CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa programı çerçevesinde Mustafakemalpaşa ilçesine ziyarette bulundu. Burada partisinin ilçe başkanlığını ziyaret eden Özel, daha sonra Mustafakemalpaşa Belediyesi önünde partililere seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı belediyelerin SGK prim borçlarının İller Bankası ödeneğinden tahsil edilmesine ilişkin konuşan Özel, “Bu bir mali darbe girişimidir. Milletin seçtiklerini hizmet edemez noktasına getirmek, milleti yönetilmeyen bir belediyeye mahkum etmeye çalışmak mali bir darbe girişimidir. Er ya da geç bu milletin seçtiklerine darbe yapmaya kalkma” şeklinde konuştu.
“İcap ederse çıkar çöpleri toplarız, başkanlarımızın yüzünü eğdirmeyiz”
Atılan adımlarla belediyelerin çalışamaz duruma getirmenin hedeflendiğini söyleyen Özel, “Bursa Büyükşehir’e de, Mustafakemalpaşa’ya da CHP iktidarı yakışır demiştim. Hep içimde kalmıştı. Mustafakemalpaşa isimli bir ilçede iktidar Cumhuriyet Halk Partisi olmalıydı. Bu kadar Atatürk sevgisinin olduğu bir yerde sonuçlar böyle olmalıydı. Çok geniş bir coğrafya, çok zor şartlarda, çok büyük borçlarla devralınmış bir belediye. Sadece SGK’ya 150 milyon lira borç var. Erdoğan çıkmış diyor ki İller Bankası ödeneğinden keseceğim. Hangi görüşten olursa olan Mustafakemalpaşa’da benim partim kazanamadı, hepsine ceza veriyorum diyor. Parayı keseyim diyor. Tayyip Bey, sen diyorsun ki yemeği bizim AK Partililer yedi, hesabı siz ödeyeceksiniz. Bu sayede umudu hizmetin aksaması, vatandaşın CHP’ye oy verdiğine pişman olması. Cevap veriyorum, çok beklersin. Parayı yollamayayım, çöpleri toplamasınlar, hizmet yapamasınlar. Biz buraya mazeret üretmeye gelmedik. İcap ederse hepimiz çıkarız, çöpleri toplarız” ifadelerini kullandı.
“22 yılda Hollanda kadar tarım alanı kaybedildi”
Tarım alanlarının günden güne eridiğini söyleyen Özel, “En önemli mesele tarım, 22 yıl öncesine göre Hollanda kadar yer kayıp. Karacabey, Mustafakemalpaşa ovasında en önemli geçim kaynaklarından biri domatesi 1 lira 75 kuruşa alıyorlar. Buradan bir müjde vereceğim. Hep söyledik. Cumhuriyet Halk Partisi belediyeler üzerinden bütün sorunları çözemez ama yaraya merhem olur. Kavun ve karpuz üreticilerine sesleniyorum. Tarlada bir tek karpuz, kavun bırakmayacağız. Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hepsini alıyor. Hem üreticiyi mağdur etmeyeceğiz hem de bu sıcak yaz gününde marketlerde, manavlarda kavuna, karpuza ulaşamayan ailelerin mağduriyetini gidereceğiz” dedi.
“Bu bir mali darbe girişimidir”
Belediyelere karşı atılan adımları ‘mali darbe girişimi’ olarak nitelendiren Özel, “Erdoğan, darbe girişimlerinden çok çektiğini söylüyor. 15 Temmuz gecesi kapalı meclisi açalım diyen, açınca kurumu alıp giden, konuşmayı yapan, o darbeye dimdik duran biri olarak söylüyorum. O bir askeri darbeydi. Silah zoruyla kendim yöneteceğim diyendir. 2019 yılında 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu İstanbul’u kazandı. Mazbatayı verdiler, sonra seçimi iptal ettiler. CHP’ye Osmanlı tokadı vuracağız dediler. Millet bu hukuk darbesini gördü. Sandığa gitti ve o tarihte AK Parti’nin adayını sandığa gömdü. O gün nasıl millet askeri darbede siyasetçilerin arkasında durduysa, o gün İmamoğlu’na yapılan yargı darbesinde de seçtiğinin arkasında durdu. Erdoğan’ı uyarıyorum. Bu bir mali darbe girişimidir. Milletin seçtiklerini hizmet edemez noktasına getirmek, milleti yönetilmeyen bir belediyeye mahkum etmeye çalışmak mali bir darbe girişimidir. Er ya da geç bu milletin seçtiklerine darbe yapmaya kalkma” şeklinde konuştu.
