Devrim – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Wed, 29 May 2024 00:18:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer: ‘Yapılacak ilk seçimlerde partimizi hep beraber iktidara taşıyacağız’ https://www.haber60.com.tr/mersin-buyuksehir-belediye-baskani-vahap-secer-yapilacak-ilk-secimlerde-partimizi-hep-beraber-iktidara-tasiyacagiz/ https://www.haber60.com.tr/mersin-buyuksehir-belediye-baskani-vahap-secer-yapilacak-ilk-secimlerde-partimizi-hep-beraber-iktidara-tasiyacagiz/#respond Wed, 29 May 2024 00:18:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33620 (MERSİN) – Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, CHP Toroslar İlçe Örgütü Danışma Kurulu Toplantısı’nda, “Yapılacak ilk seçimlerde partimizi hep beraber iktidara taşıyacağız. Referansımız da belediyelerimizin hizmetleri olacak” dedi.

Başkan Seçer, CHP Toroslar İlçe Başkanlığı tarafından Toroslar Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenen CHP Toroslar İlçe Örgütü Danışma Kurulu Toplantısı’na katıldı.

CHP’nin Danışma Kurulu Toplantıları’nı önemsediğini dile getiren Seçer, şunları kaydetti:

“Mersin’de bir devrim olmuştur”

“Güneş balçıkla sıvanmaz. Her zaman söylüyorum; devrim lafla, sözle, retorikle olmaz; devrim uygulamayla olur, girersiniz fiili olarak uygularsınız. Mersin’de bir devrim olmuştur. Mersin tertemiz olmuştur. Mersin bugün sosyal demokrat, demokrat, Atatürkçü çizgide olan Başkanlar tarafından yönetiliyor. Bu bir devrimdir. Herkes en iyisini bildiğini iddia edebilir. Bu soyuttur. Kaybedilmiş seçimlerden sonra; ‘Ben her şeyin en iyisini yaparım, ben aday olsaydım kazanırdım. ‘Ben aday olsaydım daha yüksek oy alırdım.’ Bunlar iddia ve soyut kavram. Abdurrahman Yıldız 5 yıl önceye göre ilçe belediyesinde aldığımız oyu 10 puan arttırarak belediye başkanı oldu. Bu somuttur. Vahap Seçer, 5 yıl önce rakibinin kalesi Toroslar’dan aldığı oyu 15 puan artırarak Türkiye’nin en iddialı oranı aldı mı buna bakacağız. Gerisini bir kenara bırakacağız. Düne ait ne varsa dünde kaldı. Artık yeni şeyler söylemek lazım. Yeni kadrolar lazım, yeni gençler lazım, çocuklarımız lazım. Onların önünü açacağız. Onun için bu bir devrim.”

Bir belediye başkanının kentini tanıması gerektiğinin altını çizen Seçer, şöyle devam etti:

“Oturan gitti, çalışan geldi”

“Kenti tanımak, nerede ne olduğun bilmek durumundayım. Nerede ne olduğunu bilemeyen bir belediye başkanı, yerinden kalkmayan bir belediye başkanının başına geleceklerini burada gördünüz geçen dönem. Oturan gitti, çalışan geldi; bu kadar basit. Biz gittik, gördük, tanıdık, hizmet yaptık ve kazandık. Ak Parti’nin yıllarca nemalandığı, karun gibi zengin olunca vazgeçtiği o bölgelere Cumhuriyet Halk Partili belediyeler gitti, hastaları ile hastalandı, çocuklarının eğitimini dert etti. Hamile kadının sütünü dert etti. Kimsesiz dedemin, nenemin akşam sıcak yemeğini dert etti. Hasta yatağında yatan hastanın sırtındaki yaraları dert etti. Onların yanında oldu, evladı oldu. Onlar da bizim öcü olmadığımızı gördü. Vahap Seçer burada halkçı oldu. Şimdi Abdurrahman Yıldız halkçı olacak. Sayın Başkan Yıldız gibi doğdu. Dünya görüşü, yaşam biçimi buna uygun. Toroslar’da halkçı bir belediyecilik uygulayacak. O zaman iktidar gelir mi gelmez mi hep beraber göreceğiz. Her şeyin başı çalışma.

Türkiye’de birinci partiyiz. Bunlar önemli güç. Mersin’de 7 ilçemizde belediye başkanlarımız Cumhuriyet Halk Partili belediyeler. Bu bizim için çok önemli kazanımlardır. Başkanınız olarak bunun bilincindeyim ve farkındayım. Bu gücü en akıllı şekilde kullanacağız. Hem Mersin’imize çok daha güzel hizmetler yapacağız, daha vizyon projeleri katacağız; hem de hiç kimsenin endişesi olmasın, yapılacak ilk seçimlerde partimizi hep beraber iktidara taşıyacağız. Referansımız da belediyelerimizin hizmetleri olacak.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/mersin-buyuksehir-belediye-baskani-vahap-secer-yapilacak-ilk-secimlerde-partimizi-hep-beraber-iktidara-tasiyacagiz/feed/ 0
ODTÜ Öğrencileri Rektörlük Önünde Nöbet Devam Ediyor https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-rektorluk-onunde-nobet-devam-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-rektorluk-onunde-nobet-devam-ediyor/#respond Sat, 04 May 2024 22:39:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30412 HABER: OGÜN AKKAYA KAMERA: EYLEM LADİN DEĞER

(ANKARA) – ODTÜ Rektörü Verşan Kök’ün Bahar Şenliği’nin güvenlik ve temizlik endişeleri nedeniyle Devrim Stadyumu’nda düzenlenmesine izin vermemesinin ardından başlatılan rektörlük önündeki nöbet devam ediyor. ODTÜ öğrencileri, süreç boyunca okula alınmayan mezunlar, milletvekili ve akademisyenlerin de desteğiyle A4 kapısında buluşarak “Devrimci ODTÜ Devrim’de şenlik” sloganıyla taleplerini tekrarladı.

ODTÜ mezunları, “Devrimci ODTÜ, devrimde şenlik”, “Kayyumlar gidecek biz kalacağız” sloganları eşliğinde ODTÜ Mezunları Derneği’nden yürüyüşe başladı. A4 kapısından giren ODTÜ Mezunları Derneği üyeleri ve milletvekilleri, öğrencilerin alkışları eşliğinde karşılandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, CHP Ankara Mileltvekilleri Okan Konuralp, Aliye Timisi Ersever, DEM Parti Iğdır Milletvekili Yilmaz Hun ve DEM Parti Bingöl Mileltvekili Ömer Faruk Hülakü yürüyüşe katılan siyasetçiler arasında yer aldı.

