AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Tunca Nehri’nde debinin 2 metreküp/saniyeye düşmesiyle çeltik tarlalarının sulanamaz hale geldiği bölgeye, Bulgaristan’dan su salınması için Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Bulgar mevkidaşı ile görüşeceğini söyledi. Aksal, “Bildiğim kadarıyla bu hafta Bulgaristan Tarım Bakanı ile Tarım Bakanımız görüşecekler. Sayın Cumhurbaşkanımız da daha önce devreye girmişti. Gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımız yine devreye girer” dedi.
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimlerinin ardından İl Genel Meclisi’nde göreve başlayan meclis üyelerini ziyaret edip, hayırlı olsun dileklerini iletti. Meclisin toplantısına da katılan Aksal, burada meclis üyelerinin sorularını da yanıtladı. Aksal gelen sorular üzerine, konuşmasının geniş bölümünü tarıma ayırdı.
‘TMO ÜRÜNÜN TAMAMINI ALACAK’
Toplantıda üreticilerin buğday fiyatlarından memnun olmadığı hatırlatılan Aksal’a, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım kapasitesinin ne kadar olacağı soruldu. Aksal, “TMO açıklama yaptı, Türkiye genelinde vatandaş ne kadar buğday vermek istiyorsa, tamamını alacağız, dedi. Vatandaşımızın en ufak bir endişesi olmasın. Vatandaş, TMO’ya ürününü vermek istiyorsa, son vatandaşımız ürününü verene kadar TMO alımlara devam edecek. Biliyorsunuz geçen sene randevu sistemine geçildi. Aslında Edirne’de çok büyük bir problem olmadan yapıldı bu uygulama, bu dönem de çok fazla olacağını sanmıyorum. Vatandaşlara bir çağrıda bulunalım, sistem küçük üreticiyi koruyor. Çünkü daha önce gelip 1000 ton, 2000 ton verebiliyordunuz, şimdi günlük verebileceğiniz miktar sınırlı. Onun için ilk önce küçük üretici versin, diye bu yapıldı. En çok şikayet de büyük üreticiden geliyor ama biz bundan memnunuz. Günlük 30 ton verebiliyorsunuz. 30 ton ve altı verecek üreticilere öncelik tanındı Edirne’de” ifadelerini kullandı.
‘VERİM FİYATTAN DAHA ÖNEMLİ’
Buğday fiyatının düşük olması konusuna katıldığını ancak önemli olanın ‘verim’ olduğunu söyleyen Aksal, “Geçen yıl üreticiye çok iyi bir fiyat verildi, hatta beklentinin bile üzerindeydi fiyat. Bu yıl üretici belki yine aynı beklentideydi. Fiyatla ilgili değişik değerlendirmeler var. Benim de gönlüm çok daha yukarıda olmasını isterdi. Ama sizi temin ederim ki; çok daha yukarıda olmasını, her şeyin en iyisinin olmasını isteyecek kişi de bu ülkenin Cumhurbaşkanı’dır. Her zaman söylüyorum, fiyat önemli ama fiyattan daha önemli olan bir şey var, o da verim. Verim olmadıktan sonra fiyatın ne kadar olduğunun hiçbir kıymeti yok. Biz dünya ile yarışmak zorundayız. Dünya fiyatlarıyla yarışmak zorundayız. Verimliliği artırarak yarışmaya çalışıyoruz. Verimliliği artırmanın yolu da sudan, sulu tarımdan geçiyor” diye konuştu.
‘SU TALEBİ PANSUMAN ÇÖZÜM’
Kentte Tunca Nehri’nde yaşanan su sıkıntısıyla ilgili çalışmalarının sürdüğünü belirten Fatma Aksal, Bulgaristan’dan su salınması için önümüzdeki günlerde Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Bulgar mevkidaşı ile görüşeceğini dile getirdi. Aksal, “Her yıl Bulgaristan’dan su talebimiz gündeme geliyor. Biz yine bakanlığımızla gerekli görüşmelerimizi yaptık, Bulgaristan’dan gerekli su talebinde bulunduk. Ama bu su talepleri tabii ki pansuman çözümlerdir. İnşallah Tunca Nehri kenarındaki üreticilerimizin sorununu çözecek olan Çömlekköy Barajı’dır. Sadece Tuna kenarındaki üreticilerimizi değil, aynı zamanda aşağıya gidip Meriç’e karıştığı için aşağıda Meriç bölgesindeki üreticilerimize de derman olacaktır, fayda sağlayacaktır. O yüzden çok hızlı bir şekilde tasarruf tedbirlerinden etkilenmeden Çömlekköy Barajı’nı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu aşamada üreticilerimiz için, Bulgaristan’la da su konusunda gerekli girişimlerde bulunduk. Bildiğim kadarıyla bu hafta Bulgaristan tarım bakanıyla bizim tarım bakanımız bu konuyu da görüşecekler. Sayın Cumhurbaşkanımız da daha önce devreye girmişti. Gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımız da yine devreye girer” dedi.
