Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitü Müdürlüğü araştırmacıları tarafından ‘Palandöken 97’ ve yerel bir buğday çeşidi melezlenip yeni bir ekmeklik buğday çeşidi geliştirildi. Yeni buğdaya ‘Parla’ marşının ismi verildi. “Parla” tohumları bu yıl 3 dekarlık alana ekildi ve 3 ton elit tohum alındı. Bölgenin iklim ve coğrafi şartlarına dayanıklı, yüksek verimli buğday çeşitleri geliştirmek amacıyla çalışma yapan Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, çalışma grubu ile birlikte yıllardan beridir laboratuvar ve sahada çeşidi geliştirdi. Dr. Ümran Küçüközdemir, 1997 yılında geliştirilen ve ‘Palandöken 97’ ismi verilen tohum ile yerel bir buğdayı melezleyip yeni bir buğday çeşidi geliştirmek için çalışmaya başladıkları dile getirdi.
“Tohumculuk firmaları da onay verdi”
Yapılan çalışmalarda; melezleme yapıldıktan sonra 6 yıl saflaştırma sürecinin ardından bölge şartlarında deneme üretimleri tamamlanan yeni buğday çeşidinin tescil aşamasında büyük alanlarda üretimleri gerçekleştirildi. Islah çalışmaları sürerken, yeni buğday çeşidinin bölge şartlarına uyumlu olup olmadığı, hastalıklara, kışa ve kurağa dayanıklılığı da tespit edildi. Yaklaşık 22 yıl süren çalışmanın ardından diğer buğdaylara göre, verimde 100-150 kilogram fark atan, hastalıklara, kışa ve kuraklığa dayanıklı olduğu gözlenen buğday çeşidin bu yıl içinde tescil işlemi de tamamlandı. Tohumculuk firmalarının yaptığı denemelerden de başarıyla geçen yeni “Parla” tohumu Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılına ithafen Norm Ender’in yazıp bestelediği ‘Parla’ marşının adı verildi. Parla, Erzurum’un Pasinler İlçesi’ndeki Pasin Ovası’nın verimli topraklarında, rüzgarda salınan başaklarıyla şimdiden çiftçilerin gözdesi oldu. Çiftçiler, Pasin Ovası’ndaki ekim alanları gezerek, Parla’nın gururunu ve heyecanını yaşadılar.
“Cumhuriyetimiz gibi ömrü uzun olsun”
Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, 22 yıldan fazla süren ve sabır isteyen çalışma sonunda başarılı sonuçlar aldıklarını belirterek, “Diğer buğday çeşitlerine göre çok daha verimli ve bölge şartlarına dayanıklı olan buğdayımız çok yüksek verimli ve kaliteli. Kontrollü şartlarda yürütülen kışa dayanıklılık testlerde de yüksek performansı belirledik. Bir başakta ortalama 60 buğday danesi saydık. Bu yıl bölgede ciddi bir yağış oldu. Yoğun ve şiddetli yağmur tarım alanlarında önemli zararlara ve olumsuzluklara neden oldu. Ancak bizim çeşidimiz bu olumsuzluklardan ve kötü hava şartlarından hiç bir şekilde etkilenmedi. Pas hastalığı oluşmadı, yatmadı. 3 dekarda ekim yaptığımız ürün elit tohum olarak çiftçimize ulaşacak. Bölgede kuru tarım alanlarında dekarda 600-700 kilogram verim verebilmekte, daha iyi ekolojik şartlarda 1 tona çıkabilecektir. Yeni çeşidin tesciline karar verildiğinde arkadaşlarla birlikte ‘Parla’ isminin verilmesini istedik. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı için yazılan ‘Parla’ marşının isminin uygun görülmesi bizi mutlu etti. İnşallah çeşidimiz, Cumhuriyetimiz gibi uzun süre yaşayacak, bol ve bereketli bir çeşit olacaktır. Yeni çeşidimizi tohumculuk sektöründeki bazı firmalara da verdik. Onlardan gelen sonuçlar da çok iyi. Biz tarım sektörünün ‘Parla’ ile daha da parlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. – ERZURUM
]]>ERKAN KARACA
(ÇORUM) – Çorum Ticaret Borsası’na buğdaylarını satmak için gelen çiftçiler, bu yılki buğday fiyatlarının geçen yıla göre daha düşük olmasına tepki gösterdi. Çiftçi Satılmış Çağlar, “Pazartesi günü şu buğdayın aynısını 9 bin liraya sattım. Buğday aynı evimin önünden doldurup geliyorum. Bugün 7,5 lira çıkıyor buğday. Bir bardak çay 10 lira ama bir kilo buğday ile biz bir bardak çay içemiyoruz” dedi.
Çorum Ticaret Borsası’na buğdaylarını getiren çiftçiler, artan tohum ve mazot fiyatlarına rağmen bu yılın buğday fiyatlarının geçen yıla göre daha düşük olduğunu dile getirdi.
“Bir kilo buğdaya bir bardak çay içemiyoruz”
Çiftçi Satılmış Çağlar, “Pazartesi günü şu buğdayın aynısını 9 bin liraya sattım. Buğday aynı evimin önünden doldurup geliyorum. Bugün 7,5 liraya çıkıyor bu buğday. Geçen yıl bu buğdayın tohumunu ben 19 liraya aldım. Sertifikalı olarak. Bu yıl 25 lira bunun tohumluğu şurada bir bardak çay 10 lira ama bir kilo buğday ile biz bir bardak çay içemiyoruz. Rezillik işte içeride görebilirsiniz bedava” dedi.
“Koskoca Çorum çiftçisinin kaderi üç tane tüccarın elinde”
Çiftçi Devrim Bayrak ise şunları söyledi:
“Üç tane tüccarın elinde kaderimiz, üç tane tüccarın elinde girerlerse keyiflerine göre giriyorlar. Girmezlerse çiftçiler böyle bekliyor. Kimi iptal ettiriyor. Kimi veriyor gidiyor. Herkesin borcu var, derdi var sonuçta. Mazot geçen sene seçimden önce 16,30’a aldım. Şu an 45 lira. Geçen sene buğdayı 8 liraya verdik şu an 7,5 lira. Çiftçiden üretim bekliyorlar. Ülke ekonomisine katkı bekliyorlar hadi bakalım ne yapalım biz. Ne yapalım arkadaşlar biz isyan mı edelim yani. Üç tane çiftçinin elinde kaderimiz. Koskoca Çorum çiftçisinin kaderi üç tane tüccarın elinde. Böyle saçmalık olur mu? Şimdi arkadaşların hepsi dinliyor. Hiç kimseden de çıt yok. Kimseden ses yok. Böyle bir düzen böyle bir şey olur mu ya yazık. Herkesin borcu vardır bakın şu adam 70- 80 yaşında gelmiş buraya üç beş kuruş para kazanayım diye ya. Güvenlik şimdi arkadaşları dışarı kovdu, kimse sesimizi duymasın diye güvenlik dışarı kovdu. Bence içeriyi çekin arkadaşlar, milletin rezilliğini orada görün. Yapacak bir şey yok.”
“Cebimde 200 lira param var. 200 lira ne yapılır?”
Çiftçi Ali Rıza Çimen, “Ne bakanları bakıyor, ne il başkanları bakıyor, ne ilçe başkanları… Bir günden bir güne buraya gelip de bu köylünün hali ne diyen yok. Oy zamanı ne güzel geliyorlar tıpış tıpış geliyorlar. Köylü bir tuvalete 15 liraya gidiyor. Bir bardak çayı 10 liraya içiyor. Buğdayı 7 liradan 7,5 liradan veriyor en fazla. Günah yazık. Parayı da vermiyorlar. 1 gün sonra, 3 gün sonra, 5 gün sonra yazık günah değil mi? Herkesin borcu var, derdi yok. Ben giderken şimdi motoruma mazot alacağım. Cebimde 200 lira param var. 200 lira ne yapar. Soruyorum ben sana hesabına atıyorum diyor. Günah bunlar yazık. Bu millete yazık. Ben 75 yaşındayım arkadaş yazık günah değil mi” diye konuştu.
]]>
TÜRKİYE İhracatçılar Meclisi (TİM) Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, bu yıl dünyada buğday üretiminin 800 milyon ton, Türkiye’de ise 21,5 milyon ton olarak beklendiğini söyledi. Tiryakioğlu, bu rakamlara göre dünyada kişi başına buğday üretiminin 100, Türkiye’de ise 250 kilo olduğunu ifade ederek, “Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor” dedi.
Aynı zamanda Gaziantep Ticaret Borsası Meclis Başkanı olan TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Türkiye’nin yılın ilk 6 aylık döneminde hububat, bakliyat ihracatının bir önceki yıla göre yüzde 6,9 artışla 5,9 milyar dolar olduğunu söyledi. En fazla ihracatın Irak ve ABD’ye yapıldığını kaydeden Tiryakioğlu, Rusya ve ABD’de artan yağışlar ve yüksek üretim beklentisinin hububat fiyatlarını gevşettiğini, Türkiye’de buğdaya getirilen ithalat yasağının da fiyatları aşağı yönlü etkilediğini belirterek, “Küresel ölçekte ürün arzının yükseldiği, para arzının ise sınırlı olduğu böyle bir dönemde, Türkiye dengeli bir ticaret politikası yürütüyor. Buğday ithalatına tekrar izin çıktığı zaman; başta makarna sektörü olmak üzere gıda alanındaki farklı sektörlerimiz için ham madde girdisi olarak temin edeceğimiz buğdayda uygun fiyatlar bulabiliriz” diye konuştu.
