Çatışma – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Wed, 26 Jun 2024 23:48:20 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Eski İsrail Başbakanı’ndan Netanyahu’ya ağır suçlama https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/ https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/#respond Wed, 26 Jun 2024 23:48:20 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36051 Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Başbakan Netanyahu’nun çatışmalara son vermek yerine “İsrail’i yok etmek istediğini” belirtti.

“NETANYAHU’YU KOVMA ZAMANI GELDİ”

Olmert, Haaretz gazetesinde, “Netanyahu’yu ihanetle suçluyorum” başlıklı bir yazı kaleme aldı. “Netanyahu İsrail’i yok etmek istiyor, daha azını değil. Onu kovma zamanı geldi.” ifadelerini kullanan Olmert, Başbakan’ın “savaşın” bitmesini, esirlerin sağsalim evlerine dönmesini istemediğini kaydetti. Olmert ayrıca “Netanyahu, İsrail’in komşuları ve ABD ile ilişkilerini zayıflatırken asla bitmeyen bir savaş istiyor.” ifadesine yer verdi.

“HAMAS’IN ELİNDEKİ ESİRLERİ BİLEREK BIRAKTI”

Netanyahu’nun Hamas’a karşı “kesin zafer” kazanmayı engelleyeceği argümanıyla esir takasının yapılmasını sağlayacak bir anlaşmaya yanaşmadığını, böylelikle Başbakan’ın Gazze’de tutulan İsrailli esirleri kasıtlı olarak terk ettiğini belirten Olmert, “Kesin bir zafer şu anda bir seçenek değil ve Başbakan bunu ilk sunduğu günden beri de bir seçenek olmadı.” değerlendirmesini yaptı.

“HİZBULLAH’LA ÇATIŞMA NİYETİNDE”

Öte yandan, Fransa ve ABD arabuluculuğuyla Lübnan’la mevcut şiddetli çatışmaya son verecek ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen on binlerce kuzey İsrail sakininin evlerine dönmesine izin verecek bir anlaşmaya yanaşmak yerine, Netanyahu’nun “savaşı genişletme ve kuzeyde Hizbullah ile doğrudan, tam kapsamlı bir askeri çatışma başlatma niyetinde” olduğunu belirtti.

Olmert, Netanyahu’nun, vekilleri, aile üyeleri ve çeşitli medya kuruluşlarındaki sözcüleri aracılığıyla orduya, güvenlik güçlerine ve siyasi liderliğe karşı sistematik bir kampanya yürüttüğünü kaydetti.

Netanyahu’yu İsrailli askerlerin hayatlarını kasten tehlikeye atmakla itham eden Olmert, hükümetin açıkça temsil ettikleri partilerin ve hükümeti desteklediği bilinen belirli nüfus gruplarının ve bakanların “kişisel çıkarlarını” gözettiğini savundu.

“ABD İLE İTTİFAKI BOZMAYA ÇAIŞIYOR”

Olmert, “İsrail Başbakanını, İsrail ile ABD arasındaki siyasi-güvenlik-askeri ittifakı kasıtlı olarak bozmaya çalışmakla suçluyorum.” ifadelerini kullandı.

ABD ile ilişkilerin önemine değinen Olmert, şöyle devam etti: “İsrail’in tüm hava gücü, İsrail’i savunma konusundaki Amerikan taahhüdüne dayanmaktadır. İsrail’in kendi başına üretemeyeceği temel ekipman, mühimmat ve gelişmiş silahlar için başka güvenilir bir kaynağımız yok. Son aylarda, yüzlerce Amerikan nakliye uçağı binlerce ton gelişmiş, hayati askeri ekipman ve mühimmat taşıyarak İsrail ordu üslerine indi.”

BIDEN’IN SEÇİM KAMPANYASINI SABOTE SUÇLAMASI

Netanyahu’nun ABD yönetimine yönelttiği, askeri ekipmanların teslimatını geciktirdikleri ve dolayısıyla İsrail’in kesin zaferinin geciktiği yönündeki suçlamaların, “sorumsuz bir kışkırtma” olduğunu ifade eden Olmert, bunun “(ABD Başkanı Joe) Biden’ın seçim kampanyasını sabote etmek için hesaplanmış bir girişim” olduğunu kaydetti.

