Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Çin’in başkenti Pekin’de ÇKP Merkez Komitesi Politbüro Üyesi, Dışişleri Merkez Komisyonu Direktörü ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Bakan Fidan, ” Türkiye’nin Çin’in toprak bütünlüğüne ve siyasi egemenliğine desteği tamdır” dedi.
Bakan Fidan, Çin’in Türkiye’nin Asya’da birinci, dünyada üçüncü büyük ticaret ortağı olduğuna dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Çin Devlet Başkanı Sayın Şi Cinpig’in ortak anlayışları ve vizyonları doğrultusunda ikili ilişkilerimiz ilerlemeye devam ediyor. Gerçekten iki siyasi liderin ortaya koyduğu büyük vizyon Çin ile Türkiye arasındaki modern zamandaki ilişkinin kurumsallaşarak ve derinleşerek ilerlemesinde önemli bir temel teşkil etmekte. Amacımız karşılıklı saygı ve yarar temelinde halklarımız refahını arttıracak adımlar atmaktır. İlişkilerimizin önemli bir ayağını ekonomik ilişkiler oluşturmaktadır. Malumunuz ikili ticaret hacmimiz 2023’de 48 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Çin, Türkiye’nin Asya’da birinci, dünyada üçüncü büyük ticaret ortağıdır. Bu ticaret büyük oranda Çin’in lehinedir. Ticaret rakamlarını nasıl daha dengeli hale getirebiliriz konusunu tüm görüşmelerimizde gündeme getirdik. Türk tarım ürünlerinin ithalatı konusundaki kısıtlamaların kaldırılması gibi pratik tekliflerde bulunduk. Turizm, işbirliğimizi daha da geliştirmek istediğimiz bir diğer alandır. Daha fazla Çinli turistin ülkemize gelmesini hedeflemekteyiz. Çin Kültür ve Turizm Bakanı da bu konuları ele almak üzere bu hafta Türkiye’yi ziyaret edecekler” ifadelerini kullandı.
İki ülke arasında yeni işbirliklerine ve mevcut işbirliklerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelerde bulunduğunu belirten Bakan Fidan, “Özellikle enerji alanına da yoğunlaşmak istiyoruz. Nükleer enerji ve kıymetli madenlerin değerlendirilmesi alanlarında da işbirliği imkanları bulunmakta, bu konuları da ilgili firmalarımız ilgili kişilerle görüşmekte. Öte yandan Çinli şirketleri özellikle yüksek teknolojili ürünlerde ülkemizde üretim yapmaya ve AR-GE merkezleri kurmaya davet ediyoruz. Böylelikle Çinli şirketlerin Türkiye üzerinden Avrupa, Orta Doğu ve Afrika piyasalarına erişimleri de kolaylaşacaktır. Büyük önem verdiğimiz bir diğer konu da ulaştırma konusudur. Bu dönemde ‘Kuşak ve Yol’ girişimiyle Hazar geçişli doğu- batı orta koridor girişimimiz daha da büyük önem kazanmıştır. Kuşak ve Yol girişimiyle orta koridorun uyumlaştırılması diğer bazı ulaştırma koridorlarıyla entegrasyon için, örneğin Irak’taki Kalkınma Yolu gibi somut adımlar atmayı hedefliyoruz.
Türkiye olarak ikili iş birliği mekanizmalarına ivme kazandırmak istiyoruz. Bu konuda değerli meslektaşımla da mutabık kaldık. Bu amaçla Hükümetler arası işbirliği eş Komitesi Eş Başkanlığı görevine Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek Cumhurbaşkanımız tarafından atanmıştır. Komitemizin bu yıl içerisinde toplanmasını arzu ettiğimizi buradaki toplantılarda meslektaşıma ilettim. Bu yıl Çin Devlet Başkanı Şi Cinpig’i de ülkemizde ağırlamak istiyoruz. Cumhurbaşkanımızın davetini tekrar Çinli meslektaşımıza ilettim. Uluslararası ilişkilerin pek çok alanında Türkiye ve Çin’in örtüşen görüşe sahip olduğunu görüyoruz. Her iki ülkede Uluslararası sistemde daha adil bir anlayışın hakim olmasını savunuyor. Türkiye ile Çin arasında sürdürülecek iyi ilişkiler bölgesel ve küresel barışın refah ve istikrarın sağlanmasında katkı sağlayacaktır. Asya Pasifik’teki gelişmeleri ve jeopolitik yansımalarını da yakından takip ediyoruz. Asya Pasifik’teki sınamaların çok taraflılık, yapıcı diyalog çabaları ve ortak önceliklere dayanan işbirliğini gerektirdiğini düşünüyoruz” dedi.
“BAZI ÜLKELER İSRAİL’İN FİLİSTİN’DE UYGULADIĞI ZULME DESTEK VERMEYE DEVAM EDİYORLAR”
Bakan Fidan, Çin ve Türkiye’nin Filistin ve Ukrayna konularında aynı görüşe sahip olduklarını ifade etti. Çin’in Filistin tutumundan memnuniyet duyduklarının altını çizen Fidan, “Çin’in Filistin konusundaki duyarlılığı son derece memnuniyet vericidir. Çin’in Filistinlilerle dayanışma içerisinde olmasını ve iki devletli çözümü güçlü bir şekilde desteklemesini takdirle karşılıyoruz. Devlet Başkanı Sayın Şi’nin Filistin’deki çözüm için geniş kapsamlı, yetkin ve etkili bir barış konferansı için uluslararası çağrıda bulunması son derece önemlidir. Ne yazık ki bazı ülkeler İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulme destek vermeye devam ediyorlar. İsrail’e siyasi destek ve silah sağlıyorlar. Bu ülkeler İsrail’in uyguladığı soykırıma maalesef ortak olmaya devam ediyorlar. Gazze’de ateşkes, Gazzelilere insan yardımın kesintisiz ve güvenli şekilde ulaştırılması ve iki devletli çözüm için önümüzdeki süreç de de Çin ile birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Ukrayna’daki savaş da uluslararası güvenlik, istikrar ve refahı sınmaya devam etmektedir. Türkiye Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini başından beri güçlü bir şekilde desteklemektedir. Adil ve kalıcı bir barışın taraflar arasında ancak diyalog ve müzakere aracılığıyla sağlanabileceğine inanıyoruz. Türkiye ve Çin’in Ukrayna’da barışın tesisi konusunda ortak anlayışa sahip olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz. Bu konuda da istişarelerimize ve birlikte çalışmalarımıza devam edeceğiz. Geçtiğimiz gün Brezilya Çin arasında yapılan ortak barışa çağrı açıklamasındaki maddelerini görmekte memnuniyet verici” dedi.
