(DİYARBAKIR) – Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenap Ekinci, 2020 yılında koronavirüs döneminde Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bazı hastaların “Türk Işın Tedavi Yöntemi (TurkishBeam)”yle kobay olarak kullanıldığı iddialarını yargıya taşıdı. O dönem kobay olarak kullanıldığını ileri süren Mahmut Orak, Ekinci ile birlikte adliyeye gelerek suç duyurusunda bulundu.
Koronavirüs pandemisi döneminde Diyarbakır’da Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bazı hastaların Türk Işın Tedavi Yöntemi’nde kobay olarak kullanıldığını gündeme getiren Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenap Ekinci ve hastalardan Mahmut Orak, Diyarbakır Adliyesi’ne gelerek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
8 Temmuz günü gündeme getirdiği iddiaları yineleyen Prof. Dr. Cenap Ekinci, “Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne pandemi döneminde Ankara’dan özel uçakla gelen bir ekip tarafından bir şirkete ait bir cihazla, doktorlar eşliğinde yoğun bakımda kalan bazı hastalar üzerinde kullanıldığını iddia etmiştik. İddianın üzerinden 10 gün geçti. Bugüne kadar herhangi bir açıklama duymadık. Şu an elimizde belgeler bulunmaktadır. O dönem heyetin yaptığı basın açıklamasında, “Biz 46 yaşında M.O. isimli vatandaşımıza denedik, iyileşti.” Bu şahıs Mahmut Orak kardeşimiz şu an burada” dedi.
‘Diyarbakır’ı neden deney testi olarak seçtiniz?’
Ölme riski nedeniyle Orak’ın Türk Işın Tedaviyi Yöntemi’ni kabul ettiğini söyleyen Ekinci, birçok hastanın gereksiz bir şekilde yoğun bakıma alındığını aktardı. Genel anestezi altında endoskopi yapılarak damarlarına belirsiz ultraviyole ışınları verildiğini belirten Ekinci, şunları söyledi:
“Hasta iyileşmeden hastaneden gönderilmiş. Özel hastanedeki testi pozitif çıkmış. Bir ay boyunca da şikayetleri geçmemiş. Tedavinin ardından hasta üzerinde tomografi sonuçları elimizde var. Hastanın iyileşmediği net olarak ortada. Yeterince bilgilendirilmeden, başarılı bir tedavi de söz konusu olmadan, kameraların önüne geçip ‘Hastayı iyileştirdik, büyük bir başarı sağladık’ deyip, halkı yanıltmış oldular. Şimdi yeni çıkan bazı bilgiler ışığında deney için Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi tesis olarak seçildiği gündeme geldi. Biz de diyoruz ki, Diyarbakır’ı neden deney testi olarak seçtiniz? Neden bunu Ankara veya İstanbul’da yapmadınız, gelip, kıt imkanlarla yaşamanı sürdüren, ailesiyle hastanede bağları koparılmış, gariban Mahmut Orak kardeşimizi neden bilinçli olarak seçtiniz ve iyileşti dediniz. Mahmut Orak’tan önce kaç kişiye bu tedavi uygulandı, ölenlerin sayısını bilmiyoruz. Mahmut Orak, orada ölenlerin duyumunu aldığını bize söyledi.”
‘Diyarbakır’da vatandaşlarımız resmen deney köpeği yerine konulmuş’
Suç duyurusuna ilişkin gerekli tıbbi belgelerin de olduğunu bildiren Ekinci, Orak’ın yaptığı suç duyurusunda kendisinin de tanık olduğunu ifade etti. Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşları ve kamuoyunun duyarsız kaldığını belirten, Ekinci, “Bu deney için neden Diyarbakır seçildiği, ticari şirket bu işin neresinde, bu ticari şirketle bağlantılı olan şahısların politikada görev alan güçlü insanlarla nasıl bir bağlantısı var, Diyarbakır’ı kim önerdi, bunun onayını kim verdi, bakanlık izin vermişse de idari izindir. İdari izinle siz deney yapamazsınız, bunun etik kuralları var, Helsinki Bildirgesi var. Siz hayvan deneyi bile yaparken, etik kurulundan onay almak zorundasınız. Bu bir hayvan deneyi değil. Açıkçası, sokak köpeklerinin itlafıyla ilgili bunca tartışma yaşanırken, Diyarbakır’da vatandaşlarımız resmen deney köpeği yerine konulmuş. Biz bunu yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.”