“Ya bu çiftçilere sahip çıkın ya da bu işi bırakın”
Yüksek enflasyonun sebebinin yüksek faiz olduğuna dikkat çeken Özel, “Kendi çıkardıkları kanunlara göre yüzde 1 destekleme verilmesi gerekirken köylüyü bundan mahrum edip, beşte birini bile vermiyorlar. Geçen sene 178 milyardı, bu sene 480 milyar. Milletin efendisini perişan eden iktidar, bu yaptığınız iş, iş değildir. Şu anda Türkiye’de çiftçilerin yaş ortalaması 58. Bunun 35 olması lazım. Gençler tarımla uğraşmıyor. Her 4 genç çiftçiden 3’ü başka iş bulacağım diyor. Zamanı gelince Türkiye’nin bizden başka dostu yok diyorsunuz. Yüksek fiyatlı gıdanın sebebi kötü tarım politikalarınızdır. ya bu çiftçilere sahip çıkın ya da bu işi bırakın. Küfe bende değil, sende. Sen dedin faizleri, enflasyonu düşüreceğim. Bunun için oy aldın. Geldiğinden beri faizler çıkıyor. Hayat ateş pahası. Herkes perişan. 33 milyar emekliye verdim diyor. En düşük emekli maaşı 12 bin 500 değil benim dediğim gibi asgari ücret olsaydı cebinden çıkacak para 100 milyar olacaktı. Para yok diyor. Geçen sene sildiği 43 şirketin borcu 660 milyar. Oradan 660 milyarı alsaydı emekli maaşı en düşük 17 bin 500 lira olabilirdi. Yetmez asgari ücret 25 bin lira olabilirdi. Çay taban fiyatı 25 lira, buğdayın 15 lira, fındıktaki taban fiyat ziraat odalarının tasarladığı fiyat olabilirdi. Kavun karpuz tarlada kalmayabilirdi” ifadelerini kullandı.
“Emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi taşıyamıyorsan çıkar küfeyi, biz onlara sahip çıkarız”
Vatandaşlardan aldıkları destekle birlikte iktidara hazır olduklarını belirten Özel, “Recep Tayyip Erdoğan, emekliye, emekçiye, çiftçiye bakarsan geçim olur. Geçim olmazsa eninde sonunda seçim olur. Biz CHP olarak nerede bir mağdur varsa yanındayız. Aramızda staj ve çıraklık mağdurları var. 1986’dan beri çalıştım, hakkım yendi diyor. Hakkınızı hep birlikte alacağız. Bir yıl geç sigortalı olup, 17 yıl çalışmak zorunda olanlar var. Hakkınızı hep birlikte alacağız. TOKİ mağdurları var. Borçlar ödenemiyor. Önümüzdeki hafta Mecliste bir kez daha TOKİ mağdurlarının hakkını isteyeceğiz, önerge vereceğiz. Biz ne kadar söylesek de Erdoğan yapmıyor. Gariban sevmiyor, zengin seviyor. Onun için artık ondan istemeyi bırakıyoruz. Emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi taşıyamıyorsan çıkar küfeyi. Biz onlara sahip çıkmaya hazırız. Hepsini biz halledeceğiz. Nerede bir mağdur varsa, ne bekliyorsa artık bu iktidardan beklemeyin, halkın iktidarı geliyor, destek verin, bu düzeni değiştirelim” diye konuştu. – BURSA
]]>Sudani, Irak’ın başkenti Bağdat’ta AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Iraklı lider, Türkiye-Irak ilişkilerinde son dönemde ön plana çıkan Kalkınma Yolu Projesi ve bölgesel etkileri, terör örgütü PKK’yla mücadelede iki ülke arasındaki ortak vizyon, Irak’ın gereken ilgiyi görmeyen ancak büyük bir potansiyel vadeden doğaz gaz zenginlikleriyle ilgili planları ve Türk şirketlerinin rolü, ikili ticaretin artırılması çabaları ve Irak petrolünün Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaşması gibi konularda değerlendirmede bulundu.
