(DİYARBAKIR) – İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı ‘Doğu ve Güneydoğu İnsan Hakları İhlalleri Raporu’ açıklandı. İHD Genel Başkan Yardımcısı Rümeysa Deniz Kaya, bölgede 6 ayda 3 bin 895 hak ihlalinin yaşandığı belirterek, “Otoriter politikalar ekseninde uygulamaların sürdüğü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 2024 yılı ilk 6 aylık döneminde insan hakları ihlalleri yoğunlaşarak ve sistematik bir şekilde devam etmiştir” dedi.
İHD Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı ‘Doğu ve Güneydoğu İnsan Hakları İhlalleri Raporu’ açıklandı. Şube binasında düzenlenen basın toplantısında raporla ilgili değerlendirme yapan İHD Genel Başkan Yardımcısı Rümeysa Deniz Kaya, hak ihlallerinin sistematik olarak devam ettiğini belirtti.
Bölgede özellikle kolluk görevlilerinin faili olduğu binlerce insan hakkı ihlali vakasının yaşandığının aktaran Kaya, “Otoriter politikalar ekseninde uygulamaların sürdüğü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 2024 yılı ilk 6 aylık döneminde insan hakları ihlalleri yoğunlaşarak ve sistematik bir şekilde devam etmiştir. Şiddete dayalı bu politikalar ile ırkçı yaklaşımlar, ayrımcı uygulamalar ve cinsiyetçi politikalar derinleşmiş, bölgede özellikle kolluk görevlilerinin faili olduğu binlerce insan hakkı ihlali vakası yaşanmıştır. Kürt meselesinin demokratik yol ve yöntemlerle çözülemeyişi nedeniyle süren çatışma ortamı, Türkiye’nin iç ve dış politikadaki istikrarsızlığının devam etmesine neden olmaktadır. Siyasi iktidar tarafından geliştirilen ayrımcı dil nedeniyle çatışmaların sonlandırılmasına yönelik diyalog ve müzakere yöntemlerinden gün geçtikçe uzaklaşılmış, soruna güvenlik odaklı ve askeri yöntemlerle yaklaşımın sonucu olarak, bölgede toplumsal yaşamı tümüyle etkileyen ağır bir çatışma bilançosu ortaya çıkmıştır. Yargı mekanizmasının tarafsızlığının rafa kaldırıldığı, siyasi iktidarın söylemlerinin etkisi ile örgütlenme özgürlüğüne yönelik baskılar artmış, haksız gözaltı ve tutuklamalar artarak devam etmiştir” dedi.
‘Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller de ne yazık ki devam etti’
Bölgede 2024 yılı ilk 6 ayında ‘kişi güvenliği ve özgürlüğü’, ‘örgütlenme özgürlüğü’, ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ haklarına yönelik baskılar sonucu haksız gözaltı ve tutuklamaların da artarak devam ettiğini söyleyen Kaya, şöyle konuştu:
“Devlet ile hükümetin antidemokratik karar ve uygulamalarına itiraz eden yurttaşlar, gözaltı ve tutuklama uygulamalarıyla karşılaşmış, birçok yurttaş ise muhalif kimliğinden dolayı ekonomik ve sosyal haklarından mahrum bırakılmıştır. Bu bağlamda, bölge kentlerinde en az 88’i çocuk bin 164 yurttaş gözaltına alınarak 4’ü çocuk en az 165 yurttaş tutuklandı. En az 3 yurttaş hakkında ev hapsi kararı verilmiş olup bu süreçte bölgede en az 527 ev ve iş yeri baskına uğramıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller de ne yazık ki devam etti. Bölgede en az 4 etkinliğin gösterimi yasaklanmıştır. 74 soruşturma dosyasında en az 520 yurttaş hakkında soruşturma başlatıldı. 10 dava dosyasında 39 yurttaş hakkında dava açılmış olup aralarında siyasetçi, gazetecilerin bulunduğu 13 dosyada 56 yurttaş hakkında değişik hapis ve para cezaları verilmiştir. 3 siyasi parti binası, 1 gazete, 1 belediye binası saldırı veya baskına uğramıştır.”
‘İhlaller hatalı devlet politikalarının bir sonucudur’
“Hayatımızdaki ihlaller, yanlış ve hatalı devlet politikalarının bir sonucudur. Bu nedenle biz insan hakları savunucuları, hayatımızdaki ihlallerin önlenebilir olduğuna inanıyoruz” diyen Kaya, “Bir denetim mekanizmasına da dönüşen hak savunuculuğunun özneleri olarak bizler, insan hakları ihlallerinin meydana gelmesine sebebiyet veren hatalı hükümet politikalarına karşı etkili bir savunuculuk faaliyeti içerisinde olacağız. Bu gerçekle, insan hakları ihlallerinin oluşumuna yol açan politikalardan vazgeçilmesi, çatışmalı ortamın bir an önce son bulması ve çatışma çözüm araçlarıyla sürecin demokratik çözümünün yeniden müzakere edilmesi talebinde bulunuyoruz” şeklinde konuştu.
Kaya’nın ardından raporun detaylarını açıklayan İHD Bölge Temsilcisi Tahir Saçaklı, Doğu ve Güneydoğu’da 6 ayda 3 bin 895 hak ihlalinin yaşandığını bildirdi.
]]>
BALIKESİR’in Erdek ilçesindeki Kyzikos Antik Kenti’nde, 2024 yılı kazı çalışmaları başladı. Kaymakam Abdullah Atakan Atasoy, “Kyzikos’taki Hadrianus Tapınağı’nı bir an önce gün yüzüne çıkarmalıyız. Kyzikos, sadece Hadrianus Tapınağı’ndan ibaret değil. Bölgede ayrıca nekropol, yani mezarlık da var. Bu mezarlık Genç Bizans döneminde yapılmış, Bizans döneminde yeniden düzenlenmiş. Bu mezarlığı da ortaya çıkaracağız. Daha sonra üzerini camla kapatıp, açık hava müzesi durumuna getireceğiz. Bölgede ayrıca bir amfitiyatro, bir de tiyatro var. Amfitiyatro, antik açıdan Türkiye’nin ilk 3 eseri arasında yer alıyor. Ayrıca tiyatroyu da açığa çıkarıp, hemen restorasyon çalışmalarını başlatmak istiyoru” dedi.