“TAHAMMÜLÜMÜZÜN KALMADIĞINI GÖSTERMEK İÇİN NÖBET BAŞLATTIK”

Yürüyüş korteji Devrim Stadyumu önüne geldiklerinde stat içerisindekilere “Gel, gel yürüyüşe gel” sloganları attı. Yürüyüş kortejindeki öğrenciler daha sonra rektörlük önünde kurulan çadırların olduğu alana yürüdü. Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında: “Tüm okul bileşenleriyle birlikte, Devrim’den vazgeçmiyoruz demek için buradayız. Atanmış rektörün, yıllardır bizlere dayattığı baskı ve yasakların bir yenisine daha tahammülümüzün kalmadığını göstermek için rektörlük önünde bir nöbet süreci başlattık” ifadelerine yer verildi.

“REKTÖRLÜK ÖNÜNDEKİ HER BİR MERMER NASIL BİZİMSE, ŞENLİK DE, DEVRİM DE BİZİMDİR”

ODTÜ öğrencisi Ekin Pusak tarafından okunan basın açıklamasında şunlar kaydedildi: Tüm Türkiye’den bu kadar fazla destek alırken, bir tek ODTÜ’nün atanmış rektörü kendi öğrencisinin yanında duramadı. Bizim direnişimiz bile şenlikken, nöbetimizde sabah 5’te uyanıp çöplerimizi toplarken, rektörlük ekosistemin zarar görmemesi için şenlikte Devrim Stadyumunun olmayacağına dair bir mail daha attı. Sayın rektörlük, zaten bizim olan Devrim Stadyumunu sizlerle uzlaşarak şenlikte bulundurmak için size yaklaşık 250 saat tanıdık. Fakat biz artık size sormuyoruz, günlerdir nöbet tuttuğumuz rektörlük önündeki her bir mermer nasıl bizimse, şenlik de devrim de bizimdir, ODTÜ öğrencilerinindir, ODTÜ mezunlarınındır. ODTÜ öğrencileri olarak bize ait olanı hep sahipleneceğiz. Bizi tanımamakta ısrarcı olan Rektörlüğü, şimdi de biz tanımıyoruz.”

“BU ÜNİVERSİTE NİCE VERŞAN’LARI GÖRDÜ”

Rektörlük önünde yapılan basın açıklamasında söz alana ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Baki Arslan, “Bizler buraya gelmekten yorulmadık. ‘Gelemezsin, giremezsin’ dediler. Ama biz her zaman buraya gireceğiz. Çünkü ODTÜ bizim. Bu üniversite nice Verşan’ları gördü. Ama böylesine yüce bir makamı işgal eden bir kayyum, atanmış rektörü ilk defa görüyor. Mezunların, öğrencilerle buluşmasını her fırsatta engellemeye çalışıyorlar. ODTÜ mücadelesini ve geleneklerini, Verşan Kök gibi makam işgal eden insanlar hiçbir zaman durduramadı, durduramayacak. Burada hep birlikte bu mücadeleyi büyütmeye ve yükseltmeye, sevgili öğrenci arkadaşlarımın dediği gibi; bu sadece fragman. Bu sadece küçük bir prova. Asıl şenliği Devrim’de hep birlikte yapacağız” diye konuştu.

“GELENEKLERİYLE BERABER ÜLKELER VE KURUMLAR ÖZGÜRLEŞİR”

ODTÜ Rektörlüğü tarafından uygulanan şenlik yasağını ANKA Haber Ajansı’na değerlendiren CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, Devrim Stadyumu’nun ve ODTÜ’nün belleğine dikkati çekerek şunları söyledi:

“34 yıldır bahar şenliğinin ana sahnesi ODTÜ Stadyumu’na kurulur. Kurumların gelenekleriyle oynamamak lazım. Kurumlar, gelenekleriyle beraber büyürler ve daha da güçlenirler. ODTÜ Devrim Stadyumu, bahar şenliği ve ana sahnenin ODTÜ Devrim Stadyumu’nda olması, ODTÜ’nün ve Türkiye’deki yükseköğrenim kurumunun en önemli geleneklerinden biri. Bu geleneklerle uğraşılmamasının gerektiğini bilen en iyi isimlerden biri de rektör. Fakat bu rektör, sudan bahanelerle ODTÜ Stadyumu’nu şenliğin ana sahnesini olmaktan çıkardı. Umarım bu sorun çözülür. Yeniden stadyum bahar şenliğinin ana sahnesi olarak öğrencilerin keyifle kutlayacağı bir şenliğe dönüşür. Geleneklerle beraber ülkeler ve kurumlar özgürleşir ve demokratikleşir. ODTÜ öğrencileri demokratik bir şekilde stadyumu geri almaya çalışıyorlar.”

“MAİL ATMAYI BİLE ÇOK GÖRENLERİ, BİZ DE YOK SAYIYORUZ”

Yeşim isimli bir üniversite öğrencisi ise “10 gündür buradayız. Dersimizi burada çalışıyoruz. Yemeğimizi burada yiyoruz. Aslında burada okuldaki sıra arkadaşlarımızla ne yapabilirizi konuşuyoruz. Bunun sebebi, kayyum zihniyetli rektörümüzün bize koyduğu baskılar, yasaklar ve antidemokratik tutum aslında. Üniversite bileşenlerden oluşan bir yapıdır ve üniversitenin en önemli bileşeni de biz öğrencileriz. Bugün görüyoruz ki rektörlük aslında bileşen olan hiçbir üniversite öğrencisini dikkate almadan kendi zihniyetiyle bir karar vermeye çalışıyor. Bize mail atmayı bile çok görerek yok sayanları biz de yok sayıyoruz” ifadelerini kullandı.

“DEVRİM’İ ALANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

Rektörlük önünde devam eden protestolara katılan ODTÜ öğrencisi Ömer Faruk Altan, ” Bu şenlik neredeyse 35-40 yıldır yapılıyor. Bu şenlik artık ODTÜ’nün geleneği olmuş bir şenlik. On gündür buradayız. Şenliği, Devrim’e almak için. Rektörlük hiçbir cevap vermiyor. Kapı duvar gibi olmuş. Mücadelemizi Devrim’i alana kadar sürdüreceğiz” dedi.

“BASKI VE SİNDİRME ÇABALARINA KARŞI HEP BERABER BURADAYIZ”

Rektörlük önünde sürdürülen protestolara destek veren bir başka öğrenci Mete ise şöyle konuştu: “Talep çok absürt bir talep değil. Ekstra farklı bir şey istemiyoruz. Yıllardır süre gelen kültür. Arkadaşlarımızla burada yatıp kalkıyoruz. Tek bir amaç var. Bu kültür süre gelsin. ODTÜ geleneğini hep birlikte yaşatalım istiyoruz. Yukarıdan gelen baskı ve sindirme çabalarına karşı da hep beraber buradayız.”

