İBB, tarihindeki ilklerden birini daha Başkan Ekrem İmamoğlu döneminde gerçekleştirdi. İBB, Türkiye’de bir yerel yönetim olarak, AB Türkiye Delegasyonu Başkanlığı ile birlikte “Avrupa Günü” kutlamalarının İstanbul ayağının ortak ev sahipliğini yaptı. Haliç Kongre Merkezi Sahil Alanı’nda düzenlenen Avrupa Günü kutlaması; İBB Başkanı İmamoğlu, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Meyer-Landrut, Atina Belediye Başkanı Haris Doukas, Saraybosna Belediye Başkanı Benjamina Karic ve B40 Balkan Şehirler Ağı Dönem Başkanı Tiran’ın Belediye Başkan Yardımcısı Anuela Ristani ve İstanbul’da görev yapan yabancı ülke misyon şefleri ile çok sayıda özel davetlinin katılımlarıyla gerçekleştirildi. İmamoğlu, kutlamadaki konuşmasında şunları söyledi:
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
“Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içerde hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı. Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.
“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir. Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.
“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi? Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.
“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum. Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.
“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu. ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık. İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“KATILIMCI ‘İSTANBUL MODELİ’, SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmayı ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
AVRUPA GÜNÜ’NÜN ÖYKÜSÜ
1985 yılında, “Avrupa Tek Senedi”nin temellerinin atıldığı “Milano Zirvesnüi” kapsamında alınan kararla birlikte; 9 Mayıs, “Avrupa Günü” olarak ilan edildi. 9 Mayıs’a sembolik önemi kazandıran tarihi gelişme ise, dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın, 9 Mayıs 1950 tarihinde okuyarak, ilan ettiği “Schuman Bildirisi” oldu.
Söz konusu bildiride, Avrupa’da, barışçıl ilişkilerin kalıcı bir şekilde tesis edilmesinin zaruri olduğu vurgulanmış; daha sistematik ve organize bir Avrupa kurulabilmesi adına bir kanun teklif edilmişti. Bu kapsamda, Fransa ile Batı Almanya’nın kömür ve çelik sanayilerinin tek çatı altında birleştirilmesi önerildi. Söz konusu fikir dahilinde oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, birliğe giden yolun kilometre taşı olarak nitelendirildi. Bu bağlamda “Schuman Bildirisi”, bir nevi AB’nin başlangıcına giden fikriyatı ortaya koydu. Avrupa Günü, gerek üye ülkelerde gerekse de aday ve potansiyel ülkelerde çeşitli etkinliklerle kutlanmakta. 9 Mayıs Avrupa Günü, 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday ülke statüsünün verilmesiyle birlikte; 2000 yılından bu yana, Ankara ve İstanbul merkezli olarak, Türkiye’de de kutlanıyor.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun davetlisi olarak, Fransa’nın başkentinde düzenlenen, “Avrupa Beledı·ye Başkanları Zı·rvesı·”ne katıldı.
“AVRUPA’DA YAŞANAN DEMOKRATİK KRİZİN TEMELİNDE, ‘KORKU SİYASETİ’ İLE ‘UMUT SİYASETİ’ ARASINDAKİ MÜCADELE YATMAKTADIR“
“Avrupa’da Demokratik Kriz” konulu oturumda konuşan İmamoğlu, “Avrupa’da ve ötesinde yaşanan demokratik krizin temelinde, ‘korku siyaseti’ ile ‘umut siyaseti’ arasındaki mücadele yatmaktadır. Kamusal alanda umut azaldığında, seçmenler, kendilerini korkmuş ve tehditlere karşı savunmasız hissederler. Bu hassasiyet, korku siyasetinin kök salması ve gelişmesi için verimli bir zemin sağlar. Sağ popülizm ve aşırıcılığın yükselişi, siyasi sistemlerimizin umut erozyonunu ele alma ve buna karşı koyma konusundaki başarısızlığının altını çizmektedir” dedi. İmamoğlu konuşmasına, “Avrupa’daki ilerici ve sosyal demokrat partilerin, bu çalkantılı dönemden çıkabilmek için, sağlam bir demokratik dönüşüm gerçekleştirmeleri şarttır. Bu da halkın talep ve ihtiyaçlarına cevap veren yeni ve etkili siyasi ve ekonomik kurumların tasarlanmasını gerektirmektedir. Sürecin temel taşı, halkın katılımını ve desteğini teşvik etmek olmalıdır” sözleriyle devam etti.
