(LEFKOŞA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümü dolayısıyla bulunduğu KKTC’de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman ile görüşmesinin ardından; “Kıbrıs’ı bir bütün olarak sahipleniyoruz. Kıbrıs halkının çözüme yönelik olan iradesinin her zaman arkasında olduk, bundan sonra da arkasında olacağız” açıklamasını yaptı. Erhürman ise, “Yıllar boyunca gene masada dirsek çürütmek istemiyoruz. Biz çözüm istiyoruz, dolayısıyla takvimli, sonuç odaklı bir görüşme istiyoruz. Kıbrıs Rum liderliği masadan bir biçimde kaçarsa bugünkü statükoya dönüşü de kabul etmiyoruz” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümü resmi programına katılmak üzere KKTC’ye geldi. Özel’in KKTC temasları kapsamında, bugün ilk ziyareti Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Merkezi’ne oldu. Özel’e, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcıları İlhan Uzgel ve Yankı Bağcıoğlu, İstanbul Milletvekili Namık Tan ve Parti Meclisi Üyesi Selin Kırçiçek’ten oluşan heyet eşlik etti.
Özel ve CHP heyetini, CTP Dışilişkiler Sekreteri Fikri Toros ile Grup Başkanvekili Sıla Usar İncirli karşıladı. Özel burada; kendisini geçtiğimiz haftalarda Ankara’da, CHP Genel Merkezi’nde ziyaret eden CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman ile görüştü. İki lider, basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmenin ardından ortak açıklama yaptı. Erhürman, şöyle konuştu:
“Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi devam ediyor”
“20 Temmuz bizim varoluş mücadelemizin çok önemli adımlarından biridir. Bu dönemde sayın Genel Başkan ve heyeti adamızı ziyaret ediyor ve bu görüşmeleri bizimle gerçekleştirdi. Kuzey Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi devam ediyor. Sıkıntılı koşullar ortadan kalkmış değil. Bugün KKTC’de çok ciddi bir nüfus meselesi var. Nüfus politikasızlığı meselesi var. KKTC’deki mülkiyet rejiminin öngörülebilirliği ciddi şekilde sarsılmış durumda, Kıbrıs Rum liderliğinin hukuku ve mülkiyeti siyasetin enstrümanı haline getirme çabaları sonucunda. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı varoluşunu sürdürmek açısından maalesef hala sıkıntılar içerisinde. Çocuklarımız göç etmesin, tırnaklarını bu topraklara geçirsin diye halk olarak mücadelemiz devam ediyor. Kıbrıs Türk halkının bu mücadelesinde CTP’nin pozisyonu da her zaman ret oldu: bu varoluş mücadelesinin öncüsü olan bir partiyiz biz.
“Yıllarca masada dirsek çürütmek istemiyoruz”
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili de çok net duruşu olan bir partiyiz. CTP bugün de Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili tek gerçekçi yolun iki toplumlu, iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm olduğu bilgisiyle hareket ediyor. Ama bu bilgiye sahip olan parti olarak geçmiş tecrübelerden de dersler çıkararak devam ediyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine şunu söylüyor, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği, pazarlık konusu değildir. Bir müzakere masası kurulacaksa siyasi eşitlik onun öncesinde kabul edilmesi gereken bir şeydir. Yıllar boyunca gene masada dirsek çürütmek istemiyoruz. Biz çözüm istiyoruz Dolayısıyla takvimli, sonuç odaklı bir görüşme istiyoruz. Kıbrıs Rum liderliği masadan bir biçimde kaçarsa bugünkü statükoya dönüşü de kabul etmiyoruz. Bu noktada CTP’nin görüşleri açık. CTP, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yetkililerine elbette kardeş partimiz CHP ile de yoğun diyalog içerisinde olmak istiyor. Çünkü CTP, Türkiye ile ilişkilerinin doğru zeminde, en iyi ilişkiler olması gerektiğini düşünen bir parti.”
Özel: “Kıbrıs’ta vatandaşların yüzleri gülmemektedir”
CHP Genel Başkanı Özel, şunları kaydetti:
“Bundan 50 yıl önce Kıbrıs çok zor günler geçiriyordu ve mezalimin durdurulması için barışa ihtiyaç vardı. Partimizin üçüncü Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit Ada’ya barışı getirmek için harekete geçtiklerini müjdeledi. Yok olmak ve yok edilmek istenen Kıbrıs’taki Türk toplumu için 50 yıl önce çok anlamlı, çok önemli bir harekat gerçekleştirildi.
