Üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen hala suyun soğukluğunu çok iyi hatırlıyor, “ellerime, bacaklarıma kramplar giriyordu” diyor.
Dean, antrenman yaparken vücudunun yeniden ısınmasının bazen saatler sürdüğünü anımsıyor.
Rekor kıran bir yüzücü olabilmesi için Dean’in soğuğu yenmesi çok önemliydi.
Kadınların vücudundaki yağ dağılımı, aşırı soğuk koşullarda vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olabiliyor, bu da yüzme sporunda önemli bir avantaj sağlıyor.
Dean, kadınların aynı zamanda zorlu koşullara karşı daha yüksek bir toleransa sahip olduğuna inanıyor.
Kadınlar, atıcılık ve uzun mesafe koşu gibi bazı spor dallarında erkeklerden daha iyi veya benzer performans gösterebiliyor.
Ancak kadınların sporda görünürlüğü zaman içinde düzenli bir şekilde artmadı. Atletik performansta cinsiyetin rolüyle ilgiliyse zaman içinde cevaptan çok yeni sorular doğdu.
Kıyaslama yapmak zor
NorveçUiT Artic Üniversitesi’nde spor bilimleri profesörü ve Norveç Elit Spor Okulu (NTG) direktörü olan Øyvind Sandbakk yaptığı çalışmalarda elit kadın ve erkek sporcuların ortalama performansının dünya rekoru sonuçlarında erkekler lehine yaklaşık %8-12’lik bir fark gösterdiğini tespit ediyor.
Bu fark yüksek düzeyde dayanıklılık gerektiren yüzme sporlarında önemli ölçüde azalırken, üst vücut gücü gerektiren sporlarda artıyor.
Sandbakk kadınların uzun mesafe koşularda, başlangıç hızları ve tempoları konusunda daha ölçülü olarak avantaj yakaladığını söylüyor.
Öte yandan cinsiyet önyargıları kadın ve erkek sporcular arasında kıyaslama yaparken etkili olabiliyor. Örneğin “estetik” unsurlar içeren bazı spor dalları kadınsı olarak kalıplaştırılabiliyor. Mesela Paris Olimpiyatları’nda Artistik Yüzme dalında hiçbir erkek yarışmıyor. Boks gibi dövüş sporları ise bazı toplumlarda kadınlar için uygun görülmüyor.
Sandbakk, kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıklara katkıda bulunan biyolojik ve sosyal yönleri ayırmanın da çok zor olduğunu vurguluyor. Bazı spor dallarına erişim cinsiyete göre önemli ölçüde değişebiliyor.
Uzmanlar cinsiyetler arasındaki rekabetçiliğin de sadece fizyolojik olmadığını, aynı zamanda sosyal koşullanma ve psikolojiyle ilişkili olduğunu kaydediyor.
Bu alanda yapılan araştırmalarda kız çocuklarının içinde bulunduğu sosyal ortamların erkeklere kıyasla rekabet gücünü etkileyebileceğini gösteriyor.
Hormonlar nasıl etkili oluyor?
Amerikan Spor Hekimliği Koleji’nin 2023’te yayımladığı bir çalışmaya katılan uzmanlara göre, kız ve erkek çocukları arasındaki atletik performans farklılıkları ergenlikten önce “minimum” düzeyde ve ergenlikten sonra artıyor.
Testosteron seviyeleri genellikle kas yoğunluğu ve gücün yanı sıra daha yüksek hemoglobin konsantrasyonu ve dolayısıyla daha iyi oksijen alımı ile ilişkilendiriliyor.
Ayrıca testosteron hormonunun erkeklerde hem spor yaparken hem de gündelik hayatta daha fazla risk alma eğilimine yol açtığı düşünülüyor.
Ancak ergenlik öncesi performansa ilişkin bilimsel veriler birbiriyle çelişebiliyor. Örneğin bazı araştırmacılar genç erkeklerin atletizm sporlarında doğal olarak üstün olduğuna inanıyor.
Testosteronun kadınları nasıl etkilediği (veya östrojenin erkekleri nasıl etkilediği) konusundaki araştırmalar ise oldukça sınırlı.
Elit sporcuların testosteron seviyeleri düşük olabiliyor
Spor ve toplumsal cinsiyet konularına odaklanan gazeteci Maggie Mertens, testosteron seviyeleri ile performans arasında net bir doğrusal ilişki olmadığını söylüyor.