“TÜRKİYE’NİN ÇİN’İN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE VE SİYASİ EGEMENLİĞİNE DESTEĞİ TAMDIR”
Uluslararası anlamda Çin’e karşı yapılan ekonomik, ticari ve terör anlamındaki her olayda Türkiye’nin yanında olduklarını belirten Fidan, “Türkiye’nin Çin’in toprak bütünlüğüne ve siyasi egemenliğine desteği tamdır. Çin’e yönelik silahlı terör hareketlerine karşı Çin’e desteğimiz tamdır. Özellikle Çin’i karıştırmaya yönelik Çin’in ekonomik büyümesini durdurmaya yönelik uluslararası girişimleri doğru bulmadığımızı buradan ifade etmek istiyoruz. Çin’in ortaya koyduğu ekonomik rekabet edilebilirlik yeterliğinin başka şekilde uluslararası kamuoyuna yansıtılması, buradan farklı küresel bir mücadele üretilme çabası gerçekten dünya barışı, istikrarı ve kalkınması için son derece alarm zilleri çalan bir olaydır. Buradan altını çizerek ifade etmek istiyorum; dünya medeni bir rekabete alışmak zorundadır. Egemen güçlerin önceki yüzyılda kurmuş oldukları pazarların daha adil rekabet edilebilir Pazar şartlarında yeniden el değiştiriyor olması kabul edilmesi gereken bir sonuçtur. Buradan savaşa varan daha farklı yıkımlara varan neticelerin üretilmemesi gerekiyor. Dünyamızda refah herkese yetecek kadar vardır. M edeni ve adil bir biçimde uluslararası kurallara uygun, eşit ve herkese uygulanan kuralları içine alan ekonomi rekabet sistemiyle ekonomik kalkınma modellerine ve pazarları aramaya devam etmemiz gerekiyor.
Buradaki başarısızlık başka şekilde izal edilmeye çalışılırsa buradaki adil rekabetin yerine biz küresel mücadeleyi ve kutuplaşmayı hatta savaş tehdidini ortaya koyarsak burası gerçekten küresel bir faciaya bizi götürür. Bu nedenle Çin’in ekonomik kalkınmasının adil bir biçimde oluyor oluşunu desteklememiz gerekiyor. Diğer taraftan Çin’in son yıllarda Türk ve İslam dünyasıyla geliştirdiği ilişkiyi de memnuniyetle karşılıyoruz. Özellikle Türk Devletler Teşkilatı’na mensup olan ülkeler başta Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan olmak üzere bu ülkelerle geliştirdiği ticarete dayalı ilişkileri fevkalade önemli buluyoruz. Aynı şekilde Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerinin de aratarak devam etmesini bekliyoruz. Diğer taraftan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle son yıllarda sistemli bir işbirliği oluşturma çabasını görüyoruz. Diğer taraftan Çin’in Suudi Arabistan ve İran arasında yapmış olduğu arabuluculuk çalışması da not etmeye değer tarihi bir olaydı” ifadelerini kullandı.
]]>
Xinhua Haber Ajansı’nın ev sahipliğinde düzenlenen ve tüm medyayı kapsayan bir konuşma forumu olan 5. Çin Ekonomik Yuvarlak Masa toplantısındaki konuk konuşmacılar, Çin’in yeşil enerji hamlesinin sadece ülkenin yeşil kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesine destek olmakla kalmadığını, aynı zamanda kaliteli ve uygun fiyatlı ürünlerin yanı sıra Çin teknolojileri ve çözümleri de sunarak küresel yeşil dönüşüme katkıda bulunduğunu söyledi.
DÜŞÜK KARBONA GEÇİŞ
Çin, 2020 yılında karbondioksit emisyonlarını 2030’dan önce zirveye ulaştırıp 2060 yılına kadar da karbon nötr olmayı planladığına ilişkin bir taahhütte bulunmuştu.
Ülke o zamandan bu yana yenilenebilir enerji kapasitesi, endüstriyel güncellemeler, ayrıca yeni enerjili araçlar, güneş panelleri ve lityum batarya üretiminde dünya liderliği gibi önemli alanlara odaklanarak bu hedefleri gerçekleştirmeye doğru hızlı bir yola girdi.
Ülkenin yeni enerjili araç filosu 2020’den 2023 sonuna kadar dört kattan fazla artarak 20 milyonu aşarken, Çin dünyanın en büyük yeni enerjili araç üreticisi ve tüketicisi haline geldi.
Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu Yetkilisi Huo Fupeng’e göre, ülkedeki kurulu yenilenebilir enerji kapasitesi geçtiğimiz yıl ilk kez termik enerji kapasitesini aşarak tarih yazdı ve dünyadaki yenilenebilir enerji kapasitesi ilavelerinin yaklaşık yarısından fazlasını oluşturdu.
Çin’i “dünyanın yenilenebilir enerji dinamosu” olarak niteleyen Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), Çin’in, 2028’e kadar küresel çapta faaliyete geçmesi beklenen yeni yenilenebilir enerji kapasitesinin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturacağını öngörüyor.