Annan Planı’na ‘hayır’ dedikten sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliğinin kabulü bugünkü çıkmazı ortaya çıkarmış durumdadır. Bugün Kıbrıs’ta 50’nci yılda birbirimizi gördüğümüz için yüzler gülmektedir ama Kıbrıs’ta vatandaşların yüzleri gülmemektedir. Çok sayıda sorun var. Ticarette sorun vardır, kişi başına düşen milli gelirde sorun vardır, seyahatte sorun vardır, sporcuların müsabakaları katılmasında sorun vardır. Hatta ve hatta geçmişte iyi giden Kıbrıs turizminde dahi şu anda ciddi sıkıntılar vardır. Eğitimde, üniversitelerde ciddi sıkıntılar vardır. Bu sorunların hepsine birden çözüm istenmektedir. Bu noktada Kıbrıs Türklerinin iradesine bakıldığında da herkes bu durumdan bir an önce çıkılmasını istemektedir. Biz CHP olarak Türkiye için, AB’ye tam üyelik hedefi olan bir partiyiz ve bunun için çok ciddi şekilde çalışıyoruz. CTP bizim Sosyalist Enternasyonal’deki kardeş partimiz.
50’nci yıl dolayısıyla burada olmanın önemini biliyoruz. Kıbrıs’ı bir bütün olarak sahipleniyoruz. Kıbrıs halkının çözüme yönelik olan iradesinin her zaman arkasında olduk, bundan sonra da arkasında olacağız.
“Rakamları 100 ile anılan bir kara liste olduğu söyleniyor. Cumhurbaşkanı’na yarın bunu söyleyeceğim”
50 yıl önce olduğu gibi 50 yıl sonra da barışı savunuyoruz. Kıbrıs Türkler’nin mutluluğunu savunuyoruz. İyi bir yaşam sürmelerini, özgür olmalarını savunuyoruz. Bu arada 50’nci yıl dolayısıyla hem Türkiye’deki normalleşme sürecine de dahil olması gereken bir noktayı ifade etmek isterim. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan, sadece geçmişte yapılmış sosyal medya paylaşımları ya da birtakım düşünce beyanları yüzünden bazı kişiler bazen yanlarında küçük çocukları olduğu halde bile Türkiye’ye indiklerinde Türkiye’ye kabul edilmiyorlar. Şimdiye kadar 18 Kıbrıs vatandaşının başına gelen bu durumla ilgili rakamları 100 ile anılan bir kara liste olduğu söyleniyor. Ben sayın Cumhurbaşkanı’na bunu yarın da söyleyeceğim. 50’nci yılda temiz bir sayfa açmanın, kin gütmeyi bırakmanın ve hukuk dışı birtakım uygulamaların hiç yeri yoktur. Bu uygulamadan bir an önce dönülmelidir. Belki 18 kişi bu uygulamaya muhatap olmuştur ama binlerce kişi, ‘Acaba ben de gidersem bu durumla karşılaşır mıyım’ diye Türkiye’ye seyahatten endişe etmektedir. Binlerce kişi de özgür düşüncelerini açıklarken, ‘Acaba ben de böyle bir görünmez cezaya çarptırılır mıyım, kara listeye girer miyim’ diye özgür düşüncelerini ifade etmekten endişe etmektedirler. Bu konunun da artık yarından itibaren geride bırakılan bir süreç olması gerektiğini düşünüyoruz.”
“Türkiye’nin garantörlüğünün olmadığı bir durumu son derece riskli”
Bir gazetecinin, “İki devletli çözüm adada kalıcı barışı sağlamanın yegane yoludur” ifadesini içeren TBMM Genel Kurulu’nda dün kabul edilen Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılı’na ilişkin tezkeresini ilişkin bir soruyu Özel, şöyle yanıtladı:
“CHP olarak biz Kıbrıs Türkü’nün evet demediği hiçbir şeye ‘evet’ demeyiz. Bir kez bunun bilinmesi gerekir. İkincisi, biz her zaman müzakereden ve çözümden yanayız ama bu çözümün adı bugünkü statüko göz önüne alındığında sizin yaptığınız tanımlama mıdır, ki biraz önce sayın Genel Başkan da söyledi, ‘biz bunun böyle olduğunu biliyoruz’ dedi. Bilmek geçmişteki müzakerelerde atılan adımlardan, yaşanmışlıklardan çıkarılan sonuçtur. Bugün Kıbrıs Türkleri açısından bir hak kaybına sebebiyet verecek ya da Kıbrıs Türkleri’nin, örneğin Türkiye’nin garantörlüğünün olmadığı bir durumu biz son derece riskli görüyoruz.
