısıyla belediyemiz bu işten karlı çıkmakta ve diğer belediyelere örnek teşkil edecek çalışmalar yapmakta. İnşallah Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi liderliğinde başlayan sıfır atık projesine en büyük destek Melikgazi Belediyesi’nden gelecek. Zaten şu anda geri dönüşüm konusunda ve tasarruf konusunda yoğun çalışmalarımız, gayretlerimiz var. İnşallah bu çalışmalarımız daha da ileri noktalara gelecek şekilde devam edecek. Hayırlı olsun” dedi. – KAYSERİ
]]>Çakır, Ticaret Bakanlığı koordinasyonu, Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) organizasyonunda, MTSO, Mersin, Tarsus, Çağ ve Toros üniversiteleri işbirliğinde düzenlenen ‘Mersin E-İhracat Zirvesi’ne katıldı. İki gün süren zirvede Ticaret Bakanlığı ile TİM’e bağlı e-ihracat yetkilileri, alanında önde gelen sektör temsilcileri, Türkiye’nin e-ihracat politikaları, devlet destekleri, e-ihracatta gümrükleme işlemleri, e-ihracatın getirdiği fırsatlarla bu alandaki en iyi uygulamalar, dijital pazarlama ve satış stratejileri hakkında sunumlar gerçekleştirdi.
“Tahmin edilemez bir geleceğe hızla ilerliyoruz”
Zirvenin açılışında konuşan MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Mersin’in 175 yıllık ihracat kenti olduğunu hatırlatarak, kentin dış ticaret rakamlarına değindi. Çakır, 2023’te Mersin’in 9.4 milyar dolar ihracatıyla Türkiye’nin 7’inci en büyük ihracat kenti olduğunu söyledi. Sadece Mersin firmaları bazında, kentin toplam dış ticaret hacminin 20 milyar doları aştığını kaydeden Çakır, “Merkezinde Çukurova Bölgesi, Doğu Akdeniz Ekonomi Bölgesi ve dış hinterlandındaki illerle birlikte 70 milyar doları aşan bir dış ticaret bölgesinden bahsediyoruz. Bugün bu rakamlar, küresel ekonomik daralmalar, zorluklar, savaşlar ve ülkelerin korumacılıkları arasında çok da kötü görünmese de çağımızın geldiği sıra dışı dönüşümler noktasında ve gelecek temelinde görünmez bir duvara çarpmak üzereyiz” ifadelerini kullandı.
Dünyanın, merkezinde bilgi ve iletişim teknolojileri, internet ve yapay zeka olan teknolojilerle tahmin edilemez bir geleceğe doğru hızla ilerlediğine işaret eden Çakır, “Konu artık hangi sektörlerde güçlü olduğumuz değil. Artık ana meselemiz, hangi sektör olursa olsun, bu sektörleri yüksek teknolojiye, dijital dünyaya nasıl entegre edeceğimiz olmalıdır” değerlendirmesini yaptı. Dijital dönüşüm sağlanmazsa en güçlü sektörlerin dahi birer birer elden kayacağına dikkat çeken Çakır, “Bundan dolayı kentimizin omurga sektörlerinden dış ticareti ve buna hizmet veren lojistikten, liman işlemlerine, gümrük müşavirliğinden, depoculuğa, paketlemeden, pazarlamaya kadar her alanı yetkin insan kaynağıyla birlikte bütünsel anlamda dijital dünyaya uyumlu hale getirmek zorundayız” diye konuştu.
“Geleceğe geçmişin paradigmalarıyla ulaşamayız”
Bunun bir moda değil zorunluluk olduğunu, hayatta kalabilme konusu olduğunu vurguladığı konuşmasını Çakır şöyle sürdürdü: “Bu gelecek projeksiyonunda, günümüz klasik dış ticaret mantığı eni sonu yok olacak. Geleceğe, geçmişin paradigmalarıyla ulaşamayız. Geleceğe, geleceğin bilgisi ile hazırlanabiliriz. İşte bu önemli zirve, özellikle zirvenin program içeriği, firmalarımızı tam da bu geleceğe hazırlamak, farkındalık oluşturmanın ötesinde, somut bir adım atmalarını sağlamak üzere tasarlanmıştır. ya seyreden ya da işin içinde oyun kurucu olacağız. ya pazar ya da pazarları yönlendiren olacağız. Tüm bunlar dijitalleşme trenini yakalamaya bağlı. Ülkemiz sanayi devrimlerinde birkaç yüzyıl kaybetti. Bu sefer yüzyılların eksiğini kısa sürede telafi edecek bir fırsat var. Bu sefer ıskalamayalım. Devlet olarak da firmalar ya da STK’lar olarak da kaynaklarımızı bu işin ekosisteminin kurulmasına ayırmak zorundayız”
“Geleceğin trend modeli sosyal medya satış yöntemi”
Zirve, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü E-İhracat, Dijital Pazarlama, Davranışsal Kamu Politikaları ve Yeni Nesil Teknolojiler Daire Başkanı Hasan Önal’ın sunumuyla devam etti. ‘E-ihracat politikaları, geleceğin trendleri ve e-ihracat’ konulu sunumunda Önal, ihracatını dijital platforma taşımak isteyenlere çeşitli tavsiyelerde bulundu. Pazar yeri üzerinden yapılan e-ihracat yerine firmalara markalaşıp ürünlerini kendi web sayfaları üzerinden satmaları tavsiyesinde bulunan Önal, “Bu sayede müşteri bilgilerini kendi sayfanızda tutmuş olursunuz. Bunu destekleyecek ikinci kanal sosyal medya satış yöntemi. Geleceğin pazar yeri, trend satış modeli de burası gibi görünüyor” dedi. Teknolojinin ve beraberinde sistemlerin hızla değiştiğine dikkat çeken Önal, web3 ve web4 üzerinde çalışmaların devam ettiğini, web4’ün de hayata geçmesiyle ürünü almadan önce koku ve tadının da duyulabileceğini söyledi. Web5’in ise düşüncelerin interneti olacağını kaydeden Önal, bu sistemin de hiçbir cihaza gerek kalmadan, hiç konuşmadan insanlar arası iletişim kurulmasına olanak tanıyacağını aktardı. – MERSİN
]]>Doç. Dr. Suluk, TBMM Dijital Mecralar Komisyonunca dijital ağların hukuksal ve yönetsel çerçeveye alınmasına yönelik çalışmaları, AA muhabirine değerlendirdi.
Dünyada telif tarihinin 4-5 yüz yıllık bir geçmişi olduğunu kaydeden Suluk, Google, Facebook gibi dijital platformlarla birlikte yeni yeni hukuki sorunların ortaya çıktığını anlattı.
Dijitalleşmeyle birlikte “dijital telif hakları” diye bir kavramın ortaya çıktığını dile getiren Suluk, “Bu artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin de dikkatini çekmeye başladı. Hemen her gün medyada dijital telif haklarıyla ilgili haberler duyuyoruz, okuyoruz. Bunun sebebi eserlerin dijitalleşmesi. Müzik eserleri, sinema eserleri, kitaplar… Bu fikri ürünlere eser diyoruz. Bunların dijitalleşmesine bağlı olarak da telif sorunları ortaya çıkıyor. Bu sorunların yasa koyucu tarafından çözüme kavuşturulması gerekiyor. Son dönemde Avrupa Birliği bu konuda çok fazla hukuki düzenleme yaptı, yapmaya da devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka kanununun Avrupa Birliği’nde (AB) kabul edildiğini anımsatan Suluk, teknolojinin gelişmesiyle birlikte yeni hukuki sorunların çıkabildiğini ve düzenlemelerin devam edeceğini söyledi.
Suluk, haber alma ve verme özgürlüğünün zarar görmemesi için yakın zamana kadar haberin telif dışında tutulduğunu ve yasa koyucuların buna müdahale etmek istemediğini ancak dijitalleşmesiyle beraber 2000’li yılların başından itibaren bu konunun Avrupa’da önce sektörün, ardından yasa koyucuların dikkatini çekmeye başladığını aktardı.
“Reklamları alanlar haber üreten basın-yayıncılar değil, dijital platformlar”
Önce Almanya’nın, ardından İspanya’nın, daha sonra da Avrupa Birliği düzeyinde konunun ele alındığını hatırlatan Suluk, “Digital Single Market Directive’ dediğimiz 2019/790 sayılı bir yönergeyi Avrupa Birliği kabul etti. Bu yönerge, haberi üreten yayıncılara bir telif hakkı tanıdı, ‘bağlantılı hak’ dediğimiz bir hukuki statü getirdi. Yönerge, dijital platformların izinsiz bir şekilde haberleri alıp yeniden kullanmasını izne tabi kıldı ve 2 yıllık bir koruma verdi. Tabi Avrupa’da kıyamet koptu. Çünkü 400 yıldır tanınmayan bir hak tanınmış oldu. Buna ilgili çevreler çok fazla karşı çıktılar ve tepki verdiler. Buna rağmen Avrupa Birliği bu düzenlemeyi yaptı. Bu düzenleme şu anda Avrupa Birliği’nde uygulanıyor.” diye konuştu.
AB’nin bu zor konuya müdahil olup düzenleme yapmasının önemine dikkati çeken Suluk, şöyle konuştu:
“Avrupa Birliği neden 400 yıldır uyuyordu, şimdi düzenleme yaptı? Dijitalleşmeyle beraber haber de dijitale kaymış oldu. Basın yayıncıları daha önce gazete, dergi gibi fiziki ürün satışı yapıyorlardı. Bir de reklam gelirleri vardı. Bu reklam gelirleri de yine dijitale kaydı. Ama şimdi bu reklamları alanlar haber üreten basın yayıncılar değil, dijital platformlar. Bu tamamen teknik bir konu. Bir medya şirketine reklam vereceğinize bütün medyaya hakim, eşik bekçisi durumundaki Google, Facebook gibi bir, iki oyuncuya reklamınızı veriyorsunuz ve hedef kitleye doğrudan ulaşıyorsunuz. Kapıda bekleyen kişiye reklamınızı veriyorsunuz. İçeri girip de bin tane oyuncudan birine reklamınızı vermiyorsunuz. Böylece çok daha doğru bir adım atmış oluyorsunuz. Bu, reklamların basın yayıncılarının elinden, dijital platformların eline geçmesine yol açtı. Avrupa Birliği yasa koyucusunu harekete geçiren tam da bu oldu. Çünkü basın artık haber üretemez hale geldi, çok ciddi kan kaybetti. Reklam gelirlerinin sadece yüzde 10’u basın yayıncılarının elinde kalmaya başladı. Yüzde 80-90 gibi çok yüksek oranda dijital platformların eline geçti.”
Türkiye’deki yasa düzenlemesi çalışmaları
Doç. Dr. Suluk, bu konuda Türkiye’de de çalışmalar yapıldığını anımsatarak, “Meclis artık harekete geçmiş durumda. Telif Hakları Genel Müdürlüğü, bu işin ev sahibi durumunda. Metinler hazırlandı. Artık Meclise gelecek ve haber ekseninde dijital telif hakları konusu dediğimiz konuyu yasa koyucu düzenleyecek. Buna bağlı olarak da birtakım sonuçlar alınması bekleniyor.” dedi.
Bu düzenlemenin kesinlikle yapılması gerektiğini vurgulayan Suluk, “Avrupa’daki telif hukukçuları buna karşı çıkmasına rağmen AB bu düzenlemeyi yaptı. Türkiye’de de bu düzenlemenin yapılması zorunlu. Aksi halde haber sektörü göz göre göre yok oluyor. İçerik üretenler üretemediğinde haber diye topluma çer çöp, ‘misenformasyon’ dediğimiz yalan yanlış bilgileri, bir de şirketlerin reklamvari bilgilerini, haber diye topluma yutturacaklar. Bu durumun düzelmesi için yasa koyucunun işe müdahil olup, basını ayakta tutuyor olması lazım. Bu, demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biridir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suluk, yasa koyucunun, basın yayıncıları ile dijital platformların menfaatlerini ortada bir yerde dengelerken, çalışır bir sistem kurması gerektiğini kaydetti.
İtalya’da AGCOM isimli bir kamu kuruluşunun taraflar arasında hakemlik yaparak ihtilafları çözdüğünü, buna benzer bir yapının ülkemizde de kurulabileceğini belirten Suluk, bu sistemin iyi çalışabilmesi için bürokrasi engeli olmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>(TBMM)- TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nda bazı basın yayın kuruluşlarının da destek verdiği dijital telif düzenlemesi hazırlıklarına muhalefet milletvekillerinden “bütüncül yaklaşım gerekir” itirazı geldi. CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, dijital mecralarda haber üretiminin kurumsal haklarının korunmasının yanında basın çalışanlarının haklarının korunabilmesi için başka düzenlemeler de yapılması gerektiğini belirtti. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk de dijital alanda sıkı denetimin gelişmekte olan ülkelerde olumsuz sonuçlar doğurduğunu anımsatarak “Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor” dedi.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, Demirören ve Turkuvaz medya grupları ile Anadolu Ajansı’nın da aralarında olduğu bazı yayıncı kuruluşların da desteklediği “dijital telif düzenlemesi” gündemiyle toplandı. Rekabet Kurumu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünden temsilcilerin yaptığı sunumların ardından komisyon üyesi milletvekilleri söz aldı.
Turkuvaz Medya Grubu önceki temsilcilerinden AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı, haberin fikir ve sanat eseri sayılması yönünde sektörde bir talep olduğunu anlattı. Bursalı şunları söyledi: “Bilginin ana dağıtım mecrası artık internet. Böyle bir ortamda korumamız gerekn değerler olduğu da çok açık. Ben de eski bir gazeteci olarak dijital teyit konusu benim de bildiğim ve önemsediğim bir alan. Bu anlamda artık dijital telifin önemi; basın kuruluşlarının reklam gelirleri ile hayatlarını devam ettirme noktasında çok önemli bir bölümünü temsil ediyor. Böyle bir ortamda bizim TBMM’de bir düzenleme yapmamız gerekiyor. Haberin artık fikir ve sanat eseri sayılması ile ilgili bir beklenti var. Hem içerik üreten hem de personel istihdam eden bir sektörde bu durum çok önemli.”
Google’ın Türkiye’deki faaliyetlerinden elde ettiği kazancın bile “ticari sır” gerekçesiyle açıklanmamasını eleştiren muhalefet milletvekilleri, olası dijital telif düzenlemesinin sektörde yaşanan sorunları çözmeye tek başına yeterli olmayacağını, konunun bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Fikri üreten emekçinin de patronun da örgütlü olması lazım. 1987’nin gerisine düşeriz”
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan şunları söyledi:
“Sizin söylediğiniz her şeyi yapabilmek için önce fikri üreten emekçinin örgütlü olması gerekiyor. Patronun örgütlü olması gerekiyor, tekellerinin kırılmış olması gerekiyor. Şimdi biz bu düzenlemeyi yapacağız ama yapay zekayla ilgili herhangi bir yasal düzenlememiz yok. Rekabet Kurulu’na soruyorum; ‘Google’a kaçta kaç oranında ceza kesiyorsunuz’ diyorum, yanıt yok. Sinema konusunda 2019 yılında bir düzenleme yaptınız yapımcıların eline düştünüz. Korkunç sonuçlar doğurdu. Bir sürü gelir getirici uygulama için sonunda gidip 5-6 yıl sonra düzenleme yapmak zorunda kaldınız. Biz orada aklı arıyorsak, tekelleri yok edeceğiz, yeni tekeller yaratmayacağız. ‘Bazı arkadaşları paaraya ihtiyacı var, bizim gruplar paraya doysun, Google’dan da biraz para gelsin, bir kurum oluşturalım bu kurum da yemlik olarak onlara göndersin’ derseniz ben buna karşıyım. ‘Yapımcılar üstün gelsin’, karşıyım. Bir sürü uygulamanın dengesini sağlamak gerekiyor. Çalışanın örgütlü olduğu, patronun örgütlü olduğu, sendikanın geçerli olduğu, adaletin ve vicdanın geçerli olacağı bir düzeni nasıl yaratacağız? Avrupa Birliği’nin yapay zeka ilgili getirdiği kuralları yasalaştırmadan, biz çalışanların örgütlü hakkını savunmadan, bu sektörde üretenin, fikri eser sahibini koruyacak düzenlemeleri getirmeden bu düzenlemeleri yaparsak bir şey yapmış sayılmayız. Yani 1987’nin de gerisine düşeriz.