Analistler yeni enerjideki güçlenmeyi ülkenin yeşil büyüme yanlısı politikalarına, devasa iç pazarına, eksiksiz sanayi ve tedarik zincirlerine ve zengin yetenek havuzuna bağlıyor.
Yeni enerjili araçları örnek veren Çin Sanayi ve Bilişim Teknolojileri Bakanlığı yetkilisi He Hailin, Çin’in devasa pazar talebi, arzı güvence altına alan eksiksiz sanayi sistemi ile büyük ve yüksek vasıflı iş gücü avantajlarına sahip olduğunu söyledi. He ayrıca Çin’in daimi teknolojik inovasyonu ve araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) çabalarının da sektörün rekabet avantajlarına katkıda bulunduğunu kaydetti.
ÇİN DALGASINDAN YARARLANMAK
Çin’in yeni enerji sektörü sadece iç piyasada başarılı olmakla kalmadı, aynı zamanda aktif şekilde küreselleşerek sektörün uluslararası nitelik düzeyini ve rekabet gücünü de artırdı.
Huo, “Çin, yeni enerji sektöründeki rekabet avantajlarını kullanacak kabiliyete ve sorumluluğa sahip olup Çin teknolojileri, ürünleri ve çözümleriyle dünyaya katkı sunuyor” dedi.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın hazırladığı bir raporda 2023 yılında bir polisilikon fotovoltaik modülünün imalat maliyetinin, Çin’e kıyasla ABD’de yüzde 30, Hindistan’da yüzde 10 ve Avrupa Birliği’nde (AB) yüzde 60 daha yüksek olduğu dile getirildi.
Bu durumun güneş modülü fiyatlarının son 10 yılda yüzde 80’den fazla azalmasını sağladığını kaydeden UEA kıdemli analisti Heymi Bahar, güneş modüllerinin ucuzlaması sayesinde tüm ülkelerin fotovoltaik güneş enerjisi kurulumunu yaygınlaştırabildiğini söyledi.
Çin’in yeni enerji projelerine yardımcı olmak üzere yaklaşık 100 ülke ve bölgeyle sözleşme imzaladığını kaydeden Huo, Çin’in yeni enerjili araçlarının 180’den fazla ülke ve bölgeye ihraç edildiğini ve Fransa, Tayland ve Endonezya gibi ülkelerde en popüler markalar arasında yer aldığını ifade etti.
Birtakım Batılı ülkelerin Çin’in artan yeni enerjili araç ihracatlarını kapasite fazlası kanıtı olarak göstermeye çalıştığına dikkat çeken konuşmacılar bu söyleme karşı çıkarak, ihracata dayalı çıkarımların mantıklı olmayacağını vurguladı.
Bir ülkenin üretim kapasitesinin iç talebi aşmasının küresel çapta yaygın bir olgu olduğunu belirten He, bu durumun rekabet avantajlarını yansıttığını ve uluslararası iş bölümü ve işbirliğinden kaynaklandığını dile getirdi.
Huo, korumacılığa başvurmanın yeni enerji sektöründeki küresel sanayi ve tedarik zincirlerini bozup dünyanın düşük karbona geçişini baltalamaktan başka işe yaramayacağını, ayrıca geri teperek ülkenin iç sektörlerini de engelleyeceğini belirtti.
He, iklim değişikliğiyle mücadele için tüm ülke ve bölgelerin kendi rekabet avantajlarını devreye sokması, açık işbirliği ve politika koordinasyonunu artırması, yenilikçi sonuçların paylaşılmasını teşvik etmesi ve adil rekabet ve serbest ticaret ortamı yaratması gerektiğini söyledi.
]]>China Trends programının bu bölümünde Profesör Carty, Güney Çin Denizi hakkındaki görüşlerini programın sunucusu Tom Pauken II ile paylaştı.
Söyleşi: İngiliz akademisyen: Batılı arşivler Çin’in Nanhai Zhudao üzerindeki egemenliğini destekliyor
Zhao Yishen ve Tian Ming
İngiliz akademisyen Anthony Carty kısa süre önce Xinhuanet ile yaptığı söyleşide, “Tarih, Güney Çin Denizi ile ilgili ihtilaflı meselelerde sorun çıkaran tarafın ABD olduğunu kanıtladı. Öte yandan Çin’in Nansha Qundao ve Xisha Qundao adaları üzerindeki egemenlik iddiasının Batılı arşivlerde yasal dayanağı var” dedi.
İngiltere, Fransa ve ABD’nin ulusal hukuk arşivlerinde araştırmalar yürüten Carty, yeni yayımlanan The History and Sovereignty of South China Sea (Güney Çin Denizi’nin Tarihi ve Egemenliği) başlıklı kitabında, bahsi geçen bulgulara yer verdi.
GÜNEY ÇİN DENİZİ’NDE SULARI BULANDIRAN ABD
Carty söyleşide, ABD’nin Güney Çin Denizi’nde çatışmayı körüklemesinin altında yatan gerçek motivasyonun küresel hegemonya arayışı ile üstünlük ve hakimiyeti elinde tutma arzusu olduğunu belirtti.
Eski ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’a ait arşivlerin bir parçası olan, dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Dulles ile ilgili kayıtları inceleyen Carty, ABD’li General Douglas MacArthur ile George Kennan arasında geçen ve ABD’nin Güney Çin Denizi meselesine karışma nedenlerini ortaya koyan bir konuşma kaydına ulaştı.
Carty, “George Kennan’ın, ABD’nin batı sınırının Çin’in doğu kıyı şeridi olması gerektiği yönündeki önerisi üzerinde temel olarak uzlaşmışlar” dedi.
General MacArthur, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Asya’daki askeri faaliyetlerine katılırken, Kennan ise savaştan kısa süre sonra Sovyetler Birliği’ni kontrol altına alma doktrinini ortaya atan üst düzey bir ABD diplomatıydı.