Bu yıl dünya buğday üretiminin 800 milyon tona yakın seviyelerde olacağının altını çizen Tiryakioğlu şunları söyledi:
“Bu veriler dünya nüfusuna vurulduğu zaman, dünyada yıllık kişi başına 100 kilo buğday üretimi yapıldığı anlamına geliyor. Diğer taraftan 85 milyon nüfuslu Türkiye, yılda 21,5 milyon tonluk rekolte ile kişi başına 250 kilo buğday üretiyor. Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor. Bu stratejik ürünü iştigal alanında tutan bizim sektörümüzün bir özelliği de bisküvi-pasta, kakaolu mamuller, yağlı tohumlar ve baharatlar gibi kilogram başına ortalama birim fiyatları 2 ila 4 dolar arasında değişen katma değerli ürünleri kapsıyor oluşudur.”
Tarımsal ürünlerde Avrupa’da birinci olan Türkiye’nin bir başka özelliğinin hububat, bakliyat alanında dış ticaret açığı vermemesi olduğunun altını çizen Tiryakioğlu, “2023 verilerine göre 1,5 milyon tondan fazla bisküvi-pasta, 1,5 milyon tona yakın bitkisel yağ, 1 milyon tondan fazla şeker ve şeker ve mamulleri, 1 milyon tona yakın kakaolu mamul ihraç eden Türkiye, sektörün toplam dış ticaretinden yılda 12,5 milyar dolara yakın gelir elde etti. TÜİK’in hesaplamasına göre hububat, değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, yağlı tohum ve meyveler, muhtelif tane, tohum ve meyveler, saman ve kaba yem, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve kakao müstahzarları, yenilen çeşitli gıda müstahzarları, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler şeklimde tanımlanan fasıllarda Türkiye’nin toplam ithalatı ile toplam ihracatı benzer seviyelerde seyrediyor. Kısacası Türkiye; dünyanın değişik coğrafyalarından farklı kültürlere ve farklı alım gücüne sahip kesimlerin gıdaya yönelik ihtiyaçlarına özel çözümler üretirken bu alanda dış ticaret açığı vermeyen bir ülke olmanın haklı gururunu yaşıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Yılın ilk yarısında ihracatı miktar bazında yüzde 25 artan hububatçıların ihraç ettiği ürün toplamda 6,2 milyon tona ulaştı.En fazla ihracat gerçekleştirilen Irak’tan sağlanan gelirin yüzde 10,7 arttığı altı aylık dönemde, ABD sektörün ihracatında ikinci sırada yer aldı. Bu dönemde ürün gruplarından bisküvi-pasta ihracatı 811 milyon dolar, bitkisel yağ ihracatı 696 milyon dolar, buğday unu ihracatı ise 675 milyon dolar oldu.
Yurt içi ve yurt dışı gelişmeler ekseninde buğday piyasasındaki gelişmelere değinen TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Türkiye’nin uyguladığı buğday ithalatı yasağının küresel etkilerini değerlendirerek, “Özellikle Rusya ve ABD’de artan yağışlara bağlı olarak yüksek üretim beklentisiyle hububat fiyatlarındaki gevşeme sürüyor. Ülkemizde buğday alım fiyatlarının enflasyonla mücadeleyi önde tutan oranlarda güncellenmesi ve buğdaya ithalat yasağı getirilmesi de tarımsal bir emtia olarak buğdayın küresel fiyatlarını aşağı yönlü etkiliyor. Küresel ölçekte ürün arzının yükseldiği, para arzının ise sınırlı olduğu böyle bir dönemde, Türkiye dengeli bir ticaret politikası yürütüyor. Buğday ithalatına tekrar izin çıktığı zaman; başta makarna sektörü olmak üzere gıda alanındaki farklı sektörlerimiz için hammadde girdisi olarak temin edeceğimiz buğdayda uygun fiyatlar bulabiliriz” dedi.
“Türkiye kişi başına yaklaşık 250 KG buğday üretiyor”
Bu yıl dünya buğday üretiminin 800 milyon tona yakın seviyelerde olacağının altını çizen Tiryakioğlu, “Bu veriler dünya nüfusuna vurulduğu zaman, dünyada yıllık kişi başına 100 KG buğday üretimi yapıldığı anlamına geliyor. Diğer taraftan 85 milyon nüfuslu Türkiye, yılda 21,5 milyon tonluk rekolte ile kişi başına yaklaşık 250 KG buğday üretiyor. Ülkemizin buğday üretimindeki gücü; hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörümüzün iştigal alanındaki performansına da doğrudan yansıyor. 2023 verilerine göre yıllık buğday unu ve makarna ihracatımızın toplamı 5 milyon tonu buluyor. Geçen yıl 164 ülkeye 3,5 milyon ton buğday unu ihracatı gerçekleştiren Türkiye, 2015 yılından beri bu alanda dünya ihracat şampiyonluğunu da elinde bulunduruyor. Bu stratejik ürünü iştigal alanında tutan bizim sektörümüzün bir özelliği de bisküvi-pasta, kakaolu mamuller, yağlı tohumlar ve baharatlar gibi KG başına ortalama birim fiyatları 2 ila 4 dolar arasında değişen katma değerli ürünleri kapsıyor oluşudur” şeklinde konuştu.
“Hububat alanında dış ticaret açığı vermeyen bir ülkeyiz”
Tarımsal hasılada Avrupa’da birinci olan Türkiye’nin bir başka özelliğinin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri iştigal alanında dış ticaret açığı vermemesi olduğunun altını çizen Tiryakioğlu, “2023 verilerine göre 1,5 milyon tondan fazla bisküvi-pasta, 1,5 milyon tona yakın bitkisel yağ, 1 milyon tondan fazla şeker ve şeker ve mamulleri, 1 milyon tona yakın kakaolu mamul ihraç eden Türkiye, sektörümüzün toplam dış ticaretinden yılda 12,5 milyar dolara yakın gelir elde etti. TÜİK’in hesaplamasına göre hububat, değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, inülin, yağlı tohum ve meyveler, muhtelif tane, tohum ve meyveler, saman ve kaba yem, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve kakao müstahzarları, yenilen çeşitli gıda müstahzarları, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler şeklimde tanımlanan fasıllarda Türkiye’nin toplam ithalatı ile toplam ihracatı benzer seviyelerde seyrediyor. Kısacası Türkiye; dünyanın değişik coğrafyalarından farklı kültürlere ve farklı alım gücüne sahip kesimlerin gıdaya yönelik ihtiyaçlarına özel çözümler üretirken bu alanda dış ticaret açığı vermeyen bir ülke olmanın haklı gururunu yaşıyor” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Unutulmaya yüz tutmuş ata tohumlarını yeniden gün yüzüne çıkaran Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığının, ilk olarak 2020 yılında Silifke’nin Balandız Mahallesi’nde başlattığı ‘Yerel Buğday Çeşitlerinin Yerinde Korunması ve Pazarlanması’ projesi yayılmaya devam ediyor. Balandız Mahallesi’nde 13 üreticiye toplam bin 625 kilogram tohum desteği sağlanmasıyla başlayan proje kapsamında, 2023-2024 yılında Silifke’de 11 mahallede toplam 130 üreticiye 16 bin 250 kilogram ‘yerel buğday tohumu’ dağıtımı yapıldı. Büyükşehir Belediyesinin destekleri sayesinde artan girdi maliyetlerine rağmen üretimlerini sürdürebilen üreticiler, projenin başladığı günden bu yana toplamda 26 bin kilogram tohum desteğinden yararlandı.
İklim ve üretim koşullarına göre dönüm başına 200-300 kilo ürün hasadı yapılırken, Büyükşehir Belediyesi üreticilere geri alım garantisi vererek hasat işleminden sonra üretilen ürünlerin pazarlanması konusunda da destek sağlıyor. Büyükşehir Belediyesi, projenin ilk uygulandığı 2020- 2021 yılında ürünleri, Toprak Mahsülleri Ofisi’nin belirlediği buğday fiyatının 2 katına üreticilerden satın aldı.
“Son 4 yılda 214 üreticiye 26 bin kilogram atalık buğday tohumu dağıttık”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığında görev yapan ziraat teknikeri Hakan Haykut, hem kültürel mirası korumak hem de yerel tohum çeşitlerini artırmak amacıyla söz konusu projeyi sürdürdüklerini belirterek, “2020 yılında ilk olarak Silifke’ye bağlı Balandız Mahallesi’nde 13 üretici ile bu programa başladık. 2020-2024 yılları arasında çeşitli mahallelerde programı geliştirerek devam ettik. Son 4 yıl içinde 214 üreticimize toplam 26 bin kilogram atalık buğday tohumu dağıttık. Bu kapsamda dağıtmış olduğumuz tohumlardan, daha sonra Mersinden Kadın Kooperatifi de satın almak suretiyle bölgedeki çiftçilere katkıda bulundu” dedi.
Üreticilerden çok iyi dönüşler aldıklarını da kaydeden Haykut, proje ile Türkiye’de rol model olduklarını ifade ederek, “Antalya ve Adana Büyükşehir Belediyesinden de talepler gelmeye başladı. Tabii ki bu da Başkanımız Vahap Seçer ve eşi Meral Seçer’in sayesinde oldu. Birçok belediye şu anda bizleri örnek alıyor. Biz de tecrübelerimizi aktarıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Belediyenin tarımsal destekleri, insanları üretime teşvik ediyor”
Gülnar Kayrak Pelitpınarı Sulama Kooperatifi Başkan Yardımcısı ve Pelitpınarı Mahalle Muhtarı İsa Şahin, atalık buğday ekim projesine 2 yıldır devam ettiklerini söyledi. İlk yıl 5 kişiyle başladıklarını ve bu yıl 10 kişi olduklarını söyleyen Muhtar Şahin, “Büyükşehir Belediyesinin destekleri, insanları üretime teşvik etti. Tarımsal destekler gerçekten yerinde. Önceden bu tarlalara sadece buğday ve nohut ekilirdi. Şimdi Başkanımız ve kooperatifimizin sayesinde artık çileğimiz, bademimiz, kirazımız var. Yavaş yavaş sulu tarıma geçiyoruz ve bunun devam etmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.