Mertens, “Aslında pek çok elit erkek sporcunun testosteron seviyeleri genel ortalamaya bakıldığında oldukça düşük” diyor.
Örneğin bir 15 olimpik spor dalının 12’sinde yarışan erkeklerin dörtte birinde düşük testosteron konsantrasyonu tespit edildi.
Öte yandan Mertens, hiperandrojenizmi olan ve ortalama bir erkeğin testosteron seviyesine sahip olan kadınların erkeklerle aynı performansa sahip olmadığını söylüyor.
Vücut yağının etkisi
Elit bir yüzücü, beden eğitimi öğretmeni ve su sporları antrenörü olarak kariyerini sürdüren Penny Lee Dean, maraton yüzücülüğünün tutkulu bir savunucusu olmaya devam ediyor.
Özellikle uzun yarışları seven Dean, “Bence 20 mil (32 km) ve üzerindeki mesafelerde kadınlar erkekleri yenebiliyor” diyor.
Dean, “suyun daha soğuk olduğu durumlarda kadınların avantajlı” olduğuna inanıyor.
Kadınların tipik olarak daha yüksek oranda vücut yağına sahip olması, soğuk suda vücut ısısını düzenlemenin yanı sıra su üstünde kalmaya da yardımcı olması mümkün olabilir.
Uluslararası Maraton Yüzme Onur Listesi Yürütme Kurulu Başkanı Ned Denison, “Normal sıcaklıklarda erkeklerin daha hızlı olma eğiliminde” olduğunu söylüyor.
Erkek yüzücülerin genellikle uzun boylu ve zayıf olduklarını ve çok daha fazla vücut yüzey alanına sahip olduklarını belirten Denison, “vücut yüzey alanı ne kadar üşüyeceğinizi belirler” diye ekliyor.
Spor gazetecisi Mertens da vücut yağının “dayanıklılık gerektiren yarışlar için gerçekten yararlı olduğunu” söylüyor ve belli bir süre ilerledikten sonra vücudun yakıt olarak yağı kullanmaya başladığını belirtiyor.
Mertens, “Eğer yeterince vücut yağına sahip değilseniz uzun mesafeler boyunca gidemeyebilirsiniz” diyor.
Diğer taraftan spor bilimci Øyvind Sandbakk, kadınların yüzmeye kıyasla soğuk havada yapılan diğer ultra dayanıklılık sporlarında daha az avantajlı olduğunu, bu dallarda sporcuların giydiği kıyafetlerin vücut ısısını dengelemeye yardımcı olduğunu düşünüyor.
Uzun mesafe yarışlarda, zorlu hava koşulları ve fiziksel rahatsızlıklarla başa çıkabilmek de çok önemli.
Uzun mesafe koşularda mesafe uzadıkça erkek ve kadınların süreleri arasındaki fark azalıyor.
2020 yılında yapılan bir analizde 314 kilometrenin ötesindeki mesafelerde kadınların %0,6 oranında daha hızlı olduğunu tespit ediliyor.
Zihinsel güç
2024 Paris Olimpiyatları’nda Atıcılık dalında yarışan Kim Yeji, zihinsel dayanıklılığın önemini vurguluyor.
Güney Koreli sporcu bu yılın başlarında Uluslararası Atıcılık Spor Federasyonu (ISSF) Dünya Kupası’nda kadınlar 25 metre tabanca atışında dünya rekoru kırmış ve takım arkadaşı Yang Jiin’in kısa süre önce kırdığı rekoru kıl payı geçmişti.
Kim, “Atıcılığın fiziksel olmaktan çok zihinsel olduğuna inanıyorum. Bence bu spor daha çok zihin ve ruh haliyle ilgili” diyor ve baskı altında sakin kalabilme becerisinin özellikle kadın atıcılar için faydalı olabileceğine inanıyor.
Olimpiyatlarda erkeklerin katıldığı 25 metrelik tabanca müsabakaları hızlı atışlar içerdiğinden fiziksel açıdan kadınlar için düzenlenen müsabakalardan farklı.
Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda atıcılık sporu üzerine yapılan bir araştırmada, erkeklerin hareketli hedefleri içeren etkinliklerde daha iyi performans gösterdiği, sabit koşullarda ise performansın cinsiyet açısından dengeli olduğu tespit edilmişti.