]]>Kırklareli’nin Babaeski ilçesine bağlı Yenimahalle köyünde yaşayan 75 yaşındaki Hacıali, Bulgaristan’da Türk ve diğer Müslümanlara uygulanan asimilasyon politikalarına karşı çıktığı gerekçesiyle uygulanan baskılara maruz kalanlardan biri.
Öğretmenlik mesleğinin ilk yıllarında öğrencilere dersleri Türkçe vermesi nedeniyle birçok kez sorguya çekilen Hacıali, tüm baskılara rağmen duruşundan ödün vermedi.
Türkçe konuşmaya ve Türk ismi kullanmaya devam eden Hacıali, mesleğinden uzaklaştırılarak 28 yaşında cezaevine konuldu. Yaklaşık 7 yıl cezaevinde tutulan Hacıali, daha sonra inşaatlarda çalışıp ailesini geçindirdi.
Zorunlu göçle ana vatanına gelen Hacıali, eşi Vildan Hacıali’yle Kapıkule’den Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra rahat nefes alabildi. İstanbul’da bir lisede Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Hacıali, 2011’de emekli oldu. Emekliliğinin ardından Hacıali eşiyle Kırklareli’nin Yenimahalle köyüne yerleşti.
“Casusmuşum ve devleti yıkmaya çalışıyormuşum”
Haciali, AA muhabirine 1971’de üniversite eğitimini tamamladıktan sonra doğduğu köyde 22 yaşında Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığını söyledi.
Mesleğinin birinci yılında askere alındığını belirten Hacıali, 18 ay askerlik döneminin ardından Türkçe konuşulmasının yasaklandığını ve bu nedenle baskıyla etüt öğretmenliği yaptırıldığını ifade etti.
Hacıali, bu süreçte kendisinin Bulgaristan istihbarının üst düzey yöneticisiyle görüştürüldüğünü, Bulgar istihbaratçılarına Türkçe eğitimi vermesi yönünde kendisine baskı yapıldığını, bunu reddettiğini belirtti.
Bundan sonra baskıların şiddetinin arttığını iddia eden Hacıali, bir seminere katılmak için gittiği yerde 3 kişi tarafından alıkonulduğunu aktardı. Hacıali, gözaltına alınma sürecini şöyle anlattı:
“Beni zorla bir araca bindirdiler. Şoförün yanında oturan biri tabancasını çıkarıp elinde sallayıp ‘Sus bir şey deme, kafatasını parçalayacağım ve seni çalılara atacağım’ dedi. Sofya’ya giderken araç değiştirdik. Değiştirdiğimiz araçta telsizler vardı, telsizden ‘Efendim operasyon tamamlandı, geliyoruz’ dediler. Sonrasında araç bir binanın bodrum katına girdi. Beni üniformalı iki kişiye teslim ettiler.
Bir odaya girdik ve beni sorguya aldılar. Oradaki memur bana ‘Burası Devlet Güvenlik Konseyinin sorgu dairesi’ dedi. ‘Beni neden buraya getirdiğiniz?’ dediğimde ‘Göreceğiz, yavaş yavaş anlayacağız’ şeklinde cevap verdi. Sonra bana elbise giydirip hücreye attılar. Ertesi gün yeniden o memurun önüne çıkardılar. Beni koridorda götürürken bütün kırmızı alarmlı lambalar yanıyordu. Memurun önüne geldiğimde ‘Artık deliller var elimizde, seni tutuklayacağız’ dedi. Sonradan öğrendim casusluk ve devleti yıkmakla suçlanıyormuşum.”
Casusluk suçlamasıyla 28 yaşında mahkemede 11 yıl hapis cezasına çarptırıldığını ifade eden Hacıali, uzun bir dönem hücrede tutulması sonrası genel afla 35 yaşında özgürlüğüne kavuştuğunu belirtti.
“Kurtlu fasulye ve domuz yemekleri verdiler”
Türkiye’ye gelmek istediğinde pasaportunun verilmediğini belirten Hacıali, o dönemde baskı kurmak amacıyla askerlerin evlerinin önünde beklediğini anlattı.
Seferberlik bahanesiyle köyden 18 kişinin otobüse bindirildiğini ifade eden Hacıali, “1985 yıllarıydı, 36 yaşındayım sınıra götürdüler bizi ‘seferberlik’ var diye, biliyorduk ki seferberlik olmadığını. Bize askeri üniformalar giydirdiler, Savunma Bakanlığından her gün siyasi dersler vermeye geldiler. Bizi kamyonlara bindirip kazma küreklerle siper kazdırdılar. Kurtlu fasulye ve domuz yemekleri verdiler.” diye konuştu.
Hacıali serbest kaldıktan sonra köyüne geri döndüğünü, uzun süre pasaportunu almak için mücadele verdiğini belirtti.