‘Beni kobay olarak kullandıklarını söylediler’
Daha sonra söz alan Mahmut Orak ise, korktuğundan dolayı bugüne kadar suç duyurusunda bulunmadığını belirterek, o dönem yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“20 Haziran 2020’de ailecek koronavirüs testi için Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittik. Test sonuçlarımız pozitif çıktı. İlaç verip, eve gönderdiler. Kullandığımız ilaçlardan sonra ailem iyileşti ama ben düzelemedim. Hastaneye tekrar gittim. O gün yatışım yapıldı. Bu sırada ilaç tedavileri görüyordum. Görevli doktor, yanıma gelip bir tedavi yöntemine başvurmamı istedi. Ankara’dan bir heyetin geleceğini söyledi. Ben de o sırada canım acısı nedeniyle ne yaptığımı bilmeden kabul ettim. Verdiği kağıdı okumayarak imzaladım. Daha sonra beni yoğun bakıma alıp, anesteziyle uyuttular. Hiç birini tanımıyordum. Robot giyimli insanlardı. Daha sona uyandığımda boğazımdan, ciğerlerime kadar ağrı hissetim. Oradaki personele sordum neden böyle olduğunu, normaldir dediler. Heyetin dışarıda basın toplantısı yaptığından hiç haberim yoktu. Bana bir yazı okuttular. İyileşmişim, bu tedavi başarılı geçti gibi yazılar vardı. Bir süre sonra beni normal servise aldılar. Ailemle irtibata geçtim, beni kobay olarak kullandıklarını söylediler. Çok üzüldüm. Bir insanın canı bu kadar ucuz olamaz. Beni taburcu edip, özel bir araçla evime gönderdiler. Başka bir hastaneye gidip test yaptığımda pozitif çıktı. Tekrar Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gidip, benimle ilgilenen doktorla görüştüm. Beni neden kobay olarak kullandınız diye sorduğumda, aldığım yanıt ‘Yaşadığına şükret’ oldu. O dönemde korktuğumdan dolayı dava açamadım. Sağlığımdan halen endişeliyim. Ne olacağını bilmiyorum.”
]]>AA, Genel Müdürlük binasının bahçesinde festival gibi bir etkinlik gerçekleştirdi.
Burada doyasıya eğlenen çocuklar, Hacivat ve Karagöz ile pandomim gösterileri izledi.
Çocuklar için en büyük sürpriz ise Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın ziyareti oldu. Gezeravcı, çocuklarla bir araya geldi, onların sorularını yanıtladı.
Gezeravcı, Milli Uzay Programı kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) çeşitli bilimsel deneyleri gerçekleştirmek üzere uzaya gidişini anlattı.
Uzayda geçirdiği süre içinde yaptıkları en güzel işlerden birinin Muşlu öğrencilerce önerilen “Propolis” deneyi olduğunu belirten Gezeravcı, “Bugüne kadar duyduğum en güzel sorular sizin yaşlarınızdaki küçük kardeşlerimizden geldi.” dedi.
Gezeravcı, “Gezegenleri gördünüz mü?” sorusuna, “Gezegenleri gördük. Kitaplarda gezegenleri yan yana sıralanmış halde görüyoruz. Gezegenler kendi hızıyla merkezdeki güneşin etrafında tur atıyor. Aynı anda yan yana durmuyorlar. Farklı zamanlarda farklı yerlerden geçiş yapıyorlar. Biz de ISS’ye giderken gezegenleri görüyoruz ama hepsini farklı zamanlarda, farklı yerlerde görüyoruz.” yanıtını verdi.
Gezeravcı, “uzayda yaşamanın nasıl bir his olduğuna” yönelik soru üzerine, orada bilimsel çalışmalar yapmanın harika bir his olduğunu söyledi. Gezeravcı, hislerini “lunaparkta olmak gibi” şeklinde tanımladı.