“YEREL SEÇİMLERİMİZ, DEMOKRASİNİN DAYANIKLILIĞININ GÜÇLÜ BİR GÖSTERGESİYDİ“
İstanbul’un yakın geçmişte yaşadığı yerel seçim deneyimini örnek olay olarak gösteren İmamoğlu, ” Türkiye, kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ancak yerel seçimlerimiz, demokrasinin dayanıklılığının güçlü bir göstergesiydi. Zor zamanlarda İstanbullular, demokratik değerlere ve yönetişime olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, vaatlerimizi yerine getirme kabiliyetimizi, icraatlarımızla gösterdik. Seçmenler, başarılarımıza tanıklık etti ve karşılaştığımız zorlukları etkili bir şekilde ele alacağımız konusunda, bize güvendi. Belediye uygulamalarımızda kreşler ve belediye destekli restoranlar gibi, halkın talep ettiği hizmetlere öncelik verdik. Siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük ve ulaştık. Kutuplaşmanın ilacı buydu” diye konuştu.
“‘İSTANBUL İTTİFAKI” ADI ALTINDA KAPSAYICI BİR TOPLUMSAL HAREKET İNŞA ETTİK“
“İstanbul İttifakı” adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa edildiğine vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
“Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın gücünü gösterdik. İstanbul’da ve ülke genelinde, iyi yapılandırılmış anketler ve diğer sosyal bilim yöntemlerinin yardımıyla, toplumun farklı kesimlerinin tutumlarını, görüşlerini ve duygularını inceledik. Toplumun tüm kesimleriyle güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu zemin sayesinde CHP, nitelikli adayları, kendinden emin olarak aday gösterdi. Örneğin; 1994’ten bu yana muhafazakarların yönettiği Üsküdar’da şu an, CHP’nin 40’lı yaşlardaki adayı, ilk sosyal demokrat kadın belediye başkanı olarak liderlik ediyor. Ülke genelinde CHP, her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazanmıştır. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetmektedir. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline gelmiştir.
“AB İÇİNDEKİ DEMOKRASİNİN DİRENÇLİLİĞİ, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRASİNİN DİRENÇLİLİĞİ İLE BAĞLIDIR“
Türkiye ve özellikle İstanbul, geniş Avrupa bağlamında özgün bir vaka çalışması görevi görmektedir. Avrupa, kendi demokratik ikilemleriyle mücadele ederken, Türkiye’nin rolü, sıklıkla göz ardı edilmektedir. Fakat AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. AB içindeki demokrasinin dirençliliği, içsel bir biçimde Türkiye’deki demokrasinin dirençliliği ile bağlıdır. Bir kıta olarak Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsamlı bir güvenlik yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak bizler, Türkiye’yi hep Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık. Daha birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez.
“EYLEMLERİMİZLE GÜVEN VE UMUT YARATMALIYIZ“
Sonuç olarak; Avrupa genelinde hepimizin ortak mücadelesi, halkın yönetişime olan ilgisini yeniden canlandırmak, seçimlere katılımı arttırmak ve demokrasinin yeniden canlanmasını sağlamaktır. Eylemlerimizle güven ve umut yaratmalı, sosyal demokratik değerlerin güncel zorluklarla mücadelede etkili olduğunu göstermeliyiz. Bu, kamu katılımının teşvik edilmesi, şeffaflığın arttırılması ve çeşitliliğin kucaklanması konularında kararlılık gerektirmektedir. Vatandaşlarımızın demokratik yönetişim ve daha iyi bir hayat arzuları çok güçlüdür. Tutarlı ve güvenilir politika alternatifleri sunulduğunda, seçmenler tercihlerini değiştirmeye ve popülist otoriterliği reddetmeye isteklidir. Yolumuza devam ederken, demokrasilerimizin temellerini güçlendirmek için, İstanbul’dan ve Avrupa’daki diğer şehirlerden aldığımız derslerden faydalanmalıyız. Hep birlikte, Türkiye de dahil olmak üzere, her ülkenin kendine özgü hayati rolünü oynadığı daha birleşik, demokratik ve kapsayıcı bir Avrupa için çaba göstermeliyiz. Hepimizin önem verdiği demokratik değerleri güçlendirmeye yönelik ortak çabalarımızı sabırsızlıkla beklemekteyim.”