Olmert, “Netanyahu, bu suçlamaların her biri için İsrail halkının mahkemesinde yargılanmalıdır. Bu geciktirilmemelidir. Bu lanetli adamın devletin yönetiminden sorumlu olmaya devam ettiği her bir gün, ülkenin geleceği ve varlığı için somut bir tehlike oluşturmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Başbakan Olmert, Arap ülkeleriyle normalleşme adımlarını da kasıtlı olarak baltaladığını savunduğu Netanyahu’yu ” Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ılımlı Arap devletleri ve muhtemelen Orta Doğu’nun ötesindeki diğer Müslüman ülkeler arasında bir ortaklığa dayalı yeni bir bölgesel eksen kurma şansını kasıtlı olarak engellemekle” suçladı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/feed/ 0
Sudan’da kıtlık ve açlık 18 milyon kişiyi etkiliyor https://www.haber60.com.tr/sudanda-kitlik-ve-aclik-18-milyon-kisiyi-etkiliyor/ https://www.haber60.com.tr/sudanda-kitlik-ve-aclik-18-milyon-kisiyi-etkiliyor/#respond Mon, 03 Jun 2024 23:27:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34660 (ANKARA) – Birleşmiş Milletler’in (BM) insani yardımı güçlendirmek için oluşturduğu Kurumlar Arası Daimi Komite Başkanları, silahlı çatışmaların ikinci yılına girdiği Sudan’da kıtlık ve açlığın 18 milyon kişiyi etkilediğine dikkat çekerek, taraflara “insani yardım faaliyetlerini engellememe” çağrısı yaptı. Ortak açıklamada, “Acil ve büyük bir hamle yapılmazsa, bir kabus senaryosuyla karşı karşıya kalacağız: Ülkenin büyük bir bölümünde kıtlık baş gösterecek” denildi.

BM’nin insani yardımı güçlendirmek için oluşturduğu Kurumlar Arası Daimi Komite başkanları, Sudan’da etkisini arttıran kıtlık ve yardım çabalarının engellenmesine ilişkin ortak açıklama yaptı. Açıklamada, “Sudan’da açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan, topraklarından sürülen, bombardıman altında yaşayan ve insani yardımdan mahrum kalan milyonlarca insan için zaman daralıyor” ifadeleri yer aldı.

Sudan’da ordu ile  Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar, bir yıldan fazla süredir devam ediyor. Silahlı çatışmalar sonucu 10 milyondan fazla insanın yerinden edilerek ülke içinde göçe zorlandığı, 2 milyon Sudanlı’nın ise komşu ülkelere kaçtığı Sudan’da insani kriz derinleşiyor. Ülkedeki silahlı çatışmalar ikinci yılına girerken, 3,6 milyonu yetersiz beslenen çocuklar olmak üzere 18 milyon insan açlık çekiyor. BM’ye göre kıtlık Darfur, Kordofan, Cezire ve Hartum’da milyonlarca insana hızla yaklaşıyor.

“Yardım görevlileri öldürülüyor”

Komite başkanlarının açıklamasında, insani krizi önleyebilecek yardımların engellerle karşılaştığına dikkat çekilerek şöyle dendi:

“Cinsel şiddet de dahil olmak üzere sivillere, hastanelere ve okullara yönelik korkunç saldırılar giderek artıyor. El Faşer’de 800.000’den fazla sivil, hem şehirde hem de Darfur genelinde insani açıdan yıkıcı sonuçlar doğuracak büyük çaplı bir saldırıya hazırlanıyor. Muazzam ihtiyaçlara rağmen, yardım çalışanları sistematik engellemelerle karşılaşmaya ve çatışmanın tarafları tarafından kasıtlı olarak erişimlerinin engellenmesine devam ediyor. Aralık ortasından bu yana Hartum, Darfur, Cezire ve Kordofan’ın bazı bölgelerine çatışma hatları üzerinden geçişler neredeyse tamamen kesilmiş durumda. Çad’dan Batı Sudan’a giden ana güzergahımız olan Adre sınır kapısının Şubat ayında kapatılması, Darfur’a sınırlı yardımın girmesi anlamına geliyor. Yardım görevlileri öldürülüyor, yaralanıyor, taciz ediliyor ve insani yardım malzemeleri yağmalanıyor.”

“Eğer hızlı ve geniş çaplı yardım sağlamamız engellenirse, daha fazla insan ölecek”

Açıklamada, açlığın had safhaya ulaştığı vurgulanarak, “Derhal harekete geçilmezse, insanlar aç kalacak ve yiyecek, barınak ve korunma arayışı içinde hareket etmek zorunda kalacaktır. Açık konuşalım: Eğer hızlı ve geniş çaplı yardım sağlamamız engellenirse, daha fazla insan ölecek” denildi.

Bir kabus senaryosuyla karşılaşılabileceği belirtilen açıklamada, şu uyarılar yapıldı:

“Acil ve büyük bir hamle yapılmazsa, bir kabus senaryosuyla karşı karşıya kalacağız: Ülkenin büyük bir bölümünde kıtlık baş gösterecek. Daha fazla insan yiyecek ve güvenlik arayışıyla komşu ülkelere kaçacak. Daha fazla çocuk hastalık ve yetersiz beslenmeye yenik düşecek. Zaten çatışmanın yükünü çeken kadınlar ve kız çocukları daha da büyük acı ve tehlikelerle karşı karşıya kalacak.”