Üreticiler, atalık tohumun yaygınlaşmasından ve verilen desteklerden memnun
5 yıl önce küçük bir arazide belediyenin atalık tohum desteğiyle üretime başladıklarını söyleyen üreticilerden Huriye Saz, “Büyükşehir Belediyesi, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin belirlediği fiyatın çok daha üstünde bir fiyatla ürünlerimizi satın alarak bizi destekledi. Şimdi daha büyük arazilerde bu işi yapıyoruz. Atalık tohumun yaygınlaşması bizi çok mutlu ediyor. Modern tohumların genetiğiyle oynandığı için sağlıklı ve lezzetli olmadığını biliyoruz. O yüzden hem daha lezzetli hem daha sağlıklı olan bu buğdayın yaygınlaşmasını istiyoruz. Ayrıca dedelerimizin topraklarını boş bırakmayarak, ülke ekonomisine katkı sunuyor ve üretimi de artırmış oluyoruz” diye konuştu. – MERSİN
]]>Samsun’un Bafra ilçesine bağlı İkiztepe köyünde buğday ve çeltik üretimi yapan çiftçiler, açıklanan hububat fiyatlarının maliyetlerini karşılamadığını belirtti. Üreticilerden Behzat Kara, “Dört yıllık Siyaset Bilimi okudum. İngilizce olarak okudum üstüne Fransızca aldım. Donanımlı bir insanım. Severek köyüme döndüm. Üretim yapmak istediğim için severek köyüme döndüm ama maalesef üretime küstüm” dedi. Üreticilerden Mümin Zandar ise, “Çalışırken batıyoruz. Çalışmanın bir anlamı kalmadı ki. Çalışmayanlar bizden daha rahat. Boş bırak yeri, hiç masraf etme daha kardasın” diye konuştu.
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Samsun’un Bafra ilçesindeki buğday ve çeltik üreticisini ziyaret etti. Üreticilerin sorunlarını dinleyen Çan, buğday alım fiyatlarının hükümet tarafından gözden geçirilmesi ve revize edilmesi gerektiğini söyledi.
MALİYETLER YÜZDE 150’YE YAKIN ARTTI
Murat Çan, şunları söyledi:
“Bafra İkiztepe köyündeyiz. 6 Haziran akşamı sessiz sedasız bir şekilde Tarım ve Köy Hizmetleri Bakanlığı’nın internet sitesinden bu yılın buğday alım fiyatları açıklandı. Sonuca göre ekmeklik buğday ton başına 9 bin 250 lira makarnalık buğday 10 bin lira, arpa 7 bin 250 lira. Bir de alım desteği söz konusu çiftçiye. Ancak bu alım desteği geçtiğimiz yılla orantılarsak 6 ayla 1 yıl arasında çiftçiye yansıyor. O da Toprak Mahsulleri Ofisine verenlere. Bu buğday tarlasındayız. Geçtiğimiz yıldan bu zamana kadar bu buğday tarlasının girdi maliyetleri işçilik, akaryakıt ve gübre gibi toprağa yatırılan giderler açısından bakıldığında yüzde 100 ile yüzde 150 arasında girdi maliyeti artış söz konusu. Alım fiyatına baktığımızda toplamda geçen yıl oranla yüzde 12 Ton başına 9 bin 250 lira olan ekmeklik buğday ve 10 bin lira olan makarnalık buğdayın geçen yılki fiyatlarına baktığımızda esnafta alım gören fiyatlar açısından açıklanan fiyatın yüzde 60’ı kadar. Bu yıl da bu akıbet söz konusu. Esnaf şu anda 8 liradan, 7 liradan ekmeklik buğdayı almaya niyetli. Bunun yanında ofise ürün vermek isteyen, başvuru yapan arkadaşlarımız fiyat açıklandıktan hemen sonra Temmuz ayının 9’una randevu alabiliyorlar. Bu buğday tarlasında bu ürün en geç bir hafta içerisinde topraktan alınmalı, sökülmeli. Nerede depolanacak, nerede bu ürün bırakılacak bunun takdirini bu fiyatı açıklayanlara bırakıyorum.

“ÇİFTÇİ ÜRETMEKTEN VAZGEÇMENİN EŞİĞİNE GELDİ”
Geçen yılla bu yıl arasında rekolte açısından bir değerlendirme yaptığımızda durum nedir? Buğday üretimi bu yıl yüzde 5 daha az gerçekleşecek. Diyorlar ki biz buğdayı az üretiyor olabiliriz nüfusumuzun artışına bakarak ama biz buğday ithalatı yapıyoruz ve işleyip işlenmiş halde makarna olarak diğer ürünler olarak dünyada birinci ya da ikinci sırada ihracat yapan ürünüz. Peki tarım ülkesi Türkiye neredeyse 20 yılda yüzde 5 civarında buğday üretimini azaltmış. Ancak kendine yetebilecek kadar buğday üretebiliyor. Aşağı yukarı 20 yılda Trakya kadar tarım toprağını ekilebilir olmaktan çıkarmışız. Bunların hepsinin bir faturası var. Vatandaşlarımız biçerdöverciyi, gübreyi, işçiliği, akaryakıtı ödediği parayla üniversitede çocuk okutamıyor, sosyal ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve dolayısıyla artık üretmekten vazgeçmenin eşiğine geldi. Ben bu duygularla tekrardan buğday alım fiyatının hükümet tarafından gözden geçirilmesi, çiftçimizin esnafın elinde mağdur ve maruz bırakılmaması konusunda hükümeti bir kez daha uyarıyorum.”
“MAALESEF ÜRETİME KÜSTÜM”
Üreticilerden Behzat Kara şunları söyledi:
“Bu ay itibariyle yüzde 70’in üzerinde enflasyon var ama buğdaya gelen zam maalesef yüzde 10 dolaylarında. Her şeye zam, her şeye zam. Geçen seneki mazot fiyatı ile bu seneki mazot fiyatı arasında afaki bir fark var. Gübre fiyatları desek öyle, tohum fiyatları desek öyle, işçilik fiyatları desek öyle. Hal böyle olunca ben bu sene ektiğim buğdayı seneye hiçbir şekilde ekmeyi düşünmüyorum asla çünkü 100 dönüme yakın buğday ektim. Seneye bir dönüm daha ekmeyi düşünmüyorum çünkü ben zarar ediyorum. Ekmeyi boş bıraksam daha kardayım. Hal böyle olunca artık üretime küstük. Yani yapacak bir şey yok çünkü para kazanamıyoruz. Dört yıllık Siyaset Bilimi okudum. İngilizce olarak okudum üstüne Fransızca aldım. Donanımlı bir insanım. Severek köyüme döndüm. Üretim yapmak istediğim için severek köyüme döndüm ama maalesef üretime küstüm. Ben şu anda buraya tarladan geldim. Üstüm başım tarla üstü. Sıcak soğuk demeden çalışıyoruz ve emeğimizi katmadan sadece üründen kar etmek istiyoruz. Emeğimizi katarsak zaten zarar ediyoruz.”
“ÇALIŞMANIN BİR ANLAMI KALMADI Kİ”
Üreticilerden Mümin Zandar ise şöyle konuştu:
“Girdi maliyetlerimiz çok yüksek. Geçen yıl bu zamanlarda motorun fiyatları 19- 20 bandındayken bugün 42- 43 bantlarına yükseldi. Maliyet iki katına çıktı. Kısacası vallahi üretimden uzaklaştık artık. Çalışırken batıyoruz. Çalışmanın bir anlamı kalmadı ki. Çalışmayanlar bizden daha rahat. Boş bırak yeri, hiç masraf etme daha kardasın. Hayvancılık da gitti. Yani ithal et geliyor, ithal hayvan geliyor. Şimdi buğday ucuz, bana yem fiyatını da düşür. Yem fiyatını da düşür, un fiyatını da düşür. Kısaca çok söylenecek bir şey yok.”
]]>EDİRNE’de ziraat odaları başkanları heyeti, geçen hafta açıklanan buğday fiyatına tepki göstererek, revize edilmesi talebinde bulundu. Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, “Açıklanan bu fiyatlar, maliyetlerimizin, Türkiye gerçeklerinin ve Türkiye’de yaşanan enflasyonun çok altındadır. Fiyatları kabul etmiyoruz ve fiyatların tekrar revize edilerek üretimin sürdürülebilir olması için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz” dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı, 7 Haziran’da Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) buğday alım fiyatını, makarnalık buğdayda ton başına 10 bin, ekmeklik buğdayda ise 9 bin 250 lira olarak açıklarken, destekleme priminin ise 1750 lira olacağı ifade edildi. Açıklamanın ardından bir araya gelen Edirne merkez ve 8 ilçesindeki ziraat odaları başkanları, fiyata tepki göstermek amacıyla basın açıklaması yaptı. Edirne Ziraat Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen açıklamada Uzunköprü, Enez, Meriç, İpsala, Havsa, Keşan ve Lalapaşa ziraat odaları başkanları da hazır bulundu. Başkanlar adına açıklamayı okuyan Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, açıklanan alım fiyatının Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin bir önceki hafta açıkladığı 10,87 TL’lik maliyetin çok altında olduğunu dile getirerek, şöyle dedi:
“Buğdaya, arpaya verilen bu düşük fiyatla zarar eden buğday ve arpa üreticisinin üretimden koparılması kaçınılmaz bir son olacaktır. Kıymetli yetkililerimizin gece gündüz demeden, alın teriyle çalışan buğday ve arpa üreticisinin maliyet artışını hiç göze almadan fiyat açıklaması, üreticinin ölüm fermanıdır. Geçen yıla göre son 1 yılda mazotta yüzde 105, gübrede ortalama yüzde 30, ilaçta yüzde 52 ve işçilik oranlarında yüzde 75 oranında bir artış söz konusudur. ‘Ekilmedik bir karış ver bırakmayın’ ve ‘Sen yeter ki üret’ denilerek çıkılan bu yolda, buğday ve arpa üreticisi, bugün kaderine terk edilmiştir. Çiftçinin kazanacağı bu parayla 12 ay geçineceği gerçeği hiç dikkate alınmamıştır. Çiftçilere göre, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin ürün bedellerini 45 günde ödeyecek olması, ‘Buğdayı bana getirmeyin’ anlamına geliyor. Hem fiyatın düşük, hem de ödemenin geç olması TMO’nun buğday ‘almama’ politikası uygulayacağını gösteriyor. Kara gün dostu olarak bilinen Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday ve arpa üreticisinin yanında durmalıdır.”