]]>Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, yerel seçimlere ilişkin mesaj yayımladı. Yılmaz, kent konseylerinin Türkiye’nin demokratik katılım alanındaki en önemli resmi mekanizması olduğuna vurgu yaptı. 1992 Rio Uluslararası Çevre Konferansı sonrasında Türkiye’nin bu alana katkısı olarak ortaya çıkan ve daha sonra Belediye Kanunu’nun 76. maddesiyle kent konseylerinin yasallık kazandığına işaret eden Yılmaz, kent konseylerinin geçen süre içerisinde sürdürülebilir kalkınmadan iklim değişikliğine, hemşehrilik hukukundan kentli haklarına, çevreden yerel şeffaflık ve hesap verilebilirliğe kadar pek çok konuda iz bırakan çalışmalara imza attığını belirtti. Yılmaz, “Ortak akıl, yatay örgütlenme, farklılıkların bir arada demokratik birlikteliği, kapsayıcılık ilkeleriyle tamamen gönüllüğe dayalı sivil bir platform olarak ortaya çıkan kent konseyleri, kentlerimizin sorunlarına çözüm olacak yerel politikaların kentlerin paydaşları tarafından eşitlikçi ve tarafsız bir biçimde tartışılabilmesine olanak sağlamıştır” dedi.
“Demokratik katılımın türkiye’nin geleceği olduğunu göstermenin gururunu yaşıyoruz”
Yılmaz, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın desteğiyle 2019 yılı haziran ayında Türkiye’deki en etkin, yaygın ve başarılı kent konseyini kurmak için yola çıktıklarını belirterek, “Geçen dört yıl içinde Ankara Kent Konseyi, bin 800 kurumsal üyesi, 10 bine yakın gönüllü bileşeni ile Ankaralıları kent yönetiminde, dayanışmada bir araya getiren, kentsel politikaların belirlenmesinde ve tartışılmasında yerleştirdiği kültürle referans kabul edilen, yaptığı çalışmalarla uluslararası otoritelerin iki ayrı ödülüne layık görülen, birinde de finale kalan bir yapı haline geldi. İstanbul’da ve diğer belediyelerde bulunan kardeş kent konseylerimizin başarılarının da katkısıyla hep birlikte demokratik katılımın Türkiye’nin geleceği olduğunu göstermenin gururunu yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Farklılıklarımızın bir zenginlik olduğuna dayalı bir kardeşlik hukuku ve ortak akıl anlayışı”
Kazanılan başarıda kendilerine ışık tutan en önemli unsurun 2024 yerel seçim sonuçlarından da izlenebileceği gibi farklılıkların zenginlik olduğuna dayalı bir kardeşlik hukuku ve ortak akıl anlayışı talebi olduğunu kaydeden Yılmaz, şöyle dedi:
“İnanıyoruz ki, aynı anlayışla bir araya getirilmesinde büyük emek harcanan, Türk siyasi tarihinde eşi görülmemiş bir birlikteliğin gücüyle kazanılan belediye başkanlıkları ve belediye meclis üyelikleri, bizlerin kent konseyi deneyimimizde yaşadığımız ortak aydınlık ruhun tüm Türkiye’ye yayılmasında da en önemli başlangıç noktaları olacaktır. Başkent Ankara’mızın her yerinde kurulacak yeni kent konseyleriyle taçlanacak bu demokratik yolculukta bir arada olma arzu ve irademizi şimdiden beyan ederiz. 2019’da başlayan katılımcılık yolculuğunun başkent Ankara’nın tüm ilçelerinde kurulacak kent konseyleri, mahalle düzeyinden başlayacak ve karar verme süreçlerine etkin şekilde yansıyacak katılım uygulamaları ile yeni bir aşamaya erişebileceğini düşünüyoruz.”