ISSF Sporcular Komitesi Başkanı Cassio Rippel, erkeklerin kaslarının dayanıklılık sağladığını, kadınların düşük vücut kütlesi ve düşük ağırlık merkezinin ise onlara daha iyi denge kontrolü sağladığını söylüyor.
Rippel’e göre tüfek etkinlikleri, Olimpiyatlardaki üç tür atış etkinliği arasında cinsiyet açısından en dengeli olanı.
Atıcılık sporunda kadınların katılımı açısından şimdiye kadar ilginç bir yol izlendi.
1992 Barcelona Olimpiyatları’nda Çinli av tüfeği atıcısı Zhang Shan, karışık atış etkinliğinde altın madalya kazanmıştı. Ancak Zhang’ın başarısı kadınlar için doğrudan bir zafer değildi. Bir sonraki Olimpiyatlarda kadınların karışık etkinliğe katılması yasaklandı. Kadınlara özel atıcılık yarışması ise yapılmadı.
Hangi spor dallarının hangi sporcular için, hangi koşullar altında düzenleneceğine ilişkin kararlar oldukça karmaşık.
Mertens, karışık sporlar konusunda kamuoyunda hala büyük bir rahatsızlık olduğuna inanıyor.
Bundan sonra ne olabilir?
Paris Olimpiyat Oyunları, eşit sayıda kadın ve erkek sporcunun katıldığı ilk olimpiyat olma özelliğini taşıyor.
Bu aynı zamanda cinsiyet eşitliği konusunda hala ne gibi eksiklikler olduğunu değerlendirmek için iyi bir fırsat.
Sandbakk, cinsiyet ve performans alanında kadınlar üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.
Spor bilimcilerin antrenman, fizyoloji, ekipman ve kıyafetlerle ilgili bilgilerinin çoğu erkekler üzerinde yapılan araştırmalara dayanıyor.
Mertens, kadın sporlarındaki başarıların erkeklerle kıyaslanmadan kutlanmasının önemini ve bazı atletizm müsabakalarının cinsiyete göre ayrı tutulması gerektiğini vurguluyor.
Bunun yanı sıra Mertens, kadınların zaman zaman erkekleri sporda yendiğini görmenin, insan performansının bir spektrum üzerindeki değişken olduğunu anlamımızda yardımcı olduğunu söylüyor ve devam ediyor:
“Spor hakkında konuşurken ikili cinsiyet üzerinden konuşmak zorunda değiliz. Bu da umarım daha fazla cinsiyet çeşitliliğini kucaklamanın yolu olur.”
]]>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Kadın Meclisi, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı yeni eğitim müfredatı taslağıyla ilgili sendikanın genel merkezinde açıklama yaptı. Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, yeni müfredatta cinsiyete dayalı ayrımcılığı daha da derinleştiren bir içerik hazırlığı olduğunu söyledi.
“Cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitim politikaları ile toplumsal cinsiyet algısı ve eşitsizliği siyasi iktidarın muhafazakar ve gerici cinsiyet anlayışı ile birlikte giderek derinleşmektedir” ifadelerinin yer açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:
“YENİ MÜFREDAT, SORGULAMAYAN İTAATKAR BİREYLER YETİŞTİRMEYİ AMAÇLAMAKTA”
Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek din, tek mezhep, tek kimlik’ anlayışıyla, kendi siyasal ideolojik hedeflerine uygun bir biçimde dizayn etmeye çalışan AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini tarikat ve cemaatlerle ile işbirliği içinde eğitimi dinselleştirmeyi sürdürmekte, Laik, bilimsel ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşılmaktadır. Bu anlayışla, kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren cinsiyetçi anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bir taraftan çocukları şiddete ve istismara açık hale getirmekte öte taraftan yeni müfredat düzenlemeleri ile sorgulamayan itaatkar bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
“CİNSİYET AYRIMCILIĞI YENİDEN ÜRETİLMEKTEDİR”
Kadına ve erkeğe yüklenen toplumsal rollere dayalı cinsiyet ayrımcılığı, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret söylemleri ana sınıfından başlayarak üniversiteye kadar eğitim sisteminin her kademesinde pekiştirilmektedir. Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı okulun fiziki şartlarından, öğretmenlerin tutum ve davranışlarına, kullanılan dil ve materyallerden, ders içeriklerine kadar bir dizi araçla yeniden üretilmektedir. Okullarda, cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargılar kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollarla aktarılmaktadır.
