Önergelerin oylanarak komisyonlara gönderildiği meclis oturumunda, Başkan Mutlu, meclis üyelerinden gelen soruları da yanıtladı. Güneşli Mahallesi’nde yer alan eski jandarma alanında yapılacak çalışmayla ilgili, bölge halkına görüş ve önerilerinin sorulduğu halk buluşmasından çıkan sonuçların merak edilmesi üzerine Başkan Mutlu açıklama yaptı ve katılımcı belediyeciliği işaret etti. Her zaman katılımcı planlama süreçlerini savunduğunu ifade eden Başkan Mutlu, seçim sürecinde de bölgede eski jandarma alanı üzerinde farklı farklı beklentiler olduğunu gördüklerini söyledi. Bölgedeki diğer kamusal alanları da kapsayan böylece birden çok fonksiyonu tek alana sıkıştırmayan bir model düşündüklerini ve bu konuda bölge halkının ne istediğini öğrenmek istediklerini belirten Başkan Mutlu, o alanda tahmin edilenin aksine pazar yeri değil sosyal alan istendiğini gördüklerine dikkat çekti.
Mutlu: “Katlı otoparkın altında bir pazaryeri olarak çözülebileceği yönünde fikirler gelişti”
Katılımcı belediyeciliğin önemini bir kez daha vurgulayan Başkan Mutlu şöyle konuştu:
“Jandarma alanında büyük oranda pazar yeri beklentisi olacağı düşünülürken aslında o bölge insanının bu alana pazar yeri sokmak istemediğini gördük. Onun yerine katlı otoparkın altında bir pazaryeri olarak çözülebileceği yönünde fikirler gelişti. Bizim edindiğimiz izlenim, pazar yerinin otoparkın altında olması, bu alanda ise sporun, kültürün, kreşin, kafenin olduğu, herkesin birlikte sosyalleşebileceği bir alan olması. Aslında planlamada yanlış bir şey yok, geçmişi reddetmiyoruz. Sadece çok fazla fonksiyonu bir arada barındıran bir alanda hangi fonksiyonlar kalsın, hangi fonksiyonları yine kamunun hangi alanlarına taşıyabiliriz buna baktık. Biz oradaki yeşil dokuyu da sevdik. Dedik ki buradaki hiçbir ağacı kesmeden, yeşil dokusunu koruyarak jandarma alanını bellekteki o yeriyle kullanıma açalım. Bence güzel bir toplantıydı. Bu bir şeyleri yok etme ya da yıkma değil tam tersine, orada yaşayanları da dahil etme. Bizim hep mimarlık eğitimlerinde anlatılan, benim de yurtdışında deneyimleme olanağı bulduğum şey bu. Mahallenize bir şey yapılacağı zaman size sorulan, hep ülkemizde, mahallemizde, sokağımızda, kentimizde olmasını arzuladığımız bir doğrudan katılım modelini hayata geçirdik. Umarım bundan sonra biz de hızlıca projelendirip inşaatına başlayabiliriz ve onu kullanmak da bizim dönemimizde hepimize nasip olur.”
Daha güçlü filo, daha temiz Konak
Başkan Mutlu, haziran ayında meclise gelen ve temmuzda karara bağlanan çöp araçları alımı konusunda Sanayi Teknoloji Bakanlığına yatırım teşvik belgesinin olurunun alındığını, Kemeraltı Vergi Dairesinden cevap beklendiğini söyledi. Ayrıca BM projesinden de ağustos ayında hem araç hem konteyner geleceğini açıklayan Başkan Mutlu, “Biz geldiğimizden beri çeşitli nedenlerden yenilenememiş olan araç filomuzu yenilemek istiyoruz” dedi.
Tahsisler peş peşe gelecek
Başkan Mutlu, yeni bina yapımı karşılığında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen mülklerin de tahsisinin yapılacağının müjdesini de vererek, “İlk önce Yemişçizade Konağı’nın, bize tahsisi için yazımızı yazdık, bu alan bize tahsis edilecek. Ardından bizden alınan her şeyin tahsisini istedik, bunların tahsisi yapılacak. Hakikaten çok yapıcı bir Büyükşehir Belediye Başkanımız var, kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
]]>ZONGULDAK’ın Kilimli ilçesindeki limanın derinliğinin, bölgede süren tünel çalışmalarından çıkarılıp, sahile dökülen hafriyatın denize karışması nedeniyle azaldığı öne sürüldü. Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, limanın temizlenmesi ve hafriyatın denize karışmaması için önlem alınması gerektiğini belirtti. Tünel çalışmasını yapan firma konuyla ilgili açıklama yapmazken, Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından bölgedeki hafriyatın farklı bir depolama alanına taşınması, bölgenin temizlenmesi için hazırlık çalışmalarına başlandığı belirtildi.
Kilimli ilçesinde 2 yıldan uzun süredir devam eden Zonguldak Filyos yolu tünel çalışmalarında, kazılan dağdan çıkarılan hafriyat, gerekli izinler alınarak Kilimli ilçesi sahil güzergahına döküldü. Hafriyat nedeniyle kıyı şeridinde tepeler oluştu. Olumsuz hava şartlarının da etkisiyle hafriyat, zamanla denize doğru sürüklendi. Kilimli Limanı’nın kısa mendireğinin dibinde sahile benzer, taşlarla dolu 100 metre uzunluğunda bir alan oluştu. Ayrıca limanın minimum 5 metre olması gereken derinliği de yer yer 2,5 metrenin altına düştü.
KARAYA OTURMA TEHLİKESİ
Yaklaşık 10 milyon liralık yatırımla yapılan Kilimli Limanı, balıkçı barınağı olarak hizmet veriyor. Liman, kentin soğuk hava deposundaki 2 limanından biri olarak endüstriyel balıkçılar tarafından sık sık kullanılırken, Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, limanda gırgır olarak tabir edilen büyük balıkçı teknelerinin sığlaşma nedeniyle karaya oturma tehlikesi yaşadığını belirtti.
‘DENİZ BİZDEN 100 METRE İLERİ GİTTİ’
Tünel inşaatı nedeniyle toprak, taş ve kum birikintileri nedeniyle balıkçı barınağı olan limanın ağzının kapanmak üzere olduğunu söyleyen Kilimli Su Ürünleri Kooperatifi Müdürü Bülent Aksu, “Dışarıdan gelen, balıkçı teknelerini bu limanda ağırlıyoruz. Batı Karadeniz’de 2 tane balık boşaltma alanımız var. Biri Ereğli Limanı, biri Kilimli Balıkçı Barınağı. Barınak iyice sığlaştı, dolgulardan dolayı. Bildiğiniz bir çevre katliamı oluşuyor. Tünelin içinden akan su, dere pisliği tarzında. Bir altımızda da çocuklar denize girmeye çalışıyor. Burada başka hiçbir şey yoktu. Sadece tünel inşaatından gelen toprak dolgusu. Şu anda denizin üzerinde olmamız gerekiyordu. Deniz bizden 100 metre ileri gitti” diye konuştu.
Limanda sığlaşma olduğunu belirten Aksu, “5 metre olması gereken limanımız, şu an 2 metrelere düştü. Geçen sene bile gırgır diye tabir ettiğimiz tekneler oturma tehlikesi geçirdi. Birkaç tanesi de oturdu. Bu sene neler yaşayacağız; bilmiyoruz. Ufak bir fırtınada o dağ birikintisi, dalgalarla birlikte liman içine gelip, doldurmuş olacak” dedi.
‘BÜYÜK KAYA BLOKLARLA TAHKİMAT YAPILMALIYDI’
Limana, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından yapılan yatırımlarla, soğuk hava deposu, mezat alanı, ağ bakım odası ve lokal binası kurulduğunu ayrıca Kilimli Belediyesi ile ortak yatırımların devam ettiğini söyleyen Aksu, “Bir taraftan yatırım yapıyoruz. Kullanabilelim, iç piyasaya hakim olalım, diye bir taraftan da tutulan balığı getiren gırgırlardan alamayacak pozisyona geliyoruz. Burası için hem mülki amirlere hem de bakanlıklara şikayette bulunduk. Onlar da gelip, incelemelerini yaptılar. Ama herhangi bir sonuç şu anda görmedik. Yol olmasını biz de istiyoruz. Yol olmasın gibi bir derdimiz yok; ama önce deniz tarafını büyük taşlarla, tahkimatlarla, betonlarla onarıp, ondan sonra bu dökümün yapılması lazımdı. Şu anda toprak denize atılıyor. Bunun bir önlemi olmalı. Büyük kaya bloklarla böyle bir tahkimat yapılmalıydı. Şu anda liman içinde plaj diyebileceğimiz kumsallar var” diye konuştu.
‘ÖNLEM ALINMASI GEREKİYOR’
Önlem alınması ve sezona limanın hazırlanması için yetkililere çağrı yapan Aksu, “Öncelikle bu döküm işine bir an önce önlem alınmasını istiyoruz. Limanımızın derinleştirilmesi lazım ki balıkçılık rahat olsun. Derinleştirildikten sonra da liman girişinde vatandaş denize girmeye çalışıyor; hem gemi trafiğine engel hem can güvenlikleri yok. Bunlara da müdahale edemiyoruz. Önlem alınması gerekiyor” dedi.
‘TEMİZLEME HAZIRLIĞI’ AÇIKLAMASI
Öte yandan Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından bölgedeki hafriyatın farklı bir depolama alanına taşınması, bölgenin temizlenmesi için hazırlık çalışmalarına başlandığı belirtildi. Tünel çalışmalarını yapan firmanın yetkileri ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
]]>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, Yönetim Kurulu Üyeleri Ümit Süthan, Ufuk Mangır, Bünyamin Fırat ve Turgay Kaya ile birlikte merkezi Japonya’da bulunan SMC’nin ülkemizdeki merkez üssünü ziyaret etti. Çerkezköy TSO heyeti burada; SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, Teknik Destek Departman Müdürü Burak Örenel, Teknik Eğitim Müdürü Aykut Yalçın, Bölge Satış Müdürü Serhat Göken, Satış Mühendisi Burak Durna ile bir araya geldi. İnovatif pnömatik ve elektriksel teknolojiler ile otomasyonu destekleyen, 80’den fazla ülkede 700 bin den fazla ürün çeşidi ile sektörünün lokomotif firmalarından olan SMC Türkiye, firmasında yer verdiği üretim parkuru, uygulamalı eğitim imkanı ile meslek liselerinin ilgili bölümlerinin öğrencilerini misafir ederek kendilerine hem üretim kabiliyeti kazandırıyor hem de öğrencileri yeni teknoloji ürünler ile tanıştırıyor. Nitelikli, aranan personel sorunu ile yakından ilgilenen ve bu alanda birçok girişimde bulunan Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, bölgede kurulması adına çalışmalarına başlanan Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liselerine yönelik gerçekleştirilebilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.
Firma gezildi
Ziyarete ilişkin açıklamalarda bulunan ve SMC Türkiye’nin alanında öncü bir firma olduğuna değinen Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, “SMC Türkiye, Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızla da iş birliği içerisinde bulunan bölgemizde bayilerinin yer aldığı, teknolojik gelişmeleri hızlı bir şekilde bünyesine ekleyen önemli bir otomasyon firması. Odamızın da öncülüğünü yaptığı ve bölgemize katma değer sağlayacak Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi başta olmak üzere yine bölgemizdeki meslek liselerinin gelişimine yönelik hedef ve projeler gerçekleştirmek adına bir araya geldik. İşbirliği içerisinde üretim üssü bölgemizin gelişimine katkı sağlayacağımıza olan inancımız tamdır. Bizleri burada misafir eden, işbirliği ortamı oluşturan SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar başta olmak üzere tüm ekibine teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. Çerkezköy’deki gelişimin ve yükselişin her geçen gün arttığını ifade eden SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, “Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliği içerisinde Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liseleri başta olmak üzere işbirliği içerisinde birçok proje hakkında fikir alışverişinde bulunduk. SMC Türkiye olarak geleceğimizi emanet edeceğimiz, üretimi geliştirecek gençlerin yetişmesine destek olmak bizler için çok kıymetli. Bu kapsamda firmamızda ağırlamaktan mutlu olduğumuz Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin ve Yönetim Kurulu’na teşekkürlerimi iletiyorum. En kısa sürede çalışmalarımızın somut bir görünüme kavuşacağına inanıyorum” dedi. – TEKİRDAĞ
]]>Yüksek hava sıcaklıklarının yaşandığı şu günlerde İzmir, Muğla, Aydın ve Çankırı’da orman yangını çıktı.

İZMİR
İzmir’in Urla ilçesi Çeşmealtı Mahallesi’ndeki yerleşim yerlerine yakın ormanlık alanda, henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi. Yangın nedeniyle tedbiren Zeytinliköy ve Çiftlikevler Siteleri tahliye edildi.

“ENERJİSİ BİR MİKTAR DÜŞÜRÜLDÜ”
İzmir Valisi Süleyman Elban, bölgede karadan ve helikopterle havadan incelemede bulundu, yetkililerden bilgi aldı. Gazetecilere açıklama yapan Elban, dün il genelinde 6 yangın çıktığını, bunlardan en önemlisinin yine Urla’da gerçekleştiğini hatırlattı.
İzmir Valisi Süleyman Elban (Ortada)Çeşmealtı’nda rüzgarın etkili olduğuna dikkati çeken Elban, “Maalesef dün olduğu gibi 50-60 kilometreyi bulan ve çok sık da yön değiştiren bir rüzgarın etkisiyle çok hızlı bir şekilde yangın yayıldı. Dokuz dakika içerisinde orman ekiplerimiz olaya müdahale ettiler. An itibarıyla 117 iş makinemiz, arazözlerimiz, su tankerlerimizle müdahale ediyoruz. Emniyetimize ait 8, jandarmamıza ait 1 TOMA’mız burada çok iş görüyor. Çünkü bu alan hem fabrika, otel, iş yerlerinin olduğu hem de yaygın bir yerleşim alanının olduğu bir bölge. Onlar da yangının buralara zarar vermemesi için gayret gösteriyorlar. Havada ise 5 uçağımız 12 helikopterimizle müdahalemiz devam ediyor. Yangın henüz kontrol altına alınmadı. Ancak enerjisi bir miktar düşürüldü.” dedi.

KAYNAK ÇALIŞMASINDAN ÇIKAN YANGINLA İLGİLİ 1 KİŞİ GÖZALTINDA
Elban, hasar tespit çalışmalarının yangının söndürülmesinin ardından gerçekleşeceğini aktararak, “455 ev ve iş yerini tahliye ettik, 1630 vatandaşımız buradan çıkartıldı. Şu an için tek sevindirici taraf herhangi bir ölü ya da yaralımız yok. Bir evde yapılan kaynak çalışmasında otluk alana kıvılcım sıçrıyor. Otluk alanda meydana gelen yangın, rüzgarın da etkisiyle hızlıca yayılıyor ve maalesef bu tablo ortaya çıkıyor. Yangın çıkaran, kaynak yapan bir kişi gözaltında.” diye konuştu.

MUĞLA
Muğla’nın Bodrum ilçesi Gündoğan Mahallesi’nde yerleşim yerlerine yakın makilik ve otluk alandan alevlerin yükseldiğini görenler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.

İhbar üzerine bölgeye Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ile Muğla Büyükşehir Belediyesi Bodrum İtfaiye Grup Amirliğine bağlı çok sayıda ekip sevk edildi. Yangını söndürme çalışmalarına havadan bir uçak da destek veriyor. Ekipler, yangını kontrol altına almak için çalışmalarını sürdürüyor.
AYDIN
Aydın’ın Çine ilçesi Kavşit Mahallesi’nin üst kesimlerindeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın başladı. İhbar üzerine bölgeye orman ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Helikopter ve uçakların da desteğiyle yangını kontrol altına alma çalışmaları sürüyor.

ÇANKIRI
Çankırı’nın Bayramören ilçesi Kavak köyü mevkisinde ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Engebeli arazide alevlere müdahale etmekte güçlük çeken itfaiye ekiplerinin çalışmaları sürüyor. Yangına havadan da müdahale ediliyor.
]]>OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, Vali Yardımcısı İlyas Öztürk, Erzurum Merkez 1. OSB Başkanı Murat Urkuç, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Özakalın ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 28 OSB’nin başkan ve bölge müdürlerinin katıldığı toplantıda, bölge OSB’lerinin talep, sorun ve çözüm önerileri istişare edildi. Toplantıda konuşan Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye açısından önemini vurguladı. Kütükcü, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 28 organize sanayi bölgesinden 20’sinin işletme aşamasında olduğunu kaydederek, “Bu OSB’lerimizde bin 174 fabrikamız üretim yapıyor, 80 bine yakın insanımıza doğrudan istihdam sağlanıyor” dedi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye’nin sanayileşme mücadelesinde son derece kritik bir öneme sahip olduğunun da altını çizen Kütükcü, “Doğu Anadolu’da güçlü bir sanayi inşa etmeden, bu bölgedeki organize sanayi bölgelerimizin yatırım ve üretim kapasitesini artırmadan, Türkiye’yi gerçek bir sanayi ülkesi haline getirmek mümkün değil. Çünkü tüm olumsuzluklara rağmen bu bölgenin müthiş bir yatırım ve üretim iştahı var. Türkiye’de 1961 ile 1976 yılları arasında kurulan ilk 10 OSB’den ikisi olan Erzurum Merkez 1. OSB ve Kars OSB’miz, bu bölgede kuruldu. Yani Doğu Anadolu Bölgemiz, Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgelerini kurmuştur. Ülkemizin üretim yolunu seçerek yoğun bir sanayileşme mücadelesi verdiği bu dönemlerde, Doğu Anadolu Bölgemizin de, üretim yolunu seçmesi takdire şayandır” dedi.
“En büyük ortak hedefimiz güçlü bir Türk sanayisi”
Konuşmasının devamında, OSB’lerdeki her fabrikanın Türkiye’nin geleceği için çok kıymetli olduğunu aktaran Kütükcü, güçlü sanayi, güçlü Türkiye vurgusu yaptı. Kütükcü konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye’nin dört bir köşesinde yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan organize sanayi bölgeleri olarak bizim en büyük ortak hedefimiz, güçlü bir Türk sanayisidir, güçlü Türkiye’dir. Tüm zorlu şartlara rağmen bu motivasyonla çalışıyor, üretiyoruz. İnşallah aynı motivasyonla, birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. OSBÜK Başkanı olarak, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Doğu Anadolu Bölgemizin sanayileşmesi için mücadele etmeye her zaman hazırım. Yeter ki, yatırımlar artsın, sanayi üretimimiz güçlensin, Türkiye büyüsün. Bizim, yatırım yapmaktan ve sanayi üretimimizi artırmaktan başka yolumuz yok. İnanıyorum ki, devletimizin desteğiyle Doğu Anadolu Bölgemizde de kalkınmanın öncüsü OSB’lerimiz olacak.”
“Erzurum’a yatırım yapacaklar hiç tereddüt etmesin”
Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan ise bakanlık olarak bir taraftan Türkiye’de mevcut sanayi alanlarını rehabilite etmek için çalışırken, bir yandan da yeni sanayi alanları kazandırmaya çalıştıklarını ifade etti. Erzurum’daki OSB’lerin doğrudan 6. Bölge Teşvikleri kapsamında yer alma talebine değinen Bakan Yardımcısı İnan, “Teşvik programı ile ilgili Erzurum rahat olsun. Erzurum’a yatırım yapacaklar hiç tereddüt etmesin” dedi. Konuşmasında OSB Uygulama Yönetmeliği’nin de tamamlanmak üzere olduğunu kaydeden İnan, “Yönetmeliğimiz yayınlandıktan sonra OSB’lerimizi ve Erzurum sanayisini geliştirmek için yolumuza hep beraber devam edeceğiz” diye konuştu.
“Erzurum OSB’leri doğrudan 6. bölge teşviki istiyor”
Toplantıda Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Özakalın, Erzurum ekonomisi ve sanayisi hakkında bilgi verdi. Erzurum sanayisini geliştirmek için çalıştıklarını söyleyen Başkan Özakalın, Erzurum 2. OSB’nin lokasyon olarak avantajlı bir bölgede olduğunu, yaklaşık 5 milyon metrekare büyüklüğe ulaşan bölgeye 280’e yakın yatırımcı başvurusu olduğunu söyledi. Erzurum’daki OSB’lerin doğrudan 6. bölge teşvikleri kapsamına alınmasını talep eden Özakalın, “Bizim OSB’lerimiz, teşvik sisteminde 5+1 statüsünde. Bu sene sonunda da bu durum sonlanıyor. Biz teşvik konusunda 5+1 dediğimizde yatırımcı endişeleniyor. Dolayısıyla biz OSB’lerimizin doğrudan 6. Bölge teşvikleri kapsamına alınmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Erzurum Merkez 1. OSB Başkanı Murat Urkuç da taleplerini iletti. Urkuç, “Krediye ulaşmakta zorlanıyoruz. Güneş Enerjisi Santrali kuracak sanayicilerimize çağrı mektubu verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca Dünya Bankası’nın OSB’lere vereceği destekler konusunda pozitif ayrımcılık bekliyoruz” dedi.
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ise sanayinin bir ülkenin olmazsa olmazı olduğunu ifade ederek, “Tarım ve hayvancılık elbette çok önemli. Ama ben sanayisi olmayan şehirleri yetim evlada benzetirim. Onun için sanayi çok önemli” şeklinde konuştu. Sekmen konuşmasında, Doğu Anadolu Bölgesi’nin halen göç vermeye devam ettiğini de belirterek, bu göçün önüne geçilmesi için bölgenin sanayi alt yapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
OSBÜK Doğu Anadolu Bölge Toplantısı, yapılan konuşmaların ardından istişare bölümü ile devam etti. – ERZURUM
]]>Bandırma Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adem Yılmaz, Ticaret Bakanlığı’nın Çin menşeli benzinli ve hibrit binek otomobillere uyguladığı ilave gümrük vergisi kararının, Türkiye’deki yerli üretimin iç pazardaki payını yükseltme ve yatırımları teşvik etme amacı taşıdığını söyledi. Bu kararın ardından Çin markalarının Türkiye’yi “Avrupa’ya açılan bir kapı” olarak gördüklerini ve BYD’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım kararının diğer Çin markalarına da olumlu yansıyacağını ifade etti.
Bandırma’nın çevreye duyarlı, teknolojik ve güncel trendlerin üzerinde yeni tesisler kurulması için hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu yatırımların sadece ekonomik değil, sosyal ve kültürel açıdan da birçok fırsat sunacağını belirtti. Yılmaz, yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları, OSB Müdürlükleri ve milletvekillerinin yatırımcıları bölgeye çekme konusundaki çabalarının önemine dikkat çekti.
Bandırma Ticaret Odası olarak üzerlerine düşen her türlü göreve hazır olduklarını belirten Yılmaz, “Bandırma’nın gücünü hep birlikte gösterme vaktidir” diyerek, Bandırma’nın tanıtımını en üst seviyeye çıkarma konusunda kararlılıklarını ifade etti.
Yılmaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi, “Otomobil dünyası için Güney Marmara olarak bölgemizin de bu tip yatırımlar için çok uygun olacağını düşünüyorum. Bölgemizin Stratejik konumu, liman ve demiryolu bağlantıları, ulaşım ve iletişim altyapısı ile bu tip büyük ve nitelikli yatırımlar için elverişli bir bölge olduğu aşikardır. Fakat tabi ki sadece bölgenin elverişli olması yatırımları çekmek için yeterli olmuyor. Bölgenin tanıtımı, yatırımlar için avantajlı hale getirilmesi, yatırımcının dikkatini çekme ve yatırımların bölgeye yönlendirilmesi için üst yönetimleri ikna etme gibi hususlarda yerel yöneticilere, sivil toplum kuruluşlarına, bölgedeki OSB Müdürlüklerine ve hatta özellikle vekillerimize ve belediye başkanlarımıza büyük görevler düşüyor.
Bandırma ticaret odası olarak bu konudaki üzerimize düşecek her türlü göreve hazır olduğumuzu belirtmek suretiyle, özellikle Bandırma ve çevresinde çevreye duyarlı, teknolojik ve güncel trendlerin üzerinde yeni tesislerin kurulması hususunda Bandırma’nın hazır olduğunu, Bandırma ticaret odasını oluşturan tüm işletme – firmalarımız ile bu tür yatırımlara destek vereceğimizden hiç kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini buradan duyurmak istiyoruz.
Bu noktada; Bu tip büyük yatırımların bölgeye sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel açıdan da birçok fırsat sunacağı, yeni iş imkanları sağlayacağı ve yerel ekonomiyi canlandıracağı unutulmamalı, yatırımlara talip olunmalıdır.
Bu konularda gerek Bandırma’nın tanıtımı gerekse Bandırmalı yerel idarecilerin yeni yatırımcıya karşı olan olumlu tutumunun açıkça kamuoyunda ifade edilerek bölgemizin tanıtımının en üst seviye çıkarılması konusunda gereken hassasiyetin gösterileceğinden eminim. Artık harekete geçerek Bandırma’nın gücünü hep birlikte gösterme vaktidir.” – BALIKESİR
]]>Köseli Mahallesi’ndeki ormanlık alanda saat 03.35’te henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine, bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri ile 350 personel, 5 helikopter, 2 söndürme uçağı, 29 arazöz, 14 ilk müdahale aracı, 15 su ikmal aracı, 16 su tankı ve 8 iş makinesi yönlendirildi.
Ekiplerin yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahalesi sürüyor.
Rüzgarın etkisiyle yayılan alevler, ekiplerin çalışmasını zorlaştırıyor.
Vali Köşger koordinasyon merkezini ziyaret etti
Vali Yavuz Selim Köşger, yangın bölgesinde kurulan koordinasyon merkezini ziyaret etti, söndürme çalışmaları hakkında bilgi aldı.
İncelemesinin ardından gazetecilere açıklama yapan Köşger, alevlerin çıkış nedeninin araştırıldığını söyledi.
Müdahalenin sürdüğünü belirten Köşger, şöyle devam etti:
“Yangının meskun mahale çok yakın noktada çıktığı anlaşılıyor. Şu an itibarıyla 5 helikopter, 2 uçak, 350’e yakın personel ve 93 araçla yangına müdahale ediyoruz. Orman teşkilatımız, AFAD, itfaiye, ASKİ, Büyükşehir Belediyesi, bütün kurumlar seferber olmuş durumda. Yangını önlemek için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Şu an itibarıyla yangını meskun mahallere zarar vermeyecek şekilde kontrol altına almış durumdayız ama tamamen söndürme aşamasına henüz geçilemedi. ‘Kısmen kontrol altına alındı’ denilebilir. Belli noktalarda yangın devam ediyor. İnşallah çok uzun olmayan bir sürede tamamen kontrol altına alabileceğimizi değerlendiriyor arkadaşlar.”
Vali Köşger, bölgede sabah saatlerinde rüzgarın etkili olduğunu ifade ederek, “Sabah şanssızlıklardan birisi de yangın çıktığı anda 25 kilometre, sonra da 35 kilometre hızları bulan rüzgar vardı. Şimdi rüzgarın etkisi biraz azalmış. Dolayısıyla havadan ve karadan müdahaleler oldukça etkili hale gelebildi. En kısa sürede söndürebileceğimizi tahmin ediyoruz.” diye konuştu.
Zirai ve ormanlık alanı etkiledi
Zarar gören yerleşim yerlerine değinen Köşger, şunları anlattı:
“Yangında zarar gören 3 baraka tarzında, birisi evin odası şeklinde mal kaybı var. Çok şükür herhangi bir cana zarar gelmiş değil. Can kaybımız yok, ona şükrediyoruz. O küçük zararları da telafi ederiz inşallah. Onun haricinde şu ana kadar orman emvali dışında zarar yok. Yangında 15 hektar zirai, 30-35 hektar civarında da ormanlık alanın zarar gördüğü değerlendiriliyor. Zarar gören zeytinlikler var. İnşallah daha fazla zarar olmadan söndüreceğiz.”
“Evi boşaltılan, zarar gören tüm maliklerle görüşeceğiz”
Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar da yangın bölgesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının sabah saatlerinde poyraz nedeniyle yayıldığını anlattı.
Orman personeli, AFAD ve Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin birlikte çalıştığını dile getiren Karalar, şöyle konuştu:
“Allah’a şükürler olsun ki can kaybı yok. Orman Bölge Müdürlüğüne, itfaiye ekiplerimize, AFAD’a teşekkür ediyorum. Çok hızlı ve doğru müdahale edildi. Biliyorsunuz helikopter ve uçakların müdahalesi hemen yayılmayı engelliyor.”
Karalar, bazı mahallelerin boşaltıldığını belirterek, “Dumandan etkilenen personel var ama can kaybı yok. Evi boşaltılan, zarar gören tüm maliklerle görüşeceğiz. Gerekli yardımı yapacağız. Geçen yıl depremde zarar gören 150’nin üstünde evi biz onardık. Şimdi burada hangi ev hasar görmüşse maliklerle görüşüp üzerimize düşeni yapacağız. Yangının çıkış sebebi belli değil, şu anda tespit edilemedi. Bu sıcaklarda yangınlar o kadar kolay çıkıyor ki… İnşallah bir sabotaj, ihmal yoktur.” değerlendirmesinde bulundu.
Yangının geniş alanda etkili olduğunu dile getiren Karalar, çalışmaları takip ettiklerini kaydetti.
Kozan Kaymakamı Bahattin Alp Arslanköylü de yangın nedeniyle tedbir amaçlı bazı evlerin boşaltıldığını aktardı.
İkametinde zarar oluşan vatandaşlardan Mehmet Öz ise “Muhtemelen yanan kozalak çardağa fırladı. Çardakta çıkan yangın evin içine sıçradı. Evimiz komple yandı, zararımız çok.” ifadesini kullandı.
Öte yandan, yangında mahalledeki bazı arı kovanlarında zarar oluştuğu görüldü.
]]>Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitü Müdürlüğü araştırmacıları tarafından ‘Palandöken 97’ ve yerel bir buğday çeşidi melezlenip yeni bir ekmeklik buğday çeşidi geliştirildi. Yeni buğdaya ‘Parla’ marşının ismi verildi. “Parla” tohumları bu yıl 3 dekarlık alana ekildi ve 3 ton elit tohum alındı. Bölgenin iklim ve coğrafi şartlarına dayanıklı, yüksek verimli buğday çeşitleri geliştirmek amacıyla çalışma yapan Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, çalışma grubu ile birlikte yıllardan beridir laboratuvar ve sahada çeşidi geliştirdi. Dr. Ümran Küçüközdemir, 1997 yılında geliştirilen ve ‘Palandöken 97’ ismi verilen tohum ile yerel bir buğdayı melezleyip yeni bir buğday çeşidi geliştirmek için çalışmaya başladıkları dile getirdi.
“Tohumculuk firmaları da onay verdi”
Yapılan çalışmalarda; melezleme yapıldıktan sonra 6 yıl saflaştırma sürecinin ardından bölge şartlarında deneme üretimleri tamamlanan yeni buğday çeşidinin tescil aşamasında büyük alanlarda üretimleri gerçekleştirildi. Islah çalışmaları sürerken, yeni buğday çeşidinin bölge şartlarına uyumlu olup olmadığı, hastalıklara, kışa ve kurağa dayanıklılığı da tespit edildi. Yaklaşık 22 yıl süren çalışmanın ardından diğer buğdaylara göre, verimde 100-150 kilogram fark atan, hastalıklara, kışa ve kuraklığa dayanıklı olduğu gözlenen buğday çeşidin bu yıl içinde tescil işlemi de tamamlandı. Tohumculuk firmalarının yaptığı denemelerden de başarıyla geçen yeni “Parla” tohumu Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılına ithafen Norm Ender’in yazıp bestelediği ‘Parla’ marşının adı verildi. Parla, Erzurum’un Pasinler İlçesi’ndeki Pasin Ovası’nın verimli topraklarında, rüzgarda salınan başaklarıyla şimdiden çiftçilerin gözdesi oldu. Çiftçiler, Pasin Ovası’ndaki ekim alanları gezerek, Parla’nın gururunu ve heyecanını yaşadılar.
“Cumhuriyetimiz gibi ömrü uzun olsun”
Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Serin İklim Tahılları Bölüm Başkanı Dr. Ümran Küçüközdemir, 22 yıldan fazla süren ve sabır isteyen çalışma sonunda başarılı sonuçlar aldıklarını belirterek, “Diğer buğday çeşitlerine göre çok daha verimli ve bölge şartlarına dayanıklı olan buğdayımız çok yüksek verimli ve kaliteli. Kontrollü şartlarda yürütülen kışa dayanıklılık testlerde de yüksek performansı belirledik. Bir başakta ortalama 60 buğday danesi saydık. Bu yıl bölgede ciddi bir yağış oldu. Yoğun ve şiddetli yağmur tarım alanlarında önemli zararlara ve olumsuzluklara neden oldu. Ancak bizim çeşidimiz bu olumsuzluklardan ve kötü hava şartlarından hiç bir şekilde etkilenmedi. Pas hastalığı oluşmadı, yatmadı. 3 dekarda ekim yaptığımız ürün elit tohum olarak çiftçimize ulaşacak. Bölgede kuru tarım alanlarında dekarda 600-700 kilogram verim verebilmekte, daha iyi ekolojik şartlarda 1 tona çıkabilecektir. Yeni çeşidin tesciline karar verildiğinde arkadaşlarla birlikte ‘Parla’ isminin verilmesini istedik. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı için yazılan ‘Parla’ marşının isminin uygun görülmesi bizi mutlu etti. İnşallah çeşidimiz, Cumhuriyetimiz gibi uzun süre yaşayacak, bol ve bereketli bir çeşit olacaktır. Yeni çeşidimizi tohumculuk sektöründeki bazı firmalara da verdik. Onlardan gelen sonuçlar da çok iyi. Biz tarım sektörünün ‘Parla’ ile daha da parlayacağına inanıyoruz” diye konuştu. – ERZURUM
]]>MEA’nin uçak seferlerine ilişkin yaptığı açıklama Lübnan resmi ajansı NNA tarafından paylaşıldı.

UÇAK SEFERLERİ YARIN SABAHA KADAR ERTELENDİ
Açıklamada, MEA’nin Beyrut Uluslararası Havalimanı’na yapılacak bazı uçak seferlerini bu akşamdan yarın sabaha kadar ertelediği kaydedildi. Erteleme nedeninin detayına değinilmeyen açıklamada, uçak seferlerinin 29 Temmuz sabahından itibaren yeniden başlayacağı aktarıldı.
MECDEL ŞEMS SALDIRISI
İsrail’in işgali altında bulunan Golan Tepeleri’ndeki Mecdel Şems beldesinde bir futbol sahasına isabet eden roket saldırısında, aralarında çocukların da yer aldığı 12 kişinin hayatını kaybettiği, 17’si ağır 35 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. İsrail ordusu, “ellerindeki istihbarat ve yaptıkları değerlendirme sonucunda” roketin Lübnan’ın güneyindeki Şeba beldesinin kuzeyinden ateşlendiğini belirterek, Lübnan Hizbullahı’nın sorumlu olduğunu açıklamıştı.

Lübnan Hizbullahı ise Mecdel Şems’te meydana gelen saldırının kendileri tarafından gerçekleştirildiği iddialarını yalanlayarak, “olayla ilgili herhangi bir bağlantılarının olmadığını” ifade etmişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, “İsrail, bu ölümcül saldırıyı bir kenara not etmeyecek. Hizbullah şimdiye kadar ödemediği ağır bir bedel ödeyecek.” ifadesini kullanmıştı.
FÜZENİN “DEMİR KUBBE”DEN ATEŞLENDİĞİ İDDİASI
Öte yandan, Mecdel Şems’te saldırı uyarı sirenlerinin çalmasından çok kısa bir süre sonra roketin isabet etmesi üzerine füzenin İsrail ordusuna ait hava savunma sistemi Demir Kubbe’den ateşlendiği iddiası dile getirildi.

İsminin gizli kalmasını isteyen bir bölge sakini, AA’ya yaptığı açıklamada, saldırı sireninin çalmasının hemen ardından patlamanın yaşandığını ve füzenin “Demir Kubbe” bataryalarının bulunduğu Cebel Şeyh bölgesinden geldiğinin görüldüğünü söyledi. Aynı şekilde Doha merkezli el-Arabi televizyonu muhabiri, bölge halkında füzenin, geldiği yön ve saldırı sireninin gecikmesi nedeniyle Demir Kubbe’den atıldığı fikrinin oluştuğunu aktardı.
İRAN’DAN UYARI: ÖNGÖRÜLEMEYEN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR
İran, İsrail’e Golan Tepeleri’ndeki Mecdel Şems saldırısının ardından “yeni bir maceraya girişmesinin öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceği” konusunda uyarıda bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, “Siyonist rejimin herhangi bir cahilce eylemi, bölgede istikrarsızlık, güvensizlik ve savaşın kapsamının genişlemesine yol açabilir.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in, dünya kamuoyunun dikkatini Filistin’de işlediği suçlardan başka yöne çekmek için sahte bir senaryo izlemeye çalıştığını ifade eden Kenani, “Siyonist rejimin Mecdel Şems bölgesinde yaşanan olay hakkında yorum yapacak ve hüküm verecek asgari ahlaki yetkisi yoktur ve bu rejimin başkalarına yönelik iddiaları da dinlenilmeyecektir.” yorumunu yaptı. İsrail’in “bu tür aptalca davranışlara karşı öngörülemeyen sonuçlardan ve tepkilerden” sorumlu olacağını belirten Kenani, ABD’ye “bölgede yeni bir yangın başlatmadan önce Siyonist rejimi durdurma” çağrısında bulundu.
BMGK’NİN 1701 SAYILI KARARI
BM Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı kararı, İsrail’in Mavi Hat’tın gerisine çekilmesini ve bu hat ile Lübnan’daki Litani Nehri arasındaki bölgenin silahsızlandırılmasını, burada sadece Lübnan ordusu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücüne (UNIFIL) ait silah ve askeri araç gerecin bulundurulmasını öngörüyor. Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri ve İsrail ile sınır olarak belirlenen Mavi Hat arasındaki neredeyse tüm bölgeler 2000 yılından bu yana Hizbullah’ın güçlü askeri nüfuzu altında bulunuyor.
]]>Yerel yetkililer iki milyondan fazla kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu söylerken, BBC Tigray bölgesindeki krizden en ağır etkilenen yerlere özel erişim elde etti ve bölgenin şu anda yüzleştiği acil durumun boyutlarını tam anlamıyla yansıtmak için uydu görüntülerini inceledi.
Çiftçilerin mevsimsel yağmurları yakalamak için ekim yapmak zorunda olduğu Temmuz ayı gıda güvenliği için kritik önemde.
Tespit etiğimiz uydu görüntüleri, geçen yıl yağmur alınamaması yüzünden baraj göllerinin ve sulanmasına yardımcı oldukları tarım topraklarının kuruduğunu gösteriyor. Çiftçilerin bu yılın ilerleyen aylarında iyi bir mahsul alma umudu olabilmesi için mevsimsel yağmurlarla dolmaları gerekiyor.
Aşağıdaki görüntüler bölgenin başkenti Meleke’nn 45 kilometre kadar kuzeyindeki Korir Barajı ve gölüne ait.
Mikro baraj diye bilinen yapay bariyerli küçük göl Haziran 2023’te çekilen ilk fotoğrafta net bir şekilde görülebiliyor. Barajın arkasında gölün suladığı verimli topraklar var.
Bu tür sistemler, buğday, sebze ve bölgede yoğun bir şekilde ekilen tahıl ürünü süpürge darısı gibi ürünler yetiştiren 300’den fazla çiftçiye destek olabiliyordu.
Haziran 2024’te çekilen alttaki fotoğraf ise baraj gölünü ve boş ve kavrulmuş tarlaları gösteriyor.
Yeterli yağış olmadan sulama sistemi çalışamıyor ve çiftçiler toprakla hayatlarını sürdüremiyor.
Domates, soğan ve süpürge darısı yetiştiren Demtsu Gebremedhin “Barajımızda su olmasa da topraklarımız bir yere gitmeyecek. Vazgeçmeyeceğiz ve umuyoruz çiftçiliğe geri döneceğiz” diyor.
Gıda ve Güvenlik
Tigray bölgesinde nüfusun altı ila yedi milyon olduğu tahmin ediliyor. 2022 sonuna dek bölge Tigray güçlerini federal hükümet ve müttefikleriyle karşı karşıya getiren acımasız bir savaşa sahne oldu.
Çatışmalar, açlık ya da sağlık hizmetlerine erişim yokluğu nedeniyle yüzbinlerce kişinin öldüğü tahmin ediliyor.
Evlerinden olanlara sığınak ve insani yardım sağlanması için onlarca kamp kuruldu.
Savaş bitti ama çok azı evlerine geri dönmeyi tercih etti. Büyük çoğunluğu gıda yardımına bağımlı bir halde, kamplarda kaldı. Çünkü yağış olmaması ekecek ve yiyecek gıdaları olmaması anlamına geliyor.
Bu kamplardan biri Korir Barajı’nın 300 kilometre batısındaki Shire kasabası yakınlarında. BM’nin kurduğu kampta 30 binden fazla kişi kalıyor.
Uydu fotoğraflarında görülen mavi çadırlar Uluslararası Göç Örgütü (IOM), beyaz çadırlar da BM mültecilere yardım kuruluşu UNHCR tarafından verildi.
Tsibktey Teklay kampta beş çocuğuna bakıyor. Kocası savaşta öldü.
Teklay “Hayvanlarımız vardı. Kışın hasat yapardık. Kısaca yaşamımız çok iyiydi. Şimdi hiçbir şeyimiz yok” diyor.
Para kazanabilmek için kampta yemek pişiriyor ve el işleri yapıyor, ancak çocuklarından bazıları dilenmek zorunda kalmış.
“Umarım toprağımı geri verirler. Bizim toprağımızda yetişen yiyecekler gıda yardımından daha iyi. Umarım memleketimize dönebiliriz, çocuklarımız çalışabilir ya da okula gidebilir. Umarım buradaki sefil yaşamımızdan sonra, onların gelecekleri iyi olur.”
Yetersiz beslenen çocuklar
BBC, Shire’ın 20 kilometre güneyindeki Endabuguna kasabasında bulunan hastanedeki doktorlarla konuştu. Doktorların kaygıları büyüyor.
Hastanenin Başhekimi Dr. Gebrekristos Gidey “Son aylarda artan sayıda çocuk tedavi ettik” diyor.
20 yaşındaki Abeba Yeshalem’in yetersiz beslenme nedeniyle erken doğum yaptığını söylüyor.
Abeba da, “Kocam okumak için uzağa gitti ve beni tek başıma bıraktı. Bana mali yönden destek çıkamadı. Kendimi ve bebeğimi beslemek için yeterli gıdam yok” diyor.
Hastanede tedavi görenler sadece kamplarda yaşayan çocuklar değil. Yakınlardaki kasabalardan gelenler de var.
Dr. Gebrekristos, “İhtiyacı olan herkese bakacak kaynaklarımız yok” diyor.
Yağmuru beklerken
Tigray’deki Felaket Risk Yönetimi Komisyonu Başkanı Dr. Gebrehiwet Gebregzabher bölgenin “zirve açlık mevsimi” diye bilinen yılın en kritik dönemiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.
Geleneksel olarak kaynakların azaldığı ve Ekim’de hasat için tahıl ekimi yapılması gereken bir dönem.
BBC’ye konuşan doktor, “Açlık riskiyle karşı karşıya olan 2,1 milyon kişi var. 2,4 milyon kişi de belirsiz yardım tedarikine bağımlı” diyor.
Etiyopya Meteoroloji Kurumu’ndan alınan veriler geçen yıl yağmur alınamamasının ortaya çıkardığı sonuçları gösteriyor.
Tigray’in kuzey bölgeleri ve komşu Afar bölgesi kuraklık yaşıyor.
Etiyopya’nın güneyindeyse aşırı yağmur tarım ve hayvancılığa zarar verdi.
Tigray’in büyük bir bölümünde Ocak ve Şubat’taki yağış da normalin altındaydı, ancak bazı yerlerde Mart ayında durum düzeldi.
Siyasi gerilimler
Tuts Üniversitesi’ndeki Dünya Barış Vakfı’nın Genel Direktörü Alex de Waal, krize çok az ilgi gösterildiğini söylüyor ve açlığın “karanlıkta, sezdirmeden yaklaştığı” uyarısında bulunuyor.
Profesör “Açlık insan eliyle ortaya çıkıyor ve buna neden olanlar kanıtları ve oynadıkları rolü saklıyor” diyor.
Prof. De Waal şu andaki durumun 1984’te bir milyon kişinin öldüğü feci açlıkla benzerlikler gösterdiğini söylüyor.
“1984’te Etiyopya hükümeti dünyanın ülkedeki devrimin parlak, yeni bir bolluk çağı getireceğine inanmasını istiyordu. Yabancı bağışçılar da BBC haberlerinde ölen çocukları görene kadar açlık uyarılarına inanmayı reddettiler.”
Yardım kuruluşları bir dizi faktörü temel alarak Etiyopya’nın karşılaştığı krizin boyutlarını haritalandırdı. Bunlara yağmayan yağmurlar, süregiden güvensizlik ve yardım dağıtımlarına erişim azlığı dahil.
Açlık Erken Uyarı Sistemleri Şebekesi (Fews Net) Tigray ile birlikte komşu Afar ve Amhara bölgelerini acil durumla karşı karşıya kalan yerler olarak tanımlıyor.
Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’daki federal yönetimse bu kritik gıda sıkıntı uyarılarına karşı çıkıyor.
Etiyopya Ulusal Felaket Risk Yönetimi Komisyonu’nun başındaki Shiferaw Teklemariam BBC’ye yaptığı açıklamada, resmi değerlendirmelere dayanarak “Tigray ya da Etiyopya’nın başka yerinde yaklaşan bir açlık tehlikesi olmadığını” söyledi.
Teklemeriam ayrıca, yetkililerin ülkenin karşılaştığı zorlukları çözmek için “ellerinden geleni yaptığını ve “en çok yardıma ihtiyaç duyanların” öncelik olmaya devam edeceğini belirtti.
Etiyopya ve yardım kuruluşları arasındaki ilişkiler, BM’nin Tigray’deki savaş sırasında bölgeye gıda yardımının engellendiği iddiası nedeniyle son yıllarda gergin.
2021’de federal hükümet Tigray’de açlık iddialarını reddetmiş ve üst düzey yedi BM çalışanını “ülkenin içişlerine karıştıkları” gerekçesiyle sınır dışı etmişti.
Geçen yıl Haziran ayında da BM Gıda Programı ve ABD Uluslararası Kalkınma Kurumu (USAID), hükümetin ve askeri yetkililerin insani yardımları çaldıklarına dair kanıt bulduklarını söyleyerek, Etiyopya’ya tüm gıda yardımlarını askıya almıştı. Yardıma Kasım ayında devam edilmeye başlanmıştı.
Ayrıca durumun ciddiyeti konusunda Etiyopya’da da görüş ayrılıkları var.
Şubat ayında Etiyopya ombudsmanının aralarında Tigray’in de bulunduğu yerlerde yaklaşık 400 kişinin öldüğünü açıklamasından sonra, Başbakan Abiy Ahmed “Etiyopya’da açlıktan ölen kimse yok” demişti.
Alex de Waal “nakit sorunu yaşayan ve tartışmalardan kaçınmak isteyen” yardım kuruluşlarının şu anda yaşanan krize tepki vermekte yavaş kaldıklarını söylüyor.
USAID’in bir sözcüsü BBC’ye yaptığı açıklamada “Etiyopya hükümetine ve diğer bağışçılara, en çok tehdit altındakilerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için yardımları artırma çağrısı yapmaya devam ettiklerini” söyledi.
Katkıda bulunanlar: Daniele Palumbo ve Kumar Malhotra
]]>BİNTSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Çintay, Ankara’da İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın katılımı ile gerçekleştirilen istişare toplantısında, Bingöl’ün güvenlik ve idari konulardaki ihtiyaçlarını ve üyelerin taleplerini ayrıntılı bir şekilde dile getirdi. Başkan Kadir Çintay, Vali Ahmet Hamdi Usta ile uyum içerisinde çalıştıklarını ve onun deneyimlerinin Bingöl’ün huzuruna ve ekonomik kalkınmasına büyük katkılar sağladığını vurguladı. Çintay, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:
“Bakanım, devletimizin iç işleri politikası sayesinde terör bölgemizde sona erdi. Bu başarıda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize minnet ve şifa diliyoruz. Bu topraklar, vatan sevgisiyle dolu kahramanların fedakarlıkları sayesinde huzura kavuştu. Bir şehit yakını olarak, bu başarıyı ve huzuru görmek benim için ayrı bir gurur kaynağıdır. Şehrin her girişindeki çevirme noktaları ve şehrin içindeki güvenlik duvarları, ilimize yurtdışından ve yurtiçinden gelen misafirlerimizde tedirginlik oluşturmakta ve bölgemizin doğal güzelliklerini ve misafirperverliğimizi gölgede bırakmaktadır. Artık bu güzel bölgemizi, hem tatil hem de yatırım için cazip bir hale getirmenin vakti geldi. Neticede, kimse Bingöl’e yatırım veya tatil için gelmişken kendini aksiyon filminin ortasında hissetmek istemez. Deprem ekipman ve araç desteği, Bingöl, birinci derece deprem riski taşıyan bir bölgedir. Bu nedenle, ilimizdeki deprem arama ve kurtarma faaliyetleri için STK’lara verilmek üzere ek hibe, ekipman ve araç desteği talep ediyoruz. Deprem riskine karşı gerekli önlemlerin alınması ve arama-kurtarma ekiplerinin güçlendirilmesi için bu destekler hayati önem taşımaktadır. Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası olarak, bölgemizde ticaret ve sanayi odalarına bağlı ilk arama ve kurtarma timini kurmuş bulunuyoruz. Bu tim, muhtemel afet durumlarında hızlı ve etkin müdahale için elzemdir. Ancak, mevcut ekipman ve araçlarımız yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, arama ve kurtarma timimizin daha etkin çalışabilmesi için acil olarak ek hibe ve ekipman desteğine ihtiyacımız bulunmaktadır. Emniyet araç ve bina desteği, Bingöl Emniyet Müdürlüğümüzün araç filosunda önemli eksiklikler bulunmaktadır. Emniyet Müdürlüğümüze araç desteği sağlanması, ilimizin güvenlik ve asayiş hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi için elzemdir. Bölgemiz, deprem riski taşıyan bir bölge olduğundan, devletimizin yayınladığı tasarruf tedbirlerinden muaf tutulmasını istiyoruz. Özellikle Yayladere ilçemizde, Kaymakamlığın yeni binasına geçmesiyle emniyetimize yer tahsis edilememektedir. Bu nedenle Yayladere’ye acilen bir emniyet binası yapımı hususunda destek talep ediyoruz. Devletimize ve milletimize olan güvenimizle, bu konularda gereken adımların atılacağına inancımız tamdır. Güvenlik tedbirlerinin daha esnek ve misafirperver bir şekilde düzenlenmesi, bölgemizin ekonomik ve sosyal gelişimine büyük katkı sağlayacaktır. Bu toplantının bizlere sağladığı için TOBB Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu’na, sorun ve taleplerimizi dinlemek adına toplantımıza teşrif eden çok kıymetli İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya’ya şükranlarımı arz ediyorum. Ayrıca, Valimiz Ahmet Hamdi Usta’ya özellikle teşekkür etmek istiyorum. Samimi yaklaşımı ve iş dünyasının tüm sorunlarına çözüm bulması sayesinde, Organize Sanayi Bölgemiz ve iş dünyamız çok ciddi bir şekilde düzene girdi. Önceki görev yeri olan Bursa’dan ilimize birçok yatırımcı ve iş insanı geldi. Valimiz, halk tarafından da çok sevilmekte ve saygı görmektedir.” – BİNGÖL
]]>İZMİR’de sağanak sırasında yolda elektrik akımına kapılan 2 kişinin ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 27 şüpheli, adliyeye sevk edildi. Sevk sırasında şüphelilerin yakınları, “Hak, hukuk, adalet” diyerek slogan attı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının ardından İzmir’de 12 Temmuz saat 18.00 sıralarında gök gürültülü sağanak başladı. Bayraklı’da metrekareye 39,7 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle kent merkezi Bayraklı ile Konak ilçelerinde bazı cadde ve sokaklar suyla dolarken, araç sürücüleri ile yayalar zor anlar yaşadı. Sağanaktan korunmak için kaçmaya çalışan Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Özge Ceren Deniz (23) suyla dolan yolda elektrik akımına kapıldı. Onu kurtarmak isteyen ikinci el eşya satışı işiyle uğraşan, amatör müzisyen İnanç Öktemay (44) da akıma kapılıp, bir anda yere yığıldı. Deniz ve Öktemay, kaldırıldığı hastanede yaşamlarını yitirdi. İnanç Öktemay İzmir’de, Özge Ceren Deniz Osmaniye’de toprağa verildi.
DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların yükseldiği bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte yetkililere ilettiği bildirildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak yaşamını yitirdiği yerde yapılan inceleme sonrası belediye ve elektrik firması yetkilileri, sorunun çözülmesi için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altındaki kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Ardından belediye yetkililerinin kabloların üzerine kapatmasından sonra bölgeye tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN AÇIKLAMA
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Bölgede belediyemizin yürüttüğü ve elektrik hattında oluşabilecek kaçakla ilişkilendirilebilecek bir altyapı çalışmasından söz edilemeyeceği de ortadadır. Zira İZSU Genel Müdürlüğü’nün olaya ilişkin teknik raporunda da 2024 yılı ocak ayında ihaleli işler kapsamında bölgede yüklenici firma tarafından 3 adet yağmur suyu ızgarası yaptırıldığı, imalatlar sırasında GDZ Elektrik A.Ş.’den gözlemci talebinde bulunulduğu, imalatların gözlemci nezaretinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Raporda yapım çalışmalarından sonra GDZ Elektrik A.Ş. tarafından yağmur suyu ızgarası yanında elektrik hatlarında bakım-onarım çalışması yapıldığı, hatta vatandaşlar tarafından GDZ Elektrik A.Ş.’ye anılan bölge için 2 defa arıza kaydı açtırıldığı ifade edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.
HAT YAPIM TEKNİĞİNE AYKIRI DÖŞENMİŞ
Açıklamada, daha önce bölge esnafının yetkili kuruma birden fazla bildirim yaptığı kaydedilerek, “Ayrıca kabloların üzerinde 2 farklı noktada onarım gerçekleştirildiğini ve GDZ Elektrik A.Ş.’ye ait elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir. Anılan bölgede elektrik kaçağına bağlı birtakım olumsuzluklar yaşandığına, bölge esnafının yetkili kuruma defaatle bildirim yaptığına ilişkin ifadeleri de kayıt altındadır” denildi.
‘HERHANGİ BİR ŞİKAYET KAYDI OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR’
GDZ Elektrik Dağıtım Şirketi’nden yapılan açıklamada ise yetkili kurumlar tarafından yürütülen olay yeri incelemeleri tamamlandığı belirtilerek, “Olayın geçtiği bölgeye dair son 6 aydır kurumumuza CİMER, Çağrı Merkezi, sosyal medya dahil olmak üzere tüm kanallardan gelen talepler incelenmiş ancak herhangi bir şikayet kaydı olmadığı tespit edilmiştir. Bölge sakinlerinin konuşmalarında uzun süredir iletildiği söylenen şikayetler, doğrudan sorumlu olan diğer kurumlara yapılmıştır. Öte yandan 9 Ocak tarihinde bölgeden farklı bir şebeke unsuruna ilişkin arıza kaydı alınmış ve ekipler tarafından sorun çözülerek kayıt kapatılmıştır” ifadeleri kullanıldı.
BİLİRKİŞİ ÖN RAPORU: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTADIR
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporunda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalı altına sıkıştığı ve yalıtımının zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu kaydedildi. Besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, temasın olduğu noktada bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın kalınlığıyla aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili yönetmeliğe göre bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Kablo derinliğinin 15 santimetreye düştüğü noktada, bu kadar küçük gömülme derinliğine neden olan etken; rögar kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olmasıdır. İZSU uygulamalarının sonucu olan bu durumun kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamaları sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
2 ŞÜPHELİ ARANIYOR
Soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalandı. Şüphelilerden 6’si ifadeleri sonrası serbest bırakılırken, diğerleri bugün adliyeye sevk edildi. Sevk sırasında şüphelilerin yakınları, “Hak, hukuk, adalet” diyerek slogan attı. Diğer yandan 2 şüphelinin yakalama işlemlerinin sürdüğü bildirildi.
]]>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının ardından İzmir’de 12 Temmuz saat 18.00 sıralarında gök gürültülü sağanak başladı. Bayraklı’da metrekareye 39,7 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle kent merkezi Bayraklı ile Konak ilçelerinde bazı cadde ve sokaklar suyla dolarken, araç sürücüleri ile yayalar zor anlar yaşadı. Sağanaktan korunmak için kaçmaya çalışan Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Özge Ceren Deniz (23) suyla dolan yolda elektrik akımına kapıldı. Onu kurtarmak isteyen ikinci el eşya satışı işiyle uğraşan, amatör müzisyen İnanç Öktemay (44) da akıma kapılıp, bir anda yere yığıldı. Deniz ve Öktemay, kaldırıldığı hastanede yaşamlarını yitirdi. İnanç Öktemay İzmir’de, Özge Ceren Deniz Osmaniye’de toprağa verildi.
DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların yükseldiği bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte yetkililere ilettiği bildirildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak yaşamını yitirdiği yerde yapılan inceleme sonrası belediye ve elektrik firması yetkilileri, sorunun çözülmesi için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altındaki kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Ardından belediye yetkililerinin kabloların üzerine kapatmasından sonra bölgeye tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN AÇIKLAMA
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Bölgede belediyemizin yürüttüğü ve elektrik hattında oluşabilecek kaçakla ilişkilendirilebilecek bir altyapı çalışmasından söz edilemeyeceği de ortadadır. Zira İZSU Genel Müdürlüğü’nün olaya ilişkin teknik raporunda da 2024 yılı ocak ayında ihaleli işler kapsamında bölgede yüklenici firma tarafından 3 adet yağmur suyu ızgarası yaptırıldığı, imalatlar sırasında GDZ Elektrik A.Ş.’den gözlemci talebinde bulunulduğu, imalatların gözlemci nezaretinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Raporda yapım çalışmalarından sonra GDZ Elektrik A.Ş. tarafından yağmur suyu ızgarası yanında elektrik hatlarında bakım-onarım çalışması yapıldığı, hatta vatandaşlar tarafından GDZ Elektrik A.Ş.’ye anılan bölge için 2 defa arıza kaydı açtırıldığı ifade edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.
HAT YAPIM TEKNİĞİNE AYKIRI DÖŞENMİŞ
Açıklamada, daha önce bölge esnafının yetkili kuruma birden fazla bildirim yaptığı kaydedilirken, “Ayrıca kabloların üzerinde 2 farklı noktada onarım gerçekleştirildiğini ve GDZ Elektrik A.Ş.’ye ait elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir. Anılan bölgede elektrik kaçağına bağlı birtakım olumsuzluklar yaşandığına, bölge esnafının yetkili kuruma defaatle bildirim yaptığına ilişkin ifadeleri de kayıt altındadır” denildi.
‘HERHANGİ BİR ŞİKAYET KAYDI OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR’
GDZ Elektrik Dağıtım Şirketi’nden yapılan açıklamada ise yetkili kurumlar tarafından yürütülen olay yeri incelemeleri tamamlandığı belirtilerek, “Olayın geçtiği bölgeye dair son 6 aydır kurumumuza CİMER, Çağrı Merkezi, sosyal medya dahil olmak üzere tüm kanallardan gelen talepler incelenmiş ancak herhangi bir şikayet kaydı olmadığı tespit edilmiştir. Bölge sakinlerinin konuşmalarında uzun süredir iletildiği söylenen şikayetler, doğrudan sorumlu olan diğer kurumlara yapılmıştır. Öte yandan, 9 Ocak tarihinde bölgeden farklı bir şebeke unsuruna ilişkin arıza kaydı alınmış ve ekipler tarafından sorun çözülerek kayıt kapatılmıştır” ifadeleri kullanıldı.
BİLİRKİŞİ ÖN RAPORU: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTADIR
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporunda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalı altına sıkıştığı ve yalıtımının zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu kaydedildi. Besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, temasın olduğu noktada bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın kalınlığıyla aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili yönetmeliğe göre bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Kablo derinliğinin 15 santimetreye düştüğü noktada, bu kadar küçük gömülme derinliğine neden olan etken; rögar kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olmasıdır. İZSU uygulamalarının sonucu olan bu durumun kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamaları sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
ŞÜPHELİLER EMNİYETTE
Soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalandı. Gözaltındaki 6 kişi ise ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Diğer 2 şüphelinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü belirtildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemleri devam ediyor.
İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necati Kayaközü’nün koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında şüphelilere bugün için ek gözaltı süresi alındı. Öte yandan 1’i ayrıca iş güvenliği uzmanı olmak üzere 2 inşaat mühendisi, 1 şehir plancısı, 1 elektrik mühendisi, 1 elektronik mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin çalışması da sürüyor.
]]>İZMİR’in Çeşme ilçesindeki orman yangınında hayatını kaybeden 3 kişiden Mine Elmas’ın (35) çektiği son görüntü ortaya çıktı. Görüntüde Elmas’ın yangının evlerine yaklaştığını, çocukları ve komşularıyla kaçmaya çalıştıklarını anlattığı anlar yer aldı.
Çeşme ilçesi Alaçatı Mahallesi Deliklikoy mevkisindeki ormanda dün saat 11.30’da yangın çıktı. Dumanları fark eden çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye, İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait 2 uçak, 4 helikopter, 16 arazöz, 3 su ikmal aracı, 3 dozer ve 1 yer ekibi sevk edildi. Havadan ve karadan müdahaleyle saat 14.30’da kontrol altına alınan yangında alevlerin arasında kalan yörede yaşayan sıhhi tesisat ustası Mesut Coşkunöz (68), oğlu grafik tasarımcı Hilmi Coşkunöz (40) ve ev kadını Mine Elmas (35) hayatını kaybetti.
VALİ ELBAN BÖLGEDE İNCELEMELERDE BULUNDU
İzmir Valisi Süleyman Elban, bölgede incelemelerde bulunup, görevlilerden bilgi aldı. Ardından açıklamada bulunan Vali Elban, yangının bölgedeki 4 vatandaşın bahçesinde çalışma yapılırken çıktığını dile getirerek, “Ekiplerimiz alana hızlıca müdahale etti. Yangın, saat 14.30 itibarıyla kontrol altına alınıp, söndürüldü. Bu sırada yangının tehdit edebileceği yerleşim yeri olarak iki yerleşke vardı. Biri sol tarafımızdaki iki büyük yazlık site. Arkadaşlarımız, yangını yazlık sitelere ulaşmaması için hızlıca tedbir aldı ve tahliye ettik. Diğer taraftan da hemen yanımızda olan bölgede 4 ev var. Arkadaşlarımız, buraya da hızlıca müdahale ediyorlar. Vatandaşlar ne tarafa gideceğini bilememiş. Yangın tamamen sonlandıktan sonra 3 arkadaşımızın hayatını kaybettiğini belirledik. Yangına sebebiyet veren 4 kişi jandarma tarafından gözaltına alındı” dedi.
Vali Süleyman Elban, alevlerin tehdit ettiği bölge sakinlerinden 1’i çocuk 5 kişinin de ekipler tarafından kurtarıldığını söyledi.
BAKAN TUNÇ: YANGINLA İLGİLİ ADLİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise 4 kişinin gözaltına alındığını belirterek, “İzmir’in Çeşme ilçesinde çıkan ve 3 kişinin hayatını kaybettiği orman yangınıyla ilgili Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında yangının çıkmasına neden olduğu değerlendirilen 4 şüpheli gözaltına alınmıştır. Soruşturma titizlikle sürdürülmektedir. Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, yangından etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” ifadelerini kullandı.
CENAZELER MORGA KALDIRILDI
Hayatını kaybedenlerin cenazeleri, yapılan inceleme sonrası otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Yangından sağ kurtulanlar arasında Hilmi Coşkunöz’ün eşi, çocuğu ve Mine Elmas’ın 2 çocuğunun bulunduğu öğrenildi. Hayatını kaybedenlerin cenazelerinin otopsi işlemlerinin ardından yakınlarına teslim edileceği belirtildi. Adli tıp kurumu önünde otopsi işlemlerinin bitmesini bekleyen Hilmi Coşkunöz’ün eşi Simay Coşkunöz’ün ise bacaklarında çizikler ve yanıklar olduğu görüldü.
YARDIM ETMEK İSTERKEN ALEVLERİN ARASINDA KALMIŞ
Yangında hayatını kaybeden ve akraba olan 3 kişinin, dumandan etkilenmemek için yangının aksi yönüne kaçmaya çalıştıkları, Mine Elmas’ın kanser hastası Mesut Coşkunöz ile oğlu Hilmi Coşkunöz’e yardım etmek isterken alevlerin arasında kaldığı öğrenildi. Elmas’ın cep telefonu kamerasıyla kayda aldığı son görüntü de ortaya çıktı. Görüntüde, Mine Elmas’ın yangının evlerine yaklaştığını, çocukları ve komşularıyla kaçmaya çalıştıklarını anlatarak, “Evlerimizin olduğu yer yanıyor. Şu anda dağa doğru kaçmaya çalışıyoruz. 4 yetişkin 3 çocuk var” dediği anlar yer aldı.
]]>Seyit Torun, Ordu’nun Perşembe Yaylası’nda yapılacak olan siyanürlü maden arama çalışmalarına TBMM’de düzenlediği basın toplantısında tepki gösterdi.
Sadece Perşembe Yaylası değil, bütün Ordu’da toptan bir maden tehlikesi olduğunu belirten Torun, şu görüşlere yer verdi:
“İliç’teki maden faciası, vatan topraklarımızı esir alan vahşi madenciliğin en acı yüzün bizi gösterdi. Ancak maalesef acılardan ders çıkarmadan ve sermayenin her türlü baskısına, her şeyini feda etmeye hazır olan bu iktidar, maalesef bu sefer de Ordu’nun eşsiz doğal güzelliğine ev sahipliği yapan Aybastı’mıza ve Perşembe Yaylası’na göz dikti. Bölgede başlatılacak siyanürle altın arama çalışmaları sadece doğal güzellikleri yok etmeyecek aynı zamanda yaylalarımızda tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlarımızın geçim kaynaklarını da yok edecek. Perşembe Yaylası’nın siyanürle kirletilmesi demek bölgenin turizm potansiyelinin de sona ermesi demektir. Bu bölgede yaklaşık 1.5 milyon konu ağırlıyoruz. O bölge gerçekten özellikle yerli ve yabancı turizm için çok önemli bir bölge. Ordu vahşi madencilğin ve özellikle siyanürle altın arama çalışmalarının pençesinde kıvranmaktadır.
” Fatsa, Ordu ve bütün Karadeniz siyanür havuzları sebebiyle felaketin eşiğine geldi”
Ordu’nun yüzde 74’ü madenlere ruhsatlandırılmış durumda. Ordu adeta maden şirketlerine peşkeş çekilmiştir. 8 ilçede ruhsatlılık oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Fatsa, Çatalpınar, Çamaş, Güryalı, Gürgentepe, Kabadüz, Kabataş, Ulubey ruhsat oranları yüzde 100’e yaklaşan ilçelerimiz. Orman alanlarının yüzde 65’i madenler için ruhsatlandırılmıştır. Ordu’da bulunan, nadir flora ve fauna barındıran, dünya ölçeğinde önemli ekosistemleri olan, önemli doğa alanlarının yüzde 80’i maalesef madenler için ruhsatlandırılmıştır. Tarım alanlarının yüzde 76’sı madenler için ruhsatlandırılmıştır. Ordu meralarının yüzde 64’ü madenler için ruhsatlandırılmıştır. Ordu’nun nadir tür çeşitliliği, doğal ve kültürel özellikleriyle tabiatı koruma alana, milli park gibi statülerle koruma altına alınmış alanların yüzde 91’i madenlerle ruhsatlandırılmıştır. Korunan alanların içinde yer alan arkeolojik sit alanlarının yüzde 94’ü madenlere ruhsatlıdır.
10 yıl boyunca Fatsa’da siyanürle altın çıkarıldı. Bu süreçte Fatsa, Ordu ve bütün Karadeniz siyanür havuzları sebebiyle felaketin eşiğine geldi. 10 yıl süren mücadelinin sonunda maden firmasının saha genişletme talebi reddedildi ama yeniden başvuru hazırlıkları olduğunu biliyoruz. Aybastı’da, Perşembe Yaylası’nda siyanürle altın arama çalışmalarına başlandığı takdirde binlerce yıldır oluşmuş doğa harikası, eşi benzeri olmayan menderesleri ve Çiseli şelalesini kaybedeceğiz. Madenin ormanlara ve meralara geri dönüşü artık mümkün olmayacak ve önemli bir zarar verecek. Bu zararı anlatmaya bile gerek yok. Geçmişte yapılan maden aramalarında yaşadığımız sonuçları gerek bölgemizde gerekse Türkiye’nin birçok bölgesinde gördük. Iliç ve Fatsa da bunlardan önemli örnekler.
“Siyanürlü atıklar Melet Irmağını zehirliyor”
Altın madeninde yaşananlardan ders almayanların geçen günlerde Mesudiye’den geçen Melet ırmağından da haberleri olmadığını düşünüyorum. Normalde çok berrak akan ırmak suyu, kilometrelerce boyunca kahverengi renge dönüştü ve balık ölümleri başladı. Irmak, Ordu’nun içme suyu ihtiyacını karşılayan en önemli su kaynaklarından biri olmasının yanı sıra 160 kilometre uzunluğu ile şehrin en büyük ve en uzun nehri olarak biliniyor. Peki Melet, neden kahverengi akıyor? Sivas’ın Koyulhisar ilçesinde bulunan altın madeni havuzlarından boşalan siyanürlü atıklar, Melet Irmağını zehirliyor.
“Vahşi madencilik çalışmaları durdurulmaz ise…”
Perşembe Yaylası’nı zehre boyayacak olan maden sadece Ordu’nun değil Aybastı, Korgan, Niksar, Başçiftlik bölgelerine de aynı şekilde zehirleyecek. Sadece bir Perşembe Yaylası bu konudan etkilenmeyecek. Etrafındaki iller, ilçeler, beldelerle aynı oranda etkilenecek. Vahşi madencilik çalışmaları durdurulmaz ise yöremizde çevresel, toplumsal, sosyal ve kültürel yıkım kaçınılmazdır. Artık madenlerden zehirlenmek istemiyoruz. Yediğimiz sebzenin, meyvenin meyvenin madenler tarafından kirletilmesini istemiyoruz. Dünyanın en nadir mendereslerinden birine ev sahipliği yapan Perşembe Yaylası’nı gözünü rant bürümüş maden kanserlerine asla bırakmayacağız. Elinizi, ülkemizin eşsiz güzelliklerinden çekin. Gerekirse 365 gün oradan çıkmayacağız. Suyumuzu, toprağımızı ve havamızı canımız pahasına savunmaya hazırız. Hiçbir yaşam alanımızı asla ve asla terk etmeyeceğiz. Fatsa için on yıl mücadele ettik. Gerekirse siyanüre karşı her mecrada bin yıl daha mücadele ederiz.
]]>İZMİR’de sağanak sırasında yolda elektrik akımına kapılan 2 kişinin ölümüne ilişkin soruşturmada gözaltı sayısı 31’e yükseldi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının ardından İzmir’de 12 Temmuz saat 18.00 sıralarında gök gürültülü sağanak başladı. Bayraklı’da metrekareye 39,7 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle kent merkezi Bayraklı ve Konak ilçelerinde bazı cadde ve sokaklar suyla dolarken, araç sürücüleri ve yayalar zor anlar yaşadı. Sağanaktan korunmak için kaçmaya çalışan Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Özge Ceren Deniz (23) suyla dolan yolda elektrik akımına kapıldı. Onu kurtarmak isteyen ikinci el eşya satışı işiyle uğraşan, amatör müzisyen İnanç Öktemay (44) da akıma kapılıp, bir anda yere yığıldı. Deniz ve Öktemay, kaldırıldığı hastanede yaşamlarını yitirdi. İnanç Öktemay İzmir’de, Özge Ceren Deniz Osmaniye’de toprağa verildi.
DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların çıktığı bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte yetkililere ilettiği bildirildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak yaşamını yitirdiği yerde yapılan inceleme sonrası belediye ve elektrik firması yetkilileri, sorunun çözülmesi için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altındaki kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Ardından belediye yetkililerinin kabloların üzerine kapatmasından sonra bölgeye tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN AÇIKLAMA
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Bölgede belediyemizin yürüttüğü ve elektrik hattında oluşabilecek kaçakla ilişkilendirilebilecek bir altyapı çalışmasından söz edilemeyeceği de ortadadır. Zira İZSU Genel Müdürlüğü’nün olaya ilişkin teknik raporunda da 2024 yılı Ocak ayında ihaleli işler kapsamında bölgede yüklenici firma tarafından 3 adet yağmur suyu ızgarası yaptırıldığı, imalatlar sırasında GDZ Elektrik A.Ş.’den gözlemci talebinde bulunulduğu, imalatların gözlemci nezaretinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Raporda yapım çalışmalarından sonra GDZ Elektrik A.Ş. tarafından yağmur suyu ızgarası yanında elektrik hatlarında bakım-onarım çalışması yapıldığı, hatta vatandaşlar tarafından GDZ Elektrik A.Ş.’ye anılan bölge için 2 defa arıza kaydı açtırıldığı ifade edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.
HAT YAPIM TEKNİĞİNE AYKIRI DÖŞENMİŞ
Açıklamada, daha önce bölge esnafının yetkili kuruma birden fazla bildirim yaptığı bildirilirken, “Ayrıca kabloların üzerinde 2 farklı noktada onarım gerçekleştirildiğini ve GDZ Elektrik A.Ş.’ye ait elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir. Anılan bölgede elektrik kaçağına bağlı birtakım olumsuzluklar yaşandığına, bölge esnafının yetkili kuruma defaatle bildirim yaptığına ilişkin ifadeleri de kayıt altındadır” denildi.
GDZ ELEKTRİK: HERHANGİ BİR ŞİKAYET KAYDI OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR
GDZ Elektrik Dağıtım Şirketi’nden yapılan açıklamada ise yetkili kurumlar tarafından yürütülen olay yeri incelemeleri tamamlandığı belirtilerek, “Olayın geçtiği bölgeye dair son 6 aydır kurumumuza CİMER, Çağrı Merkezi, sosyal medya dahil olmak üzere tüm kanallardan gelen talepler incelenmiş ancak herhangi bir şikayet kaydı olmadığı tespit edilmiştir. Bölge sakinlerinin konuşmalarında uzun süredir iletildiği söylenen şikayetler, doğrudan sorumlu olan diğer kurumlara yapılmıştır. Öte yandan, 9 Ocak tarihinde bölgeden farklı bir şebeke unsuruna ilişkin arıza kaydı alınmış ve ekipler tarafından sorun çözülerek kayıt kapatılmıştır” denildi.
BİLİRKİŞİ ÖN RAPORU: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTADIR
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporunda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalı altına sıkıştığı ve yalıtımının zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu belirtildi. Besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, temasın olduğu noktada bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın kalınlığıyla aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili yönetmeliğe göre bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi:
“Kablo derinliğinin 15 santimetreye düştüğü noktada, bu kadar küçük gömülme derinliğine neden olan etken; rögar kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olmasıdır. İZSU uygulamalarının sonucu olan bu durumun kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamaları sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
4 ŞÜPHELİ ARANIYOR
İzmir’de sağanak yağış sırasında elektrik akımına kapılan 2 kişinin ölümüyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilen 35 şüpheliden 31’i yakalandı. Gözaltındaki 6 kişi ise ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Diğer 4 şüphelinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü kaydedildi.
]]>Manisa’nın Soma ilçesinde dün öğlen saatlerinde henüz bilinmeyen bir nedenle meydana gelen orman yangını devam ediyor. Orman Bölge Müdürülüğü, Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Soma Belediyesi ve gönüllülerin müdahale ettiği yangına ilişkin son durumu Manisa Valisi Enver Ünlü anlattı. Rüzgarın şiddetini arttırmasıyla yangının büyük bir alana yayıldığı kaydeden Vali Ünlü, tedbir amaçlı iki mahallenin taliye edildiğini söyledi.
“İki köyümüz emniyet altına aldık”
ANKA Haber Ajansı’na yangının son durumuyla ilgili açıklamalarda bulunan Manisa Valisi Enver Ünlü, şunları kaydetti:
“Dün saat 12: 18’de gelen ihbar üzerine arkadaşlarımız 12: 28’de bölgeye intikal ettiler. Soma ilçemiz Deniş Mahallesi’nde yangın ihbarı geldi. 60 kilometre saati bulan çok kuvvetli bir rüzgar sebebiyle tam kontrol altına alınacakken şu anda yanan bölgeye sıçradı yangın. Tabii bizim önceliğimiz burada içinde bulunduğumuz Bayat ve Tekeliışıklar köyümüzün emniyetiydi. Oradaki vatandaşlarımızın tahliyesiyle daha çok ilgilendim. Toplamda 122 kara aracı, 16 hava aracıyla müdahale edildi yangına. Bir gece görüş kabiliyeti olan helikopterimiz hala müdahale ediyor. Bütün araçlarımız sahada. Öncelikle iki köyümüz emniyet altına aldık, tedbiren Soma’ya ve komşu köylere tahliye ettik. Çok şükür herhangi bir can ve mal kaybımız yok. Diğer mahallede bir küçük metruk depoda bir yangın oldu ama az önce gördüğünüz çeşmeye kadar alevler ulaştı. 700-800 metreye ormancıların tabiriyle spot ateşler uçtu. Bu sebeple yangın büyük bir alana yayıldı. Zeytinliklere, bahçelere, tarlalara da sıçradı. Arkadaşlarımız daha çok gündüz saatlerinde oralarda tedbir aldılar.
“Tahliyeler çok hızlı şekilde yapıldı”
Şu anda 14’üncü saatteyiz, rüzgar saat birden sonra 10 kilometre saatin altına düştü. Bu işimizi baya bir kolaylaştırdı. Orman Bölge Müdürümüz ve ekipleri, işletme müdürlerimiz, Balıkesir, Bursa, Afyon, Denizli, Manisa ve İzmir ekipleri burada, sahadalar. Şu anda 57 arazöz, 23 su tankeri, 5 dozer, bir tanesi gece görüş kabiliyeti olan 11 helikopter, 5 uçak, 10 itfaiye aracı, 3 tane TOMA. Emniyetimiz ve jandarmamızın TOMA’ların da köylerin girişlerine konuşlandırdık ki bu köylere yangının sirayet etmesine ciddi manada mani oldu. UMKE ekiplerimiz, AFAD ekiplerimiz, Kızılay’ımız, 5 asayiş timimiz, 4 trafik timimiz bu köylerdeki hem vatandaşlarımızın hem de hayvanların tahliyesini yaptılar. Çok şükür sağlıklı bir şekilde güvenli bölgelere nakledildi. Soma Belediyemiz hayvan pazarına nakletti. Şu anda her iki köyümüz de tedbir amaçlı tahliye edildi. İki köyümüzde de çok şükür herhangi bir can ve mal kaybımız yok. Yangından etkilenen müdahale ekibimiz yok. Bu bir nebze bizi sevindiriyor, teselli ediyor. Ama Tekeliışıklar Mahallemiz 90 hane ve içinde bulunduğumuz Bayat Mahallemiz 150 hane. Bunların tahliyesi gerçekten çok hızlı bir şekilde yapıldı. Ben vatandaşlarımıza gösterdikleri anlayış için çok teşekkür ediyorum. Belediyelerimiz, muhtarlarımız, jandarmamız, itfaiyemiz, orman ekiplerimiz, bölge müdürlüğümüze bağlı ekipler çok özverili bir şekilde çalıştılar. Bölgede elektriği tedbir amaçlı kestik. Şu anda yangın devam ediyor. Sabah saatlerinde helikopter ve uçaklar tekrar bölgeye hızlı bir şekilde intikal edecekler.”
Yangının çıkış nedeniyle ilgili ise Vali Ünlü, jandarmanın gerekli tahkikatları yaptığını belirtti.
]]>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının ardından İzmir’de 12 Temmuz saat 18.00 sıralarında gök gürültülü sağanak başladı. Bayraklı’da metrekareye 39,7 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle kent merkezi Bayraklı ve Konak ilçelerinde bazı cadde ve sokaklar suyla dolarken, araç sürücüleri ve yayalar zor anlar yaşadı. Sağanaktan korunmak için kaçmaya çalışan Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Özge Ceren Deniz (23) suyla dolan yolda elektrik akımına kapıldı. Onu kurtarmak isteyen ikinci el eşya satışı işiyle uğraşan, amatör müzisyen İnanç Öktemay (44) da akıma kapılıp, bir anda yere yığıldı. Deniz ve Öktemay, kaldırıldığı hastanede yaşamlarını yitirdi. İnanç Öktemay İzmir’de, Özge Ceren Deniz Osmaniye’de toprağa verildi.
DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların çıktığı bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte yetkililere ilettiği bildirildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak yaşamını yitirdiği yerde yapılan inceleme sonrası belediye ve elektrik firması yetkilileri, sorunun çözülmesi için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altındaki kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Ardından belediye yetkililerinin kabloların üzerine kapatmasından sonra bölgeye tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN AÇIKLAMA
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Bölgede belediyemizin yürüttüğü ve elektrik hattında oluşabilecek kaçakla ilişkilendirilebilecek bir altyapı çalışmasından söz edilemeyeceği de ortadadır. Zira İZSU Genel Müdürlüğü’nün olaya ilişkin teknik raporunda da 2024 yılı Ocak ayında ihaleli işler kapsamında bölgede yüklenici firma tarafından 3 adet yağmur suyu ızgarası yaptırıldığı, imalatlar sırasında GDZ Elektrik A.Ş.’den gözlemci talebinde bulunulduğu, imalatların gözlemci nezaretinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Raporda yapım çalışmalarından sonra GDZ Elektrik A.Ş. tarafından yağmur suyu ızgarası yanında elektrik hatlarında bakım-onarım çalışması yapıldığı, hatta vatandaşlar tarafından GDZ Elektrik A.Ş.’ye anılan bölge için 2 defa arıza kaydı açtırıldığı ifade edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.
HAT YAPIM TEKNİĞİNE AYKIRI DÖŞENMİŞ
Açıklamada, daha önce bölge esnafının yetkili kuruma birden fazla bildirim yaptığı bildirilirken, “Ayrıca kabloların üzerinde 2 farklı noktada onarım gerçekleştirildiğini ve GDZ Elektrik A.Ş.’ye ait elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir. Anılan bölgede elektrik kaçağına bağlı birtakım olumsuzluklar yaşandığına, bölge esnafının yetkili kuruma defaatle bildirim yaptığına ilişkin ifadeleri de kayıt altındadır” denildi.
GDZ ELEKTRİK: HERHANGİ BİR ŞİKAYET KAYDI OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR
GDZ Elektrik Dağıtım Şirketi’nden yapılan açıklamada ise yetkili kurumlar tarafından yürütülen olay yeri incelemeleri tamamlandığı belirtilerek, “Olayın geçtiği bölgeye dair son 6 aydır kurumumuza CİMER, Çağrı Merkezi, sosyal medya dahil olmak üzere tüm kanallardan gelen talepler incelenmiş ancak herhangi bir şikayet kaydı olmadığı tespit edilmiştir. Bölge sakinlerinin konuşmalarında uzun süredir iletildiği söylenen şikayetler, doğrudan sorumlu olan diğer kurumlara yapılmıştır. Öte yandan, 9 Ocak tarihinde bölgeden farklı bir şebeke unsuruna ilişkin arıza kaydı alınmış ve ekipler tarafından sorun çözülerek kayıt kapatılmıştır” denildi.
BİLİRKİŞİ ÖN RAPORU: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTADIR
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporunda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalı altına sıkıştığı ve yalıtımının zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu belirtildi. Besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, temasın olduğu noktada bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın kalınlığıyla aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili yönetmeliğe göre bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Kablo derinliğinin 15 santimetreye düştüğü noktada, bu kadar küçük gömülme derinliğine neden olan etken; rögar kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olmasıdır. İZSU uygulamalarının sonucu olan bu durumun kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamaları sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
9 ŞÜPHELİ ARANIYOR
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma kapsamında bilirkişi ön raporuna göre olayda sorumlukları bulunduğu belirlenen 29 kişi hakkında gözaltı talimatı verdi. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, dün sabah ve öğle saatlerinde 18 şüpheliyi yakalandı. Dün akşam saatlerinde 2 şüpheli daha gözaltına alındı. Böylece gözaltı sayısı, 20’ye yükseldi. Gözaltına alınanlar arasında İZSU Kanalizasyon Daire Başkanı B.K., İZSU’da görevli 1 şube müdürü, 3 kontrolör ile GDZ Elektrik Ege Bölge Müdürü ve Operasyon Yetkilisi A.S. ve işletme yöneticisi K.A.F’nin de bulunduğu belirtildi. Diğer 9 şüphelinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü kaydedildi.
]]>İzmir’de elektrik akımına kapılan iki kişinin can verdiği olaya ilişkin soruşturma devam ederken İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay X hesabından yazılı açıklama yaptı. Tugay, elektrik kaçağı olayının aydınlatma tesisatından kaynaklanmadığını belirtti.
“12 Temmuz 2024 tarihinde Konak Enver Dündar Başar Sokak’ta iki hemşerimizin elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirmesinin derin üzüntüsü içindeyiz. Bu talihsiz olayın nedenlerinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve bir daha tekrar etmemesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak yetkili makamlarla işbirliği içinde gerekli tüm incelemeleri başlatmış bulunmaktayız. Konuyla ilgili resmi raporlar önümüzdeki günlerde tüm şeffaflığıyla halkımızla paylaşılacaktır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bu hassas süreçte oluşabilecek dezenformasyonu önlemek ve bazı soru işaretlerini giderilebilmek adına ilk tespit ve değerlendirmelerin tarafımızca ortaya koyulması gerekliliği doğmuştur. Olayın ardından alana ulaşan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yetkili personeli tarafından ivedilikle elektrik tesisatı kontrol edilmiş, aydınlatma tesisatının günbatımında (20.35) enerjilendiren ve gündoğumunda enerjiyi kesen zaman rölesinin doğru çalıştığı kontrol edilmiş ve dolayısıyla olay saatinde (19.15) aydınlatma tesisatının kablolarında enerji olmadığı teyit edilmiştir. Ayrıca belediyemize ait elektrik tesisatı bu tür bir tehlikeye karşı kaçak akım koruma röleleri ile enerjiyi kesecek şekilde korunmaktadır. Bölgede belediyemizin yürüttüğü ve elektrik hattında oluşabilecek kaçakla ilişkilendirilebilecek bir altyapı çalışmasından söz edilemeyeceği de ortadadır.
“Elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir”
Zira, İZSU Genel Müdürlüğü’nün olaya ilişkin teknik raporunda da 2024 yılı Ocak ayında ihaleli işler kapsamında bölgede yüklenici firma tarafından 3 adet yağmursuyu ızgarası yaptırıldığı, imalatlar sırasında GDZ Elektrik A.Ş.’den gözlemci talebinde bulunulduğu, imalatların gözlemci nezaretinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Raporda yapım çalışmalarından sonra GDZ Elektrik A.Ş. tarafından yağmursuyu ızgarası yanında elektrik hatlarında bakım – onarım çalışması yapıldığı, hatta vatandaşlar tarafından GDZ Elektrik A.Ş.’ye anılan bölge için 2 defa arıza kaydı açtırıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca kabloların üzerinde 2 farklı noktada onarım gerçekleştirildiğini ve GDZ Elektrik A.Ş.’ye ait elektrik hatlarının yapım tekniğine aykırı olarak zeminden 23 cm aşağıda döşendiği de fotoğraflarla belgelenmektedir. Anılan bölgede elektrik kaçağına bağlı bir takım olumsuzluklar yaşandığına, bölge esnafının yetkili kuruma defaatle bildirim yaptığına ilişkin ifadeleri de kayıt altındadır.
Nitekim olay sonrası sahaya giden Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin oluşturduğu teknik heyetin ilk tespitlerine göre olayın gerçekleştiği sokakta trafo merkezlerinden dağıtım panosuna giden kablolarda izolasyon hatası olduğu belirlendiği ifade edilmiş, “Bu izolasyon hatasından kaynaklı olarak suyla temas eden iki yurttaşımızın hayatını kaybettiği düşünülmektedir” şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Temennimiz olayın nedenlerinin en kısa sürede tespit edilmesi ve tekrarını önleyecek çalışmaların hızla hayata geçirilmesidir. Yaşamını yitiren hemşerilerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz.”
]]>‘ASRIN KALKINMASINI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ’
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremin etkilediği illerden olan Kilis’i ziyaret etti. Kilis Valiliği’ni ziyaret eden Kurum, daha sonra Ticaret Odası’nda düzenlenen toplantıya katıldı. Toplantıya Bakan Kurum’un yanı sıra; Kilis Valisi Tahir Şahin, Belediye Başkanı Hakan Bilecen, milletvekilleri ve kurum müdürleri katıldı.
Burada açıklamalarda bulunan Bakan Kurum, 6 Şubat’tan bu yana canla başla çalıştıklarını ifade ederek, depremin vurduğu 11 ilde vatandaşların yeni yuvalarına geçmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Kurum,”6 Şubat’tan itibaren canla başla görevimizi yürütüyoruz. Vatandaşlarımız 11 ilde yeni evlerine geçene kadar bu anlayışı sürdüreceğiz. Annelerimiz, yavrularımız yeni evlerine geçene kadar deprem bölgesinden elimizi bir an olsun çekmeyeceğiz. Tüm deprem bölgesini ziyaret ederek, şehrin dinamikleri, STK’ları ile belediyelerimiz ile bir araya geliyoruz. Şehrin bir sorunu varsa hızlıca talimatlarımızı veriyoruz. Çalışmalarımızı daha da hızlandırmak suretiyle bir an önce depremzede kardeşlerimize evlerine kavuşturmak için çabalıyoruz. Yeniden buraların eski günlerine kavuşması arzusu ile çalışıyoruz” dedi.
‘BÖLGEDE ÖNEMLİ MESAFE KAYDETTİK’
Bakan Kurum, bir taraftan konut, okul ve hastane gibi çalışmalar devam ederken, şehrin alt yapısı ile ilgili de önemli çalışmalar yaptıklarını belirtti.
Kurum, “Göreve geldiğimiz andan itibaren hep önceliğimiz deprem bölgesi oldu. Hep ‘kaybedecek tek bir saniyemiz bile yok’ dedik. Evleri bir an önce verme arzusu ile çalışıyoruz. Şehrin ihtiyaçları ve bizden beklentileri doğrultusunda çalışıyoruz. Bu kapsamda bir yandan yerin üstünde, okul, hastane ve konut gibi vatandaşların her türlü ihtiyaçlarını giderecek çalışmalar yaparken, bir taraftan da şehrin alt yapısı ile ilgili çalışıyoruz. Hamd olsun bölgede önemli mesafeler kaydettik. Depremden hemen sonra attığımız temellerin bugün konutlara dönüştüğünü vatandaşlarımızın evlerinde huzur içerisinde yaşadığını görüyoruz” dedi.
‘ASRIN KALKINMASINI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ’
Bakan Murat Kurum, asrın felaketinin ardından asrın kalkınmasını gerçekleştireceklerini anlatarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bize yorulmak ve durmak yok. Azimle gayretle 11 ilimiz ayağa kalkana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Güçlü bir devletimiz var. Bir an bile elini bu bölgeden çekmeyen cumhurbaşkanımız liderliğinde bu bölge cazibe merkezi olacak. Yeni Organize Sanayi Bölgesi ile yine insanlarımız çalışacak. Yeni okullar ve hastanelerde hizmet verilecek. Huzur içerisinde vatandaşlarımız dolaşana kadar biz buralarda olacağız. Yaşadığımız asrın felaketinin ardından asrın kalkınmasını da hep birlikte gerçekleştireceğiz. Kilis’te yaptığımız projeler hem şehrin dokusunu güçlendirecek hem de depremden önce olduğu gibi bölgenin stratejik olma özelliğini destekleyecek adımlar atıyoruz. İnşallah hızlı bir şekilde bu projeleri yapacağız. Kilis özelinde şu ana kadar 1494 konut ve işyerini vatandaşlara teslim ettik. Bugün 2550 konut ve iş yerinin inşası devam etmektedir. Kilis’te hak sahibi olmuş vatandaşlara konutlarını teslim ediyoruz. Kilis’te 2024 yılı sonuna kadar afetzedeler konutlarına girmiş olacaklar. Yine Kilis’te kira fiyatlarının düşürülmesi burada vatandaşlarımızın konut talebinin giderilmesi amacıyla yaptığımız istişare çerçevesinde yeni OSB ile istihdamı arttırmak, üretimi arttırmak için konut talebini bize ilettiler. Bu kapsamda 1 Ağustos’ta taleplerini alacağımız 500 sosyal konutumuzu da inşallah Kilis’e kazandırıyoruz.”
Ahmet ATMACA- Reşit ÇELEBİOĞUL/ KİLİS,
]]>İsrail, camiyi hedef aldı: 10 ölü
GAZZE – İsrail’in 7 Ekim’den beri Gazze Şeridi’ne gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 38 bin 443’e yükseldi.
İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik katliamlarına 281 gündür devam ediyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte gerçekleştirdiği saldırılarda 61 kişinin hayatını kaybettiği, 129 kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana yaşanan can kaybının 38 bin 443’e, yaralananların sayısının ise 88 bin 481’e yükseldiği aktarıldı.
Hamas’tan 71 Filistinlinin öldürüldüğü saldırıya tepki
İsrail ordusunun “güvenli bölge” olarak ilan ettiği ve yerinden edilen sivillerin sığındığı El Mevasi bölgesine saatler önce gerçekleştirdiği saldırıda ise 71 kişi hayatını kaybederken, 289 kişi de yaralandı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Deif’in hedef alındığı iddia edildi. Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Ebu Zühri ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, söz konusu iddiayı yalanlayarak hayatını kaybedenlerin tamamının sivil olduğunu ifade etti. Zuhri, saldırının İsrail’in ateşkes anlaşmasına varmak istemediğini gösterdiğini söyledi.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise “El Mevasi bölgesindeki katliam, halkımıza yönelik soykırımının bir devamıdır ve bu suça ABD yönetimi doğrudan ortaktır” ifadeleri kullanıldı. Söz konusu saldırının kınandığı belirtilen açıklamada, “Siyonist işgal ordusunun gerçekleştirdiği bu menfur katliam, Han Yunus’un batısında, işgal ordusu tarafından ‘güvenli bölge’ olarak sınıflandırılan ve sivillerin buralara taşınmaya teşvik edildiği bir bölge olan El Mevasi’de gerçekleştirildi. İşgalci savaş uçakları, topları ve insansız hava araçları, yerinden edilenlerin çadırlarını farklı silahlarla ağır ve sürekli hedef alırken, yüzlerce silahsız sivilin şehit olmasına ve yaralanmasına yol açtı. İşgalin, liderlerimizi hedef aldığı yönündeki iddialar asılsızdır. İşgalin Filistinli liderleri hedef aldığı iddiası ilk değildir ve daha sonra bunların yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Bu asılsız iddialar, korkunç katliamın boyutunun örtbas edilmesinden başka bir şey değildir. 80 binden fazla yerinden edilmiş insanın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeyi hedef alan katliam, Siyonist hükümetin Filistin halkına yönelik soykırımı sürdürme kararlılığının açık bir göstergesidir. Bu, masum sivilleri hedef almayı durdurma çağrılarına veya onların korunmasını zorunlu kılan herhangi bir savaş kanununa uyulmasına bakılmaksızın, çadırlarda, barınma merkezlerinde ve yerleşim bölgelerindeki silahsız sivillerin tekrar tekrar ve sistematik olarak hedef alınması, onlara karşı en iğrenç suçların işlenmesi yoluyla yapılmaktadır” denildi. ABD’nin sağladığı desteğin, İsrail’in söz konusu suçları işlemesinin önünü açtığı vurgulandı.
İsrail yine sivilleri vurdu: 10 can kaybı
İsrail ordusu, El Mevasi’ye yönelik saldırının ardından Gazze’nin batısındaki Şati Mülteci Kampında öğle namazını kılmak için toplanan sivillerin bulunduğu bir camiyi hedef aldı. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, 10 kişinin hayatını kaybettiğini, 20 kişinin de yaralandığını aktardı.
]]>Olayda ihmaller zinciri: Facia adeta “geliyorum” demiş
İki arkadaş beraber can verdi: Akıma kapılmak isteyen arkadaşını kurtarmak istemiş
Ocak 2024’te de dumanlar çıkmış, o anlar kamerada
İZMİR – İzmir’in Konak ilçesinde, yağmurda karşıdan karşıya geçmek isteyen 2 kişinin elektrik akımına kapılıp hayatını kaybettiği görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerde 23 yaşındaki Özge Ceren Deniz’in karşıya geçmek isterken akıma kapılarak düştüğü, bu sırada arkadaşı İnanç Öktemay’ın da yardım etmek isterken akıma kapıldığı anlar güvenlik kamerasına yansıdı. Öte yandan, esnafın daha önce defalarca konuyu şikayet ettiği ortaya çıktı.
Olay, dün Konak ilçesi Alsancak semtinde meydana gelmişti. Kentte etkili olan şiddetli yağış cadde ve sokakları göle çevirirken, bu sırada Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay yağmura yakalandı. Yoldaki su birikintisinden karşıya geçmek isteyen Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay, suda elektrik akımına kapılmış ve hayatını kaybetmişti.
2 arkadaşın ölüme gittiği anların görüntüleri ortaya çıktı
Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay’ın hayatını kaybettikleri anların güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde 23 yaşındaki Özge Ceren Deniz’in karşıya geçmek isterken mazgalın bulunduğu noktada akıma kapılarak düştüğü, bu sırada arkadaşı İnanç Öktemay’ın da yardım etmek isterken akıma kapıldığı anlar yer aldı. Kamera görüntülerinde ayrıca, bölge esnafının da yardım etmeye çalıştığı görülüyor.
Mazgallardan daha öncede dumanlar çıkmış, belediye çalışma yapmış
Öte yandan, 9 Ocak 2024 dönemine ait görüntülerde ise yine yağmur sırasında mazgalların olduğu noktada dumanların çıktığı kameralarca kaydedildi. Bir başka görüntü olan 4 Ocak 2024 tarihinde ise belediye ekiplerinin bölgede balyozlarla çalışmalar yaptığı görüntülerde yer alıyor.
23 yaşındaki Deniz, tıp fakültesi 5. sınıf öğrencisiydi
Hayatını kaybedenlerden Özge Ceren Deniz’in, İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi olduğu öğrenilirken, kendisine yardım etmek isterken akıma kapılıp hayatını kaybeden İnanç Öktemay ile de İzmir Müzisyenler Derneği’nden arkadaş oldukları belirtildi. Öktemay’ın da İzmir’de esnaflık yaptığı öğrenildi.
Bölgede incelemeler devam ediyor
Olayın yaşandığı bölgeye gelen elektrik firması yetkilileri ve İzmir Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri, bölgede incelemelerde bulunuyor. Yetkililer, ilk olarak kanalizasyon çevresinde elektrik kaçağının olduğu şüphesiyle kazı çalışması yaptı. Ekipler yine bölgede de cihazlarla elektrik kaçağı olup olmadığını kontrol etti.
Avukat Sırma: “İhmaller var”
Bölge esnafı ise daha önce defalarca elektrik kaçağını şikayet ettiğini söyledi. Bölgede incelemelerde bulunan Avukat Çiçek Sırma da, olayda ihmallerin olduğunu ifade etti. Şikayetlere rağmen önlem alınmadığını aktaran Sırma, “Rögardan elektrik akımının geçtiği sabit olup, daha öncede elektrik kabloların yanması nedeniyle rögardan dumanlar çıkmaktadır. Olayın marketle bir ilgisinin olmadığı açık. Bu sorumlular bilirkişilerce tespit edilecektir” dedi.
Hayatını kaybeden Özge Ceren Deniz’in memleketi Osmaniye’de defnedileceği öğrenilirken, İnanç Öktemay’ın ise bugün Buca ilçesinde toprağa verileceği öğrenildi.
]]>Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, vatandaşların yoğun olarak kullandığı alışveriş alanlarından biri olan Yağcılariçi Çarşısı’nda esnafın talebini gerçekleştirerek, sıfır işgaliye uygulamasını kaldırdı. Önceki dönemde uygulamaya konulan sıfır işgaliye sonrasında satışlarında ciddi oranda düşme yaşadıklarını ifade eden bölge esnafı, Başkan Yetişkin’e uygulamanın kaldırılmasını talep etti. Esnaf ve vatandaşlarla konuşarak ortak akıl ile en doğru kararı alacaklarını ifade eden Başkan Yetişkin, gelen talepler doğrultusunda işgaliye uygulamasını 1,5 metreyi aşmamak kaydıyla kaldırdı.
Bu çerçevede harekete geçen Efeler Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Yağcılariçi Çarşısı’nda çalışma yaparak dükkanların ön cephesinden ileriye doğru bir buçuk metre alan belirledi. Yapılan ölçümler doğrultusunda beyaz renkte çizilen şeritlerle bu alanlar işaretlenirken, belirlenen alanları kullanmak isteyen işyeri sahipleri 2464 sayılı Belediye Gelirler Kanunu’nun işgaliye ile ilgili 53’üncü maddesi gereğince işgaliye bedelini belediyeye ödeyerek ürünlerini dükkanlarının dışına çıkarabilecek. Alınan karardan memnun olduklarını ifade eden bölge esnafı ise Başkan Yetişkin’e teşekkür ederken, önemli olanın eşit uygulama olması ve herkesten metrekaresine göre işgaliye ücreti alınması olduğuna dikkat çektiler.
Sıfır işgaliye uygulamasının kaldırılmasının kendileri için iyi olduğunu ifade eden bölge esnaflarından Abdullah Oraklı; “Uygulamayı çok güzel bulduk, Allah razı olsun başkanımızdan. Geldi bizzat kendisi bizimle görüştü, ilgilendi. Daha önceden sıfır işgaliye vardı. Şimdi çizgi çektiler, çizgiye kadar yayınıyoruz. Bizim için böyle iyi oldu. Kendisine Yağcılariçi esnafı olarak teşekkür ediyoruz” dedi.
Kendilerinin dükkan önüne sergi açmadıklarını ancak komşu esnafları için önemli bir şey olduğuna dikkat çeken esnaflardan Semih Öztürk de; “Önceden herkes kapısının önüne yayınıyordu. Önceki dönem belediye başkanı sıfır işgaliye uygulamasını başlattı. 4 yıl boyunca böyle devam etti. Anıl Başkan gelince eski düzene geri geldik. Biz telefon işi yaptığımız için dükkan önüne pek işimiz olmuyor ama buradaki esnaf arkadaşlarımız memnun olunca biz de memnun oluyoruz. Başkanımıza teşekkür ediyoruz, bu uygulama güzel oldu” şeklinde konuştu.
Belediyenin bu uygulamasının güzel olduğunu ancak sıkı takip yapılması gerektiğini ifade eden esnaflardan Resul Çakmak ise “İnşallah devamı iyi olur. Güzel oldu düşüncesi var ancak herkes buna uyacak mı? Bugünlerde uyarız ama yarın ne olur bilmiyorum. Ben de diğer arkadaşlarıma bakarak uyuyorum. Buradaki görevliler burada aksaklıklara müsaade etmeyecek. Herkese eşit bir şekilde davranacak. Burada ben de olsam çizgiyi aşmışsam bana da gerekli cezayı yazacak yada yaptırım uygulayacak. Buraya araç girmiyor, bu konudan da şikayetçi değilim, aksine memnunum. Esnafın önü düzgün ve açık. Gelen araç sahipleri arabalarını gelişigüzel bırakıp gidemiyor. Eşyamı sırtımda da taşırım hiç önemli değil. Burada önemli olan insanların rahat hareket edebilmesi. O nedenle belediyemizin uygulaması şimdilik güzel ancak sıkı takip şart” dedi.
1,5 metrelik işgaliye sınırının yeterli olduğunu ifade eden bölge esnaflarından Necmettin Şimşek; “Daha önce çok kötüydü. Şu anda on numara oldu. Herkes de halinden razı ve iyi ki de böyle oldu. Yaklaşık 1 metre dışarı çıkabiliyoruz. Bu gayet yeterli bir seviye fazlası olunca sıkıntı oluyor” ifadelerine yer verdi. – AYDIN
]]>
Hortumlar sonrası Zonguldak’ın Alaplı, Devrek ilçeleri ve Dirgine bölgesi, Bartın’ın Ulus ilçesi, Karabük’ün Yenice ilçesi ve Büyükdüz ile Eğriova bölgelerinde çok sayıda kayın, köknar ve karaçam ağacı devrildi. Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, ağaç popülasyonunun devam etmesi amacıyla 3 ilde devrilen ağaçların tespiti ve kaldırılması için başlattığı çalışmalar sürüyor.

“MUTLAK TOPRAK DERİNLİĞİMİZ BİRAZ AZALDI”
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Orman Fakültesi Orman Amenajmanı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Durkaya, Batı Karadeniz’deki ormanların Türkiye’nin en zengin orman varlığı arasında yer aldığını ifade ederek, “Filyos havzasında yeterli yağış ve uygun toprak koşulları nedeniyle, bölgemiz karışık ormanlar kurmaya elverişli ortamlar arasında bulunmaktadır. Bölgemiz ağaçların çok verimli bir yetişme ortamı olduğu için Avrupa’nın sıcak noktaları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bölgemizde gen koruma ormanları arasındaki Yenice ormanlarımız da buradadır. Bölgemizin toprak yapısı killi, su tutma kapasitesi yüksek, bitki besin elementleri açısından da yüksek bir toprak yapımız var. Fakat yetişme ortamımızın bir handikabı var. Geçmiş yıllarda yoğun tarım yapıldığı için şu anda ormana dönüşmüş pek çok alanda erozyon nedeniyle mutlak toprak derinliğimiz biraz azaldı. Yani ana kayanın üzerindeki toprak derinliğimizin nispeten düşük olduğunu söylememiz gerekir” dedi.

“ALIŞIK OLMADIĞIMIZ HORTUMLAR YAŞANDI”
Son aylarda bölgede çok dikkat çekici hava olaylarının yaşandığını belirten Prof. Dr. Durkaya, “2023 yılı sonu ve 2024 yılının mayıs ve haziran aylarında bölgemizde çok dikkat çekici değişiklikler var. Bu aylarda bölgemizde rekor sıcaklıklar kaydedildi. Buna bağlı olarak da deniz suyu sıcaklıklarında rekor sıcaklıklar tespit edildi. Bu iklimde yaşanan düzensizlikler, tabii bunlar küresel iklim değişikliğinin bir sonucu olarak marjinal hava olaylarının yaşanmasına neden oldu. Bölgemizde daha önceden çok alışık olmadığımız hortum olayları görülmeye başlandı. Bölgemizdeki ağaçların devrilmesine neden olan ve bizim alışık olmadığımız hortumlar yaşandı” ifadelerini kullandı.

EKİPLER AĞAÇLARI DAMGALAMAYA BAŞLADI
Açıklamasının devamında “Daha önceden de görülüyordu ama sıklığı ve şiddeti gittikçe artmaya başladı” diyen Durkaya, şöyle devam etti: “Bu küresel iklim değişikliği sürecinde bunun artarak devam edeceği şu anda tahmin edilebilir. Bölgede yaşanan ağaç devrikleri sonrasında Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sahada çalışmalarına başlayarak, ağaçların damgalamaya başladı. Sonrasında bu ağaçların alandan çıkartılmasıyla tam hasar ortaya çıkacaktır. Çünkü hortumlarda devrikler düz bir şekilde olmuyor. Hepsi birbirinin üzerine devrildiği için çalışmaların uzun süreceğini görüyoruz. Küresel ısınmanın sonuçlarından bir tanesi de yağışların düzensizliğidir. Yani 3-5 ay içerisinde düşmesi gereken yağışın 20 dakikada aniden düşmesidir. Yine Bartın’da son yılarda bu yağış konusundaki rejimin son yıllarda artış gösterdiği görüyoruz ve sel olaylarına dönüşüyor. Bu sel konusunda ormanlar da dahil olmak üzere erozyon ve toprak kayıplarına neden oluyor. Küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi de var. Evet ormanlarımız, topraklarımızı erozyona karşı korur ama aşırı yağışlarda bazen ormanlarımızın da yapacağı çok bir şey kalmıyor.”
]]>“MUTLAK TOPRAK DERİNLİĞİMİZ BİRAZ AZALDI”
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Orman Fakültesi Orman Amenajmanı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Durkaya, Batı Karadeniz’deki ormanların Türkiye’nin en zengin orman varlığı arasında yer aldığını ifade ederek, “Filyos havzasında yeterli yağış ve uygun toprak koşulları nedeniyle, bölgemiz karışık ormanlar kurmaya elverişli ortamlar arasında bulunmaktadır. Bölgemiz ağaçların çok verimli bir yetişme ortamı olduğu için Avrupa’nın sıcak noktaları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bölgemizde gen koruma ormanları arasındaki Yenice ormanlarımız da buradadır. Bölgemizin toprak yapısı killi, su tutma kapasitesi yüksek, bitki besin elementleri açısından da yüksek bir toprak yapımız var. Fakat yetişme ortamımızın bir handikabı var. Geçmiş yıllarda yoğun tarım yapıldığı için şu anda ormana dönüşmüş pek çok alanda erozyon nedeniyle mutlak toprak derinliğimiz biraz azaldı. Yani ana kayanın üzerindeki toprak derinliğimizin nispeten düşük olduğunu söylememiz gerekir” dedi.

“ALIŞIK OLMADIĞIMIZ HORTUMLAR YAŞANDI”
Son aylarda bölgede çok dikkat çekici hava olaylarının yaşandığını belirten Prof. Dr. Durkaya, şöyle konuştu; “2023 yılı sonu ve 2024 yılının mayıs ve haziran aylarında bölgemizde çok dikkat çekici değişiklikler var. Bu aylarda bölgemizde rekor sıcaklıklar kaydedildi. Buna bağlı olarak da deniz suyu sıcaklıklarında rekor sıcaklıklar tespit edildi. Bu iklimde yaşanan düzensizlikler, tabii bunlar küresel iklim değişikliğinin bir sonucu olarak marjinal hava olaylarının yaşanmasına neden oldu. Bölgemizde daha önceden çok alışık olmadığımız hortum olayları görülmeye başlandı. Bölgemizdeki ağaçların devrilmesine neden olan ve bizim alışık olmadığımız hortumlar yaşandı. Daha önceden de görülüyordu ama sıklığı ve şiddeti gittikçe artmaya başladı. Bu küresel iklim değişikliği sürecinde bunun artarak devam edeceği şu anda tahmin edilebilir.

Bölgede yaşanan ağaç devrikleri sonrasında Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sahada çalışmalarına başlayarak, ağaçların damgalanmasına başlandı. Sonrasında bu ağaçların alandan çıkartılmasıyla tam hasar ortaya çıkacaktır. Çünkü hortumlarda devrikler düz bir şekilde olmuyor. Hepsi birbirinin üzerine devrildiği için çalışmaların uzun süreceğini görüyoruz. Küresel ısınmanın sonuçlarından bir tanesi de yağışların düzensizliğidir. Yani 3-5 ay içerisinde düşmesi gereken yağışın 20 dakikada aniden düşmesidir. Yine Bartın’da son yılarda bu yağış konusundaki rejimin son yıllarda artış gösterdiği görüyoruz ve sel olaylarına dönüşüyor. Bu sel konusunda ormanlar da dahil olmak üzere erozyon ve toprak kayıplarına neden oluyor. Küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi de var. Evet ormanlarımız, topraklarımızı erozyona karşı korur ama aşırı yağışlarda bazen ormanlarımızın da yapacağı çok bir şey kalmıyor.”

