Eminönü’nde Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden Rüstem Paşa Camii’nin çevresindeki dükkanlara ait tabela, tente ve masaların yarattığı görüntü kirliliği dikkat çekiyor. 1561 yılında yapılan eserin çevresindeki kebapçı, balıkçı ve börekçiye ait tente ve eşyaların yapının görünümünü kısıtladığı görüldü. Birçok giriş kapısı ve iki farklı hanı bünyesinde barındıran yapının çevresinde, LED tabela ve restoranlara ait yapıların tarihi dokuya uyumsuzluğu vatandaşların da tepkisine sebep oldu. Yapının, Eminönü’nün en işlek caddelerinden Ragıp Gümüşpala Caddesi’ne yakın bir konumda bulunan girişinin ise bir kebap dükkanının sandalye, tabela ve tentesiyle kapatıldığı, abdesthane kısmının da bu dükkan sınırları içerisinde kaldığı görüldü. Kebapçıya ait bacanın ise sıvayla kaplanarak camiye entegre edilmesi göze çarptı.
“CAMİ ÇEVRESİ MOTOSİKLETLİLERİN PARK ALANI”
Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, eserin önemiyle birlikte barındırdığı sokağa ve cami içindeki ‘Kabe’ tasvirli çini panoya dikkat çekti. Yavaşçay, 463 yıllık yapı çevresinde 16. yüzyıldan kalma hiç bozulmamış bir sokak bulunduğunu ve çini panonun korumasız bir durumda kaldığını belirterek, alanda düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etti. Yavaşçay, eser çevresinde oluşan sokakta motosikletlilerin park alanının yer aldığını belirterek turistik anlamda değer kaybı yaşandığını da aktardı.
“ÇOK ÖNEMLİ BİR KİŞİLİK”
Dizi ve sanat eserlerine konu olan Rüstem Paşa’nın Osmanlı tarihindeki yerine değinen Arkeolog Ömer Faruk Yavaşçay, “Rüstem Paşa aslında bir devşirmedir, Hırvat asıllıdır. Kendisi Osmanlı’ya geldikten sonra saraya alınıyor ve Enderun’da eğitimlere başlıyor. Yıllar içinde Osmanlı’nın çeşitli kademelerinde yükseliyor. En son ise sadrazamlık makamına kadar yükseliyor. Kendisi hem sadrazamdır, ayrıca Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi olan Hürrem Sultan’dan doğma Mihrimah Sultan’ın da eşidir. Bu yönden de çok önemli bir kişilik. Yıllarca hatta, Kanuni Sultan Süleyman döneminde en uzun sadrazamlık makamında kalan kişidir kendisi. Ölümünden sonra ise şu anda arkamızda görmüş olduğumuz, Rüstem Paşa Camii yaptırılmıştır. Kendisi zamanında yapmak istemiştir ama ömrü yetmemiştir. Eşi Mihrimah Sultan tarafından bu yapı yapılmıştır. Kendisinin mezarı da bugün Şehzade Camii bahçesindedir” dedi.
“GÖRÜNTÜSÜNE ZARAR VERİYOR”
Yavaşçay, “Bugün etrafı maalesef yoğun bir ticaret merkezinin ortasında kaldığı için reklam panoları, bazı kebapçıların olsun, esnafın tabelalarıyla dolu. Ayrıca bunların tenteleri var, masalar konmuş. Bu tarihi caminin görüntüsüne maalesef çok büyük zararlar veriyor. Burayla ilgili belediye tarafından bir çalışma yapılması ve etrafın o tarihi yapıya uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bu tabelalar tarihi cami ile uygun bir şekilde tasarlanabilir” şeklinde konuştu.
“LED EKRANLAR DA VAR”
Yavaşçay, “Tarihi yapıyla ilgili bugün antikacılarda bir sürü yapılar, malzemeler var. Onlar kullanılabilir. Günümüzdeki kullanılan malzemeler maalesef tarihi yapıyla uygunsuz malzemeler. Maalesef LED ekranlar da var. Onların burada bulunmaması gerekiyor” diye konuştu.
