Buzul – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Wed, 10 Jul 2024 06:42:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Hakkari’deki Cilo Dağları’ndaki Buzullar Küresel Isınma Nedeniyle Eriyor https://www.haber60.com.tr/hakkarideki-cilo-daglarindaki-buzullar-kuresel-isinma-nedeniyle-eriyor/ https://www.haber60.com.tr/hakkarideki-cilo-daglarindaki-buzullar-kuresel-isinma-nedeniyle-eriyor/#respond Wed, 10 Jul 2024 06:42:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38284

CUMHURBAŞKANLIĞI kararı ile 4 yıl önce ‘milli park’ ilan edilen Hakkari’deki 4 bin 135 rakımlı Cilo Dağları’nda bulunan buzullar, her geçen yıl küresel ısınma nedeniyle eriyor. Yıllar önce yer yer 200 metreyi aşan dikey buzul tabakaları şu an 50 metreye kadar düştü. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, son 30 yılda buzulların yüzde 50 alan kaybettiğini, daha önce bin hektar olan buzulların 500 hektarın altına düştüğünü söyledi.

Hakkari’deki 4 bin 135 rakımlı Cilo-Sat Dağları’nda, buzulların küresel ısınma nedeniyle erimeye başlaması, yöre insanını ve çevrecileri endişelendiriyor. Cumhurbaşkanlığı kararı ile 2020 yılında ‘milli park’ ilan edilen dağlar, her yıl Türkiye’nin çeşitli kentlerinden gelen yüzlerce doğasever ve dağcı tarafından ziyaret ediliyor. Cilo Dağları, geçen yıl 1-2 Temmuz’da valilik organizasyonuyla 5’incisi düzenlenen festivale de ev sahipliği yapmış ve festivale 20 bin kişi katılmıştı. Son yıllarda erimeye başlayan buzullar giderek alan kaybederken, uzmanlar önlem alınmaması durumunda buzulların kısa sürede yok olacağını söylüyor.

‘200 METRELİK DİKEY TABAKALAR, 50 METRELERE KADAR DÜŞTÜ’

Van YYÜ Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, buzulların alan kaybı yaşadığını, yıllar önce 100-200 metrelik dikey tabakanın da 50 metrelere kadar düştüğünü söyledi. Prof. Dr. Alaeddinoğlu, doğal miras olan buzulların korunması için İtalya’daki gibi örtüyle kaplanması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyada olduğu gibi Türkiye’de de benzer bir manzara var. Bunun en güzel örneği de Cilo’daki buzullar. Cilo buzullarının yer aldığı dağın yüksekliği 4 bin 135 metre. Cilo, Türkiye’nin ikinci en yüksek dağı. Tabii orayı özel yapan Türkiye’nin ikinci büyük dağı olması değil, üzerinde yer alan buzullar. Orada on binlerce yıllık buzullar var. O bölgenin alt tarafında yaşı bir milyonu bulan buzullar da var. Buzul kütlesi o bölgeyi, ya da o dağı özel yapıyor, ekolojik anlamda bir doğa harikası haline getiriyor. Ancak buzullar son 30 yılda çok ciddi bir erime süresine girdi. Son 10 yıldaki erime süreci giderek hızlanıyor. Bu erime son 5 yılda daha da hızlandı. Yani dünyanın ısınmaya bağlı olarak yaşadığı toplam sıcaklıktaki artış, Cilo’da da kendini gösteriyor ve o buzullar her geçen gün biraz daha alan kaybediyor. Bu alan kaybı maalesef hızlanarak devam ediyor. Son 30 yılda yüzde 50’den fazla alan kaybetmiş. Mevcut şu anki alan 500 hektarın altına düşmüş. Bu alan kaybeden yerler, bir şekilde güneşle temas eden yerler. Bu bölgelerdeki erime çok daha hızlı. Nispeten kuzey yamaçlarda kalan, yani güneş ışınlarından doğrudan maruz kalmayan bölgelerde ise, buzullar nispeten tutunabiliyor. Ama bu tutunma öyle çok dirençli bir şekilde değil, çünkü buzullarda sadece alan küçülmüyor. Aynı zamanda buzulların içinde de erimeler baş göstermiş. Çok ciddi çatlaklar, yarıklar var. Yüzeyde sağlam gibi görünen o katmanların altında boşluklar var. Bu çatlak ve boşlukların aslında bir şekilde zaman içerisinde açığa çıkmasıyla beraber, bu kez o erimenin şiddeti de artıyor.”