Yıldırımları gözlemledi
“Uzay yolculuğunda sizi en hayrete düşüren deneyiminiz ne oldu?” sorusuna ise Gezeravcı, şu yanıtı verdi:
“Ben pilot olarak görev yapıyordum. Havada uçarken bizim en dikkat ettiğimiz, hava kütlesinin ne şekilde değişiklik gösterdiği. Yıldırımlar farklı elektrik yükleri barındıran bulutların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan hava olayları. Bu yıldırımlara tepeden bakıldığında nasıl farklı renklerde ortaya çıktığını, birbirini tetikleyerek zincirleme reaksiyonla hareket ettiğini izlemek oldu.”
Gezeravcı, vatanı kurup kendilerine emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde ve ülkenin imkanlarıyla eğitim gördüğünün altını çizerek, “Aynı okullarda okudum. Ülkemin bana verdiği güç ve eğitimle bu başarıları elde etme imkanım oldu. Siz de bu sıralarda yetişiyorsunuz. Yarın bu yollarda yürüyecek olan da sizlersiniz. Türkiye’nin gücüyle sizlerin yapamayacağı bir iş yok. Ülkemizin size verdiği gücü yürüdüğünüz yolda hissedin.” ifadesini kullandı.
“Korkmak insanlar için çok doğal bir duygu”
Uzayda yediği yemeklerin dünyadan gönderildiğini anlatan Gezeravcı, “Oraya götürdüğümüz yemekleri listenin içinden teker teker deneyerek seçtik. Özel paketlerin içinde uzaya götürüldü. 100 kilometreden sonra yer çekimi ortadan kalktığında o yemeği yeme şekliniz değişiyor. Özel paketlerin içinde korunaklı ve yiyeceğimiz zaman bize kolaylık sağlıyordu.” dedi.
Kara deliklerle ilgili bir soruya ise Gezeravcı, “Bulunduğumuz bölgede kara deliğe rastlamadık ama bilim insanlarımız hala araştırmalarına devam ediyor.” karşılığını verdi.
Gezeravcı, “Uzayda korktun mu?” sorusu üzerine ise “Korkmak insanlar için çok doğal bir duygu. O korkuları nasıl yeneceğimizle ilgili anne babalarımız, öğretmenlerimiz bize bildiklerini aktarır. Ben de gitmeden önce benim öğretmenlerim bana pek çok şey öğretti. Onların öğrettikleri sayesinde hiç korkmadım.” diye konuştu.
Dünyada ülkeleri ayıran sınırların uzaydan görünmediğini belirten Gezeravcı, “Bugün bizlerin birbirinden farklı diyarlarda izole edilmiş şekilde yaşamamıza sebep olan sınırların hiçbiri görünmüyor.” ifadesini kullandı.
En sevdiği gezegen “Dünya”
Gezeravcı, “Uzayda en sevdiğiniz gezegen hangisi oldu?” sorusunu yanıtlarken de “Tabii ki cennet köşesi Dünya oldu. O uçsuz bucaksız derin karanlık siyah zeminin üzerinde bize gülümsüyor. Ne kadar şanslı bir yaşam alanına sahip olduğumuzu görüyoruz. İçinde bulunduğumuz nimeti ne kadar çok korumamız gerektiğini bir kez daha anlıyoruz.” dedi.
Gezeravcı, uzaya bir kez daha gitmeyi isteyip istemediğine ilişkin ise mümkün olduğu kadar Türk vatandaşının uzaya gitmesini istediğini söyledi.
Uzayda çeşitli deneyler yaptıklarını anımsatan Gezeravcı, bunların devamını çocukların getireceğini ifade etti.
Gezeravcı, “Birkaç yıla kadar ülkemiz Ay’a roket gönderecek. Uzayda farklı deneyler yaptık. Uzayda oksijen yok. Bu ortamda Ay’a göndermek istediğimiz roketin motoru nasıl yanacak diye deney yaptık. Bugün yaptığımız deneylerle yarın Ay’a ve Mars’a nasıl ulaşılacağına ilişkin dersler çıkardık.” diye konuştu.
Programın ardından AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru, Gezeravcı’ya hediye takdim etti.