KOOPERATİFLER, ORMAN İŞLETME EKİPLERİNE DESTEK VERİYOR
Bartın’ın Ulus ilçesi Kumluca beldesindeki orman varlığının ekonomiye katkısında büyük rol oynayan kooperatifler de Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı çalışmalara destek veriyor. Sınırlı Sorumlu Zafer ve Çevre Köyleri Tarım Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Güney, “Kumluca bölgesi yaylalarında küresel ısınmadan dolayı olduğu söylenen, daha önce çok görülmeyen ama bu sene hortumdan dolayı ormanda bulunan ağaçların devrildiğini tespit ettik. Bununla ilgili Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü, Ulus Orman İşletme Şefliği ile Kumluca, Ardıç, Sökü ve Sarıkaya Orman işletme şefliklerinde çalışmalar devam ediyor. Bu yaşanan durumun bilimsel olarak da çalışmalarının da yapıldığını söyleyebiliriz. Bu yaşanan olağanüstü durum nedeniyle bölgedeki orman kooperatifleri olarak Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerimize yıkık, kırık ve devrik ağaçların kaldırılması aşamasındaki çalışmaları destek veriyoruz. İnşallah tekrarını yaşamayız” dedi.
]]>Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde gerçekleştirilen yarışma Macit Özcan Spor Tesislerinde M1 (9-10), M2 (11-12), M3 (13-14) ve tasnif dışı başvuruların sayıldığı yıldız, genç ve yaş grupları kategorisinde düzenlendi. Yüzme ve koşu olmak üzere 2 aşamadan oluşan Aquatlon yarışmasında kız ve erkek sporcular önce yüzdüler ardından koşu parkurunu deneyimlediler. 96 sporcunun zorlu parkurda yarıştığı ve kıyasıya mücadelenin yaşandığı yarışma sonrası sporculara rozetleri verildi. Diskalifiye olmamak şartı ile 2. etap yarışmalarını tamamlayan M1-M2 ve M3 sporcuları, Türkiye final mücadelesinde yarışmak için hak kazandılar.
Yarışma sonucuna göre; M1 erkekler kategorisi Poyraz Efe Özer, M2 erkekler kategorisi Eymen Ege Yıldırım, M3 erkekler kategorisi Rüzgar Kasımoğlu birinci olurken, M1 kızlar kategorisinde Cemre Tuncer, M2 kızlar kategorisinde Nisanur Atman ve M3 kızlar kategorisinde Yasemin Olğar birinci oldu.
“Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman sporun her branşına destek veriyoruz”
Gençlik ve Spor Hizmetleri Şube Müdürü Bünyamin Gökayaz, Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak, Türkiye Triatlon Federasyonu’nun ‘Bölgesel Triatlon Ligi’nin 7. Bölge 2. Etap Yarışması’na ev sahipliği yaptıklarını belirtti. Gökayaz, “Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman sporun her branşına destek verdiğimiz gibi bu yarışta beraberiz. Yarışmada 96 sporcumuz bir araya gelip yarıştı ve güzel bir organizasyon oldu. Büyükşehir olarak gerçekten güzel işler yapmaya çalışıyoruz ve daha da yapacağız. Bununla ilgili çalışmalarımız da kendi organizasyonlarımız da var” dedi.
Yarışmanın yüzme ve koşu olmak üzere 2 ayrı etaptan oluştuğunu kaydeden Gökayaz, “Yarışmada dereceye giren bütün sporcular direkt olarak Türkiye finaline gitmeye hak kazanıyorlar. Yarışmanın böyle bir önemi de var. Yarışan tüm sporculara başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Ev sahipliği yapan Büyükşehir Belediyesine teşekkür ederiz”
Türkiye Triatlon Federasyonu Bölgesel Lig Sorumlusu Edip Kunt, daha önce de Macit Özcan Spor Tesislerinde yarışma düzenlediklerini ve bölgesellikte federasyon yarışmasının bu sene 3.’sünü gerçekleştirdiklerini kaydetti. 9-14 yaş arası çocukların altyapı seçimleri için yarışma düzenlediklerini belirten Kunt, “M1-M2, M3 kategorisinde katılan tüm sporcularımızın ikinci etap yarışını tamamlaması halinde diskalifiye olmaması koşuluyla federasyonumuzun gerçekleştireceği Türkiye final yarışına hak kazanacaklar. Biz aynı zamanda 7 bölgeden sorumluyuz ama merkezimiz Mersin olmak üzere burada iki yarışımızı gerçekleştirdik. Ev sahipliği yaptığı için Mersin Büyükşehir Belediyesine çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Yarışmanın oldukça keyifli geçtiğini söyleyen Kunt, Aquatlon için tesisin oldukça uygun ve güvenli bir yer olduğunu dile getirdi. Kunt, “Çünkü trafiğe kapalı alan olması bizim için kaçınılmaz bir fırsat. Bizim bölgesel yarışlarımızın resmi olduğu kategoriler M1 9-10 yaş, M2 11-12 yaş, M3 13-14 yaş grubudur. 14 yaşından sonra yıldız, elit grubu ve yaş grupları gerçekleşir fakat bizim bölgemizde triatlona yatkın sporcularımız olduğu için bu kategorilerde tasnif dışı başvurup yarışımızda yer alabiliyorlar. Burada gerçekleştirdiğimiz resmi olan Türkiye finali için bilet almaya hak kazanan sporcularımız M1-M2-M3 kategorileridir” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Kurtulmuş, NATO Parlamento Başkanları Zirvesi dolayısıyla bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da, Amerika Diyanet Merkezi’ni ziyaret etti.
Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından Amerika Diyanet Merkezi’nde düzenlenen programda, ABD’deki Türklerle ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, ilk kez ziyaret ettiği Diyanet Merkezi’nin Türkiye’nin büyüklüğüne, hedeflerine ve misyonuna yakışan nitelikte olduğunu ifade etti.
Dünyada insanlık tarihinin en önemli türbülanslarından birisinin yaşandığını dile getiren Kurtulmuş, iklim değişikliklerinden göçmen sorunlarına, küresel olarak yaşanan gelir dağılımı adaletsizliklerinden çatışmalara kadar birçok bölgede önemli değişimlerin bulunduğunu belirtti.
Çok kutuplu yeni bir dünya sisteminin başladığına işaret eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın her bölgesinde, her yerinde sadece bir ülkeye ya da birkaç ülkenin yönlendirdiği bir dünya değil, tam tersine güç merkezlerinin birbirleriyle kıyasıya yarıştığı ortamların olduğunu görüyoruz. Bu çok kutupluluk, ekonomiden toplumsal yapılara, teknolojinin gelişmesinden askeri dengelere kadar birçok alanda önümüze yeni imkanlar, tehditler ve fırsatlar çıkaracak. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin bu çok kutupluluğunu iyi algılamak, iyi anlamak ve ona göre mücadele etmek durumundayız.
Türkiye olarak dünyanın en zor bölgesinde yaşıyoruz. Bir tarafımızda Karadeniz var; işte Rusya- Ukrayna arasındaki savaş… Güneyimizde Orta Doğu var, hemen bir sınırlarımızın güneyinde vekalet savaşlarının ürünleri olan terör örgütleri var. Doğu Akdeniz’deki, Kafkaslar’daki gelişmeler var. Dünyanın bütün bu çatışma ve birtakım gerilim alanlarının ortak noktasında Türkiye var. Bu dönem Türkiye için aynı zamanda büyük bir fırsatı da ortaya koymaktadır. Güçlü Türkiye, güçlü toplum anlayışıyla önümüzdeki döneme çok daha güçlü bir şekilde giriyoruz. Türkiye olarak karşımıza çıkan birtakım tehditlerden yılarak ve birtakım gelişmelerden çekilip geri adım atarak değil, önümüzdeki fırsatları değerlendirerek yolumuza devam edeceğiz.”
Kurtulmuş, Türkiye’nin kültürel, siyasi ve ekonomik olarak farklı bölgelerle işbirliğini geliştirebilme potansiyeline sahip dünyadaki ender ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Türkiye, Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanan bölgede 300 milyon Türk’ün yaşadığı Türk dünyasının bir parçasıdır. Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada yaklaşık 2 milyara yakın Müslüman’ın yaşadığı İslam dünyasının bir parçasıdır. Türkiye, ABD başta olmak üzere Batı ülkeleriyle yakın ilişkiler sürdürmekte olan önemli ülkelerden birisidir.” dedi.
“Türkiye, çok kutuplu dünyanın sunduğu fırsatları değerlendirecek”
NATO’nun 75. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir grup milletvekiliyle ABD’de bulunduklarını anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Biz meclis başkanlarının toplantısını yaptıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının toplantısı gerçekleştirilecek. Türkiye, aynı zamanda NATO’nun üyesi. Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği adayı olan bir ülke. Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın bir parçası. Türkiye, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü ile birtakım temaslar içerisinde olan bir ülke. Dünyada bizim kadar çok farklı dış politika kartı olan ikinci bir ülke yoktur. Dolayısıyla hiçbir zaman at gözlüklerini takmaksızın, hiçbir zaman tek taraflı bir anlayış içerisinde olmaksızın dünyanın bütün ülkeleriyle iyi ilişkileri geliştireceğiz ve bunu milletimizin, bölgemizin ve insanlığın hayrına kullanabilmek için gayret sarf edeceğiz. Zaten bu duruşumuzu, bu anlayışımızın sonuçlarını da farklı krizler karşısında ortaya koyuyoruz. Örnek olarak söylemek gerekirse üç yılını geride bıraktığımız Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta iki ülkeyle de konuşabilen, iki ülkeyle de görüşebilen ve iki ülkeye de diplomasi masasında müzakere yolunu gösteren tek ülke Türkiye oldu. Türkiye bu anlamda dünyanın birçok yerindeki gelişmelere bigane kalmadan, kendi menfaatlerini koruyarak önümüzdeki dönemde çok kutuplu dünyanın kendisine sunduğu fırsatları en iyi şekilde değerlendirecektir.”
“Demokrasilerde örgütlü sivil toplumların gücünün üstünde güç yok”
Türkiye’nin ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerinde ABD’deki Türk toplumunun varlığının önemli bir imkan olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Demokrasilerde örgütlü sivil toplumların gücünün üstünde bir güç yoktur. Sayısal olarak belki bizim kadar olan hatta bizim kadar bile sayısal gücü olmayan toplumların, örgütlü oldukları için Amerikan siyasetini nasıl yönlendirdiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz. Dolayısıyla bizim buradaki 350 bin kişilik bu büyük devasa Türk toplumunun hem gücünü artırmak hem seviyesini yükseltmek hem de Türk toplumunun Türk-Amerikan ilişkileri başta olmak üzere diğer Batı ülkeleriyle ilişkilerimizde önemli rol oynamasını temin etmemiz lazım. Bu bakımdan TASC’ın ve buradaki diğer sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyetlerine fevkalade büyük önem veriyoruz.” diye konuştu.
Kurtulmuş, yeni dönemde Türkiye olarak dünyayla ilişkileri üç halka ile ifade edilebilecek geniş bir strateji içerisinde ele aldıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Bunlardan birincisi önce kendi bölgemizde dünyanın en problemli bölgesi olan Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde dost ve kardeşlerimiz, yakın çevremizin barış, esenlik içerisinde olabilmesi için olağanüstü çaba sarf ediyoruz. Bu bölgenin barış içinde olması, başta Türkiye olmak üzere, öncelikle bölge ülkelerinin yararınadır. Bu halka içerisinde var olan sorunların giderilebilmesi için, sorunları tek tek çözecek bir perspektifle barış anlayışı içerisinde, istikrar anlayışı içerisinde adımlarımızı atıyoruz. İkinci halka ise daha geniş coğrafyalarda, Türk dünyası ve İslam dünyasındaki dostlarımız başta olmak üzere dünyanın birçok yerindeki mazlum ve masum milletlerle insanlık onurundan yana olan insanlarla, çevrelerle ve devletlerle ilişkilerimizi arttırarak sürdürüyoruz. Bu çerçevede Türkiye sadece yakın çevresiyle değil Afrika, Asya, Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın her yeriyle ilişkilerini düzenli olarak artırmakta, geliştirmektedir. Türkiye olarak çok kutuplu dünyada üzerinde duracağımız üçüncü önemli halka ise yeryüzünde adalete ve eşitliğe dayalı bir dünya sisteminin kurulması çabasıdır. ‘Dünya beşten büyüktür’ derken bunu sadece bir slogan olsun diye söylemiyoruz, bunu sadece siyasi bir argüman olarak da ortaya koymuyoruz. Bunu dünyanın en önemli ihtiyaçlarından birisi olarak görüyor ve bunun teyit edilmesi için Türkiye olarak bütün gücümüzü seferber ediyoruz.”
“Yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için mücadelemizi artırmalıyız”
Dünyadaki problemlerin birçok nedeni bulunduğunu ama ana sebebin adaletsiz ve hakkaniyetsiz dünya sistemi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bugün dünyada iklim krizini ve göçmen sorununu çözülebilecek bir dünya sisteminin bulunmadığını belirtti.
Rusya ile Ukrayna arasında on binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan savaşın dünyanın gözü önünde yaşandığını ve bu savaşın önlenemediğini vurgulayan Kurtulmuş, bugün insanlığın modern zamanlardaki en büyük suçlarından birisi olan İsrail’in Gazze’de devam eden soykırıma varan katliamlarını dünyanın önleyemediğini belirtti.
Kurtulmuş, “Savaşı neresi önleyecek? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ‘Acil ateşkes yapalım, şu insanlar ölmesin, bu insanlar açlıktan, susuzluktan, ekmeksizlikten ölüyorlar, acil buraya yardım yapalım’ diye giden onun üstündeki karar tasarısının sekiz tanesi veto edildiği için uygulama imkanı bulunmamış. Diğerleri ise veto edilmemiş ama onun da uygulanması mümkün olmamış.” ifadesine yer verdi.
Dünyada hakkaniyete ve adalete dayalı bir sisteminin kurabileceğini ve bunun için gayret sarf ettiklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Dünyanın her yerindeki Türk toplumunun, evrensel olarak insanlığa sunabileceği en önemli işlerden birisi, en önemli vazifelerinden birisi yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesi için bu yönde mücadelemizi artırmaktır.” diye konuştu.
Filistin’e destek için dünyanın her yerinde insanlık cephesinin kurulduğunu, her gün daha fazla güçlendiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bu zulme karşı çıkan, artık bunu çözelim diyerek sokaklara, meydanlara çıkan milyonlarca insan, yeter artık diyerek yan yana geldi ve büyük mücadele verdi. Bu, insanlığın dirilişidir, insanlık cephesinin yeniden kuruluşudur ve inşallah bu büyük katliamın, insanlığın yaşadığı bu büyük ayıbın sonunda öyle zannediyoruz ki, artık dünya beşten büyüktür, adil bir dünya sistemine ihtiyaç vardır sözünü anlatmak için çok uzun konuşmaya da gerek yoktur. İnşallah hep beraber bu zorlu günleri geride bırakacağız. Türkiye olarak güçlü toplumumuzla, yaşadığımız coğrafyanın gerçekten ekonomik ve siyasi istikrarı en sağlam olan ülkesi olan ülkemiz, bölgemizin ve dünyamızın parlayan yıldızlarından birisi olacak, bu istikamette yoluna devam edecektir.”
Programda, Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, TASC Başkanı Seyit Şahin, Türk-Amerika Diyanet Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kanca da yer aldı. – WASHINGTON
]]>Bursa’nın kırsal Keles ilçesinde 900 rakımda sera kuran çiftçi Mehmet Sakarya, bölgenin iklim nedenleriyle tarıma uygun olmamasına rağmen süs bitkileri yetiştiriyor. Deniz seviyelerine göre 5 kat daha fazla verim aldığını söyleyen Sakarya, Uludağ’dan eriyen kar sularını kullanarak 1 dönüm alana 1 kilogram gübre ile sulama yapılabildiğini, seraların merkezi Yalova’da bile en az 5 kilogram gübre kullanıldığını aktardı. Yakın bölgede başka süs bitkisi üretilmediğinden toprakta hastalık olmadığını kaydeden Sakarya ayrıca, bölgeden çıkan ürünlerin daha uzun ömürlü olduğunu ifade etti.
“Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz”
Üretim konusunda sorun yaşamadıklarını fakat pazarlama konusunda daha çok desteğe ihtiyaç duyduklarını söyleyen Mehmet Sakarya, “Toplamda 15 dönümde çalışıyoruz. Şu an yazlık begonya gibi yazlık bitkilerde çalışıyoruz. Nasip olursa Eylül ayında kışlık bitkilerde başlayacağız. İklimsel olarak dezavantajlı bir bölgede yaşıyoruz. Rakımın yüksek olduğu bir bölge. Bu bölgede bir değişiklik yapmak gerekiyordu. Bizim şartlarımızda açık alanda üretim yapmak biraz zor. İnsanlar bu sene fasulye ve patatesi kırağıdan dolayı ikinciyi ektiler. 6-10 Mayıs arası bir don yaşandı. Dolayısıyla örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyordu. Ufak ufak denemelerle başladık. Bu yıl bizim üretimde 7 yılımız. Üretim yapıyoruz. Ürettiklerimizle kamunun ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bu işte üretmekten daha önemlisi ürünü iyi pazarlayabilmek. Üretimde iyi bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum. Mevsimlik üretimimizi 3 milyona çıkardık. Kamudan desteğimizi aldık. Şimdiye kadar bizi desteklediler. Biz dağın başında olduğumuz için yoldan geçen kişiye ürün satma şansımız yok. Bizim müşterimiz kamu. Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz. Biz yaz döneminde kadın işçilere 450 lira yevmiye ödedik. Biz burada köyde boş olan bütün insanlara iş imkanı sağladık. 1 yıl içinde bin kişiye iş imkanı sağladık” dedi.
“Bu yıl 3 milyon adet üretimimiz gerçekleşti”
Sezonda 3 milyon adet üretim yaptıklarını ve desteklenmeleri durumunda daha da büyüyebileceklerini belirten Sakarya, “Üretici olarak 14 tane üyemiz var. Hedefimiz üreticiyi arttırmak. Üreticiyi çoğaltabilmemiz için kamunun da bize destek olması lazım. Biz burada çiçek üretiyoruz. Sebze üretimine ve topraksız tarıma da başladık. Biz bölge olarak örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyor. Kamu bize destek verirse gelişmememiz için hiçbir sebep yok. Süs bitkisi üretiminde su çok önemli bir etken. Bizim en büyük avantajımız su. Bir kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyoruz. Yalova’da 5 kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyorlar. Dezavantajlarımız olduğu kadar avantajlarımız da var. Bulunduğumuz konum mevsimlik bitki üretimi için çok güzel. Bu avantajı fark ettik. Yalova’dan İstanbul’dan tecrübeli insanlar da geldi. Buranın süs bitkisi üretimi için güzel bir bölge olduğunu söylediler. Bizim burada yaşadığımız en büyük zorluk pazarlama. Üretim kısmı çok kolay pazarlama için aynı şeyleri söyleyemem. Bu seneki üretimiz 3 milyon adet. Bu rakamı 1 milyona kadar düşürdük. Kamu kuruluşları ürün alımında bize destek oldular” ifadelerini kullandı.
“Fiyat nedeniyle müşteriler Bursa’yı tercih ediyor”
Diğer bölgelere göre maliyetlerin düşük olması sebebiyle daha verimli çalıştıklarını aktaran Sakarya, “Bu işe başlarken İzmir Büyükşehir Belediyesini örnek aldık. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 5 tane kooperatifi idare ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de aynı şekilde 18 yıl boyunca kırsal bölgelerde kooperatifler kurmuşlar. Bizde bu modelleri örnek alarak bu işe giriştik. Ufak tefek aksamalar olsa da işlerimiz iyi gidiyor. Bu işin ana merkezi Yalova’dır. Biz burada aile işçiliği yaptığımız için bizim maliyetimiz oraya göre biraz daha düşük. Müşteriler bizim piyasamızın Yalova ve Bursa merkeze göre biraz daha düşük olduğu için bizi tercih ediyorlar” dedi. – BURSA
]]>Erzurum Büyükşehir Belediyesi Müceldili Konağı’nda düzenlenen programa AK Parti İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu’nun yanı sıra AK Parti MKYK Üyesi Fevzi Polat, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti Erzurum İl Tanıtım Medya Başkanı Muhammet Karaca, Kadın Kolları Başkanı Beyza Saltuklu Özdemir, Gençlik Kolları Başkanı Gökberk Kocaaliler ve parti yönetim kurulu üyeleri katıldı.
31 Mart Yerel Seçimleri’nin sonuçlarını değerlendiren AK Parti Erzurum İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, kongre sürecine ilişkin bilgi verdi.
Göreve geldikleri 1,5 yıllık süre içerisinde, AK Parti Erzurum İl Başkanlığı olarak; 3 seçim geçirdiklerini kaydeden Başkan Küçükoğlu, bu süreçte yaptıkları çalışmaları anlattı.
Zengezur Koridoru
Zengezur Koridorunun, bölgesel enerji projeleri ve ticaret yolları için stratejik bir geçiş noktası olarak işlev gördüğünü ifade eden Küçükoğlu, “Bu koridor, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya Türk devletlerinin enerji kaynaklarını Avrupa pazarlarına ulaştırma potansiyeline sahiptir. Bu ticari koridorun önemli bir durağının da Erzurum olması gerektiğini düşünmekteyiz” dedi.
Gümrük şehri Erzurum
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Doğu Anadolu İhracatçılar Birliğine (DAİB) üye firmalarca hatırı sayılır miktarda ihracat gerçekleştiğini söyleyen AK Parti Erzurum İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, şunları kaydetti; “Bu bağlamda geçmişte de bir gümrük şehri olan Erzurum’un yeniden gümrük faaliyetleri anlamında, yeniden hak ettiği konuma kavuşturulması beklentilerimiz arasındadır.
2. Organize Sanayi Bölgesi
Erzurum 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde Genelkurmaydan alınan 1,5 milyon m2 arazinin arka kısım tahsisi yapılmış olup, ön kısım tahsisini de halletmiş bulunmaktayız.
Milli Savunma Bakanlığımız ile görüşmeler neticesinde bu alan Erzurum’umuzun hizmetine sunulmuştur. Bu sayede yüksek bir istihdam ve sanayi alanında gelişmeler öngörmekteyiz.
6. Bölge Teşvik Kapsamı
Erzurum genel teşvik programı kapsamında 5. Bölgede yer almaktadır. Aşağıdaki haritada da görüleceği üzere bölgede 6. Bölgede olmayan ama olması gereken en önemli şehirdir. Gerek iklim şartları, gerek coğrafi şartlar, gerekse nüfus göz önüne alındığında 6. Bölge Teşvikleri ile bölgede üretim, istihdam, ekonomik gelişmişlik vs. desteklenecek, göç azaltılmış olacak ve bölgeye büyük katkı sağlayacaktır.
Bu sebeple gerekli girişimler yapılmış ve proje aşamasına geçilmesi öngörülmektedir.
Yüksek Hızlı Tren
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, taleplerimiz doğrultusunda Erzincan – Erzurum – Kars arası yüksek hızlı tren sözünü vermiştir. Türkiye, 2001 ekonomik krizinden sonra sosyal, ekonomik ve kültürel hayatta gerçekleşen dönüşümlerle birlikte bir değişim yaşamıştır. Bu değişim, bireylerin hayat şartlarına eğitim, sağlık, seyahat, güvenlik, barınma gibi temel alanlarda sirayet etmiştir. Tüm dünya örneklerinden görüldüğü üzere beklenen ilk etki, Erzurum’a dışarıdan girişin artık daha kolay ve hızlı olacağı yönündedir. Hızlı tren ile birlikte iş dünyasının daha büyük bir işgücü piyasasıyla buluşmasına ve böylece ücret maliyetlerinde düşüş sağlayarak karın artmasına neden olacaktır. Ayrıca yetenekli işgücüne erişimin artması verimliliği de artıracaktır. Erzurum birçok şehire bağlantı noktası olması hasebiyle hızlı trenin birçok hizmet sektöründe yukarı doğru bir ivme yakalaması muhtemeldir. Ekonomik büyümenin en önemli adımlarından birisi olarak gördüğümüz YHT Sisteminin Erzurum ve bölgenin alanlarına etkisi oldukça yüksek olacaktır.
2025 yılı turizm başkenti
Gittikçe büyüyen spor ekonomisi içerisinde önemli yer tutan spor organizasyonlarına ev sahibi olabilmek için yarışan ülkeler bu organizasyonları düzenlerken sosyo-kültürel, çevresel, politik ve ekonomik beklentiler içerisine girmektedir. Bu organizasyonları ekonomik, ticari, politik ve kültürel açıdan fırsat penceresi olarak görmesinin sonucu olarak, Erzurum’da yaşayan insanların kış turizminden sosyo-kültürel ve ekonomik beklentilerinin seviyesinin yüksek olduğunu ortaya koymaktır. Bu bağlamda Palan- döken Kayak Merkezi, Konaklı Kayak Merkezi, Kandilli Kayak Merkezi, Atlama Kuleleri, Curling Arena, Buz Hokey Salonları, Buz Salonu gibi hükümetimizin yaptığı yatırımları daha etkin kullanmak ve organizasyonlara ev sahipliği yapmak arzusundayız.
Esir Sancaklar
Rusların Erzurum işgalinde ele geçirdikleri ve halen St. Peter ve Paul Katedrali’nde sergilenen alay sancaklarımızın geri alınması için girişimlerimizin sonuçlanmasını bekliyoruz.
Uğrunda binlerce kahramanın kendini feda ettiği bu sancağın aradan yüz yıl geçmesine rağmen esarette kalması, yurdunu ve milletini seven hiçbir vatan evladının içine sindirebileceği bir durum değildir. Şerefli sancaklarımızın ülkemize geri dönmesini özlemle bekliyoruz.
20 bin kişilik modern stadyum
Erzurumsporlu taraftarımızın talepleri doğrultusunda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan 20 bin kişilik modern stadyum sözü alınmıştır.
Türkiye’de ilk! Erzurum için düşün, üret, belirt
www.akfikirerzurum.com Zirve şehir için zirve fikirler adı altında kurduğumuz web sitemiz ile halkımızı yapılacak projelere ortak ettik ve Türkiye’de bir ilke imza attık.
Toplum yararına program
Erzurum’umuza özel olarak hazırlanan TYP programı ile 500 kişi ile sınırlandırılan işçi alımını Bakanlığımız ile görüşmemiz neticesinde; bin 500’e çıkardık ve kura çekimi sonucu vatandaşlarımızı işlerine başlattık.”
Toplantıya katılan Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ise il genelinde yapılan ve yapımı devam eden çalışmalar hakkında bilgiler verdi. – ERZURUM
]]>Konya- Karaman Bölgesindeki yerel üreticilerin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi, coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılmasının hedeflendiği programa, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, birlikler ve kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, organize sanayi bölgeleri, sanayi siteleri, serbest bölge işleticileri, teknoloji transfer ofisi şirketleri ile teknoloji geliştirme bölgesi, endüstri bölgesi ve iş geliştirme merkezi gibi kuruluşların yönetici şirketleri, kar amacı güden tüzel kişiler (yalnızca sosyal sorumluluk projeleri için) başvuru yapabilecekler.
MEVKA’dan yapılan açıklamada, Mevlana Kalkınma Ajansı tarafından Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında ilan edilen teklif çağrısına yapılacak başvuruların ve ek belgelerin en geç 19 Temmuz 2024 saat 17.00’a kadar sogep@mevka.org.tr adresine yalnızca e-posta ile gönderilmesi gerektiği belirtilerek, “Ajansa sunulacak projeler SOGEP’in genel mantığı ve Anadoludakiler konseptinin kriterleri dikkate alınarak ivedilikle değerlendirilecek olup uygun olduğu değerlendirilen projeler 26.07.2024 tarihine kadar KAYS’a girilerek Bakanlık onayına sunulacaktır. Ajans tarafından SOGEP-Anadoludakiler proje başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön değerlendirme Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı Uygulama Usul ve Esasları çerçevesinde ajans tarafından yapılacak olup nihai değerlendirme ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılacaktır” denildi.
İlan ettikleri SOGEP-Anadoludakiler Proje Ön Başvuru İlanı hakkında açıklamalarda bulunan MEVKA Genel Sekreteri Dr. İhsan Bostancı, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Anadoludakiler Platformu ile yerel üreticilerimizin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin/kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılması hedeflenmektedir. Bu minvalde Bakanlığımız tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleri ile Anadoludakiler Sergisi ve Tanıtım Programı düzenlenerek platformun geniş kitlelere duyurulması amaçlanmıştı. Yine bu amaç doğrultusunda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından tüm illerimizde eş zamanlı olarak çağrı programı ilan edilmiş durumda. Ajans olarak bizler de Anadolu’nun kadim coğrafyalarından olan Karaman ve Konya illerimizde kültürel değerlerimizi, mirasımızı ve geleneksel yöntemlerimizi koruyan, sürdürülebilir yöntemler ile yerel ekonomiyi canlandıran projelere destek vermek amacıyla SOGEP-Anadoludakiler Çağrı Programı’nı ilan etmiş bulunuyoruz. Ajansımız tarafından yürütülecek olan program çerçevesinde belirlenen; Yerel Değer, Ürün, Üretim Biçimi, Gelenek ve Kültürel Mirasın Korunarak Yaşatılması ve Ticaret Hacminin Artırılması önceliğinde; Konya-Karaman Bölgesi’ndeki kültür mirasını canlı tutarak geleneksel ve yerel bilginin hatırlanması ve yeni nesil ile buluşturulması, geleneksel ürün ve hizmetlerin yeni nesil üretim, satış ve pazarlama kanalları ve teknolojik yaklaşımlarla ticarileştirilmesi ve kültür deneyimleme, atölye ve üretici turizm faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik projeler, Sosyal Girişimcilik Ekosisteminin Güçlendirilmesi önceliğinde; gıda, tarım ve el sanatları sektörlerindeki sorunlara yönelik tasarım odaklı düşünerek yeni nesil ihtiyaçları gören, sosyal sorunları çözerken ekonomik değer üreten uygulamaların geliştirilmesi ve yeni nesil çiftçilerin teşvik edilmesine yönelik projeler, Yerel Gıda Sistemlerinin Geliştirilmesi önceliğinde; Bölgemizde yerel gıda sistemlerini desteklemek amacıyla yakın çevrelerindeki kırsal bölgelerde gıda üretiminin teşvik edilmesi, alım garantili üretimin desteklenmesi, bölgedeki çiftçilerin kırsalda ve üretimde kalmalarına yönelik sosyal, ekonomik, üretici dijital toplulukların kurulmasına yönelik projeler, Döngüsel Gıda Ekosisteminin Geliştirilmesi önceliğinde ise; gıda atık ve artıkların yeniden kullanılabilir kaynaklar olarak gıda sistemi içinde tutulması, gıda güvenliği ve dayanıklılığı ve çevre dostu yöntemlerin kullanılmasına yönelik projeler destek kapsamında değerlendirilecektir. Bu çağrı programında minimum proje bütçesi 1 milyon lira olup, kar amacı güden kurum ve kuruluşlar için destek oranı en fazla yüzde 50, kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlar için ise destek oranı en fazla yüzde 90 olarak belirlenmiştir. Bu vesile ile bölgemizde yer alan uygun başvuru sahipleri arasından kadim Anadolu Toprağının bereketini, eşsiz Anadolu Mutfağının birikimini ve Anadolu insanının el becerisini ortaya koyarak yenilikçi bakış açısıyla değer katacak projeler beklediğimizi de özellikle ifade etmek istiyorum. İlan ettiğimiz bu program, ajansımız tarafından daha önce ilan edilen SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) Çağrı Programları ile aynı mantıksal çerçevede değerlendirilecek olup, başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön başvurular sonrasında uygun bulunan proje önerileri, Bakanlık onayına sunulacaktır. Ön başvuru formu ve ek belgelerin gönderileceği son tarih 19 Temmuz 2024 saat 17.00 olarak belirlenmiş olup başvuruların sogep@mevka.org.tr adresine e-posta ile gönderilmesi gerekmektedir. Başvuru ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi, ön başvuru rehberi ve ön başvuru eklerine ajansımızın www.mevka.org.tr internet sitesinden ulaşılabilmektedir. Proje yazma kültürünün üst düzeyde olduğu bölgemizde, ilan ettiğimiz program kapsamında bölgemizin sosyal ve kültürel açıdan gelişimine katkı sunacak pek çok proje başvurusunun geleceğine inanıyor, programın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi. – KONYA
]]>İzmir Adnan Menderes Havaalanı’nda Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel ve İzmir ilçe belediye başkanları ile CHP il ve ilçe örgütleri tarafından karşılanan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ilk olarak Selçuk’ta meydana gelen yangın felaketinde etkilenen alanları ziyaret etti. Yangında tamamen tahrip olan Arvalya mevkii orman kampını ziyaret eden Özel, Filiz Başkan’dan ve Orman İşletme Şefliği yetkililerinden bilgi aldı.
Sözlerine ‘geçmiş olsun’ diyerek başlayan Özgür Özel, “Yanımda ciğerleri yanmış Kuşadası ve Selçuk Belediye Başkanım, Muğla, Aydın belediye başkanımız var. Diyoruz ki her bir metrekare yeşil alan, çam ağacı bu memlekete bizim namus borcumuzumdur. Hem imar planlarında, hem şehirlerin büyüme perspektifinde hem de orman yangınlarına karşı tedbirlerde pozisyonumuz kırmızı alarm pozisyonudur” dedi.
“Her vatandaşımızın bireysel sorumluluğu var”
Orman yangınlarının önemli bir kısmının insan odaklı olduğunu belirten Özgür Özel, “İçinde bulunduğumuz bölge bir orman kampı. Bu bölgedeki vatandaşların nefes aldıkları bir bölgeyi kaybetmiş durumdayız. Ağaçların dışında 350 hektardaki tüm canlı yaşamını kaybettik. Bir daha bu alanın orman haline gelmesi 50 yıl sonra olacak. 2075 yılında belki yangından 1 gün önce ancak görebilmiş olacağız. Bunu şunun için ifade etmek istiyoruz; her bir vatandaşımızın orman yangınları konusunda bireysel sorumluluğu var. Menderes’te olan yangın bir hobi bahçesindeki sigara izmaritinden, Çeşme’deki yoldan geçen bir kişinin sigara izmaritinden çıktı. Daire başkanlarımız araştırmalarına devam ediyor. Raporda bu tip yangınların yüzde 98’inin insandan kaynaklı olduğu belirtiliyor. O yüzden öncelikle her bir vatandaşımızı böyle büyük acılar yaşamamak için dikkatli ve sorumlu olmaya davet ediyoruz” dedi.
“Daha ciddi önlemler için çalışacağız”
Orman yangını gibi afet durumlarında kriz belediyeciliğinin ayrı bir önem taşıdığını belirten CHP Lideri Özgür Özel, “Biz yangını söndürürken dayanışma içindeyiz. Bu bir kriz belediyeciliği. Kriz ortaya çıktıktan sonra mücadele etmek önemli. Bundan sonraki süreçlerde bizim belediyelerimiz tedbir, önlem ve öngörü ile çalışma yürütmemiz gerekiyor. Ege Belediyeler Birliği bünyesinde hem daire başkanlarımızın, itfaiye müdürlüklerimiz ve belediye başkan yardımcılarımızın katılımıyla Ege Bölgesi’ndeki orman yangınlarına nasıl daha ciddi önlemler alınabilir? Bundan sonraki süreçlerde hem önlemede, hem söndürmede, hem geri kazandırmada neler yapabiliriz diye çalışacağız. Bu konuda yapılması gereken çok şey var” diye konuştu.
Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel ise basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Afet risklerine karşı yaklaşık bir yıl önce ilkini gerçekleştirdiğimiz Dayanıklı Kentler Konferansı’ndan devraldığımız deneyimle birlikte; karşı karşıya olduğumuz afet risklerini yönelik somut, uygulanabilir ve toplumun her kesimini kapsayan bir afet yönetim stratejisini planlamak ve uygulamak üzere bugünden itibaren harekete geçeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e de bu kararlılığımızı ifade ettim. Bu çalışmalarımızı desteklediği ve cesaretlendirdiği için kendilerine bir kez daha teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı basın açıklaması sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, daha sonra yangından etkilenen bölgedeki işletmeleri ziyaret etti. – İZMİR
]]>İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’ndeki program Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından “Anadolu’daki Bereket, Birikim ve Beceri” mottosuyla hayata geçirilen proje, Kalkınma Ajansları ve Bölge Kalkınma İdareleri aracılığıyla yürütülecek.
Emine Erdoğan, program öncesinde, beraberindekilerle el dokuması kumaşlar, halılar, takılar, doğal kokular, aksesuarlar ve gıdaların sergilendiği “Anadoludakiler” sergisini gezdi, Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek ile stant yetkililerinden ürünler hakkında bilgi aldı. Emine Erdoğan ayrıca, sergi gezisi sırasında davetliler, stant görevlileri ve basın mensuplarıyla fotoğraf çektirdi.
Emine Erdoğan, bakır ürünlerin yer aldığı stantta, bakır kaseye vurarak işleme yaptı.
Sanatçı Özhan Eren’in türkü söyletisi ile “Anadoludakiler” grubunun dans gösterisiyle başlayan programda, projenin tanıtım videosu izletildi.
Programın açılış konuşmasını yapan Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, (SOGEP)-Anadoludakiler programının içeriğine ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.
Programda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da, “Binlerce yıldır medeniyetlere ev sahipliği yapmış, uygarlıkların beşiği, tarih ve kültür hazinesi Anadolu, zenginliklerinin, bizleri birleştiren harcımızdır. Bolluğun ve bereketin coğrafyası Anadolu, jeostratejik konumuyla, yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla, havasıyla, suyuyla, bizi biz yapan eşsiz sevdamızdır. Bire bin veren bereketli topraklarıyla, bin bir çeşit çiçeğin açtığı kadim mirasımızdır” dedi.
“21 Coğrafi işaretli ürün Avrupa Birliği nezdinde tescil edildi”
Kacır, bugün itibarıyla tescilli 1597 coğrafi işaret ve geleneksel ürüne sahip olduklarını ifade ederek, “Zengin kültür ve tarım mirasımızın temsilcisi coğrafi işaretli ürünlerimiz, uluslararası sahada da kalitesini ve özgünlüğünü kanıtlıyor. Gaziantep baklavasından Aydın incirine, Malatya kayısısından Milas zeytinyağına, Giresun tombul fındığından Antakya künefesine, Ayaş domatesinden Maraş tarhanasına kadar 21 coğrafi işaretli ürünümüzü Avrupa Birliği nezdinde de tescil ederek bu ürünlerimizin uluslararası tanınırlığına ve korunmasına katkı sağladık” şeklinde konuştu.
Kalkınma Ajansları eliyle sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik yaklaşık 26 bin projeye 75 milyar liranın üzerinde destek verdiklerini hatırlatan Kacır, “Yararlanıcıların eş finansmanı ile birlikte 126,5 milyar liralık yatırım hacmi oluşturduk. Yine son 5 yılda tamamı hibe olan, 344 milyon avro uluslararası kaynağı yerel kalkınma amaçlı projeler için şehirlerimize sunduk. 2014’ten bu yana GAP, DAP, KOP ve DOKAP Bölge Kalkınma İdarelerimizle başta tarım ve sulama olmak üzere, kültür, sosyal içerme, turizm, kırsal kalkınma ve enerji alanlarında 4 bin 750 projeye 32,6 milyar lira destek sağladık” ifadelerini kullandı.
Kacır, Anadoldakiler Destek Programına ilişkin de açıklamalarda bulunarak, “Bugün bu kıymetli buluşmada sizlerle bir müjdeyi de paylaşmak isterim. ‘Anadoludakiler’ hareketimiz kapsamında, 81 ilimizin tamamında, Kalkınma Ajanslarımız ve GAP Bölge Kalkınma İdaremiz tarafından yerel üretim ve kalkınmaya yönelik Anadoludakiler Destek Programı’nı bugün itibarıyla başlatıyoruz. Kriterlerimiz çerçevesinde projeleri başarılı olan girişimcilerimizi, kooperatiflerimizi, usta ve zanaatkarlarımızı bu program ile destekleyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ‘Yerel Kalkınma Hamlesi’ vizyonumuz doğrultusunda, yerel üretim değerlerimizi yenilikle buluşturan, geleneksel değerlerden beslenen, sanayi ve teknolojiden güç alan bir yerel kalkınma modelini adım adım hayata geçireceğiz. Yerel üreticilerin geleneksel bilgi ve becerilerini modern teknolojiyle harmanlayarak, bir taraftan ürün kalitesini geliştirirken diğer yandan üretim kapasitesini artırmaya devam edeceğiz. Bölgesel potansiyelleri keşfederken, yerel ekonomilerimizi canlandıracağız. Bölgeler arasındaki eşitsizliği azaltırken, her kesimden insanımızın yaşam kalitesini yükselterek topyekün kalkınmayı tesis edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ise yaptığı konuşmada, “Bu projeyle Anadolu’muzun yerel ve geleneksel ürünlerini tanıtmayı, yeniliklerle günümüze taşımayı, vatandaşlarımız ve tüm insanlığın istifadesine sunmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda, yerel ürünlerimizi markalaştırarak ve küresel pazarlara taşıyarak ulusal kalkınmayı desteklemeyi hedefliyoruz. İnanıyorum ki bu anlamlı projenin her bir destekçisi, insanlığın asırlardır ilmek ilmek dokuduğu Anadolu medeniyeti kumaşına, kendi ipliğinden bir düğüm atacak, yaşatmak istediğimiz mirası daha güçlü bir şekilde geleceğe taşıyacaktır. Bizi biz yapan Anadolu, toprakla buluşarak berekete, soframıza erişerek birikime, kalbimizden dökülerek beceriye dönüşür” ifadelerini kullandı.
Emine Erdoğan, modern iletişim teknolojilerinin tüketim merkezli, haz ve hız odaklı bir yaşamın aracı haline gelirken dünyayı kültürel bir kuraklığa sürüklediğini vurgulayarak, “Buradan, kendi alanlarında uzman sanatçılarımıza, şeflerimize, tasarımcılarımıza, kamuoyu önüne çıkmış tanınmış isimlerimize seslenmek istiyorum. Hepiniz bir mesajın taşıyıcısı, bir temsiliyet merkezi, adeta modern birer hikaye anlatıcılarısınız. Tükenmez içeriği ve başka yerde bulunmaz zenginliğiyle Anadolu, en değerli mesajınız, anlattığınız en özel hikayeniz olsun. Her birinizin, ‘Anadoludakiler’ projesinin dijital kültür elçileri haline gelmesini, birikim ve becerilerinizle yerel girişimlere yol göstermenizi temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
Bakan Kacır, Emine Erdoğan’a Kütahya çinisinden yapılan tabloyu takdim etti.
Moderatörlüğünü Danilo Zanna’nın yaptığı, şef, seyyah ve araştırmacı Ömür Akkor, Talip Murat Kolbaşı ve tasarımcı Dilek Hanif’in konuşmacı olduğu panelin de yer aldığı programda, sanatçı Fırat Neziroğlu atölye çalışması yaptı.
“Anadoludakiler” projesiyle, toprakların tarımsal bereketinin, mutfak kültürünün kilerleri dolduran birikiminin, zanaatkarların becerilerinin çeşitliliğinin ve zenginliğinin hikayelerle görünür kılınıp, girişimciler ve kooperatifler için yenilikçi girişim fırsatlarını ortaya çıkarmanın yanı sıra yerel ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesi hedefleniyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2024 yılında ülke genelinde yürütülecek olan “SOGEP-Anadoludakiler” Programı’na ilişkin proje teklif çağrısı başladı. Proje teklif çağrıları Kalkınma Ajansları ile Bölge Kalkınma İdarelerinin web sayfalarında ilan edildi. – MALATYA
]]>“Çamerya Haftası” etkinlikleri kapsamında Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Geleceğin Alternatifi Vakfı (ALSAR) tarafından araştırmacıların katılımıyla “Çameryalı Arnavutlara yönelik soykırımın 80. yılı” başlığıyla bilimsel konferans yapıldı.
ALSAR Vakfı Başkanı Mehdi Gurra, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, etkinliğin sonu acı olan bir insanlık dramını anmak amacıyla düzenlendiğini belirtti.
Konferansın amacının; ülkeyi harekete geçirme, Çamerya sorununun uzamasına izin vermeme ve bir gün adaletin kazanacağına dair umut vermeye çağrıda bulunmak olduğunu vurgulayan Gurra, şöyle devam etti:
“80 yıl önce kanlı bir savaşa sürüklenen dünyada, Arnavut özellikle de Müslüman olmanın bedelini bütün bir halk canıyla, sürgünlerle ve mal kaybıyla ödeyecekti. Güney sınırımızdaki Yunan şovenistler, uzun süredir devam eden zulmü tamamen sona bitirmeye kararlı olarak Çameryalılarımızı öldürüp kestiler, yaşlıları ve çocukları evlerinden baskı yaparak çıkardılar, onları büyük bir zulümle aşağıladılar ve kovdular.”
Gurra, Arnavutluk’taki yönetim sisteminin değişmesinden 30 yılı aşkın bir süre sonra Çamerya meselesinin, Yunanistan ile devlet ilişkilerinde hassas bir konu olmaya devam ettiğini söyleyerek “Meselenin açık ve tam şekilde ifade edilmesi ve Çameryalıların reddedilen haklarının aranması bir bütün olarak eksik kalmıştır. Diplomasi, bunu sunma cesaretini göstermiş olduğunda bile, bunu yarım ağızla yapmıştır, meselenin sonuna kadar gitmeye kararlı olmamıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Araştırmacıların, Çamerya meselesine ilişkin çeşitli konuları ele aldığı konferansta, bir belgesel film gösterimi yapıldı, Çamerya meselesine ilişkin çeşitli fotoğraf ve belgeler sergilendi.
Arnavutluk Meclisinin bugün düzenlediği oturumda da Çamerya’daki Arnavutların anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
Kuzey Makedonya’da Yunanistan Büyükelçiliği önünde toplanıldı
Kuzey Makedonya’da Yunanistan Büyükelçiliği önünde bir grup gösteri düzenledi.
Gösteri, Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te “Çamerya Haftası” etkinlikleri kapsamında gerçekleşti.
Büyükelçilik önünde toplanan grup, ülkede 21 Haziran’da başlayan etkinlikler kapsamında Yunanistan’ın Çameryalılara uyguladığı katliamı ve hak ihlallerini protesto etmek, Büyükelçiliğe protesto mektubunu vermek üzere toplandı.
Göstericiler, Çamerya sembolleri ve Arnavut bayrakları taşıdı.
Göstericiler adına protesto mektubunu okuyan Afan Sherifi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosuna, Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Yunanistan’ı, Çameryalılara karşı etnik ve dini ayrımcılığı sona erdirmeye yönelik çağrılarını mektupta ilettiklerini aktararak Çamerya meselesi çözülmeden iki millet arasında samimi dostluk ve komşuluk olmayacağını belirtti.
Kuzey Makedonya’daki Çamerya Haftası kapsamındaki etkinlikler, ülkede faaliyet gösteren bazı derneklerden oluşan Komisyon tarafından “I love Çameria” (Çamerya’yı seviyorum) sloganıyla düzenleniyor.
Çamerya bölgesinde neler yaşandı?
Arnavutluk’un güneyinden başlayan Çamerya bölgesi, halen Yunanistan toprakları içerisinde kalan Yanya’dan Preveze’ye kadarki bölgeyi kapsıyor.
Yanya vilayetine bağlı bu bölgede yaşayan Arnavutlar, 1913’e kadar Osmanlı vatandaşıydı.
Çamerya bölgesi, Balkan Savaşı sonunda 1913’te yapılan Londra Konferansı’nda etnik ve azınlık bir bölge olarak Yunanistan’a teslim edildi. 1910’da yapılan nüfus sayımında bölgede 83 bin Arnavut yaşıyordu.
Yunan General Napoleon Zervas komutasındaki kuvvetler, 2. Dünya Savaşı sırasında Çamerya Arnavutlarına yönelik katliam yaptı.
Haziran 1944’ten Mart 1945’e kadar süren etnik temizlik harekatı sırasında 2 bin 900 erkek, 214 kadın ve 96 çocuk öldürüldü, 745 kadına tecavüz edildi, 68 köyden 5 bin 800’ü yakıldı.
Ayrıca 2 binin üzerinde kişi kötü yaşam şartları ve göçlerden ötürü hayatını kaybetti.
Yunan generalin başlattığı etnik temizlik nedeniyle 35 bin civarında Arnavut, Çamerya bölgesinden Arnavutluk’a kaçmak zorunda kaldı.
Çameryalı Arnavutlar, 1944’te yaşananların soykırım olarak tanınmasını, Yunanistan sınırında kalan vatan topraklarını ziyaret etmeyi ve mülkiyet haklarının teslim edilmesini istiyor.
]]>UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı Karatay Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. “Eylemde Uyum Yerelde Etki” temasıyla 2 gün süren toplantıda kültür ve çevre odaklı üst düzey oturumlar düzenlendi. UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı çerçevesinde ayrıca bir dizi tematik oturumlar da düzenlendi. UNESCO Miras Şehirler Ağı Toplantısı ile UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı ve Kültürel Mirasın Korunmasında Yerel Yönetimlerin Rolü, Kültürel Miras ve Sürdürülebilir Kalkınma: Ekonomik Fırsatlar ve Zorluklar, İklim Değişikliği ve Kentlere Etkisi ve GCoM-Gap Fonu Bilgilendirme oturumları düzenlendi.
UNESCO Miras Şehirler Ağı Toplantısı
UNESCO Miras Şehirleri Ağı Oturumu’nda, Miras Şehirleri listesinde yer alan kentlerin bu yolculuktaki tecrübelerini paylaşma imkanı sağlarken, UNESCO Miras Şehirlerini yerel yönetimler, uzmanlar ve yöneticilerinden dinleme ve MEWA Bölgesi’nde yer alan bu eserleri kapsamlı bir şekilde tanıma imkanı buldu. Kültür ve miras konusunun ele alındığı panelde, Kültür ve Miras konusunun önemi vurgulanarak, yerel yönetimlerin kültür ve miras konusundaki sürdürülebilirliği konuşularak, gelecek nesillere aktarılması konuları detaylı bir şekilde ele alındı. UCLG-MEWA Kültür ve Turizm Komitesi tarafından organize edilen panelde ise üye belediyeler ile üst düzey isimler bir araya gelerek uygulama örneklerinin ve yenilikçi çözümlerin paylaşılacağı kültür ve miras konusunun kentler üzerindeki çok yönlü etkilerine odaklanacak politikalar anlatıldı.
İklim değişikliği ve kentlere etkisi
UCLG-MEWA Çevre Komitesi tarafından yürütülen panelde belediye başkanları ve kilit paydaşlarının iklim değişikliğinin kentler üzerindeki çok yönlü etkilerini tahlil etmek üzerine odaklanıldı. Panel vasıtasıyla iklim dirençliliği inşası ve sürdürülebilir kentsel kalkınmanın teşvikine yön verecek işbirlikçi çabalara ışık tutuldu. Oturumların sonuncusu ise, kentsel iklim finansmanı konusunda önemli bir aktör olan GAP Fonu’nun işleyiş mekanizmasının yanı sıra, iklim değişikliğine karşı harekete geçmeleri ve daha sürdürülebilir bir enerji geleceğine geçiş yapmaları için yerel toplulukları güçlendirmede hayati bir rol oynayan SECAP’ın bölge genelindeki uygulamalarına iyi uygulama örnekleri üzerinden anlatıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan UCLG-MEWA Genel Sekreteri Mehmet Duman, Karatay’da gerçekleştirilen toplantının yerel yönetimlerin güçlendirilmesine, kentlerin daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir hale gelmesine katkı sağlayacağını belirtti.
“Karatay’ın modern yönünü geliştirirken geleneksel yapıyı koruyoruz”
Toplantının hayırlara vesile olmasını dileyen Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca; konuşmasında Karatay Belediyesi’nin ilçe genelinde hayata geçirdiği hizmetler, yatırım ve projeler hakkında bilgi verdi. Başkan Kılca, Karatay Belediyesi olarak hayata geçirecekleri her proje ve yatırımın kendilerini küresel hedeflere ulaştıracağına vurgu yaparak, “Selçuklu payitahtı ve Dar-ül Mülkü Konya’mız binlerce yıllık tarihi ile medeniyet mirasını yarınlara taşıyan kadim bir merkezdir. Karatay’ımızda bu merkezin güzelliklerini, ruhunu ve duygusunu her bir karışında yaşayan ve yaşatan bir ilçedir. Bizler Hazreti Mevlana’nın tüm dünyaya yayılan hoşgörü ikliminin tam merkezinde görev yapıyoruz. Bu topraklar derin bir geçmişe, köklü bir maziye sahiptir. Bu miras bizim belediyecilik anlayışımızın ve çalışmalarımızın da vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Karatay’da modern şehirleşmeyi inşa ederken, geleneksel yönünü koruyan, duygusu ve dokusunu kaybetmeyen kültür ve turizm gücünü geliştiren bir şehir modelini ilmek ilmek işliyoruz. Karatay dev yeşil kuşaktan oluşan parklarıyla, cazibe merkezi haline gelen lavanta ve gül bahçeleriyle, termal tesisleriyle, sosyal alanlarıyla, kafeleriyle, kütüphaneleriyle, gençlik ve spor merkezleriyle, güçlü ulaşım ağıyla, spor okullarıyla, üretim tesisleriyle, güneş enerji santralleriyle, toplu konut hamleleriyle, düzenli şehirleşmesiyle gelişimini hızla sürdürmektedir. Bu gelişimi sağlarken geçmişle bugünü bağlayan köprüleri yeniden ihya eden projelerimizi de bir bir hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu.
“Kültürel mirasımıza vefa duygusuyla sahip çıkıyoruz”
Karatay’da gerçekleştirilen kültürel yapılara dair faaliyetleri de katılımcılarla paylaşan Başkan Kılca, “Şehrimizin merkezine bize miras olarak bırakılan geleneksel yapılarımızı restore ederek yaşatıyoruz. Bu noktada 800 yıllık Selçuklu mirası olan Obruk Kervansarayını müze ve otel konseptiyle hemşehrilerimizin hizmetine sunuyoruz. Karatay her köşesi de yeni heyecanlara tarihi sırlara ve yerlere sahip kadim ilçemizin bir başka durağı da Savatra Antik Kenti. Burada Karatay Belediyesi olarak Büyükşehir Belediyemiz ve Selçuk Üniversitemiz ile birlikte 2021 yılından bu yana arkeolojik çalışma yürütüyoruz. Şu anda antik kenti tiyatro alanı ve mozaiklerin önemli bir bölümünü gün yüzüne çıkardık. Kadim Karatay’ımızın güzelliklerini korumaya, mirasımız olan geleneksel yapılarımızı yarınlara taşımaya devam ediyoruz” diye konuştu.
Çevre projelerinden de bahseden Hasan Kılca doğa ve çevreyi korumak için önemli çalışmaları hayata geçirdiklerini belirterek bu konuda teknolojinin tüm gelişmelerini takip ettiklerine değindi.
Hasan Kılca Filistin’de yaşanan zulme tepki gösterdi
Filistin’de yaşanan zulmü lanetleyen Başkan Hasan Kılca şöyle devam etti: “Kundaktaki bebeği dahi öldürecek kadar gözü dönmüş, vicdanı kör olmuş devlet demeye bin şahit isteyen bir yapı var. Ne yazık ki içimiz buruk, zalim bir topluluk olan İsrail, sivil, kadın, çocuk demeden binlerce Filistinli kardeşimizi katletti ve bu katliamlarını artırarak devam ediyor. Buradan bir kez daha bu katil topluluğu lanetliyorum. Devlet demeye dilimizin varmadığı bu yapı, inanıyorum ki masum kardeşlerimizin karşısında ağır bir yenilgiye uğrayacaktır. Vatanını, ailesini, toprağını, canını inancını korumak üzere sefere çıkan kardeşlerimizin muzaffer olması için kalbimiz kardeşlerimizle atmaya devam edecek.”
“Şehirlerimizi yarınlara en yaşanabilir şekilde hazırlıyoruz”
“UCLG-MEWA tarafından belirlenen küresel amaçların yerele yansıtılması noktasında Karatay Belediyesi olarak önemli işler yaptığımıza inanıyoruz” diyen Başkan Kılca, “Bu program da yine bu amaca katkı sağlayacak verimli bir toplantı oldu. Şehrimize teşrifleri dolayısıyla tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Toplantılarımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Şehirlerimizi yarınlara en güzel, en sağlam, en yaşanabilir şekilde hazırlamak olduğunun bilincindeyiz. Bu yolda tüm başkanlarımızla ve ekiplerimize çalışmaları için teşekkür ediyorum” dedi.
UCLG-MEVA Başkanı Tayseer Abu Türkiye’ye teşekkür etti
UCLG-MEWA Başkanı Tayseer Abu, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’ya ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti. Tayseer Abu, Filistin’in yaşadığı zorluklara vurgu yaparak, “Bu güzel organizasyon ve buluşma için Karatay Belediye Başkanımız Hasan Kılca’ya teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Uzun zamandır böyle bir toplantıda buluşmayı bekliyorduk. 7 Ekim olaylarından sonra bize vermiş olduğunuz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum. Kendi ülkemizde buluşmak isterdik ama maalesef bunu şu an gerçekleştiremiyoruz. Kendi belediye başkanlarımızla Filistin içerisinde bile buluşamıyoruz. Türkiye’de buluşuyoruz. Dolayısıyla misafirperverliğinizden dolayı sizlere minnettarız” şeklinde konuştu.
“Konya’mızdaki toplantı teşkilatımızın gelecekteki yolunu belirleyecek”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Başkanı Uğur İbrahim Altay; Konya’da gerçekleştirilen toplantının önemine değinerek; UCLG-MEWA Yönetim Kurulunda alınan kararların teşkilatın gelecekteki yolunu belirleyeceğini aktardı. UCLG’nin çalışmaları hakkında bilgi veren Başkan Altay, “Karatay Belediyemizin ev sahipliğinde şehrimizde gerçekleştirilen UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısının bölgemizdeki yerel yönetimlerin gücünü ve iş birliğini, iş birliği yeteneğini bir kez daha tüm dünya geneline taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en büyük yerel yönetim birliği olan ve 240 binden fazla yerel ve bölgesel yönetimi temsil eden UCLG’nin başkanı olarak sahip olduğumuz bölge teşkilatlarının kendi idari süreçlerini ve kararlılıklarını verimli bir şekilde sürdürüyor olması bizler için mutluluk vericidir. Bugün burada medeniyetlere beşiklik eden Konya’mızda Orta Doğu ve Batı Asya bölge teşkilatımızın geleceği için önemli müzakerelerde bulunuyoruz. Başkanı olduğum UCLG sahip olduğu tüm bölge teşkilatları ile büyük bir ahenk içerisinde çalışarak dünyaya yerel pencereden bakan şehirlerin, küresel hedeflere giden sürece dahil olmasını amaçlayan kapsamlı bir teşkilattır. Bu doğrultuda tüm bölge teşkilatlarımızın yürütmüş olduğu bütün faaliyetler bizleri uluslararası arenada daha tanınır ve görünür hale getirmektedir. UCLG-MEWA da sürdürdüğü başarılı çalışmalarla başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası platformlarda şehirlerin sesini duyurmaya çalışan en önemli teşkilatlarımızdan birisidir” diye konuştu.
” Gazze’nin yeniden imarı için çalışma ekibi oluşturduk”
MEVA bölgesi üyesi olan Filistin’e desteğini belirten Başkan Uğur İbrahim Altay, İsrail’in Filistin halkına yönelik olarak Gazze’de yaptığı saldırıların kabul edilemez ve insanlık dışı bir davranış olduğunu söyleyerek kınadı. Her zaman Filistin halkının yanında olacaklarına vurgu yapan Başkan Altay, “MEWA bölgesinin üyesi olan Filistinli kardeşlerimin haklı mücadelesine olan desteğimi bir kez daha yineleyerek İsrail’i uluslararası hukuk ve insan hakları açısında kabul edilemez boyutlara ulaşan soykırımını lanetliyorum. Gazze’de yaşayan insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamada büyük zorluklar çekmekte, sağlık hizmetlerine erişimden mahrum kalmakta ve günlük yaşamlarını sürdürebilmek için mücadele etmektedirler. İsrail’in uyguladığı abluka ve askeri operasyonlar Gazze halkının yaşam şartlarını daha da kötüleştirmekte ve insani yardımların bölgeye ulaşmasını engellemektedir. Bize düşen en önemli görev Filistinli kardeşlerimize olan desteğimizi her platformda göstererek farkındalık oluşturmak, hem maddi hem de manevi olarak onların yaralarını sarmak için sorumluluk almaktır. Bu kapsamda felaket dönemlerinde elde ettiğimiz tecrübeler ışığında Gazze’nin yeniden imarı ile ilgili çalışma ekibi oluşturduğumuzu da özellikle ifade etmek isterim. Uydu fotoğraflarından, resmi imar planlarından ve haritalardan yola çıkarak Gazze’nin ihyası ve inşası için çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Diplomasi ve barış için şehirlerimizin uluslararası ilişkilerde aktif rol oynaması büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
“Yerel yönetimlerin gücünü arttıracağız”
Küresel meselelerin yerel ölçekte atılacak adımlarla çözüme kavuşacağını belirten Başkan Altay, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’ya ev sahipliğinden dolayı teşekkür ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Toplantıda ele aldığımız tüm konularda birlikte çalışarak yerel yönetimlerin gücünü ve etkisini arttırmak için önemli adımlar attık. Şehrimize teşrif eden tüm konuklarımıza teşekkür ediyorum. Uluslararası konularda olduğu gibi UCLG-MEWA içerisinde aktif çalışmalar yapan aynı zamanda böylesine güzel tesiste ev sahipliği yapan Karatay Belediye Başkanımız Hasan Kılca’ya ve ekibine teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü de kurumsal yapısının oluşturulmasındaki emeklerinden dolayı Genel Sekreterimiz Mehmet Duman’a UCLG-MEWA ailesi ve başkanı olarak teşekkür ediyorum.”
“UCLG-MEWA küresel sorunlara yerel ölçekte çözüm sunuyor”
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler, Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG – MEWA) Yönetim Kurulu Toplantısı’nın Konya’da gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti aktaran Konya Valisi Vahdettin Özkan konuşmasına İsrail’in Filistin’de Müslümanlara yaptığı zulme dikkat çekerek başladı. Vahdettin Özkan, “Dünya vicdanını sızlatan zulmü kınıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bizler de özellikle belirtmek istiyoruz” dedi. UCLG-MEVA’nın dünyada yaşanan sıkıntıların giderilmesinde yerel ölçekte çözüm sunduğuna işaret eden Vali Özkan, “İnsanlığın ve dünyanın maruz kaldığı riskler belli. Başta savaşlar, zulümler, iklim değişikliği, enerji sorunları, yoksullukla mücadele gibi konularda bilimsel araştırma çok önemli. Bu bilimsel sürece belediyelerin rehberlik ve öncülük etmesi kıymetlidir. İnsanların daha refah şartlarda yaşaması ve temiz enerji, ulaşım gibi mekanizmaların etkinleştirilmesi bütün insanlığın refleksi olmalıdır. İnsan haklarının hukuk güvenliğine sunmuş olduğunuz katkılardan dolayı UCLG’yi ve tüm üyelerini tebrik ediyorum” dedi.
Başkan Hasan Kılca sunum yaptı
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler, Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG – MEWA) Yönetim Kurulu Toplantısının ve oturumların iki günün sonunda Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca ise ilçede gerçekleştirdikleri hizmetleri ve yatırımları katılımcılarla paylaştı. Öte yandan, UCLG-MEWA üye belediye başkanları da sunum gerçekleştirdi. Program, Teşkilatın 23 Kasım 2023-31 Mayıs 2024 Dönemi Faaliyet Raporu ile bir sonraki dönemin faaliyet programının sunulması ile sona erdi.
Karatay Termal Tatil Köyü’nde gerçekleştirilen UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı’na Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, UCLG-MEWA Başkanı Tayseer ABU, UCLG-MEWA Genel Sekreteri Mehmet Duman, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş ve UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Üyesi belediye başkanları ve temsilcileri katıldı. – KONYA
]]>“YARALILAR HALA YOĞUN BAKIMDA”
Kurban Bayramı’nın ardından acı bir gündemle karşınızdayız diyen Ekmen, öncelikle halkımızın geçmiş bayramını tebrik ederek sözlerine başladı. “Kurban Bayramı’nın ikinci günü Diyarbakır-Çınar ve Mardin-Mazıdağ ilçelerinin komşu köylerinde çıkan yangın sonucunda en az 14 canımızı kaybettik.” diyen Milletvekili Ekmen, hayati tehlikesi devam eden birçok yaralının hala yoğun bakımda olduğunu sözlerine ekledi.
“BİNE YAKIN HAYVAN HAYATINI KAYBETTİ”
Ölenlerin sadece insan olmadığını belirten Ekmen, acı kayıpları şöyle ifade etti: “Fotoğraflarda da görüldüğü üzere, içimizi acıtacak şekilde hayvan kayıpları da yaşandı. Yaklaşık bine yakın kuzu, koyun, keçi, eşek ve katır bu yangın nedeniyle hayatını kaybetti. Ciddi şekilde yeşil alanlar, ağaçlar yok oldu ve bin dönümün üzerinde toprağın bütün florası, toprakta yaşayan bütün canlılar hayatını kaybetti.”
“BU NOKTALARIN AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMESİ GEREKİYOR”
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar dileyen Ekmen, bir an önce buranın afet bölgesi ilan edilerek mağdurların mağduriyetinin giderilmesini temennisinde bulundu.
“Maalesef, bu acıyı paylaşamayan ve ölenin kimliğine, cinsine, ırkına bakarak saldıran insanlıktan çıkmış kişilerle de karşılaştık.” diyen Ekmen, o kişileri de toplumun vicdanına havale ettiklerini ifade etti. Diyarbakır Barosu’nun da bu konuda bir suç duyurusu olduğunu hatırlatan Ekmen, “Bu kişilerin halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan yargılanarak caydırıcı bir ceza almalarını bekliyoruz.” dedi.
“ELEKTRİK HATLARINDANKAYNAKLANDIĞI KESİN OLARAK KABUL EDİLMEKTE”
Milletvekili Ekmen, yangının kaynağı üzerine yaşanan tartışmalara dair, “Yangının sebebi üzerine çeşitli tartışmalar yaşansa da Diyarbakır’daki meslek odalarının ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ilk incelemeleri yangının bir elektrik hattından kaynaklandığını gösteriyor. Aynı bölgede geçen yıl yine elektrik hatlarından çıkan bir yangın nedeniyle zarar meydana gelmiş ve yargı kararıyla DEDAŞ’a ödettirilmişti. Bir başka güvenlik kamerasında, yemyeşil ağaçların olduğu bir bölgede elektrik tellerinin bir anda koparak yangın çıkardığı kaydedildi. Dolayısıyla, evet çiftçiler anız yakıyorlar ve bu doğru değildir. Ancak bu yangının elektrik hatlarından kaynaklanan yangın olduğu neredeyse kesin olarak kabul edilmektedir.” ifadelerini kullandı.
“DEDAŞ’IN ALTYAPI SORUNLARI UZUN ZAMANDIR DEVAM EDİYOR”
DEDAŞ’ın bölgedeki hizmetleri ve altyapı sorunlarının uzun zamandır devam ettiğini belirten Ekmen, 2013 yılından beri bölgenin elektrik sistemi Dicle Elektrik AŞ tarafından karşılandığını ve bu süreçte ciddi sıkıntıların yaşandığını hatırlattı. “DEDAŞ’ın hizmet yetersizlikleri ve altyapı sorunları defalarca dile getirilmiş, ancak yeterli iyileştirme yapılmamıştır.” diyen Ekmen, “Bu yangının da altyapı eksikliklerinden kaynaklandığını düşünüyoruz.” dedi.
“BÖLGE HALKI ZOR DURUMDA”
Çiftçilerin sulama için ödediği yüksek maliyetlerin bölgenin önemli sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Ekmen, sağlıklı bir sulama altyapısı sağlanmadıkça, çiftçilerin mağdur olmaya devam edeceğine dikkat çekti. “Bölge çiftçisinin sulama için ödediği para, Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.” diyen Ekmen, sulama kanallarının tamamlanması ve çiftçilerin yükünün hafifletilmesi gerektiğini ifade etti. DEDAŞ’ın çiftçi alacaklarına el koyarak hukuka aykırı davrandığını ve bölge halkını mağdur ettiğini belirten Ekmen, elektrik faturalarının yüksekliği ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle bölge halkının zor durumda kaldığını ifade etti.
EKMEN’DEN BAKAN BAYRAKTAR’A ÇAĞRI
Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a çağrıda bulunuyorum diyen Ekmen, “Bölgenin milletvekilleri ve DEDAŞ yetkilileri ile bir araya gelinerek sorunlara çözüm bulunmalıdır. Dicle Elektrik AŞ’nin altyapı eksiklikleri nedeniyle yaşanan kesintiler ve yüksek faturalar, bölge halkının yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu sorunların acilen çözülmesi ve bölge halkının insanca yaşama hakkına uygun bir şekilde elektrik hizmetlerinden faydalanması sağlanmalıdır.” dedi.
“DEDAŞ, Türk icra hukukunda emsali görülmediği bir şekilde çiftçi alacaklarına el koyuyor. Çiftçi alacakları, tıpkı emekli maaşı gibi, haczedilemez. Ancak Dicle Elektrik AŞ, doğrudan desteklere el koyuyor. Elektrik saatlerini görmeden herkese fatura yazabiliyor.” diye vurgulayan Ekmen, “Yargıya başvuranlar, yüzde seksen oranında lehlerine karar alabiliyor, ancak herkes yargıyla uğraşamıyor. Bir derebeyi gibi toplu cezalandırma yapabiliyor. Örneğin, Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Düzova Köyü’nde geçen yıl ağustos ayında günlerce elektrik kesildi, çünkü köyde bir kişi faturasını ödememişti.” sözlerini kullandı.
“SORUNUN ÇÖZÜMÜ PROJELERİN TAMAMLANMASIDIR”
“Bölgenin ismi kaçak elektrikle maruf hale gelmiş olabilir, ancak şu anda şehir merkezlerindeki kaçak kayıp oranı yüzde 20’lere düşmüştür ki bu Türkiye ortalamasına oldukça yakındır.” diyen Ekmen, esas problemin tarımsal sulamada yaşandığına dikkat çekti. “Bu sorunun çözümü, sağlıklı sulama projelerinin tamamlanmasıdır.” diyen Ekmen, Batman Barajı’nın sulama kanallarının 2013’te açıldığını ancak ilk defa bu yıl su verildiğini belirterek Bölge çiftçisinin sulama maliyetlerinin diğer bölgelere göre oldukça yüksek olduğunu ifade etti.
“OLAYIN AYDINLATILMASI GEREKİYOR”
“DEDAŞ bir savunma psikolojisi içerisinde olabilir, ancak hayatını kaybeden insanlarımız ve hayvanlarımız var.”diyen Ekmen, bu olayın doğru bir şekilde aydınlatılması ve sorumluların zararların tazmini noktasında inisiyatif alması gerektiğini ifade etti. Yargı süreçlerini beklemeden, mağdur ailelere tazminatlar ödenmelidir diyen Ekmen, Bölgedeki toplu cezalandırma ve yüksek fatura uygulamalarından vazgeçilmesi gerektiğini ifade etti.
BÖLGEDE YAŞANAN ELEKTRİK KESİNTİLERİ
Milletvekili Ekmen, Bölgede yaşanan elektrik kesintilerine de dikkat çekerek “Bölgedeki elektrik kesintileri, vatandaşların yaşam kalitesini düşürmektedir. Örneğin, sadece bugün Mardin’de ilan edilen 19 adet kesinti tespit edilmiştir. Bu kesintilerin bazıları 7 saat, bazıları 8 saat, bazıları ise 9 saat sürmektedir. Elektriğin kesilmesi, evinde solunum cihazına bağlı hastalar ve diyaliz hastaları için ciddi bir sorundur. Buzdolaplarının soğuk tutma süresi sona erdiğinde yiyecekler bozulmakta ve bu enflasyonist ortamda büyük bir maddi kayba neden olmaktadır. DEDAŞ’ın altyapısını yenilemesi, ödenmeyen faturalar nedeniyle mahalleleri ve köyleri topluca cezalandırmaktan vazgeçmesi ve faturalardaki gizli hesaplama yöntemleriyle fazla fatura politikasına son vermesi gerekmektedir. Bölge insanının insana yaraşır bir şekilde elektrik hizmetlerinden faydalanması sağlanmalıdır.” ifadelerini kullandı.
]]>AYDIN – Aydın’ın Nazilli ilçesinde kentin en hareketli sokak ve caddeleri denetimden geçti. Zabıta Müdürü ile denetimlere katılan Nazilli Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik, “Hem esnafımıza konforlu bir alan sunmak hem de halkımızın rahatça hareket edebilmesi adına kurallara riayet edilmesini istiyoruz” dedi.
Nazilli Belediyesi’nde geçtiğimiz günlerde göreve gelen Zabıta Müdürü Kubilay Erçin, ayağının tozuyla zabıta personeliyle birlikte uzun çarşı ve çevresinde esnafları denetledi. Göreve geldiği hafta Kurban Bayramı dolayısıyla kesim yerlerini denetleyen ve halk sağlığına dikkat çeken Erçin, şimdi de halkın konforlu bir şekilde çarşı bölgesini gezebilmesi için işgaliye ve ruhsat denetimi başlattı. Zabıta ekiplerine Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik de eşlik etti.
İşgaliye alanını aşanlar uyarıldı
Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik ile Zabıta Müdürü Kubilay Erçin ve zabıta personeli, uzun çarşıda motosiklet, işgaliye ve ruhsat denetimi yaptı. Sabah saatlerinde ilçenin ekonomik olarak kalbi durumunda olan uzun çarşı ve ara sokakları, Türk Ocağı Caddesi ile ayakkabıcılar çarşısı ve eski hal bölgesindeki kaldırım işgalleri, ruhsat kontrolü ve düzensiz motosiklet parklanmalarıyla ilgili çalışma yapıldı. Belediye meclisi kararıyla daha önce belirlenen 1 metre ve bazı yerlerde 1 metre 20 santimetrelik işgaliye alanını aşan işyeri sahiplerine uyarılarda bulunarak kurallara uymayanlar hakkında cezai işlemler uygulanacağını belirtti.
“Zabıta denetimleri hız kesmeden devam edecek”
Denetimlerin esnafı cezalandırma değil vatandaşın daha sağlıklı ve konforlu ortamda alışveriş imkanını yakalaması, birçok noktada şikayete konu olan eşitsizliği ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Nazilli Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik, “Nazilli’yi daha güzel daha yaşanabilir bir yer yapmak için çalışıyoruz. Ben bunun sözünü de seçimlerden önce vermiştim. Nazilli’nin bu merkezini nostaljik bir bölge yapmak için kararlıyız. İnşallah bunu da ekiplerimizle ve halkımızla esnaflarımız ile el ele vererek başaracağız. Uygulamalar ve denetimler sırasında hiçbir ayrım yapmadan, yasal sınırlar içinde herkese aynı uygulamalarımızı gerçekleştireceğiz ve gerçekleştiriyoruz. Şunun çok iyi bilinmesini de istiyorum. Bizim amacımız ve hedefimiz insanlarımıza ve esnaflarımıza ceza kesmek, esnaflarımızı rahatsız etmek değil. Tam aksine bizim amacımız, halkımızın çarşıda rahat yürüyüp alışveriş yapmasını sağlamak. Dolaylı yoldan da esnaflarımızın daha çok alışveriş yaparak para kazanmalarını sağlamaktır. Tabi ki bizim bu yaptığımız çalışmalar ve uygulamalarımız zaman ilerledikçe ve zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Yaptığımız bu çalışmalarımız ile Nazilli’miz daha yaşanabilir bir hale gelecek. Çalışmalarımızda Aydın Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri ve Nazilli Belediyesi Zabıta ekiplerimiz ile birlikte ortak olarak yapacağız. Denetimlerimizi ve uygulamalarımızı sürekli olarak devam edecek. Uygulamalarımızı kesinlikle ayrım yapmadan gerçekleştireceğiz” dedi.
“Motosiklet sorununu çözeceğiz”
Uzun Çarşı ve yan sokaklarında hem parklanma hem de kullanımdan dolayı yayalarla yaşanan sorunların çözümü için de çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Başkan Tetik, “Nazilli Belediyesi olarak çarşı içinde en büyük problemlerden ve şikayet konularından biri olan motosiklet sorununa da çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu bölgeye araç ve motosiklet girmesini istemiyoruz. Bu bölgenin Nazilli’nin nostaljik bir alan olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dışarıdan Nazilli’mize gelen yerli ve yabancı insanlarımız misafirlerimiz bu bölgede rahat bir şekilde dolaşsınlar gezsinler, Nazilli’nin güzelliklerini görsünler ve alışverişlerini yapsınlar istiyoruz. Ancak vatandaşlarımızın da bu bölgeye geldiklerinde motosikletlerini koyabilecekleri yer olmalı. Bizde vatandaşlarımıza yer göstermeliyiz. Şu anda da bunun çalışmalarını ve projelerimizi hazırlamaya çalışıyoruz” diye konuştu.
]]>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grubu toplantısında konuştu. Sözlerine Diyarbakır ve Mardin’de 15 kişinin öldüğü yangınlarla ilgili başsağlığı mesajıyla başlayan Bakırhan, DEDAŞ’ın “bölge halkını cezalandırmak için bir şirket. DEDAŞ’la bölgetye atanan kayyımların zihniyeti aynıdır. Bölgeyi ekonomik, siyasi sömürge olarak gördükleri için aynı zihniyetle yaklaşıyorlar” dedi.
Bölge ziyaretlerinde DEDAŞ’ın elektrik kesintileri nedeniyle oksijen tüpüne bağlı hastaların da zarar gördüğünü söyleyen Bakırhan, “Defalarca Meclis grubumuz DEDAŞ’ın bu zulmünün son bulması için çağrılarda bulundu. Soru ve araştırma önergeleri verdiler ama bu konuda tek bir adım yok. DEDAŞ borçle çiftçilere verilen hibelere bile el koyuyor. En son bu katliamda da DEDAŞ’ın ihmalinden dolayı canlarımızı mallarımızı yitirdik” diye konuştu.
TMMOB’un ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da hazırladığı ön raporlarda “yangının elektrik tellerinden çıktığını DEDAŞ’ın buna sebebiyet verdiğini raporlarında açık şekilde ortaya koyduğunu” kaydetti. Bakırhan, Mardin’de yanık tedavi merkezinin olmadığına da dikkati çekti.
“Milliyetçilik yapıyorsunuz bari hiç olmazsa şirketin hatalarını görün”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “anız yangını” şeklindeki sözlerini de eleştiren Bakırhan, “Bunun hesabını vermeyenler, bu yangına sebep verenlerden hesap sormayanlar birkaç gündür anız yakmasından kaynaklı yangının çıktığını söylüyorlar. Bugün bir siyasi partinin lideri de inatla ‘anız yangını’ diyor. Yerine gitmeden, incelemeden, yangının ilk çıktığı noktayı yerinde görmeden nereden biliyorlar. DEDAŞ özel bir şirket ayıptır, milliyetçilik yapıyorsunuz bari hiç olmazsa şirketin hatalarını görün” ifadesini kullandı.
“Cumhurbaşkanı, birçok siyasi partinin liderleri bilerek ve isteyerek sessiz kaldılar”
Bakırhan, yangının yaşandığı illerin “afet bölgesi” ilan edilmesi çağrısında bulunarak, şöyle devam etti:
“Böylesine bir felakat yaşanırken bu felakete ilişkin tek bir cümle söylemedi. Bu ülkenin 15 yurttaşı hayatını yitirdi, onlarcası hastanelerde yoğun bakımda yaşıyor malı, mahsülü yok olmuş, ciddi bir felaket var ama bu ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı bu meselede sessiz kalmıştır, izlemiştir. Birçok siyasi partinin liderleri de merkezleri de bilerek ve isteyerek sessiz kalmışlardır. Kimse bu saatten sonra kardeşlik edebiyatı yapmasın. Diyarbakır ve Mardin’de çıkan yangınlardan sonra kardeşlik ortadan kalkmıştır. Nasıl kardeş olduğumuzu yaşadıklarımızdan hepimiz bir kez daha gördük. Ülkenin bir bölgesinde bir halkın yaşadığı acılara ‘oh’ çeken bir grupla karşı karşıyayız. Bu ülkeyi yönetenler, bu tabloyu görmüyor mu, utanmıyor mu?”
AK Parti’nin 22 yıllık iktidarı döneminde 13 milyon icralık dosya olduğuna da dikkati çeken Bakırhan, “Hala ekonomi ve kimi bakanlar çıkıp ‘ekonomiyi düzelteceğiz’ diyorlar. Kasayı doldurmak için trafikte pusu kuruyorlar. Radarları öyle yerlere bırakıyorlar ki şaşırırsınız, üzerine örtü örtüyorlar dallarla kapatıyorlar… Biz bunlara boşuna ‘pusu iktidarı’ demiyorduk. Vatandaşına bile pusu kuran dünyada başka devlet var mı bilmiyorum” diye konuştu.
“Bir kazık paketi hazırlıyorlar”
Bakırhan, vergi paketine ilişkin, “İnsanlar her yeniden korkuyor, ‘her yeni bize bir maaliyet’ diye korkuyor. Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil, buna emin olabilirsiniz bir kazık paketi hazırlıyorlar. Her şeyden vergi alacaklar. Bahşişe gözünü diktiler. Saray medyası motokuryelerden nasıl vergi alacağını tartışıyor” dedi.
Talep ettikleri dört kalemde bir reform paketi hazırlanırsa destekleyeceklerini belirten Tuncer Bakırhan, “Artan oranlı servet vergisi çıkarsınlar. Vergi kıyaklarına son versinler. Hazine garantili firmalar geçmediğimiz yollardan garantili, dolar, euro alanlar, büyük mega projelerini yapan Türkiye’de 44 şirket var. Bu şirketten tek kuruş vergi alınmıyormuş ama motokuryeden vergi alarak ekonomiyi düzelteceğiz, Allah belanızı versin. Kamudan, israftan, lüksten vazgeçin. Savaşa, saraya, sermayeye kaynak aktarmayı bıraksınlar” görüşünü dile getirdi.
“Bizim papatya falına bakacak vaktimiz yok”
CHP ve AK Parti’nin “normalleşme” görüşmelerini de eleştiren Tuncer Bakırhan, “Aslında Türkiye’nin birinci partisi ana muhalafet partisidir ama zamanla bir müsamere oyunu oynanıyor, ‘yumuşama mı var o koltuk mu, bu koltuk mu’ artık bunun da bir sınırı olmalı. Vakit kaybedecek halimiz yok. Ne yumuşama ne normalleşme görüyoruz. Bizim papatya falına bakacak vaktimiz yok” ifadesini kullandı.
]]>Nazilli Belediyesi’nde geçtiğimiz günlerde göreve gelen Zabıta Müdürü Kubilay Erçin, ayağının tozuyla zabıta personeliyle birlikte uzun çarşı ve çevresinde esnafları denetledi. Göreve geldiği hafta Kurban Bayramı dolayısıyla kesim yerlerini denetleyen ve halk sağlığına dikkat çeken Erçin, şimdi de halkın konforlu bir şekilde çarşı bölgesini gezebilmesi için işgaliye ve ruhsat denetimi başlattı. Zabıta ekiplerine Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik de eşlik etti.
İşgaliye alanını aşanlar uyarıldı
Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik ile Zabıta Müdürü Kubilay Erçin ve zabıta personeli, uzun çarşıda motosiklet, işgaliye ve ruhsat denetimi yaptı. Sabah saatlerinde ilçenin ekonomik olarak kalbi durumunda olan uzun çarşı ve ara sokakları, Türk Ocağı Caddesi ile ayakkabıcılar çarşısı ve eski hal bölgesindeki kaldırım işgalleri, ruhsat kontrolü ve düzensiz motosiklet parklanmalarıyla ilgili çalışma yapıldı. Belediye meclisi kararıyla daha önce belirlenen 1 metre ve bazı yerlerde 1 metre 20 santimetrelik işgaliye alanını aşan işyeri sahiplerine uyarılarda bulunarak kurallara uymayanlar hakkında cezai işlemler uygulanacağını belirtti.
“Zabıta denetimleri hız kesmeden devam edecek”
Denetimlerin esnafı cezalandırma değil vatandaşın daha sağlıklı ve konforlu ortamda alışveriş imkanını yakalaması, birçok noktada şikayete konu olan eşitsizliği ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Nazilli Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik, “Nazilli’yi daha güzel daha yaşanabilir bir yer yapmak için çalışıyoruz. Ben bunun sözünü de seçimlerden önce vermiştim. Nazilli’nin bu merkezini nostaljik bir bölge yapmak için kararlıyız. İnşallah bunu da ekiplerimizle ve halkımızla esnaflarımız ile el ele vererek başaracağız. Uygulamalar ve denetimler sırasında hiçbir ayrım yapmadan, yasal sınırlar içinde herkese aynı uygulamalarımızı gerçekleştireceğiz ve gerçekleştiriyoruz. Şunun çok iyi bilinmesini de istiyorum. Bizim amacımız ve hedefimiz insanlarımıza ve esnaflarımıza ceza kesmek, esnaflarımızı rahatsız etmek değil. Tam aksine bizim amacımız, halkımızın çarşıda rahat yürüyüp alışveriş yapmasını sağlamak. Dolaylı yoldan da esnaflarımızın daha çok alışveriş yaparak para kazanmalarını sağlamaktır. Tabi ki bizim bu yaptığımız çalışmalar ve uygulamalarımız zaman ilerledikçe ve zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Yaptığımız bu çalışmalarımız ile Nazilli’miz daha yaşanabilir bir hale gelecek. Çalışmalarımızda Aydın Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri ve Nazilli Belediyesi Zabıta ekiplerimiz ile birlikte ortak olarak yapacağız. Denetimlerimizi ve uygulamalarımızı sürekli olarak devam edecek. Uygulamalarımızı kesinlikle ayrım yapmadan gerçekleştireceğiz” dedi.
“Motosiklet sorununu çözeceğiz”
Uzun Çarşı ve yan sokaklarında hem parklanma hem de kullanımdan dolayı yayalarla yaşanan sorunların çözümü için de çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Başkan Tetik, “Nazilli Belediyesi olarak çarşı içinde en büyük problemlerden ve şikayet konularından biri olan motosiklet sorununa da çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu bölgeye araç ve motosiklet girmesini istemiyoruz. Bu bölgenin Nazilli’nin nostaljik bir alan olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dışarıdan Nazilli’mize gelen yerli ve yabancı insanlarımız misafirlerimiz bu bölgede rahat bir şekilde dolaşsınlar gezsinler, Nazilli’nin güzelliklerini görsünler ve alışverişlerini yapsınlar istiyoruz. Ancak vatandaşlarımızın da bu bölgeye geldiklerinde motosikletlerini koyabilecekleri yer olmalı. Bizde vatandaşlarımıza yer göstermeliyiz. Şu anda da bunun çalışmalarını ve projelerimizi hazırlamaya çalışıyoruz” diye konuştu. – AYDIN
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yerelden kalkınma hedefleri doğrultusunda oluşturulan Sapadere İpek Evi’nde ilk kez ipek böceği üretim ve yetiştiriciliğine başlandı. Restore edilen eski köy okulunun içerisinde yer alan özel odalarda dut yapraklarıyla beslenen ipek böcekleri, dört farklı evrenin ardından kozaya dönüşecek. İpek böceklerinin oluşturduğu kozalardan elde edilen ipek iplerden de üretim atölyelerinde çeşitli ürünler üretilecek. Bölgede unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirasın yeniden canlandırılmasıyla bölge halkına hem ekonomik gelir hem de turizme yeni bir katkı sunulacak.
Bölgede dokumacılık yeniden canlanacak
Sapadere İpek Evi sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, “Sapadere uzun yıllar boyunca ipek böcekçiliği yaparak çoğu ailenin geçimini sağladığı ve bu gelirle emekli olduğu bir bölgemiz. Zaman içerisinde bölgenin ismi gibi sapa bir yerde kalmasıyla gençler kentlere göç etmeye başlamış ve bu sebeple köyde kalan yaşlı kesim de ipek böcekçiliğine ara vermek zorunda kalmış. Hazırladığımız proje kapsamında 2019 yılında bölge halkına dut fidanları dağıtımına başladık” dedi.
İpek böceği yetiştiriliyor
Büyükşehir Belediyesi’nin bu süreçte mahallenin kullanılmayan atıl durumdaki okul binasını baştan sona yenileyerek İpek Evi Üretim Merkezi’ne dönüştürdüğünü söyleyen Gülmez, şu bilgileri verdi: “Bu güzel alanda ipek böceği yetiştiriciliğine ilk kez başlamış bulunuyoruz. İpek böceklerimiz için özel olarak hazırladığımız sınıflarda yeşillenen dut ağacı yapraklarıyla günde üç kere böceklerimizi besliyoruz. Titizlikle yürütülmesi gereken bir süreç dut yapraklarının kesinlikle ilaçlı olmaması organik olması gerekiyor. Nisan ayı itibariyle ilk yapraklar oluşmaya başladığında böceklerimizi yumurtadan çıkarıyoruz ve böceklerimiz larva haline geliyor. Bu süreçten sonra çeşitli evreleri uyku dönemleri var. Şu anda üçüncü dönem büyüme evresindeler. Bu süreçten sonra artık şaha geçiş süreci dediğimiz koza örme sürecine girecekler ve ipek kozalarımız oluşacak.”
Yeniden ekonomik gelir sağlanacak
“Kendi ürettiğimiz kozalarımız ile Eylül ayında başlayacak kurlarımızda ip çekimini yaparak ipek dokumalarımızı dokumaya başlayacağız” diyen Gülmez, diğer atölye kurslarıyla da kadınlara katkı sunacak farklı ürünlerin üretimleriyle ilgili eğitimler verilmeye devam edileceğini söyledi. Bu ürünlerin satışından bölge halkının yeniden gelir sağlaması, bölgede dokumacılığının yeniden canlandırılması ve tersine göçün hızlandırılması hedefleniyor.
Alternatif turizm
Bölgeye Nisan ayından başlayarak Eylül ayına kadar yaz döneminde günlük 1500 -2000 arası turist geldiğini söyleyen Sapadere İpek Evi Sorumlusu Ayşenur Özdoğan Gülmez, projenin turizme de hizmet edeceğini ifade etti. Bina içerisinde yer alan yöresel müze ve ipek üretim atölyelerini turistlerin ziyaret edebileceğini söyleyen Gülmez, “Kurduğumuz stantlarda bölge halkımız ürettikleri ürünleri satışa sunabilecek. Bölgeye kültür turizmi için de önemli bir renk ve alternatif sunmuş olacağız” dedi.
Yerinde ve anlamlı bir çalışma
Emekli olduktan sonra sakin bir yer olması sebebiyle eşiyle birlikte Sapadere’ye yerleşen emekli psikolog Bekir Örmeci Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yeniden hayata geçirdiği ipekböcekçiliğinin bölge için önemli bir kazanım olduğunu söyledi. Örmeci, “İnsanlar kırsal alanlardan uzaklaştıkça kültürel değerlerimiz olan el sanatları da ne yazık ki azalmaya başlıyor hatta yavaş yavaş yok oluyor. Ancak Antalya Büyükşehir Belediyemizin burada yaptığı gibi atıl vaziyetteki eski köy okullarını yenileyip yok olmak üzere olan bu el sanatlarını yeniden canlandırmak istemesini son derece yerinde ve anlamlı buluyorum. Başkanımız Muhittin Böcek’e destekleri için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Özlem Örmeci de Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çok yoğun bir çaba ve çalışması sonucu köy okulunun değişimine şahit olduklarını dile getirerek, “İpek böcekleri yetişmeye başladı. Ben de böcek yetiştiriciliğini öğrenmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Muhittin Böcek Başkanımıza çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böyle güzel bir çalışmayı başlattılar. İpek böcekçiliğini yaşatmak bence çok önemli” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>Antalya’nın Demre ilçesi Kekova bölgesinde Üçağız köyü iskelesi, yarın yapılacak ihaleyle 10 yıllığına kiralanacak. İhale öncesi iskelede toplanan Toros Dağları ve Akdeniz Kıyıları Çevre Koruma Derneği (TORAÇDER) üyeleri, köylüler ve çevreciler, ihalenin iptal edilmesi çağrısıyla eylem yaptı. Eyleme, CHP Antalya Milletvekilleri Cavit Arı, Aliye Coşar ve Aykut Kaya, CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve Demre Belediye Başkanı Fahri Duran katıldı. Nail Kamacı, burada yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Durdurmak için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz”
“Bu alanda yapılacak ihaleye karşı koymak için sizlerle beraberiz, Kekovalılarla beraberiz. AKP, son zamanlarda kıyılarla ilgili yeni düzenlemeler getirmek istiyor. Ekonomik olarak sıkışan AKP’nin kupon arazileri bulmaktır. Kekova da onlar için bir kupon arazi. Bu çalışmaları durdurmak için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Sadece Antalya’da değil, Türkiye’nin bütün her yerinde bu şekilde yapılacak her türlü eylemde CHP ve CHP’li belediye başkanları ve milletvekilleri olacaktır.”
Bölgenin özel nitelikli, tarihi dokusu ve sit alanı olmasının yanı sıra yerel turizmin yapıldığı bir yer olduğunu belirten Cavit Arı ise şöyle konuştu:
“İskelede teknesi bulunan vatandaşlarımızın hemen hemen çoğunluğunun bu bölge insanı olması, yani yerelde bulunan vatandaşlarımızın burada bir hem turizm hem de bir ekmek mücadelesi verdiği bir alandayız. Ben buradan sizler adına çevre ve Şehircilik Bakanı’na seslenmek istiyorum. Sayın Bakan, bu bölgeyi sıradan bir yermiş gibi görerek, ihaleyle birilerini vererek burayı mahvetmenize müsaade etmeyeceğiz. Sayın Bakan’a ve ekibine tekrar seslenmek istiyorum. Tekneciler ekmek mücadelesi veriyor. Yarın siz onların ekmeğine el uzatılmasına, bu alanın mahvedilmesine yol açacaksınız.
Daha 2020 yılında aynı mücadeleyi Muçev adına yapılmaya çalışılan tahsise karşı yine aynı şekilde vermiştik. 25 haziran’daki ihalenin iptal edilmesini buradan yüksek bir sesle talep ediyoruz. Sayın Bakan, bu güzelliği görün, gelin buraya. Bu alanın özelliğini görün, sıradan bir yer olmadığını görün. ve burayı herhangi bir yermiş gibi birilerine vermeye kalkışmayın. Eğer yerinde görmüş olsaydınız, bölge halkının buradaki faaliyetine engel olacak, buraya zarar verecek bir ihalenin yapılmasına mutlaka engel olunacağını siz de görürdünüz.”
Aliye Coşar da “Kıyılardaki yaşamak zordur. Her zaman iktidarın gözü iktidarda ve sahillerde olmuştur, buradaki örnekte olduğu gibi. Bölge halkının emeğiyle, belediyenin emeğiyle yapılan bir yere niçin ihaleye çıkıyor? Burada zaten sezon 2 ay. İnsanların bir şekilde geçimini sağlarken buraların ranta açılmasını kabul etmiyoruz” diye konuştu.
Bölgenin doğal ve arkeolojik sit alanı olduğuna dikkati çeken CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, “Yani burası bir çivi bile çakılmayacak bir yer. Yine Kaş-Kekova Özel Koruma sınırları içinde kalan bir yerden bahsediyoruz. Buraya bir tesis üzere ihale edemezsiniz. Biz CHP olarak Üçağızlı vatandaşlarımızın yanındayız. Buranın onlardan alınarak ısmarlama şekilde üçüncü şahıslara peşkeş çekilmesine müsaade etmeyeceğiz. Burası yıllardır yaşayan vatandaşlarımızındır, geçim kaynağıdır” dedi.
“Kimseye alanı boş bırakmayacağız”
Demre Belediye Başkanı Fahri Duran da “Buraya talip olacakların Üçağız’la, Demre ve Antalya ile ilgili hesapları varsa biz Demre Belediyesi ve CHP olarak her zaman karşısındayız. Kimseye alanı boş bırakmayacağız. Şayet ihaleyi alamazsak, biz Üçağız halkı olarak kimseyi Üçağız sınırları içine sokmayacağız ve gerekli mücadeleyi yapacağız. Tekrar Üçağız halkını sınava tabi tutacaklarsa sınavı 25 Haziran’dan sonra göreceğiz ve bu sınavı iyi olanlar, doğru olanlar, hak edenler kazanacak” diye konuştu.
]]>Doğu Anadolu Bölgesinin sahip olduğu coğrafi ve iklim şartları sonucunda kısıtlı olan tarımsal ürün çeşitliliği ve veriminin yanı sıra, tarımsal arazi varlığının çok küçük parçalar halinde kullanılıyor olmasının tarım sektöründeki üretkenlik ve verimliliği azalttığı tespit edildi.
“Tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması gerek”
DAP Eylem Planı’nda bölgenin diğer illerine kıyasen yükseltinin daha düşük olduğu Elazığ, Erzincan, Iğdır ve Malatya illeri başta meyve ve sebze üretiminde olmak üzere önemli bir potansiyel ihtiva ettiği belirtilerek, ” DAP Bölgesinde üretilen bitkisel ürünlerin toplam tarım alanı içindeki payına bakıldığında en yüksek oran yüzde 42 ile tahıllara ait olduğu görülmektedir. Ardından diğer bitkisel ürünler (yem bitkileri, endüstri bitkileri ve tıbbi bitkiler) yüzde 25 ile karşımıza çıkmaktadır. Bölgede en düşük oranda üretilen ürünler ise, meyve, içecek ve baharat bitkileri ile sebzedir. Buradan yola çıkarak, tarla bitkileri üretiminin yaygınlaştırılması amacıyla iklim, toprak, topografya, su kısıtı ve ekim nöbeti dikkate alınarak; hangi ürünün, hangi bölgede, ne kadar üretileceği belirlenerek, tarımsal hasılayı artıracak planlı üretim yapılmalıdır.” denildi.
“Yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahip”
Kişi başına düşen bitkisel üretim değerine bakıldığında 2013 yılından 2019 yılına kadar bölgedeki tüm illerde artış sağlandığı vurgulanan araştırmada şöyle denildi, “2013 yılında en yüksek değer Erzincan ilinden elde edilirken; 2019 yılında Sivas ilinden elde edilmiştir. Bölge illerinden Sivas, tarımsal arazi varlığı bakımından en fazla alana sahip il olmakla birlikte, bitkisel üretim değerleri açısından Malatya en fazla katma değer üreten il konumundadır. Bu durumun ortaya çıkmasında Malatya’da meyve üretiminin baskın olması yatmaktadır. Bitkisel üretim verilerinden anlaşılacağı üzere Türkiye içindeki en yüksek paya sahip olan ürün kayısı ve korunga olmuştur. Bunları yonca, domates ve fiğ üretimi takip etmektedir. Diğer taraftan, bölge yem bitkileri üretiminde Türkiye’nin yüzde 70’ine sahiptir. Bölgede hayvancılık potansiyeli yüksek olduğundan yem bitkileri üretimi de yüksektir.”
“Bölgenin sebze üretimi kısıtlı”
Bölge meyveciliği irdelendiğinde Malatya ve Elazığ illerinin diğer illerden ayrıştırılarak incelenmesi gerektiği vurgulanan araştırma sonuçlarına göre, Malatya ve Elazığ illeri bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 74,6’sına sahip iken; Malatya tek başına bölgenin toplam kurulu meyve bahçesi alanının yüzde 57,1’ine sahip bulunduğu ifade edilerek, “Malatya, Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi olması itibarıyla, kuru kayısı ihracatında özel bir önemi bulunmaktadır. Türkiye yaş kayısı üretiminin yarıdan fazlasını sağlayan ilde üretim yoğun olarak kuru kayısıcılığa yöneliktir. Ancak kurutulan kayısının yaklaşık yüzde 90-95’i ihraç edilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, gerek ağaç sayısı gerekse yaş ve kuru kayısı üretim miktarları ile Malatya sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın kayısı üretim merkezi konumunda bulunmaktadır. Bölgenin sebze üretimi kısıtlıdır. Sebze üretiminin artırılması için özellikle bölge şartlarında üretimi yapılabilen sebzelerin ekimi ve uygun alanlarda örtü altı sebze üretiminin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.” İfadesi kullanıldı. – ERZURUM
]]>Fatih Sultan Mehmet Han’ın “çeşmi cihan (dünyanın göz bebeği)” olarak nitelendirdiği ve tarihi kalesi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Amasra ilçesi, tarihi, kültürü, gastronomisi, doğası ve denizi ile yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini görüyor. Kruvaziyer turizmi ile son 3 yılda 50 bini aşkın Rus turistin geldiği Amasra, son 8 günde ise nüfusunun 80 katı turisti ağırladı. 5 bin 60 yatak kapasitesi bulunan ilçedeki konaklama tesislerinde bayram tatili boyunca yüzde 100 oranında doluluk yaşandı. Yazlık ve diğer konutlarla birlikte ilçedeki konaklama ruhasatı bulunmayan toplam 8 bin 800 bağımsız bölümde de yüzde 100’e ulaşan doluluk yaşandı. Amasra Kaymakamlığı’na ait kayıtlara göre ilçeye 120 bin araç giriş çıkışı olurken, bu araçlardan 10 bini ise tur otobüs ve minibüsleri oldu. Bakir koyları, tarihi mekanları, doğayla bütünleşen güzelliklerinin yanı sıra balık ağırlıklı mutfak kültürüyle de tatilcilerin ilgi gösterdiği ilçe, günübirlikçilerle birlikte 8 günde toplamda 500 bini aşkın turisti ağırladı. Amasra’da son 6 ayda ağırlanan turist sayısı ise 1 milyon kişiyi aştı.
İlçede dizilerde ve çekilen birçok fotoğraf ve video karelerinde yer alan Kemere Köprüsü, kent müzesi, Bzotepe Adası ve Ağlayan Ağaç bölgesi turistlerin öncelikli olarak gezip gördüğü yerler oluyor. Roma döneminde inşa edilen ve UNESCO Geçici Miras Listesi’ndeki Amasra Kalesi’nin yarımada ile Boztepe Adası’nı birbirine bağlayan 5.89 metre genişliği ve 26.69 metre uzunluğundaki Kemere Köprüsü, Türkiye’nin deniz üzerindeki en kısa köprüsü olma unvanını da taşıyor. Amasra’nın tarihi çarşı ve sokaklarına da ilgi gösteren turistler, muhteşem doğa ile birlikte ilçe merkezindeki Tarlaağzı, Bozköy ve Çakraz bölgelerindeki plajlarda denizin ve güneşin keyfini sürebiliyor. Türkiye’nin doğusundan güneyine kadar her bölgesinden yerli turistin ilgisini gören Amasra ilçesi, denizi bulunmayan bölgelerin yanı sıra Ege, Marmara, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinden de gelen binlerce turiste ev sahipliği yapıyor.
Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır, Kurban Bayramı tatili öncesinde 500 bin turist beklediklerini ve gelen turist sayısının biraz üzerine çıktığını kaydetti. İlçedeki tüm kamu görevlileri ile alınan ortak tedbirlerle yarım milyon insanı sorunsuz ağırlamanın sevincini yaşadıklarını aktaran Başkan Çakır, güzel geçen hava şartları nedeniyle de gelenleri memnun uğurladıklarını kaydetti. Bayram tatilinin son gününde de ilçedeki yoğunluğun sürdüğünü ifade eden Çakır, “Kurban Bayramı öncesinde 500 bin turist bekliyorduk, gelen turist sayısı 500 bini aştı. İlçeye giriş çıkış yapan araç sayısı 120 bin olarak kaydedildi. Yoğunluğumuz devam ediyor. Son 6 ayda ise ilçemizde ağırladığımız turist sayısı 1 milyonu aştı. Yaz döneminde de en iyi şekilde misafirlerimizi ağırlamaya devam edeceğiz” diye konuştu
Bölge sakinleri Ramazan Bayramı’nda daha fazla yoğunluk yaşandığını belirtirken, bölgeye gelen ve ilçenin güzelliklerini ilk kez görenler ise hayran kaldıklarını ifade ederek, ilk fırsatta yeniden Amasra’ya gelmek istediklerini söylediler.
2023 yılında 2 milyon 200 bin turist ağırlayan Amasra’da 2024 yılı sonuna kadar 3 milyon yerli ve yabancı turisti ağırlama hedefine ulaşması için yürütülen çalışmaların da son hızıyla devam ettiği kaydedildi. – BARTIN
]]>(MARDİN) – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır ve Mardin arasında çıkan yangın bölgesinde yaptığı açıklamada, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında bulunarak, “Bugün burada acil olarak yapılması gerekenler başlığı altında sayacağımız şeyler var. Buranın acilen afet bölgesi ilan edilmesi ve afet bölgesinin gerektirdiği şekilde burada halkımızın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi birinci hedef olarak belirlenmelidir. Evet canlarımız gitti, yiten canlarımızın ailelerinin acılarını gücümüz yettiğince paylaşmaya çalışıyoruz” dedi.
DEM Partisi Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, beraberindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk, DEM Parti milletvekilleri ve çok sayıda belediye başkanıyla birlikte önceki gün Diyarbakır ve Mardin arasında çıkan yangın bölgesinde incelemede bulunarak, hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulundu.
Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı kırsal Yücebağ Mahallesi’ndeki taziye ziyaretinin ardından açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında bulundu.
İlk olarak söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yangının çıkış nedeni bir an önce araştırılması gerektiğini ifade ederek, “Yaşamını yitiren arkadaşlarımızın, canlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum. Başımız sağ olsun, Kürt halkının başı sağ olsun. Büyük bir acı ve felakettir. Çok ciddi iddialar var. Bu iddiaların kesinlikle araştırılması gerekiyor. Bölgede araştırma yapan, çalışma yürüten STK’ların ve ilgili kurumların da bu konuda hazırlamış oldukları raporlar var. Yangının DEDAŞ’ın direk tellerinin yere düşmesiyle başladığını belirtiyorlar. Görgü tanıkları da var. Bunun iyice araştırılması gerekiyor. Çünkü 14 canımızı yitirdik, hala ağır yaralı olan arkadaşlarımız, canlarımız hastanede var. Umarım sayı artmaz. Sabotaj mı dersiniz, DEDAŞ’ın direkleri mi dersiniz, bunların ivedilikle araştırılması gerekiyor. Haraç almasını bilen, elektriği kapatan ama 40-50 yıldır onarmayan, halkımızın tüm uyarılarına rağmen hala bu bölgede odun direkler kullanan DEDAŞ bu cinayetin sorumlularındandır. Bunun araştırılması gerekiyor” dedi.
‘Halkımızın yaralarını hep birlikte sarmaya çalışacağız’
Olayın takipçisi olacaklarını aktaran Bakırhan, “Bu meselenin de Türkiye kamuoyu tarafından iyi izlenmesi gerekiyor. Biz bu meselenin kesinlikle peşini bırakmayacağız. Halkımızın acısının yanında olacağız. Birlikte dayanışacağız, birlikte paylaşacağız. Halkımızın yaralarını hep birlikte sarmaya çalışacağız. Tekrar başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Acınızı paylaştığımızı belirtmek istiyorum” diye konuştu.
‘Bölge afet bölgesi ilan edilmeli ve halkımızın mağduriyeti acilen giderilmelidir’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, dayanışma çağrısında bulundu. “Bugün burada acil olarak yapılması gerekenler başlığı altında sayacağımız şeyler var” diyerek sözlerine başlayan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Buranın acilen afet bölgesi ilan edilmesi ve afet bölgesinin gerektirdiği şekilde burada halkımızın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi birinci hedef olarak belirlenmelidir. Evet canlarımız gitti, yiten canlarımızın ailelerinin acılarını gücümüz yettiğince paylaşmaya çalışıyoruz. Toplumsal dayanışmayla, kenetlenerek, bizleri doğal afetlerde ölüme terk eden sisteme karşı daha çok dayanışarak ancak bu acıları hafifletebiliriz. Bugün DEDAŞ bunun birinci sorumlularındandır. Kentlerimizdeki kent koruma oluşumlarının, ekoloji platformlarının yaptığı çalışmalar ve kesin olmayan raporlar 55 bin dekarlık alanın yandığını ve bunun 22-23 bin dekarlık alanının da ekili arazi olduğunu gösteriyor. Aynı raporlara ve yine görgü tanıklıklarının tanıklıklarına göre, yangın valiliğin ya da resmi temsilcilerin dediği gibi anız yakmadan değil elektrik tellerindeki arızalardan kaynaklanmıştır. Bu iddialar önemlidir, görgü tanıklıklarının tanıklıkları önemlidir. Yargı, görgü tanıklarını dinlemek zorundadır. Yerel ve ekoloji platformlarının hazırladığı ve daha sonra kesin olarak sunacağı raporlar bilirkişi olarak kabul edilmelidir. Bunlar önemlidir ve yargı bunu dikkate almalıdır. Yargıda gerçekten hakka, hukuka, adalete ve görgü tanıklarının gerçek tanıklıklarına göre verilecek ceza ile ailelerin ve halkımızın yüreği bir nebzede olsa soğutulur. Bugün Türkiye’nin en çok gündemde olan elektrik şirketi DEDAŞ’tır. Parlamentodaki kayıtlara baktığımızda, en fazla soru ve araştırma önergesi DEDAŞ hakkında verilmiştir. Çünkü DEDAŞ zaman zaman elektrikleri keserek halkımıza zarar vermiştir. Elektrik tellerinin tam 37 yıldır bu bölgede bakımları yapılmamıştır. Arkamızda bulunan şu incecik tahta direkler üzerine çekilmiş elektrik hatlarının bakımsızlığından bu yangınların yaşandığı aşikardır. Burada ikinci en acil talep, bu yangın silsilelerini durmak için en acil talep DEDAŞ’ın acilen bölgedeki bütün elektrik şebekesini bakım ve onarımdan geçirmesidir. Çağımıza uygun teknolojik altyapıya göre yeniden yapılandırılmalıdır. DEDAŞ bu görevi yapmadığı sürece de bundan sonra çıkacak herhangi bir yangından sonra çiftçilerimizin ve emekçilerimizin yaşayacağı zararın birinci dereceden sorumlusu olacaktır.”
‘Bu alanın meslek odaları ve bilirkişileri buraya gelmeli, raporlarını tutmalı’
DEM Parti olarak hem hukuki süreçte hem de toplumsal dayanışma bağlamında bölge halkının yanında olacaklarını ifade eden Hatimoğulları, “Belediyelerimiz zaten büyük bir görev sorumluluğuyla ve insanları yaşama bağlama aşkıyla çalışmalarını yürüttüler. Bizler de hem Ankara’da hem bölgede, hem merkezi siyasette hem de yerellerde yerel yönetimlerimizin bütün çabalarıyla değerli halklarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Acılar paylaşarak azalır. Büyük bir toplumsal dayanışmayla, yaşanan bu büyük felaketi ve acıyı hep birlikte daha da küçültmemiz mümkün. Toplumsal dayanışma ağlarımız en güçlü şekilde bölgeye gelip incelemelerini yapmalıdır. Türkiye’nin her yerinden ekoloji hareketleri, bu alanın meslek odaları ve bilirkişileri buraya gelmeli, raporlarını tutmalı, bu dayanışmayı acılı halkımızla birlikte paylaşmalıdır. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Bir kez daha başımız sağ olsun” şeklinde konuştu.
]]>
Saha Eylem Koordinasyon Hücresi (CCAT) adlı grubun lideri Christian Tein, Çarşamba günü 11 kişiyle birlikte gözaltına alındı.
Grup Mayıs ayındaki ayaklanmaları organize etmekle suçlanıyor.
Yaklaşık 300 bin nüfuslu takımadayı etkisi altına alan ayaklanmalarda ikisi polis memuru, toplamda dokuz kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi yaralandı.
Gerginlik Paris’in, bölgede 10 yıl yaşamış olan Fransızlara oy hakkı verilmesini öngören yasa tasarısını parlamentoya sunmasıyla başladı.
Teklif, bağımsızlık yanlısı, büyük oranda yerlilerden oluşan gruplar tarafından “yönetimdeki etkilerini azaltacağı” iddiasıyla eleştirildi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 13 Haziran’da yasa tasarısını askıya aldı.
Avustralya ve Fiji arasında yer alan ve yaklaşık 170 yıldır Fransa toprağı olan Yeni Kaledonya’nın başkenti Noumea Başsavcısı Yves Dupas, Christian Tein’in “organize suç” olayları nedeniyle gözaltına alındığını söyledi.
Gözaltına alınan diğer kişiler arasında CCAT iletişim şefi Brenda Wanabo da bulunuyor.
AFP haber ajansına konuşan Wanabo’nun avukatı Thomas Gruet, “Müvekkilim kendisini burada bulacağını hiç düşünmemişti. Son derece şaşırmış durumda. Kendi gözünde o sadece bir aktivist” dedi.
Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin CCAT’ı “mafya tarzı bir örgüt” olarak tanımlıyor.
CCAT ise takımadadaki çatışmalardan sorumlu olmadığını savunuyor.
Fransa, Mayıs ayı boyunca Noumea’daki uluslararası havaalanının geçici olarak kapattı ve olaylara müdahale etmek üzere yaklaşık 3.500 güvenlik gücü personelini bölgede görevlendirdi.
Ne olmuştu?
Yeni Kaledonya’da oy kullanma hakkı şu anda yerli Kanaklar ve 1998’den önce Fransa’dan gelenlerle sınırlı.
Planlanan yasa değişikliği, en az 10 yıldır Yeni Kaledonya’da bulunanlar da dahil olmak üzere daha fazla Fransız vatandaşının oy kullanabilmesini sağlamayı öngörüyor.
Birçok Kanak siyasi güçlerinin azalacağından endişe ediyor ve gelecekte bir bağımsızlık referandumu yapmanın daha zor hale geleceğinden korkuyor.
Mayıs ayında mağazaların yağmalandığı ve kamu binalarının kundaklandığı olaylar sırasında Fransa Başbakanı Gabriel Attal olağanüstü hal ilan etti.
Bu Yeni Kaledonya’nın 1980’lerden bu yana yaşadığı en büyük iç çatışma.
Fransa Yeni Kaledonya’yı 1853’te sömürgeleştirdi ve 1946’da Kanaklara haklar tanıyarak burayı denizaşırı bir bölge haline getirdi.
Fransa ile Yeni Kaledonya arasındaki 1998 tarihli Noumea Anlaşması’nda Paris bölgeye daha fazla siyasi özerklik verme ve seçmen listesini o dönemdeki yerleşik halkla sınırlı tutma sözü vermişti.
Yani 1998’den bu yana bölgedeki seçmen listeleri güncellenmedi. Bu da adaya yeni yerleşenlerin oy kullanamaması anlamına geliyor. O tarihten bu yana adaya 40 binden fazla Fransızın yerleştiği tahmin ediliyor.
Yerli halk, adaya sonradan yerleşenlerin oy kullanmasının Fransa yanlısı politikalara destek sağlayacağını savunuyor.
1998’deki anlaşmadan sonra bölgede üç kez bağımsızlık referandumu yapıldı. İlk ikisini bağımsızlık karşıtları az farkla kazanırken, Aralık 2021’de yapılan son referandum, Covid nedeniyle erteleme talepleri kabul edilmeyen bağımsızlık yanlısı partilerce boykot edildi ve bu referandumdan da bağımsızlık kararı çıkmadı.
Bugün Yeni Kaledonya nüfusunun yaklaşık 112 binini yerel Kanak topluluğu oluşturuyor.
]]>GAZZE’DE HER YERDEN DUMAN YÜKSELİYOR
Savaşı sona erdirecek 3 aşamalı ateşkes teklifi masada dururke İsrail topçuları ve savaş uçakları Deyr el-Belah’ın doğusu ile Bureyc ve Megazi mülteci kamplarının yanı sıra Nusayrat Mülteci Kampı’nın orta bölgesi, batısı ve doğusundaki çeşitli bölgelere saatlerce şiddetli ve yoğun saldırılar düzenlemeye başladı. Gazze Şeridi’nin merkezinin hemen her bölgesinden bombalama sonucu yoğun dumanlar yükseliyor.
Görgü tanıkları İsrail askeri araçlarının “Ani şekilde” Nusayrat Mülteci Kampı’nın doğu ve kuzeybatı bölgelerine girerek kampın birçok bölgesini hedef alan şiddetli top atışları gerçekleştirdiğini belirtti.

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI HAREKET EDEN HER ŞEYİ VURUYOR
Sağlık görevlilerinin verdiği bilgiye göre, İsrail insansız hava araçları Nusayrat Kampı semalarında yoğun şekilde uçuyor ve kampın yollarında hareket eden herkese ateş açarak çok sayıda ölüm ve yaralanmaya neden oluyor.
“SOKAKLARDA CANSIZ BEDENLER VAR”
Gazze’deki Medya Ofisi’nin yaptığı açıklamada “İsrail işgal ordusu, Nuseyrat kampına barbar ve acımasız bir saldırı başlatıp doğrudan sivilleri hedef aldı. Sokaklarda onlarca cansız beden ve yaralı var. Bombardımanın yoğunluğu nedeniyle ambulanslar ve sivil savunma ekipleri bölgeye ulaşamıyor” ifadelerine yer verildi.
İşgal ordusu onlarca savaş uçağı, drone ve helikopterle saldırı başlatırken aynı zamanda tanklar sivillerin evlerini bombalıyor.
TEK HASTANE ZOR KOŞULLAR ALTINDA
Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi, “El Aksa Hastanesi’nin kurtarılması için uluslararası topluma acil çağrı” yaptı. Hastanenin faaliyetlerini sürdürebilmesi için tıbbi malzemeye ihtiyacı olduğu vurgulandı.
El Aksa Şehitleri Hastanesi bölgedeki tek hastane olup şu anda sadece bir elektrik jeneratörüyle çalışmayı sürdürüyor. Hastane, binlerce kişiye hizmet veriyor ve bu kadar çok sayıda can kaybı ve yaralıyı barındıramıyor.