“Biz burada kör uçuşu yapıyoruz”
Onun için diyorum ki öncelikle bu düzenlemelerle ilgili olarak Türkiye modelini oluşturken ne yapacaksınız? Bakanlığa kapanıp gene bazı sektör temsilcileri ile bir şey hazırlayıp gelecek misiniz yoksa bu komisyonlarda birlikte mi çalışacağız? Nasıl bir çalışma modelinde devam edeceğiz? Bazı basın gruplarını dinleyip diğerlerini dinlemeyeceğim onların sesi çok çıkıyor mu diyeceksiniz, herkesi dinleyecek misiniz? Bu telif hakları konusu sadece parayla ilgili bir şey değil. Telif hakları konusu özgürlük alanlarımızı daraltan, iş ilişkilerini değiştiren bir şey. Yarın medya patronu sana maaş vemiyorum, Google’dan gelecek olan paranın da dörtte birini alacağım derse ne yapacağız? İş kanununda buna ilişkin bir düzenleme olacak mı? Yarın medya patronu ‘ben hiçbirinizi çalıştırmıyorum, yaptığınız her şey üzerinden Google’dan bana para göndereceksiniz’ derse ne yapacaksınız? Yarın medya patronu, ‘muhasebeye git, aldığın kazancın yarısını bırak’ derse ne yapacaksınız? Çok güzel içerik üretebilirsiniz ama arakanızda sizi koruyan bir yasal güç yoksa bunun sonuçları felaket olur. Dışarıdan herkes etki etmek isteyecek; patron, yapımcı, sendikalar, lobiler, Google’ın kendisi başlı başına bir felaket, o etki etmek isteyecek. Biz bunu Türkiye’nin çıkarına bir yapıya nasıl dönüştüreceğiz? Biz Google ne kazanıyor, diğerleri ne kazanıyor bunu bilmeden nasıl yasa çıkartalım? Biz burada bir kör uçuşu yapıyoruz. Bize bu yasaların ticari sonuçlarını getirin ki bu büyüklükler üzerinden hem cezaları hem oranları belirleyelim. Google Türkiye’den ne kazanıyor, siz ne ceza kesiyorsunuz? Yani Google siz ‘al bunu sus’ mu dedi, ‘bu cezayı bana 50 yıl daha kessinler sorun yok’ mu dedi yoksa bir caydırıcılığı var mı?”
“Her şeyi ticari sırrın arkasına tahkim edemeyiz”
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp de “Her şeyi ticari sırrın arkasına tahkim edemeyiz. Bizim de bir veri seti üzerinden değerlendirme yapmamız gerekiyor. Bu yasanın ısrarlı bir şekilde anladığım kadarıyla çıkması konusunda kararlılık sergilemeye çalışan bazı kuruluşların temsilcileri de geçtiğimiz hafta ve bu hafta burada. Belki de onları da dinledikten sonra, diğer bileşenleri de dinledikten sonra, diğer kurumları da dinledikten sonra, diğer basın – yayın kuruluşlarını da dinledikten sonra ya da onların adına bazı meslek örgütlerini de dinledikten sonra yeniden onların önerileri üzerinden de Rekabet Kurulu temsilcilerimiz ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü temsilcilerimizi yeniden dinlemenin faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
“Sıkı denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara yol açıyor”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve iletişim uzmanı Dr. Sevilay Çelenk şunları söyledi:
“İçerik üretiminin doğası değiştiği bir dönemde yaşıyoruz. Tüketimin de doğası değişti belki bu kısma da vurgu yapmak gerekiyor. Artık tüketici sadece tüketici değil aynı zamanda tüketirken üretiyor da hatta bununla ilgili kavramlar giriyor hayatımıza. Bu aslında kaçınılmaz bir şey. Bir çok alanda haberin üzerindeki kontrolü meselesi birçok bakımdan önem taşıyor. Burada sanki biraz fazla mali boyutuyla tartıştık ama etik olarak ya da başka bakımlardan da, felsefe gibi, önemi var. Üretilen içeriğin bir emeğin karşılığı olduğunu biliyoruz. Buna uygun da bir mülkiyet meselesini gündeme getiriyor. Dolayısıyla bu hakların korunması oldukça önemli. Bu korunma aynı zamanda içeriklerin mecralarda çoğaltılarak içinin boşaltılmasını da engelleyen bir durumu var. Günümüzde özellikle dijital içerikler söz konusu olduğunda çok sıkı bir denetim bazen arzu edilmeyen sonuçlara da yol açabiliyor. Gelişen ve gelişmekte olan ülkeler arasında dijital uçurum var. Sıkı denetim gelişmekte olan ülkeler açısından dezavantaj olabiliyor. Kısacası çift yönlü düşünülmesi gereken bir konu var burada. Bu yasa hazırlanırken kamu yararı ve yaratıcının hakları konusundaki dengenin çok iyi kurulması gerekiyor.”
]]>Otomotiv sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getiren çalıştayın ilk gününde, sektörde yaşanan son gelişmeler değerlendirildi. Çalıştayın ikinci gününde ise konsey üyelerinin oluşturduğu çalışma grupları ‘Dijitalleşme’, ‘Markalaşma’, ‘Yönetişim’ ve ‘Sürdürülebilirlik’ başlıklarıyla gerçekleştirilen oturumlara katıldı. Sektörün rekabetçiliğinin artırılması ve yol haritasının belirlenmesinin hedeflendiği çalıştaya, BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan, BTSO Otomotiv Konseyi Başkanı Rengin Eren, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik ve konsey üyeleri katıldı.
“Otomotiv sektörü dinamik olmak zorunda”
BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan, otomotiv sektörünün, sürekli değişen ve gelişen bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Teknolojik ilerlemeler, çevresel bilinçlenme ve değişen tüketici taleplerinin, sektörü dinamik olmaya teşvik ettiğini ifade eden Koçaslan, “Otomotiv sektörünü, bugün sadece araçların üretimi ve satışıyla değil, aynı zamanda mobilite çözümleri, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme gibi alanlardaki yeniliklerle de tanımlamak durumundayız. Konsey yapılanmamızın ortaya çıkış amacı da sektörün tüm dinamikleriyle aynı masa etrafında buluşarak ortak aklı harekete geçirmek ve firmalarımızı gelecekte çok daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak. Bizler burada, sektörümüzün tüm paydaşlarıyla, her birimizin fikri, becerisi ve vizyonuyla, ortak bir amacın etrafında bütünleşmek için bir aradayız. Gerçekleştireceğimiz oturumlarda markalaşma, yönetişim, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme başlıkları altında çok değerli fikirlerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Buradan elde edeceğimiz sonuçların da uygulanabilir hedefler doğrultusunda yönetim kurulumuzun yol haritasını oluşturacağını özellikle vurgulamak istiyorum” diye konuştu.
“Yenilikçi olmayan firmalar, rekabet gücünü kaybedecek”
Otomotiv Konsey Başkanı Rengin Eren, dünyanın büyük bir hızla değiştiğini ifade ederek, “Bu değişimi anlamak ve ona uyum sağlamak geleceğimiz için büyük önem taşıyor. Otomotiv sektörü de günümüzde hızla değişen teknolojik trendlerle birlikte büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Önümüzde dijitalleşme ve yeşil dönüşüm gibi uyum yeteneğimizi hızla geliştirmek zorunda olduğumuz bir süreci de hep beraber yaşıyoruz. Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun 7 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek yeni yönetmeliği de yayımlandı. Buna göre sıfır otomobillerle ilgili olarak yine teknoloji odaklı önemli güvenlik önlemleri devreye alınıyor. Yeniliklere ayak uyduramayan firmalar, pazarda rekabet gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu noktada tüm firmalarımızın hızla harekete geçmesi büyük önem arz ediyor. Bugün bu tarihi yapının içerisinde sektörümüzün geleceğine ışık tutacak ve hızla değişen şartlara ayak uydurmak için yol haritalarımızı belirleyeceğiz” dedi.
“Yeni rekorlara ulaşmak istiyoruz”
Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, Strateji Arama Çalıştayı’nın tüm paydaşların tek çatı altında toplandığı önemli bir organizasyon olduğunu ifade ederek, “Otomotiv endüstrimiz ülkemizin ihracat şampiyonu konumunda yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yılında 35 milyar dolar ile rekor ihracat rakamına ulaştık. Bu yıl hedefimiz bu rakamın üzerine çıkarak rekor yenilemek olacak. Diğer taraftan sektör olarak dijital ve yeşil dönüşüme hazırlanıyoruz. Gündemimizdeki en önemli konulardan birisi Avrupa Yeşil Mutabakatı neticesinde karşılaşacağımız karbon vergisi. 1 Ekim 2023 tarihinden itibaren mali yükümlülük getirmeyen bir geçiş dönemi başladı. Bu geçiş dönemini iyi değerlendirip gerekli önlemleri alarak karbon vergisine ilişkin hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Bizler tüm sektör temsilcileri olarak otomotiv endüstrimizin bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirmesi için var gücümüzle çalışıyoruz” diye konuştu. – BURSA
]]>Çoklu kanal stratejisi çerçevesinde dijital kanallarla birlikte mağaza yatırımlarını sürdüren Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa, Türkiye genelindeki mağazalarını daha dijital ve erişilebilir konseptte yenilemeyi sürdürüyor.
Bu kapsamda Teknosa, 4 bin metrekarelik alanıyla en büyük buluşma noktasını oluşturan Cevahir AVM mağazasını da dijital konsepte dönüştürdü. Yenilenen yüzüyle teknoloji tutkunlarının karşısına çıkan mağaza, Teknosa Yönetim Kurulu Başkanı Max Speur, Teknosa CEO’su Sitare Sezgin, İcra Kurulu Üyeleri ve iş ortaklarının katılımıyla açıldı.
Dijital, erişilebilir ve sürdürülebilir konsept
Yılda milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan Cevahir AVM Teknosa Exxtra Mağazası, yeni konseptte farklı deneyim alanlarıyla tüketicilere çok daha dijital ve yalın bir deneyim sunuyor. Müşteriler, mağazadayken ürün bilgilendirme ekranları aracılığı ile teknosa.com’dan sipariş verme imkanı ve birçok ürün grubu için oluşturulan deneyim alanları ile aradıkları ürünlere daha kolay ulaşıp, ev konforunda deneyimleme fırsatına sahip oluyor.
Mağazada oluşturulan Tekno Coffee alanında kahve keyfini o an yaşamak mümkün oluyor. Ödeme noktası ile Tekno Hizmet alanlarının daha görünür olduğu mağazada, görme engelli müşteriler için tasarlanan yürüyüş alanları ile satış danışmanlarına kolayca ulaşabilecekleri butonlar yer alıyor.
Fiziksel engelli müşteriler için ise kasada ve Tekno Hizmet alanında özel bölümler var. Sürdürülebilirlik duvarının da yer aldığı mağazada tüketiciler hem enerji tasarrufu, karbon ayak izi gibi birçok konuda bilgi sahibi olabiliyor hem de elektronik atıklarını geri dönüşüm kutularına bırakabiliyor.
“Mağazalarımızı dijital kanallarla entegre ediyoruz”
Teknosa CEO’su Sitare Sezgin, en büyük mağazalarını da dijital konsepte dönüştürmekten mutluluk duyduklarını belirterek, şunları söyledi:
“Türkiye’nin en yaygın mağaza ağına sahip teknoloji perakende şirketi olarak, müşterilerimize bütünsel ve kapsamlı bir deneyim sunmak için pek çok yeniliği hayata geçiriyoruz. Bu kapsamda müşteri odaklı, daha dijital, erişilebilir ve sürdürülebilir konseptimizde içerik karmaşasından uzak konforlu bir alışveriş deneyimi sunuyoruz.
2022 yılından bu yana Türkiye genelinde mağazalarımızı yeni konsepte dönüştürüyoruz. Cevahir Teknosa mağazamız da bu konseptle yenilediğimiz 18’inci noktamız oldu. Mağazaları olan dijital bir platforma dönüşme hedefimizde, mağazalarımızı dijital kanallarımızla pürüzsüz bir şekilde entegre etmeye devam edeceğiz.”
“Ziyaretçi çekme oranımız arttı”
Teknosa Perakende Satış Genel Müdür Yardımcısı Enver Yelkenci de yeni mağaza konseptinin temelinde dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Yeni konseptimizde müşterilerimizin alışveriş öncesi, sırası ve sonrası yaşadıkları deneyime odaklanan sade bir yapıyla hizmet veriyoruz. Müşteri beklenti ve ihtiyaçlarını doğru anlayıp, beklentilerin de ötesinde bir deneyim yaşatmak üzere çıktığımız bu yolda tüketicilerden de çok güzel geri dönüşler alıyoruz.
Dijital konsepte dönüştürdüğümüz mağazalarımızda benzer mağazalarımıza kıyasla daha fazla satış cirosu elde ettik. Mağazalarımıza ziyaretçi çekme oranımız ve sepet büyüklüğümüz de artış gösterdi. Tüm kanallarımızda sunduğumuz deneyim ve değerlerle fark yaratmaya devam edeceğiz.”
Tepe Nautilus mağazası da yenilendi
Teknosa, Cevahir mağazasıyla aynı gün Tepe Nautilus AVM’deki mağazasını da dijital konsepte dönüştürdü. Yenilenen mağaza, beyaz eşyadan bilgi teknolojilerine, telekomdan küçük ev aletlerine en çok ihtiyaç duyulan teknoloji ürünlerini tüketicilerle buluşturuyor.
]]>Turkcell’in 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçları Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un katılımıyla düzenlenen toplantıda paylaşıldı.
Turkcell Grubunun enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre, 2023’te toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar liraya, FAVÖK yüzde 19,9 artarak 43,9 milyar liraya ulaştı. Net kar, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar lira olarak gerçekleşirken, Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell, 2023’te yeni abone kazanımlarına da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU (kullanıcı başına ortalama gelir) ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. Şirket, 2023’te toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona çıktı.
Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleriyle birlikte veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servislerinin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar lirayı aştı. Özellikle veri merkezleri gelirlerinin yüzde 61 artması ve bulut servislerinin yüzde 50 büyümesi bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek projelerin kontrat değeri 3,1 milyar lira oldu.
Paycell’in geliri 2,2 milyar lira
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023’te de faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell, bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar lira kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar liraya yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışıyla yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar lira olarak kaydedildi.
Paycell, yüzde 29’luk artışla gelirlerini 2,2 milyar liraya taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
Sonuçlara ilişkin bilgi veren Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 2023 yılını çift haneli reel büyümeyle kapatmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, iş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergilediklerini söyledi.
Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırdığını dile getiren Koç, gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde olduğunu vurguladı.
Koç, 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinden verdiklerini belirterek, “Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz.” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
Ali Taha Koç, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında 2023 yılında da kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu süreçte teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi, müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü, sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz.”
Ali Taha Koç, Turkcell’in teknoloji ile ilişkisine işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Bizim için 30 yıldır her zaman en başından beri Turkcell=teknoloji. Biz Türkiye’nin lider teknoloji entegratörüyüz. Tam da bu yüzden bizim her yatırımımız, aynı zamanda ülkemizin dijital geleceğine de yaptığımız bir yatırım. Herkesi birbirine bağlamaktan, her şeyi birbirine bağlama çağına geçtiğimiz bu dönemde, ülkemizin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten bir konuma gelmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. İnsanlarımız artık her yerde, her zaman en yüksek kalitede bağlantı istiyor. Turkcell olarak biz de bağlantı kurabileceğiniz her yerde olmaya devam edeceğiz.”
“Yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini siber tehditlere ve doğal afetlere karşı koruyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü ifade etti.
Yolculuklarında “veri, enerji, yapay zeka ve siber güvenlik” olmak üzere 4 ana odakları bulunduğunu dile getiren Koç, bu odakların 2024 ve sonrası için hedeflerinin ve yatırımlarının belirleyicileri olacağını söyledi.
Ali Taha Koç, Türkiye’nin verisini bu ülkede tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettiren Turkcell’in, veri merkezlerine 330 milyon avro yatırım gerçekleştirdiğini bildirdi.
Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıdıklarını belirten Koç, “Yeni bir veri merkezi şirketi kuruyoruz. Bu doğrultuda ‘hyper-scaler’ küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız, Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de veri merkezi hizmetlerimizi ve bulut çözümlerimizi kullanıyor.” bilgisini verdi.
Koç, veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettiklerini dile getirerek, “Turkcell dışında yerli, yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz.” diye konuştu.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini teknoloji devrimi ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz.”
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in, sahip olduğu 18 megavat gücündeki rüzgar enerjisi santralinin yanı sıra 300 megavatlık arazi tipi güneş enerjisi santrali yatırımlarına son hızla devam ettiğini söyledi.
Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını bildiren Koç, “2024 sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell’in toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefimiz ise 2050’de net sıfır şirket olmak.” dedi.
“2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz”
Turkcell Genel Müdürü Koç, yapay zeka gündemini bir tür “çağ değişimi” olarak değerlendirdiklerini, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçladıklarını anlattı.
Bu yıl tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olmasını beklediklerini dile getiren Koç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Turkcell olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz.”
“Her adımımızı milli menfaatleri göz önünde bulundurarak atıyoruz”
Dr. Ali Taha Koç, vatandaşların ve şirketlerin verisini ülke sınırlarında tutarak hem milli güvenliğe hem de dijital geleceğe sahip çıktıklarını belirterek, teknolojik altyapılarını geliştirirken en çok önem verdikleri konuların başında gelen veri güvenliğini ayrı bir sayfada değerlendirdiklerini söyledi.
İnsan ve teknoloji odaklı yaklaşımlarıyla kişisel verilerin gizli ve değerli olduğuna inandıklarına vurgu yapan Koç, şunları kaydetti:
“Siber ortamda ortaya çıkan riskleri ve tehditleri, güçlü operasyon merkezlerimizde belirliyor, olasılıklar üzerine önlemler geliştiriyoruz. Turkcell olarak aynı zamanda siber güvenlikte global oyuncu olma amacıyla yeni nesil savunma merkezleri ve katma değerli servislerle çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Bu alandaki ana hedefimiz ise yeni nesil teknolojileri kullanarak yapay zeka destekli ve değer katan inovatif ürünler geliştirmek. Etkin işbirlikleriyle yerli ürün ve servis firmalarına destek olup yatırım yaparak birlikte global pazara çıkmak da yol haritamızda yer alıyor. Ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıyacağız. Dijitalleşmenin kapsayıcı gücünü kullanarak toplumun her kesiminde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik toplumsal yatırım projelerine büyük önem veriyoruz.”