Erdek ilçesi Düzler mevkisindeki Kyzikos Antik Kenti’nde, 2 bin 500 yıllık tarihi gün yüzüne çıkarmak için gerçekleştirilen kazı çalışmaları törenle başladı. 2024 yılı kazısının fiilen başlaması nedeniyle Bandırma Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde, Kyzikos Kazı Evi önünde düzenlenen törene ilçe kaymakamı Abdullah Atakan Atasoy, belediye başkanı Burhan Karışık, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Feyzullah Temurtaş, oda ve dernek başkanlarıyla siyasi parti temsilcileri katıldı. Kyzikos kazı ekibi başkanı, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Tercanlıoğlu’nun açılış konuşmasının ardından Kyzikos’un tarihçesi hakkında bilgi veren Erdek Belediye Başkanı Burhan Karışık, “Kyzikos, sadece Erdek için değil, Balıkesir ve çevre ilçeleri için de tarihi bir mirası barındırıyor. Kyzikos’un hak ettiği değeri bulması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Belediye olarak antik kentin altyapısını ve yollarını yapacağız” dedi.
Kaymakam Abdullah Atakan Atasoy ise konuşmasında, kurumlar arasında iş birliği bulunmamasına ve koordinasyon eksikliğine dikkat çekerek, “Bugün, Kyzikos kazı çalışmaları ilk kez bir törenle başlıyor. Göreve başladığımda Erdek’in bir turizm master planı da olmadığını gördüm. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın (GMKA) da katkılarıyla 15 Ağustos-30 Ağustos 2024 tarihleri arasında, Erdek’in Turizm Kalkınma Planı’nı hazırlayıp bitireceğiz. Erdek’in her yeri ayrı bir zenginlik ve hazine. İlçenin her unsurunda turizm var. Bunları değerlendireceğiz. Hazırlanacak bu master planı, Erdek turizmi için yol haritası olacak” ifadelerini kullandı.
GELECEĞE MİRAS PROJESİ
Kyzikos kazılarını, geleceğe miras projesi olarak gördüğünü belirten Atasoy, şunları söyledi:
“Kültür ve Turizm Bakanlığımız da kültür mirasımızın bir an önce gün ışığına çıkarılması için kazılara artık daha fazla ödenek ayırıyor. Buna Kyzikos kazıları da dahil. Bu kapsamda Kyzikos’taki Hadrianus Tapınağı’nı bir an önce gün yüzüne çıkarmalıyız. Kyzikos, sadece Hadrianus Tapınağı’ndan ibaret değil. Bölgede ayrıca nekropol, yani mezarlık da var. Bu mezarlık Genç Bizans döneminde yapılmış, Bizans döneminde yeniden düzenlenmiş. Bu mezarlığı da ortaya çıkaracağız. Daha sonra üzerini camla kapatıp, açık hava müzesi durumuna getireceğiz. Bölgede ayrıca bir amfitiyatro, bir de tiyatro var. Amfitiyatro, antik açıdan Türkiye’nin ilk 3 eseri arasında yer alıyor. Ayrıca tiyatroyu da açığa çıkarıp, hemen restorasyon çalışmalarını başlatmak istiyoruz. Bu tiyatro, 100 metre derinlikte olup, Helenistik dönemde yapılmış, ayrıca Roma döneminde de kullanılmış. Tiyatro, 15 bin seyirci kapasitesinde bulunuyor.”
‘LİMANLARI ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN DALIŞLAR YAPILACAK’
Kyzikos Antik Kenti’nde, 1’i iç liman olmak üzere 3 liman olduğuna işaret eden Atasoy, “Antik yazar ve tarihçiler, Kyzikos’ta 200’den fazla geminin barındığı limanlar bulunduğunu belirtiyor. Bu limanları ortaya çıkarmak için bölgede 2’şer aylık periyotlarla dalışlar yapılacak. Kısacası Kyzikos’u sadece Hadrianus Tapınağı olarak görmemek gerekir. Çünkü o dönemlerde Kyzikos’un Erdek’ten 60 kat daha büyük olup, nüfusunun da Erdek’ten 60 kat fazla olduğu biliniyor” diye konuştu.
‘BÖLGEMİZDEKİ TARİHE KADIN ELİ DE DEĞECEK’
Nekropol kazı çalışmalarına, bölgede yaşayan 8 kadının da katılacağını söyleyen Atasoy, “Şimdilik 8 kadınla başlayıp, daha sonra bu sayıyı 12’ye çıkaracağız. Bu kadınlara asgari ücretin üzerinde ücret verilecek. Böylece iş imkanına kavuşacaklar. Yani bölgemizdeki tarihe kadın eli de değecek. Hadrianus Tapınağı ile tiyatro arasındaki 1,5 kilometrelik bölgeyi de antik gezi yolu olarak düzenleyeceğiz. Böylece vatandaşlar bölgenin tarihine gezerek ulaşacak. Kyzikos’ta önümüzdeki yıldan itibaren artık önemli eserlerin ortaya çıkacağını söyleyebilirim” dedi.
]]>Salı günü bölgeden gelen sınırlı bilgiler, İsrail ordusunun kent merkezine yaklaştığını ve hakim noktalara asker yerleştirdiğini gösteriyor.
Cezayir, ölümlere son verilmesi çağrısında bulunan bir BM karar tasarısı hazırlayacağını duyurdu.
Daha önceki kararları veto eden ABD, İsrail’in Refah’taki harekâtını hâlâ “büyük bir kara operasyonu” olarak görmediğini belirtti.
Beyaz Saray Sözcüsü John Kirby ise ABD’nin İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah’a yönelik geniş çaplı bir işgal başlattığına inanmadığını söyledi.
Gazze Şeridi’nde ölümcül ve büyük bir yıkıma neden olan İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilmiş yüz binlerce sivil hâlâ Refah’ta kalıyor. ABD Başkanı Joe Biden daha önce Refah’a yönelik tam ölçekli bir işgalin kırmızı çizgiyi aşacağını söylemişti.
Kirby, tam ölçekli kara harekatına karşı tutumlarında herhangi bir değişikliğin olmadığını belirterek, “Büyük birliklerle, çok sayıda askerle sahadaki çok sayıda hedefe karşı bir tür koordineli manevra yaptıklarını görmedik” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çadır kente yönelik Pazar günkü saldırıyı “trajik bir hata” olarak nitelendirdi ancak Refah operasyonunu sürdürme sözü verdi.