ACİL MÜDAHALE ÇAĞRISI
Açıklamada yaralılar için, “Haftalardır dolu olan bu hastanenin rahatlatılması ve bölgedeki sağlık durumunun iyileştirilmesi için uluslararası topluma, Birleşmiş Milletler kuruluşlarına ve tüm uluslararası kuruluşlara acilen müdahale etme çağrısında bulunuyoruz” ifadeleri kullanıldı.
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
İsrail’in Nuseyrat’a ve bölge geneline yönelik saldırısının kınandığını vurgulanan açıklamada, “Sivillere, çocuklara, kadınlara ve evlere yönelik bu saldırıyı kınıyoruz. Onlarca masum sivilin kanı döküldü. Uluslararası toplumdan ve tüm uluslararası kuruluşlardan İsrail işgalinin sürdürdüğü bu vahşi saldırıyı, soykırım savaşını acilen durdurmalarını talep ediyoruz” denildi.
İsrail ordusu, 2 gün önce Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş binlerce Filistinli sivilin sığındığı Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) ait bir okulu hedef almış, 40 kişi hayatını kaybetmişti.
HAMAS LİDERİ HANİYE: DİRENİŞ DEVAM EDECEK
Hamas Siyasi Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İsrail’in Gazze Şeridi’nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı ve çevresindeki bölgelere gerçekleştirdiği yoğun saldırının ardından açıklamalarda bulundu.
Haniye, “Halkımız teslim olmayacak ve direniş (Hamas), bu cani düşman karşısında haklarımızı savunmaya devam edecek. Eğer (İsrail) işgal, kendi tercihlerini bize zorla kabul ettirebileceğine inanıyorsa bunun bir hayal olduğunu anlamalıdır” ifadelerini kullandı. Haniye, Hamas’ın Filistin halkının güvenliğini sağlamayan hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğini vurguladı.
ÖLÜ SAYISI 37 BİN KİŞİYE DAYANDI
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 517’si çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 36 bin 731 Filistinlinin öldürüldüğünü, 83 bin 530 Filistinlinin yaralandığını bildirmişti.
]]>Siirt’te düzenlenen deprem sempozyumlarına katılan Moriwaki, AA muhabirine, Türkiye’deki fay hatları hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Doğu Anadolu Fay Hattı’nın Elazığ, Kahramanmaraş ve Hatay’dan Adana ve sonrasında Kıbrıs’a uzandığını belirten Moriwaki, “Kıbrıs’ta 7 civarında (büyüklüğünde) deprem olabilir. Kıbrıs bu konuda tehlikeli bölgelerden. Bu bölgenin birinci olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu.
Yoshinori Moriwaki, şöyle devam etti:
“Türkiye’de deprem domino taşı gibi sıra sıra gidiyor. Bingöl- Karlıova, Muş ve Bitlis ise ikinci bölge. Üçüncü bölge ise Ege tarafı. Ege tarafında çok ince ve kısa fay hatları var. Onun için fazla büyük depremler olmuyor ama sık sık oluyor. Dördüncü bölge ise Marmara Bölgesi. 1999’da Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kuzey kolunda Gölcük’te meydana gelen deprem Yalova’yı da etkiledi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda kabaca 8 fay hattı bulunuyor. Marmara Bölgesi’nde fay hatlarından biri kırıldığında 6,8 büyüklüğünde, birkaçı beraber kırılırsa 7 büyüklüğünde deprem olabilir.”
Moriwaki, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin biriken büyük bir enerjiyi boşaltması nedeniyle bölgede büyük bir deprem beklenmediğini ifade etti.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin yumuşak zemine sahip Hatay’ı da etkilediğini hatırlatan Moriwaki, Kıbrıs tarafında denizde bir deprem meydana gelmesi durumunda buranın zeminden kaynaklı tekrar etkilenebileceğini belirtti.
Yoshinori Moriwaki, Doğu Anadolu Fay Hattı’nın ilerisinde bir deprem riski bulunduğunu fakat bunun için zaman vermenin mümkün olmadığını söyledi.
“Özellikle 2000 yılından sonra yapılan binalar genel olarak iyi”
Deprem gerçeğinin kabul edilip, hazırlıklı olunmasının önemine değinen Japon uzman, depreme hazır olunması durumunda hasarın büyük ölçüde önlenebileceğini kaydetti.
Ev alacak veya kiralayacak kişilere de nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda önerilerde bulunan Moriwaki, şunları söyledi:
“Önce zemin iyi mi kötü mü? Bunu internette de bölge olarak görebilirsiniz. Zemin iyiyse deprem hızlı gidiyor, sallantı fazla olmuyor. Yumuşak ise kötü. 1999’da İzmit’te deprem oldu, İstanbul’da fazla sıkıntı yok ama uzaklığına rağmen Avcılar’da binalar çok çöktü çünkü yumuşak zemin. İkincisi ruhsat var mı, iskan var mı? Yani izin alınan bina mı? İzin alınmamış ise ne yapıldığı belli değil. Malzemeden mi çalındı, kötü malzeme mi kullanıldı, belli değil. Üçüncü olarak da 2000 yılından önce mi sonra mı inşa edilmiş çünkü 1999’da yönetmelik değişikliği oldu. Özellikle 2000 yılından sonra yapılan binalar genel olarak iyi. Mutlaka zeminin sondajı, kontrolü yapılsın, zemin kötüyse iyileşme yapılsın denildiği için 2000’den sonraki binalar iyi diyebiliriz.”
“Kentsel dönüşüm yapmak lazım”
Japon uzman, depreme hazırlıklı olunması için ihtiyaca göre kentsel dönüşüm ya da güçlendirme yapılması gerektiğini belirtti.
Moriwaki, “Kolonlara bakacaksın. Betonun içindeki donatı pas olunca bu şişiyor, betonu parçalıyor. Yani deprem olunca bina çökebilir. Belediyelerce kentsel dönüşüm yapmak lazım. Binalarda yaşayanların da dönüşüm için izin vermesi lazım. Güçlendirme yapılabilecek binalar da var.” diye konuştu.
]]>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin (GAİB) yaptığı yazılı açıklamaya göre bölgenin ihracatı Mayıs ayında 1 milyar doların üzerine çıktı. Bölgenin ihracat üssü Gaziantep’in Mayıs ayı ihracatı ise 902 milyon dolar oldu. Gaziantep, en çok ihracat yapan iller arasında ise 6. sırada yer aldı.
Bölgenin ihracatı geçtiğimiz yılın Mayıs ayına göre yüzde 4,8 artarak 1 milyar 47 milyon 712 bin dolar oldu. 186 ülkeye ihracat yapan bölge ihracatçılarının en fazla ihracat yaptığı ülkeler sırasıyla Irak, ABD, Suriye, Birleşik Krallık ve Almanya oldu. Bu dönemde bölgede en fazla ihracat yapılan ürünler ise makine halıları, pastacılık ürünleri, plastikler ve mamulleri, kumaşlar, iplikler, değirmencilik ürünleri, bitkisel yağlar, diğer gıda müstahzarları, ağaç ve orman ürünleri ile demir-çelik mamulleri oldu.
İhracatta bölgede önemli bir yer edinen Gaziantep, Mayıs ayında ihracatını bir önceki yıla göre yüzde 3,7 oranında artırarak 902 milyon 26 bin dolar şeklinde gerçekleştirdi. Bu rakamlarla bölgeden ve Gaziantep’ten en yüksek Mayıs ayı ihracatı kayda alınmış olundu. Bölgedeki diğer illerin Mayıs ayı ihracatı ise şu şekilde: Kahramanmaraş 99,4 milyon dolar, Mardin 87,4 milyon dolar, Malatya 30,1 milyon dolar, Şanlıurfa 28,1 milyon dolar, Diyarbakır 22,6 milyon dolar, Kilis 8,5 milyon dolar, Adıyaman 4,0 milyon dolar.
Mayıs ayı ihracat rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, “Küresel ve yerel ölçekteki ekonomik ve diğer anlamdaki tüm zorluklara rağmen bölge ihracatçımız yeniden 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı. Burada bizim temel hedefimiz önce 2022 seviyesine ulaşıp o rakamları stabil hale getirmek sonrasında da ekonomide sağlanacak istikrarla birlikte ihracatımızı daha da ileri seviyelere taşımaktır. İhracatçılarımız, devletimizden birçok alanda destek bekliyor. Biz ülkemize döviz kazandırıyoruz. Katma değerli üretim yapan, döviz kazandıran sektörlere yönelik çeşitli destek mekanizmalarının ortaya koyulması gerekiyor. İşçilik maliyetlerimiz, enerji maliyetlerimiz ve bazı kalemlerdeki üretim maliyetlerimiz rekabet ettiğimiz ülkelere göre bir hayli yüksek. Kamu otoritelerinin, alacakları kararlarda ihracatımızın sürdürülebilirliğini koruma konusunu önceliklendirmesini bekliyoruz” dedi.
“İhracatı bir bütün olarak ele alıyoruz”
Konuşmalarında birlik faaliyetlerine de değinen Kileci, “Tekstil Birliğimiz ve Halı Birliğimizde tasarım yarışmaları süreçlerimizi devam ettiriyoruz. Bu kapsamda Doku Kumaş Tasarım yarışmamızı gençlere anlatmak için bu ay boyunca bir dizi Üniversite Sanayi Sektör Buluşması düzenledik. İzmir, Denizli, Uşak, Isparta ve Çanakkale illerindeki üniversiteli gençlerle bir araya gelerek onlara Doku’yu, tekstil sektörünü anlattık. Halı Tasarım yarışmamızın 1. Jüri değerlendirmesini yaptık. X. Makine Halısı Tasarım yarışmasında yarı finale kalan öğrenciler ve Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyan öğrencilerimizi Gaziantep’te gerçekleştirilen Halı fuarına davet ettik. Aynı zamanda öğrencileri üretim tesislerimizde ağırladık. Tekstil Birliğimizce yürüttüğümüz Yeşil Yetenekler eğitimimizi tamamladık. Hububat Birliğimiz ise Venezuela’dan gelen heyeti Birlik Binamızda ağırladı. Görüşmelerde yakın zamanda yapacağımız Venezuela- Panama ticaret heyetinin detaylarını görüştük. Aynı zamanda Hububat Birliğimiz Irak’ta çeşitli temaslarda bulundular. Kuru Meyve Sektör Kurulunun Hindistan pazarında yürütülecek olan tanıtım çalışmalarını konu alan Turquality toplantısına Kuru Meyve Birliğimizce katılım sağlandı. Yüz yüze eğitimlerimizi sürdürdük. Gördüğünüz gibi ihracatı bir bütün olarak ele alıyor, her alanda var olmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımıza her gün bir yenisini daha ekleyerek ihracat serüvenimize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – GAZİANTEP
]]>TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük faydalar sağlayacağını vurguladı. Başkan Öztürk; raporun, Marmara Sanayi Bölgesi’ndeki İstanbul, Kocaeli ve Bursa illerini içeren sanayi tesislerinin önemli bir kısmının Orta Anadolu Sanayi Bölgesi’ndeki Aksaray, Ankara, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat illerine taşınmasının detaylı analizini içerdiğini ifade etti. Başkan Öztürk, “Marmara Sanayi Bölgesi, Türkiye ekonomisinin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu bölgenin doğal afetler ve diğer risklere karşı kırılganlığı, ülkenin ekonomi güvenliğini de etkiliyor. Ayrıca, nüfus yoğunluğunun ve sanayileşmenin oluşturduğu çevresel kirlilik ve trafik sorunları, Marmara Bölgesi’nin taşıma kapasitesini zorluyor. Sanayi tesislerinin Orta Anadolu’ya taşınması, bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmaya ve adaletli gelir dağılımına katkı sağlayacak. Raporda, bu yükün azaltılmasıyla bölgenin ticaret ve sanayi sürdürülebilirliğinin artacağının da altı çiziliyor” dedi.
Marmara Sanayi Bölgesi’nin Orta Anadolu’ya taşınmasının uzun vadeli ekonomik ve çevresel faydalar sağlayarak, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunacağını belirten Başkan Öztürk, “Orta Anadolu’daki şehirlerin mevcut altyapısı ve sanayicilerin deneyimleri, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına uygun bir ortam sağlıyor. Orta Anadolu, geniş arazi imkanları, ulaşım altyapısının gelişmişliği ve iş gücü potansiyeliyle sanayinin yeniden yapılandırılması için ideal bir bölge olarak öne çıkıyor. Bölgedeki sanayi faaliyetlerinin artması, yerel ekonominin canlanmasına, işsizlik oranlarının düşmesine ve bölgesel kalkınmanın hızlanmasına imkan tanıyacak” şeklinde konuştu.
Başkan Öztürk, “Raporda, ülkenin ekonomik ve demografik yoğunluğunun tek bir bölgede konumlandırılması ve planlanmasının getirdiği risklerin detaylı analizi yer alıyor. Alt yapının geliştirilmesi, lojistik bağlantıların sağlanması ve sanayinin taşınması gibi kritik adımlar içeren bu stratejik dönüşüm, Türkiye’nin ekonomik yapısını daha dengeli ve sürdürülebilir bir temele oturtarak hem ekonomik hem de çevresel açıdan uzun vadeli faydalar sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Başkan Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir yol haritası sunduğunu kaydederek, “TOBB Başkanımız M. Rifat Hisarcıklıoğlu, 80. Genel Kurul’da rapordan önemli alıntılar yaparak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve genel kurul üyelerine de konunun önemini aktardı. ‘Orta Anadolu hattında yeni bir sanayi havzası kurmalıyız. Bu dönüşümün Türkiye’yi geleceğe taşıyacak tarihi bir adım olacağına inanıyoruz’ şeklinde konuya ve raporumuza verdiği önemi gösteren başkanımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu. – KONYA
]]>ŞIRNAK’ın Silopi ilçesinde Cudi Dağı bölgesinde 1 hafta önce Anadolu parsı ile sırtlanın karşı karşıya geldiği anların, termal kameraya yansımasıyla ilgili olarak Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kılıç, “Sırtlanın ve Anadolu parsının aynı karede görülmesi iyi bir fırsat oldu. Ülkemiz büyük bir potansiyele sahip, Afrika’nın o vahşi ormanları, stepleri gibi alanlar, bölgemizde var. Cudi Dağı çok önemlidir. Bitkisel, hayvansal çeşitlilik burada zirvededir diyebiliriz. Ama maalesef yeterince araştırılmamış. Bu bölgelerin koruma altına alınması lazım. Koruma altına alındığı zaman uzun yıllar boyunca biz bu nadide türleri görme şansına sahip olacağız. Böylesine nadide türler ülkemizin pek çok yerinde var ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi bu bakımdan çok zengin” dedi.
Silopi ilçesi Cudi Dağı bölgesinde, 1 hafta önce Anadolu parsı ve sırtlan karşı karşıya geldi. O anlar, termal kameraya yansıdı. Silopi Kaymakamı Cihat Koç da o anları sosyal medya hesabından paylaştı. Görüntülerde Anadolu parsının yüksek bir yere çıkıp sırtlanı seyrettiği ve saldırı pozisyonu aldığı, sırtlanın da Anadolu parsına baktığı görüldü. Konu ile ilgili Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kılıç, bölgenin geniş biyoçeşitliliğe sahip olduğunu ifade ederek, “Fotokapanların son yıllarda pek çok mekana takılması bize büyük bir fırsat sundu. Çok nadide türleri, leopar gibi, sırtlan gibi türleri kayda alabildik. Son tespitlerde termal kamerayla sırtlanın ve Anadolu parsının aynı karede görülmesi iyi bir fırsat oldu. Büyük bir tesadüf. Ama bu tesadüf aslında bilim insanları tarafından detaylı biliniyor” diye konuştu.
‘BİYOÇEŞİTLİLİĞİN OLDUĞU YERDE SALGIN HASTALIKLAR OLMAZ’
Bölgenin çok zengin bir tür çeşitliliğine sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kılıç, “Bu alanların daha da araştırılmasıyla çok nadide türlerin bol miktarda olduğunu görebileceğiz. Ama buraların korunması lazım. Fotokapanlar pek çok yere yerleştirildi fakat termal kamerayla tespit olursa daha fazla türü görme şansımız olacak ve tespit edilen türlerle bölgede koruma faaliyetleri desteklenir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde pek çok bakir bölge var. Mesela Cudi Dağı çok önemlidir. Bitkisel, hayvansal çeşitlilik burada zirvededir diyebiliriz. Ama maalesef yeterince araştırılmamış. Termal kamera veya fotokapanlar ve araştırıcılar desteklenecek olursa bu alanda birçok fazla türü görebiliriz. Bu bölgelerin koruma altına alınması lazım. Koruma altına alındığı zaman uzun yıllar boyunca biz bu nadide türleri görme şansına sahip olacağız. Biyoçeşitliliğin olduğu yerde salgın hastalıklar olmaz. Bu yüzden bizim tabiatı tanıyıp korumamız lazım” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE YABAN HAYATI BAKIMINDAN AFRİKA GİBİ BİR POTANSİYELE SAHİP’
Türkiye’nin yaban hayatı bakımından Afrika ülkeleri gibi büyük bir potansiyele sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kılıç, “Ülkemiz büyük bir potansiyele sahip. Afrika’nın o vahşi ormanları, stepleri, o gizemli alanları bölgemizde var. Peki, ülkemiz yeterince araştırılıyor mu? Çok büyük bir ülke, çok farklı özellikleri olan bölgeler var. Buraların detaylı bir biçimde araştırılması lazım. Memeli hayvanlar, kuşlar, sürüngenler, böcek türleri, bitki türleri çok nadide dünyada olmayan endemik türler ülkemize var. Bunları korumamız lazım. O da araştırmayla, tanıtmayla olur. Son zamanlarda ters laleleri artık pek çok yerde görebiliyoruz. Böylesine nadide türler ülkemizin pek çok yerinde görülüyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi bu bakımdan çok zengin. Buraların desteklenmesi lazım. Araştırıcıların donanım ve personel yönünden, asistanlar yönünden desteklenmesiyle çok daha iyi sonuçlar alınabilecektir. Vatandaşlarımız da bu çalışmalara gönüllü olarak destek veriyorlar. Bizim onları bilgilendirmemiz lazım. O zaman el birliğiyle çok daha iyi sonuçlar alma şansımız var. Maalesef biz neye sahip olduğumuzu bilmiyoruz. Biyoçeşitlilik, habitat çeşitliliği, tabiat güzelliklerimiz var. Çünkü ortaya çıkartılmamış, özellikleri belirlenmemiş pek çok bakir bölgemiz var. Bunları tanıtacak olursak hem bölge halkı hem de ülkemiz pek çok imkanlara kavuşabilecektir” dedi.
]]>(YOZGAT)- Yozgat’ta önce don sonrasında da yaşanılan kuraklık, üzüm bağları ve meyve ağaçlarına ciddi oranda zarar verdi. Bağ yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda uzman olan Prof. Dr. Emine Sema Çetin, “Bu bölge gibi kurak bir ekolojide bizim bağ tesis ederken mutlaka anaçların kurağa dayanıklı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.
Ekonomisi tarımsal üretime bağlı olan Yozgat’ta bu yıl birçok tarım ürünü soğuk, sıcak, dolu, kuraklık gibi nedenlerden zarar gördü. Son yağışların neden olduğu sel, ekili alanlara ciddi zarar verdi. Soğuk havanın ardından hava sıcaklıklarının artması, sonrasında da kapalı bir hava durumunun yaşanması beraberinde ürünlerde hastalıklara neden oldu, zararlıların popülasyonu arttı. Havanın sürekli değişkenlik göstermesinden meyve bahçeleri ve üzüm bağları da olumsuz etkilendi.
Yozgat’ın Bahçecik köyünden Seyit Yolcu, “Üzüm bağlarımızdaki sorun soğuk. Soğuk bu hale getirdi. İlacını zaten ilacını, gübresini verdik, budamasını yaptık, kükürdünü verdik ama kurudu. Tekrardan bu şekil yeşeriyor. Cevizler de aynı. Tamamen meyveler döküldü. Orada komple kayısılar yerde. Önce soğuk vurdu, sonradan da güneşi görünce dökülmeye başladı. Kuraklıktan dolayı dökülmeye başladı” dedi.
“Mevcut bağlara baktığımızda hepsi yaşlı, verimden düşmüş bağlar”
Bağ yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda uzman olan Yozgat Bozok Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçelikleri Bölümünden Prof. Dr. Emine Sema Çetin, bölgede bulunan üzüm bağlarında görülen olumsuzlukların tek kaynağının kuraklık olmadığını, bağların çok yaşlı olmaları nedeniyle veriminin de düşük olduğunu bildirdi. Çetin, şöyle konuştu:
“Bölgemiz aslında çok eskiden ciddi anlamda bağcılığın yapıldığı bir bölge. Çok yakınımızda olan Hattuşa’daki kazılarda, kazılarla elde edilmiş materyallere baktığımız zaman burada ciddi bir bağcılık kültürü olduğunu görüyoruz. Üreticilerimize sorduğumuzda; iyi miktarda ürün aldıklarını söylerler ama aslında biz bağcılıkta bir dekardan yaklaşık iki tonun altına düşmemesi gerektiğini söyleriz. 300- 400 kilo alan üreticimiz dahi iyi bir ürün aldığını söyler. Ne yazık ki bu ortalamanın çok çok altındadır. Yozgat’ın şu anda en büyük sorunu bağların yaşlı olması, verimden düşmüş olması.”
“Anaçların kuraklığa dayanıklı olması gerekir”
Yozgat’ında yer aldığı İç Anadolu bölgesinin en fazla yağışı mayıs ayında alıp, ardından da kurak bir dönemin yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, “Bizim bağcılıkta en büyük problemimiz filoksera adında bir zararlıdır. Bu tüm dünya bağlarına bulaşmış durumdadır. Bunun tek çözümü, Amerikan asma anaçları üzerine aşılı fidanları kullanmaktır. Yerli bağlarımız, Vitis vinifera türü bu bölgelerin kendi türüdür, bu bölgeye adapte olmuş bir türdür. Dolayısıyla bu bölge gibi kurak bir ekolojide bizim bağ tesis ederken mutlaka anaçların kurağa dayanıklı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor çünkü Yozgat bölgesi, İç Anadolu Bölgesi en fazla yağışı mayıs ayında alıyor ve arkasından kurak bir dönem geliyor. Bölgemizdeki bağlar verimden düşmüş bağlar. Dolayısıyla en ufak bir problemi ciddi anlamda hissedeceğimiz bağlar. Tolere edemiyor, artık yaşlandığı için bu bağlar. O yüzden biz üreticilerimizi yeni bağ tesis edecek üreticilerimizi mutlaka aşılı fidanlarla bağ tesis etmesini tavsiye ediyoruz” dedi.
]]>Sudani, Irak’ın başkenti Bağdat’ta AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Iraklı lider, Türkiye-Irak ilişkilerinde son dönemde ön plana çıkan Kalkınma Yolu Projesi ve bölgesel etkileri, terör örgütü PKK’yla mücadelede iki ülke arasındaki ortak vizyon, Irak’ın gereken ilgiyi görmeyen ancak büyük bir potansiyel vadeden doğaz gaz zenginlikleriyle ilgili planları ve Türk şirketlerinin rolü, ikili ticaretin artırılması çabaları ve Irak petrolünün Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaşması gibi konularda değerlendirmede bulundu.
***
Soru: Kalkınma Yolu Projesi, küresel ölçekte ilgi çeken bir girişim haline geldi. Projenin bölgesel kalkınma ve barış açısından katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelinen nokta hakkında bilgi verir misiniz?
Her şeyden önce tarihi açıdan asırlar boyunca Doğu ile Batı arasındaki ticarette, Irak’ın rolüne bakmamız gerekiyor. Yüzyıllar boyunca, tarih öncesi asırlardan beri desem abartmış olmam, Mezopotamya, çeşitli ticari kafilelerce ticaret yapmak için tercih edilen bir güzergah olmuştur. Kafileler Mezopotamya’nın kent ve kasabalarından geçerek bu güzergahı kullanmıştır. Kalkınma Yolu, temelde bu tarihi misyonun restorasyonu olup, ( Basra’daki) Faw Limanı’nı Türkiye sınırına bağlamaktır. Bu proje, mevcut piyasa dengeleri ve uluslararası ticaret hareketlerine göre, Irak ve Türkiye toprakları üzerinden Doğu ile Avrupa’ya birbirine bağlıyor.
Bu bölge çatışma ve gerilim nedeniyle dalgalanmaları da yaşıyor. Bu da ortak çıkar ve menfaatleri kapsayacak projelere odaklanma çabasını gerekli kılıyor. Kalkınma Yolu, yolun her bir tarafında yol üzerindeki ticareti güçlendirecek yeni sanayi kentleri kurulmasına olanak sağlayacak. Bu yılın sonlarında Faw Limanı’nın ilk rıhtımlarının açılışını yapacağız ve Kalkınma Yolu koridoru üzerinden ilk ürün akışı başlayacak. Tüm ekonomik göstergeler ve fizibilite çalışmaları bu koridorun mevcut rotalar arasında en uygun maliyetli ve en hızlı koridor olduğuna işaret ediyor. Projenin bir alternatif olduğunu iddia etmiyoruz, ancak bölgesel ve uluslararası ticaretin gerçekten de Kalkınma Yolu’na ihtiyacı var. Bu proje, örtüşen çıkarları ve ekonomik sürdürülebilirlik faktörlerini birbirine bağlıyor ve güçlendiriyor.
Soru: Terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığıyla mücadelede iki ülke nasıl bir işbirliği yürütüyor?
PKK’nın 80’li yıllardan beri burada varlık gösterdiği ve hangi koşullarda var olduğu malum, tıpkı bunun neden olduğu gerginlik ve çatışmanın nedenlerinin bilinmesi gibi. Bu konunun köklü bir şekilde çözülmesi konusunda yeterince çaba gösterilmedi. Biz PKK ya da herhangi bir tarafa yönelik tutarlı ilkeler çerçevesinde yaklaşıyoruz. PKK unsurlarının varlığı, bireysel mülteciler adı altında ortaya çıkmaya başladı. Bizim anayasamız, Irak topraklarının komşu ülkeleri hedef alacak her bir silahlı gruba alan olmasını yasaklıyor. Bu yüzden de milli güvenlik açısından Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nde çıkardığımız kararla PKK’ya bağlı tüm yapıları yasaklı olarak ilan ettik. Bunun yanında Mahmur Kampı konusunda düzenleyici önlemler aldık, kamp sakinleri ile ilgili isim, kayıt ve tüm bilgileri yeniden güncelledik. Bu tutumu, bir tek Türkiye’ye yönelik değil herhangi bir komşu ülkeyi hedef alacak tüm örgütlere uygulayacağız. Eskiden beri gelen problemlerin büyümesine izin vermenin kimsenin faydasına olmayacağını kabul etmemiz önemli. Bölgenin güvenliğini tehdit eden silahlı grupların faaliyetlerine izin vermek kimsenin çıkarına değildir. Bölgenin siyasi, ekonomik ve diğer sorunları aşması için istikrara ihtiyacı var.
Soru: Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin artırılması için taraflar hummalı bir çalışma içinde. Gündeminizde ne tür adımlar var?
Türkiye ile ikili ticaretin hacmini arttırmanın yolu dikey genişleme ile mümkün. Ancak, bunu bir de yatay olarak genişletmek istiyoruz. İşte bu, yeni Kalkınma Yolu Projesiyle gerçekleşebilir. Hedef, iki ülke arasındaki ticaretin yatay olarak gelişmesi, bununla beraber ortak çıkarların oluşması. Deneyimler ve yakın tarih, bir ülkenin komşu ülkelerinden yalıtılmış biçimde gelişiminin, belirsizlik ve muhtemel çatışmalarla dolu olabileceğini ortaya koyuyor. Bu yüzden iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılmasına odaklanıyoruz. Böylece Türk kardeşlerimizle uzun vadeli istikrara dayalı ortak çıkarlar gelişir. Ayrıca yardımlaşma ve geleceğe yönelik en önemli yatırımlardan biri olan tarım sektörüne odaklandık. Yakın zamanda bu alanda, Türk şirketlerinin katılımıyla önemli mesafeler kat edeceğimizi göreceğiz.
Soru: Irak’ın doğal gaz konusunda güçlü potansiyeli var. Nasıl bir yatırım planınız var?
Doğal gaz yatırımı, Irak için stratejik bir seçenektir. Milli zenginlikler ve kalkınma planlarını en iyi şekilde halkın hizmetine sunmak gerekiyor. Doğal gazın sahada (teknik gereklilik nedeniyle) bu şekilde yakılması durmalı. Bu şekilde olması bir yandan milli serveti heba ediyor diğer yandan da çevreye de zarar veriyor. Doğal gazdan faydalanmak için özel lisanslar çıkardık. Irak’ın gelecek 3 yıl içinde doğal gaz üretiminde kendi kendine yetebilecek bir seviyeye ulaşmasını planlıyoruz. Irak gelecek 5 yıl içinde doğal gaz pazarında önemli konumda yer almayı planlıyor. Bu önemli maddeden elektrik üretiminde kendimize yeter hale geleceğiz. Doğal gaz, petrokimya sanayinde büyük bir öneme sahiptir. Biz de bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu sektörde çalışmak isteyen tüm uzman ve köklü şirketlere kapımız açıktır. Ayrıca bölge ülkelerinin şirketlerini de bekliyoruz. Çünkü doğal gaz yatırımıyla birlikte bu şirketler başka alanlarda da yatırım yapacaktır. Bu durumda doğal gazın üretiminin ve yatırımının, Irak’ın kalkınması için alternatif kaynak anlamına geldiğini anlamamız gerekiyor. Doğal gaz alanı ve diğer yatırımlarda da Türk şirketlerini ve başka dost ülke şirketlerini görmek istiyoruz.
Soru: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Bağdat ziyaretinde iki ülke arasında 26 mutabakat zaptı imzalandı. Irak petrolünün Türkiye üzerinden ihracıyla ilgili durumu da değerlendirdiniz. Mevcut durum hakkında bilgi verir misiniz ve ayrıca Basra petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınma imkanı var mı? Bu konu gündeminizde mi?
Irak Kürdistan Bölgesi’nden çıkarılan Irak petrolünün sevkiyatının durdurulması tabi ki Irak için zarardır ve bu kayıp Irak Kürdistan Bölgesi’nin kentlerinin kalkınmasını desteklemek ve Irak ekonomisini güçlendirmek için kaçırılmış bir fırsattır. Bunun çözümü için makbul olan bazı çözümler ve yasal düzenlemeler önerdik. Ancak bunun çözümü yasal prosedürlere bağlıdır. Irak Petrol Bakanlığı’nın bildirisine ve Irak federal genel bütçe yasasına göre, bir varil petrolün çıkarılmasının maliyeti 8 dolardır. Ancak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanlığı, oradaki şirketlerle yaptığı sözleşmede her bir varil petrolün yer altından çıkarılmasının maliyetini 26 dolar olarak belirliyor. Bunun için yeni bir yasa düzenlemesini ya da bu şirketlerle yapılan sözleşmelerde değişiklik yapılmasını önerdik. Şirketlerin çalışmalarını durdurma kararı, federal Irak hükümetinden değil bu şirketlerin bir çözüm beklemesinden kaynaklanmakta. Bu nedenlerde, Irak’ın haklarını ve Irak halkının servetini garanti altına alan yasal bir çözüme ulaşmak için daha fazla çabaya ihtiyaç var. Basra petrolünün, Türkiye limanları üzerinden Akdeniz’e gönderilmesi konusunda ise şu anda çalışılıyor ve ekonomik fizibilite planının oluşturulması büyük önem taşıyor.
Soru: Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın ziyareti esnasında, Türkiye ve Irak arasında su konusunda bir mutabakat imzalandı. Taraflar arasında bu alanda nasıl bir işbirliği gelişiyor?
Herkes için açıktır ki, Dicle ve Fırat nehirleri, Irak’ın atar damarıdır. Irak, Irak olmadan önce iki nehrin arasındaki diyar anlamına gelen Mezopotamya olarak biliniyordu. Su dosyası uzun yıllardır Irak ile Türkiye arasındaki en önemli stratejik dosyalardan biri. Geçen yıllarda çok fazla su kıtlığı ve kurak mevsimler yaşadık. Bu durumdan ötürü bazı güney illerimize içme suyu bile temin edemedik. Türk kardeşlerimizin su tüketimi yöntemimiz ile ilgili gözlemleri var. Tarım sulamasında, yeni teknoloji yöntemleri hayata geçirme konusunda önemli mesafe kat ettik. Bu da su kullanımına olumlu yansıyacaktır. Su tüketimi alanındaki deneyim ve tecrübe konusunda Türkiye oldukça başarılıdır. Bu yüzden de suyun yönetiminde yaklaşık on yıl sürecek bu anlaşma, su yönetiminin iyileştirmesi, yeni su projeleri başlatmak ve yeni sulama teknolojileri alanında deneyimleri paylaşmayı kapsıyor. Bu yeni projeler arasında barajlar da var. Irak’ın Dicle ve Fırat nehirlerindeki payı konusunda ortaya çıkabilecek herhangi bir sorunun ne Türkiye ne de bölgenin çıkarına olduğunu daha önce de ifade ettik. Sonuçta bizi hayata bağlayan ortak tek su kaynağı vardır. Bu kaynak da binlerce yıllık Irak uygarlığının temelidir.
]]>EDİRNE’nin Lalapaşa ilçesine bağlı Dombay köyünde 1205 yılında Haçlıların, Balkanları terk etme sürecini başlatan savaşlarda kullanılan gözetleme ve haberleşme kuleleri kalıntıları yok olma tehlikesi yaşıyor. Bölgenin tarihsel açıdan önemine değinen Trakya Üniversitesi’nden emekli sanat tarihçisi Prof. Dr. Engin Beksaç, “Bu savaş esasında Haçlıların, Balkan macerasının bitmesi ve daha sonraki süreçte de bu toprakları terk etmek zorunda kalmalarının başlangıcı oluyor. Yani dünya tarihinin en sayılı ve ilginç savaşlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir” dedi.
Lalapaşa’ya bağlı Dombay köyünde, Kuman ve Bulgarlardan oluşan ittifak ile Latinler arasında gerçekleşen ve Haçlıların, Balkanları terk etme sürecini başlatan savaşlarda kullanıldığı belirlenen haberleşme ve gözetleme kulelerinin kalıntıları, yok olma tehlikesi yaşıyor. Bölgenin geçmişinin Trak medeniyetine kadar dayandığını söyleyen Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanlığı’ndan emekli Prof. Dr. Engin Beksaç, bölgenin yaklaşık 3 bin yılı aşan süre boyunca insanlığa ev sahipliği yaptığını belirtti. Beksaç, unutulmaya yüz tutan kule kalıntılarıyla bölgenin hem turistik hem de tarihsel açıdan büyük önem taşıdığını ifade etti.
‘BÖLGEDE TARİHİ AÇIDAN ÖNEMLİ BİR SAVAŞ GERÇEKLEŞMİŞ’
Bölgenin Avrupa’nın tarih ve kültür mirası açısından büyük önem taşıyan yerlerinden biri olduğunu anlatan Prof. Dr. Beksaç, “Bulunduğumuz bölge Trakya’nın Edirne’nin ve hatta Avrupa’nın tarihi ve kültür mirası açısından çok önem taşıyan bölgelerinden biri. Belki de bunların başında gelen yerlerden biri. Fakat maalesef çoğu kişinin bilmediği, unutulmuşluğa terk edilmiş bir bölgede bulunuyoruz. Bölge esasında tarihi açıdan bir savaşın, önemli büyük bir savaşın olduğu yer olması bakımından değerli. Onu dışında da Trak dönemi ve daha sonraki Roma ile Bizans döneminde de önemli bir kale ve gözetleme kulesi, daha doğrusu varlığıyla da değer taşımakta. Bizim bu bölgede yapmış olduğumuz yüzey araştırmaları, çalışmalarında Trak dönemine giden, keramik buluntularına rastladık. Hemen arkasındaki arazide bol miktarda Trak dönemini gösteren çanak çömlek kırıkları çıktı. Daha erken dönemleri gösteren daha az sayıdaki örnek de vardı. Yani bu bize bölgenin yaklaşık olarak üç bin yılı aşan bir zaman boyunca insan varlığına sahip olduğunu gösterdi” diye konuştu.
‘KULELER ORTA ÇAĞ’IN SON SÜREÇLERİNDE ŞEKİLLENMİŞ’
Kulelerin Orta Çağ’ın son süreçlerini temsil ettiğini belirten Prof. Dr. Beksaç, “Ayakta duran, şu anda duvarlarını görmekte olduğumuz, gözetleme kulesi yani karakol binaları genel niteliği itibarıyla bize Orta Çağ’ın son süreçlerini gösteriyor. Yani 10’uncu ve 11’inci yüzyıl sonrasında şekillenen bir yapı var. Bizans devri yapısı olarak genellikle kayıtlara geçmiş olsa da dikkatle bakıldığı zaman bunun daha sonraki bir aşamada da elden geçmiş olabileceği yani 1284 sürecinde de şekillenmiş olabileceğini gösteren emareler mevcut. Bu esnada yani bizim yapmış olduğumuz çalışmalar bize ayrıca başka bir şey daha gösterdi. Bu kale kalıntısının altında başka bir yapı daha var. Arazinin şekillenmesine baktığımız zaman bunu görebiliyoruz. Zeminin altta ikinci bir yapının olduğu bizzat orada kazılmış olan bazı defineci çukurları vasıtasıyla da görme fırsatımız olmuştu” dedi.
‘BÖLGE KADERİNE TERK EDİLMİŞ VAZİYETTE KALDI’
Kulelerin bölgede geçmişte oluşturulan benzeri kuleler ve askeri tahkimatların parçası olduğunu söyleyen Beksaç, “Bu bölge kaderine terk edilmiş vaziyette kaldı. Fakat bölge gerçekten çok ilginç noktalardan biri, dünya tarihi kayıtlarında geçen noktalardan biri ve yabancıların maalesef ilgi gösterdiği bizim hiçbir zaman dikkate almadığımız bir başka olayın yaşandığı bir yer. Hemen arkamızda bulunan vadinin çok güçlü bir ihtimalle 13-14 Nisan 1205 tarihinde vuku bulan Bulgar Kuman Federasyonu’na karşı Latin kontlarının arasında geçen savaşın bir merkezi olduğunu gösteriyor. Savaşa katılmış olan Latinlerin kayıtları zaten burada savaşı bize anlatan tek kaynak. Esas savaşın çıkış nedeni, Edirne’deki Bizanslı tebanın Haçlılara karşı ayaklanmasıdır, Latinlere karşı ayaklanmasıdır. Bunu bastırmak için Edirne’yi kuşatan Latin kontları baskısı karşısında halk Bulgarlardan yardım istiyor. Ortodoks olmaları nedeniyle Bulgar Çarlığı’ndan yardım istiyorlar ve Bulgar Çarlığı da yardıma geliyor. Yanlarında da müttefik olarak Kumanlar ve Kıpçaklar var” ifadelerini kullandı.
‘DÜNYA TARİHİNİN SAYILI İLGİNÇ SAVAŞLARINDAN BİRİ’
Prof. Dr. Engin Beksaç Beksaç, bölgede yaşanan savaşın Haçlıların, Balkan macerasının bitmesiyle sonuçlandığını belirterek, “Bu savaş esasında Haçlıların, Balkan macerasının bitmesi. Daha sonraki süreçte de bütün bu toprakları terk etmek zorunda kalmalarının başlangıcı oluyor. Dünya tarihinin en sayılı ve ilginç savaşlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Ama maalesef diğer Edirne Savaşları gibi bu savaş da unutulmaya mahkum kalmıştır. Hem tarihsel açıdan önemli hem turistik açıdan önemli bir olayla karşı karşıyayız ve terk edilmiş olan kale de aynı vaziyette. Yani bu bakımdan bölgenin çok büyük değeri var” diye konuştu.
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – CHP milletvekilleri Rize’de düzenledikleri basın açıklamasında, vatandaşları Pazar günü yapılacak Çay Mitingine davet etti. Milletvekili Tahsin Ocaklı, “İktidar sağır oldu çiftçiyi duymaz oldu. Bu durumda bu tarım sürmez. Bunların asıl hedefi zaten çayın geçim kaynağı olmaktan çıkmasını sağlamak” dedi.
2 Haziran Pazar günü Rize’de düzenlenecek ‘Büyük Çay Mitingi’ öncesinde CHP’li vekiller basın açıklaması düzenledi. İl Başkanlığı binasındaki açıklamaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, Adana Milletvekili Ayhan Barut, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı ve İl Başkanı Saltuk Deniz katıldı.
“İçinde sömürünün olmadığı bir çay içmek istiyoruz”
CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz şunları söyledi:
“Açıklama yaparak çay fiyatlarının asgari 25 TL olduğunu beyan etmiştik ve bu konudaki yapmış olduğumuz açıklamaya, yani beş il başkanın yapmış olduğu açıklamaya, Karadeniz bölgesindeki diğer 20 il başkanı da destek verdi. Hemen hemen her il başkanı kendi bulunduğu noktada çay üreticileriyle dayanışma için açıklamalarda bulundular, basın açıklamaları yaptılar. Bazı yerlerde de hem sokakta hem de alanlarda açıklama yaptılar. Çay üreticileriyle Karadeniz bölgesindeki il başkanlarının ortak bir dayanışmasını bu dönem birlikte örgütlemiş olduk. Yaşananlar sadece çay üreticilerinin sorunu değil aynı zamanda çayı içen insanlar için de bir sorun. İçinde sömürünün olmadığı, adaletin olduğu, insan haklarının yenmemiş olduğu çay üreticilerinin yoksullaşmadığı bir çayı içmek noktasında da çay üreticileri Karadeniz bölgesindeki tüm il başkanlarıyla bir ortak dayanışma örgütledik. Zaten bu amaçla da 2 Haziran’da yapılacak olan çay mitingi de beş il başkanının ortak talebi noktasında Genel Başkanımıza iletmiş olduğumuz bu talebin kabul edilmesi üzerine Rize’de bir bölgesel miting yapılması kararı alındı.”
“Türk çayını yok etme politikasıdır”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem ise şunları söyledi:
“Bir yürüyüş gerçekleştirdik. Onların haykırışlarını, onların ürettikleri ürünün para etmemesi karşısında üretimden vazgeçme noktasına geldiklerini gördük ve bir çağrıda bulunduk; orada sesi büyük gücü yüksek bir halk topluluğuyla birlikte bir açıklama yapmıştık. O zamanda biz Sayın Cumhurbaşkanı’na Rizeli olduğunu hatırlatarak çay üreticilerine sahip çıkmaları gerektiğini söylemiştik. Burada yapılan tarımsal politika bize şunu gösteriyor; tütün üreticisini yok ettikleri gibi maalesef yerli çay üreticisini de yani Türk çayını da yok etme politikasıdır. Biz bu politikalardan tamamen vazgeçilmesini hatta tarım politikasını millileştirmek istiyoruz çünkü son dönemlerde çok sayıda bakan değişti. Değişen bakan sayısını bile hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Maalesef merkezi hükümetin bir milli politikası, tarım politikası maalesef yok. Çiftçimiz girdi maliyetleri altında ezilmiş. Her bölgede öyle; Akdeniz bölgesinde de öyle İç Anadolu Bölgesi’nde de öyle Rize’de de fındık, çay üreticileri öyle. Hatta Karadeniz’in en büyük üretimlerinden biri olan, dünyada rekoru elimizde bulundurduğumuz fındık üreticisi bile çok kötü durumda onlar da isyan halinde. Biz sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in isteğiyle bugün buradayız 2 Haziran günü de büyük bir miting büyük bir halk buluşması gerçekleştirip çay üreticisinin derdini tekrar tüm Türkiye’ye anlatmak üzere burada buluşacağız.”
“Çay, 10 bin lira maaş alan emeklinin içeceğidir”
CHP PM Üyesi ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal şu ifadeleri kullandı:
“Çay meselesini konuşuyoruz. Aslında çay meselesi sadece bir milyon kişinin sadece çayla uğraşan emekçinin değil; 86 milyon hatta sığınmacılarla beraber, turistlerle beraber günde 100 milyon insanın içeceği. Türkiye halkı, dünyada kişi başına en çok çay tüketen ülke. Yaklaşık 3 kilogram kuru çay tüketen bir ülkeyiz. Bu şu demek; bu ülkenin insanı, iktidarın uyguladığı yanlış ekonomik politikalar altında ezilirken aslında sığınacağı bir içecek var onun adı da çay. En ucuz olup 10 bin lira emekli maaşı alan emekçinin, emeklinin gerçekten geliri olmayanın aslında yine de en ucuz bir şekilde içebileceği, kahvelerde insanların en rahat içebileceği tek içecek çay. Şunu demeye çalışıyorum; çay aynı zamanda bu ülkede yaşayan bütün insanların temel sorunu ve Karadeniz çayı dünyanın en önemli çaylarından biri çünkü dünyada kar alan, dinlenen uyuyan daha sonra yeniden canlanan tek çay. Organik açısından da dünyanın tek organik çaylarından en önemlisi olarak söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu mesele sadece çiftçinin sadece üreticinin meselesi değil. Pazar günü yani 2 Haziran’da yapılacak olan miting aynı zamanda iktidarın bu topraklarda hem de işaret edildiği gibi cumhurbaşkanının memleketinin en önemli ürünü olan çayla ilgili ortaya koyduğu tutumun da bir karşılığı olacaktır.”
“Çayın geçim kaynağı olmaktan çıkmasını istiyorlar”
CHP Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı şunları söyledi:
“Bir üreticiyi korumanın temel yolu aslında kanunlarla yazıp onu Meclis’ten geçirmektir yani kanunlaştırmaktır. Ben bunun önce iktidar partisi milletvekillerinin hazırlamasını ve bölge yararına onların hazırladığı teklifi de bizim desteklememizi önerdim. Bunun için de biraz zaman ve fırsat verdim. Onlardan böyle bir ilerleme veya teklif gelmeyince de biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir çay kanunu teklifi verdik hepinizin bildiği gibi iktidarın ve destekçilerinin oylarıyla reddedildi. Arkadaşlar hikaye şu; çiftçi diyor ki; ‘benim maliyetim 18 liranın üstünde sen bana 17 lira verdiğin zaman bu sürdürülebilir tarım olmaktan çıkar, o yüzden biz parlamentoda onlar bahçede her yerde bu derdi anlatıyoruz yanlışlığını ortaya koymaya çalıyoruz, düzeltme istiyoruz. Peki ne diyor bununla ilgili Çaykur Genel Müdürü; ‘maliyet hesaplarımızı kimseyle paylaşmayız. Sizin nasıl maliyet hesabı yaptığınızı Çaykur Genel Müdürü bize söylemez, milletvekilin söylemez, Cumhurbaşkanı, tarım bakanınız söylemez. Sizin hesaplarınızda bir yanlışlık var. Koyalım bir masanın üstüne gübre maliyeti işte üretimle ilgili çayın sofranızdan veya boğazınıza gelene kadar bütün maliyetlerini koyalım ortaya eğer bizim dediğimiz çıkmazsa vermeyin. Bunları anlatmak üzere de Sayın cumhurbaşkanından da randevu istedim hem telefonla hem de faks yoluyla. Ondan cevap gelmez, teklif veririz çıkmaz, Meclis’e söyleriz dinlenmez. İktidar sağır oldu çiftçiyi duymaz oldu. Bu durumda bu tarım sürmez. Bunların asıl hedefi zaten çayın geçim kaynağı olmaktan çıkmasını sağlamaktır.”
“Tarıma vurulan darbe hiçbir dönemde bu kadar olmamıştır”
CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut da şöyle konuştu:
“Dünyada kendi kendine yeten bir dönem yedi ülkeden biriyken bugün ne acıdır ki Türkiye’nin kuzeyinde çay üreticisiyle, fındık üreticisi, güneyinde narenciye üreticisi buğday üreticisi, pamuk üreticisi, batısında incir üreticisi, üzüm üreticisi, doğusunda da hayvan üreticisi perişan halde. Bu dönemde tarıma verilen desteklerin yetersiz olduğunu düşündüğümüz gibi aynı şekilde bu yapılacak olan mitingin de bölgemiz açısından ülke tarımı açısından oldukça önem arz ettiğini biliyoruz. Biz biliyoruz ki, çay ve fındık Karadeniz ekonomisinin bel kemiğidir, temelidir. Tarımı yok sayan aslında ülke güvenliğini yok sayar. Bence bu son dönemlerde sıkça bahsedilen beka sorunu bence bugün tarımda beka sorunu var çünkü üretmeyen toplum bağımlı hale gelir gıda güvenliği tehlikeye girer diye düşünüyorum. Özellikle iş başındaki AKP iktidarı döneminde de tarıma vurulan darbe hiçbir dönemde olmadığı kadar yapılmıştır. 22 yılda şu anda ülkemizdeki bütün tarım kesimdeki üreticiler geriye gitmiştir ve ürettiği ürünleri maliyetine satmak zorunda kalmıştır. Bugün çay üreticisinin maliyetini biliyoruz 21- 25 TL fiyat vermesi gerekirken 17 Lira + 2 lira fiyat vermesi son derece komiktir son derece çay üreticisine yapılan büyük bir darbedir diyorum. Bu fiyatın derhal revize edilmesi gerekiyor. Aradaki farkın primle ya da fiyat revizesi ile yenilenmesi gerekiyor çünkü önümüzdeki yıllarda üretimini yapabilmek açısından bu son derece önemlidir diyorum.”
]]>Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Türkiye ve AB Arasında Şehir Eşleştirme-II: Yeşil Bir Gelecek İçin Eşleştirme Hibe Programı dahilinde İspanya’nın Selva (Mayorka) Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, Selva Belediyesi Meclis Üyeleri Manuel Jose Barredo Enrique, Ana Maria Rotger Mestre, Beatriz Lechuga Tortella, Proje Koordinatör Yardımcısı Esperença Devis, Selva Belediyesi Tarım Müdürü Joan Toni Gual Mir, zeytin ve zeytinyağı üreticisi Jose Rotger Garau, Ziraat ve Orman Mühendisi Bernat Barcello Perello, İletişim Şefi Julia Frau Martorell ve Avrupa Konseyi Zeytin Ağacı Kültür Rotası Temsilcisi Konstantinos Kaisaris’ten oluşan heyet, Edremit Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Meclis salonundaki sunumların ardından heyet, Zeytinyağı Duyusal Analiz Tadım Laboratuvarı’na geçti. İspanyol ve Yunan zeytinciler, burada Duyusal Panel Test Lideri Zülal Taçar’ın sunumuyla bölgenin zeytinyağları ile tadım yaptılar. Bölgenin çeşidinin karakteristik özellikleri ve üretim proseslerinin tanıtıldığı tadım programında, coğrafi işaretli ürünlerin ayırt edici özellikleri de tanıtılarak tadım yaptırıldı.
Selva Belediye Başkanı Juan Rotger Segui, “Zeytinyağının üretimiyle ilgili o çok yüksek kalitede ürünler olduğunu burada gözlemleyebilme şansına sahip olduk. Edremit bölgesinin bu ürünlerini görme şansına sahip olduk. Gerçekten burada çok misafirperverlikle çok iyi bir şekilde karşılandık. Çok da mutluyuz buraya gelmiş olmaktan” dedi.
Kaliteli Türk zeytinyağlarını deneyimleme fırsatı bulduklarını ifade eden Segui, “Tadım sonucu olarak biz çok meyvemsi, çok yüksek kaliteli aromalara sahip zeytinyağına şahit olduk. Bizim İspanya’daki zeytinyağımız da benzer şekilde bu seviyelerdeki aromalara, meyvemsi tatlara ve kalitelere sahiptir. İyi zeytinyağı üretimiyle ilgili olarak yerel yönetimin, Edremit Belediyesi’nin gerek üretim tesisleri gerek diğer bütün tesisleri ve kadrolarıyla birlikte çok başarılı bir iş ortaya koyduğunu gözlemleme şansına sahip olduk” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, “Bugün Edremit Belediyesi’ne misafir olan İspanya Mallorca Adası’ndan Selva Belediye Başkanı ve yanındaki ekibi ağırladık. 10 kişilik bir ekip. İçerisinde belde belediye başkanları da var, üreticiler de var ve belediye çalışanları da var. Öncelikle Edremit Ticaret Odası’nı kendilerine tanıttık. Arkasından bizim coğrafya işaretli ürünlerimizin tanıtımı oldu. Odamızda Balıkesir Üniversitesi’nden, Edremit Zeytincilik Yüksekokulu’ndan Tuğba Abacigil de bölge hakkında kendilerine bilgi verdiler. Daha sonra Türkiye’deki 9 duyusal analiz laboratuvarından bir tanesi olan Edremit Ticaret Odası Etolab Duyusal Analiz Laboratuvarı’na geldik ve burada bir tadım paneli gerçekleştirdik. Bölgemizin kaliteli zeytinyağlarından kendilerine tadım imkanı sağladık ve oldukça keyifli bir tadım panelinden sonra güzel hatıralarla kendilerini buradan uğurladık” dedi. – BALIKESİR
]]>KOCAELİ – Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak amacıyla destek başvurusunda bulunan projelerin 5’i başarılı bulundu. Destek için imzalar atılırken Doğu Marmara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” dedi.
Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerini kapsayan Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak için 2010 yılından bu yana Doğu Marmara Kalkınma Ajansı tarafından çeşitli destek mekanizmalarıyla faaliyetler yürütülüyor. Ajans, kurumların hizmet kalitesini artırmayı amaçlayan teknik destek programıyla projelere destek veriyor. 15.’si bu sene yürütülen Teknik Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana toplamda 14 milyon TL’ye yakın kaynak tahsis edildi. Bu kaynak ile şu ana kadar 887 proje desteklenerek, projelerle birçok farklı temada danışmanlık ve eğitim hizmetleri verildi. 2024 yılı için bu program kapsamında desteklenecek faaliyetler için 10 milyon TL tutarında kaynak tahsis edildi. 2024 Yılı Teknik Destek Programı Mart-Nisan Dönemi kapsamında bölgeden 7 proje başvurusu alındı. Bölgenin insan kaynağı, kurumsal kapasite, üretim ve hizmet kalitesi ile dezavantajlı grupların yaşam kalitelerini iyileştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti talebinde bulunan toplamda 5 proje, gerçekleştirilen ön incelemelerin ardından yapılan teknik ve nihai değerlendirmenin sonucunda başarılı bulunarak destek almaya hak kazandı. Destek almaya hak kazanan projeler için bugün Kocaeli’de imza töreni düzenlendi.
“Unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık”
Düzenlene imza töreninde konuşan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı MARKA Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Devam eden pek çok projemiz var. Doğu Marmara Kalkınma Ajansı potansiyeli yüksek bir bölge. Burada çok sayıda üniversitemiz teknoparkımız, OSB’miz, limanlarımız, serbest bölgelerimiz mevcut. Biz de ajans olarak bölgemizdeki yerel yönetimler, üniversiteler, teknoparklarla, sanayicilerle bu potansiyeli elimizden geldiğince hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu da zaten rakamlara yansıyor. İSO’nun her yıl ilan ettiği en büyük 500 sanayi kuruluşunun 139 tanesi bölgemizde üretim yapıyor. Türkiye’deki ihracatın en yükseği İstanbul’dan sonra bölgemiz yer alıyor. Vergi tahakkukunda İstanbul’dan sonra ikinci sıradayız. Tahsilatta yüzde 90’ın üzerindeyiz. Dolayısıyla bu bölge üretimin, sanayinin inovasyonun üssü. Biz de buradaki sanayinin daha da güçlenmesi için, uluslararası piyasalarda daha rekabetçi olabilmesi için İkiz dönüşüm çalışmalarına bütçemiz doğrultusunda büyük destek sağlıyoruz. Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm önceliğimiz. Son 6 yıldır nitelikli istihdamı güçlendirme konusunda önemli çalışmalar yaptık. Kocaeli’de İMES (İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezi), Yalova’daki eğitim merkezimiz, Sakarya, Düzce, Bolu’da, bölgemizdeki sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü temin etme, yetiştirmeye yönelik pek çok projeye imza attık. Pandemi sonrasında da SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) sürecinde kırsal kalkınmayı, üretici kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, gıda tedarikini güçlendirmeye yönelik pek çok projemiz tamamlandı. Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, oradaki coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” diye konuştu.
5 projeye imza atıldı
Teknik Destek Programı Mart-Nisan dönemi başarılı olan projeler: Teknoparkta Dijital Yetkinlik Geliştirme Projesi (GOSB Teknopark A.Ş), Bolu İli Yaşlı Profili ve Eğitim İhtiyacı Araştırması Projesi( Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi), Sağlık Kurumlarında Yalın Değişim Çalışmaları İçin Master Plan Hazırlanması Projesi ( Bolu İl Sağlık Müdürü), Enerji Yönetim Sistemi Eğitimi (Gebze Belediyesi), Sakarya’nın Offshore (Açık Deniz) Teknolojileri Potansiyelinin Tespit Edilmesi Projesi (Girimci İşadamları Vakfı Sakarya Şubesi) olarak 5 proje için imzalar atıldı.
]]>Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerini kapsayan Doğu Marmara Bölgesi’nde yerel ve bölgesel kalkınmayı sağlamak için 2010 yılından bu yana Doğu Marmara Kalkınma Ajansı tarafından çeşitli destek mekanizmalarıyla faaliyetler yürütülüyor. Ajans, kurumların hizmet kalitesini artırmayı amaçlayan Teknik Destek Programı ile projelere destek veriyor. 15.’si bu sene yürütülen Teknik Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana toplamda 14 milyon TL’ye yakın kaynak tahsis edildi. Bu kaynakla şu ana kadar 887 proje desteklenerek, projelerle birçok farklı temada danışmanlık ve eğitim hizmetleri verildi. 2024 yılı için program kapsamında desteklenecek faaliyetler için 10 milyon TL tutarında kaynak tahsis edildi. 2024 yılı Teknik Destek Programı mart-nisan dönemi kapsamında bölgeden 7 proje başvurusu alındı. Bölgenin insan kaynağı, kurumsal kapasite, üretim ve hizmet kalitesi ile dezavantajlı grupların yaşam kalitelerini iyileştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti talebinde bulunan toplam 5 proje, gerçekleştirilen ön incelemelerin ardından yapılan teknik ve nihai değerlendirme sonucunda başarılı bulunarak destek almaya hak kazandı. Destek almaya hak kazanan projeler için bugün Kocaeli’de imza töreni düzenlendi.
“Unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık”
İmza töreninde konuşan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, “Devam eden pek çok projemiz var. Doğu Marmara Kalkınma Ajansı potansiyeli yüksek bir bölge. Burada çok sayıda üniversitemiz teknoparkımız, OSB’miz, limanlarımız, serbest bölgelerimiz mevcut. Biz de ajans olarak bölgemizdeki yerel yönetimler, üniversiteler, teknoparklarla, sanayicilerle bu potansiyeli elimizden geldiğince hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu da zaten rakamlara yansıyor. İSO’nun her yıl ilan ettiği en büyük 500 sanayi kuruluşunun 139 tanesi bölgemizde üretim yapıyor. Türkiye’deki ihracatın en yükseği İstanbul’dan sonra bölgemiz yer alıyor. Vergi tahakkukunda İstanbul’dan sonra ikinci sıradayız. Tahsilatta yüzde 90’ın üzerindeyiz. Dolayısıyla bu bölge üretimin, sanayinin inovasyonun üssü. Biz de buradaki sanayinin daha da güçlenmesi için, uluslararası piyasalarda daha rekabetçi olabilmesi için ikiz dönüşüm çalışmalarına bütçemiz doğrultusunda büyük destek sağlıyoruz. Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm önceliğimiz. Son 6 yıldır nitelikli istihdamı güçlendirme konusunda önemli çalışmalar yaptık. Kocaeli’de İMES (İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezi), Yalova’daki eğitim merkezimiz, Sakarya, Düzce, Bolu’da bölgemizdeki sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü temin etme, yetiştirmeye yönelik pek çok projeye imza attık. Pandemi sonrasında da SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) sürecinde kırsal kalkınmayı, üretici kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, gıda tedarikini güçlendirmeye yönelik pek çok projemiz tamamlandı. Kırdan kente göçü tersine çevirmek, işlenmemiş, unutulmaya yüz tutmuş tarlalarımız, oradaki coğrafi işaretli ürünlerimizi tekrar ihya eden pek çok projeye imza attık” diye konuştu.
5 projeye imza atıldı
Teknik Destek Programı mart-nisan dönemi çerçevesinde Teknoparkta Dijital Yetkinlik Geliştirme Projesi (GOSB Teknopark A.Ş), Bolu İli Yaşlı Profili ve Eğitim İhtiyacı Araştırması Projesi (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi), Sağlık Kurumlarında Yalın Değişim Çalışmaları İçin Master Plan Hazırlanması Projesi (Bolu İl Sağlık Müdürü), Enerji Yönetim Sistemi Eğitimi (Gebze Belediyesi), Sakarya’nın Offshore (Açık Deniz) Teknolojileri Potansiyelinin Tespit Edilmesi Projesi (Girimci İşadamları Vakfı Sakarya Şubesi) adlı 5 proje için imzalar atıldı. – KOCAELİ
]]>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nin stratejik konumu, sunduğu teşvikler ve sağladığı avantajlarla yatırımcılar için cazip bir merkez olduğunu söyledi.
“Ceyhan ve Yumurtalık birçok sektör için önemli bir yatırım limanı”
Adana’nın parlayan yıldızları olan Ceyhan ve Yumurtalık bölgelerinin öneminin her geçen gün arttığına değinen Başkan Kıvanç, “Ceyhan ve Yumurtalık bölgeleri, Adana’nın ekonomik dinamiklerini değiştiren ve geleceğe dair umut vadeden bölgelerdir. Bu bölgelerin önemi her geçen gün artmaktadır. Kimya OSB, Ceyhan Petrokimya Endüstri Bölgesi, Ceyhan OSB, SASA Özel Endüstri Bölgesi gibi birçok önemli yatırım burada. Bunun yanı sıra, bölgemizde yeni bir konteyner limanı da inşa edilecek. Mevcut limanlara ek olarak yapılacak bu yeni liman, bölgenin lojistik kapasitesini artıracak ve uluslararası ticareti daha da kolaylaştıracaktır. Adana, bu yatırımların hayata geçmesiyle birlikte Türkiye yüzyılında yeni bir ekonomik güç merkezi olacaktır. Bu nedenle bu bölgemiz birçok sektör için önemli bir yatırım ve gelişim limanıdır” dedi.
Ticaret Bakanlığı Serbest Bölgeler Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Cem Topbaş ise konuşmasında serbest bölgelerin tanıtılmasına yönelik tüm etkinliklerde aktif rol oynamak konusunda gayret gösterdiklerini söyledi. Serbest bölgelerle, belirli sınırlı alanlarda dış ticaretle ilgilenen firmalara ilave teşvik ve avantajlar sağlayıp yatırım ortamını çeşitlendirmeyi amaçladıklarını ifade eden Mehmet Cem Topbaş, Türkiye’deki serbest bölgelerin ihracatın ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının arttırılması, istihdamın genişlemesi, ileri teknoloji teknik transferlerinin hızlandırılması ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlanması amaçlarıyla kurulduğunu belirtti.
“Türkiye’de 19 serbest bölge bulunuyor”
Türkiye’de ilk Antalya ve Mersin’de serbest bölge kurulduğunun bilgisini veren Topbaş, şu anda ülkede 19 serbest bölge olduğunu, bu sayının arttırılması için çalıştıklarını dile getirdi. Topbaş, serbest bölgelerde verilen destekler içinde vergi desteğinin önemli yer tuttuğunu vurguladı ve temel hedeflerinin serbest bölgelerde özellikle ihracata dayalı üretim yapmak olduğunu belirtti:
“Serbest bölgelerdeki ihracat 2002-2023 döneminde 2.3 milyar dolar seviyesinden yaklaşık 5.5 kat artışla 12.7 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Serbest bölgelerden gerçekleştirilen satışlar içinde ihracatın payı yüzde 37 seviyelerinden yüzde 71.4 seviyesine, toplam istihdam ise 28 binden 2023 yılı sonu itibarıyla 99 bin seviyesine ulaşmıştır. 2024 Nisan ayı itibarıyla ise ihracatımız geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3.8 oranında artarak 4 milyar dolar seviyesine gelmiştir. Bu da toplam satışlar içinde yaklaşık yüzde 75 gibi bir seviyeye doğru ilerliyor.”
“Altyapı yatırım çalışmalarına devam ediyoruz”
TAYSEB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, mensubu olduğu Tekfen grubunun 68 yıllık birikimle 41 şirket ve 12 bin çalışanıyla inşaattan tarıma kadar pek çok alanda faaliyet gösterdiklerini söyledi. Kurucu ve işleticisi oldukları TAYSEB’e ayrı bir önem verdiklerini belirten Eren, şunları kaydetti:
“Son yıllarda serbest bölgemizde faaliyet gösteren kullanıcılarımızın büyük birçoğu, enerji başta olmak üzere başka alanlarda da yatırımlar yapıyor. Biz de özellikle kurucu ve işletici olarak burada yer alan yatırımcılarımızın amaçlarına hizmet edecek altyapı yatırımlarını yapmaya devam ediyoruz. Üçüncü faza da başladık. Serbest bölgemizin her yıl artan dış ticaret hacmi bizlere de ayrıca gurur veriyor.”
Programda daha sonra TAYSEB İşletme Müdürü Yusuf Dinçsoy tarafından Toros Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nin yatırımcılara sunduğu avantajlara yönelik bir sunum yapıldı. Program, soru cevap bölümü ile son buldu. – ADANA
]]>İskilip Kaymakamı Ramazan Polat, Belediye Başkanı İsmail Çizikçi ve Ticaret Sanayi Odası Başkanı Çetin Başaranhıncal ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte basın toplantısı düzenleyen Vali Dağlı, İskilip OSB ile ilgili açıklamalarda bulundu. Çorum’un birçok sektörde yerli ve milli üretimle ülke ve bölge ekonomisine katkıda bulunmak isteyen yatırımcılara önemli bir fırsat sunduğunu dile getiren Vali Dağlı, amaçlarının en uygun, en iyi yatırımcıyı bularak üretimi en kısa zamanda başlatmak olduğunu vurguladı. Çorum’un dört OSB’si, sanayi siteleri, Teknopark ve Ar-Ge merkezleri, makine ve imalat teknolojileri alanında ihtisaslaşan üniversitesi, dünya sıralamasında ilklere giren büyük firmaları, ihracat sıralamasında ilk sıralarda yer alan işletmeleri ve gelişmiş altyapısının yanı sıra genç, yetenekli ve kalifiye işgücü potansiyeliyle Karadeniz Bölgesi’nin en önemli yatırım merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Dağlı, “İskilip ilçesi sınırları içerisinde 75 ha’lık alanda kurulan yeni OSB yatırımcılara açıldı. Yatırımcılara büyük avantajlar sağlayacak olan İskilip- Ankara karayolu güzergahında şehir merkezine 8 kilometre mesafede yer alan İskilip OSB’nin Merzifon Havalimanı’na 118 kilometre, Ankara Esenboğa Havalimanı’na 189 kilometre, Çankırı demiryolu hattına 80 kilometre mesafede olması, Samsun Limanı’na yakınlığı, her türlü hammaddeye kolay ulaşım imkanının bulunması, geçmişten gelen bir sanayi kültürüne sahip olması ve teşvik kanunlarının bölgede uygulanıyor olması nedeni ile teşvik yasası sonrası mevcut yatırım ivmesi dikkate alındığında İskilip, yatırımcılar açısından cazip bir bölgedir. Orman ürünleri, deri ve tarımsal sanayi konusunda ön plana çıkan İskilip ilçemizde kurulan Organize Sanayi Bölgemiz, yüksek teknoloji ve katma değerli ürünler üreten, ihracata dayalı, seçkin yatırımlara tahsis edilmesi hedeflenmektedir” diye konuştu.
İskilip OSB’nin tüzel kişilik kazanmasıyla müteşebbis heyet, kamu kurumları ve teknik ekiple hız kesmeden plan, parselasyon ve altyapı proje çalışmalarına başlandığını anlatan Vali Dağlı, “Amacımız bu işlemleri hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştirip bir an önce faaliyete başlamak olacaktır. İskilip Organize Sanayi Bölgesi’ni yeşil OSB konseptine uygun ve modern bir organize sanayi bölgesi olarak kurmak en büyük hedeflerimiz arasındadır. Çorum Bölgesel Teşvikler kapsamında 4. Bölge teşviklerinden yararlanmakta olup, OSB içerisinde yer alan yatırımlarda 5. Bölge teşviklerinden (KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, yüzde 50 vergi indirimi, 10 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği, bedelsiz yatırım yeri tahsisi, faiz ve kar payı desteği) yararlanmaktadır. Çorum; ülkemizin yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda İskilip OSB başta olmak üzere Çorum Merkez, Sungurlu ve Osmancık’ta bulunan ve yatırımcılarına çok sayıda avantaj sağlayan OSB’lerine yatırım yapmak isteyen girişimcileri tüm imkanlarıyla desteklemeye hazır. Taslak imar planları üzerinden bedelsiz ön tahsis işlem başvurularını başlatmış olan İskilip OSB’den yer tahsisi başvurusunda bulunmak isteyen yatırımcılarımız, Çorum Valiliği ana binasında bulunan İskilip OSB İrtibat bürosuna başvuruda bulunabilirler” şeklinde konuştu.
Çorum Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili gelişmeler
Çorum Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili de çalışmaların devam ettiğini açıklayan Vali Dağlı, “Zamanı geldiğinde kamuoyunu bu konuda bilgilendiriyoruz. Şu an herhangi bir sorun yok. Alaca OSB ile ilgili bir projemiz var, süreç devam ediyor. Organize sanayi bölgelerinin kuruluşları hemen olmuyor. OSB’lerin bir ya da iki ay gibi süreçleri oluyor. Tüm süreçleri yakından takip ediyoruz. Yeni OSB’mizi çok uzatmadan Ticaret Sanayi Odamız ve ilgili kurumlarla hep birlikte açıklarız. Mevcut yerimizde de şu an 750 dönümlük alanın 500 dönümü kesinleşti. 250 dönümde polis okulunun yeri var. 750 dönüm genişlemeyi yapacağız. Genişlemeler devam edecek. Çorum’da sanayi ihtiyacı her zaman olacak. Biz buna inanıyoruz” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
]]>“Genç Girişimciler, Batı Antalya Belediye Başkanları ile Buluşuyor” toplantıları kapsamında bir araya gelen Başkan Geyikçi ve Genç Girişimciler Kurulu Üyeleri, Batı Antalya ekonomisini, Finike’yi ve genç girişimciliğini konuştu. KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Fahri Özen, KUTSO Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Olgun Okur, Genç Girişimciler Yönetim Kurulu Üyeleri ve üyelerinin katıldığı görüşmede; genç girişimciliği, Batı Antalya ekonomisi, Finike Belediyesi’nin faaliyetleri ve projeleri konuşuldu.
Finike’ye gençlik meclisi kurulacak
Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, belediye olarak gençliğe büyük önem verdiklerini, bu kapsamda “Gençlik Meclisi” kurmak amacıyla yönetmelik ve tüzük çalışmalarına başladıklarını dile getirdi. Gençliğin enerjisi ve dinamizmi sayesinde bölge ekonomisinin de yükseleceğini ifade eden Mustafa Geyikçi, “Gençlerimizin sivil toplumda görev almalarına, yaşadıkları bölgenin idaresine katkı sunmalarına büyük önem veriyoruz. Bu bağlamda çok kısa bir zaman içerisinde Gençlik Meclisi’mizi oluşturacağız. Gençlerimizin ilçemizin geleceğini konuşmasını, taleplerini dile getirmelerini ve ilçemiz üzerinde söz sahibi olmasını önemsiyoruz. Onların aldığı kararları bizler de yerine getirmek için çaba göstereceğiz” diye konuştu.
“Gençler, elini taşın altına koymalı”
Gençlerin özellikle girişimcilik anlamında attığı adımların ekonominin gelişmesi yönünde katkısı olduğuna dikkat çeken Başkan Geyikçi, “Gençlerimizin bölge ekonomimizi ileri taşıyacağından şüphemiz yok. Bölgemiz tarım ağırlıklı bir ekonomiye sahip, gençlerimiz bu alanı geliştirecek yeni trendleri yakından takip ediyor. Bununla birlikte bölgemize yeni ekonomik modeller kazandırılmasında da gençlerimizin elini taşın altına koymasını bekliyoruz. Tarımın yanı sıra butik ve alternatif turizm, teknoloji, dijitalleşme konularında gençlerimizin fikirleri çok önemli. Bu konuda bizler de verebileceğimiz her desteği vermeye hazırız” dedi.
Turuncu Rota ile dijital ve turizm altyapımızı kuruyoruz
Bölge turizminin geliştirilmesi konusunda da çalışmalar yaptıklarını aktaran Başkan Mustafa Geyikçi, ilk döneminde kentin fiziksel altyapısını tamamladıklarını yeni dönemde de dijital ve turizm altyapısını oluşturmak için çalışmalar yapacaklarını kaydetti. Bu konuda ‘Turuncu Rota’ çalışmasını başlattıklarını dile getiren Başkan Geyikçi, “Kent ekonomimizi ve turizmini bu uygulama ile ileri taşıyacağız. Finike özellikle butik turizmin önemli bir noktası olacak. Uygulamanın içerisinde konaklamadan yeme içmeye, tarihi yerlerden, gezi rotalarına kadar her şey olacak. Bu çalışma ilçemiz ile başlayacak ancak tüm Batı Antalya ekonomisine de büyük katkı sağlayacak” şeklinde konuştu.
Gençlerin bu tür konularda cesaretli olması gerektiğini vurgulayan Başkan Geyikçi, “Gençlerimizin de bizlere yeni trendler ve örnek girişimlerle ilgili yardımcı olmasını, fikir vermesini istiyoruz. Ülkemizin, Antalya’mızın ve bölgemizin kalkınmasında en önemli faktör gençlerimiz olacak” dedi.
Turuncu Rota heyecan verici bir proje
Belediye Başkanları ile gençlerin buluşmasını çok önemsediklerini dile getiren KUTSO Başkanı Fahri Özen, “Bu buluşmalar gençlerimizi sizler ile bir araya getiriyor ve yeni fikirlerin doğmasını sağlıyor” diye konuştu. Başkan Geyikçi’nin bahsettiği Turuncu Rota uygulamasının kendisini çok heyecanlandırdığını ifade eden Başkan Özen, “Bizim de BAKA ile yürüttüğümüz Likya yürüyüş yolu ile ilgili bir projemiz var. Dünyaca ünlü bir yol olan Likya Yolu’nda projemiz ile ilk olarak tabelalarını ve çevre düzenlemelerini yaparak buraya gelen turistlerin daha rahat gezmesi için yeni bir konfor oluşturacak. Başlatmış olduğunuz Turuncu Rota uygulaması da bu anlamda çok önemli bir girişim. Bu konuda üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Toplantının sonunda gençlerin sorularını cevaplayan Başkan Mustafa Geyikçi, katılımcılara ilgilerinden dolayı teşekkür etti. – ANTALYA
]]>Marmara OSB Yönetim Kurulu Başkanı Menderes Akar, Bandırma basın temsilcileri ile bir araya gelerek bölgenin ve OSB’nin güncel durumu hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Toplantıda Başkan Akar’a Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Özdemir, Bölge Müdürü Hakan Sönmez ve Bölge Müdürlüğü teknik personelleri eşlik etti.
Tanışma söyleşisi ardından, yerel basın heyetiyle saha gezisi yapılarak OSB teknik faaliyetleri hakkında bilgiler verildi. Saha gezisi sonrasında düzenlenen soru-cevap bölümünde Başkan Akar, Marmara OSB’nin mevcut durumunu ve gelecek planlarını anlattı.
” Türkiye’nin İlk İnovatif OSB’si”
Başkan Akar, Marmara OSB’nin Türkiye’nin ilk inovatif organize sanayi bölgesi olarak Bandırma’da temellerinin atıldığını belirterek, “Marmara OSB’de makine, otomotiv, savunma sanayi, enerji, uydu, havacılık, bilişim gibi sektörlerdeki lider sanayi kuruluşlarımızla, Türkiye’de öncü olmayı hedefliyoruz. Ayrıca Marmara OSB, Bandırma 17 Eylül Üniversitesi ile birlikte kurulacak olan AR-GE, Kuluçka Merkezi ve Teknokent ile bilimin öncülüğünde yeni teknolojilerle yüksek katma değerli bir üretim ve teknoloji üssü olacaktır,” dedi.
Yatırımlar ve Altyapı Çalışmaları
Marmara OSB’nin 220 hektar alana kurulduğunu ve 190 adet sanayi parseline sahip olduğunu belirten Akar, mevcut durumda 70 adet sanayi parselinin yatırımcıların hizmetine açıldığını ve 7 adet fabrikanın yakın zamanda temellerinin atılarak inşaatlarına hızlı şekilde başlandığını, 9 adet firmanın ise ruhsat sürecinde projelerini hazırladıklarını açıkladı.
Marmara Organize Sanayi Bölgesi’nin yüzde 95 doluluk oranına sahip bir bölge olduğunu belirten Başkan Akar, “Kendi sanayi alanımızın içinde 30 bin metrekare bir arazi üzerinde küçük sanayi bölgesi inşa etmeyi planlıyoruz. Yaklaşık 40 dükkanlı bu küçük sanayi projesinde dükkanlar ortalama 200-400 metrekare arasında olacak bu bölgenin de ilgi göreceğini düşünüyoruz,” ifadesinde bulundu.
Teknik faaliyetler hakkında bilgi veren Akar, “Marmara Organize Sanayi Bölgemizde yol ve altyapı çalışmaları kapsamında toplam 15,6 kilometre olan iç yollarının 14 kilometresi terasman seviyesinde tamamlanmış olup, atık su, yağmur suyu hatları, parsel bağlantıları dahil olmak üzere imara açılan parsellerimizin hepsinde kullanıma hazır hale getirildi. Elektrik altyapısı kapsamında OSB alanımızdan geçen ana hattın yeraltı deplase işlemi tamamlanmış olup, bugüne kadar yapılmış olan 3 adet dağıtım merkezi binamıza ek olarak 3 adet daha dağıtım merkezi ve 1 adet ana dağıtım merkezi yapılıp imara açılan parsellerde tüm elektrik altyapısı tamamlanarak yatırımcıların hizmetine sunulacaktır. Doğalgaz altyapısı Marmara Organize Sanayi Bölgemizde imara açtığımız sanayi parsellerinin kullanımına sunulmak üzere AKSA Doğalgaz ile ortak yürüttüğümüz altyapı çalışmaları tamamlanarak doğalgaz boru hattı tamamlanmış, parsellere basınçlı hatlar çekilmiştir. Arazi ve altyapı çalışmaları 2024 yılı sonuna kadar 150’ye yakın sanayi parseli tamamlayarak değerli sanayicilerimize teslim etmeyi planlıyoruz. Bu parsellere ait tüm altyapı çalışmaları 2024 yılı sonuna kadar tamamlanarak Marmara OSB’nin marka değerine uygun şekilde değerli yatırımcılarımıza sunacağız,” dedi.
Güvenlik ve Yeni Projeler
Başkan Akar, “Bölgeye yapılacak yatırımların güvenli bir şekilde devam edebilmesi için Jandarma Genel Komutanlığımız ve Bandırma Kaymakamlığımız ile birlikte yapılan çalışmayla 2024 yılı içerisinde Marmara OSB içerisinde bir jandarma karakolunun temellerinin atılacağını belirten Akar, OSB’mizin ve bölgenin güvenliği için çalışmalarımıza başlamış bulunmaktayız.” dedi.
Çevresel Hassasiyet, Yenilenebilir Enerji ve Yeşil Hidrojen
Çevresel hassasiyetlerle ilgili gelen sorulara Başkan Akar, Çevreye duyarlı yeşil bir OSB olduklarının altını çizerek, burada kurulacak tüm fabrikaların bacasız sanayi ile üretim yapacağını belirtti. Ayrıca, tüm fabrikalarda çatı güneş enerji sistemlerinin zorunlu tutulacağını ve böylece yeşil enerjiyi desteklediklerini ifade etti. İlerleyen yıllarda sıfır karbon ayak izi hedefine ulaşmayı amaçladıklarını da ekledi.
Fabrika atıklarının çevreyi kirletip kirletmeyeceği sorusu üzerine Akar, “Hiçbir fabrikamızda sisteme kimyasal vb. atık paylaşımı yapılmayacak olup, tüm atık su hatlarının yapılacak olan kontrol noktaları ile dijital ölçümleme yapılarak arıtma tesisine kontrollü şekilde yönlendirilecektir. Ayrıca, OSB’mizde tüm sanayi tesislerimizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından uygunluk alınarak ruhsatlandırma çalışmaları yapılmaktadır,” diye cevap verdi.
Başkan Akar ayrıca, “Geleceğin enerji teknolojisi olan hidrojen enerjisinin geliştirilmesine katkı sunmak adına üyesi olduğumuz H2DER (Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği) ile Marmara OSB’de Türkiye’nin ilk OSB Yeşil Hidrojen Ar-Ge Merkezini kurmak gayesi ile ilk adımları attık. Türkiye’nin ilk Yeşil Hidrojen Üretim ve Ar-Ge Merkezi kurulması için H2DER ile işbirliği yapıyoruz. Yeşil enerjiye olan taahhüdümüzü güçlendirmeye ve hidrojen çağına geçişte örnek olmaya kararlıyız,” dedi.
Toplantı, yerel basın mensuplarıyla gerçekleştirilen öğlen yemeği organizasyonuyla sona erdi. – BALIKESİR
]]>Van Ticaret Borsası (VANTB) Başkanı Nayif Süer, Ankara’da yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 80. Mali Genel Kurul Toplantısı’na katıldı. Başkan Süer, TOBB İkiz Kulelerde gerçekleştirilen programda, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile görüştü. Görüşmenin ardından bir açıklama yapan Başkan Süer, “Bakanımız ile şehrimizin vebölgemizin tarım ve hayvancılığını konuştuk. Van ve bölgemizin tarım hayvancılık taleplerini bakanımıza ilettik. Genel potansiyelimizi ve üretimin daha da artırılması için önemli istişarelerde bulunduk” dedi.
Bakan Yumaklı ile genel değerlendirmelerde bulunduklarının altını çizen VANTB Başkanı Süer, “Şehrimizin ve bölgemizin genel şartlarını dile getirdim. Zorlu kış şartları altında büyük emekler vererek bereketli topraklarımızı eken çiftçilerimize daha fazla destek talebinde bulundum. Tarım ve hayvancılık sektörünün Van’da ve bölgemizde istenen noktaya gelebilmesi için verilen desteklerin artırılmasının hayati önemde olduğuna dikkat çektik” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı’ya, küçükbaşta Türkiye birincisi olan Van başta olmak üzere bölgenin küçükbaş hayvancılığa elverişli olduğunu söylediğini belirten Başkan Süer, “Bakanımıza, Van’ın ülkemiz tarım ve hayvancılığında önemli bir yeri olduğunu, şehrimizin yaklaşık 1,5 milyon hektar mera varlığı ile ülkemizin toplam mera varlığının yüzde 10’unu oluşturduğunu, yayla ve meralarımızda yetiştirilen küçükbaş hayvanların satışı konusunda büyük bir pazar-piyasa sorunu olduğunu, yayla ve meralardan dönen hayvanların yem bitkileri maliyetinin hayli yüksek olması nedeniyle çiftçilerimizin hayvanlarının büyük bir kısmını satmak zorunda kaldığını, verilen emekleri karşılayan bir fiyata değil daha ucuza satıldığını, piyasa sorunu ile birlikte hayvanların başka bölgelere satıldığını ancak bu kez de nakliye maliyetleri ve diğer giderler ortaya çıktığından çiftçimizin ucuza satmak zorunda kaldığını ilettim” şeklinde konuştu.
Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye küçükbaş hayvan varlığında lider konumda olan Van’ın 1970’li ve 1980’li yıllarda 7-7,5 milyon civarında küçükbaş hayvan varlığının 3 milyona kadar düştüğünü hatırlatan Başkan Süer, “Bakanımıza 1990’lı yılların başlarına kadar Van’dan Ortadoğu’ya koyun ihracatının yapıldığını, ithal eden ülke konumundan çıkmak için 1980’li yıllardaki politikalara dönülmesi gerektiğini, Van’da nüfusun 6-7 katına çıkmasına rağmen hayvan varlığında ise önemli sayıda düşüşün olduğuna vurgu yaptım” dedi.
Bakan Yumaklı’ya Et ve Süt Kurumu Van Et Kombinası’nın sınırlı sayıda değil tıpkı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) gibi uygun fiyatlarla sınırsız alım garantisi vermesi gerektiğini anlattığının altını çizen VANTB Başkanı Nayif Süer, “Bakanımıza sezon sonunda küçükbaş hayvanların bölgemiz şartları göz önünde bulundurularak, uygun fiyata satın alınmasını, Van Et Kombinası’nın et ihtiyacını karşılamak adına bölge menşeili hayvanları uygun fiyata satın alma garantisinin hayvancılığa olumlu yansımaları olacağını belirttim. Aksi takdirde yem bitkilerinin pahalılığı ve mali girdilerinin yüksek olması nedeniyle işletmelerin ya küçülmeye gittiğini ya da hayvancılığın bırakıldığını hatırlattım” ifadelerini kullandı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın gereken hassasiyeti gösterdiğini vurgulayan Süer, “Sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi sunduğumuz bakanımız hassasiyet göstermiştir. Taleplerimizi dikkatle dinlemiştir. Çiftçilerimizin hububatlarını uygun fiyata alan TMO’ya teşekkür ettim. Van Ticaret Borsası olarak bizlere gösterdiği ilgi nedeniyle Bakanımız İbrahim Yumaklı’ya teşekkür ediyoruz” diye konuştu. – VAN
]]>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, Kilis Valisi Tahir Şahin’in katılımıyla, Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu’nun başkanlığında gerçekleştirildi.
Kilis Valisi ve Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, GSO Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, önceki dönem Gaziantep Milletvekili Nejat Koçer, GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası (KİTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, Kilis Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cevdet Akınal, Yönetim Kurulu Üyeleri Yıldırım Mermer, Hikmet Çaparoğlu, OSB Bölge Müdürü Abdülkadir Tanrıaşıkı, Gaziantep Ayakkabı, Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat, TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi, GSO yönetim kurulu ve meclis üyeleri ile GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen’in katılımıyla yapılan toplantıda, Polateli Şahinbey OSB’deki son durum, küresel sorunların sektörlere yansımaları, iş dünyasının yaşadığı zorluklar, firmaların talepleri, çözüm önerileri ve GSO’nun sürdürdüğü çalışmalar hakkında istişarelerde bulunuldu.
Toplantıda, Kilis Valisi ve Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, Polateli Şahinbey OSB’de yürütülen süreç hakkında önemli bilgiler verdi.
Kilis Valisi Tahir Şahin, toplantıda yaptığı konuşmada, Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nin Kilis ve Gaziantep’e önemli faydalar sağlayacağı gibi ülke ekonomisi için de kritik öneme sahip olduğunu söyledi.
Bölgenin yeni üretim ve istihdam imkanları sağlayacağını, ihracatta da firmalar için yeni fırsat kapıları aralayacağını ifade eden Şahin, “OSB’mizin kurulum süreçleri, yeşil dönüşüm kriterleri de başta olmak üzere günün ve geleceğin şartlarına göre yürütülmektedir. Bölgemizde 1303 hektarlık alanda altyapı çalışmalarımızda ciddi ivme kazandık. Bunun yanında su, elektrik ve doğalgaz gibi altyapı konularını büyük oranda çözdük ve bu noktada çalışmalarımız hızla devam ediyor. Organize Sanayi Bölgemizde bir firmamız üretime başladı, on firmamız ise üretime başlamak için gerekli işlemleri tamamlamak üzere. Yeni yatırımcılarımızı da bölgemize bekliyoruz. Çünkü Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi, hem Gaziantep’in hem de Kilis’in sağladığı fırsatları bir arada yatırımcılara sunuyor. Ben bu vesileyle Organize Sanayi Bölgemizin kurulmasında emeği olan, bizlere destek sağlayan herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca Gaziantep Sanayi Odası Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Yönetim Kurulu ve tüm GSO ailesine misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum” dedi.
GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu da Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nin Gaziantep, Kilis ve bölge sanayisine değer katacak bir proje olduğunu dile getirdi.
OSB’nin bölgenin üretim kapasitesini çok daha güçlendireceğini, yenilikçi yatırımlarının önünü açacağını ve ciddi oranda istihdam oluşturacağını ifade eden Konukoğlu, “Sanayicilerimiz, yakın zamanda yaşamış olduğumuz deprem felaketi, bu depremin neden olduğu olumsuzluklar ve küresel zorluklara rağmen memleketimiz ve milletimiz için durmadan, yorulmadan çalışmaya devam ediyor. Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgemiz de şehrimizde kurulum aşamasında olan OSB’lerimiz gibi üretim ve istihdamı artırma hedefleri için sarfedilen çabanın ve özverinin bir sonucudur. Ülke ekonomimiz için yeni ufuklar açma gayretinde olan, çalışan, emek veren ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca meclis toplantımıza katılan Kilis Valimiz Tahir Şahin’e, önceki dönem Gaziantep Milletvekilimiz Nejat Koçer’e, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nde devam eden çalışmalarda gelinen noktanın sevindirici olduğunu belirterek, “İki ilimize de yakınlığı ve sunulan teşvik imkanları ile cazibe merkezi haline gelecek olan bölgemize yönelik özveriyle yürütmüş oldukları çalışmalardan dolayı Kilis Valimiz ve Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanımız Tahir Şahin’e, yönetim kuruluna ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Ayakabı OSB’de altyapı çalışmaları başladı
Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ndeki çalışmalar hakkında da bilgi veren Ünverdi, proje işlerinin tamamlandığını ve tapusu alınan 88 hektarlık ilk etap alanda altyapı inşaatına başlandığını söyledi.
Adnan Ünverdi, genişleme alanı olan 82 hektarlık ilave alanın mülkiyetinin alımı için Milli Emlak Genel Müdürlüğü ile yürütülen sürecin devam ettiği bilgisi vererek, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat ve ekibine teşekkür etti.
“Kamuda tasarruf ve verimlilik paketi çok önemli bir adım”
Geçtiğimiz günlerde hayata geçirilen Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi ile ilgili de değerlendirmelerini aktaran Ünverdi, “Ekonomi yönetiminin orta vadeli program doğrultusunda, toplumun tüm kesimlerini etkileyen bu süreçte, kamu tarafının da tasarruf kararları ile yer alması gerektiğini çok defa dile getirmiştik. Alınan tasarruf ve tedbir kararlarının enflasyonla mücadele başta olmak üzere ülke ekonomimiz için çok önemli bir adım. Kamuda tasarruf tedbirleri ve verimlilik konusunda yürütülecek süreç sorunlara çözüm olmakla birlikte, ülkemiz için gelecek adına kalıcı faydalarının olacağına inanıyorum. Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, yapay zeka gibi teknoloji ve yeniliğe açık yatırımlar önümüzdeki dönemde ön planda tutulacaktır. Bu süreçte aynı sektördeki yığılmaların ve atıl yatırımların önüne geçilmesi açısından farklı sektör yatırımlarına destek verilmesi sanayimizin sağlıklı büyümesine katkı sağlayacaktır. Bu noktada, odamız tarafından sanayimizin yeniliklere adapte olabilmesi ve sürdürülebilirliği için çalışmalarımız devam etmektedir. Bu yolda çok önemli mesafeler kat ettik ve GSO-Mesleki Eğitim Merkezimiz sanayicilerimiz için yeşil dönüşüm merkezi haline geldi. Şu ana kadar 55 firmamızın karbon ayak izi ölçümünü ve yol haritalarını belirledik. Uluslararası standartlar çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmalarımızı her geçen gün daha da artırıyor, firmalarımızla yeni iş birlikleri yapıyoruz. Polateli Şahinbey OSB’nin de bu süreçte yeşil OSB noktasında ülkemiz için önemli bir örnek olacağına inanıyoruz. Toplantımıza katılan Kilis Valimiz ve Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, önceki dönem Gaziantep Milletvekilimiz Nejat Koçer, Onursal Başkanımız Abdulkadir Konukoğlu, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, meclis üyelerimiz ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” diye konuştu.
GSO Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, meclis üyelerinin görüş ve önerilerini dile getirmelerinin ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, yapılan yönetim kurulu toplantısında il yönetimindeki yeni görevlendirmeler hakkında yönetim kurulunu bilgilendirerek, il yöneticilerine yeni görevlerinde başarılar diledi.
İKTİDARIN LOKOMOTİFİ İZMİR ÖRGÜTÜ OLACAK
Toplantı sonrası değerlendirmelerde bulunan Aslanoğlu, CHP İzmir il yönetimi olarak başarılı bir yerel seçim dönemi geçirdiklerini ve uyum içinde çalışmanın karşılığını aldıklarını ifade ederek “İl Yönetim Kurulu’ndaki tüm arkadaşlarımla birlikte şimdi iktidara hazırlık çalışmalarına başlıyoruz. Yapılacak ilk seçimde CHP’ye iktidarı getirecek lokomotif örgüt İzmir olacaktır. İzmir il yönetimimiz de bu çalışmaların planlayıcısı ve icracısı olacak.
Kendi içimizde, iktidar çalışmalarımızı hızlandıracak bir görev dağılımı değerlendirmesi yaparak, yönetim kurulumuzda görev değişikliklerini yaptık. Yeni görevlendirmelerin örgütümüze ve İzmir’imize hayırlı olmasını diliyorum. Tüm arkadaşlarımla İzmir’in bize verdiği desteğe layık olmak için çalışmaya ve tüm İzmir örgütümüzle koordinasyonumuzu en üst seviyede tutmaya devam edeceğiz” dedi.
İŞTE CHP İZMİR İL YÖNETİMİNDEKİ YENİ GÖREVLENDİRMELER
Yönetim Kurulu üyelerinin görev dağılımı şöyle:
İl Başkan Vekili-İş Dünyası ve Enerji Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Barış Özdemir, İl Sekreteri Özlem Ünsal, İl Saymanı Arda Işık, İl Eğitim Sekreteri Şule Kava, Bilişim Sorumlusu Tevfik Türk, 1. Bölge Örgütlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Orhan Polat, 2. Bölge Örgütlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Ali Alan, Küçük Menderes Bölgesi Örgütlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı İsmet Basmacı, Yarımada Bölgesi Örgütlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Özlem Eser, Bakırçay Bölgesi Örgütlerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Adnan Alabay, Siyasi İşler ve Propagandadan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Haydar Göktepe, 1.Bölge Yerel Yönetimlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Duyan, 2.Bölge Yerel Yönetimlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Zeki Çağın, Küçük Menderes Bölgesi Yerel Yönetimlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Baki Üküşçevik, Yarımada Bölgesi Yerel Yönetimlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Sema Çuhadaroğlu, Bakırçay Bölgesi Yerel Yönetimlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Sedef Ark, Seçim İşleri ile Seçim Güvenliğinden ve Hukuk Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Ahmet Doğukan Gül, Kent Konseylerinden ve İnsan Haklarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Kemal Kaygül, Sivil Toplum Kuruluşları, Çevre ve Doğa Haklarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Cem Doğan, Emek Büroları ve Sendikalardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Volkan Gürboğa, Esnaf ve Esnaf Odaları, Ekonomi Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Harun Eker, Basın Sözcüsü, Basın Yayın Medya ve Sosyal Medyadan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Asena Karcıer, 1. Bölge Muhtarlardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Fikret Yıldız, 2. Bölge Muhtarlardan ve Halkla İlişkilerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Aslıhan Altan, Dezavantajlı Gruplar, Engellilerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Emin Karameşe, Sosyal Politikalar ve Kadın Politikaları Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Gülşen Karataş Şişbacak, Şehit ve Gazi Ailelerinden ve Göçmen Derneklerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Nur Okyay Öz, Kültür Sanat Politikaları ve BYKP’den Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Ali Bektaş, Kooperatiflerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Ecem Kör, Hemşeri Derneklerinden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Abdurrahman Batihan.
]]>Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden son yıllarda Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gösterilen ilgi turizmde çeşitliliği arttırdı. Doğal güzellikleri ile ünlü bölgede sayıları giderek artan otellere bungalovlar da eklendi. Yıllardır geçimini çay ve fındık ile sağlayan bölge halkı bahçelerde söküme giderek turizme yönelirken, plansız ve kontrolsüz yapılar tehlikeyi de beraberinde getirdi.
Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, dün Rize’nin Ardeşen ilçesinde konuyla ilgili yapılan toplantıda tehlikeye dikkat çekerek gün geçtikçe sayısı hızla artan bungalovlarla ilgili “Dere yatağı içinde olanlar var. Taşkın sahası içinde olanlar var. Heyelan sahası içinde olanlar var. Bunlarla ilgili tespitlerimizi yapıyoruz. Bizim bungalov yapılarına veya ilave alternatif turizm yapılarına ihtiyacımız var. Biz bu ihtiyacımızı hukuki ruhsatlı zeminde gidermenin yollarını açacağız. Onların nereye konulabileceği, nereye konulamayacağı yasal sınırlarla belli” açıklamasında bulundu.
Vali İhsan Selim Baydaş gibi Trabzon Otelciler Birliği Başkanı Mustafa Aksu da yaşanan soruna dikkat çekerek “1-2 yıla kalmaz çok kötü sonuçlar doğuracaktır. Çünkü kapasitenin fazlası her zaman zarardır” ifadelerini kullandı.
Bungalov turizminin Rize’den başladığını belirten Trabzon Otelciler Birliği Başkanı Mustafa Aksu, kontrolsüz ve sağlıksız büyümenin 1-2 yıla kalmaz çok kötü sonuçlar doğuracağını söyledi. Kapasitesinin fazlasının her zaman zarar olduğuna dikkat çeken Aksu, “İnsan vücudu bile fazlasını aldığı zaman her şey zarardır. Evet bungalov turizmi Rize’de daha çok Trabzon’da ise çok fazla gitmedi ama gördüğüm kadarıyla tüm çay bahçeleri kesilip bungalov yapılıyor. Tabii ki turizm büyürken dengeli ve seviyeli büyümesi lazım. Her yere, her ortamda illa bir turizm işletmesi açmak zorunda değiliz. Yani ben büyük bir tehlike olarak görüyorum. Orada büyük yatırımcılar, marka oteller var. Bu konuda özellikle markaların zarar görmesiyle şehrimiz de zarar görür. Yani düşünün ki bugün yarın tüm marka oteller bu bölgeden çekilirse hem iskan olarak hem de marka değeri olarak bölge zarar görecek” dedi.
Bungalovların otellere göre çok ucuz olmadığını da ifade eden Aksu, “Fiyat olarak aslında çok ucuz da değiller. Aslında bakıldığı zaman şöyle şimdi benim mesela bir oda maliyetim misal olarak bin lira. Benim o maliyetimin içerisinde vergi var, her şey var. Yani benim bir oda odanın bana maliyeti 800-900 liraya geliyor. Ama o kişilerin hiçbir maliyeti yok. 5 kişiyle kocaman otel işletebiliyorlar. 7-8 yıl önce gelen Arap sektörümüz, Orta Doğu sektörü üst seviyeydi. Aslında bakıldığı zaman evet 6 kişi bir evde kalıyor. Diyor ki 6 kişi bir otelde kalsak üç tane oda alacaklar. Bizim şuan fahiş fiyatlarımızda yok. Çünkü inanın ki bizim giderimizle otelden aldığımız gelir aslında inanılmaz küçük farkları oldu. Bu da zarar. Fiyat derken şu anda Trabzon’da o oteller uçuyor diye bir şey yok. 200-300 liraya kahvaltılı kalacak oteller oldu. Çünkü işletmeci ne yapsın? Yani etrafı devamlı kaçaklarla dolu olan bir yerde ne yaşatacağını düşünerek de kendini kurtarmaya çalışıyor. Bunun yanında bu kayıt dışı tesislerde Allah göstermesin herhangi bir olay, yangın, sel, heyelan veya cinayet gibi olaylar olduğu zaman bunun vebalini kim verecek? Ayrıca bu tesisler kayıt dışı olduğu için vergisi kaydı da yok” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>Kara, deniz ve demir yolu ulaşım imkanlarına sahip olan, Avrupa’ya açılan sınır kapıları bulunan Trakya, ihracattaki payını artıyor.
Bölgenin 2013 yılında 905 milyon 654 bin 891 dolar olan ihracatı, 2023 yılında 2 milyar 108 milyon 274 bin 700 dolara çıktı.
Bölge dış satımının bu yılın sonunda 2,5 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.
Trakya’nın lojistik açısından sunduğu avantajlar ve İstanbul pazarına yakınlığı bölgedeki yatırımları artırdı. Özellikle Tekirdağ ve Kırklareli’ndeki organize sanayi bölgeleri yatırımcının gözdesi haline geldi. Edirne’deki organize sanayi bölgelerine de yenileri eklenmeye başlandı.
Bölgenin 3 ilinden yapılan ihracatta Tekirdağ öne çıktı. Tekirdağ’ı Kırklareli takip etti. Edirne ise üçüncü sırada yer aldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, bölgeden 2013 yılında 905 milyon 654 bin 891 dolarlık ihracat yapılırken, bu tutar 2014 yılında 1 milyar dolar sınırını aşarak 1 milyar 54 milyon 862 bin 580 dolar olarak gerçekleşti.
2015-2018 döneminde 898 milyon dolar ile 1,1 milyar dolar bandında seyreden dış satım, geçen yıl 2 milyar 108 milyon 274 bin 700 dolara yükseldi.
İhracat bu yılın ocak-nisan döneminde ise 707 milyon 961 bin 640 dolar olarak kayıtlara geçti. Geçen yıl aynı dönemde 694 milyon 13 bin 800 dolarlık ihracat yapılmıştı.
“Avrupa’ya komşu olmanın avantajını kullanıyoruz”
Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Soner Ilık, AA muhabirine, bölge olarak ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağladıklarını söyledi.
Bölge ihracatında ülkeler bazında ilk sırada Almanya’nın yer aldığını dile getiren Ilık, “Kenya’ya dahi ihracat gerçekleştiriyoruz, ürünlerimizi gönderiyoruz.” dedi.
Trakya’nın tarımsal üretim açısından önemli bir bölge olduğunu vurgulayan Ilık, hububat başta olmak üzere birçok üründe ihracat yapıldığını ifade etti.
Avrupa’ya komşu olmanın avantajlarını kullandıklarını belirten Ilık, “Aslında ülke olarak çok şanslı bir coğrafyadayız, birçok Avrupa ülkesine komşuyuz. Avrupa’ya açılan sınır kapılarımız mevcut. Avrupa’nın da ürün tedarikinde ön plandayız, tercih edilen ülkeler arasında ilk sıradayız. Lojistik açıdan da sıkıntı yaşanmaması nedeniyle bölgemiz Avrupa için olmazsa olmaz konumunda.” diye konuştu.
“Trakya’daki organize sanayi bölgelerinde yer kalmadı”
Bölge sanayisinin de geliştiğine işaret eden Ilık, şöyle konuştu:
“Metropollerdeki firmalar özellikle üretim açısından lokasyon olarak bölgemizi tercih ediyor. Trakya’daki organize sanayi bölgelerinde yer kalmadı diyebiliriz. Kırklareli’ndeki organize sanayi bölgemiz, Çerkezköy’den sonra Trakya’nın yükselen değeri, parlayan yıldızı oldu. Organize sanayi bölgemizdeki herkes yatırımcılara kucak açmış durumda. Tercih sebebi olmamızın birinci nedeni bu. İhracattaki hedefimiz, Cumhurbaşkanı’mızın da dediği gibi bu rakamı ikiye katlamak. Hayırlısıyla bölge olarak, ardından ülke olarak başaracağımıza inanıyorum.
İhracat yapılan ülkelerde ilk sıralarda Almanya, Bulgaristan, Kenya var. Kenya’ya hububat türevlerini, işlenmiş un olarak çok ciddi boyutta ihracat gerçekleştiriyoruz. Bölgemizde birçok un fabrikası mevcut. Komşumuz Bulgaristan’a en fazla satılan ürün çimento. Bölgemizde 3 çimento fabrikamız var. Çimento fabrikalarımız kapasitelerinin yaklaşık 4’te 1’ini Bulgaristan ve Balkan ülkelerine ayırıyor.”
“Limanların katkısı büyük”
Tekirdağ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Cengiz Günay, Trakya’nın son 11 yılda sanayi üretimindeki artışla ihracat kapasitesini yaklaşık 2,5 katına çıkardığını söyledi.
Sanayinin gelişmesinde ulaşım altyapısı ile Asyaport, Ceyport ve Martaş limanlarının belirleyici olduğunu dile getiren Günay, demir yolunun da daha etkin kullanılması için çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Demir yolu altyapısının üretim merkezleri ile limanlara entegrasyonunu sağlamaya çalıştıklarını anlatan Günay, “Trakya Kalkınma Ajansı ile çok ciddi çalışma yürütüyoruz. Önümüzdeki dönemde bunun hayata geçirilmesiyle alakalı bir mücadele içinde olacağız. Dolayısıyla Trakya özel bir bölge. Katma değeri yüksek, teknoloji üretiminin bölgemize daha fazla katılmasıyla alakalı seçici davranmaya özen göstereceğiz.” dedi.
“Son zamanlarda ilaç ve kimya sektörü muazzam bir sıçrama yaptı”
Tekirdağ’da ürün yelpazesinin geniş olduğunu belirten Günay, şunları kaydetti:
“Tekirdağ, demir, metal, alüminyum, elektrik, elektronik, özellikle dayanıklı tüketim mallarında adeta bir üs gibi. Çok önemli firmalar, markalar bölgemizde üretim yapıyor. Son zamanlarda da ilaç ve kimya sektörü muazzam bir sıçrama yaptı. Bunda lojistik altyapımız, bu tarz üretim yapan firmaların bölgemizi tercih etmesinde önemli rol oynuyor. Jeopolitik anlamda Trakya stratejik bir bölge. İstanbul, Yunanistan ve Bulgaristan’ın 1 saat uzaklıkta olduğu, bir tarafımızın deniz olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz. Dolayısıyla alternatif olan bütün faktörleri kullanmaya gayret gösteriyoruz. Tekirdağ, 165’e yakın ülkeye ihracat yapan bir kent.”
İhracat, teşviklerle artıyor
Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sezai Irmak da kentin 2013 yılında yaklaşık 31 milyon dolar dış satımının 2023 yılında 81 milyon dolara yükseldiğine dikkati çekti.
Kent ihracatında özellikle 2019 yılından itibaren artış görüldüğünü belirten Irmak, “2014-2018 döneminde 30 ile 40 milyon dolar arasında seyrederken, 2019 yılında 48 milyon, 2020 yılında 54 milyon, 2021 yılında 63 milyon, 2022 yılında 67 milyon, 2023 yılında ise 81 milyon dolara çıktı. Kentimizde faaliyet gösteren firmalarımız, ihracat teşvikleriyle birlikte her yıl önemli ölçüde ihracatını yükseltiyor. Bu yılın 4 aylık döneminde 31 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi. 2024 yıl sonu hedefimiz ise 100 milyon dolara ulaşmak.” diye konuştu.
]]>Yolcu Elmas Turizm Acentesi sahibi Uğur Yılmaz, Trabzon’da geçtiğimiz sezon 1 milyon 250 bin Arap turist geldiğini belirterek “Bölgemizde Arap turistlere karşı bir ön yargı var. Her toplumun iyisi-kötüsü var. Avrupa’da olsun bizim ülkemizde olsun iyi-kötü var. Bu ön yargıyı ortadan kaldırmamız gerekiyor. Arap turistlerin bakkalından, manavına, terzisinden, ayakkabı boyacısına kadar herkese faydası var. Esnafımız bu turistlerin gelmesini bekliyor ama maalesef ön yargıyla bakanlar var. Bunu aşabilirsek Trabzon ve bölge olarak daha iyi gideceğimize inanıyorum” dedi.
“Ülkemize gelen turistler çölde yaşamıyor” diyen Uğur Yılmaz, “Uzungöl, Sümela ve yaylalarımız var. İnsanlar şunu anlamasınlar ülkemize gelen Ortadoğulu turistler çölde yaşamıyorlar. Onlarda da yeşillik var, doğa var. deniz de var. Bizim ailelerimizin kaçında pasaport var. Ama onların çocukları doğduğu gibi pasaport çıkartıyorlar. Bizden geride değiller aksine ilerdeler. Trabzon’da ne fabrika var ne de gelişmiş bir sanayiye sahibiz. Trabzonspor’dan başka sosyal diyebileceğimiz bir ilgi odağımız yok. Bizim kesinlikle ve kesinlikle turizme ihtiyacımız var. Geçtiğimiz sene Trabzon’a 41 tane direk uçuş vardı. Haziran 15 ile Ağustos 15 arasına sıkışıyorlar. Bunun nedeni okul tatilleri olması. O nedenle bu aylara sıkışıyor büyük aileler. Acente olarak 12 ay çalışıyoruz. Bölgeye Arap turist getiriyoruz. İnsanlarımız şuna bakıyor “2 ay Arap turizmi var iki ayda ne kazanabilirsek’ mantığıyla gidiyorlar. Herkes iki ayda zengin olmanın peşinde. Böyle bir dünya yok. Geçtiğimiz sene 1000 dolara kadar çıkan otel fiyatları, 30 bin TL’ye kadar çıkan yemek fiyatları vardı. Bunlara hepimiz şahit olduk. İki ay içinde bunu gören insanlar diğer aylarda gelmek istemiyor. Avrupa’ya kaçıyor veya başka bir yere gidiyor. Gürcistan’a kayan müşterilerim var. Ben oraya çalışmıyordum ama bu sene mecbur kaldım. Trabzon’u benden daha iyi bilen müşterilerim var. Sürekli geliyor o yüzden geldiğinde farklı yerler görmek istiyor. Bunu sağlamak lazım. Turizm demek zaten her yıl yenilenmektir. Rize’de çay bardağı yaptılar çok ilgi çekiyor. Yomra’da uçaktan yapılan pide salonu ilgi çekiyor. Bize bu tarz yerler lazım” ifadelerini kullandı.
“Düzelmezsek bu insanları kaçıracağız”
Uğur Yılmaz, ön yargılardan ve uygulanan fahiş fiyat politikaları nedeniyle Arap turistleri kaçırabileceklerine dikkat çekerek “Biz Ortadoğu’daki turistleri buraya daha çok nasıl getirebiliriz düşüncesiyle hareket ediyoruz. Biz burada iyi bir fiyat politikası izlersek biz yılın 12 ayı burada turizmi canlandırırız. Restoranlardaki yeme-içmeden alınan komisyona karşıyım. İnsanların yediği yemekten komisyon alınması bana tuhaf geliyor. Bu mantıkla turizmi geliştiremeyiz. Geçtiğimiz sene Uzungöl’de 10-15 gün bir denetleme yapıldı. Bunun sürekli olması lazım. Turistlerin hizmet aldıkları alanlarda sürekli denetlenmeli. Yanlış hizmet verenler var. Kara düzen gidiyoruz. Sektör ve bölge zarar görüyor. Ehil insanların olması lazım. Uzungöl’de 2+1 odaya 800 dolar fiyat veriyorlar. Altından mı kaplı ben anlamıyorum” diye konuştu.
Turizm sezonunun Ağustos 15’de bitmediğini sadece gelen turist sayısının azaldığını da belirten Yılmaz, “Eylül, Ekim ve Kasım ayları olmak üzere kışında gelen turistler var. Karı çok seviyorlar. Devamlı biz Ortadoğu’dan turist getiriyoruz. Yıl boyunca biz acente olarak 7 bin 500 civarı aile getiriyoruz. 10 Bin olduğu dönemlerde oldu. Trabzon’da bir lunaparkımız bile yok. Geçen sene sahil yapıldı. Yürüyüş yerleri düzenlendi. Boztepe yapıldı. Akvaryum yapıldı. Trabzon’da bunların sayısının artması gerekiyor. Sosyal faaliyetlerin daha aktif şekilde olabileceği alanların oluşturulması gerekiyor. Bir lunapark yapamadık Trabzon’a bunu sadece Arap turizmi olarak söylemiyorum” şeklinde konuştu.
“Yerli ve yabancı turistleri bir kuşun iki kanadı gibi düşünmeliyiz”
Bölgemizde yerli ve yabancı turist ayrımı yapılmaması gerektiğine de vurgu yapan Yılmaz, şunları söyledi:
“Yerli ve yabancı turistleri bir kuşun iki kanadı gibi düşünürsek turizmi bölgede uçurabiliriz. Ama yanlışlıklar devam ediyor. Beşikdüzü’ndeki teleferikler bizim Arap turistlerimiz için ziyaret listesine koyduğumuz bir yer. Yerliye ayrı yabancıya ayrı fiyat uygulaması yapılıyor. Bunu merak ettim ve gidip sordum. Yabancılar maaşlarını dolarla alıyormuş, bizimkiler ise TL alıyormuş cevabını aldım. Böyle bir şey olabilir mi ‘ Yurt dışında ise böyle bir şeyle karşılaşma imkanınız yok. Herkese aynı fiyat uygulanıyor. bir kanadın yaralı olması, kara düzen gitmesiyle turizmi biz burada uçuramayız. Bu turizme zarar veriyor. İlimize zarar veriyor.”
“Bize bir şey soran yok”
Bölgeye turist çekebilmek için neler yapılması gerektiği noktasında bir çok ülkeye tanıtımlara ve toplantılara katıldıklarını belirten Yılmaz, ” Acente olarak bir çok ülkede turist getiriyoruz ama bir gün gelip te bize ‘Neler istiyorsunuz’ Buraya gelen turistlerin buradan beklentisi nedir ? Ne yapabiliriz?’ diyen birine rastlamadım. Yönetim bazında eksiklerimiz var. Trabzon’a nasıl daha çok insan getirebiliriz noktasında fikrimizi alan yok. Biz hiç kimseden para istemiyoruz. ‘Ne gibi farklılıklar yapılabilir, alternatif neler üretebiliriz?’ denilsin istiyoruz” dedi. – TRABZON
]]>Güneydoğulu ihracatçıların Cizre ve Silopi’deki ziyaretleri sırasında, bölgenin istihdam artırıcı yatırımlara ihtiyaç duyduğu vurgulanırken, Kalkınma Yolu Projesinin bölge iş dünyasında büyük bir heyecan oluşturduğu dile getirildi. Türkiye’yi Basra Körfezine bağlayacak yeni İpek Yolu olarak değerlendirilen Kalkınma Yolu Projesi ile bölgenin cazibe merkezi olacağı ifade edildi.
“Kalkınma yolu projesi büyük bir şans”
Güneydoğulu ihracatçıları makamında kabul eden Cizre Kaymakamı Nazlı Demir, nüfusu 164 bin olan Cizre’de fiili olarak 200 bin kişinin yaşadığını belirterek, ilçede istihdamı artırıcı yatırımlara ağırlık vermek istediklerini söyledi. Ana gündem maddelerinin aş, iş ve istihdam olduğunu ifade eden Kaymakam Nazlı Demir, “İlçemiz lojistik altyapısı anlamında çok güçlü. Her türlü yatırıma açık, ihtiyaç var. Önümüzdeki 10 yılda burası cazibe merkezi olacak. Stratejik bir noktadayız. Çok önemli bir ilçeyiz. 10 yıl sonra en az 500 bin nüfus ön görüyoruz. Huzur ve güven ortamı arttıkça bölgenin ekonomik potansiyeli de artıyor. Diğer taraftan Kalkınma Yolu Projesi bölgemiz ve ilçemiz için büyük bir şans. Yol Cizre’den geçiyor. Bu yol tamamlandığında sadece bölgemiz ve ülkemiz için değil tüm Ortadoğu için de can suyu olacak” dedi.
“Bölgenin gelişimi için her türlü desteği vermeye hazırız”
Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu da, Kaymakam Nazlı Demir’e Cizre’deki başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Kaymakam Nazlı Demir’e, Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin çalışmaları hakkında da bilgi veren Başkan Kadooğlu, “Cizre, gerek tarihi geçmişi, gerekse de sahip olduğu ekonomik potansiyeli ile ülkemizin ve bölgemizin önemli bir ilçesi. İlçemizde son yıllarda çok büyük bir değişim ve gelişim gözleniyor. Bu memnuniyet verici gelişimin devam etmesi için bizler de elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
“Silopi yakın gelecekte bölgenin yıldızı olacak”
Silopi Kaymakamı Cihat Koç, Güneydoğulu ihracatçıları kabulünde ilçenin ekonomik ve sosyal potansiyeli ile ilgili bilgiler verdi. Kaymakam Koç, “Silopi gelecekte bölgenin yıldızı olmaya adaydır” dedi.
İlçede seracılık, besi ve karma Organize Sanayi Bölgeleri ile ilgili çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Kaymakam Cihat Koç, “Amacımız ilçede istihdamı artırıcı yatırımlarla insanlara yeni kapılar açmaktır” şeklinde konuştu.
Kalkınma Yolu Projesinin ilçenin gelişimine büyük katkı sağlayacağını ifade eden Kaymakam Koç, ilçenin gelecekte gerek nüfus, gerekse de ekonomik gelişim anlamında çok hızlı bir ivme kaydedeceğini vurguladı.
“Habur, bölge ekonomisinin can damarıdır”
Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu da, ziyaret sırasında Silopi Kaymakamı Cihat Koç’a Mardin ve Irak programı ile ilgili bilgi verdi. Geçmişte Habur Sınır Kapısında yaşanan sorunların önemli bölümünün çözüme kavuşturulduğunu belirten Başkan Kadooğlu, “Habur bölgemiz ekonomisi için çok önemli. Adeta can damarı. Habur Sınır Kapısında yaşanan sorunlar da ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Habur Sınır Kapısındaki sorunların çözümünde büyük katkısını gördüğümüz Kaymakamımıza teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Başkan Kadooğlu ve Yönetim Kurulu Cizreli iş insanları ile buluştu
Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Topumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ve yönetim kurulu üyeleri Cizre Sanayi ve Ticaret Odası’nı da ziyaret etti. Cizre STO Ömer Faruk Yıldırım ve yönetim kurulu üyeleri ile bir araya gelen Güneydoğulu ihracatçılar, karşılıklı işbirliği imkanları konusunda görüş alışverişinde bulundu. Cizre Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Ömer Faruk Yıldırım, gerek ilçemiz gerekse de Gaziantep İpekyolu üzerinde bulunuyor. Gaziantep ile hem gönül bağlarımız hem de önemli ticari ilişkilerimiz var. Biz hızla gelişen bir ilçeyiz. Nakliye konusunda Türkiye’nin en büyük 4. Filosuna sahibiz” dedi. Başkan Celal Kadooğlu da, Cizre ile Gaziantep arasında yoğun ticari ilişkileri geliştirmek istediklerini belirterek, kadim ilçe Cizre’nin gelişimi ve kalkınması için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını ifade etti. – GAZİANTEP
]]>1947’nin son aylarından 1949 başlarına kadar 750 binden fazla Filistinli, İsrail devletine dönüşen topraklarını terk etmek zorunda kalarak mülteci oldu.
Birçoğu ya gitmeye zorlandı ya da güvenlik endişesiyle gitmek zorunda kaldı.
Nakba Günü’nde, hem o yerinden edilme günleri, hem de sonraki onlarca yıl boyunca milyonlarca Filistinlinin bitmeyen sürgünü anılıyor.
El Nakba günü o tarihten bu yana gerilime gebe bir gün. Geçmişte anmaların şiddete evrildiği de oldu.
Peki o gün ne oldu ve Filistinlilerin Nakba’da kaybettikleri evlerinin sembolü olan “dönüş anahtarı” nasıl ortaya çıktı?
Siyonizmin yükselişi ve Arap isyanı
19. yüzyılın sonlarında Siyonizm, Avrupa’da büyüyen bir siyasi hareket olarak ortaya çıktı.
Siyasal Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, 1896 yılında, Yahudilere ait bir devletin kurulmasının, Avrupa’da yüzlerce yıldır süren antisemitik duygu ve saldırılara çare olacağını söylemişti.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla, Filistin olarak bilinen bölgenin kontrolünü ele geçiren İngiltere, 1917 yılında Balfour Deklarasyonu’nu yayımladı.
Belge, “Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına” yardımcı olmayı vaat ediyordu.
Ayrıca “Filistin’deki Yahudi olmayan toplulukların sivil ve dini haklarına zarar verebilecek hiçbir şeyin yapılmaması gerektiği” de belgede yer alıyordu.
Özellikle Doğu Avrupa’da artan zulümden kaçan binlerce Yahudi göçmen bölgeye (İngiliz mandası olan Filistin’e) kaçtı.
Yahudi göçünün hızla artmasıyla birlikte, 1920’ler ve 1930’lar boyunca Yahudiler ile Filistinliler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. İlk çatışmalarda her iki taraftan da yüzlerce kişi yaşamını yitirdi.
Yahudi göçmenler hem küçük ölçekli çiftçilerden hem de Arap seçkinlerinden büyük miktarlarda arazi satın aldılar. Ancak, artık sahip oldukları çiftliklere yerleşip kiracı Arap çiftçileri buralardan çıkarmaya başladıklarında, onlara yönelik duygular da zamanla sertleşti.
1936’da Filistinli Araplar, İngiliz yönetimine karşı Arap İsyanı olarak bilinen büyük ölçekli bir ayaklanma başlattılar. Talepleri Arapların bağımsızlığını kazanması ve Yahudi göçü ile toprak satın alma politikasına son verilmesiydi.
Tarihçiler, ayaklanmanın sona erdiği 1939 yılına kadar 5 binden fazla Arap’ın öldürüldüğünü ve 15 binden fazla Arap’ın yaralandığını söylüyor.
Ayrıca İngiliz ve Yahudi kayıplarının yüzlerce olduğu belirtiliyor.
Arap İsyanı’nın ardından İngiliz hükümeti, sonraki beş yıl boyunca Filistin’e Yahudi göçünü ciddi şekilde kısıtlayan ve daha fazla Yahudi göçü için Arapların rızasını öngören Beyaz Kitap’ı (1939) yayımladı.
İngiltere ayrıca sonraki 10 yıl içinde, mümkün olması halinde, Filistinlilerin ve Yahudilerin hükümeti paylaşacağı bağımsız bir Filistin devleti kurma sözü verdi. İngiliz mandasına son verilmesini ve Filistin’e bağımsızlığı öngördü.
Her ne kadar bu, Arap müzakereciler için kısmi bir zafer olsa da bölgeye barış gelmedi. Yahudi paramiliter gruplarla İngiliz birlikleri arasında çatışmalar başladı.
Sonraki yıllarda İngilizler, burayı yönetmeye devam edemeyeceklerini, ne Arap ne de Yahudi temsilciler arasında iş birliği kuramadıklarını gördüler. Bölgeye büyük ölçekli göçü durdurmayı başaramamışlardı.Ayrıca İngiliz donmamasının Yahudi mültecilerle dolu gemilerin gelişini zaman zaman şiddet kullanarak durdurmaya çalışması nedeniyle İngiltere’nin itibarının zedelendiğini düşünenler de vardı.
Paylaştırma planı:
1947’de İngiliz hükümetinin Filistin’deki manda yönetimini sona erdirmeyi planladığını açıklamasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) ülkeleri 181 sayılı kararı kabul etti.
Kararda, Filistin’in Yahudi ve Arap devletlerine bölünmesi ve Kudüs’ün BM idaresi altına alınması çağrısında bulunuluyordu.
Belgeye göre plan, bölge topraklarının yaklaşık yüzde 55’ini Yahudilere tahsis ediyordu.
Bu, Filistinli Arapların çoğunlukta olduğu birçok ana şehri ve Hayfa’dan Yafa’ya kadar olan önemli kıyı şeridini içeriyordu.
Arap devletine daha güneydeki kıyı şeridinin üçte biri tahsis edildi. Zamanın Arap liderleri, bu bölünmenin kendilerinin önemli tarım arazilerine ve limanlara doğrudan erişimini engelleyeceğini düşünüyordu.
Planın adil olmadığını ve “kendi kaderini tayin etmeye” dair BM kararına aykırı olduğunu savunarak, planı reddettiler.
Ancak BM, toprakların bölünmesi ve bir Yahudi devleti ile bir Arap devletinin kurulması yönünde oy kullandı.
İsrail’in bağımsızlık ilanından önceki aylarda, Arap milisler Yahudi yerleşimlerine, Yahudi milisler ise Filistin köylerine saldırılar düzenledi. Bu saldırılar birçok Filistinlinin köylerini terk etmesine neden oldu. İngiliz yönetimine karşı şiddet de arttı.
1948’in başlarında Yahudi savaşçılar saldırılarını yoğunlaştırarak Yahudi devletine tahsis edilen bölgeleri ele geçirdi, ancak bununla kalmayarak Arap devletine tahsis edilen önemli bölgeleri de ele geçirmeye başladılar.
Birinci Arap-İsrail Savaşı
14 Mayıs 1948’de Filistin’deki İngiliz mandası sonra erdi ve İsrail bağımsızlığını ilan etti.
Suriye, Mısır, Ürdün, lübnan, Suudi Arabistan ve Irak bölgeyi işgal etti. Sahada başı Mısır ve Ürdün orduları çekiyordu.
İsrail, Arap ordularını yenilgiye uğrattı ve ardından 1947’deki planda Filistinli Araplara tahsis edilmiş olan bölgeleri de işgal etti.