Pasaportunu aldıktan sonra trenle Türkiye’ye geldiğini anlatan Hacıali, “Ailemle 41 yaşında 1990 yılında Türkiye’ye geldim. Denklik belgemi aldıktan sonra İstanbul’da öğretmenlik yaptım. Türkiye’ye minnet borcumuz var. Bayrağımız altında mutlu, mesut günlerimizi geçiriyoruz.” dedi.
]]>Bulgaristan’ın 1984-1989 yılları arasında Türklere uyguladığı asimilasyon politikasından kaçan yaklaşık 350 bin Türk’ün Türkiye’ye “zorunlu göçü”nün üzerinden 35 yıl geçti.
Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yaşayan 64 yaşındaki Ziya Baykara ve 63 yaşındaki eşi Gülten Baykara, o dönem yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Ziya Baykara, Bulgaristan’ın Deliorman köyünde doğduğunu, yıllarca makine atölyesinde çalıştığını söyledi.
Bulgaristan’da yaşadıkları asimilasyon baskılarını unutmadıklarını belirten Baykara, “Toplumlar ihtiyaçtan dolayı göç eder, bir de zorunlu göç vardır. Maalesef biz zorunlu göçe maruz kaldık. Kolay değil insanın doğup büyüyüp yerden zorla ayrılması.” dedi.
Baykara, ailesinin milli duygularının hep ön planda olduğunu, dedelerinin Turan cemiyetlerinde görev yaptığını, bu yüzden o dönem güvenlik güçleri tarafından sülalesinin fişlendiğini, babasının da milli duygularından dolayı hep baskı altında yaşadığını anlattı.
“Kabul edemeyeceğimiz durumlar yaşandı”
Bulgaristan’da 1984-1989 yıllarının çok sıkıntılı geçtiğinden bahseden Baykara, “Türkçe yasaklandı. Bütün kültürel faaliyetler yasaklandı. Türk adına her şey yasaklandı. Ay yıldızlı mezar taşlarımız vardı, onları kazıttılar. Mezarlıkları birleştirdiler. Hristiyan ve Müslüman bir arada defnedildi. Kabul edemeyeceğimiz durumlar yaşandı. Gece Ahmet ismiyle yatıyorsun, sabah başka bir isimle uyanıyorsun. ” ifadelerini kullandı.
Baykara, 1989 yılının mayıs ayının son haftasında otobüslerle Türkiye’ye gönderildiklerini, 3 gün içinde yanlarına birkaç eşya alarak yola çıktıklarını belirterek, önce Edirne’de kaldıklarını, daha sonra Kocaeli’ye yerleştiklerini kaydetti.
Köydeki hayvanlarını komşulara bıraktıklarını belirten Baykara, şöyle devam etti:
“Duygulanıyorum, 35 yıl geçti. 3 gün kampta kaldık. Bizi sınırda mehter marşıyla karşıladılar. Biz göçle doğduk, göçle büyüdük. Eve geliyorsun göç konuşuyorsun, sokağa çıkıyorsun göç konuşuyorsun. Hep Türkiye’yi konuşuyorsun çünkü başka şeyimiz yok. Yaşlılar, ‘Sabırlı olun, her şey çözülecek. Arkamızda Türkiye var.’ dediler. ‘Ezdirmeyin kendinizi, sabırlı olun, arkanızda büyük bir devlet var, her şey çözülecek.’ dediler. Nitekim öyle oldu. Bulgar komşularımızla dostlarımızla arkadaşlarımızla bir sorunumuz yoktu ki. Bizi böyle yapan rejimdi. Çok şükür ediyoruz ülkemize, vatanımıza.”
Baykara, Kocaeli’de hem kendisinin hem de eşinin hemen işe başladığını dile getirerek, “Ülkemiz imtiyazlar tanıdı. Biz de bu ülkenin kalkınmasına el verdik. Bulgaristan da yabancı ülkemiz değildi. Tarih yazıldığından beri orada Türk var. Biz o ülkeye hiçbir zarar vermedik. O ülkenin gelişmesine, savunmasına hep katkıda bulunduk. Bu baskıları, soykırımı, insanlık dışı uygulamaları hak etmedik.” diye konuştu.
“Her şeyimizi bıraktık”
Gülten Baykara da 1984 yılından sonra baskıların dayanılmaz hale geldiğini belirterek, 7 yıllık evliyken zorunlu göçle Türkiye’ye geldiklerini söyledi.
Bulgaristan’da iş yerinde Türkçe konuşmanın yasaklandığını, Türkçe isimlerinin değiştirildiğinden bahseden Baykara, “Emniyetten 2-3 gün boyunca geldiler, ‘sizi geziye gönderiyoruz.’ dediler. Son gün ‘Çoluk çocuğunuzu alın, gidin, terk edin burayı’ dediler.” ifadesini kullandı.
Baykara, 5 yaşındaki çocuğu ve 11 aylık bebeğiyle Türkiye yoluna düştüklerini, yolculuk sırasında çok zorlandıklarını dile getirerek, “Biraz ağır geldi. Her şeyimizi bıraktık.” dedi.
]]>