Taraflara çağrı: “İnsani yardımı engelleyen tüm eylemleri derhal durdurun”

Komite üyesi başkanların silahlı çatışma taraflarına çağrıları ise şöyle:

“Sivilleri korumak için, onlara yönelik saldırılardan kaçınmak, daha güvenli bölgelere gitmelerine izin vermek ve cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete son vermek de dahil olmak üzere acil tedbirler alın. Sivillerin insani yardım alabilmeleri için mümkün olan tüm sınır hattı ve sınır ötesi güzergahlardan engelsiz insani erişimi kolaylaştırın. İnsani yardım faaliyetlerini reddeden, engelleyen, müdahale eden ya da siyasallaştıran tüm eylemleri derhal durdurun. İnsani yardımın ulaştırılmasıyla ilgili idari ve bürokratik prosedürleri basitleştirin ve hızlandırın. El Faşer’deki durumu yatıştırın ve ülke çapında ateşkes ilan edin. Çocuklara yönelik ağır ihlaller de dahil olmak üzere insan hakları ihlallerini durdurun ve failleri işledikleri suçlardan dolayı sorumlu tutun.”

]]> https://www.haber60.com.tr/sudanda-kitlik-ve-aclik-18-milyon-kisiyi-etkiliyor/feed/ 0 Diyarbakır’da Kürt Meselesi ve Barış Konferansı Başladı https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-kurt-meselesi-ve-baris-konferansi-basladi/ https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-kurt-meselesi-ve-baris-konferansi-basladi/#respond Sat, 16 Mar 2024 22:30:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=19761

AHMET ÜN

Diyarbakır’da İnsan Hakları Derneği’nce düzenlenen ve 2 gün sürecek ‘Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı’ başladı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, “Esasen bir Türk ve Türkiye meselesi olan Kürt meselesi artık bölgesel bir sorun ve çözümsüzlük işleri daha da karmaşık bir hale getiriyor” dedi.

İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nce Diyarbakır’da düzenlenen ‘Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı’ başladı. 2 gün sürecek konferansa CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu, DEM Parti Milletvekili Ayşegül Doğan, gazeteciler, akademisyenlerin yanı sıra İrlanda’nın siyasi hareketi Sinn Fein Milletvekili Francie Molloy ve Avrupa’daki Filistinli Topluluklar ve Örgütler Birliği Başkanı George Rashmawi de katıldı.

“KÜRT MESELESİ ARTIK BÖLGESEL BİR SORUN”

İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, dünyada devam eden bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmaların tüm dünya insanlarını derinden etkilediğine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Yıllardır süren Suriye iç savaşı ve Rojava’da halen barışçıl çözüm bulunamamıştır. Haklara ve özgürlüklere dair ne varsa ağır saldırı altında. Uluslararası ölçekte faşizm yükseliyor. Bölgesel çatışmalar adeta yeni bir dünya savaşının provası görünümünde. Ukrayna, üçüncü dünya savaşının ön kapışması gibi sürüp giderken İsrail’in Gazze’de hiçbir sınır tanımadan sürdürdüğü dehşet, yalnızca çocukları ve kadınları değil izleyen herkesin zihninde ve yüreğinde yer alan ‘yeter’ diyebilme refleksini de öldürüyor. Kafkasya’dan Balkanlar’a bölgemizdeki bütün ülkeler hem kendi içinde hem de komşularıyla çatışma halinde ve burada, bu güzel topraklarda halkların geçmişini ve geleceğini rehin alan savaş, kırkıncı yılında. Kırk yıldır atılmayan adımlar işleri daha da karmaşıklaştırdı, savaşı daha da derinleştirdi. Esasen bir Türk ve Türkiye meselesi olan Kürt meselesi artık bölgesel bir sorun ve çözümsüzlük işleri daha da karmaşık bir hale getiriyor.

“ARTAN IRKÇI SALDIRILARDA YÜKSELİŞ EĞİLİMİ DEVAM EDİYOR”

Türkiye, Kürt meselesi gibi temel meselelerini diyalog ve müzakereye dayalı çatışma çözüm yöntemleri kullanarak çözememiş bir ülke. Tam da bu nedenle silahlı çatışmalar ülke içi ve ülke dışında devam ediyor ve her gün canımızı yakmaya, yaşamlarımızda her geçen gün daha fazla kayba neden oluyor. Coğrafyayı daha fazla insansız, ormansız, doğasız kılıyor.  Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve yeniden başlayan silahlı çatışmalar nedeni ile yaşamını yitirenler ile ilgili oldukça ağır bir bilanço ile karşı karşıyayız. Çatışma ve savaş ortamı ile birlikte genel baskı ortamında şiddetin öne çıkması ve beraberinde nefret dilinin zehrini akıtması kaçınılmaz oluyor. Nefret saiki ile artan ırkçı saldırılarda ise yükseliş eğilimi devam ediyor. Bu ortam; asgari insani ve ahlaki kuralların işletilmesini rafa kaldırıyor ve insan cenazelerinin torbalarda ailelerine teslim edilmesi hukuksuzluğun yanı sıra vicdanları yaralıyor, toplumsal barışa zarar veriyor.