Savaş Ocak 1949’da İsrail ve Mısır arasında -sonradan Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin de dahil olduğu- ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sona erdi.
Savaş bittiğinde bölge topraklarının büyük kısmı İsrail’in kontrolüne geçmişti.
Ürdün Batı Şeria olarak anılan bölgeyi, Mısır da Gazze’yi işgal etti.
Kudüs, batısı İsrail güçlerinde, doğusuysa Ürdün güçlerinde olmak üzere bölündü.
Ortada bir barış anlaşmasının olmaması, sonraki yıllarda sürecek olan savaş ve çatışmaların da bir habercisiydi.
‘Geri dönüş hakkı’
Filistinlilerin anavatanlarına “geri dönüş hakkı”, çözülmesi gereken ana taleplerinden biri.
Filistinlilerin geri dönüş ya da tazminat hakkı BM Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1948’de kabul ettiği 194 sayılı kararla da uluslararası olarak tanındı.
Bu karar “evlerine geri dönerek komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen mültecilere mümkün olan en yakın zamanda bu iznin verilmesini” öngörüyordu.
Ancak İsrail, Filistinlilere geri dönüş hakkının verilmesinin, bundan yararlanacak insan sayısı bakımından, Yahudi devletinin varlığını sona erdireceğini öne sürdü.
İsrail sorunun ancak, kendilerinin güvenlik ve barış içinde yaşama hakkını tanıyan, kapsamlı bir barış anlaşmasıyla çözüleceğini savunuyordu.
Bugün BM verilerine göre, ilk kuşak ve çocukları da dahil olmak üzere, yaklaşık 5 milyon Filistinli mülteci bulunuyor.
Bunların üçte birine yakını; Ürdün, Lübnan, Suriye, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs de dahil Batı Şeria’da bulunan, 58 mülteci kampında yaşıyor.
Geri dönüş anahtarı: ‘Umudun sembolü’
El Nakba olarak anılan bu tarihi süreçte evlerini terk etmek zorunda bırakılan Filistinliler, kısa bir süre sonra geri dönecekleri ümidiyle ev anahtarlarını da yanlarında götürmüştü.
Artık bu anahtarlar, kaybettikleri evlerinin ve “geri dönüş haklarının” bir sembolü olarak, bir kuşaktan diğerine aktarılıyor.
Bu anahtarlar Filistinli mülteciler için umudun ve direncin bir sembolü.
El Nakba’nın resmi anma günü olması
Filistinliler yurtlarından edilmelerini onyıllar boyunca bir ulusal trajedi olarak andılar. 1998 yılındaysa Filistin Yönetimi lideri Yaser Arafat 15 Mayıs’ı resmi anma günü ilan etti.
2022’de BM tarihinde bir ilk gerçekleşti ve BM Genel Kurulu 15 Mayıs 2023’te bu yıldönümünün anılmasını talep etti.
El Nakba halen Filistinlilerin hayatını şekillendirmeye devam ediyor. Geçmişten gelen bu felaketin izleri, hiçbir çözüm işaretinin görünmediği asırlık bir çatışmada yaşamaya devam ediyor.
]]>İklim özellikleri sayesinde başta cennet elması, nar ve dut olmak üzere çok sayıda meyve yetiştirildiği ilçede, açık alandaki bahçelerde erkenci kiraz hasat edilmeye başlandı. TÜİK’ in 2023 verilerine göre Denizli’de 2 bin 279 hektar alandan 11 bin 504 ton kiraz üretimi gerçekleşti. Dekara düşen ortalama kiraz verimi 504,7 kilogram olurken, meyve veren yaştaki ağaç sayısı 576 bin 501 adet, meyve vermeyen yaştaki ağaç sayısı 46 bin 415 adet olarak kayıtlarda yer aldı. Meyve veren ağaç başına verimin 20 kilogram olduğu Honaz ilçesi genelindeki yaklaşık bin 180 hektarlık kiraz bahçelerinde bu sezon 5 bin tona yakın ürün rekoltesi beklendiği kaydedildi.
Bu yılın ilk hasadına katılan İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Çınar, yaptığı açıklamada; “Bugün Denizli’mizin Honaz ilçesine kiraz hasadı için geldik. Erkenci çeşitlerde ilk hasadı yapıyoruz. Denizli’ de yaklaşık 2300 hektar alanda 11 bin 500 ton civarı kiraz hasadı ve üretimi yapan bir il. Honaz’da bu üretimin yarısını karşılayan bir ilçemiz. Bu yıl havaların sıcak gitmesi nedeni ile hasat yaklaşık 10-15 gün önce başladı. Bugün kapalı bahçemizde erkenci çeşidin hasadını yapıyoruz. Yaklaşık 10-15 gün sonrada bu bölgenin Ziraat-900 (Napolyon) adı altında değerli olan ihracata giden çeşidimizin hasadı yapacağız. Kiraz, Denizli için Honaz ilçemiz için önemli bir meyve. Bunun sebebi de İzmir bölgesinde başlayan erkenci çeşitler iç bölgelere gelirken geçiş bölgesi olan Honaz’ da değer bulmakta. Tüm alanlarımızda yeterli miktarda ürünümüz var. Son 10-15 gün içerisinde de iklim ile ilgili bir sorun yaşanmaz ise üreticimizin yüzünü güldüreceğini düşünüyoruz. Üreticilerimize bol ve bereketli bir sezon diliyoruz” dedi.
Honaz ilçesinde üretim yapan İbrahim Sarıkaya ise erkenci kiraz çeşidi hakkında şunları söyledi:
“Bugün Honaz’ da ilk kiraz hasadımızı yapıyoruz. Bu erkenci çeşidimizi iç piyasa için üretiyoruz. Olgunlaşan meyvelerin hasadını yapıyoruz. Napolyon ( Ziraat-900) çeşidi olana kadar bu süreci erkenci çeşit ile değerlendiriyoruz. İşçi sıkıntısından dolayı erkenci çeşide geçiş yaptık. Böylelikle işçi sıkıntısını aştık. Bu Bahçemiz örtülü bir bahçe. Rüzgar ve dolu zararına karşı bahçemizi file ile kapattık. Geçen yıl olan dolu yağışından tüm bölge zarar görmüştü, biz böyle bir zarar ile karşılaşmadık.
Erkenci çeşit yapmamızdaki en önemli faktör işçi sıkıntısı. Bölge komple Napolyon çeşidi olunca herkes aynı anda, çok kısa zaman ürününü toplamak istiyor. Erkenci çeşit olunca hem bizim boş olduğumuz zamana denk geliyor hem de işçi problemi ile karşılaşmıyoruz. Bölgemizde erkenci çeşit fazla kalmadı. Herkes Napolyon ya da Trabzon hurmasına geçiş yapınca bende böyle bir çalışmaya girdim ve memnunum da. Honaz İlçemizde ilk kirazı çıkaran üreticilerden biriyim böyle bir avantajım var. Şuan hasadını yaptığımız bahçemiz 4 dekar ve yeni 3 dekar daha bahçe yaptım. Toplamda 7 dönüm civarı erkenci çeşidim var. 20 dönüm kadar da Napolyon cinsi kirazım var. O bahçemin işçi ihtiyacını da ilçemiz dışından karşılıyoruz. Bu erkenci çeşidin olum süresi çok kısa. Çiçeği açtıktan 45 gün sonra toplamasını yapabiliyorum. 1,5-2 ay gibi bir sürede hasadımızı tamamlıyoruz. Ettiğim masrafı da kısa bir sürede karşılayabiliyorum”
Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Honaz ilçe Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personelinin katılımıyla gerçekleştirilen hasat etkinliğinde İl Müdürü Şakir Çınar, üreticilere tavsiyelerde bulunarak tarım işçilerine kolaylıklar diledi. Daha sonra toplanan kirazlar, kasalara yerleştirildi. – DENİZLİ
]]>Havadan atılan el ilanları ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarla kentin doğu mahallelerinde yaşayanlara, İsrail’in “genişletilmiş insani yardım bölgesi” olarak adlandırdığı dar bir kıyı bölgesi olan El-Mevasi’ye gitmeleri söylendi.
İsrail’in daha önce de Refah’ın doğu mahallelerindeki tahliye emriyle bu bölge hayalet şehir haline geldi.
Kentteki Birleşmiş Milletler yetkililerinin sayımına göre tahliye emri sonrasında kenti terk edenlerin sayısı 280 bini aştı.
İsrail, ABD ve diğer müttefiklerinin kara harekatının çok sayıda sivil kayıplara ve insani krize yol açabileceği uyarısına rağmen Refah’ta planlanan operasyonlara devam edeceğini söyledi.
ABD Başkanı Joe Biden Cumartesi günkü açıklamasında da Hamas’ın rehineleri serbest bırakması halinde ertesi gün Gazze’de ateşkesin mümkün olacağını söyledi.
Biden, “İsrail bunun Hamas’a bağlı olduğunu söyledi, eğer bunu yapmak isterlerse yarın sona erdirebiliriz. Ve ateşkes yarın başlar” dedi.
İsrail, 7 Ekim’de Hamas tarafından rehin alınan 128 kişiden haber alınamadığını ve bunlardan 36’sının öldüğünün tahmin edildiğini açıkladı.
Cumartesi günü Refah üzerinde dumanların yükseldiği görüldü ve görgü tanıkları Mısır’a geçişi sağlayan sınır kapısı yakınlarında hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.
İsrail ordusu sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, askerlerinin Refah’ta Hamas savaşçılarıyla “yüz yüze çatışmalara” girdiğini söyledi.
Geçtiğimiz gün İsrail ordusu Gazze Şeridi boyunca onlarca hava saldırısı düzenlerken, “teröristleri ve terörist altyapıyı hedef aldığını” savundu.
Cumartesi akşamı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye bölgesinde Hamas’a ait hedefleri vurduğunu açıkladı.
Daha önce de bölge sakinlerine Gazze’nin kuzeyindeki bazı bölgeleri terk etmeleri talimatı verilmişti.
Gazze’nin kuzeyine yönelik saldırılardan kaçarak güneye sığınan Filistinlilerle Refah’ın nüfusu 1,4 milyona ulaşmıştı.
İsrail’in kara harekâtını Refah’a genişletme planları için birçok ülke ve uluslararası kuruluş endişelerini dile getirdi.
Geçtiğimiz hafta Başkan Biden, ABD’nin İsrail’e Refah’a yapılacak büyük bir saldırıda kullanılabilecek ağır silahlar vermeyeceğini, ancak “Demir Kubbe” hava savunma sistemi dahil olmak üzere savunma amaçlı silahları vermeye devam edeceğini söyledi.
Biden, ABD’nin verdiği ağır silahların Gazze’de sivilleri öldürdüğünü ve yoğun nüfuslu bölgelere İsrail’in askeri operasyonlar düzenlemesi halinde Washington’un desteğini sürdüremeyeceği uyarısında bulundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Refah’a yönelik askeri saldırıya devam edeceklerini söyledi.
Cuma günü yaptığı açıklamada, Biden ile aralarındaki görüş ayrılıklarını gidermeyi umduğunu belirterek, “Tek başımıza savaşmamız gerekirse, tek başımıza savaşırız. ” dedi.
Aynı gün ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Gazze’deki saldırıları sırasında Amerikan silahlarını kullanarak uluslararası insani hukuku ihlal etmiş olabileceğini belirten .
Raporda, ABD’nin sağladığı silahların, İsrail’in yükümlülükleriyle “çelişen şekilde” kullanılmış olabileceği değerlendirmesine yer verilirken, henüz incelemelerin tamamlanmadığı ve silah sevkiyatının devam edebileceği belirtildi.
İsrail’in tahliye emri bu rapordan saatler sonra geldi.
Yardım kuruluşları, İsrail’in Gazze’nin güneyinde devam eden askeri operasyonu nedeniyle Filistinlilerin güvenli bir yerden yoksun kalacağı uyarısında bulundu.
Cumartesi günü erken saatlerde bir eve düzenlenen hava saldırısında en az 10 akrabasını kaybettiğini söyleyen Refah sakini Hitam El-Katib, Reuters’a yaptığı açıklamada “Gazze’de güvenli bir yer olmadığını” söyledi.
Yardım kuruluşu Oxfam, bölgede işleyen bir hastane bulunmadığını ve yardım malzemelerinin son derece sınırlı olduğunu kaydetti.
BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu da insanların yönlendirildiği el-Mevasi kampındaki koşullarla ilgili endişelerini dile getirdi.
UNRWA’dan Sam Rose, bölgenin oraya gönderilen insan sayısı için neredeyse hiçbir imkâna sahip olmadığını söyledi.
“Kumlu bir sahil yolunun kenarında çadırlarda yaşayan insanlar var. Burada hizmet sağlamak çok zor. Su şebekesi yok. Altyapı, kanalizasyon, temizlik yok.”
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine düzenlediği ve İsrailli yetkililere göre yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü, 252 kişinin de rehin alındığı saldırıya karşılık olarak İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında bugüne kadar ölenlerin sayısı 34,900’ü aştı.
Devam eden ateşkes görüşmelerinde, İsrail’in saldırıları durdurması ve rehinelerin serbest bırakılması masada; ancak henüz somut bir sonuç çıkmış değil.
]]>Erzurum Trafik Verileri
Erzurum’da Nisan ayında 3, yılın ilk 4 ayında kaydedilen trafik kazalarında 5 kişi yaşamını yitirdi. İlde Ocak – Nisan döneminde meydana gelen ölüm ve yaralanmalı trafik kazası sayısı Doğu Anadolu Bölgesi toplamında yüzde 13,13, ülke toplamında ise yüzde 0,57’lik oran gösterdi.
Erzurum Nisan 2024 Verileri
TÜİK verilerine göre Erzurum’da 2024 Nisan ayı döneminde 149 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 170 maddi hasarlı kaza oluştu. Bu kazalarda 3 kişi yaşamını yitirdi, kazalarda 257 kişi ise yaralandı.
Erzurum Ocak – Nisan Dönemi
Erzurum’da bu yılın Ocak – Nisan ayları kapsamında 424 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 774 maddi hasarlı kaza kaydedildi. 4 aylık düzeyde yaşanan trafik kazalarında 728 kişi yaralandı, 5 kişi yaşama veda etti.
Doğu Anadolu Verileri
Bölgede, bu yılın ilk 4 ayında 3 bin 227 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 4 bin 426 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Bölgede yaşanan kazalarda 37 kişi yaşamına veda etti, 5 bin 702 kişi yaralandı. Bölgede kaydedilen ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası sayısı ülke toplamında yüzde 4,34’lük oran gösterdi.
Ülke Verileri
Ülkede, bu yılın Ocak – Nisan ayları diliminde 74 bin 266 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 110 bin 324 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Ülkede yaşanan kazalarda 791 kişi yaşamına veda etti, 107 bin 410 kişi yaralandı.
Erzurum’un Bölge Toplamındaki Oransal Verileri
Erzurum’da kaydedilen ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası sayısı bölge toplamında yüzde 13,13’lük oran gösterirken, maddi hasarlı trafik kazası oranı yüzde 17,48, kaybedilen kişi sayısı yüzde 13,51, yaralı sayısı ise yüzde 12,76’lık oran verdi.
Bölge İlleri Kaza Dağılımı
Trafik istatistik Bülteni Nisan 2024 sonuçları itibariyle Ağrı’da 208, Bingöl’de 196, Bitlis’te 159, Elazığ’da 362, Erzincan’da 257, Erzurum’da 424, Hakkari’de 68, Kars’ta 118, Malatya’da 668, Muş’ta 104, Tunceli’de 52, Van’da 461, Ardahan’da 38, Iğdır’da 112 ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası tespit edildi.
Bölge İlleri Ölüm Sayısı Dağılımı
Malatya bölge illeri içinde en fazla sayıda trafik kazası kaybı yaşayan il oldu. TÜİK verilerine göre, Yılın ilk 4 ayında meydana gelen trafik kazalarında Doğu Anadolu Bölgesi illeri Ağrı’da 2, Bingöl’de 6, Bitlis’te 2, Elazığ’da 4, Erzincan’da 1, Erzurum’da 5, Kars’ta 2, Malatya’da 8, Muş’ta 3, Tunceli’de 1, Van’da 3 kazazede yaşamını yitirdi.
Bölge İlleri Yaralı Sayısı
2024’ün Ocak – Nisan döneminde meydana gelen trafik kazalarında, Bölge illeri olan Ağrı’da 386, Bingöl’de 386, Bitlis’te 305, Elazığ’da 573, Erzincan’da 426, Erzurum’da 728, Hakkari’de 114, Kars’ta 244, Malatya’da bin 145, Muş’ta 196, Tunceli’de 84, Van’da 879, Ardahan’da 79 ve Iğdır’da ise 157 kişi yaralanarak tedavi altına alındı. – ERZURUM
]]>Depremin ilk gününden itibaren gönüllü çalışanlarıyla birlikte bölgeye destek sağlayan Bupa Türkiye, Habitat Derneği ile birlikte hayata geçirilen ‘Sağlıklı ve Mutlu Yarınlar’ adlı Sürdürülebilir Yaşama Destek Projesi ile bölgedeki yaraların sarılmasına destek vermeye devam ediyor. Bölge halkıyla dayanışma içinde olan ve 6 Şubat 2023’ten bu yana ayni ve nakdi yardımlarını kesintisiz sürdüren şirket ve dernek yöneticileri, gerçekleştirilen ziyaret ile çalışmaları yerinde gözlemleyerek eğitim ve tohum topu atölyesinde çocuklarla vakit geçirdiler. Şirketin ormanlaştırma ve biyoçeşitlilik çalışmalarına destek olmak amacıyla çocuklarla birlikte gerçekleştirdiği ‘tohum topu’ atölyesinde üretilen tohum topları önümüzdeki aylarda ecodrone’lar ile Marmaris’te toprak ile buluşturulacak.
Proje kapsamında; gençlere ve kadınlara yönelik sağlık okuryazarlığı ve farkındalığı eğitimi ile çocuklara yönelik masal dinletisi, dans atölyesi, kutu oyunları, film gösterimleri, hayal balonları etkinliği, psikososyal destek atölyesi, sosyal beceriler atölyesi ve özel gün etkinlikleri (İstiklal Marşı’nın kabulü, Çanakkale Zaferi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) gibi çeşitli eğitim ve atölyeler düzenlenmeye devam ediyor.
Hatay Samandağ’daki Sutaşı Konteyner Kenti’ni Habitat Derneği İcra Kurulu Üyeleri İsmail Metin ile Taha Aydoğmuş ve Samandağ İlçe Milli Eğitim Müdürü Erdem Yaşar’ın eşliğinde ziyaret eden Bupa Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan ve Bupa Türkiye’nin üst düzey yöneticileri bölgenin tam olarak iyileşene kadar yardımlarının süreceğini ifade ettiler.
Sürdürülebilir projelerle kesintisiz destek
Desteklerine sürdürülebilir kalkınma felsefesi ile yaklaştıklarını söyleyen Bupa Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan, cesaretli, önemseyen ve sorumlu bir grup olduklarını kaydederek, “6 Şubat 2023 tarihinde Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sebebi ile binlerce vatandaşımızı kaybetmenin üzüntüsünü ilk günkü gibi yaşıyoruz. Tıpkı deprem zamanında olduğu gibi bugün de Bupa Türkiye olarak bölgeye ve depremzedelere farklı projelerle yardımlarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.
Bugünkü ziyaretimiz sırasında her biri birbirinden akıllı, aydınlık çocuklarımız ile bir aradaydık. İnanıyorum ki sağlıklı ve mutlu yarınlar için oluşturduğumuz bu alan bir nebze de olsa çocuklarımızın, ailelerinin ruhsal ve fiziksel sağlıklarına katkı sağlayacak ve geleceğe umutla bakmalarına vesile olacaktır. İnsanların daha uzun, daha sağlıklı ve daha mutlu yaşam sürmelerine yardımcı olmak ve daha iyi bir Dünya oluşturmayı en önemli amacı olarak benimseyen büyük bir organizasyon olarak, bölgenin tüm yaraları sarılana dek destek vermeye devam edeceğiz. Deprem bölgesine uzun vadeli destek sağlamayı bir görev olarak kabul ediyor, büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışmaya devam ediyoruz” dedi.
Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır şöyle konuştu: “Dernek olarak, 6 Şubat 2023 tarihi itibariyle, tüm çalışmalarımızı deprem bölgesini odağımıza alarak değiştirdik ve bu anlamda önemli çalışmalara imza attık. Bu kapsamda Bupa Türkiye Entegre Sağlık Hizmetleri ile birlikte Sürdürülebilir Yaşama Destek Projesi’ni hayata geçirmekten dolayı oldukça mutluyuz. Proje sayesinde hem çocuk ve gençlerin hem de kadınların sağlıklı gelişimine katkıda bulunmayı ve toplumda farkındalığı artırmayı hedefliyoruz. Bu değerli projede emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.”
Yapılan açıklamaya göre şirket, 6 Şubat depreminden bu yana ayni ve nakdi yardımlarını kesintisiz olarak sürdürmektedir. Şirketin global olarak da hassasiyetle yaklaştığı, bölgenin ve toplumun rehabilitasyonuna yönelik özel bir destek fonu ayırdığı bu doğal afet sürecinde, ilk günden beri çeşitli yardımlarını ivedilikle alana ulaştıran şirket, devamlılık içerisinde sosyal sorumluluk projeleriyle de bölgenin ve vatandaşların iyileşmesine katkı sağlamaya devam ediyor.
Şirket, 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde büyük bir özveriyle yaptığı destekleyici çalışmalardan dolayı Bupa Grubu tarafından yılın en iyi sosyal sorumluluk projesi ödülüne layık görülmüştü. – İSTANBUL
]]>(ANKARA) – Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) üst düzey bir yetkili, Irak’ın kuzeyinde yıldırım düşmesi sonucu askerlerin şehit olmasına dair; “Son dönemde Irak kuzeyindeki Pençe bölgesinde yıldırım düşme olayı yoğun şekilde yaşanıyor. Sadece dün üs bölgelerimize düşen yıldırım sayısı 307’dir. Tedbirler eksiksiz alınıyor, her türlü sistemlerimiz çalışıyor ama bazen doğa ile baş etmek mümkün olamayabiliyor. Tedbirlere de artırılarak devam ediliyor” dedi.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Salonu’nda haftalık bilgilendirme toplantısı yaptı. Aktürk, özetle şöyle konuştu:
“Başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir etki ve yoğun bir baskıyla sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil, son bir haftada, aralarında sözde yöneticilerin de bulunduğu 108 (67’si Irak’ın, 41’i Suriye’nin kuzeyi) teröristi etkisiz hale getirmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 953 (443’ü Irak’ın, 510’u Suriye’nin kuzeyi) olmuştur. Geçtiğimiz hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist daha Habur’daki hudut karakolumuza teslim olmuştur. 3 Mayıs’ta Pençe operasyonu bölgesinde şehit olan kahraman silah arkadaşımız Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Ata Göçmen’e bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.
“YASA DIŞI YOLLARLA GEÇMEYE ÇALIŞAN 355 ŞAHIS YAKALANDI”
Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 355 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 5’i terör örgütü mensubudur. bin 582 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle, 1 Ocak’tan itibaren hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 3 bin 488’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 52 bin 442 olmuştur. Ayrıca 48 kilogramı son bir haftada olmak üzere yıl içerisinde yapılan operasyonlarda 288 kilogram uyuşturucu ele geçirilmiştir.
2 Mayıs’ta ülkemize ziyaret gerçekleştiren Endonezya Dışişleri Bakanı’nı, 3 Mayıs’ta IKBY Etnik ve Dini Oluşumlardan Sorumlu Bölge Bakanı ve Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi’ni kabul eden Sayın Bakanımız, 7 Mayıs’ta, Sayın Cumhurbaşkanımızın Kuveyt Emiri ile gerçekleştirdiği görüşmeye refakat etmiştir. Sayın Bakanımız bugün de Sayın Genelkurmay Başkanımızın davetlisi olarak ülkemizde bulunan Katar Genelkurmay Başkanı ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını kabul edecektir.
“İSRAİL ATEŞKESE TARAF OLMALI”
Filistin tarafınca barışa katkı sağlayacak ilk adımın atılması memnuniyet vericidir. İsrail hem bu adımı hem kendi içinde yükselen barış seslerini görmezden gelmemeli ve ateşkese taraf olmalıdır. Böylesine olumlu bir gelişmeye rağmen, 35 bin Filistinli’nin ölümüne sebep olan İsrail, saldırılarını artırarak Refah’a yöneltmiştir. İsrail’in saldırılarını durdurması, daha fazla masum insanın ölmemesi ve daha büyük bölgesel felaketlerin yaşanmaması adına uluslararası toplumu sorumlu davranmaya ve atılan bu adıma destek olmaya çağırıyoruz. Bölgemizde kalıcı barışın sağlanmasının, Filistin meselesinin adil bir çözüme kavuşması ile mümkün olacağını bir kez daha vurguluyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin planlı ve bugüne kadar icra edilen EFES tatbikatları içerisindeki en geniş katılımlı tatbikatı olan EFES-2024’ün, Bilgisayar Destekli Komuta Yeri Safhası tamamlanmıştır. EFES-2024’ün Fiiii Atışlı Arazi Safhası ise 09-30 Mayıs tarihleri arasında icra edilmektedir. Ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri’nde DESERT FLAG-9/2024, Arnavutluk’ta NEPTUNE STRIKE 24.1, İspanya’da SPANISH MINEX-2024, İtalya’da MARE APORTO-POLARIS/ITALIAN MINEX, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Doğal Afetler Arama Kurtarma, Ankara’da Yıldırım Seferberlik, Konya’da Azerbaycan, Katar, Polonya, Romanya ve Suudi Arabistan’ın katıldığı Uluslararası Anadolu Ankası ile, Karadeniz, Ege, Marmara ve Doğu Akdeniz’de 100 suüstü gemisi, 8 denizaltı, 39 uçak, 16 helikopter, 28 S/İHA, 7 insansız deniz aracı ile 15 bin personelin katıldığı DENİZKURDU-II/2024 tatbikatları gerçekleştirilmektedir. DENİZKURDU-II tatbikatının 11 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Seçkin Gözlemci Günü’ne sayın Bakanımız da katılacaktır.
Japonya seyrine devam eden TCG KINALIADA korvetimiz; Maldivlerde Savunma Bakanı, Ulusal Savunma Kuvvetleri Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanı tarafından ziyaret edilmiş ayrıca Maldivler Ulusal Savunma Kuvvetlerine bağlı Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları ile geçiş eğitimleri icra etmiştir. Maldivler’in ardından 7 Mayıs’ta Bangladeş’e ulaşan TCG KINALIADA korvetimiz, bugün de bir sonraki liman olan Kuala Lumpur/Malezya’ya doğru seyre başlamış ve Japonya intikaline devam etmektedir. Bangladeş’ten ayrılan TCG KINALIADA korvetimizi selamlama esnasında Bangladeş Silahlı Kuvvetlerine ait bir uçak kırıma uğramıştır. Sağlık durumu iyi olan pilota ve Bangladeş Silahlı Kuvvetlerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
“OMTAS KULELİ ZIRHLI TANKSAVAR ARACININ MUAYENE VE KABUL FAALİYETİ TAMAMLANDI”
Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, muhtelif miktarda OMTAS kuleli zırhlı tanksavar aracının muayene ve kabul faaliyeti tamamlanmıştır.
Personel ve askeri öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde devam etmektedir. 2024 Yılı Milli Savunma Üniversitesi Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları Askeri Öğrenci Aday Tercih İşlemleri yarın sona erecektir.
Öte yandan, başta aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin anneleri olmak üzere sevgi ve fedakarlık timsali annelerimizin Anneler Günü’nü şimdiden kutluyoruz.”
MSB YETKİLİSİ: “BÜTÜN ÜS BÖLGELERİMİZDE PARATÖNERLER MEVCUT”
Üst düzey bir Bakanlık yetkilisi, Irak’ın kuzeyinde yıldırım düşmesi sonucu askerlerin şehit olmasına dair soru üzerine; “Bizim bütün üs bölgelerimizde paratönerlerimiz mevcut. Üs bölgesine konuşlanırken ilk kurduğumuz sistemlerden biri de paratönerlerdir. Son dönemde Irak kuzeyindeki Pençe bölgesinde yıldırım düşme olayı yoğun şekilde yaşanıyor. Sadece dün üs bölgelerimize düşen yıldırım sayısı 307’dir. Tedbirler eksiksiz alınıyor, her türlü sistemlerimiz çalışıyor ama bazen doğa ile baş etmek mümkün olamayabiliyor. Tedbirlere de artırılarak devam ediliyor. Fakat bölgede yükseklikten kaynaklı, ani iklim değişikliklerinin de etkisiyle maalesef bu tür olaylar yaşanabiliyor” ifadelerini kullandı.
ABD’den F-16 tedarikindeki son duruma ilişkin yetkili, “Taslak Teklif ve Kabul Mektupları üzerinde ilgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yaparak muhataplarımıza ilettik. Süreç planlandığı şekilde devam ediyor” bilgisini verdi.
“‘SÜREKLİ OPERASYON’ DEVRESİNDEYİZ”
Yetkili, son haftalarda Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen terörist sayısında artış olduğuna ilişkin soruyu, “Biz bu yaz Irak’ın kuzeyinde kilidin kapatılacağını söylemiştik. Bunun için de sayın Bakanımızın daha önce ifade ettikleri gibi öngörülemez, alışılmadık, süratli ve sürekli operasyonlarla terörle mücadeleyi sürdüreceğimizi belirtmiştik. Şu anda mücadelemiz belirttiğimiz şekilde devam ediyor. Artık ‘sürekli operasyon’ devresindeyiz” ifadeleriyle yanıtladı.
“HERKESİ HUDUTLARIMIZDA MİSAFİR ETMEKTEN MEMNUNİYET DUYARIZ”
Sınır güvenliğine ilişkin ise yetkili şu değerlendirmede bulundu:
“Ülkemizin geleceğinden sığınmacılar nedeniyle endişe duyduğunu, ülkemize birçok kaçağın geldiğini iddia edenlerin kullandığı görüntülerin neredeyse tamamı insan kaçakçılarının insanları kandırmak için yeri, zamanı ve hangi ülkeden olduğu belli olmayacak şekilde çektikleri reklam görüntüleridir. Bu görüntüleri sosyal medyadan paylaşanlar ironik bir şekilde insan kaçakçılarının reklamını yapıyorlar, onları teşvik ediyorlar. Ülkemizde gördükleri her yabancının sınırdaki duvarlardan atlayarak geldiğini sanan veya kasıtlı olarak böyle bir algı yaratmaya çalışanlar en büyük saygısızlığı ve haksızlığı sınırlarda nöbet tutan 60 bin Mehmetçiğin emeğine yapıyorlar. Çünkü hudutlarımız hiç olmadığı kadar güvende ve hiç olmadığı kadar iyi korunuyor. Gerçekten bizim hudutlarımızda olduğu tespit edilen bir görüntü bize ulaşırsa zaten gereği büyük bir hassasiyetle yapılmaktadır. Bu vesileyle gerçekten derdi hudutlarımızın güvenliğinden emin olmak isteyen herkesi hudutlarımızda misafir etmekten büyük memnuniyet duyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
Resmi ziyaret kapsamında Ankara’da olan Katar Genelkurmay Başkanı’nın temaslarına ilişkin yetkili şunları kaydetti:
“Katar’daki askeri eğitim, yardım ve danışmanlık faaliyetlerimiz devam ediyor. Orada Katar Türk Müşterek Kuvvetleri Komutanlığı’na deniz ve hava unsurlarının da dahil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Ziyareti bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bunun yanı sıra ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konuları ile dostane ilişkilerin daha da geliştirilmesi ve mevcut mekanizmaların daha etkin biçimde işletilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulacaktır.”
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti. Aktürk, TSK’nın, terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ başta olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir etki ve yoğun bir baskıyla sürdürdüğünü ifade etti.
953 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil, son bir haftada, aralarında sözde yöneticilerin de bulunduğu 67’si Irak’ın, 41’i ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 108 teröristi etkisiz hale getirdiğini belirterek, “1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 443’ü Irak’ın kuzeyinde, 510’u ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 953’e ulaştı.” diye konuştu.
Geçen hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı teröristin daha Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu aktaran Aktürk, 3 Mayıs’ta Pençe operasyonu bölgesinde şehit olan Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Ata Göçmen’e rahmet diledi.
YASA DIŞI GÖÇLE MÜCADELE
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 5’i terör örgütü mensubu 355 kişinin yakalandığını, 1582 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini ifade etti. Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 3 bin 488’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 52 bin 442 olmuştur. Ayrıca 48 kilogramı son bir haftada olmak üzere yıl içerisinde yapılan operasyonlarda 288 kilogram uyuşturucu ele geçirilmiştir” dedi.
KÜRESEL BARIŞ VE FİLİSTİN VURGUSU
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar kapsamında birçok coğrafyada dünya barışına katkıda bulunmaya devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
“2 Mayıs’ta ülkemize ziyaret gerçekleştiren Endonezya Dışişleri Bakanı’nı, 3 Mayıs’ta IKBY Etnik ve Dini Oluşumlardan Sorumlu Bölge Bakanı ve Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi’ni kabul eden bakanımız, 7 Mayıs’ta, Cumhurbaşkanımızın Kuveyt Emiri ile gerçekleştirdiği görüşmeye refakat etmiştir. Bakanımız, bugün de Genelkurmay Başkanımızın davetlisi olarak ülkemizde bulunan Katar Genelkurmay Başkanı ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını kabul edecektir.”
Filistin tarafınca barışa katkı sağlayacak ilk adımın atılmasının memnuniyet verici olduğunu belirten Aktürk, İsrail’in bu adımı ve kendi içinde yükselen barış seslerini görmezden gelmeyerek ateşkese taraf olması gerektiğini vurguladı.
Aktürk, şöyle devam etti:
“Böylesine olumlu bir gelişmeye rağmen, 35 bin Filistinlinin ölümüne sebep olan İsrail, saldırılarını artırarak Refah’a yöneltmiştir. İsrail’in saldırılarını durdurması, daha fazla masum insanın ölmemesi ve daha büyük bölgesel felaketlerin yaşanmaması adına uluslararası toplumu sorumlu davranmaya ve atılan bu adıma destek olmaya çağırıyoruz. Bölgemizde kalıcı barışın sağlanmasının, Filistin meselesinin adil bir çözüme kavuşması ile mümkün olacağını bir kez daha vurguluyoruz.”
“ARTIK SÜREKLİ OPERASYON DEVRESİNDEYİZ”
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Kaynaklar, Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen terörist sayısında artış olduğuna dair sorular üzerine, “Biz bu yaz Irak’ın kuzeyinde kilidin kapatılacağını söylemiştik. Bunun için de Bakanımızın daha önce ifade ettikleri gibi öngörülemez, alışılmadık, süratli ve sürekli operasyonlarla terörle mücadeleyi sürdüreceğimizi belirtmiştik. Şu anda mücadelemiz belirttiğimiz şekilde devam ediyor. Artık sürekli operasyon devresindeyiz.” ifadesini kullandı.
Bakanlık kaynakları, sınır güvenliğine ilişkin sorular üzerine, şunları kaydetti:
“Ülkemizin geleceğinden sığınmacılar nedeniyle endişe duyduğunu, ülkemize birçok kaçağın geldiğini iddia edenlerin kullandığı görüntülerin neredeyse tamamı insan kaçakçılarının insanları kandırmak için yeri, zamanı ve hangi ülkeden olduğu belli olmayacak şekilde çektikleri reklam görüntüleridir. Bu görüntüleri sosyal medyadan paylaşanlar ironik bir şekilde insan kaçakçılarının reklamını yapıyorlar, onları teşvik ediyorlar.
Ülkemizde gördükleri her yabancının sınırdaki duvarlardan atlayarak geldiğini sanan veya kasıtlı olarak böyle bir algı yaratmaya çalışanlar en büyük saygısızlığı ve haksızlığı sınırlarda nöbet tutan 60 bin Mehmetçiğin emeğine yapıyorlar. Çünkü hudutlarımız hiç olmadığı kadar güvende ve hiç olmadığı kadar iyi korunuyor. Gerçekten bizim hudutlarımızda olduğu tespit edilen bir görüntü bize ulaşırsa zaten gereği büyük bir hassasiyetle yapılmaktadır. Bu vesileyle gerçekten derdi hudutlarımızın güvenliğinden emin olmak isteyen herkesi hudutlarımızda misafir etmekten büyük memnuniyet duyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
ÜS BÖLGELERİNE İSABET EDEN YILDIRIMLAR
Bakanlık kaynakları, Irak kuzeyindeki yıldırım düşmesi sonucu bazı askerlerin şehit olmasına ilişkin sorular üzerine, şunları aktardı:
“Bizim bütün üs bölgelerimizde paratonerlerimiz mevcut. Üs bölgesine konuşlanırken ilk kurduğumuz sistemlerden biri de paratonerlerdir. Son dönemde Irak kuzeyindeki Pençe bölgesinde yıldırım düşme olayı yoğun şekilde yaşanıyor. Sadece dün üs bölgelerimize düşen yıldırım sayısı 307’dir. Tedbirler eksiksiz alınıyor, her türlü sistemlerimiz çalışıyor ama bazen doğa ile baş etmek mümkün olamayabiliyor. Tedbirlere de artırılarak devam ediliyor. Fakat bölgede yükseklikten kaynaklı, ani iklim değişikliklerinin de etkisiyle maalesef bu tür olaylar yaşanabiliyor.”
KATAR GENELKURMAY BAŞKANI’NIN ZİYARETİ VE F-16’LAR
Bakanlık kaynakları, Katar Genelkurmay Başkanı’nın bugün Ankara’ya gerçekleştireceği ziyaretin kapsamına ilişkin sorular üzerine, “Katar’daki askeri eğitim, yardım ve danışmanlık faaliyetlerimiz devam ediyor. Orada Katar Türk Müşterek Kuvvetleri Komutanlığına deniz ve hava unsurlarının da dahil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Ziyareti bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bunun yanı sıra ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konuları ile dostane ilişkilerin daha da geliştirilmesi ve mevcut mekanizmaların daha etkin biçimde işletilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulacaktır” dedi.
Bakanlık kaynakları, ABD’den F-16 tedarikine ilişkin sorular üzerine ise “Taslak Teklif ve Kabul Mektupları üzerinde ilgili birimlerimiz gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yaparak muhataplarımıza ilettik. Süreç planlandığı şekilde devam ediyor” yanıtını verdi.
]]>AXA Türkiye, 2024 sürdürülebilir gelişim ve büyüme hedeflerini acenteleriyle paylaşmak üzere “Farklıyız, Fark Yaratmakta Kararlıyız” mottosuyla çıktığı etkinlik serisinin Karadeniz Bölgesi ayağının ilkini Samsun’da ikincisini Trabzon’da gerçekleştirdi. Trabzon ve çevre illerden gelen AXA Acenteleri’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, bölgeye ilişkin önemli veriler paylaşıldı. Trabzon ve 25 ili içine alan bölgede 2023’de önemli bir büyüme yakalayan AXA Türkiye, yine aynı bölgede 2024 için ticari ve bireysel sigortalar dahil yüzde 80 büyüme hedefi koydu. Sunumunda AXA Türkiye’nin 2024 yılı için hedef ve stratejilerini paylaşan AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, 2023 yılının Türk Sigortacılığı için çok zor bir yıl olduğunu dile getirerek, “Kahramanmaraş depremleriyle başlayan bir yolculuk ve o yolculukta özellikle Haziran ayına kadar çok ciddi anlamda deprem bölgesinde çalışmak durumunda kaldık. Türk Sigortacılığı adına bugüne kadar karşılaşmadığımız kadar büyük bir hasar kümesiyle karşı karşıyaydık. AXA Türkiye olarak da yaklaşık dört ayda 6 bin 500’ün üzerinde sigorta hasar tazminatı ödeme görevimizi yerine getirdik. 10 milyarı aşan bir hasar ödemesi gerçekleştirdik. Tabii sadece depremle ilişkili değil doğal afetlerin aktif olduğu bir yıl. 2022-2023’e baktığımızda deprem dışında diğer doğal afetlerin, fırtınanın, sellerin, kasırgaların ve hatta Ege bölgesinde doğa olaylarının yol açtığı hasarlar önceki yılların 5 misli. Dolayısıyla hem AXA Türkiye olarak hem de Türk Sigortacıları olarak doğal afetlerin risklerinin arttığını gördüğümüz bunun maalesef pekiştiğini gördüğümüz bir yıldı. Bu manada da açıkçası sigortalılarımıza olan tazminat bütünlüklerimizi süratle kapattığımız bir dönemi yaşadık. AXA ailesi olarak bizim biraz daha farklı ödevlerimiz vardı. Türkiye’de AXA Grubu’nun varlığı 130 yılı aşkındır sürüyor ve burada yatırımlarına da devam etme kararı aldı. 2023 yılında bir satın alma gerçekleştirdik. Bu satın alma sayesinde pazar payımız yüzde 8.4’e çıktı. 35 milyarlık bir ciroya ulaştık. Bu satın alma tabii aynı zamanda farklı iş alanlarında; sağlık sigortacılığında, otomobil sigortacılığında, tarım sigortacılığında, kurumsal sigortacılıkta bize çok destek verdi. Acente sayımızı 4 binin üzerine taşıdığımız toplamda 6 bine ulaşan çok güçlü bir organizasyona dönüştük. Bölge teşkilatlanmamızı daha da güçlendirdik. 2023 yılında yine AXA Grubu’nun Türkiye’ye olan güvenini göstermesi açısından önemli bazı gelişmeler de oldu. Hem şirketimizin büyüme tutkusu hem finansal gücü hem sermaye yeterlilik oranının güçlü halde kalması için sene sonunda 4 milyarlık bir sermaye artışı gerçekleşti. Diğer bir açıdan bakarsak müşteri, acente ve çalışanlarımızın hayatını kolaylaştırmak, sadeleştirmek için inovasyon ve teknolojiye yatırım yaptığımız bir yıl oldu. Hasar maliyetleri için yapay zekayı, büyük veriyi kullanıyoruz. Sahte hasar tespitinde mutlaka yapay zekadan istifade ediyoruz. Sağlık sigortacılığında dijital sağlık ürününü ortaya koyduk. Acentelerimizin çok kolay hayatlarını sürdürebilmesi için bir dijital acente platformu geliştirdik. Onun üzerine yatırımlarımız sürüyor. 2023 açıkçası geride kaldı. Ülke olarak çok zorlu dünya olarak çok zorlu bir yılda damağımızda tat çok az kaldı. Ama sigortacı olarak biz AXA Türkiye olarak 2024-2026 yolculuğunu çok güçlü temeller kurduğumuz, geleceğe güvenle bakabildiğimiz bir yılı kapattık diyebilirim” dedi.
“Sahada olduğumuz müddetçe sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum”
Karadeniz Bölgesi’nde bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından çok güzel tohumların atıldığını gördüğünü kaydeden Ölken, “Karadeniz Bölgesi’nde bizim 25 ilimiz var. Kastamonu’dan Hakkari’ye büyük bir üçgen. Türkiye coğrafyasının yüzde 30’u. Çeşitli özellikleri var bu illerin ama şöyle baktığımızda Türkiye’deki ortalama sigortalılık oranlarının bir miktar altında. Ön plana çıkan sigortalar otomobil sigortaları, sağlık sigortaları, konut sigortaları yani bireysel farkındalık biraz daha yukarıda. Ama KOBİ ve ticari sigortacılığın biraz daha gelişim alanı olduğunu görüyoruz. Bireysel emeklilik ve hayat sigortacılığı açısından baktığınızda da çok güzel tohumların atıldığını görüyoruz. Özellikle tasarrufa yönelen halkın bireysel emeklilikten istifade etmek noktasında Karadeniz Bölgesi’nde yani Trabzon civarındaki tüm iller Doğu Anadolu’da da illerimiz var Samsun’un batısında da illerimiz var. Tüm bu illere baktığımızda adım adım geldiğini görüyoruz. Açıkçası farkındalığı arttırmak için bizim görevimiz çok. AXA Türkiye olarak, çok güçlü bir bölge teşkilatlanmamız var. Samsun’da Trabzon’da, Erzurum’da, Van’da temsilciliğimiz var. Mutlak suretle acente ve sigortaların yanında olup gelişen riskler bunları nasıl sigortayla önleyebiliriz bunları öğretmeye, anlatmaya çalışıyoruz. Sahada olduğumuz müddetçe de ben sigortalanma oranının yukarı çıkacağını düşünüyorum. Zorunlu deprem sigortası konut ikilisini, trafik kasko ikilisini, sağlık konut ikilisini, ticari paket sigortalarıyla, KOBİ sağlık ürünlerinin bir arada hızlı gelişebileceği bir ortam var. Yeni nesil ürünlere de çok ilgi duyuyor bu coğrafya. Dijital sağlık sigortamızı çıkardık. Açıkçası uzaktan muayene, reçete yazılması gibi çok önemli tam teşekküllü bir sağlık sigortası hizmetini uzaktan yapay zekayla veya doktor görüşmeleriyle sağlıyoruz. Bu anlamda bu bölgede satışlarımız arttı. Geleceğe de umutla baktığımız bir bölge. O yüzden de daha fazla burada olmaya gayret ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz”
AXA Türkiye’nin 130 yılı aşkındır faaliyet gösterdiğini vurgulayan Ölken, “Pazar payı olarak sektörün yüzde 8,5 tarafını temsil ediyoruz. Çok güçlü bir sermaye yapımız var. Çok güçlü bir teknoloji yapımız var. 9 bölge teşkilatımızda birer genel müdürlük hüviyetinde teşkilatlandırdığımızı, organize ettiğimiz bölge yapılanmamız var. Satış teşkilatımız da bu bölgelerde ama teknik hasar, tahsilat gibi diğer unsurlarda bölgelerde çalışıyor. İnovasyon ve teknolojisine çok yatırım yapan bir grubuz ve en önemli özelliğimiz de şirketimizin değerleri arasında müşteri var. Müşterisini ve acentesini çok yakın dinleyen, anlamak için dinleyen, müşterinin acı noktalarında veya ihtiyaç olduğu anda çözüm ortağına dönüşüm sloganıyla hep yanında olan bir grubuz ve hedefimiz sürdürülebilir olmak. Sürdürülebilirlik sigortacılık da çok önemli. Bir günlük iş yapmıyoruz. Bugün yaptığımız poliçenin sorumluluğunu bir yıl taşımakla beraber müşteriyle yaptığınız sözleşmenin çok uzun yıllar beraber yürüdüğünü unutmayalım. Bu manada da kalıcı olmak adına önce finansal tarafımızı çok güçlü kılıyoruz. Acente teşkilatımıza ve teknolojiye yatırım yapmaya dolayısıyla müşterinin ihtiyaçlarını çözmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“Sigortacılıkta elektrik, hibrit ve rüzgar enerjileri sektörleri 2024-2026 yolculuğunda mutlaka girişim alanları olacak”
Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısının olduğuna dikkat çeken Ölken, “Türkiye’de otomobil sigortacılığında yani kasko sigortacılığında daha halen sigortalanma oranı yüzde 30. Zorunlu deprem sigortasında yüzde 50-55. Konut sigortalarında yüzde 30-35. KOBİ yüzde 25-30. Yani nereden bakarsanız bireysel yatırımın da ticari yatırımın da sadece üçte biri sigortalı. Bireysel emeklilik tarafına göz atarsak bugün 15-16 milyon sözleşme var sektörde ama bunların gelişmesi imkanı var. Sağlık sigortacılığında büyük potansiyel var. Tabii ki ülkede sağlık hizmetleri çok gelişerek ve genişleyerek verilmeye devam ediyor ama tamamlayıcı sağlık, özel sağlık gibi iki ürünümüzle bütün sigorta sektöründe ciddi fırsat olduğunu düşünüyoruz. Yani şöyle ki Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon civarında sağlık sigortalısı var. Bunun yarısı bireysel yarısı da kurumların satın aldığı poliçeler. Bu manada önemli fırsat alanları var. Tabii sonraki yıllar için yeşil dönüşümle beraber yeşil prim diyeceğimiz, elektrikli araçlar, hibrit araçlar, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve değişen risklere karşı kurguladığımız siber sigortalar, parametrik sigortalar bu 2024-2026 yolculuğunda girişim alanları olacak mutlaka” ifadelerini kullandı.
“Doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar”
Çok güçlü bir sigorta birliğinin olduğunu belirten Ölken, “Yani Türkiye Sigorta Birliği çatısında barındırdığı hayat, hayat dışı şirketleriyle beraber güçlü bir yönetim politikasına sahip ve sigortacılığın gelişmesi adına bu bir sosyal sorumluluk bir taraftan da hem sigorta emeklilik düzenleme ve denetleme kurumuyla hem diğer tüm şirketler veya paydaşlarla eylem planlarıyla ve stratejik planlarıyla çalışıyoruz. Diğer taraftan acentelerimizin eğitimi çok önemli. Çünkü sigortacılığı, sigortayı müşteriye anlatacak en önemli isim acenteler. Öncelikle burada AXA olarak bizim yatırımımız var. Sektörde de birçok şirkette bizim arkamızdan yatırımların geldiğini görmekten mutlu oluyoruz. Gelecek fakültesini biz kurmuş durumdayız. AXA Acentem kampüsü kurmuş durumdayız. Hem online hem fiziksel yıl içinde çok ciddi sayıda eğitim veriyoruz. Acenteler geliştikçe ben tabana yayılmanın daha kolay olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda özellikle şu anda eksik olan kanuni düzenlemelere ihtiyaçlarımız var. Bu konuda sigorta şirketleri birliği çatısında çalışıyoruz. Hem sigortacılık çatı kanununun oluşması hem de eğitim sistemimizin içinde sigorta konusunun bir başlık olarak girmesi bence sigortalanma açısından farkındalık açısından önemli olacak. Maalesef şöyle bir bilgi de vermek isterim. Büyük yaşanan doğal afetler, depremlerden sonraki ilk 3-4 ay sigortalanma oranları yukarı çıkar. Sonra onlar yenilenmez. Bizim en büyük konumuz o dur. Başımıza geldiğinde değil aslında gelecekmiş gibi mutlaka bireylerin, kurumların bütçelerini ayarlamaları ve risk yönetimine odaklanmalarını tavsiye ediyoruz” dedi. – TRABZON
]]>Bu kapsamda, Özakalın’ın başkanlığındaki bir heyet, bölge Oda ve Borsaları kapsayan iki günlük bir ziyaret programı gerçekleştirdi.
Ziyaretler, Pasinler Ticaret ve Sanayi Odası (PTSO) ile başladı. Pasinler TSO Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Taşbaşı’nı ziyaret eden Özakalın başkanlığındaki ETSO heyeti daha sonra sırasıyla Oltu Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Karaca, Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Demirci, Kars Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Musa Metin Durmuş ile Kars Ticaret ve Sanayi Odası (KATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan’ı ziyaret etti.
Oda ve Borsa başkanlarına TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun selamını ileten Başkan Özakalın, ziyaretin anısına üzerinde nazar boncuğu bulunan bir şilt ve Erzurum’un coğrafi tescilli ürünlerinden Oltu taşı tespih hediye etti. Ardahan ziyaretinde ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Demirci Başkan Özakalın’a, Ardahan’ın sorunları ve çözüm önerilerini kaleme aldığı bir kitap ve şilt takdim etti. Kars TSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan da Başkan Özakalın’a porselen bir tabak hediye etti.
ETSO heyeti ilk günkü ziyaret programının son durağı olan KATSO’da düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıda, Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleriyle bir araya geldi.
Toplantının açış konuşmasını, KATSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan yaptı. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Bozan, bölge illerinin sorunlarının iş dünyasının çatı kuruluşu olan TOBB’un gündemine taşınmasının önemine dikkati çekerek, Başkan Özakalın’a özverili çabalarından dolayı teşekkür etti.
Başkan Özakalın; “Birlikte hareket edip, daha güçlü olacağız”
Toplantıda, bölge Oda ve Borsalara yaptığı ziyaretler hakkında bilgi veren Başkan Özakalın, bölgede iş dünyasının başta finansmana erişim ve teşvik uygulamaları olmak üzere benzer sorunlar yaşadığını belirterek, meselelerin çözümü için ortak akıl ve istişareye önem verdiklerinin altını çizdi.
Bölge illerinin sorunlarını TOBB Yönetim Kurulu’nda gündeme getirmek üzere bölge gezisi düzenlediklerini ifade eden Özakalın, ancak bu şekilde bölge illerinin ekonomik ve sosyal anlamda yaşadıkları sorunlara çözüm bulunabileceğine belirtti. Özakalın şunları söyledi; “TOBB yönetimini temsilen bölge oda ve borsalara ziyaretlerimizi daha da sıklaştırıp, irtibatımızı daha etkin bir hale getirerek, sorunlarımızın ve taleplerimizin takipçisi olacağız. Yaptığımız görüşmeler ve toplantılar sonucunda elde ettiğimiz verilerle hazırlanacak ve bölge illerimizin sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir raporu, TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu ile paylaşacağız. Bizler, bölgesel kalkınmanın önündeki engellerin kaldırılması ve diğer bölgelerle aramızdaki gelişmişlik seviyesinin minimuma düşürülmesi adına; bölgedeki Oda ve Borsalarımızla birlikte şehirlerimize ekonomik ve sosyal alanlarda katma değer sağlayacak, yaşadığımız kentleri bir adım daha ileriye taşıyacak her türlü çalışmanın içerisinde olmaya çaba gösteriyoruz. Görüştüğümüz Oda ve Borsaların değerli Yönetim Kurulu Başkanları da bölgesel güç birliği için aynı heyecanı taşıyor. Artık kaybedecek zamanımız yok. Şehirlerimizin ve bölge iş dünyamızın geleceği adına motivasyonumuzu ve gücümüzü aynı hedefe yönlendirmek zorundayız. Birlikte hareket edip, daha güçlü olacağız.”
Toplantıda KATSO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri de iş dünyası olarak yaşanan sorunlarla ilgili düşüncelerini TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Özakalın’la paylaştı.
KATSO Yönetimi toplantının ardından Başkan Özakalın ve ETSO heyetini akşam yemeğinde ağırladı. – ERZURUM
]]>Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından Sinop, Trabzon ve Rize açıklarında petrol olduğu düşünülen alanlarda çalışma yapılması için bir takvim oluşturulduğu açıklamalarının ardından değerlendirmelerde bulundu. Bölgede yaptıkları çalışmalarda bu sızıntıları ve bölgenin potansiyel petrol ve doğalgaz rezervlerini ortaya koyduklarını ifade eden Prof. Dr. Maden, bu haberleri seçim vaadi olarak değerlendirenlerin yanıldıklarını söyledi.
Bölgede yapılacak çalışmaları olumlu ama geç kalınmış bir işlem olduğunu ifade eden Prof. Dr. Maden, bölgede 1900’lü yılların başından itibaren çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Ayrıca Rize’nin Çayeli açıklarındaki petrol sızıntısının günlük 1 tona ulaştığının altını çizen Prof. Dr. Maden, sondaj yapılacak alanlardan petrol çıkacağına inancının tam olduğunu kaydetti.
“Petrol haberlerini herkes seçim yatırımı olarak gördü, seçim bitti ama petrol denize sızmaya devam ediyor”
Prof. Dr. Nafiz Maden, “Geçtiğimiz günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Karadeniz’de 3 noktada sondaja başlanacağını duyurdu. Biz bunu destekliyoruz ancak geç kalınmış bir adım olarak görüyoruz. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Barbaros Hayrettin Paşa Gemisi Trabzon’a gelmişti ve çıkan haberlerde petrol aranacağına dair beyanlarda bulunmuştu. 2024 yılında ise gemi Sinop açıklarında sismik araştırma yapmış ve bu da Rize halkında bir umutsuzluğa neden olmuştu. Ancak kendilerine tavsiyem şudur ki hiç umutsuzluğa kapılmasınlar, TPAO Genel Müdürü Rize Çayeli’ne gelecektir. Ardından bakanımız Rize Çayeli’ne gelecektir hiç endişeniz olmasın. Kendilerinin yaptığı bu çalışmayı çok olumlu buluyorum. Geçtiğimiz yıllarda hem batı hem doğu Karadeniz’de yaptığımız çalışmalarda Karadeniz’in özellikle zengin doğalgaz ve petrol rezervlerinin olduğunu ortaya koymuştuk. Bunu uydu verileriyle ortaya koyduk. Rize Çayeli açıklarındaki petrol sızıntısının günde 1 ton Rize’ye sızdığından bahsetmiştik. Bizim bu söylemimize kimse inanmadı, hatta bazı Rizeliler de bana inanmamıştı, bunun bir seçim yatırımı olarak seçim öncesinde sızdığını söylemişlerdi ancak seçim oldu bitti herkes aldı alacağını şimdi o petrol sızıntısı hala devam ediyor” diye konuştu.
“Karadeniz artık hamsi ve balığın olduğu bir yer değil, petrolün de çıktığı bir deniz olsun”
Bölgede 1900’lü yılların başından bu yana petrol ve doğalgaz ile ilgili çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Sadece Rize Çayeli’nde günde 1 ton sızmıyor, ayrıca Ünye açıklarındaki petrol sızıntısı da sızmaya devam ediyor, burada seçimlerle alakalı bir durum yok. Bunlar sadece bizim söylemimiz değil geçmişte de bu tür araştırmaların olduğuna yönelik elimizde gazete arşivleri var. Bu sızıntıların doğal kökenli olduğu biliniyor. Bu nedenle Barbaros Hayrettin Paşa Gemisinin Doğu Karadeniz’e gelerek daha önce yapılan sismik çalışmaların yeni bir anlayışla birlikte değerlendirilerek, petrolün bulunduğu rezervin tespit edilip sondajlarla çıkarılması gerekiyor. Geçmişte yapılan yine bir haber var Ali ve Hüseyin Karahan isimli Rize Çayeli’ndeki vatandaşlarımızın söylediği şöyle bir söylem var. Karadeniz artık hamsi ve balığın olduğu bir yer değil petrolün de çıktığı bir deniz olsun diye söylemleri var biz bu söylemi tekrar ediyoruz. Bakanımıza, TPAO Genel Müdürüne ve Cumhurbaşkanımıza buradan sesleniyoruz. Rize Çayeli’nde petrol sızıntısı var hatta Sürmene’den Hopa’ya kadar olan bölge petrol açısından uygun rezervlere sahip bu bölgelerin araştırılıp uygun alana sondaj yapılırsa petrol çıkacağına gönülden inanıyorum.” – GÜMÜŞHANE
]]>O zamanlar çorak olan bölgeyi ağaçlandırmak için dikilen badem ağaçları yıllardan beri sezonun ilk meyvesi olarak Gümüşhane dağlarını süslüyor. Çiçek açtığındaki görüntüsüyle eşsiz bir manzara sunan bölgede her yıl bugünlerde çağlalar yenilebilir hale geliyor.
Manavlarda 100 TL, Gümüşhane’de bedava
Tamamen doğal şartlarda ilaç ve gübresiz olarak kendiliğinden büyüyen binlerce ağacın olduğu alanda kimsenin toplamaması nedeniyle çağlalar her yıl dalında çürürken, Çamlıca Mahallesi sakinleri vatandaşları manavlarda kilogramı 100 TL’den satılan badem çağlasını ücretsiz olarak toplamaya davet etti.
Hasat yalnızca 20 gün sürüyor
Bahar mevsiminde yalnızca 20 gün görülebilen ve sezonun ilk meyvesi olan badem çağlası Çamlıca ve Karaer Mahallesi’nin yüksek kesimlerine 1962 yılında dönemin Belediye Başkanı merhum Sebahattin Aytaç’ın girişimleriyle başta askeri birlikler olmak üzere çok sayıda vatandaşın katkısıyla dikilmişti.
Şifa deposu çağla
İçeriğinde bol miktarda fosfor, azot ve potasyum bulunmasının yanında bağışıklık sistemini güçlendiren, yüksek dozda C ve E vitamini ile selenyum içermesi nedeniyle çok sayıda hastalığa karşı koruyucu olduğu biliniyor.
An itibariyle Gümüşhane’deki manavlarda kilogramı 100 TL’den satılan badem çağlasının Bayraktepe ve civarındaki binlerce ağaçta ücretsiz olarak toplanabileceğini kaydeden Çamlıca Mahallesi sakinlerinden Ali Ateş, vatandaşları çağla toplamaya davet etti.
“Dalları bütün Gümüşhane’ye yetecek bir şekilde bademle dolu”
Çamlıca Mahallesi Bayraktepe mevkisinde Kuşakkaya Dağı’nın eteklerinde Gümüşhane’yi ayaklarının altına aldıkları bir manzara eşliğinde badem topladıklarını kaydeden Ateş, “Gümüşhane’de 1962 yılında o günkü belediye başkanı rahmetli Sebahattin Aytaç tarafından dikilen badem ağaçları 60 yılın sonunda bugün bütün Gümüşhane’nin dağlarını sardı. Bu badem ağaçları bu sene de çiçeklerin donmaması sebebiyle dalları bütün Gümüşhane’ye yetecek bir şekilde bademle dolu” dedi.
“Kilosu 100 liradan satılan badem ağacı burada bedava”
Gümüşhane halkını çarşıdan, pazardan alacakları bademler yerine hafta sonlarını da değerlendirerek taze bir şekilde badem toplamak için bölgeye davet eden Ateş, “Gümüşhane’nin üst kesimlerindeki bu bölgeyi taşlık alandan, çoraklıktan kurtarmak için o günkü askeri birliklerin de yardımıyla merhum Sebahattin Aytaç tarafından yönlendirilerek bu bademler dikildi. Şu anda büyük büyük ağaçlar oldular ve üzerleri gerçekten müthiş derecede güzel bademlerle dolu. Onun için Gümüşhane halkını buralardan badem toplamaya davet ediyorum. Gelsinler taze ve güzel bademlerden yesinler. Bulunduğumuz bölge Gümüşhane’nin üst kesimlerinde ve Gümüşhane’yi ayaklarının altına alacak bir şekilde bir ortamda bulunuyoruz. Buraya dikilen badem ağaçları mevsimin ilk ürünleri. Yani bugün tezgahlarda daha birkaç gün önce kilosu 100 liradan satılan badem ağacı şu anda bedava. Onun için hem burada gelsinler pikniklerini yapsınlar hem de gelsin bademlerini toplasınlar. Müsait olan herkesi buraya davet ediyorum” diye konuştu. – GÜMÜŞHANE
]]>Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) Bölge Müdürlüğü Seyhan Salonu’nda Çukurova Üniversitesi AOSB Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nun düzenlediği etkinlikte, farklı programlardan öğrencilerin projeleri yarıştı. Genç yeteneklerin sanayiye yönelik çözüm odaklı projeleriyle geleceğe yön verdiği etkinlik; saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından yarışmaya katılan projelerin jüri değerlendirme sürecini anlatan slayt gösterimi yapıldı.
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, açılış konuşmasında, bu tür yarışmaları sadece bir etkinlik olarak düşünmediklerini belirterek, “Biz girişimciliği ve sanayileşmeyi bu ülkenin esas enerji kaynağı olarak görüyoruz” dedi.
Sanayileşmenin önemine vurgu yaparak, bu konuda insan kaynağının gerekliliğine dikkati çeken Akpınar, öğrencilere seslenerek, “Hepiniz farklı branşlarda eğitim görüyorsunuz. Gelecekte belki ara eleman değil aranan eleman olacaksınız. Üniversite sınavlarını önemsiyor olabilirsiniz elbette ancak, hayatın sadece bunlardan ibaret olmadığını bilmelisiniz” uyarısında bulundu.
Öğrencilere kendilerine inanmalarını, yeteneklerini keşfetmelerini ve takım çalışmasını önemsemeleri tavsiyesinde bulunan Ersin Akpınar, “Zorlukla karşılaşacaksınız belki. Bazılarınız askerliği, bazılarınız evliliği bazılarınız çalışmayı önemseyecek ama her ne yapıyorsanız yapın üretkenliğinizi azaltmayın” dedi.
Akpınar, yarışmada sadece dereceye girenleri değil yarışmaya katılan tüm öğrenciler, destekleyici kurumlar ve jüri üyelerini tebrik etti.
AOSB’nin eğitime desteği
Ç.Ü ARGE’den sorumlu Rektör Danışmanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Karadağ ise yüksek okulun bölge sınırlarında yer almasının önemine dikkati çekerek, “Türkiye genelinde çok yüksek okul var ancak, bizim okulumuz kadar organize sanayiden destek olan okul duymadım. Bu nedenle AOSB yönetimine teşekkür ediyoruz” dedi.
Üniversite ve sanayi işbirliği
AOSB’de üniversite ve sanayi işbirliğinin sağlanabileceği en güzel ortamın oluşturulduğunu vurgulayan Karadağ, şöyle devam etti:
“Tabi burada sanayicilerimizin bizim ürettiğimiz projelere verdiği desteği değerlendirmek gerekiyor. Her fikrin karşılığında bir değer görmesi çok önemli. O değeri görmediği takdirde yeni fikirleri ortaya atarken öğrencilerimiz çekingen kalabilirler. Burada her projenin değer gördüğüe tanık olmak bizleri ayrıca mutlu ediyor.”
Bu yılki yarışmaya 41 projenin katıldığını belirten Prof. Dr. Faruk Karadağ, hepsinin çok kıymetli olduğunu çok güzel sonuçlar doğuracağına inandığını ifade ederek, “Bu projelerin gerçekleşmesinde emeği geçen AOSB Bölge Müdürlüğüne, öğrencilerimize, mentör hocalarına, jüri üyelerine ve destek verenlere teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin bu proje sayesinde ortaya koydukları takım çalışmasını ve yenilikçi düşünme kabiliyetlerini kutluyorum. Sevgili öğrencilerimiz unutmayınız ki hepiniz birer potansiyelsiniz yapabileceklerinizin sınırı yoktur” ifadelerine yer verdi.
MYO Müdürü Prof. Dr. Nazım Aksaker’in konuşmasının ardından ödül törenine geçildi. Yarışmanın jüri üyeleri, bölüm başkanları ve mentör hocalarının teşekkür plaketi ile ödüllendirildiği yarışmada dereceye girenlere ödülleri törene katılan protokol tarafından verildi.
Yarışmanın ilk üçe giren projeleri
Yarışmada birincilik ödülünü “İnsansız hızlı yangın söndürme ve uyarı sistemi” projesiyle Tuğberk Yiğit Kaya ve Alihan Gül kazandı.
“Yüz tanıma ile personel/öğrenci kontrol sistemi” projesi ile Emirhan Özdemir, Umut Kutay Kurşun, Meliha Girgis ve Mustafa Acar’ın ikinciliği kazandığı yarışmada üçüncülüğü ise “PLC ile Motor Yol Verme ve Motor Devrinin Kontrolü ” projesi ile Abdurrahman Kutlu ve Emre Kara elde etti.
İyi fikirler kategorisi
Yarışmanın “İyi Fikirler” kategorisinde birinciliği “Numune Taşıma” Projesi ile Merve Yaren Kopki, Gökçen Nur Güllüçayır, Yunus Emre Eroğlu ve Nuray Kütük, ikinciliği “Yangına ilk müdahale sistemi” projesi ile Gizem Demirci, üçüncülüğü ise “Termik Santral Modülü” projesi ile Berke Temizer, Barış Özgüven ve Hızır Özüner aldı. – ADANA
]]>Gümüşhane ile Giresun illerini birbirine bağlayan Gümüşhane-Kürtün Karayolu’nda kaya düşme riski bulunan dağlar ve yamaçlar endüstriyel dağcılar tarafından çelik ağlarla örülüyor.
Özellikle ilkbahar dönemlerinde yağışların da etkisiyle sık sık heyelanların, kaya ve taş düşmelerinin meydana geldiği, ölümlü ve yaralanmalı kazalara sebep olan bölgede vatandaşların güven içerisinde seyahat edebilmesi için Karayolları tarafından çalışma başlatıldı.
Geçtiğimiz yıllarda dağcılar tarafından kaya düşürme çalışması yapılan alanda bu kez uzman ekipler tarafından belirlenen kayalar çelik ağlarla kafese alınarak risk minimuma indiriliyor.
İki ay önce başlayan ve şimdiye kadar 3 noktada gerçekleştirilen çalışmalarda her bir yamaç yaklaşık 7 bin metrekare çelik ağla örülürken, Kürtün ilçesine bağlı Özkürtün Beldesi Karaçukur Mahallesi geçişinde bulunan dağ yamacında çalışmalarını sürdüren 9 kişilik uzman ekip 50 metrelik vinç yardımıyla çelik tel ağ ve halka marifetiyle adeta dağı kafes içine alıyor.
Zorlu çalışmada karayolunda trafik kontrollü olarak tek şeritten sağlanırken özel eğitim almış uzman ekip halatlar yardımıyla kendilerini bağladıkları dağın yamacına kafesi serip 1 metreden fazla deldikleri kayaya bağlıyor.
Çalışmayı yapan ekibin şefi İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel alanında uzman 8 personelle birlikte yürüttükleri çalışmada yerde birleştirdikleri çelik ağları 50 metrelik vinç yardımıyla dağ yamacına sererek yolu güvenli hale getirdiklerini söyledi.
“Bu yol için her zaman bir risk söz konusu”
Bölgede çok az bir yağışta bile taş dökülmelerinin meydana geldiğini aktaran İpli Erişim Uzmanı Tanju Demirel, “Yaptığımız çalışmada karayollarının güvenliğini tehlikeye atan ve taş düşme riskli bulunan alanları güvenli hale getiriyoruz. Bunun iki yöntemi var birisi kayaların temizlenmesi birisi de tel ağlarla örtüleme. Bu riskli alanları Karayolları belirliyor ve biz de bu süreçten sonra gerekli çalışmaları yapıyoruz. Amacımız burada yol ve vatandaşın güvenliğini sağlamak bu noktada Karayolları ve emniyet birimleriyle birlikte çalışıyoruz. Yaklaşık 2 ay önce bu bölgede çalışmaya başladık ve bu çalışmalar 20 gün daha devam edecek. Haziran ve Ağustos ayları içerisinde de Karayolları’nın uygun gördüğü noktalarda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şu ana kadar 3 noktada çalışma yaptık Kirazlık bölgesi ve Karaçukur bölgesinde. Bu bölgede şu an için başka çalışma görülmüyor Burada yaptığımız çalışmada 7 bin metrekarelik bir alanı örtülüyoruz. Arkadaşlarımız iple erişim sertifikasına sahip, bu uluslararası bir sertifika tüm dünyada geçerli. Belirli bir eğitim sürecinden geçtikten sonra burada çalışabiliyorlar. Şu anda toplamda 9 kişilik bir ekiple çalışıyoruz ve 50 metrelik bir vinç kullanıyoruz. Yamaçtan yola düşebilecek farklı ebatlardaki taşları tutacak kapasite bu teller. Burası riskli bir bölge olduğu için halka ağlar da kullanıldı. Çalışmalar bittiğinde vatandaşlarımız bu alandan güvenli bir şekilde geçebilecekler. Burada en ufak bir yağmurda çok fazla dökülme meydana geliyor bu yol için her zaman bir risk söz konusu” dedi.
“Dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor”
Gümüşhane-Kürtün karayolunu sürekli olarak kullandığını dile getiren sürücü Selçuk Çelik, “Ben diyaliz teknisyeniyim yıllardır bu yolu kullanırım. Tabi ki buradan korkuyorum başımıza sürekli küçük küçük kazalar geliyor, taş düşüyor hele ki yağmurlu havalarda. Kışın daha kötü oluyor. Bu yapılan çalışmada görüldüğü üzere dağ kafese alınıyor ve taş düşmeleri engelleniyor bu da bizim sağlığımızı koruyacaktır diye düşünüyorum” diye konuştu. – GÜMÜŞHANE
]]>UYARI: Bu haber, bazı okuyucularımızın rahatsız edici bulabileceği açıklamalar ve görseller içeriyor.
Geçtiğimiz altı ayın en kötü anlarından biri hepimizin sokakta uyuduğu geceydi. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta şiddetli soğuktan birbirine sokulmuş eşimin ve çocuklarımın yüzlerine baktığımda çaresiz hissettim.
19 yaşındaki ikizlerim Zakia ve Batul, 14 yaşındaki kızım Yumna, sekiz yaşındaki oğlum Mohamed ve beş yaşındaki en küçük kızım Razan, anneleri Zaynab ile birlikte kaldırımda yatıyorlardı.
Filistin Kızılayı Derneği’nin genel merkezinin önünde dinlenmeye çalışırken top atışlarının sesleri gece boyunca yankılandı ve tepemizde İnsansız Hava Araçları (İHA) vızıldadı.
Kiralayacak bir daire bulmayı başarmıştık ama ev sahibi o gün önceden arayıp İsrail ordusunun binanın bombalanacağı konusunda kendisini uyardığını söylemişti. Ben o sırada çalışıyordum ama ailem çantalarını alıp kaçtı.
Filistin Kızılayı genel merkezinde buluştuk, halihazırda yerinden edilmiş insanlarla doluydu.
Erkek kardeşimle birlikte bütün gece karton kutuların üzerinde oturup ne yapmamız gerektiğini konuştuk.
Birkaç gün önce, 13 Ekim’de, İsrail ordusu Gazze’nin kuzeyindeki herkese güvenlik için güneye gitmelerini söyledikten sonra, Cibaliye kasabasındaki evlerimizden, sahip olduklarımızın çoğunu geride bırakıp kaçmıştık.
Taşınmamız söylenen bölgede bombalanmaktan yeni kurtulmuştuk. Aileme hiçbir koruma sağlayamadığım için kızgın, küçük düşürülmüş ve berbat hissediyordum.
Sonunda ailem Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat’ta bir daireye taşındı, ben BBC ekibiyle birlikte Han Yunus’taki Nasır Hastanesindeki bir çadırda kaldım. Onları birkaç günde bir ziyaret ediyordum.
İnternet ve telefon sinyalleri yer yer kesildiği için iletişim kurmakta zorlanıyorduk. Bir keresinde ailemden dört ya da beş gün boyunca haber alamadım.
Han Yunus’ta -yaklaşık yedi kişilik- BBC ekibi olarak günde bir öğün yemek yiyorduk. Bazen yemek olduğunda bile yemiyorduk çünkü tuvalet için gidecek yer yok denecek kadar azdı.
Bu süreçte arkadaşım Al Jazeera televizyonunun Gazze büro şefi Wael Dahdouh korkunç bir kayıp yaşadı.
Ailesinin kaldığı ev İsrail’in hava saldırısında vuruldu. Eşi, ergenlik çağındaki oğlu, yedi yaşındaki kızı ve bir yaşındaki torunu öldürüldü.
İsrail ordusu sivil kayıplarını azaltmak için “makul önlemler” aldığını söylüyor ve bu vakada “bölgedeki Hamas terörist altyapısını hedef aldığını” açıklamıştı.
20 yıldır tanıdığım arkadaşımın Gazze’nin merkezinde çocuklarının kefenlerine sarıldığı görüntüleri izledim. Onun yanında olabilmeyi diledim.
Onun haberi, başka arkadaşların, akrabaların ve komşuların ölüm haberleriyle birlikte geldi. Kalbim acıyordu. Savaşta yaklaşık 200 kişiyi kaybetmiştim.
O gün haberi sunarken canlı yayında ağladım. Gece yanaklarımdan yaşlar süzülerek uyandım. Wael’in görüntüsü aklımdan çıkmıyordu.
15 yıldır Gazze’deki çatışmaları takip ediyorum ama bu savaş, onu tetikleyen benzeri görülmemiş saldırıdan kayıpların boyutuna kadar ayrı bir yere sahip.
7 Ekim günü saat 06.15’te büyük patlamalar ve çocuklarımın çığlıklarıyla uyandım. Çatıya çıktım ve Gazze’den İsrail’e atılan roketleri gördüm.
Hamas’ın – yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü ve 250 kişinin rehin alındığı saldırıda – İsrail sınırını aştığını anladığımızda İsrail’in tepkisinin daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyeceğini biliyorduk.
Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığına göre şu anda Gazze’de 34 binden fazla insan öldürüldü. Yaralanma ve ölüm riski devam ediyor.
Savaşın başlamasından iki gün sonra yiyecek stoklamak için aceleyle Cibaliye’deki pazarımıza gittim. Aynı amaçla gelen çok sayıda kişiyle kalabalıktı.
Ancak ben ayrıldıktan 10 dakika sonra bölge yoğun bir şekilde bombalandı. Birkaç dakika önce alışveriş yaptığım büyük pazar da dahil olmak üzere bütün bir yer yok edildi.
Mağaza sahiplerinin yüzlerini tanıyordum. Çoğu ölenler arasındaydı.
Uluslararası Af Örgütü, en az 69 kişinin öldüğü saldırının savaş suçu olarak incelenmesi gerektiğini açıkladı.
İsrail ordusu BBC’nin bu olayla ilgili sorusuna yanıt vermedi.
İsrail ordusu savaş boyunca, operasyonlarının sivillerin yaşadığı bölgelerde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Hamas’ı hedef aldığını açıkladı.
Ayrıca “askeri hedeflere yönelik saldırıların uluslararası hukukun ilgili hükümlerine tabi olduğu” da belirtiliyor.
Savaştan önce Cibaliye güzel ve sakin bir kasabaydı. Orada doğdum; ailemle birlikte sevgi ve gelecekle ilgili planlarla dolu, sade ve mutlu bir hayat yaşıyordum.
Kasabanın doğusunda kendi ellerimle zeytin, limon ve portakal ağaçları diktiğim bir çiftliğim vardı. Huzurluydu, işten sonra orada çay içmeyi severdim.
Evlerimizi ve BBC’nin Gazze Şehrindeki ofisini geride bırakarak Gazze’nin kuzeyinden Han Yunus’a doğru kaçmaya karar verdiğimiz gün, hayatımda bir dönüm noktasıydı.
Ailem ve ben, bir arabaya 10’dan fazla kişi sığdırılmış halde, yaya ya da eşya yüklü araçların içindeki on binlerce insanla birlikte tek bir yol boyunca, güneye doğru zorlukla ilerledik.
Yolculuk, yolun her iki tarafındaki yakın bölgelere hava saldırılarıyla kesintiye uğradı. Ailemin ve kalabalığın yüzlerinde kafa karışıklığı, keder ve belirsizlik vardı.
Çocuklar bana, “Nereye gidiyoruz? Yarın dönecek miyiz?” diye sorup duruyordu.
Gerçekten çocukluğumun, ebeveynlerimin ve nişan günümüzde eşimle çekilmiş fotoğrafların olduğu albümümüzü yanıma almış olsaydım. Babam Arapça öğretmeniydi, keşke o öldükten sonra sakladığım bazı kitaplarını da alsaydım.
Daha sonra bir komşumdan evimin tamamen yıkıldığını, çiftliğimin yandığını öğrendim.
Güneye doğru korkunç ve gerçeküstü yolculuktan ve Kızılay genel merkezinin dışarısındaki gecemizden sonra, birkaç hafta boyunca Han Yunus’tan çalışmaya devam ettim. Ailem hâlâ Nuseyrat’taydı ve onlardan ayrı kalmak duygusal açıdan beni çok etkiledi.
Ardından Aralık ayı başlarında İsrail, Gazzeliler’e Han Yunus’un bazı bölgelerini terk etmelerini ve Refah dahil daha güneydeki diğer bölgelere gitmelerini söylemeye başladı.
İsrail ordusu beni ve ailemi birbirimize bağlayan kuzeye giden ana yolu da kapattı. Onlara nasıl ulaşacağımı ya da ulaşırsam nereye gitmemiz gerektiğini bilmiyordum. Refah zaten yüz binlerce insanla aşırı kalabalık haldeydi ve kalacak yer neredeyse yoktu.
Günlerce karmaşık duygularla boğuştum. İsrail güçlerinin ana yollara doğru ilerlediği; güneyi orta ve kuzey bölgelerden ayırmayı amaçladığı yönünde haberler yayıldı. Benim ya da ailemin öldürülmemizden ve birbirimizi bir daha göremeyeceğimizden çok korkuyordum.
İlk defa kendimi kaybettiğimi hissettim. Hangi gün olduğunu bile bilmiyordum. İşi bırakıp ailemin yanına dönmeyi düşündüm. Ölürsek birlikte ölürdük.
Sonunda 11 Aralık’ta bir meslektaşımla birlikte arka yoldan Nuseyrat’a doğru yola çıktık. Oraya vardığımda en küçük çocuklarım bana sarılmak için koştular, Razan boynuma uzandı ve sımsıkı tutundu.
Aileyi Refah’a taşımayı başardık. BBC ekibi de oraya taşınmış ve haber yapmaya devam etmişti. Bazı korkunç anlar yaşadık.
Aralık ayı sonlarında İsrail ordusunun Gazze’deki yetkililere yaklaşık 80 cesedi teslim ettiği haberini ben aktarıyordum. Ordu, aralarında rehine olup olmadığının kontrol edilebilmesi için cesetleri Gazze’den İsrail’e götürdüğünü açıkladı.
Büyük bir kamyon Refah bölgesindeki mezarlığa girdi. Konteyner açıldığında çok yoğun bir koku yayıldı. Önlüklü ve maskeli adamlar, mavi plastiğe sarılı kalıntıları, bir kepçenin kumlu zeminde kazdığı toplu mezara yerleştirdi.
Daha önce hiç böyle bir sahne görmemiştim. Ne kadar korkunç olduğunu anlatmak zor.
Ocak ayında, Refah’taki bir hastaneye getirilen birkaç cesetle ilgili haberi aktarıyordum; bunlar arasında Wael Al-Dahdouh’un en büyük oğlu Hamza da vardı, Al Jazeera için çalışan bir gazeteciydi.
Wael’e bunu kim söyleyecekti? Halihazırda karşılaştığı trajedilerden sonra imkansız görünüyordu. Meslektaşlarımdan birinin Wael’in bir yakınını arayıp haberi ilettiğini bile duymak istemedim.
Hamza ve meslektaşı serbest kameraman Mustafa Thuraya, bölgedeki başka bir saldırının haberini yaptıktan sonra İsrail’in arabalarına düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.
İsrail ordusu bu kişilerin “Gazze merkezli terör örgütlerinin üyesi olduklarını” iddia ediyor. Aileler ve Al Jazeera iddiaları asılsız olduğu gerekçesiyle reddediyor.
İsrail ordusu ikilinin insansız hava araçları kullanarak “ordu birliklerine yakın bir tehdit oluşturduğunu” söyledi, ancak Washington Post gazetesinin araştırmasında “ikisinin de o gün gazetecilik dışında başka bir faaliyette bulunduğuna dair hiçbir işaret bulunamadı”.
Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 100’den fazla gazeteci öldürüldü; bunların büyük çoğunluğunun Filistinli olduğu biliniyor.
İsrail ordusu, “gazetecileri asla kasten hedef almadığını ve almayacağını” söylüyor.
Ordu, “Gazeteciler de dahil olmak üzere sivillere zararı azaltmak için operasyonel olarak mümkün olan tüm önlemleri aldığını” ancak “aktif bir savaş bölgesinde kalmanın doğası gereği riskler taşıdığını” belirtiyor.
Sonunda BBC ekibinin ailelerinin Gazze’den ayrılma izni aldığı haberi geldi. Dört hafta sonra biz de nihayet Mısırlı yetkililerin kolaylaştırıcılığıyla Refah sınır kapısından ayrıldık.
Bunları Katar’da yazıyorum. Ama ben burada temiz bir otelde yemek yerken, Cibaliye’de yemek için ot söküp hayvan yemi öğüttüklerini biliyorum. Yemek yemek bana zor geliyor; zehir yemek gibi.
Gelecek bulanık. Gazze benim hayatım. Bir gün geri dönmek isterim ama şimdilik bu imkansız görünüyor.
]]>(MALATYA) – 6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kurucaova Mahallesi’nde köy evlerinin yapımı için seçilen alan köylülerin tepkisine neden oldu. Bölge sakinlerinden Hasan Aşkın, “Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin yerle bir ettiği Malatya Kurucaova’da 48 kişi yaşamını yitirdi. Depremin üzerinden 14 ay sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın köy evi yapımı için belirlediği alanın, fay hattına çok yakın olması ve tarım arazisi olarak kullanılması köylülerin tepkisini çekti. Köylüler, bakanlığın bu karardan vazgeçerek köy evlerinin zemini sağlam bir yere yapılmasını istiyor.
“BU BİR CİNAYETTİR. 48 KİŞİ BURADA HAYATINI KAYBETTİ. YANİ ZEMİN UYGUN DEĞİL”
Kurucaova’da evlerin yapılmak istendiği tarlalarda bir araya gelen vatandaşlar adına konuşan Hasan Aşkın durumu şöyle anlattı:
“1971 ve 74’te AFAD tarafından köyümüz kuruldu. AFAD tarafından yapılan evlerle köy buraya göç etti. 1986 Sürgü depreminde ise AFAD’ın 1974’te yaptığı evler yıkıldı, 1986’da tekrar yapıldı. 1986’da yapılan evler ise bu 6 Şubat depreminde yine yıkıldı. Bunun sebebi ise yer bilimcilerin anlattığına göre köyümüzün ovanın ortasında kurulu olması. Köyümüz tarıma elverişli, bina yapımına uygun değildir. Köyümüz iki dağın arasıdır. DAF buradan geçiyordur. Görüyorsunuz. Dağlar karşıdan patladı. Sondajlarımız yıkıldı. Tarlalarımızın bazı yerleri yükseldi, bazı yerleri alçaldı. Biz bunları kepçeyle düzelttik. Sondaj vuruyoruz, 50 metrede saniyede 30 litre su çekiyoruz. Kolavyel topraktır, 70 ile 100 metre arasında dolgudur. Yani o kadar somut deliller var ki; 2006’da yer bilimcilerin burada akademik bir çalışma sonucu buranın kesinlikle riskli bölge olduğunu döne döne anlatıyor. Yani somut bilgilere dayanarak biz bunları söylüyoruz. Oysa şu an 7’nci ayda başka yerler belli olduğu halde bundan 2 ay önce öğrendik ki buraya bantlar çekiliyor, buraya ev yapmayı düşünüyorlar. Bu yüklenici firmayla mı, nelerle biz bilmiyoruz. İnsanın aklına hayaline gelmeyecek şeyler yapılıyor. Bu ovalara ev yapılır mı? Devlete burada yük oluyorlar. 50 yılda 3 defa AFAD tarafından buraya ev yapılıyor. Sağlam zeminlerimiz var. Size oraları gösterebiliriz. Kayalık yerlerimiz var. Devlet burada yanlış örnek oluyor. Biz dağlara ev yapmak istiyoruz, onlar ise ovaları bize tavsiye ediyorlar. Bu bir cinayettir. 48 kişi burada hayatını kaybetti. Yani zemin uygun değil.”
“KURUCAOVA ENDİŞELİ, NASIL GEÇİNECEĞİZ?”
Yetkilere seslenen Aşkın “Bir daha böyle sorunlarla karşılaşmayalım. Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Bu benim amcamın oğludur. Depremde annesini babasını kaybetti. Evini kaybetti, traktörünü kaybetti. Bütün ekim, mahsulünü kaybetti. Yani bir daha böyle durumların yaşanmasını istemiyoruz. Bu bir cinayettin, ben buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
Bir vatandaş, “Şu dağa bak. Şu dağla bizim aramızda 500 metre yok. Fay hattı orada patladı, alev çıkan yer oradır. İnanın ki benim de burada bir hat arazim yoktur ama bu vatandaşlara yazıktır yani” diye konuştu.
Diğer bir yurttaş “Şimdi her yerde tepelere, yöreplere yapılıyor da zemini sağlam olan yerlere, burası hem jeolojik mühendisleri tarafından çürük raporu verilmiş, ayrıyeten tarım alanı, millet geçiniyor, buraya 200 ev yapılacaksa 100 ev de mağdur olacak” şeklinde konuştu.
Kurucaova sakinleri olan ve yetkililere seslenen kadınlar ise dağlık alanlar dururken köy evlerinin tarlalarına yapılmasına anlam veremediklerini, evlerin dağlık alanlara yapılması gerektiğini dile getirdi.
]]>
Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Heybeliada Sanatoryumu- Çam Limanı ve Madam Martha Koyu ile ilgili açıklama yaptı. Sosyal Medya hesabı X’teki açıklamada Akpolat, Madam Martha Koyuyla ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü tarafından açılan kiralama ihalesinin iptali için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını, başvurunun reddedilmesi halinde yasal yollara başvuracaklarını belirtti.
Akpolat yaptığ açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“KONUYA HAKİM OLDUĞUNUZU BİLMENİZİ İSTERİZ”
“Son günlerde Adalar’da yaşanan bazı gelişmeleri üzüntüyle takip ediyoruz. Sanatoryum – Çam Limanı ve Madam Martha Koyu ile ilgili tüm süreçlerin içerisinde olduğumuzu ve konuya hakim olduğumuzu bilmenizi isteriz. İki konu hakkında güncel durum ve Adalar Belediyesi’nin konu ile ilgili yapabilecekleri/ sorumlulukları şu şekildedir:
“MADAM MARTHA KOYU”
Gerek Adalı komşularımız gerekse tüm İstanbul halkı tarafından yakından takip edilen bir diğer konu da bilinen adıyla Madam Martha Koyu yani İstanbul İli Adalar İlçesi Burgazada Mahallesi 107 Ada 8 Parsel Numaralı taşınmaza ilişkin süreçtir. Bahsedilen taşınmaz büyük oranda 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda yer almakta olup kısmen 3. Derece Doğal Sit Alanı’nda, kısmen de Kentsel Sit Alanı’nda kalmaktadır.
05.11.2021 Tarih ve 31650 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4758 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Adalar İlçesi’nin içinde bulunduğu alan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.
“DENİZ CANLILARI İÇİN ÖNEM ARZ EDİYOR”
Ayrıca bilindiği üzere Adalar İlçesi’ne ilişkin 1/1000 ölçekli ve 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları hazırlanmış olup bu plana yapılan itirazlar sonucunda idari süreçler işletilmiştir. Hali hazırda plan askı süreci tamamlanmış olmakla birlikte itiraz değerlendirme süreci devam etmekte olduğundan plan kesinleşmemiştir. Kısmen 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda kalmakta olan Madam Martha Koyu bölgesi yeni plana göre “Doğal Karakteri Korunacak Alan” fonksiyonunda kalmaktadır. Gelinen noktada deniz canlılarının üremeyi sağlayabilmesi ve sürdürebilmesi açısından önem arz eden, oksijen üreten, kıyı erozyonunu engelleyen ve balık yavruları için korunaklı bir alan oluşturan deniz çayırlarının yoğun olarak bulunduğu Madam Martha Koyu için Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan ilan ile teklif usulü yöntemiyle kiralanmasına ilişkin bir ihale düzenlenmektedir.
Adalar ilçemiz için yapılan 1/1000 ve 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları kapsamında Doğal Karakteri Korunacak Alan statüsünde bulunan bu taşınmazın ekosistem açısından değeri paha biçilemez olmakla birlikte bu taşınmazda doğal yapıya ve ekosisteme zarar verecek nitelikte olan her türlü girişimin karşısında olduğumuzu ve bu kapsamda 26.04.2024 tarihinde ihalenin iptali ve ihale kararından geri dönülmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü’ne gerekli müracatları yaptığımız, hukuki ve idari süreçleri yakından takip ettiğimiz, talebimizin olası reddi halinde gerekli yasal yollara da ayrıca müracaat edileceği kamuoyunun bilgisine sunulur.
“SANATORYUM-ÇAM LİMANI”
Kamuoyu tarafından yakından takip edildiği üzere Heybeliada Sanatoryumu’nun da içinde bulunduğu İstanbul İli, Adalar İlçesi, Heybeliada Mahallesi, 3 Pafta, 105 Ada ve 1 Parsel Sayılı taşınmaz, daha önce Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmişti. Bu tahsis kararına karşı Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları tarafından açılan iptal davaları neticesinde İstanbul 14. İdare Mahkemesi 2020/1609 Esas ve 2022/1031 Karar sayılı kararı ile söz konusu taşınmazın Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisine ilişkin işlem iptal edilmiştir. Akabinde dosyanın istinaf edilmesi ile birlikte İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi 2022/1365 Esas ve 2022/2254 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Gelinen noktada Heybeliada Sanatoryumu’nun da dahil olduğu taşınmaza ilişkin tahsis kararı İdare Mahkemesince iptal edilerek bu karar kesinleşmiştir.
Diğer taraftan aynı şekilde kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir diğer konu da Heybeliada Çam Limanı olarak bilinen İstanbul İli, Adalar İlçesi, Heybeliada Mahallesi, 3 Pafta, 112 Ada, 1 ve 2 Parsel Sayılı taşınmazlar da aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmişti. Akabinde bu taşınmazlara ilişkin olarak taşınmazda işgalci olarak bulunan şahıslarca açılan yürütmeyi durdurma talepli iptal davalarında İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma taleplerini reddetmişti. Gelinen noktada 25.04.2024 tarihinde ilgili kamu idareleri tarafından söz konusu taşınmazların işgalden arındırılması, nüfus ve eşyadan tahliyesi gerçekleştirildi.
05.11.2021 Tarih ve 31650 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4758 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Adalar İlçesi’nin içinde bulunduğu alan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.
Ayrıca bilindiği üzere Adalar İlçesi’ne ilişkin 1/1000 ölçekli ve 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları hazırlanmış olup bu plana yapılan itirazlar sonucunda idari süreçler işletilmiştir. Hali hazırda plan askı süreci tamamlanmış olmakla birlikte itiraz değerlendirme süreci devam etmekte olduğundan plan kesinleşmemiştir. 1. Derece Doğal Sit Alanı’nda kalmakta olan Çam Limanı bölgesi yeni plana göre Park fonksiyonunda kalmaktadır. Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı kesinleşmeden yapılan veya yapılacak tahsis kararları da hukuka aykırıdır. Zira planın onaylanması ile birlikte Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmelik’in 9. Maddesi’nin (d) bendi kapsamında mevcut tahsis kararlarının ortadan kalkması gerekmektedir. Kaldı ki kıyı alanlarının bu yönetmeliğe göre tahsisi mümkün değildir.
Daha önce Belediyemiz tarafından defaatle bilhassa Sanatoryum’un içinde bulunduğu taşınmaz ve Çam Limanı bölgesinin kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsisi talep edilmiş olmasına rağmen müspet bir sonuç elde edilememiştir. Bu aşamadan sonra söz konusu bölgelerin aynı şekilde Adalı halkın ortak menfaatleri ve kullanımı için kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere Belediyemize tahsisi için gerekli girişimlerde bulunulmaya devam edilecek olup hukuki ve idari süreçler tarafımızca titizlikle takip edilmektedir.
Nihayetinde Adalar Belediyesi olarak tüm süreçlerin farkında ve takipçisiyiz. Tutumumuz nettir, halktan ve Adalılardan yanadır. Kurumsal olarak tüm hukuki haklarımızı kullanacak ve ilgili süreçler kapsamında gerekeni yapacağımızdan hiçbir Adalı ve İstanbullu vatandaşlarımızın şüphesi olmasın.”
]]>Gennady Laptev, “Hayatımın yarısından fazlasını burada geçirdim” diyor. Geniş omuzlu Ukraynalı bilimadamı, bir zamanlar Çernobil’in soğutma havuzu olan kuru alana bakarken efkarla gülümsüyor:
“Temizleme çalışmalarına dahil olduğumda 25 yaşımdaydım. Şimdi 60’ıma yaklaştım.”
Binlerce kişi 1986’daki meydana gelen ve tarihin en büyük nükleer felâketi olan patlamanın ardından Çernobil’deki temizleme çalışmalarında görev yaptı.
Gennady bana küçük bir masa boyutlarındaki platformu gösteriyor. Toz toplaması için buraya konmuş. Bu rezervuar, 2014 yılında yakınlardaki havzadan su çekme işlemleri durduğunda kurumuştu. Çernobil’deki patlamayan üç reaktör tamamen kapatıldıktan 14 yıl sonra.
Toz zerrelerindeki radyoaktif kirliliği ölçmek yıllardır devam eden çalışmaların sadece küçük bir parçası.
Çernobil faciasıyla birlikte bu bölge de devasa bir nükleer laboratuvara dönüştü. Yüzlerce bilim insanı, buraya gelip doğanın bu kadar büyük bir nükleer felâketin ardından nasıl kendisini toparladığını inceledi.
Küresel felakete dönüşen kaza
26 Nisan 1986. Saat sabaha karşı 01:23. Çernobil nükleer santralindeki mühendisler 4 nolu reaktörün elektriğini kesiyor. Amaç olası bir elektrik kesintisi durumunda reaktörün nasıl kontrol altında tutulacağının bir provasını yapmak. Ancak mühendislerin bilmediği şey, reaktör bu tatbikat öncesinde zaten dengesiz bir durumda.
Güç kesintisi, reaktöre su taşıyan türbinleri yavaşlatıyor. Daha az suyun reaktöre pompalanmasıyla buharlaşma hızlanıyor ve içerideki buhar basıncı birikiyor. Mühendisler durumun farkına varıp reaktörü kapatmaya çalıştığında iş işten geçmiş oluyor.
Büyük bir patlamayla reaktörün tavanı havaya uçuyor. Reaktör atmosfere maruz kalıyor. Reaktörün havayla teması sonucu başlayan yangın 10 gün boyunca devam ediyor. Radyoaktif bulutlar, Avrupa’nın önemli bir bölümüne radyoaktif serpinti olarak dökülüyor.
Çernobil’de çıkan yangını söndürmek üzere bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi gönderilmişti. İtfaiyecilerden 134’ü akut radyasyon dozuna maruz kalmıştı. 28’i birkaç ay içerisinde hayatını kaybetti. Kazadan bu yan en az 19’u daha öldü.
Ukrayna HidroMeteoroloji Enstitüsü’nde çevre bilimci olan Gennady, bölgenin tahliye edilmesinden sadece üç ay sonra Çernobil’de çalışmaya başlamış.
“Her gün Kiev’den helikopterlerle buraya getirilirdik” diyor. Görevleri toprak ve su örnekleri toplamakmış.
“Radyoaktif kirliliğin nereye kadar yayıldığını anlamaya çalışıyorduk. Görevimiz yasak bölgenin ilk haritasını oluşturmaktı.”
Bugün yasak bölge Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında 4 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Neredeyse tüm İstanbul kadar büyük bir alan.
Santrale 30 kilometre mesafedeki tüm yerleşim yerleri tahliye edilmişti. Kimsenin buralara geri dönmesine izin verilmeyecekti.
Ancak faciadan sadece birkaç ay sonra yasak bölgenin dış çemberine geri dönüşlere göz yumulmuştu.
Narodichi kasabasının nüfusu 2500. Yasak bölgenin içinde yer alıyor. Bölge sınırına yakın bir konumda. Resmi olarak radyoaktif kirliliğin bulunduğu bu bölgede son derece sıkı denetimler var. Burada tarım yasak ve yeni yapılaşmaya da izin verilmiyor.
Ancak bugün Ukrayna’nın bu bölgelerini ‘radyoaktif’ ya da ‘radyoaktif değil’ diyerek ikiye ayırmak kolay değil. Yürütülen çalışmalar Çernobil’in durumunun daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Arazinin de kendine göre kuralları var.
Öyle ki radyasyon korkusu Narodichi’nin sakinlerine radyasyonun kendisinden daha fazla zarar veriyor olabilir.
‘Burada uçaktakinden daha az radyasyon var’
Gennady’nin omzunun üstünden nükleer santralin yükseldiğini görebiliyorum. Bulunduğumuz kurumuş havzaya mesafesi bir kilometreden az.
Dev çelik kalkan güneşin altında parıldıyor. Bu çelik kalkan 4 nolu reaktörü tamamen kaplamış durumda. Kazanın yaşandığı reaktörün üzerine 2016’da yerleştirilmişti.
Kalkanın altında ise robot vinçler, 33 yıllık radyoaktif yıkıntıyı temizliyor.
İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi’nden Jim Smith, Gennady’nin arkadaşı ve 1990’dan bu yana Çernobil’i inceliyor. Yasak bölgeye sayısız iş gezisi düzenlemiş. Bana bir dozimetre gösteriyor. Telefon büyüklüğünde siyah bir cihaz.
Bulunduğumuz bölgede ne kadar radyasyona maruz kaldığımızı ölçüyor. 1986’daki radyoaktif serpintiyle yayılan nükleer yakıt tozunun atomları rastgele biçimde parçalanıyor. Büyük enerji dalgaları yayıyorlar ve Jim’in elindeki cihaz da her saat aldığımız radyasyon seviyesini ölçüyor.
Ölçüm birimi mikrosievert. Ancak başka radyasyon seviyeleriyle kıyaslayabildiğim zaman benim için bir anlam ifade edebiliyor. Örneğin, Kiev’den buraya gelirken bindiğimiz uçakta dozimetre bir ara 1.8 mikrosievert seviyesini göstermişti.
Jim, “Şu an seviye 0.6” diyor. “Yani uçakta maruz kaldığımız radyasyonun üçte biri civarında.”
Çernobil santrali arkamızda yükselirken duyduklarıma inanamıyorum. Jim ise radyoaktif bir gezegende yaşadığımızı ve radyasyonun doğada her yerde mevcut olduğunu söylüyor.
Jim, “Evet yasak bölgede radyoaktif kirlilik var. Ama küresel radyasyon haritası çıkaracak olsaydık, yasak bölge içerisinde sadece küçük cepler kırmızı olarak işaretlenirdi” diyor.
Her ne kadar yasak bölgenin sınırları değişmediyse de, bölgede doğa fazlasıyla dönüşmüş durumda.
İnsanların terk edip gittiği yerleri doğa yeniden ele geçirmiş.
Jim ve çalışma arkadaşları bölgeden örnekler topluyor. Kamera tuzakları kuruyorlar. Bölgedeki vahşi yaşamı, radyasyonun vahşi yaşam üzerindeki etkilerini inceliyorlar.
İncelemelerimizin ikinci günümde araştırma ekibini kızıl ormana doğru takip ediyorum.
1986’da rüzgarların yönü nedeniyle radyoaktif serpintinin büyük bölümü bu bölgeyi etkisi altına almış. Radyasyon seviyeleri hâlâ yüksek.
Giysilerimizin radyoaktif kirliliğe maruz kalmaması için özel bir kıyafet giyiyoruz.
Kızıl ormanda Jim’in dozimetresi 35 seviyesini gösteriyor. Soğutma havuzundaki seviyenin neredeyse 60 kat üzerinde.
Jim, “Burada fazla kalamayız” diyor. Hızla toprak örneklerini alıp, birkaç fotoğraf çekip araca dönüyorlar.
Burayakovka adlı köydeyse Jim ve ekibinin tutumu çok daha fazla. Koruyucu kıyafetleri çıkarıyorlar, işlerini çok daha ağırdan alıyorlar. Dozimetre 1.0 seviyesini gösteriyor. Hâlâ uçakta maruz kalınan radyasyondan düşük.
Ahşap bir evin içinde gördüklerimiz burada yaşayan halkın yüzleşmek zorunda kaldığı acı gerçeği özetliyor. Bir sandalyenin kolunda asılı duran palto yıllardır toplanan toz tabakasının altına gömülmüş vaziyette duruyor.
Ancak insanların geride bıraktıkları bahçeler ve tarlalar, vahşi hayvanlar için zengin bir habitata dönüşmüş.
Boz ayılar, vaşaklar ve yaban domuzlarına rastlamak mümkün.
Kiev Hayvanat Bahçesi’nden Dr. Maryana Shkvyria, insanların bölgeyi terk etmesiyle yasak bölgeye gelip yerleşen büyük memeli canlıları inceliyor.
Bazı araştırmalar radyoaktif kirliliğin en yüksek düzeyde olduğu bölgelerde kuşların DNA’larında bozulma olduğunu gösteriyor. Ancak Maryana’nın araştırması yasak bölgede vahşi yaşamın büyük bir ivme yakaladığına işaret ediyor.
Maryana için Çernobil kurtları özellikle dikkat çekici.
“15 yıldır onları inceliyoruz. Elimizde bir dizi veri var. Çernobil kurtları Ukrayna’da bulabileceğiniz en doğal kurtlar.”
Maryana’nın ‘doğal’dan kastı, buradaki kurtların neredeyse hiç insan üretimi gıda ile temas kurmaması.
Çernobil kurtları geyik avlıyor, hatta balık bile yakalıyor. Tuzaklanmış kameraların yakaladığı bazı görüntülerde beslenme alışkanlıklarına dair izlere rastlamak mümkün.
Eskiden bölge halkının bağları olan yerlerdeki ağaçlardan meyveler koparıp yiyorlar.
Ancak yasak bölgede yaşayan bir hayvan türü var ki, normal şartlarda buralarda olmamaları gerekir.
1998’de Ukraynalı zoologlar, doğaya yaklaşık 30 Przewalski atı salmıştı. Bugün sayıları 60’ı geçiyor ve Ukrayna – Beyaz Rusya arasında gidip geliyorlar.
Bu atların ana yurdu Moğolistan’ın stepleri. Tek tük binaların bulunduğu ormanlık araziler pek de bu atların tercih edeceği türden yerler değil.
Ancak Maryana “Ormanı çok iyi kullanıyorlar” diyor.
“Eski ahırlara ve evlere de kameralar yerleştiriyoruz. Buraları barınak olarak kullanıyorlar. Sivrisineklerden ya da güneşten korunuyorlar.”
Yasak bölgenin tek sakinleri vahşi hayvanlar değil.
Buradaki dördüncü günümde Maria’nın evine misafir oluyoruz. Biz geldiğimizde Maria evinin ön bahçesinde oturuyor. Kendimi kırık Ukraynacam ile tanıtmaya çalışırken sözümü yarıda kesip bana sıkı sıkı sarılıyor, yanaklarımdan öpüyor.
Bugün 78 yaşına basmış. Bizim için güzel de bir kahvaltı hazırlamış.
Bizi bir meyve ağacının altındaki masasına davet ediyor.
Saat sabah 09:00 olmasına rağmen sıcak bir gün ve güneş ışıldıyor. Maria yemekleri getirmeye başlıyor. İki de içki var. Birisi renksiz, diğeri koyu kırmızı.
Maria ve komşuları toplamda 15 kişilik bir topluluk. Pek çoğu yasak bölgeye geri dönmüşler ve eski evlerine yeniden yerleşmişler.
Buradan tahliye edilen ailelerin hepsine yakınlardaki bir kentte birer apartman dairesi tahsis edilmiş.
Ancak Maria ve annesi bu küçük kulübelerini ve bahçelerini terk etmeyi reddetmişler.
“Geri dönmemize izin vermediler ama ben annemin peşinden gittim” diyor Maria:
“O zamanlar 88 yaşındaydı. Bana hep ‘Ben gideceğim, ben gideceğim’ derdi. Ben de onu takip ettim.”
Yasak bölgede toplamda yaklaşık 200 kişi yaşıyor. Maria burada hayatın kolay olmadığını anlatıyor.
“Yaşımız ilerledi, her günü ayrı ayrı değerlendiriyoruz” diyor.
Maria çocukları Kiev’den ziyaret için geldiğinde çok mutlu olduğunu anlatarak “Burada yaşamak ilginç bir hayat değil. Ama buralar bizim toprağımız. Yeri doldurulamaz” diye ekliyor.
Yasak bölgede yaşayanlar çok küçük bir topluluk. Apar topar evlerini ve hayatlarını geride bırakarak bölgeyi terk edenlerin büyük kısmı geri dönememiş.
Pripyat’ta yaşayanların büyük kısmı nükleer santralde çalışan işçiler ve aileleriydi.
Santralden sadece birkaç kilometre mesafedeki bu kentin 50 bini aşkın sakini bir gecede her şeylerini geride bırakarak kenti tahliye etmişti.
Geri dönmelerine izin verilmedi. Kent bugün dünyanın en büyük hayalet şehri konumunda.
Ancak kısa bir süre önce Pripyat’ın kısa süreli ziyaretler için güvenli olduğu açıklandı.
2018’de yasak bölgeyi yaklaşık 60 bin kişi ziyarete geldi.
Kentin ziyarete açılmasıyla birlikte burayı ziyaret edenler, bu pek de iç açıcı olmayan seyahatlerini sosyal medyada #chernobyl etiketiyle paylaştıkları fotoğraflarla yaymaya başladılar.
Nükleer santrale Prypiat’tan daha uzak olan Çernobil kentinde ise radyoaktif kirlilik çok daha az.
Burada yaşayanların sayısı da daha fazla. Nükleer santralin temizlenmesinden sorumlu personel burada kalıyor.
Gennady, Jim ve ben de burada küçük bir otelde kalıyoruz. Beklenmedik derecede güzel bir bahçesi olan eski Sovyet tipi bir bina otele dönüştürülmüş.
Bahçeye otel çalışanlarından Irina bakıyor. Yılın üç ayını burada geçiriyor, sonra da görevini bir başkasına devrediyor. Burada geçirilebilecek süre birkaç ayla sınırlandırılıyor.
Irina santraldeki kazanın olduğu geceyi anlatıyor, Gennady de bizim için tercüme ediyor.
Irina o zamanlar büyükannesiyle birlikte Pripyat’ta yaşıyormuş.
27 Nisan’da, yani patlamadan bir gün sonra kent tahliye edilmişti. Kent sakinlerine Pripyat’ı hemen boşaltmaları söylenmişti.
Otobüslere bindirilip kentin dışına götürülmüşlerdi. Irina tahliye sırasında büyükannesinin evine doğru gidiyormuş:
“Büyükannemin bir arkadaşı bir kağnı arabasındaydı. Hayvanlarını kentin dışına çıkarmaya çalışıyordu. Büyükannem beni de yanına alıp alamayacağını sormuştu. Ben de kağnı arabasıyla kenti Pripyat’ı terk etmiştim. Ne olup bittiğini anlamamıştım.”
Ancak Irina bir şekilde buralara dönmek konusunda ısrarcı olmuş. Pripyat’a gidemese de buraya, Çernobil’e dönmüş. Bugün Pripyat’a giderse şu anki halini görünce çok sarsılacağını düşünüyor. Yine de Çernobil’deki otelinin küçük bahçesiyle gurur duyuyor.
“Burayı ziyaretçiler için olabildiğince güzel hale getirmeye gayret ediyorum. Belki eve döndüğünüzde Çernobil’in o kadar korkunç bir yer olmadığını anlatırsınız.”
.
]]>26 Nisan 1986’da, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın başkenti Kiev’in 130 kilometre kuzeyindeki Çernobil kenti, insanlık tarihinin en korkunç çevre felaketlerinden birine sahne oldu.
Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe yaşanan patlama sonucu çevreye, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının 50 katına eşit miktarda radyasyon yayıldı.
Patlamanın ardından radyoaktif madde yüklü bulutlar Türkiye dahil birçok ülkeyi etkiledi.
Çernobil nükleer faciası bazı bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep oldu.
Facianın etkileri nedeniyle yüz binlerce çocuk sakat dünyaya geldi, kanser vakalarının arttığı iddia edildi. Kazanın olumsuz etkilerinin nesiller boyunca sürmesi bekleniyor.
Çernobil’de 4 Nisan 2020’de başlayan ve yaklaşık iki hafta sonra ancak kontrol altına alınabilen orman yangını, nükleer facianın izlerinin günümüzde ne derece risk oluşturduğu konusunu da bir kez daha gündeme getirdi.
Görüşlerini aldığımız Ukraynalı bilim insanları bu konuda farklı ihtimallere işaret etti. 1986’da Çernobil Nükleer Santrali’nde çalışan, bugün ise Ukrayna Nükleer Enerji ve Sanayi Sektörü Emektarları Birliği Başkanı olan Maksim Kremen de o döneme dair anılarını bizimle paylaştı.
Çernobil Nükleer Santrali ne zaman inşa edildi?
O dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Çernobil Nükleer Santrali’nin inşasına 1970 yılında başlandı. Santralde çalışan personeller ve aileleri için üç kilometre mesafede Pripyat şehri kuruldu.
Santralin ilk reaktör ünitesi 1977 yılında faaliyete girdi. Daha sonra üç güç ünitesinin daha tamamlanmasıyla, yıllık enerji üretimi 29 milyar kilowatt saate ulaştı.
Çernobil Nükler Santrali’nin, her biri 1000 MW gücünde 12 reaktörle dünyanın en büyük nükleer enerji santrali haline getirilmesi planlanıyordu. Patlamadan önce dört reaktörle çalışan santralde, iki reaktör de inşa halindeydi. Kazaya uğrayan dördüncü ünite üç senedir faaliyetteydi.
Santralde 26 Nisan 1986’da neler yaşandı?
25 Nisan 1986 tarihinde, Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe rutin koruyucu bakım çalışmalarının hazırlıklarına başlandı.
İleride olası acil bir durumda ek güç kaynağı olarak kullanılması için türbin jeneratörün test edilmesi planlanıyordu.
Deneyin 700-1000 MW güç seviyesinde yapılması kararlaştırıldı. Kazadan bir gün önce reaktörün gücü yaklaşık 1600 MW’ya düşürüldü ve test gereği acil durum soğutma sistemi kapatıldı.
Saat 23.10’da güç seviyesi 700 MW’ya indirilmeye başlandı. Otomatik güç moduna geçildi, ama güç durdurma ayarı 700 MW’ya ayarlanmadığından güç seviyesi 30 MW’ya düştü.
Görevli operatör gücü geri kazanmaya çalıştı ve sonunda testi planlananın altında bir seviye olan 200 MW gücünde başlattı.
26 Nisan saat 01.23’te kumanda tablosunda acil durdurma sinyali yandı. Operatör reaktörü durdurma düğmesine bastı ve kontrol çubukları aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Güç seviyesi saniyeler içinde nominal değerin 100 katına ulaştı.
Durumun kontrolden çıkmasının ardından birkaç saniye arayla iki büyük patlama meydana geldi.
Görgü tanıklarının anlatımına göre, ilk patlamada kırmızı, ikinci patlamada mavi bir alev yükseldi ve ardından santralin üzeri dev bir mantar bulutuyla kaplandı.
Çernobil nükleer faciasına ne sebep oldu?
İnsanlık tarihinin en büyük nükleer faciasının asıl nedenleri konusunda bugün de tartışmalar sürüyor.
Sovyetler Birliği’nde o dönem kazanın sebeplerini araştırmak için kurulan devlet komisyonu, santral personelini ve yönetimini kazanın baş sorumlusu ilan etti.
Güvenlik kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle santral müdürü Viktor Bryuhanov ve şef mühendis Nikolay Fomin 10’ar yıl, şef mühendis yardımcısı Anatoliy Dyatlov beş yıl, reaktör sorumlusu Aleksandr Kovalenko üç yıl, vardiya amiri Boris Rogojkin ve denetmen Yuriy Lauşkin ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
O dönem Çernobil Nükleer Santrali’nde teknik ayarlardan sorumlu personellerin yöneticisi olan, bugün ise Ukrayna Nükleer Enerji ve Sanayi Sektörü Emektarları Birliği Başkanlığını yürüten Maksim Kremen, patlamadan bir gün önce yaşadığı bir anıyı bizimle paylaştı:
“25 Nisan 1986 günü, iş çıkışı santralden ayrılırken tesadüfen Dyatlov ve Kovalenko’ya rastladım. Kovalenko yanıma yaklaşarak, reaktörün işleyişinde bir tuhaflık olduğunu söyledi. Ancak Dyatlov onu sert bir şekilde durdurdu ve sözlerini sürdürmesine izin vermedi. Bunun üzerinde durmamıştım, çünkü bu benim sorumluluğumda değildi.”
Reaktör sorumlusu ve şef mühendis yardımcısının reaktördeki sorunun farkında olduklarını tahmin ettiğini belirten Kremen, şöyle devam etti:
“Şef mühendis yardımcısı reaktörü durdurma komutunu verebilecek kararlılığa sahip değildi. Deneyi yerine getirememekten korkuyordu. Şef mühendisin mesleği elektrik mühendisliğiydi. Bu durumda yapması gereken tek bir şey vardı; reaktörü durdurmak. Taşıdıkları mesleki sorumluluğa rağmen bu kararı almaya korktular.”
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) bünyesindeki Uluslararası Nükleer Güvenlik Komitesi (INSAG) de ilk başlarda Sovyetler Birliği devletiyle aynı fikirdeydi.
Kazanın bazı kural ihlallerinin ve personel hatalarının bir araya gelmesi sonucu yaşandığı sonucuna varılan INSAG raporunda, santral yönetimi “deneyi ne pahasına olursa olsun yapmakla” suçlandı.
Fakat aynı kurum 1991 yılında kazayla ilgili yayımladığı yeni raporunda, “operasyonel personelin hatası sonucu başlayan kazanın, reaktörün yetersiz tasarımı nedeniyle bir felakete dönüştüğü” tespitine yer verdi.
INSAG, 1993 yılında hazırladığı nihai raporunda ise personel hatalarıyla ilgili daha önce varılan bazı tespitlerin yanlış olduğunu, kazanın reaktördeki tasarım hatası, reaktörün güvenlik standartlarını karşılamaması ve nükleer santraldeki genel güvenlik önlemlerinin yetersizliği nedeniyle meydana gelmiş olma ihtimalinin ağırlık kazandığını ileri sürdü.
Kazaya deprem, sabotaj ya da “terör eylemi”nin yol açmış olabileceği yönünde iddialar da ortaya atılsa da bunlara dair bir kanıt bulunmuyor.
Nükleer facianın sonuçları ne oldu?
Pripyat’ta yaşayan Maksim Kremen, 26 Nisan 1986 Cumartesi günü erkenden uyandı. O gün 6 yaşındaki oğluyla nehirde kano gezintisi yapmayı planlıyordu. Nükleer santrale bir kilometre mesafede bulunan garajın yolunu tuttular:
“Yolda santralde çalışan bir tanıdığıma rastladım. Dördüncü reaktörün çatısının çöktüğünü söyledi. Şoke olmuştum. Oğlumla birlikte garaja vardığımızda, dördüncü bloktan dumanlar yükseldiğini gördüm.
“Garajın çatısına çıktığımda korkunç bir tabloyla karşılaştım. Reaktörün kapağı geniş bir açıyla kalkmıştı ve boru hatları üzerinde asılıydı.
“Bunun üzerine eve dönmeye karar verdim. Mesai arkadaşlarımla benim evimde toplandık ve kazayı konuşmaya başladık. Pripyat’tan çıkmak mümkün değildi. Tüm dolmuşlar durdurulmuştu, özel otomobillerle de çıkışa izin verilmiyordu.
“Pripyat’ta 26 Nisan’ın diğer günlerden bir farkı yoktu. Günlük hayata dair hiçbir uyarı ve sınırlama yapılmadı. İnsanlar gruplar halinde toplanıyor ve santraldeki kazayı konuşuyorlardı.
“Cumartesi akşamı Pripyat’ın parti ve belediye yöneticileri ailelerini şehir dışına çıkardılar. Bu haber hemen yayıldı. Biz ise esirdik. Pazar günü insanları götürmeye başladılar.
“Kazadan önce her şey normaldi. İnsanlar otomobil satın alıyor, evlerini yapıyorlardı. Umutları vardı. Ama bir an geldi ve onlar için değerli olan her şey yok oldu…”
Nükleer faciadan bir süre sonra Pripyat şehrinde ve Çernobil nükleer santralinin çevresindeki 10 kilometrelik alanda yaşayanlar tahliye edildi. 1986 Mayıs ayında 30 kilometrelik bölgeden tahliye edilen kişilerin sayısı farklı verilerde 116 bin ile 350 bin arasında gösteriliyor.
Kazanın yol açtığı yangın 10 gün sürdü. Patlamanın etkisiyle çevreye yaklaşık 380 milyon kuri (radyoaktivite birimi) radyasyon yayıldı.
Yüzde 70’i Belarus, Ukrayna ve Rusya topraklarında yer alan 200 bin kilometrekarelik bir alan radyasyonun etkisi altında kaldı.
Kaza sonrası radyoaktif madde yüklü bulutlar Avrupa’da birçok ülkeye yayıldı.
Facia nedeniyle kaç kişinin hayatını kaybettiği günümüzde de tartışma konusu.
Nükleer felaket, ilk anda santralde görevli 31 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Ancak kazanın asıl yıkıcı etkileri daha sonra ortaya çıktı.
Çernobil faciası bazı bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep oldu.
Farklı verilere göre, facianın etkilerini ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalara Sovyetler Birliği’nde 600 bin ile 800 bin arasında görevli katıldı. Bu kişilerin 70 bininden fazlası kalıcı olarak sakat kaldı.
Maksim Kremen de 1986-1987 yıllarında bu çalışmalarda yer alan ve sonradan “onur madalyası” verilen kişilerden biriydi.
Kazanın etkileri nedeniyle Ukrayna’da 1,9 milyon, Belarus, Rusya, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinde toplam 8,4 milyon kişi radyasyona maruz kaldı.
Patlamanın ardından santralin yakınlarındaki tüm çam ağaçları yüksek radyasyonun etkisiyle kızıl renge dönüştü ve öldü. Hayvanların tamamına yakını yok oldu.
Facianın Türkiye’ye etkileriyle ilgili de farklı iddialar ortaya atılmıştı.
Türk Tabipleri Birliği, facianın Türkiye’de özellikle Doğu Karadeniz bölgesini etkilediğine ve bölgedeki kanser vakalarıyla facia arasındaki ilişki olabileceğine dikkati çekmişti.
Farklı yetkililer ise bölgedeki kanser vakaları ile facia arasında ilişki bulunduğuna dair kanıt olmadığını ileri sürmüştü.
Çernobil günümüzde ne durumda?
1986’da Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamadan bu yana yaklaşık 4 bin kilometrekarelik bir alan terk edilmiş durumda. Yasak bölge Ukrayna ve Belarus topraklarını kapsıyor. Santralin yakınlarındaki Pripyat kenti ise “hayalet şehre” dönüştü.
Radyoaktif kirliliğin bulunduğu bölgede tarım yasak ve yeni yapılaşmaya izin verilmiyor.
Yasak bölgeye 30 kilometre mesafede polis kontrol noktaları bulunuyor. Ancak buna rağmen şehir bugüne kadar birçok kez soygun ve yağmalama eylemlerine sahne oldu. “Hayalet şehir”de değerli eşyaların çalınmadığı neredeyse tek bir daire kalmadığı belirtiliyor.
Çernobil Nükleer Santrali’nin işleyen son reaktörü 15 Aralık 2000 tarihinde kapatıldı.
Nükleer facianın yaşandığı reaktörün enkazı, radyoaktif sızıntıyı engellemek için 2016 yılında dev bir çelik kalkanla örtüldü.
Günümüzde devre dışı olan Çernobil Nükleer Santrali’nde, nükleer tesislerin ve radyoaktif atıkların güvenliğinden, çevre denetiminden ve bilimsel çalışmalardan sorumlu devlet işletmesi faaliyet yürütüyor.
Bölgede güneş enerjisi santrali ve Avrupa için nükleer yakıt depolama tesisi kurmaya yönelik projeler de gündeme gelmişti.
Çernobil yangını turizme darbe vurdu
Nükleer facia sonrası yüksek radyasyona maruz kalan ormanlar, günümüzde ise adeta bir doğal yaşam cennetine dönüşmüş durumda.
Bölgede pek çok vahşi hayvan ve yüzlerce kuş türü yaşam sürüyor. Araştırmalar, yüksek radyasyon miktarının bugün Çernobil’deki vahşi doğaya ciddi bir olumsuz etkisi olmadığını gösteriyor.
Ancak bazı hayvanlarda anomalilere rastlanabiliyor. Örneğin, kuşlar arasında albino yaygın. Böceklerin ömrü normalden kısa, kemirgenlerde doğurganlık seviyesi düşük.
Çernobil Nükleer Santrali’nin patladığı bölge ve Pripyat şehri, son yıllarda dünyanın dört bir yanından turistleri ağırlıyor. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Chernobyl” dizisinin de etkisiyle bölgeyi 2019 yılında resmi verilere göre 124 bin kişi ziyaret etti.
Fakat son yangının ardından Çernobil’deki turistik yerlerin üçte biri yok oldu. 1986’daki nükleer facia sonrası ilk tasfiye memurlarının yaşadıkları ahşap evlerin bulunduğu “İzumrudnoye” Sovyet gençlik kampının yanması en büyük kayıplardan biri oldu.
Nükleer felaketin bugünkü etkileri neler?
Çernobil, Rusya’nın Şubat 2022’de başlayan Ukrayna işgali ile yeniden gündeme geldi. Çernobil’de çalışan personel, 1 Nisan 2022 itibarıyla eski nükleer santrali ele geçiren Rus askerlerinin bölgeden ayrıldığını söyledi.
Çernobil’de 4 Nisan 2020’de başlayan ve yaklaşık iki hafta süren yangın da endişe yaratmıştı. Yangının Pripyat kentine ve radyoaktif atıkların yer aldığı tesislere iki kilometre mesafedeki bir bölgeye kadar ilerlemesi, Çernobil ile ilgili riskleri yeniden gündeme getirmişti.
Facianın günümüzdeki en önemli olumsuz etkisi, Ukrayna ve Belarus sınırları içinde yer alan yaklaşık 1 milyon hektarlık toprağın radyoaktif kirliliğin etkisi altında olması.
Görüşlerine başvurduğumuz Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi (NAN) Çevre Bilişimi Bölüm Başkanı İvan Kovalets, nükleer yakıt ve radyoaktif maddelerin kalıntılarının kontrol altında tutulmasının ve gömülmesinin günümüzdeki temel sorunlar olduğunu söylüyor.
Çernobil Nükleer Santrali’nin soğutma havuzunun dibinde çok sayıda radyoaktif madde bulunduğunu belirten akademisyen, şu risklere işaret ediyor:
“Havuzun kuruması halinde bu radyoaktif materyaller rüzgarın etkisiyle havaya karışabilir. Çernobil bölgesindeki orman yangınları da radyoaktif aktiviteyi artırabilir. Tüm bu sorunların çözümü için bölgede düzenli olarak çok sayıda uzmanın çalışması gerekiyor. Bu da onların sağlığı için bazı riskler oluşturuyor.”
Kovalets, bölgedeki yangınların ciddi bir risk yaratıp yaratmadığı konusundaki sorumuzu ise şöyle yanıtladı:
“Bazı radyoaktif atık depolarında uzun ömürlü radyoaktif materyaller bulunuyor. Bu nedenle elbette tehlike arz ediyorlar. Ancak bunlar genellikle betonarme bölmelerde depolandığından, yangınların bu materyallerin depolardan çıkmasına yol açması düşük ihtimal.
“Nükleer yakıt kalıntılarının bulunduğu depolama tesislerinde ise -sadece Çernobil için geçerli değil- kontrolsüz bir nükleer reaksiyonun yeniden başlaması (kritiklik kazası) ihtimali var. Ama bu nükleer patlama anlamına gelmiyor.”
NAN Nükleer Enerji Santrallerinin Güvenlik Sorunları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Sergiy Paskeviç’e göre de bölgedeki radyoaktif atık depoları, yangın ya da sel ve kasırga gibi durumlarda radyoaktif maddelerin çevreye salınmasına yol açabilecek bir güvenlik riski oluşturmuyor.
Her iki uzman da, Çernobil’deki radyasyon miktarının günümüzde Ukrayna ve çevre ülkelerde insan sağlığını tehdit etmediği görüşünde.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) da son raporunda, Çernobil bölgesinde çıkan orman yangınlarının “havadaki radyoaktif partiküllerde tehlikeli bir artışa neden olmadığını” açıkladı. Raporda, ölçülen radyasyon seviyelerindeki artışın çok düşük olduğu ve insan sağlığı için risk oluşturmadığı belirtildi.
Ancak uzmanlar, insanlık tarihinin en büyük çevre felaketi olan Çernobil faciasının izlerinin günümüzde yaratabileceği olası risklerle ilgili daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor.