Ali Taha Koç, çocuklardan gençlere, yaşlılardan engelli bireylere kadar birçok kesimin hayatın içinde olmasını sağlayan, dijital okuryazarlığı artıran, teknolojinin bilinçli kullanılması konusunda farkındalık oluşturan ve sosyal faydayı önceliklendiren projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Turkcell olarak tüm adımlarını milli menfaatleri göz önünde bulundurarak attıklarını vurgulayan Koç, “Bugüne kadar 1036 tescilli patent geliştiren 1500’den fazla AR-GE mühendisimizle yeni teknolojiler üretiyoruz. 5G, 6G, uydu iletişimi, kuantum teknolojileri gibi globalde gündemde olan yenilikleri ülkemizde önce biz gündeme taşıyor, geliştiriyor, uyguluyoruz.” diye konuştu.
Koç, fiberden bulut sistemlere, karasal olmayan ağlardan sabit kablosuz erişime kadar geniş bir yelpazede, daha akıllı, uyumlu ve uygun maliyetli ağları oluşturmanın yolları üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Bu bakımdan uydu iletişim teknolojilerinin de radarlarında olduğunu dile getiren Koç, “Cep telefonu sinyalleriyle ulaşılamayan bölgelere, uydu teknolojileriyle kapsama getiren yeni bir oyun planımız var. Türkiye’nin kablosuz bağlantı teknolojileri alanındaki yolculuğunu şekillendirmek için test çalışmalarına da başladık.” ifadesini kullandı.
Koç, mevcut imkanları, yetenekleri, kapasiteleri ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte çalıştıklarında başarabileceklerinin sınırının olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Turkcell’in kendisi, bunun en değerli kanıtı. 30 yıl önce Türkiye’yi cep telefonundan ilk alo ile buluşturan telekom operatörü olarak yola çıkan Turkcell, dijital servislerini dünyanın birçok ülkesine ihraç eden bir teknoloji şirketine dönüştü. Önümüzdeki dönemlerde de inovasyon odağımız ve mükemmeliyetçilik ruhumuzla, Turkcell’i ve ülkemizi daha parlak bir geleceğe taşıma azmimiz kesintisiz devam edecek. Turkcell olarak geçmişten bugüne teknolojileri takip eden değil, geliştirdiği teknolojilerle takip edilen olma vizyonuyla yolculuğumuz devam ediyor. Türkiye’nin Turkcell’i dijital yüzyılın öncüsü olmaya devam edecek.”
]]>Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle attığı kararlı adımlarla güçlü ve istikrarlı büyümesini sürdüren Turkcell, 2023 yılı finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı. 2023 yılında enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş sonuçlarına göre Turkcell Grubu’nun toplam gelirleri yıllık bazda yüzde 14,6 büyüyerek 107,1 milyar TL, FAVÖK yüzde 19,9 oranında artarak 43,9 milyar TL’ye ulaştı. Net kar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 82,5 artışla 12,6 milyar TL olarak gerçekleşirken Turkcell’in toplam yatırım harcamalarının gelire oranı ise yüzde 21 oldu.
Turkcell aynı zamanda yeni abone kazanımlarına 2023 yılında da devam etti. Mobil tarafta yüksek gelir katkısı sağlayan faturalı abone odağını sürdüren marka, 1,6 milyon net faturalı abone kazandı. ARPU ise son çeyrekte yüzde 85 büyüdü. Bu büyüme rasyonel fiyatlama, üst pakete taşıma odağı ve artan faturalı abone sayesinde gerçekleşti. 2023 yılında toplam 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmetini götürürken toplamda 5,8 milyon haneye ve 2,3 milyon fiber abone sayısına ulaştı.
Turkcell’in büyümesinin ana destekçisi konumundaki TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri kullanan tekil ücretli kullanıcı sayısı ise yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. TV+’ın IPTV müşteri sayısı 1,4 milyona erişti. Dijital İş Servisleri ise kurumsal müşterilerin dijital dönüşüm süreçlerindeki ana destekçisi olmaya 2023 yılında da devam etti. Uçtan uca yönetilen dijital dönüşüm projeleri ile birlikte, veri merkezi ve bulut hizmetlerinden elde edilen gelirler, büyümeye katkı sağlayan ana faktörler oldu. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı. Özellikle veri merkezleri gelirleri yüzde 61’lik büyümesi ve bulut servisleri büyümesi yüzde 50 ile bu büyümeyi destekledi. Bugüne kadar sistem entegrasyon ve yönetilen hizmetlerde 3 bin 500’ü aşkın proje sayısına ulaşılırken, 2023 yılından sonra gelire dönüşecek olan projelerin kontrat değeri 3,1 milyar TL oldu.
Techfin odaklı hizmetler sunan Financell, Paycell ve Wiyo şirketleri 2023 yılında da faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürdü. Bireysel ve kurumsal müşterilerin finansman ihtiyaçlarına göre ürün portföyünü çeşitlendirmeye devam eden Financell bugüne kadar 7 milyon tekil müşteriye ve 40 milyar TL kredi hacmine ulaştı. Financell’in kredi portföyü 6,2 milyar TL’ye yükselirken, yeni ürün, projeler ve faiz oranlarının artışı ile yıllık bazda gelirleri de yüzde 28 büyüyerek 2,4 milyar TL olarak kaydedildi. Paycell yüzde 29’luk bir artışla gelirlerini 2,2 milyar TL’ye taşıdı. Hızlı ve güvenli ödeme çözümleri sunan Paycell’in geniş ürün portföyüyle 2023 yıl sonunda kullanıcı sayısı 8 milyon oldu.
Müşteri odaklı stratejisi, yenilikçi ve kapsamlı teklifleri, dijital kanallarla güçlenen geniş satış ağı ve güçlü altyapısı ile Turkcell, 2023 yılında 1,6 milyon faturalı net abone kazanırken, 386 bin haneye daha uçtan uca fiber hizmeti götürerek ulaşılan hane sayısını 5,8 milyona çıkardı. Fiber abone sayısı ise 2,3 milyona ulaştı.
Turkcell ekosisteminde yer alan TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+ ve dijital reklamcılık servisleri büyümenin lokomotifleri haline gelirken bu servislerdeki tekil ücretli kullanıcı sayısı yıllık bazda yüzde 9 artarak 5,6 milyona yükseldi. Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri ise yıllık bazda yüzde 23 artarak 10 milyar TL’yi aştı.
Türkiye’yi dijitalin yüzyılına taşımayı amacıyla ana odak alanları Veri, Enerji, Siber Güvenlik ve Yapay Zeka’yı kapsayan yatırımlarına hız kesmeden devam eden Turkcell, 2024 yılında yatırımlarının gelire oranının yüzde 23 olmasını bekliyor.
“Turkcell’in DNA’sında teknoloji liderliği, yenilikçilik ve girişimcilik var”
2023 yılını çift haneli reel büyüme ile kapatmanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “İş alanlarının tamamında enflasyona rağmen güçlü bir performans sergiledik. Turkcell’in, DNA’sında teknoloji liderliğini, yenilikçiliği ve girişimciliği barındırıyor. Gerçekleşen bu yüksek performansın ARPU genişlemesi ve yeni abone kazanımları sayesinde oldu. 2024 yılı hedeflerini reel rakamlar üzerinde verdik. Bu yıl FAVÖK marjını yüzde 42 oranında hedefliyor; veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları ile operasyonel yatırımların gelire oranını ise yüzde 23 olarak bekliyoruz. Enflasyon beklentilerimizi de dahil ettiğimiz planlara göre 2024’te yüksek tek haneli reel büyüme öngörüyoruz” dedi.
“Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz”
2023 yılında “Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğundaki öncü konumlarını daha da güçlendirme noktasında kararlılıkla ilerlediklerini belirten Koç, “Bu süreçte, teknolojik altyapımızı, bilgi birikimimizi ve yetkinliklerimizi; müşterilerimize kesintisiz ve kaliteli bir iletişim deneyimi sunmak için geliştirmeye devam ettik. Turkcell sadece bir ses ve data operatörü değil, Türkiye’nin dijital dönüşümünün lokomotifi, dönüştürücü bir güç. Bu gücü; sadece bağlantıyı sağlayan değil, üstün bir dijital deneyimi her platformda, günün her anında yaşatan bir şirket olmak ve ülkemizin milli menfaatleri için kullanıyoruz. Gelecek dönemde de teknolojik yeteneklerimiz ve inovasyon gücümüz sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek ve toplum için daha güçlü bir dijital gelecek ortaya koyacağız. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Yüzyılını Dijitalin Yüzyılı yapma hedefiyle çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları”
BiP, TV+, lifebox, fizy, GAME+ gibi Turkcell ekosistemindeki markaların faaliyetlerinin başarıyla sürdüğünü vurgulayan Koç, “Dijital ürün ve servisler, sektörümüzün taşıyıcı kolonları haline gelmeye başladı. Stratejik önemde gördüğümüz dijital servislerimiz de finansallarımızı güçlü bir şekilde destekliyor. Bu başarı, şirket olarak dijital dönüşüm alanındaki liderliğimizi ve büyüme potansiyelimizi güçlendirerek devam ettirme yolunda bizi daha da cesaretlendiriyor” dedi.
“Ana odak alanımız Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik”
Yolculuklarında 4 ana odaklarının olduğunu ifade eden Koç, “Veri, Enerji, Yapay Zeka ve Siber Güvenlik. Bu dört odak, bizim 2024 ve sonrası hedeflerimizin, yatırımlarımızın da belirleyicileri olacak. Bu odakların birbiriyle iç içe olduğunu, dijitalleşen dünyada insanların ve nesnelerin ürettiği verinin, dünyanın en önemli hammaddesi haline dönüştü” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük veri işletmecisi Turkcell’den yeni şirket hazırlığı”
Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutmak amacıyla veri merkezleri pazarındaki lider konumunu devam ettirdiklerini belirten Koç, “Şirket olarak, veri merkezlerine 330 milyon euro yatırım gerçekleştirdik. Bu alandaki yatırım odağını bir üst seviyeye taşıyan marka, yeni bir veri merkezi şirketi kurmayı da planlarına dahil ettik. Bu doğrultuda “hyper-scaler” küresel bir markayı Türkiye’ye getirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumundayız. Gebze, İzmir, Temelli ve Avrupa olmak üzere 4 yeni nesil veri merkezine sahibiz. Türkiye’deki bireylerin ve kurumların yanı sıra bölge ülkeleri ile birçok global şirket de Turkcell’in veri merkezi hizmetlerini ve bulut çözümlerini kullanıyor. Tier-3 Tasarım, Tesis ve Operasyonel Sürdürülebilirlik alanlarında uluslararası sertifikalara sahip ilk şirket olma özelliğine sahip veri merkezlerini 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı şekilde inşa ettik. Turkcell dışında yerli ve yabancı yaklaşık 4 bin şirketin verilerini sadece siber tehditlere karşı değil, doğal afetlere karşı da koruyoruz” ifadelerini kullandı.
“Sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz”
Diğer bir odak alanlarının enerji kaynak yönetimi olduğunu söyleyen Koç, “Telekom şirketleri olarak, Türkiye’nin 1 yıllık toplam elektrik tüketiminin yüzde 1’ini biz tüketiyoruz. Sürdürülebilirlik ve dünyamıza fayda açısından da bakıldığında bizlerin herkesten fazla bu alana eğilmesi gerekiyor. Biz bu alanı sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden her fırsatta ‘sanayi devriminin iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yeneceğiz’ diyoruz. Halihazırda sertifikalı yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Sadece yenilenebilir enerji tüketmiyor, aynı zamanda Turkcell Enerji şirketimizle yenilenebilir enerji de üretiyoruz. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 353 şirket arasına ve ‘A’ listesine girdik. Bu bakımdan ülkemizin tek telekomünikasyon şirketiyiz” dedi.
“Hedefimiz, 2050’de net sıfır şirket olmak”
Konuşmasına devam eden Koç, “Turkcell sahip olduğu 18 megawatt gücünde rüzgar enerjisi santralinin (RES) yanı sıra 300 megawatt arazi tipi güneş enerjisi santrali (GES) yatırımlarına da son hızla devam ediyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde güneş tarlalarına 240 milyon dolarlık yatırım yapacağız. 2024 yılı sonuna kadar toplamda 2 bin 400 Greensite’ı devreye almayı hedefliyoruz. 2026 itibarıyla yeşil enerji kaynaklarından sağlanacak üretimle, Turkcell toplam elektrik ihtiyacının yüzde 65’ini karşılamayı planlıyoruz. Nihai hedefi ise 2050’de net sıfır şirket olmak” şeklinde konuştu.
“Yapay zeka, bir çağ değişimi”
“Yapay zeka ile yapılabileceklerin sınırı olmadığını göreceğimiz bir dönemin başlangıcında olduklarını vurgulayan Koç, “Bu nedenle yapay zeka gündemini bir tür ‘çağ değişimi’ olarak değerlendiriyor, inovasyonu teşvik etmek ile toplumsal faydayı önceliklendirmek arasında titiz bir denge kurmayı amaçlıyoruz. 2024’te tüm sektörlerde öncelikli gündemin yapay zeka olacağını bekliyoruz. Üretken yapay zeka, nesnelerin interneti, doğal dil işleme teknolojisinin gelişimi gibi katlanarak büyüyen alanlar, endüstrileri dönüştüreceği gibi sosyolojik etkileriyle de herkesin gündeminde olmaya devam edecek. Şirket olarak, yapay zeka çözümlerini şirket operasyonlarımızın her alanına etkin bir şekilde entegre ederken yapay zekanın etik kullanımını gözeterek gerekli aksiyonları alıyoruz” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Anadolu Ajansı Teyit Hattı’na konuşan Ünlü, sosyal medya platformu TikTok’ta dezenformatif içeriğin yayılımı ve üretimindeki motivasyonu değerlendirdi.
Ünlü, seçim sürecini “çok önemli bir toplumsal kararın hemen öncesi” şeklinde tanımlayarak, bu dönemde bir sürü dezenformatif içeriğin dolaşıma sokulmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirdi.
Bu tür içeriklerin dijital platformlar aracılığıyla çok daha yaygınlaştırılıp kullanıcıya ulaşılabildiğini anlatan Ünlü, şunları kaydetti:
“Bu, ne yazık ki sadece dijital platformda karşılaştığımızla gördüğümüzle kalmıyor. Dijital platformdan ayrı olarak biz bunu arkadaşımızla da komşumuzla da konuşuyoruz. Evimizde ailemizle paylaşıyoruz. Dolayısıyla dijitalden alıp kendi çevrim dışı hayatımıza da taşıyıp yaygınlaştırıyoruz. Bu bakımdan ciddi bir sorun ya da uzun vadeli daha stratejik algı yönetimi gibi çalışmalara da temel sağlıyor bizim için.”
Ünlü, “kullanıcılar” ve “medya profesyonelleri” nezdinde teyit platformlarının kurulmasının ve içeriklerin buralarda denetlenmesinin önemine işaret etti.
“Algoritma bizi yönlendiriyor”
Dijital platformlarda etkileşime geçilen materyalin, o platformun algoritması olduğunu ifade eden Ünlü, şu görüşleri aktardı:
“Algoritma bizi yönlendiriyor. Hangi kullanıcılarla etkileşime geçeceğimizi, hangi içeriklerle karşılaşacağımızı ve geçmiş deneyimlerimizle ürettiğimiz içeriğe bağlı olarak da sunuyor, kısıtlıyor ya da denetliyor. Bu bakımdan nelerle karşılaştığımızı da belirliyor yapay zeka ve dijital platformlar. Hem de içeriklerimizin üretilmesinde, dezenformatif içeriklerin üretilmesinde aktif rol alıyor.”
Daha protest içeriğe ve siyasal tartışmalara yer verilen X’teki dezenformatif içeriğin bunu sağlamaya yönelik olduğunu, Facebook ve Instagram’da bu tür içeriklerin daha çok görsel odaklı şekillendiğini ve yaygınlaştırıldığını belirten Ünlü, kısa videoların paylaşıldığı TikTok’ta ise görsel ve nefese dayalı iki tekniğin de kullanıldığı dezenformatif içeriklerin görüldüğünü söyledi.
“TikTok yeni bir dünyaya açılan kapı”
TikTok’un diğer sosyal medya platformlarından biraz farklılık gösterdiğine dikkati çeken Ünlü, “Platformu açtığınızda, arka arkaya dikey olarak birbirinin arkasından kayan, birbiriyle ilişkilenen ve sizin ilginizi de en çok çekecek şekilde her kişiye özel, biricik tasarlanmış içerikle buluşuyorsunuz.” diye konuştu.
Ünlü, TikTok’un “yeni bir dünyaya açılan kapı” olduğunu, bir kaçış, gerçek dünyadan kopuş ve yeni bir dünyanın içine giriş deneyimi sunduğunu ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Buraya kadar her şey çok güzel. Fakat buradan sonra o girdiğiniz dünya nasıl bir dünya işte bunu biraz tartışmaya açmamız lazım. Geldiğiniz noktada kendi ahlaki değerlerini üreten, toplumsal yapıyla ciddi zıtlıklar gösteren, zaman zaman çok ciddi eleştirilere maruz kalan yeni içerikleri de ortaya çıkarıyor.