“DENİZ TARAFINDAN GÖRÜLECEK BİR ŞEKİL ALMIŞ”
Yavaşçay, “Onların kaldırılıp yerine estetik, ahşap tabelalar kullanılabilir yapıyla ilgili. Yapının mimarisi Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli mimarı olan Mimar Sinan’a ait. Kendisi burası için özel bir proje tasarlamıştır. Çünkü yapı çevresindeki bulunan tesislerden dolayı biraz alçakta kalacaktı. Kendisi bir kat aşağıya dükkanlar yapmıştır. Onun üstünde cami inşa etmiştir. Böylelikle cami deniz tarafından görülecek bir şekil de almıştır” dedi.
“YARISINA YAKINI ÇİNİLERLE DOLU”
Yavaşçay, “Onun dışında caminin içinden bazı özelliklerinden bahsedeyim. Caminin yarısına yakını çinilerle doludur. Özellikle İznik çinileri kullanılmıştır burada. Ayrıca İznik çini fabrikaları yetmediği için Kütahya’da da bazı atölyeler açılmıştır. O atölyelerden de çiniler gelmiştir. Ayrıca caminin hemen iç kapısının yan tarafında, sağ tarafında çok özel bir çini var. Bu, Kabe tasvirli bir çini. Mekke’de Kabe’nin bir tasviri yapılmış. Bu çini şu anda maalesef açık bir durumda” ifadelerini kullandı.
“KABE TASVİRLİ ÇİNİ ÇALINMAYA MÜSAİT”
Yavaşçay, “Cami yapıldıktan 100 sene sonra buraya konuyor. Bunun en önemli özelliği tam orta kısmında Kabe tasvirinin olması. Ayrıca, Mescid-i Haram dediğimiz özel alanın tamamen resmedilmiş olması. Döneme ait çok güzel bir örnek bu. Zaman içinde maalesef yıpranma oluyor. Çünkü gelen geçen herkes bu esere elini sürüyor, elini vuruyor. Bu eserin üzerinde görmüş olduğunuz bir çatlak var. Silinmeler var, bu eserin kırılmaz bir camla koruma altına alınması lazım. Ayrıca günümüzde bir çok Kabe tasvirli çini pano Avrupa’ya kaçırılmış. Bu pano yüzyıllarca burada korunmuş. Açık bir alanda, yani bunu fark eden birileri, yani kötü niyetli insanlar bunu alıp Avrupa’nın önemli müzelerine satabilir” dedi.
“BİRÇOK MOTOSİKLETLİ PARK EDİYOR”
Yavaşçay, “Camiye gelir getirsin diye, Küçük Çukur Han ve Büyük Çukur Han yaptırılıyor. Bu hanların birleşmesiyle ortada bir boşluk oluşuyor. Bu sokağın günümüzdeki ismi Mahkeme Sokak. Burası bu şekilde bir sokak formuna bürünüyor. Günümüzde yoğun bir motosiklet trafiğine sahip. Buraya birçok motosikletli park ediyor. Bunun olmaması lazım, burası tarihi bir sokak. Görüntüyü bozuyor, bunların da olmaması gerekiyor” diye konuştu.
“ÇİRKİN BİR GÖRÜNTÜ”
Caminin önünden geçen bir çevre sakini, “Kesinlikle çirkin bir görüntü. Tabelaların tek tip olması lazım. Biri küçük, biri büyük, biri Latince biri İngilizce. Bu tabelaların tek tip olması en güzeli olur” dedi.
]]>
Tepebaşı bölgesinde yaşayan vatandaşların daha iyi hizmet alabilmesi, talep ve şikayetlerin yerine getirilebilmesi adına belirli noktalarda oluşturulan Belde Evleri’nde açılan kurslar, gerçekleştirilen sosyal yardımlar ve kültürel faaliyetler ile büyük beğeni topluyor. Belde Evleri’nde; genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk binlerce vatandaş, eğitim, hobi, spor, müzik gibi kurslarından ücretsiz olarak yararlanabilirken, bugüne kadar yetişkinler ve çocuklar için çok sayıda branşta kurs düzenlendi. Bu kurslara on binlerce Eskişehirli katılım gösterdi. Her yaştan insanı bir araya getiren, paylaşma ve yardımlaşma mutluluğunun yaşandığı Belde Evleri, özellikle kadınların hayatına dokunarak hem sosyalleşmelerine hem de ev ekonomilerine katkı sunmalarına yardımcı oluyor.