‘CİLO BUZULLARI, ANADOLU’NUN EN ESKİ TANIKLARI’

Buzul erimelerinin bir diğer nedeninin insan kaynaklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, insanların buzulları deneyimlemek, yüzeyinde yürümek ve buzula basmak için oraya zarar verdiklerini söyledi. Prof. Dr. Alaeddinoğlu, “O alanın tamamının gerçekten korunması gerekiyor. Geçmişte yüzlerce metre derinliğindeki o buzul kütleleri, artık çok daha sayılı metrelerin altına düşmüştür. Buzullar bu coğrafyanın, bu Anadolu’nun en eski tanıkları. Buzullar, bu coğrafyada yaşananlara tümüne tanıklık etmiş. Onlar sadece birer doğa parçası, birer buzul değil, onlar bizim geçmişimiz. Bizim onlara sahip çıkmamız lazım. 2020 yılında öncelikli korunanlar listesine alındı ve milli park ilan edildi. Bu önemli bir gelişme. Ancak, bununla beraber o alanın korunması noktasında farklı adımların da atılması. Bunlardan bir tanesi, o bölgedeki buzulları korumak. 20-30 yıl sonraki insanlarımızın da bu buzulları görme hakkı var. O insanlar da buzulları deneyimlemelidir. Yüzey örtüleriyle o buzulları koruyabilir, gelecek nesiller için birer doğa harikası olarak kalmalarını sağlayabiliriz. Oraya belirli sınırlamalar, belirli kontrol edici mekanizmalar geliştirilerek, insanların o bölgeyi etkin kullanılması sağlanmalı. Buzulları değil, çevresinde bunu gözlemleyerek bunu sağlayabiliriz. Bunlar bizim sorumluluğumuz. Geçmişte bin hektarın üzerinde olan buzul alan, bugün baktığımızda alan 500 hektarın altına düştüğüne görüyoruz” diye konuştu.

‘DÜNYA ISINDIKÇA, CİLO BUZULLARI ERİMEYE DEVAM EDECEK’

Prof. Dr. Alaeddinoğlu, buzul erimelerinin bu şekil devam etmesi halinde çok daha kötü durumlarla karşılaşılabileceğini kaydederek, “Geleceğe ilişkin bütün senaryolar sıcaklıkların artışını gösteriyor. Dolayısıyla Cilo buzulları da bundan nasibini alacak. 30 yılda yüzde 50’sini kaybettiğiniz bir alanı, muhtemelen sıcaklık artışı bu şekil devam ederse, bunun yüzde 50’sini daha kaybedebiliriz. Buna fırsat vermeden koruyucu tedbirler geliştirmeliyiz. Buzul erimesi bir taraftan doğa harikasını yok ederken, diğer taraftan bu doğa harikasının erimesiyle beraber oluşabilecek bir takım olumsuzluklar da yaşanabilir. Buzul erimesinin şiddeti, Hakkari bölgesinde tarımsal faaliyeti, hayvancılık ve insan faaliyetlerini etkileyebilir. Orayı bir ekolojik bir dengesinin parçası olarak düşünmek lazım. Oradaki bir yaşamı etkileyebilecek bir doğa olayı olarak düşünmek gerekir. Burası tam bir hazine ve bütün medeniyetlere tanıklık etmiş bir miras” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hakkarideki-cilo-daglarindaki-buzullar-kuresel-isinma-nedeniyle-eriyor/feed/ 0
Türk bilim insanları geçmişin izinde Antarktika’nın geleceğini araştırdı https://www.haber60.com.tr/turk-bilim-insanlari-gecmisin-izinde-antarktikanin-gelecegini-arastirdi/ https://www.haber60.com.tr/turk-bilim-insanlari-gecmisin-izinde-antarktikanin-gelecegini-arastirdi/#respond Tue, 19 Mar 2024 08:33:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=20824 Bu yıl 8’incisi düzenlenen Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nde Türk bilim insanları dünyanın geleceğini Antarktika kıtasının geçmişinde araştırdı.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, 36 günün ardından başarıyla tamamlandı.

