(ANKARA)- CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel, temmuz ayında kiralarda yüzde 25 üst sınır zam uygulamasına öngörüsüz ve plansız bir şekilde son verilmesinin yeni bir kira artış dalgasına yol açacağını ve mağduriyet yaratacağını ifade etti. Açıkel, “Barınma krizi, yanlışlarda ısrar ederek, serbest piyasa koşullarına bırakılarak ve yerel yönetimleri dışlayarak çözülemeyecek kadar önemli bir kriz haline gelmiştir. Ortak aklın ve rasyonel politikaların uygulanması, vatandaşlarımızın lehine olacak adımların bir an önce atılması gerekmektedir” dedi.
CHP İstanbul Millletvekili Fethi Açıkel, yüzde 25’lik üst sınırın yeniden düzenlenerek özellikle son iki üç yılda yüksek fiyatlı yeni kira sözleşmesi yapan kiracılar için düzenleyici bir dengeleme önlemi gerektiğini, ev sahipleri ve kiracılar arasında bir makul kira dengesinin gözetilmesini, aksi takdirde barınma krizinin ve yoksulluğun daha da derinleşeceğini belirtti.
“AKP 22 yıldır sadece beton döktü ama barınma krizini çözemedi”
Açıkel yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“AKP hükümetleri 22 yıldır inşaat yapmakla ve beton dökmekle övünürken, Türkiye özellikle son yıllarda tarihinde görmediği bir barınma krizi ile karşı karşıya kaldı. Asli amacı sosyal konut yapmak olması gereken TOKİ’nin, lüks konut, rezidans ve AVM gibi yapıların inşaatına yönlendirilmesi sonucunda sosyal konut üretimi azalmıştır. Bunun sonucunda ise İstanbul başta olmak üzere, özellikle büyükşehirlerimizde konut sahibi olmak vatandaşlarımız için neredeyse imkansız hale gelmiştir. AKP’nin servet transferine ve gelir adaletsizliğine neden olan yanlış ekonomi politikaları sonucunda, konut bir yatırım aracı hatta rant aracı haline geldi. Yanlış kredi ve finansman politikaları yüzünden zaten konut sahibi olan kesimler birden fazla konut edinme imkanı buldu. Bunlar yetmiyormuş gibi ilave olarak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının konut satımı yoluyla verilmeye başlanması ve ülkedeki sığınmacıların konut talebi de zaten artan inşaat maliyetleri yüzünden arz sıkıntısı olan konut piyasasında talebi artırarak konut fiyatlarının ve kiraların vatandaşlarımız için erişilebilir olmasını engellemiştir.
“Kiracı oranı artarken maaşlar kiralara yetmiyor”
AKP hükümetleri döneminde konut sahipliği oranı her yıl düşmekte ve bununla birlikte kiracılık oranı artmaktadır. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında yüzde 73,1 olan ev sahipliği oranı yüzde 56,2’ye kadar düşmüştür. Kiracı oranı ise 2012 yılından itibaren her geçen yıl daha da artmaktadır. 2012 yılında yüzde 20,9 olan kiracı oranı bu yıl itibarıyla yüzde 27’8’e ulaşmıştır. Bu süreçte derinleşen ekonomik kriz nedeniyle zora düşen ev sahipleri evlerini satmak zorunda kalırken, özellikle genç nesillerin ev sahibi olma imkanları kalmamıştır. Amacı dışında ve yanlış katmanlara kullandırılan ucuz faizli konut ve ticari krediler ise, zengin kesimlerin daha fazla konut almasına ve hatta konut birikimi yapmasına neden olmuştur. Gelinen durum itibarıyla sadece emekli, öğrenci ve işsizlerin değil, çalışanların dahi aldıkları maaşlarla kiralarını karşılamaları imkansızlaşmıştır. Artık sadece ev sahipliği değil, kiracılık dahi hayal olmuştur. Büyükşehirlerimizden ve özellikle kiraların astronomik şekilde arttığı kıyı illerimizden memur göçü başlamıştır. Bu durum aynı zamanda, yaşamsal öneme haiz kamu hizmetlerinde zafiyete neden olacak bir aşamaya gelmiştir. Sanayi üretiminin yoğun olduğu bölgelerde de işçi sınıfları kira masraflarını karşılayamadıkları için memleketlerine göç etmekte, bu da sanayimizdeki eleman ihtiyacını daha da artırmaktadır. Yani, ekonomik kriz yüzünden oluşan barınma krizi bir domino etkisiyle ekonomideki yeni krizleri de olumsuz olarak tetiklemektedir. Bu durum da kira ve barınma sorununun kangrenleştiğini ve Acil Eylem Planlarına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
“Ev sahipleri ve kiracılar arasında adil bir fiyat dengesi kurmak sosyal devletin görevidir”
Yüzde 25 kira artış sınırının, 2024 Temmuz itibariyle kaldırılmasının planlanması, özellikle bu sınırın uygulandığı son iki üç yıldır yüksek fiyatlardan yeni kira sözleşmesi yapan kiracıları mağdur edecek ve beklendiğinin aksine kiralarda bir dengelenme değil yeni bir dalgalanma yaratacaktır. Bu da yine ücret olarak altta kalan kiralarda yüksek emsallerin gösterilerek “tahliye taleplerini” artıracaktır. Artış sınırının kaldırılması yerine son iki yıl içinde sözleşme yapan kiracılar için belirlenen oranda yeni bir artış sınırının belirlenmesi, eski kiralar ile yeni kiralar arasında bir denge oluşmasını sağlayacaktır. Aksi taktirde TÜFE-ÜFE 12 aylık ortalaması üzerinden zamlanacak kiralar 2-3 asgari ücret bandına gelecek ve konut piyasasında yeni bir dengesizlik oluşacaktır. Yani hem ev sahiplerini hem kiracıları hem de konut piyasasındaki dengeleri gözetecek bir düzenleme yapılması ve bunlarla birlikte konuta erişimi kolaylaştıracak pozitif adımlara bir an önce başlanması gerekmektedir. Barınma hakkını, serbest piyasa koşullarına bırakan ve bu derin krizi görmezden gelen bir iktidar anlayışı kabul edilemez.