Ancak pek çok açıklama yapılıyor. Mesela, iki toplumlu iki devletli çözümden bahsediliyor ama bir yandan da garantörlük haklarının devamından bahsediliyor. Ada’daki, tüm hakların herkesin almasından bahsediliyor. Çok fazla kavram, çok iç içe geçmiş durumda. Dün Meclis’te ortaya konan ve Meclis Başkanı tarafından teklif edilen metne CHP metnin içinde Kıbrıs’ın egemenlik haklarına yapılan vurgulardan, Kıbrıs ile dayanışma duygularından ve metin genelinde, her bir satırına katılamazsınız, çünkü Türkiye’deki bütün siyasi partileri düşünün, hepsinin birden altına imza atabileceği veya el kaldırabileceği bir muhteşem metnin ortaya çıkarmak her zaman mümkün olmaz. 50’nci yılda dünyanın gözünün önünde de Kıbrıs meselesinde iktidar-muhalefet ayrışmak da doğru bir yaklaşım olmaz.
“Sayın Erdoğan’ı Kıbrıs’taki tüm partilerle görüşmeye davet ediyorum”
Türkiye’de Kıbrıs üzerinden iç siyaset kavgası yapmak kolay. Bu zamanında çok yapıldı. Ama kimseye bir faydası olmadı. Biz Türkiye’de iktidarla muhalefetin müzakere de ettiği mücadele de ettiği bir süreci yaşıyoruz. Biz Türkiye’deki tüm siyasi partilerin Kıbrıs’taki tüm siyasi partilerle görüşmesi gerektiğini savunuyoruz. Benim bugün ve yarın ayırıp da görüşmediğim hiçbir siyasetçi yok. Herkesin görüşlerini dinlemen lazım. Ama örneğin AKP’nin de CTP’yi de mutlaka dinlemesi gerekiyor, görüşlerini dinlemesi gerekiyor. Çünkü ortak fikirler ortaya konmadan, özgürce tartışılmadan çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bugünkü durumdan Kıbrıs’taki hiç kimse ve Türkiye’deki hiç kimse memnun değildir. Kıbrıs Türkü çok daha iyisini hak etmektedir. Bunun için de müzakere edilmelidir. Ben AKP’yi, Genel Başkanı sayın Erdoğan’ı Kıbrıs’taki tüm partilerle görüşmeye ve Kıbrıs’ta her geçen gün gücü artan, anketlerde güçlendiğini hep birlikte takip ettiğimiz CTP gibi bir partiyi mutlaka, belki de bu ziyaretinde kabul edip görüşmeli ve bundan sonra diyalog zemini içinde olmaya davet ediyorum. Bu hepimizin faydasınadır.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in daveti üzerine Türkiye’ye gelen KKTC ana muhalefet lideri Tufan Erhürman, Ankara’da temaslarda bulundu. KKTC’de ana muhalefette olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Erhürman, Özel’in yanı sıra AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş ile görüştü. Görüşme, AK Parti ile CTP arasında beş yıl aradan sonra ilk resmi temas oldu.
Erhürman’ın heyetinde, CTP Milletvekili ve KKTC eski Ticaret Odası Başkanı Fikri Toros da yer aldı. CTP heyeti, CHP ve AK Parti dışında ayrıca, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ile de bir görüşme yaptı.
CTP lideri Erhürman, temaslarına dair Ankara’da bir grup gazeteciyle yaptığı sohbetinde, ziyaretinin arka planını “Biliyorsunuz Özgür Bey, seçimden çok kısa bir süre sonra Kıbrıs’a gelip, orada bizi ziyaret etmişlerdi. Sonra akşam biz onları yemekte konuk ettik. Onun ardından da Özgür Bey böyle bir davete bulundu. Esas geliş sebebimiz bu. Ama gelmişken diğer randevuları da aldık” diyerek açıkladı.
AK Parti ile CTP arasında 2019’dan beri resmi temas yoktu
AK Parti ile CTP arasında, 2019’dan bu yana hiç bir resmi temas yaşanmadığını da söyleyen Erhürman, aradaki iletişimsizliğin CTP Grubunun 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC Meclis toplantısına katıldığı sırada Genel Kurul’dan ayrılmasıyla başladığını düşünenlerin olduğunu, ancak AK Parti-CTP kopukluğunun bundan daha öncesine dayandığını anlattı. Erhürman, “Kimileri temassızlığı bizim Meclis’e girmememizle açıklar. Ama temassızlık daha önceden başlayan bir şeydi. Onu da çok anlamlandıramamıştık aslında” dedi. O dönemde CTP Lideri olarak kendisinin ısrarla AK Parti ya da Türkiye’deki hükümetin KKTC’ye yönelik tavrına dair “suçlayıcı bir dil geliştirmediğini” de aktaran Erhürman, AK Parti ile gelinen son noktayı şu sözlerle açıkladı:
“Biz gelirken o randevuyu talep ettik. Zaten son dönemde ilişkilerde hafif bir düzelme başlamıştı. Mesela bir dönem biz KKTC’deki Türkiye Büyükelçisi’nin verdiği 29 Ekim resepsiyonlarına da davet edilmedik. Ama son dönemde bunlar düzeldi. Arada bir normalleşme yaşanmaya başladı.”