“Katılımcılığın yeni miladını inşa etmenin başlangıç noktası olacağını düşünüyoruz”
Seçim sonuçlarının umut verdiğini kaydeden Yılmaz, “Katılımcılık için başlatılacak yeni bir hamlenin başkent Ankara ve Türkiye için katılımcılığın yeni miladını inşa etmenin başlangıç noktası olacağını düşünüyoruz. Bunun için Ankara Kent Konseyi tüm üyeleri, bileşenleri, gönüllüleri ve Ankaralı hemşehrileriyle üzerine düşenden fazlasını yapmak için yola çıkmaya hazırdır” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Gaziantep Valisi Kemal Çeber, eşi Neslihan Çeber ile Emine Cuma Uçar İlkokulu’nda 1311 nolu sandıkta oy verdi.
Vali Çeber, gazetecilere yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarının hayırlı olmasını dileyerek, kendisi ve eşinin de demokratik görevlerini yerine getirmek için okula geldiklerini söyledi.
Saat 07.00 itibarıyla 286 okulda 3 bin 474 sandıkta oy kullanma işlemlerinin başladığını ve şu ana kadar sürecin sorunsuz devam ettiğini belirten Çeber, “Birkaç küçük olayın dışında seçimi sekteye uğratacak, bizleri üzecek, demokrasiye gölge düşürecek bir olay yaşanmadı çok şükür.” diye konuştu.
Sonuçların da Gaziantep’e yakışır bir olgunlukla karşılanması gerektiğini, herhangi bir aşırılığa müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Çeber, yarın itibarıyla da yeni belediye başkanlarıyla birlikle kentin gelişimine katkı sunmak için gayret edileceğini dile getirdi.
Şanlıurfa
Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak ile eşi Fatma Nur Şıldak, Rasime Polat İlkokulu’nda 2101 nolu sandıkta oy kullandı.
Vali Şıldak, seçimlerin demokratik bir havada geçmesini diledi. Kentte sabah saatlerinden itibaren oy verme işleminin devam ettiğini belirten Şıldak, şöyle konuştu:
“İlimizde bütün tedbirler alınmış olarak oy verme işlemi devam ediyor. Bazı kırsal mahallelerimizde küçük çaplı da olsa olaylar yaşıyoruz. Bizim arzumuz, temennimiz Şanlıurfa genelinde seçimin huzur ve sükun ortamında hiçbir olay yaşanmadan sonuçlanmasıdır. Şanlıurfa’nın demokratik kültürüne yakışır bir olgunluk ve hoşgörü ortamında böyle bir iklimde seçimin cereyan etmesini temenni ediyoruz. Hem siyasi partilerden hem de bu yarışa katılan bütün taraflardan, muhtar adaylarından ve tüm vatandaşlarımızdan rica ediyoruz; kesinlikle seçim bittikten sonra aynı mahallede, aynı sokakta birbirimizin yüzüne bakacak bir mesafe bırakarak ve bu düşünceyle, bu hoşgörüyle birbirimize yaklaşalım. Küçük meseleleri seçime yansıtmayalım. Bütün vatandaşlarımızdan da bu duyarlılığı bekliyoruz.”
Malatya
Malatya Valisi Ersin Yazıcı ve eşi Hanife Yazıcı, merkez Battalgazi ilçesindeki Fatih İlkokulu’nda 2327 nolu sandıkta oy verdi.
Yazıcı, demokratik hakkını kullandığını belirterek, hayırlı olmasını diledi.
Oy kullanma işlemi başladığı andan itibaren kentte herhangi sorun yaşanmadığını ifade eden Yazıcı, “Bizim ilimizde de 13.00 itibarıyla 2 bin 9 sandıkta oy kullanımı devam etmektedir. Malatya’mızda 542 bin 177 seçmenimiz var. Oy kullanımı süresi içinde herhangi bir olumsuzluğa şu ana kadar rastlanmamıştır. Sahada 4 bin 844 güvenlik görevlimiz, jandarma ve polisimiz görev almış durumda. Sağlık problemi olan, evinden çıkmakta güçlük çeken vatandaşlarımız için de 8 seyyar sandığımız aktif bir şekilde sahada dolaştırılmakta. 131 konteynerimizde de oy kullanımı devam etmekte. İnşallah memleketimiz için, Malatya’mız için hayırlı ve güzel sonuçlar çıkacaktır.” dedi.