TikTok’un bezeli aurası, dezenformatif içeriğin de çok etkileyici hale gelmesini beraberinde getiriyor. Karşılaştığınız içeriği pek de sorgulamıyorsunuz, bazen ikna oluyorsunuz bazen o içerikte yeni şeyler üretmek de çok kıymetli hale geliyor. Sizi o platformda daha popülerleştiriyor dolayısıyla sizi motive de ediyor. Dezenformatif içeriği yaymanız ve üretmeniz için de motive ediyor.”
Ünlü, tıpkı yapay zeka gibi TikTok’un da sadece bir platform olduğunu belirterek, “Orada nasıl içerik ürettiğimiz doğrudan bizimle ilişkili. O yüzden nasıl kullanacağımız da doğrudan bizimle ilişkili. Bunu kısıtlamak ya da kapatmak ya da reddetmenin yanı sıra orada sorunlu içeriği denetlemek belki ve daha kullanılabilir hale getirmek de son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Terminal İstanbul Tanıtım toplantısında konuştu. Terminal İstanbul projesinin İstanbul’u bilişim ve yüksek teknoloji dünyasının önemli bir merkezi haline getireceğini belirten Uraloğlu, “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bugün bilgi üretmeyen, ürettiği bilgiyi ürüne dönüştüremeyen ülkelerin gelişmeleri artık mümkün değil. Bunun için dijital toplum olmalı ve dijital dönüşüm sürecine uyum sağlamalıyız. Dijital toplum, sadece internet erişimine sahip olmayı değil, aynı zamanda dijital becerilere sahip bireylerin ve işletmelerin var olduğu bir toplumu da ifade ediyor” dedi.
Bakan Uraloğlu, dijital okuryazarlığın da bu noktada son derece önemli olduğunu belirterek, İnternet dünyasında karşılaştığı bilgileri güvenilir kaynaklardan teyit ederek, hakikatin ve gerçeğin peşinde, bilinçli bir kullanıcı olmanın her zamankinden daha hayati bir önem arz etmekte olduğunun altını çizdi.
“94 milyon internet abonesine ulaşıldı”
Özellikle Kovid 19 pandemi sürecinde yaşanılan zorluklarda, dijitalleşmenin ne kadar önemli olduğunu anımsatan Uraloğlu, “İşe ve okula gitmeden uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni kavramlar hayatımıza girdi. Ülkemizin dijital altyapısının gücü sayesinde pandemi sürecini kolayca geride bırakabildik. Ancak süreç herkesin, eşit ve güvenli bir şekilde dijital dünyaya erişim sağlayabilmesi için, daha çok çalışmamız gerektiğini de ortaya koydu. Bu kapsamda da ülkemiz genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve fiber altyapının güçlendirilmesi gibi stratejik adımlarla hizmetlerin daha hızlı ve güvenilir olması adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün yaklaşık 19,5 milyonu sabit abone, 74,8 milyonu mobil abone olmak üzere toplam; 94,3 milyon genişbant internet abone sayısına ulaştık.” açıklamasında bulundu.
“İlk yerli ve milli uydu yakında uzayda”
Fiber altyapı uzunluğunu bu yıl 600 bin kilometreye yükseltmeyi planladıklarını ifade eden Uraloğlu, 2028 yılına kadar da bunu 850 bin kilometrenin üzerine çıkarmayı hedeflediklerinin altını çizdi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak yerli, milli ve özgün üretime de büyük önem verdiklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile ilgili çalışmalarda yerli ve milli çerçevede ilerlerken, bir yandan da 6G teknolojisinin hazırlıklarına başladık” dedi.
Uraloğlu, 5G altyapıları için kritik öneme sahip, 5G çekirdek şebeke, 5G baz istasyonu, 5G’ye özel yönetim, servis ve yazılım ürünleri geliştirdiklerini belirterek, “Akıllı fabrika uygulamaları, özel endüstriyel mobil şebekeler, 5G destekli çevrim içi uzaktan ameliyat gibi, çok sayıda yenilikçi projeye de imza attık. Yerlilik ve millilik anlamında bu yıl atacağımız önemli bir adım da; Türksat 6A’dır. Ülkemizin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu da yakında uzayda olacak” şeklinde konuştu.
“1,6 milyar dolar ile ilk 10 ülkeden biriyiz”
Geleceğin ihtiyaçlarını iyi tespit eden ülkelerin, bilişim sektöründe de bir adım öne geçebilmek için akıl almaz bir rekabet içinde bulunduğunu ifade eden Uraloğlu, “Ayrıca devir artık sadece rakiplerinle değil kendinizle de rekabet etme devri. Bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü öyle büyük bir hızla büyüyor ki; bu sektörün 2026 yılında 5,6 trilyon dolar küresel büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor. Daha çok girişimci çeken, yenilikçi fikirleri elinde tutan, yarının kazananı olacak” dedi.
Bu noktada Avrupa girişimcilik ekosistemi istatistiklerine bakıldığında Türkiye’nin 1.6 milyar ile Avrupa ülkeleri arasında ilk 10 ülkeden biri olduğun belirten Uraloğlu, “Batı dünyasına olan yakınlığımız ve genç nüfusumuzla, Ülkemizin bölgede en büyük üretim ve yatırım merkezi olması hiç de zor değil. Gelişmiş ülkelerle her konuda rekabete girebilmek, bu ülkelerle dünya pazarlarında yarışabilmek için, kamu ve özel sektör şirketlerimizin büyümesi ve dünya pazarlarına daha fazla nüfuz etmeleri gerekir. Bunu gerçekleştirmek için de sadece devletin değil, herkesin bilişime yatırım yapması gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojilerinin konuşulduğu zamanlarda Terminal İstanbul projesinin öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirterek, “Bu noktada İstanbul’u dünya çapında bir inovasyon merkezine dönüştürecek ortamı oluşturmak ve iş birliği platformu sağlamak üzere girişimcilik alanındaki eşsiz projelerden biri olan Terminal İstanbul projesiyle, uzun yıllar Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olarak hizmet veren Atatürk Havalimanı; milyonlarca yolcunun bağlantı noktasıyken artık binlerce girişime ev sahipliği yapan bir çekim merkezi olacak. Dünyanın en büyük teknoloji ve girişimcilik merkezlerinden birine dönüşecek” dedi.
Terminal İstanbul; fiziki şartları, merkezi konumu, hava ulaşımı dahil her türlü ulaşım rahatlığı, Türkiye’nin en büyük Millet Bahçesinin hemen yanında olması gibi eşsiz avantajlarıyla tüm İstanbul’a hizmet vereceğini vurgulayan Uraloğlu, Toplumda bilim kültürü, teknoloji farkındalığı ve bilim yetkinliğinin gelişeceğini kaydetti.
Uraloğlu, ” Özellikle teknoloji tutkunlarını bir araya getiren TEKNOFEST’e de ev sahipliği yapan İstanbul Atatürk Havalimanımız artık; ülkemizin en büyük teknoparkı olarak dijital dönüşüm ve teknoloji gelişiminde ülkemizin amiral gemisi olacak. İstanbul’un dünyanın en gelişmiş ilk 20 girişimcilik şehrinden biri olmasını sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
Terminal İstanbul sayesinde yerli üretim ile yüksek teknoloji üreten çok daha fazla küresel markalar çıkacağını belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda güçlü ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye Yüzyılı; Dijitalin, başarının ve bilimin yüzyılı olacaktır. Bu düşüncelerle Terminal İstanbul projesini hayata geçiren Sanayi ve Teknoloji Bakanımızı, kıymetli ekibini ve diğer tüm paydaşlarımızı canı gönülden tebrik ediyorum. Gençlerimize, girişimcilerimizi, ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olsun.” – İSTANBUL
]]>Kripto para dünyası, her geçen gün yeni bir heyecan, yeni bir gelişme ile karşımıza çıkıyor. Bu dinamik evrende, şehirler artık kendi dijital kimliklerini ve ekonomik varlıklarını oluşturarak, teknolojinin sunduğu imkanlardan faydalanıyorlar. Bu bağlamda, İstanbul Token, şehir bazlı tokenlerin en yeni örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor ve bu yenilikçi adım, Bzetmex borsasında listelenmesiyle yeni bir boyut kazanıyor.
İstanbul Token’ın Yükselişi
İstanbul, tarihi, kültürel zenginliği ve ekonomik dinamizmiyle dünya şehirleri arasında her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Şimdi bu özel şehir, İstanbul Token ile dijital alanda da kendine güçlü bir yer edinmeye hazırlanıyor. İstanbul Token, şehrin kültürel ve tarihi değerlerini dijital bir platformda temsil ederek, hem yerel halka hem de dünya çapındaki yatırımcılara benzersiz fırsatlar sunuyor.
Bzetmex’te Yeni Bir Dönem
Bzetmex, önde gelen kripto para borsalarından biri olarak, İstanbul Token’ı listelemeye hazırlanıyor. Bu listeleme, İstanbul Token için önemli bir dönüm noktası niteliğinde. Yatırımcılar için yeni bir yatırım fırsatı sunarken, İstanbul’un dijital dönüşümüne de katkıda bulunuyor.
Yatırımcılar için Fırsatlar ve Yenilikler
İstanbul Token, yatırımcılara sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda İstanbul’un kültürel ve tarihi mirasına katkıda bulunma şansı sunuyor. Token, öncelikli erişim hakları, özel indirimler ve teşvikler gibi birçok avantaj sağlıyor. İstanbul Token, şehir tokenleri kavramına yeni bir boyut getiriyor. Şehrin dijital dönüşümünü destekleyerek, yerel ve global düzeyde İstanbul’un tanıtımına katkıda bulunuyor.
Kültürel ve Ekonomik Etki ve Teknolojik Altyapısı
İstanbul Token, şehrin kültürel ve ekonomik yaşamına önemli katkılarda bulunacak. Turizm, sanat, eğlence ve yerel işletmeler, İstanbul Token sayesinde yeni bir ivme kazanabilir. Ethereum blockchain üzerine inşa edilen İstanbul Token, güvenlik ve şeffaflık konusunda yüksek standartlar sunuyor. ERC-20 token standardını kullanarak, yatırımcılara güvenli bir yatırım ortamı sağlıyor.
Gelecek Vizyonu ve Yol Haritası
İstanbul Token, önümüzdeki dönemde daha da geniş bir kullanım alanına sahip olmayı hedefliyor. Turizmden sanata, eğitimden teknolojik projelere kadar geniş bir yelpazede İstanbul’un dijital temsilcisi olacak. İstanbul Token için belirlenen yol haritası, akıllı kontratlar, güvenlik sertifikasyon süreçleri ve global pazarlama faaliyetlerini içeriyor. Ayrıca, NFT koleksiyonları ve çoklu blockchain desteği gibi yenilikler de planlanıyor.
İstanbul Token, Bzetmex’de listelenmesiyle birlikte, hem yatırımcılara hem de İstanbul’un kültürel ve ekonomik yaşamına yeni bir soluk getiriyor. Bu yenilikçi adım, İstanbul’un dijital dönüşümünü hızlandıracak ve şehri global bir dijital varlık haline getirecek. İstanbul Token, sadece bir kripto para birimi olmanın ötesinde, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasını geleceğe taşıyan bir köprü görevi görüyor.
]]>AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yerli ve milli dijital oyun uygulamalarını geliştirmek amacıyla gerçekleştirdiği çalışmalar ve sağladığı destekler bu yıl da devam etti.
Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yeni teknolojilere odaklanılırken oyun sektörü de bu alanda gençlere yönelik projeleriyle öne çıktı. Firmalar, geliştirdikleri oyunlarla bir yandan dünya vitrininde boy gösterdi, diğer yandan akademiler, eğitim ve uygulama merkezleri de gençlere bu alanın kapılarını açtı.
Bu kapsamda atılan adımlardan biri, Bakanlık, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi destekleriyle, Google, T3 Girişim Merkezi ve Türkiye Girişimcilik Vakfı paydaşlığında “Oyun ve Uygulama Akademisi”nin hayata geçirilmesi oldu.
Akademi ile dijital ekonominin büyümesine, 18-29 yaş üniversite öğrencisi veya mezunu gençlerin dijital becerilerinin gelişmesine, teknoloji sektöründe istihdamın artmasına ve teknoloji odaklı girişimlerin çoğalmasına katkı hedeflendi.
Yarısı kızlardan oluştu
Her yıl 2 bin gence teknoloji, uygulama ve oyun geliştirme, girişimcilik alanlarında yetkinlik kazandıran akademiye, 2021-2022 ve 2022-2023 dönemlerinde 81 ilden 65 binden fazla başvuru yapıldı. 4 bin 500 genç ilk 2 yıl verilen eğitimlerden yararlandı. 2 yılda 1969 kişiyi mezun eden akademi, 17 bin 841 sertifika verdi.
Akademinin, 2023-2024 dönemi için başvuruları da alınarak değerlendirme süreçleri tamamlandı. 2 bin kişi eğitimlerine Aralık 2023 itibarıyla başladı.
Oyun ve Uygulama Akademisi 3’üncü yılında da yüzde 50’si kadın olmak üzere üniversite öğrencisi veya mezunu 2 bin gence tamamen ücretsiz, çevrim içi eğitim ve etkinlikler sunuyor.
Yeni oyun geliştiriciler yolda
Ayrıca, nitelikli insan kaynağını geliştirmek, bilişim meslekleri özelinde ulusal meslek standardı ve ulusal yeterliliklerin hazırlanması için de protokol imzalandı.
Protokolle hem Türkiye Yazılım Envanteri Projesi’nin çıktısının alınması hem de 42 Yazılım Okulu’ndan mezun öğrencilerin bir ihtiyacı olarak bilişim mesleklerine ilişkin ulusal meslek standardı ile ulusal yeterliliklerinin hazırlanması amaçlandı. İlk etapta çalışılacak meslekler “mobil yazılım geliştirici”, “oyun geliştiricisi” ve “BT mimarisi uzmanı” olarak belirlendi.
Yeni Nesil Yazılımcı Yetiştirme Programı olarak tasarlanan 42 İstanbul ve 42 Kocaeli okullarına geçen yıl 74 bin 106 kişi başvurdu. 6 bin 650 kişinin havuz eğitimine alındığı okullarda 1716 kişi eğitimi başarıyla tamamladı, 1421 kişinin bu okullara kaydı gerçekleşti. Halen okullarda 691 aktif öğrenci bulunuyor. İstanbul kampüste 35 ve Kocaeli kampüste 12 öğrenci olmak üzere, müfredatın temel modülünü tamamlayan toplam öğrenci sayısı 47 oldu.
Öte yandan bilişim, yazılım, dijital oyun, telekomünikasyon, finansal teknolojiler (fintek), akıllı şehircilik alanlarında sektörlerin yurt dışına açılması ve ihracatın artırılmasına yönelik sektöre özel kurgulanan destekler verilmesi de planlanıyor.
Türkiye’nin ilk “unicorn”u oyun şirketi olmuştu
Türkiye’nin ilk “unicorn”u (değerlemesi 1 milyar doları geçen teknoloji girişimi) olan Peak Games’i, ABD’li oyun şirketi Zynga 1,8 milyar dolara satın almıştı.
Unicorn olan bir diğer oyun stüdyosu Dream Games’e bugüne kadar finansal yatırımcılar tarafından yatırım yapıldı. Türkiye’nin ilk unicornlarından Dream Games’in “Royal Match” oyunu geçen yıl 82,62 milyon dolarla dünyada en yüksek gelire sahip oyun olmuştu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen ADF 2024, ikinci gününde devam ediyor.
M?oderatörlüğünü DiploFoundation’ın kurucu üyesi ve eski Malta Dışişleri Bakanı Alex Sceberras Trigona’nın üstlendiği “Küreselleşmiş Dünyada Bilim ve Teknoloji Diplomasisin Rolü” paneline Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Diplomasisi Özel Koordinatörü Büyükelçi Murat Yavuz Ateş, DiploFoundation Yöneticisi Jovan Kurbalija, Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Anne Marie Engtoft Melgaard ve İstanbul Üniversitesinden Prof. Özgün Erler Bayır katıldı.
Büyükelçi Ateş, her şeyin çok hızlı şekilde ilerlediğini ifade ederek, Türkiye’nin de teknolojik gelişmelerden mümkün olduğunca fazla faydalanmaya çalıştığını kaydetti.
Ateş, işe ilk başladığı zamanlarla gelinen dönemi kıyaslayarak çok uzun sürebilecek işlerin artık yapay zeka sayesinde kısa süre içerisinde tamamlanabileceğini söyledi.
Özel sektör, devlet kurumları ve akademi gibi birçok alanının kendi içerisinde teknoloji alanına ilişkin çalışmalar yürüttüğünü belirten Ateş, “Örneğin Türkiye’de dijital dönüşüm ofisimiz, sanayi ve teknoloji bakanlığımız, rekabet kurulumuz ve telekomünikasyon kurumumuz var.” dedi.
Ateş, teknolojik gelişmelerin zorlukları da beraberinde getirdiğini dile getirerek bu konuda yasal düzenlemelerin kilit noktada ve bunun nasıl şekillendirildiğinin de bir o kadar önemli olduğunu ifade etti.