“OLUMSUZLUKLARDAR KURTULMAMIZ BARIŞ İLE MÜMKÜN”

Savaş, halklara daha fazla yoksulluk ve daha fazla vergi olarak geri dönüyor. Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmamız barış ile mümkün. Kürt sorununun inkarından vazgeçilmesi ve bu sorunun kabul edilmesi toplumsal barışın sağlanması için zorunludur. Kalıcı bir çatışmasızlık için Kürt meselesinin çözümünde önemli bir aktör olan Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin bir an önce önü açılmalıdır. Müzakere ile uzlaşı yolu açılmalı ve bu süreçlere siyasal ve toplumsal kesimlerin katılması sağlanmalıdır. Türkiye’nin siyasi partileri ve toplumsal muhalefeti barışa odaklandığı taktirde yeni bir barış sürecinin önü açılacaktır. Bu ülkenin tüm halklarının, emekçilerinin, yoksullarının, kadınların, gençliğin, çocukların yani hepimizin barışa ihtiyacı var. İHD olarak düzenlediğimiz bu iki günlük konferansı tam da bu ihtiyaca karşılık verebilmesi için düzenliyoruz.”

LEYLA ZANA’DAN YAZILI MESAJ

Konferansa katılması beklenen Leyla Zana, başka bir programı nedeniyle konferansta yer alamayacağını bildiren yazılı mesaj iletti. Zana, mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Kürtler bir taraftan Newroz’u karşılamanın coşkusunu yaşarken diğer yandan kabuk bağlamamış, derin yaramız Halepçe’nin kavurucu acısını yaşıyor. Bir yandan acılarımız diğer yandan umutlarımız tazeleniyor. Tüm bu gündemlere Kürtlerin ve kadınların iradeleri açısından çok önemli bir seçim yoğunluğu da eklenince ne yazık ki sizlerle buluşamadık. Anlayışla karşılamanızı umuyorum. Başta İHD Genel Merkezi olmak üzere, yıllardır binbir zorluğu göğüsleyerek insan hakları mücadelesi veren, bunun için ısrarlı bir duruşa sahip olan tüm yaşam hakkı savunucularını, bu konferansın emektarlarını ve katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 21 Mart’ta Diyarbakır Newroz alanında buluşmak dileğiyle. Dostluk ve dayanışma duygularımla.”

“BİZLER, FİLİSTİN’DE TAM BİR ULUSAL TUTUM SAĞLAYAMADIK”

Avrupa’daki Filistinli Topluluklar ve Örgütler Birliği Başkanı George Rashmawi ise “Birliktelik, zafere gidilen yolda çok önemlidir. Bizler, Filistin’de tam bir ulusal tutum sağlayamadık. Barış için ulusal dayanışmayı sağlamalıyız, birlikte çalışmalıyız. Ancak birlikte değiştirebiliriz; özgürlüğü ve barışı birlikte getirebiliriz” ifadelerini kullandı.

Sinn Fein Milletvekili Francie Molloy, Kürt meselesiyle benzer sorunlar yaşadıklarını belirterek, “Barış talebimiz sizlerle aynıdır. Kürt meselesi ile bizim meselemiz bazı açılardan benzerlik göstermektedir. Bizler de barış için 25 yıl mücadele ettik. Barış meselesi bir süreçtir; bu süreçler kapsayıcı ve bütün tarafların yer alabileceği bir şekilde olmalıdır. Türk hükümeti de barış meselesinde bunu öncelemelidir. Barışa giden yolda birçok zorlukla karşılaşabiliriz. Özellikle bizler de bu süreçte hapishanelerde kaldık. Barış süreçlerinde siyasi tutukluların serbest bırakılması ön açıcı olabilmektedir. Bizler her daim Kürt halkının mücadelesini desteklemekteyiz” diye konuştu.

Konferans, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı devam etti.

]]> https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-kurt-meselesi-ve-baris-konferansi-basladi/feed/ 0 Krizler Döneminde Yenilikçi Arabuluculuk Paneli: Uzlaşı ve güven sorunları sistemi işlemez hale getiriyor https://www.haber60.com.tr/krizler-doneminde-yenilikci-arabuluculuk-paneli-uzlasi-ve-guven-sorunlari-sistemi-islemez-hale-getiriyor/ https://www.haber60.com.tr/krizler-doneminde-yenilikci-arabuluculuk-paneli-uzlasi-ve-guven-sorunlari-sistemi-islemez-hale-getiriyor/#respond Sun, 03 Mar 2024 06:57:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=14510 Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Krizler Döneminde Yenilikçi Arabuluculuk” başlıklı panelde savaş, çatışma ve kriz bölgelerinde arabuluculuğun önemi vurgulanarak uzlaşı ve güven sorunları nedeniyle sistemin işlemez hale getirildiği belirtildi.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Avrupa Barış Enstitüsü Direktörü Michael Keating’in üstlendiği panele Sudan Dışişleri Bakan Vekili Ali es-Sadık, Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Paul Richard Gallagher, eski Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor, Avrupa Birliği (AB) Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Miroslav Lajcak ve ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande katıldı.