Eskişehir’de Belde Evleriyle tanışan 66 yaşındaki emekli öğretmen Hülya Yücel, Batıkent Belde Evi’nde geleneksel ve unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından biri olan çini sanatına katkı sağlamak için açılan çini kursunda, geçen yıl yaşanan, asrın felaketi olarak nitelendirilen Şubat depreminin ardından Antakya’dan Eskişehir’e geldiğini ve burada Belde Evleriyle tanıştığını anlattı.
“Belde Evleri beni büyük ölçüde iyileştirdi”
Yücel, depremden dolayı büyük bir depresyon yaşadıklarını ancak Belde Evleriyle tanışmasıyla kendisinde büyük bir iyileşme olduğuna dikkat çekerek “Eskişehir’i çok sevdiğimiz ve buranın medeniyetini, yaşam şeklini çok beğendiğimiz için depremden sonra Antakya’dan buraya geldik. Depremden sonra büyük depresyon yaşadık. Bizim evimiz yıkıldı, her şeyimiz gitti. Pijamalarımızla, kimliksiz sokaklarda kaldık. Yavaş yavaş kendimizi toparlamaya başladık. Belde Evi’ni bulmuş olmak, burada olmak, hocamızla birlikte bu güzel çalışmaları yapabiliyor olmak bana büyük bir rehabilite oldu. Beni çok büyük ölçüde iyileştirdiğini düşünüyorum. Ayrıca Belde Evleri hem yetenek olarak hem çevre olarak bana çok şey kattı. 66 yaşındayım ama yine de bir şeyleri başarmak zorundayım. Çünkü ben her şeyden önce bir anneyim. Dolayısıyla güçlü olmak, kendime bakmak ve dimdik olmak zorundayım. Bunu yapmaya çalışıyorum. Diğer arkadaşlarım kursa benden önce başlamıştı. Biz depremden sonra geldiğimiz için biraz geç başladım. Baktım herkes çok güzel şeyler yapıyor. Ben önce bir korktum, ben yapamam diye düşündüm. Hocam da bana bir iki çizim gösterdi. Şimdi hem çini işliyorum hem de satış yaparak ev ekonomisine katkı sunuyorum. Bütün hanımlara yaşı ne olursa olsun herkese tavsiye ediyorum. Ben Tepebaşı Belediyesi’ne hem sıcak karşılamaları için hem de bu tür çalışmalar gerçekleştirdiği için çok teşekkür ederim” dedi.
“Arkadaşlarına örnek oluyor”
Çini kursu eğitmeni Sevil Aktaş da kursiyeri Hülya Yücel’in azmi ile diğer katılımcılara örnek olduğunu belirterek, “Hülya Yücel çok çalışkan ve azimli. İleriye dönük hayalleri var. Hevesi ve disiplini ile diğer kursiyerlerden öne çıkıyor. Çalışma ve azmi ile kurstaki arkadaşlarına örnek oluyor. Satış yapmayı ve daha da önemlisi çini sanatını Eskişehir’e tanıtmayı hedefliyor” dedi.