“YANLIŞ BİR ŞEY İSTEDİĞİMİZİ DÜŞÜNMÜYORUM”

ODTÜ öğrencisi Cem Özmen ise eyleme destek veren öğrenci sayısının her geçen gün arttığını ifade ederek, “İsteğimiz belli ve net. Yanlış bir şey istediğimizi de düşünmüyorum. Kendi okulumuzda ve stadyumumuzda şenliğimizi yapmak istiyoruz. Rektörün endişelerine karşı önlemler alındı ama yine vazgeçmiyor. Biz de vazgeçene kadar buradayız” ifadelerini kullandı.

“BURASI YÖNETİME AİT DEĞİL”

Makine Mühendisliği bölümünde okuyan bir öğrenci ise “Öğrencilerin elindeki alanları almak istiyorlar. Geçmişte çeşitli etkinlikler yapmak istediler. Bizim öğrenciler olarak sahip olduğumuz alanları istemiyorlar. Spor ve kültürel topluluklar için de bu geçerli. Bizim bir şeyler yapmamızdan ve söylememizden rahatsızlar. Anayasa Mahkemesi’nin kararını arkamıza aldık. Buranın bize ait olduğunu biliyoruz. Burası yönetime ait değil. Onlar bizim için var” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-rektorluk-onunde-nobet-devam-ediyor/feed/ 0
ODTÜ öğrencileri Meclis’te Bahar Şenlikleri yasağına karşı basın açıklaması yaptı https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-mecliste-bahar-senlikleri-yasagina-karsi-basin-aciklamasi-yapti/ https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-mecliste-bahar-senlikleri-yasagina-karsi-basin-aciklamasi-yapti/#respond Thu, 25 Apr 2024 00:57:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29231

EMEP Milletvekili Sevda Karaca, CHP Milletvekili Okan Konuralp, DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk ve TİP Milletvekili Ahmet Şık, ODTÜ’de Bahar Şenliklerinin yasaklanmasına karşı eylem yapan öğrencilerle Meclis’te ortak basın açıklaması yaparak destek verdi. Öğrenciler adına konuşan Mete Efe Akyüz, “ODTÜ öğrencileri olarak, irademiz rektörlük tarafından tanınana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi buradan bir kez daha beyan ediyoruz” dedi.

ODTÜ öğrencileri, Bahar Şenliklerinin yasaklanmasına karşı sürdürdükleri eylemlerini Meclis’e taşıdı. EMEP Milletvekili Sevda Karaca, CHP Milletvekili Okan Konuralp, DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk ve TİP Milletvekili Ahmet Şık’la birlikte Meclis’te basın toplantısı yapan ODTÜ öğrencileri “Kazanana kadar yan yana mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

KARACA: ODTÜ’DE YAŞANANLAR TÜM ÜNİVERSİTELERDEKİ DURUMU GÖSTERİYOR

EMEP’li Karaca, ODTÜ’nün köklü tarihinin yalnızca bilimsel başarısıyla değil, aynı zamanda devrimci geleneği ve öğrenci mücadelesiyle de yazılan bir tarih olduğunu vurguladı. Üniversiteleri adeta bir şirket gibi yönetmek, bilimsel alanları darphaneye, bilim insanlarını darphane memurlarına çevirmek için üniversitelerde başlatılan neoliberal dönüşümün, özellikle 2015 sonrasında farklı bir nitelik de kazandığını söyleyen Karaca, “Çoğu üniversitede değil topluluk, kulüp kurarak öğrencilerin bilimsel, akademik, sanatsal, kültürel, sportif etkinlikleri kendi özgüçleri ile yürütmesi, üç öğrencinin yan yana gelmesine bile tahammül edilemiyor” dedi. Karaca, ODTÜ’de son yıllarda baskıcı uygulamaların arttığına dikkat çekti.

KARACA: MEVZU YALNIZCA “ŞENLİK” DEĞİL

Karaca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geleneksel hale gelen üniversite Bahar Şenliklerini önce şirketlerin PR etkinliklerine dönüştüren, yavaş yavaş da ortadan kaldıran bu anlayış, 34 senedir büyük bir ısrarın ve emeğin ürünü olan ODTÜ Bahar Şenliklerine de gözünü dikmiş durumda. Bu yıl, ODTÜ Rektörlüğü Bahar Şenliği’nin düzenleyicisi olan Uluslararası Gençlik Topluluğu’ndan habersiz bir biçimde Bahar Şenliği’nin iki güne indirileceği ve Devrim Sahnesi’nin şenlik programında yer almayacağını ilan etti. Gerekçe ise: ‘Kampüsün ekosistemini, temizlik, güvenlik ve sürdürülebilirliğini korumak’… Bakın biz bu ifadelerin aynısını herhangi bir şirketin internet sitesindeki misyon ve vizyon sekmesinde görebiliriz. Üniversitelerin bir şirket, atanmış rektörlerin birer CEO olarak görüldüğü bu dönemde, bu ifadeler şaşırtıcı değil.

Bu yasakçı yönetimin, ‘Gençler bu sene eğlenmeyiversin’den öte daha sistematik bir politikaya hizmet ettiğinin altını çizmek isteriz. Geriye dönüp birkaç yıla bakacak olursak; birlikte vakit geçirilen alanlardaki bankların, sandalyelerin toplatılmasından, Devrim Stadyumu’nun akşam saatlerinde kilitlenmesine, amfilerin, sınıfların, fakültelerin ders saatleri dışında kullanıma kapanmasından, özellikle kadın yurtları olmak üzere giriş-çıkış denetimi ve yoklama-savunma baskısına, topluluk kapatmadan, topluluk olanaklarının kısıtlanması ve etkinliklerin engellenmesine, öğrencilere gerekçe dahi gösterilmeden gelen soruşturmalar, mevzunun yalnızca ‘eğlence’ olmadığını gösteriyor.”

ÖĞRENCİ AKYÜZ: İRADEMİZ TANINANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ

ODTÜ’de Bahar Şenliği ve Devrim Stadyumu’na sahip çıkan 70’i aşkın bileşen adına konuşan Mehmet Efe Akyüz, 34 yıldır kampüste gerçekleştirilen Bahar Şenliği’nin Devrim Sahnesi’nde yapılmaması için bahanelerle karşı karşıya kaldıklarını, sorunun çözümü için rektörlükle görüşme taleplerinin olumlu karşılanmadığını söyledi. Akyüz, “Biz ODTÜ’lüler olarak ‘Devrim’siz şenliğin düşünülemeyeceğini ve şenliğin 35 senedir olduğu gibi bu sene de tüm unsurlarıyla yapılması gerektiğini rektörlüğe ilettik. ODTÜ öğrencileri olarak, irademiz rektörlük tarafından tanınana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi buradan bir kez daha beyan ediyoruz” dedi.