***
Soru: Kalkınma Yolu Projesi, küresel ölçekte ilgi çeken bir girişim haline geldi. Projenin bölgesel kalkınma ve barış açısından katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelinen nokta hakkında bilgi verir misiniz?
Her şeyden önce tarihi açıdan asırlar boyunca Doğu ile Batı arasındaki ticarette, Irak’ın rolüne bakmamız gerekiyor. Yüzyıllar boyunca, tarih öncesi asırlardan beri desem abartmış olmam, Mezopotamya, çeşitli ticari kafilelerce ticaret yapmak için tercih edilen bir güzergah olmuştur. Kafileler Mezopotamya’nın kent ve kasabalarından geçerek bu güzergahı kullanmıştır. Kalkınma Yolu, temelde bu tarihi misyonun restorasyonu olup, ( Basra’daki) Faw Limanı’nı Türkiye sınırına bağlamaktır. Bu proje, mevcut piyasa dengeleri ve uluslararası ticaret hareketlerine göre, Irak ve Türkiye toprakları üzerinden Doğu ile Avrupa’ya birbirine bağlıyor.
Bu bölge çatışma ve gerilim nedeniyle dalgalanmaları da yaşıyor. Bu da ortak çıkar ve menfaatleri kapsayacak projelere odaklanma çabasını gerekli kılıyor. Kalkınma Yolu, yolun her bir tarafında yol üzerindeki ticareti güçlendirecek yeni sanayi kentleri kurulmasına olanak sağlayacak. Bu yılın sonlarında Faw Limanı’nın ilk rıhtımlarının açılışını yapacağız ve Kalkınma Yolu koridoru üzerinden ilk ürün akışı başlayacak. Tüm ekonomik göstergeler ve fizibilite çalışmaları bu koridorun mevcut rotalar arasında en uygun maliyetli ve en hızlı koridor olduğuna işaret ediyor. Projenin bir alternatif olduğunu iddia etmiyoruz, ancak bölgesel ve uluslararası ticaretin gerçekten de Kalkınma Yolu’na ihtiyacı var. Bu proje, örtüşen çıkarları ve ekonomik sürdürülebilirlik faktörlerini birbirine bağlıyor ve güçlendiriyor.
Soru: Terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığıyla mücadelede iki ülke nasıl bir işbirliği yürütüyor?
PKK’nın 80’li yıllardan beri burada varlık gösterdiği ve hangi koşullarda var olduğu malum, tıpkı bunun neden olduğu gerginlik ve çatışmanın nedenlerinin bilinmesi gibi. Bu konunun köklü bir şekilde çözülmesi konusunda yeterince çaba gösterilmedi. Biz PKK ya da herhangi bir tarafa yönelik tutarlı ilkeler çerçevesinde yaklaşıyoruz. PKK unsurlarının varlığı, bireysel mülteciler adı altında ortaya çıkmaya başladı. Bizim anayasamız, Irak topraklarının komşu ülkeleri hedef alacak her bir silahlı gruba alan olmasını yasaklıyor. Bu yüzden de milli güvenlik açısından Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nde çıkardığımız kararla PKK’ya bağlı tüm yapıları yasaklı olarak ilan ettik. Bunun yanında Mahmur Kampı konusunda düzenleyici önlemler aldık, kamp sakinleri ile ilgili isim, kayıt ve tüm bilgileri yeniden güncelledik. Bu tutumu, bir tek Türkiye’ye yönelik değil herhangi bir komşu ülkeyi hedef alacak tüm örgütlere uygulayacağız. Eskiden beri gelen problemlerin büyümesine izin vermenin kimsenin faydasına olmayacağını kabul etmemiz önemli. Bölgenin güvenliğini tehdit eden silahlı grupların faaliyetlerine izin vermek kimsenin çıkarına değildir. Bölgenin siyasi, ekonomik ve diğer sorunları aşması için istikrara ihtiyacı var.