Eski Slovenya Cumhurbaşkanı Pahor, ciddi sorunlar yaşanan arabuluculuğun zayıflık olarak görülmeye başlandığını anlattı.

Çatışan taraflar arasında güven ve diyalog oluşmadığından arabuluculuk faaliyetlerinin sekteye uğradığını dile getiren Pahor, “Eskiden arabuluculuk bir güç göstergesi olarak görülüyordu fakat şu anda uluslararası siyaset tamamen değişti. Ülkeler arasında diyaloğun ortadan kalkması, güvensizliğe neden olurken ortak bir gelecek inşa etme olasılığını da yok ediyor.” şeklinde konuştu.

Pahor, diyalog, uzlaşı ve güven sorunları yaşanmasının başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluşun varlığının sorgulanmasına yol açacağına dikkati çekti.

Dünyanın birçok bölgesinde çatışma ve felaketlerin yaşandığını dile getiren Pahor, “BM ve diğer uluslararası kuruluşların kendilerini yeniden inşa etmeleri, yeniden etkin hale gelmeleri için yeni bir felakete ihtiyaç yok. Halihazırda yeterince felaket var.” dedi.

Pahor, kriz bölgelerinde çözümün sağlanması amacıyla arabuluculuk dahil her türlü uzlaşma yolunun açılması için klasik diyalog yöntemlerine dönülmesi gerektiğini belirtti.

Dünyadaki savaşların, çatışmaların ve krizlerin çözüme kavuşturulması amacıyla herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade eden Pahor, arabuluculuk ve barışçıl uzlaşma çabalarına sivil toplum kuruluşlarının da mutlaka dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

“Barış için çabalarımız sonuçsuz kaldı”

Sudan Dışişleri Bakan Vekili Sadık, iç savaşın devam ettiği Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki arabuluculuk görüşmelerinin sonuca ulaşmadığını söyledi.

Sudan hükümetinin tüm müzakere çağrılarına rağmen milislerin anlaşmaya yanaşmadığını belirten Sadık, “Hiçbir devlet, topraklarında iki ordunun varlığına izin vermez. Milisler, orduya ve hükümete yönelik ayaklanma başlattı. İç çatışmalardan bir ay sonra müzakere kanallarını açtık ve milislerin orduya entegre olması çağrısında bulunduk. Barış için gösterdiğimiz çaba ve müzakere çağırılarımız da maalesef sonuçsuz kalıyor.” diye konuştu.

Her türlü askeri çatışmanın müzakere masasında ve diplomasi yoluyla çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Sadık, ülkede barışın bir an önce tesisi için uluslararası arabuluculuk kanallarını açık tuttuklarını söyledi.

Sadık, “Biz ülkenin normale dönmesi, iç savaşın bitmesi için Suudi Arabistan, ABD ve birçok Afrika ülkesiyle arabuluculuk yöntemi ile müzakereler yürüttük. Barış görüşmeleri defalarca sekteye uğradı ve sonuç alınamadı. Alınan bazı kararları ise milisler reddetti. Eğer müzakerelerde alınan kararlara uyulsaydı belki bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık.” ifadelerini kullandı.

Uluslararası aktörlerin Sudan’daki iç çatışmayı bitirmek için yeterince çaba sarf etmediğini vurgulayan Sadık, hükümetin ve ordunun barış müzakereleri için açık bir yol bıraktığını dile getirdi.

“Gazze’de acil bir müdahale gerekiyor”

Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Başpiskopos Gallagher, kriz bölgelerinde arabuluculuğun müzakerelerin kolaylaştırılmasında önemli bir etken olduğunu söyledi.

Gallagher, çatışan tarafların müzakere istediklerini ancak gereken ödünleri vermekten kaçınmaları sonucu birçok görüşmenin sonuçsuz kaldığını anlattı.

Arabuluculukta tarafların bunu içtenlikle gerçekleştirmediğini ifade eden Gallagher, “Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar, daha çok karşıdakinin pozisyonunu aşındırmaya çalışıyor çünkü taraflar devletleri, hükümetleri ya da grupları adına bir noktaya odaklanıyor ve kendi taleplerinden vazgeçmiyor ya da fedakarlıkta bulunmuyor. Dolayısıyla bir konuda müzakere sağlanması isteniyorsa taraflar karşılıklı olarak tutarlı olmalı ve ödün vermeye hazır olmalıdır.” diye konuştu.

Gallagher, çatışma bölgelerinde krizlerin çözülmesi için müzakere masasına çok sayıda uluslararası düzeyde arabulucunun katılması gerektiğine dikkati çekti.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılardaki görüntülerin korkunç gerçekliği gözler önüne serdiğini belirten Gallagher, “Gazze’de tüm bu yaşananlar bizi ciddi bir kayıtsızlığa sürüklüyor. Bu savaş aylardır devam ediyor. Mutlak ve acil bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.” dedi.

“Dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz”

AB Belgrad-Priştine Diyaloğu Özel Temsilcisi Lajcak, dünyanın tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gittiğini, bunun da birtakım riskler barındırdığını söyledi.

Evrensel değerler doğrultusunda bir model inşa edilmediği takdirde dünyanın felakete doğru gideceği uyarısında bulunan Lajcak, şunları dile getirdi:

“Bir felaket beklememeliyiz. Masa başına dönmek ve muhtemel felaketten sağ kurtulmak için dünya genelinde kabul edilebilir kuralları müzakere etmeliyiz. Bu konuda siyasi liderlere baskı uygulamalıyız. Uluslararası kurumları yeniden güçlendirmemiz lazım.”

Lajcak, kriz ve savaş bölgelerinde arabuluculuğun kesin sonuç vermesi için diyalog ve uzlaşının zorunlu olduğunu ifade etti.

“Türkiye, çatışma bölgelerinde arabuluculuk için liderlik yapıyor”

ABD Barış Enstitüsü Başkanı Grande, savaş ve kriz bölgelerinde sorunların çözümü için bölge ülkelerinin önemli bir rolünün olduğunu söyledi.

Türkiye’nin çatışma bölgelerinde arabuluculuk ve uzlaşı için ciddi temaslar yürüterek liderlik yaptığını ifade eden Grande, bu bölgelerde çözüm konusunda tüm dünyanın ısrarcı olması gerektiğini dile getirdi.

Grande, dünyada savaş türlerinin değiştiğini, farklı silahların kullanılmaya başlandığı bir süreçte barışın sağlanması için çok daha inovatif çözümler üretilmesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:

“Son 60 yıldır ilk defa nükleer güçlerin karşı karşıya gelme ihtimali bu kadar yükseldi. Bunu göz ardı edemeyiz. Sanırım en büyük önceliğimiz bu olmalı. Çatışmaların seviyesini indirmeye yönelik mekanizmaları hayata geçirmek zorundayız.”

Çok kutuplu bir dünyaya giderken sorumluluk üstelenecek mekanizmalara ciddi ihtiyaç olduğunu söyleyen Grande, mevcut mekanizmaların dünyadaki sorunları çözmeye yönelik yaptırım gücünün yetersiz olduğunu anlattı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/krizler-doneminde-yenilikci-arabuluculuk-paneli-uzlasi-ve-guven-sorunlari-sistemi-islemez-hale-getiriyor/feed/ 0
Sabancı Üniversitesi, BM Üst Düzey Arabuluculuk Danışma Kurulu Üyesi Jean-Marie Guehenno’yu konuk etti https://www.haber60.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/ https://www.haber60.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/#respond Mon, 19 Feb 2024 09:06:43 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9792 Sabancı Üniversitesi, Birleşmiş Milletler (BM) Üst Düzey Arabuluculuk Danışma Kurulu Üyesi ve Columbia Üniversitesi Profesörü Jean-Marie Guehenno’yu konuk etti.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, 2000-2008 yılları arasında BM’ye bağlı en önemli barışı koruma operasyonunu yöneten Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Profesörü Jean-Marie Guehenno, Sabancı Üniversitesi Tuzla kampüsünde özel bir konuşma gerçekleştirdi.

“Çatışmaların Dönüşümü ve Barış İnşasının Geleceği” başlıklı etkinlikte Guehenno, uluslararası ilişkiler alanında 21. yüzyılda yaşanan dönüşüme ve bu dönüşümde gelişen yeni teknolojilerin etkisine ışık tuttu.

Açıklamada etkinlikteki konuşmasına yer verilen Prof. Guehenno, dünyada yaşanan çatışma sayısının soğuk savaştan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkati çekerek, “Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılında, ortalama 8 ila 11 yıldır devam eden 55 aktif çatışma yaşandı. Bunun 10 yıl öncesinde ise ortalama süresi 7 yıl olan 33 aktif çatışma söz konusuydu. Dünyada durumun kötüleştiği ve soğuk savaşın sona ermesiyle beliren iyileşmenin ardından çatışmaların arttığı açık bir şekilde görülebilir.” ifadelerini kullandı.

Savaş ile barış arasındaki ayrımın giderek görünmez hale geldiğini ve dünyadaki denge politikasından çıkarı bulunan birçok aktör bulunduğunu kaydeden Guehenno, “Çatışmaların önlenmesi, bugünün dünyasında mutlak öncelik olmalı. Devletler ve uluslararası örgütler tek başlarına bunu başaramaz. Çatışmayı önlemenin başarılı olabilmesi için, iş dünyası ve sivil toplumun da çözümün bir parçası olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz”