KONURALP: TAKSİM’İ 1 MAYIS’A KAPATANLARIN ANLAYIŞI ODTÜ’DE

CHP Milletvekili Okan Konuralp, Devrim Stadyumu’nun bu ismi almasının tarihini hatırlatarak şunları söyledi:

“Hüseyin Aslan, Yusuf İnan, Taylan Özgür ve Alpaslan Özdoğan,Mustafa Yalçıner ve Mete Ertekin tarafından ODTÜ’deki stadyuma devrimci kişiliği nakşedilmiştir. 36 yıldır ODTÜ Bahar Şenlikleriyle de anılmaktadır. Nasıl ki Taksim 1 Mayıs ile yeniden gündemimize gelmişse, Taksim’de simgeleşen emek hareketinin, mücadele birikiminin tarihsel dönemeci olmuşsa, ODTÜ Devrim Stadyumu da 40 yıllık mücadelenin mekanlarından olmuştur. İlgili merciler nasıl ki Taksim’i yasaklama girişiminde bulunuyorsa, ODTÜ Rektörlüğü de aynı tutumu gösteriyor. Aynı anlayış ODTÜ’de sürüyor. Umarım rektörlük bu kararından döner, biz elimizden gelen her türlü desteği öğrencilere vereceğiz. ODTÜ Stadyumu yine yeniden ODTÜ’nün tarihsel birikimine uygun olarak, bu sene baharı karşılayacak öğrencilerin stadyumuna dönüşür.”

]]> https://www.haber60.com.tr/odtu-ogrencileri-mecliste-bahar-senlikleri-yasagina-karsi-basin-aciklamasi-yapti/feed/ 0 İran Devrimi’nin 45. yılı: Amaçlar ve pişmanlıklar https://www.haber60.com.tr/iran-devriminin-45-yili-amaclar-ve-pismanliklar/ https://www.haber60.com.tr/iran-devriminin-45-yili-amaclar-ve-pismanliklar/#respond Sun, 11 Feb 2024 09:36:36 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7242 İran devriminin 45. yıldönümünde, 1979 yılında değişim için savaşanlar, bugünkü düşüncelerini paylaştılar. Bazıları pişmanlık duyarken bazıları o zaman doğru şeyi yaptıklarına inanıyor.

“45 yıl önce, hiçbir devrimci insanların onlara suçlu gözüyle bakacağı bir günün geleceğini düşünemezdi” diyor Sadegh Zibakalam. O, 1979 İslam Devrimi’nde Şah’a karşı protesto için sokağa çıkan milyonlarca İranlıdan biri.

Ancak şimdi, devrimin 45. yılında çoğu genç, İran liderlerini, devrimi ve onu savunanları sorguluyor. 2022 yılında, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başörtüsünü olması gerektiği şekilde takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından öldürülmesinin ardından rejim karşıtı protestolar güç kazandı.

İnsan hakları ihlalleri, kısıtlanan sosyal özgürlükler ve İran devletinin ekonomisi de hoşnutsuzluk yaratıyor.

İran’ın nükleer aktiviteleri sonucu Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ekonomisine zarar veriyor ve enflasyon, Ocak’a kadarki son 12 ayda yüzde 43’e yükseldi. Ayrıca ABD’nin bölgedeki İran destekli gruplara karşı füze saldırıları devam ediyor.

Genç neslin bir kısmı, İran’ın bugünkü durumundan devrimcileri sorumlu tutuyor ve “gerçekten bunun için mi savaştıklarını” soruyor.

Üniversite yıllarını İngiltere’de geçiren Zibakalam, “Bunu dikbaşlılıktan ya da nefretten ya da gurur ve önyargıdan söylemiyorum, ancak 1979’a geri dönsek, aynısını yapar ve devrimde yer alırdım” diyor:

“Ne istedik? Özgür seçimler, siyasi suçluların olmamasını, ülkenin liderinin ne istiyorsa onu yapmamasını istedik.”

Devrimi değil, ülkenin liderlerini suçluyor.

“Ben ve benim gibi insanların hatası, devrimin hedefleri olan özgürlük ve demokrasi yerine, antemperyalist sloganları takip ettik, ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ ya da ‘İsrail’i yok edeceğiz’ gibi.”

Bugün hala 1970’lerde uğruna savaştığı prensiplere inanıyor. Geçen yıl, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarına katıldığı için Tahran Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmenliği işini kaybetti.

45 yıl önce, İslami Cumhuriyet’in kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin devrimcilere verdiği söz özgürlüktü.

1978 yılında Fransa’da sürgündeyken yaptığı bir konuşmada Humeyni, “Özgürlük bir insan hakkı. Bir ülkenin bağımsızlığı herkesin hakkı. Bir insanı hapsedip özgürce konuşmasını engellememelisiniz” demişti.

Bu konuşmaları dinlemek artık pek çok kişinin, özellikle de Humeyni dönemini hiç yaşamamış kuşakların, aktivistlerle mevcut düzen arasındaki bugünkü mücadeleyi düşünmeye itiyor.

Şah ve Humeyni’nin devrimdeki rolü

Muhammed Rıza Pehlevi, Batılılaşma, ekonomik büyüme, İran’ın antik ve İslam öncesi tarihini ulusal bir gurur olarak aşılamaya odaklandığı 37 yıldan fazla süre ülkeyi yönetti.

1960’larda kadınlara oy hakkı verildi ve görece erkeklerle eşit haklar sağlandı.

Tahran, bütün gece kulüpleri ve kabareleriyle bir parti şehri olarak biliniyordu, İran şarabı dünyaya ihraç ediliyordu.

Ancak bu sosyal özgürlüklere rağmen, Şah otokratik tarzı ve demokrasi yoksunluğu nedeniyle eleştirilerle karşılaşıyordu. Şii Müslüman din adamları onu İslami değerleri yıkmakla suçluyordu. İran’ın komşusu Sovyetler Birliği’nden etkilenen solcu gruplar ise ülke genelinde daha eşit haklar için çağrı yapıyordu.

1978’in ortalarına kadar çok az kişi İran’ı derinden değiştirebilecek bir devrimi hayal edebilirdi, ancak bu devrim gerçekleştiğinde, solcu aydınları, milliyetçileri, laikleri ve İslamcıları kapsıyordu.

Yıl ilerledikçe Şah karşıtı göstericiler taleplerini giderek daha fazla dini terimlerle çerçevelemeye başladı. Yıl sonunda, sokaklarda İslami söylem üstün gelmişti.

Humeyni kendini, birleştirici bir İslam hükümetinin başı olarak gösteriyordu. Milyonlarca kişi, İran’ı Kur’an’da belirtilen vaat edilen İslam toplumuna dönüştürmeye çalışan kutsal bir figür olarak ona saygı gösteriyordu. Humeyni, Müslüman cemaatinin başı olan İmam unvanını aldı.