Soru: Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin artırılması için taraflar hummalı bir çalışma içinde. Gündeminizde ne tür adımlar var?
Türkiye ile ikili ticaretin hacmini arttırmanın yolu dikey genişleme ile mümkün. Ancak, bunu bir de yatay olarak genişletmek istiyoruz. İşte bu, yeni Kalkınma Yolu Projesiyle gerçekleşebilir. Hedef, iki ülke arasındaki ticaretin yatay olarak gelişmesi, bununla beraber ortak çıkarların oluşması. Deneyimler ve yakın tarih, bir ülkenin komşu ülkelerinden yalıtılmış biçimde gelişiminin, belirsizlik ve muhtemel çatışmalarla dolu olabileceğini ortaya koyuyor. Bu yüzden iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılmasına odaklanıyoruz. Böylece Türk kardeşlerimizle uzun vadeli istikrara dayalı ortak çıkarlar gelişir. Ayrıca yardımlaşma ve geleceğe yönelik en önemli yatırımlardan biri olan tarım sektörüne odaklandık. Yakın zamanda bu alanda, Türk şirketlerinin katılımıyla önemli mesafeler kat edeceğimizi göreceğiz.
Soru: Irak’ın doğal gaz konusunda güçlü potansiyeli var. Nasıl bir yatırım planınız var?
Doğal gaz yatırımı, Irak için stratejik bir seçenektir. Milli zenginlikler ve kalkınma planlarını en iyi şekilde halkın hizmetine sunmak gerekiyor. Doğal gazın sahada (teknik gereklilik nedeniyle) bu şekilde yakılması durmalı. Bu şekilde olması bir yandan milli serveti heba ediyor diğer yandan da çevreye de zarar veriyor. Doğal gazdan faydalanmak için özel lisanslar çıkardık. Irak’ın gelecek 3 yıl içinde doğal gaz üretiminde kendi kendine yetebilecek bir seviyeye ulaşmasını planlıyoruz. Irak gelecek 5 yıl içinde doğal gaz pazarında önemli konumda yer almayı planlıyor. Bu önemli maddeden elektrik üretiminde kendimize yeter hale geleceğiz. Doğal gaz, petrokimya sanayinde büyük bir öneme sahiptir. Biz de bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu sektörde çalışmak isteyen tüm uzman ve köklü şirketlere kapımız açıktır. Ayrıca bölge ülkelerinin şirketlerini de bekliyoruz. Çünkü doğal gaz yatırımıyla birlikte bu şirketler başka alanlarda da yatırım yapacaktır. Bu durumda doğal gazın üretiminin ve yatırımının, Irak’ın kalkınması için alternatif kaynak anlamına geldiğini anlamamız gerekiyor. Doğal gaz alanı ve diğer yatırımlarda da Türk şirketlerini ve başka dost ülke şirketlerini görmek istiyoruz.
Soru: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Bağdat ziyaretinde iki ülke arasında 26 mutabakat zaptı imzalandı. Irak petrolünün Türkiye üzerinden ihracıyla ilgili durumu da değerlendirdiniz. Mevcut durum hakkında bilgi verir misiniz ve ayrıca Basra petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınma imkanı var mı? Bu konu gündeminizde mi?