Kahramanmaraş
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer ile eşi Selma Ünlüer, oylarını Ahmet Bayazıt İlkokulu’nda 2089 nolu sandıkta kullandı.
Vali Ünlüer, seçimlerin demokratik bir havada geçmesini diledi. Oy verme işleminin sorunsuz bir şekilde devam ettiğini dile getiren Ünlüer, sonuçların vatana, millete hayırlı olması temennisinde bulundu.
Adıyaman
Adıyaman Valisi Osman Varol da Menderes İlkokulu’nda 1254 nolu sandıkta oy verdi.
Vali Varol, seçimlerin kentte güven ortamı içinde, huzur ve hoşgörünün egemen olduğu bir atmosferde geçmesini temenni etti.
]]>Altun, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’ne ilişkin değerlendirmelerini içeren bir makale kaleme aldı.
Altun’un makalesi İtalya’nın İl Messaggero gazetesi, Yunanistan’ın Kathimerini gazetesi, ABD’nin Harlem Times haber portalı, Rusya İnterfax ajansı, Fransız Musulmans en France haber portalı, Çin’in Sina ve Sohu internet portalları, İsviçre’de Türk diasporasına ait Post Gazetesi, Malezya’nın Astro Avani haber portalı, Bosna Hersek, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, KKTC’nin önde gelen gazete ve haber portallarında olmak üzere 14 ülkede 50’den fazla mecrada yayımlandı.
Seçimlere katılım oranı
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, makalesinde, adil, şeffaf ve düzenli yapılan seçimlerim modern demokrasilerin en temel unsuru olduğunu belirtti.
Demokrasilerin asgari şartının yönetenlerin yetki ve otoritelerini seçmenlerden yani yönetilenlerden alması olduğunu ifade eden Altun, düzenli yapılan seçimlerle bu yetkilerin yenilendiğini kaydetti.
Seçimler vasıtasıyla, yönetilenlerin, yönetenlerin politikalarını ve performanslarını oyladığını, olumlu ya da olumsuz anlamda yönetenleri değerlendirdiğini aktaran Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“1946 yılında çok partili hayata geçilmesinden bu yana Türkiye düzenli, adil ve şeffaf seçimlerin yapıldığı ülkelerin başında gelmektedir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi ihdas edilen kurumlar vasıtasıyla Türkiye’deki seçimler bağımsız yargıçlar nezaretinde yapılmaktadır. Bu yüzden de seçim güvenliğinin sağlanması, vatandaşların sandığa duyduğu güven noktasında Türkiye gelişkin bir siyasal kültüre sahiptir. Türkiye’deki seçim ve sandıklara olan güveninin tecellisini seçimlere katılım oranlarında görmek mümkündür. Seçimlere katılım oranı itibarıyla Türkiye, 14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleriyle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında seçime katılımın en yüksek gerçekleştiği 3. ülke olmuştur. YSK verilerine göre, 14 Mayıs’taki seçimlerde yurt içinde katılım oranı yüzde 88,92, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ikinci turun yapıldığı 28 Mayıs’taki seçimlerde de 85,72 olarak gerçekleşmiştir. OECD ile Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsünün (IDEA) verilerine göre, Türkiye, 14 Mayıs’ta yurt içi seçimlere katılım oranıyla ABD, Fransa, Almanya, İngiltere gibi birçok Batılı OECD üyesini geride bırakmıştır. Bu verilerin bir diğer çarpıcı tarafı ise Türkiye’deki seçime katılım oranının seçimlere katılımın yüzde 80’lerde seyrettiği İsveç, Danimarka, Yeni Zelanda, İzlanda, Hollanda ve Norveç gibi ülkelerden bile yüksek olmasıdır.”