Seferde bilim insanları, Antarktika’daki Horseshoe Adası’nda karasal, Marguerite Körfezi’nin bir parçası olan Lystad Körfezi’nde denizel alanlarda kıtanın geçmişine dair yaptıkları çalışmalarla gezegenin geleceği konusunda ipuçları aradı.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Murat Özkaptan, Marguerite Körfezi’nde “Horseshoe Adası’nın Paleomanyetizması: Tektonik ve Paleoşiddet Değişimlerinin Belirlenmesi” projesi ile adanın jeolojik oluşumu, üzerinde bulunduğu Antarktika plakasının tektonik hareketleri ve yer manyetik alanın güney manyetik kutup bölgesinde zamanla nasıl değiştiği konusunda yaptığı çalışmaları tamamladı.

Doç. Dr. Murat Özkaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje kapsamında Horseshoe Adası’nın paleomanyetik değişimlerini inceleyeceğini ifade ederek, “Projemin iki önemli motivasyonu var. Birincisi, yer manyetik alanının zamansal değişimlerini ortaya koyabilmek, ikinci ise Horseshoe Adası ve civarından alınacak kayaçlardan bölgenin tektonik rotasyonunu ortaya koyabilmek.” dedi.

Manyetik alanın insanlık tarafından bilinçli olarak kullanılmasının yaklaşık 2 bin yıl öncesine dayandığının altını çizen Özkaptan, manyetik alanın ilk olarak Çinliler tarafından keşfedildiğini ve yönlerini bulmada kılavuzluk etmesi amacı ile kullanıldığını anlattı.

Özkaptan, “Daha sonrasında yine bilim dünyası açısından son derece önemli keşiflerin yolunu açmış yerkürenin gizemli bir fiziksel özelliğidir. Bu özellik duyularımızla fark edilmese de canlıların ve tabiatın kendini idame ettirilmesi için son derece önemlidir. Güneşten ve uzaydan gelen zararlı ışınlara karşı bir nevi koruma kalkanı görevi görmektedir.” bilgilerini verdi.

Manyetik alanın oluşturduğu bu kalkanın, jeolojik devirler içerisinde zaman zaman zayıfladığını veya güçlendiğini dile getiren Özkaptan, şu değerlendirmede bulundu:

“Horseshoe Adası’nı oluşturan farklı yaşlardaki kayaçlardan alınacak örnekler sayesinde, manyetik alanın geçmiş jeolojik dönemlerde nasıl davrandığıyla alakalı bilgiler elde edilecektir. Manyetik alanın geçmiş dönemlerdeki davranışlarının düzgün bir şekilde ortaya koyulmasıyla gelecekteki olası değişimlerin doğru bir kestirimi de sağlanmış olacaktır. Ancak bu şekilde, insanlığın devamlılığı için kritik öneme sahip olan yer manyetik alanının nasıl değişebileceği ile ilgili projeksiyon çalışmaları için son derece önemli veriler üretmeye çalışacağız.”

Özkaptan, yer manyetik alanının, kayaçların oluşumu esnasında nüfuz ederek pusula ibresi gibi yönelim kazandırdığını anlatarak, jeolojik zaman sürecinde kazanılan bu mıknatıslanma yönlerinin değişebildiğini söyledi.

Bu değişmeye neden olan etkenin tektonizma olduğuna vurgu yapan Özkaptan, “Bu kayaç gruplarından farklı jeolojik yaşlarda ve konumlardan alınacak paleomanyetik örnekler sayesinde, adanın jeolojik oluşumu, kayaçlar arasındaki olası rotasyonel ve konumsal farklar ve bunlara neden olan tektonik deformasyon süreçleri hakkında bilgiler edinilmeye çalışılacaktır. Bu sayede, lokalde Horseshoe Adası ve civarının rotasyonel değişimi, geniş ölçekte ise adanın üzerinde bulunduğu Antarktika plaka hareketlerinin nasıl değiştiği ile alakalı sorulara cevap vermeye çalışacağız.” şeklinde konuştu.

“Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık”

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Denizhan Vardar da Horseshoe Adası’nın batısında yer alan Lystad Körfezi’nde, “Sığ deniz tabanı ve yakın kıyı alanları buzul kaynaklı yapılarının akustik ve yüksek ayrımlı İHA fotoları ile tanımlanarak haritalanması ve yakın geçmiş buzul hareketlerinin belirlenmesi”ne ilişkin projesini gerçekleştirdi.

Doç. Dr. Vardar, esas amacının deniz kıyısı ve yaklaşık 40 metre su derinliğine kadar olan deniz tabanının özelliklerini incelemek olduğunu aktararak, bu bağlamda yakın kıyı ile sığ deniz alanlarındaki kaya, kum ve çamur formasyonlarının belirlenerek bentik habitatların dağılımı ve sınırlarının haritalandırılacağını söyledi.