Not: Bu haber ilk olarak 26 Nisan 2020’de yayınlanmıştı.
]]>25 Nisan 1974 yılında kurulan Konya Sanayi Odası’nın Nisan Ayı Meclis Toplantısı, odanın kuruluşunun 50. yılına özel olarak gerçekleştirildi. Toplantıda, Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Meclis Başkanı Memiş Kütükcü, meclis ve meslek komitesi üyelerinin katılımı ile 50. yıl pastası kesildi. Meclis toplantısında konuşan Konya Sanayi Odası Bakanı Mustafa Büyükeğen, 50 yıl önce, 8 meslek komitesi ve 165 sanayici ile kurulan KSO’nun, bugün 24 meslek komitesinde 2 bin 345 üye sayısına ulaştığını vurguladı. Konya Sanayi Odası’nın sanayicilere kurumsal hizmet üretme kapasitesinin ve üye yapısının her geçen gün gelişmeye devam ettiğini belirten Büyükeğen, “Sektörlerimiz ile ilgili yaptığımız çalışmalar, bölgemizin AR-GE inovasyon kapasitesini artırmaya odaklanan Innopark Teknoloji Geliştirme Bölgemiz, Enerji Verimliliği Etüt Merkezimiz, Ahitürk Mesleki Yeterlilik Belgelendirme Merkezimiz, kümelenme faaliyetlerimiz ve diğer projelerimiz ile şehrimizin ve ülkemizin kalkınmasına destek veriyoruz. Bu çalışmalarımızın hepsi birbirinden kıymetli. Bu projelere emek veren tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. İnşallah 50. yılımızı tüm üyelerimizin katılımı ile düzenleyeceğimiz bir Konya Sanayi Gecesi ile de kutlayacağız” şeklinde konuştu.
Başkan Büyükeğen, Konya Sanayi Odası’nın kuruluşundan bu yana hizmet eden meslek komitesi ve meclis üyelerine, meclis başkanlarına, yönetim kurulu başkanlarına, üyelerine ve profesyonel çalışanlara teşekkür ederken, ahirete irtihal edenlere de Allah’tan rahmet diledi.
Konya, Marmara Bölgesi’ndeki yüksek katma değerli yatırımlara talip
Konuşmasında, Konya’nın yeni dönemde Marmara bölgesindeki yüksek katma değer içeren stratejik yatırımlara talip olduğunu vurgulayan Başkan Büyükeğen, şöyle devam etti: “Ülkemizde olası İstanbul merkezli Marmara Depremi, büyük can kayıplarına sebep olacağı gibi, ülkemizin ekonomi güvenliğini de tehdit edecek bir boyuta ulaşma potansiyeline sahip. Biz Konya Sanayi Odası olarak her zaman, bu riskin dağıtılması gerektiğini savunarak, Konya’nın Marmara Bölgesi’ne alternatif bir sanayi şehri olduğunu ifade ettik ve büyük ölçekli, özellikle de yüksek katma değer içeren stratejik yatırımlara talip olduk. TEPAV ile yaptığımız ‘Konya İçin Yeni Bir Kalkınma Stratejisi’ başlıklı çalışmamız, bu iddiamıza ışık tutacak. Bu çalışma sadece avantajlarımızı ve güçlü kaslarımızı değil, aynı zamanda geliştirmemiz gereken alanları da içeriyor.”
Konya, İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal bir aday
Meclis toplantısına konuk olan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Direktörü Prof. Dr. Güven Sak da, “21 Yüzyılda Türkiye ve Konya’nın Fırsatları” başlıklı bir sunum yaparak, önümüzdeki dönemin fırsatlarını değerlendirdi. Orta ve yüksek beceri gerektiren sektörlerin Konya’nın ihracatındaki payının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunun altını çizen Sak, Konya’nın İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal bir aday olduğunu ifade etti. Sak, “Konya, 219 rekabetçi sektörle Türkiye’nin en fazla rekabetçi sektöre sahip 8. ili. 83 rekabetçi imalat sektörüyle de Türkiye’de 6. sırada. Bölge son 30 yıldır önemli gelişme kaydetti. Ayrıca Konya, katma değeri yüksek bir ihracat sepetine sahip. Makine sektörü ve motorlu kara taşıtı ihracatı Konya’nın toplam ihracatının neredeyse yarısını oluşturuyor. Dolayısıyla Konya ve Konya-Ankara bölgesi İstanbul’dan kayacak yatırımlar için ideal adaylar” dedi.
Sunumunda yeni dönemde Konya’nın ve Orta Anadolu Bölgesi’nin yeni sanayi bölgesi olma kabiliyeti olduğunu vurgulayan Sak, şunları ifade etti: “İstanbul’daki şirketler yer arayış sürecine girdi. Konya ile birlikte Ankara’ya bakınca, İstanbul’la benzerlikler dikkat çekiyor. Konya’nın katma değeri yüksek ihracat sepetine sahip olması, Konya’nın avantajını gösteriyor.”
Sunumunda yeşil dönüşüm sürecine de değinen Sak, Türkiye’nin sürecin dışında kalma şansı olmadığını sözlerine ekledi. – KONYA
]]>ETSO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantı, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Toplantıda daha sonra ETSO’nun Mart Ayı Mizan ve Bütçe İzleme Raporu görüşülerek onaylandı. Sonrasında, Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, yönetim kurulunun nisan ayı faaliyetleri hakkında Meclis üyelerini bilgilendirdi.
Özakalın konuşmasının başında, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonuçlarının ülkeye hayırlı olması temennisinde bulundu. ETSO Yönetimi olarak seçimlerin ardından Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyelerine tebrik ziyaretinde bulunduklarını ifade eden Başkan Özakalın şunları söyledi; “Demokratik bir olgunluk içerisinde tamamlanan bu sürecin sonunda halkımızın oylarıyla seçilen; belediye başkanlarımızı, belediye meclis üyelerimizi ve muhtarlarımızı tebrik ediyor, görevlerinde başarı diliyorum. Artık seçim sürecini geride bırakıp, iş dünyamızın ve halkımızın öncelikli gündemi olan ekonomiye ve çalışma hayatımıza ilişkin yapısal reformları öncelikli olarak ele alacağımız bir döneme adım atmak mecburiyetindeyiz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında daha güçlü bir Türkiye ve daha müreffeh yarınlar için her zamankinden daha fazla çalışmak ve daha fazla üretmek zorundayız. ETSO olarak, TOBB’un çatısı altında şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin kalkınması ve istikrarı için tüm kurumlarımızla ortak akıl ve istişarenin hakim kılındığı bir ortamda birlik ve beraberlik içerisinde görev yapmayı sürdüreceğiz.”
“İş dünyamızın meselelerini gündeme taşıdık”
Konuşmasında, iş dünyasının sorunlarını ve beklentilerini, 2. Dönem İl Koordinasyon Kurulu ve Ekonomi Toplantısı’nda gündeme getirdiklerini kaydeden Başkan Özakalın, “O toplantıda, şehrimizin ekonomisi, ticareti ve sanayileşmesi anlamında Odamızın yürüttüğü çalışmalarla ilgili bilgiler verip, sahada yaşanan sorunların çözümüne yönelik düşüncelerimizi paylaştık. Yatırımcılarımızın arsa taleplerinin karşılanması için OSB arazilerinin genişletilmesine yönelik girişimlerden de söz ettik, 1. OSB’de DSİ tarafından 1 milyon 300 Bin metrekare alanda yürütülen toplulaştırma çalışmaları ile 2. OSB 3. Etabın genişletilmesiyle ilgili çalışmaların en kısa sürede tamamlanmasının önemini vurguladık. Ayrıca, ilimizin kuzeyindeki Dallıkavak ve Kırık, güneyindeki Çirişli tünellerinin, gerekli ödenekler sağlanıp hızlı bir şekilde tamamlanması gerektiğini belirterek, bu projelerin kentin ve bölgenin ekonomisine, ticaretine doğrudan etki edeceğini hatırlattık” diye konuştu.
Kalkınma Yolu Projesi’nin Önemini Vurguladı
Meclis toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ziyaretinin iki ülke arasındaki ekonomi ve bölge güvenliği anlamındaki işbirliği ve ilişkileri daha da güçlendireceğini ifade eden Özakalın, dünyanın doğusu ve batısını birbirine bağlayacak en güvenli koridor olacak Kalkınma Yolu Projesi’nin bir an önce hayata geçmesinin bölgenin kalkınmasında büyük rol oynayacağını vurguladı. Özkakalın, “Basra Körfez’inden kara ve demir yollarıyla ülkemize buradan da Avrupa’ya ulaşacak olan Kalkınma Yolu Projesi, bölgesel anlamda Irak ve Türkiye’yi birbirine bağlarken, küresel anlamda da önemli bir ticari koridor oluşturacak. Dolayısıyla bu önemli projenin, şehrimizin ve bölgemizin de ekonomik ve jeopolitik statüsünü daha da güçlendireceğine ve iş dünyamızın ulusal ve uluslararası ticareti ve lojistiği artıracak bu projeden payına düşeni alacağına inanıyoruz” dedi.
Başkan Özakalın konuşmasında daha sonra IPARD 3 destekleriyle ilgili yatırımcıların bilgilendirilmesi, ETSO Vakıf Merkezi inşa edilmesiyle ilgili yürütülen çalışmalar, 3. Erzurum Çalıştayı hazırlıkları ve Oda’nın stratejik planında yapılacak revizyonlar gibi ay boyunca yürütülen diğer faaliyetlerle ilgili Meclis’e bilgi sundu. ETSO Meclisi’nin Nisan ayı toplantısı, Meclis üyelerinin dilek ve temenniler kısmında yaptığı konuşmaların ardından sona erdi. – ERZURUM
]]>Türklerin tarihleri boyunca coğrafi olarak çok geniş, ekonomik olarak zengin, nüfus olarak kalabalık ve çok uluslu, askeri olarak da çok güçlü devletler kurduğunu ifade eden Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Türk kültürünün ve Türk iktidarının en önemli unsurları adalet ve hoşgörüdür. Dolayısıyla kurdukları devletlerle hakim oldukları coğrafyalarda ve yönettikleri kavimler üzerinde adaleti, hoşgörüyü ve dolayısıyla da barışı tesis etmeyi başarmışlardır.
Son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti, coğrafi olarak Türk tarihinin küçük diyebileceğimiz devletlerinden biridir. Türk Devleti yüz ölçümü olarak seleflerine nazaran küçük olsa da kültürel mirasının ortaya çıkardığı etki oldukça büyüktür.
Türk ordusunun varlığı, Cumhuriyet döneminin en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
Nitekim son yıllarda Türk Devleti’nin çeşitli alanlarda mesafe kat edip oldukça güçlenmesi, bahsettiğimiz güçlü mirastan gelen sorumlulukla birleşince, bulunduğu her bölgede barışı tesis eden Türk ordusunun varlığı, Cumhuriyet döneminin en geniş sınırlarına ulaşmıştır” diye konuştu.
Türk Devletinin; KKTC, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk, Libya, Suriye, Irak, Katar, Somali’de barışı koruma adına askeri varlığını sürdürmeye devam ettiğini anlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Aynı zamanda Türk donanması, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi ile artan gerginliklerin tam da merkezinde, enerji ve bölgesel çıkarlar üzerinde çok önemli bir güç odağı olarak Akdeniz ve Ege denizlerinde devriye gezip, bölgenin tamamına güçlü varlığını hissettirmeye devam ediyor” diye konuştu.
Libya
Doç. Dr. Savaş Eğilmez, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter, ülke içinde daha fazla bölgeyi silah zoruyla kontrolü altına alırken, darbeci lidere bazı Avrupa ve bölge ülkeleri de destek veriyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, ve Fransa gibi ülkelerin desteğini alan Hafter’in, Nisan 2019’da milislerine Trablus’u ele geçirmek için saldırı emri vermesiyle, zaten uzun süredir istikrarsızlıkla boğuşan Libya yeni bir şiddet sarmalına sürüklendi.
Hafter, bölgesel destekçilerinden tedarik ettiği mali kaynak, ağır silah, paralı asker, silahlı insansız hava araçları (SİHA), savaş uçakları ve bunları kullanacak askeri danışmanlık desteğiyle Trablus’un kapılarına kadar dayandı.
Başından beri Hafter ve bölgesel destekçilerinin, başkenti ve ülkeyi silah zoruyla kontrol altına alma niyetindeki bu darbe girişimine karşı çıkan Türkiye, uluslararası meşruiyete sahip Libya hükümetine desteğini açıkladı.
Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümeti desteklemek için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı askeri uzmanlar Libya’ya gelerek, Libyalı muhataplarına danışmanlık hizmeti vermeye başladı. Türkiye’nin destekleri neticesinde Libya’da Başbakan Fayez al-Sarraj hükümeti Hafter’e karşı üstünlüğü ele geçirdi.
Suriye
Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen en büyük dış operasyonlardan biri. Türk devleti, 2016 yılında hem DEAŞ hem de ABD destekli PKK/PYD terör örgütüne karşı Suriye’nin kuzeyine yönelik barış harekatları düzenlemeye başladı. Türk Devleti, Mart 2017 tarihinde Fırat Kalkanı, bir yıl sonra Zeytin Dalı ve Ekim 2019 tarihinde düzenlediği Barış Pınarı harekatları ile Suriye’deki yerleşim yerlerine barış ve huzur getirdi.
Türk birlikleri ayrıca, Suriye’deki savaştan Türkiye’ye kaçan 3 milyondan fazla Suriyeliyi evlerine dönmeye teşvik etmek ve yeni bir mülteci dalgasını önlemek ayrıca bölgede bir terör koridoru oluşmasını engellemek amacıyla Kuzey Suriye’nin önemli bir kısmını kontrol altında tutmaya devam ediyor.
Irak
Kuzey Irak bölgesi PKK terör örgütünün yapılanması nedeniyle hayati öneme sahiptir. Uzun yıllardır bölgeye yerleşen ve yayılan terör örgütü Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir. İrili ufaklı birçok kamp bölgeye yayılmış durumdadır. Terör örgütü Türkiye, İran ve Suriye sınırlarının sağladığı avantajları kullanmaktadır. Her üç sınıra yakın olmak örgüte uygun coğrafya, maddi imkan ve silah temini açısından güvenli bir ortam sağlamaktadır.
Uyuşturucu ticaretinden silah ve insan kaçakçılığına kadar birçok alanda önemli gelirler elde edilmektedir. Suriye ve Lübnan’dan Kandil bölgesine geçişle beraber Türkiye’yi hedef alan birçok terör eylemi bu bölgeden yönetilmiştir. Türkiye içine rahatlıkla geçilerek terör faaliyetleri gerçekleştirilmiştir.
Kandil bölgesi sahip olduğu zorlu coğrafi şartlar ve İran-Irak sınırlarını kapsayan konumuyla PKK terör örgütünün rahatlıkla hareket edebildiği bir bölge konumundadır. Türkiye’nin bu bölge üzerinde direkt bir kontrolünün olmaması terör örgütünün kendini güvende hissetmesine yol açmaktadır. 1980’lerden itibaren TSK gerçekleştirdiği başarılı sınır ötesi operasyonlarla PKK’yı birçok kez dağılma noktasına getirdiyse de bu bölgenin sahip olduğu konum sayesinde örgüt yeniden toparlanabilme imkanı yakalamıştır. Bu durum karşısında terörle mücadeleyi daha etkin kılabilmek için Türkiye bölgede askeri üsler kurma yoluna gitmiştir.
Katar
Türkiye ile Katar arasında varılan anlaşma gereği Türk askerinin başkent Doha’da bulunan El Rayyan Üssü’nde bulunması kararlaştırıldı. Katar’da açılan askeri üsse izin veren ilk adım olan “Türkiye-Katar Askeri İş Birliği Anlaşması” 2015’in Mart ayında Meclis Genel Kurulu’ndan ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayından geçmişti.
Resmi kaynaklara göre Katar’da bulunacak Türk birliğinin asli görevi; “Gerçekleştirilecek müşterek/birleşik tatbikatların ve eğitimlerin vasıtasıyla Katar’ın savunma imkanının ve kabiliyetlerinin geliştirilmesinin desteklenmesi, her iki tarafın da diğer ülkelerin silahlı kuvvetleri ile eğitim/tatbikatlar icra edebilmesi, terörizmle mücadele ile uluslararası barışa katkı sağlamak” şeklinde belirlenmiştir.
Somali
Türkiye, 2017 yılında en büyük denizaşırı üssünü Mogadişu’da açtı; burada Türk askerleri, onlarca yıldır süren iç çatışmalarla harap olmuş bir ülkenin yeniden inşasına yardımcı olmak amacıyla Somalili askerlere eğitim veriyor. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Erdoğan’ın 2011’deki ziyaretinden bu yana Afrika Boynuzu’ndaki yerini güçlendirerek eğitim, sağlık ve güvenlik gibi hizmetlerin canlandırılmasına yardımcı oluyor. Türkiye 2015 yılında Somali ile savunma ve sanayi anlaşmaları da imzalandı.
Azerbaycan
Türkiye silahlı kuvvetlerinin ayrıca Kardeş ülke Azerbaycan’da faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye, işgalci Ermenistan ile mücadelesinde ortak askeri eğitim ve tatbikatların yanı sıra başta Türk yapımı insansız hava araçları, füzeler ve elektronik savaş cihazlarının da bulunduğu yeni savunma sistemleri sağlama noktasında Azerbaycan’ı bir çok alanda desteklemektedir.” – ERZURUM
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere 13 yılın ardından gittiği Bağdat’ta Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüştü. Hükümet Sarayı’ndaki ikili ve heyetler arası görüşmenin ardından aralarında “Kalkınma Yolu Projesi”nin de bulunduğu çeşitli alanlara ilişkin 26 anlaşma imzalandı. Daha sonra ortak basın toplantısı yapıldı.
Irak Başbakanı Sudani, şunları kaydetti:
“Kalkınma Yolu Projesi köprü vazifesi görecek bölge halkları arasında. Bu, halkların birbirini daha iyi anlamasını sağlayacak. Bu proje bölgedeki güvenlik ve istikrara da katkıda bulunacak. Bu bölge güvenlik ve istikrara ihtiyacı olan bir bölge. Bu yol da bunu sağlayacak.
Çok farklı iş birliği konularını görüştük. Güvenlik konusundaki önümüzdeki engellerle mücadeleyi görüştük. Terörist unsurların varlığıyla mücadeleyi görüştük. Daha fazla kontrol ve istikrara ihtiyacı olan bölgeleri görüştük. Özellikle Türkiye-Irak sınır bölgesindeki güvenliği görüştük.
“IRAK TOPRAKLARININ HERHANGİ BİR KOMŞUMUZA KARŞI KÖTÜ NİYETLE KULLANILMASINA İZİN VEREMEYİZ”
Gazze konusunda da iş birliğimiz çok önemli. Her iki ülkenin de ilişkilerinin ideal koşullarda gerçekleşmesini istiyoruz. Bu konuda kararlıyız. Irak topraklarının hiçbir şekilde herhangi bir komşumuza karşı kötü niyetle kullanılmasına izin veremeyiz. Hiçbir grup Irak’ın topraklarını ve egemenliğini ihlal edemez.
Gazze’ye yönelik saldırıların devam ettiği bugünlerde sayın Cumhurbaşkanı’nın ziyareti son derece önemli. İslam dünyasının kutsal topraklarında yaşananlara gözlerimizi yumamamayız. Bu konuları da görüştük. Acilen derhal ateşkes ihtiyacı konusunda mutabık kaldık.”
ERDOĞAN: KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN ÖNEMİNE DEĞİNDİK
Cumhurbaşkanı Erdoğan da şöyle konuştu:
“Ziyaretimin ve az önce imzalanan anlaşmaların Türkiye-Irak münasebetlerinde yeni bir dönüm noktasını teşkil edeceğine inanıyorum. Sayın Başbakan ile birlikte altına imza attığımız Ortak İşbirliği için Stratejik Çerçeve Anlaşması sağlam bir yol haritasını teşkil ediyor. Metin ile güvenlik, terörle mücadele, ekonomi, ticaret, enerji, ulaştırma, çevre, sınır aşan sular, sağlık, eğitim gibi pek çok alanda teknik müzakerelerin sürdürülmesini ve takibini sağlayacak ortak daimi komiteler kurulmasına karar verdik. Ayrıca güvenlikten ticarete, ulaştırmadan tarıma pek çok başlıkta aktedilen metinler ilişkilerimizin ahdi zeminini güçlendirirken yeni iş birliği imkanlarını da beraberinde getirecektir.
Güvenlik ve terörle mücadele işbirliği en önemli gündem maddelerimizden birini oluşturdu. Irak topraklarından Türkiye’yi hedef alan terör örgütü PKK’ya ve uzantılarına karşı alabileceğimiz müşterek adımları istişare ettik. PKK’nın Irak’ta yasaklı örgüt ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Resmen terör örgütü ilan edilerek Irak topraklarındaki varlığının en kısa zamanda sonlanacağına olan güçlü inancımı bu vesileyle mevkidaşlarımla paylaştım. Bu, komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun da gereğidir. Irak hükümetinin bu doğrultuda atacağı her adımda ihtiyaç duyacağı tüm desteği sağlamaya hazırız. FETÖ ile ortak mücadeleye dair beklentimiz de bu kulvardaki gündem başlıklarımızdan birini teşkil etti.
Geçtiğimiz yıl 20 milyar dolar seviyesinde seyreden ticaret hacmimizi daha üst seviyelere taşımak istiyoruz. Sayın Başbakan ile bu çerçevede atılacak adımları ele aldık. Ticaretimizin önündeki suni engellerin ortadan kaldırılması noktasında yapılabilecekleri değerlendirdik. Kalkınma Yolu Projesi’nin bu hedef bakımından hayati önemine değindik. Başta Irak olmak üzere tüm bölgemizin istikrarına ve refahına büyük katkı sunacak bu stratejik planlamaya dair kararlılığımızı imzaladığımız mutabakat muhtırası ile perçinlemiş olduk.
“SU KONUSUNDA IRAK’IN YAŞADIĞI SIKINTILARIN FARKINDAYIZ”
Su konusunda Irak’ın yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Şu bir gerçek ki, iklim krizi ve kuraklık Irak’a olduğu kadar Türkiye’yi ve tüm dünyayı olumsuz etkiliyor. Ayrıca su miktarı kadar israfın önüne geçilerek suyun verimli kullanılması da önemlidir. Tesis ettiğimiz Ortak Daimi Komite su alanındaki işbirliğimizi akılcı, bilimsel temelde ve ortak çıkarlarımızı dikkate alarak daha ileriye taşıyacak.
Gazze’de akan kanın durması için elimizden geleni yapıyoruz. Mevkidaşlarımla İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulüm ve ihtilafın bölgemize etkilerini ele aldık. Atabileceğimiz müşterek adımlar hakkında istişarede bulunduk. İsrail ile İran ekseninde yaşanan gelişmeler savaşın yayılma ve tırmanma riskini artırmakta, dahası Filistin’deki katliamı gölgelemektedir. Bu gerilimden Iraklı kardeşlerimiz de olumsuz etkilenmektedir. Buradan ilgili tüm taraflara gerilimi tırmandırıcı adımlardan kaçınmaları telkinini tekrar hatırlatmak istiyorum. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin kurulması bölge barışının anahtarıdır. Türkiye olarak bu amaç doğrultusunda çalışmaya devam ediyoruz.
“IRAKLI KARDEŞLERİMİZİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Irak ziyaretimizin ikinci ayağı için birazdan Erbil’e geçeceğiz. Öncesinde Irak’ın asli unsurlarından Türkmen kardeşlerimizle de bir araya geleceğiz. Erbil’de ilave iş birliği imkanlarını ele alacağız. Bu vesileyle Irak’a yönelik siyasetimizde farklı etnik, mezhebi veya dini kesimler arasında ayrım gözetmediğimizin bilinmesini isterim. Hangi etnik kökene ve mezhebe mensup olursa olsun Irak halkı bizim kardeşimizdir, dostumuzdur.
Irak ile ilişkilerimize dostluk, kardeşlik ve komşuluk hukuku açısından bakmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi iyi ve kötü günlerinde Iraklı kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.”
]]>Gençlerin takım halinde çalışmalarını, toplumsal ve kültürel değerlerimizi korumalarını, bilimsel etik kurallarını göz ardı etmemelerini, hayal gücü, mühendislik, problem çözme ve entelektüel becerilerini geliştirmelerini sağlamak amacıyla 18.’si düzenlenen TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nın Erzurum Bölge Finali ETÜ’de düzenlenen programla başladı.
Biyoloji, Coğrafya, Değerler Eğitimi, Fizik, Kimya, Matematik, Tarih, Teknolojik Tasarım, Türkçe ve Yazılım alanları olmak üzere 10 alanda Türkiye genelinde 16.712 proje başvurusu olurken Erzurum Bölgesi 2819 proje ile ikinci sırada yer alıyor.
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’nde düzenlenen etkinliğin açılış programına Erzurum Vali Vekili Ahmet Özdemir, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Recep Kaplan, ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, TÜBİTAK Proje Yarışmaları Erzurum Bölge Koordinatörü Prof. Dr. İrfan Kaymaz, Erzurum İl Milli Eğitim Müdürü Yakup Yıldız, akademisyenler, öğretmenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Programda konuşan TÜBİTAK Bölge Koordinatörü Prof. Dr. Kaymaz, merak duygusunun bilimin gelişmesinde oynadığı rolün önemine dikkat çekerek, yarışma süreci hakkında bilgiler verdi.
Kaymaz’ın ardından kürsüye çıkan Rektör Çakmak ise TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Erzurum Bölge Yarışmalarına ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek: “Salonda gözleri ışıl ışıl parlayan gençlerimizi gördüğümüzde ülkemizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da yeşeriyor. Sizler hiç durmadan çalışmaya ve proje üremeye devam ettiğiniz sürece eminim dünya daha güzel, daha adaletli ve daha yaşanabilir bir yer haline gelecek. Bu yaptığınız çalışmalar sizler için sadece güzel hatıralar olarak kalmayacak. Aynı zamanda güzel bir referans da olacaktır. Liseye ve ardından üniversiteye gittiğinizde bugün buradan elde ettiğiniz sinerji ve motivasyon sizleri yeni projeler yapmaya teşvik edecek ve mezun olduğunuzda önemli avantajlar sağlayacaktır. Bu vesileyle her birinize başarılar diliyor ve TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Erzurum Bölge Yarışmasının gerçekleştirilmesinde emeği geçen başta koordinatör hocalarım Prof. Dr. İrfan Kaymaz ve Prof. Dr. Birol Soysal olmak üzere herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan Erzurum Vali Vekili Özdemir ise kendini geliştirme gayretinde olan ülkelerin bilim ve teknolojiye ağırlık vermesi gerektiğini vurgulayarak: “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde milli teknoloji hamlesi vizyonu ışığında ülkemizin en büyük güvencesi olan gençlerimize destek vererek kendi teknolojisini geliştiren ve tüm dünyaya ihraç edebilen bir ülke olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Küçük yaşlardan itibaren TÜBİTAK gibi bilim ve teknoloji ekosistemini her geçen gün daha da güçlendiren, milli teknoloji hamlesine destek veren projelerle öğrencilerimizi buluşturmak için çaba gösteriyoruz. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışmaları da işte bu yaklaşımın en güzide örneklerinden biridir. Cumhuriyetimizin ikinci asrında söz sahibi olacak gençlerimizin bu süreçte gösterdikleri çabadan dolayı tebrik ediyor ve etkinliğin hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından kurdele kesimiyle devam eden programda Rektör Çakmak ve beraberindekiler stantları tek tek gezerek öğrencilerden geliştirdikleri projeler hakkında bilgi aldı. – ERZURUM
]]>Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü, 600 dönümlük alanda bölgeye uyumlu, meşe, badem, zeytin, menengiç, fıstık, iğde, dişbudak, akçaağaç gibi çok sayıda türde fidan ve bitki yetiştiriyor.
Müdürlüğün AR-GE laboratuvarlarında ve seralarında tür koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütülüyor.
AR-GE biriminde görevli orman mühendisleri ve 120 kişilik çalışma ekibi, “Yeşil Vatan” sloganıyla milyonlarca fidanın yetişmesi ve toprakla buluşması için 7/24 mesai yapıyor.
Dünya genelinde uygulanan bilimsel denemeleri de yakından takip eden orman mühendisleri, yüksek eğim, rüzgar, aşırı kavurucu sıcaklar ve buharlaşma gibi birçok olumsuz etkene karşı türlerin korumasını ve gelişimini takip ediyor.
Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü personelinin yoğun ve titiz çalışmaları sonucu her yıl çok sayıda fidan ve bitki çeliği (kök salması için dikilen dal) toprakla buluşturuluyor.
“Azerbaycan’a fidan gönderiyoruz”
Fidanlık Müdür Yardımcısı Arzu Bilici, AA muhabirine, yetiştirdikleri fidanlarda erozyonu önleme amaçlı kök yapılarının güçlü ve kuraklığa dayanıklı türler olmasına önem verdiklerini söyledi.
Şanlıurfa Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı 7 işletme müdürlüğünün fidan ihtiyacının yanı sıra bölge halkına gelir getirici türlerin de yetiştirilmesi ve geliştirilmesi için çalışma yürüttüklerini belirten Bilici, şöyle konuştu:
“Geçen yıl Musul ve Erbil Üniversitesine fidan gönderdik. Bu sene de Azerbaycan’a fidan gönderiyoruz. Biz 7 gün 24 saat nöbet esasına göre fidanların kurumaması ve toprakla buluşuncaya kadar sağlıklı bir şekilde yetişmeleri için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. Diyarbakır Fidanlık Müdürlüğü olarak her yıl 50 türde 3 milyon fidan yetiştiriyoruz.”
“Bölgede 7 il için fidan üretimi yapıyoruz”
Diyarbakır Orman Fidanlık Müdürlüğü Fidanlık Üretim Şefi orman mühendisi Mehmet Akış da yaptıkları çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve tohumdan fidana bir serüvene şahitlik ettiklerini kaydetti.
Akış, “Ekip arkadaşlarımızla ilkbahardan sonbahara kadar yoğun bir tempoyla çalışıyoruz. Geçen yıl çok yüksek sıcakları gördük ve tedbirlerimizi aldık. Her bir fidanın bizim için ne kadar kıymetli olduğu bilinciyle çalışıyoruz. Sulaması, bakımı ve fidanın sahaya gidişine kadar canla başla çalıyoruz. Daha güzel ve yeşil bir vatan oluşturmak amacıyla her bir zerre toprağımızın erozyonla, yağışla, rüzgarla kaybını önlemek, bu fidanları toprakla buluşturmak için çabalıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Orman mühendisi Mehmet Emin Tekin ise müdürlük bünyesindeki seralarda yöreye uygun bitki türlerini çoğaltmaya yönelik AR-GE çalışması yürüttüklerini dile getirdi. Tekin, şunları kaydetti:
“Erozyon toprağın kanseridir. Toprak en kutsal varlığımızdır. Fidanlığımızda AR-GE seralarımızda erozyonu engelleyen hangi türleri üretebiliriz diye çalışıyoruz. Bölgede 7 il için fidan üretimi yapıyoruz. Ürettiğimiz fidanlar özelliği olan fidanlar. Bölgenin ekolojik isteklerine uyum sağlamış ve doğal yetişebilen türleri biz burada yetiştiriyoruz. Amaç toprağı muhafaza etmek. Bitkilerin gelişim sürecini günlük takip ediyoruz, kayıtlarımızı alıyoruz. Her türün kaç günde köklendiğini sürecini izliyoruz.”
]]>İSTANBUL – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Irak’ın iç karışıklarla, savaşla, çatışmayla anılmasını istemiyoruz” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gazetecilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yarın yapacağı Irak ziyaretine ilişkin sorusunu yanıtladı.
Seyahatin Bağdat ve Erbil olmak üzere iki ayaklı gerçekleşeceğini söyleyen Fidan, “Bağdat’ta Cumhurbaşkanımız hükümet başkanı ile bir araya gelecek. Daha sonra anlaşmalar imzalanacak. Kendisi ayrıca Irak Cumhurbaşkanı ile de bir araya gelecek. Irak hükümetinin özellikle kalkınma ve siyasi istikrarla ilgili attığı adımları biz devlet olarak desteklemekteyiz. Irak uzun yıllardır çok sıkıntılı dönemlerden geçti. Siyasi istikrarın sağlanması çok güç oldu. Siyasi istikrar olmadığı zaman da özellikle halkın ihtiyacı olan temel hizmetlerin götürülmesi konusunda büyük problemler yaşandı. Irak büyük potansiyele sahip olmasına rağmen, temel hizmetlerin halka ulaştırılması konusunda büyük sıkıntı yaşamakta. Bu konuda mevcut hükümetin büyük bir farkındalık geliştirdiğini görüyoruz. Türkiye ilişkilerinde özellikle bu sıkıntıların giderilmesi için neler yapılabilir, daha iyi bir sağlık altyapısı nasıl hayata geçirilebilir, bu konuda elimizden gelen desteği verme konusunda kararlılığımız var. Uzun zamandır bakanlar, bürokratlar düzeyinde temaslar devam ediyordu. Bugün gelinen nokta itibariyle artık Cumhurbaşkanımızın Irak ziyareti ve orada bir stratejik çerçeve anlaşmasının imzalanması konusunda mutabık kalınmış durumda. Bu anlaşmayla özellikle birçok alanda aynı anda nasıl işbirliği yürütülebilir, bunun bir stratejik vizyonu ortaya konacak. Bu iki ülke ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir yol haritası teşkil edecek. İlişkilerimizi kurumsallaştırarak ileriye götürmek, başarıyı bir tesadüf olmaktan çıkartmak ve daha sistemle haline getirmek arzusundayız” ifadelerini kullandı.
“Irak’ın savaşla, çatışmalarla anılmasını istemiyoruz”
Bölgede siyasi istikrara büyük önem verdiklerini vurgulayan Hakan Fidan, “Bölgemizin, özellikle Irak’ın iç karışıklarla, savaşla, çatışmayla anılmasını istemiyoruz. Onun için ekonomik kalkınmanın, siyasal istikrarın esas olmasını temenni ediyoruz. Bunun alt başlıkları arasında terörle mücadele de bulunmakta. Terörle mücadele konusunda çok yoğun temaslarımız var, işbirliği arayışlarımız var. Irak’taki mevcut siyasal dengeleri çok fazla rahatsız etmeden terörle mücadelede nasıl büyük adımlar atılabilir, Bağdat hükümeti ile yoğun görüşmeler içerisindeyiz. Irak Dışişleri Bakanı koordinasyonunda geçtiğimiz aylarda Milli Savunma Bakanlığı, İstihbarat ve güvenlik kurumlarından geniş bir heyet Türkiye’ye gelmişti. Biz de mukabele olarak beraberimizde Milli Savunma Bakanımız, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımız, İçişleri Bakan yardımcımız olmak üzere Irak’ı ziyaret etmiştik. Bu ziyarette Cumhurbaşkanımızın Irak’a yapacağı ziyaretin stratejik çerçevesini uzun uzun tartışmıştık. Biz Irak Türkiye ilişkilerinin bölgemizde örnek teşkil edeceğine inanıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın önem verdiği kalkınma yolu projesinin hayata geçmesi durumunda hem Irak hem de bölge halkları için örnek teşkil edeceğine inanıyoruz. Bölge çatışmalarla değil, kalkınma ile, teknoloji ile, refah ile, istikrar ile, kültür ile sanat ile gündeme gelmeli. Bunun için çabalarımızı arttırıyoruz. Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında Gazze meselesi de ele alınacak. Bağdat hükümeti Gazze konusunda aynı hassasiyetlerimizi paylaşıyor. Bu konuda uluslararası sistemde hem sesimize destek veriyor, hem de oylamalarda bizimle beraber hareket ediyor” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretin ikinci ayağında Erbil’e gideceğini söyleyen Fidan, “Cumhurbaşkanımız Erbil ziyareti esnasında özellikle bölgesel yönetim yetkilileri ile bir araya gelerek kendilerine verdiğimiz destek, aramızdaki ilişkilerin arttırılması, Irak’ta iç barışın ve istikrarın sağlanmasında kendilerine düşen rollerin hatırlatılması noktasında vizyonlarını paylaşacaktır” şeklinde konuştu.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moritanya Dışişleri Bakanı Muhammed Salim Merzuk ile bakanlığın İstanbul temsilciliğinde bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın Irak’a yapacağı ziyarete ilişkin bilgi verdi.
Fidan, özetle şunları söyledi:
“Bizim amacımız bölgesel istikrarın, refahın ve kalkınmanın mümkün olduğu bir ilişki trafiği içerisinde bulunmak, ilişkilerimize bu şekilde kurumsallaşma getirmek, bölgede düzenin ve refahın gelişmesi için elimizden geleni yapmak.
Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında 20’den fazla anlaşmanın imzalanması için ön mutabakatları tamamlamış durumdayız. Seyahat iki ayaklı olacak, Bağdat ve Erbil ayağı var. Bağdat’ta Cumhurbaşkanımız hükümet başkanı ile bir araya gelip bir çalışma toplantısı yemeği olacak. Daha sonra anlaşmalar imzalanacak. Kendisi ayrıca Irak Cumhurbaşkanı ile bir araya gelecek. Irak, büyük potansiyeli ve imkanlara sahip olmasına rağmen temel hizmetlerin halka ulaştırılması konusunda büyük sıkıntılar yaşamakta. Mevcut hükümetin farkındalık geliştirdiğini görüyoruz. Hep beraber neler yapabiliriz, daha iyi bir sulama sistemi nasıl kurulabilir, enerji konuları nasıl hayata geçirilebilir; bu konuda Türkiye olarak her türlü desteği verme konusunda bir kararlılığımız var. Bakanlığımız düzeyinde, iş adamları düzeyinde çeşitli temaslar devam ediyor. Artık Cumhurbaşkanımızın Irak’a ziyareti, orada bir stratejik çerçeve anlaşmasının imzalanması konusunda mutabık kalınmış durumda.
“IRAK’IN İÇ KARIŞIKLIKLARLA ANILMASINI İSTEMİYORUZ”
Çok alanda aynı anda nasıl iş birliği yürütülebilir? Bu iki ülke ilişkisi açısından önemli bir yol haritası teşkil edecek. İki ülke arasındaki ilişkilerde kalıcı faydaları ortaya koymak arzusundayız. Bölgemizin özellikle Irak’ın iç karışıklarla anılmasını istemiyoruz. Onun için ekonomik kalkınmanın siyasal istikrarın esas olmasını temenni ediyoruz. Bunun alt başlıkları arasında terörle mücadele bulunmakta. Terörle mücadelede nasıl büyük adımlar atılabilir, Bağdat hükümeti ile yoğun görüşmeler içerisindeyiz. Biz Irak-Türkiye ilişkilerinin bölgemizde önemli bir örneklik teşkil edeceğine inanıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın önem verdiği Kalkınma Yolu projesinin hayata geçmesi durumunda Irak halkı ve bölge halkları için önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyoruz. Bölge çatışmalarla, istikrarsızlıklarla değil kalkınma ile refah ile kültür ile sanatla gündeme gelmeli. Bunun için çabalarımız artırıyoruz.
“GAZZE MESELESİ ELE ALINACAK”
Gazze meselesi de ele alınacak. Bağdat hükümeti ile Gazze konusunda aynı hassasiyetlerimizi paylaşıyoruz. Uluslararası sistem de verdiğimiz sese destek veriyor, bu da önemli bir konu. Cumhurbaşkanımızın Erbil ziyareti esnasında da bölgesel yönetim yetkilileri ile bir araya gelerek kendilerine verdiğimiz destek aramızdaki ilişkinin artırılması, Irak iç istikrarının sağlanmasında kendilerine düşen birtakım rollerin hatırlatılması konusunda da kendileri eminim vizyonlarını paylaşacaktır.”
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 31 Mart’taki mahalli idareler seçimlerinde yeniden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilen Memduh Büyükkılıç’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Burada gazetecilere açıklamalarda bulunan Bakan Özhaseki, Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu söyleyerek, her tarafta her an bir deprem olabileceğini belirtti. Belediyelerin kentsel dönüşüme ağırlık vermesi gerektiğini kaydeden Özhaseki, “Görevim icabı durmadan ifade etmeye çalışıyorum. Türkiye bir deprem ülkesi. Bu gerçeği bilelim ve ona göre hareket edelim. Bilim adamlarına göre şuanda kırılmamış 500’e yakın fay hattı var. Ülkenin her bir köşesi kendini emin görüp “Bizim burada bir şey olmaz, zaten baktığımız haritalarda burası 2. ve 3. bölge gözüküyor” gibi bir hayale kapılmasın. Her tarafta her an bir deprem olabilir. Bu gerçekliği bilerek hareket edelim. Şuan için ne yapıyorsak bu gerçekliğe uygun şekilde yapacağız. Evlerimizi ve iş yerlerimizi depreme dayanıklı yapacağız. Geçmişte kalan konutlarımızı ve işyerlerimizi yenileyebilmek için kentsel dönüşüm projelerimizi durmadan açıklıyoruz. Seçimler bitti, belediye başkanı arkadaşlar göreve başlıyorlar. Benim onlardan ricam şehirlerine depreme hazırlayacak şekilde, şehirlerinin depreme dayanıksız bölgelerinde hazırlıklar yapsınlar ve gelsinler, kapı sonuna kadar açık. Hangi parti olursa olsun. A’dan Z’ye aklınıza gelen bütün partiler gelsin, kentsel dönüşüm yapmak istediklerinde elimizden ne geliyorsa yapacağız. Çünkü deprem geldiğinde evlerimizi ve işyerlerimizi yıktığında kimseye cinsiyet sormuyor. Hangi mezheptensin diye sormuyor, ırkını, dinini, imanını sormuyor. En sevdikleriyle beraber alıp götürüyor. Böyle bir ortamda bizim adeta seferberlik ilan ederek bu konuları hassasiyet ile çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
” Tokat’ta ciddi şekilde korkulacak bir hasar tespiti gelmedi”
Tokat’ta meydana gelen depreme ilişkin konuşan Özhaseki, “Tokat’ta oldu. Başka illerde de oldu. Bu haberleri alacağız ama en çok sevindirici tarafı bir ölüm olmaması. Hasar az. Zaten depremin ilk olduğu andan itibaren o bölgede bulunan bizim çevre ve şehirciliğin ne kadar birim varsa teyakkuzdalardı. Vali beyin emrindelerdi. AFAD ile birlikte çalışmaya başladılar. Onlar tespitleri yaptılar. Ciddi şekilde korkulacak bir hasar tespiti gelmedi” dedi.
“İstanbul’da 14 tane konutu tedbir amaçlı boşalttık”
İstanbul’da meydana gelen toprak kaymasına değinen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Dün akşamda İstanbul’da bir kayma hadisesi vuku buldu. Yine biz teyakkuzdaydık. TOKİ başkan yardımcımız ve kentsel dönüşüm başkanımız hep olay yerindeydi. Vali beyle yaptığımız istişareyle de o bölgede bulunan 14 tane konutu tedbir olarak boşalttık. Şuan yerleştirdiler ama zaman içerisinde barınma ihtiyacını karşılayacak şekilde adımlarımızı atıyoruz” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesine devam ettiğini hatırlatarak, “Suriye’nin kuzeyi dahil son iki haftada 75 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak’tan bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 331’i Irak’ın, 417’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 748 olmuştur” ifadelerini kullandı.
“Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir”
Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğuna dikkati çeken Tuğamiral Aktürk, “Son iki haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 11’i terör örgütü mensubu olmak üzere 373 şahıs yakalanmış, 4 bin 784 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar
hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 485’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir” diye konuştu.
Barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist daha teslim oldu
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı teröristin daha 4 Nisan’da Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu hatırlatan Tuğamiral Aktürk, son iki hafta içerisinde yapılan operasyonlarda yaklaşık 45 kilogram uyuşturucu madde ile 7 adet tabancanın ele geçirildiğini söyledi. Tuğamiral Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in programına ilişkin de şu bilgileri verdi:
“Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi ile Şanlıurfa’ya giden sayın bakanımız 9 Nisan’da Şanlıurfa Valiliğini ziyaret etmiş, ardından 20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunmuş ve Mehmetçiklerle iftar yapmış, 10 Nisan’da 20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığında bulunan Mehmetçiklerimizle bayramlaşmış, ardından gerçekleştirilen video telekonferansla yurt içinde ve sınır ötesinde görev yapan birlik komutanlarının bayramlarını kutlamıştır. 17 Nisan’da ülkemizin Bujumbura Büyükelçisini kabul eden sayın bakanımız, bugün de (18 Nisan) Savunma Sanayi Başkanlığında gerçekleştirilecek olan ‘İnsanlı Hava Platformları Projesi’ imza törenine katılım sağlayacaktır.”
Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacak
Son olarak Ankara’da gerçekleştirilen Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı’nın bir sonraki ayağının gelecek hafta Atina’da yapılacağını açıklayan Tuğamiral Aktürk, “Yunanistan ve Türkiye’den heyetlerin katılımıyla Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) Toplantısı, 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacaktır. Ankara’daki toplantıda üzerinde mutabakata varılan Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki sınır birlik komutanlarının karşılıklı ziyaretleri kapsamında Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanı tarafından 16-17 Nisan’da Edirne’deki 54’üncü Mekanize Piyade Tugayı’na ziyaret gerçekleştirilmiştir. Bugün ve yarın da 4’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanımız tarafından Yunanistan’daki 31’inci Mekanize Piyade Tugayı ziyaret edilmektedir. Karşılıklı olarak gerçekleştirilen bu ziyaretler Güven Artırıcı Önlemler kapsamında 2024 Uygulama Planı’nda mutabık kalınan 16 faaliyetin ilk ikisidir” şeklinde konuştu.
Tuğamiral Zeki Aktürk, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021 tarihinde Ağdam Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezi’nin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile koordineli şekilde devam ettiğini bildirdi.
“Ülkemiz uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmiş, İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunmuştur”
İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar neticesinde yaklaşık 34 bin Filistinlinin katledildiğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “İsrail’in başlattığı bu saldırılar karşısında ülkemiz adaletli ve insani tutumunu sürdürerek vahşetin durdurulması ve bölge geneline sıçramaması adına uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmiş, İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunmuştur. Bölgemizin daha fazla felakete sürüklenmemesi için gereken tüm adımların ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz” açıklamasında bulundu.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğini aktaran Tuğamiral Aktürk, TCG Bandırma ile Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg fırkateynleri arasında ‘geçiş eğitimleri’ icra edilmiş, 15 ve 17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD Hava Kuvvetlerine ait 2 adet B-1B uçağı ile havada yakıt ikmali ve müşterek taarruz kontrolör eğitimleri yapılmıştır” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“TCG Nusret müze gemimiz tarafından Türk deniz tarihinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması kapsamında 20 Nisan’da Dikili, 22-23 Nisan’da İzmir, 26 Nisan’da Kuşadası ve 28 Nisan’da Bodrum liman ziyaretleri icra edilecek ve gemi halkımızın ziyaretine açılacaktır. Türkiye-Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü, Ertuğrul fırkateyninin Japonya seyrinin 134’üncü yıl dönümü kapsamında 8 Nisan’da Foça İzmir’de yapılan uğurlama töreniyle Japonya seyrine başlayan ve 20 ülke, 24 liman ziyareti gerçekleştirecek olan TCG Kınalıada korvetimiz, Cidde Suudi Arabistan liman ziyaretinin ardından 17 Nisan’da Cibuti’ye ulaşmıştır.”
“Müşterek harita üretimi konulu iş birliği protokolü imzalanmıştır”
Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında müşterek harita üretimi konulu iş birliği protokolü imzalandığını bildiren Tuğamiral Aktürk, “Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında ders kitapları ile eğitim araç gereçlerinde yer alan haritaların temel haritacılık prensiplerine ve milli menfaatlerimize uygun olarak üretilmesini sağlamak, aynı zamanda ‘Kültür ve Gönül Coğrafyası Atlası’nı hazırlamak amacıyla ‘müşterek harita üretimi’ konulu iş birliği protokolü 4 Nisan’da imzalanmıştır” ifadelerini kullandı.
“İncirlik üssünün ismi ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir”
İncirlik üssünün isminin değiştirildiğini de açıklayan Aktürk, “Adana İncirlik’te bulunan 10’uncu Tanker Üs Komutanlığı’nın ismi Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir” dedi.
İran’ın İsrail’e yönelik saldırıları
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları ise İran’ın İsrail’e saldırı gerçekleştirdiği gece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önleyici bazı tedbirler alıp almadığına yönelik bir soru üzerine şunları söyledi:
“Biz Milli Savunma Bakanlığı olarak bölgemizdeki savunma ve güvenlik konularını yakından takip ediyoruz. İlk andan itibaren tüm gelişmeler yakından takip edilmiş, muhtemel gelişmelere yönelik alınabilecek tüm tedbirler alınmıştır ve alınmaya da devam edilmektedir. Bakanımızın da ifade ettiği gibi; ülkemiz bölgemizde meydana gelen krizlerin önlenmesi ve yatıştırılmasında gerek ilgili ülkeler gerekse uluslararası platformlarda vazgeçilmez ve etkin bir aktördür. Türkiye, İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırılara karşı tutarlı, insani ve adaletli tutumunu devam ettirmektedir. Bölgesel barışa ve istikrara önem veriyoruz ve bunun için gerekli adımları atıyoruz. Hadiselerin tırmanması olayları bölgesel bir savaşa dönüştürebilir. Ayrıca Gazze’de yaşanan katliamın uluslararası kamuoyunun gözünden kaçırılmaması yönünde hassasiyet gösteriyoruz. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırılarına ve saldırılarının bölge ülkelerine de yansımasından endişe ederek uluslararası toplumu göreve çağırdık. Bölgemizin istikrarını bozacak, küresel çatışmalara neden olacak gelişmelerin yaşanmaması için çabalarımızı sürdürmekteyiz. İtidalli davranarak geniş bir bölgesel çatışmanın kapılarını aralayacak adımlardan kaçınmanın ve bölge ülkelerinde sağduyunun hakim olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.”
ABD uçakları ile İncirlik’te yapılan eğitimler
Bakanlık kaynakları, ABD bombardıman uçaklarının geçtiğimiz günlerde İncirlik’te gerçekleştirdiği eğitimlere ilişkin bir soru üzerine, “15-17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD’ye ait B-1B uçaklarıyla havada yakıt ikmali ve Müşterek Taarruz Kontrolör Eğitimleri gerçekleştirilmiştir. ABD uçakları 17 Nisan tarihinde ülkemizden ayrıldılar. Bahse konu eğitimler, ikili anlaşmalar ve müttefiklik kapsamında yılda birkaç kez yapılan eğitimlerdir. ve icra edilen eğitim de çok daha önceden planlanmış olup, son dönemde bölgemizde meydana gelen gelişmelerle bir ilgisi bulunmamaktadır” yanıtını verdi.
Kürecik’teki radar
Bakanlık kaynakları, Kürecik’teki NATO radarının İran’ın İsrail’i vurduğu sırada İsrail’e bilgi aktarıp aktarmadığı yönündeki sorular üzerine, “Kürecik radarı tamamen ulusal güvenliğimiz gereği kurulmuş olup, NATO müttefiki ülkelerin korunmasını amaçlamaktadır. Bu radar sisteminden elde edilen bilgiler NATO prosedürleri çerçevesinde müttefiklerle paylaşılmakta, NATO müttefiki olmayan ülkelerle paylaşımı söz konusu değildir” cevabını verdi.
Irak’ın kuzeyinde devam eden operasyonlar
Bakanlık kaynakları, son günlerde Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen terörist sayısında artış olmasına dikkat çeken sorulara yönelik olarak, “Bölgede operasyonlarımız 7/24 hız kesmeden devam ediyor. Daha önce de sayın cumhurbaşkanımızın ve sayın bakanımızın ifade ettikleri gibi Pençe-Kilit’te kilit bu yaz kapanacak. ve bu kilit kapanırken hangi prensipler doğrultusunda çalışacağımızı bakanımız açıkladı. Öngörülemez, alışılmadık, PKK’nın reaksiyon gösteremeyeceği şekilde süratli operasyonlar devam ettirilecek” ifadelerini kullandı.
Yunanistan’ın deniz parkı ilan etme girişimi ve Güven Artırıcı Önlemler toplantıları
Bakanlık kaynakları, gazetecilerin “Yunanistan’ın deniz parkı ilan etme girişimi ve Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı”na ilişkin sorularına şu cevabı verdi:
“Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından 8 Nisan 2024 tarihinde Ege Denizi ve İyon Denizi’nde iki büyük deniz parkı ilan edileceği duyurulmuştur. İlan edilmesi planlanan parklar hakkında Dışişleri Bakanlığımız diplomatik olarak gerekli girişimlerde bulunmuş, EGAYDAAK’lar üzerindeki tek taraflı fiili durumların kabul edilmeyeceğini ve herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ifade etmiştir. Bakanlık olarak Ege Denizi’nde hak, alaka ve menfaatlerimizi korumak ve Yunanistan’ın tek taraflı statü oluşturma çabalarını engellemek maksadıyla teyakkuz halinde bulunmaktayız. 22 Nisan’da Atina’da gerçekleştirilecek Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) Toplantısı’nda 2024 yılı GAÖ Uygulama Planı gözden geçirilecek ve 2025 yılı Uygulama Planı’nda yer alabilecek faaliyetlere ilişkin teklifler görüşülecektir.” – ANKARA
]]>Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) üst düzey bir yetkili, Kürecik’teki NATO radarının İran’ın İsrail’e misilleme saldırısı esnasında İsrail’e bilgi aktarıp aktarmadığına dair, “Kürecik radarı, tamamen ulusal güvenliğimiz gereği kurulmuş olup, NATO müttefiki ülkelerin korunmasını amaçlamaktadır. Bu radar sisteminden elde edilen bilgiler NATO prosedürleri çerçevesinde müttefiklerle paylaşılmakta, NATO müttefiki olmayan ülkelerle paylaşımı söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Salonu’nda haftalık bilgilendirme toplantısı yaptı. Aktürk, özetle şöyle konuştu:
“SON İKİ HAFTADA 75 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ”
“Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil; son iki haftada 75 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece, 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 331’i Irak’ın, 417’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 748 olmuştur.
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda; son iki haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 11’i terör örgütü mensubu olmak üzere 373 şahıs yakalanmış, 4 bin 784 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 485’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir.
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist daha 4 Nisan’da Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim olmuştur. Ayrıca, son iki hafta içerisinde yapılan operasyonlarda yaklaşık 45 kilogram uyuşturucu madde ile 7 adet tabanca ele geçirilmiştir.”
“GÜVEN ARTIRICI ÖNLEMLER TOPLANTISI YUNANİSTAN VE TÜRKİYE’DEN HEYETLERİN KATILIMIYLA 22 NİSAN’DA ATİNA’DA YAPILACAK”
Aktürk, Yunanistan ve Türkiye’den heyetlerin katılımıyla Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı’nın 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacağı bilgisini vererek, şöyle devam etti:
“Ankara’daki toplantıda üzerinde mutabakata varılan Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki sınır birlik komutanlarının karşılıklı ziyaretleri kapsamında; Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanı tarafından 16-17 Nisan’da Edirne’deki 54’üncü Mekanize Piyade Tugayı’na ziyaret gerçekleştirilmiştir. Bugün ve yarın da 4’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanımız tarafından Yunanistan’daki 31’inci Mekanize Piyade Tugayı ziyaret edilmektedir. Karşılıklı olarak gerçekleştirilen bu ziyaretler Güven Artırıcı Önlemler kapsamında 2024 Uygulama Planı’nda mutabık kalınan 16 faaliyetin ilk ikisidir.
Aktürk, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan Memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021’de Ağdam/Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezinin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile koordineli devam ettiğini bildirdi.
“BÖLGEMİZİN DAHA FAZLA FELAKETE SÜRÜKLENMEMESİ İÇİN GEREKEN ADIMLAR HAYATA GEÇİRİLMELİ”
İsrail’in saldırılarına ilişkin Tuğamiral Zeki Aktürk, “İsrail’in başlattığı bu saldırılar karşısında ülkemiz adaletli ve insani tutumunu sürdürerek vahşetin durdurulması ve bölge geneline sıçramaması adına uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmiş, İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunmuştur. Bölgemizin daha fazla felakete sürüklenmemesi için gereken tüm adımların ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Aktürk, TCG NUSRET müze gemisi tarafından, Türk Deniz Tarihi’nin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması kapsamında; 20 Nisan’da Dikili, 22-23 Nisan’da İzmir, 26 Nisan’da Kuşadası ve 28 Nisan’da Bodrum liman ziyaretleri icra edileceğini ve geminin halkın ziyaretine açılacağını bildirdi.
Zeki Aktürk, Türkiye-Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü, ERTUĞRUL fırkateyninin Japonya seyrinin 134’üncü yıl dönümü kapsamında, 8 Nisan’da İzmir’in Foça ilçesinde yapılan “Uğurlama Töreni” ile Japonya seyrine başlayan ve 20 ülke 24 liman ziyareti gerçekleştirecek olan TCG KINALIADA korvetinin; Cidde/Suudi Arabistan liman ziyaretinin ardından 17 Nisan’da Cibuti’ye ulaştığını kaydetti.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili de Aktürk, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Gazi Meclisimizin açılışının 104’üncü yıl dönümünü şimdiden kutluyor, geleceğimiz olan çocuklarımıza böyle bir bayram armağan eden Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Milli Savunma Bakanlığı olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusunu milletimizle birlikte çeşitli etkinliklerle kutlayacağız. Bu kapsamda; Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 23 gemi ile 23 liman ziyareti gerçekleştirilecek ve gemiler halkımızın ziyaretine açılacak, Çanakkale’de SOLOTÜRK ile Antalya’da Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi, Düzce’de 3 uçak ile muharip uçak geçişi yapılacaktır.” ifadelerini kullandı.
Aktürk, Çanakkale Kara Muharebeleri Yıl Dönümü Anma Törenleri kapsamında; 24-25 Nisan’da SOLOTÜRK tarafından Çanakkale’de gösteri uçuşları icra edileceğini bildirdi.
“İNCİRLİK’TEKİ 10’UNCU TANKER ÜST KOMUTANLIĞI’NIN İSMİ ’10’UNCU ANA JET ÜS KOMUTANLIĞI’ OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ”
Tuğamiral Aktürk, “İncirlik Adana’da bulunan 10’uncu Tanker Üs Komutanlığı’nın ismi Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir” dedi.
MSB YETKİLİSİ: TÜM GELİŞMELER YAKINDAN TAKİP EDİLDİ
MSB’den üst düzey bir yetkili, İran’ın İsrail’e misilleme saldırısının olduğu gece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önleyici tedbirler alıp almadığına dair soru üzerine şu değerlendirmede bulundu:
“Biz MSB olarak bölgemizdeki savunma ve güvenlik konularını yakından takip ediyoruz. İlk andan itibaren tüm gelişmeler yakından takip edilmiş, muhtemel gelişmelere yönelik alınabilecek tüm tedbirler alınmıştır ve alınmaya da devam edilmektedir.
Türkiye, İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırılara karşı tutarlı, insani ve adaletli tutumunu devam ettirmektedir. Bölgesel barışa ve istikrara önem veriyoruz ve bunun için gerekli adımları atıyoruz. Hadiselerin tırmanması olayları bölgesel bir savaşa dönüştürebilir. Ayrıca Gazze’de yaşanan katliamın uluslararası kamuoyunun gözenden kaçırılmaması yönünde hassasiyet gösteriyoruz.
İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırılarına ve saldırılarının bölge ülkelerine de yansımasından endişe ederek uluslararası toplumu göreve çağırdık. Bölgemizin istikrarını bozacak, küresel çatışmalara neden olacak gelişmelerin yaşanmaması için çabalarımızı sürdürmekteyiz. İtidalli davranarak geniş bir bölgesel çatışmanın kapılarını aralayacak adımlardan kaçınmanın ve bölge ülkelerinde sağduyunun hakim olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.”
ABD bombardıman uçaklarının geçtiğimiz günlerde İncirlik’te yaptığı eğitimlere ilişkin yetkili, “15-17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD’ye ait B-1B uçaklarıyla havada yakıt ikmali ve Müşterek Taarruz Kontrolör Eğitimleri gerçekleştirilmiştir. ABD uçakları 17 Nisan tarihinde ülkemizden ayrıldılar. Bahse konu eğitimler, ikili anlaşmalar ve müttefiklik kapsamında yılda bir kaç kez yapılan eğitimlerdir ve icra edilen eğitim de çok daha önceden planlanmış olup, son dönemde bölgemizde meydana gelen gelişmelerle bir ilgisi bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
“KÜRECİK RADARINDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERİN NATO MÜTTEFİKİ OLMAYAN ÜLKELERLE PAYLAŞIMI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Bakanlık yetkilisi Kürecik’teki NATO radarının İran’ın İsrail’e saldırısı esnasında İsrail’e bilgi aktarıp aktarmadığına dair soru üzerine, “Kürecik radarı, tamamen ulusal güvenliğimiz gereği kurulmuş olup, NATO müttefiki ülkelerin korunmasını amaçlamaktadır. Bu radar sisteminden elde edilen bilgiler NATO prosedürleri çerçevesinde müttefiklerle paylaşılmakta, NATO müttefiki olmayan ülkelerle paylaşımı söz konusu değildir” yanıtını verdi.
Irak’ın kuzeyinde devam eden operasyonlar için, “Bölgede operasyonlarımız 7/24 hız kesmeden devam ediyor. Daha önce de sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Bakanımızın ifade ettikleri gibi Pençe-Kilit’te kilit bu yaz kapanacak ve bu kilit kapanırken hangi prensipler doğrultusunda çalışacağımızı Bakanımız açıkladı. Öngörülemez, alışılmadık, PKK’nın reaksiyon gösteremeyeceği şekilde süratli operasyonlar devam ettirilecek” bilgisi verildi.
“YUNANİSTAN’IN TEK TARAFLI STATÜ OLUŞTURMA ÇABALARINI ENGELLEMEK İÇİN TEYAKKUZ HALİNDEYİZ”
MSB yetkilisi Yunanistan’ın Deniz Parkı ilan etme girişimi ve 22 Nisan’da yapılacak Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı ile ilgili şunları kaydetti:
“Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından 8 Nisan 2024 tarihinde Ege Denizi ve İyon Denizi’nde iki büyük deniz parkı ilan edileceği duyurulmuştur. İlan edilmesi planlanan parklar hakkında Dışişleri Bakanlığımız diplomatik olarak gerekli girişimlerde bulunmuş, EGAYDAAK’lar üzerindeki tek taraflı fiili durumların kabul edilmeyeceğini ve herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ifade etmiştir. Bakanlık olarak Ege Denizi’nde hak, alaka ve menfaatlerimizi korumak ve Yunanistan’ın tek taraflı statü oluşturma çabalarını engellemek maksadıyla teyakkuz halinde bulunmaktayız.
22 Nisan’da Atina’da gerçekleştirilecek Güven Artırıcı Önlemler toplantısında 2024 Yılı GAÖ Uygulama Planı gözden geçirilecek ve 2025 Yılı Uygulama Planı’nda yer alabilecek faaliyetlere ilişkin teklifler görüşülecektir.”
]]>Dubai Uluslararası Havaalanı yetkilileri, uçuşu olan yolculara “çok zorlu koşullar” yaşandığı açıklamasını yaptı ve havalimanına gelmeme çağrısında bulundu.
Ülkenin kuzeyinde araç içinde su baskınına yakalanan bir kişi hayatını kaybetti.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin kuzey komşusu Umman da son 75 yılın en şiddetli yağışından en çok etkilenen bölge ülkeleri arasında bulunuyor.
1400 kişinin sığınaklara yerleştirildiği ülkede sel sularına kapılan en az 19 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında servis araçları suya kapılan 10 öğrenci de bulunuyor.
Flight Aware isimli uçuş takip sitesinin verilerine göre, Dubai Uluslararası Havaalanı’na iniş ve kalkış dahil 300 uçuş iptal edildi. Yüzlerce uçuş da ertelendi.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Atlanta Havalimanı’ndan sonra dünyanın en çok yolcu taşıyan ikinci havalimanında yetkililer, eskiye dönmenin “zaman” alacağı konusunda uyarıyor.
Merkezi Dubai’de bulunan Emirates Havayolları, şehirden yapılacak uçuşlarda, check-in işlemlerini Perşembe gününe kadar askıya aldı.
Meteoroloji yetkilileri, şiddetli yağmur ve kuvvetli rüzgar beklentisinin devam ettiğini ve pek çok alçak bölgenin hala sular altında olduğu konusunda uyarıyor.
Sosyal medyada yer alan videolarda Dubai Havalimanı’nın sular içinde kalmış apronu ve uçaklar görülüyor.
BAE ve Umman’ın yanı sıra Suudi Arabistan ve Bahreyn’de de seller kaydedildi.
Yetkililer son 75 yılın en yüksek yağış miktarının kaydedildiğini duyurdu.
BAE’de yağış Pazartesi gecesi başladı ve Salı akşamına kadar ülke geneline 142 milimetre, yani yaklaşık 1,5 yıllık yağmur düştü.
Ulusal Meteoroloji Merkezi’ne göre yağış Abu Dabi, Dubai ve Şarika da dahil olmak üzere ülkenin büyük bir bölümünde etkili oldu.
Meteoroloji Merkezi, Al Ain’deki Khatm al-Shakla bölgesine 24 saatten kısa bir süre içinde 254,8 milimetre yağış düştüğünü belirtti.
Yetkililer suları tahliye etmeye çalışırken Dubai’de evlerin sular altında kaldığı ve araçların yollarda terk edildiği bildirildi.
Düzenli yağış olmaması nedeniyle bölge altyapısal olarak bu tür hava olaylarına hazırlıklı değil.
Dubai’deki Dubai Mall ve Mall of the Emirates alışveriş merkezlerinin de selde zarar gördüğü aktarıldı.
BAE hükümetinin medya ofisi tarafından sosyal medyadan yapılan açıklamada sağanak yağışların “istisnai” bir iklim olayı olduğu belirtildi.
Aşırı yağışın sebebi ne?
Körfez bölgesi genellikle sıcak ve kurak havasıyla bilinse de son yıllarda sele neden olan şiddetli yağışların sayısı arttı.
Bilim insanları, dünya ısındıkça olağanüstü fırtınaların daha yaygın hale geldiğini söyleyerek bölgedeki olağan dışı hava koşullarını iklim değişikliğine bağladı.
Her 1 derecelik artış karşılığında atmosfer yaklaşık yüzde 7 oranında daha fazla nem tutabiliyor.
Bu da bazen daha kısa sürede ve daha küçük alanlarda daha yoğun yağışa yol açabiliyor.
Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan BAE, geçen yıl düzenlenen COP28 iklim değişikliği konferansına ev sahipliği yaptı.
Konferansta fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı yapan bir anlaşma taslağı ilk defa onaylandı.
]]>Mimarlar Odası Hizmet Binası’nın rezerv alanı içinde kaldığını, ancak yıkılmaması gerektiği bildirildi
KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş Mimarlar Odası hizmet binası, 6 Şubat depremlerinde etrafındaki onlarca binanın yıkılmasına rağmen hala ayakta duruyor. Mimarlar Odası yönetimi, binanın rezerv alan içinde kaldığını ve kentsel hafıza alanı çerçevesinde yıkılmaması gerektiğini savunuyor.
Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin üzerinden 14 ay geçti. Depremler sonrası Onikişubat ilçesi Hayrullah mahallesindeki enkazlar kaldırılarak bölgeye Azerbaycan devleti tarafından bin civarında konutun yapımına başlandı.
Yıkıcı depremde onlarca binanın yıkıldığı mahallede ayakta kalan birkaç binadan biri de Mimarlar Odası Hizmet Binası oldu. Binanın bir bölümünü oluşturan cam çerçeveler dahi depremde çatlamadı.
Birkaç sıva çatlağı ile depremi atlatan bina, depremin yıkılmayan simgesi haline geldi. Şantiye ortasında kalan binanın gündeme gelen yıkılma konusu sonrası, ‘Hasarsız kent hafıza binasıdır yıkılamaz’ pankartı asıldı.
Mimarlar Odası Kahramanmaraş Şubesi İkinci Başkanı ve Serbest Mimar Ahmet Gebel, “6 Şubat’ta çok büyük bir felaket yaşadık. Bu felaket karşısında içinde bulunduğumuz mahallede çok büyük bir yıkım geçekleşti ve oda binamız yıkılmayan iki üç binadan biri oldu. Binamız burada 15 yıldır kentimize ve mimarlara hizmet veriyor. Bölgedeki ve çevresindeki tüm yapıların yıkılmış olması odamızın ayakta kalmış olması insanlarda ve yurt dışında büyük merak uyandırdı. Odamız depremin simge yapılarından biri haline geldi. Simge yapılar ekseriyette yıkımlarla ve can kayıplarıyla oldular lakin odamız olumlu yönde, yıkılmamasıyla ve hakkıyla yapıldığı için yıkılmamasından dolayı simge yapı oldu. Bu bölge yapılaşma alanına olumsuz bir zemin. Genellikle alüvyon bir zemin olduğu Maraş ovasının devamı niteliğinde ve yapılaşma anlamında dikkatli projelendirilmesi gereken bir bölge. Binaların az katlı olması gereken bir bölge. Oda binamız bu anlamda zemin artı iki katlı bir bina. Zemin çalışmaları yapıldığı dönemde gerekli şekilde yapılmış bir bina ve imalat safhasında da mimarlar ve mühendisler gözetiminde projesine bire bir riayet edilerek en titiz şekilde uygulama sonucu yapılmış bir bina” dedi.
‘Adres tarif noktası ve kentsel hafıza noktası olarak korunsun’
Binanın halk tarafından deprem öncesi ve sonrası adres tarif noktasında olduğunu, kentsel hafıza olarak korunması gerektiğini ifade eden Gebel, “Mimarlar Odası hizmet binası deprem öncesinde de adres tarif edilen yerdi. Bölge yıkıldı enkazlar kaldırıldı ve tanınmaz hale geldi. Binamız hala bir mihenk noktası, hala odanın güneyinde arkasında ya da karşısında bölgenin mihenk taşı diyebiliriz. Kentsel hafıza anlamında biz çok kıymetli buluyoruz. 6 Şubat’tan geriye hiç bir şey kalmadı. O dönemi ve geçmişi hatırlamak adına ya da hatırlatmak adına kalan tek şey buradaki Mimarlar Odası ve karşımızdaki İnşaat Mühendisleri Odası binası. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından bu bölge rezerv alan ilan edildi. Bölge yeniden planlanıp yeniden projelendiriliyor ve yeniden inşa ediliyor. Proje safhasında oda binamızın istimlak edileceği varsayılarak bu bölgede hiçbir bina olmadan yeni bir bina yapılacağı varsayılarak yeni binalar projelendirildi. Mevcuttaki odanın da yıkılacağının bir kayıp olacağı, bir milli servet olduğu kullanılan ve yaşayan bir bina olduğu, depremin simgelerinden bir bina olduğu için korunması noktasında bir görüş ağırlık kazandı. Şuan için biz meslektaşlarımız ve bölge sakinleri bu binanın yıkılmasını istemiyor. İnsanlar geçmişini buraya bakarak hatırlıyor. Geçmişten kalan tek iz bu bina oldu. Her gün önünden geçerek çocuğunu okula bıraktığı, her gün yanındaki marketten alışveriş yaptığı, her gün önüne araba park ettiği bir bina. Geçmişten geleceğe koruyarak devam ettirmemiz gerekiyor. Odamız bu anlamda 6 Şubat öncesinin en belirgin izi. İnsanların adres tarif ederken ve evinin yerini hatırlarken gözünün önüne getirdiği bir yapı. Bu anlamda kentsel hafıza noktası olarak korunması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Katar’da Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdülrahman El Sani ile bir araya geldi.
El Sani ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Fidan, şunları söyledi:
“ÜÇÜNCÜ TARAFLARIN KENDİ ÇATIŞMALARINI BU COĞRAFYAYA TAŞIMASINI İSTEMİYORUZ”
“Biz, İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdırdığını baştan itibaren söyledik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarda bulunduk. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını ispatladı. Bu risk, halen devam ediyor. Olaylar başlamadan önce, gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz, bölge ülkeleri olarak, üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz.
“GAZZE’DE YAŞANAN FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN DAHA FAZLA ÇABA HARCAMALIYIZ”
13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymaktadır. Birinci olarak: Uluslararası hukuk, herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı, uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak: Netanyahu’nun, iktidarda kalabilmek için, bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmelidirler. Üçüncü ve en önemlisi: Yaşanan olayların temelinde, Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatıyor. Şu hususun altını çizmek istiyorum: Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan, Gazze halkıdır. Hepimiz, Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız.
İsrail’in, BM Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır. Bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin, İran karşısında tek bir ses olarak tepki verebildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde, ABD başta olmak üzere, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e ‘dur’ demeleri gerekmektedir.
“TÜRKİYE, İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İÇİN KATAR VE DİĞER ÜLKELERLE BERABER YOĞUN BİR ÇABA SARF ETMEKTE”
Bugün Hamas Siyasi Büro Lideri Sayın Haniye ve Siyasi Büro’nun diğer yönetici ekibiyle yaklaşık üç saatlik bir görüşmemiz oldu. Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Türkiye, iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz. Bunu yaparken özellikle Batıda bu fikre sempatik olan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu görüyoruz. Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının batıda ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu (ilgi uyandırdığını) görüyoruz maalesef.
“FİLİSTİN DEVLETİNİN KURULMASINI MÜTEAKİP HAMAS’IN AYRICA SİLAHLI KANADININ OLMASINA GEREK KALMAYACAĞINI İLETTİLER”
Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm, Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Ben daha önce de Batılı muhataplarımla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasını müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam ediyor. Bakan Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Mohammed bin Abdulrahman Al-Thani ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından Fidan ve Al-Thani ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Fidan, Al-Thani ile iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel konular açısından çok yoğun ve nitelikli bir koordinasyonu olduğunu belirterek, “Sürekli bölge meselelerini bir koordinasyon ve danışma içerisinde beraber götürmekteyiz” dedi.
Katar ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son on yılda müstesna bir düzeye ulaştığına dikkat çeken Bakan Fidan, “İşbirliğimizin temelinde Sayın Cumhurbaşkanımız ile Katar Emiri Şeyh Tamim’in ortaya koyduğu kuvvetli irade bulunmaktadır. Yüksek Stratejik Komite’nin dokuzuncu toplantısını liderlerimizin başkanlığında biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda Doha’da gerçekleştirmiştik. Bir sonraki toplantıyı bu yıl içinde inşallah Türkiye’de düzenleyeceğiz” dedi.
“Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük”
Bugünkü görüşmelerde Türkiye ve Katar arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinin kapsamlı bir şekilde ele alındığını aktaran Bakan Fidan, “Kısa ve orta vadedeki hedefimiz olan 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşabileceğimize inanıyoruz. Keza yatırımlar, turizm ve enerji gibi alanlardaki mevcut işbirliğimizi daha da derinleştirme imkanlarını ele aldık. Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması geçtiğimiz şubat ayında bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştı. Bunun ekonomik ve ticari ilişkilerimizde hedeflerimize ulaşmada önemli bir ivme oluşturacağını düşünüyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi ve ülkemiz arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılması kararı Katar’la ticaretimize de katkı sağlayacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi ile kurumsal ilişkilerimizi güçlendirmek için Katar ve diğer üye ülkelerle birlikte çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük. Doha’da bulunan Türk Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın faaliyetlerini değerlendirme imkanımız oldu” dedi.
“Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik”
Bölgedeki son gelişmeleri de ele aldıklarını aktaran Bakan Fidan, “Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarımızı yapmıştık. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını hepimize bir kez daha gösterdi. Bu risk maalesef hala devam etmekte. Olaylar başlamadan önce gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için yoğun bir çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm ilgili taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz bölge ülkeleri olarak üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz” dedi.
“Uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır”
İran’ın İsrail’e 13 Nisan’da düzenlediği saldırıya değinen Bakan Fidan, “13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymakta. Birinci olarak uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak, Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmek zorundadırlar. Üçüncüsü ve en önemlisi yaşanan olayların temelinde Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatmakta. Şu hususun altını çizmek istiyorum. Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan Gazze halkıdır. Hepimiz Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız. İsrail’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır” dedi.
“ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir”
Gazze Şeridi’nde bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanması gerektiğine vurgu yapan Bakan Fidan, “İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin İran karşısında tek bir ses olarak tepki vere bildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir” dedi.
“Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur”
Türkiye’nin Katar’ın ateşkes için yürüttüğü çalışmaları desteklediğini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine de canı gönülden teşekkür ediyoruz. Sürecin Filistin halkının vazgeçilmez haklarına ve istikbaline halel getirmemesi için çalışmayı sürdüreceğiz. Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu amaca yönelik olarak tüm tarafların yapıcı tutum sergilemesin de büyük fayda görmekteyiz. Nihai amacımız adil ve kalıcı barışın tesisidir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye var gücümüzle devam edeceğiz. Bu ziyaretin Filistin halkı, Türkiye-Katar ilişkileri ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Filistin meselesinde ve var olan krizle ilgili çok yoğun bir koordinasyon mekanizması bulunduğunu aktaran Bakan Fidan, “Hem siyasi düzeyde hem diğer kurumlarımız bu görüşmeleri yapmakta ve liderlerimiz düzeyinde de görüşmeler devam etmekte. Özellikle kıymetli mevkidaşı Şeyh Muhammed’le hem İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Temas Grubu vesilesiyle hem de ikili görüşmelerimiz vesilesiyle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz” dedi.
“Türkiye ve Katar, Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden”
Türkiye ve Katar’ın Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden ikisi olduğuna dikkat çeken Bakan Fidan, “Dolayısıyla bizim özellikle şu anda yürütülmekte olan ateşkes görüşmelerinde elimizden ne geliyorsa onu yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Özellikle Katarlı kardeşlerimizin, Mısırlı kardeşlerimizle beraber ortaya koydukları çabaya biz ne türden destek verebiliriz? Onunla ilgili düzenli istişarelerimiz oluyor. Çoğu zaman özellikle Batı ve diğer dünya kamuoyu temsilcilerinden tarafımıza temasa geçiliyor ve belli konularda görüşlerimiz isteniyor. Belli konularda müdahalemiz isteniyor. Bunların detayına girmek istemiyorum. Bunları tabii yaparken Katarlı kardeşlerimizle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz. Özellikle ateşkesle ilgili anlaşmaların yürütülmesinde kendileri önemli bir rol oynamakta. Biz buraya nasıl destek verebiliriz, daha farklı nasıl katkıda bulunabiliriz? Bizim amacımız şu anda bu. Diğer bir husus, insani yardımlar konusunda ciddi koordinasyonumuz var. Bölgedeki özellikle istikrarın ve barışın tehlikeye girmemesi için, çatışmanın yayılmaması için neler yapılabilir? Bu konuda stratejik görüş, alışverişlerimiz var. Özellikle hem iki ülke arasında hem bize dost olan diğer ülkelerle beraber ortak bir strateji, ortak bir görüş oluşturma konusunda yoğun çalışmalarımız var ve bu çalışmaları diğer ilgili taraflara, dünya kamuoyuna, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere diğer siyasi aktörlere nasıl iletebiliriz onunla ilgili sürekli devam eden çalışmalarımız var. Kısacası aramızdaki koordinasyon çok yoğun ve devamlı bir nitelik taşımakta” dedi.
“Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ile üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Görüşmemiz esnasında birkaç tane hususa yoğunlaştık. Bunların başında bugün değerli dostum Şeyh Muhammed’le de yaptığımız konuşma konusu olan ateşkesle ilgili müzakereler. Bu müzakerelerde Hamas’ın perspektifi ne? Durduğu yer ne? Şu anda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyor? O konuda yoğun görüş alışverişi oldu. Türkiye olarak kendi görüşlerimizi ilettik. Diğer taraftan biliyorsunuz değerli arkadaşlar, Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. Bu trajediden. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz” dedi.
“İsrail kaynaklı propaganda Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendiriyor”
Batı’da iki devletli çözüm fikrine sempati duyan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu gördüklerini aktaran Bakan Fidan, “Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade bir DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının ve Batı’da ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu görüyoruz. Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var, bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk” dedi.
Hamas’ın 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiğini belirten Bakan Fidan, “Ben daha önce de Batılı muhataplarıyla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasına müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum. Ben bugün bu türden mesajları almaktan kendilerinden memnun oldum” dedi. – DOHA
]]>IBU’nun başkent Üsküp’teki kampüsünde düzenlenen etkinliğe Türkiye’nin Üsküp Büyükelçisi Fatih Ulusoy, Azerbaycan’ın Belgrad’taki mukim Üsküp Büyükelçisi Kamil Khasiyev, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Kuzey Makedonya temsilcisi Gabriel Gualano de Godoy, Kuzey Makedonya Kültür Bakan Yardımcısı Onur Ali, ülkedeki Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileriyle akademisyen ve öğrenciler katıldı.
Balkan Araştırma Merkezinin açılışı kapsamında “Ukrayna ve Gazze çatışmalarının küresel etkileri ve Kafkasya’daki jeopolitik bağlam: Siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarımlar” konulu panel de düzenlendi.
Büyükelçi Ulusoy, yaptığı açıklamada, merkezin açılmasını önemsediklerini ve desteklediklerini ifade ederek, çalışmalarında başarılar diledi.
Açılış kapsamında düzenlenen panelde Gazze, Filistin, Ukrayna, Azerbaycan- Ermenistan, göç ve sığınmacılar konusu gibi önemli konuların işlendiğini aktaran Ulusoy, şunları kaydetti:
“Biz özetle Türkiye’nin Gazze meselesine bakışını anlattık. Son olarak Şam’daki İran büyükelçiliğine yapılan saldırı, İsrail’in yaptığı bu saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu, sonrasında İran’ın verdiği cevap nedeniyle konunun Gazze’den dağıtılmaması gerektiğini, bizim Gazze’ye odaklanmamız ve bir an evvel çözüm için çalışmamız gerektiğini, Türkiye’nin bu konuda yaptığı çabaları, diplomasiyi vurgulamaya çalıştık. Filistin’e bizim yaptığımız yardımları anlattık. Son olarak dün akşam çıkan gemiyle beraber 9’uncu yardım gemisi, 13 askeri kargo uçağıyla birlikte yaptığımız yardımları izah ettik.”
Panelde uluslararası hukuka uyulması gerektiğini anlattıklarını aktaran Ulusoy, Azerbaycan-Ermenistan konusunda da Türkiye olarak iki ülke arasında bir an evvel kalıcı anlaşmanın sağlanmasını desteklediklerini söyledi.
Azerbaycan’ın topraklarının 30 yıldır Ermenistan işgalinde olduğuna işaret eden Ulusoy, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Minsk Grubu’nun gerekli çözümü sağlayamadığını, konunun Azerbaycan’ın kendi çabalarıyla nihayete erdirildiğini hatırlattı.
Panelin konuları arasında Ukrayna meselesi de olduğunu aktaran Ulusoy, Türkiye’nin BM ile sağladığı Tahıl Anlaşması’na değindiklerini kaydetti.
Türkiye’nin dış politikasının her zaman barış ve istikrarı önemsediğini vurgulayan Ulusoy, “Bu her bölge için geçerli olduğu gibi Balkanlar için de geçerli. Balkanlar’ın istikrarını, barışını biz kendi ülkemizin barışı ve istikrarından farklı görmüyoruz. Bu konuda Türkiye her zaman hem tarihte hem yakın dönemlerde de üzerine düşen ne varsa yapmıştır, bundan sonra da hiç çekinmeden yapacaktır.” ifadelerini kullandı.
“Azerbaycan’ın dış politikasının önceliklerinden biri Balkan ülkeleriyle dostane ilişkiler geliştirmektir”
Khasiyev de dünyadaki ve bölgedeki karmaşık jeopolitik durum göz önünde bulundurulduğunda, Balkan Araştırma Merkezinin zamanında yapılmış bir girişim olduğunu, herkesin düşünce kuruluşlarının ve akademi dünyasının katkısına, bir süredir karşılaştıkları çok karmaşık sorunların üstesinden gelmek için yeni fikirlere ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Azerbaycan’ın Balkan bölgesindeki ülkelerle işbirliğine büyük önem verdiğine işaret eden Khasiyev, “Azerbaycan’ın dış politikasının önceliklerinden biri de bu bölgedeki ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmektir. Güney Kafkasya çok karmaşık bir bölge ancak aynı zamanda pek çok konuya etkisi açısından jeostratejik açıdan da çok önemli bir bölge. Tarihsel olarak her zaman bazı güçlerin belirli bir rekabet alanı olmuştur. Şu ana kadar bu bölgede bazı karmaşık sorunlara tanık olduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Godoy da BMMYK olarak böyle bir etkinliğe katılmaktan duydukları memnuniyeti dile getirerek, aralarında çatışma ve savaştan kaçan mültecilerin de bulunduğu küresel zorlukların nasıl çözüleceğine dair farklı bakış açıları için, özellikle akademiden daha fazla muhataba ihtiyaçları olduğunu vurguladı.
Mültecilerin ve zorla yerinden edilen kişilerin sayısına vurgu yapan Godoy, “Dünya çapında 114 milyondan fazla (mülteci ve zorla yerinden edilen kişi) var. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük insani kriz. Bu nedenle, savaş ve çatışmadan kaçan insanlara çözüm bulmak amacıyla ittifaklar kurabilmemiz için uluslararası toplumun, üye devletlerin yanı sıra özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ve akademi dünyasının da gücüne ve kararlılığına ihtiyacımız var.” dedi.
IBU Rektörü Prof. Dr. Lütfi Sunar da Balkan Araştırmaları Merkezinin yeni jenerasyon araştırma merkezi olarak faaliyet göstereceğine dikkati çekerek, “Dünyanın her yerinden birçok kurum ve kişiyle yakın ilişkimiz, bağlantımız ve işbirliklerimiz olacak. Üniversitemizde sadece kendi bünyemizde organize olup araştırma yapmayacağız, bunu küresel düzeyde yapacağız.” şeklinde konuştu.
IBU Rektör Yardımcısı ve Balkan Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mevludin İbishi ise merkezin hedeflerine işaret ederek, “Amacımız, akademik kuruluşların üst düzey akademik gelişimlerine ve kamu kuruluşlarının yanı sıra diğer paydaşların bilgiye dayalı kararlar almasına ve etkili politikalar oluşturmasına yardımcı olmak amacıyla objektif, iyi araştırılmış analizler sağlamaktır.” dedi.
]]>Kurtulmuş, Irak Temsilciler Meclisi Başkanvekili Muhsin Ali Ekber El Mendelavi ile Meclis’te bir araya geldi. Kurtulmuş ile Mendelavi, baş başa görüşmenin ardından heyetler arası toplantıya başkanlık yaptı.
Mendelavi ve heyetini TBMM’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, komşu, kardeş ve halkları arasında asırlardır gönülden kuvvetli bağları bulunan iki ülke olarak, bundan sonra da yakın çalışma içerisinde ilişkileri çok daha ileri noktalara götüreceklerini belirtti.
İki ülke arasında ticaret, sanayi, kültür, turizm ve eğitim başta olmak üzere tüm alanlarda karşılıklı işbirliğini geliştirmek için önemli bir zeminin mevcut olduğunun altını çizen Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek hafta Irak’a yapacağı ziyaretin fevkalade önemli bir dönüm noktası teşkil edeceğine inandığını dile getirdi. Kurtulmuş, her iki ülke arasındaki işbirliğini daha ileri götürebilmek için mevcut projelerin üzerinde mutabık kalınması ve anlaşmaların imzalanmasının mümkün olduğu bir ziyaret gerçekleştirileceğini belirti.
Bağdat’ın, kültür ve medeniyetlerin beşiği tarihi bir kent olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, Irak’ın bütün şehirleriyle birlikte yeniden tarihteki muhteşem günlerine geri dönmesini arzu ettiklerini, bunun için de dost ve kardeş Türkiye olarak Irak’a tüm desteği vermeye hazır olduklarını vurguladı. Kurtulmuş, başta Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere önemli projelerin hem Irak’ın hem bölgenin gelişmesine hem de iki ülke arasındaki ilişkilerin artmasına büyük katkısı olacağına inandıklarını dile getirdi.
Kurtulmuş, bugün yaşanan gelişmelerin, bölge ülkelerinin çok daha yakın bir işbirliği içerisinde olmasını zorunlu kıldığını söyledi.
İsrail’in Gazze’de 6 aya yakın süredir sürdürdüğü insanlık dışı katliam ve artık soykırım boyutlarına ulaşan insanlık suçlarındaki en büyük cesaretinin, arkasındaki Batı ülkelerinin desteği değil komşu ve Müslüman ülkelerin iradesizliği, güçsüzlüğü, dağınıklığı ve ortak hareket edememesi olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu çerçevede bizler önce kendi ülkelerimizde birliği, beraberliği, bütünlüğü sağlamak; bölge ülkeleri olarak işbirliği imkanlarını artırmak ve ortak projelerle bölge halklarının huzur ve refahını geliştirmek mecburiyetindeyiz. Eğer bu perspektifte hareket etmezsek emperyalizmin önümüzdeki dönemde yeni birtakım yöntemlerle Müslüman ülkelerin arasındaki dağılmayı daha da arttıracağı, kuvvetlendireceği aşikardır. İsrail hükümetinin Gazze’deki bu saldırıları, Filistin’i bir çözümsüzlüğe ötelemesi ve özellikle ‘Hamas’ı buradan çıkarıyoruz’ maskesi altında halkın Gazze’den çıkarılarak sürgüne gönderilmesiyle birlikte yeni bir çılgınlığa adım atmak üzere oldukları görülüyor. Buna hep beraber mani olmak ve uygulanmasının önüne geçmek zorundayız.”
“Filistin’de barış olmazsa dünya barış içerisinde olmayacaktır”
Dünya barışının kapısının Orta Doğu, Orta Doğu barışının anahtarının ise Filistin davasının barış ve selametle sonlandırılması olduğunun altını çizen Kurtulmuş, “Eğer Filistin’de barış olmazsa, Filistin halkının da egemen bir devlete sahip olması sağlanamazsa Orta Doğu ve dünya barış içerisinde olmayacaktır. İsrail ile İran arasındaki son mukabeleyle bir kere daha görülmüştür ki eğer Gazze meselesi barışçıl, insani bir çözüme kavuşturulamazsa bu savaş bölgesel olarak yayılma potansiyeline sahiptir.” değerlendirmesinde bulundu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünün bölge barışı için önemli olduğuna inandıklarını; bu nedenle başından beri Irak’ın bütün ihtilaflara sahip olmakla birlikte toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiğini dile getirdi. Kurtulmuş, başkenti Kudüs olan, 1967 sınırlarında egemen bir Filistin devletinin kurulması ve uluslararası camia tarafından da bunun kabul edilmesinin, uluslararası barışın sağlanması bakımından şart olduğunu söyledi.
Özellikle bazı büyük devletlerin bölgedeki halkları rahatsız etmek, bölüp parçalanması sürecine katkıda bulunmak için terör örgütlerini bir vekalet unsuru olarak kullanmasının, bölge halklarının tamamının aleyhine olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Biz, terör örgütlerinin hiçbirini ayırt etmeden, hepsine karşı mücadele etmenin bölge halkları ve devletlerinin öncelikli görevlerinden biri olduğuna inanıyoruz. İnşallah böylece halkların aralarındaki kültürel, mezhebi farklılıklara rağmen beraberce yaşayabileceği bir zemin tam manasıyla oluşturulur. Çünkü biz bu bölgede asırlar boyunca Türkler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Sünniler, Şiiler hep beraber, komşu olarak, aramızda hiçbir ihtilaf olmadan yaşadık, bundan sonra da yaşarız. Yeter ki aradaki fitne unsurları ortadan çıkartılsın, bölge halklarının arasına ihtilaf sokmak isteyen bazı yeni emperyal projelere fırsat verilmesin.”
“Birçok projeyi birlikte başarabiliriz”
Irak Temsilciler Meclisi Başkanvekili Muhsin Ali Ekber El Mendelavi de Türkiye ile Irak arasındaki hem stratejik hem de dostluk ilişkilerini daha da derinleştirmek istediklerini ifade etti.
Parlamento olarak Türkiye ile ticari, ekonomi ve siyasi başta olmak üzere her türlü alanda işbirliğine hazır olduklarını anlatan Mendelavi, “İkili ilişkileri daha da geliştirmek üzere Irak’ın şu anki bölgesel konumundan hareketle hep birlikte bir sıçrama yapma arzusundayız. Her iki ülkenin stratejik konumlarından hareketle birçok projeyi birlikte başarabiliriz. Bunların en başında Kalkınma Yolu geliyor. Körfez ülkelerinden, Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya mal çıkışı söz konusu olacak. Bu proje ilk fırsatta hayata geçecektir.” diye konuştu.
Türkiye’nin güvenlik ve istikrarının, Irak’ın da güvenlik ve istikrarı olduğunu vurgulayan Mendelavi, “Sınır konularında birtakım olumsuzluklar yaşandığını bilmekteyiz. Ancak bakanlıklar arasındaki siyasi dostluklar ve güvenlik birimleri arasındaki işbirliği ile her şeyin üstesinden gelmeye açık bir durumdayız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelecek hafta Irak’a yapacağı ziyareti “büyük ve tarihi” bir ziyaret olarak nitelendiren Mendelavi, ziyaretin iki ülke açısından da çok önemli olduğunu kaydetti.
]]>Gümüşhane’nin eski yerleşim yeri Süleymaniye Mahallesinde bahar mevsimi etkisini gösterdi
Renk cümbüşüne dönen mahalle vatandaşların yoğun ilgisini çekiyor
GÜMÜŞHANE – Gümüşhane’nin tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü Süleymaniye Mahallesi, baharın gelişiyle birlikte adeta renk cümbüşüne dönüştü. Tarihi yapıların arasında yükselen ağaçlar, rengarenk çiçekleriyle ziyaretçilerini büyülüyor.
Türkiye’de adını değerli bir madenden alan tek şehir olan Gümüşhane’nin eski yerleşim yeri olan tarihi Süleymaniye Mahallesi, tarihi ve doğal güzellikleriyle dikkat çekerken bahar mevsimiyle birlikte oluşan renk cümbüşü de bölgeye gelenleri mest ediyor.
Ağaçların çiçek açması, doğanın canlanmasıyla birlikte eşsiz manzaraların ortaya çıktığı, cami ile kilisenin yan yana bulunduğu ve şehre adını veren “Gümüş” madenlerinin yüzyıllar boyunca işletildiği mahalle, tarihten bugüne miras kalan camisiz minareleriyle de göz dolduruyor.
Yüzyıllar boyunca Türk, Ermeni ve Rumlar’ın bir arada yaşaması nedeniyle ‘Hoşgörü merkezi’ olarak da nitelendirilen, doğa ile tarihi iç içe barındıran Süleymaniye Mahallesi geçmişin izlerini taşıyan camiler, minareler, kiliseler, hanlar, köprüler, hamamlar ve dükkanlar gibi 30’dan fazla tarihi eserin günümüze ulaştığı 3.derece kentsel ve doğal sit alanı.
Kayak merkezi yapılması planlanan zirvelerindeki beyaz kar örtülerinin eriyip yerini yeşil manzaraya bıraktığı bugünlerde mahalleye gelen ziyaretçiler tarihi bir yolculuğa çıkarak baharın getirdiği canlı renklerin tadını çıkarıp farklı kültürlerin izlerini keşfediyor.
“Süleymaniye binaların dışında hikayeleriyle de çok büyük hazineleri içeren bir şehir”
Sadece doğal güzellikleriyle değil aynı zamanda tarihi dokusuyla da öne çıkan Süleymaniye Mahallesiyle ilgili akademik çalışma da yapan Süleymaniye Mahallesi Uygulama Oteli İşletme Müdürü Muhammet Kılıç, “Eski Gümüşhane, kadim bir şehrin merkezi. Türk, Rum ve Ermenilerin yüzlerce yıl barış içerisinde yaşadığı bir şehir. Kanuni Sultan Süleyman Han’dan ismini alan camisiyle, hamamlarıyla, kiliseleriyle, büyük bir medeniyeti bünyesinde barındıran, altın değerinde bir şehir. 1647 yılında bölgeye gelen Evliya Çelebi’nin de seyahatnamesinde bahsettiği üzere 70 adet madenin bulunduğu Gümüşhane’de Kırkpavli ve Hazine Galerileriyle bölgenin en büyük madenlerine sahip bir merkez. Aynı zamanda çok büyük acıları, çok büyük üzüntüleri ve güzel anıları, hikayeleri bünyesinde barındıran, binaların dışında hikayeleriyle de çok büyük hazineleri içeren bir şehir” dedi.
Bölgede geçmişte yaşananlardan da örnekler aktaran Kılıç, “Kırk Pavli galerisinden bahsetmek gerekirse burada yüzlerce Rumun öldüğü, hatta bu yüzden dolayı sadece Pavli adında Kırk Rumun olması sebebiyle dağa Kırk Pavli’nin adının verildiği, bölgeden geçen kişilerin ağlama seslerini bile duyabildiği, hatta geçenlerin sorduğu zaman herkes kendi pavlisine ağlar diye cevap verilmesinden kaynaklı olarak herkes kendi balasına ağlar sözünün de buradan geldiği düşünülen bir şehir” diye konuştu.
“Sakin şehir patentini Gümüşhane Merkez ilçesi alabilirse turizm alanındaki tanıtım ve pazarlamasının yolu çok daha kolay bir şekilde olacaktır”
Alanla ilgili bilimsel çalışmalardan da bahseden Kılıç, “Doç. Dr. Murat Ödemiş hocamızla birlikte bölgeyle ilgili yaptığımız araştırmada özel ilgi turizmi kapsamında bölgeyi incelediğimizde sürdürülebilir turizm temelinde, özgün mimari yapılarının ön plana çıkarıldığı, kültürel öğelerinin yansıtıldığı bir master planı hazırlanabilir ve uygulanabilirse, barındırmış olduğu bu zengin kültür mozaiğiyle, bölge ve Türkiye’de eşsiz bir destinasyon olarak parlayabilecek nitelikte bir şehir. Yine aynı şekilde Doç.Dr. İsmail Çalık hocamızla birlikte yürüttüğümüz Gümüşhane Merkez ilçesinin sakin şehir potansiyelinin SWOT araştırmasında da Süleymaniye Mahallesi büyük bir kaynak olarak karşımıza çıkmakta. Eğer sakin şehir patentini Gümüşhane Merkez ilçesi alabilirse turizm alanındaki tanıtım ve pazarlamasının yolu çok daha kolay bir şekilde olacaktır” diye konuştu.
“İlkbahar mevsimi nedeniyle çok güzel kadrajlar yakaladık”
Bölgedeki renk cümbüşünü ölümsüzleştirmek için alan giden fotoğraf sanatçılarından Metin Aydın ise “Bugün Süleymaniye Mahallesi’ne geldik. İlkbahar mevsimi nedeniyle çok güzel kadrajlar yakaladık. Ağaçlar hep çiçek açtı. Aynı zamanda yerlerde de çok güzel çiçekler var. Güzel fotoğraflar çektik. Süleymaniye Mahallesi merkeze çok yakın yürüyerek de gelinebilen bir yer. Mahallede eski konaklar var, camiler var, camisiz minareler var, hamamlar var, birçok çeşme var. Gümüşhane adını değerli bir madenden alan tek şehir. Bu mahalle de bu madenlerin çıkarıldığı yerlerden birisi. Burada cami ve kilise yan yana bir hoşgörü merkezi de diyebiliriz buraya” ifadelerini kullandı.
]]>ESMA TURAN
Muğla’nın Köyceğiz ilçesi Boğa Deresi üzerinde Devlet Su İşleri tarafından sulama ve enerji amaçlı yapılması planlanan ‘Balcılar Barajı, Hidroelektrik Santralleri ve Sulama Projesi’ne, ekosistem ve yaşam düzeninin bozulacağı gerekçesiyle karşı çıkan bölge halkı ve çevre dernekleri, yaklaşık 300 itiraz dilekçesini Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne teslim etti.
Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, 21. Bölge (Aydın) Müdürlüğü tarafından Muğla’nın Köyceğiz ilçesi sınırları içerisinde Boğa Deresi üzerinde sulama ve enerji amaçlı ‘Balcılar Barajı ve Sulaması, Hidroelektrik Santralleri, Malzeme Ocakları, Kırma-Eleme-Yıkama Tesisi ve Beton Santrali’ yapılması planlanıyor. Proje ile ilgili olarak hazırlanan ÇED raporuna, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) tarafından incelenerek son şekli verildi. Söz konusu rapor halkın görüş ve önerilerini almak üzere ÇED Yönetmeliği’nin 14.Maddesi (1) no’lu bendi kapsamında Bakanlık’ta ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde 10 takvim günü görüşe açıldı.
Ekosistem ve yaşam düzeninin bozulacağını kaydeden bölge halkı, projenin olumsuz etkileri hakkında açıklama yaparak bugün projeye karşı yaklaşık 300 dilekçeyi Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne verdi.
“BİNLERCE SIĞLA AĞACI KESİLECEK, ARICILIK BİTECEK”
Baraj projesinin bölgeye çok ciddi zararlar vereceğini kaydeden eski CHP Muğla Milletvekili Avukat Burak Erbay şöyle konuştu:
“Köyceğiz ilçesi Balcılar Mahallesi sınırları içerisinde yapılmak istenen baraj projesine karşı Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önündeyiz. Aldığımız bilgiye göre Balcılar Mahallesi’nde Boğa Deresi üzerine bir baraj yapılmak isteniyor. Bu baraj yapılırken Namnam Çayı’ndan su alınacak. Oluşturulacak olan baraj yapılırken çok fazla ağaç kesilecek, taş kırma tesisleri yapılacak, dinamit patlatılacak. Orada 5 yıl sürecek bir inşaattan bahsediliyor bunun sonucunda da bölge fazlasıyla zarar görecek. Balcılar mahallesi arıcılık ile geçinen bir bölge. Buradaki baraj faaliyeti yapıldıktan sonra arıcılık faaliyeti ölecek. Bundan da öte Balcılar Mahallesi’nden aşağıdaki bölgede Hamitköy, Zaferler ve Döğüşbelen, binlerce dönüm arazide üreticiler narenciye ve meyve sebze üretimi ile uğraşmakta. Burada su toplandığı takdirde olduğu gibi ovanın kuruma riskiyle karşı karşıyayız. Bu bölge deprem bölgesi. Ciddi hayati tehlikelerin olması ihtimali söz konusu. Yine bölgemiz dünyaca ünlü koruma altında olan sığla ağaçlarının olduğu bir bölge, binlerce sığla ağacı kesilecek.
“300’E YAKIN İTİRAZ DİLEKÇESİ VERİLDİ”
Bayram tatilinden birkaç gün önce bir nihai ÇED kararı açıklandı. Bu ÇED’e karşı çevre örgütlerince bir imza kampanyası ve 300’e yakın itiraz dilekçemizi Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne vereceğiz. Bunun dışında CİMER’den yapılan itirazlar. Hukuki olarak takipçisi olacağız. Ula, Köyceğiz ve Büyükşehir Belediyemizinde bu konuda itirazları vardır. Barajın bu bölgede yapılmasının uygun olmadığını düşünüyoruz. Oradaki doğa, hayat devam etmeli diyoruz.”
“SIĞLA ORMANLARINA ZARAR VERECEK”
Balcılar Barajı Projesi’nin iptalini ve ÇED sürecinin sonlandırılması talep eden Balcılar Muhtarı Kadir Topsakal müdürlük binası önünde, “Mahallemizde yapılacak olan baraja karşı çevre dernekleriyle, belediyeler ile mücadele veriyoruz. Mahallemize çok büyük zararları olacağını düşünüyoruz. Sığla ormanlarına ve ekolojiye zararları olacağını düşündüğümüz için bugün burada itiraz dilekçemizi vereceğiz” açıklamasını yaptı.
]]>“BİR TEK ANKARA SESSİZ VE ISSIZDI”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, X hesabından İran-İsrail arasındaki gerilime ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı; “Uyan Ankara uyan! Dün bölgemiz için de dünya için de uzun bir geceydi. Bütün başkentler ayakta iken ve açıklamalarla tutumlarını ortaya koyarken bir tek Ankara sessiz ve ıssızdı. Gece boyu ne bir açıklama ne de bir kriz toplantısı yapıldı.
“ABD ZİYARETİ ÖNCESİ…”
Şu ana kadar da bir açıklama gelmedi. Bunun izahı mümkün değil. Ama devlet tecrübesi bana iki ihtimal olduğunu düşündürüyor. İlki, yetkili kurumların açıklama hazırlamış ama Cumhurbaşkanı’ndan onay alamamış olması. İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaklaşan ABD ziyareti öncesi Washington’daki çevreleri rahatsız edecek bir açıklamadan kaçınmış olması.
“PASİF BİR YAKLAŞIM ÜLKEMİZİN İTİBARINI YOK EDER”
Birinci gerekçe Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devlet kurumlarını etkisiz kılarak devlet reflekslerini dumura uğratmış olmasının vahim bir sonucudur. İkinci gerekçe geçerli ise durum daha da vahimdir. Türkiye bölgesel konulardaki tutumunu ne kadar güçlü olursa olsun başka bir küresel güce endeksleyemez. Önce kendi tutumunu belirler. Daha sonra da bölgesel ve küresel aktörler nezdinde bu çerçevede aktif girişimde bulunur. Edilgen ve pasif bir yaklaşım ülkemizin itibarını da etki gücünü de yok eder.”
ATILMASI GEREKEN ADIMLARI 15 MADDEDE SIRALAMIŞTI
Davutoğlu, konuyla ilgili bir başka paylaşımında da İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımları 15 maddede sıralamıştı. Davutoğlu şu ifadeleri kullanmıştı; “İsrail’in Şam’daki İran Büyükelçiliğine yaptığı saldırı ve bu gece İran’ın İHAlarla yaptığı misilleme ile bölgede tırmanan gerilim konusunda atılması gereken acil adımlar:
İsrail’in, Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluk binasına yönelik hava saldırısına misilleme olarak İran’ın da İsrail’e İHA ve füze saldırısı gerçekleştirmesinin ardından bütün gözler yeniden Orta Doğu’ya çevrildi. Bir yandan Suriye’deki iç savaş ve İsrail’in Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle zaten gergin olan bölgedeki çatışmaların daha geniş bir bölgeye yayılmasından endişe ediliyor.
Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler ve Kamu Yönetimi bölümleri tarafından düzenlenen “Orta Doğu’da Değişen Siyaset ve Güvenlik Ortamı” konferansı alanın uzmanlarını bir araya getirerek bölgedeki dengeleri masaya yatırdı.
Yakın Doğu Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden akademisyenlerin katılımı ile gerçekleştirilen konferans, Orta Doğu’daki güncel gelişmelerin farklı boyutları ile irdelenmesine imkan tanıdı. Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sait Akşit moderatörlüğünde gerçekleştirilen konferansta, özellikle İsrail- Filistin savaşının neden olduğu gelişmeler, ihtimalleri ve bölgedeki yansımaları ele alındı. Konferansta, Orta Doğu’da barış sürecine yönelik adım atılabilmesi için siyasi ve ekonomik anlamda bir paradigma değişikliği yaşanması gerektiğine vurgu yapıldı. Gazze savaşında ateşkese yönelik belirsizlik devam ederken paradigma değişikliğinin çok muhtemel görülmediği ifade edilirken, böylesi bir gelişmeye ön ayak olabilecek güçlü bir uluslararası aktörün eksikliğinin altı çizildi.
Orta Doğu’yu ne bekliyor?
Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen “Orta Doğu’da Değişen Siyaset ve Güvenlik Ortamı” konferansında; İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan “7 Ekim Sonrası İsrail’in Güvenlik Sorunları ve Bölgesel İlişkiler” başlıklı konuyu ele alırken, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. A. Ömür Atmaca “Gazze Savaşı Sonrası Filistin Güvenliği ve Dış Politikası: Zorluklar ve Beklentiler”, Yakın Doğu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nur Köprülü “Gazze Savaşı Öncesi ve Sonrası Ortadoğu’nun Yeniden/Oluşumunda Değişen Bölgesel Siyasetin Yansımaları”, Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Direktörü Doç. Dr. Özüm S. Uzun “Gazze Savaşı’nın İran’ın Güvenlik ve Dış Politikasına Etkileri” ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özlem Tür “Türkiye ve Gazze Savaşı: Bölgesel İlişkiler İçin Zorluklar ve Fırsatlar” başlıklı sunumlar yaptı.
İran pozisyonunu korumaya çalışıyor
Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Direktörü Doç. Dr. Özüm S. Uzun sunumunda İran’ın dış politika yaklaşımında devamlılık ve tutarlılık bulunduğunu ifade ederek, İran yönetiminin rejimini konsolide etme çabasında olduğunu vurguladı. İran’ın Orta Doğu’da Şii yoğun nüfus ve azınlıkların bulunduğu Lübnan, Irak, Bahreyn gibi bölge ülkelerinde etkinliğini sürdürme çabası güttüğünü, Amerika ve İsrail karşıtlığına dayalı bir direniş pozisyonunu güçlü tutmaya çalıştığını belirtti.
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan ise sunumunda Hamas’ın saldırısının, İsrail’in teknoloji odaklı savunma doktrinini geleneksel yöntemlerle başa çıkma konusunda yetersiz kaldığını gösterdiğini söyledi. İsrail’in karşı saldırısının ise Gazze’de büyük yıkım ve sivil kayıplarına neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, bu saldırıların Gazze’nin yönetim yapısında bir değişiklik oluşturmadığını vurguladı.
El-Fetih ve Hamas arasındaki farklar Filistin’de çözümü zorlaştırıyor
Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. A. Ömür Atmaca ise Filistin içi sıkıntılara değindi. Doç. Dr. Atmaca, coğrafi parçalanmışlığın yanında Batı Şeria’daki yönetimi elinde bulunduran El-Fetih ve Gazze’de yönetimi elinde bulunduran Hamas arasındaki siyasi farklılıkların Filistin’in durumu ve geleceği konusunda ciddi belirsizliklere neden olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Atmaca, Gazze’deki savaşın, Mahmud Abbas’ın diplomatik çabalarının yetersizliğini ve Filistinlilerin ekonomik zorluklarını daha da derinleştireceğini vurgularken, muhtemel bir çözüm girişiminin Hamas’ı da içermesi gerektiğini belirtti.
Konferansta konuşan Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Siyasi Bilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü de savaşın bölgedeki dinamikleri nasıl etkilediğini ele aldı. Prof. Dr. Köprülü, Gazze’deki savaş öncesi bölgede yaşanan normalleşme sürecinde, İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye dayalı bir yaklaşım sergilediğini ve bu süreçte ABD’nin önceki Başkanı Trump’ın önerdiği “yüz yılın anlaşması” ve İbrahim Anlaşmaları gibi girişimlerin Filistin meselesini göz ardı ettiğini belirtti. Hamas’ın saldırılarının temel nedenlerinden birinin de bu durum olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köprülü, bölge ülkelerinin pozisyonlarını inceleyerek özellikle Mısır ve Ürdün’ün soruna temkinli yaklaştığını ve Katar ile Mısır’ın arabuluculuk rolü konusunda öne çıkarak bölgesel etkileri sınırlamaya yönelik adımlar attığını vurguladı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özlem Tür ise sunumunda; Türkiye’nin Gazze Savaşına yönelik tavrının öncelikle arabuluculuk önerisi içeren temkinli ve dengeli bir yaklaşım sergilediğini, ancak sonrasında İsrail yönetimine ilişkin ciddi eleştiriler içeren Hamas yanlısı bir tutuma dönüştüğünü ifade etti. Türkiye’nin İsrail’e yönelik eleştirel tavrının Gazze Savaşında İsrail saldırganlığının artmasına bağlı olarak arttığını belirten Prof. Dr. Tür, bu durumun Türkiye-İsrail yakınlaşmasını kesintiye uğratsa da Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri tamamen göz ardı etmek istemediğinin görüldüğünü ifade etti. – İSTANBUL
]]>İran, dün gece İsrail’e insansız hava araçlarıyla saldırı düzenledi. İran’ın hava saldırısı AB ülkeleri ile ABD ve Birleşik Krallık’ın aralarında bulunduğu bazı ülkeler tarafından kınandı. ABD Başkanı Joe Biden yaptığı yazılı açıklamada, “Bugün erken saatlerde İran -ve Yemen, Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren vekilleri- İsrail’deki askeri tesislere eşi benzeri görülmemiş bir hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıları mümkün olan en güçlü şekilde kınıyorum” ifadelerine yer verdi. Biden açıklamanın devamında şunları kaydetti:
“ABD ordusu geçtiğimiz hafta boyunca bölgeye talimatımla İsrail’in savunmasını desteklemek üzere, uçak ve balistik füze savunma destroyerleri sevk etti. Bu konuşlandırmalar ve ordumuzun olağanüstü becerisi sayesinde İsrail’in gelen insansız hava araçlarının ve füzelerin neredeyse tamamını düşürmesine yardımcı olduk.
Amerika’nın İsrail’in güvenliğine olan sarsılmaz desteğini bir kez daha teyit etmek üzere Başbakan Netanyahu ile az önce görüştüm. Kendisine İsrail’in eşi benzeri görülmemiş saldırılara karşı savunma ve bu saldırıları bertaraf etme konusunda olağanüstü bir kapasite sergilediğini ve düşmanlarına İsrail’in güvenliğini etkili bir şekilde tehdit edemeyeceklerine dair açık bir mesaj gönderdiğini söyledim.
Yarın, İran’ın saldırısına karşı birleşik bir diplomatik yanıtın koordine edilmesi amacıyla G7 lideri dostlarımla bir araya geleceğim. Ekibim bölgedeki mevkidaşlarıyla temas halinde olacak. İsrail liderleriyle de yakın temas halinde olacağız. Bugün kuvvetlerimize ya da tesislerimize yönelik bir saldırı görmemiş olsak da, tüm tehditlere karşı tetikte olacağız ve halkımızı korumak için gerekli tüm adımları atmakta tereddüt etmeyeceğiz.”
Diğer ülkelerden yapılan açıklamalar ise şöyle:
BİRLEŞİK KRALLIK BAŞBAKANI RISHI SUNAK: İran rejiminin İsrail’e yönelik pervasız saldırısını en güçlü ifadelerle kınıyorum. İran bir kez daha kendi arka bahçesinde kaos tohumları ekmeye niyetli olduğunu göstermiştir.
Birleşik Krallık, İsrail’in ve Ürdün ve Irak da dahil olmak üzere tüm bölgesel ortaklarımızın güvenliğini savunmaya devam edecektir. Müttefiklerimizle birlikte durumu istikrara kavuşturmak ve gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için acilen çalışıyoruz. Kimse daha fazla kan dökülmesini istemiyor.
AVUSTURYA BAŞBAKANI KARL NEHAMMER: İran’ın İsrail’e yönelik saldırısı mümkün olan en güçlü şekilde kınanmalıdır. Avusturya, İsrail’in güvenliğini destekliyor ve İran’a çatışmaları derhal durdurması çağrısında bulunuyoruz.
HOLLANDA BAŞBAKANI MARK RUTTE: Orta Doğu’da çok endişe verici bir durum var. Bugün erken saatlerde Hollanda ve diğer ülkeler İran’a net bir şekilde İsrail’e saldırmaktan kaçınmasını söyledi. Hollanda, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınamaktadır. Olayların daha fazla tırmanmasının önlenmesi gerekiyor. Az önce Hollanda Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı ile son durum hakkında temasta bulunduk. Gelişmeleri çok yakından takip etmeye devam ediyoruz.
FRANSA DIŞİŞLERİ BAKANI STEPHANE SEJOURNE: Fransa, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını mümkün olan en güçlü ifadelerle kınamaktadır. Daha önce benzeri görülmemiş bir eylemde bulunmaya karar vermekle İran, istikrarı bozucu eylemlerinde yeni bir eşiği aşmakta ve askeri tırmanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
İTALYA DIŞİŞLERİ BAKANI ANTONIO TAJANI: Orta Doğu’daki gelişmeleri dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Tel Aviv ve Tahran’daki İtalyan Büyükelçilikleri ile sürekli temastayım. Başbakan ve Savunma Bakanı ile konuştuk. Hükümet her türlü senaryoyla başa çıkmaya hazırdır.
POLONYA DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI: Polonya, İran tarafından İsrail’e karşı başlatılan saldırıları en güçlü şekilde kınıyor. İran ve müttefiklerini itidalli davranmaya ve düşmanlıklarını derhal sona erdirmeye çağırıyoruz. Bölgede istikrar ve barışın sağlanması her şeyden önemlidir.
BM GENEL SEKRETERİ ANTONIO GUTERRES: İran’ın İsrail’e karşı başlattığı geniş çaplı saldırının temsil ettiği ciddi tırmanışı şiddetle kınıyorum. Bu düşmanlıkların derhal durdurulması çağrısında bulunuyorum. Ne bölge ne de dünya yeni bir savaşı kaldırabilir.
AVRUPA KONSEYİ BAŞKANI CHARLES MICHEL: İran tarafından İsrail’e yönelik olarak başlatılan saldırıyı şiddetle kınıyorum. Bölgesel gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için her şey yapılmalıdır. Daha fazla kan dökülmesi önlenmelidir. Ortaklarımızla birlikte durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz.
]]>Banka, Avrupa ve Orta Asya ekonomilerine ilişkin raporunu yayımladı. Raporda, zayıflayan küresel ekonomi, sıkı para politikası, Çin’deki yavaşlama ve düşük emtia fiyatlarının bölgenin büyüme görünümü üzerinde baskı yaratması nedeniyle Avrupa ve Orta Asya bölgesinin yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerinde bu yıl yavaşlama beklendiği aktarıldı.

