(DİYARBAKIR) – Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Diyarbakır’a yaptığı ziyarette, deprem bölgesinde vatandaşlarla el ele verip projeleri hayata geçirdiklerini belirterek, “Deprem bölgesinde asla ve asla siyasi polemiğe yer yoktur. Altını çizerek ifade etmek istiyorum, yarınlar için bir milli mutabakat vardır. Bu mutabakat 6 Şubat günü kurulmuş ve depremzede kardeşlerimiz evine gidene kadar, bu mutabakat çerçevesinde biz kararlı duruşumuzu son dakikaya kadar inşallah sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, valilikte çeşitli kamu kurum ve kuruluşları temsilcilerin katılımıyla düzenlenen Koordinasyon Toplantısı’na başkanlık etti. Toplantının ardından açıklama yapan Bakan Kurum, 6 Şubat’ta olduğu gibi bugün de depremzedelerle omuz omuza olduklarını söyledi. 2 Temmuz günü Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle göreve gelmesinin ardından deprem bölgesini ziyaret ettiğini ve bu kapsamda Diyarbakır’a geldiğini aktaran Bakan Kurum, “Göreve geldiğimiz 18 günlük süreçte, 6 Şubat depreminde depremde hasar görmüş 11 ilin ziyaretini bugün itibarıyla yapmış bulunmaktayız. Gittiğimiz illerde vatandaşlarımızın sorunlarını bizzat yerinde görmüş, yapılması gereken iş ve işlemlere ilişkin kararları almış durumdayız. 6 Şubat’ta olduğu gibi bugün de depremzede kardeşlerimizle omuz omuza tek yüreğiz” dedi.
‘Diyarbakır’da Terör örgütünün yakıp, yıktığı tarihi mekanları restore ettik’
Bakan Kurum, terör örgütü PKK mensupları tarafından Diyarbakır’da tahrip edilen bir çok eseri restore ettikleri belirterek, Diyarbakır için yeni projeler hayata geçirecekleri belirtti. Kurum, şunları söyledi:
“Diyarbakır’da, Diyarbakır’ın geleceği adına istişarelerimizi yapmak ve kararlarımızı almak için şehrimize bugün ziyaretimizi gerçekleştirdik. Diyarbakır’ın geleceği için gayret etmiş bir davanın mensubu olan bir kardeşiniz olarak buradayım. Terör örgütünün yakıp, yıktığı tarihi Suriçi’ni Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, kararlılığında Diyarbakır’ın medeniyet birikimine, şanına yaraşır bir şekilde inşa ettik. Tahrip edilen Hz. Süleyman Cami’nin çevre düzenlenmesinden, oradaki sahabe türbelerinden, hanlar, hamamlar, kiliselerden, yine Gazi Caddesi ve Melik Ahmet Caddesi’ndeki 3 bin dükkanla birlikte bu alanın yenilenmesinden, tarihi binalarımızın restorasyonuna kadar onlarca alanda muhteşem eserlerimizi Diyarbakır’ımıza kazandırdık. Bugün hamdolsun, tüm bu çalışmalar sayesinde Diyarbakırlı kardeşlerimizin o yepyeni Sur’da nefes aldığı, dinlendiği, o tarihin bize emaneti olan tarihi binalar etrafında gezip, dolaşabildiği bir Sur’u Diyarbakır’ımıza armağan ettik. Bu çalışmanın yapmanın gururunu yaşıyoruz. Bu çalışmaları yapıp, bitirip, vatandaşımızın gülen yüzünü görmenin huzurunu yaşıyoruz. Tarihi surlarımızı yeniden ayağa kaldıracağız. Dicle Nehri kenarında koruma altında olan alanda önemli bir dönüşüm, doğa koruma projesi gerçekleştireceğiz.”