Antarktika kıtasında buzul hareketlerinin suyun altında bıraktığı izleri anlamanın ve araştırmanın önemine değinen Vardar, şöyle devam etti:

“Deniz tabanının görüntülenmesi için kendi enstitümüz bünyesinde olan yandan taramalı sonar cihazımızı kullandık. Bu cihaz akustik sinyalleri kullanarak görüntüleme yapmakta ve deniz tabanının fotoğraf gerçekliğinde görüntüsünü ortaya koymaktadır. Böylelikle Horseshoe Adası’nın 0-40 metre su derinliği arasındaki deniz tabanını haritaladık. Bunun üzerine gördüğümüz bazı yansımalarla beraber çamur ile kaya alanlarını işaretledik, aşınım ve depolanma alanlarının da belirlenmesi ile geçmiş buzul dönemi hareketleriyle ilgili şu anda kafamızda fikirler oluştu. Bunun yanında, gönderilen sinyal bir akustik sinyal olduğundan bazı alanlarda zemin doğrulaması yapmak gerekiyordu. Bunun için de su altı dronu sistemiyle belirlediğimiz bazı noktalara gidip görüntülerimizi aldık. Topladığımız yansıma verileri ile görüntüyü yan yana koyarak deniz tabanını doğrulamış olduk. Bu bakımdan başarılı bir çalışma oldu.”

“Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor”

Denizdeki izlerin çok önemli olduğuna vurgu yapan Vardar, “Geçmişin ve güncelin izleri denizin altında saklı kalıyor, karadaki gibi yok olmuyor. Denizaltı sürekli birikim alanlarıdır. Deniz tabanında oluşan birikimler ve deformasyonların izleri suyun koruyuculuğu sayesinde sürekli burada saklı kalır. Karayla denizin en önemli farkı budur. Deniz sürekli korur, kara sürekli aşındırır ve aşınan malzeme de denize gelir.” diye konuştu.

Doç. Dr. Vardar, yaptıkları çalışmanın farkının, deniz tabanı özelliklerinin anlaşılması ve bu kapsamda geçmişe dair bilgi edinmek olduğunu belirtti.

Vardar, “Horseshoe Adası’nın geçmişi de günümüzü de bütün hikayesi denizaltında saklı. Karada erozyonlar olur ve onların aralarındaki zamanlar kesintilidir ama denizin altını ve deniz tabanından daha derinleri görüntülediğinizde hem günceli hem de geçmişi görebiliyorsunuz. Bütün izler, bütün geçmiş denizin tabanında ve deniz altında her zaman bellidir.” ifadelerini kullandı.

“Geçmişte ve bugünde yaşananları anladığımızda geleceğimizi daha iyi anlayabiliriz”

Gebze Teknik Üniversitesi’nden 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç da “Horseshoe Adası Basamaklı Kıyı Şekillerinin Haritalanması ve Tarihlendirilmesi” projesinin saha çalışmalarını tamamladı.

Antarktika’daki buzul örtüsünün erimesinin son 10 bin yıldan günümüze kara alanlarının yükselimine etkisini araştıran Erturaç, özellikle dünyanın genç tarihini anlamak için yer şekillerini ve depolarını çalıştığını anlattı.

Erturaç, amacının TAE-8 kapsamında Horseshoe Adası’nda birçok farklı yer dinamikleri sonucunda oluşmuş yer şekillerini detaylandırmak olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

“Projemin temel nedeni ya da temel yaklaşımı ve hipotezi aslında buzul jeomorfolojisi, kıyı jeomorfolojisi ve akarsu jeomorfolojisi. Bunların etkileşiminde oluşan Gaul Koyu’nda bulunan basamaklı yer şekilleri, benim odak noktam. Bunları haritalayarak ve detaylı tarihlendirerek zaman içerisinde yani geçmişten son 10 bin yıldan günümüze Batı Antarktik Yarımadası’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışıyoruz. Geçmişte ve bugünde yaşanan süreçleri anladığımız zaman geleceğimizi, gelecekte de başımıza gelecekleri daha iyi anlayabiliriz. Biz de burada 10 binlerce yıl içerisinde oluşmuş olan yapıları anlamaya çalışıyoruz.”