“Kentimize değer katıyor”
Belde Evleri ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, “Tepebaşı’mızın simgelerinden biri olan Belde Evleri projemiz 2001 yılından bu yana kentimize değer katıyor. Belde Evlerimiz, 7’den 70’e tüm Eskişehirlilerin sevdiği sıcak birer yuva gibi. Bu aile sıcaklığını hissettiğimiz için çok mutluyuz. Başta kadınlarımız olmak üzere tüm Eskişehirliler Belde Evleri’ni çok seviyor. Kadınlarımız burada hem sosyalleşiyor, hem kendilerine zihinsel olarak rahatlıyor hem de ev ekonomilerine katkıda bulunma imkanı yakalıyor. Tepebaşılı hemşehrilerimiz bu merkezleri doldurduğu için projemiz anlam kazanıyor, bunun için mutluyuz” diye konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>Tokat’ın Niksar ilçesinde yaşayan 77 yaşındaki Tülay Atila’nın önderliğindeki çini atölyesi, geleneksel Türk çini sanatını modern bir yaklaşımla yaşatıyor. Atila, çocuklarıyla Kütahya’da bulunduğu dönemde çini sanatıyla tanıştı. Kendi tabiriyle cahil cesaretiyle Niksar’da çini atölyesi kuran Atila, ilk zamanlar bilgi ve tecrübesizlikten dolayı zor günler yaşadı. İki yıl boyunca öğrenme, araştırma ve denemeyle geçen sürecin ardından Atila, ilçedeki ev hanımlarına iş imkanı sağlayarak, onların sanat becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine imkan sağladı. Atölyede çalışan kadınlar, başlangıçta çiniyle ilgili deneyimi olmamasına rağmen ortaya çıkardıkları eserlerle büyük başarı elde etti. Öğrendiği tekniği atölye ve sınıfta diğer kadınlara öğreten Atila, internetten de çini sanatıyla ilgili eğitimlerine devam ediyor. Bir yandan da online dersler alarak sürekli olarak kendini geliştiren Atila, çocuklarının desteğiyle ürünleri başta Amerika Birleşik
Devletleri olmak üzere Japonya ve Yunanistan gibi ülkelere gönderiyor. Atila, ilerlemiş yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen yaptığı ürünlerle ismini ölümsüzleştiriyor.
Hızlı bir kararla Niksar ilçesinde çini atölyesi kurduğunu anlatan Tülay Atila, “Kütahya’ya çocuklarımdan dolayı sık sık gittiğimiz için hadi çini yapalım dedik. Ama yapalım ile olmuyormuş. Çok cahilce ve hızlıca işin içine girdik. Tabii bu sefer bu işi bilmediğimizi fark ettim. İki yılım sadece öğrenme, araştırma ve denemeyle geçti. Amaçlarımdan bir tanesi Niksar’da çalışmak isteyen ama imkan bulamayan ev hanımlarına evlerinde veya atölyede bir iş imkanı sağlamaktı. O da çok güzel oldu. Çünkü gelen bayanların hiçbirinin çiniyle alakası yokken herkes sanatını, becerisini ortaya koydu. Umduğumuzdan güzel işler çıktı. Bütün teknikleri öğrendik ve sınıfımızda, okulumuzda, atölyemizde çalışan bayanlara öğrettik. Online ders de olsa alıyorum, bilenlerle konuşuyorum. İnterneti çok kullanıyorum. Yani bu bakımdan çok büyük yardımcı gruplarımız var” dedi.
“Beni bıraksalar gece gündüz iş yaparım”
Çalışmayı çok sevdiğini söyleyen Atila, “Çini seramik gruplarında sorular oluyor, onları okuyoruz. Yüzde 90 yurt dışına gönderiyoruz. O da bir şans benim için. Çünkü çocuklarım orada Türkiye’den götürdükleri hediyelik eşyaları toptan satıyorlardı. En büyük pazar payımız yüzde 90 ile Amerika. Çocuklarım orada toptan veriyorlar, fuarlara katılıyorlar. Japonya’da iki firmaya gönderdik, Yunanistan’a gönderdik, İngiltere’ye gönderdik. Ama çocuklara yaptığımız ürünlerin daha çok olması sebebiyle onların bazı istek ve taleplerini karşılayamadık. Çünkü bizim esas pazarımız Amerika ve çocuklarımız. Japonların dükkanları çok küçük. Küçük küçük ürün siparişi yapıyorlar. Ama yine de gururlanıyorsun yani Niksar’dan Japonya’ya, Amerika’ya gidiyor. Öleceğim ama bu tabak benim adımı her yerde gösterecek. Kim alır, kim kullanır, kime hediye gider bilmiyorum. Ama ileride torunlarım bir yerde tesadüfi adımı görürlerse ‘Bu bizim’ diyebilirler. Onlar beni mutlu ediyor. Dizimden ameliyat olduğum için merdiveni zor inip çıkıyorum. Gözümden kataraktan ameliyat oldum. Ama bunlar beni hiç engellemiyor. Merdiven olmasa hayatım çok güzel. Bir de pazar günü olmasa çok güzel olacak. Çünkü pazar günü de atölyeler kapalı oluyor. Beni bıraksalar gece gündüz iş yaparım” şeklinde konuştu.