AK Parti’de Mustafa Elitaş ile görüşmede, Kıbrıs meselesiyle ilgili son gelişmeleri kendi cephelerinden anlatma fırsatı bulduklarını da ifade eden Erhürman, masaya özellikle kendilerinin önemli bulduğu bazı acil meseleleri getirdiklerini kaydetti. Bu acil meseleleri “hot potatoes/ sıcak patatesler” diye nitelendiren Erhürman, “Kıbrıs’ta şu anda “hot potato” diyebileceğim birkaç sıcak konu var. ve biz buraya bunlar ne kadar aktarılıyor, burası bunu ne kadar biliyor, burayı da ilgilendiren konulardan bahsediyoruz” dedi.
“Davalar, inşaat sektörü üzerinde ciddi olumsuz etki yaratmaya başladı”
Elitaş’a ve CHP heyetine de aktardığı kritik ve acil meselelerin başında Kıbrıs Rum tarafında yeniden açılmaya başlanan mülkiyetle ilgili davaların geldiğini anlatan Erhürman, 2000’lerde Kıbrıs Rum yönetiminin “devlet olarak” Kuzey’deki Rum mülkleri konusunda dava açarken, şimdilerde Rum tarafından vatandaşların, Kuzey’deki yurttaşlara karşı “bireysel davalar” açmaya yeniden başladıklarına dikkat çekti.
Erhürman, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’ye karşı açılan davaları biliyorsunuz. Bunlar ise doğrudan bireylere karşı açılıyor. Mesela Hurma diye bilinen dava, Hurma diye bir restoran vardı. Onun işletmecisine karşı açılmış olan davaydı. Neden? Çünkü restoranın bulunduğu yer 1974’ten önce bir Kıbrıs Rum’una ait bir yer. Orams davası ise adı üstünde Orams soyadlı bir İngiliz aileye karşı açılan bir davaydı. Tamamen pilot davalar. Aynı davalar, onlar gibi binlerce başka insana açılabilirlik özelliği taşıyor” dedi.
Son olarak da bir inşaat grubunun CEO’sunun Rum Kesimi’ne geçtiğinde, “arazi gasbının” da içinde olduğu 12 ayrı suçlamayla tutuklandığını anlatan Erhürman, ” Eylül’e duruşma tarihi verdiler. Beş altı tane dava var. Hepsi mülk. El koydu ve işletiyor. İzin almadan işgal etti. İzin almadan sattı. Hepsinin ortak özelliği kişisel haklar. Tamamıyla mülkiyet hakkı üzerine” diye konuştu.
Bu davaların KKTC’deki tüm müteahhitlere, emlakçılara, komisyonculara ya da mal satın alan vatandaşlara dahi uzanabilecek bir dava türü olduğunu vurgulayan CTP Lideri, “İnşaat sektörü üzerinde ciddi olumsuz etki yaratmaya başladı. Dolayısıyla sektörü ciddi etkileyecek bu” ifadelerini kullandı.
Erhürman, ikinci sıcak meselesinin Kıbrıslı Rumlar’ın KKTC’deki üniversiteler konusunda attıkları son adım olduğunu söyledi. CTP Lideri, KKTC’deki üniversitelerden kabul alıp Ada’ya gelen, ancak kısa bir süre sonra Güney’e geçip iltica başvurusu yapan Afrikalı öğrencileri “gerekçe” gösteren Kıbrıslı Rumlar’ın, AB’deki üniversite kalite kuruluşuna şikayette bulunduklarını ifade etti.
Erhürman, bu adımlarla Rumlar’ın KKTC’de gelişen inşaat sektörü ile ana gelir kaynaklarından biri olan üniversiteleri de itibarsızlaştırmanın önünü açmaya çalıştıkları mesajını verdi.