‘BU TARIM POLİTİKASI ÜRETİCİYE ZARAR VERİYOR’
Kurumların, üreticiyi desteklemesi gerektiğini kaydeden Arabacı, “Geçtiğimiz üretim dönemlerinde 1 ton buğday ile 375 litre mazot ve 916 kilo gübre alırken bugün açıklanan rakam ile 227 litre mazot ve 646 kilo gübre alınabiliyor. Bizlerin anlamadığı nokta şudur ki TÜİK’e göre bugün yıllık enflasyon yüzde 75, girdi fiyatlarındaki artış yüzde 50 ama bizim buğday alım fiyatındaki artış ise yüzde 12’dir. Hiçbir girdi fiyat artışında kontrol sağlanamıyorken, her sektör istediği gibi kendi fiyatlarını açıklıyorken, üreticiyi desteklemek için kurulan kurumların işi enflasyon ile mücadele değil, üreticiyi desteklemektir. Geçen yıl ekmek 5 TL iken, bugün ekmek 10 TL’dir. Tüketicinin ekmeğine gelen zam yüzde 100 iken, uygulanan bu tarım politikaları ile parayı kim kazanıyor ve kimler kollanıyor? Geçen yıl buğdayı 8 bin 250 TL’den alan TMO, bugün bu buğdayı 10 bin 250 TL’den satarken, çiftçimizden yeni sezon buğdayı 9 bin 250 TL’den almak istiyor. Uygulanan bu tarım politikaları çiftçiye büyük zarar veriyor. Bu zararlardan bir an önce dönülmeli ve çiftçi olarak sabrımız sınanmamalıdır” diye konuştu.
Arabacı, fiyatın mutlaka revize edilmesi gerektiğini belirterek, “Bu nedenle açıklanan bu fiyatlar maliyetlerimizin, Türkiye gerçeklerinin ve Türkiye’de yaşanan enflasyonun çok altındadır. Fiyatları kabul etmiyoruz ve fiyatların tekrar revize edilerek üretimin sürdürülebilir olması için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz. Eğer bu fiyat revize edilmezse; şu anda Edirne’de 1 milyon 300 bin dönüm buğday ekilişi önümüzdeki yıl 1 milyon 100 bin dönüme düşer. Önümüzdeki yıl da tarım politikası kötü giderse bu ekiliş daha aşağıya düşer. Biliyorsunuz biz buğday ekilişi olarak kendi kendimize tamamen yetemiyoruz. Bazen 18-20 milyon tonlara çıkıyoruz ve o zaman yetiyoruz ama biliyorsunuz ki biz ihracat da yaptığımız için un ve makarna, bizim aşağı yukarı yıllık 29 milyon ton buğday ihtiyacımız var. Kurak senelerde ya da düşük olan senelerde ülke olarak 13 milyon ton buğday çıkarabiliyoruz. O yüzden bizim üretimi azaltmak değil, arttırmaya ihtiyacımız var. İnşallah bunu da devletimizin uygulayacağı tarım politikalarıyla bu ekilişleri çoğaltır, verimliliğimizi arttırırız diye umuyorum” dedi.
]]>CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Kurtuluş Uzun ile dolu yağışından zarar gören tarlalarda çiftçileri ziyaret etti, sorunlarını dinledi.
“Yurt dışındaki çiftçiyi değil, gerçek Türk çiftçisini desteklememiz lazım”
Çakırözer, “Normalde mayıs ayının ortalarında fiyat açıklanması lazımdı. Mayıs bitti, çiftçi hala fiyat bekliyor. Buğday taban fiyatının ton başına en az 15 bin lira açıklanması lazım. Eğer biz gerçekten ülkemizde tarımda kendi kendimize yeterli olmak istiyorsak yurt dışındaki çiftçiyi değil gerçek Türk çiftçisini desteklememiz lazım. Bu desteğin yolu da taban fiyatı yüksek açıklamaktan geçer. Bizim fiyatımız nettir, buğdayın taban fiyatı maliyetler doğrultusunda 15 lira açıklanmalıdır” dedi.
“Her şekilde çiftçiler mağdur”
Eskişehir’de etkili olan dolu yağışı sonrası arpa, buğday gibi ürünlerde büyük zarar meydana geldiğini aktaran Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Kurtuluş Uzun, “Tarlalarda yüzde 30’lardan yüzde 90-95’lere çıkan bir zarar ile karşı karşıyayız. Biz devletimizden yardım istiyoruz. Ayrıca biz 10-15 gün sonra tarlalarda biçime başlayacağız. Ama hala buğday alım fiyatları açıklanmadı. Çiftçimiz bir an önce fiyatların açıklanmasını istiyor. Geçen yıl taban fiyat ton başına 8 bin 250 lira açıklandı. Bin lira da destek vardı. Bu yıl da 13 bin lira açıklanır, 2 bin lira da desteği olursa 15 bin lira biz buğday alım fiyatı açıklanmasını bekliyoruz. Mazot, gübre maliyetleri son bir yılda yüzde 200 arttı. Biçer gelecek, mazot maliyeti yüksek hepsi çiftçiye yansıyacak. Her şekilde çiftçiler mağdur” dedi.
“Verimli topraklarda kendi çiftçimize destek verilmiyor”
Bölge çiftçilerinden Tepebaşı Belediyesi Meclis Üyesi Özdemir Kayhan ise Tepebaşı bölgesinde 10 bin dönüme yakın arazide zarar olduğuna dikkat çekerken, yaşanan mağduriyete ilişkin şunları aktardı:
“Geçen hafta meydana gelen doludan dolayı Tepebaşı bölgemizde Aşağı Söğütönü, Yukarı Söğütönü, Keskin, Satılmış, Çukurhisar mahallelerimizde 10 bin dönüme yakın arazimizde zarar var. Biz devletimizin çiftçimizin yanında olmasını istiyoruz. Hiç olmazsa ÇKS’de sigortayı düşük yapsınlar veya bir kısmını devlet karşılarsa çiftçimiz rahat edecek. Görüyoruz ekmek fiyatları artıyor. 8 lira olan ekmek 10 lira oldu. Ama geçen yıl 8 bin 250 lira açıklanan taban fiyat daha açıklanmadı. Şimdi 15 bin liranın altında açıklanacak maliyet çiftçimizi kurtarmayacak. Hükümetin buna el atması lazım. Devletin tarımdaki yanlış politikaları, Sudan’da, Afrika’da gidip tarla tutuyor ama bir tarafta da burada verimli topraklarda kendi çiftçimize destek verilmiyor. Sudan’dan, Ukrayna’dan arpa, buğday, tahıl girişi yapılıyor.”
“Çiftçi zaten zarardaydı, şimdi verim alınamazsa iyice batacak”
Tarlalarda çiftçileri dinleyenÇakırözer ise, buğday alım fiyatlarının artan maliyetler ve çiftçinin alın terinin karşılığını karşılayacak şekilde açıklanması için çağrıda bulundu. Çakırözer, “Bir taraftan çiftçimizi dolu vurdu, yüzde 90’ları aşan zarar var. Bir taraftan da çiftçiler büyük merakla alım fiyatının açıklanmasını bekliyor. Geçtiğimiz yıllarda mayıs ayında açıklanan fiyat hala açıklanmadı. Türkiye’nin bazı yerlerinde hasat bitmek üzere ama çiftçi ürününü kaça satacağını, kaç lira kazanacağını, borcunu nasıl kapatacağını bilmiyor. Devlet elini çiftçiye uzatmalı. Girdi maliyetleri pahalı, üretmek için bankalara, tarım krediye borca girdiler. Çiftçi zaten zarardaydı, şimdi verim alınamazsa iyice batacak” diye konuştu.
“Desteğin yolu taban fiyatı yüksek açıklamaktan geçer”
“Bir tarafta taban fiyat açıklamıyorlar. Diğer taraftan Sudan’dan ve diğer ülkelerden hayvan ithalatı, buğday ithalatı için Meclis’e anlaşma getiriyorlar” diyen Çakırözer, şunları söyledi:
“Hasat başladı ama IMF korkusuna çiftçiye para vermemek için fiyat açıklayamıyorlar. Ama hesap ortada. Çiftçinin alın terinin hakkını alabilmesi için Eskişehir’in tarlalarından çağrımız belli. En az 15 bin lira buğday taban fiyatı açıklanması lazım. 15 bin lira altında açılanacak bir rakamı biz kabul etmiyoruz. Eğer biz gerçekten ülkemizde kendi kendimize yeterli olmak istiyorsak; Sudan’ın, Kenya’nın, Kanada’nın, Fransa’nın çiftçisini değil gerçek Türk çiftçisini desteklememiz lazım. Bu desteğin yolu da taban fiyatı yüksek açıklamaktan geçer. Bizim fiyatımız nettir, tonunda 15 bin lira buğday taban fiyatı açıklanmalıdır.”
]]>
(OSMANİYE) – Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde buğday hasadı yapan çiftçiler taban fiyatın henüz açıklanmamış olmasına tepki gösterdi. Geçtiğimiz yıl 7 liradan alınan buğday için bu yıl taban fiyatının belirlenmemiş olması çiftçiyi kara kara düşündürmeye başladı.
Buğday taban fiyatının en az 12 lira olması gerektiğini vurgulayan çiftçi Osman Durmuş, şunları söyledi:
“Fiyat açıklanmadı. Buğdayımızı dökecek yer yok.12 liradan aşağısı bizi kurtarmaz. Mazot olmuş 45 lira. Zehir olmuş dünyanın parası. Gübre olmuş dünyanın parası. Şuan da bizim mahsulümüz para etmiyor. 12 liradan aşağı bizi hayatta kurtarmaz. Çiftçi ekmezse bu milletin hali ne olur ? Aç kalır.”