İsrail ordusu Salı günü, askerlerinin Refah’taki “terör hedeflerine” karşı faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
Bölgede kamplarda yaşayan çok sayıda kişi, şehrin batı bölgelerinin gece boyunca yoğun bombardımana maruz kaldığını aktarıyor.
İsrail ordusu Refah’ın doğusundaki sivillere, “genişletilmiş insani bölge” olarak tanımladığı kıyı şeridine gitmeleri çağrısı yapıyor.
Ordu genişleyen kara savaşı için de “Birliklerimiz teröristlerle yakın mesafe çatışmaya giriyor ve bölgedeki terör tüneli şaftlarını, silahlarını ve ek terör altyapısını tespit ediyor” açıklaması yaptı.
Reuters haber ajansı, yerel sağlık yetkililerine dayandırdığı haberde, en az 21 kişinin el-Mawasi’deki çadır bölgesine düşen tank mermileri nedeniyle öldüğünün aktarıldığını bildiriyor.
Hamas kontrolündeki sivil savunma biriminden bir yetkili de Fransız AFP haber ajansına, İsrail’in çadır bölgesine “ölümcül bir saldırı” düzenlediğini söyledi.
Filistin medyasında, çadırlarla çevrili kumlu bir alanda en az beş cesede ait görüntüler yer alıyor.
İsrail ordusu ise El Mawasi’deki ölümlere ilişkin iddiaları yalanladı.
Öte yandan ordu sözcüsü, Pazar günkü yangının Hamas tarafından bölgede depolanan silahların patlaması sonucu çıkmış olabileceğine inandığını söyledi.
ABD’den Refah için ‘sınırlı’ açıklaması
Birleşmiş Milletler, yaklaşık bir milyon kişinin Refah’taki çatışmalardan kaçtığını, ancak birkaç yüz bin kişinin hâlâ bölgede kalmış olabileceğini kaydediyor.
Bölgedeki gazeteciler, binlerce kişinin Salı günü erken saatlerde eşek ve atların çektiği arabalara doluşarak kuzeye doğru ilerlemeye çalıştığını aktardı.
İsrail sivil ölümlerine ve artan uluslararası baskıya karşın Refah konusunda geri adım atmıyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Refah’taki siviller konusunda Tel Aviv yönetimini uyarmıştı. Biden ilgili röportajında burada “sınırlı” bir harekat yürütüldüğü görüşünü savunmuştu.
ABD Savunma Bakanlığı, Refah’taki harekatın halen bu şekilde değerlendirildiğini açıkladı.
Hamas son 48 saatte 70’ye yakın kişinin bu bölgede öldürüldüğünü duyurdu.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, İsrail- İran arasındaki gerilime ilişkin hükümetin sessizliğini eleştirerek, ” Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor” dedi.
CHP’nin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlhan Uzgel, İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmede bulundu. Türkiye’den konuyla ilgili şu ana kadar herhangi bir açıklama yapılmadığını söyleyen Uzgel, “Bölgemizde bu kadar önemli bir gelişme yaşanmışken neredeyse 1973 yılından Ekim savaşından bu yana ilk kez İsrail’e bir başka devletten askeri saldırı gelmişken hükümetin bu tırmanmanma karşısında bölgede büyük bir gerilim yaratan, endişeleri arttıran, bu gerilim karşısında hiçbir ses çıkarmaması, hiçbir açıklama yapmaması başta Dışişleri Bakanı olmak üzere bir tane yetkilinin bu konuda herhangi bir yorumda bulunmamasını şaşkınlıkla izliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“TANSİYONU DÜŞÜRÜCÜ GİRİŞİMLERDE BULUNUN”
“Türkiye Cumhuriyeti bölgenin en önemli ülkelerinden biri tanesi. Bölgenin olmazsa olmazı. Aşağı yukarı her gelişme Türkiye’yi etkiliyor” diyen Uzgel, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin eylemleri bölgesel gelişmeleri etkileme potansiyeline ve gücüne sahip. AKP hükümeti ve Erdoğan yıllardır Türkiye’nin bölgede ne kadar etkili bir ülke olduğunu anlattı. Hatta bazen öyle yorumlar oldu ki ‘Bizden habersiz bölgede yaprak kıpıldayamaz’ dediler. Erdoğan dünya liderlerine ayar veren bir liderdi, meydan okuyordu, İsrail’e çok sert çıkıyordu. Ama Türkiye’nin hem objektif güç parametreleri açısından hem de AKP hükümetlerinin iddiası açısından baktığımızda bu kadar etkisizlik, bu kadar sessizlik anlaşılır da değil, doğru da değil. Hükümetimizin en azından sözlü olarak açıklama yapması lazım. Burada Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’a görev düşüyor. Kendisinin istihbartçı bir geçmişi var. MİT Başkanı’ydı. Belki orada işler daha arka kapıdan, daha sessizce, daha görünmez bir şekilde yürüyordu ama dış politika böyle değil. Türkiye bölgedeki varlığını hissettirmeli, pozitif rolünü güçlendirmeli. Buralarda bu kadar sessiz olmak doğru değil, hükümetimiz açısından da çok eksi bir puan yazılıyor. Buradan Sayın Hakan Fidan’a çağrıda bulunuyorum. Lütfen hem sözlü olarak bir açıklama yapın, hem de Türkiye adına bölgede tansiyonu düşürücü girişimlerde bulunun.”
Özgür Özel’in konuya ilişkin paylaşımını hatırlatan Uzgel, “Bakın genel başkanımız Özgür Özel son derece anlamlı bir açıklama yaptı. Bu gelişmelerden duyduğu endişeyi dile getirdi, çözüm önerisinde bulundu. Ana muhalefet partisi lideri gayet net açıklamalar yaparken Dışişleri Bakanlığının, AKP hükümetinin bu konudaki sessizliği acz gibi algılanır, yetersizlik olarak görülür. Dolayısıyla bu görüntüyü ortadan kaldırmak gerekiyor.” dedi.