Guehenno, bugünün baskın klişesinin, dünyanın yeni bir soğuk savaş döneminin başlangıcında olduğu ve dünya ekonomisinin, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar çok kutuplu ama aynı zamanda bütünleşik hale geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Soğuk savaş büyük ölçüde ideolojik bir karşılaşmaydı. Her kamp, ideolojisinin meşruiyetine ikna olmuştu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, Batı ülkeleri, dünya çapında algıları şekillendirmeyi amaçlayan ‘batı evrenselciliği’ anlatısını dayatmak için büyük çaba harcadı. Bu, demokratikleşmenin, barış ve refaha öncülük eden bir anlatısıydı. Üçü de el ele gitmeliydi ve bu, geri kalan dünya için çekici bir modeldi. Bu anlatı, demokratik görünen ülkelerin demokratik olmayan bir şekilde saldırgan davranması ve demokratik olmayan Çin’in istikrarlı ekonomik ilerleme sağlamasıyla, anlamını yitirmeye başladı. Batı’nın zafer kazanan anlatısının sona ermesi, yerini alternatif bir anlatıya bırakmadı. Artık kendine güvenin olduğu bir çağda değiliz. Akışkan, çok katmanlı, kararlaştırılmış bir yapısı ve tanımlayıcı bir prensibi olmayan bir çağdayız.”

Guehenno, teknolojinin gelişimiyle yaşanan veri devriminin, önceki yüzyıllarda matbaanın keşfi ve sanayi devriminin yarattığı toplumsal dönüşümden çok daha büyük ve hızlı bir etkiye sahip olabileceğini, bireyler, bilimsel kurumlar, işletmeler, devletler gibi veri devriminden potansiyel olarak fayda sağlayan birçok farklı çıkar grubu olması nedeniyle taraflar arasında yaşanabilecek güçlenmenin risk teşkil ettiğini belirtti.

Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Muhtar Kent ise Columbia Üniversitesi SIPA Kent Global Liderlik Programı Uluslararası Çatışma Çözümü Merkezinin “Altın Üçgen” anlayışıyla hareket ettiğine işaret ederek, “Devletlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun bir araya gelerek son 20-30 yılda yaşadığımız toplumsal sorunları çözmeye çalışmasını yansıtan ‘Altın Üçgen’ anlayışına gerçekten inanıyorum. Çünkü biliyoruz ki, bu sorunları devletler, iş dünyası ya da sivil toplum tek başına çözemez.” açıklamasında bulundu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/sabanci-universitesi-bm-ust-duzey-arabuluculuk-danisma-kurulu-uyesi-jean-marie-guehennoyu-konuk-etti/feed/ 0
Afrika’da çocuk askerlerin sayısı yüzde 40’la en fazla https://www.haber60.com.tr/afrikada-cocuk-askerlerin-sayisi-yuzde-40la-en-fazla/ https://www.haber60.com.tr/afrikada-cocuk-askerlerin-sayisi-yuzde-40la-en-fazla/#respond Sun, 11 Feb 2024 09:09:15 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7227 Dünya genelinde iç savaşların ve etnik çatışmaların yaygın olduğu bölgelerde savaşmaya zorlanan “çocuk askerlerin”, yüzde 40’la en fazla Afrika kıtasında bulunduğu tahmin ediliyor.

Afrika’da çıcuklar, en fazla Somali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Çad, Sudan, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Nijerya gibi ülkelerde çatışmalarda kullanılıyor.

İngiltere merkezli sivil toplum örgütü Save The Children’ın (Çocukları Kurtarın) “Çocuklara Yönelik Savaşı Durdurun: Çocuklar Barış İçinde Yaşasın” raporuna göre, 2022’de Afrika’da çocukların çatışmalardan etkilendiği ülkelerin başında KDC geldi.

Kıtada çatışma bölgelerinde kullanılan çocukların sayısı tam olarak bilinmese de BM’ye göre dünya genelinde yaklaşık 250 bin çocuk asker bulunuyor ve bu çocukların yüzde 40’ının Afrika’da olduğu tahmin ediliyor.

Uzmanlara göre, iç savaşların ve etnik çatışmaların yaygın olduğu bölgelerde savaştırılan, baskı ve şiddete maruz kalan savunmasız çocukların, bu durumdan kurtarıldıktan sonra da dikkatle takip edilmesi ve korunması gerekiyor.

Uluslararası hukuka rağmen “çocuk asker” gerçeği engellenemiyor

Son aylarda iç savaşın şiddetlendiği Sudan, KDC ya da Nijerya gibi ülkelerde isyancılar ve terör örgütlerinin çocukları çatışmalarda kullandığına dair basında iddialar yer alsa da Afrika’da çocuk asker konusu yeni değil.

Çocukların çatışmalarda kullanılması konusunda suçlananlardan eski Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor, 1990’larda iç savaşın yaşandığı ülkede “Küçük Erkek Birlikleri” kurarak 15 yaş altı çocukları çatışmalara sokmaktan yargılanmıştı.

Çocuk askerlerin yaşı giderek düşüyor

Milli Savunma Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Murat Yiğit ve İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Yusuf Özdemir, Afrika’daki çocuk asker konusuyla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Yiğit, “Cenevre Konvansiyonu Çocuk Hakları Sözleşmesi, 1997’deki Cape Town İlkeleri ve 2007’de yürürlüğe giren Paris İlkeleri gibi artık detaylandırılmış olan uluslararası hukuk mevzuatına rağmen, çocukların savaşlarda ve çatışmalarda kullanılmasının engellenmemiş olması endişe verici.” dedi.