“Çini sanatıyla 4 yıl önce tanıştım”
Çini sanatıyla 4 sene önce tanıştığını söyleyen Mehtap Baran ise, “Ben ahşap boyamaya gitmeyi istemiyordum. İlla tabak diye tutturdum. Açılınca Tülay ablaya iş için başvurduk. 6 ay öğrenemedim, öğrenemedim derken sıkıntılı bir sürecim de vardı. Sağ olsun Tülay abla da sabretti, ‘Seninle devam edelim’ dedi. Pandemi döneminde çıkışımız oldu ama sonra girdik, 4 senedir devam ediyoruz” diye konuştu. – TOKAT
]]>Kocasinan Akademi’de 3 ülkenin kültürü çini ve seramik sanatında buluştu
KAYSERİ – Kayseri’de Kocasinan Belediyesi tarafından kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde Türk, Belaruslu ve İranlı kadınlar çini ve seramik kursunda bir araya geldi.
Kocasinan Belediyesi tarafından kadınların hem boş vakitlerini değerlendirmesi hem de meslek sahibi olabilmeleri için kurulan Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi’nde 18 branşta toplam 600 kadın kursiyere hizmet veriliyor. Kadınlar tesiste birçok alanda kendilerini geliştirirken, diğer yandan da spor yapabiliyor. Tesisin eğitim verdiği alanlardan seramik ve çini sanatında ise Belarus ve İran’dan gelen kadın kursiyerler Türk kültür ve adetleri ile Türkler için önemli yeri olan seramik ve çini sanatını öğreniyorlar.
12 yıl önce evlenerek Belarus’tan Kayseri’ye gelen ve seramik ile çini sanatına ilgisi olduğunu söyleyen Dana Özdoğan, “Ben aslen Belarus’luyum ama 12 sene önce evlenerek Kayseri’ye taşındım. Açıkçası ben sanata çok yakın bir insandım her zaman. Normalde de takı tasarımcıyım ve bildiklerimin üzerine bir şeyler koymayı çok seviyorum. O yüzden araştırdım neleri yapabileceğimi. Daha sonrasında da benim kayınvalidem buraya geliyordu zaten. Biz de ilk başta takı tasarımcılığından başladık ama aklımda hep seramik vardı. Fakat malum çok yoğun bir şekilde talep oluyor seramiğe ve ben de uzun zamandır bekliyordum. Bu sene gelmek nasip oldu. Ben Belarus’ta hiç böyle bir sanatla karşılaşmadım ve artı olarak burada çini dersleri de var. O da ayrı bir güzel. Belarus’ta yaşarken birçok kez Kapadokya’da yapılan çömlekleri ve çini sanatını çok merak etmiştim. Buraya gelip bu kursa başlayıp bunun içerisinde olmak çok güzel bir şey. İnanılmaz mutlu etti beni çünkü Türk Kültürünü anlatacak çok şey var ve bu sanat da onlardan birisi. Dolayısıyla merakımı giderdim ama çok isterdim Kapadokya’da çömlekçide çalışmayı, çok büyük bir hayalimdir. Burası da çok iyi ve çok keyifli. Çok iyi arkadaşlıklar edindim. Hocamın bana verdiği emeklerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Kadınlara önerim de çıkın çıkın gelin çünkü burada gerçekten çok kaliteli vakit geçirebilirler. Kendilerinin bir şeyleri öğrenebilmeleri gerçekten çok büyük bir şans ve büyük bir mutluluk veriyor. Şöyle de söyleyebilirim; kahveyi herkes yapabilir ama önemli olan kahve fincanını yapabilmek. Dolayısıyla gelsinler ve burada muhteşem vakit geçirsinler” dedi.