1979’da televizyonlarda milyonlarca insanın Tahran sokaklarında 15 yıl sonra sürgünden dönen Humeyni’yi karşılamak için sıralandığı anları gösteriyor. Videolarda, kalabalıklar arabasını durduruyor ve bereket umarak ona doğru kumaş parçaları fırlatıyordu.

İran’a gelmesinden önce, belli bir gün saat 22.00’de gökyüzüne bakıldığında, başarının işareti olarak Ay’ın yüzeyinde Humeyni’nin yüzünün görüleceği dedikodusu yayılmıştı. Çoğu kişi bunu denedi.

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Pehlevi şu an sürgünde yaşıyor.

“Çok şaşırmıştık, kendimize ‘insanları buna inanmaya iten ne’ diye soruyorduk” diyen Pehlevi, eşi ve üç çocuğuyla 1979’un başında “tatil” adı altında İran’ı terk etmiş ve bir daha geri dönmemişti.

Devrime giden haftaları düşününce, artık hayatta olmayan eşi için, “bu ülke için sarf ettiği tüm çabadan sonra bu olanları görmek derin bir üzüntüydü” diyor.

Gösterilerde yer alanların çoğunun akademisyen ve entelektüel olduğunu belirtiyor. “Kendimize sürekli, ‘ne çeşit gruplar insanların beyinlerini doldurup onları sokaklara dökebilmişti’ diye soruyorduk.”

Humeyni’yi destekleyen solcu ve din karşıtı gruplar arasında, komünist İran Tudeh Partisi de vardı. Şu an Londra’da yaşayan Shahran Tabari, bu partinin bir üyesiydi ve amcası partinin lideriydi. Şimdi, Şah’ı devirme kararını sorguluyor. “Demokrasinin ne olduğunu anlamadık” diyor.

Muhalefetteki bazı insanların olan biteni kabul etmediğini ancak sessiz aldığını söylüyor:

“Herkes ne olursa olsun Şah’ın gitmesini istedi. Nasıl olduğunu anlamak zor. Sanki hepimizin beyni yıkandı ve manipüle edildik.”

“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır”

Ona katılanlardan biri Homa Nategh. Devrim sırasında Tahran Üniversitesi’nde profesördü. 2016’da ölen Nategh, kendisini sorumlu hissediyordu.

Devrimin solcu beyinlerinden biri olarak tanınıyordu. Harekete destek veren kitap ve makaleler yazdı, çeviriler yaptı.

Devrim rejimi başa geldikten birkaç ay sonra, Nategh dini yetkililerle ilgili gerçekleri fark etti ve Fransa’ya kaçtı.

“Benim suçluluğum diğerlerinden daha büyük” diye yazdı 1990’lardaki bir makalesinde:

“Devrim sırasında, hem eğitimci hem araştırmacı olarak görev aldım. Ne yazık ki, ben de bu coşkuya kapıldım, çekincelerimi ve bilgilerimi bir kenara bırakıp sokaklardaki kalabalığa katıldım, kendimi kalabalığın cehaletiyle aynı hizaya getirdim.”

Aynı zamanda BBC’ye verdiği sayısız röportajda, çalışmalarının insanları Şah’ı devirmek için kışkırttığını ve 1970’lerde yazdıklarına artık katılmadığını söylemişti:

“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır. Özgürlük için haykırıyorduk ancak bunun gerçek anlamını çok az anlıyorduk. Özgürlüğün özünü ne ben ne de başka biri anladı, onu kendi çıkarlarımıza uyan şekilde yorumladık.”

Sadegh Zibakalam, insanların manipüle edildiğini ve beyinlerinin yıkandığını reddediyor:

“Asla bu şekilde değildi. Fotoğraflara bakın. Habersiz oldukları için onları suçlayamazsınız. Devrimciler kimdi? Öğrencilerdi, üniversite profesörleriydi. Propagandayla yönlendirildiklerini öne sürmek saygısızlıktır.”

Devrimden sonra çeşitli sol gruplar yasaklandı, üyeleriyse Humeyni’nin İslam Devrimi’ni kurmasına yardım eden, devrimin öne çıkan figürlerinden bazılarıyla birlikte infaz edildi.

Yine de Zibakalam eleştirilerin “halkın mevcut rejimden duyduğu memnuniyetsizlikten kaynaklandığına” inanıyor.

İran liderlerine göre devrim İran’ı yabancı ülke, özellikle de ABD ve Batı’dan özgürleştirdi. İslam Devrim Muhafızları’nı ve ulusal silah endüstrisinin kurulmasını savunmadaki bağımsızlığın kanıtı olarak gösteriyorlar. Özellikle en yoksul kesim için sağlık ve eğitim sağladıkları için övgü alıyorlar.

“Acıyı yanımda taşımak istemiyorum”

Ancak Pehlevi yönetimini sona erdiren devrimden 40 yıl sonra, İslam Cumhuriyeti yeni bir problemle karşı karşıya kaldı ve bazı protestocular Pehlevi kralları lehine slogan atıyordu.

“Rıza Şah, ruhun şad olsun” ve “Kralsız bir İran doğru değil” bunlardan bazıları.

Ayrıca bazı eski devrimciler af diliyor.

“Yıllarca devam eden propagandaya rağmen, insanların kralın İran için yaptıklarını şimdi anlaması cesaret verici” diyor eski Kraliçe Farah Pehlevi:

“Çoğu bana devrime katıldığı ancak şimdi pişman olduğunu söyleyen mailler atıyor. Onları affetmemi istiyorlar”.

“Affedecek misiniz?” diye soruyorum.

“Tabii ki” diyor, “Çünkü acıyı yanımda taşımak istemiyorum.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/iran-devriminin-45-yili-amaclar-ve-pismanliklar/feed/ 0
Tunus’ta Yasemin Devrimi’nin 13. yılında iktidar karşıtı gösteri düzenlendi https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13-yilinda-iktidar-karsiti-gosteri-duzenlendi/ https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13-yilinda-iktidar-karsiti-gosteri-duzenlendi/#respond Sun, 14 Jan 2024 16:45:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=3409 Tunus’ta 13 yıl önce 14 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesine neden olan “Yasemin Devrimi”nin 13’üncü yıl dönümünde muhalefet tarafından iktidar karşıtı gösteri düzenlendi.

Muhalefetin çatı oluşumu Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin çağrısıyla başkent Tunus’un merkezinde yer alan Habib Burgiba Caddesi’nde düzenlenen gösteriye yüzlerce kişi katıldı.

Yoğun güvenlik önlemleri altında düzenlenen gösteride, Tunus bayrağı ve hükümeti protesto eden dövizler taşıyan göstericiler, “Polis devleti bitti, özgürlük.. özgürlük”, “Halk darbenin sona ermesini istiyor”, “Şehitlerin kanı özgürlük için döküldü” sloganları attı.