Afrika’da çocukların özellikle iç çatışmalarda sahaya sürüldüğünü ifade eden Yiğit, silahlı gruplar ve terör örgütlerinin çocuk asker tercihinin arkasında daha düşük maliyet gerçeğinin yattığına işaret etti.

Yiğit, “Yaş grupları giderek düşen çocuk askerler çatışmanın ana unsuru olarak değil, yardımcı ve destek unsurları olarak işlev kazanıyor. Her durumda çocuk askerlerin silahlı saldırı sonucu ölmek veya yaralanmak, tecavüze uğramak, işkence görmek gibi kötü durumlara maruz kaldığı uzun süredir çeşitli uluslararası metinlerin konusu olduğundan çocuk istismarı olarak kabul edilen çocuk askerlik, insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçları arasında da yer almaktadır.” şeklinde konuştu.

Mali’de Tuareg hakimiyetindeki grupların oluşturduğu Azavad Hareketleri Koordinasyonunu (CMA) örnek gösteren Yiğit, ayrılıkçı silahlı örgütlerle yapılan görüşmeler sonucu kimi bölgelerde çocukların çatışmada kullanılmadığını gözlemlemek üzere heyetler gönderildiğini ve çocukların güvenliğinden emin olunduğuna dair bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığını belirtti.

Yiğit, çocuk askerlerin sadece çatışmalarda ölmek, işkence ve cinsel istismar gibi tehlikelerle değil, olumsuz iklim koşulları ve kuraklık gibi nedenlerden dolayı zor şartlarla karşı karşıya kalabildiğine işaret ederek, “Afrika’da devlet otorite ve kapasitelerini güçlendirmeden bu soruna kalıcı çözüm bulma imkanı maalesef yok denecek kadar az. Üzülerek söylemek gerekir ki Afrika’da çatışmayı ortadan kaldırmadan ve barışı, istikrarı hakim kılmadan tüm siviller gibi çocuklar da zarar görmeye devam ederler.” açıklamasını yaptı.

Savaşlar uzadıkça çocuk asker sayısı artıyor

Çocuk asker olgusuna karşı hükümetler, Birleşmiş Milletler (BM) ve sivil toplum kuruluşları tedbir ve önlemler alsa da çocukların savaşlarda kullanılması engellenemiyor.

İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Özdemir ise silahlı grupların en temel hedeflerinden birinin kendi idareleri altında yönetecekleri topluluklara sahip olmak olduğuna dikkati çekti.

Özdemir, “Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Sudan, Afrika kıtasında adeta kronikleşmiş iç savaşların yaşandığı, neredeyse her yıl yenilerinin eklendiği farklı isyancı gruplara sahne olan çatışma bölgeleridir. Krizin dozu arttıkça ve süresi uzadıkça bu yapıların da başvurdukları taktiklerin vahşet derecesi katlanarak çoğalmaktadır. Bu gruplar rakiplerine acı vermek başta, hedeflerine ulaşmak için yapabileceklerinin sınırı olmadığını göstermek amacıyla çocuklara başvurmayı tercih etmeyi bile düşünebilmektedirler.” şeklinde konuştu.

Savaşın seyrini değiştirebilecek etkideki sistematik terör pratiği olarak çocukların silahlı çatışmaya zorlanmasının ayaklanmacılar ve karşıtları açısından etik ve hukuki olarak gri bir alanda yer aldığını belirten Özdemir, “Soruna yaklaşırken bunu basit bir suç eyleminden farklı olarak çocuğun örgütün üst siyasi hedefini veya ideolojik dayanaklarını idrak edecek yaşa gelmeden, akranlarıyla katılım gösterdiğini akılda tutmak gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Özdemir, uluslararası hukukun, çocukların savaştırılmasının yasaklaması bir yana hükümetlerin de kalkışmayı bastırmak için hedef aldıkları gruplar arasında çocukların bulunmasının konuyu etik çıkmaza sürüklediğini kaydetti.

Çocukların korunması meselesinin en önemli konular arasında yer aldığını dile getiren Özdemir, çocukların silah altına alınmadan önceki sürece ilişkin çözüm önerilerinin kısıtlı kaldığına dikkati çekti.

Özdemir, kurtarılan çocukların toplumsal hayata yeniden uyum sağlama süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “İç savaş sonrasıyla ilgili silahsızlanma, terhis, yeniden yerleşim ve yeniden entegrasyon süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gerekmekte. Halen yetişkinlere uygulanan bu adımlar söz konusu çocuklar olduğunda psikolojik destek ve rehberlik hizmetlerinde uzmanlaşmış kişilerin gözetiminde yürütülmesine özen gösterilmeli.” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/afrikada-cocuk-askerlerin-sayisi-yuzde-40la-en-fazla/feed/ 0