]]>ALPER Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) gerçekleştirdiği 13 deneyden biri olan ‘gMetal’ deneyinin proje yöneticilerinden Prof. Dr. İskender Gökalp, metal parçacıklarının hava içinde yanması ile karbondioksit salınımı olmadan enerji üretimi amaçladıklarını belirterek, “Deneyin, Türkiye’nin savunmadan uzaya kadar olan milli hamlelerine katkı yapmasının yanı sıra daha yaşanabilir bir dünya için de çıktıları olacak” dedi.
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, ISS’de kaldığı 14 gün boyunca 13 deneye imza attı. Bu deneylerin, Türkiye’nin uzay misyonu ve insanlık adına önemli çıktılarının olması bekleniyor. Gezeravcı’nın ISS’de gerçekleştirdiği deneylerden biri de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Marmara Araştırma Merkezi’nden (MAM) Prof. Dr. İskender Gökalp ve aynı zamanda Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı olan Ahmet Yozgatlıgil’in proje yöneticisi olduğu ‘gMetal’ deneyi. Projenin yöneticilerinden Prof. Dr. İskender Gökalp, 30 yılı aşkın süredir Fransa’da, kendi kurduğu enerji enstitüsünde; enerji, itki, hidrojen ve yer çekimsiz ortam üzerinde araştırmalarda bulundu. Prof. Dr. Gökalp, Türkiye’den öğrencilerin enstitüsüne gelip orada doktora yapmalarına da vesile oldu. Gökalp, 2019’da ise TÜBİTAK’ın Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile Türkiye’ye döndü ve çalışmalarına hem ODTÜ’de hem de baş danışmanı olduğu TÜBİTAK MAM’da devam etti.
‘DENEYLE BİRLİKTE ÇEŞİTLİ PARAMETRELERİ İNCELEYEBİLİYORUZ’
Gökalp, DHA’ya yaptığı açıklamada projenin NASA tarafından kabul edilebilmesi için çok kompleks bir deney olmaması gerektiğini söyledi. Bakan Yardımcısı Ahmet Yozgatlıgil ile kendisinin yanma uzmanı olduğunu söyleyen Gökalp, “Bu deneye yanmayla başlamak olmazdı. Bunu, NASA kabul etmezdi veya çok uzun süreçlerden geçmesi gerekirdi. Dolayısıyla yanmanın bir önceki safhası, yanma ile yakıcının karışımının çalışılmasını ve bu karışımın oluşmasına yer çekimsiz ortamın etkisini düşündük. Bizim hedeflediğimiz yanma türü; katı yakıtların, mesela metallerin yanmasıydı. Alper’in elinde, içinde kum tanecikleri olan tüpler var. Bu kum taneleri yanıcı bir malzeme değil. Zaten ‘gMetal’ deneyinin amacı metali gösteren parçacıklarla etrafındaki akışkanın, mesela havanın yer çekimsiz ortamda nasıl karıştığını anlamak. Tüplerden 16 tanesi üzerinde deney yapılacak. Bu tüplerin içindeki akışkanlardan yarısı hava, yarısı da karbondioksit. İçindeki parçacıkların da bir kısmı milimetrenin 10’da biri çapında, diğerleri daha küçük. Parçacık sayısı da çok parçacıktan az parçacığa kadar değişken. Dolayısıyla deneyle birlikte çeşitli parametreleri inceleyebiliyoruz” diye konuştu.