Türkiye’nin birçok uluslararası örgüte üye olduğuna ve diplomatik birikimine işaret eden Uzgel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama bir taraftan siz Türkiye’yi etkisiz bir ülke haline getirirseniz, uluslararası alanda güvenilmez bir hale getirirseniz, ne Ukrayna Savaşı’nda ne Gazze’deki savaşta ve insani dramda kimse hükümetin, Erdoğan’ın kapısını çalmıyor. Kimse Erdoğan’a mikrofon uzatmıyor. Bu doğru bir şey değil. Dış politikada Türkiye gibi bir ülke bir böyle sanki çok bölgenin lideriymiş gibi davranıp sonra bu kadar içeri çekilemez, bu kadar savrulamaz. İki uç arasında hareket edemez. Buradan tekrar sesleniyorum; inisiyatif alınması gerekiyor, Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütleri harekete geçirmesi gerekiyor. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanması gerekiyor. Bu bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerekiyor. Çünkü bu gerilim, bu kuvvet kullanımı yani İsrail sürekli Suriye’yi, Irak’ı vuruyor. Buna karşılık olarak da İran buna cevap veriyor. Uzun menzilli füzelerini, dronlarını kullanıyor. Buradan bir çıkış yok. Buna bir şekilde müdahale edilmesi gerekiyor diplomatik olarak. Türkiye’nin elinde daha fazla araç var bu araçların kullanılması lazım.”
]]>Yılmaz, A Haber canlı yayınında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı “İş Gücü İstatistikleri 2023” verilerini değerlendiren Yılmaz, istihdamın sadece ekonomik açıdan değil, sosyal açıdan da önemli olduğunu, istihdamın artmasının refahın topluma yayılması anlamına geldiğini söyledi.
Türkiye’nin geçen yıl büyüme ve istihdam konusunda güçlü bir performans gösterdiğini belirten Yılmaz istihdam dostu politikalar izlemeyi sürdüreceklerini bildirdi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da seçmenin, 31 Mart yerel seçimlerinde, bölgedeki huzura, güvene ve son dönemde sağlanan ortama sahip çıkacağını, siyasi mülahazalardan ziyade iline, beldesine yönelik hizmetlere odaklanacağını belirten Yılmaz, “Dolayısıyla belli bölgelerde, beldelerde, seçmen tercihlerinde genel seçimden farklı bazı sonuçların olacağını düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
Huzur ve güven ortamının sağlanmasının bölgede her şeyi değiştirdiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bölgede, ulaştırma başta olmak üzere kamu yatırımı talepleri devam ediyor. Ama bana soracak olursanız artık asıl gündem özel yatırımlar, kamu yatırımları değil. İstihdam, özel yatırımlar ve ihracat, artık bölge bunları konuşabilecek hale geldi. Bitlis’teyiz, birinci organize dolmuş, şimdi ‘İkinci organizeyi kurun.’ diyorlar. ‘Lojistik merkezi yapın.’ diyorlar. Bakın sadece son 5 yılda Bitlis’te 17 bin insan iş, AŞ sahibi olmuş. Tekstil gelişmeye başlamış, konfeksiyon, iplik fabrikaları kuruluyor. Yani bölge, terörün sona erdiği, yatırım ortamının iyileştiği bir ortamda artık büyümeye başladı. Ben şuna yürekten inanıyorum. Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı, önümüzdeki dönemde Türkiye ortalamasının üstünde olacak. Çünkü uzun zaman terörden dolayı kullanılmamış potansiyel şimdi harekete geçiyor. Terörün yıkıcı etkileri bu bölgeye büyük zarar verdi. Yapıcı etkiler belki biraz daha zaman alacak ama bunu göreceksiniz. Huzur ve güven ortamının en büyük faydasını bu bölgemiz görecek, tüm milletimiz görecek ama en fazla bu bölgede yaşayan insanlar görecek.”
“Buralar yük olacak bölgeler değil”
Belediyelerin, yaşam kalitesini artırma, iş ve yatırım ortamını iyileştirme görevini yerine getirmesi gerektiğini de belirten Cevdet Yılmaz, bunun “ekonomik belediyecilik” anlamına geleceğini söyledi.
Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir medeniyet birikimi ve bereketli topraklara sahip olduğunu belirterek, “Dolayısıyla buralar yük olacak bölgeler değil, Türkiye Yüzyılı’na katkıda bulunacak bölgeler. İnşallah terör sonrası bu yeni yatırım ikliminde hem bölgemizin refahı artacak hem de bu bölgeden ülkemizin kalkınmasına, büyümesine daha fazla destek göreceğiz.” diye konuştu.
Tüm Türkiye’de ve bölgede demir yolu yatırımlarına ağırlık vereceklerini, bu bağlantıların daha çok üretim alanları ve limanlara sağlanacağını, yolcudan ziyade yük taşımacılığına yönelik olacağını ifade eden Yılmaz, GAP ve DAP gibi projelerle sulamayı da artıracaklarını kaydetti.
Yılmaz, geçen 5 yılda İstanbul’un bir algı belediyeciliği dönemi yaşadığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Kişisel kariyer tartışmalarının yaşandığı bir İstanbul oldu. Başka yerlere geçmenin bir basamağı gibi görüldü İstanbul belediyesi. Kaynakları etkili, verimli kullanılamadı. Bir önceki dönem İstanbul belediyesinin 100 lira geliri varsa, 55 lirasını yatırıma harcamış. Son 4-5 yılda ise bu 37, 38 liralara düşmüş. Yatırımlarda 17 puan düşüş olmuş. Bir süre bunu yaparak idare edebilirsiniz ama İstanbul’un 5 yıl daha yatırımsızlığa tahammülü yok. Bunun da iki temel alanı var. Biri afete hazırlık, ikincisi ulaşım.”
Kayıt dışıyla mücadele
Cevdet Yılmaz, büyüme hızı sürüp bütçedeki deprem yükü hafifledikçe tüm kesimlere olduğu gibi emeklilere de daha fazla destek olmaya devam edeceklerini belirterek, “Şunu da hatırlatalım, yılbaşında yaptığımız emekli artışı, yüzde 50 artış, sadece 6 aylıktı. Dolayısıyla ikinci 6 ayda da haliyle artışlar yaşanacaktır.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, vergide sadeleştirme yapacaklarını, kayıt dışıyla mücadeleyi ve vergi tahsilatını artıracaklarını belirterek, “Bunları yaptığımız zaman zaten vergi gelirlerimiz haliyle artacaktır. Adalet de artacaktır. Verginin tabana yayılması da sağlanmış olacaktır.” dedi.