Carty, ABD’nin Doğu Asya politikalarına ilişkin yorumunun sorulması üzerine, “ABD’nin diğer tüm ülkeler üzerinde üstünlük ve hakimiyete sahip olması gerektiği, 19. yüzyılın başından itibaren sürdürülen bir ABD doktrinidir. Dolayısıyla ABD’nin Doğu Asya’daki stratejisi, herhangi bir büyük gücün üstünlüğü ele geçirmesini engellemek. ABD’nin Çin’e karşı düşmanlığının nedeni bu” ifadesini kullandı.
Carty ayrıca, 1960’larda ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait bir kayıttan alıntı yaparak, “ABD hiçbir koşul altında Güney Çin Denizi adalarının (Nanhai Zhudao) tekrardan Çinlilerin eline geçmesine müsamaha göstermemeli. Bu, ABD’nin stratejik çıkarlarına uymaz” şeklindeki ifadelere yer verdi.
ABD’nin Çin’in uluslararası hukuka riayet etmediği yönündeki iddiasını reddeden Carty, “ABD, Uluslararası Adalet Divanı’na defalarca meydan okuyup hükümlerini görmezden geldi. Dolayısıyla, büyük güçler Çin’e karşı ittifaklar kurup, Çin’in uluslararası hukuka riayet etmediğini ve uluslararası yargıya boyun eğmediğini iddia ederken, asıl ABD’nin bunları yapmaya hiç yanaşmaması sinir bozucu” dedi.
BATILI ARŞI·VLER ÇI·N’I·N NANHAI· ZHUDAO ÜZERİNDEKİ EGEMENLİK I·DDI·ASINI DESTEKLI·YOR
İngiltere, Fransa ve ABD’nin ulusal arşivlerinde titiz bir akademik araştırma yürüten Carty, kitabında Batılı arşivlerin ihtilaflı Nansha Qundao ve Xisha Qundao adaları üzerinde Çin’in egemenliğine ilişkin tarihi kanıtlar sunduğunu belirtti.
Güney Çin Denizi meselesine barışçıl bir çözüm bulunması çağrısı yapan Carty, deniz sınırının çizilmesinin, ilgili tarafların hükümetlerinin tasarrufunda olması gerektiğini belirtti.
]]>ABD Başkanı Joe Biden son olarak, Çin menşeli temiz enerji ürünlerine yönelik gümrük vergilerinde büyük artışa gitti ve elektrikli araçlara uygulanan gümrük vergisini yüzde 25’ten yüzde 100’e çıkardı.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen da geçen ay Çin’e yaptığı ziyarette, küresel enerji ürünleri pazarının “yapay bir şekilde ucuz kalan Çin ürünleri tarafından istila edildiğini” söylemişti.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Mayıs ayındaki Fransa ziyaretinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “fazla üretimin” Çin-AB ilişkileri açısından “zorluk” yarattığına dikkat çekti.
ABD ve AB liderleri; elektrikli araçlar, lityum-iyon piller ve güneş enerjisi üretimi için kullanılanlar gibi enerji ürünlerinin fazla üretiminden endişe duyuyor. Çin medyası bunları “yeni üçlü” diye sınıflandırıyor.
Peki bu ürünlerde gerçekten fazla üretim söz konusu mu? Eğer öyleyse bu, ABD ve AB’nin iddia ettiği gibi devlet sübvansiyonları ve Çin’in sanayi politikaları ile bağlantılı mı? Bu durum yeni bir küresel ticaret savaşına yol açabilir mi?
‘Yeni üçlü’ ürünleri nedir?
“Yeni üçlü” diye adlandırılan ürünler sınıfı ilk kez Şubat 2023’te Çin Ticaret Bakanlığı tarafından düzenlenen bir basın toplantısında tanıtıldı.
Toplantıya katılan bakanlık yetkilisi “ülkenin dış ticaret gelişimi için son derece zor bir yıl” olmasına rağmen bir önceki yıl toplam ithalat ve ihracat değerinin 5,5 trilyon doları aşmasını kutladı.
Yetkili bu ürünlerin, Çin’in “yeşil dönüşümüne öncülük eden yüksek teknolojili, yüksek katma değerli ürünlerin” yeni “büyüme noktası” olduğunu söyledi.
Çin bundan sadece birkaç hafta önce ülkenin ekonomik faaliyetlerini neredeyse iki yıl boyunca askıya alan sıfır Covid politikasını terk etmişti.
Şi Cinping de Kasım 2023’te uluslararası yetkililer ve iş dünyasından liderlerin katıldığı Apec CEO zirvesinde “yeni üçlü”nün yeşil ürünler pazarında “çok büyük fırsatlar yarattığını” söyledi.
Resmi verilere göre bu ürünlerin ihracatı 2022’de büyük bir artış gösterdi: Elektrikli araç ihracatı yüzde 131,8, fotovoltaik ürünlerin ihracatı yüzde 67,8 ve lityum pil ihracatı yüzde 86,7 oranında arttı.
Elektrikli araçlar
Elektrikli araçlar, tıpkı son 20 yıldır emlak sektörünün de olduğu gibi, Çin’in ekonomik büyümesinde öncü olarak görülüyor ve yeni bir “zenginlik kaynağı” olarak değerlendiriliyor.
Elektrikli otomobil endüstrisinin gelişimi ilk olarak 2009 yılında hükümet politikası olarak benimsendi ve 2012 yılından itibaren sektöre önemli miktarda araştırma ve geliştirme finansmanı, devlet sübvansiyonu, vergi indirimi imkanı ve altyapı desteği sağlandı.