“İKTİDARIN SİYASAL PROGRAMINA PARALEL OLARAK HAZIRLANMIŞ BİR EĞİTİM MÜFREDATI”
Eğitim müfredatının toplumsal cinsiyet normlarını yaratmaya ve yeniden üretmeye katkıda bulunan yapısı, kadın ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmelerin uygulanmaması, iktidarın kadın kazanımlarını daraltan politikalarının birer sonucudur. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır.
“BİLİMSEL, DEMOKRATİK, LAİK, BİREYİN YANI SIRA…”
Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır.”
]]>TİHEK’in kararına göre, evlilik öncesi arkadaşlarıyla kutlama yapmak isteyen A.Ö, İzmir’deki bir eğlence mekanında rezervasyon yaptırmak istedi.
Eğlence mekanına 8 erkek gelecekleri bilgisini veren A.Ö, “Sadece erkek müşterilerden oluşan grupların rezervasyon taleplerinin kabul edilmediği” yanıtını aldı. Bu gerekçeyle rezervasyon talebi reddedilen kişi, cinsiyet temelinde ayrımcılık yapıldığı iddiasıyla TİHEK’e başvurdu.
İşletmeyle yaptığı yazışmayı delil olarak sundu
Şikayetçi, işletmeyle yaptığı telefon yazışmalarının ekran görüntüsünü de delil olarak sundu. Görüntüdeki yazışmalarda işletmenin, rezervasyon talebi sonrası “Sadece erkek alamıyorum maalesef efendim.” ifadesini kullandığı görüldü.
A.Ö’nün, “Kadınlar da aynı şekilde rezervasyon yaptığında bunu mu söylüyorsunuz?” diye sorması üzerine ise “Hayır, konseptimiz kadın müşterilerimize yönelik olduğu için sadece erkek veya erkek çoğunluğu olan kalabalık grupları da alamıyorum.” karşılığı verildi.
İnceleme kapsamında yazılı görüşü talep edilen eğlence mekanı, işletmelerinde etnik köken, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeden her müşterilerine en iyi hizmeti vermeyi amaçladıklarını belirterek, başvuranın iddialarının gerçeği yansıtmadığını öne sürdü.
Görüşte, mekanın ailelerin ve kadınların daha çok rağbet gösterdiği bir yer olması, sadece erkeklerden oluşan kalabalık grupların içkinin de tesiriyle kadın misafirlere karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunduğunun tecrübe edilmesi ve bu konuya ilişkin şikayetlerin olması üzerine rezervasyonlarda titiz davranıldığı anlatıldı.
Kadın ağırlıklı gruplara ve ailelere öncelik verildiği belirtilen görüşte, çok kalabalık olmayan erkek gruplarına da rezervasyon yapıldığı öne sürüldü.
Başvuruyu karara bağlayan TİHEK, işletmeye, cinsiyet temelinde ayrımcılık yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle 80 bin lira idari para cezası verdi.
Karardan
TİHEK’in kararında, eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağının, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi uluslararası hukukun en üstünde yer alan temel hukuk normu olarak da kabul edildiğine vurgu yapıldı.
6701 sayılı Kanun’un 3. maddesinde sayılan ayrımcılık temellerinden birini de cinsiyetin oluşturduğu anlatılan kararda, bir kişinin hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını cinsiyeti nedeniyle engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muamelenin cinsiyet temelinde ayrımcılık oluşturduğu bildirildi.
Ayrımcılık olgusu tam da “erkeklerin içki tükettiklerinde rahatsızlık vereceği” gibi ön yargılardan beslenmektedir”
İşletmenin, “Tamamı erkek grupların, içkinin tesiriyle kadın misafirleri rahatsız edici tavırlarda bulundukları” iddiasına kararında yer veren TİHEK, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kadınların içki tükettiklerinde rahatsızlık vermeyeceği ancak erkeklerin içki tükettiklerinde rahatsızlık vereceği ve diğer müşterilerin rahatsız olacağı inancı bir ön yargıdan ibarettir ve ayrımcılık olgusu bunun gibi ön yargılardan beslenmektedir. Kaldı ki somut olayda başvuran ve arkadaşlarının bu yönde bir tavır sergileyip kadın müşterilere rahatsızlık vereceğine ya da daha önce bu tarz tavırlarda bulunduklarına ilişkin objektif bir değerlendirme de yer almamaktadır. Yalnızca ön yargı ve varsayımdan hareketle erkeklerden oluşan grupların İşletmeye alınmaması ile elde edilmek istenen amacın meşru olmadığı kanaatine varılmıştır.”