Çiftçi Şahin Akgöllü çiftçinin ekonomik zorluklar çektiğini ifade ederek, “Çiftçinin masrafı mazot pahalı. Verim fena değil 11-12 lira beklentisi var. Geçen sene 7 liraydı verim yoktu bir şey anlamadı çiftçi. Çiftçi perişan. Traktör alıyorlar banka faizleri yüksek. Ödeme yapamıyorlar faize düşüyorlar” dedi.
Biçerdöver fiyatlarının yüksekliğine değinen çiftçi Tahsin Aker, 20 dönüm için 40 bin lira masraf yaptığını belirterek, şu açıklamalarda bulundu:
“Geçen sene biçer döverciler 100 liraya biçiyordu bu sene 300 lira diyorlar. Adalet mi, vicdan mı ‘ Geçen sene buğdayı 7 liraya aldılar. Bu sene daha buğdayın fiyatı açıklanmadı. Ne yapacak bu çiftçi ‘ Ne edecek ? Çiftçi ağlıyor. 300 lira olur mu arkadaş bu biçer. Buğday 10 lira, 12 lira, biçer de 200 lira, 220 lira olması lazım. 300 lira çok pahalı. 20 dönüm yer ektim 40 bin lira masrafım oldu”.
Biçerdöver işi yapan Vezir Akgöllü ise yakıt ve bakım masraflarının yüksekliğinden yakınarak, “Dönümde 3 litre mazot yakıyor. Yağmur yağdığında biçerler çöke çöke ekin biçiyoruz. 250-300 liradan aşağısı kurtarmıyor. Bir şoförün yevmiyesi aylık 200 bin lira. 1 ay çalışıyor 200 bin lira veriyorum. 200 bin lirada bakımına veriyorum ben kazanmayım da neden senin hamallığını yapayım?” diye konuştu.
“ÇİFTÇİ EKMEZSE MİLLETİN HALİ NE OLUR ?”
Buğdayda taban fiyatlar açıklanmadığı için mahsulü satacak yer bulamadığını belirten Çiftçi Osman Durmuş, şunları kaydetti:
“Yıllardır buğday ekerim, mısır ekerim, her şey ekeriz. Ama biz mahsulümüzü yetiştirdik, mahsulümüzü şuan satacak yer bulamıyorum. Fiyat açıklanmadı. Buğdayımızı dökecek yer yok. 12 liradan aşağısı bizi kurtarmaz. Mazot olmuş 45 lira. Zehir olmuş dünyanın parası. Gübre olmuş dünyanın parası. Şuan da bizim mahsulümüz para etmiyor. 12 liradan aşağı bizi hayatta kurtarmaz. Çiftçi ekmezse bu milletin hali ne olur ? Aç kalır. Bizi de düşünün arkadaşlar. Bu şekilde giderse çiftçilik biter. Çiftçilik kalmaz.”
Çiftçi Seyran Akgöllü ise biçtirdikleri buğdaya fiyat verilmemesine tepki göstererek, “Çiftçiyim, bende buğday ektim. Buğdayları biçtiriyoruz, götürüyoruz fiyat vermiyorlar. Ne zaman verecekleri belli değil şuan için. Bu sene el elde baş başta. Şuan ne kardayız, ne zarardayız” dedi.
]]>CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, hasat başlamasına rağmen buğday taban fiyatının açıklanmamasını eleştirdi. Gürer, şunları söyledi:
“Hububatta taban fiyatı açıklanmadı. Çukurova Bölgesi’nde hasat başladı. Çiftçiler tonu en az 15 bin lira olmasını istiyor, çünkü girdi maliyetleri arttı. Girdi maliyetleri artınca buğdayın da arpanın da çavdarın da maliyeti arttı. Şu anda taban fiyatı hala açıklanmadı, Çukurova’da çiftçi ürününü götürüp tüccara vermeye başladı. Borçları var, ilacı, tohuma, gübreye ödemeleri var. Mazota ödemeleri var. Alabildikleri oranda tüccarın verdiği fiyata ürünlerini vermek durumunda kalıyorlar. Kamunun asli görevi tüccar karşısında çiftçiyi korumak. Onun için Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) bir an önce fiyat açıklayıp çiftçinin buğdayını, arpasını, çavdarını almalı.”
“ÇAYDA YAŞANAN HAYAL KIRIKLIĞI, BUĞDAYDA DA YAŞANMASIN”
Üretim girdilerindeki artışlar göz önünde bulundurularak taban fiyat açıklanması gerektiğini ve çayda açıklanan taban fiyatın çay üreticisini hayal kırıklığına uğrattığını belirten Gürer, ” İç Anadolu’da hasada daha birkaç ay süre var, ama Çukurova’da başladığı için biçerdöverler tarlaya girdiği anda taban fiyat açıklanmalı. Çiftçimizi korumalıyız. Doğal olarak taban fiyatın artışı girdi maliyetleri ile ilgili. Mazotta ÖTV’yi kaldırın dedik, kaldırmadılar. Buğdayın tohumunu daha düşük tutun dedik, sübvanse edin dedik, yapmadılar. Doğal olarak maliyet arttıkça da taban fiyatında yüksek olmasını istiyorlar. Çayda taban fiyat 25 lira beklentisi vardı, 17 lira açıklandı, 2 lira da destek primi veriliyor. Buğdayda da çiftçi en az ton fiyatı 15 bin lira bekliyor. Farklı bölgelerde tarla kirasına göre, sulu tarıma göre fiyat değişkenliği var, genel olarak çiftçi buğday için beklentisi bir kilosu 15 lira fiyatı olarak açıklanmasını istiyor” şeklinde konuştu.
“ÜRETİM GİRDİLERİNDE ÇİFTÇİYE DESTEK SAĞLANSIN”
Gürer, taban fiyat belirlenirken yurt dışı piyasalarındaki buğday fiyatı dikkate alınarak değil, çiftçinin üretim girdileri göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiğini, aksi halde üreticinin zarar edeceğine dikkat çekerek, “Yurt dışında buğday fiyatlarının düşük kalması Türkiye’de üretim yapan çiftçinin girdi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle taban fiyatın daha yüksek olmasına da neden oluyor. Önce çiftçiye girdi maliyetlerinde destek sağlansın. çiftçi yüksek girdi maliyetleri ile üretim yapıyorsa, o çiftçi korunmuyorsa ileride tarım yapan kesimin daha da sayısının düşmesi kaçınılmaz olur” dedi.
“İTHALAT YILIN İLK 3 AYINDA HIZ KESMEDEN DEVAM ETTİ”
Gürer, şöyle devam etti:
“Yılın ilk 3 ayında 538 milyon 813 bin dolar karşılığında 2 milyon 167 bin ton buğday ithalatı gerçekleşti. İlk 3 ayda 6 bin 907 ton makarnalık buğday ithal edilirken karşılığında 2 milyon 593 bin dolar ödendi. Düşük vasıflı buğday olarak adlandırılan buğdaydan ise 2 milyon 160 bin ton karşılığında 536 milyon 220 bin bin dolar ödeyerek ithalat gerçekleştirildi.
Yılbaşından bu yana Toprak Mahsulleri Ofisi yurt dışından buğday getirmeye devam ediyor. 2 milyon tonun üzerinde buğday ithal edildi. Hasat döneminden önce buğday ithalatı yapılmasın diyoruz, ancak yapılıyor. Şimdi Çukurova’da da hasat başladı, depoların bir kısmında doğal olarak ithal buğday da var. Yurt dışından getirilen buğday çiftçimizin üretim yapmasının önünde önemli bir engel. Çünkü hasat dönemi yurt dışındaki buğdayın fiyatlarının düşüklüğü dikkate alınarak daha düşük taban fiyat veriliyor. Oysa Türkiye’de girdi fiyatları artıyor, enflasyon var. Enflasyonun yansıması çiftçinin girdi maliyetlerindeki artışı beraberinde getiriyor. Yurt dışından daha uygun fiyatla buğday bulduk, onu aldık geldik anlamında yapılan iş çiftçiyi moralsiz kılıyor. Ayrıca dahilinde işleme rejimi kapsamında her yıl 10 milyon ton yurt dışından buğday getirmeye ne gerek var? Çiftçimize destek verin. Bizim çiftçimiz kendisi bunu üretsin. Dışarıdan buğday alıp gelip onu un yapıp yurt dışına ihraç ettik diye övünmek yerine, bizim çiftçimize gerekli destek verilsin, bu buğdayı bizim çiftçimiz üretsin.”
]]>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmet Başer, AA muhabirine, son yağışların buğday ve kanolanın gelişimine katkıda bulunduğunu ve üreticileri sevindirdiğini söyledi.
Kanola ve buğday gelişimindeki olumsuzlukların yağışlarla ortadan kalktığını belirten Başer, “Buğdayın gelişimi gerçekten iyi gidiyor. Sadece son yağışlarda sık ekilen yerlerde ve rüzgarın fazla alındığı arazilerde buğdayda yatma problemi var. Orada üreticilerimiz dikkat etsin. Çok büyük bir sorun değil, buğday kendini toparlayacaktır. Şu anda buğday gelişiminde önemli bir sorun gözükmüyor, oldukça iyi gidiyor. Bu sene çıkış yapan kanolalarımızın gelişimi özellikle son yağmurlardan sonra oldukça iyi. Bundan sonra da çok büyük bir risk oluşacağını sanmıyorum.” diye konuştu.
Başer, bundan sonraki süreçte üreticilere arazilerini sık sık kontrol etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Trakya’da geçen senelere kıyasla bu yıl daha yüksek verim elde edileceğini dile getiren Başer, “Geçen yıla kıyasla hem buğday hem kanolada ortalama verimin üstünde olacak hatta ben bazı alanlarda rekor verimler bekliyorum. Verimimiz geçen yılın üstünde olacak.” dedi.