Gösteriye katılan Nahda Hareketi Sözcüsü İman el-Hamiri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Özellikle devrimin kazanımlarının gerilediği şu zamanda devrimin kazanımlarını kutlamanın sembolik bir önemi var. Devrimin ardından anayasal kazanımlar kapsamında örgütlenme hakkı, ifade hakkı gibi özgürlüklere yönelik engellemeler var. Halkın meşruiyetini kabul ettiği, başkanlık seçimlerinin tekrar tesisi için Tunusluları bir araya getirecek ulusal diyalogda kararlıyız.” ifadelerini kullandı.

Nahda Hareketi Genel Sekreteri el-Acmi el-Verimi ise, Tunus halkının hala devrime inancı olduğunu vurgulayarak demokratik geçiş sürecinde özgürlüklerin ve ekonomik şartların iyileştirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Gösteride İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını da protesto eden eylemciler, Filistin bayrağı açarak İsrail aleyhine sloganlar attı.

“Özgürlüklerde kısıtlamalar var”

Demokratik Akım Partisi Genel Başkanı Hişam el-Acubi, “Ne yazık ki devrimin ardından kazandığımız özgürlüklerde kısıtlamalar yaşanıyor. Bugün birçok siyasetçi 10 ayı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanmaya devam ediyor.” ifadelerini kulandı.

Ulusal Kurtuluş Cephesi Lideri Ahmed Necip eş-Şabi gösteride yaptığı konuşmada, “Bugün, devrimin 13’üncü yılında, devrimin başarılarıyla ve sağladığı özgürlüklerle gurur duymak için bir araya geldik. Devrimin ardından sonraki on yılda anayasal kurumlarda demokrasinin en önemli adımı olan kuvvet ayrılığı esası gereğince birçok değişiklik yapıldı. Her ne kadar on yıllık iktidar sürecinde hükümetlerde istikrar sağlanamasa da, 25 Temmuz 2021’de Cumhurbaşkanı Kays Said’in hükümeti feshetmesi ve iktidarı eline almasını meşrulaştıramaz.” ifadelerini kullandı.

İktidarın devrim kutlamalarını 14 Ocak’tan 17 Aralık’a almasına tepki gösteren Şabi, iktidarın 17 Aralık’ta da kutlamalar düzenlemediğini bu yüzden “Yasemin Devrimi”nin kazanımlarını karşı olduğu söyledi.

Tunus Devrimi’nin üzerinden 13 yıl geçti

Tunus’un orta kesiminde yer alan Sidi Buzid kentinde 17 Aralık 2010’da kendini ateşe veren Muhammed Buazizi, 23 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de ailesiyle Tunus’tan kaçmasıyla sonuçlanan gösterileri başlattı.

Üniversite mezunu 26 yaşındaki seyyar satıcı Buazizi’nin zabıta tarafından tezgahına el konulması ve yetkililerce hakarete uğramasının ardından hayatını ortaya koyduğu eylem, Tunus’un “Yasemin Devrimi”, Arap dünyasının ise “Arap Baharı” olarak adlandırdığı süreç olarak biliniyor.

Cumhurbaşkanı Said’in “olağanüstü kararları”

Siyasi partileri ülkeyi yönetememek ve yolsuzlukla suçlayan Cumhurbaşkanı Kays Said, 25 Temmuz 2021’de aldığı “olağanüstü kararlar” ile parlamentonun çalışmalarını dondurdu ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı.

Yasemin Devrimi’nin 11. yılında, normalde her sene 14 Ocak’ta kutlanan Devrim Günü’nü de değiştiren Said, devrim kutlamalarının 17 Aralık’a alındığını duyurmuştu.

Tunus muhalefeti, Cumhurbaşkanı Said’in kararlarını “darbe” olarak nitelendirerek karşı çıkıyor.

Tunus’ta, 11 Şubat 2023’te başlayan operasyonlarla aralarında eski Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Gannuşi’nin de olduğu onlarca siyasetçi, gazeteci, aktivist, hakim ve iş insanı “devlet güvenliğine karşı komplo kurmak” iddiasıyla tutuklu yargılanmaya devam ediyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13-yilinda-iktidar-karsiti-gosteri-duzenlendi/feed/ 0
Tunus’ta “Yasemin Devrimi”nin 13’üncü yılında sokak gösterilerine katılanlar AA muhabirine konuştu https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13uncu-yilinda-sokak-gosterilerine-katilanlar-aa-muhabirine-konustu/ https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13uncu-yilinda-sokak-gosterilerine-katilanlar-aa-muhabirine-konustu/#respond Sun, 14 Jan 2024 13:30:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=3388 ADİL SABİTİ/MEHMET AKİF TURAN – Tunusluların “Yasemin Devrimi” olarak adlandırdığı 14 Ocak 2011’deki devrim sürecine aktif olarak katılanlar, Zeynel Abidin Bin Ali’nin 23 yıllık iktidarını yıkan ve Arap Baharı’nı başlatan gösterilere ilişkin tanıklıklarını AA’ya anlattı.

Ülkeyi 23 yıl demir yumrukla yöneten Zeynel Abidin Bin Ali’nin 14 Ocak’ta ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı “Yasemin Devrimi”ne katılan aktivistlere AA ekibi, Habib Burgiba Caddesinde mikrofon uzattı.

Devrim sürecinde sokaklara çıkan Tunuslu hukukçu Fethi el-Gazvani, “14 Ocak 2011 devrimi münferit bir olay değildi, başkent ağırlıklı olmak üzere daha ziyade ülke genelinde halkın sokağa çıkmasıyla gerçekleşti. Başkentin kenar mahallelerinde Aralık 2010’da başlayan gösteriler yavaş yavaş başkentin kalbine doğru ilerledi.” ifadelerini kullandı.

14 Ocak günü gösterilere katılmak için sabah saatlerinde evden çıktığını belirten Gazvani, “Günlerdir gösterilere katılıyorduk fakat 14 Ocak diğer günlerden farklıydı. Sabah gösterilere katılmak için evden çıkarken eşime şunları söylediğimi hatırlıyorum; ‘bugün Tunus’ta tarihi bir gün yaşanacak’ ve bu unutulmaz gün için sokağa çıktım.” diye konuştu.

Gazvani, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Sokakta neler yaşandığını bilmiyordum, olayların ne kadar derinleşeceğini de kestiremiyordum ama 14 Ocak’ın tarihi bir gün olacağını hissetmiştim. Göstericilerin toplandığı Habib Burgiba Caddesi’ndeki gösteriye katılmak üzere Tunus Adalet Sarayı’nın önüne gittim. Gösteriye yoğun katılım vardı, özellikle kenar mahalle sakinleri ve avukatlar gösteride dikkat çekiyordu. Göstericiler ile beraber Habib Burgiba Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçtik.”