‘KATI YAKITLI MOTORLAR SAVUNMA AMAÇLI DA KULLANILIYOR’
‘gMetal’ deneyinin amaçları hakkında konuşan Gökalp, “Deneyin, Türkiye’nin savunmadan uzaya kadar olan milli hamlelerine katkı yapmasının yanı sıra daha yaşanabilir bir dünya için de çıktıları olacak. Dünyadaki karbondioksit sorunu malumunuz. Fosil yakıtları yaktığımız zaman ortaya karbondioksit çıkıyor. O karbondioksit atmosferde birikiyor ve küresel ısınmaya sebep oluyor. Dolayısıyla, ‘Nasıl karbondioksit salınımı olmadan enerji üretiriz?’ sorusu, en önemli sorulardan bir tanesi. Hidrojen konusu da zaten bu bağlamda geldi. Ama hidrojene gitmeden bir yol daha mümkün. O da bu metal parçacıkların hava içinde yanması. Mesela alüminyum parçacığı hava içinde gayet güzel yanıyor ve ortaya sadece ısı çıkıyor. Bir de alüminyumla oksijen bağlanınca alüminyum cevheri ortaya çıkıyor aslında. Onu alüminyum üreten bir tesise götürsek oradan tekrar alüminyuma dönüştürebiliriz. Dolayısıyla hem enerji üretiliyor hem de tam anlamıyla döngüsel bir ekonomi olmuş oluyor. Bu deney, bahsettiğim 2 amaç için gerçekleştiriliyor. Tabii yanmanın gerçekleşmesi için alüminyumun parçacıklarının karışımın doğru olması lazım. Dolayısıyla Alper Gezeravcı’nın yaptığı deneyler bu çalışmalara katkı verecek deneyler” ifadelerini kullandı.
‘DÜŞÜK YER ÇEKİMİ İLE BAĞLANTISINI İLK KEZ BİZ ARAŞTIRIYORUZ’
Dünyada metalin yakıt olarak kullanılması adına çalışmalar yapıldığını ancak Alper Gezeravcı’nın yapacağı deneyin uzayda yapılan ilk çalışma olduğunu söyleyen Gökalp, “Biz henüz yanma safhasına gelmedik ama karışımın iyileştirilmesi safhasındayız. Ben, 30 sene önce Fransa’da bu çalışmaları bilhassa alüminyum ve magnezyum parçacıklarının yanması hakkında başlatmıştım. O zamanlar amaç sadece uzay için kullanılacak katı yakıtlı motorlar konusundaydı. Şimdi yavaş yavaş dünyasal sorunlara cevap vermek için de çalışanlar var. Bu çalışmalar daha çok Avrupa ülkelerinde var. Ama bu çalışmaların düşük yer çekimi ile bağlantısı ilk defa bizim deneyimizle yapılıyor” dedi.
‘GEREKSİZ YORUMLARIN BİTMESİ LAZIM’
Gökalp, Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğu için bin kişiye varan bir topluluğun 2 yıldır çalışma yürüttüğünü kaydederek, “Dolasıyla ‘Uzaya turist gönderdik’ gibi duyduğumuz gereksiz yorumların bitmesi lazım. Bunlar hoş şeyler değil. Türkiye, bu sürece girmeye iyi ki başladı ve bunun devam etmesi de lazım. İyi ki başladık, iyi ki Alper orada. İyi ki Tuva Cihangir Atasever de sırasını bekliyor” diye konuştu.
Gökalp ayrıca, gMetal deneyinde Türkiye Uzay Ajansı’nın yanında TÜBİTAK Uzay, TÜBİTAK MAM ve TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nün ortak çalışma yapmasının çok değerli olduğunu söyledi.
]]>VOKALKORD projesinin yöneticisi Haliç Üniversitesinden Prof. Dr. Gökhan Aydemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, VOKALKORD’un düşük yerçekiminin sebep olabileceği akciğer ve kardiyovasküler hastalıklarını önceden tespit etmeye yönelik bir mobil uygulama olduğunu söyledi.
Aralarında yapay zeka uzmanlarının da yer aldığı 12 kişiden oluşan bir ekiple VOKALKORD’u geliştirdiklerini dile getiren Aydemir, “İlk aşamada, akciğer kapasitesinin ve zorunlu hayati kapasitenin hesaplandığı, derin nefes alıp-verme esasıyla çalışan, sadece desibel farklarını ölçerek spirometrik verileri kaydediyoruz. İkinci safha, öksürük ve fonasyon. Bu iki safhada da ortaya çıkan ses frekansları, titreşim ölçülerek mevcut akciğer, kardiyovasküler sağlık değerlendiriliyor.” diye konuştu.
Aydemir, VOKALKORD’u Kovid-19 salgını sürecinde geliştirdiklerini kaydederek, salgın sürecinde hastaların öksürük ve fonasyon gibi verilerini yapay zeka sistemlerine yüklediklerini bildirdi.