Yapay zekanın popülerleşmesinin bu zorlukları artırdığı değerlendirmesinde bulunan Ateş, “Dediğim gibi çok güzel işler başarabilir ama bazı şeyleri daha da zora sokabilir ayrımcılık olsun yanlılık olsun yani dijital ayrışmayı da çoğaltabilir.” diye konuştu.
Ateş, yeni teknolojiler dünyanın her bir yanında kullanılacaksa bunun ortak şekilde regüle edilmesi ve insanı merkeze yerleştiren yasal düzenlemelerin getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay zeka süper zeka konumuna rahatlıkla gelebilir ve insan kontrolünün ötesine de geçebilir.” dedi.
“Teknoloji ve dijitalleşme talepleri artırıyor”
Danimarka Teknoloji Büyükelçisi Melgaard da teknolojinin ilerlemesinin diplomasinin farklı bir dünyada işlemesi anlamına geldiğini ifade ederek, ilk defa 1992’de e-posta gönderildiğini ancak diplomasinin tamamen kağıdı bırakmasının 20 yılı bulduğunu aktardı.
Şimdi ise ChatGPT’nin ortaya çıktığını dile getiren Melgaard, “Artık herkes yapay zekanın nasıl kullanılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla çok ciddi bir değişimden bahsediyoruz.” dedi.
Melgaard, ancak bu konuda uluslararası bir mevzuat olmadığına dikkati çekerek, “Mesela sahte bir video, seçimlerden hemen önce gösterilirse ne olacak belki sonrasında sahte olduğu tespit edilecek ancak iş işten geçmiş olacak.” diye konuştu.
Bugün 45 ülkenin bu konuda çalışan teknoloji büyükelçileri olduğunu vurgulayan Melgaard, çok taraflı sistemlerin ortak bir paydada buluşabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
Melgaard, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafına bakıldığında bunun çok da kolay olmadığını çünkü herkesin aynı teknolojik seviyede olmadığını söyledi.
Teknoloji ve dijitalleşmenin talepleri artırdığını ifade eden Melgaard, “Git gide BM gibi kurumların sorumlulukları da ağırlaşacak çünkü çözüm bulmak durumunda kaldığımız meseleler artışa geçecek.” diye konuştu.
Melgaard, “Herkes internete erişmek istiyor herkes bilgisayar sahibi olmak istiyor neden çünkü bunlar beraberinde çok büyük imkanları getiriyor ama kuantum bilgisayarlara geçiş yapıldığında nasıl olacak onlara kaç kişi erişebilecek ve bu gelişmeleri kaç ulus takip edebilecek?” dedi.
“Küresel internet altyapısı kırılgan”
DiploFoundation Yöneticisi Kurbalija, dijital teknoloji alanında en önemli konunun “süreklilik” olduğuna işaret ederek, küresel internet altyapısının kırılgan olduğunu vurguladı.
Okyanusun ortasından geçen kablolar olduğunu ve bunun “potansiyel risk taşıdığını” ifade eden Kurbalija, böylesi kritik altyapının yedeğinin olması gerektiğini söyledi.
Üniversitelerin yapay zekayı yasaklayarak hata yaptığını belirten Kurbalija, “Yapay zeka gelecekte bugünün interneti gibi olacak ve hayatlarımızın tam merkezinde yer alacak.” diye konuştu.
“Diplomasi krizlerle şekilleniyor”
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, artık teknolojik gelişmelerin takip edilmesinin zorlaştığına dikkati çekerek, bu gelişmelerin diplomasiye adapte edilmesinin de bir soru işareti olduğunu belirtti.
Gelişimler hızla yaşanırken her şeyin dijitalleşmesi olmalı mı sorusunu sorduğunu ve bir zamanlar telefon diplomasinin de gündemde olduğunu ancak bu misyonun da tamamlandığını aktaran Bayır, bazı diplomatların dijitalleşmeye yönelik şüpheci olduğunu ifade etti.
Bayır, diplomasinin dijitalleşmesi ve bunun geleceğine karşı akıllarda soru işaretleri olduğunu vurgulayarak, tam olarak nelerin değişeceğinin merak konusu olduğunu ve Kovid-19 salgını sırasında olduğu gibi diplomasinin uygulanma şeklinin değişebildiğine işaret etti.
Özellikle kavramsallaşmada “tutarlılığa” ihtiyacın olduğunu vurgulayan Bayır, “Akademiye baktığımız zaman da konseptlerin farklılaştığını görüyoruz.
Sanal diplomasi, Twitter diplomasisi gibi pek çok farklı kavram ortaya çıktı ve bunlar diplomasinin yeni türleri.” dedi.
Bayır, nesiller boyunca diplomasinin krizlerle şekillendiğini ifade ederek, ABD’nin İran’da sanal elçilik açmış olmasının bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Bunun gayet pratik bir uygulama olduğunu belirten Bayır, yeni politikalar geliştirirken vizyoner de olunması gerektiğini kaydetti.
]]>Uluslararası e-ticaret ve e-ihracat platformu WORLDEF ile AKBANK ana iş ortaklığı ve Kayseri Ticaret Odası’nın organizasyon partnerliği ile düzenlenen Sınır Ötesi E-Ticaret Konferansı, kamu ve özel kuruluşların temsilcilerini e-ticaret ve e-ihracat farkındalığı için buluşturdu. Konferansta; e-ticaret ve e-ihracat sektörüne önemli bir katkılar sağlayan profesyoneller, girişimciler ve firmalar bir araya geldi. Kayseri Ticaret Odası Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda düzenlenen ücretsiz konferansa; Kayseri Ticaret Odası Başkan Ömer Gülsoy, WORLDEF Genel Sekreteri Sedat Ateş, AKBANK Kobi Bankacılığı Satış Yönetimi Bölüm Başkanı Alper Bektaş’da katıldı. Konferansa, Kayseri iş çevrelerinden ve girişimcilerden de çok sayıda katılım oldu.
“Ticaretin kuralları değişiyor”
Konferansın açılış konuşmalarında ilk olarak Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy söz aldı. Çok hızlı değişen ve dönüşen dünyada yaşandığını belirten Gülsoy, “Bugün baktığımızda iklim krizi, ekonomik krizler, savaşlar, salgınlar, gelir eşitsizliğinin hat safhada yaşandığı acımasız bir rekabet dünyasında yaşıyoruz. Bu zaman içerisinde de ticaretin kuralları değişiyor. Radikal kararlar almak durumunda bırakıyor. Eski ticaretler yok. Müşteri beklediğimiz, kapı kapı gezerek mal sattığımız zamanda değişti. Şimdi dijital bir dünya da yaşıyoruz. Pay alabilmemiz için dijitalin nimetlerinden de faydalanmamız lazım. Bizler göreve geldiğimiz 2018’den bu yana 4’üncü eğitim konferansını veriyoruz. Biz salgın başlamadan önce mutlaka kurumsallaşma, markalaşma, halka açılma ve yabancı ortaklık diye odak noktamıza bir kural koymuştuk. Ne alıp satıyorsanız, ne üretiyorsanız, ne imal ediyorsanız mutlaka dijital platformlarda olmanız lazım. ya kendi markanızı oluşturarak ya da bir markanın altında bundan faydalanmalısınız. Artık sınırların olmadığı elinizdeki cep telefonu ile bütün dünyaya açılabiliyorsunuz. Yeni pazarlar, yeni müşteriler artık elinizdeki cep telefonunun ekranında. Bizim amacımız e-ticaret, e-ihracat yapmayan hiçbir üyemiz kalmasın” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de elektronik ticaret yapan işletme sayısının milyon seviyesine ulaştı”
Daha sonra kürsüye gelen WORLDEF Genel Sekreteri Sedat Ateş ise şunları söyledi:
“Ticaretin yapılış şekli değişti. Ticaretin bir metodu itibariyle E şekli hayatımızda artık tabana kadar indi. Artık bir üniversite öğrencisinin bile kendi imkanlarıyla bir e-ticaret ya da sınır ötesi ticaret faaliyetinde bulunduğunu gözlemliyoruz. Yeni nesil bir ticaret yapma şekline evrimleşirken, biz de kendi metotlarımızı değiştirdik. Türkiye’de elektronik ticaret yapan işletme sayısının milyon seviyesine ulaştığını söylemekten çekinmiyorum. Ana kaynak bilgi Ticaret Bakanlığımızın Elektronik Daire Başkanlığı. Bu sayıyı Sayın Bakanımızın bir lasman ile açıklamasını bekliyoruz. Covid’ten sonra neler oldu. Türkiye’deki elektronik ticaretin perakende ticaret içerisindeki payının arttığını söyleyebilirim. Biz G20 ülkesiyiz. Gelişmekte olan ülkeler sınıfında hala sürecimiz devam ederken dünya elektronik ticaret Pazarı 2026-2028 yılları arasında 8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin aldığı pay 0,45, 0,49 bu yıl itibariyle. G20 ülkeleri arasında en düşük paya sahip ülke konumundayız. Şu an 5,5 trilyonda G20 ülkelerinde yüzde 1,5’a getirmemiz demek Türkiye’nin kasasına 100 milyar dolardan fazla para girmesi demek. Bunu raporlayarak Merkez Bankası Başkanımıza ilettim.”
“Dijitalleşme, e-ticaret uzun bir yolculuk”
AKBANK Kobi Bankacılığı Satış Yönetimi Bölüm Başkanı Alper Bektaş da, “Doğru bir ildeyiz. Tarihi misyonuna baktığımızda Ticaret deyince Türkiye’de akla gelen ilk şehirdeyiz. Yüzyıllardır uluslararası ticaretin merkezi olmuş bir şehirdeyiz. Dünya çok hızlı değişiyor. Dijitalleşme, e-ticaret artık mesafeleri kısaltıyor. Dijitalleşme deyince farklı bir dünyadan bahsediyor gibiyiz aslında çok da birlikte yaşıyoruz. İlk AKBANK Şubesi 1998 yılında kurulmuş. Baktığınızda 26 yılı aşan bir geçmişi var dijitalleşmenin bankacılık sektöründe. Bugün herkesin ceplerinde kullandığı mobil bankacılık 2007 yılında çıktı ama o bile sanki yeni gibi duruyor. 17 yıllık bir geçmişi var. Bankacılık sektörü olarak dijitalleşme bizim çok uzun zamandır üstünde çalıştığımız, kafa yorduğumuz bir alan. Aslında hiç bitmeyecek. Müşterilerimiz yaptığımız gelişmelerde hiç bitmeyecek. Pandemiden sonra çok hızlanan bir dijitalleşme süreci yaşadık. Son 4 yıla baktığımızda e ticaret hacmi 6 kat arttı. Türkiye’deki e-ticaret hacmi yaklaşık 800 milyar TL. Müşteri sayısı ise 8 kat arttı. Çok hızlı geometrik bir artış var. Siz de şubelere gelmektense elinizdeki cep telefonundan işlerinizi çözmeyi tercih ediyorsunuz. Tabletinden, cep telefonundan, laptobundan dijitali kullanan müşteri sayımız yüzde 83. Yüzde 17’si dijitali kullanmaz halde. Dijitalleşmede çok önemli bir dünya var. Biz de çok ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bu yolda hep birlikte yürüyoruz. Teknoloji çok çabuk değişiyor. Yapay zekalar gündeme girdi. Yapay zeka ile bazı iç görüler sunuyoruz. Sürdürülebilirlik anlamında verimliliğiniz artması, nakit akışlarınızın artması için belli krediler sunuyoruz. Süreç hızlı gelişiyor. E-ticaret platformları hızlı büyüyor. Pazar yerleri çok hızlı büyüyor. Artık mesafeler kalmadı. E-Pazar yerlerinde de olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Dijitalleşme, e-ticaret uzun bir yolculuk” ifadelerini kullandı.
E-ticaret konferansı kapsamında protokol konuşmalarının ardından 2 gün boyunca alanında uzman eğitmenlerle oturumlar, Sınır Ötesi E-Ticaret Niş Konuları, Trendleri ve Stratejileri Üzerine Odaklanma, Yapay Zeka ve E-Ticaret, E-Ticarette Dijital Pazarlamanın Önemi, E-Ticaretten Marka Oluşturma, E-İhracat Entegrasyon Sistemleri, E-Ticaret Lojistiği, E-Ticaret İşveren Sendikası interaktif atölye çalışmaları ve uygulamalı eğitimler verildi. Katılımcılar profesyonellerle ağ kurma fırsatları buldu. Kayseri iş çevrelerine, ekosistemdeki önemli markaların temsilcileri ve e-ticaret profesyonelleri ile networking imkanı sağladı. – KAYSERİ
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği himayesinde ve Gaziantep Ticaret Odası ev sahipliğinde “Akıllı KOBİ Gaziantep Dijital Dönüşüm Konferansı” gerçekleştirildi. Bu yılın ilki ve serinin dördüncü etkinliğine katılımın yoğun olduğu konferansta KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğu, dijital iş servisleri, e-ticaret ve e-ihracatta başarının sırrı, iş süreçlerinde dijitalleşme ve ikiz dönüşüm konuları masaya yatırıldı.
Turkcell’in ana, PayTR ve Digital Exchange’in platin, Logo Yazılım ve BIS Çözüm’ün altın sponsorluğunda gerçekleştirilen Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansının Gaziantep’teki paydaşları arasında Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Ticaret Borsası, Nizip Ticaret Odası, Nizip Ticaret Borsası ve İslahiye Ticaret Odası yer aldı.
İş dünyasının önemli isimlerinin yer aldığı panellerde KOBİ’lerin dijital dönüşümü ve sektörler özelinde faydalı bilgiler paylaşıldı. Turkcell Kurumsal Satış Direktörü Mehmet İlker Oruç ise ‘Teknolojinin Rotasında Dönüşümün Anahtarı: Dijital İş Servisleri’ başlıklı bir sunum yaptı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Tuncay Yıldırım ise KOBİ’lerin yenilikçi bir vizyon benimseyerek dijital dönüşüm yolculuğuna çıkmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, “Dijital dönüşümün global çapta bir kalkınma hareketi haline geldiği çağımızda, işletmesini geleceğe taşımak isteyen KOBİ’ler de artık bu dönüşüme katılmak zorunda. Bu yolculuğun kolay olmadığının farkındayım. Üstelik varış noktası olan bir yolculuk da değil, sürekli güncellenen bir süreç bu. İşte Akıllı KOBİ de bu yolculukta KOBİ’lerimize yol arkadaşlığı yapıyor. Bu platform, dijitalleşme yolculuğuna çıkan KOBİ’lerin karşılaştıkları zorlukları aşmalarına yardımcı olacak bir kılavuz ve destek mekanizmasıdır. Türkiye’nin dijital dönüşümünde önemli bir rol oynayacağına inandığım Akıllı KOBİ’nin hayata geçirilmesinde ve bu konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Etkinliğin bir diğer açılış konuşmacısı Akıllı KOBİ İcra Kurulu Üyesi Başar Ceylan, “Geçtiğimiz yıl ilkini gerçekleştirdiğimiz Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları serisinin 2024 yılındaki ilk durağı Gaziantep oldu. 2023 yılında sırasıyla Kocaeli, Konya ve İzmir’de üç etkinlik gerçekleştirdik. 2 bine yakın KOBİ ile birbirinden değerli konuşmacıları buluşturduk. Çevrimiçi ise 100 binin üzerinde KOBİ’ye ulaştık. Toplamda 30 KOBİ’ye 300 bin TL üzerinde dijitalleşme çözüm paketi sağladık. Bu rakamı bu yıl daha da artırma hedefindeyiz. Dijital dönüşüm konusunda KOBİ’lere destek olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Dijital dönüşüm ekseninde farkındalığı artırmayı amaçlıyoruz”
Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferanslarıyla dijital dönüşüm ekseninde farklı konu alanlarında farkındalık ve bilgi seviyelerini artırmayı amaçladıklarını dile getiren Akıllı KOBİ İcra Kurulu Üyesi Ümit Öncel, “Türkiye’nin önde gelen markaları ve dijital liderleri ile Anadolu’daki KOBİ’leri buluşturmayı hedefliyoruz. Bunları yaparken de sponsorların destekleri ölçüsünde olabildiğince sahada ücretsiz dijitalleşme paketleri sunmak ve somut fayda sağlamak amacındayız. Her bölgeye özel eklenen içerikler ve yerel tecrübe panelleriyle yerele özgü çalışmalar yapıyoruz. Etkinliğimize olan ilgiden ve desteklerden ötürü çok mutluyuz” dedi.