“Türkiye bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri”
Fahrettin Altun, Türkiye’nin 31 Mart Pazar günü Mahalli İdareler Genel Seçimleri için tekrar sandık başına gideceğini anımsattı.
Türkiye’nin demokratik değerlere bağlılığı ve yerel yönetimlere dair yenilikçi vizyonunu öne çıkaran, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ulusal ve uluslararası alanda büyük bir önem teşkil ettiğini anlatan Altun, “Aynı zamanda bu seçim sürecinde güvenli ve adil şartlarda yapılan kampanyalar, yerel yönetimlere gösterilen ehemmiyet açısından Türkiye’nin bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri olduğunun nişanesidir.” değerlendirmesini yaptı.
Altun, halkın ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasında birincil muhataplar olan yerel yönetimlerin çağın şartlarına uygun bir vizyon ve perspektife sahip olmasını çok önemsediklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Bu sürecin halkın demokratik katılımı ile yerel yönetimlerle olan iletişiminin güçlenmesinde etkili bir rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçektir. Yıllardır sahip olduğumuz yenilikçi belediyecilik anlayışını farklı kılan, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınma projeleriyle halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi, şeffaflığı, her koşulda hesap verebilirliği ve en önemlisi de vatandaş odaklı yönetimlerin inşasını hedefliyor olmasıdır. Bu vizyonun ilk adımı ve somut bir örneği olan 1994 yerel seçimleriyle İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetme görevini üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye belediyecilik alanında halkın yaşam kalitesinin artmasına yönelik önemli adımlar atmıştır. 30 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hizmet siyasetini ve vizyonunu sürdürmek belediyelerimizin temel politik tasavvurunu teşkil etmektedir. Bu nedenle, önümüzdeki yerel seçim ile benzer bir vizyonu ve hizmet anlayışını sürdürmenin ulusal ve uluslararası alanda demokratik değerlerimizi ve toplumsal bütünlüğümüzü daha da güçlendireceği inancındayız.”
“Seçimlerden sonra 4 yıl içinde yeni bir seçim yapılmayacak”
İletişim Başkanı Altun, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak gördüklerini bildirdi.
Bu seçimin aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel liderlik vizyonunun güçlenmesinin bir diğer adımı olduğunu düşündüğünü ve evrensel açıdan Türkiye’nin demokratik olgunluğunu ve toplumsal katılımını artıran önemli bir faaliyet olarak kabul ettiklerini dile getiren Altun, şunları kaydetti:
“Bundan önceki tüm seçimler gibi bu seçimler de Türk halkının demokratik süreçlere katılımını daha etkin bir şekilde sağlayacak, böylece demokrasimizin güçlenmesine katkı sunacaktır. 31 Mart seçimlerinin bir diğer önemli tarafı da bu seçimlerden sonra 4 yıl içinde yeni bir seçimin yapılmayacak olmasıdır. Bu 4 yıl içerisinde Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatmış olduğu kalkınma atılımlarına hız kesmeden devam edecektir. Son yıllarda iletişimden diplomasiye, ekonomik kalkınmadan altyapı yatırımlarına kadar her alanda yapılan hizmetler devam ettirilecektir. Ayrıca Türkiye Yüzyılı’na yeni ve sivil bir anayasayla girme amacı da gelecek 4 yılın en önemli ülküsü ve gündemi olacaktır. Bu vizyon çerçevesinde Türkiye, demokratik standartlarını yükseltmiş, gelir ve refah düzeyini artırmış, bölgesel ve küresel bir aktör olarak Türkiye Yüzyılını inşa etmenin çabası içerisinde olacaktır. Batılı müttefiklerimizle ortak çıkarlarımızı geliştirmek, yeni ve stratejik işbirliklerini artırmak bu dönemdeki önceliklerimiz olmaya devam edecektir. PKK, FETÖ, DAEŞ gibi terör örgütleriyle mücadele başta olmak üzere Türkiye’nin politik hassasiyetlerinin gözetilmesi müttefiklik hukukunun bir gereği olarak en temel beklentimizdir. 31 Mart seçimleriyle Türkiye hem demokratik kültürüne başarıyla gerçekleştirdiği yeni bir seçim ekleyecek hem de İstanbul ve Ankara gibi şehirler başta olmak üzere tüm vilayetlerini Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacaktır.”