“VOKALKORD projesiyle çok ağır aşamalardan geçtik”
Prof. Dr. Gökhan Aydemir, 2021 yılında Türkiye Uzay Ajansının çağrısını duyduklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaklaşık 40 üniversite içinden Haliç Üniversitesi de VOKALKORD projesiyle katkı sağlayacağına inanarak çok ağır aşamalardan geçti. Bizim açımızdan en zor safhası NASA’nınki oldu. Çünkü bir tıbbi cihaz, bilimsel desteği, yayınları ve yayın safhaları var. Bunun dışında NASA’nın kendi eğitimlerine katıldık. Uzaya bir materyal nasıl gönderilir, bundan sonraki uzay yolculuklarında NASA bu mobil uygulamadan nasıl faydalanır gibi bütün safhaları değerlendirdikten sonra 23 Eylül 2023’te NASA tarafından deneyimiz onaylandı. Bundan önce Alper Gezeravcı ile eğitimlerimiz oldu. Gezeravcı, mühendis, pilot olması sebebiyle uygulamayı çok iyi bir şekilde uyguladı, geliştirirken katkısı da oldu.”
“Gezeravcı’dan sonraki astronotlarda da uygulamamızı kullanmayı düşünüyorlar”
Gökhan Aydemir, yeryüzü deneyleri yaptıklarını, bunun bir tanesinin de Haliç Üniversitesi’nde gerçekleştirildiğini belirterek, diğer deneyin 9 Ocak’ta ABD’de yapıldığını söyledi.
Gezeravcı’nın ses kayıtları ile öksürük ve fonasyonlarını aldıklarını dile getiren Aydemir, “Gezeravcı, her gün doğumunda ve gün batımında deneyimizi Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bulunan sessiz odada gerçekleştiriyor ve verilerini kaydediyor. Gezeravcı yeryüzüne dönüp karantina süreci bittikten sonra, 26 Şubat’a kadar biz de deneyimizin sonuçlarını paylaşıp, uygulamayı kamuoyuna sunmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.
VOKALKORD deneyinin Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yer alan tablet üzerinden yapıldığına işaret eden Aydemir, “Uygulamayı tablete NASA yükledi ve yüklerken yazılımla ilgili birçok safhadan geçildi. Gezeravcı’dan sonraki astronotlarda da uygulamamızı kullanmayı düşünüyorlar. Test sonuçlarını ve bilimsel verileri açıkladıktan sonra uygulamanın faydalılığı değerlendirilecek.” dedi.
“Solunum yolu kaynaklı hastalıkları tespit edebilecek”
VOKALKORD projesinin yöneticisi Prof. Dr. Aydemir, VOKALKORD’un zor şartlarda çalışan herkesin kullanabileceği bir uygulama olacağını ifade ederek, şu açıklamalarda bulundu:
“Uygulamamızın deney kısmında akciğer fizyolojisini değerlendirmeye yönelik testler yapılacak. Akciğer kapasitesi, hayati kapasite ve zorunlu hayati kapasite saptandığında tespit edilebilen rahatsızlıklar belirlenecek. Buna ilave fonasyon, öksürük ile solunum yolu kaynaklı hastalıkları tespit edebilecek. Bir yanıyla da vücudun hayati fonksiyonları dediğimiz; nabzı, solunum sayısı, satürasyonu, elektrot vasıtasıyla EKG de çekebildiğinden her türlü sağlık hizmetini yapay zeka desteğiyle yönlendirme yapabileceğiz.”
“Gezeravcı’nın uzaydaki tecrübelerini biz de değerlendireceğiz”
Haliç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç ise üniversitenin desteklediği VOKALKORD projesinin uzayda gerçekleştirilen deneyler arasında yer almasının mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi.
Bunun sadece bir başlangıç olduğunu vurgulayan İnanç, “Gezeravcı’nın uzayda yaşadığı tecrübeler ve gerçekleştirdiği deneyler esnasında edindiği bilgileri biz de değerlendireceğiz. Sonraki adımlarımızı Alper Bey’in uzaydaki tecrübeleriyle birlikte şekillendireceğiz.” diye konuştu.
]]>