“KOBİ’lerin dijital dönüşüme atacakları adımlara ışık tutabilmek çok kıymetli”
Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları’nın bu yıl da ana sponsorluğunu üstelenen Turkcell’in Dijital İş Servisleri Genel Müdürü Gürkan Arpacı, “Akıllı KOBİ platformunun bir parçası olmak, bölgenin sanayide lokomotif şehri Gaziantep’te KOBİ’lerimizle bir araya gelerek onların dijital dönüşüme atacakları adımlara ışık tutabilmek bizler için çok kıymetliydi. Bölgedeki KOBİ’ler istihdam oluşturmalarının yanı sıra yerel ekonomilere sağladıkları katkıyla önemli bir güç oluşturuyor. Sektörel uzmanlığımız ve güçlü altyapımız sayesinde KOBİ’lerimizin iş sürekliliğinin sağlanması, verimliliklerinin artması ve rekabet edebilmeleri için dijitalleşme süreçlerinde yanlarındayız. Bu ekosistemde birleştirici rol üstlenen Akıllı KOBİ Platformu ile gelecek etkinlerde de nice KOBİ ile bir araya gelerek, birlikte başarılı projelere imza atılacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“E-ticaret ve E-ihracatta Başarının Sırrı” başlıklı panel oturumuyla devam eden etkinlikte panelist PayTR Ceo’su Merve Tezel, “Sektör ne olursa olsun, tüm işletmelerin iş modelini dijital ile büyütebilmesi için birçok fırsat bulunuyor. Biz PayTR olarak dijitalleşen işletmelere hızlı entegre olabilecekleri çok kanallı bir ödeme yaklaşımı sunarken, bilinen Sanal POS ve Fiziki POS ürünlerimiz dışında, NeoPOS, Linkle Ödeme gibi kullanıcı ihtiyaçlarına göre tasarlanan yeni nesil ödeme çözümlerimizle üye işyerlerimizin rekabette güçlenmelerine ve erişim alanlarını genişletmelerine destek oluyoruz. Başvurduktan iki saat sonra sanal POS’larını kullanmaya başlayan, tek POS’la tüm bankalardan ödeme alabilen, cep telefonlarını ihtiyaç duyduklarında POS olarak kullanabilen ve en önemlisi bize güvenen 110 binden fazla üye işyerimizle bu yıl da birlikte büyümeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Aynı panelde konuşmacı olarak yer alan Digital Exchange Kurucu Ortağı ve CEO’su Emrah Pamuk, “Akıllı KOBİ’nin her seferinde daha fazla kitleye ulaşan etkinliklerinde bulunmak bizim için çok keyifli ve faydalı. KOBİ’lere e-ticareti anlatma ve dijital dönüşüm yolculuğunda yanlarında olduğumuzu hatırlatma fırsatını bize sunan önemli bir oluşum. Digital Exchange olarak böyle bir etkinlikte sponsor olarak yer almak bizim için büyük bir ayrıcalık” dedi.
“İş Süreçlerinde Dijitalleşme Trendleri” panelinde KOBİ’lerin ülke ekonomisi için önemini vurgulayan Logo Yazılım Türkiye Genel Müdürü Akın Sertcan, “Rekabet avantajı kazanarak büyümeyi temel hedef alan KOBİ’lerin dijital dönüşümü, değişimlere adaptasyon yeteneği kazanmak ve verimlilik açısından önem taşıyor. Türkiye’nin en büyük yerli iş yazılımı şirketi olarak, dijital dönüşümü bir vizyon olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda KOBİ’lere uçtan uca geniş bir çözüm kümesi sunarken, danışmanlık hizmetlerimizle de süreç boyunca yol gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
Dijitalleşmenin KOBİ’ler için önemine değinen BIS Çözüm Kurumsal ve Ticari Ürünler Genel Müdür Yardımcısı Gizem Güneşdoğdu, “Her sene artan bir ivme ile gerçekleşen teknolojik gelişmeler ve bir yandan da zorlayıcı rekabet ve piyasa şartların dolayısıyla dijitalleşme, KOBİ’lerin gelecekleri için yapabilecekleri en güçlü yatırımlardan birisi haline geldi. Akıllı KOBİ Gaziantep Dijital Dönüşüm Konferansı, KOBİ’lere dijital dönüşüm yolculuklarında yol haritalarını hazırlamaları ve dijital dönüşüm senaryolarını uygulamaları konusunda çok büyük destek sağlayan, etkili bir organizasyon oldu.Bu konferansta yer alarak, KOBİ’lerin dijital dönüşümü nasıl avantaja çevirebileceklerini paylaşıyor olmaktan ve büyümelerine destek olmaktan mutluluk duyuyoruz” şeklinde konuştu.
Networking ve bilgi yarışmaları ile çeşitli dijital dönüşüm paketlerinin ücretsiz olarak dağıtıldığı konferansta konuşulan diğer panel başlıkları arasında Bosch Türkiye ve Orta Doğu Dijital Dönüşüm Yöneticisi Elif Funda Çalışkan, EBRD Türkiye KOBİ Finansman ve Kalkınma Dijital Projeler Uzmanı Suat Eroğlu ve UNDP Türkiye Gaziantep Bölge Koordinatörü Hamit Doğan’ın katılımında “İkiz Dönüşüm ve KOBİ’ler” paneli gerçekleşti.
Son olarak Gaziantep Genç Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkan Yardımcısı ve RAD Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Özmen ve Rotatelab Kurucu Ortağı ve CEO’su Abdurrahman Koçak’ın katılımıyla “Yerel Tecrübe Paylaşımı” paneli ile etkinlik sona erdi.
2024 yılında 6 şehirde düzenlenecek
2023 yılında fizikselde bin 262, online’da ise 100 binin üzerinde KOBİ’ye erişen, toplamda 30 KOBİ’ye 300 bin TL üzeri değerde ücretsiz dijitalleşme çözüm paketlerinin sağlandığı Akıllı KOBİ Dijital Dönüşüm Konferansları 2024 yılında da Gaziantep’in ardından Türkiye’nin 6 ilinde KOBİ’lerin dijital dönüşümünü desteklemeye ve hızlandırmaya devam edecek. – GAZİANTEP
]]>Çalışmalarında özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiren sergi, sürece tanıklık eden sanatçıların bakış açılarıyla dijital dönüşümü yansıtıyor.
Sergide, araştırma sürecinde olağan bir unsur olarak dijital kültürü benimseyen ve yeni teknolojileri denemeyi öncelik olarak gören sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmaları yer alıyor.
“Dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmalar inceleniyor”
Serginin ön izlemesinde basın mensuplarına açıklama yapan küratör Ümit Mesci, özellikle genç sanatçıların üretimlerine katkı sağlayan sergideki yapıtların tarih boyunca sanat üretiminde öne çıkan doğa, tarih, mimarlık, kent, kimlik ve toplum gibi konuları merkezine aldığını söyledi.
Mesci, sergide dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmaların sanat tarihinin ilk döneminden bugüne bir bütün olarak incelendiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sergi, dijitalleşmenin olanak tanıdığı ifade tekniklerinin, sanatçıların farklı temalara ilişkin bakış açılarını nasıl dönüştürdüğünü kayıt altına almayı amaçlıyor. Mutlak sonuçlara ulaşmaya değil, sorgulamaya ve soru sormaya odaklanan sergi, sanatçıların araştırma ve anlatımlarındaki özgün unsurları görünür kılıyor.”
“Ödüllü projeler ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor”
Küratör Nilay Dursun ise İstanbul Modernin, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirdiği “Dijital Sanat Alanında Genç Üretimler” programının, serginin araştırma ve geliştirme sürecinde etkili olduğunu dile getirdi.
Müzenin proje kapsamında, farklı disiplinlerde üretim yapan genç sanatçıları “dijital üretim” odağında buluşturduğunu vurgulayan Dursun, şöyle devam etti:
“Yeni müze binamızın açılış hazırlıkları sürerken hayata geçirdiğimiz program, İstanbul Modern’in genç sanatçılarla hayata geçireceği çok yönlü çalışmaların başlangıcı niteliğindeydi. Program süresince katılımcılar tarafından hazırlanan ve müzenin bulunduğu bölge başta olmak üzere, İstanbul’a odaklanan projeler de sergi kapsamında değerlendirildi. Ödül kazanarak üretim desteği alan projeler arasından Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat’a ait ‘Rastlantı’ ile Beste İleri’nin ‘Sentimap Istanbul’ adlı çalışmalarını ilk defa bu sergide izleyiciye sunuyoruz.”
Sergi hakkında
Sergide, çoğunlukla çevrim içi kanallarda ve dijital uygulamalarda görülmeye alışılan üretim biçimleriyle çeşitli imge ve ifadeler, onları farklı yöntemlerle ele alan sanatçıların yapıtlarıyla müze içinde fiziksel olarak sunuluyor.
Küratörlüğünü Ümit Mesci ve Nilay Dursun’un üstlendiği sergide, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay’ın çalışmaları yer alıyor.
Müze koleksiyonundaki ana başlıklarla ilişki kuran sergideki yapıtlar, aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getiriliyor.
Dijitalleşmenin olanak sağladığı yeni anlatım olasılıklarından yola çıkılan ilk bölüm, dil ve ifade üzerine yoğunlaşarak, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor.
Dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceleyen ikinci başlıkta bu yönelimle bir araya gelen yapıtları üreten sanatçılar, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları incelerken yapay zeka ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor.
Sergideki mimarlık ve kent zemininde odaklanan son alanda ise İstanbul’a ait duyusal manzaralarla kent topografyasını oluşturan bileşenler, dijital araçlar yardımıyla çözümleniyor.
Sergi, 11 Ağustos’a kadar görülebilecek.
]]>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ankara Valiliği, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi, Ankara Kalkınma Ajansı iş birliğiyle gerçekleştirilen “Sertifikalı Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitimi” Sertifika Töreni ve Konferansı, Ankara Ticaret Odası ev sahipliğinde yapıldı.
ATO Meclis Salonu’nda gerçekleşen törenin açılış konuşmalarını Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Başkan Yardımcısı Mustafa Murat Şeker ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek yaptı.
ATO Başkanı Gürsel Baran, dijitalleşmenin bugün artık her alanda büyük bir değişimi peşinden sürüklediğini ve ekonominin ve toplumun geleceğini şekillendiren önemli bir faktör olduğunu belirterek, “Yenilikçiliği, gelişmeyi, ilerlemeyi teşvik ederek, verimlilik ve rekabetçiliği artırarak hayatı kolaylaştıran dijitalleşme, sağladığı bu kolaylıkların yanı sıra bazı tehditleri de içeriyor. Dijital ortama taşınan her sistem, yeni ve ciddi güvenlik risklerini beraberinde getiriyor. Siber tehditler, kritik hizmet sunan sistemler için siber savaş riski barındırıyor. Bu risk, ülkelerin, sınırlarını koruduğu gibi dijital altyapılarını ve verilerini de korumasını zorunlu kılıyor. Eskiden vatan savunması dendiğinde akla sadece fiziki sınırları koruma ve savunma geliyordu. Çağın değişimiyle birlikte savunma sathına siber güvenlik de eklendi. Ağları, cihazları, uygulamaları, sistemleri ve verileri siber tehditlerden koruma uygulaması olan ve ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelen siber güvenlik, dijital hattımızın yani kritik verilerimizin güvenliği açısından önemli. Yani özetle, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın devamı için siber güvenlik hattımızı sağlam tutmamız şart” dedi.
“Siber neferler”
Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitim programının, Türkiye’nin siber güvenlik alanında gelişim için ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda yürütülen önemli çalışmalardan biri olduğunu belirten Baran, eğitim sayesinde gençlerin donanımını artırırken, ülkenin de siber güvenlik alanında yeni ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlandığını ifade etti. Baran, “Altın niteliğindeki bu eğitimlerle siber neferlere yenilerini kazandırdık. Eğitim programına katılan herkesi tebrik ediyorum. Burada öğrendiğiniz bilgilerle, istikbalimizin güvenliğini sağlayan duvara bir taş daha koymuş oldunuz. Bu taş çok kıymetli. Ülkemiz coğrafi konumu nedeniyle hep göz önünde ve siber saldırı riski yüksek bir ülke. Bu savunma cephesinde gerekli bilgiye vakıf olmak ve kullanmak da ayrıca kıymetli. Yani, burada aldığınız eğitim, bilgi ve donanımla ülkemize büyük hizmetler vereceksiniz” diye konuştu.
Siber dünyanın zararlarına karşı tedbir alacağız
Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Mustafa Murat Şeker de yaptığı konuşmada, internetin hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, ilk zamanlarda kötü niyetli saldırıları engellemek için interneti yasaklama yönteminin tercih edildiğini dile getirdi. Saldırıları engellemek için yasaklamaların etkili bir çözüm olmadığını kaydeden Şeker, “Çünkü burada en zayıf halka insan. Yani insanın olduğu bir yerde siz ne kadar yasaklarsanız yasaklayın bunu önleyemiyorsunuz. İnsanın olduğu yerde tedbir almamız gerekiyor. Dolayısıyla burada dijital dünyanın, siber mühendisliğin, siber dünyanın getirdiği faydaları kullanacağız ama zararlarına karşı da tedbirler alacağız. Bu sadece bizim için değil. Bütün dünyada artık bir savaş alanı olarak belirlenmiş durumda” dedi.
Ülkemiz geleceğine önemli bir yatırım yaptık
Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek de konuşmasında, eğitim almaya hak kazanan 64 öğrencinin hayatına önemli bir dokunuş yaptıklarına inandıklarını ifade ederek, “Ülkemiz geleceğine önemli bir yatırım yapmış olduğumuzu düşünüyorum. En büyük sermayemiz ve geleceğimiz, hiç şüphesiz insanımız ve gençlerimiz. Ülkemiz siber saldırılardan en çok etkilenen ülkeler arasında beşinci sırada yer alıyor. 2024 yılında siber güvenlik harcamalarının 150 milyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Son 5 yılda dünya genelinde siber güvenlik uzman ihtiyacının yüzde 700 artış gösterdiği tespit edilirken, siber güvenlik uzmanlığı sadece geleceğin değil bugünün de en parlak meslekleri arasında yer alıyor. Gelecek 5 yılda dünyada 3 milyon Türkiye’de ise 20 bin siber güvenlik uzmanına ihtiyaç duyacak” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi’nin “Sertifikalı Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitimi”ni başarıyla tamamlayan öğrencilere sertifikaları takdim edildi.
Programa, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Kaya, Savunma Sanayii Daire Başkanı Ahmet Bahadır Bülbül, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi Genel Koordinatörü Alpaslan Kesici, Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreter V. Emine Doğrukök ile savunma sanayii ve siber güvenlik alanında faaliyet gösteren firmaların temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, “Sosyal medya kullanım süresi dünyada 2 saat 23 dakika iken; ülkemizde 2 saat 44 dakika, yaklaşık 3 saati buluyor. Dolayısıyla bu alan asla boş bırakılmaması ve son derece ciddiyetle ele alınması gereken bir konu” dedi.
Bakan Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda (BTK) ‘Hep Birlikte Daha İyi Bir İnternete’ temasıyla düzenlenen ‘Güvenli İnternet Günü Etkinliği’ne katıldı. Burada konuşan Uraloğu, insanlık olarak bilgiye erişim konusunda sıkıntı çekilmeyen bir çağda yaşadıkları için şanslı olduklarını fakat bununla beraber insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar da manipülasyona ve dezenformasyona açık hale gelindiğini söyledi.
‘ÇOCUKLARIMIZI İNTERNET DÜNYASINDA YALNIZ BIRAKMAYIN’
Bugün internet sayesinde bilgiye ulaşmanın yanı sıra bankacılık işlemlerinden fatura ödeme gibi birçok işlemi de internet üzerinden kolaylıkla gerçekleştirildiğini anımsatan Uraloğlu, internetin hayatlarına getirdiği kolaylıkların yanında hayatlarını dönüştüren bir olgu haline de dönüştüğünü ifade etti. İnternet kültürünün, zamanının büyük kısmını internette geçiren gençlerin değerlerini de belirlediğini vurgulayan Uraloğlu, “Örf ve adetlerimiz internet ortamında farklı yorumlanabiliyor, insani değerler de bu mekanda farklılık gösteriyor. Bu nedenle bir ebeveynin, kendi çocuğunun evin dışında, nerede, kiminle olduğunu bilmesi gerekiyorsa; dijital dünyada da çocukların kontrolsüz bir şekilde bırakılması oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Buradan tüm anne-babalara sesleniyorum; lütfen çocuklarımızı, gençlerimizi başıboş ve uçsuz bucaksız bir ortam olan internet dünyasında yalnız bırakmayın. Çok farklı koruma ve güvenlik yöntemleriyle onları dijital alemin kötülüklerinden uzak tutun” diye konuştu.
‘VATANDAŞLARIMIZI BİLİNÇLENDİRMEK İSTİYORUZ’
İnterneti güvenli bir şekilde kullanmanın yollarını öğrenmek ve uygulamanın herkesin sorumluluğunda olduğunu belirten Uraloğlu, “Günlük internet kullanım süresi, dünyada 6 saat 40 dakika iken; ülkemizde bu rakam 6 saat 50 dakika, yaklaşık 7 saate ulaşmış bulunuyor. Sosyal medya kullanım süresi ise dünyada 2 saat 23 dakika iken; ülkemizde 2 saat 44 dakika, yaklaşık 3 saati buluyor. Dolayısıyla bu alan asla boş bırakılmaması ve son derece ciddiyetle ele alınması gereken bir konu. Biz de bu kapsamda bakanlık olarak Güvenli İnternet Günü vesilesiyle, vatandaşlarımızı dijital dünyada güvende tutmanın yolları konusunda bilinçlendirmek istiyoruz” dedi.