]]>Gaziantep AB Bilgi Merkezi organizasyonunda düzenlenen “Kültür & Sanatta Kadın ve Sivil Toplumun Gücü” etkinliğinde Oyuncu Ceyda Düvenci ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat’ın kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine keyifli söyleşisi ardından Devlet Opera & Balesi Caz ve Müzikal Sanatçısı Zeynep Burcu Altınel’in canlı performansı alkışlar eşliğinde takip edildi.
GTO konferans salonunda gerçekleşen ve 400’den fazla kişinin katıldığı etkinlikte salon tamamen doldu. GTO üyelerinin yoğun ilgisine sahne olan etkinlikte konuşarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünya üzerindeki her şey kadının eseridir” sözüne vurgu yapan GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, “Kadının kendi varlığı başlı başına bir sanat eseri oluşturulmasından gelen üretkenliği, hassasiyeti, estetiği, düşünme biçimi kadını hem bir sanat eseri hem yaşamın en üretken sanatçısı hem de sanat eserlerinin en büyük ilham kaynağı yapıyor” dedi.
“Cinsiyet ayrımcılığı için gerekçe olamaz”
Konuşmasının devamında kadın ve erkeğin genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler bakımından farklı olduğunu söyleyen fakat bunun aile, istihdam, ekonomi, hukuk, eğitim, politika, sanat ve yaşamın hiçbir anında cinsiyet ayrımcılığı yapılması için bir gerekçe olamayacağını vurgulayan Yıldırım, “Öyle güzel bir şekilde var olmuşuz ki birbirimizi tamamlar, dengeler nitelikteyiz. İşte bu dengeye, bu tamamlayıcılığa odaklanmalıyız Yani biyolojik cinsiyet özelliklerimizdeki eşitsizliği toplumsal cinsiyet noktasında fırsata çevirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“İşe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız”
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda herkesin bireysel sorumlulukları olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sadece bir kadın meselesi olmadığını belirten Başkan Yıldırım, “Şikayet ettiğimiz durumlar için bir şey yapmamız, adım atmamız gerek. Cinsiyet eşitliğinin konuşulduğu, kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olmadığı, kadınların pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duymadığı bir dünya istiyorsak işe kendi kapımızın önünü süpürmekle başlamalıyız. Yani çocuklarımızı yetiştirme şeklimizi gözden geçirmeliyiz. İnanıyorum ki; biyolojik farklılıkları, toplumsal eşitsizlik haline getirmeyecek bir yetiştirme tarzını benimsemek en azından gelecek nesillerde bu sorunun çözümünü destekleyecektir” diye ekledi.
Yıldırım’ın konuşması ardından toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi, Oyuncu Mert Fırat, her alanda olduğu gibi sivil toplumda ve iş hayatında kadının varlığının önemine dikkat çekti.
İçinde bulunduğu tüm STK’lar ve şirketlerde kadın çalışan sayısının yüzde 50 üzerinde olduğunun altını çizen Fırat, “Kadının iş gücündeki varlığına göz yuman şirketler ilerleyen süreçte yaptırıma dahi maruz kalabilir” dedi.
Kültür ve sanatta toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen söyleşide Oyuncu Ceyda Düvenci ise manevi ve fiziksel şiddete dikkat çekerek, “Hayatınızda hiç kimsenin size manevi ya da bedensel şiddet uygulamasına izin vermeyin. Hiç kimse size kelimeleriyle de bedeniyle de zarar veremez. Önce cümlelerimizi, sonra sinirimizi kustuğumuz kelimelerimizi, sonra da gerçek sevginin içinde herhangi bir şiddet olmadığını önce kendimize sonra evlatlarımıza hatırlatırsak bir sene sonra bile farklı şeyler konuşuyor olacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>