İran’dan Türkiye’ye gelen Roya Ghazian da, “Ben 9 yıldır Kayseri’de yaşıyorum. Aslında ben İranlı olduğum için biliyorsunuz ki bu sanat bizim ülkemizde de var. Belki çocukluktan beri ben bu sanatı seviyordum ama hiçbir zaman hayatımda buna çalışmaya zamanım, fırsatım olmadı. Ben burada zaten komşuyum. Koronadan sonra baktım burada tesiste başvurular başlamış ve geldim şanslıydım seramik kursunda yer vardı ve ben kayıt olduktan sonra başladım. Kültür olarak, geçmiş olarak her zaman sanata yansıyor. Ben de bu arada hem kendi kültürümü hem de Türk Kültürünü birbirine karıştırıyorum. Bunları yapmak harika bir his yani rahatlıyor insan, kendini becerikli hissediyor. Bence psikolojiye çok iyi geliyor. Bence her kadının bir sanata başlaması gerekiyor. Ne olursa olsun, hangi sanat ilgisini çekiyorsa ona başlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kocasinan Akademi Erciyesevler Tesisi Sorumlusu Tuğba Camızcıoğlu ise, “Tesisimiz hanımlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri ve bazı hanımlarımıza da meslek edindirme amacıyla kurulan bir tesis. Bunun yanında hanımlarımız spor aktivitelerinden de yararlanıyorlar. Ayrıca Halk Eğitim’den gelen eğitmenlerimizle beraber 18 branşta kursumuz açılmıştır. Toplam 600 kursiyerimiz var ve daha çok talep var ama biz alanımızın sınırlı olmasından dolayı 600 kişi ağırlayabiliyoruz, eğitim verebiliyoruz. 2 tane yabancı uyruklu kursiyerimiz var. Biri İran’dan biri de Belarus’tan çeşitli nedenlerden dolayı geldi. Mesela Dana evlilik nedeni ile geldi ve 12 yıldır buradaymış. Roya da 8-9 yıldır burada İran’dan geldi. Onlara daha da önem gösteriyoruz. Türk Kültürünü, Türkleri anlatmaya çalışıyoruz. Onlar da duygu ve düşüncelerini her zaman teşekkür olarak iletiyorlar. Türkleri tanıttığımız için biz de çok mutlu oluyoruz. Tük kültür ve adetlerini öğretiyoruz. Bunun yanında mesela çini, Türk kültüründe önemli bir yeri olmuş bir sanat. Onu öğreniyorlar. Özellikle onları seçmeleri bizim için daha güzel. Kadınlarımızın boş vakitlerini değerlendirmeleri amacıyla başkanımız da biz de elimizden gelen bütün imkanları sunmaya çalışıyoruz. Onlara kolaylıklar sağlamaya çalışıyoruz. Evlerinde oturmasınlar, gelsinler burada kendilerini eğitsinler. Kendileri için, çocukları için, aileleri için, ülkeleri için eğitim görmelerini istiyoruz” dedi.
]]>Aralarında profesör, doktor, eczacı, mühendis gibi farklı meslek grupları ile emekliler ve ev hanımlarının da yer aldığı gönüllü 40 kadın, çini kursundan ve “İyilik Standı”ndan elde ettikleri gelirle onlarca öğrencinin eğitim hayatına dokunuyor.
Gönüllü kadınların çeşitli etkinliklerle elde ettikleri paraları bağışladıkları Tohumluk Vakfı, 2023 yılında “Haydi Kızlar Spora” ve “Haydi Çocuklar Spora” projeleriyle Yahyalı ilçesindeki iki ortaokulda eğitim gören 115 kız çocuğuna 355 bin liralık burs ile spor malzemeleri desteği sağladı.
Öte yandan gönüllü kadınların çini atölyesinde düzenlediği kursa katılan kursiyerlerden elde edilen gelirle kırsaldaki çocukların ihtiyaçları karşılandı.