Devletin bu politikaları ülkede büyük bir üretim kapasitesi oluşturdu. 2023 yılında Çin, dünyanın önde gelen otomobil ihracatçısı olarak ilk kez Japonya’yı geride bıraktı. Elektrikli araçlar, bir önceki yıla göre yüzde 77,6 artışla toplam ihracatın yaklaşık dörtte birini oluşturdu. Toplamda 4,91 milyon araç ihraç edildi.
Ancak devlet desteğinin sektörde aşırı kalabalığa da yol açtığı belirtiliyor. 2018’de elektrikli araç üreten 500’e yakın şirket varken, şiddetli rekabet nedeniyle 2023’te bu sayı 40’a düştü. Devlet haber ajansı Xinhua’nın Mart ayında “arz fazlası” ve “iç talep büyümesindeki yavaşlama” nedeniyle olduğunu kabul ettiği kıyasıya rekabet, Çin’de fiyat savaşları şeklinde de ortaya çıktı.
Bunun üzerine Çinli şirketlerin başka ülkelere yönelmesiyle, otomobil üreten ülkelerde alarm zilleri çalmaya başladı. New York Times gazetesi bu sırada yaptığı bir haberde ABD’li otomobil üreticilerinin “yok olacağı” uyarısında bulundu.
Lityum piller
Elektrikli araçlardaki aşırı üretim, araçların temel bileşeni olan lityum pil üretimiyle de bağlantılı.
2017 ve 2023 yılları arasında Çin’in lityum pil üretimi yaklaşık 9 kat artarak 111 gigawatt saatten 940 gigawatt saate yükseldi. Pil üretimi için kilit bir bileşen olan yerli lityum demir fosfat (LFP) üretim kapasitesi 2020’de 362 bin tondan iki yıl sonra 1,65 milyon tona yükseldi ve yıllık ortalama bileşik büyüme oranı yüzde 113,9 oldu.
Çin’in yerli lityum üretimini iki katına çıkarması, kritik hammaddeler konusunda stratejik özerkliği güvence altına alma yönündeki küresel eğilimin arttığı bir döneme denk geldi.
Çin Ulusal Halk Kongresi’nde milletvekili ve bir kobalt madencilik şirketinin başkanı olan Chen Xuehua, Mart ayında fazla üretim konusunda uyarıda bulundu ve Çin’in LFP üretim kapasitesinin 2025 yılında 5,75 milyon tona ulaşacağını ancak küresel talebin yaklaşık 2,67 milyon tonda kalacağını söyledi.
Xinhua, lityum arzının artması nedeniyle 2023 yılında batarya hücresi maliyetinin yüzde 50 oranında düştüğünü ve elektrikli araç üreticileri arasındaki fiyat savaşının şiddetlendiğini aktardı.
Öte yandan Şi Cinping’in Mayıs ayındaki Fransa ziyareti öncesinde Paris ve Pekin, Fransız otomobil üreticisi Renault ile Çinli otomotiv tedarikçisi Minth arasında, elektrikli araçlar için batarya kutuları üretmek üzere Fransa’nın kuzeyinde ortak girişim kurulması konusunda anlaşmaya varmıştı.
Fotovoltaik ürünler
Çin ve Batılı ülkeler arasında güneş enerjisi ürünleri konusunda yaşanan ticari anlaşmazlıksa yeni değil.
ABD ve AB, 2008’deki ekonomik krizin ardından küresel pazarın daralması nedeniyle 2012-2013 yıllarında Çin’de üretilen güneş panellerine çeşitli gümrük vergileri uyguladı.
Çin ise bunun karşısında kendi iç pazarını ve teknolojisini geliştirmeye başladı.
2021 yılına kadar Çin’in güneş enerjisi teknolojilerinde küresel pazar payı önemli ölçüde toparlanırken, üretim maliyeti Hindistan’dan yaklaşık yüzde 10, ABD’den yüzde 20 ve Avrupa’dan yüzde 35 oranında düşüktü.
Aşırı üretimin sebebi ne olabilir?
Çin devlet medyası, aşırı üretim yapıldığı yönündeki iddiaları çok kez reddetti.
7 Mayıs’taki Paris ziyareti sırasında Von der Leyen’in endişelerine yanıt veren Şi Cinping, Çin’in yeni enerji endüstrilerindeki ilerlemesinin “açık rekabet” ve “gelişmiş üretim kapasitesine” dayandığını, bunun da “küresel arzı artırmaya, küresel enflasyon baskısını hafifletmeye ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yeşil enerjiye geçişe katkıda bulunmaya” yardımcı olduğunu söyledi.
Çin’in üç yeni enerji ürününde benzer politikalar izlediği söylenebilir. Hepsi stratejik olarak önceliklendirildi, maliyetlerini önemli ölçüde düşüren ve aşırı üretimi körükleyen devlet sübvansiyonlarıyla desteklendi.
Çin’in merkezi ekonomik sistemi ve güçlü üretim kapasitesi de bu gelişimi sağlamakta önemliydi.
Şi Cinping’in eski üçlüyü; yani giyim, ev aletleri ve mobilyayı dönüştürme vizyonu da belirleyiciydi.
Öte yandan Covid sonrası ekonomik toparlamanın durgun olması, iç tüketimin zayıflaması ve Mart ayında tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) beklenenin altında yüzde 0,1 oranında artması da hükümeti ihracata daha fazla yönelmeye zorladı.
Ülkenin Gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yüzde 25’ini oluşturan emlak sektöründeki kriz de bu sırada devam ediyordu.
Küresel bir ticaret savaşı bekleniyor mu?
ABD’de başkanlık seçimleri yaklaşırken her iki aday da Çin ile ticaret anlaşmazlıkları konusunda sert konuşmalar yaptı.
Mart ayında Trump, Meksika’da üretilen Çin otomobillerine yüzde 100 gümrük vergisi getirme sözü verdi.
Biden da elektrikli araçlar, güneş enerjisi ürünleri ve yarı iletkenler de dahil olmak üzere Çin’in stratejik sektörlerine yönelik gümrük vergileri açıkladı.