‘824 EĞİTİM VE SEMİNER İLE 116 BİN KİŞİYE ULAŞTIK’
Dijital platformlarda karşılaşılan en büyük sorunlardan birisinin de bilgi kirliliği olduğunu söyleyen Uraloğlu, yalan ile gerçeğin iç içe geçtiği dijital ortamlarda interneti ve sosyal medya platformlarını bilinçli bir şekilde kullanmak ve dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmek gerektiğini söyledi. Çocukları ve gençleri; siber zorbalık, çocukların çevrim içi istismarı, sosyal medya ve oyun bağımlılığı başta olmak üzere pek çok dijital tehditten korumanın gerekliliğine de vurgu yapan Uraloğlu, bu tehditlere karşı 2016 yılında BTK bünyesinde Güvenli İnternet Merkezi’ni kurduklarını hatırlattı. Güvenli İnternet Merkezi ile 2023 yılında gerçekleştirilen 167 eğitim ve seminer ile yaklaşık 26 bin kişiye ‘İnternetin Bilinçli ve Güvenli Kullanımı’ eğitimi verdiklerini bildiren Uraloğlu, “Böylece son 5 yılda 824 eğitim ve seminer ile toplam 116 bin kişiye ulaştık. ‘İnternet Yardım Merkezi’ ile internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı kapsamında kullanıcıların internet ortamlarında yaşadıkları sorunlara çözüm önerileri sunuyoruz. Aynı şekilde hizmet vermeyi sürdüren, ‘ALO 141 İnternet Bilgi Destek Hattı’ ile de dijital ortamlarda yaşanan sorunları, hızlı ve alternatif bir yoldan çözüme kavuşturuyoruz. 2023 yılı itibari ile 70 binden fazla çağrıya cevap verdik” diye konuştu.
‘314 BİNDEN FAZLA ZARARLI BAĞLANTIYI ENGELLEDİK’
Uraloğlu, siber tehditlere karşı da etkin bir mücadele yürüttüklerinin altını çizerek, “Uluslararası kuruluşlar, adli makamlar, araştırma merkezleri ve üniversiteler, özel sektör gibi paydaşlarla koordinasyon içerisinde hareket eden Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi, aynı zamanda uluslararası planda ülkemizin temas noktası olma görevini de ifa ediyor. Tamamen yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz Avcı, Azad, Kasırga, Atmaca ve Kule gibi uygulamalarımız ile ülkemizin siber güvenliğini sağlıyoruz. Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’miz tarafından bugüne kadar yerli yazılımlarımız ile engellenen 314 binden fazla zararlı bağlantıyı şayet engelleyememiş olsaydık, vatandaşlarımız sadece geçtiğimiz hafta içinde 66 milyona yakın zararlı isteğin hedefi haline gelmiş olacaklardı” diye konuştu.
]]>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu, bir otelde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, iş dünyasının yanında olduklarını söyledi.
OSBÜK ve Yıldız Teknik Üniversitesi işbirliğiyle Türk sanayisinin dijitalleşmesi için geçen sene proje gerçekleştirdiklerini hatırlatan Kestioğlu, “Çıktığımız çağrıya 1000 dijital elçi başvurmuştu, onlarla birlikte 4 aylık sertifika programını bitirdik. 1 yıl içinde elçiler kendi firmalarında dijital dönüşümü tetiklediler. Toplam 40 milyonluk bir fayda ve teknoloji dönüşümü gerçekleştirmiş olduk. Projemiz bizi çok heyecanlandırdığı için, güzel sonuçlar elde ettiğimiz için şimdi ikinci bacağını yapıyoruz. Yine bir çağrı başlattık, yine 1000 dijital elçiyi daha yetiştireceğiz.” diye konuştu.
Kestioğlu, eğitim programlarında nesnelerin internetinden akıllı fabrikalara, 5G teknolojilerine, bulut teknolojilerden siber güvenliğe kadar çok geniş kapsamda bir eğitim içeriğinin hazırlandığını kaydetti.
Türkiye’de dijital yetkinliklerin, olgunluk seviyelerinin Avrupa Birliği ve dünya standartlarının biraz daha gerisinde olduğunu ifade eden Kestioğlu, şöyle devam etti:
“Bu nedenle Türk sanayimizin teknoloji yatırımı yapmaları için bilgi seviyelerinin daha yukarıda olması lazım. Amacımız, sanayi çalışanlarımızın teknik bilgi seviyelerini ileriye taşımak ve onların kurumlarında bu dönüşüm projelerinde liderlik etmelerini sağlamak. Şu anda önceliklendirdiğimiz teknolojiler, temelde sanayimizin daha verimli çalışmalarını, daha karlı işletmeler haline gelmelerini sağlayacak. Bu teknolojiler aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamında da ciddi faydalar sağlayıp dünya standartlarında sanayi şirketleri olmalarına fırsat sunacak.”
Eğitimler nisan ayına kadar sürecek
OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü de toplantıyı Anadolu’nun en güçlü sanayi şehirlerinden birisi ve aynı zamanda Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesine ev sahipliği yapan Gaziantep’te gerçekleştiriyor olmaktan memnuniyet duyduğunu ifade ederek, “Bugün Türkiye’de OSB olmayan ilimiz kalmadı. 81 ilimizde 277’si işletme aşamasında olmak üzere 400 OSB oluştu. 67 bin sanayi işletmesinin faaliyet gösterdiği OSB’ler ülkemizin toplam sanayi üretiminin yüzde 45’ini gerçekleştiriyor. Ayrıca OSB’ler 2 milyon 620 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor.” dedi.
OSB’lerin dijitalleşmesine öncülük edecek insan kaynağının yetişmesinin son derece kritik öneme sahip olduğunu aktaran Kütükcü, şunları aktardı:
“OSBÜK, Vodafone Business ve Yıldız Teknik Üniversitemiz ile hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Programı kapsamında daha önce 1000 dijital elçi yetiştirmiştik. Yoğun bir taleple bugün bu programın ikincisini başlatmış bulunuyoruz. Bu dönem eğitimlerimizde OSB’lerimiz ve katılımcı firmalarımızın personelleri, 12 hafta boyunca siber güvenlikten bulut bilişime, dijital liderlikten üretken yapay zekaya kadar 12 başlıkta eğitim alacaklar. Nisan ayına kadar sürecek eğitimlerin sonunda başarılı olanlara sertifika verilecek. Hedefimiz, OSB’lerdeki dijital elçilerimizin sayısını arttırarak Türk sanayisinin dijitalleşmesine de liderlik etmesini sağlamak.”
Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halit Keskin de KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğunda önemli bir adım daha attıklarını söyledi.
Keskin, dijital dönüşümün sadece teknik anlamda bir değişim olmadığını, yapı, yönetim felsefesi anlamında, ayrıca kurum kültürü bağlamında önemli değişiklikleri beraberinde getireceğini ekledi.
Program kapsamında 3 ay sürmesi planlanan eğitimler sonrasında başarılı olan katılımcılara sertifika verilecek.
]]>Aksoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küresel ölçekte sektörde yaşanan değişim ve dönüşüm, Vodafone Türkiye’nin çalışmaları ve şirketin yeni dönem beklentilerine ilişkin bilgi verdi.
Telekomünikasyon sektörünün, modern ekonominin büyümesi, verimliliğin sağlanması ve toplumun kalkınması için kritik olan dijital dönüşüme altyapı sağladığını belirten Aksoy, bunun yanı sıra, eğitim, sağlık, üretim, finans, güvenlik hizmetleri, savunma ve afet yönetimi gibi birçok alana etki edip istihdamı artırdığını söyledi.
Aksoy, bu sebeple sektörün, modern ekonominin ve toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak ülkeler için stratejik öneme sahip olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde telekomünikasyon altyapısı stratejik öneme sahip altyapılar arasında değerlendiriliyor. Uluslararası örneklerde aktörler stratejik öneme sahip telekomünikasyon altyapısının gelişen teknolojilere göre güncellenmesi ve dijitalleşmenin etkilerinden azami faydanın sağlanabilmesi için bu yönde uzun dönem strateji planları ve teşvik programları hazırlıyor. Sürdürülebilirliğin sağlanması ve yeşil dönüşüm için de teknolojinin kullanımı dijitalleşmenin etki alanını ve önemini artırıyor. Örneğin, Birleşik Krallık elektronik haberleşme altyapılarının yaygınlaştırılması ve teşviklerle desteklenmesi için Birleşik Krallık Kablosuz Altyapılar Stratejisi’ni kamuoyuyla paylaştı ve stratejide 2030’da gerçekleştirilmek üzere çeşitli hedeflere yer verdi. Benzer şekilde, Avrupa Birliği de dijital ekonominin gelişimi ve Avrupalı işletmelerin dijitalleşmesi için Dijital 10 Yıl Politikası’nı yürürlüğe koyarak çok sayıda teşvik programı oluşturdu. Uluslararası örneklerde görüldüğü üzere, ülkemizin de 2030 vizyonuyla elektronik haberleşme altyapılarının yaygınlaştırılarak dijital dönüşümün hızlandırılması için uzun vadeli hedeflerin net olduğu telekomünikasyon stratejisini oluşturması önem arz ediyor.”
“Türkiye’nin GSYH’si içinde Elektronik Haberleşme Gelirlerinin payı her geçen yıl azalıyor”
Sektörün 2023 yılında Türkiye’deki çalışmalarına da değinen Aksoy, sektörün son 10 yıldaki artan yatırım maliyetlerine karşın kullanıcı başına ortalama gelirinin düştüğünü aktardı.
Aksoy, “Yatırımların artması ve gelirlerin düşmesine ek olarak vergi ve finansal yükümlülükler de göz önüne alındığında, sektörümüzde sürdürülebilir yatırım ortamının sağlanması mümkün olmuyor. Ülkemiz mobil haberleşme imtiyaz ve yetkilendirme rejiminin bir gereği olarak yer alan altyapıların süresi bitiminde devri de sektör değerini etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, sektörümüzün ülkeye katkısının potansiyelinin altında kalmasına neden oluyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) içinde Elektronik Haberleşme Gelirlerinin (EHG) payının her geçen yıl azaldığına vurgu yapan Aksoy, “2005 yılında GSYİH-EHG oranı yüzde 2,51 iken, 2022 yılında bu oran yüzde 0,87’ye kadar düştü. Sektörümüzün sürdürülebilirliği için yatırım ve rekabet ortamının iyileştirilerek kaynakların etkin kullanılması ve gelir akışının sürdürülebilir hale getirilmesine ihtiyaç duyuluyor.” dedi.
“Yatırımların verimliliğinin de gözetildiği bir sistem kurulması kritik”
Aksoy, sektörde yetkilendirme ve lisans rejiminin yeni teknolojilere yatırımı destekleyen nitelikte esnek ve genel nitelikte olmasının, teknolojideki hızlı değişime ayak uydurabilmesinin önemli olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bir yandan yatırımların artması sağlanırken, diğer yandan yükümlülüklerin ihtiyaç odaklı belirlenmesi ile yatırımların verimliliğinin de gözetildiği bir sistem kurulması kritik. Kaynakların etkin kullanılabilmesinin sektör bağlamında en önemli adımı spektrum yönetimi. Sektörde kullanıma sunulacak spektruma ilişkin planların operatörlerle zamanlıca paylaşılması ve bu frekansların yatırımları teşvik edecek şekilde tahsis edilmesi önem taşıyor. 5G frekanslarının tahsisi, 700 MHz gibi ek frekans tahsisleri ve teknoloji güncellemeleri ile spektrum verimliliğine odaklanılması kritik. Ülkemizde yüksek hız ve kapasiteleri sunan fiber altyapı yatırımları ve fiber abonelik yaygınlığının artırılması hususunda çalışmalara ivme kazandırılması ihtiyacı bulunuyor. Fiber altyapının yaygınlığı operatörlerin hem mevcut hem de yeni teknolojiler için kapasite ihtiyacının karşılanması noktasında kritik önem arz ediyor. Bu doğrultuda bir ortak fiber altyapı şirketinin kurulmasının çok önemli ve gerekli olduğunu düşünüyoruz. Rekabet koşulları ve yatırım ikliminin doğru politika tercihleri ve düzenleyici müdahalelerle zaman kaybedilmeksizin geliştirilmesi gerekiyor.”
“En çok data trafiği alan sosyal medya platformu yüzde 30,6 ile Instagram oldu”
Vodafone Türkiye’nin 2023 yılı çalışmaları ve rakamlarına ilişkin bilgi veren Aksoy, 2023’ün Türkiye’nin en hızlı büyüyen yeni nesil bağlantı ve dijital servisler şirketi olma hedefleri doğrultusunda önemli adımlar atmaya devam ettikleri bil yıl olduğunu anlattı.
Aksoy, “Aynı zamanda, amaç odaklı bir şirket olarak toplumsal dönüşümdeki rolümüze odaklanmayı sürdürdük. Vodafone Türkiye olarak, 25,4 milyon mobil ve 1,4 milyon sabit genişbant müşterisine hizmet veriyoruz. Dijital kanallarımızı kullanan aylık aktif müşteri sayımız 17 milyonu aşarken, bu müşterilerimizin aylık toplam etkileşimi ise 415 milyona ulaştı. Mobil genişbant data trafiğimiz yüzde 19,2 arttı. Bu trafiğin yüzde 98’i 4.5G üzerinden gerçekleşti. 25,4 milyon müşterimizin yüzde 91,6’sında akıllı telefon var. En çok data trafiği alan sosyal medya platformu yüzde 30,6 ile Instagram oldu. YouTube ve TikTok uygulamalarına ait data trafiği de yüzde 30’un üzerinde artış gösterdi.” bilgisini verdi.
“TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısı 9,7 milyona ulaştı”
Aksoy, 2023’te dijital servisler odağıyla müşterilere finanstan sigortaya farklı alanlarda hizmet sunmaya devam ettiklerini anımsatarak, yeni nesil mobil finans çözümleri Vodafone Pay ürünlerini kullanan toplam kullanıcı sayılarının 5 milyona ulaştığını söyledi.
Vodafone Her Şey Yanımda’nın bugüne kadar yaklaşık 170 milyon kez ziyaret edildiğine işaret eden Aksoy, şu bilgileri verdi:
“Bu platformla yaklaşık 2 milyon müşteriye 14 farklı kategoride 6 milyondan fazla sipariş ulaştırdık. Müşterilerimize sunduğumuz servisleri her geçen gün genişlettiğimiz ve tüm ihtiyaçlarını tek platformdan kolayca karşılama imkanı verdiğimiz Vodafone Yanımda uygulamasını ayda 16 milyonu aşkın kişi yaklaşık 300 milyon kez ziyaret etti. Dijital asistanımız TOBi’nin aylık tekil kullanıcı sayısı 9,7 milyona, aylık sohbet sayısı ise 43 milyona ulaştı. Diğer yandan, Vodafone FLEX çözümümüzle müşterilerimizin akıllı cihaz ve servislere ulaşmasını kolaylaştırırken, perakende noktalarımızdaki dönüşümle müşteri hizmetlerini daha ulaşılabilir hale getirdik.”
“2025 yılına kadar Türkiye’nin en hızlı büyüyen yeni nesil bağlantı ve dijital servisler şirketi olmayı hedefliyoruz”
Vodafone CEO’su Aksoy, 2025 yılına kadar Türkiye’nin en hızlı büyüyen yeni nesil bağlantı ve dijital servisler şirketi olmayı hedeflediklerinden bahsetti. Aksoy, bu hedefe ulaşmak için ‘Yeni Nesil Bağlantı, Dijital Operatör ve Kurumsal Çözümler’ unsurlarından oluşan planlarına odaklanmaya devam ettiklerini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu doğrultuda, ülkemizi 5G teknolojisi ile buluşturacak çözümler geliştirmek üzere hazırlıklarımızı sürdüreceğiz. Üretim sektörlerinde akıllı sistemlerin kullanımını yaygınlaştıracak, özelleştirilmiş şebekeler ile güvenlik ve şebeke yönetim etkinliğini artıracak projeler hayata geçireceğiz. Diğer yandan, Vodafone Yanımda’nın 2025’e kadar Türkiye’nin ilk geniş kapsamlı süper uygulaması olmasını hedefliyoruz. Yeni nesil perakende anlayışımız doğrultusunda mağazalarımızı daha fazla çeşit ve yeni nesil ürünlerin sergilenebileceği alanlara dönüştürdük. Yapay zekanın işlerimize entegrasyonunu özellikle müşterilerimize hizmet verdiğimiz noktalarda sağlamaya devam edeceğiz. Kurumsal alanda ise ana odaklarımızın yanı sıra Veri Merkezi, Bulut Çözümleri, Siber Güvenlik, Özelleştirilmiş Mobil Ağ ve IoT alanlarında yapacağımız yatırımlarla önümüzdeki 5 yıl boyunca katlanarak artan bir hızda büyümeyi planlıyoruz.”
“Pandemi süreciyle oluşan dijital alışkanlıkların uzun vadeli olacağını öngörüyoruz”
Engin Aksoy, değişen teknolojiler ve tüketici alışkanlıklarında yaşanan değişime ilişkin de bilgi verdi.
Salgın süreciyle oluşan dijital alışkanlıkların uzun vadeli olacağını söyleyen Aksoy, dijital yaşam pratiklerinin daha da çeşitlenip yaygınlaşacağını aktardı. Aksoy, dijitalleşme ve teknolojinin, tüketici davranışlarının gelişiminde belirleyici olmaya devam edeceğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün artık, her türlü işini ve günlük hayatını internet üzerinden bir akıllı telefonla yürütebilen tüketicilerden bahsediyoruz. Buna bir de internete bağlanan nesneler ve cihazları ekleyerek, yapay zeka, makina öğrenmesi ve bulut bilişim gibi teknolojilerle birleştirdiğinizde son derece yenilikçi hizmetler ortaya çıkıyor. Dijital tüketiciler gerek işlerinin dönüştürülmesi gerekse günlük hayatlarını kolaylaştırmak için 5G ile gelecek altyapıya ve servislere ihtiyaç duyuyor. 5G, uzaktan eğitim ve uzaktan çalışma başta olmak üzere, sağlık, akıllı ev sistemleri, e-ticaret ile alışveriş, sanal ortamda sosyal hayat ve eğlence gibi alanlarda yüksek kalitede bağlantı imkanı sağlayacak. Diğer yandan, 360 derece videolar ve sanal gerçeklik teknolojilerinin spor ve kültürel etkinliklerdeki deneyimi dönüştüreceğini söyleyebiliriz.”