AVRUPA VE ORTA ASYA EKONOMİSİNİN BÜYÜME HIZI YÜZDE 2,8
Rusya ile savaşın vurduğu Ukrayna’nın ekonomilerinin büyümeye dönmesi ve Orta Asya’daki güçlü toparlanma nedeniyle Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin geçen yıl yüzde 3,3 büyüdüğü kaydedilen raporda, bölge ekonomisinin büyüme hızının bu yıl ise yüzde 2,8’e gerilemesinin beklendiği belirtildi. Raporda, Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin gelecek yıl ise yüzde 2,7 büyümesinin tahmin edildiği bildirildi.
Öte yandan Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin bu yıl yüzde 2,4 ve gelecek yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngörmüştü.

BÖLGEDE YAŞAM MALİYETİ KRİZİ ETKİLİ OLMAYA DEVAM EDİYOR
Görünüme yönelik “ters rüzgarların” çok olduğuna dikkati çekilen raporda, başta Avro Bölgesi olmak üzere önemli ticaret ortaklarında beklenenden daha yavaş toparlanma, kısıtlayıcı para politikaları ve jeopolitik gelişmelerin kötüleşmesinin bölge genelinde büyümeyi daha da olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu. Raporda, yavaş büyümenin Rusya’nın Ukrayna’da devam eden savaşı, salgın ve 2022’de başlayan yaşam maliyeti krizi de dahil olmak üzere bölgenin son şoklardan toparlanmasını daha da geciktireceği ifade edildi.
Enflasyonun, Avrupa ve Orta Asya’nın yükselen piyasaları ile gelişmekte olan ekonomilerinde büyük ölçüde küresel enerji ve gıda fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle beklenenden daha hızlı gerilediği belirtilen raporda, bölgedeki ortalama yıllık enflasyonun 2023 yılı başındaki yüzde 15 seviyesinden şubat ayı itibarıyla yüzde 4,2’ye indiği kaydedildi. Raporda, ancak 2022’deki yaşam maliyeti krizinin geçen yıl reel gelirlerdeki artışa rağmen haneleri etkilemeye devam ettiğine işaret edildi.