Brüksel ise Çin’den ithal edilen elektrikli araçlar, tıbbi cihazlar, rüzgar türbinleri ve güneş panellerine yönelik sübvansiyonlara yönelik bir soruşturma başlattı. Kısasa kısas olarak görülen bir hareketle Çin, Ocak ayında Fransız brendisine yönelik bir inceleme başlattı.
Ancak Fransa’nın Çinli batarya üreticilerini fabrika kurmaya davet etmesi ve Alman Ulaştırma Bakanı’nın AB’nin Çinli elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergilerine karşı çıkmasıyla, Avrupa ikiye bölünmüş durumda.
Yükselen bir ekonomik güç olan Hindistan, 2022 yılında Çin güneş panellerine gümrük vergisi getirdi ve 2023 yılında 40 Çinli fotovoltaik firması hakkında soruşturma başlattı.
Eş zamanlı olarak, bazı diğer büyük ekonomiler de AB Net Sıfır Sanayi Yasası, ABD Enflasyon Azaltma Yasası ve Hindistan’ın Üretim Bağlantılı Teşvik Programı gibi önlemlerle yeni enerji ürünleri konusunda Çin’le rekabeti hızlandırmaya çalışıyor.
]]>Xinjiang’in tarihine yönelik türüne az rastlanır bir bakış açısı sunan gizemli Loulan, antik Çin’in batı ve orta bölgeleri arasındaki yakın ilişkilerin yanı sıra Çin medeniyetinin ortak kültürel kimliğine yönelik ipuçları veriyor.
İlgili çalışmaların daha fazla dikkat çekmesi ve derinleşmesiyle antik Loulan’ın kültürel ve tarihi değeri daha fazla ortaya çıkarılıp daha iyi anlaşılacak.
URUMQİ, 14 Nisan (Xinhua) — Dünyadaki en büyük tarihi gizemler arasında tüm dünyadaki arkeolog ve tarihçilerin gözlerini Çin’in kuzeybatısındaki hiçliğin ortasına çevirmelerine yol açan bir yer varsa orası efsanevi Loulan kentidir.
Günümüzde üç aşağı beş yukarı Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin bulunduğu coğrafyada kurulan ve antik Çin’in batı bölgelerindeki birçok vaha devletinden biri olan Loulan, tarihteki önemini kaybetmeden ve kentleri sonsuz kuma gömülüp bulunamayacak hale gelmeden önce Han Hanedanlığı (M.Ö. 202-M.S. 220) dönemi civarında yüzlerce yıllık ihtişama tanıklık etti.
Kroraina diye de bilinen Loulan, İsveçli kaşif Sven Hedin, Taklamakan Çölü’nde kazara bu kentin yerini keşfedip tüm dünyada Loulan çalışmaları çılgınlığını başlatıncaya kadar, 20. yüzyılın başlarına dek karanlığa gömülü kaldı.
Xinjiang’ın tarihine yönelik türüne az rastlanır bir bakış açısı sunan gizemli Loulan, günümüzde binlerce yıllık harabelerden elde edilen daha fazla bulgu sayesinde, antik Çin’in batı ve orta bölgeleri arasındaki yakın ilişkilerin yanı sıra Çin medeniyetinin ortak kültürel kimliğine yönelik de ipuçları veriyor.
ENGİN ÇÖLDE ANTİK HARABELER
Loulan Harabeleri, şu an artık tamamen kurumuş olan Lop Nur gölünün yakınlarında Taklamakan Çölü’nün doğu ucuna dağılmış bir dizi arkeolojik sahadan oluşuyor. Bu harabelerin arasında en değerli olanı kuşkusuz antik Loulan kenti.
Doğu’nun Pompeii’si olarak anılan ve muhtemelen Loulan Krallığı’nın başkenti olan Loulan kenti, antik İpek Yolu’nun güney ve kuzey güzergahlarının kesişme noktasında yer alıyor.
Eskiden serpilip büyüyen bir kent olan Loulan artık Xinjiang’ın Ruoqiang ilçesinin kuzeydoğusunda sayısız kumul arasına gizlenmiş bir harabeler yığınından ibaret.
Yukarıdan bakıldığında büyük yerleşim yeri temel olarak yaklaşık 108.000 metrekarelik alanı kaplayan bir kare şeklinde. Kuzeydoğuda kentin en uzun yapısı olan yaklaşık 10,4 metre yükseklikteki harap durumdaki Budist stupası bulunuyor.
Ondan çok da uzak olmayan bir mesafede “üç odalı ev” yer alıyor. Hükümet dairesi olduğu düşünülen bu yapının kalıntılarında, ahşap yazmalar ve kağıt belgeler içeren bir gizli hazine bulundu.
ÇİN MEDENİYETİNİN AYRILMAZ PARÇASI
120 yılı aşkın bir süre önce keşfedilen Loulan o zamandan bu yana, ilgili kazı ve araştırmaların Xinjiang’ın tarihine daha fazla ışık tutmasıyla Çin’in hem içindeki hem de dışındaki kaşif, arkeolog ve tarihçileri büyüledi.
Loulan, İpek Yolu üzerindeki önemli konumu sayesinde, Doğu ile Batı arasında ekonomik ve kültürel alışverişlerin yapıldığı canlı bir merkez haline gelmişti. Burada yapılan kazılarda en yakın deniz kıyısından binlerce kilometre uzakta deniz kabukları ve mercanlardan yapılan egzotik süsler bulundu.
Burada keşfedilen zarif sırmalı ipek kumaşlar, antik Çin’in orta ve batı bölgeleri arasındaki yakın kültürel ve duygusal bağı ortaya koyuyor. Bu kumaşların çoğu, geleneksel Çince karakterlerle iyi niyet dilekleri ya da ejderha ve kaplan gibi uğur getirdiğine inanılan karakter desenleriyle işlenmiş.