]]>Temsah, “Bankacılık Söyleşileri” kapsamında AA’ya yaptığı açıklamada, küresel ekonomide yüksek enflasyon trendinin hala devam ettiğini belirterek, geçtiğimiz dönemde enflasyon sebebiyle faiz artırımına giden merkez bankalarının bir süredir faizleri sabit tuttuğunu, bu tercihin arkasında özellikle son çeyrekte beklenenden düşük gelen enflasyon verilerinin olduğunu ancak merkez bankalarının iletişimlerine bakıldığında hala geleceğe yönelik belirsizlikler bulunduğunu söyledi.
Enflasyon ve ekonomik aktivite büyümelerinin gidişatının burada faiz indirimlerinin ne şekilde gerçekleşeceğini belirleyeceğini aktaran Temsah, şöyle devam etti:
“Örneğin, ABD’de beklenenden olumlu gelen makroekonomik veriler, ilk faiz indirimine yönelik tahminleri yılın ilk yarısına kadar çekti. Beklentimiz, 2024’ün ilk yarısında gelecek olan makro verilerin de ışığında küresel para politikalarındaki sıkılık seviyesinin bir süre bu düzeyde kalması yönünde. Yılın ilk yarısının sonundan itibaren kademeli bir şekilde küresel merkez bankaları tarafında faiz indirimlerini görebiliriz. Açıklanacak makro verilerin olumlu seyretmesi halinde ise bu takvim ilk çeyrek sonuna kadar geri gelebilir. Resesyon endişeleri her ne kadar devam etse de genel manada geçmiş yıl beklentilerine göre daha iyimser seyrediyor. Yumuşak iniş senaryosunun büyük oranda gerçekleşmeye devam ettiği bu trendde 2024’ün özellikle ikinci yarısının küresel ekonomik aktivite açısından daha hareketli olmasını bekliyoruz.”
2023’ün ikinci yarısında makroekonomik çerçevede önemli değişiklikler yaşandığını, bunların başında da para politikasında atılan hızlı sıkılaşma adımları ve faiz artışlarının geldiğini belirten Temsah, enflasyonun bugün bulunduğu seviyeler göz önüne alındığında, şu anda önceliğin enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması olduğunu, bunun biraz zaman alacağını ancak bu alanda atılan adımların olumlu sonuçlarının 2024’ün ikinci yarısında daha belirgin bir şekilde görülmesini beklediğini ifade etti.
“2024’ün ikinci yarısında daha hareketli bir ekonomik aktivite ortamı görebiliriz”
Alınan kararların önemli yansımalarını cari denge ve rezervlerdeki toparlanmada da görebildiklerini ifade eden Temsah, yılın ikinci yarısında Türkiye’ye gelen fon akımında önemli artış olduğunu, yeni ekonomi yönetiminin, enflasyonu dizginlemek ve deprem harcamalarının bütçede oluşturduğu yükü hafifletmek için önemli vergi düzenlemelerini hayata geçirdiğini anlattı. Temsah, para politikasında uygulanan sadeleşme adımları ve KKM’den çıkış stratejilerine de işaret etti.
Genel manada bu yıl hayata geçirilen aksiyonların Türkiye’nin makroekonomik istikrarına olumlu katkı sağlayacağını düşündüğünü ifade eden Temsah, şu değerlendirmelerde bulundu:
“2024; özellikle ilk yarıda para politikasında sıkılığın ve enflasyondaki yüksek seviyenin devam edeceği bir yıl olacak. Bu süreçte başta tüketici tarafı olmak üzere genel olarak talepte de bir daralma görmeyi bekliyoruz. Ancak yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda öngörülen kademeli düşüşle birlikte para politikası ve likidite kanalları açısından kademeli bir gevşeme göreceğimizi düşünüyoruz. Halihazırda bizim de beklentimiz Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon hedeflerine yakın seviyelerde. Tabii para politikasının enflasyon tarafına yansıması biraz zaman alacak bir süreç. Ancak gerek Merkez Bankası rezervlerindeki toparlanma gerek risk primlerinin geldiği seviyeler, içinde bulunmuş olduğumuz patikanın makroekonomik istikrar açısından destekleyici olduğunu bizlere söylüyor. Bu politika setinin bir sonucu olarak da küresel makroekonomik gelişmelere de bağlı şekilde Türkiye’ye yönelik fon akımının ve bununla paralel şekilde rezervlerdeki toparlanmanın 2024’te artarak devam etmesini bekliyorum. Bu bağlamda 2024’ün özellikle ikinci yarısında daha hareketli bir ekonomik aktivite ortamı görebileceğimizi düşünüyorum.”
“Bankalar KKM’den çıkış sürecine önemli ölçüde uyum sağladı”
Malek Khodr Temsah, yakın geçmişe göre finansman taleplerinin önemli ölçüde yavaşlamış durumda olduğunu, enflasyon ve daha önemlisi enflasyon beklentileri kontrol altına alınana kadar da bu sıkı duruşun devam etmesini beklediklerini ifade ederek, KKM’den çıkışla alakalı düzenlemelerin bankalar için kritik önem arz ettiğini, TL tarafında getirilerin geldiği seviyelerin de bu çıkış sürecini destekler nitelikte olduğunu söyledi.
Temsah, “Geldiğimiz noktada bankaların KKM’den çıkış sürecine önemli ölçüde uyum sağladığını söylememiz mümkün. Bunun yanında genel olarak para politikası çerçevesini sadeleştirmek için atılan adımların da sektör tarafından olumlu karşılandığını söyleyebiliriz. Gelecek yıl yeni ekonomi yönetiminin nasıl bir politika izleyeceğini şu ana kadar yapılan sıkılaşma hamlelerinin etkileri büyük ölçüde belirleyecektir. Daha önce ifade ettiğim gibi, şu anda enflasyon beklentilerinin makul seviyelerde kontrol altına alınması ekonomi yönetiminin birinci önceliği. Bu bağlamda para politikasında istenen sıkılık düzeyine çok büyük ölçüde ulaşıldığını düşünüyorum. Bundan sonraki dönemde gelinen seviyelerde bir süre sabredilmesi ve özellikle 2024’ün ikinci yarısından sonra likidite kanallarında kademeli gevşeme sürecinin hayata geçirilmesini bekliyorum.” şeklinde konuştu.
“KKM’den çıkış sürecinde mudiler tarafında kayda değer bir dövize yönelimle karşılaşmıyoruz”
Albaraka Türk CEO’su Temsah, farklı makroekonomik düzlemleri deneyimledikleri 2023’ün genel manada bankacılık sektörü için oldukça olumlu geçtiğini, bu dönemi bankaların geçmiş yıllar tecrübesinin de desteğiyle oldukça başarılı bir şekilde yönettiğini, bankacılık sektörünün gelir ürerim kapasitelerini iyileştirmeye devam ederken, bu dönemi aynı zamanda bilançolarını güçlendirmek için bir fırsat olarak da kullandığını, bu politikanın bir sonucu olarak takipteki kredi oranlarının son yılların en düşük seviyelerine gerilerken, birçok bankanın ayırdığı yüksek oranda karşılıklarla bilançolarını olası risklere karşı kuvvetlendirdiğini anlattı.
2022 yılı ve 2023’ün ilk döneminde bankaların en önemli gündemlerinden birinin KKM süreci ve onunla birlikte gelen TL hedeflerini yönetmek olduğuna işaret eden Temsah, şunları kaydetti:
“KKM ile başlayan bilançolardaki TL dönüşüm süreci de sektör görünümünü kur riskine karşı oldukça kuvvetlendirdi. KKM’den çıkış sürecinde şu ana kadar mudiler tarafında kayda değer bir dövize yönelimle karşılaşmıyoruz. Buradaki dengenin korunması bankacılık sektörü bilançolarındaki TL oranının da korunması anlamına geliyor. Yılın ikinci yarısından sonra yeni ekonomi yönetiminin uygulamaya başladığı sıkı para politikası ve ek tedbirler sonrasında mevduat ve kredi maliyetlerinin artması, kredilere olan talebin beklendiği gibi azalmasına sebep oldu. Dolayısıyla bu taraftaki büyümede bir miktar yavaşlama beklesek de bankaların gelir üretim kapasitelerini çeşitlendirmeleri ve bilançolarındaki sağlamlığı da düşündüğümüzde bu sürecin sektör tarafında hasarsız bir şekilde geçirileceğini düşünüyoruz.???????
2023’te artan dijitalleşmeyle beraber bankalar da diğer sektörlerdeki firmalarla anlaşmalarını artırmaya ve API’ler aracılığıyla bankacılık ürünlerini üçüncü taraflara sunmaya devam ettiler. Bu durum, müşteri edinimi açısından bankalara oldukça kolaylık sağladı. Bankalar gitgide artan oranlarda müşteri edinim süreçlerini dijital kanallara kaydırmış durumda. Bunun yanında ağırlıklı olarak katılım bankacılığı sektöründe olmak üzere sektöre yeni dijital bankalar dahil oldu. Dijitalleşme ve teknolojik devrimin çok yakından hissedildiği sektörlerin başında gelen bankacılık sektörünün hızlı adapte olabilme yetkinliği de bu noktada kendisini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de bu trendin hız kesmeden sürmesini bekliyoruz.”
“Bireysel kredilerde sınırlı, ticari kredilerde ise belirli sektörler üzerinden bir büyüme olmasını bekliyoruz”
Malek Khodr Temsah, yılın ikinci yarısında atılmaya başlanan adımlarla oldukça sıkı bir para politikası çerçevesine geçiş yapmış durumda olduklarını aktararak, “En erken 2024’ün ikinci yarısına kadar bir faiz indiriminin olmayacağını ve sıkı para politikasının devam edeceğini düşünüyoruz. Yüksek kredi maliyetleri nedeniyle talebin görece düşük olması 2024 genelinde bankacılık sektöründe daha ılımlı bir büyüme olacağına dair beklentilerimizi güçlendiriyor. Bu bağlamda sektör genelinde 2024’te enflasyon beklentilerine yakın oranda yüzde 30-35 seviyelerinde bir büyüme görmemizin olası olduğunu düşünüyorum. Yaklaşım olarak ekonomi yönetiminin yönlendirmesine uygun şekilde bireysel kredilerde büyümenin bir miktar daha sınırlı olmasını beklerken, ticari kredilerde ise özellikle bilançosu sağlam, riski düşük müşteriler ve başta ihracata yönelik sektörler olmak üzere belirli sektörler üzerinden bir büyümenin gerçekleşmesini bekliyoruz.” şeklinde konuştu.
KKM’den çıkış konusunda ekonomi yönetiminin kararlılığını gördüklerini ifade eden Temsah, “Şu ana kadar verilere baktığımızda hedeflenen seviyelere yakın bir çıkış hızı söz konusu. Ayrıca yine veriler, KKM’den ayrılan mevduatın yabancı paralara değil, TL’ye yöneldiğini gösteriyor. Şu anda TL tarafta sunulan getirilerle birlikte değerlendirdiğimizde 2024 sonuna kadar KKM’nin sistemdeki payının çok büyük oranda azalmasını bekliyorum.” dedi.
Son faiz artışlarında açıklanan metinlerde TCMB’nin faiz artış döngüsünün artık sonuna geldiklerini görebildiklerini ifade eden Temsah, şöyle devam etti:
“Belki bir kez daha küçük montanlı bir artış görebiliriz ancak politika faizinde zirve seviyelere çok yakın olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonrasında da enflasyon gerçekleşmelerini ve beklentilerini yakından takip ederek en erken 2024’ün ikinci yarısına kadar faizlerde bir değişiklik beklemiyoruz. Sonrasındaki dönemde dezenflasyon sürecinin başlamasıyla kademeli olarak hem politika faizinde hem de TL mevduat getirilerinde bir geri çekilmenin başlamasını bekliyorum. Bankamızın son 2 yıldır en önemli önceliklerinden birisi regülasyonlara paralel şekilde bilançomuzdaki TL payının artırılmasıydı. Bu konuda da tüm çalışanlarımızın özverili yaklaşımıyla çok önemli mesafe kat ettik. YP katılım fonlarının toplam fonlar içindeki payı 2021 sonunda yüzde 78 seviyesindeyken, bunu 2022 sonunda yüzde 54’e, 2023’ün eylül ayı sonu itibarıyla da yüzde 48’e düşürdük. Diğer taraftan yılın ikinci yarısından itibaren yeni ekonomi yönetiminin hayata geçirdiği politikalara uygun şekilde KKM’den çıkış sürecine ve standart TL katılım fonlarının payını artırmaya odaklandık. Bu sürecin neticesinde piyasa dinamiklerine paralel şekilde YP katılım fonlarımızın toplanan fonlarımız içerisindeki payı paralel seyrederken standart TL katılım fonlarının payını kademeli olarak artırıyor, KKM’nin payını da kademeli olarak düşürüyoruz.”
“Ticari kredi büyümeleri bankacılık sektöründeki ılımlı büyümenin belirleyicisi konumunda”
Albaraka Türk CEO’su Temsah, kredi büyümelerinde ciddi yavaşlama olduğunu, 2024’ün ikinci yarısından sonra kademeli bir şekilde kredi kanallarının rahatlamasını beklediklerini ifade etti.
Yeni ekonomi yönetiminin hayata geçirdiği politikaların daha büyük oranda etkisini bireysel taraftaki kredi büyümelerinde gördüklerini aktaran Temsah, özellikle yılın ilk yarısında bankacılık sektöründeki kredi büyümesinde itici gücün tüketici kredileri tarafında olduğunu söyledi.
Temsah, “Şu anda geldiğimiz noktada ise ticari kredi büyümeleri bankacılık sektöründeki ılımlı büyümenin belirleyicisi konumunda. Özellikle trend olarak değerlendirdiğimizde üçüncü çeyrek ortasından itibaren bu alanda bir hareketlilik mevcut. Albaraka Türk olarak biz de bu dönemde reel sektöre olan desteğimizi sürdürerek reel ticaret finansmanını önceliklendireceğiz.” diye konuştu.
“2023, sektörde olduğu gibi Albaraka Türk için de oldukça verimli bir yıl oldu”
2023’ün, sektörde olduğu gibi Albaraka Türk için de oldukça verimli bir yıl olduğunu belirten Temsah, bankanın toplam aktiflerinin 2023’ün üçüncü çeyreğinde 2022 sonuna göre yüzde 39,2 artarak 203,7 milyar TL’ye ulaştığını, katılım hesapları ile özel cari hesaplar aracılığıyla topladıkları fonların üçüncü çeyrekte 146,8 milyar TL seviyesine ulaştığını bildirdi.
İlk yarıda 2022’de elde ettikleri kar miktarını yakalamayı başardıklarını, eylül sonu itibarıyla bankanın net karının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 171,4 artış ile 2,46 milyar TL’ye ulaşarak ciddi bir başarı gösterdiğini, 2022 sonunda yüzde 1,94 olan takipteki kredi oranının ise Eylül 2023 itibarıyla yüzde 1,77’ye gerilediğini aktaran Temsah, “Albaraka Türk için 2023, oldukça bereketli bir şekilde geride kaldı. Değişen makroekonomik konjonktüre hızlı bir şekilde adapte olarak sağlam ve istikrarlı bir şekilde büyümemizi 2024’e de taşıyacağımızı düşünüyorum.” dedi.
Temsah, sektörde her yıl dijitalleşmenin etkisinin artmaya devam ettiğini vurgulayarak, BDDK’nin dijital bankacılık lisanslarına dair düzenlemesinden sonra yeni dijital oyuncuların sektöre dahil olduğunu, bu bağlamda dijitalleşmenin bankacılık sektörü için bir tercihten ziyade bir norm haline geldiğini, bütün bankaların oyun planlarının merkezine muhakkak dijital dönüşümü aldığını söyledi.
Dijitalleşme yolculuğunun 2024 ve sonrasında da hız kesmeden devam etmesini beklediğini aktaran Temsah, sektör genelinde şube sayılarında genel bir azalma trendi olduğunu, dijital dönüşüme ayak uyduran yeni şube modellerini, farklı ihtiyaçları karşılayacak konseptlerin bir araya geldiği modelleri daha sık göreceklerini kaydetti.
Albaraka Türk olarak müşteri tabanlarını dijital odaklı genişletmenin yeni dönem stratejilerinin yapıtaşları arasında yer aldığını belirten Temsah, görüntülü görüşme ile şubeye gelmeden Albaraka Türk müşterisi olan kişilerin payının hızlı bir şekilde arttığını vurguladı. Temsah, “Dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm odağımızı hiç kaybetmeden bu alanda yatırımlarımızı sürdürecek ve Türkiye’deki ilk katılım bankası olmanın verdiği misyonla bu alanda da öncü olmaya devam edeceğiz.” dedi.
]]>