“Çiftçi yağışa sevinir”
Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da bu yıl ekili arazilerin güzel yağış aldığını ifade etti.
Kanola ve buğday gelişiminin son derece güzel olduğunu anlatan Saygı, üreticilerin yüzünün son yağışlarla güldüğünü belirtti.
Saygı, “Şu an kanola, buğday, arpa gibi bitkilerin hepsi yağışlardan nasibini aldı. Nisan yağmurları üreticiler için çok önemli. Bu yağışlarla bitki taneyi besleyecek ve verimlerde artış olacak. Çiftçinin zaten olmazsa olmazı yağış. Yağış olduğu zaman çiftçi her zaman mutlu olur. Şu anda bir sıkıntı gözükmüyor.” diye konuştu.
“Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk”
Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı ise buğday ve kanolanın gelişimine katkı sağlayacak güzel yağışlar olduğunu söyledi.
Kurak geçen kışın ardından üreticilerin endişe yaşadığını belirten Arabacı, son yağışların yüzleri güldürdüğünü dile getirdi.
Yağmurun zamanında geldiğini belirten Arabacı, “Uzun zamandır böyle güzel yağışları bekliyorduk. Yağışlar başak dönemindeki buğdayın gelişimi açısından son derece faydalı oldu. Aynı zamanda çiçek açan kanolaya da büyük katkısı olacak. Kuraklık stresi azalmış oldu. Bu yağışlar inşallah verimi artıracaktır. Üreticilerimize bol ve bereketli bir tarım sezonu diliyorum.” diye konuştu.
“Yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi”
Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan da son yağışların özellikle buğday, ayçiçeği, mısır ve kanola gibi ekili alanlara katkı sağladığını belirtti.
Bahar yağışlarıyla çiftçinin rahat bir nefes aldığını söyleyen Şaylan, “Allah’a şükür yağış zamanında geldi. Buğday ve kanola gelişim döneminde ayçiçeği ise topraktan çıkmaya çalışıyor. Bu yağışlar ekili alanlarımıza çok iyi geldi.” ifadelerini kullandı.
Üreticiler umutlu
Tekirdağlı kanola üreticisi Salih Can Dinçer de son yağışlarla verim kaybı korkusundan kurtulduklarını ifade etti.
Son yağışlarla derin nefes aldıklarını belirten Dinçer, geçen seneye göre daha fazla verim beklediklerini dile getirdi.
Kırklarelili buğday üreticisi Tuncay Özalatur ise bu yıl buğdayda kalite ve verimde artış beklediklerini söyledi.
Kasım ayında buğday ekimini gerçekleştirdiklerini anımsatan Özalatur, yağışların etkisiyle çimlenme sürecinin güzel olduğunu belirtti.
Haziran sonlarında hasadın gerçekleşeceğini ifade eden Özalatur, “Geçen yıla göre bu yıl daha fazla verim alacağımızı ümit ediyoruz. İlk çıkış ve çimlenme çok güzel olmuştu.” diye konuştu.
]]>***
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda 2 yılı geride bıraktık. Bu süre zarfında savaş hem bölgesel paradigmaları hem de küresel dinamikleri derinden etkilemeye devam ediyor. Küresel gıda güvenliği söz konusu etki alanlarının belki de en önemlilerinden bir tanesidir. Zira Rusya ve Ukrayna’nın küresel ölçekte 2 büyük tahıl üreticisi olması, üretimde yaşanan aksamalar, tarım altyapılarının hedef alınması ve buna bağlı olarak düşen tarım ürünlerinin ihracatı küresel tarım piyasalarında ciddi aksamalara sebep oluyor. Bilhassa da buğday ve mısır gibi ürünlerin tedariklerinin sekteye uğraması küresel gıda krizi ihtimalini artırıyor.
-Rusya’nın sessiz silahı: Tahıl
Küresel ölçekte tahıl krizi olarak karşımıza çıkan bu durum Moskova tarafından süregelen savaşın bir başka yönü olarak değerlendiriliyor. Hatta söz konusu krizin Rusya’ya önemli fırsat pencereleri sunduğu tartışılıyor. Bu noktada Kremlin yönetiminin tahıl krizini ve neden olduğu gıda güvenliğini bir silah olarak kullandığı değerlendiriliyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) araştırmacıları da bu konuyu ele alan bir rapor yayımladı. Araştırmacılar raporda Rusya eski Cumhurbaşkanı Dmitriy Medvedev’e yaptıkları atıfla gıdayı Rusya’nın “sessiz silahı” olarak nitelendirdi. Bu yaklaşım, akıllara hibrit savaşı kuramını yani askeri güçle beraber askeri olmayan imkanların beraber kullanılmasını ve Rusya’nın bu çerçevede benimsediği stratejileri getiriyor.
Peki Rusya gıdayı gerçekten bir silah olarak kullanıyor ve krizi fırsata dönüştürüyorsa bunu nasıl başarıyor? Rusya nihayetinde ne elde etti ve ne elde etmeyi planlıyor? Bu tahıl savaşının bir kazananı var mı? Geçtiğimiz haftalarda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli yayın kuruluşu Politico bu sorulara “Rusya küresel tahıl savaşını kazanıyor” başlıklı yazısıyla net bir şekilde cevap verdi. Ancak Rusya’nın nasıl ve neyi kazandığının detaylandırılmasında fayda var.
-Rusya tahıl savaşını nasıl kazanıyor?
İlk olarak Rusya, savaşın başından beri Ukrayna’nın tarım sektörünü ve buradan elde ettiği ticari geliri hedef alıyor. Bu kapsamda hem Ukrayna’nın tahıl üretimi engelleniyor hem de ticaret rotaları kesilerek sevkiyatları sekteye uğratılıyor. Nihayetinde Rus tarafı 3’üncü ülkelerin Ukrayna ile olan ticaretini ve karşılıklı bağımlılık ilişkisini zedeliyor. Rusya sadece bununla kalmıyor ve aynı zamanda Ukrayna’dan açılan bu boşluğu kendisi tahıl ihracatı yaparak dolduruyor. 2’nci olarak Rusya, söz konusu boşluğu doldurabilmek ve krizi fırsata çevirebilmek için kendi üretimini önemli ölçüde arttırıyor ve piyasanın çok altında fiyatlarla satış gerçekleştiriyor. Son olarak Moskova, doğrudan Ukrayna’nın gıda güvenliğini hedef alarak savaş kapsamındaki siyasi hedefleri doğrultusunda Kiev yönetimini daha fazla sıkıştırmayı planlıyor. Ukrayna’da saldırdığı bölgelerin tarım bakımından zengin olması bunun önemli bir göstergesi. Nitekim Ukrayna’nın arpa, buğday ve ayçiçeği üretiminin beşte biri, bugün saldırı altında olan Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinden karşılanıyordu.
-Savaş öncesinde durum nasıldı?
Savaş öncesinde Ukrayna yıllık 60 milyon ton tahıl ihracatıyla dünyadaki ihtiyacın yaklaşık yüzde 10’unu karşılıyordu. Tarım sektörü Ukrayna’nın ihracat gelirlerinin neredeyse yarısını ve istihdamın yüzde 15’ini kapsıyordu. Söz konusu ihracat büyük oranda Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yapılıyordu. Daha detaylı incelersek, Sahra Altı Afrika ülkelerinden Etiyopya’nın buğday ihtiyacının yüzde 45’i, Moritanya’nın ihtiyacının yüzde 23’ü, Tanzanya’nın ve Nijerya’nın ihtiyacının ise yüzde 18’i Ukrayna tarafından sağlanıyordu. Kuzey Afrika’dan Tunus’un da buğday ithalatının yüzde 31’i Ukrayna tarafından karşılanıyordu. Savaş döneminde Ukrayna’nın gemi sevkiyatları bazı dönemlerde sıfıra indi. Karadeniz Tahıl Koridoru kapsamındaki ihracat ayrı tutulursa Ukrayna’nın toplam ihracatı üçte iki oranında azaldı. 2022 sonrasında yaşanan bir diğer önemli değişim de ihracat yapılan ülkeler. Bu çerçevede, Afrika ülkelerinin yerini açık bir şekilde Avrupa ülkeleri aldı ve Ukrayna’nın tahıl ihracatının yarısı Avrupa başkentlerine gerçekleşti.
Rusya’nın savaş öncesi dönemde buğday üretimi ortalama 80 milyon tondu. Bu rakam savaş döneminde ortalama 91 milyon tona çıktı. Aynı şekilde savaş öncesi dönemde Rusya’nın buğday ihracatı ortalama 36 milyon tondu. 2022 sonrası dönemde Rusya’nın ihracatı ortalama 50 milyon tona ulaştı. Yani Rusya dünyanın en büyük buğday ihracatçısı konumunu savaş döneminde tahkim etti. Söz konusu buğdayı ithal eden ülke ve bölgelere bakacak olursak, Afrika kıtası bir bütün olarak karşımıza çıkıyor. Bu kapsamda, Kuzey Afrika’nın daha da öne çıktığını söylemek mümkün. Fakat Sahra Altı Afrika ülkelerine de Rusya’dan önemli miktarlarda buğday sevkiyatı yapıldığının altını çizmemiz gerek. Afrika’ya ek olarak Batı ve Güney Asya ülkeleri de savaş döneminde Rusya’dan buğday ithalatını arttırdı. Ukrayna’nın üretiminin açıkça düştüğü, ihracatının engellendiği ve ticaret yaptığı ülkelerin Avrupa kıtasına sıkıştığı bir denklemde, Rusya gerek üretimini arttırarak gerekse fiyatları çok düşük tutarak Ukrayna’dan boşalan Afrika kıtasında etkisini arttırıyor.