“İki devletli çözüm ve garantörlük hakkını aynı anda savunmak paradoks yaratıyor”
Erhürman, Türkiye ziyaretlerinin bir başka amacının da Kıbrıs meselesinin çözümünde Ankara’nın ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın savundukları “iki devletli çözüm” konusunda herhangi yeni bir unsur olup olmadığını anlamak, ayrıca CHP’nin bu konudaki tavrını da öğrenmek olduğunu da söyledi. CTP lideri, hem iki devletli çözümü hem de Türkiye’nin garantörlük hakkını aynı anda savunmanın bir “paradoks yarattığını” da ifade ederek, şöyle konuştu:
“Şimdi Türkiye neyin garantörü? Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeyinde garantörü, yani Ada’nın garantörü. Toprak bütünlüğünün garantörü. Şimdi sen ‘Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçmeyiz’ diyorsun. Biz de bunu diyoruz. Ama biz hangi garantörlükten bahsediyoruz? Tek yanlı müdahale hakkı tüm Ada’yı kapsıyor. Şimdi sen diyorsun ‘iki ayrı devlet.’ O zaman Güney’de garantörlük orada kalır mı? Orada kalkar. Yani sen KKTC için bir garantörlük istiyorsun. O da saçma. Çünkü KKTC gider Türkiye’yle istediği anlaşmayı imzalar. Onun adı da garantörlük falan olmaz. Yani kendi içinde paradoksal şeylerden bahsediyorum.”
İki devletli çözüm politikasında “anlatılamayan” ikinci meselenin ise, Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol yatakları meselesiyle ilgili olduğuna dikkat çeken CTP lideri, “İki ayrı devlet olacak. Ama ben güneydeki hidrokarbonlar üzerinde de hak iddia edeceğim. İki ayrı devlet olduğunda biri kuzeydir, biri güneydir. Kuzeyde çıkarsa senindir, güneyde çıkarsa onundur gibi. Bunlar, mesela yumuşak karınlar” dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar’ın “masada eşit ortaklığa ilişkin” için son dönemde ortaya attığı ve “3 D” olarak tanımlanan yeni koşulları değerlendiren Erhürman, “3 D’yi doğrudan ticaret, doğrudan uçuş ve doğrudan temas anlamında kullanıyorlar. Bu 3 D ile egemen eşitlik talebinin altını doldurmaya çalışıyorlar. Bu üçü olursa, egemen eşitlik konusundaki taleplerinin karşılandığını söyleyecekler halka” diye konuştu.
Erhürman ayrıca Ankara ziyaretinde, Özel-Erdoğan görüşmelerinde Kıbrıs’ın kapsamlı şekilde ele alınıp alınmadığını anlamak istediklerini de ifade etti. AK Parti ve CHP arasındaki “normalleşme” görüşmelerinin ardından yapılan ortak açıklamaların ikisinde de Kıbrıs meselesine değinildiğine dikkat çeken CTP lideri, CHP’nin “Dış politikada hükümetle ortak hareket etme” amacı kapsamında Kıbrıs’ta AK Parti’nin savunduğu “iki devletli çözümü” CHP’nin de benimseyip benimsemediğini anlamaya çalışacaklarını ifade etti.
Erhürman, Rum kesimine seslendi: “Hiç ilgim olmadığı halde beni de Hizbullah’ın hedefi haline getirdin”
Gazze meselesiyle bağlantılı olarak Lübnan’daki İran destekli Hizbullah örgütünün, Güney Kıbrıs’taki Baf üssünü hedef ilan etmesine de değinen Erhürman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da Baf üssünün İsrail’e uluslararası askeri lojistik destek üssü haline geldiğine ilişkin açıklamasına hatırlattı. CTP lideri, şöyle konuştu:
“16-17 ülkeyle anlaşmalar var Baf’ın kullanımıyla ilgili olarak. Bu Güney’in yarattığı kaos. Sonuç itibarıyla bizi şuraya getirdi; O ülkeler Baf üssünü kullanabilir hale geldiyse, savaşta karşı taraf da seni hedef haline getirebiliyor. Ama burada esas kritik nokta şu; bunca yılın anomalisi neyi yarattı? Bizim hiçbir dahlimiz yok. Biz kimseye üs, müs vermemişiz. Böyle bir şeye irade de koymamışız. Ama gelen tehdit sadece Güney’e değil, bize de gelen bir tehdit. Bizim de yaşama hakkımızı, ne bileyim ben işte memleketimizin yanmama hakkını etkileyen bir tehdit geliyor.”
Rumlar’ın Baf anlaşmaları ile büyük güçleri arkalarına almak istediklerini söyleyen Erhürman, “Onları defalarca uyardık, ‘bu büyük ağabeyler arkanızda durmaz, önümüze geçerler’ dedik. Nitekim şimdi de öyle oldu” dedi. Erhürman, Rumlar’a yönelik şu eleştiriyi getirdi:
“Senin Kıbrıs Cumhuriyeti diye tanımladığın yer üzerinde benim de hakkım var. Sen kendini öyle bir duruma düşürdün ki hiç ilgim olmadığı halde beni de Hizbullah’ın hedefi haline getirdin.”