Irak Kürdistan Bölgesi’nden çıkarılan Irak petrolünün sevkiyatının durdurulması tabi ki Irak için zarardır ve bu kayıp Irak Kürdistan Bölgesi’nin kentlerinin kalkınmasını desteklemek ve Irak ekonomisini güçlendirmek için kaçırılmış bir fırsattır. Bunun çözümü için makbul olan bazı çözümler ve yasal düzenlemeler önerdik. Ancak bunun çözümü yasal prosedürlere bağlıdır. Irak Petrol Bakanlığı’nın bildirisine ve Irak federal genel bütçe yasasına göre, bir varil petrolün çıkarılmasının maliyeti 8 dolardır. Ancak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanlığı, oradaki şirketlerle yaptığı sözleşmede her bir varil petrolün yer altından çıkarılmasının maliyetini 26 dolar olarak belirliyor. Bunun için yeni bir yasa düzenlemesini ya da bu şirketlerle yapılan sözleşmelerde değişiklik yapılmasını önerdik. Şirketlerin çalışmalarını durdurma kararı, federal Irak hükümetinden değil bu şirketlerin bir çözüm beklemesinden kaynaklanmakta. Bu nedenlerde, Irak’ın haklarını ve Irak halkının servetini garanti altına alan yasal bir çözüme ulaşmak için daha fazla çabaya ihtiyaç var. Basra petrolünün, Türkiye limanları üzerinden Akdeniz’e gönderilmesi konusunda ise şu anda çalışılıyor ve ekonomik fizibilite planının oluşturulması büyük önem taşıyor.
Soru: Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın ziyareti esnasında, Türkiye ve Irak arasında su konusunda bir mutabakat imzalandı. Taraflar arasında bu alanda nasıl bir işbirliği gelişiyor?
Herkes için açıktır ki, Dicle ve Fırat nehirleri, Irak’ın atar damarıdır. Irak, Irak olmadan önce iki nehrin arasındaki diyar anlamına gelen Mezopotamya olarak biliniyordu. Su dosyası uzun yıllardır Irak ile Türkiye arasındaki en önemli stratejik dosyalardan biri. Geçen yıllarda çok fazla su kıtlığı ve kurak mevsimler yaşadık. Bu durumdan ötürü bazı güney illerimize içme suyu bile temin edemedik. Türk kardeşlerimizin su tüketimi yöntemimiz ile ilgili gözlemleri var. Tarım sulamasında, yeni teknoloji yöntemleri hayata geçirme konusunda önemli mesafe kat ettik. Bu da su kullanımına olumlu yansıyacaktır. Su tüketimi alanındaki deneyim ve tecrübe konusunda Türkiye oldukça başarılıdır. Bu yüzden de suyun yönetiminde yaklaşık on yıl sürecek bu anlaşma, su yönetiminin iyileştirmesi, yeni su projeleri başlatmak ve yeni sulama teknolojileri alanında deneyimleri paylaşmayı kapsıyor. Bu yeni projeler arasında barajlar da var. Irak’ın Dicle ve Fırat nehirlerindeki payı konusunda ortaya çıkabilecek herhangi bir sorunun ne Türkiye ne de bölgenin çıkarına olduğunu daha önce de ifade ettik. Sonuçta bizi hayata bağlayan ortak tek su kaynağı vardır. Bu kaynak da binlerce yıllık Irak uygarlığının temelidir.
]]>SİNOP –
Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı taslağını eleştirerek, “Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez” dedi.Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Uzun, yeni müfredatla, sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek istendiğini söyledi.
“SORMAYAN, SORGULAMAYAN, EVCİL BİR NESİL, HER ŞEYE İTAAT EDEN, BAŞ KALDIRMAYAN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTENİYOR”
Musa Uzun, şöyle konuştu:
“Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez. Biliyorsunuz, 2’inci yüzyıla girdik. Tabii ki devletlerin amacı milli eğitimler amacıyla nesillerini yetiştirmektir. Bunu yetiştirirken 1’inci yüzyılın amacı Atatürk’ün çizdiği modelde fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekti. Şimdiki müfredatta ise bunun tam tersi uygulanıyor. Sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek isteniyor. Biz bunun doğru olmadığını 21’inci yüzyıl biterken bu yüzyılda insanların soran, sorgulayan, kendini geliştiren, pasif kalmayan, hürriyetleri sonuna kadar kullanabilen nesiller yetiştirmek devletlerin görevi olmalı.
“ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ FARKLILIKLAR, DİLLER HEPSİ YOK SAYILARAK HERKESİ TEK TİPLEŞTİRİYORLAR”
Buradaki müfredatta 12 Eylül anayasasından da kaynaklı müfredatlarımızda daha öncekilerde tek tip, tek vatan, tek millet tek bayrak gibi insan yetiştirme modeli bu. Bizim ülkemiz birden fazla dilin konuşulduğu, bir sürü kültürün yaşadığı etnik kökenlerin olduğu bir ülke. Anadolu coğrafyasındaki tüm bu farklılıklar, diller hepsi yok sayılarak herkesi tek tipleştiriyorlar. Nedir bu tek tipleştirme? Türk – İslam sentezi. Daha öncekiler de biraz daha Türkçülük ön plandaydı. Bunda da İslam sentezini daha içine katılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz, bir sürü İslami değerleri savunduğunu söyleyen tarikatlar, cemaatler var. Bunlardan hangisinin görüşü bu? Devletimiz bu müfredatta bunu tek tipleştirmiş. İslam modelini kendine göre belirlemiş ve belli bir kalıba sokarak insanları yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada özgürlükler, hürriyetler çıkarılmış. Birkaç yerde özgürlüklerden bahsedilmiş ama özgürlüğü de şöyle tanımlamış; devlet çıkarlarını gözeten yerden özgürlükler. Yani devletin çıkarına ters düşen bir çıkar olduğu zaman sesinizi çıkartmayın, itaat edin. Devletin Ali menfaatleri diye düşündükleri bu menfaatleri ön plana çıkartın. Onlara sesinizi çıkartmayın. Yani sormayın, sorgulamayın. Devlet ne derse sizi yönetenler size ne verirse ona yetinin nesli yetiştirmek aslında bunun amacı. Biz bilimin, çağdaşlığın, laikliğin esas alındığı bir eğitim sistemi istiyoruz. Görüyorsunuz, ülkemizin durumunu. Bir tane yetişmiş dünya çapında bir doktorumuz yok, mühendisimiz yok, fizikçimiz yok. Aslında var. Fakat ülkede belli bir zamana kadar bizim okullarımızda okumuş ama daha sonra yurt dışına gitmiş yetişmiş insanlarımız var. Aşıyı bulan Almanya’da bir Türk. Amerika’da Aziz Sancar, gibi bir bilim adamımız var ama bunlar sadece bizim övünme kaynağımız. Türk olmalarıyla övünüyoruz. Başka bir şey yok. Bunların bilime, insanlığa kattıkları katma değerin bizim ülkemize faydası yok.”