Ankara’nın stratejik hamlesi: Karadeniz Tahıl Koridoru
Son olarak, Rusya’nın söz konusu krizi fırsata çevirmesini ve gıdanın bir silah olarak kullanılmasını engelleme noktasında en önemli adımı, Karadeniz Tahıl Koridoru ile Türkiye’nin attığını söyleyebiliriz. Zira, bu koridor kapsamında Ukrayna 3 kıtadan toplamda 45 ülkeye yaklaşık 33 milyon ton tahıl ulaştırmıştı. Bu sayede gıda fiyatları yaklaşık dörtte bir oranında düşmüştü ve hatta Ukrayna’nın ihracatı savaş öncesindeki döneme yaklaşmıştı. Fakat Rusya’nın anlaşmadan çekilmesi, Kiev’in ihracat rotalarını engellemesi ve bu süreçte Ukrayna’nın tarım altyapılarını hedef almasıyla beraber Kiev yönetimi tahıl piyasalarında ciddi alan kaybetti. Bugünkü verilere ve Rusya’nın hakim pozisyonunu nasıl tahkim ettiğine bakarsak, söz konusu koridorla Ankara’nın ne kadar stratejik bir girişimde bulunduğunu söyleyebiliriz. Küresel gıda güvenliğinin arttırılması hedefiyle Karadeniz Tahıl Koridoru’nun yeniden devreye sokulması veya benzer minvalde Ukrayna’nın küresel tarım piyasalarına entegre edilmesi önem arz ediyor.
[???????Mehmet Çağatay Güler, Akademisyen, Milli İstihbarat Akademisi]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>“Buğday unu ihracatımızda stok sorunu olan ülkeler öne çıkıyor”
Küresel ekonomik resesyona bağlı olarak talepteki azalmaya rağmen, geçtiğimiz yıllardan devreden stokların buğday fiyatları üzerindeki baskısına değinen Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, “Dünyada son 2 yıldaki buğday üretimi 1,5 milyar tonu aştı, 2022’den bu yana devam eden bu bollukta, maddi imkanı olan ülkeler depolarında yüksek miktarda stok yaptı. Yeni hasat sezonu yaklaşırken bu alandaki rekabetin yoğunlaştığını, bunun da küresel fiyatlar üzerinde bir miktar baskı oluşturduğu görüyoruz. Bizim bölgemizde de buğdayın ihracat birim fiyatlarındaki gerileme yüzde 10’a yaklaşmış durumda. Öte yandan her ülkenin alım gücü aynı olmadığından, ekonomik olarak daha az gelişmiş bölgelerdeki talep durmuş değil. Bunu ilk 2 aydaki buğday ihracatımızın miktar bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artış göstermiş olmasından da teyit ediyoruz. Güneydoğu Anadolu’dan en fazla buğday ihracatını Irak, Suriye, Cibuti, Etiyopya ve Somali’ye yapıyoruz” dedi.
“Kakaolu mamullerimizde ihracat birim fiyat artışı kalite ve katma değerden”
Kakao maliyetlerindeki yükselişin çikolata ve kakao içeren gıda müstahzarlarının ihracat birim fiyatlarına etkisine değinen Kadooğlu, “Bu yıl dünyadaki tüm gıda üreticilerini etkileyen bir El Nino gerçeği ile karşı karşıyayız. Başta pirinç olmak üzere, pek çok gıda grubu üzerinde etkileri olan bu doğa olayının bir başka sonucunu da kakao konusunda yaşıyoruz. Gana ve Fildişi Sahili’nde de kuraklık şartları nedeniyle kakao fiyatları çok yükseldiğinden, çikolata ve kakao içeren gıda müstahzarlarının ihracat birim fiyatlarında artışlar yaşanıyor. Fakat kakaolu mamullerin ihracat birim fiyatlarındaki artış oranı Türkiye genelinde yüzde 4,7 iken Güneydoğu Anadolu’da yüzde 12,5 düzeyinde. Bu karşılaştırma, fiyatlarımızdaki yükselişin sadece maliyetlere bağlı olmadığını, ürünlerimizde gözle görülür oranda kalite ve katma değer artışı olduğunu da gösteriyor” şeklinde konuştu.
“Yeni pazar kazanma faaliyetlerimiz sürüyor”
Tokyo’da 5-8 Mart 2024 tarihlerinde düzenlenen Foodex Japan Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kadooğlu, “Asya-Pasifik bölgesine bir açılım yapmak ve bu bölgedeki tanınırlığımızı artırmak bizim için çok önemli. Bu yüzden Foodex Japan Fuarı’ndaki faaliyetlerimizi sadece Japonya ile ticari ilişkilerimiz özelinde düşünmedik. Diğer yandan bu ülkenin gıda arzındaki kırılganlığı ve ülkenin gıda ithalatına bağımlılığı bizim için ilgi çekici bir unsur. Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Japonya’ya hububat ihracatı 100 milyon dolara kadar yaklaşmıştı. Tokyo’daki tanıtım çalışmalarımızın başarısı 2024 yıl sonu hedefimizi daha da yukarı taşıdı. Asya-Pasifik bölgesinde pazar kazanma faaliyetlerimize, Nisan ayında Singapur’da düzenlenecek FHA Food & Beverage fuarındaki tanıtım çalışmalarımızla devam edeceğiz” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Sektör Paydaşları Sürekli Network Grubu tarafından organize edilen Eskişehir’de Ekmeklik Buğday Çalıştayı’nda BEBKA (Bursa Eskişehir Bursa Kalkınma Ajansı) tarafından finanse edilen 2022 yılı Kırsal Kalkınma Mali Programı çerçevesinde TR-41-22-KKK-001 referans numarasıyla desteklenen TR-41 bölgesinde buğdayın teknolojik kalitesinin iyileştirilmesi ve buğday kalite haritalarının oluşturulması projesinin sonuçları paylaşılarak Eskişehir’de ekmeklik buğdayın durumu değerlendirildi. Prof. Dr. Fatma Handan Giray’ın moderatörlüğünde gerçekleşen çalıştayın açılış konuşmasını ESOGÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İlyas Atalar yaptı.
“Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı”
Çalıştay, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Ender Muhammed Gümüş’ün Eskişehir tarımının mevcut durumu, ekmeklik buğday üretimi ve sektördeki güncel gelişmeler hakkında önemli bilgiler verdiği sunumuyla başladı. İl Müdürü Gümüş, yaptığı sunumda, “Pandemi ve Ukrayna Savaşı’nın ardından hububatta özellikle buğdayın önemi fazlaca arttı. Geçmişten bugüne buğday üreten ülkeler arasında önemli bir yere sahibiz. Biz dünyada un ihracatında 1’inci sıradayız. Bulgur piyasasının ise yüzde 60’ı bizde bulunuyor. Yine unlu mamuller üretiminde de sektörde 1’inci sıradayız. Buğday ithal etmemizin temelinde de bu var. Yani kendi ürettiğimiz buğdayın bir kısmını ve yurt dışından ithal ettiğimiz buğdayı işleyerek yurt dışına ihraç ediyoruz. Yurt dışına ihracat ile ilgili belirtmek istediğim bir husus da şu, yurt dışına buğday ürünleri ihracatında bulunmak isteyenlerin işledikleri ürünlerin yüzde 50’sini yerli buğdaydan tedarik etmek zorunluluğu var. Buğday üretimi küresel ısınma ve yaşanan kuraklıktan etkileniyor. Biz ilimizde atıl tarım arazilerimiz için bir proje yaparak bu arazilerimizi hububat üretimine dahil ettik. Eskişehir’de özellikle kuru tarım gerçekleştiriliyor. 2023 yılında hem yağan yağmurların etkisi hem de hububat fiyatlarının cazip oluşu üreticilerimizi hububata yönlendirdi. Ekiliş alanımız 1 milyon 783 bin dekara ulaştı. Verimlilikte yağışların vesilesiyle dekardan 460 kilo ortalamayla tüm yılların üretim rekorunu kırdık. Bizler Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak hububat üreticimize destek olmak için Bakanlığımızla proje yaptık. Çitçilerimize ekmeklik buğday üretimi için ayni tohum yardımı yaptık. Atıl arazilerimizin kullanımının etkinleştirilmesi için projemizi hayat geçirdik. Proje çerçevesinde seçtiğimiz buğday çeşitlerinin pas hastalığına karşı dayanıklı ve yüksek verimli olmasına dikkat ettik. Yine iklimsel değişikliklerin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 2020 yılında hazırladığımız Tarım ve Orman Bakanlığımız, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ve Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ile birlikte yürüttüğümüz Birleşmiş Milletler projesiyle topraklarımızın su tutma kapasitesini artırmayı hedefliyoruz. Çalıştayın Eskişehir tarımı için faydalı geçmesini diliyorum” dedi.
Çalıştayın diğer konuşmacıları, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Arzu Akın, ‘Ekmeklik Buğdayda Kalite Değerlendirmesi’, Eskişehir TMO Baş Müdür Yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi Serkan Karakuş, ‘Ekmeklik Buğday Alım Kriterleri ve TMO Alım Baremi’, NBC Tarım LTD. ŞTİ.’den Dr. Necmettin Bolat, ‘Eskişehir için Ekmeklik Buğdayda Çeşit Seçimi ve Tohumculuğu’, İmamoğlu Un San. Tic. A.Ş.’den Gamze İmamoğlu Kantekin, ‘Buğday Unu Üretimi’ ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Yaşar Karaduman, ‘BEBKA TR-41 Bölgesinde Buğdayın Teknolojik Kalitesinin İyileştirilmesi ve Buğday Kalite Haritalarının Oluşturulması Projesi Sonuçları’ konularında sunumlarını gerçekleştirdiler.