“Özgür Özel’le çok özel bir iletişimdeyiz”
CTP lideri Erhürman, CHP’de Genel Başkanlık görevine Özgür Özel’in seçilmesi ile Türkiye’deki ana muhalefet partisinin CTP’ye yönelik tavrının da büyük oranda değiştiğini de anlattı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı döneminde, her iki partinin de Sosyalist Enternasyonel üyesi olmasına rağmen CTP ile CHP arasında kayda değer herhangi bir resmi temas olmadığını söyleyen Erhürman, Özel’in ise göreve gelir gelmez kendileriyle temasa geçtiğini, KKTC gezisinde özel olarak CTP’yi ziyaret ettiğini, ayrıca iki parti arasında kurumsal anlamda temas kurulduğunu da vurguladı. Erhürman şöyle devam etti:
“Özgür Özel’le çok özel bir iletişimdeyiz. CHP ile bizim iletişimimiz Sayın Özgür Özel’in gelmesinden sonra ilk defa gerçekten arzu ettiğimiz gibi bir hale geldi. Özgür Özel kendi en yakınındaki arkadaşları aracılığıyla Kıbrıs’la ilgili bir şey olduğunda bizimle temasla geçmeye başladı.”
]]>KKTC’nin ana muhalefet partilerinden Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Dış İlişkiler Sekreteri ve Girne Milletvekili Fikri Toros, “CTP Kıbrıs kimliğinin devam edebilmesi için gerçek anlamda bağımsız bir Kıbrıs devletine ihtiyaç olduğu görüşündedir. Bu siyasi eşitliğin ve tek egemenliğin paylaşılabilmesi noktasında olmazsa olmaz olan bir şey olduğu görüşündedir. Kıbrıs bölünemeyecek kadar küçüktür, herkesi barış içerisinde barındırabilecek kadar da büyüktür.” açıklamasını yaptı.
KKTC’nin ana muhalefet partilerinden CTP Dış İlişkiler Sekreteri ve Girne Milletvekili Toros, Lefkoşa’da Türkiye’den bir grup gazeteciyle bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ukrayna-Rusya savaşı, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırmasıyla başlayan çatışmaların Orta Doğu’daki sorunları yeniden canlandırmasının Avrupa kıtasında ve Doğu Akdeniz’de yeni stratejilere yol açtığını belirten Toros, “Bu stratejilere bakarsak rahatlıkla görebiliriz ki bunların kökünde güvenlik ve enerji yatmaktadır.” dedi. Toros, 14-28 Mayıs 2023 tarihinde Türkiye’de yapılan seçimlerin ardından Türkiye’nin izlediği dış politikaya değinerek, şunları söyledi:
“Türkiye 7 Aralık 2023’te Yunanistan ile Atina Bildirgesi kapsamında yeni bir sayfa açtı. Doğu Akdeniz’de komşu ülkeler Lübnan, Suriye, Mısır, İsrail ile ilişkiler yeniden ele alındı. Bu çerçevede güvenlik ve enerji odaklı bu stratejilerin bu bölgeyi yeniden şekillendireceği öngörülen gelişmeler ışığında Türkiye Batı’nın bir güçlü stratejik ortağı olarak yeniden şekillenen bölgede yerini almakta kararlı. Atina Bildirgesi de öyle, Sisi ile ilişkiler de öyle, Avrupa Birliği (AB) ile rapor üzerindeki tavırlar da öyle, transatlantik ilişkiler de öyle. F-16 programının Senato’dan onay alması vesaire… Tüm bunların ilerleyebilmesi için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor. Çözümden önce içinde bulunduğumuz çıkmazı aşmak lazım.”