‘Yıl sonuna kadar bu teslimi 200 bin konuta çıkarmak için gayretle çalışıyoruz’
Deprem bölgesinde yapılan çalışmalara da değinen Bakan Kurum, yıl sonuna kadar 200 bin konutun yapımını tamamlayıp, depremzedelere teslim etmek için gayret sarf ettiklerini belirterek, “16 aydır deprem bölgesinde seferberlik şuuruyla çalışıyoruz. Tüm işlerimizin merkezinde insanlarımız var. Bu kapsamda 11 ilimizde 283 bin konutun ve iş yerlerinin yapımı başlamıştır. 4 bin 500 köyümüzde konut yapımı sürüyor. Şu ana kadar 76 bin konutu 11 ilimizde vatandaşımıza teslim ettik. Yıl sonuna kadar bu teslimi 200 bin konuta çıkarmak için gayretle çalışıyoruz. Temmuz ayı sonunda 15 bin konutumuz, yine ağustos ayında 20 bin konutumuzu süratle tamamlayacağız. Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle deprem bölgesindeki konutlarımızı vatandaşlarımıza teslim edeceğiz. İnşallah her ay 25 bin konutun teslimiyle birlikte yıl sonu 200 bin konut hedefimize kavuşmuş olacağız. 2025 yılında 11 ildeki depremde hasar görmüş tüm vatandaşlarımızı inşallah evlerine kavuşturup, sağlam huzurlu yuvalarda dualarını almak için tüm ekibimizle birlikte gece gündüz çalışacağız” diye konuştu.
’11 ilimizi Anadolu’muzun en güçlü şehirleri yapana kadar çalışacağız’
Bakan Kurum, Diyarbakır’da deprem konutlarının yapımının sürdüğünü ifade ederek bu kapsamda 17 bin 590 konut ve iş yerinin yapılacağını söyledi. 6 Şubat günü bir mutabakat kurulduğunu anlatan Bakan Kurum, bu mutabakatın depremzedelerin konutlarına kavuşana kadar süreceğini bildirdi. “Diyarbakır’ın tüm ilçelerinde yuvalarımızı yapıyoruz. Vatandaşlarımıza verdiğimiz sözler tutmak için gayret gösteriyoruz” diyen Bakan Kurum, “Bugün tam 4 bin 415 konut ve iş yerlerimiz bitirildi. Burada hayatlar başladı. Depremde o acı günde kederi birlikte yaşadığımız vatandaşlarımızın mutluluklarına şahitlik ettik. Şimdi hızla 17 bin 590 konut ve iş yerimizi tamamlayıp, ki bu projeleri yaparken Diyarbakır merkezde Oğlaklı bölgesi dediğimiz bir alanda Diyarbakır’a yakışacak yeni modern bir uydu kent kuruyoruz. Söz verdiğimiz gibi inşallah en kısa zamanda kardeşlerimizi sıcak yuvalarına kavuşturacağız. Bizim davamız yarınlar için eser davasıdır. Bizim derdimiz aziz milletimize hizmet etme derdidir. İşte bu yüzdendir çeyrek asra yaklaşan dönem boyunca cennet vatanımızın her bir köşesini, vatan toprağını yapılan yatırımlarla kavuşturuyoruz. Deprem bölgesinde vatandaşlarımıza el ele verip projelerimizi yapacağız. Yeni yuvalarımızda huzurlu günlere hep birlikte kavuşacağız. Deprem bölgesinde asla ve asla siyasi polemiğe yer yoktur. Deprem bölgesinde kardeşlik ve dayanışma ön plandadır. Altını çizerek ifade etmek istiyorum, yarınlar için bir milli mutabakat vardır. Bu mutabakat 6 Şubat günü kurulmuş ve depremzede kardeşlerimiz evine gidene kadar, bu mutabakat çerçevesinde biz kararlı duruşumuzu son dakikaya kadar inşallah sürdürmeye devam edeceğiz. Biz diyoruz, mesele milletimizin geleceğiyse gerisi teferruattır. Bu anlayışla çalışmalarımızı yapacağız. 11 ilimizi Anadolu’muzun en güçlü şehirleri yapana kadar, deprem hasarı tamamen giderilene kadar bu anlayışla çalışmalarımızı yapacağız” şeklinde konuştu.
]]>
Nermin Yıldırım Kara, yaptığı yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i eleştirerek, şunları kaydetti:
“Bakan Tekin’in eğitim sistemini koca bir ticarethane gibi gördüğünü saklayamadığı açıklamaları, iktidarın eğitim sistemi konusundaki çarpık anlayışına da ayna tutuyor. ‘Milyonlarca lira internet faturası ödüyoruz; bunlar bedava değil’ diyerek övündüğü ödemeler, yönetenlerin üstün cömertlikleri sayesinde değil yurttaşların emekleriyle kazanıp ödediği vergiler ile yapılmaktadır. MEB’in hazırladığı bütçelerin, eğitim kurumlarının temel ihtiyaçları için bile yetersiz kaldığı bir dönemde, bu harcamaların yönetenlerin şahsi cömertlikleriymiş gibi sunulması, büyük bir sorumsuzluk ve iş bilmezliktir.