RAPORDA TÜRKİYE TAHMİNİ
Türkiye ekonomisine ilişin değerlendirmelerin de yer aldığı raporda, ülke ekonomisinin bu yıl 3 ve gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi. Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,9 büyüyeceğini tahmin etmişti. Raporda, makroekonomik konsolidasyon çabalarının yurt içi talebi kısıtlamasının beklendiği aktarıldı.
“ENFLASYON MAYISTA ZİRVE YAPACAK”
Bankanın raporunda, “Sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun mayısta zirve yaptıktan sonra kademeli olarak gerilemesi beklenirken, net ihracatın artan katkısıyla 2024 yılından itibaren cari dengenin iyileşmesi öngörülüyor.” değerlendirmesinde bulunuldu. Görünümün mevcut politika duruşunun devamına bağlı olduğu belirtilen raporda, görünüme yönelik risklerin dengeli olduğu kaydedildi. Raporda, yeni ekonomik yönetiminin artan itibarının daha fazla yatırım girişiyle sonuçlanabileceği, bunun da para biriminin istikrar kazanmasına ve ekonomik düzenlemenin hızlandırılmasına yardımcı olabileceği ifade edildi.
]]>İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner Pazar günü yaptığı açıklamada, Han Yunus’taki görevlerin tamamlandığını, ancak Gazze’de “ciddi bir gücün” operasyona devam edeceğini söyledi.
Bu açıklamayla birlikte aylardır İsrail’in bombardımanı altındaki Han Yunus’a dönenler evlerini ve enkaz altında kalan yakınlarını aramaya başladı.
Uydu verilerine göre savaşın başlangıcından bu yana kentteki binaların en az yüzde 55’i, yani yaklaşık 45 bin bina hasar gördü ya da yıkıldı.
BBC’ye konuşan Akram isimli bir gazeteci, “binlerce” kişinin Han Yunus’a döndüğünü söyledi.
Ancak tam olarak kaç kişinin bölgeye dönüş yaptığı teyit edilemiyor.
Akram’a göre Han Yunus’ta görev yapan polis veya herhangi bir yardım kuruluşu bulunmuyor.
BBC’nin konuştuğu pek çok kişi bölgede deprem vurmuş gibi bir yıkım olduğunu, evlerinin enkaza dönüştüğünü söylüyor.
“Geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı” diyen Najwa Ayyash şöyle devam ediyor:
“Evimizin neredeyse tamamen yok olduğunu gördüm. Üçüncü kata çıkabilmem için merdiven yoktu. Kardeşim yukarı tırmanmayı başardı ve çocuklarım için bize kıyafet getirdi.”
Asad Abu Ghalwa ise kendisinin ve komşusunun evlerinin “dümdüz edildiğini” söylüyor.
Ghalwa, “Evimizi kontrol etmeye geldik. Hiçbir şey bulamadık. Sadece ailemle birlikte kalabileceğim bir yer bulmak istemiştim” diyor.
Han Yunus’taki yıkım bir kişi tarafından “gerçek dışı” diye nitelendirildi.
Ahmad Abu Reesh adlı bir Gazzeli, “Evimize ne olduğunu görmek için geldik ama evimizi bulamadık. Bir moloz yığını var yerinde. Burada yaşamak veya hareket bile etmek mümkün değil. Hayvanlar bile burada yaşayamaz, insanlar nasıl yaşasın?” diye konuştu.
BBC Arapça’ya konuşan Hamed Yaser Ahmed Abo Hayah ise bölgenin “tam anlamıyla yıkıma” uğradığını söylüyor.
7 aydır kıyafetlerini değiştiremediğini söyleyen Hayah, “Uyumadan önce yıkıyorum, sonra pencereye asıyorum ve sabah olduğu gibi giyiyorum. Burada hayat yok” diyor.
‘Gözlerimiz açık uyuyoruz’
BBC Arapça’ya konuşan 14 yaşındaki Saad Ouda, evi olmasa bile Han Yunus’a dönmek istediğini söylüyor.
“Han Yunus’a gidin ve her şeyin yıkılmış olduğunu göreceksiniz, evlerimiz yıkıldı” diyen Ouda şöyle devam ediyor:
“Yine de Refah’ta kalmaktansa evimin kalıntıları üzerinde yaşamayı tercih ederim. Kardeşlerim korkuyor ve ağlıyorlar. Hayattaki tek dileğim evime dönmek ve huzur içinde yaşamak. Bu kadar aşağılanma ve bombardıman yeter. Burada, Refah’ta gözlerimiz açık uyuyoruz.”
Kendisi ve pek çok çocuk için Gazze’de yaşamın savaştan ibaret olduğunu söyleyen Ouda, “Ne yapabiliriz? Biz Gazze’deki çocuklar olarak dünyanın geri kalanındaki çocuklar gibi hayatın tadını çıkarma ayrıcalığına sahip değiliz. Hiçbir şey, oyun yok, su yok, yemek yok” diye devam ediyor.
‘İsrail’in Han Yunus’tan çekilmesi Refah’taki insani krizi hafifletebilir’
BBC’ye konuşan savunma ve istihbarat şirketi Sibylline’ın genel müdürü Justin Crump, İsrail ordusunun Han Yunus’tan çekilmesinin Refah’taki insani sorunları hafifletebileceğini söylüyor.
Bunun aynı zamanda Refah’a düzenlenecek herhangi bir kara harekatını kolaylaştırabileceğini söyleyen Crump, “[İsraillilerin] Han Yunus ve diğer yerlerden çekilmesi, nüfus baskısının kısmen Refah’tan dağılmasına izin verebilir” diyor.
Crump, İsrail’in “Refah’tan ve planladığı saldırıdan vazgeçmediğine” inandığını, kuvvetlerin muhtemelen toparlandığını ve operasyonların bir sonraki aşamasını düşündüğünü söylüyor.
Aralık’tan bu yana bombardıman altında
Pazar günü yapılan açıklamadan sonra İsrail’in Gazze’deki kara operasyonunun devamı ve rehine takası anlaşması ekseninde gelişmeler devam ediyor.
Haftalardır Refah’a yönelik operasyon sinyali veren İsrail ve Hamas arasında Kahire’deki müzakereler devam ediyor.
Dünya liderlerinden ateşkes baskısı ise devam ediyor.
Aralık başında İsrail, Gazze’nin güneyinde bulunan Han Yunus’a yoğun hava saldırıları düzenledi.
5 Aralık’ta ise İsrail ordusu kara kuvvetlerinin bölgeye girdiğini duyurdu.
O tarihten bu yana İsrail ordusu Han Yunus’un merkezini yoğun bir şekilde bombaladı.
İsrail ordusu Mart ayında Hamas üyelerinin orada bulunduğu iddiasıyla Nasır hastanesine bir baskın düzenledi.
Nasır hastanesinin etrafındaki bölge bir zamanlar yoğun bir nüfusa sahipti. Sokaklarda birçok dükkan ve cam bulunuyordu. Bölgede bir futbol stadyumu da vardı.
3 Nisan’da çekilen uydu görüntüleri bölgenin büyük bölümünün dümdüz olduğu anlaşılıyor.
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, geçen günlerde yer talepleri için başvuruları toplanmaya başlayan kentin karma organize sanayi bölgesi Söğütlü OSB için çok sayıda talep alındı.
Başvuru şartlarının ulusal ve yerel basında ilan edilmesinin hemen ardından 200’ün üzerinde yatırımcı firma talepte bulundu.
40 firmayla sözleşme seviyesine gelindi
Değerlendirme sonrasında firmaların son 3 yıl içerisindeki verileri incelendi. Kapasite raporu, ciro rakamları ve istihdam sayısı ile organize sanayi bölgesi yönetiminin hedefleri doğrultusunda olan 40 firmayla görüşülerek bayram sonu sözleşme yapma seviyesine gelindi. Çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı hedef dışında kalan firmalar ise ilk değerlendirmeye alınmadı.
OSB başvurularında yer ön tahsisi için ödenecek avans bedeli (bir kısmı altyapı çalışmalarında kullanılmak üzere) dönüm başına 1 milyon 500 bin lira olarak belirlendi. Bunun yüzde 30’luk kısmı başvuru onaylanmasında peşin, kalanı ise 2024 Aralık ayına kadar eşit taksitlerle ödenebilecek.
Öte yandan, Kantar ve Fındıklı mahallerinde kurulacak karma Söğütlü OSB için planlama ve kamulaştırma çalışmaları sürüyor. Bu alanda yatırımcı olmak isteyen ve şartları sağlayanlar, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki (SATSO) Söğütlü OSB Müdürlüğüne, sanayi sicil belgesi, kapasite raporu, yeşil OSB taahhütnamesi, vergi levhası ve imza sirküleriyle başvurularını yapabilir.
“Hedefimiz, ihracat oranlarını yükselterek cari açığı kapatmaya katkı sağlamak”
Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı ve SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökhan Tiryaki, kısa sürede çok sayıda sanayicinin yer tahsisi için başvuru yaptığını belirterek, “Şehrimizin ulusal kara yolu hatları, demir yolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, ham madde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığıyla bölgemizde arsa fiyatlarının birçok yere göre çok uygun olması, Söğütlü OSB’nin yatırımlar açısından çok cazip bir bölge olmasını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, hedeflerinin Söğütlü OSB’de istihdamı ve üretimi artıracak firmalarla ihracat oranlarını yükselterek ülkenin cari açığını kapatmaya katkı sağlamak olduğunu vurgulayarak, bu minvalde oldukça seçici olduklarını, sadece ihracatın, istihdamın artmasına katkı sağlayacak mevcutta üretim yapan firmaları beklediklerini kaydetti.
Yer tahsisi konusunda tek yetkilinin OSB yönetimi olduğunun altını çizen Tiryaki, şu bilgileri paylaştı:
“Rant çevreleri buradan uzak dursun, zira burada kapasite raporu olmayan, üretim yapmayan firmaya ön tahsis yapılmayacaktır. Firmalara çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı ve üretiminin niteliğine göre detaylı değerlendirme yapılmaktadır. Artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.
Söğütlü OSB yönetim kurulunun dışında herhangi bir kuruluş, şirket, şahıs söz sahibi değildir. Yönetim kurulu kararıyla onaylanan firmalara ön tahsis belgesini gönderiyoruz. Söğütlü OSB yönetim kurulu, onaylı belge taraflarına ulaşmadan herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu işlemler olmadan kişi ya da kişilerle görüşerek yer tahsisi sağlayabileceğini düşünen yatırımcılar mağdur olabilir. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.”
]]>Erzurum Trafik Verileri
Erzurum’da Mart ayında 1, yılın ilk üç ayında kaydedilen trafik kazalarında 2 kişi yaşamını yitirdi. İlde Ocak – Mart döneminde meydana gelen ölüm ve yaralanmalı trafik kazası sayısı Doğu Anadolu Bölgesi toplamında yüzde 12,67, ülke toplamında ise yüzde 0,53’lük oran gösterdi.
Erzurum Mart 2024 Verileri
TÜİK verilerine göre Erzurum’da 2024 Mart ayı döneminde 100 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 194 maddi hasarlı kaza oluştu. Bu kazalarda 1 kişi yaşamını yitirdi, kazalarda 169 kişi ise yaralandı.
Erzurum Ocak – Mart Dönemi
Erzurum’da bu yılın Ocak – Mart ayları kapsamında 274 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 602 maddi hasarlı kaza kaydedildi. 3 aylık düzeyde yaşanan trafik kazalarında 469 kişi yaralandı, 2 kişi yaşama veda etti.
Doğu Anadolu Verileri
Bölgede, bu yılın ilk 3 ayında 2 bin 162 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 3 bin 330 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Bölgede yaşanan kazalarda 31 kişi yaşamına veda etti, 3 bin 800 kişi yaralandı. Bölgede kaydedilen ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası sayısı ülke toplamında yüzde 4,19’luk oran gösterdi.
Ülke Verileri
Ülkede, bu yılın Ocak – Mart ayları diliminde 51 bin 549 ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası, 82 bin 318 maddi hasarlı trafik kazası tespit edildi. Ülkede yaşanan kazalarda 554 kişi yaşamına veda etti, 73 bin 568 kişi yaralandı.
Erzurum’un Bölge Toplamındaki Oransal Verileri
Erzurum’da kaydedilen ölüm ve yaralanmayla biten trafik kazası sayısı bölge toplamında yüzde 12,6’lık oran gösterirken, maddi hasarlı trafik kazası oranı yüzde 18,07, kaybedilen kişi sayısı yüzde 6,45, yaralı sayısı ise yüzde 12,34’lük oran verdi.
Bölge İlleri Kaza Dağılımı
Trafik istatistik Bülteni Mart 2024 sonuçları itibariyle Ağrı’da 145, Bingöl’de 121, Bitlis’te 115, Elazığ’da 263, Erzincan’da 147, Erzurum’da 274, Hakkari’de 44, Kars’ta 85, Malatya’da 450, Muş’ta 68, Tunceli’de 37, Van’da 307, Ardahan’da 26, Iğdır’da 80 ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası tespit edildi.
Bölge İlleri Ölüm Sayısı Dağılımı
Malatya bölge illeri içinde en fazla sayıda trafik kazası kaybı yaşayan il oldu. TÜİK verilerine göre, Yılın ilk 3 ayında meydana gelen trafik kazalarında Doğu Anadolu Bölgesi illeri Ağrı’da 2, Bingöl’de 5, Bitlis’te 2, Elazığ’da 4, Erzincan’da 1, Erzurum’da 2, Kars’ta 2, Malatya’da 6, Muş’ta 3, Tunceli’de 1, Van’da 3 kazazede yaşamını yitirdi.
Bölge İlleri Yaralı Sayısı
2024’ün Ocak – Mart döneminde meydana gelen trafik kazalarında, Bölge illeri olan Ağrı’da 266, Bingöl’de 255, Bitlis’te 216, Elazığ’da 418, Erzincan’da 243, Erzurum’da 469, Hakkari’de 65, Kars’ta 187, Malatya’da 757, Muş’ta 120, Tunceli’de 63, Van’da 584, Ardahan’da 49 ve Iğdır’da ise 108 kişi yaralanarak tedavi altına alındı. – ERZURUM
]]>TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı, yeni turizm sezonunda beklentilerin geçen seneye göre daha yüksek olduğunu belirterek, “Geçen yıl Doğu Karadeniz turizmden hem dış, hem de iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı” dedi.
Önceden Ortadoğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği olduğunu şu an bunun doğuya doğru kaymaya başladığını kaydeden Kantarcı, “2022 yılında 40-45 günlük dönemde dış pazarda özellikle Orta Doğu’dan gelen yabancı turistlerde bir parlama oldu. Geçen sene gayet verimli geçti toplam turist sayısı Trabzon’da 1 milyonun üzerine çıkmıştı. Bütün Doğu Karadeniz, turizmden hem dış hem iç pazar bakımından ciddi anlamda faydalandı. Ekonomik olarak bölgemiz ülkemize ciddi katkılar sağladı. Bu seneki beklentilerim biraz daha fazla. Charter ve tarifeli uçak seferleriyle ilgili bir durağanlık var önümüzdeki haftalarda özellikle Ramazan Bayramı sonrasında bir çok şey netleşecek. Beklentimiz oldukça yüksek. Çünkü önceden Orta Doğu pazarında sadece Trabzon odaklı bir turizm hareketliliği vardı. Şu an bu doğuya doğru kaymaya başladı. Rize-Artvin havalimanı açıldıktan sonra orada da yavaş yavaş hareketlenmeler var. Oradaki turizm paydaşları seyahat acentalarımız otel işletmeleri onlarında yeni planlamaları ve pazar payını büyütmek için çalışmaları var. Başarılı bir sezon geçireceğimizi umut ediyorum. İç pazarda biraz eksilmeler olabilir oda tabi son yıllarda artan ekonomik sıkıntılar enflasyon bu sebepten dolayı geçen yılkı rakamlarla aynı kalabilir” dedi.
Havalimanındaki modernizasyon çalışmaları hizmet anlamında kaliteyi artıracak
Trabzon Havalimanında devam eden modernizasyon çalışmalarının turizm sezonu başına yetiştirileceğini ümit ettiklerini kaydeden Kantarcı, “Trabzon havalimanında önceki yıllarda sürekli dili getirdiğimiz bazı eksiklikler ve sıkıntılar vardı. Onlarla ilgili de çalışmalar devam ediyor. Sezon başı gibi inşallah yetişmiş olacak. Bir nebze olsun hem dış hatlar rahatlayacak hem de bir iş anlamında eklenecek olan tünellerle beraber hizmet anlamında kalite yukarlara çıkmış olacak. Dış hat anlamında varış noktası Trabzon çok yoğun. Trabzon havalimanına yüzde 90 inişler söz konusu. Hem Giresun-Ordu hem de Rize-Artvin havalimanına doğru genişlemesi ve tüm bölgenin istifade edebilmesi çok önemli” diye konuştu.
Daha çok Trabzon’da konaklıyorlar
Gelen turistlerin genellikle Trabzon’da konakladığına işaret eden Kantarcı, “Trabzon’da yatak kapasitesi çok fazla olduğu için yoğun olarak buradaki otellerde konaklıyorlar. Seyahat ve gezi programlarına bakıldığı zaman iki ya da üç gün Trabzon bölgesi oluyor. Bunun içerisinde şehir merkezi, Sümela Manastırı, Zigana olabiliyor. Devamında Gümüşhane’ye geçiliyor Karaca Mağarası, Torul seyir terası, Süleymaniye Mahallesi, eski Gümüşhane çok ilgi görüyor. Kayabaşı yaylası, Çal Mağarası, Hıdırnebi Yaylası çokça ziyaret ediliyor. Yakın olan Sera Gölü, Akçaabat Orta Mahalle var. Trabzon’da İki üç gün geçirdikten sonra devamında Rize, Fırtına Vadisi, Ayder Yaylası, Borçka Karagöl ve batıya doğru da Giresun, Kuzalan şelalesi, Mavi Göl, Kümpet Yaylasına gidiyorlar. Bunun yanı sıra Ordu’da teleferik en çok tercih ettikleri destinasyonlar ve ziyaret yerleri olarak ön plana çıkıyor” şeklinde konuştu.
Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor
Dünyaca ünlü turizm merkezi olan Uzungöl’de turizmcilerin sıkıntıları halen sürdüğünü kaydeden Kantarcı, “Uzungöl markamız oldu. Uzungöl’deki sıkıntıların bir şekilde halledilmesi gerekiyor daha fazla sürüncemede bırakılmaması gerekiyor. Uzungöl birçok bakanlığın sorumluluk alanı olan bir bölge. Bununla ilgili geçtiğimiz aylarda yine gündeme geldi. Kapadokya’daki gibi ya da farklı bölgelerdeki gibi alan başkanlığı kurulabilir. Tekelden hızlı şekilde bütün sorunların çözülebileceği bir yer haline getirilebilir. Şu andaki yapı ile ilgili hem yereldeki yaşayan vatandaşlarımızın hem de Uzungöl’deki turizmcilerin sıkıntıları devam ediyor. Kaçak yapılaşmayla ilgili olarak geçmiş dönemde bazı yıkımlar söz konusu oldu. Bunlarla ilgili belirsizlik devam ediyor. Bazı yapılar var bunlarla ilgili yıkılacak mı? Ruhsat alma süreçleri nasıl devam edecek. Diğer taraftan geçtiğimiz yıl Kültür ve Turizm Bakanlığımız otel ve konaklama işletmeleriyle ilgili olarak kanun yayımladı. Herkes bakanlığa tabi konaklama işletme belgesini alması gerekiyor. Yerel seçimler sonrası bunlarla ilgili denetimlerin artması ve bütün işletmelerin kontrol altına alınması sürecini bekliyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Ramazan Bayramı tatilini değerlendirmek isteyenler, tarihi ve kültürel değerlerinin yanı sıra damaklarda unutulmaz tatlar bırakan yöresel lezzetleriyle dikkati çeken Gaziantep’i tercih ediyor.
Kentte, Zeugma Mozaik Müzesi, Bakırcılar Çarşısı, Elmacı Pazarı, Gaziantep Kalesi ve Gaziantep Hayvanat Bahçesi gibi mekanlar, sıklıkla ziyaret edilen bölgeler arasında yer alıyor.
UNESCO’nun gastronomi alanında “Yaratıcı Şehirler Ağı”na dahil ettiği Gaziantep’te, restoranlar da turistlerin ilgi gösterdiği mekanların başında geliyor. “Baklavanın başkenti” Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistler, eşsiz mutfak kültürüyle karşılaşıyor. Izgara ve tatlı çeşitleri dışında 400’e yakın kazan yemeğini tatma fırsatı bulan ziyaretçiler, onlarca müzeyi ziyaret ederek kültürel yolculuğa da çıkabiliyor.
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Genel Başkan Başdanışmanı Soner Bacaksız, AA muhabirine, bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla bölgede hareketlilik beklediklerini söyledi.
Hava sıcaklıklarının artmasının da turizm hareketliliği açısından önemli olduğunu aktaran Bacaksız, şöyle konuştu:
“Bölgemizdeki otellerin doluluk oranları yüzde 90’ın üzerine çıkmış durumda. Bayram döneminin yoğun şekilde geçeceğini düşünüyoruz. Misafirlerimizin bölgemizi tercih etmesinin en büyük sebebi gastronomi, sanat, kültür ve tarihin hepsinin bir arada bulunması. Gaziantep’te her türlü imkanımız var. Misafirlerimiz bölgeye geldiğinde günlerini tam gün değerlendirebileceklerdir.”
“Şanlıurfa olarak hepsini misafir etmekten mutlu olacağız”
“Peygamberler şehri” Şanlıurfa’da ise Hazreti İbrahim’in doğduğu ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen Balıklıgöl, “tarihin sıfır noktası” diye nitelendirilen UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe, Karahantepe, konik kubbeli evleriyle bilinen tarihi Harran ilçesi ve doğal güzellikleriyle dikkati çeken Halfeti, misafirlerin en çok tercih ettiği yerlerin başında geliyor.
Kentteki bir otelin danışmanı Ercan Saygı, AA muhabirine, bayram tatilinde bölgede ciddi yoğunluk olacağını gözlemlediklerini söyledi.
Otel olarak yaşanan yoğunluktan duydukları memnuniyeti dile getiren Saygı, “Oteller, acenteler, esnaf, turizm sektörüyle alakalı olan, sıra gecesi yapan yerler, restoranlar, hepsinin bu süreçten mutlu olacağını düşünüyorum.” dedi.
“Tatilin uzaması hem Şanlıurfa hem de bölge için çok olumlu oldu”
Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Genel Sekreteri Müslüm Çoban ise bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasının turizmcileri mutlu ettiğini belirtti.
Çoban, şöyle konuştu:
“Tatilin uzaması hem Şanlıurfa hem de bölge için çok olumlu oldu. Ülkemizin turizm gelirleri açısından da iyi oldu, en azından insanlar daha uzun süreli de planlar yapabilir. Misafirlerimiz Güneydoğu’ya geldiğinde belki diğer 2-3 gününü başka bir bölgede değerlendirebilirler. Gelen misafirler diyelim Şanlıurfa’yı beğendiler ama 3 günde tam doyamadılar, bu vesileyle doya doya 9 gün boyunca Şanlıurfa ve Güneydoğu’yu güzel bir şekilde ailesiyle, çocuklarıyla değerlendirmiş olur. Şanlıurfa ve Güneydoğu için turizm istatistiklerinde de gelen misafir sayısının artması esnaf olsun halk olsun olumlu yönde büyük bir etkisi olacaktır.”
Hediyelik ürün satışı yapan Aydın Tekindağ ise 9 günlük bayram tatilinin esnaf için çok iyi olduğunu ifade etti.
Gelecek misafirlerin kent ekonomisine katkı sağlayacağını kaydeden Tekindağ, “Kente gelecek misafirler Şanlıurfa’yı gezebilirler, yemek yiyebilirler, alışveriş yapabilirler, hediyelik ürünler alıp kendi memleketine götürebilirler. Bu esnaf için de çok güzel olur. Turizm canlanır, esnafın cebine para girer. Bu 9 günlük tatil esnafımıza da gelen misafirlere de yarayacak.” diye konuştu.
]]>Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, pazar günü 11 Nisan Stadı’nda oynanacak Süper Kupa maçı için Şanlıurfa’ya geldi. Uçakla saat 16.30’da GAP Havalimanı’na inen Özbek, ayağının tozuyla açıklamalarda bulundu. Tam takım olarak Şanlıurfa’ya geleceklerini ve Fenerbahçe’nin de tam takım gelmesini beklediklerini söyleyen Özbek, “Bugün burada pazar günü oynayacağımız Süper Kupa için buradayız. Süper Kupa’nın Şanlıurfa’da oynanması bir kere çok güzel. Öneminden bahsetmek istiyorum, bir kere 100. yıl kupası olması son derece önemli. 100. yıl Süper Kupası’nın Şanlıurfa’da oynanması ayrıca önemli. Çünkü Şanlıurfa da 6 Şubat depreminden etkilenmiş vilayetlerimizden bir tanesi. Onun için burada oynamanın ayrı bir önemi var. Burada insanlarla, depremden etkilenmiş Şanlıurfalı kardeşlerimle buluşmak üzere erken geldim. Bölgeyi gezdiğim zaman şunu görüyorum, özellikle deprem bölgesinde insanlara dokunmak, onların acısını biraz hafifletmek çok önemli. Burada oynayacağımız maçın gelirini de depremzedelere vereceğiz. Onların ihtiyaçlarını karşılamak için. Öyle planlanmıştı. Bunu da çok önemsiyoruz. Ayrıca bölge insanının bir Fenerbahçe- Galatasaray derbisini izlemesi de çok önemli. Çünkü malum Süper Lig maçlarının oynandığı yer düşünülürse Şanlıurfalı kardeşlerimizin böyle bir derbiyi seyretmesi pek mümkün değil. Ayrıca bu manada da çok önemli. Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolcuları bölge insanının seyretmesini çok önemsiyoruz. Onun için biz buradayız. Takımımız da yarın geliyor. Umarım Fenerbahçe de gelecektir” diye konuştu.
“Pazar günü inşallah güzel bir maç olur”
Bölge insanına derbi izletmek gerektiğini söyleyen Özbek, “Bazı şeyler duyuyorum ama pek doğru olduğunu düşünmüyorum. Duyduklarımıza bakılırsa Fenerbahçe’de de aklıselimin galip gelmesi, gelip bu bölge insanına bu güzel maçı seyretmesine fırsat vermeleri lazım. Bütün yönetimim burada, ayrıca maçı izlemek isteyen bütün arkadaşlarımı da davet ettim. Çünkü burada sadece Süper Kupa’nın bir kupa olmasının dışında bölgede bu maçın oynanması, depremzede kardeşlerimizle buluşmak, onlara dokunmak çok önemli. Şimdi biz bildiğiniz gibi geçen hafta da Maraş’taydık. Oradaki, deprem bölgesindeki faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Burada da yani bölge insanına dokunmak, moral motivasyonlarını yükseltmek, eğer bir sivil toplum kuruluşuysak bunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. O itibarla pazar günü inşallah güzel bir maç olur. Söylenenlerin, gazetelerde yazılanların, sosyal medyada, basında çıkanların doğru olmadığını, yani bölge insanını, vatandaşlarımızı, bölgedeki kardeşlerimizi bundan mahrum etmememiz gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Beklentimiz Fenerbahçe’nin A takımla gelmesi”
Beklentilerinin Fenerbahçe A takımının gelmesi olduğunu söyleyen Özbek, “Onun dışındakiler ne Türk futboluna yakışıyor ne Süper Kupa’ya, Süper Kupa, Cumhuriyet’in 100. yıl Süper Kupası. Bunun hiçbir şekilde başka şekilde anılması, başka şekilde Türk futbol tarihine geçmesi bence doğru olmaz” dedi.
Fenerbahçe’nin U19 takımıyla gelmesi durumunda teknik heyet ve yönetimle neler yapacaklarını görüşüp görüşmedikleriyle ilgili soruya da yanıt veren Özbek, “Bunların hiçbirisinin konuşulmasının dahi Türk futbolu açısından doğru olmadığını, sadece Türk futbolu açısından değil. Yani biz şimdi Urfa’ya gelmişiz. Niye Urfa’da yapıyoruz? Yani mutabakatımız da var. Federasyon, Fenerbahçe-Galatasaray bu maçı Urfa’da, niye demişiz bunu. Maç gelirlerinin depremzedelere bağışlanmasını niye söylüyoruz. Şimdi bunun hepsinin bir anlamı var. Sözlerimin başında da belirttim, buradaki kardeşlerimizi, Urfalı kardeşlerimizi, bölge insanlarına Fenerbahçe – Galatasaray derbisini seyrettirmenin keyfini niye yaşatmıyoruz. Onun için insanların bir sefer daha oturup düşünmesi lazım. İnanıyorum ki aklıselim galip gelecektir ve maç oynanması gerektiği gibi Urfa’da oynanacaktır” açıklamasında bulundu.
“Tam takım sahaya çıkacağız”
Maçın ertelenmesi ya da durması durumunda kupayı isteyip istemeyecekleri yönündeki soruya da, “Maçın oynanması lazım. Galip gelenin de kupayı alması lazım. Üstüne bir sürü senaryolar konuşuluyor. Herkes açıklıyor, bir şey yapıyor. Bunları doğru bulmuyorum. Bizim takım yarın geliyor. Ben tam takım sahaya çıkacağım. İsterim ki Fenerbahçe de tam takım sahaya çıksın maçı oynayalım. Galip gelen de kupayı alsın gitsin” diye konuştu. – ŞANLIURFA
]]>Batı Akdeniz’de bin 673 firma yılın ilk çeyreğinde 148 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirdi. Yılın ilk 3 ayında en fazla ihracatı yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirirken, en fazla ihracat Çin’e yapıldı.
Batı Akdeniz’den Mart ayında en fazla ihracat gerçekleştiren ilk 5 sektöre bakıldığında, yaş meyve sebze sektörü 79,5 milyon dolar, maden ve metaller sektörü 36,7 milyon dolar, ağaç orman ürünleri sektörü 25,9 milyon dolar, kimya sektörü 21,3 milyon dolar, çimento cam seramik ve toprak ürünleri sektörü ise 9,4 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Mart ayında bölgeden en fazla ihracat, ödeme almada büyük sorunlar yaşanan Rusya’ya gerçekleşti. Bu büyük olumsuzluğa rağmen Rusya’ya yüzde 10,32 oranındaki gerileme ile 16,4 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Covid sürecinde ve sonrasında ihracatın ciddi oranda gerilediği Çin, eski günlerine döndü ve ihracatçıların azimli çalışmalarıyla ihracat rakamları rekor sevide arttı. Çin’e Mart ayında yüzde 34,1 oranında artışla 15,9 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Listenin üçüncü sırasında savaşın devam ettiği Ukrayna yer aldı ve bu ülkeye yüzde 1,90 oranında artışla 1,2 milyon dolar ihracat yapıldı. Almanya, Mart ayında ihracatımızın yüzde 21,1 oranında düştüğü bir ülke oldu ve Almanya’ya 12,7 milyon dolar ihracat yapıldı. Beşinci sıradaki Romanya ise 1,26 oranında gerileme ile 12,4 milyon dolar ihracat yapılan bir diğer Avrupa ülkesi oldu.
En fazla ihracatı, 235,7 milyon dolar ile yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi
Batı Akdeniz’den 1 Ocak ila 31 Mart tarihleri arasında en fazla ihracatı, yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen 235,7 milyon dolar ile yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi. Sektör ihracatı geçen yılın 3 aylık dönemine kıyasla yüzde 11,3 oranında geriledi. Listenin ikinci sırasında ise 110,6 milyon dolar ihracatla doğal taş ağırlıklı maden ve metaller sektörü yer aldı. Sektör ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 15,29 oranında arttı ve bölgenin en güçlü iki sektöründen birisi olmaya devam etti. Bu artışta sektörün yarısından fazlasını temsil eden bölgenin önemli ihraç kalemi olan doğal taş ürünlerinde kaydedilen olumlu gelişmeler rol oynadı. Nitekim doğal taş ürünleri ihracatı yılın ilk üç ayında yüzde 15 artışla 65 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Listenin üçüncü sırasında yer alan ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörüm ihracatı yüzde 7,94 oranında artarak 73,5 milyon dolar olurken, dördüncü sırada yer alan kimya sektörü yüzde 3,16 oranında gerileme ile 62,1 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Beşinci sırada yer alan çimento cam seramik ve toprak ürünleri sektörü ise yüzde 8,7 oranında artışla 23 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.
Antalya, Burdur ve Isparta illerinden 3 aylık dönemde en fazla ihracatın gerçekleştiği ülke yüzde 27,43 oranında artışla ve 48,8 milyon dolar ihracatla Çin oldu. Ödeme sistemlerindeki probleminin hala devam ettiği Rusya, listenin ikinci sırasında yer aldı. Rusya’ya yüzde 23 oranında gerileme ile 45,5 milyon dolar ihracat gerçekleşti. Yine yapısal sorunların yaşandığı Almanya listenin üçüncü sırasında yer aldı. Almanya’ya yüzde 12 oranında gerileme ile 42,1 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi. Savaşın devam ettiği Ukrayna, yüzde 3,11 oranında gerileme ve 37,3 milyon dolar ihracatla listenin dördüncü sırasında yer aldı. Beşinci sırada bulunan Romanya’ya ise 0,17 oranında artışla 34,7 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi.
Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, “Bölge ihracatını artırmak ve yılın ilk aylarında ortaya çıkan olumsuz havayı dağıtmak için hedef pazarlara yönelik destekler yanında başlıca ihracatçı sektörleri olan yaş meyve sebze ve doğal taş ürünlerine yönelik olarak önemli pazarlarda kapsamlı bir tanıtım/pazarlama stratejisi olan Turquality tanıtım atağının startını Ticaret Bakanlığımız desteği ile veriyoruz. Ayrıca, Mart ayında Çin’deki önemli bir doğal taş fuarına BAİB olarak katılım sağladık, bu sektördeki firmalarımız geçtiğimiz ayın ilk haftasında da Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen bir heyetimiz vesilesiyle ürünlerini tanıtma imkanı buldular. Bayram sonrasında S. Arabistan’a yönelik bir gıda heyetimiz olacak firmalarımızın bu heyete ilgisi büyük. Yine ileriki dönemde İspanya’ya yaş meyve sebze sektörüne yönelik bir UR-GE heyeti için hazırlıklarımızı tamamladık. Bunlar yılın ilk yarısı için çalışma yürüttüğümüz projelerimizin bazıları. Bölge ihracatımızın artırılmasına yönelik olarak heyet ve fuar organizasyonlarına ilave olarak eğitim faaliyetlerine de devam ediyor ve önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz, ülke genelinde uygulanan öncü projelerden biri mahiyetindeki, bir yıl sürecek e-ihracat danışmanlık projemiz ile potansiyeli olan yeni firmalarımızı ihracat ailesine daha etkin katılmaya hazırlamayı hedefliyoruz” dedi. – ANTALYA
]]>15 yılda 3,9 milyon TL proje desteği ve 7,2 milyon TL yatırım
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten OKA, 15 yıldır bölgede bin 200 projeye güncel rakamla 3,9 milyon TL destek vererek, 7,2 milyon TL yatırım yapılmasını sağladı. İmalat sanayi, turizm, sosyal kalkınma, çevre, enerji, kentleşme, tarım ve kırsal kalkınma, kurumsal kapasite, yatırım ve tanıtım gibi tematik alanlarda özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları tarafından merkezi ve yerel programlar aracılığıyla uygulanan bu projeler Amasya ve Tokat illerinde turizm sektöründe mekansal bir dönüşüm sağlarken, Çorum ve Samsun illerinde yoğunlukla imalat sanayi alanında dönüşüm sağlayarak üretim kapasitesi ve istihdam olanaklarını artırdı. Ajans, ülke ölçeğinde başarılı uygulama örneği niteliğindeki bu çalışmalarıyla Bölgenin kalkınma sürecine ivme kazandırdı.
En fazla uluslararası kaynağı bölgesine çeken kalkınma ajansı
Ajans, bugüne dek başvuru sahibi, ortak ve iştirakçisi olduğu 15 dış kaynaklı proje ile 54,3 milyon avro AB kaynağını da bölgesine kazandırarak, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından “En Fazla Uluslararası Kaynağı Bölgesine Çeken Kalkınma Ajansı” olarak başarı sertifikasına layık görüldü. 2023 yılında genç istihdamı, turizm, katma değerli üretim ve ihracat, girişimcilik ile bölge planlaması odaklı başarılı çalışmalarını 2024 yılında da devam ettirmeyi hedefleyen OKA, yeni dönemde Bölge potansiyelinin değerlendirilmesine ve geliştirilmesine yönelik etkili hamleleriyle, kapasiteyi güçlendirip öncü ve örnek çalışmalarına devam ediyor.
“Bölgesel Kalkınmanın Yüzyılı olacak bir sürecin başındayız”
Bölgenin, ülkenin kalkınma hedeflerine katkısını devam ettirmek üzere OKA olarak gayretle çalışmaya devam edeceklerini söyleyen OKA Genel Sekreter Vekili Mehlika Dicle, “Cumhuriyetimizin 100. yılında Bölgesel Kalkınmanın Yüzyılı olacak bir sürecin başındayız. Bölgelerimizin potansiyellerinin harekete geçirilmesi, kendilerine özgü imkan ve kabiliyetlerinin yenilik temelinde geliştirilmesi, bölge dirençliliklerinin artırılması ve afet sonrası ekonomik ve sosyal iyileşmenin sağlanması yoluyla ülkemizin dengeli kalkınmasına azami katkının sağlanması ile bölge içi ve bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması temel amacı ile tüm Ajanslarımız çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Yılın ilk 3 aylık dönemini geride bıraktık. Mart ayının başında ilan ettiğimiz Fizibilite ve Teknik Destek Programları ile yatırım, üretim, istihdam, ihracat temelinde bölgemizin kalkınmasına yönelik proje portföyünü geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bölgemizde sayıları her geçen gün artan organize sanayi bölgelerine yeni özel sektör yatırımlarının kazandırılması kadar yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik altyapı projeleri de önem arz ediyor. Önümüzdeki beş yıl gündemimizde yer alacak ikiz dönüşüm başlıkları yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm ajansımızın da önemli gündem maddeleri arasında yer alacak” dedi.
Kalkınmaya yönelik faaliyetlerini yatırım destek faaliyetleri ile bütünleşik olarak sonuç odaklı programları çerçevesinde yürüttüklerini vurgulayan Dicle, “Ajansımızda uygulamakta olduğumuz 3 sonuç odaklı programımızla bölgemizde mekansal, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerinin öncüsü olduğumuzu söylememiz gerekir. ‘Kültür ve Doğa Turizmi Ekseninde Şehirlerin Markalaşması’, ‘Katma Değerli Üretim ve İhracat’ ve ‘Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi’ sonuç odaklı programları faaliyetleri ile 2024 yılında turizm, ihracat ve girişimcilik alanlarını desteklemeye devam edeceğiz. Ajansımızın etkin hizmet üreten birimleri olan Yatırım Destek Ofislerimizin, Bölgedeki potansiyel yatırım konularında tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerine ağırlık vereceğiz. Ayrıca YDO faaliyetlerinin çeşitlendirilmesine yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Araştırma, analiz çalışmalarının yanı sıra kapasite geliştirme, tanıtım ve iş birliği faaliyetleri uygulayacağız” diye konuştu.
“İş birliği, koordinasyon ve yönlendirme kavramları ön plana çıkacak”
2024-2028 dönemini kapsayan Orta Karadeniz Bölge Planı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Mehlika Dicle, “Ajansımız, bölgenin gelecek 5 yılına yön verecek 2024-2028 yılı TR83 Bölgesi Bölge Planı hazırlık çalışmalarını Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü ile koordine şekilde yürütmüş ve belirlenen takvim çerçevesinde tamamlamıştır. 2024 yılındaki çalışmalarımızı da yeni Bölge Planımızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde tasarladık. Bu dönemde Ajansımız açısından iş birliği, koordinasyon ve yönlendirme kavramları ön plana çıkacak” şeklinde konuştu.
“Kadın girişimciliğini ve kadın istihdamını destekleyeceğiz”
Genel Sekreter Dicle, kalkınma ajansları için belirlenen 2024 yılı temasına da değinerek, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğümüzce, kalkınma ajanslarının 2024 yılı çalışma teması ‘Kadın Girişimciliği/Kadın İstihdamı’ olarak belirlendi. Bu kapsamda Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi Sonuç Odaklı Program faaliyetlerimizde kadın girişimciliği ve kadın istihdamı odağında çalışmalarımıza başladık. Yeni kadın girişimciler yetiştirecek, kadın istihdamı ve iş yaşamında kadına bakış açısında farkındalık oluşturacak, iş hayatında kadın temsilini güçlendirecek, yeni kadın girişimcilere rol model oluşturacak, imalat sanayi özelinde nitelikli kadın işgücünü artıracak faaliyetlerimiz planlı şekilde ilerliyor. Bu alanda önemli bir kapasite oluşturmayı ve nitelikli sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>İhale yapılacak olan arsalara ilişkin şartnamenin, imar durumları, başvuru için gerekli belge ve bilgilerin https://www.adanaorganize.org.tr adresinden temin edilebileceği bildirildi. Son başvuru tarihinin 3 Mayıs saat 17.00 olarak açıklandığı tahsis/satış ihalesinin 10 Mayıs günü saat 10.00’da, A OSB Bölge Müdürlüğü Seyhan Salonu’nda yapılacağı kaydedildi.
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, 50 yıllık geçmişi bulunan Adana OSB’nin, gerek Adana’nın coğrafi konumu, gerekse bölgenin ulaşım başta olmak üzere bulundurduğu yatırım avantajlarının yanı sıra katılımcılarına sundukları imkanlar sayesinde cazibesini koruduğunu, gelecekte potansiyelinin daha da yüksek olacağını ifade etti.
“ADANA’YA İLGİ ARTACAK”
Akpınar, Türkiye ve dünyadaki konjonktürel hareketlerin önümüzdeki süreçte Adana’ya bir ilginin yoğunlaşacağını gösterdiğini, bu nedenle gerek Adana ölçeğinde ve gerekse AOSB olarak hazırlıklı olunması gerektiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı’nın Yumurtalık ilçesinde yapılacağını açıklaması, Yumurtalık ilçesinin Petrokimya Endüstri Bölgesi ilan edilip, Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde 1 milyar dolarlık petrokimya tesisi kurulması çalışmaları, Ceyhan Endüstri Bölgesi, Ceyhan OSB, Kimya OSB, Sera OSB, Karataş Su Ürünleri OSB gibi yatırımlar söz konusu. Kısaca Adana’nın doğusunda bir sanayi kümelenmesi var. Bu nedenle oluşacak talepleri karşılamak için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.”
22 MİLYON METREKARELİK ALAN VAR
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, sanayinin doğru planlanması adına genişlemenin bir stratejisi olması gerektiğine vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ülkemizdeki çoğu Organize Sanayi Bölgesi şehir içinde kalmış olması nedeniyle genişleme olanakları yok. Bu manada OSB’miz biraz daha avantajlı. Şu an itibariyle toplamda 22 milyon metrekarelik alanımız var. Bunun yaklaşık üçte ikisi faal olarak kullanılıyor. Geri kalan üçte birlik kısmın, yani yaklaşık 6 milyon metrekarenin, hazırlıklarını tamamladık, kamulaştırma, arazi edinim süreçlerini bitirdik, ihale işlemlerine geçiyoruz. Önümüzdeki iki yıl içerisinde tüm altyapılarıyla beraber 6 milyon metrekarelik alan tamamlanmış olacak.”
AOSB’NİN ALTYAPI KALİTESİ
Bölge Müdürü Akpınar, günün en yeni teknolojileriyle oluşturdukları altyapının kalitesinden de söz ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Elektrik, doğalgaz, atık su, kullanma suyu hatlarımızın yerleştirilmesi ve yolların hazırlanması gibi çalışmaları kapsayan altyapı hizmetlerimiz Türkiye’deki sanayi bölgeleri açısından oldukça avantajlı. Bunları hayata geçirirken uzun vadedeki ihtiyaçları dikkate alıyoruz. Örneğin geçen yıl hayata geçirilen ikinci trafo merkezimizle önümüzdeki on yılda kapasite sorunu yaşamayacağımızı öngörüyoruz. Benzer bir şekilde kullanma suyu ve atık su hizmetlerinde Türkiye’nin en büyük tesislerinden birine sahibiz.”
“ALAN OLARAK 30 YILIN İHTİYACINI KARŞILAYABİLİRİZ”
Bölge Müdürü Akpınar, ilave olarak 30-35 milyon metrekarelik bir alanı daha AOSB bünyesine katmaya çalıştıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Bu da şu demektir; önümüzdeki 20 yılın ihtiyacını karşılayabilecek bir alana sahip olacağız. Bunlar çok büyük alanlar, şu andaki 22 milyon metrekareden yüzde 50 daha büyük bir yerden bahsediyorum. Bu alan ile birlikte Türkiye’nin en büyük alanına sahip OSB’si olacağız. Buraların hazırlanmasının da ciddi bir emek ve sermaye gerektireceğinin altını çizmek isterim.”
AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, yaklaşık 6 yıldır Adana’da göre yaptığını, bu kentin dünyanın sayılı şehirleri arasında olabilecek potansiyele sahip olduğunu gördüğünü, tarımı, ticareti, sanayisi ile Adana’nın çok ciddi bir cazibe merkezi olacağını sözlerine ekledi.
Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), 2022 yılında da 4’ncü ilave alanda bulunan 4 adet sanayi parselini başvuru sahipleri arasında yapılan kura çekimi ile tahsis etmişti. – ADANA
]]>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, “Riskleri fırsata çevirme yeteneğimizin marifetiyle son yıllardaki bütün küresel ve bölgesel çalkantılara rağmen sürdürülebilir ihracatı önceleyerek daima büyümeyi hedefleyen ihracat politikamızdan taviz vermiyoruz” dedi.
Mart ayı dış ticaret rakamları Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin yaptığı basın açıklaması ile kamuoyuyla paylaşıldı. Bölgenin Mart ayı ihracatı 973,9 milyon dolar olurken, Gaziantep’in ihracatı ise bu dönemde 850,4 milyon dolar oldu. Gaziantep Mart ayında en çok ihracat yapan 6. il oldu. Yılın ilk çeyreğinde ise bölge ihracatı 2,9 milyar dolar, Gaziantep ihracatı ise 2,5 Milyar dolar oldu. Yılın ilk çeyreğinde toplam 187 ülkeye ihracat yapan Bölgenin ülkelere göre ihracat tablosu incelendiğinde, Irak, ABD, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Libya ve İsrail ilk sıralarda yer aldı. Bölgedeki diğer illerin Mart ayı ihracat performansı ise şöyle: Kahramanmaraş 92 milyon dolar, Mardin 80 milyon dolar, Malatya 38 milyon dolar, Şanlıurfa 20 milyon dolar, Diyarbakır 8 milyon dolar, Adıyaman 8 milyon dolar, Kilis 7 milyon dolar.
Mart ayı ihracat rakamlarını ve genel dış ticaret rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, “İçinde bulunduğumuz coğrafya güçlü ve istikrarlı bir ekonomiyi gerekli kılıyor. İstikrarlı bir ekonomi sürdürülebilir üretim ve ihracat için zorunluluktur. Çalışmalarımızda ve hedeflerimizde bu bilinç önemli unsurlardan birisidir. Mart ayı ihracat rakamlarında da Bölgemizin, ekonomimize en fazla katkı sağlayan bölgelerden birisi olmaya devam ettiği görülmektedir. İhracatçılar olarak, gerek dünyada gerekse ülkemizdeki ekonomik gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Alternatif planlarımız her zaman hazır durumda. Bununla beraber sürdürülebilirlik ana gündem maddemiz olmaya devam ediyor. Her geçen gün kaynakların tükendiği ve artan dünya nüfusuyla her alanda sınırların zorlandığı bir dünyada, sürdürülebilir üretim ve ekonomi için yeşil üretim kültürünün benimsenmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu yüzden, gelecek dönem politikalarımızda Avrupa Yeşil Mutabakatı ve oluşturulması muhtemel diğer çevresel anlaşmaları dikkate alarak üretimi şekillendirmek temel amaçlarımızdan birisi olacaktır” şeklinde konuştu.
Açıklamalarının devamında Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin Mart ayı faaliyetlerine değinen Kileci, “Mart ayında Bünyemizdeki birliklerimiz faaliyetlerine temposunu artırarak devam etti. Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğimizin Yönetim Kurulu üyeleri sektörün en önemli fuarlarından Texhibition Fuarı’nı ziyaret etti ve stand açan üyelerimizi ziyaret ederek başarılar dilediler. Yine Tekstil Birliğimizce bu yıl beşincisi düzenlenen ve tekstil ve hazır giyim sektörlerinde girişimcilik ekosistemini oluşturmayı hedefleyen Tekstil Startup Challenge yarışma finaline katıldık. Üniversite-Sanayi buluşmaları kapsamında üniversitelerimizi ziyaret etmeye devam ettik. Kıymetli öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya gelerek sektöre dair merak edilenler ve bu yıl dördüncüsünü düzenleyeceğimiz Doku kumaş tasarım yarışmamız üzerine konuştuk. Hububat Birliğimiz, Türkiye Gıda İhracatçıları markası altında katıldığı Foodex Japan 2024 fuarında ana ihraç ürünlerimizden oluşan menülerin ziyaretçilere sunulduğu tadım etkinliği düzenledi. Fuar süresince Japon müşteriler Bölgemizin gıda ürünlerine yoğun ilgi gösterdi. Halı İhracatçıları Birliğimizin düzenlemiş olduğu Hindistan Sektörel Ticaret Heyeti kapsamında pazar imkanlarımızı genişletmek ve ihracat payımızı artırmak amacıyla Hindistan’daki halı sektörünün paydaşlarıyla bir araya geldi. Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz ilk etapta Antep fıstığı özelinde olmak üzere Çin pazarına yönelik Çince ve İngilizce dublaja sahip tanıtım filmi hazırlanmasının hazırlıklarını sürdürmektedir. Devam eden süreçte Birliğimizin ihraç ettiği diğer ürünlere yönelik tanıtım filmlerinin hazırlanma çalışmaları başlayacaktır. İhracata yönelik en önemli devlet desteklerinden Marka ve Turquality programları kapsamında bulunan Gıda ve Hızlı Tüketim Malları sektörlerinden firmaların temsilcileri ile Ticaret Bakanlığı Markalaşma ve Tasarım Dairesi ile Tarım Dairesi yetkililerinin katılımı ve Birliğimizin ev sahipliğiyle gerçekleştirilen toplantıda destek süreçlerinin iyileştirilmesi hususunda mevzuat çalışmalarına ilişkin bilgilendirmeler yapıldı, firma temsilcilerinden öneriler alınarak kapsamlı istişarelerde bulunuldu. Hem online eğitimlerimiz hem yüz yüze eğitimlerimizin sürdüğü bu dönemde TİM ile birlikte “Bölgesel Sürdürülebilir İhracat Seferberliği Eğitim Programını” gerçekleştirerek Avrupa Yeşil Mutabakatının getirdiklerini üyelerimize aktardık. Gelecek dönemde çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek” dedi. – GAZİANTEP
]]>***
Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley, diplomatik protokol kurallarına ve teamüllere aykırı olarak Nijer’e bir ziyaret gerçekleştirdi. AFRICOM heyetinin ne zaman, hangi gündemle ve kimlerin ziyaret listesinde olacağı bilgisini Nijer yönetimine bildirmeden gelmesi yönetimde rahatsızlık oluşturdu. Dolayısıyla, AFRICOM tarafından yapılan ziyaret sonrası Nijer yönetimi ABD ile anlaşmalarını sonlandırmaya karar verdi.
ABD’nin Sahel’deki varlığı tehlikede
ABD’nin kıtadaki en büyük askeri üslerinden biri olan insansız hava aracı (İHA) üssü Nijer’in Agaden şehrinde bulunuyor. Bu üs aynı zamanda Sahel bölgesi için oldukça büyük öneme sahip. Fransa’nın Nijer’den ve bölgenin bir kısmından çıkarılmasından sonra aynı durumun ABD için bir gün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği geçtiğimiz dönemlerde tartışılmıştı. Bugün gelinen noktada Nijer ve ABD arasındaki anlaşmanın “hızlı bir şekilde yürürlükten kaldırılması kararı” ABD’nin Sahel’deki varlığının ve operasyonlarının risk altında olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte ABD’nin bu talebe yaklaşımı da oldukça önemli. ABD tarafından temkinli açıklamalar gelse de tavırları henüz netlik kazanmadı. Bu kapsamda, ABD’nin vereceği tepki üssün geleceği ve bölgedeki terörle mücadele kapsamında varlığının nerede ve nasıl konumlanacağı açısından önemli.
Nijer yönetiminin aldığı bu karar Temmuz 2023’te Nijer’de gerçekleşen darbeden sonra Sahel’deki en stratejik üssü olan Air Base 201 adındaki İHA üssünün varlığını ortadan kaldırıyor. Bu durum ABD’nin bölgesel varlığı için bir gerileme olarak nitelendirilebilir. Bu süreç Rusya’nın Sahel’de varlığını artırma çabalarıyla birlikte düşünüldüğünde Batı’nın Sahel’deki nüfuzunun azalması olarak yorumlanabilir. Bölge geneline bakılacak olursa, Afrika’da yeni dönemde özellikle Sahel’de Nijer, Mali ve Burkina Faso ittifakının daha keskin şekilde ayrışmaya gittiğini görüyoruz.
Uluslararası güçler Afrika’da köşe kapmaca oynuyor
Bölgede uluslararası güçler arasında köşe kapmaca yaşanması mümkün olabilir. Özellikle, Rusya’nın askeri ve enerji, İran’ın ise enerji işbirliği üzerinden bölgede varlığını artırmaya yönelik çabaları bir süredir dikkat çekiyor. Rusya, Afrika’da kalıcı bir aktör olmak için uzun yıllardır efor harcıyor. Dolayısıyla, Rusya’nın faaliyetleri Yevgeniy Prigojin’in ölümüne kadar Wagner ve daha sonrasındaki süreçte kademeli olarak African Corps üzerinden devam ediyor.
Öte yandan, Ocak 2024’te İran ve Nijer arasında imzalanan ekonomik, siyasi ve sağlık sektörlerinde işbirliği anlaşmaları da dikkat çekici. Nitekim İran’ın uranyum açısından önemli kaynaklara sahip Nijer ile işbirliğini artırmak istemesi mümkün görünüyor. Bu noktada, sağlık sektöründeki anlaşmalar dikkat çekici. Nükleer tıp bağlamında çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve buna yönelik işbirliklerinin yapılması İran açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Kıtada büyük yatırımlarla bulunan Çin’in yanı sıra özellikle son 2 yıldır Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de Afrika’daki yatırım taahhütleri dikkat çekiyor. Son 2 yıllık dönemde BAE’nin kıtadaki yatırım vaatleri Çin’i geçti. Çin’in 2022 ve 2023 yılları yatırım taahhütleri sırasıyla 2,8 ve 25,9 milyar dolar iken, BAE’nin yatırımları 44,5 ve 52,8 milyar dolar olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda BAE’nin kıtanın sahip olduğu kaynaklara erişimin yanı sıra küresel ve bölgesel güç mücadelesinde sahasını genişletmek için farklı ülkelerle angajman arayışları dikkat çekiyor.
Bunların dışında güç mücadelesinde Batı Afrika’da azalan etkisini ve sahasını Doğu Afrika’ya yönelerek kapatmaya çalışan bir Fransa bulunuyor. Kıtada geçmişten bu yana sömürgecilik faaliyetleriyle anılan Fransa’nın hırsı ve ihtirasları gerek Batı Afrika ve Sahel Kuşağını gerekse Doğu Afrika’yı yeni istikrarsızlıklara doğru sürükleme potansiyeli barındırıyor.
Türkiye nerede duruyor?
Son olarak, kıtada çeşitli ülkelerde kapasite inşası gerçekleştiren, güvenlik sorunlarına karşın istikrar sağlayıcı olarak meşru hükümetlerle işbirliği yapan, varlığına yönelik Afrika’daki halklardan destek alan ve kendine özgü modeliyle kıtadaki varlığını sürdüren Türkiye bulunuyor. Türkiye’nin Somali’yle son anlaşmasının ardından Afrika politikasında 2’nci faza geçtiği görülüyor. Bu yeni fazda Afrika’da daha mikro ve odaklı politikalarla yol kat etmesi beklenen Türkiye’nin bu süreçte kıtadaki meşru hükümetlerle ortaklık politikası üzerinden karşılıklı ihtiyaca yönelik hedeflere odaklanması mümkün. Türkiye’nin Afrika halkından aldığı gücü, bölgede gizli ajandalara sahip diğer uluslararası güçlerle kıyaslandığında büyük bir avantaj olarak ortaya çıkıyor.
[Dr. Tunç Demirtaş SETA Dış Politika Araştırmacısı ve Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) Genel Sekreteri Özgür Akdoğan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açılışları yapılan ve GEKA’nın 84 milyon lira destek verdiği Alternatif Turizm, Güdümlü Proje Desteği, Kooperatif ve Birliklerin Güçlendirilmesi, İmalat Sanayinde Dijitalleşme, Yenilikçi Genç Girişimcilik ve Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı çerçevesindeki 32 proje hakkında bilgiler verdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten GEKA’nın Denizli’de son yıllarda desteklenen ve başarıyla tamamlanan toplam 110 milyon 385 bin 427,23 TL’lik 32 projeye 84 milyon 258 bin 787,67 TL destek sağladığını belirten Genel Sekreter Özgür Akdoğan, “Güney Ege Bölgesi ve Denizli, tarıma elverişli toprakları, su kaynakları ve iklimi ile bitkisel üretimde büyük zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Aydın ve Denizli illerinde yoğunlaşan sanayi tesisleri, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapmaktadır. Çardak’tan Söke’ye uzanan hat üzerinde bulunan 11 adet organize sanayi bölgesinde yoğunlaşan sanayi sektörü, son 5 yıl boyunca dış ticaret fazlası vermiş ve cari açığın azaltılmasına önemli katkı sağlamıştır. Tekstil, gıda ürünleri, mineral ürünler ve makine imalatı gibi sektörler bölge ihracatının lokomotifi olmuşlardır” diye konuştu.
“En çok turist çeken 3 bölgeden birisiyiz”
Güney Ege Bölgesinin tarihin en eski dönemlerinden beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olduğuna dikkat çeken Akdoğan, “Güney Ege bölgemiz, dört mevsim turizm hareketliliği potansiyeline sahip bir cazibe merkezidir. Bölgemiz, halihazırda ülkenin en çok turist çeken üç bölgesi arasında yer almakta olup, Pamukkale’miz turizmde uluslararası üne sahip bir doğa harikasıdır. Bölgemiz, üretim, ihracat kapasitesi ve turizm gelirleri ile ülkemizin en rekabetçi bölgelerinden birisidir. Bu noktada Ajansımız; uluslararası rekabetçiliğin artırılması, turizm hareketliliğinin bölge geneline yayılarak artırılması, yeşil ve dijital dönüşümün sağlanması ve sosyal risklerin azaltılması olmak üzere 4 stratejik alana odaklanmaktadır. Bu alanlarda ilerlemeyi sağlamak için Ajansımız planlama ve fizibilite çalışmaları yapmakta, teknik destekler, eğitim ve danışmanlıklar vermekte, bölgemizi tanıtmakta ve yatırımcıların yolunu açmaktadır. Mali desteklerle de kalkınma yolculuğumuzu hızlandırmak için çaba göstermektedir” ifadelerini kullandı.
GEKA’nın destek verdiği 32 projenin detaylarına değinen Akdoğan, şu bilgileri paylaştı:
“Güdümlü Proje Desteği kapsamındaki Denizli Mesleki Eğitim Merkezimiz, faaliyetine başlamasından çok kısa bir süre sonra verilen ilk eğitimler sonrası 50 kursiyerin istihdamını sağlamıştır. Üreten Şehirler Programı kapsamında Denizli Sanayi Odası tarafından yürütülen ‘Denizli’nin Geleceği Temiz Üretimde’ projesiyle, Denizli’de tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik boya-terbiye alanında faaliyet gösteren 40 işletmeye kaynak verimliliği alanında danışmanlık ve fizibilite desteği verilerek yatırım yol haritaları belirlenmiştir. İmalat Sanayinde Dijitalleşme Faizsiz Kredi Desteği ile Tekstil, makine imalatı gibi alanlarında tamamlanan projelere sağlanan faizsiz kredi desteğiyle işletmelerin verimlilikleri ortalama yüzde 20 artırılırken üretim kapasiteleri de ortalama yüzde 15 artırılmıştır.
Geleneksel üretim süreçlerinde kurumsallaşma ve verimlilik odaklı dönüşümün sağlanmasına yönelik desteklerimiz kapsamında, Kooperatif ve Birliklerin Rekabet Gücünün Geliştirilmesine yönelik sebze-meyve kurutma, kestane işleme, zeytinyağı üretimi ve yöresel ürünlerin pazarlanması gibi alanlarda uygulanan 13 proje ile işletmelerimizin üretim değerleri yaklaşık yüzde 35 artırılmış, ek istihdamlar sağlanmıştır. Alternatif Turizm önceliğimiz kapsamında ise bölgemizde kıyı şeridinde yoğunlaşmış turizm faaliyetlerinin iç kesimlere yayılması, turizmin dört mevsime yayılması ve çeşitlendirilmesine yönelik şimdiye kadar birçok projeyi desteklemiş bulunuyoruz. Bu alanda son dönemde yürütülen projeler ile Beyağaç, Çameli, Çivril, Honaz gibi ilçelerimizde cazibe merkezleri oluştu, turizm hareketliliği artırıldı” – DENİZLİ
]]>“OMÜ; AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’de üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitledi”
SAMSUN – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal,” OMÜ girişimci ve yenilikçi üniversiteler arasında 11 basamak yükselmek suretiyle 35. sırada kendisine yer bulmuş, Webometrics sıralamasında 29. sıradan 21.sıraya yükselmiş, etkili üniversiteler arasında 18. sırada yer almıştır. AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’de üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitledi” dedi.
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, 1 Nisan 1975 yılında kurulan OMÜ’nün 49’ncı yılına özel açıklama yaptı. OMÜ’nün sürekli kendisini yükselttiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Yavuz Ünal, “Aday araştırma üniversitesi olarak tanımlanan Ondokuz Mayıs Üniversitesi girişimci ve yenilikçi üniversiteler arasında 11 basamak yükselmek suretiyle 35. sırada kendisine yer bulmuş, Webometrics sıralamasında 29. sıradan 21.sıraya yükselmiş, etkili üniversiteler arasında 18. sırada yer almıştır. Aynı zamanda URAP’ta 31 sıradan 26. sıraya yükselmiş, özellikle AR-GE, patentleme ve patentlerin ticarileştirilmesi noktasında Türkiye’deki üniversiteler arasında ilk 10’daki yerini sabitlemiş gibi gözüküyor. Ürettiği nitelikli sağlık hizmetiyle bölgenin güvencesi haline gelmiş, lisans düzeyindeki projeleri desteklemek suretiyle üniversitedeki öğrenci tercihini yönlendirmiş, yüksek lisans ve doktoradaki araştırmacıları burslandırmak suretiyle kendi geleceğini kurmak çabası içerisine girmiştir” diye konuştu.
“Kenevirle ilgili 34 proje”
Üniversite olarak bölgede üretilen sınai ürünler hem de zirai ürünleri dikkate alınmak suretiyle nitelikli araştırmalar yaptıklarını söyleyen Rektör Ünal, “Ondokuz Mayıs Üniversite bünyesinde yeni kurulan Eczacılık Fakültesi ile birlikte 20 fakülte, 3 enstitü, 3 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Hem lisans düzeyinde hem de sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikle eleman noktasında müfredatını gözden geçirmiş, ihtiyaç duyulan ara elaman noktasında sürekli eğitim merkezinin hazırladığı eğitim programları sayesinde sektörün ihtiyacı karşılar hale gelmiş aynı zamanda da Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan bir protokol çerçevesinde OMÜ Meslek ve Teknik Lisesi kurulmuştur. Kendi altyapısını oluşturma noktasında hem bölgeye katkı sağlama hem de bölgeden destek alma yoluna gitmiştir. Araştırma politikasında bölgede üretilen sınai ürünler hem de zirai ürünleri dikkate almak suretiyle nitelikli araştırmaları öncelikli alan olarak tanımlamış, bu bağlamda kenevirle alakalı 34 tane proje yapmış, sektörün ihtiyaçlarını karşılama noktasında da akademik personeli danışmanlığını sektörün hizmetine sunmuş, bu haliyle OMÜ, yarım asırlık tarihinde sadece kendi güçlü yapısını kurmakla kalmamış aynı zamanda bölgeye nitelik bir yatırımcının gelmesi için bir güvence teminatı oluşturmuştur” şeklinde konuştu.
Üniversite hakkında bilgi
Ayrıca OMÜ’den alınan bilgiye göre, OMÜ Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik, kültürel ve sosyal hayatına yeni bir soluk getirmek ve bölgeye katkı yapmak amacıyla 1975 yılında kurulan köklü bir devlet üniversitesi. Bölge üniversitesi olarak kurulan ve geride bıraktığı 49 yıllık tarihiyle üniversite, kuruluş misyonunun çok ötesine geçerek bugün 2 bin 318 akademisyen ve 2 bin 464 idari personelle 53 bin 618 öğrenciye hizmet veriyor. Araştırma Üniversitesi olma hedefi ve uluslararasılaşma misyonuyla, Türkiye’nin en güçlü araştırma ve eğitim-öğretim kurumlarından biri haline geldi. Adını; Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gelişiyle Milli Mücadelenin başladığı tarih olarak kayıtlara geçen “19 Mayıs 1919” tarihinden alan Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde, 20 fakülte, 1 yüksekokul, 13 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 1 konservatuvar ve 27 uygulama araştırma merkezi bulunuyor. Uluslararasılaşma konusunda büyük bir gayret gösteren üniversite, 111 ülkeden 5 bin 510 uluslararası öğrenci sayısı ile Türkiye’deki tüm üniversiteler arasında en çok sayıda uluslararası öğrencisi olan ilk 5 üniversiteden biri olan uluslararası bir üniversite. Üniversitenin Merkez Kurupelit yerleşkesi, yeşil doğası ve göletleri ile muhteşem deniz, orman ve dağ manzarasına sahip 8 bin 800 dönümlük yemyeşil bir arazi üzerine kuruldu. Üniversite ayrıca şehir merkezinde ve deniz kenarında konuşlanmış Güzel Sanatlar Yerleşkesi, Çarşamba ilçesinde Mustafa Kemal Güneşdoğdu Yerleşkesi ve Bafra ilçesinde Bafra Yerleşkesi bulunuyor. Üniversitenin yerleşkeleri dışında da şehrin birçok ilçesinde yerleşkelerden bağımsız 9 eğitim birimi (MYO’lar) bulunuyor. Üniversite “Engelsiz Üniversite” olma yolunda eğitim, öğretim ve yaşam alanlarının engelli öğrencilerin durumlarına uygun hale getirilmesi, üniversitesinin öncelik verdiği çalışma alanlarından biri oldu. Engelsiz Üniversite hedefi doğrultusunda birimlerin yaptığı çalışmalar ve başvurular neticesinde, 16 birim YÖK tarafından verilen Turuncu Bayrak almaya hak kazandı. Bu çalışmalar kapsamında 9 birim Turuncu Bayrak adaylık süreci de halen devam ediyor.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, İzmir temasları kapsamında Kemalpaşa ilçesinde esnafı ziyaret etti.
Ardından İzmir Ticaret Odasına geçen Bakan Fidan, “İzmir İş Dünyası Buluşması” etkinliğinde konuştu.
Bakan Fidan, iş dünyasının gerçekleştirdiği etkinlikleri çok kıymetli bulduğunu, dünyanın büyük bir belirsizlik içinde seyrettiği şu günlerde istişareyle ve ortak akılla hareket etmeye çok ihtiyaç olduğunu söyledi.
Ege Bölgesi’nin tüm çağlardan beri medeniyet, kültür, ekonomi, ticaret ve ulaşımının beşiği konumunda olduğunu belirten Fidan, “Bu nedenle genç Cumhuriyet’imizin ilk iktisat kongresinin İzmir’de toplanması da hiç tesadüf değildir. Ege’miz Türk milletinin dinamizmini üretime ve ihracata yansıtan, Türkiye markasının bütün dünyada tanıtılmasında her daim başı çeken bir bölge oldu.” dedi.
Fidan, müteşebbislerin küresel ölçekte önünü açmanın devletin ana stratejileri arasında olduğunu anlatarak, bakan olarak göreve başladıktan sonra temel önceliklerinden birisinin de bu olduğunu ifade etti.
13 yıl istihbarat teşkilatını yönettikten sonra göreve geldiğinde yayımladığı ilk genelgenin ekonomiyle alakalı olduğunu kaydeden Fidan, şunları söyledi:
“Dünyanın dört bir tarafına yatırım yapan iş insanlarımız var. Vatandaşlarımız, yaşadıkları ülkelerde gurur vesilesi başarılara imza atıyorlar. İlaveten çok devlete nasip olmayan ana vatana gönülden bağlı soydaşlarımız var. Bu büyük eşsiz beşeri gücü küresel bir güce dönüştürmek için de stratejiler geliştirdik. Bütün bunları sizler başta olmak üzere özel sektör platformları ve tüm dünyadaki kuruluşlarımızla hep birlikte hayata geçireceğiz. Devlet, özel sektör olarak hedefimiz bir, rotamız ortak; ülkemizi kalkındırmak, halkımızın refahını arttırmak. Ancak şu bir gerçek ki günümüzde bir ülkenin tek başına küresel ve bölgesel sorunlara göğüs germesi pek mümkün değil. Küresel ölçekte tahribat yaratan savaşların, çatışmaların ve krizlerin tam ortasında yer alan bir ülke olarak bu gerçeği görmekteyiz. Her türlü zor şartlara rağmen en hızlı büyüyen ülkeler arasındayız. İhracatımız tüm zamanların rekorlarını sizler sayesinde kırmakta. Savunma sanayisinde, çığır açıcı alanlarda hiç görülmemiş atılımlar içerisindeyiz. Ancak millet olarak başardıklarıyla asla yetinmeyen de bir karakterimiz var. Dolayısıyla daha da kalkınacaksak, daha da büyüyeceksek bunu komşularımızla, bölgesel ve küresel ortaklarımızla birlikte başarmamız gerekiyor. Ekonomik gelişimi, bölgemize yayıp bir bölgesel refah yaratarak yolumuzda ilerlemek gerekiyor. Bunu başarabilmeninse tek bir yolu var. Şartlar ne olursa olsun etrafımızda barışı, güvenliği ve istikrarı hakim kılmak. Dış politikamızın ana hedeflerinden birisi de budur. Ancak Türkiye gibi büyük ve güçlü devletler böyle bir sorumluluğun altına elini sokabilir.”
“Güvenliğe temel tehdit, terörizmdir”
Barış ve kalkınma vizyonunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki dış politikanın her adımında, her hamlesinde görüldüğünü ifade eden Fidan, Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki mezalimi, adil ve kalıcı barış temelinde sona erdirme arayışlarında ön planda olduklarına işaret etti.
Balkanlar ve Güney Kafkasya’da bölgesel sahiplenme kültürünü yerleştirerek barış ve istikrar için zemini kuvvetlendirmeye çalıştıklarını aktaran Fidan, şöyle konuştu:
“Komşumuz Yunanistan ile olumlu gündem üzerinden ilişkilerimizi geliştirip, sorunları çözmeye çalışıyoruz. Biz esasen hiçbir zaman Ege’de veya Doğu Akdeniz’de husumet yaratma arayışında olmadık. Ancak, yaşamsal çıkarlarımızı korumaktan da katiyen geri durmayacağız. Ülkemiz için olsun, bölgemiz için olsun, güvenliğe temel tehdit, terörizmdir. Terörist örgütlerle mücadelemizde eşi benzeri olmayan bir seviyeye ulaştık. Bu başarının üç temel unsuru var. Güçlü siyasi liderlik, milli stratejik kabiliyetlerimiz ve başta Irak olmak üzere komşularımızla yeni ve yapıcı bir angajman süreci. Geldiğimiz bu kritik safhada terörün kökünü tamamen kurutmaya kararlıyız.
Gerçekleşmesi için büyük destek verdiğimiz Irak’ın Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projelerle, bölgesel ve küresel bağlantısallığı tahkim ediyoruz. Enerji güvenliğimizi de sağlama alıyoruz. Bunu yaparken ortaklarımızla karşılıklı çıkarların korunmasını ve bölgesel işbirliğini teşvik eden bir anlayışı benimsiyoruz.”
ABD ve AB ülkeleriyle ekonomik ilişkileri artırma hedefi
Türkiye’nin hedefinin belli olduğunu ve bu hedefe giden stratejilerin sonuç odaklı olduğunu bildiren Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere müttefik ve ortaklardan barışın tesisi ve bölgesel kalkınma yolundaki çabalara yapıcı katkı vermelerini bekliyoruz. Maalesef bu stratejik yaklaşımı çoğu zaman göremiyoruz. Türkiye’ye bakışlarında sığ ve günlük siyasi tartışmaların, ön yargıların hala baskın çıkabildiğine şahit oluyoruz. ABD ve AB ülkeleriyle bahsettiğim ön yargılara rağmen, ekonomik ilişkilerimizi arttırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu noktada, ticaret hacmimizin ve doğrudan yatırımların arttırılması ön plana çıkıyor. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisinin sağlanması konularında diplomatik çabalarımıza da hız verdik.”
Hükümetin İzmir’e yönelik hedeflerinin de çok büyük olduğuna dikkati çeken Fidan, İzmir’i en gelişmiş enerji ve ulaşım ağlarıyla donatılmış, bilgi, teknoloji ve inovasyonu ticari başarıya tahvil eden, bütün küresel stratejik pazarlara erişebilen, gençler için parlak bir gelecek perspektifi sunan, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya öncülük eden bir dünya şehri yapmak istediklerini kaydetti.
Toplantıya, İzmir Valisi Süleyman Elban, İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ercan Korkmaz, Cumhur İttifakı Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile iş dünyası temsilcileri katıldı.
Program, konuşmaların ardından basına kapalı devam etti.
]]>İlçeye 60 kilometre uzaklıktaki mahallede 31 Temmuz 2021’de yaşanan selde 6 ev yıkıldı, 32 ev kullanılamaz hale geldi, yüzlerce hayvan telef oldu.
Yaşanan selin ardından tüm kurumların seferber olduğu Esenyamaç Mahallesi’nde, evi zarar görenler için konteynerler kuruldu, mahalle sakinlerine Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve Türk Kızılay koordinesinde gıda, battaniye, yemek, kıyafet yardımında bulunuldu.
Bölgede sel felaketinin tekrar yaşanmaması ve vatandaşların daha güvende olması için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce taşkın koruma tesisi yapımına başlandı.
Yapımına geçen yıl başlanan tesis, 4 yerinde dökme menfez, 2 tersip bendi, 2 ıslah sekisi, 1750 metre beton duvar ve 1750 metre korkuluk yapıldı.
Taşkın önleme tesisi, vatandaşların daha güvenli hissetmesinin yanı sıra bölgedeki su kaynaklarının etkin bir şekilde yönetilmesine katkı sağlayacak.
“Mahalle sakinlerinin can ve mal emniyeti sağlanmış oldu”
DSİ 17. Bölge Müdürü Ayhan Şahna, AA muhabirine, tesisin tamamlanmasıyla yaşanabilecek taşkınlara karşı bölgenin daha güvenli hale geldiğini söyledi.
Mahalle sakinlerinin tesisin yapılmasından büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Şahna, şöyle konuştu:
“Şu anda Van’ımızda, belki il bazında dahi olmayan bir tesisimizi bu köyümüze bitirerek bölge insanının hizmetine sunmuş durumdayız. Projemiz 33 milyon liraya mal olmuştur. Gerek Van için gerekse Esenyamaçlılar için bu tesisimizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 2023 yılı sonu itibarıyla bitirilen tesisimiz ile o bölgede yaşayanların, mahalle sakinlerinin can ve mal emniyeti sağlanmış oldu. Geçmişte düzensiz akışlı olan deremizde ne yazık ki 700-800 hayvan telef olmuş, derenin etrafındaki evler de taşkınlardan etkilenerek yıkılmış, kullanılamaz hale gelmişti. O dönemde büyük acılar yaşandı. Bugün ise her türlü taşkın olayına cevap verebilecek, güvenlik oluşturabilecek bir tesis yaparak bölge insanımızın yüzünü güldürmüş ve güvenini sağlamış durumdayız.”
“Ülkemizle, Cumhurbaşkanımızla her zaman övünmeliyiz”
Esenyamaç mahalle muhtarı Ayhan Korkmaz ise 2021’de bölgede sel felaketinin meydana geldiğini, insanların büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi.
O günleri unutamadıklarını ifade eden Korkmaz, “Devletimizin bütün kurumları Esenyamaç için seferber oldu. Herkes Esenyamaç için imkanlarını seferber etti. Ülkemizle, Cumhurbaşkanımızla her zaman övünmeliyiz. Yapılan hizmetleri görüyoruz. Taşkın koruma tesisi mahallemiz için önemli bir hizmet oldu. Taşkın koruma tesisimiz, saniyede 7 milyon metreküp suyu tahliye edebilecek şekilde inşa edildi.” dedi.
Daha önce yağmurlu havalarda insanların evlerinde barınamadığını anlatan Korkmaz, “İnsanlar daha güvenli yerlerdeki yakınlarının evine gidiyordu. Taşkın koruma tesisi yapıldıktan sonra insanlarımız huzurlu şekilde korkmadan hayatlarına devam ediyorlar. Rabbim devletimize zeval vermesin. Rabbim devletimizin gücünü artırsın. Vatandaş olarak devletimize minnettarız.” ifadelerini kullandı.
Mahalle sakinlerinden Suhyetin Uğur, “Devlet bize yardım etti. Bu kanalı yaptılar. Bu duvarın yapılmasından sonra selden korkmuyoruz. Allah devletimizden razı olsun.” diye konuştu.
]]>Güney Afrika Ulusal Parkları’ndan edinilen bilgiye göre, geçen yılın mart ayından bu yana 1,6 milyon kişinin ziyaret ettiği Kruger Ulusal Parkı, 19 bin kilometrekareyi aşkın yüzölçümü ve zengin hayvan çeşitliliği ile kıtanın en gözde vahşi yaşam merkezleri arasında yer alıyor.
Parkın en kuzeydoğusunda, Güney Afrika, Zimbabve ve Mozambik sınırlarının kesiştiği “Pafuri üçgeni” adı verilen bölge ise yüzyıllardan beri bu topraklarda yaşayan Makuleke kabilesine ev sahipliği yapıyor.
Bir zamanlar beyaz ırkçı apartheid rejimi tarafından zorla yerlerinden edilen Makulekeler, geri döndükleri topraklarında vahşi yaşam turizminin başarılı örneklerinden birini sergiliyor.
Kruger Ulusal Parkı ile Makuleke işbirliği
Yaklaşık 12 bin nüfuslu Makuleke kabilesinin şeflerinden Solomon Maluleke, AA muhabirine, kabilesinin bölgenin kadim halklarından biri olduğuna değinerek, atalarının 1969 yılından önce yüzyıllardır bu topraklarda yaşadığını belirtti.
Şef Maluleke, “Apartheid rejimi 1969 yılında bizleri bu topraklardan zorla sürdü. 1994 yılında demokrasinin gelmesiyle, hükümet yerlerinden edilenlerin topraklarına dönmesine izin verdi. Bizlerde 1995 yılında toprağımıza geri döndük ve müzakerelerin ardında 1998 yılında bu topraklar, topluluğumuza geri verildi.” dedi.
Buraya geri döndüklerinde, önce tarımcılık ve madenciliğe yöneldiklerini aktaran Maluleke, sonrasında Kruger Ulusal Parkı’nın tavsiyesiyle bölgenin korunması adına turizme yöneldiklerini belirtti.
Maluleke, bu süreçte Kruger Ulusal Parkı yönetimiyle ortak hareket ettiklerine değinerek, park yetkililerinin bölgenin korunmasından sorumlu olduklarını, kendilerinin ise bölgenin yönetimi ve işletmesini sağladıklarını belirtti.
Kabilenin, bölgedeki iki turistik konaklama tesisinin işletmesini yürüttüğünü, ayrıca vahşi yaşam rehberliğine yönelik bir eğitim merkezine sahip olduklarını belirten Maluleke, bu işletmelerden 110’dan fazla kabile mensubuna istihdam sağlandığını kaydetti.
Çalışanların yüzde 99’u yerel halktan
Yönetimini Makulekelerin üstlendiği Return Africa Pafuri Kampı isimli turistik tesisin genel müdürü Godfrey Baloyi, 2015 yılında kurulan bu işletmenin, Makuleke kabilesiyle 45 yıllık bir anlaşmaya sahip olduğunu belirterek, “Anlaşmaya göre çalışanlarımızı Makuleke topluluğundan istihdam ediyoruz. Burada çalışanların yüzde 99’unun yerel halktan olduğunu söylemekten mutluluk duyuyorum.” dedi.
Baloyi, bu sayede yerel halkın, turizm sektöründe kariyer edinme imkanı bulduklarını belirterek, “Yönetici ekibin tamamı, yüzde 100’ü Makulekelerden oluşuyor. Burada, kendi toprağımızda çalışmaktan ve kazanmaktan dolayı çok mutluyuz.” diye konuştu.
Yaklaşık 260 kilometrekarelik bir alana sahip Pafuri Kampı’nın, 19 bin kilometrekareden büyük Kruger Ulusal Parkı’nın biyolojik çeşitliliğinin yüzde 75’ine ev sahipliği yaptığını belirten Baloyi burayı ziyaret edenleri, eşsiz bir doğa deneyiminin yanında, insanlık tarihine bir yolculuğun beklediğini söyledi.
Kaçak avcılıkla mücadele en etkili yöntem
Kruger Ulusal Parkı korucularından Richard Sowry ise kaçak avcılıkla mücadelenin en etkili yönteminin, park çevresinde yaşayan yerel halkın turizme kazandırılması olduğunu söyledi.
Turizm çevresinde gelişen tesis, çiftlik ve sanayinin, Makuleke örneğinde olduğu gibi, yerel halka ciddi bir gelir kaynağı sunduğuna değinen Richard, bunun vahşi doğanın sürdürülebilir korunması açısından büyük önem taşıdığını belirtti.
Richard, bu sayede kaçak avcılıktan kazandığından çok daha fazlasını kazanma fırsatı bulan yerli halkın, kaçak avcılıkla mücadelede yetkililere her türlü desteği sağladığını ifade etti.
Üç sınırın kesiştiği nokta: Crooks Corner
Makulekelerin topraklarının güney ucunda yer alan Crooks Corner, Güney Afrika, Zimbabve ve Mozambik sınırlarının kesiştiği yer olma özelliği taşıyor.
Bir zamanlar kanun kaçakçılarının yoğun olarak kullandıkları bu sınır noktası, bugün ziyaretçilerine Limpopo Nehri kıyılarında, ıssızlığın ortasında, üç ülkeye nazır etkileyici bir manzara sunuyor.
Güney Afrika ile Zimbabve arasındaki Pafuri Sınır Noktası da buranın birkaç kilometre güneyinde yer alıyor.
Bu bölge aynı zamanda çok sayıda Baobab ağacına da ev sahipliği yapıyor.
]]>Milli Yol Partisi Akyurt Belediye Başkan Adayı Barış Ezer, 31 Mart Yerel Seçimleri öncesi yaptığı yazılı basın açıklaması ile Akyurtlu hemşehrilerine seslendi. Ezer, açıklamasında şunları kaydetti:
“GELECEĞİN AKYURT’U SİZİN OYLARINIZLA ŞEKİLLENECEK”
“Üç gün sonra sandığa gidip, yeni belediye başkanı ve yönetimini belirleyeceksiniz. Geleceğin Akyurt’u sizin oylarınızla şekillenecek. Ben de yıllardır burada yaşayan bir hemşehriniz olarak, Başkentimizin bu güzide ilçesinin nasıl adeta mağduriyet bölgesine dönüştürüldüğünü yakından biliyorum.
Akyurt, hem şehrin kıyısında sessiz, sakin, doğal atmosferiyle, hem kendi sahip olduğu imkanlarla, Türkiye’de çok özel ve örnek bir ilçe olabilirdi. İnsanların bir yandan büyükşehir konforunda yaşam sürerken bir yandan da doğayla iç içe bir aile hayatı yaşayabilecekleri yepyeni bir şehir kültürü geliştirilebilirdi. Ama beceriksiz, vizyonsuz, rantiyeci belediyecilik anlayışları yüzünden bu gerçekleşmedi. Bırakın örnek bir ilçe olmayı, yıllardır çözülmeyen sorunları katlanarak devam etti.
Bunun en önemli sebebi, partileri farklı olsa da zihniyetleri birbirinin kopyası, belediyecilik anlayışları dar adaylar dışında bir seçeneğinizin olmamasıydı.
Bugün seçeneksiz değilsiniz. Biz Milli Yol Partisi olarak, ben içinizden çıkmış bir Akyurtlu Barış Ezer olarak, ilçemiz için yepyeni bir vizyon ortaya koyuyorum.
“RANTİYECİLER RAHATSIZ OLMUŞ”
Biz ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle gezip Akyurt için yapacakarımızı, belediyecilik anlayışımızı, projelerimizi anlatıyoruz. Akyurtlu hemşehrilerimizin bunu nasıl heyecanla karşıladığını görüyorum. Bunu başkaları da görüyor. Yıllardır belediyeciliği bir rant kapısı, bir menfaat ve maddi kazanç aracı olarak görenler de görüyor. Bugüne kadar meydanı boş zanneden bu efendiler, şimdi bizden rahatsız olmuşlar; kendi aralarındaki görüş ve anlayış farklılıklarını bir kenara koyarak menfaatleri için el ele verip işbirliği, güç birliği yapmaya çalışıyorlar.
Peki neyden rahatsız olmuşlar?
Biz, Akyurt’un kalkınması için kulanılması gereken kaynakları ne yaptıklarını sormuşuz. Beledeyiden hangi rantları elde ettiklerini sorgulamışız. Mal varlıklarınızı açıklayın demişiz. Sormayacak mıyız?
Elbette ki soracağız; hatta sormakla yetinmeyeceğiz, sonuna kadar da peşini bırakmayacağız.
Buradan bizden rahatsız olanlara, bütün adaylara açık bir çağrı yapıyorum: Herkes, malvarlığını açıklayacak.
Mevcut belediye başkanı ve Akyurt’ta daha önce belediye başkanlığı yapmış olanlar, başkan olmadan evvelki ve başkanlık yaptıktan sonraki malvarlıklarını açıklayacak.
Milletin kesesi, Yağma Hasan’ın böreği değil, yedirmeyeceğiz kimseye.
Kendisine yahut çevresine, yakınına, yandaşına belediye imkanlarıyla gelir kapısı oluşturanların peşini bırakmayacağız.
Kapalı kapılar ardında iş bitirenleri, karanlıkta çevrilen işleri millete anlatacağız. Biz aydınlığı, yepyeni bir anlayışı temsil ediyoruz. Hiçkimseden de korkumuz yok. Menfaatçiler bizden korksun. Biz en küçük ışığın bile en büyük karanlıktan daha büyük ve daha güçlü olduğuna inanıyoruz.
Ne diyordu merhum şair Ziya Paşa:
‘Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar;
Rencide olur dide-i huffaş ziyadan’
Yani diyor ki ‘Cahil olanlar, düzenbaz olanlar, kamil olanı, dürüst olanı, çekemez. Karanlıkta iş çevirenler, aydınlık olanı çekemez. Yarasanın gözleri aydınlıktan rahatsız olur.’
“AKYURT SANDIĞINIZ GİBİ SAHİPSİZ DEĞİL”
Kusura bakmayın beyler, Akyurt sandığınız gibi sahipsiz değil. Sizi rahatsız etmeye devam edeceğiz. Allah’ın izni ile 31 Mart’ta Akyurt belediye başkanlığını kazanacağız. Belediye üzerinden ve milletin cebinden yanlış işler çevirenler de 1 Nisan sabahı itibariyle hesap vermeye hazır olsunlar. Çünkü biz, halkın hesap soracağı, yönetimlerin de hesap vereceği bir anlayışı temsil ediyoruz. Biz şeffaf belediyeciliği temsil ediyoruz. Biz soyguncu anlayışlara son vermek üzere yola çıktık. Menfaat gruplarıyla, çıkarcı azınlıklarla değil, milletimizle el ele yürüyoruz. Biz koltuğa oturanın millete efendilik edeceği, köşeyi döneceği değil, millete hizmetkar olacağı, halkın, garip gurebanın hakkını, hukukunu her şeyden üstün tutacağı bir anlayışı temsil ediyoruz.
Biz başkaları gibi ön planda klasik belediyecilik anlayışıyla park bahçe yapıp çöp toplayan, arkada ise belli çevrelere özel imar planları yaparak, belediye ihalelerini yakına yandaşa peşkeş çekerek iş çeviren bir anlayışı temsil etmiyoruz. Biz, bölgenin kalkınmasını, hizmet alırken günümüz teknolojisinin tüm imkanlarından eksiksiz yararlanmasını, tarımsal desteği, üretimi, sanayi yatırımlarına altyapı sağlamayı, kalkınmayı önceleyen, şehirlere kimlik ve kişilik kazandırmayı önemseyen bir anlayışı temsil ediyoruz.
AŞKLA AKYURT BAŞKA AKYURT
Akyurt için hayallerimiz, hedeflerimiz var.
Akyurt merkezde verilen tüm hizmetler, köylerimizde de eksiksiz verilecek. Çiftçilerimize, sistemli ve düzenli olarak, tohum, gübre, ilaç desteği verilecek. Daha modern tarım yapılması için ücretsiz ziraat danışmanlığı verilecek.
Şu çağda hala bölgede sık sık su ve elektrik kesintileri yaşanıyor. Bu konudakı eksiklikler 1 yıl içerisinde tamamen giderilecek. Ulaşım konusunda halkın yaşadığı sıkıntıları biliyorum. İnternet altyapısındaki yetirsizlikleri biliyorum. Bu sorunların tamamını, 2 içerisinde çözüp, hemen ardından geleceğin Akyurt’unun inşaasına başlayacağız.
Biz ‘Aşkla Akyurt Başka Akyurt’ diyoruz.
Akyurt, doğayla iç içe bir yatay şehirleşme anlayışı ile insanın topraktan kopmadığı bir şehirleşme anlayışı ile Ankara’da yaşayan seçkin ve saygın insanların yaşamak için tercih edeceği en öncelikli bölge olacak. Gençlerimizi iş sahibi yapmak için, bölgede sanayi yatırımlarını en azami şekilde teşvik edeceğiz. Bölgeye yatırım yapacak olan tüm işadamlarımıza her türlü altyapı hizmetini kolaylaştıracak, bu konudaki eksiklikleri gidereceğiz.
Belediye olarak bölgemizdeki bütün meslek okullarıyla iş birliği yaparak iş atölyeleri kuracağız. Çocuklarımıza burada mesleğin tüm uygulamasını öğrenecekleri staj yapma, hatta üretim yapma imkanı sağlayacağız. Staj mağdurları yıllardır stajlarının sigorta başlangıcı sayılmasını istiyor. Duyan yok. Biz burada bu sorunu da çözüyoruz. Staj yapan bütün çocuklarımıza sigortalarını yapacağız.
Havalanına da yakın olan Akyurt ilçemiz, Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olacak.
MİLLİ YOL BELEDİYECİLİĞİ
Milli Yol Partisi, Türkiye’deki yapısal değişikliği gerçekleştirecek bir adrestir. Başta siyaset kurumu olmak üzere eğitimden kalkınmaya, tarımdan ekonomiye birçok alanda rasyonel bir üretim ve fayda anlayışını oturtacaktır. Milli Yol Partisi, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’de belediyecilik anlamında yeni bir çığır açacaktır. Şehirlerimizde ufuk açacak ve yaşanabilir kentler anlayışıyla milletin huzuruna çıkacaktır.”
]]>Türkiye’nin ilk serbest bölgesi olan Mersin Serbest Bölgesi, hem Mersin’e hem ülke ekonomisine katkı sunmaya devam ediyor. Mevcut alanın tamamı yatırımcılara tahsis edilen bölgede, kuruluşundan bugüne kadar 78,9 milyar dolar ticaret hacmi gerçekleştirildi.
“Geçen yıl ticaret hacminde en yüksek 3’üncü değere ulaştık”
Mersin Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (MESBAŞ) Genel Müdürü Edvar Mum, bölgedeki gelişmeleri ve hedeflerini İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. Geçen yılı yüksek bir ticaret hacmiyle kapattıklarını belirten Mum, “2023 yılında Mersin Serbest Bölgesinde ticaret hacmi 3,7 milyar dolar olarak neticelendi. 3,7 milyar dolar, Mersin Serbest Bölgesinin kuruluşundan itibaren ulaşılan en yüksek 3’üncü değerdir. Bu anlamda Mersin Serbest Bölgesinde, tüm yatırım alanları kullanılarak gerekli üretim ve ticari faaliyetler devam etmektedir. Bu gelişim, Mersin ilimiz ve ülkemiz ekonomisi açısından önemli görülmektedir” dedi.
“Bölgemiz, bulunduğu iyi yerini koruyor”
Ekonomideki zorlu sürecin Mersin Serbest Bölgesi ve firmalar üzerindeki etkilerini de değerlendiren MESBAŞ Genel Müdürü Mum, “Mersin Serbest Bölgesi, uluslararası piyasada bulunduğu coğrafi konumunun önemi, ulaşım bağlantılarının güçlü olması, yatırımcı firmaların üretim ve ticari faaliyetler açısından değerlendirilmesinde ön planda olması açısından şu anda bulunduğu iyi yerini koruyor. Bu kapsamda da ticari faaliyetlerimiz her zaman belli bir çizginin üzerinde devam ediyor. Aynı şekilde yapılan ticaretin üretime ve istidama katkıları da devam ediyor” diye konuştu.
Son dönemde dolardaki artış nedeniyle firmaların yaşadıkları zorluklara değinen Mum, en fazla sıkıntıyı emek yoğun çalışan firmaların yaşadığına dikkat çekti. Mum, “Özellikle emek yoğun çalışan firmaların uluslararası piyasadaki fiyatlandırma çerçevesi içerisinde zorlukla karşılaştıklarını biliyoruz. Özellikle Uzak Doğu’nun bize yakın ülkelerinde ve bazı Afrika ülkelerinde işçilik maliyetlerinin düşük olmasından dolayı bizde emek yoğun çalışan firmaların fiyat tutturmada uluslararası piyasada zor durumda olduklarını biliyoruz. Bu konuda da çalışmalara devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
MESBAŞ olarak, firmalara mümkün olduğunca hızlı ve kaliteli hizmet vererek, altyapıyı iyileştirerek destek olmaya çalıştıklarının altını çizen Mum, son 5 yılda yaklaşık 18 milyon dolarlık bir altyapı oluşturduklarını söyledi. Mum, altyapının da iyileştirilmesiyle beraber firmalara daha iyi hizmet götürerek, yaptıkları ticari üretim işlemlerinde destek olmaya devam ettiklerini kaydetti.
“Bölgemiz, önemli bir istihdam merkezi konumundadır”
Bölgede şu anda yaklaşık 10 bin 500 kişinin doğrudan istihdam edildiğini dile getiren Mum, “Dolaylı istihdamla bu rakam 11 bin kişiye kadar çıkıyor. Mersin Serbest Bölgesi, tek başına ortaya koyduğu bu istihdamla hem Mersin ili için hem ülkemiz açısından önemli bir istihdam merkezi konumundadır. Serbest Bölge 877 dönüm alan üzerine kurulu. Bu alanda şu anda 280 yerli ve 95 yabancı firma faaliyet gösteriyor. Alanın tamamı yatırımcılara tahsis edilmiş durumda. Üst yapılar tamamlanmış durumda ve faaliyet devam ediyor” şeklinde konuştu.
“Yüzde 40’lık bir ticaret hacmi artışını ilk iki ayda gördük”
Bu yılın yaklaşık üç aylık sürecinin bölge açısından çok iyi başladığına işaret eden Mum, şunları söyledi:
“Üç aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre faaliyetlerimizi biraz daha arttırdık. Şubat ayı sonu itibariyle geçen yıl şubat sonunda 512 milyon dolarlık ticaret hacmimiz bu yıl 700 milyon doların üzerine çıktı. Yani yüzde 40’lık bir ticaret hacmi artışını ilk iki ayda gördük. Bundan sonraki süreçte de bu şekilde devam edeceğini ümit ediyoruz. Dolayısıyla bu yılı iyi bir sonuçla kapatacağımızı düşünüyoruz. Burada özellikle sınai olarak çalışan firmaların yaptıkları ticari ve üretim işlemlerindeki hareketlerini artırmaları dolayısıyla bu rakamlar da artıyor. Tabi bu coğrafi konum, doğrudan deniz yolu bağlantısının ve kendi limanının bulunması, burada gemilere doğrudan hizmet verilmesi büyük bir avantaj. Mersin Serbest Bölgesi, bu avantajını iyi kullanıyor.”
“Bu yılın sonunda 4 milyar doların üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz”
Bölgenin çevresel anlamda genişleme alanı olmadığı için yeni yatırım alanları oluşmasının da biraz zor göründüğüne dikkat çeken Mum, mevcut alanların daha verimli kullanılması yönünde çalıştıklarını söyledi. Bu anlamda, hazineye intikal eden alanların uygun firmalara tahsis edilmesi için çaba harcadıklarını ifade eden Mum, Ticaret Bakanlığı ile ortak çerçevede çalışarak, kapasitesi yüksek, istihdamı daha çok sağlayan firmalara tahsisi yönünde çalışmalar, görüşmeler ve araştırmalara devam ettiklerini belirtti.
2024’ten beklentilerini ve hedeflerini de açıklayan MESBAŞ Genel Müdürü Mum, şunları kaydetti:
“Bu yıl, ilk 2 aylık sonuçlar ve üçüncü aya da baktığımızda Mersin Serbest Bölgesinde bu istikrarın devam ettirileceğini düşünüyoruz. 2024’ün sonunda da 4 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla bu ticaret hacmi artışı; Mersinimiz ve ülkemiz ekonomisi açısından önemlidir. Ayrıca, Türkiye’deki serbest bölgeler içerisinde en yüksek işlem hacmi gerçekleştiren ikinci bölgeyiz şu anda. Biz de MESBAŞ olarak ülke ekonomisine katkıların devam ettirilmesi anlamında Denizli Serbest Bölgesinin de işletimini aldık. Orada kurduğumuz DENSER isimli şirketle Tasarruf Mevduatı Fonu’ndan yapılan ihaleye girdik ve kazandık. Şu anda yeni yatırımcıların Denizli Serbest Bölgesine ulaştırılması, faaliyete geçirilmesi ve ticaret ile üretimin artırılması konusunda şirketimiz çalışmalar yapıyor.” – MERSİN
]]>MELTEM KARAKAŞ
CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Eskişehir’e yapılmak istenen altın gümüş madeninin ÇED başvurusunun iptal edilmesine rağmen bölgenin sontaj çalışmalarıyla delik deşik edildiğini, bölge halkının Erzincan İliç’teki maden faciasından sonra çok tedirgin olduğunu söyledi. Süllü, “Biz AKP Büyükşehir Belediye Başkan Adayı’nın bu konuda ne düşündüğünü açıklamasını bekliyoruz” dedi.
CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, partisinin Eskişehir İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, Sarıcakaya, Mihalgazi ve Tepebaşı ilçelerini kapsayan bölgede yapılmak istenen altın gümüş madenine ilişkin açıklamalar yaptı. 5 Ocak’ta ÇED başvurusunun iptal edilmesine rağmen bölgenin sondaj çalışmaları ile delik deşik edildiğini söyleyen Süllü, bölgede yaşayan vatandaşların Erzincan İliç’teki maden faciasından sonra çok tedirgin olduğunu, telefonlarının susmadığını ifade etti. Süllü, şunları söyledi:
“BÜTÜN AĞAÇLAR KESİLİĞİ NUMARALANDIRILMIŞ”
“2019 yılında vatandaşların ağaç kesimi ihbarları üzerine Alpagut bölgesine gittiğimizde Karatepe’ye çıkmıştık ve orada kamuoyu ile bu bilgileri paylaşmıştık. Orada bütün ağaçların kesildiğini oraya çıktığımızda kayaların numaralandırıldığını ve sondaj yapıldığını görmüştük. Bu nedenle orada altın madeni arandığına dair uyarılarda bulunmuştuk. Ondan 4.5 yıl sonra 12 Aralık 2023 tarihinde bildiğiniz gibi Cengiz Holding’e bağlı altın bakır madenleri işletmesinin Alpagut Mahallesi’nin Tepebaşı ilçemizi de ilgilendiren Atalan ve Tekeciler bölgelerini de içeren alanda bir ÇED başvurusu yapıldığı haberiyle gözler bölgeye çevrilmişti. Bu bölgede ÇED toplantısı yapılacağını düşünüyorduk ama 5 Ocak tarihinde ÇED başvurusunun iptal edildiği bilgisi bize duyuruldu. Biz herhalde yerel seçim öncesi Eskişehirlilerin bu konudaki duyarlılığı nedeniyle bu konuyu ertelemeyi düşündüler diye. Fakat biz bölgeye gittiğimizde vatandaşlarımızın bu konuda endişeli olduğunu duyduk. Erzincan İliç Çöpler Madeni’nde olan facia sonrasında bütün gözler tüm ülkede altın madenlerine çevrildi. Üzerinden 44 gün geçmesine rağmen hala 9 can toprağın altında. Alpagut’a gittiğimizde orada gördük ki vatandaşlar bu konuda çok endişeli. Özellikle Erzincan’daki olaydan sonra altın madeninin nelere yol açabileceği konusunda vatandaşlarımızın çok endişeli olduğunu gördük. ve biz tekrar 5 yıl sonra bölgede neler olmuş diye Mihalgazi Belediye Başkan Adayımız Hasan Ünal ve belediye meclis üyeleriyle Karatepe bölgesine gittik.
“ETİKETLERDE TÜPRAG ADLI KANADALI ŞİRKETİN ADI VAR”
Bütün dağ, ormanlık alan tamamen delik deşik edilmişti. Yer yer sondaj kuyuları açılmıştı ve sondaj kuyuları sayısız sondaj kuyusuna rastladık. Demek ki bu 5 yıllık süreç içinde burada ciddi anlamda sondajlar yapılmıştı. Sondajların her birinde de Cengiz Holding Eti Bakır İşletmeleri’ne ait etiketleri gördük. Sadece sondaj kuyularında değildi bu gördüğümüz etiketler. Tüm ormanlık alan levhalandırılmış. Bu levhalarda Eti Bakır’ın dışında bir de etiketlerdeki isimlerden birisi de TÜPRAG adı verilen yüzde 100 Kanadalı bir firmanın olduğunu biliyoruz. Kanadalı şirket Türkiye’de yaptığı izinsiz sondajlarla ünlü. Kaçak sondajlarıyla sürekli mahkemelik oluyor. Alpagut bölgesinde güzelim bir ormanlık alan var. Toplamı 672 hektarlık bir alanda yapılacak bu maden araması. Bunun 542 hektarı da ormanlık alana denk geliyor. Öncelikle yüz binlerce ağaç kesilecek bu bölgede. Bu bölge tamamen ormanlık bölge. Ardından toprak sıyrılacak. Kayalar parçalanacak. Dinamikler patlayacak. Tozlar, zehirli salınımlar doğaya zarar verecek. O bölgede yer altı suları var. Onlar kaybolacak. Orada vatandaşlara bir şey söylenmiş. Dediler ki, burada tarımsal amaçlı sulama göleti yapılıyor. Vatandaşların bilgisi bu yönde. Biz bölgeye gittik. O göleti de gördük. Gölet tamamen kayaların ortasında bir alan açılmış ve açılan bu alanda biz anladık ki, bu şekilde yapılan bir sulama göleti değil. Ormanlık alanda kayalar alınmış ve çalışmalar yürütülüyor burada.
“CHP’Lİ BELEDİYELER OLMASAYDI ESKİŞEHİR’E KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRAL YAPILACAKTI”
Biz Eskişehirliler olarak hep beraber Alpu kömürlü termik santralini engellemiştik. Eğer CHP’li belediyelerin duyarlılığı olmasaydı belki termik santral şu anda işliyor olacaktı ve biz bugün termik santralin çevreye yaratmış olduğu sorunları konuşuyor olacaktık Eskişehir olarak. Dolayısıyla bu konu gerçekten şu anda son derece önemli. Yerel yönetimlerin havasını, suyunu, toprağını korumasında da çok önemli bir işlevi var. Yani biz Eskişehir’imizde yeni bir İliç façası yaşanmasını istemiyorsak, zehir solumak, içmek istemiyorsak, kanser ve solunum hastalıkları nedeniyle hasta olmak istemiyorsak tam da yerel seçim öncesinde bu konuyu konuşmalıyız. Biz CHP’li adaylarımızın ve belediyelerimizin bu konudaki duyarlılıkları çok belli. Büyükşehir belediyemiz 25 yıldır tarım topraklarımızın korunması konusunda, suyumuzun, havamızın korunması konusunda gerektiğinde yasal süreçleri işleterek büyük başarılar elde etti. Adayımız Sayın avukat Ayşe Ünlüce belediyede olmadığı dönemde bile baroda hukuk komisyonlarında bu konuda inanılmaz mücadele verdi. Bu nedenle biz geçmişe güven, geleceğe inan diyoruz. Biz CHP’liler bu konuda duyarlılığımızı geçmişte olduğu gibi geleceğe yönelikte de çok açık bir şekilde ortaya koyuyoruz. Ancak diğer adaylardan biz hiçbir şekilde çevre duyarlılığı konusunda bugüne kadar tek bir söz duymadık. AKP’li bakanlar gelip gidiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı geldi gitti. Bir sürü konuda söz etti. Ama biliyorsunuz ÇED başvurusu aslında tam da kendisini ilgilendiriyor. Bu konuda tek bir cümle söylemedi.
“RUHSAT VERİLDİĞİNDE FATİH DÖNMEZ ENERJİ VE TABİ KAYNAKLAR BAKANIYDI”
Bu etiketlerde bir ruhsat tarihi var. 2022 ruhsat tarihi. Şu anda AKP Milletvekili olan Fatih Dönmez tam da bu ruhsatın verildiği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’ydı. Kendisinden de bu konuda tek cümle duymadık bugüne kadar. Biz şunu söylüyoruz: Özellikle adaylar Eskişehirlilerin bu çevre duyarlılığı havasını, suyunu, toprağını kirlettirmeme konusunda bir açıklama bekliyoruz tüm adaylardan. Mihalgazi’de ortam delik deşik. Mihalgazi Belediye Başkanı neredeydi? Hiç mi ruhu duymadı? Bütün olup bitenleri biliyordu Belediye Başkanı Zeynep Hanım. Bu konuda hiç sesini duymadık. Vatandaşlara tarımsal sulama göleti yapılıyor diyor. Bu konuda acilen açıklama bekliyoruz Zeynep Hanım’dan. En son Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na bir soru önergesi verdim. Gelen yanıtta Eskişehir’de son 3 yılda tam 318 maden ruhsatı verildiği yanıtı verildi soru önergeme. Biz Eskişehirliler bu konuda çok endişeliyiz. AKP’nin maden konusundaki politikaları malum. Vahşi madenciliğe geçit veriyor. Maden yasalarını sürekli madenciler lehine değiştiriyor. Biz AKP Büyükşehir Belediye Başkan Adayı’nın bu konuda ne düşündüğünü açıklamasını bekliyoruz. Bugüne kadar sadece kendi ticareti ve özel zevkleriyle uğraştığı için bilmediği konularda ahkam kesmeyi artık bıraksın. İktidar partisinin vekili olarak AKP’nin ranta dayalı bu vahşi madencilik konusunda ne düşündüğünü kamuoyu ile paylaşmaya kendisini davet ediyoruz.”
]]>BURSA – Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, kentsel dönüşüm çalışmalarını konut alanlarının yanında tarihi alanlarda da ara vermeden sürdüreceklerini dile getirerek, “Uzun yıllardır konuşulan Bursa’nın kalbi konumundaki Hanlar Bölgesi’ndeki ‘Çarşıbaşı meydanı’ projemizle tarihe imza attık. Bu daha başlangıçtı. Hanlar Bölgesi’ni ilmek ilmek işleyeceğiz” dedi.
Bilimsel altyapı, bütüncül bakış açısı, doğru planlama ve ortak akılla ‘Dirençli şehir Bursa’ için dönüşüm çalışmalarını başlatan Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Alinur Aktaş, kent dönüşümün yeni dönemde en önemli konu başlığı olacağını söyledi. Başkan Aktaş, “Kentsel dönüşüm çalışmalarımızı konut alanlarıyla birlikte tarihi alanlar, imalat ve sanayi alanları, kamusal alan ve yapılar olmak üzere dört ana başlık üzerinde sürdürüyoruz. Yürüttüğümüz tüm fiziksel planlama ve tasarım çalışmalarımızın ana eksenini 2050 Çevre Düzeni Planımız oluşturacak. Yeni dönemimizde akademik katkılar, ortak akıl ve mutabakatla Çevre Düzeni Planı’nı şehir anayasası olarak yürürlüğe alacağız” diye konuştu.
Tarihi Hanlar Bölgesi
Tarihi kentsel tasarım projelerinin ‘Heykel-Setbaşı-Yeşil-Emirsultan’ tarihi aksı üzerinde yürütüleceğini belirten Başkan Aktaş, özellikle Hanlar Bölgesi’nde yapılan çalışmaların Bursa’ya çok yakıştığını ifade etti. Dirençli şehir Bursa’nın en önemli bileşenlerinden birisinin de yüzyılların yorgunluğunu ve derin izlerini taşıyan tarihi alanlar olduğunu dile getiren Başkan Aktaş, “Uzun yıllardır konuşulan Bursa’nın kalbi konumundaki Hanlar Bölgesi’ndeki ‘Çarşıbaşı meydanı’ projemizle tarihe imza attık. Tam bir açık hava müzesi olan tarihi bölgede 14 tane han, 1 bedesten, 13 açık çarşı, 7 üstü örtülü çarşı, 11 kapalı çarşı, 4 pazar alanı, 21 camii, 177 sivil mimarlık örneği yapı, 1 okul ve 3 türbe bulunuyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı destekleriyle hayata geçirdiğimiz ‘Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Dönüşüm Projesi’ çerçevesindef tarihi bölgeyi kuşatan 38 binayı yıktık. Etrafı dükkanlarla sarılı 342 yıllık Esiri Mehmet Dede Türbesi ile geçmişi 1549’a kadar uzanan Sağrıcı Sungur Mescidi’ni gün yüzüne çıkarttık. Bakırcılar Meydanı, İpekhan Meydanı, Sağrıcı Sungur Mescidi ve peyzaj düzenlemelerini halkın hizmetine açıldı. Otoparkın da üstü tamamen kapatılarak meydan bir bütün haline geldi. Ancak çalışmalarımız henüz bitmedi. Bu daha başlangıçtı. Tarih boyunca ticaretin kalbinin attığı, UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Hanlar Bölgesi’ni ilmek ilmek işleyeceğiz. Hanlar Bölgesi ile birlikte Payitaht şehir Bursa’da tarihi gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz” dedi.
Hisar Bölgesi
Hanlar Bölgesi’nin yanında Hisar Bölgesi’nde de çalışmaların sürdürüleceğini anlatan Başkan Aktaş, “Hisar Bölgesi de şehir tarihinin en eski izlerini barındıran, surlarıyla, Bitinya galerileriyle, bağrında barındırdığı iki padişah ile manevi iklimi ve sayısız kültür mirasıyla, yüzyıllardır yaşanan mahalle kültürüyle Bursa’mızın nadide değerlerinin başında geliyor. Bu bölgede geçtiğimiz dönemde birçok eseri gün yüzüne çıkardık. Yaptığımız çalışmalarla bölgede önemli bir seviyeye geldik. Keza Osmangazi Belediyesi’nin de Hisar Bölgesi’nde yürüttüğü projeleri var. Önümüzdeki dönemde Hanlar Bölgesi’nde olduğu gibi bu nadide bölgenin de hak ettiği değere kavuşmasını sağlayacağız” diye konuştu.
Setbaşı-Yeşil-Emirsultan bölgesi
Şehrin tarihi aksı üzerindeki Setbaşı-Yeşil-Emirsultan bölgesi için de yeni dönemde önemli çalışmalar yürüteceklerini söyleyen Başkan Aktaş, “Üzerinde çalışmalar yürüttüğümüz tarihi aksımızın Setbaşı-Yeşil-Emirsultan kısmında bölge sakinleri ve esnafımızla sahada yaptığımız çalışmalar doğrultusunda bu bölgede de dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Alanın turizm potansiyelini harekete geçirecek, yaya ulaşımı, sosyal donatı ve otopark ihtiyaçlarını karşılayacak projemizle Bursa’nın önemli bir değerini daha gün yüzüne çıkarıyoruz” dedi.
Kayhan Meydanı ve otoparkı
Şehrin önemli tarihi bölgelerinden olan Kayhan Bölgesi’nin gastronomi yönünü öne çıkartacaklarını belirten Başkan Aktaş, “Kayhan bölgesinde gerçekleştireceğimiz en önemli çalışmalardan biri de meydan ve otopark projemiz. Eskiden tekel binasının olduğu, dolmuş duraklarının yer aldığı 3 bin metrekarelik alanda yapacağımız meydan projemiz yaklaşık 300 araçlık kapalı otoparkıyla özellikle çarşı bölgemizdeki önemli bir eksiğin giderilmesini sağlayacak” diye konuştu.
Cumalıkız-Gölyazı-Umurbey-Kültürpark
Tarihi alanların ve ticaret bölgelerin yanında tarihi mahalle ve köyleri de koruyarak yaşatacaklarını ifade eden Başkan Aktaş, “Unesco Dünya Miras Listesi’ndeki Cumalıkızık’ta yaptığımız düzenlemelerle tarihi dokuyu ön plana çıkartıyoruz. Düzensizliklerin giderildiği, otopark sıkıntısının ortadan kaldırıldığı ziyaretçilerinin imrenerek gezeceği bir Cumalıkızık ortaya çıkaracağız. Uluabat Gölü’nün suları içinde bir inci gibi parlayan Gölyazı’yı eşsiz bir turizm destinasyonu haline getireceğiz. Gemlik’in yamaçlarında tarih içinde yaşamın devam ettiği Umurbey Mahallesi’nin tarihi dokusunu ön plana çıkaracak hamleleri yapacağız. Gürsu’ya 8 bin metrekarelik modern kent meydanı kazandıracağız. 69 senedir Bursalılara hizmet eden Kültürpark’ı kentsel tasarım projesiyle günümüz şartlarına uygun ve kullanılabilir hale getireceğiz. Kültürpark içerisinde yer alan Arkeoloji Müzesi’ni de yeniliyoruz” dedi.
]]>İran’ın Ankara Büyükelçiliğince, ramazan ayı dolayısıyla basın temsilcileri için iftar programı düzenlendi.
Büyükelçi Habibullahzade, bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Habibullahzade, Moskova’da Crocus Hall City konser salonuna düzenlenen terör saldırısına ilişkin, buna benzer bir saldırının İran’ın Kirman eyaletinde 3 Ocak’ta Kasım Süleymani’nin mezarının bulunduğu kabristanın yakınında gerçekleştiğini söyledi.
ABD’nin bu hadiselerden haberdar olduğunu ve uyarıda bulunduğunu söyleyen Habibullahzade, Moskova’daki saldırı için de aynı durumun geçerli olduğunu ve Kirman ile Moskova’daki saldırıları yapanların milliyetlerinin de birbirine yakın olduğunu öne sürdü.
İsrail’in Gazze’deki “cinayetleri” durdurmayı kabul etmediğini belirten Habibullahzade, “Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasını önlemek cinayetten ve soykırımdan başka bir şey değildir.” dedi.
“Filistin halkı üstü açık bir hapishanede yaşamaktadır”
Habibullahzade, Gazze Şeridi’nin abluka altına alınmasının, Filistin halkının yerinden edilmesinin ve topraklarının elinden alınmasının 70 yıldır devam ettiğini kaydederek “Filistin halkı üstü açık bir hapishanede yaşıyor.” ifadesini kullandı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Gazze’de kalıcı ve sürdürülebilir ateşkese dönüşecek şekilde ramazan ayında acilen ateşkes sağlanması talep edilen karar tasarısının kabul edilmesine ilişkin Habibullahzade, savaşın bir gün bile durdurulmasının hayat kurtaracağını ve bunu destekleyeceklerini söyledi.
Habibullahzade, ramazanın ilk yarısının geçtiğini ve kararın şimdi alınabilmesinin üzücü olduğunu ifade etti.
Uluslararası düzenin tamamıyla işlevsiz halde olduğunu savunan Habibullahzade, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bile Refah sınır kapısından girerek insani durumu göremediğini anımsattı.
Habibullahzade, 1948’den bu yana BM içerisinde alınan Filistin’e ilişkin kararlar alınsa da İsrail’in adım adım Filistin topraklarını “ele geçirmeye çalıştığını” belirtti.
“ABD’nin Suriye’den çıkmasını memnuniyetle karşılarız”
ABD’nin Suriye’deki durumuna ilişkin Habibullahzade, “Biz, ABD’nin Suriye’den çıkmasını memnuniyetle karşılarız. Onlar Suriye devletinin davetiyle gelmediler. Bölgedeki karışıklığın sebebi de zaten ABD.” dedi.
Habibullahzade, bölgedeki ülkelerin kendilerinin güvenliğini sağlayabileceklerine inandıklarını vurguladı.
İran ve Türkiye’nin çeşitli düzeylerde ve konularda devamlı görüşme halinde olduklarını aktaran Habibullahzade, iki ülkenin 550 kilometrelik sınıra sahip olduğunu ve 500 yıldır bu sınırın değişmediğini söyledi.
Habibullahzade, iki ülkenin 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedeflediğini kaydederek, iki ülkenin 3 sınır kapısı sayısının 5’e çıkarılmasını hedeflediklerini ve turizmin de geliştiğini ifade etti.
“Bölgesel işbirliğinden yanayız”
Türkiye ile Irak arasındaki görüşmelere dair bu diyalogdan memnuniyet duyduklarını aktaran Habibullahzade, bölgenin güvenliğinin bölge ülkeleri ve onların arasındaki diyalog sayesinde tesis edilmesi gerektiğine inandıklarını dile getirdi.
Türkiye ile Irak işbirliğindeki Kalkınma Yolu Projesi’ne ilişkin Habibullahzade, ülkesinin “bölgesel işbirliğinin peşinde” olduğunu belirterek “İran, Türkiye, Irak ve Suriye işbirliği çok doğal ve gerçekçi bir işbirliğidir.” dedi.
Habibullahzade, bölgede kalkınmayı, refahı ve işbirliğini sağlayacak ticaret ve bağlantı yollarına ilişkin projelere destek vereceklerini aktararak, bölgedeki güvenliği artıracak ve istikrarı sağlayacak çalışmaları da destekleyeceklerini ifade etti.
Türkiye ile de devamlı güvenliği sağlamak için bölgede diyaloğun devam ettiğini söyleyen Habibullahzade, Azerbaycan ile Ermenistan konusunda da iki ülkenin de toprak bütünlüğünü desteklediklerini dile getirdi.
Habibullahzade, ülkesinin bağlantı yollarının kurulmasından yana olduğunu kaydederek, “İran’ın karşı olduğu şey bölgenin jeopolitiğinin değişmesidir. Ekonomik refah kalkınması bölgenin jeopolitiğinin değişmesiyle elde edilmemesi gerekir ama bağlantı yollarının artırılmasından yanayız.” diye konuştu.
Bağlantı yollarının kurulması ve transit yolların sağlanmasının bölgenin refahına ve kalkınmasına yararlı olduğunu belirten Habibullahzade, bağlantı yolları kurulacaksa bir ülkenin topraklarının diğer ülkelerle bağlantısının kesilmemesi gerektiğini söyledi.
Habibullahzade, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin geleceğine dair iyimser olduğunu aktararak, farklı ya da ortak bakış açıları olabileceğini diyalog ve görüşmelerin devam edeceğini dile getirdi.
]]>Yılmaz, A Haber canlı yayınında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı “İş Gücü İstatistikleri 2023” verilerini değerlendiren Yılmaz, istihdamın sadece ekonomik açıdan değil, sosyal açıdan da önemli olduğunu, istihdamın artmasının refahın topluma yayılması anlamına geldiğini söyledi.
Türkiye’nin geçen yıl büyüme ve istihdam konusunda güçlü bir performans gösterdiğini belirten Yılmaz istihdam dostu politikalar izlemeyi sürdüreceklerini bildirdi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da seçmenin, 31 Mart yerel seçimlerinde, bölgedeki huzura, güvene ve son dönemde sağlanan ortama sahip çıkacağını, siyasi mülahazalardan ziyade iline, beldesine yönelik hizmetlere odaklanacağını belirten Yılmaz, “Dolayısıyla belli bölgelerde, beldelerde, seçmen tercihlerinde genel seçimden farklı bazı sonuçların olacağını düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
Huzur ve güven ortamının sağlanmasının bölgede her şeyi değiştirdiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bölgede, ulaştırma başta olmak üzere kamu yatırımı talepleri devam ediyor. Ama bana soracak olursanız artık asıl gündem özel yatırımlar, kamu yatırımları değil. İstihdam, özel yatırımlar ve ihracat, artık bölge bunları konuşabilecek hale geldi. Bitlis’teyiz, birinci organize dolmuş, şimdi ‘İkinci organizeyi kurun.’ diyorlar. ‘Lojistik merkezi yapın.’ diyorlar. Bakın sadece son 5 yılda Bitlis’te 17 bin insan iş, AŞ sahibi olmuş. Tekstil gelişmeye başlamış, konfeksiyon, iplik fabrikaları kuruluyor. Yani bölge, terörün sona erdiği, yatırım ortamının iyileştiği bir ortamda artık büyümeye başladı. Ben şuna yürekten inanıyorum. Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı, önümüzdeki dönemde Türkiye ortalamasının üstünde olacak. Çünkü uzun zaman terörden dolayı kullanılmamış potansiyel şimdi harekete geçiyor. Terörün yıkıcı etkileri bu bölgeye büyük zarar verdi. Yapıcı etkiler belki biraz daha zaman alacak ama bunu göreceksiniz. Huzur ve güven ortamının en büyük faydasını bu bölgemiz görecek, tüm milletimiz görecek ama en fazla bu bölgede yaşayan insanlar görecek.”
“Buralar yük olacak bölgeler değil”
Belediyelerin, yaşam kalitesini artırma, iş ve yatırım ortamını iyileştirme görevini yerine getirmesi gerektiğini de belirten Cevdet Yılmaz, bunun “ekonomik belediyecilik” anlamına geleceğini söyledi.
Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir medeniyet birikimi ve bereketli topraklara sahip olduğunu belirterek, “Dolayısıyla buralar yük olacak bölgeler değil, Türkiye Yüzyılı’na katkıda bulunacak bölgeler. İnşallah terör sonrası bu yeni yatırım ikliminde hem bölgemizin refahı artacak hem de bu bölgeden ülkemizin kalkınmasına, büyümesine daha fazla destek göreceğiz.” diye konuştu.
Tüm Türkiye’de ve bölgede demir yolu yatırımlarına ağırlık vereceklerini, bu bağlantıların daha çok üretim alanları ve limanlara sağlanacağını, yolcudan ziyade yük taşımacılığına yönelik olacağını ifade eden Yılmaz, GAP ve DAP gibi projelerle sulamayı da artıracaklarını kaydetti.
Yılmaz, geçen 5 yılda İstanbul’un bir algı belediyeciliği dönemi yaşadığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Kişisel kariyer tartışmalarının yaşandığı bir İstanbul oldu. Başka yerlere geçmenin bir basamağı gibi görüldü İstanbul belediyesi. Kaynakları etkili, verimli kullanılamadı. Bir önceki dönem İstanbul belediyesinin 100 lira geliri varsa, 55 lirasını yatırıma harcamış. Son 4-5 yılda ise bu 37, 38 liralara düşmüş. Yatırımlarda 17 puan düşüş olmuş. Bir süre bunu yaparak idare edebilirsiniz ama İstanbul’un 5 yıl daha yatırımsızlığa tahammülü yok. Bunun da iki temel alanı var. Biri afete hazırlık, ikincisi ulaşım.”
Kayıt dışıyla mücadele
Cevdet Yılmaz, büyüme hızı sürüp bütçedeki deprem yükü hafifledikçe tüm kesimlere olduğu gibi emeklilere de daha fazla destek olmaya devam edeceklerini belirterek, “Şunu da hatırlatalım, yılbaşında yaptığımız emekli artışı, yüzde 50 artış, sadece 6 aylıktı. Dolayısıyla ikinci 6 ayda da haliyle artışlar yaşanacaktır.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, vergide sadeleştirme yapacaklarını, kayıt dışıyla mücadeleyi ve vergi tahsilatını artıracaklarını belirterek, “Bunları yaptığımız zaman zaten vergi gelirlerimiz haliyle artacaktır. Adalet de artacaktır. Verginin tabana yayılması da sağlanmış olacaktır.” dedi.
]]>Bakan Kacır’ı ETSO’da, Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, Meclis Başkanı Gökhan Yılmaz, Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri karşıladı. ETSO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantıya iştirak eden Bakan Kacır’a, Vali Mustafa Çiftci, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti İl Başkanı Av. İbrahim Küçükoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bürokratları; KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Sanayi Bölgeleri Genel Müdürü Abdurrahman Aydın, Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek eşlik etti. ETSO Meclis üyeleri ile TOBB İl Genç ve İl Kadın Girişimciler Kurullarının üyelerinin katıldığı toplantının açış konuşmasını Başkan Özakalın yaptı.
Özakalın, “İş Dünyası Olarak Sorumluluğumuzun Bilincindeyiz”
Bakan Kacır’ı ETSO’da ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını ifade eden Başkan Özakalın, şehrin gelişmesi ve kalkınması için Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası olarak yaptıkları çalışmalardan söz etti. Özakalın şunları söyledi; “Oda olarak reel sektörün sahada yaşadığı sorunları tespit edip çözüm önerilerimizi rapor hainde ilgili tüm makamlara ulaştırıyoruz. Bizler, Sayın Cumhurbaşkanımızın da her zaman ifade ettiği gibi üretimin, sanayinin, ihracatın ve istihdamın ülkemizin geleceği için ne derece önemli olduğunun farkındayız. Yani iş dünyası ve iş dünyasının temsilcileri olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, sanayi ve teknolojiyi geliştirmek ve ülkemizin istikbali için attığı her adım iş dünyamızın geleceğine etki ediyor. Sağlanan destekler önemli ve hedefe ulaşmaya hizmet ediyor. Şunu da özellikle ifade etmekte büyük yarar görüyorum. Devletimizin bizim gibi gelişmekte ve kalkınmakta olan bölgeler için oluşturacağı en küçük bir çekim gücü buradaki sanayileşmeyi ve ekonomiyi daha farklı noktalara getireceği kanaatindeyiz. Bize buralarda arzu ettiğimiz ivmeyi kazandıracak adımların atıldığını görmek bizleri ziyadesiyle mutlu edecektir”
Sege Vurgusu, “Parametreler Güncelliğini Yitirdi”
Konuşmasında bölgelerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamalarının belirlendiğinin Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) parametrelerinin güncellenmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Özakalın şöyle konuştu; “Bu konuyla ilgili olarak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde gerek siz değerli Bakanımıza ve gerekse Sayın Cumhurbaşkanımıza bilgi vermiştik. Şu anda bununla ilgili bir çalışma olduğunu biliyoruz. İnşallah SEGE’nin güncelliğini yitirmiş parametrelerin yerine daha objektif verilerle bölgelerimizin gelişmişlikleri değerlendirilir ve şehrimiz bu sebeple yaşadığı dezavantajdan kurtulur. SEGE’nin güncellenmesiyle 6. Bölge Teşviklerinden direkt faydalanacağımıza inanıyoruz.”
“Erzurum’a Tarıma Dayalı İhtisas OSB Kurulsun”
Reel sektör olarak her zaman ülke ekonomisine, üretim ve ihracat yaparak, istihdam sağlayarak destek olmanın çabası içerisinde olduklarını kaydeden Başkan Özakalın, “Doğu Anadolu Bölgesi yaklaşık 7 buçuk milyon insanımızın yaşadığı bir bölge Biz de bu bölgelerde üretim yapmaya, sanayileşmeye çaba gösteriyoruz. Maalesef dünya olarak bir pandemi gerçeği yaşadık. Pandemiden sonra dünyanın şartları değişti, ekonomilerin yapısı değişti, tarımın ve sanayileşmenin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Ayrıca sanayide sürdürülebilirliğin hayati önem taşıdığına şahit olduk.”
Erzurum’un tarım ve sanayide önemli bir potansiyele sahip olduğunun altını çizen Başkan Özakalın, hayvansal veya bitkisel üretim yapan işletmelerin ve bu işletmelerde üretilen ürünlerin işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin yer alacağı Tarıma Dayalı İhtisas OSB’nin Erzurum’a kurulması konusunda destek beklediklerini söyledi.
“6. Bölge Teşvikleri ve 2. Osb’nin Genişletilmesi Erzurum’u Cazip Kılar”
Erzurum’un turizm destinasyonu ve çeşitliliği anlamında marka şehir olma yolunda ilerlediğini ifade eden Başkan Özakalın ancak şehrin sanayileşme konusunda henüz istenilen seviyeye ulaşamadığını dile getirdi. Özakalın konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Bu konuda beklediğimiz sıçramayı yapmak için öncelikli hedefimiz; Erzurum’un 6. Teşvik bölgesi kapsamına alınması… Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve siyasilerimizin de desteğiyle hep birlikte yeni bir organize sanayi bölgesi kuruyoruz. Erzurum Merkez II. Organize Sanayi Bölgemizde tahsise hazır 72 parsel yer alıyor. Bu sanayi parsellerinin 61’inin arsa tahsisi yapıldı. Altyapı hizmetleri tamamlanmakta olan bölgemizde 72 fabrikanın yapımı için çalışmalar başladı. İhracatçı ulusal firmalara ve birçok yerel firmaya arsa tahsisi yapıldı. Bölgemize şu anda 290’a yakın yatırım talebi bulunuyor. Oluşan yoğun talebin karşılanması için bölgemizin genişletilmesi gerekiyor. Bu kapsamda askeri alana tahsisli 1.5 milyon metrekarelik alanın daha bölgemize tahsis edilmesi ve bununla birlikte bölgemizin 6. Bölge teşviklerinden bölgesel teşvik kanunu kapsamında direkt faydalanması önem arz etmektedir. 3. Etap alanın genişletilmesi ve şehrimizde yeni OSB alanlarının oluşturulması anlamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın da desteklerini ve pozitif yaklaşımlarını bekliyoruz. Çünkü 6. Bölge teşvikleri ve 2. OSB’nin genişletilmesi Erzurum’u yatırımcılarımız için daha cazip kılacağı bir gerçektir.”
Teşviklerin Tek Merkezden Yapılması ve Finansa Erişim Kolaylığı
Şehrin ve bölgenin dinamiklerinin harekete geçmesi ve ekonomik anlamda arzu edilen seviyeye ulaşması için kapsamlı desteklere ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Başkan Özakalın, “Bu sebeple 5084 sayılı kanundaki gibi teşviklerin tek elden ve eski/ yeni ayrımı gözetmeksizin yeniden uygulanması gerekiyor. Ayrıca, son dönemlerde genel olarak kamu desteklerinin azalması veya tamamen kesilmesi ile yatırımcıların ucuz kredi, hibe ve teşvik gibi desteklerden yoksun kalması ile finansa erişmesinde ciddi problemler yaşanmasına neden oluyor. Bu dönemde yatırımcıyı ve yatırımı destekleyici kuruluşlarımızın destek programlarını devreye alması ve yeni teşviklerin açıklaması büyük önem arz etmektedir” diye konuştu.
Bakan Kacır, “Türkiye’de 192 Olan OSB Sayısı 361’e Çıktı”
Toplantıda daha sonra Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır konuştu. Konuşmasına, “Havası sert, insanı mert Erzurum’da bulunmaktan mutluluk duyuyorum” diyen Bakan Kacır şunları söyledi; “İnşallah önümüzdeki dönemde Erzurum’da çok daha fazla çok daha güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum. Geçtiğimiz 22 yıl ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanlığımızın öncülüğünde adım adım bölgesel ve küresel üretim üssüne dönüştüğü bir dönem oldu. Türkiye’de Organize Sanayi Bölgelerinin sayısı 192’de 361’e yükseldi. OSB’lerde çalışan sayısı 415 Binden 2 milyon 600 bine çıktı. OSB’lerde 11 bin parselde üretim yapılırken bugün 58 bin parselde üretim yapılıyor. Bu muazzam gelişme aslında Anadolu’nun topyekün kalkınması demek… Bu kalkınma sürecinde Erzurum’un da önemli ölçüde payını aldı. Erzurum’da OSB’lerde çalışanların sayısı sadece 700 iken bugün 8 bin 115 kardeşimizin alın teri, akıl teri döktüğü OSB’lerden bahsediyoruz.”
“Genişleme İçin Gerekli Desteği Vereceğiz”
Bakan Kacır, Başkan Özakalın’ın 2. OSB 3. Etap alanın genişletilmesiyle ilgili talebine karşılık olarak da şunları söyledi; “Artık yatırımcılara tahsis edilecek alan kalmadığı için genişleme alanlarıyla yeni tahsisleri yapacağımız OSB’lerden bahsediyoruz. Bakanlık olarak bu sürece her zaman katkı vermeye gayret gösteriyoruz. Gerek 1. OSB’nin ve gerekse 2. OSB’nin kuruluş sürecinde ve altyapılarının geliştirilmeleri sürecinde verdiğimiz kredilerin toplam tutarı 890 milyon lirayı buluyor. İnşallah önümüzdeki dönemde hem merkez 1. OSB hem de 2. OSB’deki Güneş Enerji santrali için Dünya Bankası’ndan temin ettiğimiz kredi imkanlarını kullanacağız. Hem de yeni genişleme alanlarında da inşallah Bakanlık olarak üzerimize düşeni yapacağız. Her zaman ifade ediyoruz. Sanayinin gelişmesi kadar sanayinin katma değer üretmesi de son derece önemlidir. Bu anlayışla Türkiye’nin dört bir yanında teknoparklar, ARGE merkezleri, tasarım merkezleri kuruyoruz. Dünyanın en büyük teknoloji festivallerini yapıyoruz. Gençlerimizin teknoloji geliştirme süreçlerine dahil olmaları için gayret gösteriyoruz.”
Bakan Kacır ayrıca Bakanlığına bağlı kuruluşların yatırımcılara, ARGE, ÜRGE ve tasarım merkezlerine yönelik destekleriyle ilgili olarak da detaylı bilgiler verdi. Bakan Kacır, toplantının sonunda iş insanlarının sorularını cevaplandırdı. Toplantının ardından Başkan Özakalın Bakan Kacır’a, şehrin ve iş dünyasının farklı alanlarda yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini içeren ETSO’nun hazırladığı raporları sundu. Başkan Özakalın ziyaretin ve düzenlenen toplantının anısına da Bakan Kacır’a, Çifte Minareli Medrese figürünün işlendiği bir kristal plaket ile gümüş işlemeli Oltutaşı tespih ve ehramdan dokunmuş kravat ve atkı hediye etti. Toplantı çıkışı Bakan ve katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi. – ERZURUM
]]>31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerin işleyişi ve çözüm yollarıyla ilişkin bir mesaj yayımlayan Van OSB Yönetim Kurulu Başkanı Memet Aslan, “Yerel yönetim; salt bir ideolojik kültle yapılmaz, merkezine insani ve hizmeti oturtan bir anlayış sergilemeleri gerekir. Hiç bir vatandaşı ötekileştirmeden, hiç bir şekilde insanların düşünce, inanç, anlayış, fikri ve yaşam biçimlerine bakılmadan adil bir yönetim ve hizmet anlayışı geliştirmeleri gerekir. Yaşam kalitesini bir üst seviyeye taşıyacak politikalar geliştirilmeli ve vatandaşın gelir seviyesini artıracak, iş ve AŞ sahibi yapacak argümanlar ortaya konulmalıdır. İlin marka değerini yükseltecek, ulusal ve uluslararası kriterlere göre yaşanabilir kentler seviyesine çıkaracak, modellemeler hedeflenmelidir. Bunun için ilk olarak Van’ın öncelikle büyük bir fotoğrafının çekilmesi gerekir. Sorunlar, sıkıntılar, eksikler tespit edilmeli, tabiri caizse önce
memleketin bir röntgeninin çekilmesi gerekir. Çünkü uygun tedavi için öncelikle teşhisi doğru koymaları gerekir” dedi.
Van’ın çok ciddi sorunlarının olduğuna vurgu yapan Aslan, “Öncelikle ulaşım sorunu içerisinde; çevre yolumuz yıllardır ilin gündemini meşgul etmekte, maalesef çözümü konusunda da ciddi bir irade ortaya konulmamaktadır. Artık nerdeyse bizler tarihi yerlerimizi sayarken, ‘Tarihi Van Çevre Yolu’ nu da sayacak duruma geleceğiz. Yine şehrimizin ana ve transit ana arteri olan İpekyolu üzerinde köprülü kavşaklar tamamlanmalıdır. Şehir içi ulaşım ağı, şu an için ilin şehir içi trafiğini taşıma kapasitesinin çok altındadır. Şehrimiz de çok ciddi bir otopark sorunuvar. Parkomat uygulamaları ile şehrin caddelerini, sokaklarını açık otoparka çevirmek otopark çözümünün bir parçası olamaz. Bunun yanında şehrimiz yeşil alanlar konusunda büyük bir fakirlik yaşamaktadır. Kişi başına düşen yeşil alan olarak ülke ortalamasının çok altındayız. Şehrin içinde kamuya ait araziler ve arsalar butik parklara
ve yeşil alanlara dönüştürülmelidir. Sebze ve Meyve Halı, halkın rahat ulaşabileceği ve konforlu alış veriş yapabileceği bir alana taşınmalı, mevcut yer ise kültürel ve sosyal bir etkinlik alanına çevrilmelidir. Yine stadyumumuzun belirlenen yerlerden birine bir kompleks tarzında yapılıp ilimizin sporuna ve sportif faaliyetlerinin hizmetine sunulması elzemdir. Şu anki yerinde de bir millet bahçesi yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Otobüs terminalinin uygun bir alana taşınması ve Van’a yakışan bir otogarın inşa edilmesi gerektiğinin altını çizen Aslan, “Mevcut yerinde ise halkımızın nefes alacağı yeşil ve kültürel bir yaşam alanı oluşturulmalıdır. İlimiz çok ciddi bir imar sorunuyla karşı karşıyadır. Çarpık kentleşme, kentin ruhuna, jeolojik yapısına ve yaşam biçimine terstir. Halbuki şehrin jeolojik yapısı göz önünde bulundurularak; üniversite, ilgili kurumlar, mühendisler, şehir plancıları ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla eş güdümlü bir şekilde çalışılarak mekansal bir plan hazırlanmalıdır. Bölge bölge planlama yapılmalı, yatay yapılaşmaların önü açılmalı ve bununla birlikte, sosyal,kültürel, sportif faaliyetlerin yapılacağı yaşam alanları tasarlanmalıdır. Yürüyüş ve bisiklet yolları oluşturulmalıdır. Öncelikle bir turizm mastır planı oluşturulmalıdır. En büyük maddi ve manevi değerimiz olan Van Gölümüzü öncelikle belediyelerin ve özel sektör işletmelerin kanalizasyonlarını boca ettikleri bir alan olmaktan kurtarmamız lazım. Acilen Van Gölü Koruma Kanunu çıkarmak için siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler, TBMM’de kamp kurmalıdırlar. Yine Van Gölü Havzası’nın ‘Organize Turizm Bölgesi’ ilan edilmesi için gerekli tüm girişimler paydaşlarla yapılmalıdır. Gölün etrafındaki tüm belediyeler, halk plajları oluşturmalıdırlar. Gölün üzerindeki ticari ve gezi amaçlı ulaşım ağı genişletilmelidir” diye konuştu.
Van’ın bir turizm şehri olduğunu ve şehrin tarihini ve kültürünü tanıtacak, turizmine ivme kazandıracak çalışmaların bir an evvel başlatılması gerektiğini vurgulayan Başkan Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Turizmi ve turisti sürekli kılacak argümanlar geliştirilmeli, turizmde çeşitliliği artıracak; bir ülkeye veya guruba bağlı kalmadan, ülke içinde ve ülke dışında sürekli turist akışı sağlayacak tanıtımlar ve çalışmalar yürütülmelidir. Kentin en büyük sorunlarından olan işsizliği önleyecek tarıma ve hayvancılığa dair kalkınma modeli geliştirmeleri gerekir. Kırsaldan kente göçü önleyecek gençlerin kendi köylerinde ve mahallelerinde kendi hayatlarını kazanacakları, mutlu ve mesut yaşayacakları üretim metotları geliştirmeleri gerekir. Tarım il müdürlüğü, üniversite, ziraat odaları ve tüm ekonomik paydaşlar ile beraber çalışılarak bölge bölge gerekli analizler ve saha çalışmaları yapılmalıdır. Uygun düşecek bitki türleri, tahıl çeşitleri, endemik, aromatik, sebze ve meyve üretimleri yapılmalı ve ticari faaliyet yürütülmelidir. Hangi bölge de neyin verimi iyi alınacaksa, insanlarımız o çeşide yönlendirilmeli ve o üretimler desteklenmelidir. İlimizin küçük baş hayvancılık kapasitesi göz önünde bulundurularak, ülkenin en büyük mera ve yaylalarına sahip ilimizin küçükbaş hayvancılık üssü yapmak, kapasiteyi üst seviyelere taşımak ve kaliteli üretim yapmak için tüm paydaşlarla ortak çalışmalar yürütmeleri kaçınılmazdır. Yerinde üretim, mutlu ve huzurlu yaşam diyerek gençleri büyük şehrin keşmekeşine sürüklemeden yaşadıkları yerde hayatlarını idame edecekleri iş, AŞ imkanı sağlayarak, yaşam kalitelerini artırmak için çağın ihtiyaçlarına uygun sosyal, kültürel ve entellektüel imkanlar sunmak yerel yönetimlerin temel vazifesi olmalıdır.” – VAN
]]>Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu Limanı’na gelen mühimmatların kağnılarla Ankara’ya taşınması sırasında 9 aylık yavrusuyla yollara koyulan ve Kastamonu Kışlası yakınlarında silahların üzerine yatmış şekilde donarak hayatını kaybeden Şerife Bacı’nın memleketi Kastamonu’nun Seydiler ilçesi, hem istihdam hem de lojistik üst merkezi haline geliyor. Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’nda verdiği mücadelenin sembolü haline gelen, İnebolu’dan Ankara’ya kadar olan tarihi yolun İstiklal Yolu Milli Parkı ilan edilmesiyle birlikte bölge, hem turizm hem de fabrika açısından önem kazandı. Çalışmalarına 1990’lı yıllarda başlanılan ve son 5 yılda büyük bir hamleyle alt ve üst yapısı tamamlandıktan sonra faaliyete geçen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi, ile ilçe tarihteki önemine yeniden kavuştu. Ankara’ya en yakın liman olan İnebolu Limanı’ndaki çalışmalar ile tünellerle geçilecek olan İnebolu yolu ve Kırık yolunun tamamlanmasıyla büyük bir önem kazanacak olan ilçe, hem tarihteki önemine kavuşacak hem de istihdam ve lojistik üst merkezi haline gelecek.
İlçeye inşa edilen OSB’de firmaların üretime başlaması ile başta İstanbul olmak üzere diğer şehirlerden Seydiler ilçesine göç edilmeye başlandı.
“Seydiler, Kurtuluş Mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu bitince Ankara’ya en yakın bölge olacak”
Seydiler’in İnebolu’ya uzaklığının 60 kilometre olduğunu söyleyen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi Başkanvekili ve Seydiler Belediye Başkanı Mehmet Erdoğan, “İnebolu yolunda tüneller yapıldığında bu yıl 35-40 kilometreye kadar düşecek. İnebolu Limanı da yapıldığında Seydiler, bölgenin lojistik üst merkezi alanı haline gelecek. Bunu yatırımcılarımız biliyor. Şu anda OSB’de iki tane arsamız var, buraya üst düzeyde talep var. İnebolu Limanı yapıldığında Seydiler üzerinden Ankara’ya en yakın ve en kullanılabilir liman olması hasebiyle bölgemizin önemi bir kat daha artıyor. Bu yüzden yatırımcılara bölgemiz cazip hale geliyor. Bunlar bittiğinde Seydiler, tam lojistik bir merkez olacak. Mustafa Kemal Atatürk, en güvenli yer olarak Kurtuluş Mücadelesinde cephaneleri deniz yoluyla İnebolu Limanına getirip buradan da cepheye ulaştırılmak üzere İstiklal Yolundan taşıtmıştır. Şu anda aynı şekilde Seydiler, Kurtuluş mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu yapıldıktan Ankara merkezine en yakın liman olacak. Çünkü diğer limanlarımız yakın değil ama İnebolu Limanı, Seydiler üzerinden tünellerle geçildiğinde toplam 200 kilometre uzunluğu olacak. Bu manada çok önem veriyoruz. Seydilerli Şehit Şerife Bacı, İstiklal Yolundan çetin kış şartlarında Kastamonu Kışlası önünde donarak şehit düşmüştür. Bu yüzden bizlerde Şehit Şerife Bacı’nın siluetini Çeller Tepesi’nde bulunan kayalıklara ışıklandırarak ilçemizin en yüksek yerinde anısını yaşatacağız. Bizler bu vatanı şehitlerimize borçluyuz, bugünleri o kahramanlara borçluyuz. Allah onların hepsinin mekanlarını cennet eylesin. Seydiler, Kurtuluş Savaşı’nda nasıl Şehit Şerife Bacı ile o önemini kazanmış ise şu anda Organize Sanayi Bölgesi ile önemini fazlasıyla yakalayacak. İnşallah temennimiz budur. Bizlerde buna ivme katabilirsek, bir katkı sunabilirsek ne mutlu bizlere” dedi.
“Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydiler’imize büyük bir ivme katacak”
OSB’nin önemine değinen Başkan Erdoğan, “Seydiler Organize Sanayi Bölgemizde 750 civarında çalışanımız bulunuyor. Bu büyük bir istihdam oluyor. Son üç yılda bu gerçekleşti. Hemen hemen bunun 150 ya da 200’e yakınını kadınlar oluşturuyor. Önümüzdeki yıl istihdam iki katına çıkacak. En az bin 500 çalışan olacak. Birkaç yıl içinde de bu rakam 3 binleri bulacak. Bizler de bunun hazırlığındayız. Seydiler OSB’nin alt ve üst yapısı bitti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan kredi kullandık. Yollarımızı ve üst yapılarımızı bitirdik. Alt yapısını tamamladık. Elektrik gibi ihtiyaçlarda bitti. Sadece girişimciler gelecek, zaten gelmelerine de gerek yok. Şu anda 2 parselimiz var, onlar da pürüzlüydü. Bizler de yatırım yapmayınca bu girişimcilerimizden parselleri geri alıp başkasına vereceğiz. Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydilerimize büyük bir ivme katacak. Şu anda 20’den fazla fabrikamız faaliyet gösteriyor. Bunun büyük bir kısmını ağaç, mermer, gıda ürünleri oluşturuyor. İstihdamı önemsiyoruz, şu anda bir firmamız geliyor. Hemen hemen 400-500 çalışanı olacak. İstanbul’dan geliyor, tekstil üzerine çalışacak. Artık İstanbul’daki potansiyeli bizler Seydiler’e taşıyoruz. 20 fabrika faaliyette, 12 fabrika yapım aşamasında, bitmek üzere. Bu yıl onlarda faaliyete geçecek. Yapılmayan birkaç tane fabrika var, onlarda bu yıl başlıyorlar, proje aşamasındalar. 105 hektarlık sanayi bölgemiz, oralar hazine arazisiydi, çorak arazilerden oluşuyordu. Şimdi istihdam kapısı haline geldi” diye konuştu.
“1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık”
1990’lı yıllarda Seydiler OSB’nin çalışmalarına başlanıldığını ve son 5 yılda ivme kazanarak faaliyete geçtiğini belirten Başkan Erdoğan, “Seydiler’de Şevket Gençoğlu yaklaşık 30 yıl boyunca belediye başkanlığı yaptı. Allah rahmet eylesin. Bizler o zaman biraz öngörmüyorduk. Elektriğiyle, yoluyla uğraştı. 1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık. Son 4-5 yılda büyük bir hamleyle OSB faaliyete geçti. İstanbul’dan Seydiler’e geri dönüşler var. Büyükşehirlerden dönüşler var. Bu bizleri ziyadesiyle memnun ediyor. Göç alıyoruz, göçe karşı bizim burada şu anda konut ihtiyacına cevap vermeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta İstanbul’dan 17 aile geldi. 11 aileye ev bulduk fakat, 6 aileye daha ev bulamadık. İlçemize hamdolsun dönüşler var” dedi. – KASTAMONU
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı İşgücü İstatistikleri’ni paylaştı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.
İstihdam oranı yüzde 48,3 oldu
İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak yüzde 48,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 31,3 olarak gerçekleşti.
İşgücüne katılma oranı yüzde 53,3 olarak gerçekleşti
İşgücü 2023 yılında bir önceki yıla göre 562 bin kişi artarak 34 milyon 896 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 oldu.
Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,4 oldu
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 2,0 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak tahmin edildi.
İstihdamın yüzde 57,6’sı hizmet sektöründe yer aldı
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,0 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
2023 yılında 4 milyon 695 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 711 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 997 bin kişi inşaat sektöründe, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 171 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
Atıl işgücü oranı yüzde 22,8 oldu
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
İşsizlik oranı en yüksek bölge TRB2 ( Van, Muş, Bitlis, Hakkari) oldu
İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 17,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile TR82 ( Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
İstihdam oranı en yüksek bölge TR21 ( Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile TRC3 ( Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 59,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 42,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu. – ERZİNCAN
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı İşgücü İstatistikleri’ni paylaştı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.
İstihdam oranı yüzde 48,3 oldu
İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak yüzde 48,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 31,3 olarak gerçekleşti.
İşgücüne katılma oranı yüzde 53,3 olarak gerçekleşti
İşgücü 2023 yılında bir önceki yıla göre 562 bin kişi artarak 34 milyon 896 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,8 oldu.
Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,4 oldu
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 2,0 puan azalarak yüzde 17,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,3, kadınlarda ise yüzde 23,2 olarak tahmin edildi.
İstihdamın yüzde 57,6’sı hizmet sektöründe yer aldı
İstihdam edilenlerin yüzde 14,8’i tarım, yüzde 21,2’si sanayi, yüzde 6,3’ü inşaat, yüzde 57,6’sı ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,1 puan, inşaat sektörünün payı 0,3 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,0 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.
2023 yılında 4 milyon 695 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 711 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 997 bin kişi inşaat sektöründe, 18 milyon 230 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 171 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe 151 bin, hizmet sektöründe 852 bin kişi arttı.
Atıl işgücü oranı yüzde 22,8 oldu
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılında bir önceki yıla göre 1,5 puan artarak yüzde 22,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,4 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşti.
İşsizlik oranı en yüksek bölge TRB2 ( Van, Muş, Bitlis, Hakkari) oldu
İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 17,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,9 ile TR82 ( Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
İstihdam oranı en yüksek bölge TR21 ( Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 37,5 ile TRC3 ( Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.
İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu
En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 59,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 42,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu. – İSTANBUL
]]>Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP Adayı Seçer, Akdeniz ilçesinde yurttaşlarla buluştu. Akdeniz’in birçok mahallesini ziyaret eden Seçer, gittiği her yerde coşkuyla karşılandı.
İlk olarak Karaduvar Mahallesi’nde otobüsle mahalle halkını selamlayan Seçer, ardından esnaf gezisi yaptı. Karaduvar Mahalle Meydanı’nda yurttaşlara seslenen Başkan Seçer, Karaduvar halkının yıllarca özellikle de hukuki engellerden dolayı hizmette geri kaldığını ve kendileri yönetime gelen kadar da bir imar düzenlemenin bulunmadığını kaydetti. Seçer, şöyle konuştu:
“Burada imar düzenlemesi yoktu. Biz, Akdeniz Bölgesi’nde 1/5000’lik imar çalışmalarını bitirdik. Daha sonra Akdeniz Belediyesi 1/1000’lik planları yapmak üzere çalışmaları başlattı. İmar olmazsa hiçbir şey olmaz. Eğer Karaduvar insanların hafta sonu gelip çocuklarıyla vakit geçirebileceği, yemek yiyebileceği, turistik bir kasaba görünümüne gelsin istiyorsak, imar planlarının bitmesi lazım. Çok süre geçti ama sonuna geldik. 1 Nisan sabahı sizler için çalışmaya devam edeceğiz.”
SOSYAL YAŞAM MERKEZİ MÜJDESİ
İmar planlarının tamamlanması ile Karaduvar için öngördükleri tüm hizmetleri çok hızlı bir şekilde hayata geçireceklerini aktaran Seçer, “Burada zaten Büyükşehir Belediyesinin çok güzel bir alanı var. Buraya çocuklar, kadınlar, yaş almışlar ve gençler için herkese hitap eden bir Sosyal Yaşam Merkezi yapacağız, bunun da müjdesini vereyim. Çalışmaları bitti ve en kısa sürede de başlatacağız. Bir an önce de orayı vatandaşlarımın hizmetine açarız.” diye konuştu.
Bölge ile ilgili Prestij Cadde çalışmalarını bitirdiklerini ve gerekli izinleri alıp her şeyi tamamladıkları anlatan Seçer, yeni planlar çerçevesinde hayata geçirecekleri çalışmaları anlattı. Karaduvar halkının yıllardır şahsını ve partisini desteklediğini söyleyen Seçer, şunları kaydetti:
“Bunu sadece ben değil herkes biliyor. Yine bu seçimlerde teveccühünüzden, ilginizden, sevginizden, saygınızdan bunu görebiliyoruz. Bize yine buradan çok yüksek miktarda destek çıkacak. Buna canı yürekten inanıyoruz. Sizler de bana güvenin ve inanın. ‘Vahap Başkan seçimlerden 1 hafta önce Karaduvar’a geldi, bize söz verdi, bizzat Karaduvar’ı kendi meselesi yaptı ve ilgileneceğinin sözünü verdi’ diyerek lütfen müsterih olun. Emin olun buraya gelen, ‘Buralara bir şey olmuş, bir değişiklik olmuş’ diyecek. Bizim yaptığımız iş iyi olur. Gerçekten kaliteli, Mersin’imize ve insanımıza yaraşır hizmetler yaparız.”
Karaduvar’ın ardından Kazanlı Mahallesi’nde pazar ziyareti yapan Seçer, pazarda 7’den 70’e herkesin ilgisiyle karşılaştı. Kazanlı’da esnaf da gezen Seçer, mahalleden Kazanlılı kadınların zılgıtları ve alkışlarıyla uğurlandı.
ANADOLU MAHALLESİ’NDE COŞKULU HALK BULUŞMASI
Anadolu Mahallesi’nde düzenlenen “Halk Buluşması”nda yurttaşlarla bir araya gelen Seçer, bölgenin kanalizasyon problemini çözeceklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Homurlu’nun, Kazanlı’nın ve Toroslar’ın kanalizasyon problemi var. Bu bölgenin yaklaşık olarak 250 milyon liralık bir yatırıma ihtiyacı var. Bunun ihalesini mayısın sonunda yapacağız. Homurlu-Kazanlı-Toroslar bölgesinin kanalizasyonu için 66 kilometre hat döşeyeceğiz. 2025 yılının Haziran ve Temmuz ayında sizlere buranın kanalizasyonunu yapıp evlerinizden sisteme bağlayacağız. Bunun sözünü veriyoruz.”
Burada konuşma yapan CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış da Akdeniz’in Mersin’in özeti olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
“Mersin’i var eden, Mersin’in zenginliğini oluşturan tüm kesimler Akdeniz’de buluşmuş. Böylesine derin ve çeşitli bir ilçenin elbette çok derin sorunları ve talepleri de var. 2019 yılında Sayın Vahap Seçer’in Belediye Başkanı seçilmesiyle daha çok ilgi ve alaka gördü. Başkanımız, burada zor olanı gerçekleştirdi. Her yere eşit, adaletli ve ayrımsız hizmetler götürdü ve götürmeye de devam ediyor. Ben inanıyorum ki ikinci 5 yılda sizlerin oylarıyla ve destekleriyle Vahap Seçer Başkanımız tekrardan Başkan seçilerek hizmetlerine devam edecek.”
Ziyaretleri kapsamında son olarak Adanalıoğlu’na giden Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Seçer, şunları söyledi:
“Anamur’dan Tarsus’a kadar Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak 13 ilçemizde, hiç kimseyi ayırmadan, ‘Bize oy vermiş, vermemiş; bizden, bizden değil; bizim mahalleden, bizim mahalleden değil’ ayrımı yapmadan 5 yıldır sizlere hizmet ediyoruz. Bunu aşkla ve severek yapıyoruz. Gecemizi gündüzümüze kattık, 5 yılda her türlü problemleri aştık. Mersin Büyükşehir Belediyesi Türkiye’de artık marka bir belediyedir. Mersin Büyükşehir Belediyesi işini iyi ve kaliteli yapan bir belediyedir. Sizi seven bir Başkanınız var. D-400 Karayolu’ndan denize kadar bütün yollarınız yapıldı ve havaalanı pisti gibi oldu. Artık sahilden de Kazanlı’ya rahat gidiyorsunuz. Yaparsak işin en iyisini yapıyoruz. Sadece bu bölgeye değil Tarsus’a da Anamur’a da Çamlıyayla’ya da Mut’a da her bölgeye yapıyoruz ve her tarafa adaletli hizmet götürüyoruz.”
“ÜRETİCİMİZE HER KONUDA DESTEK OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Tarımsal alanda farklı kategorilerde verdikleri destekleri anlatan Seçer, şöyle konuştu:
“Mersin Büyükşehir Belediyesinin de en övüneceği çalışmalardan bir tanesi tarım destekleri. Özellikle küçük üreticiler ve üretici kadınlara yardımcı oluyoruz. Bu bölgede seracılık yaygın. Onlara da alet, ekipman, sera naylonu, yapışkan tuzak, sera ipi, sıvı gübre; her konuda destek olduk, olmaya da devam edeceğiz. Her şey pahalı, ilaç pahalı, gübre pahalı, çiftçi masraflara yetemiyor. Bakanlığın desteği de yetersiz. Belediyelerin bu işe el atması lazım. Biz bu gerçeği 5 yıl önce gördük. Onun için her üretime destek olduk. Biz çalışarak, üreterek kazanacağız. Halk olarak çalışacağız ama devlet de vatandaşına yardımcı olacak. Çiftçiyi kendi haline bırakırsan, çiftçi eve götürecek ekmek bulamaz. Mazot, gübre, tohum ve ürün alımlarında destek yapacaksın ki çiftçi ayakta kalsın. Biz üreticimize, üreten insanımıza bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da desteklerimizi devam ettireceğiz. 31 Mart’ta sandığa gireceksiniz, Vahap Başkan’ınıza ve CHP’ye desteğinizi vereceksiniz. Benim Meclis sorunum da var. Beni topal ördeğe çevirmeye çalıştılar. Biz tazı gibi koştuk ama artık ikinci 5 yılda Meclis çoğunluğunu da istiyoruz. Ona göre oyunuzu kullanın. Ona göre daha rahat hizmet edelim. Mersin’i şaha kaldıralım, daha büyük hizmetler verelim.”
]]>İlk çalışmalarına 2016 yılında başlanan, 2019’da Oğuzeli ilçesine bağlı Körkün bölgesinde yer seçimi yapılan ve 2022 yılında tüzel kişiliği oluşturulan Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin, Alan Belirleme ve Teknik İnceleme Programına; AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat, Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Ferhan Sağım, Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Meclis Başkanı Mehmet Hilmi Teymur, Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Gaziantep Ayakkabıcılar Odası Başkanı Mehmet Emin İnce, kurum temsilcileri ve davetliler katıldı.
“Bu bölge ayakkabı sektörümüzü tüm dünyada cazibe merkezi haline getirecek”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de törende yaptığı konuşmasında, Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin faaliyete geçmesi ile dünyaca ünlü markalara üretim yapan Gaziantep’in kendine ait çok büyük markalar çıkaracağını söyledi.
Gaziantep’te ihtisas OSB’lerin kentin geleceği ve ekonomisi için çoğaltılması gerektiğini kaydeden Şahin, “Gaziantep olarak rekabet gücümüzü artırmalıyız. Uygun maliyetle en kaliteli üretimi yapabilir hale gelmeliyiz. Gaziantep olarak sanayideki geçmişten gelen gücümüzle bunu başarabiliriz. Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB de yine bu anlamda hem ayakkabı ve terlik sektörümüz hem şehrimiz hem de ülkemiz için inanıyoruz ki önemli fırsatlar oluşturacak. Ayakkabı İhtisas OSB, Oğuzeli’mize de büyük katkı sağlayacağı gibi üretim, showroom ve tüm unsurlarıyla bu işin eğitim merkezi olacak. OSB ile ayakkabı üretimi yapan firmalarımız markalaşacak, Gaziantep ayakkabı sektöründe dünyada bir cazibe merkezi olacak. Bunu hep birlikte başaracağız. Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin hayırlı olmasını diliyor, emek veren herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“İlçemiz ve şehrimiz ayakkabı ve terlik sektöründe adeta bir üretim üssü olacak”
Gaziantep Ayakkabı İhtisas OSB’nin faaliyeti geçmesi ile Oğuzeli ve civarında işsizliğin sıfırlanacağını söyleyen Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç, “Organize Sanayi Bölgemiz ile ilçemiz ve şehrimiz ayakkabı ve terlik sektöründe adeta bir üretim üssü olacak. OSB’miz ile ayakkabı sektörünün çok daha yukarı seviyelere çıkacağına inanıyoruz. Hatta belki de işçi olarak ilçemize göç alacağız. Bunda katkısı olan, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Burası hem Gaziantep’te hem de tüm Türkiye’de örnek bir uygulama olacak. Sanayicilerimize, üreten insanlarımıza, çalışan insanlarımıza burada önemli bir imkan sağlanmış olacak. Devletimiz ve milletimizle birlikte inşallah daha güzel projelere birlikte imza atacağız. Bu eserde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
“Sektörümüz adına bugün burada yeni bir sayfa açıyoruz”
GSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Ferhan Sağım da yaptığı konuşmasında, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile ayakkabı ve terlik sektörü adına Gaziantep’te yeni bir sayfa açılacağını söyledi.
Ayakkabı ve terlik sektörünü hak ettiği şartlara kavuşturmak için çıktıkları bu yolda Ayakkabı İhtisas OSB’nin kuruluş çalışmalarını önemli bir aşamaya getirdiklerini ifade eden Sağım, “Şehrin farklı yerlerinde, birbirinden bağımsız ve çok zor şartlarda üretim yapan üreticilerimiz, İhtisas Organize Sanayi Bölgemizin tamamlanmasıyla birlikte tüm unsurların bir arada olduğu, çok daha iyi şartlarda üretim yapma imkanı bulacaklar. Bu sayede, katma değerli üretim, markalaşma ve yeşil üretim kriterlerine uyumluluk gibi her alanda hızla mesafe katedeceğiz. Bu vesileyle emeği olan herkese teşekkür ediyor ediyorum” dedi.
“OSB’miz ile firmalarımızın markalaşmaları sağlanacak, rekabet güçleri artırılacak”
OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat ise bugün yer seçimi, kuruluş onayı ve imar planı onayının ardından OSB’de en önemli dönüm noktasında bulunduklarını söyledi.
İlk etapta 88 hektar alan üzerine kurulacak olan OSB’nin yaklaşık 82 hektarlık ikinci kısmının da Cumhurbaşkanlığı kararıyla onaylandığını ve işlemlerin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütüldüğünü ifade eden Özpolat, “OSB’mizin faaliyete geçmesi ile katma değeri yüksek üretimler yapılmasının önü açılarak ilimizin ve ülkemizin gelişimine katkı sağlanacağına inanıyoruz. Ayrıca yenilikçi model ve moda tasarımlar için gerekli altyapı oluşturularak, firmaların markalaşmaları sağlanacak, rekabet güçleri artırılacak. Yeşil dönüşümün ve Avrupa Yeşil Mutabakatının getirdiği yükümlülükleri de dikkate alarak yeşil sanayi anlayışıyla kuracağımız OSB’miz, ayakkabı terlik ve yan sanayicilerinin bir arada bulunmasına ve kümelenmesine de hizmet edecek. Bölgemizin kuruluş sürecine destek veren Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili bakanlıklarımıza, Gaziantep Valiliğimize, Gaziantep Büyükşehir Belediyemize, Gaziantep Sanayi Odamıza, Oğuzeli Belediyemize, tüm paydaşlarımıza, sektör temsilcilerimize ve katkıda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, Çivril yerleşkesinde kurulan PAÜ Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. PAÜ’nün talebini değerlendiren Bakanlık, yaklaşık 30 yıldır bölgede üreticileri ve kent dışında yaşayan 2 kişi tarafından kiracı olarak kullanılan 1970 dekar araziyi, 2 yıllığına PAÜ Ziraat Fakültesine tahsis etti. Arazide ekili ürünleri bulunan üreticilerin mağdur olmaması için geçtiğimiz yıl ürünün hasat edilmesine izin veren PAÜ Rektörlüğü, bu yıl için ilk etapta Ar-Ge çalışmalarında kullanmayı planladığı ve kiracıları başka şehirlerde yaşayan 2 parsele ekim yapılmamasını Çivril Kaymakamlığının resmi yazısıyla iletti. Resmi yazışmaya rağmen araziyi eken 2 kiracı, PAÜ’ye yapılan tahsisin iptali için de yargıya başvurdu. Yapılan başvuru İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilerek, arazinin PAÜ Ziraat Fakültesine tahsisi onaylandı.
Yaşanan süreç nedeniyle 1,5 yıldır araziden faydalanamayan PAÜ Ziraat Fakültesi Dekanlığı, tahsisin onaylanmasının ardından söz konusu 2 kişi tarafından kullanılan arazilerde Ar-Ge çalışmalarına başladı. Arazinin büyük olması nedeniyle diğer alanlarda bölge çiftçisi tarafından bu yıl da ekime izin verildiği, yapılacak yeni tahsis başvurusunun onaylanması halinde tüm arazide yine bölge üreticilerinden hizmet alımı yapılarak proje çalışmalarının yürütüleceği öğrenildi.
Arazinin PAÜ’ye tahsisi süreci hakkında bilgiler veren Pamukkale Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, “Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, 8 Temmuz 2022 tarihinde Çivril yerleşkesinde kurulan Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. 194 ada, 633 parsel numaralı 1970 dekar olan arazi, Üniversitemize 19 Eylül 2022 tarihinde tahsis edildi. Bu arazi gerek Tuğlu, Yuvaköy, Balçıkhisar köyleri, gerekse il dışında ikametgahı bulunan vatandaşlarca 30 yıldır işletilmekte idi. 2 tane vatandaş, Bölge İdare Mahkemesine giderek bu tahsisin durdurulmasını talep etti. Talepleri istinaf mahkemeleri tarafından reddedilerek arazinin Üniversitemize tahsisi onaylandı. Bu kadar büyük bir arazinin tamamını aynı anda değerlendiremeyeceğimiz ve bölge üreticilerinin desteklenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ikametgahı il dışında olan 2 kişiye ait alanlardan başlamayı planladı. Durumu kendilerine resmi olarak da ilettiğimiz için bu araziyi sürüp ekiyoruz. Çünkü bizim gerek Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin, gerekse Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin ulusal anlamda projeleri var. Bu projeleri burada çalışmaya başladık. Sonuçlarını ülke tarımına katkısı olması amacıyla paylaşacağız” dedi.
“Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz”
Personel ve ekipman ihtiyacını karşılamayacakları için Ar-Ge çalışmalarını gene bölge üreticilerinden hizmet alımı yaparak çözmeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Karadeniz, “Köylülerin kullandığı arazilerle ilgili bir problem yok. Onlar bu sene ektiği ürünleri, Temmuz-Ağustos aylarında hasatlarını gerçekleştirecekler, ürünleri kendilerinin olacak. Ancak bundan sonraki aşamada köylü vatandaşlarımıza, bizim Ar-Ge çalışmalarımızın neler olduğunu onlara söyleyeceğiz, gerekirse tohum gübre planlamaları yapacağız. Bizim Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz. Dolayısıyla 1970 dekar arazinin tamamında Ar-Ge faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Söz konusu arazide Tarla Bitkileri ve Bahçe Bitkileri başta olmak üzere PAÜ Ziraat Fakültesinin çalışma alanlarında olmak üzere bölge ve ülke tarımına uygun araştırma ve geliştirme çalışmalarına yönelik proje çalışmalarını yürüteceğiz. Bu projelerin başında tıbbi ve aromatik bitkiler, tahıllar, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri, yem bitkileri, ballı bitkiler, farklı sebze türleri, yeni anaç ve meyve türleri, gübreleme, sulama sistemleri gibi çok farklı alanlar yer alıyor” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>İklim değişikliği, yağış azlığı ve buharlaşmanın etkisiyle 2022 ve 2023’te kuraklıkla karşı karşıya kalan, ihtiyaç üzerine kimi zaman su takviye edilen içme suyu, enerji ve tarımsal sulama ihtiyacının karşılandığı barajlarda sonbahar ve kış aylarındaki yağışlar sayesinde su seviyesi yükseldi.
Devlet Su İşleri (DSİ) 10. Bölge Müdürlüğünden alınan verilere göre, Diyarbakır, Mardin ve Batman’daki bazı barajların farklı tarihlerdeki doluluk oranları yüzdelik olarak şöyle gerçekleşti:
| 19 Mart 2023 | 2 Ekim 2023 | 19 Mart 2024 | |
| Karakaya Barajı | 41,4 | 62,8 | 68 |
| Kralkızı Barajı | 38,2 | 33,6 | 60,2 |
| Devegeçidi Barajı | 29,2 | 0 | 87 |
| Çınar Göksu Barajı | 4,6 | 0 | 33,8 |
| Pamukçay Barajı | 9,7 | 0 | 100 |
| Ergani Barajı | 10,9 | 34 | 100 |
| Başlar Barajı | 9,4 | 4 | 100 |
| Mardin-Dumluca Barajı | 4,8 | 0 | 30,6 |
| Batman Barajı | 64,4 | 34,3 | 51,3 |
Batman Barajı’nın yoğun yağışlar sebebiyle taşkın dönemi olduğundan işletme kotu seviyesinde tutulduğu, barajda su seviyesinin 15 Mayıs itibarıyla maksimum kot olan yüzde 100 seviyesine çıkarılacağı belirtildi.
“Suyu korumamız ve biriktirmemiz gerekiyor”
Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılıç, AA muhabirine, yağışlar sayesinde Diyarbakır’da bulunan barajların doluluk oranının arttığını söyledi.
Barajlardaki su seviyesinin yükselmesinin canlı yaşamına olumlu katkı sağladığına işaret eden Kılıç, “Memeli türleri, kuş, böcek ve bitkisel organizmalarda büyük canlılık var. Temennimiz bunun devam etmesi. Su, ‘hayat’, ‘canlılık’, ‘biyoçeşitlilik’ ve ‘üretim’ demek. Su yoksa bunların hiçbiri yok. Bu nedenle barajlarımız çok değerli. Bu yıl yağışların etkisiyle barajlardaki su seviyesi yükseldi. Bu çok sevindirici.” dedi.
Kar yağışının olmaması nedeniyle toprağın suya doymadığını, yer altına suyun ulaşmadığını dile getiren Kılıç, barajlar sayesinde suyun yüzeyde toplanabildiğini belirtti.
Kılıç, bunun Diyarbakır ve bölge için şans olduğunu dile getirerek, “Önümüzdeki dönem genel ortalama için kuraklığa doğru gidiyor. Bu yılı kurtardık görünüyor. Bu sevindirici bir durum. Umarız önümüzdeki yıllara da bu sirayet eder. Bu durumu şansa bırakırsak çok ciddi sorun var. Tarımda, sanayide, yerleşim yerlerinde suya çok ciddi miktarda ihtiyaç olacak.” diye konuştu.
Bu nedenle tedbir alınması gerektiğini belirten Kılıç, bu tedbirleri 3 başlıkta sıralayarak, şunları söyledi:
“Birincisi evlerde, sanayide, tarımda su konusunda tasarruf etmek şart. Bir diğer önemli husus suyu toplamamız lazım. Kırsal ya da şehirlerde yağışları baraj, gölet ya da şehir içinde sarnıçlar şeklinde toplamamız lazım. Üçüncü tedbir de mevcut suların, nehir, göl ve denizlerin kirletilmemesi. Şehir artıkları, lağım ve tarımdan gelen ilaçlı su ve sanayiden gelen atıkların arıtılmadan asla sulara bırakılmaması lazım. Suyu korumamız ve biriktirmemiz gerekiyor.”
Küresel ısınmadan kaynaklı kuraklığın kapıda olduğunu ifade eden Kılıç, buna yönelik kurumlar arası işbirliğiyle tedbir alınması gerektiğini söyledi.
Kılıç, ülke genelinde ağaçlandırma yapılmasının çok değerli olduğunu anlatarak, bunun bitkisel üretimi, toprağın su tutma kapasitesini yüksek tutacağını, yer altı sularına kaynak sağlayarak, bölgede yağışı da destekleyeceğini belirtti.
DSİ 9. Bölge Müdürlüğünün sorumluluk sahasındaki barajlardaki son durum
DSİ 9. Bölge Müdürlüğünden alınan verilere göre, Elazığ, Malatya ve Bingöl’deki bazı barajların doluluk oranları yüzdelik olarak şöyle gerçekleşti:
| 18 Mart 2023 | 18 Mart 2024 | |
| Elazığ-Kalecik Barajı | 62 | 100 |
| Elazığ-Dedeyolu Barajı | 0 | 86,60 |
| Elazığ-Kepektaş Barajı | 0 | 100 |
| Elazığ-Bazlama Barajı (Yeni işletmeye açıldı) | 0 | 100 |
| Elazığ-Hazar Gölü | 42,30 | 49,20 |
| Malatya-Çat Barajı | 3,10 | 21,50 |
| Malatya-Boztepe Recai Kutan Barajı | 41,70 | 97,40 |
| Malatya Beylerderesi Barajı | 0 | 98,80 |
| Malatya-Yaygın Barajı | 0 | 98,10 |
| Bingöl-Gülbahar Barajı | 0 | 100 |
| Bingöl-Aşağı Kaleköy Barajı ve HES | 20,40 | 60,10 |
DSİ 9. Bölge Müdürü Sebahattin Şamcı, yağışların bölgedeki su kaynaklarının seviyesinin yükselmesini sağladığını söyledi.
Sorumluluk alanlarında yer alan 4 ilde baraj ve göletlerdeki su miktarının iyi durumda olduğunu belirten Şamcı, yağışların su kaynaklarına can suyu olduğunu ifade etti.
Şamcı, şöyle konuştu:
“Elazığ’da 12 baraj, gölet ve bir doğal gölün ölçümü yapılmakta. Geçen yıl yüzde 28 seviyesinde olan hacim bu yıl yüzde 50 seviyelerinde. Malatya’da ölçümü yapılan 8 baraj ve gölet bulunuyor. Bunların geçen yıl aktif hacmi yüzde 28 civarındayken bu yıl yüzde 50 seviyelerinde. Bingöl’de ölçümü yapılan 6 baraj ve gölet bulunuyor. Geçen yıl yüzde 33,50 olan aktif hacmimiz bu yıl yüzde 35,50 civarında. Tunceli’de ölçümü yapılan bir enerji barajı bulunuyor. Geçen yıl yüzde 50 seviyesinde olan barajımızın bu yılki doluluk oranı yüzde 27 civarında ancak bunlar enerji barajı olduğu için firmalar tarafından doğal akımın geleceği nisan mayıs aylarından itibaren belli bir seviyeye düşürülerek gelen suyun depolamasını amaçlamakta.”
Yağışların sürmesiyle depolamada artışın devam edeceğini kaydeden Şamcı, barajların çoğunda doluluğun yüzde 100’e ulaşmasını beklediklerini söyledi.
Bölge müdürlüğü sınırlarında yer alan ve ölçümü yapılan baraj ve göletlerin maksimum depolayabileceği suyun 17 milyar 552 milyon metreküp olduğunu belirten Şamcı, “Bu yıl itibarıyla depoladığımız su 8 milyar 652 milyon metreküp. Geçen yıl bu değer 4 milyar 979 milyon metreküptü.” ifadelerini kullandı.??
]]>Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk:
“Irak’ın kuzeyindeki 2 PKK’lı terörist daha teslim olmuştur”
“Son bir haftada yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan 174 şahıs yakalandı”
“NEFER Kuleli Zırhlı Muharebe Aracının muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır”
MSB Kaynakları: “Terör örgütü için bu saldırılar son çırpınışlardır”
ANKARA – Milli Savunma Bakanlığı, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 26 teröristin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir baskı ve yoğun bir tempoda sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil, son bir haftada 26, 1 Ocak tarihinden bugüne kadar ise 242’si Irak’ın, 366’sı Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere toplam 608 teröristi etkisiz hale getirmiştir. Pençe-Kilit Operasyonu Bölgesinde, 19 Mart’ta bir üs bölgemize sızma ve saldırı girişiminde bulunan teröristlerle çıkan çatışmada bir kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, 4 kahraman silah arkadaşımız yaralanmış, ilk belirlemelere göre 6 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Menfur saldırı sonrası 19 ve 20 Mart’ta düzenlenen hava harekatları ile Irak’ın kuzeyindeki Metina, Zap, Hakurk, Gara ve Kandil bölgelerinde terör örgütü PKK tarafından kullanıldığı tespit edilen ve içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen sığınak, barınak ve mağaralardan oluşan toplam 39 hedef başarıyla imha edilmiştir” ifadelerini kullandı.
Pençe-Kilit Harekatı’nda bugüne kadar 854 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirten Tuğamiral Aktürk, harekat bölgesinde bin 916 silah, 803 bin 241 mühimmat ele geçirildiğini, 2 bin 650 mayın, EYP’nin imha edildiğini ve 900 mağara ve sığınağın kullanılamaz hale getirildiğini kaydetti.
“Irak’ın kuzeyindeki 2 PKK’lı terörist daha teslim olmuştur”
Türkiye ve bölgedeki terör tehditlerinin bertaraf edilene kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonlarını kararlılıkla sürdüreceğini aktaran Aktürk, “Bu hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist daha Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim olmuştur. Teröristler için tek çıkış yol, Türk adaletine teslim olmaktır” dedi.
“Son bir haftada yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan 174 şahıs yakalandı”
Tuğamiral Aktürk, Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi ve Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların da devam ettiğini belirtti. Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğunu vurgulayan Aktürk, “Son bir haftada yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan 7’si terör örgütü mensubu olmak üzere 174 şahıs yakalanmış, 2 bin 393 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle, 01 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 921’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 36 bin 840’a yükselmiştir. Yine, son bir hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 40 kilogram uyuşturucu ele geçirilmiştir” diye konuştu.
TSK’nin başarıyla icra ettiği operasyonların yanı sıra eğitim ve tatbikat faaliyetlerini sürdürdüğünü dile getiren Aktürk, Ağrı, Kars, Iğdır ve Tatvan’da düzenlenen Kış 2024 başarıyla icra edildiğini söyledi. Aktürk, “TCG ANAFARTALAR denizaltımız tarafından Dıraç/Arnavutluk’a, İtalya’ya ait CARLO BERGAMINI fırkateyni tarafından ise Mersin’e liman ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. TCG GEDİZ fırkateynimiz tarafından da Dubrovnik/Hırvatistan’a liman ziyareti yapılması planlanmaktadır. Yine, Hava Kuvvetlerimizin tanker uçağı tarafından Romanya Hava Kuvvetlerine ait 4 adet F-16 uçağına 14 Mart’ta Romanya hava sahasında havada yakıt ikmali yapılmıştır” ifadelerine yer verdi.
“NEFER Kuleli Zırhlı Muharebe Aracının muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır”
TSK’nın etkinlik ve caydırıcılığını artırmak için yerli ve milli savunma sanayinin yüksek teknoloji ürünleri ile donatıldığını aktaran Aktürk, şu ifadelere yer verdi:
“Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, çeşitli miktarda Uzun Menzilli Tanksavar Füzesi ve ‘NEFER’ Kuleli Zırhlı Muharebe Aracının muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır. Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bekamıza yönelen her türlü tehdit ve tehlikeyi bertaraf etmeye, ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için gece gündüz demeden çalışmaya kararlılıkla devam edecektir.”
Irak ile Ortak Harekat Merkezi’nin kurulması
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Irak makamları ile gerçekleşen son görüşmelerin ardından Ortak Harekat Merkezi kurulup kurulmayacağına ilişkin soruya şu cevabı verdi:
“Irak ile belirli seviyelerde görüşmeler devam etmektedir. Aralık ayında yapılan toplantının ikincisi geçtiğimiz günlerde Bağdat’ta yapılmıştı. İki ülke arasında imzalanması planlanan Stratejik Çerçeve Belgesi için hazırlıklar devam etmektedir. Bizim bu belgede olmasını istediğimiz hususlardan biri de Ortak Harekat Merkezi’nin kurulmasıdır. Bu harekat merkezinin işletilmesine yönelik teknik detaylar da söz konusu belge imzalandıktan sonra belirlenecektir.”
Irak’tan terörle mücadele işbirliğine olumlu yaklaşım
Bakanlık kaynakları, Bağdat’ta gerçekleşen görüşmelerde Irak tarafının terörle mücadeleye yaklaşımının nasıl olduğuna dair soruya, “Irak tarafı da terör örgütü PKK’yı tehdit olarak görmektedir. Bizim Ortak Harekat Merkezi ve diğer terörle mücadeledeki iş birliği tekliflerimize olumlu yaklaşmaktadırlar. Önümüzdeki dönemde terörle mücadele ve hudut güvenliği gibi konularda Irak makamları ile çalışmalarımız artarak devam edecektir” ifadelerini kullandı.
İlk öncelik terör tehdidini sınır ötesinde karşılamak
Bakanlık kaynakları, terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonların geçmiş yıllardaki operasyonlardaki şartların aynı olmadığını belirterek, “Önceki dönemde sınırlı, süreli ve tahditli operasyonlar yapılırken bugün sürekli operasyonlar icra edilmektedir. Sınırlarımızdan 30-40 kilometre ileriden itibaren ülkemize yönelik tehditler bertaraf edilmektedir. Bu strateji ile birinci önceliğimiz; terör tehdidini sınırlarımızdan mümkün olduğu kadar ötede karşılamaktır. Irak ile yapılan görüşmelerde masada sadece terörle mücadele ve hudut güvenliği konuları değil, enerji ve ticaret boyutunu da içine alan konular yer almaktadır. Biz Irak ile çok daha kapsamlı bir çalışmadan bahsetmekteyiz. Geçmiş yıllardaki terörle mücadeleyi bugünkü mücadele ile kıyaslamak doğru olmaz. Güvenlik ve refah birbirini destekleyen unsurlardır. Hem bölgedeki refahın hem de güvenliğin eşzamanlı artırılması konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Güvenli bölge oluşturarak ülkemize yönelik tehdidi uzaktan karşılamak, ulaştırma ve enerji projeleri ile de bölgede ekonominin ve refahın geliştirilmesine katkı sağlamak hedeflenmektedir” diye konuştu.
“Bu saldırılar son çırpınışlardır”