“ORTAK ZEMİN DİYE BİR ŞEY YOKTUR”
Söz konusu çıkmazın aşılması için 2002-2017 yılları arasında yaşananların yeniden tekrar etmesinin önlenmesi gerekliliğine vurgu yapan Toros, yeni bir “modalite”nin yürürlüğe konması gerektiğini belirtti. 5 Ocak 2024 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in atadığı Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın misyonunun ortak zemin arayışı olduğunu söyleyen Toros, “Ben bunu beğenmeyenlerden birisiyim, çok samimi söylüyorum. Çünkü ortak zemin diye bir şey yoktur. Tek bir zemin vardır, sorun o zeminde eş zamanlı siyasi iradeyi almaktır. Dolayısıyla BM’nin çabası bana göre bugüne kadarki başarısızlığı, eş zamanlı siyasi irade noksanlığı olduğunu tespit etmek ve dolayısıyla eş zamanlı siyasi bir iradeyi oluşturmaya yönelik bir görev belirlemiş olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“CTP OLARAK ‘TÜRKİYE KIBRISLI TÜRKLERİN TALEBİYLE ORADADIR’ DEDİK”
Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların kullanımı noktasında; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Mısır ve İsrail ile yaptığı müzakereler sonucu ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgenin Türkiye’nin kıta sahanlığıyla 7 bin kilometrelik bir alanla çakıştığını söyleyen Toros, “Bu münhasır ekonomik bölge Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölgesi olduğu için ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Kıbrıslı Türklerin de 1960 anayasası tahtında hakkı olduğu için Kıbrıslı Türkler de bu bölgede hak iddia ediyor. Ama Kıbrıslı Türkler yok hükmünde olduğu için sorun devam etti. 1963’ten beri bu böyle bu, devlet dışında olduğu için Kıbrıslı Türklerin haklarını Türkiye savunuyor her alanda, burada da öyle oldu. Türkiye askeri gemileri, araştırma gemisini ve sondaj gemilerini bölgeye Kıbrıslı Türklerin çağrısı üzerine gönderdi. Tüm dünya Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yasa dışı ihlaller yapıyor diye suçlarken biz CTP olarak Avrupa başkentleri dolaştık ve dedik ki ‘Durun, Kıbrıslı Türklerin talebiyle Türkiye oradadır’ dedik” diye konuştu.
BM Temsilcisi Holguin’in çabalarıyla sorunun çözülüp çözülmeyeceğinin sorulması üzerine Toros, CTP’nin tutumunun Kıbrıs’ta “gevşek federasyon” kurulması yönünde olduğunu belirterek şu detayları paylaştı:
“Federasyon ilgili tüm Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumludur; iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı tek uluslararası temsiliyet, tek egemenlik, tek kimlik, tek aidiyet vesaire. İkincisi, bu federasyonda oluşturucu devletler yani federal devletler adını isterseniz Kıbrıs Türk Devleti koyabiliriz, Kıbrıs Rum devleti koyabiliriz ama bunların adı oluşturucu devletlerdir. Bu oluşturucu devletler tüm yetkilerle egemence kullanabilecekleri bir model demek istiyorum. Bir başka deyişle, oluşturucu devletlerin yetkileri azamiye yükseltilir ve her birinin uluslararası anlaşmalar da dahil olmak üzere kendi kendini yönetebilir yetkilere haiz olmalıdır. Federal devletteki yetkiler de asgariye indirilmelidir. Örneğin doğal gaz gibi, enerji gibi AB konuları gibi, tarım gibi, hukuk gibi vesaire, orada onlar minimuma indirilir. Yine gerek Bakanlar Kurulu’nda, gerekse Federal Devlet Başkanları’ndan gerekse federal organlardan bizim etkili katılım dediğimiz en az bir olumlu oy ile tüm kararlı mekanizmalarında katılımımız demektir.”
“MÜZAKERELER TAKVİMLİ VE SONUÇ ODAKLI OLMALI”
Toros, müzakere yöntemine ilişkin şöyle konuştu:
“Bir, Crans Montana sürecine kadar varılan tüm mutabakatlara bağlı kalın, Montana’dan önceye asla gidilmeyecektir. İki, politik eşitlik, siyasi eşitlik, 1991 tarihli ve 716 sayılı Güvenlik Konseyi kararında tanımlandığı şekilde kabul edilmelidir, dolayısıyla müzakere başlığı olmaktan çıkarılmalıdır dedik. Üç, müzakereler takvimli olmalı dedik, diğer barış süreçlerinde de gerek Güney Afrika, Balkanlar, İrlanda’ya baktığımız zaman, bir kere bir zaman tahdidi, bir hedef tarih olmadan bir barış sürecinin sonuca varması mümkün değildir dedik. Dolayısıyla takvimli olacak, ucu açık müzakereler tarihe gömülmüştür. ve diyoruz ki sonuç odaklı olacak. Ne demektir sonuç odaklı? Bir, stratejik, siyasi anlaşmayla sonuçlanacak. O anlaşmaya varılmadığı müddetçe o kapıdan dışarıya çıkmayı önleyeceksiniz. Hatta taraflara sınırlı yemek ve su vereceksiniz ki o anlaşmayı zorlayasınız dedik. Camp David gibi bir model. Son olarak, bütün bunlara rağmen eğer Kıbrıs Türk tarafı yine gerek müzakerede gerek referandumda olumlu bir tavır sergiler ve bu karşılık bulmazsa bu statükonun devamını önleyeceksiniz dedim, bunu peşinen güvence altına alacaksınız. Biz bunları ortaya koyduk CTP olarak sayın Holguin’e ve tabii ki tüm yabancı muhataplarımıza da bu pozisyonumuzu detaylı olarak anlatıyoruz. Günün sonunda bu yönteme dair hususlar oluşmadan masaya oturmak yine bir başarısızlığa davetiye göndermek anlamında olacaktır ve Kıbrıs Türk tarafının buna tahammülü yoktur.”