Katılımcılar, ekmeklik buğdayın kalitesi, alım kriterleri, çeşit seçimi, tohumculuk, un üretimi ve bölgesel projeler gibi birçok konuda bilgi sahibi oldu. Çalıştayın son bölümünde ise katılımcılar, görüş, dilek ve temennilerini paylaşma fırsatı buldu. Etkinlik, sektördeki paydaşların bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmalarına önemli bir katkı sağlarken, Eskişehir’deki ekmeklik buğday üretimi üzerine yapılan bu tür etkinliklerin sektöre ışık tutmaya devam etmesi bekleniyor. – ESKİŞEHİR
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Anadolu’da Atatürk’ün talimatı ile hububat üretiminin artmasıyla birlikte ortaya çıkan depolama ihtiyacını karşılamak amacıyla Devlet Demir Yolları’nın geçtiği bölgelerde kurulan buğday silolarından birisi de 1937 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde tesis edildi. Buğdayın işlenip, un haline getirilmesi amacıyla siloların bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesi’nde 1941 yılında hububat öğütme tesisi kuruldu. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hububat depolamasını özel sektöre devretmesi sonucunda tarihi hububat siloları atıl kalırken, tarihi un öğütme tesisi özel sektör tarafından işletiliyor, bölgenin kaliteli un ihtiyacını karşılamaya devam ediyor.
Yozgat’ın Yerköy ilçesinde, 1935-1937 yılları arasında Fransız Müteahhit Froment-Clavier firması tarafından yaptırılan, 24 Haziran 1938 tarihinde ise TMO’ya devri yapılan Buğday Silosu yakınında, 1941 yılında buğday işleme tesisi kurulup, un fabrikası olarak üretime açıldı. Tasfiye edilme kararı nedeniyle atıl durumda kalan TMO’ya ait siloların hemen yanı başında, bin 850 metrekare alan üzerinde 5 katlı olarak buğday öğütme tesisi inşa edildi. 25 metre yüksekliğindeki bacasının tepesinde yaz aylarında leylekleri konuk eden tesis, 1991 yılında el değiştirdi, tesisi alanlar tarafından yapımındaki teknoloji güncelleştirildi, buğdayı un haline dönüştürme işlevini halen sürdürüyor.
GÖVDESİ TAŞ, İÇ DÖŞEMESİ AHŞAP FABRİKA
Hacı Ali Aksoy isimli işadamı tarafından 1991 yılına kadar, kurulduğunda monte edilen teknoloji ile çalıştırılan buğday işleme tesisi, bu tarihten sonra teknolojisini yenileyip, un fabrikası olarak hizmete başladı. Fabrikayı satın alarak yenileyen Hacı Murat Savaş’ın oğlu Uğur Savaş, fabrika hakkında bilgi verdi, tesisin daha önce 8 saatte ancak 130 torba un işleyebildiği, makinaların önemli bölümünün yenilenerek, 8 saatte 480 torba un üretilmeye başlanıldığını aktardı. Tesisteki eski makinalar da söküp atmayıp, koruyan, bazılarını da kullanan tesisin yeni sahipleri, 400 kilowatt gücünde yeni bir trafo ile fabrikanın elektrik tesisatını yeniletip, otomatik kumanda sistemi ile modern hale getirdikleri fabrikada yerel buğday işlenip, un haline getiriyor. Uğur Savaş, her buğdayı işlemediklerini, buğday alımında seçici davrandıklarını belirterek, “Babam ve amcamın daha önce değirmenleri vardı, burayı almadan önce. Burayı satın aldılar, yerli buğdayı işliyoruz, katkı maddesi yok. Ekmeklik, baklavalık, böreklik, mantılık, makarnalık velhasıl her türlü unlu mamuller için un üretiliyor. Yerköy bölgesindeki ekmek fabrikalarına ve vatandaşlara satışını yapıyoruz” dedi.
Fabrikada buğday yıkama, temizleme, eleme makineleri ile birlikte 5 tanesi Rus, biri Alman, diğeri İtalyan olmak üzere toplam 7 buğday kırma makinesi ile elektrik üretiminde kullanılan İngiliz yapımı buhar makinesinin de çalışır durumda olduğu kaydedildi.
“BAKLAVA, TATLI GİBİ ŞEYLER ÇOK GÜZEL OLUYOR, İYİ BİR FABRİKA”
Fabrika ve TMO silolarının bulunduğu Bağlarbaşı Mahallesinde doğup, büyüyen 63 yaşındaki Mehmet Yavuz, fabrikada çok kaliteli un öğütüldüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Doğma büyüme buralıyım. Çocukluğum buralarda geçti. Fabrikanın tarihi 1941’de yapıldığını söylüyorlar. Ben şimdi 30 torba un alacağım, buraya un almaya geldim. Çok güzel ekmeği oluyor, baklavalık falan çok güzel. Baklava, tatlı falan bu gibi şeyler çok güzel oluyor, iyi bir fabrika, unu çok güzel, tarihi bir fabrika, güzel fabrika. Bir zamanlar bu fabrika ofisle yarış ederdi, çok alım yapardı. Şu gördüğün meydanlar, şuralar, arkalar ve depoları, içerisi hep buğday alımı yapardı ve burada da kamyonu vardı. Kamyon ile tren istasyonuna gönderilirdi. Oradan vagonlara yükler. Başka illere un gönderilirdi. Tabii ki o zamanlar nakliyecilik az olduğu için trenle gönderirlerdi.”
]]>Ankara’nın Polatlı ilçesinde faaliyet gösteren bir buğday tohum firması iddialara göre, birden fazla firma ve 100’ün üzerinde çiftçinin ürünlerinin parasını vermeden ortadan kayboldu. Toplamda piyasa değeri 150 milyon TL’nin üzerinde olan mahsullerinin tahsilatını alamayan çiftçiler durumdan şikayetçi oldu. Şikayet üzerine firmanın kapılarına polis ekipleri tarafından mühür vuruldu.
Ayrıca firma sahipleri, 2017 yılından beri güven oluşturarak çiftçilerden tarım ürünlerini topladıkları ve belli bir süre sonra karşılığında yüksek kazanç vaadiyle geri ödeme yapacaklarını iddia ettikleri belirtiliyor.
Çiftçilerin yaptığı şikayetler sonucunda Polatlı Cumhuriyet Savcılığına ulaşan 100’den fazla mağdur olduğu ve bazılarının ellerinde senet bile olmasına rağmen ürünleri gizlice ellerinden çıkardıkları için mağduriyet yaşadıkları ifade edildi. Firma sahibi S.C.’nin bu faaliyetler içindeyken aynı zamanda 1926 Polatlı Belediyespor Başkanı görevini de sürdürdüğü ortaya çıktı.
“Bürolarını kapatıp ortadan kayboldular”
Polatlı Devlet Hastanesi’nde 22 yıllık başhekimlik görevinin arından emekli olarak çiftçilik yaptığını aktaran mağdur Ali Rıza Koçoğlu, “Buğdayı kaldırdığımızda TMO’ya verecektim. Geldiler, ‘Buğdayı bize ver hocam, 6 Aralık’ta parasını vereceğiz’ dediler. 259 ton buğdayı onlara teslim ettik. Bunlar tohumluk yaptılar, millette sattılar. 6 Aralık’ta paramızı verecekti. 5 Aralık’ta bürolarını kapatıp ortadan kayboldular” ifadelerini kullandı.
Bir sene önce de aynı kişilere buğdayını teslim ettiğini ve borcunu geri alması ile güven sağladıklarını dile getiren Ali Rıza Koçoğlu, “Gübre ve tohum üretip satıyorlardı. Tohum ve gübre bayisiydi. Biz de bu sene hatta tohumu ve gübreyi oradan aldık. Ondan sonra gerisini alıp gittiler” dedi.
“Depomuz olmadığı için oraya teslim etmiştik”
Ailesi ile tarlalarında bu yıl 600 dönümlük bir araziye buğday ektiklerini dile getiren mağdur Edem Koçoğlu, “Buğday ekilişinden verim aldık. Gayet güzel bir yıldı. O bütün ürünümüzle birlikte Ahi Tohum’un sahipleri Sevgi Coşkun ve eşi Cihangir Coşkun’un işlettiği işletmeye ürünümüzü teslim ettik. Polatlı’da tanınıyorlardı. Bilindik bir aileydi. Bizler de güvendik. Dolayısıyla ürünümüzü verdikten sonra geri belli bir süre bekletip daha sonra da depomuz olmadığı için oraya teslim etmiştik. Sonra da belli bir karla birlikte o zamanın aralık ayının fiyatıyla bize verdiğimiz mahsulü sattıktan sonra parayı iade edeceklerdi. Ancak işte bu Ahi Tohum ürünümüzün parasını vermedi” diye konuştu.
“Tanınan bir aileydi ama bizi yanılttılar”
Polatlı’da 100’ün üzerinde çiftçinin mağduriyetinin olduğunu belirten Koçoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Her gün birbirimizi arıyoruz, diğer çiftçilerle konuşuyoruz. Elimizde senet vardı. O senedi mahkemeye verdik. Haciz ve benzeri işlemler devam ediyor. Şu anda takip altında. Sevgi Demir Coşkun, biz bu şikayeti bulunmadan önce yurtdışına kaçtı. Onun yanında eşi Cihangir Coşkun da İstanbul’da yakalandı. Silivri Cezaevine konulmuş. Yüzün üzerinde kişi ve 150 milyon TL’nin üzerinde miktarı vermedikleri, alıp kaçtıkları söyleniyor ama üzerlerinde ne bir ev, ne bir arabada yok. Dolayısıyla haciz edilecek bir şey de bulamadık. Burası Ankara’nın ve Türkiye’nin tarım ambarı. Dolayısıyla güven esaslı biz depoya bıraktık. Ayrıca, Sevgi Coşkun 1926 Polatlı Belediyespor kulübünün başkanlığını da yapıyordu. Dolayısıyla tüm Polatlı güveniyordu. Onlara kulüp başkanlığını da emanet etmişlerdi. Tanınan bir aileydi ama bizi yanılttılar. Herkesi yanıttılar, herkes mağdur. Dolayısıyla tarım, çiftçilikte bu nedenden dolayı her gün geriliyor ve gerilemekte. Dolayısıyla insanlar bundan sonra çiftçilik belki yapamayacak, bu kayıplarını karşılanmasını talep ediyorlar. Bu nedenle biz yasal hakkımızı da kullanıyoruz.” – ANKARA
]]>