]]>AA muhabirinin Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgiye göre, Türkiye’de 4,1 derece olarak kaydedilen uzun yıllar şubat ayı ortalama sıcaklığı bu sene 7,5 derece oldu.
Şubat ayında en düşük sıcaklık sıfırın altında 29,5 derece ile Ardahan’da, en yüksek sıcaklık ise 28,7 derece ile Adana Karaisalı’da tespit edildi. Ölçümlere göre, Şubat 2024’te sıcaklık ortalaması uzun yıllar ortalamasının 3,4 derece üzerine çıktı.
Bu yılın şubat ayında ortalama sıcaklıklar, Hatay, Ardahan, Mardin çevreleri, Van’ın Özalp ve Başkale ilçeleri, Manisa’nın Akhisar ilçesi, Antalya’nın Gazipaşa ve Korkuteli ilçeleri ve Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde mevsim normallerinde, yurdun diğer bölgelerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti.
Bölgelere göre sıcaklıklar
Marmara Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar bölgenin tamamında mevsim normalleri civarında ölçüldü. Bölgenin şubat ayı uzun yıllar ortalaması 6 derece iken, geçen ay 9,9 derece olarak kayıtlara geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 5 dereceyle Balıkesir’de, en yüksek sıcaklık ise 24,5 dereceyle Edirne’de gözlendi.
Ege Bölgesi’nde ise ortalama sıcaklıklar Manisa’nın Akhisar çevresinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde tespit edildi. Bölgenin 7,4 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığı geçen ay 10,2 derece olarak kayıtlara geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 7,1 derece olarak Kütahya Gediz’de, en yüksek sıcaklık ise 24,9 derece olarak Manisa Salihli’de ölçüldü.
Akdeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Hatay ve Antalya’nın Korkuteli ve Gazipaşa ilçelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin uzun yıllar ortalama sıcaklığı 8,6 derece iken, geçen ay 11, 3 derece olarak ölçüldü. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 14,3 dereceyle Burdur Tefenni’de, en yüksek sıcaklık ise 28,7 dereceyle Adana Karaisalı’da kaydedildi.
İç Anadolu Bölgesi’nde de ortalama sıcaklıklar, bölgenin tamamında mevsim normallerinin üzerinde görüldü. Bölgenin sıfırın altında 0,9 olan şubat ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı geçen ay 5,2 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 16,1 derece olarak Kayseri Pınarbaşı’nda, en yüksek sıcaklık ise 20,9 derece olarak Konya Çumra’da görüldü.
Karadeniz Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, bölgenin tamamında mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 4 derece ölçülen uzun yıllar ortalama sıcaklığı ise şubat ayında 7,9 derece oldu. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 16,9 dereceyle Bayburt’ta, en yüksek sıcaklık ise 25 dereceyle Ordu’da tespit edildi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Ardahan, Van’ın Özalp ve Başkale ilçeleri ile Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde mevsim normallerinde, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde ölçüldü. Bölgenin şubat ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı sıfırın altında 2,8 derece iken geçen ay sıfırın altında 1,2 derece olarak tespit edildi. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 29,5 dereceyle Ardahan’da, en yüksek sıcaklık ise 16,5 dereceyle Kahramanmaraş Elbistan’da kaydedildi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ortalama sıcaklıklar, Mardin çevresinde mevsim normallerinde, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin 6 derece olan uzun yıllar ortalama sıcaklığı, şubatta 8,5 derece olarak kayda geçti. Bölgede en düşük sıcaklık sıfırın altında 6,2 dereceyle Diyarbakır’da, en yüksek sıcaklık ise 22,3 dereceyle Şanlıurfa Ceylanpınar’da tespit edildi.
]]>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Elazığ İl Özel İdaresi işbirliğiyle Elazığ’ın Arıcak ilçesi Üçocak beldesi ile Diyarbakır’ın Hani ilçesinin Çukur Mahallesi arasındaki 9 kilometrelik yolun yenilenerek hizmete girmesi dolayısıyla Üçocak beldesi Taziyeevi’nde tören düzenlendi.
Karaloğlu, törende yaptığı konuşmada, bugün mutlu olduklarını, daha önce var olan yolu uzun süre işlemez hale getiren bir zihniyetin bölgede olduğunu anlattı.
“Diyarbakır, Elazığ arasında hala kapalı yollar, köy yolları vardı. Niye? Elazığ Trafik Komisyonu karar almış, yol kapatılsın. Niye kapatılsın kardeşim? Bu yolda, bu bölgede emperyalizmin uşakları, maşaları var, buradan geçenlere zarar vermesin diye kapatılmış.” ifadelerini kullanan Karaloğlu, bu yolun da fonksiyonu böyle kaybetmiş yollardan biri olduğunu belirtti.
Karaoğlu, şöyle konuştu:
“Allah’a hamdolsun, şu anda bölgede en büyük sermayemiz, varlığımız huzur. Bunların hepsinin temelinde yakaladığımız bu huzur iklimi var. Bu huzur iklimi, bir rahmet bulutu gibi bölgeye bereket bırakıyor. Bunu görmek lazım. Diyarbakır’a, Elazığ’a bakın. Sağlıktan eğitime, tarımdan ulaşıma, turizme, sosyal hayata, sosyal hizmetlere hangi alana bakarsanız bakın. Bir mukayese edin geriye doğru, bu huzuru yakaladığımız dönemden öncekiyle bir mukayese edin, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. İşte bu yol, bu huzur ikliminin sonucudur. Bölgede yaşayan insanlar olarak Elazığlısı, Diyarbakırlısı, Arıcaklısı, Hanilisi, Diclelisi hep birlikte bu huzur iklimini gözümüz gibi korumamız lazım. Bunun için ne yapacağız? Önümüzde 31 Mart seçimleri var. O zaman bu huzur iklimini devam ettirmenin ön koşulu belediyelerimizi, büyükşehriyle ilçesiyle iliyle tekrar inşallah AK Parti’mize vererek bu huzur ikliminin devamına katkı vermemiz lazım. Yoksa birileri gelir, yine bizi huzursuz eder. Yine yapılan bu yolları işlemez hale getirirler. Buna dikkat edelim. Yol için emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Yol medeniyet ve ticarettir. İnşallah yollarımız hep açık olsun.”
İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Sağlam, açılışını yaptıkları yolu geçmişte bildiğini aktararak, “Bu yolun yapılması benim ve köylülerimiz açısından son derece önemlidir. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Elazığ Valisi Ömer Toraman da 2 kentin birbirine komşu iki kadim vilayet olduğunu anlatarak, artık komşu ilçelerini birbirine bağlayan hizmetleri hayata geçirdiklerini söyledi. Toraman, “Bu hizmetlerin yapılmasında destek verenlere şükranlarımı arz ediyorum. Açılışını yapacağımız hizmetler hayırlı, uğurlu olsun.” dedi.
Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su ise bugün güzel bir hizmeti açmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, asfaltlanan 9 kilometrelik yolun hayırlı olmasını diledi.
Programa, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Elazığ İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Evren ve Elazığ İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, AK Parti Elazığ İl Başkanı Şerafettin Yıldırım, Hani Belediye Başkanı İbrahim Lale, Üçocak Belde Belediye Başkanı Yılmaz Yegül ve vatandaşlar katıldı.
Daha sonra Karaloğlu, Sağlam ve beraberindekiler Arıcak ilçesinde taziyevinde vatandaşlarla bir araya geldi.
]]>TTD, 13 Şubat’ta Erzincan İliç’te Anagol Madencilik’e ait Çöpler Maden Ocağı’nda meydana gelen zehirli liç kayması sonucu yaşanan faciaya ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. TTD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç ve TTD Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sebahat Genç’in ortak yaptığı çıklamada şunlar ifade edildi:
“OLUŞAN GÖÇÜK NEDENİYLE SİYANÜR VE KURŞUN, CİVA GİBİ SAĞLIĞA ZARARLI AĞIR METALLER İÇEREN ATIKLARIN NEHRE ULAŞMA TEHLİKESİ VAR”
“3 Şubat 2024 Salı günü öğleden sonra yine bir facia haberiyle sarsıldık. Haziran 2022’de Fırat Nehri’ne sızıntı nedeniyle gündeme gelen Anagold Madenciliğe ait Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni yine acı bir olayla gündemde. Madende siyanür ve ağır metallerin bulunduğu toprağın istiflendiği yığında göçük olduğunu, 9 madencinin göçük altında kaldığını üzülerek öğrendik. Maalesef felaket yine geliyorum dedi. Şirketin olması gerekenden daha fazla yığın yapmasının göçük oluşmasına zemin hazırladığı haberler arasında yer alıyor. Türkiye’nin ikinci büyük madeni olan Çöpler Madeni, Fırat Nehri’ne 350 metre mesafede ve fay hattı üzerindedir. Uzmanların uyarılarına, açtıkları davalara rağmen maden yıllardır çalışmaya, kapasite artırmaya devam ediyor. Oluşan göçük nedeniyle siyanür ve kurşun, bakır, çinko, civa ve kadmiyum gibi sağlığa zararlı ağır metaller içeren atıkların (liç) nehre ulaşma tehlikesi vardır. Nehre ulaşmasa bile yağmurlarla havaya, toprağa-yeraltı sularına karışabilir ve tüm canlıların sağlığına zarar verebilir.
“MADENDE KULLANILACAK KİMYASALLARIN HEMEN HEPSİ İNSAN SAĞLIĞI VE ÇEVRE İÇİN ZARARLI”
2017’de Çöpler Kompleks Madeni Kapasite Artışı Projesi Nihai ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu ile ilgili olarak, raporda yer alan kimyasallar ve olası sağlık etkileri konusunda derneğimize yapılan başvuruya istinaden hazırlanan görüş raporunda, madende kullanılacak kimyasalların (başta sülfürik asit ve siyanür olmak üzere) hemen hepsinin insan sağlığı ve ekoloji için zararlı olduğu konusunda uyarı yapılmış ve kaza/afet durumunda oluşabilecek olumsuz etkilerin, nehir havzasındaki tüm coğrafyayı ve ekosistemi etkileyebileceği belirtilmiştir.
Madencilikte açığa çıkabilecek atıkların kontrolünü sağlamak üzere 15.07.2015 tarihli Resmi Gazete’de ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ yayınlanmış, Madde-5 Genel Hükümler başlığı altında, maden atıklarının tanımı, miktarı, bertaraf yöntemleri ve gerekli bütün hükümler açıkça belirtilmiştir. Kullanılan siyanürün ve işlemler sırasında açığa çıkan ağır metallerin bu işletmelerdeki patlatma, deprem, yağmur ve diğer etkilerle sızma veya taşma yoluyla etrafa dağılması doğal ortam için ciddi bir potansiyel tehdittir. 2000 yılında Romanya’da meydana gelen maden kazası sonucunda nehirlere karışan baraj atıkları su canlılarının ölümüne neden olmuş, Çernobil nükleer kazasından sonraki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçmiştir. Ülkemizde de daha önce Kütahya (2011) ve Giresun Şebinkarahisar’da (2021) benzer kazalar yaşanmıştır.
“ATIK SUYUNUN EVAPORATÖRLERLE HAVAYA VERİLMESİ DE HAVADAKİ HİDROJEN SİYANÜR MİKTARINI ARTIRARAK SOLUNUM YOLUYLA ZEHİRLENMELERE YOL AÇABİLİR”
Daha önce toprak yapısının geçirgenliği, gerekli kontrollerin eksikliğiyle atık barajları çevresinde çeşitli sızıntılar yaşanmıştır. Ayrıca açık havuzlardaki siyanürün hidrojen siyanür olarak havaya salınımı da belirli derişimlerde ciddi tehdit oluşturarak hem işletmede çalışanlar hem de atık barajlarına yakın yaşayan her canlı için ciddi bir tehdit oluşturmasına rağmen, baraj etrafında ve belirli yerleşim yerlerinde serbest hidrojen siyanürü izleyen herhangi bir ölçüm ve değerlendirme yönteminin olmayışı, bu etkinin göz ardı edildiğini göstermektedir. Atık suyunun evaporatörlerle havaya verilmesi de havadaki hidrojen siyanür miktarını artırarak solunum yoluyla zehirlenmelere yol açabilir.