MEB bütçesinin büyük bir kısmı zorunlu personel harcamalarına ayrıldığı için, geriye kalan az miktarda para ile ne okulların fiziki ihtiyaçları karşılanabilmekte ne de eğitim kalitesi artırılabilmektedir. Okul müdürleri yeni eğitim öğretim yılı başlamadan, henüz ödenek de gelmediği için şu an okulun tadilatlarını, asansörlerin klimaların bakımlarını, boya badana işlerini nasıl ve kime yaptırılacaklarını kara kara düşünüyorlar. Bakan Tekin ise bu sorunlara duyarsız kalarak koltuğunda oturmaya devam etmekte ve büyük bir iş gibi faturaları ödemekten duyduğu kıvancı dile getirmektedir.”
“Deprem bölgesinde iki klimanın tamiri bile 20 bin TL”
Deprem bölgesindeki eğitim yılının oldukça zorlu ve imkansızlıklar içinde geçtiğinin altını çizen Yıldırım Kara, “Deprem bölgelerindeki okulların harap durumu, iktidarın eğitime verdiği önemi acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu okullarda asansörler, klima sistemleri, elektrik ve boyama gibi temel ihtiyaçların masrafları nasıl karşılanacak? Eğitim yuvalarımız, ayırılan yetersiz bütçelerle daha fazla nasıl ayakta kalabilir? Deprem bölgesinde bir okul müdürü, iki klimanın bakımı için 20 bin TL ödemek zorunda kalıyor; okulların bu masrafı karşılaması nasıl bekleniyor? Bir günlük ustanın yevmiyesinin 3 bin TL ile 5 bin TL arasında değiştiği bir dönemde okullar yeni eğitim yılına nasıl hazırlanacak?
Ödenek gelmezse bu masraflar nasıl karşılanacak?
Deprem bölgesinde giderilemeyen sorunlar nedeniyle ülkemizde bir nesli kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Bakan Yusuf Tekin’in bu sorunu görmezden gelerek büyük bir sorumsuzluk sergilediğini tekrar vurguluyoruz. Bakan Tekin’in, bu durumun ciddiyetini farkına vararak depremden etkilenen bölgelerde derhal harekete geçmesini talep ediyoruz; deprem bölgeleri kamuda tasarruf tedbirlerinden muaf tutulduğu iddia edilse de maalesef pratikte bu uygulamaları göremiyoruz.
Yaşadığımız bu eğitim krizi, sadece bir bakanın değil, tüm iktidarın eğitime ve geleceğimize olan vurdumduymazlığının bir sonucudur. Deprem bölgesindeki okulların durumu, acil ve kapsamlı bir müdahale gerektiren kritik bir meseledir ve bu sorumluluk daha fazla ertelenemez.”
]]>Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen çalışmalarda ön safta gece gündüz demeden görev alan, polis, sağlık personeli, asker, itfaiye eri ve arama kurtarma personeli kadınlar, Ankara İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü bahçesinde buluştu.
Farklı meslekten 7 kadın, deprem bölgesinde yürüttükleri çalışmaları ve yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
“Çoraplarımı, eldivenlerimi verdim”
Ankara İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Tıp teknisyeni Funda Çayır, depremzedelerin acılarını yüreğinde hissettiğini söyledi.
Enkazdan çıkarılanları bir an önce hastaneye yetiştirmek için canla başla çalıştıklarını belirten Çayır, “Sağlıkçı kimliğimi bir kenara bırakarak yeri geldi onlara hem anne hem evlat hem kardeş hem de abla oldum. Onlarla birlikte ağlayarak yaralarına merhem olmaya çalıştım.” dedi.
Kadınların ve çocukların kendilerini gördüklerinde yüzlerinde oluşan tebessümün adeta umudun simgesi haline geldiğini belirten Çayır, “Enkaz altından çıkartılan yaralıların genelde çorapları yoktu, üşümüşlerdi, onlara ayağımdan çıkardığım çoraplarımı verdim. Çoraplarını giydirdim. Ellerine eldivenlerimi taktım. Üstlerine battaniye örtüp en yakın sahra hastanesine gidene kadar ellerini hiç bırakmadım.” diye konuştu.
“Zoru başarırız, imkansız zaman alır”
Jandarma Genel Komutanlığında görevli Astsubay Kıdemli Çavuş Kübra Kılınç da depremin ilk saatinden itibaren yaraları sarmak için çadır kurulumundan erzak dağıtımına birçok faaliyette yer aldığını dile getirdi.