Bugün buzullar arası dönemde yaşıyoruz. Gaul Koyu’nun oluşumu, daha doğrusu bütün Antarktika Yarımadası’ndaki yer şekillerinin oluşumu, bu buzul dönemlerindeki buzul erozyonu sonucunda oluşuyor. Buzulların hareketleri sonucunda oluşuyor. Gaul Koyu da bir buzul vadisi. Buzul çağı sona erdikten sonra buzullar geri çekilmeye, erimeye başladıktan ve deniz seviyesi yükseldikten sonra bu buzul vadisini deniz basıyor. Bugün arkamdaki yer şekli ve tam karşımda ise bu gerileyen buzulu görüyoruz. Buna Shoesmith buzulu adı veriliyor.”

Shoesmith buzulu ve denizin birlikte işlediği çökelleri gözlemleyebildiklerini ifade eden Erturaç, bu çökelleri basamak basamak, tek tek mutlak yöntemlerle tarihlendireceklerini, ne zaman oluştuklarını anlayacaklarını, insansız hava araçlarıyla çok detaylı bir şekilde haritalayacaklarını, bu tarih ve yükseklikle Antarktika kıtasının ve özellikle Batı Antarktika’nın ne kadar hızla yükseldiğini anlamaya çalışacaklarını söyledi.

Doç. Dr. Mehmet Korhan Erturaç, kabaca tahmin ile Horseshoe Adası’nın yılda 1 ile 2 santimetre arasında yükseldiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu yükselmenin nedeni tektonizma değil, buzulların geri çekilmesi. Yani kilometrelerce kalınlığında buzul çağında bir buzul örtümüz var. O buzulların erimesi ve bugünkü hali alması sonucunda kara alanları bu yük serbestlenmesine cevaben yükseliyorlar. Biz bunu ölçmeye çalışıyoruz ve buradan elde edeceğimiz bilgiler bütün Batı Antarktika için çok anahtar niteliğinde bize bir veri sağlayacak.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/turk-bilim-insanlari-gecmisin-izinde-antarktikanin-gelecegini-arastirdi/feed/ 0
ÇOMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Kuzey Kutbu’nda küresel ısınmanın etkilerini görüntülüyor https://www.haber60.com.tr/comu-saglik-bilimleri-fakultesi-dekan-yardimcisi-kuzey-kutbunda-kuresel-isinmanin-etkilerini-goruntuluyor/ https://www.haber60.com.tr/comu-saglik-bilimleri-fakultesi-dekan-yardimcisi-kuzey-kutbunda-kuresel-isinmanin-etkilerini-goruntuluyor/#respond Thu, 07 Mar 2024 21:42:10 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=16584 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ebru Caymaz, çevre ve iklim değişikliği farkındalığına katkı sağlamak amacıyla 11 yıldır Kuzey Kutbu’nda eriyen buzul bölgelerinde ekstrem faaliyetler ve dalışlar yaparak küresel ısınmanın etkilerini görüntülüyor.

Doç. Dr. Caymaz, Küresel ısınmanın etkisiyle İzlanda, Grönland, İsveç, Norveç ve Sibirya’da eriyen buzulların bulunduğu bölgelerde 2013 yılında araştırma yapmaya karar verdi.

Ekstrem sporlarla ilgili çalışmaları da bulunan Caymaz, buzul bölgelerinde yerel halkın desteğiyle yürüttüğü araştırmalarda bu coğrafyadaki değişimleri fotoğraf ve videolarıyla kayıt altına aldı.

Kutuplara yönelik çalışmalarından dolayı Curtis&Edith Munson Vakfının desteğiyle Okyanus Vakfı (Ocean Foundation) ve Antarktika Bilimsel Araştırma Komitesi (Scientific Committee on Antarctic Research) tarafından hayata geçirilen çok uluslu “Kutup Bilimlerinde 100 Kadın Projesi”nde de yer alan Caymaz, çalışmasının sonuçlarını Uluslararası Kutup Haftası etkinlikleri kapsamında, 15 Mart’ta yapacağı sunumla dünya kamuoyuna duyuracak.

Doç. Dr. Ebru Caymaz, AA muhabirine, Grönland’a aralıklarla yaptığı ziyaretlerin ardından Ada ile ilgili 2020’de kuzeyinden güneyine geniş kapsamlı çalışma başlattığını söyledi.