]]>“KENDİ SEÇMENLERİNİN ÇİĞNENEN HAYSİYETİNİ SAVUNACAK 2 CÜMLEYİ KURAMIYORLAR”
Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlediği mitingde halka hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Dikkat ederseniz bu pazarlıkta siyasi kazanım hesabı yok. Eser ve hizmet derdi zaten yok. Seçmenin fikrini, zikrini ne düşündüğünü merak eden kimse de yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var. Öyle ki, bizim yaptığımız reformları bilip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm kokan ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar. Bırakın ayrımcılığa itiraz etmeyi, kendi seçmenlerinin çiğnenen haysiyetini savunacak iki cümleyi kuramıyorlar. Kürt kardeşlerim böyle bir istiskali, böyle bir aşağılanmayı, böyle bir hakareti bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti;
“Türkiye geçmişte omurgasızlığın, istismarın, riyakarlığın sembolü zübük siyasetin acılarını çok çekti. Sizi güya ağaların, şıkların, dere beylerin, devletin zulmünden kurtarma vaadiyle demokratik siyaset palavralarıyla oylarınıza ipotek koydular. Şimdi bu ipoteği tahsile koyarak aslında tek parti faşisti CHP’den ve onun hastalıklı uzantılarından bir farkları olmadığını gösterdiler. Lütfen şu soruma bütün Kürt kardeşlerim ellerini vicdanlarına koyarak cevap versin. Diyarbakır huzuru da, özgürlüğü de, yatırımı da, hizmeti de, refahı da AK Parti döneminde görmedi mi? Onlar sizin iradenizle seçtiğiniz belediye başkanlarını dağdan getirdikleri teröristlere mahzenlerde tokatlatılırken biz altyapısı ve üst yapısıyla Diyarbakır’ı bölgesinin yıldızı haline getirmek için uğraşmadık mı? Onlar çukur eylemleriyle bu şehrin sembolü olan Sur’u mahvederken, biz kimsenin burnunu kanatmadan meseleyi bitirmenin ve ardından da bölgeyi yeni baştan inşa etmenin mücadelesini vermedik mi? Onlar Diyarbakır Cezaevi’nin edebiyatını yaparken biz burayı şehrimize yakışır bir müzeye ve kültür merkezine dönüştürmedik mi?

“ONLAR ESNAFIMIZI, İŞÇİMİZİ, EMEKLİMİZİ HARACA BAĞLAYIP DAĞA ÇIKARMAK İÇİN ÇOCUKLARINA EL KOYDU”
Onlar her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken, biz evlatlarımızı yaşatmak, eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla hayata bağlamak için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken biz açtığımız üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar yolların altına mayın döşeyerek masum insanları öldürmek için tuzak kurarken biz açtığımız yollarla inşa ettiğimiz tesislerle şehirlerimizi kalkındıracak yatırımları hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken Diyarbakır Anneleri’nin yavrularını bunlar dağa kaçırırken biz sadece sizlerin kalbinin kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar baskıyla, tehditle, şiddet kullanarak, can alarak, kan dökerek iradenizi haczederken biz hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrimlerle, eşi benzeri görülmemiş reformlarla demokrasiyi güçlendirmedik mi?
“BURADA YARIŞAN ESER VE HİZMET SİYASETİYLE, İSTİSMAR VE PAZARLIK SİYASETİDİR”
Bu örnekleri saatlerce saymak mümkün. Şayet bu söylediklerimizde eksik varsa, hata varsa, yanlış varsa dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz. Ancak bu söylediklerim doğruysa gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım. Gelin el ele gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Bu bakımdan AK Parti ile ötekilerin farkı o kadar açık ki, izaha gerek bile duymuyoruz. Sadece bakmasını bilen göz, işitmesini bilen kulak, hissetmesini bilen yürek, sevmesini bilen kalp yeterli. Bugün de Diyarbakır’a 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasi ve kalkınma adımlarının yeni bir safhasında desteğinizi istemek üzere geldim. 31 Mart seçimlerinde burada partiler yarışmıyor. Burada yarışan eser ve hizmet siyasetiyle, istismar ve pazarlık siyasetidir.

“KİMİN KUYRUĞUNA BASSAK HEMEN SOLUĞU PKK’NIN YANINA ALIYOR”
Geçtiğimiz günlerde Rusya’da yaşanan vahşi terör eylemini gördünüz. Türkiye’yi her gün benzer manzaraların yaşandığı bir ülke haline getirmek için ellerini ovuşturanların başvuracakları ilk adresin neresi olacağını biliyorsunuz değil mi? Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. Biz DEAŞ denen emperyalist kuklasına zaten göz açtırmıyoruz. Hamdolsun PKK’yı da sınırlarımız içinde kıpırdayamaz, eylem yapamaz hale getirdik. Sınırlarımızın ötesini de adım adım kontrol altına alıyoruz. Fakat bu durum karşımızda isteyen herkesin ülkemize ve milletimize karşı kullanabileceği bir maşa olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkelerin çoğu kan ve ateş çemberinde kıvranırken bizim güvenliğimizi, huzurumuzu, esenliğimizi, istikrarımızı, refahımızı bozmaya yeltenenlere asla eyvallah etmedik, etmeyeceğiz. Kürk kardeşlerimin toparlanıp iradeleri üzerindeki ipotekleri parçalayıp atmasını bekliyorum.