Bir kadın olarak deprem bölgesinde görev yaptığı için gururlu olduğunu vurgulayan Kılınç, “Ülkemizdeki kadınlar için şunu söyleyebilirim; asla pes etmesinler. Karşılarına ne engel çıkarsa çıksın, hangi duvarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar o duvarları yıkabilecek güçteler. Bizim şöyle bir prensibimiz var; zoru başarırız, imkansız zaman alır.” ifadesini kullandı.
“Biz orada Nene Hatun’un ruhuyla çalıştık”
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki Polis Arama Kurtarma ekibinde yer alan polis memuru Seher Birinci, kadınların tarihin her sayfasında dünyayı değiştiren, yön veren rollerde yer aldığına dikkati çekti.
Deprem bölgesinde de hep pozitif olduklarını, zihinsel olarak güçlü durduklarını anlatan Birinci, şunları kaydetti:
“Deprem bölgesinde ekipmanlarımızı kullanamadığımız yerlerde ellerimizle toprağı kazarak depremzedeleri çıkardık. Yeri geldi yemek yaptık, dağıttık, yeri geldi Türkiye’nin dört bir yanından gelen yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için el olduk. Kadın olarak o kadar mücadele içerisinde yılmayan bir yapımız var. Tarihin geçmiş dönemlerine baktığımız zaman Nene Hatun’da bunu görüyoruz. O da Erzurum’un birçok bölgesine cephane taşıdı, hastalara hemşirelik yaptı. Biz orada Nene Hatun’un ruhuyla çalıştık. Biz her zaman kadınlarımızın yanındayız, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’müz kutlu olsun.”
Polis memuru Tuğba Sarıca da her hayatın bir kadınla başladığını, kadınlar için imkansız diye bir şeyin olmadığını ifade etti.
“Kadınlar oldukları her ortama umut ve güzellik katıyor”
İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde görevli arama kurtarma teknisyeni Buse Dilan Gülşen, deprem bölgesinde birçok fiziksel ve psikolojik zorluklarla karşılaştığını söyledi.
Bölgeye gittiği için nişan törenini erteleyen Gülşen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Deprem olmadan önce nişan arifesindeydim. Bölgede benim gibi nişan, düğün arifesinde olan insanların yarım kalmış hayatlarını kendi hayatımla bağdaştırdığım için bu beni derinden yaraladı. Çok insanın kaybına, yarım kalmış hayatlarına şahit oldum. Psikolojik ve fiziksel alanda erkeklerden daha önde gelmemiz gereken birçok durum oldu. Biz kadınların, hayatın her anında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kadınlar oldukları her ortama umut ve güzellik katıyor.”
Ankara İtfaiyesi 432 kişiyi enkazdan kurtardı
Ankara İtfaiyesinin deprem bölgesinde birçok başarıya imza attığına işaret eden itfaiye eri Sultan Arife Eker de 432 kişiyi enkazdan kurtardıklarının altını çizdi.
Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla duygularını paylaşan Eker, “Kendine inancı olan bütün kadınların yapamayacağı hiçbir iş yok. Çünkü kadınlar doğası gereği aslında çok güçlü. Kadınların ötekileştirilmediği ve sadece bir günde akla gelmedikleri bir dünya dilerim.” dedi.
Türk Kızılayda görevli psikolog Tuğba Akcan ise depremde can kayıplarının yaşanmasının çok acı olduğunu belirterek, bu süreçte yardımlaşma ve dayanışmanın önemine vurgu yaptı.
Deprem bölgesinde terapi için depremzedelerle görüşmeler yapan Akcan, şöyle devam etti:
“O manzarayı gördükçe orada olduğum için kendimle gurur duydum ve gerçekten ‘uzun süre burada olmalıyım’ duygusunu hissettim. Seans odalarımızda afetten etkilenmiş kişilerin terapi sırasında geçmişine döndüğümüz zaman gözyaşımı tutamadığım oluyordu. ‘O günle nasıl baş etmişler, o gece ne yaşamışlar?’ Bu kadınlar bunları yaşamış, içselleştirmiş, sindirmiş ve baş edebilmiş kadınlardı.”
Akcan, afetten etkilenen kadınlar ve süreçte orada görev alan kadın personelin çok güçlü olduklarını gördüğünü dile getirerek, kadınların inanırlarsa her şeyi yapabileceklerini söyledi.
]]>