Dalış ve izlenimlerinde vahim sonuçlarla karşılaştığını belirten Caymaz, “Örneğin güneydeki balıkların kuzeye göçtüğünü öğrendik. Güneyde 2016 yılında çok uygun fiyatlı bulduğumuz balıkların fiyatları 2020’de 3 katına çıkmıştı ve pek bulunamıyordu. Çünkü soğuk iklim balıkları ısınan sularla beraber kuzeye göç ediyordu.” dedi.

İsveç’te de çalışmalar yaptığını dile getiren Caymaz, araştırmalarını bilimsel yayınlara dönüştürmeye başlayınca “Kutup Bilimlerinde 100 Kadın Projesi”ne dahil edildiğini, 2024 yılı itibarıyla Uluslararası Arktik Bilim Komitesine bağlı kurulan Bilimsel İşbirlikleri ve Diplomasi Çalışma Grubunda da yer aldığını ifade etti.

İklim değişikliğini akademik olarak takip ettiği bu süreçte başka ülkelerden bilim insanlarıyla çalıştıklarını bildiren Caymaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birlikte çalıştığımız bilim insanlarının çoğu, buzul bölgelerinde araştırmalar yapıyor. Katılımcıların yüzde 90’ı yaz döneminde icra edilen seferlere katılıyor. Kış dönemindeki verilerimiz çok eksik diye çağrılar yapıldı. 2013 yılından beri her kış dönemi buzullara giden bir bilim insanı olarak verileri kaydettim. Çektiğim görüntüler ilgi gördü. Şu an bir hazırlık yapıyorum. 15 Mart’ta sonuçları dünya kamuoyu ile Uluslararası Kutup Haftası’nda ve hemen akabinde Arktik Bilim Zirvesi’nde paylaşacağım. Çünkü iklim değişikliğinde aslında yaptığımız ölçümler yılın bazı dönemlerinde yani birer yıl arayla yaptığımız ölçümler, aslında çok anlamlı sonuçlar ifade etmiyor. En az beşer, onar yıllık olmalı.”

“Erime bu şekilde devam ederse 100 yıl içinde İzlanda’da buzul kalmayacak”

Caymaz, NASA’nın yaptığı çalışmada 207 buzulun incelendiğini, 179’unda kalıcı hasar olduğunun tespit edildiğini aktardı.

Buzullardaki erimeye araştırmalarından örnek veren Caymaz, “Normalde doğa kendini adapte edebiliyor yeniden donma noktasında ancak o kadar geri çekilmişler ki bizzat gördüm; 4 saatte yürüdüğüm yeri 8,5 saatte yürüdüm. Bunları dron görüntüleriyle kayıt altına aldım.” ifadelerini kullandı.

Caymaz, 1 Ocak günü köpekli kızakla başladıkları faaliyette, zeminin sağlam olmaması nedeniyle en kuzeydeki kasabaya ulaşamadıklarını dile getirdi.

Buzullarda ayrışmaya başlayan derin, devasa çatlaklar gözlemlediğini vurgulayan Caymaz, şöyle konuştu:

“Oxford Üniversitesinin davetiyle Oxford Kutup Forumu ile yapmış olduğumuz bir çalışma var. Şu an nihai haline getiriyoruz. Orada ben insani boyutunu işledim. Dolayısıyla artık bunun halk tabanına da yayılması için mücadele veriyorum, çektiğim görüntülerle de dikkat çekiyorum. Özellikle sıfırın altında 45 derecede yapılmış faaliyetler, Sibirya’da yaptığım ölçümler var. İşte orada insanların iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğine dair birtakım sonuçlar ortaya çıktı. İzlanda’ya üç kez gittim ve 2019 yılında çok acı bir şeyle karşılaştım. Orada bir buzul tamamen yok oldu. Ölen buzul için tüm dünyanın ilgisini çekmek amacıyla cenaze töreni düzenlendi. ‘Iceland’ diyoruz, buzlar diyarı ancak erime bu şekilde devam ederse 100 yıl içinde İzlanda’da buzul kalmayacak. 400’den fazla buzul var şu anda ve buzulların hepsi erimiş olacak. Bunları da 15 Mart’ta paylaşacağım.”

Doç. Dr. Caymaz, buzul erimelerini buz üstü, su altı ve dron çekimleriyle kayıt altına aldığını belirtti.