“AKP, barınma krizinin çözümünde yerel yönetimlere engel olmamalı ve işbirliği yapmalı”
Barınma krizi, yanlışlarda ısrar ederek, serbest piyasa koşullarına bırakılarak ve yerel yönetimleri dışlayarak çözülemeyecek kadar önemli bir kriz haline gelmiştir. Ortak aklın ve rasyonel politikaların uygulanması, vatandaşlarımızın lehine olacak adımların bir an önce atılması gerekmektedir. Mevcut sosyal konut üretiminin artırılması, gerekirse özel sektörün yaptığı kimi konutların planlı ve verimli bir şekilde kamulaştırılması, memurların konut ihtiyacını karşılayan ve konut piyasasında talebi düşüren lojmanların makul fiyatlandırmalarla devamının sağlanması gerekmektedir. İktidarın başta CHP’nin yönettiği Büyükşehir Belediyelerimiz ve özellikle konut krizinin en derin yaşandığı İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediyemizle ve KİPTAŞ başta olmak üzere tüm şehirlerdeki yerel yönetimlerle işbirliği mekanizmalarını çalıştırmaktan uzak durmaması, barınma ve kentsel dönüşüm sorunları için Belediyelerle ortak projeleri uygulamaktan kaçınmaması gerekmektedir.”
]]>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmayı eleştirdi. Tanrıkulu, “Sayın Erdoğan’ın konuşmasını takip ettim. Diyarbakır’da seçimler çok fazla merak edilmiyor. Diyarbakır’da ayın 31’de ne olacağı aşağı yukarı belli. Diyarbakır’da ayın 1’i daha çok merak ediliyor. Ayın 1’den sonra Diyarbakır’da yerel yönetimlere kayyım atanacak mı, yeni bir süreç başlayacak mı, Erdoğan’ın Kürt meselesini güvenlik politikaları dışında bir çözüm eksenli mesajı olacak mı olmayacak mı? Ama bu beklentinin bugün itibarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi bakımından bir şey ifade etmediğine ben tanık oldum. Bu beklentinin boş olduğunu bir kez daha gördüm” diye konuştu.
AKLINDA BİR ŞEY VAR İSTANBUL SEÇİMİNİ NASIL ALIRIM?
“Erdoğan’ın Aklında bir şey var, İstanbul seçimlerini nasıl alırım” diyen Tanrıkulu, “Sayın Erdoğan Diyarbakır’da bir şey ifade etmedi. Diyarbakır için bir şey ifade etmedi. Türkiye’de Kürtler için de bir şey ifade etmedi. Aklında bir şey var İstanbul’da seçimleri nasıl alırım. Yine İstanbul’u söyledi. Türkiye’de 22 yılın sonunda tek parti ve devlet iktidarı diyebileceğimiz ve derin devleti teslim alan onun politikaları üzerinden siyaset üreten bir iktidar var maalesef” dedi.
İKTİDAR KARŞISINDA DENGEYİ YEREL SEÇİMLER ÜZERİNDEN SAĞLAMAYILIYIZ
Tanrıkulu şunları söyledi:
“Diyarbakır’ın hiçbir sorununu ifade etmedi, yaşadığımız adaletsizliklere ilişkin yürütülen kayyım politikasına ilişkin 1 Nisan’dan sonra ne olacağına ilişkin, adaletsizliklerin sona erip ermeyeceği konusunda, demokrasinin geldiği nokta konusunda hiçbir şey ifade etmedi. Diyarbakır’dan hiçbir şey ifade edemedi. Milletvekiliyim Diyarbakır’ın sorunlarına odaklanmaya çalışıyorum. Yaşanan bir çok yolsuzluk var, Kayyumların yarattığı tahribat var, talan var. Kamu yönetiminin yarattığı talan var Diyarbakır’da. Şunu bilelim, geldiğimiz noktada Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarından bugün için bir şey beklemek, yeni bir süreç beklemek, adalet beklemek bu konuşmadan sonra doğru değil. Bunun üzerine bir siyaset inşasını da ben Darkapı Meydanı’ndan söylüyorum, doğru bulmam. Mesele, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı karşısında bir siyasi denge yaratmaktır demokrasi güçleriyle beraber. Ancak o siyasi denge, o itiraz, o fren Adalet ve Kalkınma Partisi’ni demokrasi çizgisine belki taşıyabilir. Bunun için Diyarbakır’da da Türkiye’de de İstanbul’da da mücadele etmeliyiz ve bu iktidar karşısında bir dengeyi yerel yönetimler üzerinden inşa etmeliyiz.
]]>