“Bin Ali rejimin bize tattırdığı acı tarif edilemez”

Öğlen vaktine doğru göstericilerin Burgiba Caddesi’ni tıka basa doldurduğunu aktaran Gazvani, “Herkes hep bir ağızdan ‘İçişleri Bakanlığı… terör bakanlığı’ sloganını atıyordu. Sivil ve resmi elbiseli güvenlik güçleri korkuyla gösteriyi takip ediyordu. ‘Defol’ sloganı da en çok söylenen sloganlar arasındaydı. Her ne kadar İçişleri Bakanlığının çatısında keskin nişancılar olsa da göstericiler korkusuzca İçişleri Bakanlığı’na doğru yürüdü.” ifadelerini kullandı.

Gösterilerin akşama kadar devam ettiğini belirten Gazvani, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Akşam saatlerinde Bin Ali’nin ülkeden kaçtığı haberi yayılırken bizde anlatılması zor bir duygu oluştu. Fransa’da yaşayan bir arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesinde Bin Ali’yi taşıyan uçağın Fransa semalarında olduğunu öğrendim. Bazıları ise Bin Ali’nin Libya’ya kaçtığını söylüyordu. Bin Ali’nin eşiyle beraber kaçtığını duymak beni inanılmaz derecede mutlu etti. Çünkü Bin Ali rejiminin bize tattırdığı acı tarif edilemez.”

Tunus Genel Öğrenci Birliği’nin lider kadrosunda yer alan Gazvani, Bin Ali rejiminin iktidarında 90’lı yıllarda, Tunus çölünde zorunlu askerlik yapmaya maruz kalmasının ardından öğrenci birliğindeki faaliyetlerinden dolayı yıllarca hapis yattığını söyledi.

“Anne Bin Ali kaçtı”

Tunuslu öğretmen Cemile Şemlali de 14 Ocak’ta yaşadığı duyguların çok karışık olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Devrimin, yoksul ve dışlanmış bölgelerde başladığına dikkat çeken Şemlali, “Ülke genlinde bir aya yakın süredir devam eden gösterilere rağmen devrik diktatör Bin Ali 13 Ocak’ta yaptığı basit bir açıklama ile yalan vaatlerini sırlamaya devam etti. Bu konuşmadan Tunus halkının etkilenip tekrar kandırılabileceği korkusuna kapıldım. Ama Allah’a şükür, diktatörlük rejiminin sahtekarlığı ortaya çıktı ve kimse ona inanmadı. Gösteriler o kaçana kadar devam etti.” ifadelerini kullandı.

Özelikle 14 Ocak gününü unutamadığını belirten Şemlali, şöyle devam etti:

“Her kesimden gösterici meydanlardaydı. Genç, erkek, kadın hep bir ağızdan slogan atıyorduk. Gösterilerin Bin Ali’nin sonu olacağını kimse hayal etmemişti. Tüm korkularımız halkın sokağa çıkmasıyla son bulmuştu. Biz daha çok Bin Ali’nin yakalanarak adalete teslim edileceğini ve yargılanacağını düşünüyorduk. Devlete, topluma ve halka karşı işlediği suçlardan mahkum olacağını hayal ediyorduk. Bin Ali’nin ülkeden kaçtığı haberini duyunca büyük bir gururla anneme haykırdım: ‘Anne Bin Ali kaçtı'”

“Bin Ali’nin açtığını bilmiyorduk”

İşçi Partisine bağlı Tunus Komünist Gençlik Birliği üyesi Hamza Bin Avn ise 10 Ocak’ta katıldığı gösteride gözaltına alındığını, bu yüzden 14 Ocak’ta İçişleri Bakanlığı binasının altında yer alan hücrede olduğunu söyledi.

Gösterilere katıldığı gerekçesiyle gözaltına alınan yüzlerce kişiden biri olduğunu belirten Bin Avn, “10 Ocak’ta aralarında öğrenci, sendikacılar ve siyasetçilerin olduğu siyasiler ile beraber gözaltına alındım. Gösterilere katılmak üzere mahallemizden Burgiba Caddesine gelmek üzereyken güvenlik güçleri bizi durdurarak gözaltına almıştı.” dedi.

Gözaltında oldukları için Bin Ali’nin kaçtığını duymadıklarını belirten Avn, “14 Ocak’tan sonra güvenlik güçlerinin bize karşı tavırları olumlu olarak değişti. Bin Ali’nin kaçtığını bilmiyorduk ama bu değişiklikten bir şeylerin olduğunu hissediyorduk. Bin Ali’nin vatana ihanetten gözaltına alındığını düşünüyorduk. 17 Ocak’ta salıverildiğimde tuhaf bir manzara ile karşılaştım. Sokaklarda tanklar, dikenli teller ve güvenlik görevlerinin taşıyan çok sayıda araç vardı. Bunlar savaş bölgeleri dışında olağandışı görüntülerdi. 14 Ocak 2011, Tunus halkı için rejim liderinin kaçtığı önemli bir dönüm noktasıydı.”

Tunus’ta “Yasemin Devrimi”

Tunus’ta 17 Aralık 2010’da ülkenin orta kesiminde yer alan Sidi Buzid kentinde kendini ateşe veren seyyar satıcı Muhammed Buazizi, ülkeyi 23 yıl boyunca yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de ailesiyle beraber ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan sokak eylemlerinin fitilini ateşledi.

Tunus’un “Yasemin Devrimi”, Arap dünyasının ise “Arap Baharı” olarak adlandırdığı sürecin başlamasına neden olan 26 yaşındaki üniversite mezunu seyyar satıcı Buazizi’nin, zabıta tarafından tezgahına el konulması ve yetkililerce hakarete uğramasının ardından hayatını kaybettiği eylemi gerçekleştirmesi halkı sokaklara taşıdı.

Bin Ali’nin ailesiyle beraber Tunus’tan kaçtığı 14 Ocak tarihine kadar devam eden halk gösterilerinin ardından ülkede siyasi olarak yeni bir sayfa açıldı.

Demokrasi adına birçok adımı başarılı şekilde atan Tunus’ta, devrimin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen siyasi istikrar ise bir türlü sağlanamadı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/tunusta-yasemin-devriminin-13uncu-yilinda-sokak-gosterilerine-katilanlar-aa-muhabirine-konustu/feed/ 0
Süper Baba’nın Yakup Dedesi: İhsan Devrim https://www.haber60.com.tr/super-babanin-yakup-dedesi-ihsan-devrim/ https://www.haber60.com.tr/super-babanin-yakup-dedesi-ihsan-devrim/#respond Fri, 05 Jan 2024 21:45:30 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2431 “Süper Baba” dizisinde canlandırdığı “Yakup Dede” karakteriyle hafızalarda yer edinen, tiyatro ve sinema sanatçısı, yazar İhsan Devrim vefatının 14. yılında anılıyor.