Bu görüntüleri ve uzaktan algılama sistemleriyle yapılan ölçümleri birleştirdiğinde tehlikenin büyüklüğünün ortaya çıktığını vurgulayan Caymaz, “NASA’nın ocak ayında yayınladığı raporda belirttiği üzere erimenin öngörülenden en az 5’te bir daha hızlı olduğunu gösteriyor ki bu Svalbard’da (Norveç’e bağlı takımada) tüm dünyaya kıyasla 4 kat, İzlanda da ise çok daha hızlı, Arktik bölgesinin genelinde de ortalama 3 kat daha fazla.” bilgisini paylaştı.

Erime bu hızda devam ederse 20-25 yıl sonra “iklim mültecileri” başta olmak üzere bazı sorunlar yaşanabileceğini, Türkiye’de de istilacı balık türlerinin görülmeye başladığını anlatan Caymaz, dünya genelinde etkin bir yönetişim süreciyle farkındalık faaliyetlerinin hızlandırılması, bilimsel araştırmaların çeşitlendirilmesi ve iklim değişikliği konusunda radikal önlemler alınması gerektiğini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/comu-saglik-bilimleri-fakultesi-dekan-yardimcisi-kuzey-kutbunda-kuresel-isinmanin-etkilerini-goruntuluyor/feed/ 0
Konya’da Geyik Dağları’nda 2,5 milyon yıl öncesine dayanan sirk buzulu bulundu https://www.haber60.com.tr/konyada-geyik-daglarinda-25-milyon-yil-oncesine-dayanan-sirk-buzulu-bulundu/ https://www.haber60.com.tr/konyada-geyik-daglarinda-25-milyon-yil-oncesine-dayanan-sirk-buzulu-bulundu/#respond Thu, 04 Jan 2024 07:36:07 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2182

KONYA’da Geyik Dağları’nın 2 bin 600 rakımında doğa gezgini Hasan Hüseyin Kahriman’ın bulup, DHA’nın da duyurduğu varlığı 2,5 milyon yıl öncesine dayanan ‘sirk buzulu’ (Çanak buzu, dağların yamaçlarında oluşur) varlığı bilimsel çalışmalarla kanıtlandı. 4 farklı üniversiteden akademisyenlerin hazırladığı makalede, “Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. 2010 yılından 2023 yılına kadar yani 13 yıllık sürede ise buzulların yüzde 82’sinin eridiği görülmüştür. Küresel sıcaklıkların giderek arttığı bu dönemde önümüzdeki yıllarda buzulların tamamen ortadan kalkacağı da ifade edilebilir” denildi.

Doğa gezgini Hasan Hüseyin Kahriman, Orta Toros Dağları’nda, Taşeli Platosu’nda kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Konya, Karaman ve Antalya’nın sınırlarını oluşturan 2 bin 877 rakımlı Geyik Dağları’na gezintiye çıktı. Kahriman, gezinti sırasında dağın 2 bin 600 rakımında buzul yatağı olduğunu tespit etti. DHA’nın görüntülediği buzul yatağını inceleyen Necmettin Erbakan Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan Pınar, bunun sirk buzulu olduğunu söyledi.

‘BUZULLAR 5 YIL İÇİNDE ORTADAN KALKACAK’

Sirk buzulunun kamuoyunda duyulmasının ardından Ardahan Üniversitesi’nden Dr. Ferhat Keserci, İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Cihan Bayrakdar, Dr. Gülan Güngör, Dr. Mahsum Bozdoğan, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nden Dr. Ergin Canpolat, Munzur Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynel Çılğın, buzulla ilgili bilimsel çalışmalara başladı. Akademisyenler araştırmalar sonucunda ‘Geyik Dağı Güncel Buzulları ve Morfometrik Özellikleri’ isimli makaleyi hazırladı. Makalede, “Geyik Dağları, Geç Kuvaterner boyunca yoğun ve tekrarlanan buzullaşmalara maruz kalmıştır. Güncel bir buzulun varlığı bölgede yapılan daha önceki çalışmalarda doğrulanmamış veya tespit edilememiştir. Bölgede yerel gezgin olan Hasan Hüseyin Kahriman’nın 27 Ekim 2023’te buzul varlığını sosyal medya aracılığıyla aktarması üzerine buzulları tanımlamak ve yerlerini belirlemek için uzaktan algılama yöntemleri kullanılmış ve Geyik Dağı’na yapılan arazi çalışması ile güncel buzulların varlıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan ilk çalışmadır. Buzul modellemesi neticesinde Geyik Orta Buzulu’nun toplam 6 bin metrekare, Doğu Buzulu’nun 2 bin 30 metrekare, toplamda ise Geyik Dağı’ndaki buzulların 8 bin 30 metrekare alana sahip olduğu tespit edilmiştir. Buzulların ortalama olarak uzunlukları 98 metre, buzulların rakımı ise 2 bin 619 metre olarak hesaplanmıştır. Buzulların 12-30 derece eğim değerleri arasında ve tamamen kuzey bakılı alanlarda bulundukları tespit edilmiştir. Buzullar ve sirklerin morfolojik özellikleri, yüksek rakım, bakı özellikleri ve yüksek kar birikimi Geyik Dağı’ndaki buzulların bu kesimlerde korunmasına pozitif olarak etki etmiştir. Buzullar üzerinde yapılan karşılaştırmalı uydu görüntülerinde 06.09.2010 tarihinden günümüze kadar buzulların alansal olarak yüzde 50’sinden fazlasının eridiği ve önümüzdeki yıllarda etkisini giderek arttıran küresel ısınma ile beraber 5 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir” denildi.