ESKİ EFSANELER YENİDEN YARATILIYOR
Bu muazzam kültürel sembolü koruma amacıyla hem ulusal hem de yerel seviyelerdeki yetkili ve topluluklar birçok çalışma yürütüyor.
Erişilmesi güç bir yerde bulunan Loulan’ın tanıtımını daha iyi yapabilmek için Ruoqiang ilçesinde dünyadaki tek Loulan temalı müze olan Loulan Müzesi inşa edildi ve 2011’de resmen açıldı.
Antik Loulan tarzı yapının girişinde ziyaretçileri, 1980’de bulunan 3.800 yıllık bir mumya olan Loulan Güzeli’nin rölyefi karşılıyor.
Loulan Müzesi’nin küratörü Feng Jing, günümüzde müzenin koleksiyonunda mumyalar, ahşap eşyalar, bronz nesneler, çömlekler, nakış ve belgeler gibi 5.717 adet kültürel kalıntı bulunduğunu ve bu eserlerin altısının, birinci sınıf kültürel kalıntı olarak sınıflandırıldığını söyledi.
Çin Renmin Üniversitesi’nde profesör olan ve uzun süredir Loulan konusunda araştırmalar yürüten Meng Xianshi, “Loulan Harabeleri, Doğu’daki büyük ülkeyi anlamak için dünyaya önemli bir pencere açıyor” ifadelerini kullandı.
Meng, ilgili çalışmaların daha fazla dikkat çekmesi ve derinleşmesiyle antik Loulan’ın kültürel ve tarihi değerinin daha fazla ortaya çıkarılıp daha iyi anlaşılacağını sözlerine ekledi.
]]>HEFEİ/PARİS, 11 Nisan (Xinhua) — Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’den yapılan elektrikli araç ithalatlarının gümrük tesciline yönelik direktifi ve olası geriye dönük tarifelerine ek olarak ABD ve Britanya da, Çin’in elektrikli araçlarına yönelik sözde sübvansiyon karşıtı soruşturmalar ya da ulusal güvenlik riski soruşturmaları açmaya hazırlanıyor.
Çin’in elektrikli araç ihracatları olumsuzluklarla karşı karşıya.
Bunun nedeniyse söz konusu ülkelerin “adil rekabet” ve “ulusal güvenlik” adı altında korumacılığa ve ticaret engellerine başvurarak piyasa ekonomisi ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını ihlal etmesi.
Bu durum aynı zamanda Çin’in yeni enerjili araç sektörünün artan rekabet gücünü de yansıtıyor.
Çin’in yeni enerjili araçları sadece küresel tüketicilere farklı tercihler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda daha fazla ülkenin yeşil ve düşük karbonlu dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmesine yardımcı oluyor.
TEDARİK ZİNCİRİNİN BÜTÜNLÜĞÜ, ENDÜSTRİYEL YOĞUNLAŞMA
Çin’in imalat sektörü, en eksiksiz endüstriyel sistem sayesinde on yıldan fazla bir süredir dünyada ilk sırada yer alıyor.
Çin’de Anhui eyaletinin merkezi Hefei gibi bazı bölgeler, hızla gelişen yeni enerjili araç sektörüne yönelik eksiksiz bir sanayi ve tedarik zinciri kurmuş durumda.
Çin’deki toplam yeni enerjili araç üretimi Şubat 2022’de 10 milyon adedi, Temmuz 2023’teyse 20 milyon adedi aştı. Birinci araçtan 10 milyonuncu araca ulaşmak 27 yıl sürerken 10 milyonuncu araçtan 20 milyonuncu araca ise sadece 17 ayda ulaşıldı.
BÜYÜK PAZAR, HIZLI TEKNOLOJİ GÜNCELLEMESİ
Çin’in yeni enerjili araç sektörü, devasa pazar büyüklüğü ve güçlü büyüme potansiyeliyle küresel otomobil sektörünün en önemli bölümünü oluşturuyor.
Çin Otomobil Üreticileri Birliği’nin verilerine göre 2023’te Çin’in yıllık bazda yeni enerjili araç üretimi yüzde 35,8, satışıysa yüzde 37,9 artış sergiledi. Satış rakamı, küresel yeni enerjili araç satışlarının yaklaşık yüzde 65’ini teşkil etti. Çin, üst üste dokuz yıldır dünyadaki bir numaralı yeni enerjili araç üreticisi ve satıcısı konumunda bulunuyor.
Belçika merkezli Umicore’un CEO’su Mathias Miedreich, Londra merkezli Financial Times’a verdiği söyleşide, “Çin yapımı araçlar oldukça iyi ve insanlar da onları satın alıyor” dedi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, Pazar günü yaptığı açıklamada, Çinli elektrikli araç üreticilerinin kaydettiği hızlı gelişimin sübvansiyonlardan değil, devamlı nitelikteki teknolojik inovasyonlardan, iyi yapılandırılmış tedarik zinciri sisteminden ve tam piyasa rekabetinden kaynaklandığını belirtti.
Bakan, ABD ve Avrupa tarafından ileri sürülen “kapasite fazlası” suçlamalarının mesnetsiz olduğunu söyledi.
Wang ayrıca Çin’in elektrikli araç endüstrisindeki gelişimin, iklim değişikliğine karşı küresel mücadelenin yanı sıra yeşil ve düşük karbonlu dönüşüme de önemli katkı sağladığını vurguladı.
FARKLI TERCİHLER, OTOMOBİL DÖNÜŞÜMÜNÜ TEŞVİK
Çin yapımı yeni enerjili araçlar, teknolojik inovasyon ve küresel pazardaki rekabet yoluyla gelişen mükemmel kalite sayesinde, Avrupa’da son derece popüler.