Topçu Binbaşı Mustafa Sabri Bey ile Nöber Hanım’ın oğlu olan sanatçı, kimi kaynaklara göre 1914 kimine göre ise 1915’in 7 Ocak tarihinde dünyaya geldi.

Sanatçı, Üsküdar Sokullu Mehmet Paşa İlkokulunu bitirdiği 1926’da babasını kaybetti. Ardından ortaöğrenimine Darüşşafaka Lisesinde devam etti. Henüz Darüşşafaka’dayken 1930’da tiyatro çalışmalarına başlayan Devrim, 1932’de Üsküdar’da, arkadaşlarıyla kurduğu Gençler Mahfili’nde tiyatroya devam etti.

Devrim, bir röportajında tiyatroyla tanışmasını şu sözlerle anlatmıştı:

“Daha okuldayken, Üsküdar Gençler Mahfeli diye amatör bir tiyatro topluluğu kurduk. Böylelikle Darüşşafakalı ve Üsküdarlı arkadaşlarımla beraber piyesler hazırlamaya başladık. Üsküdar parkının karşısında Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) binası vardı ve CHP salonunu bize verdi. Cumartesi, pazar günleri o salonda temsiller vermeye başladık. Üsküdar halkı bizi kucakladı.”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine başlayan Devrim, 3. sınıfta okuldan ayrıldı. Sanatçı, Bakırköy Halkevine girdi ve bir yandan eğitim alırken diğer yandan sahneye çıkmaya başladı.

İhsan Devrim, 1951’de İstanbul Şehir Tiyatrolarına girerek, Muhsin Ertuğrul’un da aralarında bulunduğu önemli sanatçılarla aynı sahneyi paylaştı ve uzun süre İstanbul Şehir Tiyatrosunun yaşayan en yaşlı sanatçısı olma rekorunu elinde bulundurdu.

1930’lu yıllarda edebiyata ilgisi başladı

Edebiyata ve yazmaya da ilgisi olan sanatçı, lise yıllarında hikayeler kaleme aldı. Öykü, deneme ve şiirleri Varlık ve Yücel’de, 1936’da çıkarmaya başladığı Gündüz dergisi ise Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlandı.

Devrim, edebiyata merakını bir röportajında şöyle dile getirmişti:

“1930’lu yıllarda edebiyata merak saldım. O yıllarda Resimli Ay diye bir mecmua çıkıyordu. Bir de Küçük Hikayeler Koleksiyonu adlı yine bir ilave mecmua yayımlanıyordu. Bunlar, bir hikaye müsabakası açtı. Yedinci sınıftayım. Benim Darüşşafaka’daki numaram 918, bir de yanımda arkadaşım var, 919 Rüştü. İki hikaye yazmışım, ikisini de müsabakaya sokmak istiyorum. Bir hikayemi Rüştü’nün adına soktum ve o hikaye müsabakayı kazandı. Resimli Ay Matbaası Rüştü’ye on, on beş cilt kitap ve mecmua hediye etti. Yarışmayı kazandıktan sonra Varlık dergisine abone oldum, hikayelerim Varlık’ta çıkmaya başladı. 1934 senesinde imzam iyice meşhur olmuştu, Sait Faik, İhsan Devrim ve Ümran Nazif…”

ABC ve Devrim kitapevlerini kurdu

Kendi ismi dışında İhsan Naim, İhsan Aygün, Enis Bülent Yedek, Aşık Devrim, Öksüz Memet imzalarını da kullanan Devrim’in çeşitli gazete ve dergilerde “manzumelerim” dediği şiirleri yayımlandı. Öykülerinin bir bölümü Rusça, Yunanca ve Fransızcaya çevrildi. “Bir Martı Gibi” adlı şiiri Mustafa Şükrü, “Gözü Bende Kaldı” şiiri Bora Ayanoğlu tarafından bestelendi.

Sanatçı, 1943’te Salah Birsel ve Burhan Arpad ile ABC Kitabevini, 1944’te ise Devrim Kitabevini kurdu.

Yayımladığı bir eserin yasaklanması sonucu, yayınevi kapatılan Devrim, bir röportajında bu konu hakkında, “Devrim Kitapevi uzun yıllar devam ederdi, fakat Rıfat Ilgaz’ın ‘Sınıf’ kitabını ben bastım.” ifadelerini kullandı.

1940’ta eşi İlhan hanımla evlendi

İhsan Devrim, 1940’ta İlhan Hanım ile evlendi. 1951’de oyuncu olarak başladığı İstanbul Şehir Tiyatrolarında bir dönem yöneticilik de yaptı ve 1973’te emekli oldu.

Usta sanatçı, Şehir Tiyatrolarına başlama hikayesini anlattığı bir açıklamasında, şunları aktarmıştı:

“Evlendim, Bakırköy’e yerleştim. Bakırköy Halkevi’nde çalışmaya başladım. Tam amatör bir tiyatroculuk hayatımız vardı. İyi bir oyuncu olan Turhan Göker de halkevinde bizimle çalışıyordu. Aynı zamanda Şehir Tiyatrosunda da vazifeliydi. Israrla benim Şehir Tiyatrolarına müracaat etmemi istiyordu. 1950 veya 1951 yılında Şehir Tiyatrolarından bir mektup aldım. Tepebaşı’ndaki Şehir Tiyatrolarında Yönetmen Mahmut Moralı’yı görmem isteniyordu. Meğer Turhan Göker benim adıma Şehir Tiyatrolarına müracaatta bulunmuş.”

“Seyircinin beğenisine layık olmaya çalıştım”

Tiyatronun yanı sıra sinema çalışmalarına da katılan İhsan Devrim, 30 kadar filmde rol aldı.

“Yuva”, “Belene”, “Dönemeç”, “Süper Baba”, “Yeni Hayat”, “Zeybek Ateşi” ve “Baba Evi” adlı televizyon dizi ve filmlerinde oynayan Devrim, “Süper Baba” dizisindeki Yakup dede karakteriyle hafızalarda yer etti.

Oynadığı Sürmeneli Yakup dede rolünün kendisini en fazla heyecanlandıran rol olduğunu söyleyen Devrim, “Dizi beş sene devam etti. Onun arkasından ‘Baba Evi’ geldi. Seyirci beni beğendi. Ben de o beğeniye layık olmaya çalıştım.” ifadelerini kullanmıştı.

“Evimiz”, “Hatıralar” ve “Yemen Türküsü” adlı yayımlanmış üç kitabı da bulunan usta sanatçı, 6 Ocak 2010’da hayatını kaybetti. Devrim’in cenazesi Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/super-babanin-yakup-dedesi-ihsan-devrim/feed/ 0