Toros bu süreçte güven arttırıcı önlemlerin de önemli olduğunun altını çizerek, son 20 yılda yürürlüğe giren önlemler sayesinde Kıbrıs’ın geliştiğini söyledi. “Güven yaratıcı önlemler dolayısıyla bu tasarlanmakta olan yeni süreçte de fevkalade önemli bir rol oynayacaktır.” diyen Toros, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, Ercan Havalimanı’na uygulanan yaptırımın kaldırılmasının bu önlemlere örnek olabileceğini söyledi.
“İSRAİL KUZEY KIBRIS’TA MÜLK ALAN YABANCILAR ARASINDA 12’NCİ SIRADA”
Gazimağusa’daki İskele bölgesinde yoğunlaşan ve son dönemin önemli gündem maddelerinden olan yabancılara mülk satışının ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirten Toros, “Sıkıntı Ada’nın kuzeyindeki mülklerin yabancılara bu kadar yüksek oranda satılmasıdır. İsrail ile ilgili söylenenler abartılı bir spekülasyondur. An itibarıyla Kuzey Kıbrıs’ta mülk alan yabancılar arasında İsrailliler 12’nci sıradadır. Esas burada hassas olmamız gereken konu Rus sermayesini harcayan ülkelerdir. Yani Rusya değildir tek başına, İran, birtakım Kafkas ülkeleri, Ukrayna…” dedi. Toros ayrıca, “Meclis’e bir öneri sunduk, yabancıların mülk alımlarını sınırlamaya yönelik bir düzenleme önerisi. İktidar da bunu kabul etti hemfikir olduk ve bununla ilgili düzenlemeler yapılmaktadır. Ama çok geç kalınmıştır” diye konuştu. Toros ayrıca, “İlkeselliğin ötesinde, buraya gelen kaynağı belli olmayan sermaye olması beni çok rahatsız ediyor.” dedi.
Kıbrıs sorunun çözümü konusunda ortaya koydukları iki toplumlu federal çözüm karşısında, kendi bölgelerinde sarih bir nüfus ve mülkiyete sahip olunamayacağı riskinden bahseden Toros, “E bu nasıl egemenliktir, nasıl söz sahibi olmaktır? Nasıl kendi kendimizi yönetmek mümkün olabilir ki? Eğer benim sarih nüfus ve mülkiyetim yoksa benim değil ya burası. İkincisi, kapsamlı çözümler kurulacak olan bir mülkiyet komisyonu olacak. Şu anda taşınmaz mal komisyonu kapsamlı çözüm esnasında bir mülkiyet komisyonuna dönüştürülecek. O mülkiyet komisyonunda Türk tarafının karşılaşacağı tazminat yükümlülüğü bizim ödeyemeyeceğimiz bir boyuta gitmiş olacak” ifadelerini kullandı.
“CTP KALICI BARIŞ İÇİN ADA’NIN FEDERAL ÇATI ALTINDA YENİDEN BİRLEŞMESİNİN ELZEM OLDUĞUNA İNANIYOR”
CTP’li Toros son olarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“CTP elde edilmesi çok zor olan bu kalıcı barış ve gerçek demokrasinin tecelli edebilmesi için Ada’nın bir federal çatı altında siyasi eşitliğe dayalı bir şekilde yeniden birleşmesinin elzem olduğuna inanan bir partidir. CTP Kıbrıslı Türklerin haklarının sadece Ada’nın kuzeyiyle sınırlı olmaması gerektiğine, tüm Ada genelinde ve tüm Ada sularında bu hakların elde edilmesi gerektiği görüşündedir. CTP Kıbrıs kimliğinin devam edebilmesi için gerçek anlamda bağımsız bir Kıbrıs devletine ihtiyaç olduğu görüşündedir. Bu siyasi eşitliğin ve tek egemenliğin paylaşılabilmesi noktasında olmazsa olmaz olan bir şey olduğu görüşündedir. Kıbrıs bölünemeyecek kadar küçüktür. Herkesi içerisinde barış içerisinde barındırabilecek kadar da büyüktür.”
]]>