Talas Maharetli Eller Kadın Üretici Pazarı’nda “Tohumluk İyilik Standı” da açan kadınlar, evlerde kullanılmayan eşyaları satarak öğrencilerin eğitimine destek oluyor.
Tohumluk Vakfı Kayseri İl Temsilcisi Nilüfer Bıçakçıoğlu, AA muhabirine, vakfın sosyal yardımlaşma, eğitim, kültür ve sanat alanlarında aktif olduğunu söyledi.
Amaçlarının insanlığa katkı sağlamak olduğunu anlatan Bıçakçıoğlu, “Bir büyüğümüz şöyle diyor, ‘Bazen bir ülkeyi sevmek yetmez. Çılgınca sevmek gerekir.’ Biz o insanlardan olduğumuzu düşünüyoruz. İçimizde öğretim görevlileri, profesörler, öğretmenler, eczacılar, doktorlar, ziraat mühendisleri halkın her kesiminden insan var.” dedi.
Bıçakçıoğlu, Kayseri’de Haydi Kızlar Spora Projesi’yle kız çocuklarına ayakkabıdan kıyafete bütün spor malzemelerini sağladıklarını, bir yatılı bölge okulunda eğitim gören öğrencilere de okçuluk konusunda malzeme desteği verdiklerini dile getirdi.
Kadınlar etkinliklere gönüllü olarak katılıyor
Gönüllü kadınlarla yola çıktıklarını vurgulayan Bıçakçıoğlu, köylerdeki okullarda tütün ve tütünün zararları eğitimlerinin yanında müze ve bilim merkezinde etkinlikler yaptıklarını da kaydetti.
Çocuklara burs verebilmek için kaynak geliştirici faaliyetler yaptıklarını belirten Bıçakçıoğlu, bu kapsamda çini atölyesinde kurs açtıklarını, dolaplardaki kullanılmayan eşyaların satılması için de stant açarak binlerce lira topladıklarını ifade etti.
Bıçakçıoğlu, “Bütün bunlar çocuklara daha fazla fayda sağlayabilmek için yaptığımız işler. Çin atölyelerimizi 8’er kişilik 3 grup halinde yaptık. Arkadaşlar da sağ olsunlar geldiler ve çalışmalarını yaptılar. Şu anda 24 kişiye ulaştık.” diye konuştu.
Gönüllü çini eğitmeni Füsun Bayer ise “Yaklaşık on beş senedir çini yapıyorum. 5-6 yıldır da arkadaşlarımla birlikte Firuze Çin Tasarım Atölyesi’ni kurdum. Amacımız geleneksel sanatları yaşatmak, güzel vakit geçirmek ve bu vakit geçirirken de birtakım faydalı işlerde bulunmak. Hem sanat eserleri oluşturuyoruz hem öğrencilerimize yardımda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Etkinliklere ilk kez gelenler var
“Tohumluk İyilik Standı”na evindeki eşyaları getiren Serap Tokat ise “Kullanmadığım eşyalarımı getirdim çocuklar için. Maalesef bizim kültürümüzde ikinci el çok yerleşmiş durumda değil ama özellikle Avrupa ülkelerinde insanlar ikinci ele çok rağbet ederler. Biz de biraz ayıp gibi algılansa da aslında öyle değil. Biraz bunu da kırmak istedik bağışlarımızla ve bu etkinlikle. Eğitime, yapılan yatırım, geleceğe ve ülkemize yapılan yatırımdır.” dedi.
Naz Değermenci de ailesiyle geldiği etkinlikte öğrencilere destek olmak için kitap satın aldığını ve bu tür etkinliklerin toplumun yararına olduğunu söyledi.
Atölyede düzenlenen çini kursuna katılan Betül Şapçı da hayatında ilk defa çini yaptığını, kurs ücretlerinin öğrencilere yardım olarak gitmesinin gurur verici olduğunu vurguladı.
Bir diğer kursiyer Arzu Erbil ise öğrencilere katkıda bulunduğu için çok mutlu olduğunu belirtti.
]]>