’13 KİLOMETREKARELİK BUZULDAN GÜNÜMÜZE 8 BİN 30 METREKARE KALDI’

Son Buzul Çağı’ndan günümüze kadar varlığını sürdüren buzulların 13 yıllık süreçte yüzde 82’sinin eridiği belirtildi. Makalede şu görüşlere yer verildi:

“Bu çalışmanın iki temel odak noktası bulunmaktadır: Birincisi, Geyik Dağı buzullarının morfometrik (buzul ve sirk) özelliklerini belirlemektir. İkincisi ise Türkiye’nin en sıcak bölgelerinden biri olan Batı Toroslar’da, uygulanan yöntemler çerçevesinde iklimsel ve jeomorfolojik perspektifte güncel buzulların varlığını sürdürmesini neden sonuç ilişkisi içerisinde irdelemektir. Bu çalışma aynı zamanda bilimsel olarak Geyik Dağı’nda güncel bir buzulun varlığını tanımlayan ve doğrulayan bu türde bir ilk çalışmadır. SBM (Son Buzul Çağı) buzul yayılışı sırasında 13 kilometrekare, 2010 yılındaki uydu görüntülerine göre belirlenen buzul yüzey alanının ise 44 bin 500 metrekare olduğu hesaplanmıştır. Bu bağlamda Son Buzul Çağı dönemindeki toplam buzul alanının yalnızca 0,06’sı günümüze kadar kalabilmiştir. 2010 yılından 2023 yılına kadar yani 13 yıllık sürede ise buzulların yüzde 82’sinin eridiği görülmüştür. Yapılan analizler neticesinde Geyik Dağı’nda yer alan buzulların yakın tarihler içerisinde eridiği tespit edilmiş olup günümüzde etkisini giderek attıran küresel ısınma nedeniyle önümüzdeki uzak olmayan yıllarda bu buzulların da tamamen ortadan kalkacağı ifade edilmelidir.”

‘5 YIL İÇERİSİNDE TAMAMEN ORTADAN KALKACAK’

Buzul tabakasının 21 bin yıl önce gerçekleşen son buzul çağından kalma olduğunu ifade eden makalenin baş yazarı Dr. Ferhat Keserci, “Yazılı ve görsel medyada çıkan haberler üzerine halihazırda TÜBİTAK tarafından desteklenen projemizle Geyik Dağları’nda arama çalışması gerçekleştirdik. Termal kamera ve uzaktan algılama yöntemleriyle bölgede güncel buzulun varlığını tespit edip bilimsel bir yayına dönüştürdük. Yaptığımız analizler neticesinde 21 bin yıl önce gerçekleşen Son Buzul Maksimum da Geyik Dağı’nın kuzeyinde Eğri Gölü de içerecek şekilde büyümüş olan 13 kilometrekarelik büyük buzullaşma alanından kalan kalıntı bir buzul alanı olduğunu tespit etmiş olduk. Bu buzul alanı yaklaşık 2 bin 600 metre seviyelerinde ve 6 bin metrekarelik bir yüzey alanına sahip. Yaptığımız hesaplamalara göre son 13 yıllık sürede giderek hızlanan bir erimeye maruz kaldığını, şartların bu şekilde devam etmesi halinde ise bu buzulun 5 ile 7 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı yönünde tespitlerde bulunmuş olduk” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/konyada-geyik-daglarinda-25-milyon-yil-oncesine-dayanan-sirk-buzulu-bulundu/feed/ 0