“BÖLGEDE AKUT SİYANÜR ZEHİRLENMESİNE KARŞI UYARILARDA BULUNULMASI GEREKMEKTEDİR”
Bölgede akut siyanür zehirlenmesine karşı uyarılarda bulunulması gerekmektedir. Siyanür solunum ya da ağız yoluyla vücuda girer ve belli değerlerin üzerinde zehirlenme etkileri ortaya çıkar. Akut zehirlenmede solunum zorluğu, hızlı ve derin solunum, sara nöbetleri, bilinç kaybı, öksürük, burunda tıkanıklık, kanama, deride hassasiyet, ağrı, çarpıntı, bulantı-kusma, koma ve ölüm görülebilirken, uzun süreli maruziyete bağlı tiroid hormon bozuklukları, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, davranış bozuklukları, hafıza kaybı, görme bozuklukları, bayılma, kollarda-bacaklarda uyuşma gibi şikayetler ortaya çıkabilir.
“SİYANÜRÜN UZUN ETKİLERİ İÇİN BÖLGEDEN ÖRNEKLER ALINARAK DÜZEY BELİRLENMELİ, TÜM CANLILARIN MARUZİYETİ İÇİN EYLEM PLANI OLUŞTURULMALI”
Bölgede hava, su ve toprakta siyanür ölçümlerine ek olarak kurşun, bakır, civa gibi diğer ağır metallerle ilgili gerekli ölçümler de yapılmalı ve halka bilgi verilmelidir. Siyanürün uzun etkileri için bölgeden örnekler alınmalı düzey belirlenmeli tüm canlıların maruziyeti için eylem planı oluşturulmalı ve önlem alınmalıdır. Ayrıca siyanür yarılanma ömrü 1-3 yıla kadar uzayabildiği için uzun dönem ölçümleri ve sağlık kontrolleri de yapılmalıdır.
“ÜLKEMİZDE BİLİMSEL, HALKI, EKOLOJİYİ VE ÇEVREYİ ÖNCELEYEN ÇED RAPORLARI HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Eski Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayladığı ÇED raporunda, proje alanında toprak kayması riski bulunmadığı belirtilmiş olması ve ardından bu felaketin ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bu durum ÇED raporlarının bilimsel ve kamu yararına alınmadığının bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir. Ülkemizde bilimsel, halkı, ekolojiyi ve çevreyi önceleyen ÇED raporları hayata geçirilmeli ve ÇED yanında Sağlık Etki Değerlendirme (SED) mutlaka yürürlüğe konulmalıdır.
Türk Toraks Derneği, sürdürebilir gelecek ve yaşamı temel hedefe koymaktadır. Kalkınma öncelikli ve çevreyi, doğayı, ekosistemi öncelemeyen yatırımların karşısındadır. Göçük altında kalan işçilerimizden iyi haberler almak yüreğimizi biraz olsun ferahlatacaktır. İnsan hayatına rağmen bir ekonomik faaliyet yapılamaz.”
]]>İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer, Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden faciasına ilişkin “Bu büyük bir felakettir. Bunun örneği de yoktur. Özellikle Doğu Avrupa – Türkiye çizgisinde ikinci Çernobil vakası yaşanmaktadır. Üzerine yağmur gelmesiyle birlikte hidrojen siyanür gazı da atmosfere yayılacaktır. Bu gazın nerelere gideceği bilinmez. Basra Körfezi’ne kadar gidecektir” dedi.
İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı Ali Demir ve İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Bölgede faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşları ve bilim insanlarının uyarılarına rağmen bunların dikkate alınmadığını ifade eden Demir, “Dikkate alınmadığı gibi büyük bir umursamazlık içerisinde 2021 yılında Murat Kurum’un Çevre ve Şehircilik Bakanı olduğu dönemde Çöpler Kompleksi Madeni’nin kapasite artırımına da izni verilmiştir” dedi.
İYİ Parti’yi temsilen 2021 yılında bölgeye gelerek incelemelerde bulunan parti heyetinin alınması gereken tedbirleri rapor haline getirerek ilgili kurumlara ilettiğini aktaran Demir, bir sonraki sene ise İYİ Parti Milletvekili Şenol Sunat tarafından soru önergesi verildiğini hatırlattı.
İliç’te 21 Haziran 2022’de yaşanan siyanür sızıntısı ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından işletmenin faaliyetlerinin durdurulduğunu belirten Demir, “Ancak bakanlık bir süre sonra belirlenen eksikler için 16 milyon 400 bin TL idari para cezası yaptırımı uyguladıktan sonra işletmeci firmaya tekrar faaliyet izni vermiştir” diye konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, 29 Haziran 2022 tarihli TBMM grup toplantısı sırasında konuyu tekrar gündeme getirdiğini kaydeden Demir, tüm uyarılara rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını vurguladı.
Demir şöyle devam etti:
“İLİÇ’TE 2 YIL ÖNCE YAŞANAN SİYANÜR SIZINTISI FELAKETİ HEPİMİZ İÇİN BİR DERS OLMALIYDI”
“Bugün itibariyle, ilgili maden firmasının faaliyetinin durdurulmasına neden olan eksikliklerin giderilip gidermediğini ve ayrıca hangi gerekçe ile 2021 yılında kapasite artırımına izni verildiğini kamuoyu gibi bizler de merak ediyoruz. Ödenen 16 milyon 400 bin TL idari para cezasının bölgedeki risk ve tehditleri ortadan kaldırmadığını dün hep birlikte çok acı bir şekilde gördük. Oysa, İliç’te 2 yıl önce yaşanan siyanür sızıntısı felaketi hepimiz için bir ders olmalıydı. Benzeri felaketlerin bir daha yaşanmaması için dünkü olaydan ders çıkarılmalı ve olay tüm boyutlarıyla değerlendirilmelidir.”
Çöpler Madeni Bölgesi’ni işleten maden firmasının yurtdışı ortağına ait yaklaşık 221 milyon lira vergi borcunun silindiğine yönelik haberlere de işaret eden Demir, bu borcun hangi gerekçe ile silindiğini sordu.
İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkanı Taner Demirer ise şunları söyledi:
“DOĞU AVRUPA – TÜRKİYE ÇİZGİSİNDE İKİNCİ ÇERNOBİL VAKASI YAŞANMAKTADIR”
“Yaşanan olay doğal bir toprak kayması değildir. Maden firması tarafından işlenmiş toprağın uygun şekilde yerleştirilmemiş olması sebebiyle meydana gelmiş bir kaymadır. Bu toprak siyanürlü dolu, ağır metal içeren, adeta jöle kıvamında su gibi akan bir toprak büyük bir çukuru doldurmuştur. Bu büyük bir felakettir. Bunun örneği de yoktur. Özellikle Doğu Avrupa – Türkiye çizgisinde ikinci Çernobil vakası yaşanmaktadır. Üzerine yağmur gelmesiyle birlikte hidrojen siyanür gazı da atmosfere yayılacaktır. Bu gazın nerelere gideceği bilinmez. Basra Körfezi’ne kadar gidecektir.”
Avrupa Birliği tarafından tasfiye edilen bir metodun bölgede uygulanmaya devam ettiğini dile getiren Demirer, “Bu toprak yığınından yer altı sularımıza siyanür sızıntısı devam edecektir. Bölgedeki barajlara ve göllere, zaman içerisinde Fırat’a sızacaktır. Özellikle toprakta yaşamı sonlandıracaktır. Yer altı suları siyanürlü olacaktır. Akarsulardaki balıklar ölecektir” diye konuştu. Yaşananların kısa vadede olduğu gibi uzun vadede de sonuçları olacağının altını çizen Demirer, bölgedeki köylerin gözetim altına alınması gerektiğine dikkat çekti.
]]>Konya Ovasında 38 bin 873 kilometrekare yüzölçümünün yüzde 47’si tarım arazisi olarak kullanılıyor. Meram ilçesinde çiftçiler ise 80 bin dekar arazide havuç yetiştiriciliği yapıyor. Aşamalı ekimin ardından aşamalı söküm yapılan havuçların bir bölümü ise kış aylarında tarlalardan kadınlar tarafından tek tek elle söküm yapılarak toplanıyor. Tarladan toplanarak kamyonlarla fabrikalara götürülen havuçlar, burada özenle yıkandıktan sonra paketleme işlemi yapılıyor. Son günlerde sıfır dereceye kadar düşen bölgedeki hava sıcaklığına rağmen havuç fabrikalarındaki mesailer aralıksız devam ediyor. Türkiye’deki 650 bin ton havuç üretiminin 450 bin tonunun ilçeden karşılandığı havuç üretiminde sıralı söküm sayesinde yılın 10 ayı ürün elde edilebiliyor.
“Havuç üretiminin yüzde 80’ni kadının elinden geçiyor”
Havuç üretiminde makine sökümü hava şartlarından dolayı yapamadıklarını anlatan havuç üreticisi Oğuzhan Özcan, “Genellikle sökümü kadın çalışanlarımız yapıyor. Tarladan havuçları kadın işçilerimiz söküyor. Havuçlar tarladan sökümü yapıldığı gibi geliyor. Havuzlarda suyla temizleniyor. Havuçların boyları makinelerle tespit edilerek yine kadınlardan oluşan paketleme ekiplerimizin önüne geliyor. Paketleme işi sabır işi kadının elinden geçen bir aşama. Kadın olmasa erkek bunu yapamaz. Havuç üretimi tarladan ürünlerin sökümüne, ot temizliği ve paketlemesine kadar yüzde 80’i kadının elinden geçiyor” dedi.
Ağırlıklı olarak iç pazara çalıştıklarını ifade eden Oğuzhan Özcan, “Üretimimizin yüzde 80 ile 90’ınını İstanbul’daki tedarikçilere gönderiyoruz. Kaşınhanı bölgesinde havuçların yüzde 60 ile 70 civarında ihracata gidiyor. Kalan kısmı ise iç pazarda tüketiliyor. Türkiye’nin ise yüzde 60 ile 65 arasında bir ihtiyaç ise buradan karşılanıyor” şeklinde konuştu.
“Sıralı ekim sayesinde 10 ay havuç hasadı yapılıyor”
Sıralı yapılan ekimlerle bölgede 10 ay boyunca hasat yapıldığına dikkat çeken Özcan, “Konya’da havuç ekimi başladı. 7’inci aya kadar havuç ekimi olur. Erkenci olarak bilinen ilk ekimler 12 ile 1’inci aylarda ekilir. 3 ve 4’üncü aylarda da ekim yapılır. 5, 6 ve 7’inci aylarda da son ekimler yapılır. Havuç hasadı 6’ncı ayda başlar, diğer senenin Nisan ayına kadar devam eder. Sadece 2 aylık bir boşluğumuz olur, hasat olmaz. Onun haricinde 10 ay havuç hasadı yapılır bölgede. 2 aylık süreçte de buzhanelerde bulunan ürünlerimizle çalışırız” diye konuştu.
“Bölgede havuç üretiminde son 5 yıl içerisinde yüzde 30 artış yaşandı”
Konya’da 80 bin dekarlık bir alanda havuç üretimi yapıldığını belirten Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Yaklaşık olarak Türkiye’de 135 bin dekar alanda havuç üretimi yapılıyor. Bu rakamın yaklaşık olarak 80 bin dekarlık bir alanı Konya’da üretimi yapılıyor. 500 bin ton civarında havuç üretimi yapılıyor. Burada üretilen havuçların büyük bir kısmı yurt dışına kalan kısmı da iç pazarda değerlendiriliyor. Kaşınhanı bölgesinin tercih edilmesindeki en büyük etken ise bölgedeki havucun aroması ve rengi, özellikle ihracata gitmesindeki en büyük nedenlerden biri de bu. Bölgede havuç üretiminde son 5 yıl içerisinde yüzde 30 artış yaşandı. Havuç tarımı zor ve meşakkatli bir iş. Özellikle kar yağdığında bile hasat devam ediyor. Bu tarihlerde hasat makine ile yapılamıyor. Burada da kadın işçiler devreye giriyor. Havuç tarımında çok yoğun bir işçilik söz konusu. Burada da maliyetlerin ciddi anlamda arttığı bir dönem. Böylesi dönemlerde işçi bulmak, maliyetleri de çok ciddi yer kaplıyor havuç tarımında. Genel anlamda havuç çiftçisinin çok fazla destekleme aldığı bir konu yok. Burada da işçilik konusunda destekleme yapılırsa özellikle havuç tarımının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması açısından büyük önem arz ediyor” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>