“TERÖRÜN HER ÇEŞİDİNE MESAFE KOYAN HERKESLE OTURUR KONUŞURUZ”
Burada şunu açıkça ifade etmek isterim siyaset millete hizmet etmek, ülkenin sorunlarına diyalog yoluyla çözüm bulmak için yapılır. Biz zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz. Emperyalistlere kuklalık etmeyen herkesle oturur konuşuruz. Terörün her çeşidine mesafe koyan herkesle oturur konuşuruz. Kendi ülkesi ve milleti için dertlenen herkesle oturur konuşuruz. Milletimizin birliğine, vatanımızın bütünlüğüne, devletimizin bekasına saygı duyan herkesle oturur konuşuruz. Ülkenin kazanımlarıyla gururlanacak, sevinçleriyle övünecek, kayıplarıyla üzülecek herkesle oturur konuşuruz. Türkiye Yüzyılı’nda bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle oturur konuşuruz. Ne diyor o güzel Diyarbakır türküsünde; Alma al olanda gel, ayva nar olanda gel, hasta düştüm gelmedin bari can verende gel. Bu ülkede 85 milyonun huzuru, esenliği için bir şey yapılacaksa şimdi hemen yapılmalıdır. Türkiye’ye 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi. Bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Yaşadığımız ortak acıların ardından bu tehdidi bertaraf ettik. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vaktidir. Bunun için ipleri başkalarının elinde olmayan, kirli çıkar ilişkilerinin içinde kaybolup gitmemiş herkesle oturur konuşuruz.
“KAPIMIZ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GÜDÜMÜNDE SİYASETÇİLİK OYNAYANLARA KAPALIDIR”
Elbette herkesle her şeyi konuşmaya varız ancak kapımız teröristlere de terör örgütünün güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. Milletvekili listesini, belediye başkan adayını listesini, meclis üyesi listesini, genel merkez yönetimini listesini terör örgütünün belirlediği parti parti olmaz. Bunları belirleyecek olan emekleri ve oylarıyla partiyi var eden yaşatan tabanıdır, seçmenidir. İnsanımızın sorunlarını çözme, dertlerine derman olma, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenin siyasetinden kimseye hayır gelmez. Dünyadaki tüm sapkın akımları Kürt kardeşlerimin iradesi üzerinden başımıza musallat etmelerinin hiçbirimize faydası yok. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için sahneledikleri oyunu ibretle takip ediyorum.
“TEK PARTİ FAŞİSTİ CHP’Yİ ALLAYIP PULLAYIP SİZE DAYATIYORLAR”
Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. Bu coğrafyaya yakın zamanda gördüğü en büyük acıları yaşatan tek parti faşisti CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatmaya, bavullar dolusu para görüntüleri heralde yeterlidir. İstanbul’da ne kadar marjinal ideoloji mensubu varsa hepsini getirip Kürt kardeşlerimin başına patron yapanlarla artık gidilecek bir yol kalmadığına inanıyorum. İnşallah 31 Mart Kürt kardeşlerimizin tüm tasallutlardan kurtulup özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar verecekleri bir dönüm noktası olacaktır.
Eser ve hizmet siyasetimizle 21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptık. Eğitimde, şehrimize 6 bin 677 adet yeni derslik kazandırdık. Yükseköğrenim yurt yatak kapasitemizi 6 bin 140’a çıkardık. “