Ulusal kalkınma, 6 Şubat depremindeki şehirlerin ihyası ve inşası, İstanbul gibi deprem riski yüksek şehirlerin dirençli kentlere dönüştürülmesinin seçim sonrasındaki en önemli vizyonları olacağını aktaran Altun, şu ifadeleri kullandı:
“Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye demokratik usuller çerçevesinde seçimlerini yapacak, iktidarı ve muhalefetiyle sandıktan çıkan sonuçlara itibar edecek ve en önemlisi uluslararası arenada istikrarlaştırıcı bir güç olarak Türkiye Yüzyılı inşasına devam edecektir. Bu yüzden 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin iç ve dış dinamikleri itibarıyla Türkiye’nin gelecekteki on yıllarını etkilemeye matuf bir seçim olduğunu söylemek mümkündür.”
]]>Altun’un makalesi, başta Halkın Sesi, Vatan, Kıbrıs Türk Haber olmak üzere birçok gazete ve internet sitesinde yayımlandı.
Makalesinde, Türkiye’nin, 1946’da çok partili hayata geçmesinden bu yana düzenli, adil ve şeffaf seçimlerin yapıldığı ülkelerin başında geldiğini belirten Altun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi ihdas edilen kurumlar vasıtasıyla Türkiye’deki seçimlerin bağımsız yargıçlar nezaretinde gerçekleştiğini kaydetti.
Altun, seçim sandığına güven konusunda Türkiye’nin gelişmiş bir siyasal kültüre sahip olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye’nin demokratik değerlere bağlılığı ve yerel yönetimlere dair yenilikçi vizyonunu öne çıkaran 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri, ulusal ve uluslararası alanda büyük bir önem teşkil etmektedir. Aynı zamanda bu seçim sürecinde güvenli ve adil şartlarda yapılan kampanyalar, yerel yönetimlere gösterilen ehemmiyet açısından Türkiye’nin bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri olduğunun nişanesidir. Halkın ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasında birincil muhataplar olan yerel yönetimlerin, çağın şartlarına uygun bir vizyon ve perspektife sahip olmasını çok önemsediğimizi belirtmek isterim. Bu sürecin halkın demokratik katılımıyla birlikte yerel yönetimlerle olan iletişiminin güçlenmesinde etkili bir rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçektir.”
Altun, adil, şeffaf ve düzenli yapılan seçimlerin modern demokrasilerin en temel unsuru olduğunu vurgulayarak, 14 Mayıs 2023’te yapılan cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında Türkiye’nin seçime katılımın en yüksek gerçekleştiği 3. ülke olduğuna işaret etti.
Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Türk halkının demokratik süreçlere katılımını daha etkin sağlayacağının altını çizen Altun, “31 Mart 2024 yerel seçimlerini Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz. Bu seçimin aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel liderlik vizyonunun güçlenmesinin bir diğer adımı olduğunu düşünüyor ve evrensel açıdan ülkemizin demokratik olgunluğunu ve toplumsal katılımını artıran önemli bir faaliyet olarak kabul ediyoruz.” ifadelerine yer verdi.
“Demokratik değerlerimiz güçlenecek”
Altun, Türkiye’nin sahip olduğu yenilikçi belediyecilik anlayışını farklı kılan olgunun, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınma projeleri ile halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi, şeffaf ve vatandaş odaklı yönetimlerle hedeflemesinden kaynaklandığını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu vizyonun ilk adımı ve somut bir örneği olan 1994 yerel seçimleriyle birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetme görevini üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye belediyecilik alanında halkın yaşam kalitesinin artmasına yönelik önemli adımlar atmıştır. 30 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hizmet siyasetini ve vizyonunu sürdürmek, belediyelerimizin temel politik tasavvurunu teşkil etmektedir. Bu nedenle, önümüzdeki yerel seçimle benzer bir vizyonu ve hizmet anlayışını sürdürmenin ulusal ve uluslararası alanda demokratik değerlerimizi ve toplumsal bütünlüğümüzü daha da güçlendireceği inancındayız.”
]]>