Avrupa’nın temiz ulaşım kampanya grubu Transport and Environment (T&E) tarafından kısa önce açıklanan bir araştırmaya göre Çin yapımı elektrikli araçların AB pazarındaki payı, 2023’te yüzde 19,5 iken 2024’te yüzde 25’e ulaşacak.
T&E, Çinli markaların, AB’nin elektrikli araç pazarının 2024’te yüzde 11’ine, 2027’deyse yüzde 20’sine ulaşmasını öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Sürdürülebilir Hareketlilik Birimi Başkanı Rob de Jong, Çin’in elektrifikasyon ve elektrikli araçların teşvikinde lider olduğunu söyledi. de Jong, Çin’in deneyimlerini ve teknolojisini tüm dünyadaki elektrikli araçların fiyat uygunluğunun artırılması amacıyla dünyayla, özellikle de Küresel Güney ile paylaşmasını umduğunu belirtti.
]]>İSTANBUL, 1 Nisan (Xinhua) — Ankara merkezli Türkiye Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi Direktörü Selçuk Çolakoğlu, Çin’in kalkınma modelinin hızlı modernleşme ve büyümeye örnek teşkil ettiğini belirtti.
Çolakoğlu kısa süre önce Xinhua ile yaptığı söyleşide, Çin’in son 40 yılda önemli bir kalkınma ve dönüşüm süreci geçirdiğinin altını çizdi.
Uzman, “Çin özellikle son on yılda stratejik olarak daha yenilikçi stratejilere, yüksek teknolojili endüstriler geliştirmeye, katma değerli üretim birimlerine ve daha çevre dostu üretime öncelik verdi” dedi.
Hızla gelişmekte olan ülkeler için en önemli zorluğun orta gelir tuzağı olduğuna dikkat çeken uzman, Çin ile Güney Kore ve Singapur gibi bazı Asya ülkelerinin bu tuzaktan başarıyla kaçındığını ve dönüşümlerini sürdürdüğünü vurguladı.
Çolakoğlu, “Bu bağlamda Çin’in kalkınma modeli, diğer bazı Asya ülkeleriyle birlikte, hızlı modernizasyon ve kalkınma alanında en iyi uygulamalar açısından başarılı bir örnek teşkil ediyor” dedi.
Çin’in dünyada önde gelen ekonomilerden birine dönüştüğünü ve kalkınma deneyiminin büyük önem taşıdığını belirten Çolakoğlu, “Bu stratejik değişim sadece Çin’in ekonomik dönüşümü açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomik kalkınma açısından da çok önemli” diye konuştu.
Akademisyen, Çin’in kalkınma stratejilerinin, benzer bir ilerleme kaydetmek isteyen gelişmekte olan diğer ülkeler için örnek uygulamalar sunduğunu ifade etti.
Çolakoğlu, “Çin’in yüksek teknolojili endüstrileri ilerletme ve yenilikçi stratejiler uygulama kararlılığı, ülkenin daha olgun bir kalkınma sürecine doğru ilerlediğini gösteriyor” ifadesini kullandı.
Akademisyen, Çin’in imalat, bilişim, malzeme, enerji, uzay ve sağlıktan oluşan geleceğin altı kilit sektörünü desteklemek üzere kısa süre önce bir kılavuz hazırladığını belirtti.
Bu stratejinin en iyi uygulaması olarak Çinli elektrikli araç üreticilerinin üretim ve teknolojik yenilikler konusunda küresel pazarda liderliği ele geçirdiğini belirten akademisyen, Çin’deki yüksek teknoloji endüstrisinden güç alan çevre dostu kalkınmada bir artış görüleceğine dair inancını dile getirdi.
Çin’in küresel tedarik zincirlerinin merkezinde yer aldığını ve dünya ekonomisini daha canlı hale getirdiğini kaydeden Çolakoğlu, Çin’in siyasi nedenlerle küresel tedarik zincirlerinden koparılmasının küresel ekonomi açısından öngörülemeyen sıkıntılar yaratacağını ve genel anlamda küresel sistem için zorluklar oluşturacağını belirtti.
Çolakoğlu, durgun seyreden küresel ekonomik toparlanma sürecinde Asya ülkelerinin ekonomik yükseliş yaşadığını ve küresel ekonomi, ticaret ve üretim faaliyetlerine daha aktif şekilde katıldığını belirtti.
Akademisyen, “Sadece Çin değil, Güneydoğu Asya ve Doğu Asya ülkeleri dahil olmak üzere diğer ülkeler de çoğunlukla yüzde 5 ila 10 arasında değişen ve küresel ortalamayı aşan büyüme oranlarıyla çok başarılı kalkınma süreçlerine sahipler” dedi.
Çolakoğlu, Asya ekonomilerindeki dinamik ve güçlü kalkınmanın küresel ekonomik görünümü önemli ölçüde canlandırdığını, büyümeyi ve uluslararası ticareti güçlendirdiğini ifade etti.
Akademisyen, özellikle Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının imzalanmasının ardından Doğu Asya’da artan bölge içi ticaretten övgüyle söz ederek, bu ticaretin dünya gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 30’u gibi önemli bir paya karşılık geldiğini vurguladı.
Çolakoğlu, “Asya ülkelerinin olumlu etkisi aynı zamanda bölge içi ticareti ve genel olarak ekonomik entegrasyonu daha da ileriye götürüyor. Bu ticari hareketlilik, ticari entegrasyon ve ekonomik bütünleşme ise dünyanın ekonomik büyümesi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.
Akademisyen, Batılı ülkelerin çatışmalar, savaşlar veya pandemiler sırasında küresel tedarik zincirindeki kesintilere karşı dayanıklılığı artırmak için Asya’nın organizasyon yapısından ilham almalarını önerdi.
Çolakoğlu, “Bu bağlamda önde gelen ekonomiler, özellikle de gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomiler bir araya gelerek işbirliği yapmalı ve mevcut mesele ve sorunlara çözüm bulmalı” dedi.
]]>