Bakanlık kaynakları, terör örgütü PKK’nın son saldırısına ilişkin sorular üzerine şu değerlendirmeleri yaptı:
“Son dönemde saldırıların gerçekleştirildiği yerler artık Pençe-Kilit Operasyon bölgesinin en uç, en cephe bölgeleridir. Orada ufak bir bölüm kaldı, orayı da temizleyip kilidi kapattıktan sonra hudutlarımız daha güvenli hale gelecektir. Terör örgütünün son dönemdeki saldırılarının amacı da bu kilidin kapatılmasını önlemektir. Terör örgütü için bu saldırılar son çırpınışlardır. Bu çırpınışlar onları beklenen sondan kurtaramayacaktır.”
]]>Başkan Seçer, Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Toroslar Spor Kompleksi ve Sosyal Tesisleri Temel Atma ve Tarımsal Destek törenlerine katıldı. Seçer törenin ardından, Toroslar halkı ile iftar yaptı.
Mersin’in bütün ilçelerine aynı anlayışla eşit hizmet götürdüklerini belirten Seçer, “Bu yılın tarımsal desteklerini dağıtıyoruz. Anamur’da, Aydıncık’ta, Bozyazı’da Gülnar’da, Silifke’de ve Tarsus’ta yaptık. Mut’ta ve Erdemli’de de önümüzdeki günlerde yapacağız. Memleketimizin her noktası bizim için eşit mesafede. Ayrımcılık, bölgecilik, particilik yok. Senin adamın, benim adamım düşüncesi yok. Bu ülkede herkes hak ettiğini alacak” ifadelerini kullandı.
“Merkez 270 günde tamamlanacak”
Çocuklara değer verdiklerini, onların geleceğin umudu olduğunu ifade eden Seçer, temelini atacakları ‘Toroslar Spor Kompleksi ve Sosyal Tesisleri’ hakkında bilgi verdi. Seçer, “Çalışan aileler işe giderken çocuklarını kreşimize emanet edecek. Eğitim odası, çocuk oyun grubu, açık oynama alanları, yemekhaneler ve diğer birimleri de beraberinde olacak. 350 metrekare yarı olimpik kapalı yüzme havuzunun yanı sıra açık yüzme havuzu da yer alacak. Çocuklarını tesise getiren ebeveynlerin zaman geçirmesini sağlamak için kafe hizmetimiz de olacak. Açık fitness alanları, yürüyüş yolları, çocuklarımız için survivor alanları olacak” diye konuştu.
Seçer, merkezin 270 iş gününde tamamlanarak, aralık ayı içerisinde halkın hizmetine açılmasının planlandığını kaydetti.
“Bizim için tarım, üreten, alın teri döken değerlidir”
Tarımda istihdamın ve üretimin artması için tarımsal desteklerin önemine işaret eden Seçer, kadınların ekonomik özgürlüğünü kazanması ve ayaklarının üzerinde durabilmesi için üretici kadınlara destek olduklarını ifade etti. Seçer, “Toplumumuza, kadınların çalışması, üretmesi, ekonomik özgürlüğüne kavuşması, ayakları üzerinde bir başına durmaları gerektiğini öğreteceğiz. Onun için her söylemimizde ‘kadın’ diyoruz” ifadelerini kullandı.
Toroslar bölgesinde yapılan tarımsal desteklerden de bahseden Seçer, şimdiye kadar bölge üreticilerine 47 bin 786 metre sulama borusu dağıttıklarını kaydetti. Bu yıl tarıma 119 milyon lira bütçe ayırdıklarını, bunun 65 milyon lirasının ise sulama borusu desteğine ayrılacağını vurgulayan Seçer, tarımı, üretimi, tarlada alın teri döken çiftçiyi önemsediklerinin altını çizdi. Tarımı önemsediklerin dile getiren Seçer, “Bizim için tarım, üreten, alın teri döken değerlidir. Çiftçi olmazsa aç kalırız. Çiftçi üretecek, tarım ve hayvancılık yapacak” dedi.
Kooperatiflerin yaşadığı sıkıntıların başında elektrik faturası olduğunu vurgulayan Seçer, GES projesi ile bu sorunu çözüme kavuşturacaklarını ifade etti.
“Her alanda hizmetlerimiz artarak devam edecek”
Toroslar’ın her geçen gün gelişen bir bölge olduğunu belirten Seçer, “Bölgenin özellikle grup ve köy yolları bugüne kadar nasıl birinci sınıf sathi kaplama yapıldıysa, yeni dönemde de yapılmaya devam edecek. Merkezde ana caddelerde birinci sınıf asfalt çalışmaları devam edecek. Sosyal politikalar artarak devam edecek. Yeni bir ekmek fabrikası ve yeni bir aşhane yapacağız. Daha çok insana 3 çeşit yemeği 10 TL’ye, ekmeği ise 5 TL’ye ulaştıracağız. Her alanda hizmetlerimiz artarak devam edecek” diye konuştu.
İkinci 5 yıllık görev süresinde dar gelirli vatandaşın kira ve konut sorununu da ‘Sosyal Konut’ projesiyle çözüme kavuşturacaklarını ifade eden Seçer, şöyle devam etti: “Biz sosyal belediyecilik anlayışını tarihe yazdık ve bunu devam ettireceğiz. Metro tamamlanacak. Toroslar’ın da içinde olduğu 500 dönümlük Müftü Deresi Yaşam Vadisi’ni yapacağız. Hem Büyükşehir Belediyesi’nde hem de Toroslar Belediyesi’nde sizlerin desteği ile 5 yıl önce başladığımız görevimizde nasıl şevkimiz, azmimiz, kararlılığımız varsa, aynı azim, kararlılık ve güçle devam edeceğiz.”
Konuşmaların ardından, temel atma ve temsili dağıtım gerçekleştirildi. Başkan Seçer, daha sonra Toroslar halkı ile iftar yaptı. – MERSİN
]]>ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan’ın moderatörlüğündeki panele ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden ve Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı konuşmacı olarak katıldı.
Moderatör Oytun Orhan, ORSAM konferans salonunda gerçekleştirilen paneli, Irak’la ilişkilerde “güvenlik başta olmak üzere enerji, ekonomik ve siyasi boyutun” önemine işaret ederek başlattı.
ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Irak’taki Kalkınma Yolu Projesi’nin “yalnızca ekonomik değil, bölgesel sonuçları” olabileceğini söyledi.
Kızıldeniz’deki durum ve Avrupa enerji krizi gibi uluslararası gündemi meşgul eden mevcut dünya krizlerini örnek gösteren Duman, Kalkınma Yolu’nun “küresel öneminin” de arttığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak’taki temaslarına da değinen Duman, bu gelişmelerin Ankara ve Bağdat için olumlu sonuçları olabileceğinin altını çizdi.
Duman, Türkiye ile Irak arasındaki görüşmeler sonucunda 14 Mart’ta yayımlanan Ortak Sonuç Bildirisi’yle terörle mücadele, ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaşım olmak üzere 7 alanda kurulması öngörülen ortak daimi komitelerin önemli adımlar atabileceğini söyledi.
“Irak’ın güvenliği ve kalıcı istikrarı son derece önemli”
ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın ise Irak’ın bölge için önemine değinerek “Irak’ın güvenliği ve kalıcı bir istikrarın varlığı, bölgedeki tüm ülkelerin selameti açısından son derece önemlidir.” dedi.
Irak’la ilişkilerde güvenlik boyutunun da önem taşıdığını ve bunun diğer alanlarda da gelişmeyi sağlayacağını vurgulayan Aydın, “Irak’ta PKK’nın varlığının yarattığı tehdidin bizim için bölge ülkeleri için ve Irak için ne anlam ifade ettiğinin çok net algılanması gerekiyor.” diye konuştu.
Burada temel bir yanılsama olduğunu söyleyen Aydın, terör örgütü PKK’nın hedefi ve yarattığı tehdidin Türkiye ile sınırlı olmadığına dikkati çekti.
Aydın, terör örgütü PKK’nın Irak’ı bölme potansiyelinin olduğunu, bunun Suriye örneğinde çok net görüldüğünü belirterek, Iraklı yöneticilerin bu durumu anlaması gerektiğini ifade etti.
İklim değişikliğine de değinildi
SUEN Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden de bölgedeki su sorununa dikkati çekti.
Suriye, Irak ve Türkiye’nin su kaynaklarını verimli ve etkili kullanmak zorunda olduğunu söyleyen Maden, “Yukarı kıyıdaş su kaynak yönetiminden ne kadar sorumluysa, aşağı kıyıdaş ülkeler de su kaynaklarının etkili ve verimli kullanımından o kadar sorumludur.” ifadesini kullandı.
İklim değişikliğinin de ilişkilere etki eden bir unsur olduğunu belirten Maden, bunu hem ortak bir zorluk hem de işbirliği unsuru şeklinde değerlendirdi.
Maden, savaş ve çatışmaların işbirliği sürecini olumsuz yönde etkilediğinin de altını çizdi.
Irak’taki Türkmenlerin durumu da ele alındı
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı da panelde, Irak’taki Türkmenlerin durumuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“2003 yılından sonra daha demokratik rejimlerin kurulacağı bir döneme girilmesiyle Türkmenler de Irak Türkmen cephesi olarak hem parlamentoda temsil hem de diğer alanlarda temsil noktasında harekete geçti. Lakin ne kadar (Irak Başbakanı Muhammed Şiya) es-Sudani hükümetiyle Ankara hükümeti arasındaki ilişkiler iyi olsa da Sudani hükümetinin Türkmenlere bakış açısının ne kadar müspet olduğunu bilsek de özellikle bu son kabinede gördüğümüz gibi bir Türkmen’e yer verilmemiş olması bizi üzen şeylerden biridir.”
Türkmenlerin Irak’ta tüm kesimler tarafından “Anadolu’nun bir uzantısı” olarak görüldüğünü söyleyen Yayçılı, “Türkiye’ye karşı harekete geçmek isteyen bütün terör örgütlerinin, Irak’ta Türkmenleri hedef aldığını ve bu terör saldırılarında en fazla zarar gören bölgelerin Türkmen bölgeleri olduğunu” ifade etti.
]]>Samsun’da geçen yıl Aralık ayında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un katılımıyla Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığı Hizmet Binası temeli atılmıştı. O bina tamamlana kadar hizmet verecek olan Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığı Geçici Hizmet Binası, İlkadım ilçesi Tepecik Mahallesi’nde düzenlen törenle açıldı. Açılan merkez, çevredeki illere de hizmet verecek. Bütün otopsiler, kan örnekleri, DNA ve doku parçası analizleri, uyuşturucu analizleri, kimyasal tahlillerin hepsi burada yapılacak.
Düzenlenen törende ilk olarak konuşan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, “Cumhuriyet Başsavcılığımız 1 yıl içerisinde yaklaşık 60 bin soruşturma yürütülmektedir. Adliyemizin ana hizmet binasında faaliyet gösteren Adli Tıp Şube Müdürlüğümüzce 2023 yılında 646 ölü muayene ve otopsi hizmeti gerçekleştirilmiştir. Yine 2023 yılı içerisinde 5 bin 491 adet adli rapor tanzim edilmiştir. Grup başkanlığımız açılınca bütün otopsiler, kan örnekleri, DNA ve doku parçası analizleri, uyuşturucu analizleri, kimyasal tahlillerin hepsi burada yapılacak. Adli Tıp Grup Başkanlığının açılması uzun bir süreçti. Yıllardan beri arzu edilen, çaba sarf edilen bir süreçti. Milletvekillerimizin büyük katkıları oldu. Bizzat şahidim defalarca bakanımızın yanına gittiler. Samsun Büyükşehir Belediyesi ile Cumhuriyet Başsavcılığı olarak 5 yıldır koordineli ve iş birliği ile güzel hizmetler gerçekleştirdik. Yeni hizmet binamız bittiğinde inşallah oraya taşınıp hizmete oradan devam edeceğiz. Adliyemiz Karadeniz Bölgesi’nin en büyük ve en donanımlı adliyemizdir. Birçok konuda örnek adliyedir. Yakın zamanda inşallah Türkiye’de güneş sistemi santralini uygulayan ilk adliye olarak inşallah örnek bir adliye olacağız. Üretilen elektrik adliyedeki ihtiyacın yüzde 40’ını kendimiz karşılayacağız. 76 daireden oluşan Adliye Lojmanımız 1 yıl içerisinde tamamlanarak Cumhuriyet Başsavcılığımıza teslim edilecek. İstinaf mahkemelerinin hizmet vereceği yerleşkemizin proje ihalesi tamamlandı” dedi.
“28 bin otopsi yaptık”
Adli Tıp Kurumu Başkanı Hızır Aslıyüksek, “Bugüne kadar yaklaşık 550 adli tıp asistanına adli tıp uzmanlık eğitimi verdik. 2023 yılında Adli Tıp Kurumu olarak yaklaşık 28 bin otopsi, 25 bin ölü muayenesi, 435 bin adli muayene ve 150 bin DNA incelemesi olarak toplam 785 bin 613 adliye dosya incelemesi yapılarak mütalaa ve adli rapor düzenledik. 2002 yılında sadece 25 ilde adli tıp hizmeti verilirken bugün 81 ilimizin tamamında bu hizmeti sunmaktayız. Açılışına yaptığımız Samsun Grup Başkanvekilliği ile birlikte 15 başkanlık olarak hizmet veriyoruz” diye konuştu.
“Taşınınca burayı aile, eğitim ve yaşam merkezine dönüştüreceğiz”
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, “Adliye Sarayı yaptırdığımızda o zaman Türkiye’nin en büyüğüydü. Şehir büyüdü, yetmedi. Şimdi Türkiye’ye örnek olacak yeni bir proje ile Atakum’da 70 dönüm arazi üzerinde yapılacak yer ile birlikte bütün istinaf oraya taşınacak. Mevcut adliye öteki tarafa taşınacak. İdare mahkemesi de yeni kampüse taşınacak. Türkiye’nin en şık adliye lojmanlarını da adliye camiamıza kavuşturmuş olacağız. Adli tıp, yıllardır beri konuşurduk. Şu an ciddi anlamda başka bir şehre gönderme olmuyor. Yılda 1-2 tane oluyor. Bununla birlikte 3 tane daha yeni adli tıp şube müdürlüğü oluştu. Burası bir anda bölge merkezine dönüşüverdi. Büyükşehir Belediyesi olarak sayın bakanımın seçim kampanyasında ifade ettiği sözü yerine getirmiş olduk. Burada hizmete başlıyoruz ve açılışını yapıyoruz. Diğer tarafa taşınınca burayı belediyenin aile, eğitim ve yaşam merkezi yapacağız. Bu 5 yıl içerisinde hiçbir şeyi rastgele yapmadık. Her şey bir stratejini parçası olarak inşa edildi” şeklinde konuştu.
“Asıl adli tıp binamız yükseliyor”
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Dr. Mehmet Muş ise, “Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığı bugün nihayete ermiş durumda. Belediye Başkanımız sağ olsun bize burayı buldu ve bunu sıfırdan yaptı. Neden bunu yapıp, başka bir yer daha yapıyoruz? Arada zaman kaybı olması diye bunu yaptık. Asıl adli tıp binamız yükseliyor. Hatta temelleri bitti ve birinci katı döktüler diye biliyorum. Orası bu yılsonuna yetişmiş olacak. Burada bütün birimler satın almalarını, cihazları teşekkül etmiş vaziyettedir. Diğer taraf bitince buradan malzemelerimizi alıp diğer tarafa taşınmış olacağız. Bizim Samsun’un 2 tane daha konusu var. Bir tanesi bölge istinaf, Atakum’da. Onun alan projeleri çizildi. Bir diğer konumuz lojmanlar meselesiydi. Orası da 1 yıl içerisinde biter diye düşünüyorum. Bizim yargı camiası olarak bir eksiğimiz kalmıyor. Sağlık alanında bu şehrin altyapısı iyi. Şehir Hastanesi muhtemelen haziran ayı içerisinde Sağlık İl Müdürlüğüne teslim edilecek diye bekliyoruz. Oranın çalışması yüzde 97’yi geçmiş vaziyette. Orası bittikten sonra Tekkeköy devam ediyor ve Atakum’da bir hastane yapacağız. Bunları bitmesiyle beraber sağlık alanında çok bir ihtiyacımız kalmamış oluyor. Organize sanayi bölgeleri ve serbest bölgeleri Terme’de yaptık. Vezirköprü’de planları yapıldı. Havza’daki genişletildi. Tekkeköy’deki yeni serbest bölgenin ise planları askıya çıkıyor. Tahsisleri bitti” ifadelerini kullandı.
Konuşmalarının ardından dua edilerek adli tıp binasının açılışı yapıldı.
Programa ayrıca AK Parti Samsun Milletvekilleri Orhan Kırcalı, Ersan Aksu, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Salih Zeki Murzioğlu, belediye başkan adayları, bürokratlar, protokol üyeleri, adliye personelleri ve davetliler katıldı. – SAMSUN
]]>“Sincar, Mahmur, Kerkük, Erbil, Süleymaniye hattında ciddi bir süpürme operasyonu yapılacak”
İSTANBUL – Irak ve Suriye’ye muhtemel bahar operasyonu olabileceğine dair konuşan Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer; Sincar, Mahmur, Kerkük, Erbil, Süleymaniye hattında ciddi bir süpürme operasyonu yapılacağını söyledi. Gara-Süleymaniye arasındaki bölgenin tamamen temizleneceğine işaret eden Dr. Güçlüer, “Bu Türkiye’nin yönetiminde, Türkiye’nin kurmuş olduğu ortak harekat merkezinin kontrolünde bir süpürme operasyonuyla gerçekleşecek” dedi.
Irak- Suriye sınırı bölgesinde terör örgütleriyle yıllardır süren mücadele hakkında çeşitli açıklamalarda bulunan İstanbul Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi ve Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, buna dair Irak’ta 25 maddelik bir anlaşma olacağını söyledi. Anlaşma hakkında konuşan Dr. Eray Güçlüer, “Türkiye sınırından itibaren daha derine inilerek kalekollar ve bu kalekollara giden yollar yapılacak. Birlikler takviye edilecek. Şu anda zaten operasyonlar yapılıyor. Kahraman ordumuz, derin kar ve şiddetli soğuklarda muharebe konseptini uyguluyor. Bu bağlamda da artık on binlerce mağara, tek tek kontrol ediliyor, bunların bir bölümü kapatılıyor, bir bölümü ise imha ediliyor ya da teröristin yeniden kullanamayacağı şekle dönüştürülüyor. Bunların mümkün olmadığı yerde ise SİHA’larla gözetlenerek istihbarat sistemlerimizle kontrol altına alınıyor. Gara ile Türkiye’nin Irak sınırı arasındaki yaklaşık 20 bin kilometrekare büyüklüğündeki böyle geniş bir alanı kontrol edebilmek için kapsamlı bir sistem tesis ediliyor” açıklamasında bulundu.
“Türkiye’nin bu konuda şakası yok”
İkinci safhada, Gara ile Süleymaniye arasındaki bölgedeki düz alanda PKK’nın şehir merkezlerinde ve kazmış olduğu mevzi ve yeraltı sığınaklar ile tünellerde yaşadığının altını çizen Dr. Güçlüer, “İşte buranın şimdi kontrol altına alınması, temizlenmesi lazım. Bunun için bölgedeki dört tane unsur; Barzani, Talabani, Arap güçleri ve Türkmenlerden oluşan Kuzey Irak yönetiminin güçlendirilmesi, takviye edilmesi ve böylece Kuzey Irak yönetimi bölgesindeki PKK’nın tamamen yok edilmesine yönelik bir cephe hattı oluşturulması çalışmaları başlatıldı. En önemli konulardan bir tanesi bölgedeki Talabani’ni yönetiminin PKK’ya angaje olmasıydı. Bu çok rahatsız ediciydi. Bunun için Türkiye, Talabani’ye gerekli ayarı verdi. Dolayısıyla artık Talabani de bu saydığım dört güçle birlikte Türkiye’nin oluşturduğu eksende yer almış oldu. Gerekli ikazlar yapıldı. Kısa bir süre önce Milli İstihbarat Teşkilatı, Süleymaniye kırsalında çok üst düzey bir teröristi etkisiz hale getirdi. Türkiye’nin Süleymaniye’deki bu operasyonları aynı zamanda; İran’a, Amerika’ya ve Talabani’ye mesajdır. Türkiye’nin bu konuda şakası yok. Her türlü söylem ve eylem yapıldı. Gerekirse daha fazla da yapılabileceği ifade edildi” dedi.
“Sincar, Mahmur, Kerkük, Erbil, Süleymaniye hattında ciddi bir süpürme operasyonu yapılacak”
Barzani, Talabani, Arap güçleri, Arap aşiretleri ve Türkmenlere ait silahlı güçlerin de olduğuna değinen Dr. Güçlüer şunları söyledi:
“Şimdi bunlardan nitelikli askeri güç oluşturulması safhası var. Bunun için hazırlıklar yapılıyor. Tam da bu işin merkezinde, ortak harekat merkezi kurulacak. Aynı zamanda bölgede Türk Silahlı Kuvvetlerimizin üsleri var. Bunlar anladığımız kadarıyla ateş ve manevra gücü yüksek zırhlı ve mekanize unsurlarla takviye edilecek. Bazı yeni üs bölgeleri açılacak ve bu şekilde oluşturulacak ortak güç desteklenerek PKK’ya karşı; Gara ile Süleymaniye arasındaki bölgede özellikle Sincar, Mahmur, Kerkük, Erbil, Süleymaniye hattında ciddi bir süpürme operasyonu yapılacak. Zaten son nokta da budur. Hani bir Türk atasözü vardır ya ‘kekliği düz ovada avlarsınız.’ Evet, dağda avlamak zordur. Bu işi dağda Türk Silahlı Kuvvetleri yapacak. Irak’ın kuzeyindeki dağlık alanda bu temizliği ordumuz yapacak. Bunun için gerekli teçhizat, teknoloji, uzmanlık ve tecrübe birikimi var. Ovada ise oluşturulacak ortak operasyon gücü yapacak.”
“Suriye’de teröristlerin lojistiğinin kesilmesi anlamına gelir”
“Orta Doğu coğrafyasında terörün tutunabileceği, yaşayabileceği tek doğal alan Irak’ın kuzeyidir” diyen Dr. Güçlüer, “Burası temizlendikten sonra, Türkiye’nin yönetiminde oluşturulan cephede bir süpürme operasyonuyla Gara Süleymaniye arasındaki bölge tamamen terörden temizlenecek. Bu çok önemli. Çünkü Irak, Suriye sınırının da işlevsel hale getirilmesiyle teröristlerin Irak’tan Suriye’ye geçişleri ve lojistik destek almaları da önlenecek. Yani Suriye’yle Irak arasında bir sınır hattı oluşturulacak. Irak-Suriye sınırı var ama sadece kağıt üzerinde, gerçekte sınır filan yok. Ama bu hattın işlevsel hale getirilmesi bu bölgeden terörist geçişlerinin önlenmesi, Suriye’de teröristlerin lojistiğinin kesilmesi anlamına gelir” dedi.
“Ayn El-Arap, Münbiç ve Tel Rıf’at bölgelerindeki operasyonlarının oluşması için önünü açar”
Suriye’deki PKK terör örgütünün ve yandaşlarının lojistiğinin tamamının Irak’tan geldiğini belirten Dr. Güçlüer sözlerine şunları ekledi:
“Irak’tan gelen lojistik kesilirse Suriye’de PKK’nın bulunduğu alanlarda güç boşlukları ortaya çıkar. Bu güç boşlukları da Türkiye’nin tamamlamayı istediği Kamışlı, Ayn El-Arap, Münbiç ve Tel Rıf’at bölgelerindeki operasyonlarının yapılmasının önünü açar. Bir de merkezi Irak yönetimi konusu var. Zaten Türkiye bu anlattığım faaliyetlerin tamamını merkezi Irak yönetimiyle koordine içerisinde yapıyor. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması ve Irak’ta güçlü bir Irak devleti kurulmasını istiyor. Böylece bölgede güçlü bir Irak devlet yönetimi oluşursa diğer terörist artık ve aparatlar yani DEAŞ’ından tutun PKK gibi bu insanlık düşmanı, cani terör örgütlerinin bölgede barınmaları ortadan kalkar. Böylece Türkiye, güneyden itibaren stratejik güvenliğini de sağlamış olur. İşte o yüzden Irak’ın kalkınma yolu projesini de bu sürece eklemliyor. Böylece Türkiye terörle mücadeleyi bu anlattığım çerçevede oluştururken ama aynı zamanda; enerji, ulaşım, iletişim. Tarım, teknoloji ve daha pek çok konuda Irak’la Türkiye’yi entegre edecek projeleri de hayata geçirmek istiyor. Türkiye pek çok yönden güçlü altyapılar oluşturarak artık PKK temizlendikten sonra yeniden Irak’a dönmesini engelleyecek süreçleri de harekete geçirmiş durumda.”
]]>Dünyanın birçok ülkesinden izlenebilen TRT World’ün Saha Prodüktörü Zeynep Karamustafa ve muhabir Ubeyde Hitto’yu ETSO’da konuk eden Başkan Özakalın, yapılan röportajda Erzurum’un sosyoekonomik hayatıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Konuşmasında, Erzurum’un tarih boyunca bölgenin ticaret merkezi olduğunu ifade eden Özakalın, şehrin sahip olduğu tarihi ve kültürel değerleriyle de her zaman cazibe merkezi olma özelliğini koruduğunu söyledi.
Erzurum’un tarım ve hayvancılıkta ciddi bir potansiyeli bulunduğunu dile getiren Özakalın, Türkiye’nin meralarının yüzde 13’üne sahip şehrin, büyükbaş hayvan varlığında da ikinci sırada yer almasının dikkate değer olduğunun altını çizdi. Bu sebeple tarım ve hayvancılığın Erzurum’un ekonomisinde önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Başkan Özakalın, “Şehrimizin ekonomisini konuşurken, turizm sektöründen de söz etmek gerekiyor. 2011 yılında düzenlenen 25. Üniversiteler Arası Kış Oyunları’yla şehrimizde farklı bir boyut kazanan kış sporları ve kış turizmi etkinlikleri, özellikle uluslararası anlamda şehrimizin bilinirliğini daha da artırdı. Tabi Erzurum’un turizmini sadece kış turizmiyle değerlendirmemek gerek Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ilimiz aynı zamanda bünyesinde barındırdığı tarihi ve kültürel değerleri ve doğal yapısı ile inanç ve doğa turizmi anlamında da çok büyük bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.
Başkan Özakalın’dan sanayileşme vurgusu
Röportajda, şehrin ekonomisine katkı sunan sektörlerin arasında, eğitim ve sağlık sektörlerinin de sayılacağını kaydeden Başkan Özakalın, ancak Erzurum’un arzu edilen ekonomik sıçramayı yapabilmesi için üretim ve istihdamı artıracak, sanayileşmeyi hızlandıracak çalışmaların hayati önem taşıdığını söyledi.
Erzurum’un sanayileşmesi adına yoğun bir çalışmanın içerisinde olduklarını belirten Başkan Özakalın şunları söyledi; “Hali hazırda 1. Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızın şehrimizin ekonomisine katkısı devam ediyor. Buna ilaveten, Valiliğimiz ve Büyükşehir Belediyemizle birlikte bizim de yönetiminde yer aldığımız 2. Organize Sanayi Bölgemizi kurma çalışmalarımız aralıksız sürüyor. Bu konuda ciddi mesafeler kat ettik. İlimizdeki organize sanayi bölgelerinin 6. Bölge teşviklerinden yararlanıyor olması, buraları daha cazip kılıyor. Erzurum’a yatırım yapmak isteyen yerel ve ulusal firmalarımızın 2. OSB’ye yoğun ilgisi söz konusu. Şu ana kadar 270’ten fazla yatırımcımız arsa tahsisi talebinde bulundu. 2.OSB 3. Etap alanımızın büyütülmesi için çalışmalar yapıyoruz. Çok yakın zamanda ilgili mercilerle, Bakanlıklarla görüşüldü. Bu arazinin büyümesi ve hatta 3. bir OSB’nin kurulması söz konusu İnşallah bu çalışmaların göçü önleyeceği, üretim ve istihdamı artıracağı ve ekonomimizi güçlendireceği kanaatindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da son dönemde sıklıkla ifade ettiği gibi hedefimiz; üretim, ihracat ve istihdamı artırmaktır. Bunların hepsi üretimle olacak. Üretim demek; o bölgedeki halkı orada tutmak, o bölgedeki sosyal yapıyı konforlu hale getirmek demektir. İnşallah bizler de Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve ilimizin siyasi temsilcileriyle uyum içerisinde şehrimize katma değer sağlayacak güzel işler yapacağımıza inanıyoruz.”
Özakalın, 2.OSB 3. Etap alanın genişletilmesiyle ilgili olarak, talep edilen alanı uhdesinde bulunduran Milli Savunma Bakanlığı ile seçimden sonra bir protokol imzalanmasının söz konusu olduğunu ifade ederek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda bu protokolü imzalar ve tahsis edilecek alanı istediğimiz seviyede şekillendirirsek, Erzurum sanayileşme açısından önemli bir ivme kazanacaktır” dedi.
Başkan Özakalın röportajda ayrıca, Erzurum’un coğrafi konumu itibariyle ulusal ve uluslararası taşımacılık anlamında bir kavşak noktasında olduğunu hatırlatarak, devam eden ulaşım projelerinin tamamlanması ve özellikle hızlı tren projesinin hayata geçirilmesiyle şehrin cazibesinin de kat kat artacağını sözlerine ekledi. – ERZURUM
]]>Kalabaklı köyünde gerçekleştirilen törende konuşan Dardanel Yönetim Kurulu Başkanı Niyazi Önen, dün düzenlenen törenler ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yılını büyük bir coşkuyla kutladıklarını söyledi.
Dardanel’in, büyük zaferin 69’uncu yılında Çanakkale’de kurulduğunu anlatan Önen, şöyle devam etti:
“40 sene önce, 16 Nisan 1984’te buraya da çok yakın olan fabrikamızda üretime başladık. 40 yıldan beri üretiyoruz, üretmeye devam ediyoruz, yatırım yapıyoruz. Türkiye’nin ekonomisine elimizden geldiğince katkı yapmaya çalışıyoruz. Dardanel markasını burada yarattık. Ayrıca pek çok kategoride de başka markalar yarattık. Bunlarla sadece yurt içine değil, yurt dışında da ülkemizi temsil etmeye, oradan da pazar payları pazarlarından pay almaya çalışıyoruz. Şu anda 3 bin 500’ün üzerinde direk olarak çalışanımız var. Ama paydaşlarımızla, esnafımızla, çevremizdeki alışveriş, ticaret yaptığımız kişilerle birlikte bizim 35 bin kişinin yaşamına dokunuyoruz da diyebiliriz. Çanakkale’de Dardanel’den emekli olmuş binlerce kişi ve ailenin olmasından dolayı da gerçekten gurur duyuyoruz.”
Dardanel olarak şehrin tüm sosyal yaşamına dokunma gayretinde olduklarına işaret eden Niyazi Önen, yaptıkları faaliyetler içerisinde çevrenin, bölgenin sporuna, medyasına, eğitimine, sosyal ve kültürel faaliyetlerine destek olmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Önen, “Geçen yıl yöremiz iki tane büyük yangın felaketi sonucunda ormanlarımızda ve yeşil ömrümüzde azalmalar oldu, hasarlar oldu. Tekrar yeşillendirme üzere gelecek nesillere yeşili bırakmak üzere Orman Bölge Müdürlüğümüz ile yaptığımız çalışmalar sonucunda Çanakkale’de iki bölgede, Kalabaklı ve Çanakalan bölgelerinde toplam 60 bin metrekare üzerinde 10 bin adet ağacın dikilmesi ve böylece Dardanel 40. Yıl Ormanı Hatıra Ormanı yaratmak için bir araya geldik. Bizler elimizden geldiğince yöremize katkı sağlamaya çalışacağız.” ifadelerini kullandı.
Çanakkale Valisi İlhami Aktaş da Dardanel’in bugün tüm mutfaklara giren önemli bir marka olduğunu belirtti.
Şirketin sadece Çanakkale’nin değil, ulusal ve uluslararası anlamda da önemli bir marka olduğunu vurgulayan Aktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çanakkale için de bir gurur markası. Gerek firması olarak, gerek Niyazi Önen ve ailesi olarak ilimizdeki diğer sosyal sorumluluk projelerinde de hep öncü oldular, yanımızda oldular. Bugün burada da onun güzel bir örneğini görüyoruz. Dün kutladığımız zaferin yaşandığı tam böyle karşı cepheye bakan bir yerde bu kadar fidanı toprakla buluşturmak, geleceğe bunları dikmek, bir nevi geleceği şekillendirmek için atılmış bir adım için aileye teşekkür ediyorum. Böyle güzel firmaların, ailelerin, işlerin, böyle güzel üretimlerin ilelebet devam etmesini istiyoruz, ümit ediyoruz. Ülkemizin kalkınması için, milletimizin refahı, mutluluğu için bu üretim faaliyeti şart. Üretimde güçlü olmamız lazım, dünyada güçlü olmak için. Bu anlamda böyle bir markayı oluşturdukları için, üretimlerine devam ettikleri için kendilerine de teşekkür ediyorum. Bu yangını hep beraber yaşadık. Maalesef çok büyük bir sayıda ağacımız yandı. Bu anlamda anlamlı bir katkı oldu bölge için. Zarar gören alanın yenilenmesi anlamında faydı bir adım olarak görüyorum.”
Konuşmaların ardından Kalabaklı’da 15 bin metrekare araziye 2 bin 500, Çanakalan’da ise 45 bin metrekarelik arazide 7 bin 500 adet kızılçam fidanı dikildi.
Törene, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, Çanakkale Orman Bölge Müdürü Enver Demirci, AKUT ekibi, şirket çalışanları ve öğrenciler katıldı.
]]>20 Ocak 2018’de başlayan Zeytin Dalı Harekatı’nın 58. gününde, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103’üncü yıl dönümünde Afrin ilçe merkezi, terör örgütlerinden kurtarılarak huzura kavuştu.
Zeytin Dalı Harekatı ile 18 Mart 2018’de Afrin ilçe merkezinin terör örgütü PKK/YPG’den temizlenmesiyle operasyon tamamlanarak 6 belde merkezi, 282 köy, 6 köy altı yerleşim, stratejik 23 dağ ve tepe, 1 baraj, 50 stratejik nokta, TSK ve SMO’nun kontrolüne girdi.
Harekat sürecinde 4 bin 500’den fazla terörist etkisiz hale getirildi.
Operasyonda 54 Türk askeri şehit oldu, 236 asker yaralandı. Cephede TSK ile hareket eden SMO’nun 320 askeri hayatını kaybetti.
Afrin merkezinin kontrolü sağlandıktan sonra ilçe genelinde 7 yerel meclis kurularak bölge halkına hizmet verilmeye başlandı.
Bölgede hayatın normale dönmesi için Türkiye’nin desteklediği yerel meclisler yoluyla tarım, sanayi, ticaret, kültür, spor, sağlık ve eğitim gibi alanlarda halka destek verilmeye başlandı.
TSK ve SMO askerlerinin verdiği güvence sayesinde siviller, 20 Mart 2018’den itibaren evlerine dönmeye başladı. Aradan geçen 6 yılın ardından ilçe merkezi ve beldelerinde yaşayan sivillerin sayısı 700 bine ulaştı.
Sağlık ve eğitime büyük destek
Türkiye’nin bölgeye eğitim ve sağlık alanlarındaki desteği sürüyor.
Operasyonun başarıyla hedefine ulaşmasının ardından Afrin’de 100 yataklı ve 13 branşta hizmet veren hastane, Türkiye’nin desteğiyle yeniden hizmete açıldı.
Merkezdeki 5 hastanenin yanı sıra beldelerde 25 sağlık merkezi, bölge halkına ücretsiz tedavi imkanı sağlıyor.
Okullarda PKK/YPG’nin dayattığı eğitim sistemine son verilerek muhaliflerin geçici hükümetinin belirlediği müfredata uygun eğitime geçildi.
İlçe merkezinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle açılan Gaziantep Üniversitesi Afrin Eğitim Fakültesi, Kültür Merkezi ve Spor Kompleksi’nin yanı sıra Afrin ilçe merkezi ve çevre beldelerdeki 263 okulda yaklaşık 93 bin öğrenci eğitim görüyor.
İlçe ve beldelerde 210 cami onarılarak ibadete açıldı.
Ekonomik kalkınmada sanayi bölgelerinin inşasına önem verildi
Afrin’in terörden arındırılmasıyla sanayileşme yönünde yerel meclislere bağlı sanayi ve ticaret odaları kuruldu.
Terörden arındırıldığı ilk yıl 50 iş insanıyla çalışmalara başlayan Afrin Sanayi ve Ticaret Odası, Ocak 2024’te üye sayısını 2 bin kişiye çıkarttı.
Yaklaşık 340 fabrikayla Afrin halkının kalkınmasına destek sağlayan sanayileşme çalışması, 2024’te kurulacak 6 fabrikayla daha da artacak.
Ayakkabı üretimi, plastik boru ve tekstil fabrikalarının yanı sıra Afrin’de tarım sayesinde çok sayıda zeytin yağı, sabun ve pirin fabrikası bulunmaktadır.
“Afrin, ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti”
Afrin Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Halil Ömer, AA muhabirine, “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti.” dedi.
Afrin halkına daha iyi hizmet verebilmek amacıyla ilçenin terörden kurtarılmasının ilk yılında ticaret odasının kurulduğunu belirten Ömer, “İlk etapta yaklaşık 50 kişiyle başladığımız ticaret odamızda şu anda yaklaşık 2 bin iş insanı bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Ömer, “2023’te Türkiye’den sanayilerde kullanılmak üzere 69 milyon dolar değerinde ham madde, gıda gibi ürünler ithal ettik.” açıklamasında bulundu.
Halil Ömer, “Afrin’de küçük ve büyük ölçekli 340 kadar tekstil, ayakkabı ve plastik fabrikasının yanı sıra zeytinyağı, sabun ve pirin fabrikaları bulunuyor. 2024’te 6 yeni fabrika kuracağız.” diye konuştu.
Afrin Milli Eğitim Müdürü Mustafa Kara da “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra eğitim öğretim çalışmaları kapsamında ilçe merkezi ve beldelerde yaklaşık 240 kadar okulun tadilatını yaptık.” dedi.
6 Şubat depremlerinden sonra 16 yeni okulun inşasına başladıklarını anlatan Kara, şunları kaydetti:
“Her sene öğrencilerimize ücretsiz kitap dağıtıyoruz. Bu sene 1 milyon 21 bin 955 kitap dağıttık. Zeytin Dalı Harekatı bölgesinde 93 bin öğrenci bulunuyor. 3 bin 200 öğretmen ve hizmetliyle öğrencilerin eğitimine katkıda bulunuyoruz.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bursa ziyaretinde Merinos Atatürk ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Rumeli-Balkan Türkleri iftar programına katıldı. Konuşmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ileterek başlayan Bakan Fidan, “Biz Balkan Türklüğü, Balkan Müslümanlığı gibi dimdik ayakta, Türkiye var oldukça, sizler Balkanlar’ın, Rumeli’nin dört bir yanındaki kardeşlerimiz var oldukça hep birlikte dimdik ayakta kalacağız. Memleketimiz de, medeniyetimiz de dimdik ayakta kalacak. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yola çıkarken sınırlarımızın ötesindeki soydaşlarımıza ve din kardeşlerimize de destek olmayı temel öncelik olarak belirledik. Bu doğrultuda son 21 yılda yardım ve desteği konusundaki milli kapasitemizi her alanda güçlendirdik, yaygınlaştırdık ve kurumsallaştırdık. Bugün itibarıyla devletimiz gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz neye ihtiyaç duyarsa, hemen gereğini yapabilecek duruma geldik. 21 yıldır tüm görevlerimde bu sürece katkı sunmaktan büyük bir onur duydum. Bugün şu anda bu salonda aramızda bulunan birçok arkadaşımızla bu uzun yolculuktan hep birlikte Balkan Türklerine hizmet etmenin derin mutluluğunu yaşadım. Şimdi ise bu misyona katkıyı Dışişleri Bakanı olarak da sürdürmekteyim. Görevler değişir ama tabii dava baki kalır. Hiç endişeniz olmasın. Balkanlar ve Rumeli her zaman önceliklerimiz arasında yer alacaklar. Devlet olarak bölgemize dair çalışmaları yürütürken sivil toplum kuruluşlarımızda el ele veriyoruz” dedi.
“Bursa Büyükşehir Belediyesi Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör haline gelmiş durumdadır”
Bursa’daki yerel yönetimin STK’lar ile iş birliği yaparak Balkanlar’da örnek faaliyetlere imza attığını kaydeden Fidan, “Bursa Valiliği ile belediyeleriyle, Bal-Göç başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ve dernekleriyle, iş insanlarıyla, gönüllüleriyle Balkanlar’da büyük hayırlı işlere imza atıyor. Tarihi eserlerimizin restorasyonunda yeni cami ve mescit inşasına zor durumdaki kardeşlerimize el uzatmaktan toplu iftarlara nice hayırlı işlerde Bursalı kardeşlerimizin hem ön safta oluruz. Bu hususta örnek faaliyetleriyle dikkati çeken Bursa Büyükşehir Belediyemizi yürekten kutluyorum. Ali Nur başkanımızın liderliğindeki belediyemizin sorumluluklarını en iyi şekilde yerinde görmek hakikaten bizler için gurur verici. Bugünkü ziyaretimde de buna bir kez daha şahit olma imkanım oldu. Belediyemiz şehirdeki güzel icraatlarına ilaveten bir yandan da kardeşlerimize destek olmaya devam ediyor. Bu yüzden Bursa Büyükşehir Belediyesi sadece yerel düzeyde değil Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör haline gelmiş durumdadır. Ali Nur başkanımızın sizlerin de desteğiyle inşallah yeniden seçilerek bir dönem daha bu kutlu göreve devam edeceğine inanıyorum. Önümüzdeki dönemde çok daha büyük hizmetlere ve hayırlara imza atacağına inanıyorum. Bu noktada ilçe belediyelerimize ve güzel hizmetlerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Kim soydaşlarımıza, din kardeşlerimize omuz, davamıza destek veriyorsa, taş üstüne taş koyuyorsa Allah ondan razı olsun” şeklinde konuştu.
“Filistinli kardeşlerimizi asla ve asla yalnız bırakmayacağız”
Filistin’de yaşanan savaşın sona ermesi için çalışmaların devam ettiğini ifade eden Fidan, “Dünyamızın ve bölgemizin nereye gittiğini iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Milli menfaatlerimizi korumanın yolu gidişatı iyi ve doğru okumaktan geçiyor. Dünya dört bir yanında soydaşlarımıza gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimize gerçek manada sahip çıkmanın yolu da buradan geçiyor. Dünyada jeopolitik rekabetin yanı sıra krizlerin, çatışmaların da arttığını görmekteyiz. Kuzeyimize ve güneyimizde savaşlar var. Ukrayna savaşı neredeyse üçüncü yılına girdi. İsrail mezalimi Gazze’de daha sadece uluslararası hukuku değil tüm insani değerleri ayaklar altına almaya devam ediyor. Yaşananlar sadece Gazze’yle sınırlı değil, Batı Şeria’da da yerleşimci terörüyle Filistinli kardeşlerimizin toprakları gasp ediliyor. Biz Türkiye olarak bu zalimliğin son bulması için her düzeyde var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Filistinli kardeşlerimizi asla ve asla yalnız bırakmayacağız” diye konuştu.
“Balkan ülkeleri bölge halklarının ortak çıkarlarını temel öncelik olarak kabul ediyoruz”
Balkan ülkeleri ile temaslarında Türkiye’nin güvenilir bir ülke olarak görüldüğünü ifade eden Fidan, “Somut olarak baktığımızda Bosna Hersek’teki ayrılıkçı söylemler ve Kosova-Sırbistan gerginliği endişeleri arttırmakta. Bu zorlu dönemde aktif dış politika izlemek, soğukkanlı davranmak ve ayrım gözetmeden bütün kesimleri kucaklamak gerekiyor. Böyle bir diplomasi yürütebilen tek bir ülke, tek bir lider var, Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan. Balkanlar’da her ülkeyle kurduğumuz kanallarda her düzeydeki yoğun temas trafiğinde şunu görüyoruz; Türkiye güvenilen bir devlet. İstikrar, barış ve refah odağı olarak görülen bir devlet. Biz ilişkilerimizi karşılıklı güven temelinde yürütüyoruz. Her ülkeyle ikili iş birliğimizi en üst seviyelere çıkarmak için durmaksızın çaba harcıyoruz. Bugün bölge ülkelerinin birçoğuyla stratejik ortaklık tesis etmiş durumdayız. Güneydoğu Avrupa ülkeleri işbirliği süreci, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar bu vizyonu birer parçası. Bu çok taraflı girişimler çok kıymetli bir katkı sağladı; o da bölgesel sahiplenme kültürünün gelişmesi. Türkiye’nin yaklaşımının diğer aktörlerden farkı işte tam da burada. Biz Balkanların, Rumeli’nin bölge halklarının ortak çıkarlarının temel öncelik olarak kabul ediyoruz. Bölgemizde gerginlik istemiyoruz. Sorun gördüğümüzde hemen devreye girerek arabuluculuk yapıyoruz. Balkanların kalbinde yer alan Bosna Hersek bu bakımdan çok iyi bir örnektir. Bu ülkede istikrar, barış ve huzur tüm Balkanlar, tüm Avrupa için stratejik önem taşımakta. Bu nedenle ister ülke için olsun, ister ülke dışı olsun, tüm kesimlere Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü hedef alan tek taraflı eylem ve söylemlerden kaçınma çağrısı yapıyoruz. Sadece çağrı yapmakla kalmıyor bütün sahada aktif bir tutumla destekliyoruz. Kosova-Sırbistan gerginliğini yine büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Her iki ülkenin de güvendiği bir devlet olarak, Belgrad-Priştine sürecine tam destek vermekteyiz. Büyük bir mutlulukla söylemek isterim ki ekim ayından bu yana üstlendiğimiz NATO Kosova Gücü Komutanlığımız sahada hemen çok büyük bir fark oluşturdu. Komutanlığımızın gerek Kosova gerek Sırbistan makamlarıyla tesis ettiği güven ilişkisi sayesinde huzur ve güvenlik çok şükür tesis edildi. Bu koşulların sürmesini ümit ediyoruz. Biz üzerimize düşen her katkıyı vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye olarak dostlarımızla iş birliği içinde bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz”
Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile işbirliğini istemeyenlere seslenen Fidan, “Barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşadığımızı en iyi bizler biliyoruz. Bunun için kendi söküğümüzü yine kendimiz dikiyoruz. Dışarıdan dikte edilen ve bu bölgenin gerçeklerine uygun olmayan politikaların sonuçları ortada. Bu politikalar sadece ve sadece çatışmalar ve krizler oluşturdu. Sanki daha dün tarifsiz acılar, katliamlar yaşanmamış gibi bugün hala aynı politikalarda diretenler var. Biz her kesimin güvenine sahip bir bölge ülkesi olarak bu yanlışları dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Biz doğruları söyledikçe doğru politikalar uyguladıkça bu defa Türkiye’yi bir rakip hatta hasım gibi görenler ortaya çıkıyor. Batı Balkanlar gibi tarihten kopup arazi kategoriler bu yüzden icat ediliyor. Böyle yöntemlerle Türkiye’yi Balkanlardan kopartabileceğini düşünenlere açık ve net bir mesajımız var. Bugün Balkanlar’da 30 önceki gibi acılar artık yaşanmıyorsa bu Türkiye sayesindedir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü Türkiye’nin bölgede izlediği barışçı ve yapıcı politikalar sayesindedir. Türkiye’yi hasım gibi görenlere şunu çok açık bir şekilde söylüyoruz, sizin stratejik vizyonsuzluğunuzun vebalini bölge ülkeleri olarak artık biz çekmeyeceğiz. Türkiye olarak dostlarımızla iş birliği içinde bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz, içiniz rahat olsun. Biz devlet olarak bütün alıp stratejimizi bu vizyonla oluşturuyoruz. Bu yolda sizlere de büyük sorumluluklar düşüyor. Sizler Balkanlar’dan ve Rumeli’den kopmadığınız sürece hiçbir güç Türkiye’yi Evlad-ı Fatihan’dan ve bölgedeki kardeşlerimizden asla kopartamayacaktır” şeklinde konuştu.
Programa Bakan Fidan’ın yanı sıra Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Tekin Aktemur, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Feridun Yılmaz, Bursa Teknik Üniversitesi Başkanı Naci Çağlar, ilçe belediye başkanları ve Rumeli-Balkan dernekleri temsilcileri katıldı. – BURSA
]]>Bakan Fidan, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Rumeli-Balkan Türkleri İftar Programı”nda yaptığı konuşmada, geniş bir kimliği ve tarihi birikimi bünyesinde barındıran Bursa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
Bursa’nın, Osmanlı’nın kök saldığı topraklar olduğunu belirten Fidan, Balkanların her bir köşesinde de Bursa’dan izler görüldüğünü kaydetti.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yola çıkarken sınırların ötesindeki soydaşlara ve din kardeşlerine de destek olmayı temel öncelik olarak belirlediklerini vurgulayarak, “Bu doğrultuda, son 21 yılda yardım ve destek konusundaki milli kapasitemizi her alanda güçlendirdik, yaygınlaştırdık ve kurumsallaştırdık. Bugün itibarıyla devletimiz, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz neye ihtiyaç duyarsa, hemen gereğini yapabilecek güce sahiptir.” diye konuştu.
Balkanlar’a yaptığı desteklerinden dolayı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a da teşekkür eden Fidan, Bursa Büyükşehir Belediyesinin sadece yerel düzeyde değil, Balkanlar’da da sorumluluk üstlenen stratejik bir aktör olduğunu söyledi.
Filistinli kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız”
Fidan, Gazze’ye de dikkati çektiği hitabında, dünyanın zorlu bir dönemden geçtiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Dünyamızın ve bölgemizin nereye gittiğini iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Milli menfaatlerimizi korumanın yolu, gidişatı iyi ve doğru okumaktan geçiyor. Dünyanın dört bir yanında soydaşlarımıza, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimize gerçek manada sahip çıkmanın yolu da buradan geçiyor. Dünyada jeopolitik rekabetin yanı sıra krizlerin, çatışmaların da arttığını görüyoruz. Kuzeyimizde ve güneyimizde savaş var. Ukrayna Savaşı, üçüncü yılına girdi. İsrail mezalimi, Gazze’de sadece uluslararası hukuku değil, tüm insani değerleri ayaklar altına almaya devam ediyor. Yaşananlar, Gazze’yle sınırlı değil, Batı Şeria’da da yerleşimci terörü ile Filistinli kardeşlerimizin toprakları gasp ediliyor. Biz Türkiye olarak, mezalimin son bulması için her düzeyde var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Filistinli kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız.”
“Türkiye, güvenilen bir devlet”
Uluslararası alandaki gelişmelerin Balkanlar ve Rumeli’nin de sinir uçlarını zorladığına dikkati çeken Fidan, “Somut olarak baktığımızda, Bosna-Hersek’teki ayrılıkçı söylemler ve Kosova-Sırbistan gerginliği endişeleri artırıyor. Bu zorlu dönemde aktif bir dış politika izlemek, soğukkanlı davranmak ve ayrım gözetmeden bütün kesimleri kucaklamak gerekiyor. Böyle bir diplomasi yürütebilen tek bir ülke, tek bir lider var, Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan. Balkanlar’da her ülkeyle kurduğumuz diyalog kanallarında, her düzeydeki yoğun temas trafiğinde şunu görüyoruz. Türkiye, güvenilen bir devlet. İstikrar, barış ve refah odağı olarak görülen bir devlet.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ilişkileri karşılıklı güven temelinde yürüttüklerini belirterek, “Her ülkeyle ikili işbirliğimizi en üst seviyelere çıkarmak için durmaksızın çaba harcıyoruz. Bugün bölge ülkelerinin birçoğuyla stratejik ortaklık tesis etmiş durumdayız. Öte yandan bölgesel çok taraflı platform ve girişimlere de öncülük ediyoruz. Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği süreci, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar, bu vizyonun birer parçası.” dedi.
Balkanlar’ın, Rumeli’nin, bölge halklarının ortak çıkarlarını, temel öncelik olarak kabul ettiklerini dile getiren Fidan, şunları kaydetti:
“Bölgemizde gerginlik istemiyoruz. Sorun gördüğümüzde hemen devreye girerek, arabuluculuk yapıyoruz. Balkanlar’ın kalbinde yer alan Bosna-Hersek bu bakımdan iyi bir örnektir. Bu ülkede istikrar, barış ve huzur, tüm Balkanlar, tüm Avrupa için stratejik önem taşıyor. Bu nedenle ister ülke içi olsun ister ülke dışı olsun tüm kesimlere Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü hedef alan tek taraflı eylem ve söylemlerden kaçınma çağrısı yapıyoruz. Sadece çağrı yapmakla kalmıyor, bunu sahada aktif bir tutumla da destekliyoruz. Kosova-Sırbistan gerginliğini yine büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Her iki ülkenin de güvendiği bir devlet olarak, Belgrad-Priştine sürecine tam destek veriyoruz. Büyük bir mutlulukla söylemek isterim ki ekim ayından bu yana üstlendiğimiz NATO Kosova Gücü komutanlığımız, sahada hemen fark yarattı. Komutanımızın gerek Kosova gerek Sırbistan makamlarıyla tesis ettiği güven ilişkisi sayesinde huzur ve güvenlik tesis edildi. Bu koşulların sürmesini ümit ediyoruz.”
“Barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşandığını en iyi bizler biliriz”
Fidan, Türkiye’nin üzerine düşen her türlü katkıyı vermeye devam edeceğini dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Esasen, Balkan devletleri olarak böyle davranmalıyız. Çünkü barış ve güvenlik olmayınca ne büyük acılar yaşandığını en iyi bizler biliriz. Bunun için kendi söküğümüzü, kendimiz dikiyoruz. Dışarıdan dikte edilen, bu bölgenin gerçeklerine uygun olmayan politikaların sonuçları ortada. Bu politikalar sadece ve sadece çatışma yarattı, kriz yarattı. Sanki daha dün tarifsiz acılar, katliamlar yaşanmamış gibi bugün hala aynı sorumsuz politikalarda diretenler var. Biz her kesimin güvenine sahip bir bölge ülkesi olarak, bu yanlışları dile getirdik, getirmeye de devam ediyoruz. Biz doğruları söyledikçe, doğru politikaları uyguladıkça bu defa Türkiye’yi bir rakip hatta hasım gibi görenler ortaya çıkıyor. ‘Batı Balkanlar’ gibi tarihten kopuk, farazi kategoriler bu yüzden icat ediliyor.
Böyle yöntemlerle Türkiye’yi Balkanlar’dan kopartabileceğini düşünenlere, açık bir mesajımız var. Bugün Balkanlar’da 30 yıl önceki gibi acılar artık yaşanmıyorsa bu Türkiye sayesindedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki güçlü Türkiye’nin bölgede izlediği barışçı ve yapıcı politikalar sayesindedir. Türkiye’yi hasım gibi görenlere, şunu çok açık bir şekilde söylüyoruz. Sizin stratejik vizyonsuzluğunuzun vebalini, bölge ülkeleri olarak artık biz çekmeyeceğiz. Türkiye olarak, dostlarımızla işbirliği içinde, bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz. İçiniz rahat olsun. Biz devlet olarak bütün önlemlerimizi alıp, stratejimizi bu vizyonla oluşturuyoruz.”
Programda Bursa Valisi Mahmut Demirtaş ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da katılımcılara hitap etti.
]]>Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan Dünya Kayısı Ticaret Merkezi’nde, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan projelerin toplu açılışında, Malatyalıların ramazan ayını tebrik etti.
Malatya’da olmaktan mutlu olduğunu aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bugün ‘AK Parti Belediyeciliği’ vizyonumuza yakışır 44 eserin açılışını yapıyoruz. Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin bey ve ekibine teşekkür ediyorum. Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığımıza, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımıza ve tüm bakanlıklarımıza teşekkür ediyorum. Ben bu bölgenin çocuğuyum. Beş gündür bu bölgedeyim ve Malatya’ya uğramadan gitmek olmazdı. Malatya, bölgemizin cazibe merkezi. Her geldiğimde eser ve hizmet görüyoruz. Malatya’nın da plakası 44 herhalde bu sayı rastgele hazırlanmadı. Biten proje sayımız hepsi uyum içerisinde. İnşallah devam edeceğiz.”
Asrın felaketinin yaşandığı ilk günden bu yana Malatya’da devlet, millet el ele şehri ayağa kaldırmak için çalışıldığını anlatan Yılmaz, çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
“Şu ana kadar 46 bin civarında konutu teslim ettik”
Ticaretin yeniden canlanması, sosyal hayatın yeşermesi için gayret sarf ettiklerini dile getiren Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bize düşen depremin yaralarını sarmak, bu illerimizi eskisinden de daha iyi bir noktaya taşımaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde ilk andan itibaren bu gayret içinde olduk ve buna da devam ediyoruz. Geçen sene merkezi idareden deprem bölgemize 930 milyar Türk lirası harcama yaptık. Bu yılın bütçesinde ise sadece merkezi idareden 1 trilyon 28 milyar lira ödenek ayırdık. Öncelikle kalıcı konutlar inşa ediyoruz hak sahiplikleri belirlendi, şimdi kalıcı konutlarımızı bitirip hak sahiplerine teslim ediyoruz. Şu ana kadar 46 bin civarında konutu teslim ettik, çok yakın gelecekte Sayın Cumhurbaşkanımız kura çekimiyle daha fazlasını dağıtacak. Her ay 15-20 bin konut teslim ederek yıl sonunda inşallah 200 bin civarında konutumuzu hak sahiplerine teslim etmiş olacağız. Sadece Malatya ilimizde 17 Şubat’ta 5 bin 140’ı il ve ilçe merkezi, 1041 kırsalda olmak üzere toplam 6 bin 181 konutun kurası çekildi, 18 bin konutun inşaatı da şu anda devam ediyor.”
“Malatya Allah’ın izniyle eskisinden daha iyi hale gelecektir”
Malatya’da 54 bin haneye 3 milyar liraya yakın kira yardımı yapıldığını belirten Yılmaz, vatandaşların en kısa sürede kalıcı konutlara yerleştirileceğini ifade etti.
Yılmaz, şunları kaydetti:
“Yakın bir gelecekte Cumhurbaşkanımız yine bir kura çekimi gerçekleştirilecek tüm illerimiz için Malatya’mızın da bildiğim kadarıyla 1000 civarında hak sahibi bu hemen önümüzdeki günlerdeki kurayla kalıcı konutlarına kavuşmuş olacaklar. Konutlarla yetinmiyoruz, bir taraftan kalıcı konutları inşa ederken diğer taraftan altyapıyı ihya ediyoruz, imar ediyoruz. Yollardan doğal gaz tesislerine, elektrikten eğitim sağlık ünitelerine, ne gerekiyorsa altyapıya ciddi anlamda deprem bölgemizde yatırım yapıyoruz. Bununla da sınırlı değil, bir taraftan konut bir taraftan altyapı diğer taraftan üçüncü bir başlık olarak bu bölgelerimizde ekonomik ve sosyal hayatı canlandırıcı her türlü projeye destek veriyoruz. Malatya’da da biliyorsunuz organize sanayi bölgelerine, küçük sanayi sitelerine, bugün bu açtığımız eserde gördüğünüz gibi iş dünyamızın rahat bir şekilde üretim yapacağı alanlara ciddi destekler veriyoruz, teşvikler veriyoruz. Ekonomik olarak Malatya Allah’ın izniyle eskisinden daha iyi hale gelecektir.”
Yılmaz, 31 Mart yerel seçimlerinde AK Parti Malatya Büyükşehir Belediyesi Başkanı adayı Sami Er’in, belediyecilik tecrübesine sahip ve seçimlere hazır olduğunu söyledi.
Yapılan yatırımlardan emeği geçenlere teşekkür eden Yılmaz, Malatya’nın eskisinden daha iyi olacağını sözlerine ekledi.
Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan hizmetlerin toplu açılışı gerçekleştirildi.
Açılışa, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve vatandaşlar katıldı.
]]>Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Aydıncık ilçesinde düzenlenen Tarımsal Destekler Töreni’nde, üreticilere 5 yıldır destek olduklarını, ikinci 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla üreticilerin yanında olacaklarını ifade etti.
Aydıncık’ın şirin ve güzel bir ilçe olduğunu vurgulayan Seçer, “Aydıncık coğrafya olarak da iyi bir konumda. Her türlü güzelliğe sahip bereketli bir ilçemiz. Aydıncıklılar, Mersin merkezden uzak, gözden uzak Aydıncık’ı, gönülden de uzak zannetmesinler. Her zaman bizim gönlümüzde, sevgimizde ve düşüncemizde” diye konuştu.
“Vahşi depolamayı ortadan kaldırdık”
Aydıncık’ın sadece tarım bölgesi değil, aynı zamanda bir turizm bölgesi olduğuna işaret eden Seçer, bu nedenle ilçenin temiz olması gerektiğini kaydetti. Göreve gelene kadar Gilindire Mağarası’na gidilen yolda bulunan vahşi depolama alanından bahseden Seçer, “Artık çöpünüzü alıyoruz, Silifke’ye kadar taşıyor, tesislerde bertaraf ediyoruz. Taşıma bedelini veriyoruz. Bizim için sizlerin ve çevrenin sağlığı, temiz bir çevrede yaşama hakkınız paradan önemli. Tertemiz bir Aydıncık için vahşi depolamayı ortadan kaldırdık. İkinci 5 yıllık görev süresinde de Aydıncık’ta arıtma tesisini hayata geçireceğiz. Aydıncık halkının daha sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlayacağız” dedi.
“Muhtarlardan gelen 330 talebin tamamını karşıladık”
Aydıncık’ta gerçekleştirdikleri tarımsal destekler hakkında da bilgi veren Seçer, “Aydıncık’ta bugüne kadar 55 üreticiye 2 bin 304 adet destek sağladık. Bugün de 24’ü kadın olmak üzere 84 üreticimiz toplam 2 bin 520 adet fidan talebinde bulunmuş ve tamamını da karşıladık. Lavanta fidesi desteği yapacağız. Bugüne kadar talepte bulunan 9 üreticimize 12 bin 433 adet lavanta fidesi desteği sağladık. Bugün de 2’si kadın 6 üreticimize 5 bin 100 adet lavanta fidesi dağıtımı gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.
Güneş panelinin konar-göçerler için elzem ve ihtiyaç duyulan bir destek kalemi olduğunu dile getiren Seçer, şöyle devam etti:
“Aydıncık’ta bugüne kadar 4 üreticimiz güneş paneli aldı. Bugün de 7 yetiştiricimize güneş paneli desteği sağlayacağız. Yine bugüne kadar 2 bin 448 metre çelik boru desteği verdik. Bugün de Pembecik Sulama Kooperatifi’ne bin 200 metre HDPE boru desteği sağlayacağız. Bölgemize 2 makine-ekipman desteğimiz oldu. Bugün de 5 makine-ekipman desteği vereceğiz. Bunlardan 3’ü hamur yoğurma makinesi. Köyün ortak kullanımı için talepte bulunan her muhtarımıza 1 hamur yoğurma makinesi verildi. Bugüne kadar muhtarlardan gelen 330 talebin tamamını karşıladık.”
“Bilinçli ve bölgelere uygun destek veriyoruz”
Üretimin artması için fide, fidan, sulama borusu, hayvan, yem, sera ve balıkçılık gibi birçok kalemde üreticilere destek olduklarını ifade eden Seçer, göreve geldikleri günden bu yana tarımsal destekler için 125 milyon lira bütçe ayırdıklarını belirtti. 4 yılın bütçesine yakın bir bütçe olan 119 milyon lirayı da sadece 2024 yılı tarımsal desteklerine harcayacaklarına değinen Seçer ayrıca, küçük ölçekli üreticilerle üretici kadınlara desteklerinin artarak devam edeceğini vurguladı.
Kooperatiflerle iş birliği içerisinde olduklarını dile getiren Seçer, her bölgenin iklim ve toprak özelliklerini dikkate alarak tarımsal desteklerde bulunduklarını söyledi. Seçer, “Passiflora, ejder meyvesi, avokado var. Özellikle avokado çok talep görüyor. Bütün bu yeni çeşitlerin pazar değeri daha yüksek. Biz, her toprakta, her iklimde olmayan bu bölge gibi mikroklima iklime ihtiyaç duyan çeşitleri vatandaşlarımıza sunduk. Onlara fide fidan desteği yaptık. Bilinçli ve bölgelere uygun destek veriyoruz” dedi.
Lavanta fidesi desteğinden faydalanan Ceylan Toptaş da ürünlerin pazarlanması noktasında da destek olunması durumunda üreticilerin üretime daha fazla ilgi göstereceğini ifade etti. – MERSİN
]]>Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları 9. Toplantısı bugün Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapıldı. Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un ev sahipliğindeki toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Gürcistan Dışişleri Bakanı İlia Darçiaşvili katıldı. Bayramov’un açılış konuşması yaptığı toplantı, basına kapalı devam etti. Ardından düzenlenen basın toplantısında Bayramov şöyle konuştu:
“Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan arasındaki ilişkilerin gündemi çok yönlü ve zengindir, aynı zamanda birçok ülkeye örnek niteliğindedir. Ekonomik ilişkilerimizin dinamizmi siyasi diyalogla tam uygun şekilde ilerliyor. Hazar ve Karadeniz havzalarını kapsayan geniş coğrafyada Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan ekonomik üçgeni şekillenmiştir. Ortak çabalarımızla bölge kapsamına çıkarak daha geniş coğrafyayı kapsayan enerji ve ulaştırma haritalarını şekillendiren ve önemli ölçüde değiştiren Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Güney Gaz Koridoru gibi projeler artık realitedir. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin tam sağlanmasından sonra Ermenistan ile barış için tarihi şans doğdu. Azerbaycan bu hususta adımlarını atmaktadır. Bölgesel barış ve istikrar için uluslararası hukukun kuralları uygulanmalıdır.”
FİDAN: BAKÜ-TİFLİS-KARS DEMİRYOLU HATTI’NIN TAM KAPASİTE İLE YENİDEN FAALİYETE GEÇMESİ GEREKTİĞİNİ VURGULADIK
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da şunları kaydetti:
“Son toplantıdan bu yana önümüzde yepyeni bir perspektif duruyor. Bugünkü toplantımızda bölgemizdeki bu yeni durumu ve iş birliğimizi geliştirmenin yollarını aradık. Güney Kafkasya’yı bir barış, istikrar ve ortak refah alanına dönüştürmek için önümüzde gerçek bir fırsat var. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı’nın bir an evvel tam kapasite ile yeniden faaliyete geçmesi gerektiğini vurguladık. Karadeniz’in güvenlik, ekonomi, enerji ve ulaştırma gibi alanlar başta olmak üzere tüm bölge için taşıdığı stratejik öneme değindik. Somut projelerle bölgemizde ve ötesinde iş birliğimizi güçlendirmek için birlikte çalışma yönündeki irademizi yineledik.
Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması sadece bölge için değil küresel güvenlik ve bağlantısallık açısından da fevkalade önemlidir. İkinci Karabağ Savaşı’nın sona erdiği Kasım 2020’den bu yana bu hedefe ulaşmak için tarihi bir fırsatın ortaya çıktığına inanmaktayız. Diğer bölge ülkelerinin de kazan-kazan anlayışıyla yapıcı bir yaklaşım sergilemelerini ve Zengezur hattı gibi bölgesel ve küresel bağlantı projelerine destek vermelerini bekliyoruz.”
DARCİAŞVİLİ: ENERJİ KAYNAKLARININ ASYA’DAN AVRUPA’YA TAŞINMASINDA GÜRCİSTAN, AZERBAYCAN VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ ÖNEMLİ
Gürcistan Dışişleri Bakanı Darciaşvili de şöyle konuştu:
“Gürcistan, Güney Kafkasya’da barış içinde bir arada yaşamayı güçlü bir şekilde desteklemektedir ve bölgede barışı ve yapıcı iş birliğini geliştirme sürecine katkıda bulunmaya devam etmeye hazırdır. Azerbaycan ve Ermenistan’ın yakın gelecekte anlaşarak barış anlaşması imzalayabileceğini ve bunun bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın tesisi açısından bir dönüm noktası olacağını umduğumuzu ifade ettik.
Enerji kaynaklarının Asya’dan Avrupa’ya taşınması ve Avrupa’nın enerji güvenliğinin sağlanması konusunda Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin rolü önemlidir. Üç ülke olarak Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı ile Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı projelerini başarılı bir şekilde gerçekleştirdik.”
]]>Fidan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Toplantı vesilesiyle bir kez daha Bakü’de bulunmaktan memnuniyet duyduğunu dile getiren Fidan, gösterilen misafirperverlik için Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’a teşekkür etti.
Fidan, iyi komşuluk ilişkileri ve tarihi dostluk bağları üzerine kurulu üçlü toplantı mekanizmasının ortak çıkarları ve endişeleri tartışmak için eşsiz bir platform olduğunu kaydetti.
Tiflis’te düzenlenen son toplantıdan bu yana uzun zaman geçtiğine işaret eden Fidan, bu sürede gerek uluslararası alanda gerek bölgede büyük krizlere tanıklık edildiğini hatırlattı.
Fidan, Kovid-19 salgınının ekonomik düzeni altüst ettiğini, ulaştırma ve tedarik zincirini olumsuz etkilediğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Fidan, “Ukrayna’daki savaş, bölgemizde ve ötesinde her geçen gün daha da insani ve maddi yüke mal olmayı sürdürüyor.” ifadesini kullandı.
Bakan Fidan, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına ilişkin “Gazze’de devam eden katliam, uluslararası sistemin içerisinde bulunduğu acziyeti göstermeye devam ediyor.” diye konuştu.
Bölgede olumlu gelişmelerin de yaşandığına işaret eden Fidan, Azerbaycan’ın 30 yıllık işgalin ardından toprak bütünlüğünü yeniden tesis ettiğini, Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne (AB) aday statüsü aldığını söyledi.
Fidan, toplantıda, bölgedeki yeni durumu ve işbirliğini geliştirmenin yollarının arandığını kaydederek, “Güney Kafkasya’yı bir barış, istikrar ve ortak refah alanına dönüştürmek için önümüzde gerçek bir fırsat var.” dedi.
Türkiye’nin Azerbaycan ve Gürcistan ile enerji, bağlantısallık alanlarındaki başarılı işbirliğini derinleştirme konusunda mutabakata varıldığını söyleyen Fidan, çalışmaların ilerletilmesi için neler yapılabileceğinin görüşüldüğünü vurguladı.
Fidan, toplantıda, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının bir an önce tam kapasiteyle faaliyete geçmesi gerektiğinin vurgulandığını aktararak, “Karadeniz’in güvenlik, ekonomi, enerji ve ulaştırma gibi alanlar başta olmak üzere tüm bölge için taşıdığı stratejik öneme değindik. Somut projelerle, bölgemizde ve ötesinde işbirliğimizi güçlendirmek için birlikte çalışma yönündeki irademizi yineledik.” diye konuştu.
“Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanması küresel güvenlik ve bağlantısallık açısından önemlidir”
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın, çok taraflı ekonomik platformlarda da işbirliği ruhuyla hareket ettiğine dikkati çeken Fidan, buna en yakın örneğin 2023’te yaşandığını ifade etti.
Fidan, Türkiye’nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığında, Azerbaycan ve Gürcistan’ın çalışmalarına büyük katkı sağladığını, Türkiye’nin de her konuda elinden gelen desteği vermeye hazır olduğunu belirtti.
Azerbaycan’ın bu yıl BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29’uncu taraflar konferansına ev sahipliğini ve dönem başkanlığını memnuniyetle karşıladıklarını ve tebrik ettiklerini dile getiren Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması sadece bölge için değil küresel güvenlik ve bağlantısallık açısından da fevkalade önemlidir. İkinci Karabağ Savaşı’nın sona erdiği Kasım 2020’den bu yana bu hedefe ulaşmak için tarihi bir fırsatın ortaya çıktığına inanmaktayız. Diğer bölge ülkelerinin de kazan-kazan anlayışıyla yapıcı bir yaklaşım sergilemelerini ve Zengezur hattı gibi bölgesel ve küresel bağlantı projelerine destek vermelerini bekliyoruz.”
Fidan, mevkidaşlarıyla bölgede devam eden barış ve normalleşme süreçlerini de ele aldıklarını, mevkidaşı Bayramov’un Azerbaycan ve Ermenistan barış anlaşması müzakerelerindeki son gelişmeler hakkında kendilerini bilgilendirdiğini kaydetti.
Gürcistan’ın uluslararası kabul görmüş sınırları dahilindeki toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyulması gerektiğinin altını çizdiklerini aktaran Fidan, Gürcistan hükümetinin Abhazya ile Güney Osetya ihtilaflarının barışçıl çözümüne yönelik politikalarına tam desteklerini yinelediklerini belirtti.
“Bu zulmün sonlandırılması çağrısında bulunduk”
Fidan, Gürcistan’ı AB aday ülkesi statüsü verilmesinden dolayı tebrik ettiklerini, Gürcistan’ın Avrupa Atlantik siyasi ve güvenlik yapılarıyla daha fazla bütünleşme arzusuna destek vermeye devam edeceklerini söyledi.
Gazze’deki katliamı ve yaşanan eşi görülmemiş insani trajedinin bölgesel ve uluslararası güvenliğe etkilerini de değerlendirdiklerini aktaran Fidan, şunları kaydetti:
“Mübarek ramazan ayında halen Gazzelileri açlık ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakmaya devam eden bu zulmün sonlandırılması çağrısında bulunduk. Acil ateşkes ilanının, insani yardımların Gazze’ye derhal ve kesintisiz ulaşılmasının önemini vurguladık. İki devletli çözüm temelinde bölgeye kalıcı barış getirmesi ihtiyacı hakkında mutabık kaldık. Son olarak üçlü formatta ve ikili ilişkiler yoluyla işbirliğimizin daha fazla geliştirilmesi yönündeki kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik.”
]]>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de 9’uncusu düzenlenen Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Dışişleri Bakanlarının üçlü toplantısı sona erdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Gürcistan Dışişleri Bakanı İlia Darçiaşvili, Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nde düzenlenen 9. Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından ortak bildiriye imza atarak basın toplantısı gerçekleştirdi.
Ortak basın toplantısında açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Fidan, toplantıdan ve gösterilen misafirperverlikten dolayı Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’a teşekkür ederek, “İyi komşuluk ilişkileri ve tarihi dostluk bağları üzerine kurulu üçlü toplantı mekanizmamız, ortak çıkarlarımızı ve endişelerimizi tartışmak için eşsiz bir platformdur. Tiflis’teki son toplantımızdan bu yana dört yıldan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında gerek uluslararası alanda gerek bölgemizde büyük krizlere tanıklık ettik. Covid-19 salgını ekonomik düzeni altüst etti, ulaştırma ve tedarik zincirlerini olumsuz etkiledi. Ukrayna’daki savaş, bölgemizde ve ötesinde her geçen gün daha da ağırlaşan bir insani ve maddi yüke mal olmayı sürdürüyor. Gazze’de devam eden katliam, uluslararası sistemin içerisinde bulunduğu vaziyeti göstermeye devam ediyor. Diğer yandan bölgemizde güzel gelişmeler de oldu. Azerbaycan, 30 yıllık işgalin ardından toprak bütünlüğünü yeniden tesis etti. Gürcistan, Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü aldı. Son toplantımızdan bu yana önümüzde yepyeni bir perspektif duruyor” dedi.
“Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan iş birliği ruhuyla hareket ediyor”
Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda bölgedeki yeni durumu ve işbirliğini geliştirmenin yollarını aradıklarını belirten Fidan, “Güney Kafkasya’yı bir barış, istikrar ve ortak refah alanına dönüştürmek için önümüzde gerçek bir fırsat var. Azerbaycan ve Gürcistan ile enerji ve bağlantısallık alanlarındaki başarılı iş birliğimizi derinleştirme konusunda mutabakata vardık. Çalışmalarımızı ilerletmek için neler yapabileceğimizi konuştuk. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı’nın bir an evvel tam kapasiteyle yeniden faaliyete geçmesi gerektiğini vurguladık. Karadeniz’in güvenlik, ekonomi, enerji ve ulaştırma gibi alanlar başta olmak üzere tüm bölge için taşıdığı stratejik öneme değindik. Somut projelerle bölgemizde ve ötesinde iş birliğimizi güçlendirmek için birlikte çalışma yönündeki irademizi yineledik” diye konuştu.
Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan’ın çok taraflı ekonomik platformlarda da iş birliği ruhuyla hareket ettiğini vurgulayan Fidan, “Buna en yakın örneğini geçtiğimiz yıl gördük. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığımızda Azerbaycan ve Gürcistan çalışmalarımıza büyük katkı sağladı. Biz de her konuda elimizden gelen desteği vermeye hazırız. Azerbaycan’ın bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29’uncu Taraflar Konferansı’na ev sahipliğini ve dönem başkanlığını memnuniyetle karşılıyor, tebrik ediyoruz” dedi.
“Tarihi bir fırsat ortaya çıktı”
Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasının sadece bölge için değil, küresel güvenlik açısından da önemli olduğunu ifade eden Fidan, “İkinci Karabağ Savaşı’nın sona erdiği Kasım 2020’den bu yana bu hedefe ulaşmak için tarihi bir fırsatın ortaya çıktığına inanmaktayız. Diğer bölge ülkelerinin de kazan kazan anlayışıyla yapıcı bir yaklaşım sergilemelerini ve Zengezur hattı gibi bölgesel ve küresel bağlantı projelerine destek vermelerini bekliyoruz. Bugün değerli mevkidaşlarımla istişarelerimiz sırasında bölgemizde devam eden barış ve normalleşme süreçlerini de ele aldık. Sayın Bayramov, Azerbaycan ve Ermenistan Barış Anlaşması müzakerelerdeki son gelişmeler hakkında bizleri bilgilendirdi. Diğer yandan Gürcistan’ın uluslararası kabul görmüş sınırları dahilindeki toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyulması gerektiğinin altını çizdik. Gürcistan hükümetinin Abhazya ve Güney Osetya ihtilafların barışçıl çözümüne yönelik politikalarına tam desteğimizi yineledik” şeklinde konuştu.
Gazze’deki zulmün sonlandırılması çağrısı
Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü verilmesinden dolayı tebrik ettiğini belirten Fidan, “Gürcistan’ın Avrupa-Atlantik siyasi ve güvenlik yapılarıyla daha fazla bütünleşme arzusuna destek vermeye devam edeceğiz. Bugün elbette Gazze’deki katliamın ve yaşanan eşi benzeri görülmemiş insani trajedinin bölgesel ve uluslararası güvenliğe etkilerini de değerlendirdik. Mübarek Ramazan ayında halen Gazzelileri açlık ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakmaya devam eden bu zulmün sonlandırılması çağrısında bulunduk. Acil ateşkes ilanının, insani yardımların Gazze’ye derhal ve kesintisiz ulaştırılmasının önemini vurguladık. İki devletli çözüm temelinde bölgeye kalıcı barış getirilmesi ihtiyacı hakkında mutabık kaldık. Son olarak, üçlü formatta ve ikili ilişkiler yoluyla iş birliğimizin daha fazla geliştirilmesi yönündeki kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik” ifadelerini kullandı. – BAKÜ
]]>2020 yılı Kasım ayında, 2. Karabağ Savaşı Azerbaycan’ın mutlak üstünlüğüyle sona erince, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesinin de yolunun açıldığını ve savaş sonrasında imzalanan anlaşmanın en önemli maddelerinden birisinin, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında yeni bir ulaşım bağlantısı olduğunu belirten Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki 43 kilometrelik mesafe, Zengezur koridoru olarak adlandırılır. Zengezur koridorunun hayata geçirilmesiyle Türk dünyasının ticari, lojistik ve siyasi bağları güçlenecek. Zengezur, hem Türk Dünyası’nın hem de bölgenin parlayan yıldızı olacaktır. Zengezur koridoru İran, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya ve Türkiye gibi birçok ülkenin ilgi alanında yer alıyor. Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, Fransa ve İran yanında bazı batılı güçlerin, Zengezur koridorunun açılmaması için akıl dışı faaliyetlerin içerisinde olduğunu gösteriyor. Özellikle Fransa ve İran, koridora terörist gruplarını yerleştiriyor, Hindistan ile birlikte bunlara silah ve para yardımında bulunuyor.” diye konuştu.
10 Binden Fazla Terörist Zengezur Bölgesinde
Aralarında PKK’lı teröristlerin de yer aldığı 10 bin militanın, Zengilan’dan başlayan ve Taşkesen’e uzanan hatta yerleştirildiğini, PKK/YPG terör örgütü dışında Sasna Tsrer, Voma, Poga, Nor Asala, Bever ve Yerkrapa gibi Ermeni terör gruplarının da bulunduğunu vurgulayan Eğilmez,” Koridorun açılmasını istemeyen güçlerin kullandığı bu örgütlerden Sasna Tsrer, adını Ermeni kahramanlık şiiri Sasun’un Cesurları’ndan almıştır. Aşırı milliyetçi ideolojisinde olan bu örgüt, büyük Ermenistan’ın kurulması gerektiğini savunuyor. Karabağ’ın Ermenistan’la birleşmesini açıkça talep ediyorlar. Diğer bir örgüt “Hayatta kalma sanatı” anlamına gelen VOMA, bünyesinde 18-50 yaş arası Ermenileri toplayarak silahlı eğitim veriyor. Önce Dağlık Karabağ’da faaliyet gösteren bu örgüt şimdi Zengezur bölgesine yerleşti. Karabağ’ı ele geçirme hayaliyle kurulan, başka bir terör örgütü POGA (Askeri Yurtsever Okulu) da koridorun açılmamasını isteyen güçlerin kuklalarından biri olarak Zengezur’a yerleştirildi. 1975 yılında Lübnan’da kurulan ve Fransa, Avusturya, Yunanistan, Lübnan, İsviçre ve ABD gibi birçok ülkede terörist faaliyetler yürütmüş ve 31 diplomatımızı ve yakınını şehit etmiş olan ASALA terör örgütünün devamı olan Nor Asala’da, Zengezur bölgesi için Fransa ve İran tarafından finanse edilen terör örgütlerinden bir diğeridir. Bölgede bulanan diğer iki terör grubu da Bever ve Yerkrapa örgütleridir. Bunlardan Yerkrapa 1993 yılında kurulmuş, Karabağ’ın işgali sırasında sivillere ve esirlere karşı çok sayıda katliam gerçekleştirmiştir. Başlangıçta 6.000 üyesi olan örgütün militan sayısının günümüzde 30 bine ulaştığı değerlendirilmektedir. 90’lı yıllardan itibaren Ermenistan iç siyasetinde de aktif rol alan örgütün sadece Ermenistan’da değil, Rusya’nın hemen hemen tüm bölgelerinde, ayrıca Kaliforniya (ABD) ve Marsilya’da (Fransa) da şubeleri bulunmaktadır.” dedi
“Paralar Fransa’dan, İran Milislerini Ermenilerin Yanına Yerleştiriyor “
Zengezur koridoruna yerleştirilen bu teröristlerin, günlük 12 dolar olan ücretlerinin Fransa ve Ermeni diasporası tarafından karşılandığını ve güvenlik kaynaklarının Ermenistan-Azerbaycan sınır hattı ile Zengezur arazisine konuşlanan terörist ve çetelerin PKK terör örgütü tarafından da ciddi anlamda desteklendiğini hatırlatan Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Fransız ve İranlı askeri uzmanlar, bu teröristlere suikast, sabotaj, elektronik harp, füze, mayın ve istihbarat eğitimleri veriyor. Bölgeye çok sayıda terörist sevk edilince, koridorun Ermeni tarafında kalan kısmındaki birçok köy boşaltıldı. Boşaltılan yerlere de İran kendi yandaşları olan milisleri yerleştirdi ve yerleştirmeye de devam ediyor. Erivan, Fransa’dan modern silah sistemleri aldığını itiraf etti. Hindistan da süpersonik uzun menzilli seyir füzelerini Ermenistan’a teslim etti.” şeklinde konuştu.
“Ermenistan Yine Piyon Görevinde, Bölge Mutlaka Temizlenmeli”
Attığı adımlarla yeni bir savaşa hazırlanan Ermenistan’ın, yaşadığı mağlubiyetlerden ders almak ve anlaşmalara bağlı kalmak yerine Fransa ve İran’dan aldıkları talimatları yerine getirdiğini anlatan Eğilmez, sözlerine şöyle devam etti,” Ermenistan barışın bir parçası olmak yerine, tarihi alışkanlıklarını devam ettirerek yine başka güçlerin oyuncağı oluyor. Ermenistan’ın bu Türk düşmanı güçlerin oyuncağı olma alışkanlığı devam ederse, Ermenilerin yeni bir savaşta yeni bir hezimet yaşayacağı ve yine büyük bir zarara uğrayacağı kesindir. Ermenistan’ın, hangi devletler veya terör gruplarıyla ittifak yaparsa yapsın Azerbaycan-Türkiye kardeşliği karşısında başarı elde edebilmesi mümkün değildir. Türk dünyası ve birçok ülke açısından çok önemli olan Zengezur bölgesinin, potansiyelinin ortaya çıkarılması için üzerindeki gölgelerin ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması, bölgenin terörden temizlenmesi, güvenli ve istikrarlı bir hale getirilmesi gerekmektedir. Türk Devleti ve kardeş Azerbaycan’ın da bu temizliği yapabilecek kudret ve güce sahip olduğu, bölgedeki tüm aktörler tarafından iyi bilinmektedir.” – ERZURUM
]]>Yılmaz, Bingöl’ün Genç ilçesinde bir düğün salonunda düzenlenen iftar programında, iş insanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, partililer ve vatandaşlarla bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, programda yaptığı konuşmada, Cumhuriyet’in 100. yılını demokrasi ve kalkınma atılımlarının bir sembolü haline getirdiklerini söyledi.
Bir yandan depremin yaralarını sardıklarını dile getiren Yılmaz, diğer yandan ekonomideki dengeleri koruyarak enflasyonla kararlı şekilde mücadeleyi sürdürdüklerini belirtti.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“Hayat pahalılığı mücadelemizi yaparken geniş kesimleri olabildiğince koruyan, gözeten bir yaklaşımla politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Diğer yandan da 81 ilde yatırımlarımıza, faaliyetlerimize devam ediyoruz. Ülkemizin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini her şeyin üstünde tutuyoruz. Halkımızın güveni ve huzuru için çalışıyoruz. Maalesef uzun yıllar bu bölge terörden çok çekti. Terör nedeniyle ekonomik gelişmesini yeterince yapamadı. En büyük zararı da bu bölgede yaşayan insanlar gördüler. Fakat şimdi de huzur ve güven ortamının en büyük faydasını bu bölgede yaşayanlarımız görüyor. Bizde başından beri Sayın Cumhurbaşkanı’mızın koyduğu bir zihniyet var. O çerçevede hareket ediyoruz. Batıda ne varsa doğuda da o olmalı. Kuzeyde ne varsa güneyde de olmalı diyoruz. Bütün bölgelerimize belli standartta hizmeti ulaştırmak için gece gündüz çalışıyoruz. Böyle de devam edeceğiz.”
Emperyalist birtakım odakların çok farklı mesafelerden gelip bölgeye şekil vermeye çalıştığını ifade eden Yılmaz, onların tuzaklarına düşmediklerini, düşmeyeceklerini vurguladı.
Birlik, beraberlik ve kardeşliği yücelterek Türkiye Yüzyılı’nı doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle, 81 vilayetiyle ve 85 milyon nüfusuyla hep birlikte inşa edeceklerini anlatan Yılmaz, sloganlara, kalıplara değil, halkın ihtiyaçlarına odaklanmaları gerektiğini kaydetti.
“Gelen parayı iyi değerlendiren hizmet ediyor”
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz belediyelerimize hiçbir ayrım gözetmeksizin merkezden kaynak tahsis ediyoruz. 2002 yılında merkezden yerele, belediyelere verilen kaynağın toplamı sadece 9,7 milyar liraymış. 2022’de bu 270 milyara çıkmış. 2023’te ise 499 milyar liraya ulaşmış. Merkezi bütçeden yerel belediyelere verdiğimiz para. Bunu iyi değerlendirenler halka iyi hizmet etmişler. Kaynakları çarçur edenler, israf edenler ise reklama, tanıtıma harcayanlar ise bunu yapamamış durumdalar ama rakamlar ortada. Belediyelere, üstelik geçmişte, 90’lı yıllarda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın o devasa İstanbul’un sorunlarını çözdüğü yıllarda birçok haksızlıklar vardı, keyfilikler vardı. Şu anda o da yok. Kriterler belli. Nüfusa, gelişmişliğe, yüz ölçümüne göre tahsisatları yapıyoruz. Dolayısıyla hiç kimsenin bir bahanesi yok. Kusura bakmasınlar. Muhalefet olsun, iktidar olsun, gelen parayı iyi değerlendiren hizmet ediyor. Değerlendiremeyen ise bunu yapamıyor.”
İleriki dönemde yerel yönetimlerde en önemli gördükleri konulardan birinin şehirleri dirençli hale getirmek olduğunun altını çizen Yılmaz, Genç Belediye Başkanı Mehmet Zeki Dirik’in 5 yıllık tecrübesiyle yeni hizmetlere ve projelere imza atacağını, eksikleri varsa onları da tamamlayacağını sözlerine ekledi.
Programda, AK Parti Bingöl milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven, Genç Belediye Başkanı Mehmet Zeki Dirik de yer aldı.
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Bingöl’de iş insanlarıyla bir araya geldi. Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BİNTSO) yapılan toplantıda kamu ve özel yatırımlar görüşüldü. Bingöl’e dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl’deki yapı stokunun 20 yılda yüzde 75 dönüştüğünü söyledi. Yılmaz, “Türkiye büyük bir ülke. Geniş bir coğrafyamız var, 85 milyonu aşan nüfusumuz var. Türkiye yüzyılına ulaşacaksak, Türkiye Yüzyılı hedeflerini gerçekleştireceksek bunu sadece bazı metropollerle, büyük illerle yapmamız mümkün değil. Tüm Türkiye’nin potansiyelini harekete geçirmek durumundayız. Bütün yörelerimizin potansiyellerini değerlendirmek durumundayız. Topyekun kalkınmayı ancak böyle başarırız, böyle sağlarız. Cumhurbaşkanımız da başından itibaren hep bu anlayışı savundu. Batıda ne varsa doğuda da o olacak dedi. Kuzeyde ne varsa güneyde o olacak dedi. Tüm Türkiye’de belirli standartlarda hizmet sunumu bizim temel politikamız oldu. Bunun etkilerinin en iyi görüldüğü illerden biri de Bingöl. Bingöl iki fay hattının tam kesiştiği noktada. Kuzey Anadolu Fay Hattı ile Doğu Anadolu Fay Hattı’nın ortasında. Ama çok şükür son 20 yılda Bingöl’deki yapı stokunun yüzde 75’ini dönüştürmüşüz. Projelerimiz var onlar da gerçekleştiğinde çok daha yükselecek bu rakam. Yapa stokumuzla neredeyse yeniden Bingöl yapılmış. Kamu kurumlarıyla, kentsel dönüşümüyle, vatandaşın kendi yaptıklarıyla birçok boyutuyla Bingöl gerçekten örnek olarak söyleyeyim, bir tane eski hastanemiz yok artık, ilçelerimiz dahil. Hepsini yıkıp yeniden inşa ettik. Burada tabi yüzde 99 bile az burada esas hedef yüzde 100’ü yakalamaktır” dedi.
“Esas amacımız artık doğuda, güneydoğuda özel yatırımları arttırmak”
Geçmiş yıllarda yaşanan terör hadiselerinden dolayı bölge insanın bedeller ödediğini aktaran Yılmaz, “Bugün geldiğimiz noktada kamu olarak eksikliklerimizi tamamlıyoruz ama esas amacımız artık doğuda, güneydoğuda özel yatırımları arttırmak. Daha fazla özel yatırımın bu bölgeye cezbedilmesi. Geçmişte yaşanan terör hadiseleri nedeniyle en büyük maliyeti bu bölgede yaşayan insanımız ödedi. Kim olursa olsun, Türk’üyle, Kürt’üyle, Zaza’sıyla kim varsa bu bölgede en büyük bedeli bu insanlarımız ödedi. Şimdi huzur ve güven ortamının en büyük faydasını da bu bölgede yaşayan insanlar görecek” diye konuştu.
Demir projesine de değinen Yılmaz, “Bingöl’de bundan en fazla faydalanan illerden biri oldu. Demir projemiz. İlk defa geçtiğimiz yıllarda Erdemir bünyesinde Bingöl’de ruhsatlı alanları vardı, Servi dediğimiz bölgede. Geçtiğimiz yıllarda sondaj yaptı. Türkiye’de bu alanda en fazla yapılan sondajlar bu dönemde yapıldı demir anlamında. 20 milyon ton rezervin aslında 250 milyon tondan fazla olduğu çıktı ortaya ve bu da devam ediyor. Erdemir bu çerçevede bir karar aldı, ilk aşamada 550 milyon dolarlık bir yatırım yapıyorlar. Devasa bir yatırım gerçekten bu daha da artacak. Yıllık etkisi cari açığı azaltmada 600 milyon dolar. İnşaat sırasında 2 bin kişi, bitince bin kişiye sürekli istihdam sağlayacak” diye konuştu.
Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanı sıra Vali Ahmet Hamdi Usta, AK Parti Bingöl Milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, BİNTSO Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Çintay ve iş insanları katıldı. – BİNGÖL
]]>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odasından (SATSO) yapılan açıklamaya göre, yer seçimi 2019 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca onaylanarak Söğütlü Kantar ve Fındıklı mahalleleri sınırları içerisinde 230 hektarlık alanda 2023 yılında tüzel kişilik kazanmış olan Söğütlü OSB’de kamulaştırma çalışmaları devam ediyor.
Aynı zamanda SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, karma olarak planlanan Söğütlü OSB ile ilgili hassas çalışma içerisinde olduklarını, müteşebbis heyet çalışmalarının Sakarya Valiliği, SATSO, Büyükşehir Belediyesi ve Söğütlü Belediyesi koordinatörlüğünde yürütüldüğünü belirtti.
Arazi kamulaştırma ve altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından sanayi tesislerinin inşaatına başlanmasının planlandığını aktaran Tiryaki, “Karma niteliğinde olması sebebiyle yatırımcılar tarafından çok fazla talep alan bir OSB’dir. Bu konuda artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, OSB içerisinde yatırım yapmak isteyen üreticilerin SATSO hizmet binasındaki Söğütlü OSB Müdürlüğüne başvurmaları gerektiğini belirterek, yatırımcılar için yer tahsisi yapma yetkisinin sadece Söğütlü OSB yönetiminde olduğunu kaydetti.
Söğütlü OSB’de şeffaflık esaslı çalıştıklarını vurgulayan Tiryaki, şöyle devam etti:
“Kamulaştırma sürecinde yaptığımız çalışmalarda arazi simsarlarına karşı OSB’yi ve halkımızı korumak adına rantın önüne geçmek için yer talebi amacıyla başvuran firmalardan özellikle kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve yeşil OSB taahhütnamesi talep ediyoruz. Tüm işlemlerimiz şeffaflıkla ilerliyor. Çünkü ulusal kara yolu hatları, demiryolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, hammadde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığı ile sanayi-teknoloji ağına kolay ulaşım imkanları ile ülkemizin üretim üssü haline gelen ilimizin gerçek anlamda üretim üssü olmasına gayret ediyoruz.”
“OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemiyoruz”
Tiryaki, OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemediklerinin altını çizerek, amaçlarının çevresel duyarlılık, tarafsızlık ve hukuka uygunluk ilkeleri içerisinde yatırımcıların ihtiyaç duyduğu tüm altyapı unsurlarını sağlayarak, en uygun sanayi alanlarını oluşturmak, Söğütlü bölgesine nitelikli, yeni nesil teknoloji üreten, yeşil üretim odaklı faaliyet gösteren firmalar kazandırarak bölge ve ülke istihdamına katkı sağlamak olduğunu vurguladı.
Söğütlü’de OSB odaklı rantın söz konusu olamayacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bölgede kurulacak OSB üzerinden hangi amaçla olursa olsun bir arazi rantına müsaade edilmediğini özellikle belirtmek isterim. Halkımız ve yatırımcılarımızı bu konuda daha önce de uyarmıştık, uyarımızı tekrar ediyoruz. Zaten hukuki olarak gerekli tedbirler de alınmış ve bölge OSB sahası olarak bölgedeki arazi tapularına satış yapılamaz şerhi konmuştur. Arazi simsarlarının haksız kazanç elde etmesine, artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.”
]]>CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, Hatat Holding’in Bartın’ın Amasra ilçesinde açmak istediği termik santrale ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bankoğlu’nun açıklaması şöyle:
“Çeşmi Cihan Amasramız yaklaşık 20 yıldır sermaye, bürokrat ve siyasetçi iş birliğiyle yok edilmek isteniyor. Hattat Holding’in 2005 yılından itibaren Amasra ilçesi Gömü ve Tarlaağzı köylerinde termik santral kurma teşebbüsü içinde olduğu herkesin malumu. Amasra’da Hattat Holding’in kurmak istediği termik santral, bölge halkının büyük mücadeleleri sonucu iptal edilmişti. Santralın yapımı iptal edilince bu kez de kömür çıkaracağını iddia eden holding, lavvar tesisi ve dolgu alanıyla rıhtım projesi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı aldı. Bölge halkının açtığı dava sonucu bu karar da iptal edildi. Şirket bu kez lavvar tesisini ikiye çıkartarak yeniden başvurdu. 2016 yılı ekim ayında, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki bu projeye ÇED onayı verdi. Özhaseki bugün yine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve görüyoruz ki aynı kirli plan farklı isimlerle yeniden devreye sokulmuş durumda.
“AMASRA’DA TERMİK SANTRALE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”
14 Mart’ta bölgede keşif yapılacağı belirtmişti ancak mahkeme keşif işlemlerini erteledi. Şunu yeniden, defaatle ve tekrar belirtelim ki Amasra’da termik santrale asla izin vermeyeceğiz. Bu çelişkili kararlar çerçevesinde yapılacak hukuk dışı ve usulsüz tüm uygulamalar doğası, tarihi ve kültürel zenginliğiyle Amasra’ya yönelik açık ihanet olacaktır. Ne Amasramızın doğasına ne vatandaşlarımızın Anayasa’da yer alan ‘sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı’na halel getirmeyeceğiz.
“AKP’YE GÜVENMEMEYİ SON 22 YILDA ACI DENEYİMLERLE ÖĞRENDİK”
Hattat Holding patronu her platformda, ‘Ben kömürcü Mehmet Ağa değilim, bu kömürü madencilik olsun diye çıkarmıyorum. Kömür çıktıkça santralleri büyüteceğiz’ derken AKP’li siyasetçiler tam tersini söylüyor, adeta yeminler ediyor. Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz’ın Erdoğan’ın sözlerini teminat olarak sunmasıysa tam bir kara mizah örneği. AKP’li Cumhurbaşkanı bugüne kadar hangi sözünü tuttu ki bu sözü tutsun. ‘Faiz, nas’ diye ülkeyi batırıp şimdi ekonomide acı reçete diye yapılanlar ortada. Erdoğan’ın EYT için ‘Seçim kaybetsem bile EYT çıkmayacak’ diye naralar atıp bir seçim sonra ‘EYT hayırlı olsun’ sözleri ortada. Önce dört parmak Rabia işaretiyle ‘darbeci Sisi’ deyip bugünlerde Sisi’yle tokalaşmak için sıraya girdiği videolar ortada. ‘Aziz İstanbul’ diye kenti betona çevirip sonra ‘İstanbul’a ihanet ettik’ diye günah çıkaran birine Amasra’ya da ihanet etsin diye mi güvenelim? Rantın olduğu hiçbir projede, AKP’ye güvenmemeyi son 22 yılda acı deneyimlerle öğrendik. Bu milleti kandırmanıza da Amasra’ya ihanet etmenize de asla izin vermeyeceğiz.
Amasra’ya yapılmak istenen termik santral özelinde ve genel çerçevede tüm termik santraller, havaya salınan çeşitli zehirli gazların etkisiyle sadece bulunduğu bölgeyi değil, rüzgarın da etkisiyle yaklaşık 300 kilometrelik bir alana tesir eden zehirli bir enerji üretim modeli. Termik santrallerin olduğu bölgelerde flora değişiyor, hava kirliliği olağanüstü artıyor ve özellikle Batı Karadeniz’de kaçınılmaz olarak bölge halkının önemli geçim kaynaklarından olan tarım faaliyetleriyle balıkçılık bitme noktasına geliyor. Kuşaklar boyu sağlığımızı mahvediyor. Gelişmiş ülkeler doğayı ve insan hayatını mahveden bu tehlikeli ve eski üretim modelini terk ederken AKP Türkiye’sinde söz konusu para ve rantsa akan sular duruyor. Doğal alanlar da yaşam alanları da biyolojik çeşitlilik de önemini kaybediyor. Fatih’in fethederken kıyamadığı Amasra’yı bir yandaş şirket, bürokratıyla siyasetçisiyle resmen yok etme planları yapıyor. Hattat Holding tarafından işe alımların yapıldığını biliyoruz. Hiç kimse ‘İnsanlara iş veriyoruz’ bahanesiyle böyle bir kıyıma halkın göz yumacağını düşünmesin. Böyle bir kıyıma, böyle bir ihanete ne bizler, ne sivil toplum, ne vatandaşımız asla geçit vermeyeceğiz. Kimse şunu aklından çıkartmasın: Bugün boğaz tokluğu yarın doğasından insanına bu bölgenin yokluğu demek.
“NE BARTINIMIZI NE AMASRAMIZI TERMİK SANTRAL KÜLÜNE BOĞMAYACAĞIZ”
Hattat, Amasra’da facialarla anılan sabıkalı bir şirket. 2022 yılında, 43 madencimizi kaybettiğimiz Amasra Maden Faciası’nda da şirketin adı sık sık gündeme geldi. TBMM Araştırma Komisyonu’nda, Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Yardımcısı’nın ‘Bizim bu faciayı yaşamamızın sebeplerinden biri Hattat Holding’dir çünkü bizi bir kenara sıkıştırdılar’ sözleri hala aklımızda. Şu an vatandaşlarımız ne ‘Ben kömürcü Mehmet ağa değilim, ben sanayici Mehmet ağayım’ diyen Mehmet Hattat’ın ‘Termik santral yapımından vazgeçtim’ sözlerine güveniyor ne de orman arazilerini yandaş müteahhitlere, zeytinlikleri maden şirketlerine açan AKP’li Cumhurbaşkanı’nın sözüm ona ekolojik hassasiyetini ve AKP’li siyasetçiler üzerinden verdiği yeminleri samimi buluyor. Amasra’da 20 yıldır bir avuç bile kömür çıkarmayan Hattat Holding, eğer samimi olsaydı planların iptaline dair dört davada temyizlerini geri çekerdi. Hattat Holding’in hukuki engeller nedeniyle sanki termik santraldan vazgeçmiş gibi görünüp rıhtım yaparak termik santralın altyapısını hazırlamakta olduğu ihtimalini de göz ardı etmiş değiliz.
14 Mart günü, saat 10.00’da yapılacak olan keşif, Zonguldak İdare Mahkemesi tarafından ileri bir tarihe ertelendi. Burada dikkat çeken husus, erteleme karar gerekçesinde Hattat’ın bilirkişilere yönelik itirazları olduğunun ifade edilmesi. Biz tüm bu süreci adım adım takip etmeye devam edeceğiz. Ne Bartınımızı ne Amasramızı termik santral külüne boğmayacağız. Bir başka hayatımız, bir başka Amasra’mız yok.”
]]>CHP Tarım ve Orman Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, Muğla Milas’taki Akbelen Ormanı’nın çevresindeki İkizköy, Çamköy ve Karacahisar’da bulunan toplam 190 parsellik tarım arazisinin, linyit madeni sahası olarak kullanılmak üzere Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılmasına ilişkin açıklama yaptı. Erhan, konuya ilişkin bugün yaptığı yazılı açıklamada geçen yaz Akbelen’deki maden sahası genişletme çalışmalarına karşı köylülerin ve çevrecilerin direnişini hatırlatarak şunları ifade etti:
“CUMHURBAŞKANININ SON ACELE KAMULAŞTIRMA KARARIYLA DOĞA KATLİAMINA HUKUKİ KILIF HAZIRLANDI”
“Türkiye’nin akciğerlerinden biri olan Akbelen, yıllardır enerji şirketlerinin ve hükümetlerin iştahını kabartıyor. 2020’de dönemin Tarım Bakanı Pakdemirli tarafından iki termik santralle yapılan anlaşmayla bu nadide orman alanı fiilen talan edilmeye başlandı. Ardından gelen mahkeme kararlarına ve köylülerin direnişine rağmen binlerce ağaç kesildi. Böylece bölgenin ekolojik dengesinin bozulması için ilk adım atılmış oldu. Mart 2022’de Bakanlığın çıkardığı yönetmelik değişikliğiyle Akbelen’de madencilik faaliyetlerine izin verilmesi ise doğa tahribatının önünü tamamen açtı. Geçen yıl Temmuz ayında da binlerce ağaç daha kesildi. Tüm bu gelişmeler yetersiz kalmış olacak ki, Cumhurbaşkanının son acele kamulaştırma kararıyla doğa katliamına hukuki kılıf hazırlandı. Bu karar, ekolojik felakete davetiye çıkarmaktadır.
“ARTAN HAVA, SU VE TOPRAK KİRLİLİĞİ BÖLGE HALKININ SAĞLIĞINI VE TARIMSAL-HAYVANSAL ÜRETİMİ OLUMSUZ ETKİLEYECEK”
Peki, bu kararın doğaya ve bölge halkına faturası ne olacak? Öncelikle maden sahası haline gelecek orman arazileri, bölgenin eko sistemini derinden sarsacak. Yok, edilen her ağaç ve yeşil alan sayesinde oluşan temiz hava ve su kaynaklarının kaybı, canlı türlerinin yok olması anlamına gelecek. Artan hava, su ve toprak kirliliği bölge halkının sağlığını ve tarımsal-hayvansal üretimi olumsuz etkileyecek. Ayrıca faaliyete geçecek linyit madeni ve çalışacak termik santrallerin havaya saldığı sera gazları, küresel ısınma sorununa katkıda bulunacak. Dünyanın pek çok yerinde yaşanan aşırı hava olayları, seller ve kuraklıklar göz önüne alındığında, yeni bir emisyon kaynağının hayata geçirilmesi son derece vahimdir.
“TARIM ARAZİLERİ YOK OLACAK, KÖYLÜLER GEÇİM KAYNAKLARINI KAYBEDECEK”
Bir diğer sorun da bölgedeki tarım arazilerinin yok olması ve köylülerin geçim kaynaklarını kaybetmesidir. Binlerce insanın hayatı altüst olacak, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik sekteye uğrayacaktır. Konunun bir de su kullanımı boyutu var: Kömür madenciliği ve termik santraller yüksek miktarda su tüketiyor. Bu da zaten kuraklıktan muzdarip bölgede su kaynaklarının daha da azalmasına yol açacaktır. Tüm bu olumsuz etkilere rağmen Akbelen’in maden sahası olması geri dönüşü olmayan bir karar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölge halkının feryadı ile çevreci örgütlerin uyarıları ne yazık ki iktidar tarafından dikkate alınmamaktadır. Kısa vadeli ekonomik çıkarlar uğruna ekolojik tahribata hız verilmesi, gelecek nesillerin yaşam hakkına da kastetmektedir.
“AKBELEN DİRENİŞİ AYNI ZAMANDA İNSANLIĞIN DOĞAYLA KURDUĞU BAĞIN DİRENİŞİDİR”
Bugün Akbelen’de başlayan doğa katliamı, yarın bir başka yerde devam edecektir. Enerji arzı ve ekonomik kalkınma hedeflerini doğayı gözetmeden sürdürmek, çevresel felaketlere davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramamaktadır. İklim krizi dünyamızı sarsmaya devam ederken, Türkiye hızla bu yıkıma ortak olmaktadır. Akbelen son örnek olmamalı, bu doğa katliamına ortak olmamalıyız. Bölgedeki yurttaşlar, çevreci örgütler ve duyarlı herkes bu hukuksuz, vicdansız karara direnmeye devam etmeli, hukukun ve çevrenin çiğnenmesine izin vermemelidir. Ormanlarımız, iklimleri korumanın da ötesinde insanlığın doğayla kurduğu o kutsal bağı sembolize ediyor. Bu bağı koparmaya hakkımız yoktur. Akbelen direnişi, aynı zamanda insanlığın doğayla kurduğu bağın direnişidir.”
]]>Tesis edilen huzur ortamında, genç nüfusu, Orta Doğu pazarına ulaşım kolaylığı, verimli toprakları ve turizm potansiyeliyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi yatırımcılar için cazibe merkezi oldu.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kalkınması için hayata geçirilen teşvik uygulamaları sayesinde de Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt’in de yer aldığı 6. bölgeye yatırım için gösterilen ilgi, günden güne artıyor.
Tekstil, mobilya, gıda ve inşaat sektörlerinde üretim yapan fabrikaların birbiri ardına açıldığı OSB’lere kapasite dolunca ilave etaplar eklenmeye başlandı.
Sırada bekleyen yüzlerce yatırımcı için yeni OSB’lerin de kurulduğu bu kentlerde, artık en çok istihdamı sağlayacak, en çok ihracatı gerçekleştirecek, bölgenin kalkınmasına en çok katkıyı sağlayacak yatırımlar seçiliyor.
“5. etap için bekleyen yaklaşık 350 firma var”
Diyarbakır OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan, AA muhabirine, 1996’da kurulumuna başlanan OSB’de 2000’de arsa tahsisi yapıldığını söyledi.
Fidan, yönetime geldikleri 2018’de fabrikalarda 7 bin olan çalışan sayısının bugün 20 bin civarında olduğunu belirterek, 4. etaptaki inşası süren fabrikaların da tamamlanmasıyla fabrika sayısının 400’e, çalışan sayısının da yaklaşık 28 bine çıkacağını ifade etti.
“Son 8 yılda Diyarbakır sanayisi daha da atağa geçti. Her geçen gün çalışan sayısı, ihracat artıyor. Diyarbakır’da artık bir sanayi kenti havası var. Özellikle dışardan yatırımcılar burayı çok tercih ediyor. Bunun nedeni genç nüfus ve kentin 6. bölgede yer alması. Çalışan sigortası, gümrük vergisi, KDV iadesi, banka kredisi gibi birçok konuda devlet sanayicinin önünü açıyor. Yatırımcının Diyarbakır’ı tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri de huzur ve güvenin olması.” diyen Fidan, devletin verdiği desteklerle Diyarbakır’ın sanayileşme konusunda çok ilerlediğini belirtti.
Artık yatırımcı başvurduğunda seçici davrandıklarını dile getiren Fidan, her yatırımcıya yer tahsisi yapmadıklarını aktardı.
Fidan, “Daha teknolojik yatırımlar seçiyoruz. Amacımız, Diyarbakır’ı marka bir şehir haline getirmek, istihdamı ve ihracatı artırmak. 232 hektardan oluşan 5. etap onaylandı. Yakında yer tahsislerine başlayacağız. 5. etap, 175 parsel olacak. 5. etap tamamlandığında fabrika sayımız 575 olacak. 5. etap için bekleyen yaklaşık 350 firma var. Bu fabrikalar üretime geçtiğinde de çalışan sayımız 48 bin civarında olacak. Hedefimiz büyük. Buradan dünyaya mal üretip gönderiyoruz, göndermeye de devam edeceğiz. Diyarbakır’ı daha iyi yerlere getireceğiz.” diye konuştu.
Batman’da 500 yatırımcı yer talep etti
Batman OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Vecdin Nasıroğlu ise konum olarak ticaret için uygun bir noktada bulunan kente yatırımcıların yoğun ilgi gösterdiğini söyledi.
“Batman Suriye, Irak, İran ve Türk Cumhuriyetlerine yakın bir konumda. Bundan dolayı yatırımcılar kente yatırım yapmayı düşünüyorlar. Ayrıca 6. bölgede olduğu için devletin teşvikleri de söz konusu.” diyen Nasıroğlu, kentte mevcut OSB’nin 3 bin 870 dönüm alana sahip olduğunu aktardı.
Nasıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada 200 fabrikamız var. Bunların 130’u faal, 70’i de yıl sonuna kadar inşası tamamlanarak faaliyete geçecek. Bu fabrikalar da faaliyete geçtiğinde 20 bine yakın istihdamımız olacak. 500 yatırımcı da yer talep etti. Yatırımcıların talebini karşılamak için iki yeni OSB’nin çalışmalarına başladık. Samanyolu köyümüze yakın bir noktada tekstil OSB, Raman bölgesinde de bir karma OSB projemiz var. Bu iki OSB’mizi tamamladığımızda yatırımcılarımızın taleplerini karşılayacak kadar yeni yatırım alanları oluşacak.”
” 2. OSB’de 225 yatırımcı da ön taleplerini gerçekleştirdi”
Mardin Valisi Tuncay Akkoyun da son yıllarda sağlanan huzur ortamı ile kentte sanayiden ulaştırmaya, enerjiden tarıma, eğitimden sağlık hizmetlerine, sosyal hizmetlerden spor hizmetlerine kadar birçok önemli yatırımın yapıldığını belirtti.
Huzurun, birçok yatırımcının da bu şehri tercih etmesine vesile olduğunu dile getiren Akkoyun, şunları kaydetti:
“1. OSB’de 384 hektar alanda 214 firmamız faaliyette bulunmaktadır. 6 bin civarında bir istihdam söz konusudur. 2. OSB de inşallah yakında faaliyete geçiyor. 104 hektar alanda 74 firmamıza yer tahsisini yaptık. Yaklaşık 15 firmamızın da fabrikaları üretime hazır halde. Bu yılın sonuna kadar 5 bin civarında bir istihdamı öngörüyoruz. 2. OSB’de 225 yatırımcı da ön taleplerini gerçekleştirdi. Bu firmalarımıza da en kısa zamanda yer tahsisini gerçekleştireceğiz.”
Midyat ve Nusaybin ilçelerinde de OSB’ler için proje ve altyapı çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Akkoyun, yatırımcılara her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduklarını belirtti.
Akkoyun, Mardin’e yatırımcıları davet ettiklerini ifade ederek, şöyle dedi:
“Mezopotamya Ovası ülkemizin en önemli tarım alanlarından biri. Özellikle sulama imkanının yakın zamanda tamamlanması ile bölge daha da verimli hale gelecektir. Özellikle tarıma dayalı sanayi tesislerimiz burada çoğunlukla yer almaktadır. Huzur ortamı, iklim şartlarının uygun olması, genç bir nüfusun olması büyük avantaj. Mardin yatırım için uygun ve güzel bir yer.”
2. OSB’de yatırım yapan ve yatırımını genişletmek için yer talep eden Seydo Acar, yaklaşık 8 ay önce bölgede alçı fabrikası kurmaya karar verdiğini, günlük 500 ton kapasiteli alçı fabrikasının bu ay içinde faaliyete geçeceğini söyledi.
Bunun yanında alçıpan üretimi için de ek arsa talebinde bulunduklarını belirten Acar, “Yer tahsisi yapılırsa 16 ay içinde alçıpan fabrikasını da kuracağım. Valilik, kaymakamlık, OSB yönetimi, elinden gelen yardımı yapıyor. Amacımız bu şehre ve ülkemize katkıda bulunmak.”
Siirt’te 100 yatırımcı kuruluşun başvurusu bulunuyor
Siirt OSB Müdürü Habib Öner de bölgede istihdam olanaklarını artıran yatırımcılara destek olmak için her türlü gayreti gösterdiklerini söyledi.
700 dönümden oluşan OSB’de 28 yatırımcı kuruluşun bulunduğunu belirten Öner, “Burası karma OSB olması nedeniyle tekstil, mobilya, maden, inşaat malzemeleri gibi farklı sektörlerde üretim yapılmaktadır. 2 bine yakın bir istihdam söz konusu. Bugün itibarıyla 100 yatırımcı kuruluşun başvurusu bulunuyor.” dedi.
Öner, yatırımcıların taleplerini karşılamak için OSB’de ilave alanlar oluşturduklarını dile getirerek, 700 dönüm olan OSB’ye 950 dönüm alan daha kazandırmak için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Alt ve üst yapı ile inşaat çalışmaları bittikten sonra yatırımcıya yer tahsisine başlayacaklarını anlatan Öner, “Yatırım yapmak isteyen kuruluşları bölgemize bekliyoruz. Her anlamda hizmete hazırız. Müdürlüğümüzün imkanlarını kendilerine sunacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Gökçeoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zarar verme potansiyeline sahip doğa olaylarının, yapılaşma ve planlamadaki yanlışlar, mühendislik prensiplerinin yeterince veya hiç dikkate alınmaması sonucu afete dönüştüğünü vurguladı.
Özellikle depremlerin, afete karşı hazırlıklarını tamamlamayan, yoğun yerleşik nüfus ve ekonomik aktiviteye sahip bölgelerde gerçekleşmesi sonucu kayıp ve zararların arttığına dikkati çeken Gökçeoğlu, nerede hangi doğal tehlikenin gelişebileceğinin farkında olunması gerektiğini söyledi.
Gökçeoğlu, “Bu farkındalığa göre yapacağımız planlamalarla, seçeceğimiz yerleşimlerle, yapacağımız binalarımızla, kamu ve hizmet binalarımızla, demir yolu, kara yolu, otoyol gibi ulaştırma yapılarımızla; bunların altyapı sistemlerini, elektrik, kanalizasyon, su sistemlerini buna göre planlar, projelendirir ve yaparsak hiçbir doğal tehlike bizim için afete dönüşmez. Ufak tefek kayıplarımız olabilir ama afete dönüşmez.” dedi.
Depremin ardından deniz altı heyelanları tsunami etkisi gösterebilir
Karlıova’dan başlayıp Saros Körfezi’ne kadar giden Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun birçok segmentten oluştuğuna değinen Gökçeoğlu, bu segmentlerin neredeyse tamamının son yüzyılda kırıldığını dile getirdi.
Gökçeoğlu, kırılmayan iki segmentten birinin Marmara Denizi, diğerinin Bingöl-Erzincan arasındaki Yedisu segmenti olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Dolayısıyla bu ikisi üzerinde bilimsel olarak da teknik olarak da deprem beklentisi var. Depremin, Marmara Denizi’nde daha yakın zamanda olması muhtemel çünkü 1999 depreminden 3 ay sonra Düzce Depremi gerçekleşti. Oradaki segment de kırıldı. 1912’de Saros Depremi var. 1912 ile 1999 depremleri arasındaki bölge şu anda depreme hazır biçimde bekliyor. Halk arasındaki deyimle artık eli kulağında bekliyoruz. Kimilerine göre bu iki parçada kırılır 7’yi bulmaz, kimilerine göre tek parçada kırılır 7,4’e ulaşır.”
Gökçeoğlu, Marmara Denizi’nde sismik çalışmalardan yola çıkılarak elde edilen verilerin olduğunu ancak deniz dibini karadaki kadar net göremediklerine değinerek, “Bu deprem ister 6,9 ister 7,2 olsun öyle ya da böyle İstanbul’u, Kocaeli’yi, Yalova’yı, Bursa’yı, Bandırma’yı hatta Tekirdağ’ı ciddi biçimde etkileme potansiyeline sahip. Yani Marmara Bölgesi’ne hep ‘İstanbul İstanbul’ deniyor ama o bölgenin neredeyse tamamını ciddi biçimde etkileme potansiyeline sahip.” değerlendirmesinde bulundu.
Depremi üretecek aktif fay Marmara Denizi içinde kaldığından kıyısı bulunan kentlerin etkileneceğine işaret eden Gökçeoğlu, İstanbul’a dikkati çekerken diğer şehirleri de gözden kaçırmamak gerektiğini çünkü fayın diğer illere de oldukça yakın konumda bulunduğunu söyledi.
Gökçeoğlu, Marmara Denizi’ndeki fayın kuzey bölgesinde olan ciddi boyuttaki deniz altı heyelanlarının depremin ardından tetiklenmesinin söz konusu olduğunu, bu nedenle tsunami etkisinin görülebileceğini kaydetti.
Bu kapsamda Anadolu yakasının Avrupa yakasına göre jeolojik açıdan biraz daha şanslı olduğunu belirten Gökçeoğlu, yine de yapı kalitesi, ulaşım ve altyapı ağının, yaşanması muhtemel depremdeki kayıpların boyutunu etkileyecek parametreler olduğunu anlattı.
İstanbul’daki yeni yapıların birçoğunun iyi mühendislik hizmeti aldığını ifade eden Gökçeoğlu, olası depremde İstanbul’daki köprü, tünel ve metro sistemlerinde hasar oluşmasını beklemediklerini, eski, birbirine girmiş, planlama ve mühendislik hizmeti doğru olmayan eski yapılarda ise hasarın kaçınılmaz olduğunu sözlerine ekledi.
]]>“KAYYUMLAR NEDENİYLE SEÇMEN İMAMOĞLU’NA YÖNELECEKTİR”
İzol Aşireti, Türkiye’nin birçok iline yayılmış durumda ve 3 milyon yakın nüfusa sahip olduğu belirtiliyor. İzol Aşireti’ni bir çatı altında toplayan Diyarbakır İzol Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı İrfan Akba, 31 Mart’ta yapılacak İstanbul seçimlerine ilişkin açıklama yaptı. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde belediyelere kayyum atamaları ile bölge insanının iradesinin gasp edildiğini Akba, “Bizim bölgemizde son yedi yıldır seçimlerden bir ay sonra kayyum atanıyor. Bölgede 96 tane belediyeye kayyum atanmış, bana göre son derece yanlış bir hareket. Halkın iradesi, yaptığı tercih gasp ediliyor. Bu hem bölge insanını hem Kürt insanını ciddi anlamda rahatsız ediyor. Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi varsa halkın iradesine karşı konulmaz. DEM seçmeninin yüzde 70’e yakını Ekrem İmamoğlu’na yönelecektir. Kürtlerin İmamoğlu’na destek verilmesinin tek amacı, bölgede var olan sıkıntıları yaratan iktidar partisine karşı bir duruştur” şeklinde konuştu.
BAHÇELİ ZARAR VERİYOR
Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük bir devlet olduğunu ve oluşumunda Kürtlerin büyük bir katkısı olduğunu belirten İrfan Akba, “Hiç kimse bu saatten sonra Türk ve Kürtleri karşı karşıya getiremez, böyle bir şansları olamaz. Türkler ve Kürtler kardeştir, ancak tek taraflı kardeşlik olmaz. Biz nasıl Kürtler olarak Türkleri kardeşimiz olarak görüyorsak, Türklerin de aynı şekilde düşünmesi gerekir. Türkiye adına politika yapan sayın Devlet Bahçeli, Ümit Özdağ gibi kişileri muhatap almam. Bunların ağzından ateş çıkıyor. Buradan sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, böyle bir insanı yanına almanız ciddi anlamda zarar veriyor” ifadelerini kullandı.
OYUM İMAMOĞLU’NA
İstanbul’da yaşayan ve Van Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Seyithan Bilici, kayyum atamalarına karşı AK Parti iktidarına kızgın olduklarını belirterek İstanbul seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nu destekleyeceklerini açıkladı. Bilici, “Ben seçimde oyumu Ekrem İmamoğlu’na kullanmayı düşünüyorum. Ben bir Kürt olarak, ülkemin ekonomisi çok zor durumda, yurt dışına gidip geliyoruz. Paramızın değeri iyice düşüyor. Kimse bize vize vermiyor. İstanbul’da DEM’in kazanma ihtimali yok. Bir de Ekrem İmamoğlu daha sempatik geliyor, halka yakındır. İnsanlara dokunuyor. Kürtler, mevcut ekonomik şartlar, kayyumlar ve AK Parti’nin halka üstten bakmasından dolayı Ekrem İmamoğlu’nu destekleyeceklerdir” dedi.
İSTANBUL’DA YAŞASAYDIM OYUMU İMAMOĞLU’NA VERİRDİM
Batman’da bölgenin en büyük tarım alanına sahip olan Tarhanlar Ailesinin önde gelen isimlerinden Eşref Tarhan, İstanbul’daki Kürt seçmenin tercihini Ekrem İmamoğlu’ndan yana kullanması gerektiğini belirtti. Tarhan, “İstanbul’da yaşasaydım, oyumu İmamoğlu’na verirdim” dedi.
Eşref Tarhan, Kürt seçmenin İstanbul Belediye seçiminde kritik bir rol oynayabileceğine dikkat çekti. “Kürt seçmen, Belediye, AK Parti’nin eline geçmesin düşüncesiyle İmamoğlu’nu desteklemeli. İmamoğlu, çağdaş ve demokrat bir kafaya sahip olduğu için tercih edilmelidir. Muhafazakar, Kürt seçmene de bir çağrı yapıyorum; AKP, MHP kafasına teslim olmuştur, bu nedenle İmamoğlu’na destek vermeli ve bu tarihi fırsatı değerlendirmelidir” ifadelerini kullandı.
EKONOMİ KÖTÜ, HAYAT ÇEKİLMEZ HALDE
Eşref Tarhan, ekonomik sorunlara da vurgu yaparak, “İktidar, hayatı çekilmez hale getirmiştir. Çiftçilerden köylülere, esnaftan vatandaşa kadar birçok kesim etkilenmiştir. Kürtler, bu olumsuz durumdan en çok etkilenen gruplardan biridir. Bu nedenle, Kürtlerin iktidardan yana tavır almaması gerekiyor. Vatandaşlar oy kullanırken hayat pahalılığını da gözetecektir, buna inanıyorum Vatandaşlar, bu konuda duyarlı olmalıdır” şeklinde konuştu.
]]>Kacır, Giresun Liman Farklı Seviyeli Kavşağı Temel Atma Töreni’nde, baba ocağı Giresun’a bugün yeni bir hizmeti daha kazandırmanın gururunu yaşadıklarını ifade etti.
Karadeniz’in dünyaya açılan kapısı Karadeniz Sahil Yolu’nu rahatlatacak kavşak projesinin temelinin atılacağını belirten Kacır, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, ‘Yol medeniyettir.’ anlayışıyla 22 yıldır ülkemizin dört bir yanında ulaşım altyapımızı güçlendiriyoruz. Ulaşım altyapımızın, ülkemizin büyümesinde ve kalkınmasında çarpan unsur olmasını sağlıyoruz. Özlem çeken gönülleri kavuşturuyoruz. Vatandaşlarımızın güvenli ulaşımını teminat altına alarak trafik kazalarını en aza indiriyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 22 yıl önce iş başına geldiğinde “Bütün Türkiye’yi bölünmüş yollarla donatacağız.” dediğini anımsatan Kacır, şöyle devam etti:
“Bu önemli hedefin anlamını anlayamamış birtakım çevreler, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın kararlılığını, vizyonunu hafife almış, ‘Yapamazlar.’ diye mukabele etmişlerdi. 81 şehrin tamamında gerçekleştirdiğimiz duble yol projeleriyle, ülkemizin dört bir yanını yeni yatırımlar için cazibe merkezine dönüştürdük. Üretimi, istihdamı, ihracatı yurdun tüm sathına yayarak dünyaya örnek bir başarı hikayesi yazdık. On yıllardır sürüncemede bırakılan, adeta yılan hikayesine dönen ulaştırma projelerini bir bir tamamlayarak halkımızı konforlu, hızlı ve güvenli ulaşımla buluşturduk. Bugün ülkemizde Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde yapılan yollar, tüneller, viyadükler ve köprüleri kullanarak bir yere gidip dönmek tek başına bir keyif haline geldi.”
Ulaştırma altyapısını güçlendirmek için gösterdikleri kararlılık ve iradenin en yakın şahidinin Giresunlular olduğunu anlatan Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“Hafızalarımız taze, işte Karadeniz’i tüm dünyaya bağlayan ve bugün bölgemizde ulaştırma altyapısının bel kemiği olan Karadeniz Sahil Yolu’nun güzergahı, 1960’lı yıllardan önce tayin edilmişti. Yol için ilk kazmanın vurulduğu 1987’den AK Parti iktidarına kadar geçen 16 yılda ancak 224 kilometrelik mesafe alınabilmişti. Proje AK Parti iktidara geldiğinde aynı tempoyla devam etseydi, biz o projenin açılışını ancak 2024’te gerçekleştirebilecektik. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı’mızın kararlılığı ve vizyonuyla 17 yıl öncesinde bu yolu tamamlayarak bölgemize kazandırmak AK Parti iktidarına nasip oldu. 16 yılda sadece yüzde 40’ı tamamlanabilen Karadeniz Sahil Yolu’nun yüzde 60’ını Recep Tayyip Erdoğan 4 yılda bitirdi, Karadeniz’in ulaşım çilesine son verdi. Yıllarca milletimizin refahını engelleyerek kalkınmasının önüne geçenlerin devreden çıkmasıyla Karadeniz bölgemizi, Giresun’umuzu ülkemizin ticarette, ekonomide, sanayide parlayan yıldızı haline getirdik. Giresun’umuzun gelişmesiyle birlikte Sahil Yolu’muzda ihtiyaca göre yeni projeleri hayata geçirmek durumundayız. Bu anlayışla Karadeniz Sahil Yolu’muzda trafiğin kesintisiz akması, şehir merkezi ve liman bölgesine ulaşımın daha rahat ve konforlu şekilde sağlanabilmesi için bugün temelini attığımız Giresun Limanı Farklı Seviyeli Kavşağı’nı projelendirdik. Bölgede trafik akışını hızlandırarak daha güvenli, hızlı ve konforlu ulaşıma imkan tanıyacak bu projeyle Giresun şehir merkezine ve Giresun Limanı’na ticari ve lojistik hareketlilik kazandıracağız.”
Kacır, Giresun’un gece gündüz demeden çalışarak ortaya koydukları eser ve hizmet siyasetinden payını almayı sürdüreceğini belirterek, “Halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören bir anlayışla durmadan, yılmadan, yorulmadan gayret etmeye, çalışmaya devam edeceğiz. Bizim kitabımızda rehavete kapılmak yok, durmak yok, duraksamak yok. Şehrimizi son 22 yılda aşkla, şevkle çalışarak, üretimiyle, ihracatıyla, istihdamıyla baştan başa büyüttük, kalkındırdık, kalkındırmaya da devam edeceğiz. Ulaştırma projeleriyle olduğu gibi yatırım teşvikleriyle, sanayi bölgeleriyle, KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla, bölgesel kalkınma projelerimizle Giresun’umuzu Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızı haline getiriyoruz.” diye konuştu.
“Birliğimiz, dirliğimiz, beraberliğimiz inşallah daim olsun”
Giresun’da son 22 yılda 23 milyar lira tutarında 443 yatırım için teşvik belgesi düzenlediklerini bildiren Kacır, 14 bin 396 istihdamın önünü açtıklarını söyledi.
Kacır, kalkınmanın sac ayaklarından KOBİ’lere can suyu olduklarını dile getirerek, “22 yıl önce KOSGEB desteklerimizden yararlanan KOBİ’lerin sayısı Giresun’umuzda 100’ü dahi bulmuyorken, bu sayıyı 762 milyon liranın üzerinde destekle 7 bin 200’e çıkardık. Giresun’a 3 yeni organize sanayi bölgesi, teknopark, AR-GE merkezi kazandırdık. Bakanlık olarak sağladığımız 1 milyar 700 milyon lira finansmanla bugüne gelen organize sanayi bölgelerimizde 5 binin üzerinde istihdam oluşturduk. Ayrıca Giresun’umuza beşinci organize sanayi bölgesini de kazandırmak üzere çalışıyoruz.” dedi.
Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) ve DOKAP Bölge Kalkınma İdaresi ile yerel potansiyeli harekete geçirmek üzere çalışmaları sürdürdüklerini vurgulayan Kacır, “Desteklediğimiz projelerle Giresun’umuzun tarihi ve doğal güzelliklerini korumanın yanında kültürel ve tarihi mirasını ekonomik değere dönüştürüyoruz. DOKAP Bölge Kalkınma İdaremiz eliyle şehrimizde 136 projeye 1 milyar 210 milyon lira destek sağladık.” ifadelerini kullandı.
Kacır, DOKA ile 164 kalkınma projesine 233 milyon lira kaynak aktardıklarına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu eser ve hizmetlerin karşısında bizler için en büyük ödül Allah’ın rızası, milletimizin takdiri, vatandaşlarımızın hayır duasıdır. Bu anlayışla 22 yılın ardından dönüp baktığımızda, artık bu ülkede hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmenin mutluluğu içindeyiz. İnançla, aşkla, sabırla çalışarak, verdiğimiz sözleri bir bir yerine getirerek yolumuza devam edeceğiz. Milletimize söz verdik, 60 yıllık hayalimiz yerli ve milli otomobilimizi elektrikli ve akıllı araç olarak yollara çıkardık. ‘Bilim misyonu icra etmek üzere ilk astronotumuzu uzaya göndereceğiz.’ dedik. Başardık. ‘Bu ülkeyi siyasi ve ekonomik prangalardan kurtaracağız. Savunma sanayisinde ülkemizi dünyada lider konuma taşıyacağız.’ dedik, Allah’a hamdolsun gerçekleştirdik. Eser ve hizmet siyasetiyle dört bir yanını yatırımla, istihdamla, üretimle, ihracatla büyüttüğümüz ülkemizi, Türkiye Yüzyılı’nda daha da zirveye çıkarmakta kararlıyız.”
Bu anlayışla hareket ederken Giresunluların, son 22 yıldır elde ettiği kazanımlardan artık asla geriye dönmeyeceğini çok iyi bildiklerini vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Yüreğinde ülke ve millet sevdası olan Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, yerel ve merkezi yönetim el ele şehrimizi yeni yatırımlarla, projelerle buluşturmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki Giresun’un kıymetli insanları, değerli hemşehrilerim, bu kutlu yürüyüşe her zaman olduğu gibi yine 31 Mart’ta da en kuvvetli şekilde desteklerini verecek. Ülkemizin, Karadeniz’imizin incisi bu şehre hizmet etmeye layık olmak her yiğidin harcı değildir. Giresun, Türkiye Yüzyılı’nda mührünü yine kalkınmaya, büyümeye, gelişmeye, gerçek belediyeciliğe vuracaktır. Giresunlu hemşehrilerim tercihini yine istikrardan, güvenden, hizmetten projeden yana kullanacak. Vatandaşın derdini kendi derdi bilenlerle beraber yürümeye devam edecek. 31 Mart’ta Giresun yine tarih yazacak. Sizler desteğinizi esirgemediğiniz sürece hiç kimse Türkiye’nin bileğini Allah’ın izniyle bükemeyecek. Birliğimiz, dirliğimiz, beraberliğimiz inşallah daim olsun.”
Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun 34 yıldır Türkiye’nin 81 şehrinde kara yollarına mührünü vurduğunu belirterek, kendisine, Giresun’un Keşap ilçesinde hayata geçirilen köprülü kavşak, rüya proje Eğribel Tüneli, Ordu-Giresun Havalimanı ve yapılacak diğer projeler için teşekkür etti.
Bakan Kacır, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde kabinede el ele, omuz omuza vererek Türkiye Yüzyılı’na Giresun’un mührünü hep birlikte vuracaklarını sözlerine ekledi.
Kavşak projesi sayesinde karbon emisyon salınımı 610 ton azalacak
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu da AK Parti hükümetleri olarak başladıkları hiçbir işi yarım bırakmadıklarını belirterek, “Daldığımız hiçbir yerden, orada kalmadık, hepsinden çıktık. Bu dal-çıktan da çıkacağız Allah’ın izniyle.” dedi.
Uraloğlu, Giresun’un eşsiz doğası, muhteşem havası ve tarihi dokusuyla her geçen gün cazibesini artırdığına işaret ederek, kentin, 2002 öncesinde ulaşım imkanlarının yetersiz kalmasından dolayı, sahip olduğu zenginlikleri yeterince değerlendiremediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki AK Parti hükümetlerinin iş başına gelmesiyle önemli atılımlar yapıldığını aktaran Uraloğlu, son 22 yılda kentte ulaşım ve iletişim altyapısına 70 milyar 415 milyon lira yatırım gerçekleştirildiğini bildirdi.
Uraloğlu, 2002’de Giresun’da sadece 26 kilometre olan bölünmüş yolu 128 kilometreye çıkardıklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Sadece 12 kilometre bitümlü sıcak kaplamalı yol vardı, onu da 205 kilometreye yükselttik ve Giresunluları güvenle, konforla gidecekleri yere ulaştırdık. 214 kilometrelik tek platformlu yolu yeni baştan hayata geçirdik. 7 tek tüp ve 7 çift tüp tünel olmak üzere toplamda 25 bin 590 metre uzunluğunda 14 tünel, 5 bin 778 metre uzunluğunda 125 köprü inşa ettik. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın talimatıyla hızla Karadeniz Sahil Yolu’nu tamamladık ve 2007 yılında hizmete açtık. Sanayi ve Teknoloji Bakanı’mız da buradaki rakamları paylaştı. Gerçekten biz o iradeyi koymamış olsaydık bugün halen Karadeniz Sahil Yolu’nun bugünlerde açılışını konuşacaktık. Onun için Cumhurbaşkanı’mızdan Allah razı olsun. O ‘Durmak yok yola devam.’ dedi, biz de durmadan yolumuza devam ettik. Bu sayede Samsun’dan Sarp Sınır Kapısı’na kadar hareket geldi, bereket geldi. Sahil Yolu’nda 15 tüneli tamamlayarak halkımızın hizmetine sunduk.”
Giresunluların virajlı yollarda yaşanan çileleri unuttuğunu ifade eden Uraloğlu, “Ağın Köprüsü’nü restore ettik. Tirebolu-Kürtün-Torul yolunu bitirdik. Giresun-Dereli-Sivas yolu ile ilimizin önemli ulaşım koridoru olan Şebinkarahisar yolundaki Eğribel Tüneli’ni inşa ettik. 2 bin 200 metre rakıma ulaşan Eğribel Geçidi’nde kış mevsiminin çetin şartlarında ulaşımın ne zorluklarla sağlandığını sizler çok daha iyi biliyorsunuz. İnşa ettiğimiz çift tüplü tünelle seyahatlerinizde konfor ve kesintisiz ulaşımı tesis ettik. 30 virajı ortadan kaldırarak, güzergahta 6,5 kilometrelik kısalma sağladık. Yolun geometrisini iyileştirerek Eğribel Geçidi’ndeki seyahat süresini normal zamanlarda 25 dakikadan 5 dakikaya düşürdük.” diye konuştu.
Uraloğlu, 18 milyar 219 milyon lira proje bedeliyle Dereli yolu, Suşehri-Koyulhisar yolu, Çat köprüsü, Çaldağ-İnişdibi yolu gibi 19 projenin devam ettiğini anlatarak, şunları kaydetti:
“Yapım çalışmalarını başlatmak üzere bir araya geldiğimiz Giresun Liman Farklı Seviyeli Kavşağı, ilimizin kara yolu ağını güçlendirecek ve şehir içi trafiğini rahatlatacak çok önemli bir kara yolu projemizdir. Karadeniz Sahil Yolu, doğudaki Kafkas ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri, Orta Asya ve Rusya ile Batı arasında kara yolu bağlantısının sağlanması bakımından büyük önem arz ediyor. Tarihi İpek Yolu güzergahında yer alan Sahil Yolu’muz, aynı zamanda Karadeniz Bölgesi’nin dünyaya açılan kapısıdır da. Pek çok il, ilçe, belde ve limanı bağlayan yolumuz, bölge ekonomisine de büyük katkı sağlamaktadır. Burada yaşanan trafik yoğunluğunu dikkate alarak güzergah üzerinde ihtiyaç duyulan noktalarda ilave köprülü kavşaklar yapmaya da devam ediyoruz.”
Günlük ortalama 32 bin 500 aracın geçiş yaptığı güzergahta uygulanacak projeyle trafik yoğunluğunun ortadan kalkacağını aktaran Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu noktada Karadeniz Sahil Yolu’na, şehir merkezine ve limana hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım tesis edecek Giresun Liman Farklı Seviyeli Kavşağı’nı projelendirdik. 1,6 kilometre uzunluğundaki projemizle mevcut Sahil Yolu’nu altgeçide alarak yüksek standartlı ve konforlu bir geçiş sağlayacağız. Kavşağın kullanıma alınmasıyla, bölgedeki sinyalizasyon sistemini de devre dışı bırakarak trafiğin dur-kalk yapmaksızın akışını gerçekleştireceğiz. Böylece projemizle zamandan 322 milyon lira, yakıttan 8 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 330 milyon lira tasarruf sağlamış olacağız. Yine çevreci ve yeşil olan Giresun’umuzda karbon emisyon salınımını 610 ton azaltarak, çevreci bir projeyi hayata geçirmiş olacağız.”
Uraloğlu, Giresun’daki yatırımların sürekli devam ettiğini belirterek, “2015 yılında hizmete açtığımız Ordu-Giresun Havalimanı ile Ordulu ve Giresunlu vatandaşlarımızı layık olduğu göklere çıkardık. Bu havalimanı yılan hikayesine dönmüştü. Hatta 2002 yılında yatırım programından bile çıkarılmıştı. Ama 2002 yılından beri bu ülkede istikrar var, AK Parti hükümetleri var. Kapsamlı bir etüt ve fizibilite çalışmasını gerçekleştirdik. ‘Bu havalimanı yapılacak.’ dedik ve Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek deniz üzerine Ordu-Giresun Havalimanı’nı kurduk. Ordu-Giresun Havalimanı’ndan iç ve dış hatlarda haftalık 66 sefer gerçekleştiriyoruz. 2023 yılında da yaklaşık 1 milyon insanımızı bu havalimanından seyahat ettirdik.” diye konuştu.
“Hızlı tren Kırıkkale’den yola çıktı, Giresun’dan Trabzon’a ve Sarp’a ilerleyecek”
Yüksek hızlı tren ağını Türkiye’de daha da yaygın hale getirdiklerini anlatan Uraloğlu, “Ankara-Eskişehir, Ankara-Konya, Eskişehir-İstanbul ve Konya-Karaman hatlarının ardından en son Ankara-Sivas hızlı tren hattımızı açmıştık. Şimdi hızlı tren ağımızı artık Karadeniz’e ulaştıracağız. Kırıkkale-Çorum-Samsun hızlı tren hattı ile önce Kırıkkale’den Çorum’a, sonra da Samsun’a hızlı tren getireceğiz. Sonrasında 509 kilometre uzunluğundaki Samsun-Sarp Demiryolu Projesi’ni hayata geçireceğiz.” dedi.
Uraloğlu, bu yıl etüt proje çalışmalarını başlatacaklarına işaret ederek, “Bu projemiz hayata geçtiğinde Giresun ile birlikte tüm Doğu Karadeniz Bölgesi illerini demir yoluyla tanıştırmış olacağız. Biz hızlı trenin bu sene inşallah Kırıkkale’den Çorum’a kadar olan kesiminin ihalesini yapıyoruz, sonra Samsun’a kadar. Dolayısıyla hızlı tren Kırıkkale’den yola çıktı, Giresun’dan Trabzon’a ve Sarp’a ilerleyecek Allah’ın izniyle.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde 2002’den itibaren ideoloji değil, eser ve hizmet siyaseti yaptıklarını, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturuyla hareket ettiklerini dile getiren Uraloğlu, 31 Mart seçimlerinde Giresun Belediye Başkanlığı için AK Parti’den tekrar aday gösterilen Aytekin Şenlikoğlu’nun sosyal projeleriyle faal ve başarılı bir süreç yürüttüğünü söyledi.
Uraloğlu, AK Parti’nin hizmet siyaseti anlayışıyla hiç kimsenin yarışamayacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Canıgönülden inanıyorum ki sizlerin desteğiyle de Giresun’un gelişimi, toplumun kalkınması ve Türkiye Yüzyılı için koyduğumuz hedeflere ulaşmada gerekli her türlü gayret ve kararlılığı göstermeye devam edeceğiz. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Giresun’umuz yüzde 61 oy oranıyla ‘Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan.’ dedi, Cumhur İttifakı’nı seçti. İnşallah 31 Mart seçimlerinden sonra da Aytekin Şenlikoğlu başkanımızla birlikte planladığımız tüm projeleri Sanayi ve Teknoloji Bakanımızın desteğiyle bir bir hayata geçireceğiz. İlmek ilmek işlediğimiz projelerimizle Giresun’u geliştirmeye, güçlendirmeye, refah seviyesini artırmaya devam edeceğiz.”
Uraloğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü de kutlayarak, “Kadınlar her birimizin ilk öğretmenidir aslında. Yaratılışımızdaki iyilikleri, güzellikleri kadınlarımızdan alırız.” dedi.
Bakan Kacır ve Uraloğlu, konuşmaların ardından, Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, AK Parti Giresun milletvekilleri Nazım Elmas ve Ali Temür, MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, Belediye Başkanı Aytekin Şenlikoğlu, AK Parti İl Başkanı Mete Bahadır Yılmaz, MHP İl Başkanı Abdullah Karaosmanoğlu ve diğer ilgililerle kavşak projesinin temelini attı.
]]>Manisa Muradiye Organize Sanayi Bölgesi’nin (MUOSB) Bakanlık temsilcileri ve katılımcılar nezdinde 2. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Muradiye OSB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kıvırcık, 2023 yılındaki yatırımlardan ve 2024 yılındaki projelerden bahsetti.
Başkan Kıvırcık, genel kurulda yaptığı konuşmada, görevde olunan süreçte yapılan yatırımları ve oluşturulan bütçeyi hatırlatarak sanayicilerin ne kadar doğru bir karara imza attığını belirtti. İkinci defa göreve gelinen 1 yıllık süreçte bölgenin en önemli sorunu olan elektrik kesintilerinin, yapılan çalışmalar ve yatırımlar sayesinde son verildiğini söyledi.
Alt ve üstyapı yatırımları son hız devam ediyor
Konuşmasında elektrikle ilgili sanayicilere bir de müjde veren Başkan Kıvırcık, bölgenin dağıtıcı firmasının Muradiye OSB’de 4 kişilik ekibi ile yalnızca Muradiye OSB’ye ait ayrı bir teknik ekip oluşturduğunu söyledi.
Konuşmasında, bölgede devam eden alt ve üstyapı yatırımlarının son hız devam ettiğini belirten Başkan Kıvırcık, sözlerine şöyle devam etti: “2022 yılının kasım ayında başlattığımız 16 kilometre atık su, 33 kilometre yağmur suyu, 23 kilometre temiz su, 93 kilometre iletişim hattı ve derivasyon kanalı yatırımlarımızda artık sona yaklaştık. Bu yıl sonu itibarı ile tüm alt yapı çalışmalarımız tamamlanmış olacak. Diğer taraftan da arıtma tesisi çalışmalarımız proje aşamasında başlamış bulunmaktadır. Biliyorsunuz bölgemiz içinde konutlara yakın bir yerde arıtma alanımız var. Konutları ileride koku ile rahatsız etmemek adına arıtma tesisimizi bölgenin dışında Gediz Nehri’nin yanına yapmak için çalışmalara başladık. Mevcut bölgemiz ile Uzunburun genişleme alanımızın ortak arıtma tesisi olacak olan bu yatırımda, yine bir ilke imza atıyoruz. 1 etap yatırımımızda bölgemizden çıkan endüstriyel atık suyu alıp arıtarak Gediz’e deşarj edeceğiz. 2. Etap yatırımla birlikte Gediz’in suyunu da alarak arıtıp gri su olarak bölgemize tekrar geri vereceğiz.”
“Uzunburun Genişleme Alanı, katılımcıları ciddi bir katkı payını ödemekten kurtardı”
Uzunburun genişleme alanının öneminden bahseden Başkan Kıvırcık, “Bir konunun altını çizerek söylemek istiyorum. Şayet Uzunburun Genişleme Alanı’nı bölgemize kazandırmamış olsaydık, şimdi bu yatırımları karşılamak için katılımcılar olarak bölgeye ciddi miktarda katkı payı ödeyecektik. Hemen çalışmalara başladığımız bu alanda 200 dönümlük bir alanı sanayicimize ön tahsis ile verdik. Bize güvenen, taşlık kayalık bir araziye parasını tereddüt etmeden yatıran sanayicimize söz verdiğimiz gibi 2 ay önce hafriyat, istinat duvarı, parsel ve alt yapı çalışmalarına başladık. Şu an inşaat alanında 24 adet iş makinası ve 30 adet kamyonla son sürat çalışmalarına devam ediyoruz. 550 dönümlük 1. Etap çalışmalarımız, 2025 yılının sonunda tamamlanarak ön tahsis olarak verdiğimiz parselleri sanayicimize inşaata başlamaları için teslim edeceğiz.” dedi.
“Karma Küçük Sanayiciler Kooperatifi geliyor”
Bölgede yapılan çalışmaların tüm hızıyla devam ettiğini kaydeden Başkan Kıvırcık, “Ayrıca 1 Etap alanımızdan bizim öncülüğümüzde kurulan Karma Küçük Sanayiciler Kooperatifi’ne yaklaşık 200 dönümlük alanı bu yıl içinde tahsis edeceğiz. Yine MUOSB katılımcıları için kurduğumuz Uzunburun Sanayiciler Toplu İşyeri Kooperatifi için de 30 dönümlük bir alanı ayırdık. Kısacası Uzunburun projemizle birlikte, küçük büyük tüm sanayicimizin sanayi parsel sorununu çözerek, büyük bir projeye imza atıyoruz. İnşallah bu projenin de tamamını 6 yıl içinde tamamlamış olacağız.” diye konuştu.
“OSB’miz ile konutlar arasında doğal bir alan oluşturacağız”
Muradiye OSB ile konutlar arasında bir doğal alan oluşturmak için çalışmaların devam ettiğinin altını çizen Başkan Kıvırcık konuşmasını şöyle tamamladı: “Yine kuzey hattımızda villaların olduğu bölgede, kamulaştırma işlemlerimiz devam ediyor. Kamulaştırma işlemleri tamamlandığında o bölge de yine bölgenin ihtiyacına göre konsept iş yerleri, bir meslek lisesi, spor alanları ve bir de kreş yapacağız. Sağlık koruma bandımız olan 35 metre genişliğinde 2 kilometre uzunluğundaki hat boyunca da önemli bir peyzaj çalışmasına başladık. Yürüyüş ve koşu yolları, dinlenme alanları ile sanayi ve konutların iç içe olduğu örnek bir projeye imza atacağız.” – MANİSA
]]>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sezai Karakoç Kültür Merkezinde yapılan programın açılış konuşmasını Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA) Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu gerçekleştirdi. Altunsu, ajansın kuruluşundan bu yana bölge planları, sonuç odaklı programlar ve Bakanlığın koordinasyonu doğrultusunda bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması için faaliyet gösterdiğini belirterek, “Yüzde 64’ü ormanlık arazi olan, 139 km sahil şeridi bulunan, ülke sanayisine olduğu kadar sosyo-ekonomik yaşama demir çelik, kömür, ahşap, doğal gaz ve enerji gibi önemli girdiler sağlayan ve ülkemizin en büyük 3. Limanına sahip olan bir bölgede, bir yandan düzenli sanayi ve teknoloji alanlarının geliştirilmesi diğer yandan nitelikli beşeri sermayenin ve girişimciliğin güçlendirilmesi için gayret sarf ediyoruz. Bölgenin sahip olduğu doğal ve kültürel değerlerin turizm sektörünü canlandırmasına katkı sağlıyoruz. Sonuç odaklı faaliyetler, SOGEP ve BAKAP gibi programlar ve teknik desteklerle bir yandan alt yapıya destek veriyor diğer yandan kurumsal kapasite, yenilikçilik ve insan kaynağını geliştirmeye çalışıyoruz. Bugün açılışı yapılacak olan projelerimiz, OSB’lerin alt yapılarını güçlendirme, çocuklarımızın mesleki ve teknolojik becerilerini geliştirme, kadınlarımızın ekonomik hayata entegrasyonlarını sağlama, ekonomik faaliyetleri çeşitlendirme ve Zonguldak endüstri mirası turizmini geliştirmek için oldukça önemli eserleri ilimize kazandırma gibi amaçlara hizmet etmektedir” dedi.
ZBEÜ Rektörü İsmail Hakkı Özölçer ise, “Kökleri 1924 yılında kurulan Zonguldak’ın maden mühendislik mektebine dayanan ve 2012 yılına kadar Zonguldak Karaelmas Üniversitesi adını taşıyan üniversitemizin kuruluş tarihinin 1992 yılı yerine 1924 olarak kabul edilmesine ilişkin başvurunun kabulünün gururunu huzurlarınızda pay sizlerle paylaşmak istiyorum. Bölgemizde doğal gaz keşfiyle birlikte tarihten gelen enerji üssü olma potansiyelimizi temsillemiş olduk. Ülkemizin enerji üssü haline gelen bölgemizi daha canlı yansıtacak ve dikkat çekecek hem şanlı bayrağımızı hem de ateşi temsil edecek Kırmızı renk kullanarak logomuzun etrafını şanlı al bayrağımızın renginden esinlenip kırmızı rengi de vurguladık. Üniversitemizin kuruluşundan bu yana ön lisans, lisans ve lisans üstü düzeyde 107 bin 513 mezun vermiş ve mezun edindikleri donanımlarıyla yurt içinde ve yurt dışında çalışma hayatına devam etmektedir. Halen seksen artı farklı ülkede öğrencilerimiz bulunmaktadır. Geçtiğimiz günlerde özellikle teknoloji transfer ofisi, AR-GE birimi hazırlanan projenin Avrupa Birliği’nden yaklaşık 40 milyon Türk lirası destek almaya hak kazandığını belirtmek isterim. Zonguldak, Teknopark yaklaşık 5 senedir bölgemizde AR-GE, yazılım faaliyetlerinin gelişmesi noktasında en önemli biri haline gelmiştir. Bölgede 5 sene içerisinde 270 personel istihdam edilmiş 720 bin dolar proje ihraç ihracatı 17 milyon TL proje geliri elde edilmiştir. Bölgede Ar-Ge faaliyetleri dışında da 12 milyon TL gelir elde edilmiştir” ifadelerine yer verdi.
Programda konuşan Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, “Bugün yapılan yatırımların sonuçlarını görerek, çalışmaların sonuçlarına şahit olarak bunu yaşıyoruz, izliyoruz. ve bunun olacağını biliyoruz. Bugün burada tabii kalkınma ajansımızın son üç yılda desteklemiş olduğu on iki projenin açılışını yapmak üzere şu anda bu bir araya gelmiş bulunuyoruz. Tabii bu projeler arasında üretim altyapısının, turizm altyapısının geliştirilmesi, yine beşeri sermayenin güçlendirilmesi olmak üzere birçok alanda projeleri desteklemiştir. ve bunlar büyük bir başarıyla hayata geçirilmiştir. Bu projelerin toplam kalkınma ajansımızın desteği 130 milyon civarında ve toplam büyüklüğü 230 milyonun ve Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı son on yılda 850 milyon destek vermiştir. Yine üretim altyapısının, turizm altyapısının geliştirilmesi beşeri sermayenin güçlendirilmesi, Zonguldak’ın kalkınması için bu destekleri vermiştir ve bunlar yerini bulmuştur. Çok etkin olmuştur. ve bundan sonra da devam edecektir. Tabii şu anda Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’ndeyiz. ve Bülent Ecevit Üniversitesi’ndeyiz. Siber Vatan Yetkinlik bu açılışını yapmış olacağız. Bu projelerden bir tanesi. Yine Batı Karadeniz Kalkınma Ajansımızın çok önemli bir başarısı. Biraz güvenlik konusunda yirmi iki üniversiteyi de kapsayan kuşatan ve bütün ajanslara, bütün üniversitelere örnek olan bir proje geliştirdiler. ve bu çok büyük savunma sanayi başkanlığımızda ve diğer sektör paydaşlarıyla büyük bir başarıyla ve Büyüyerek devam etmektedir. Türkiye’nin gelişmesine çok önemli katkılar sağlanmak sağlanmaktadır” dedi.
“Özel sektörün yatırım iştahını artıracak teşvik paketleri kurguladık”
22 yılda yerli ve milli anlayışın temellerini atarken gece gündüz çalıştıklarını anlatan Bakan Kacır, “Geride bıraktığımız son 22 yılda, yerli ve milli bir anlayışın temellerini atarken; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, milletimizin emrinde gece gündüz demeden çalışıyoruz. Yaptığımız işlerin şahidi, bizatihi aziz milletimizin kendisidir” dedi.
Bakan Kacır, sanayicilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek organize sanayi bölgeleri alt yapısı kurduklarını anlatarak şöyle devam etti:
“Bugün ülkemiz 101 teknoparkında, 10 binin üzerinde girişimi ile teknoloji geliştirme yolculuğunu sürdürüyor. Bin 600’den fazla Ar-Ge ve tasarım merkezimizle birlikte 272 bin kişilik büyük bir Ar-Ge ordusuna sahibiz. Türk sanayiinin küresel bir üretim üssüne dönüşümünü takip ediyoruz. 2002 yılında 36 milyar dolar seviyelerinde ihracatımız vardı. Bugün ise 255,8 milyar dolarlık rekor bir ihracattan söz ediyoruz. Bu ihracatın yaklaşık 241 milyar dolarını da imalat sanayii oluşturuyor. “Milli Teknoloji Hamlesi” hedeflerimiz doğrultusunda sanayi ve teknolojide büyük ve güçlü Türkiye yolculuğumuzu sürdürüyoruz.
“Türkiye Yüzyılı”nı inşa ederken, Batı Karadeniz’in sembol şehirlerinden Zonguldak’ımızı da yatırım, üretim, ticaret, ihracat merkezi yapmak adına tüm imkanlarımızı seferber ettik, etmeye de devam ediyoruz. Biz tabi, Zonguldak için ne yapsak az olduğunun farkındayız. Bu bilinçle, şehrimizi her yönüyle daha güçlü hale getirmek, Zonguldak’ın ekonomik ve sosyal kalkınmasını hızlandırmak için gece gündüz çalışıyoruz.
“Halka hizmet Hakk’a hizmettir” şiarıyla; yatırım teşvikleriyle, sanayi alanlarıyla, KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla ve bölgesel kalkınma projelerimizle Zonguldak’ımızı “Türkiye Yüzyılı”nınöncü şehirlerinden biri haline getirmeye devam ediyoruz.”
“Projeler Zonguldak’ın gücüne güç katacak”
Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken Zonguldak ile birlikte yürüdüklerini ifade eden Bakan Kacır, “Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken, Zonguldak’la beraber yürüyoruz. Bugün de Batı Karadeniz Kalkınma Ajansımız destekleriyle Zonguldak’ta hayata geçirdiğimiz 12 projenin açılışı için bir aradayız. Kalkınma ajansımızın 135 milyon lira desteğiyle hayata geçirdiğimiz bu projelerle; Siber güvenlik, yazılım, robotik sistemler, nesnelerin interneti ve yapay zeka gibi yenilikçi teknolojilerle ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını oluşturuyoruz. Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını destekliyoruz. Oluşturduğumuz laboratuvar ve atölye altyapısıyla insansız hava araçlarının geliştirilmesinde, üretimi ve geliştirilmesinde yetkin, geleceğin mühendis ve teknisyenlerini yetiştiriyoruz. Alaplı Organize Sanayi Bölgesi ve Ereğli Organize Sanayi Bölgesinde kurduğumuz tesislerle şehrimizdeki planlı sanayi alanlarında çevreci, verimli ve sürdürülebilir üretim altyapısını güçlendiriyoruz. Üzülmez Kültür Vadisi projemizle şehrimizin turizm potansiyelini ortaya çıkarıyoruz. Arıcılığı ve artizan ekmek üretimini destekleyen projelerle kadınlarımızın iş gücü piyasasında daha aktif rol almasını sağlıyoruz ki malumunuz yarın kadınlar günü. Tüm bu saydığım projelerle birlikte Zonguldak büyüme yolculuğunda gücüne güç katacak” dedi.
“Özel Karaelmas Ekspresi 8 Mart’ta Ankara’dan kalkacak”
Bakan Kacır, 8 Mart günü Özel Karaelmas Ekspresi’nin Ankara’dan yola çıkacağını anlatan Kacır, “Bugün burada Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı ve Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansımız öncülüğünde; Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Valiliğimiz, TCDD ve ticaret ve sanayi odamız işbirliğinde geliştirdiğimiz önemli bir projenin de müjdesini paylaşmak istiyorum. Bu proje ‘Özel Karaelmas Expresi’. Yarın yani 8 Mart Ankara’dan kalkacak Çankırı, Karabük ve Zonguldak illerimize ve ilçelerimize uğrayacak olan trenimiz Batı Karadeniz’imizin doğal güzelliklerini temaşa ettirmek ve şehirlerimizin önemli unsurlarını vatandaşlarımıza tanıtmak adına önemli rol üstlenecek. Şehrimizi önemli bir turizm destisyonu haline getirecek Özel Karaelmas Expresinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Zonguldak için de aşkla şevkle çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
Program, Özel Yetenekli Öğrencilerin Yüksek Teknolojide İstihdamına +8 Yıl Kazandıralım, Kilimli Balık ve Su Ürünleri Soğuk Hava Deposu Mezat Alanı Projesi, Zonguldak Siber Vatan Yetkinlik Merkezi, Sağlıklı Toplum İçin Arı Gibi Çalışkan Kadınlar, Alaplı OSB, Çevreye Duyarlı Altyapı ve Orta Ölçekli İşletmeler İçin Yatırım Ortamı Hazırlıyor, Çaydeğirmeni’nde Artizan Ekmek Üretiyoruz, Sağlıkla Kalkınıyoruz, Zonguldak-Ereğli OSB Akıllı Elektrik Yönetim Sistemi ile Fiziki ve Kurumsal Altyapısını Güçlendiriyor, Maden Şehitlerinin Çocukları Maden Makinaları Üretiyor, Üzülmez Kültür Vadisi, SİHA 30.30.9.3, İmalat Sanayi İhtiyaçlarına Uygun Endüstriyel Kontrol ve PLC Laboratuvarı Kurulması ve Sanayi İçin Tasarla ve Programla projelerinin açılış kurdelesi kesilmesiyle son buldu.
Daha sonra Bakan Kacır, Savunma Sanayii Başkanlığı, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ve Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı arasındaki işbirliğinde hayata geçirilen Zonguldak Siber Vatan Yetkinlik Merkezinin açılışını gerçekleştirdi. Açılışın ardından Siber Vatan Yetkinlik Merkezini ziyaret eden Bakan, öğrencilerle Siber Vatan öğrencileri ile bir araya gelerek sohbet etti. Siber Vatan Yetkinlik Merkezi’nde ulusal düzeyde koordinasyonu BAKKA tarafından sağlanan Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı hakkında bilgi verildi. Bilgilendirmenin ardından Kacır, Siber Vatan Programı çerçevesinde faaliyet gösteren Yavuzlar Web Güvenliği ve Yazılımı, ZAYOTEM Zararlı Yazılım Önleme ve Tersine Mühendislik, CUBERIUM Blockchain, Redpunch Studios Oyun Geliştirme, Siber Tehdit İstihbaratı ve Detection Engineering Takımlarını ziyaret ederek çalışmaları hakkında bilgiler aldı. – ZONGULDAK
]]>3 organize sanayisi ve 1 serbest bölgesi ile Türkiye’nin önemli üretim üssü şehirlerinden biri olan Kayseri’de üretim, istihdam ve ihracatın gelişimine katkı sunmak amacıyla daima iş insanları ile istişare halinde olmaya özen gösteren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, organize sanayi bölgelerine ziyaretlerini sürdürüyor. Başkan Büyükkılıç, bu kapsamda İncesu Organize Sanayi Bölgesi’ne ziyaret gerçekleştirerek iş insanları ile bir araya geldi. İncesu OSB’deki ziyaretinde Büyükkılıç’a AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, İncesu AK Parti İlçe Başkanı Mehmet Koç, MHP İncesu İlçe Başkanı Seçkin Kızılışık, Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitçi, İncesu Organize Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı İrfan Püsküllü ve İncesu OSB’de faaliyet gösteren firma yetkilileri katıldı.
İncesu OSB’de iş insanları ile istişare toplantısı gerçekleştiren ve toplantıda konuşan Başkan Büyükkılıç, misafirperverlikleri için yönetim kurulu üyelerine ve iş insanlarına teşekkür etti.
“Sizlere Layık Olmak İçin Elimizden Ne Geliyorsa Yapmaya Özen Gösteriyoruz”
Büyükkılıç, Kayseri’de OSB’lerin sayısı arttıkça keyif aldıklarını dile getirerek, “Sizlere layık olmak için elimizden ne geliyorsa yapmaya özen gösteriyoruz. İncesu organizemiz son süreçte en hızlı gelişen organizelerden biri olmaya başladı. Kabına sığmıyor” dedi. İş insanlarının beklentileri karşısında birlik, beraberlik içerisinde çözüm odaklı yaklaşımlar sergilendiğini ifade eden Başkan Büyükkılıç, “Birlikte olmanın hem gücünü hem bereketini yaşıyoruz. Cenab-ı Allah huzurumuzu bozmasın. Sizler istikrarın ne anlama geldiğini çok iyi takdir edersiniz. Önemini daha iyi bilirsiniz. Yatırımcı açısından güvenli liman olarak nitelendirilen ortam çok önemli. Güven olmazsa olmaz” diye konuştu. Büyükkılıç, kentin yatırımcılar tarafından her yönüyle ele alınarak değerlendirildiğinin önemine işaret ederek, “Yöneticisi ile şehrin dinamikleriyle, çevresiyle, her yönüyle yatırımcıyı cezbedecek konum ve durumda olması lazım. İncesu organizemiz son süreçte aranılan, yatırımcı için tercih edilen bir bölge olmaya başladı. Bunlar da bizi keyiflendiriyor. Buna dönük olarak da ihtiyaçlar değişiyor” ifadelerini kullandı.
Büyükkılıç, İncesu OSB Yönetim Kurulu’nun konut talebi konusuna değinerek, organize sanayilere yakın bölgelerde yeni toplu konut yapılacak şekilde planlamaların gündemlerinde olduğunu kaydetti ve itfaiye talebi konusunda da gerekli talimatı verdiğini hatırlattı.
Afetlere karşı dirençli kentler oluşturma yönünde çalışmalar yaptıklarını belirten Başkan Büyükkılıç, Kayseri’nin 200 milyon metrekarelik bölgesinde mikro bölgeleme yöntemi ile alanın röntgenini çekeceklerini söyledi. Büyükkılıç, bilime, eğitime ve akıllı şehirciliğe önem vererek bu yönde çalışmalar yaptıklarına da değinerek, “Yatırımcıya fırsat verip, eğitime destek olup, bilimin ışığında proje üretecek olanlara imkan sağlayıp üzerimize düşen boyutunda hem akıllı şehir açısından hem bilişim çağı düşüncesinde ne gerekiyorsa o konularla ilgili daire başkanlığımızı da oluşturduk. Çalışmalarımızı da hayata geçiriyoruz” ifadelerinde bulundu.
“Yatırımdan Yatırıma, Hizmetten Hizmete Koşuyoruz”
Yatırımdan yatırıma, hizmetten hizmete koştuklarına vurgu yapan Başkan Büyükkılıç, şunları söyledi:
“Kayseri’de bugüne kadar yapılanları görüyorsunuz, yaşıyorsunuz. Daha fazlası için bu konuda ufkumuz da ekibimiz de kadromuz da iyi bir noktada. Herkes Kayseri Belediyeciliği diyor. Rutin belediyecilik düşüncesinde ciddi manada bir eksikliğimiz yok. Yeni oluşan bölgelerimiz ya da yenilenmesi gereken bölgelerimiz var. Gerek kentsel dönüşümle ilgili gerekse yeni oluşan yerlerdeki altyapı talepleriyle ilgili onları da birer birer hayata geçiriyoruz. 30 büyükşehir içerisinde biz yatırımdan yatırıma, hizmetten hizmete koşuyoruz.”
Büyükkılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye de güzel birlikteliklerinden dolayı teşekkür etti.
AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu da belediye başkanlarının çalışmalarına dayanarak yüz akı ile her yere gittiklerini ifade etti. Havalimanı ve hızlı tren projelerine de değinen Çopuroğlu, Kayseri Havalimanı yeni terminal binasının hizmete girdiğini ve ilk yolcuları Başkan Büyükkılıç’ın karşıladığını söyleyerek hızlı tren projesinde iki şantiyeyi ziyaret ettiğini ve çalışmaların hummalı şekilde sürdüğünü belirtti.
İncesu Organize Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı İrfan Püsküllü de Başkan Büyükkılıç’a ziyaretinden dolayı teşekkür ederek, Büyükkılıç’ın müjdelerle geldiğini söyledi. Püsküllü, Başkan Büyükkılıç’ın, toplu konut konusunda 5 yıllık süreçte kademe kademe konutları getireceğini aktararak itfaiye talepleri noktasında da Büyükşehir Belediyesinin arazi alımı, itfaiye binası yapımı ve işletmesini üstlenerek destek verdiğini söyledi.
Konuşmaların ardından iş insanlarının taleplerini dinleyen Başkan Büyükkılıç, bazı taleplerle ilgili anında telefon görüşmeleri gerçekleştirerek gerekli adımları da attı. – KAYSERİ
]]>Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Girişimci İş Kadınları Derneği (ANGİKAD) tarafından gerçekleştirilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından desteklenen ‘Girişimcilik Yolu Dönüşüm: Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla’ projesinin açılış lansmanına katıldı. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden etkilenen Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de kadın girişimciliğinin desteklenmesinin amaçlandığı ve iş birlikçi kurumların tanıtıldığı program çerçevesinde Ardıç, kadınların istihdamdaki önemine dikkati çekti.
“Sivil toplumun son yıllarda ülkemizin ekosistemine kattığı artı değerler, gurur verici”
Ardıç, burada yaptığı konuşmasında, bir ülkenin sosyoekonomik gelişmesinin en tamamlayıcı unsurlarından birinin de sivil toplum örgütleri olduğuna dikkat çekerek, “Yasama, yürütme yargı erki ve medyadan sonra beşinci güç olarak geleceğimizi şekillendiren hatta kamu ve özel sektörün yanında ‘üçüncü sektör’ olarak tarif edilen sivil toplumun son yıllarda ülkemizin ekosistemine kattığı artı değerler, gurur verici” dedi.
“Proje, deprem bölgesindeki kadınların hayata yeniden başlamalarını sağlayacağı için çok daha özel”
Sivil toplum örgütlerinin yürütmüş olduğu projelerin çok değerli olduğunu vurgulayan Ardıç, “Bugün bizleri bir araya getiren ‘Girişimcilik Yolu Dönüşüm; Kadın Girişimcilerle Yeniden Başla Projesi’, deprem bölgesindeki kadınlarımızın hayata yeniden ve çok daha güçlü başlamalarını sağlayacağı için çok daha özel, çok daha kıymetli. Artık hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’nin deprem kuşağında olması gerçeğini hiçbirimiz değiştiremeyiz. Ancak hem önlem almak hem de yaraları sarmak konusunda yeterli çabayı gösterebiliriz. Her zaman dediğim gibi, ders ve önlem alırsak, depreme gücümüz yeter. 6 Şubat depremlerinde kaybettiğimiz canlarımızı hiç unutmadık ve unutmayacağız” ifadelerine yer verdi.
“Depremde işlerini kaybetmiş kadınlarımız için yapacağımız çok şey var”
Deprem bölgesinde çok sayıda insanın işlerini ve iş yerlerini kaybettiğini hatırlatan Ardıç, bunların arasında çok sayıda kadın girişimcinin de bulunduğunu dile getirdi. Kadınların normal şartlarda bile hem fırsat eşitliğine hem de desteğe ihtiyaçları olduğunu aktaran Ardıç, “Bu bağlamda; depremin acılarını ve sonrasındaki sorunları en derinden yaşayan ve iş yerlerini kaybetmiş kadınlarımız için hepimizin yapacağı çok şey var, olmalı” diye konuştu.
“Yeniden Başla Projesi ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak”
ASO yönetiminin ve üyelerinin bölgeye olan hassasiyetlerinin aynı duyarlılıkla devam ettiğini söyleyen Ardıç, Hatay, Osmaniye, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’taki yatırımcıların, depremden önce hem bölge kalkınmasına hem de ülke kalkınmasına çok değerli katkılarda bulunduklarını ifade etti. Ardıç, bu katkıların devam etmesi için bu tür projelerin oluşturulmasının önemli olduğunu ifade ederek, “Bizim de Ankara Sanayi Odası olarak destek olmaktan mutluluk duyduğumuz Yeniden Başla Projesi ile bölgedeki kadın direnci ve gücü çok daha artacak. Kadınlarımız yeni iş fikirleriyle hayata tutunacak, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak, geleceğe daha emin adımlarla yürümek için güç toplayacaklar. Evet, bölgede yaşananlar kolay değil ama ne zaman umudumuzu kaybedersek, işte o zaman düşeriz. Bu umudu yeşertmek hepimizin görevi olmalı. Kalanların sağlıcakla kalması, dimdik durabilmesi, umutla yolunu seçmesi ve yürümesi için bu tür girişimlere ve projelere her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. O zaman dayanışma ruhunu hep diri tutarak, böyle anlamlı projelere destek vereceğiz, kendi özgün projelerimizi hayata geçireceğiz ve deprem bölgesinde hayatın yanında durmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Programa, ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yanı sıra Ankara Valisi Vasip Şahin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Şahin, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Türköz, ANGİKAD Başkanı Gözde Diker ve sektör temsilcileri katılım sağladı. – ANKARA
]]>***
Başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasına yönelik, İsrail’in düzenlediği tarihin gördüğü ve görebileceği en vahşi saldırılar 5’inci ayını tamamlamak üzere. Zaman zaman Suriye, Ürdün, Mısır ve Lübnan’a da sıçrayan çatışmaların, nasıl bir bölgesel ve uluslararası konjonktür tarafından desteklendiği ise en çok merak edilen konulardan birisi.
2000 sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran güdümünde oluşturulan silahlı milis güçlerin faaliyetleri İsrail’in manevra alanını genişletti. Milis güçler eliyle Irak, Suriye ve Mısır gibi bölgenin önemli aktörlerinin zayıflatılması ve Türkiye gibi önemli bir gücün bölgeden uzaklaştırılarak nüfuzunun azaltılması bölge güvenlik mimarisinin köklü bir biçimde dönüşmesine yol açtı. Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırıldığı, İsrail’i askeri sahada dengeleyebilecek önemli aktörlerinin zayıflatıldığı yeni bölge güvenlik mimarisi, İsrail’in görece güçlendiği ve manevra alanının genişlediği bir sonucu doğurdu. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm bölge sathında sergilediği soykırım ve etnik temizlik, milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde son dönemde ortaya çıkardığı bu tahribatın en önemli sonuçlarından birisidir.
-Milis güçler eliyle bölge güvenlik mimarisi yeniden kurgulanıyor
2000 sonrası Türk dış ve güvenlik politikasının yeniden formüle edildiği bir dönem oldu. Bu dönemde Türkiye açısından Orta Doğu, öncelikli bir alan haline gelmeye başladı. Türkiye’nin Orta Doğu bölgesine yönelmesiyle bölgedeki geleneksel güç dengesi önemli bir değişim yaşadı. Bu dönemde küresel aktörlerin bölgeye dönük politikası da önemli bir dönüşüm geçirmeye başladı. 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin tek taraflı müdahaleci politikası bölgede zaten zayıf olan bazı devlet sistemlerinin çökmesiyle sonuçlandı. 2010 yılında ortaya çıkan Arap Baharı sürecindeki sokak hareketleri ise bölgedeki devlet sistemlerindeki çözülmeyi hızlandırarak Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin iç savaşa sürüklenmesine yol açtı. Bölge genelinde zayıflayan veya çöken devlet sistemlerinin oluşturduğu güç boşluğunu ABD ve İran’ın güdümündeki silahlı milis güçler doldurmaya başladı. ABD ve İran’ın bölge genelinde kendisine müzahir milis güçler üretebilme ve bu aktörleri kendi ulusal çıkarları için farklı coğrafyalarda etkili bir biçimde kullanabilmesi bölge güvenlik mimarisinin köklü değişiminde önemli rol oynadı.
Milis güçler, Türkiye’yi Arap dünyasından koparıp Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu zayıflatmaya çalıştı. ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin Türkiye’yi bölgeden uzak tutma politikası 3 şekilde gerçekleşti. İlk olarak Türkiye’nin güneyinde silahlı milis güçlerin kontrolünde “terör koridoru” ya da “teröristan” olarak da adlandırılan bir tampon bölge kurgulanarak, Türkiye ile Arap dünyası arasındaki bağ koparılmaya çalışıldı. İkinci olarak milis güçler eliyle bölgedeki devletlerin merkezi otoritesi zayıflatılarak toprak bütünlüğü zedelendi. Böylece bir taraftan Türkiye’nin güneyinde istikrarsız bir bölge oluşturularak Türkiye’nin dikkatinin bölgesel meselelerden uzaklaştırılması hedeflendi. Diğer taraftan İsrail’i sınırlayabilme kabiliyetine sahip aktörler zayıflatıldı. Son olarak, milis güçler eliyle bölgede demografik bir mühendislik kurgulandı. Türkiye’nin güney sınırı farklı etnik, dinsel ve mezhepsel yapılardan olan ve Türkiye’ye müzahir, Türkiye ve Osmanlı geçmişine gönülden bağlı olan demografik bir yapıya sahiptir. ABD ve İran’ın bölgeye yerleştirdiği milisler eliyle bu bölgede Türkiye’nin nüfuzu zayıflatılmaya çalışıldı.
ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde oynadığı rol, Arap dünyasının ekonomik, askeri, demografik, kültürel ve entelektüel anlamda merkezlerinden olan ve İsrail’i askeri sahada dengeleyebilme kabiliyetine sahip olan Irak, Suriye ve Mısır gibi aktörlerin zayıflatılmasıdır. ABD güdümündeki milis güçler Suriye’nin kuzeyinde konuşlanarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü zayıflatırken İran güdümündeki milis güçlerin faaliyetleri Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde merkezi yönetimleri zayıflattı.
-Milis güçler İsrail’in manevra alanını mı genişletiyor?
ABD ve İran’ın ulusal çıkarlarına hizmet için kurgulanan milis güçlerin bölge için oluşturduğu en önemli tehdit, Türkiye’nin bölge ile bağlarının koparılarak bölgedeki nüfuzunun zayıflatılması ve Arap dünyasının güçlü aktörleri olan Irak, Suriye ve Mısır’ın bölgesel güç denkleminden çıkarılması oldu. Bölge güvenlik mimarisinde milis güçler eliyle gerçekleştirilen köklü değişim Türkiye ve İsrail açısından farklı sonuçlar ortaya çıkarttı.
Milis güçlerin ana aktörü olduğu istikrarsızlık sebebiyle Orta Doğu güvenlik mimarisinin değişimi İsrail açısından bambaşka sonuçlar ortaya çıkardı. Bölgede İsrail’i askeri sahada sınırlayabilecek Suriye, Irak ve Mısır’ın milis güçler eliyle zayıflatılarak bölgesel güç denkleminden çekilmesi ve Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırılmaya çalışılması İsrail’in manevra alanını genişletiyor. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasında sergilediği vahşet, ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisi açısından ortaya çıkardığı sorunun kısa vadedeki sonucudur.
[Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Orta Karadeniz Bölgesi’nin (TR83 Bölgesi) kalkınmasına yönelik faaliyetlerini sürdüren OKA, yürüttüğü sonuç odaklı programları ile uyumlu olarak geliştirdiği Fizibilite Destek Programları çerçevesinde desteklenecek projeler için toplam 7,5 milyon TL, Teknik Destek Programları kapsamında ise desteklenecek projeler için ise toplam 7 milyon TL tutarında kaynak tahsis etti.
Turizm, katma değerli üretim ve ihracat alanında yatırım projeleri İçin 7,5 milyon TL
Amasya, Çorum, Samsun ve Tokat illerinden oluşan TR83 Bölgesi’nin kalkınmasına ve rekabet gücü açısından önemli fırsatlardan yararlanılmasına, bölge ekonomisine yönelik tehdit ve risklerin önlenmesine, bölgenin yenilik ve girişimcilik kapasitesinin geliştirilmesine yönelik yatırım projeleri havuzunun güçlendirilmesi amacıyla, bir işletme modeli içeren yatırım projesi önerilerinin fizibilite etüdü ve eklerinin hazırlandığı Fizibilite Desteği Programı; “Kültür ve Doğa Turizmi Ekseninde” ve “Katma Değerli Üretim ve İhracat Odaklı” olarak 2 ayrı alanda uygulanacak.
Diğer destek programları
Kültür ve Doğa Turizmi Ekseninde Fizibilite Desteği Programı; sürdürülebilir kültür ve doğa turizmine yönelik yatırım projeleri geliştirilmesi, turizm girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, destinasyon odaklı yaklaşım çerçevesinde TR83 Bölgesi’nde doğa ve kültür turizmine yönelik fizibilite çalışmaların desteklenmesi öncelikleriyle uygulanacak. Programın bütçesi 5 milyon TL olarak belirlendi. Katma Değerli Üretim ve İhracat Odaklı Fizibilite Desteği Programı; imalat sanayi altyapısının geliştirilmesi, ihracat kapasitesinin artırılması, üretim faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi, değer-tedarik zincirlerinin geliştirilmesi ve istihdam kapasitesinin artırılması, işletmelerin yeşil ve çağdaş teknolojilere dönüşümlerinin hızlandırılması ve kaynak verimliliğine yönelik uygulamaların geliştirilmesi, TR83 Bölgesi’nde liman, demiryolu, lojistik merkez, havayolu, konteyner toplama merkezleri gibi lojistik altyapının gelişmesi, Sosyal Olarak Kapsayıcı Yeşil Dönüşüm (Socially Inclusive Green Transition-SoGreen) Projesinin 2. Bileşeni olan Kapsayıcı ve Çevreci Topluluk Geçim Tesisleri kapsamına yönelik fizibilite çalışmalarının desteklenmesi öncelikleriyle uygulanacak. Bütçesi 2,5 milyon TL olarak belirlendi. Son başvuru tarihi 24 Aralık 2024 olan bu programlar ile en fazla yüzde 75 oranında proje desteği sağlanacak. Fizibilite Desteği Programları, Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi (YHGP) Bölgesel Gelişme Ana Planı’nda yer alan proje ve eylem önerilerinin hayata geçirilmesi amacıyla ve Güdümlü Proje Desteği, Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı ve Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programına yönelik projeler geliştirilmesi amacıyla fizibilite çalışmalarının desteklenmesini de içeriyor.
Turizm, girişimcilik, katma değerli üretim ve ihracat alanında kapasite gelişimi için 7 milyon TL
Bölgedeki yerel aktörlerin bölgesel kalkınma açısından önem arz eden, ulusal, bölgesel, il düzeyinde veya kurumsal düzeyde tanımlanmış stratejik planları, eylem planları veya çalışma programları gibi politika belgelerinde önceliklendirilen ve kurumsal kapasite eksikliği nedeniyle hazırlık ve uygulama aşamalarında bir takım sorunlarla karşılaşılan çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla yürütülen Teknik Destek Programları; “Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesine”, “Katma Değerli Üretim ve İhracatın Geliştirilmesine” ve “Turizmin Geliştirilmesine” yönelik olarak 3 ayrı alanda uygulanacak. Girişimcilik Ekosisteminin Desteklenmesi Teknik Destek Programı; teknoloji odaklı ve yenilikçi girişimcilik ekosisteminin ayrıca kadınlar öncelikli olmak üzere yeni girişimcilere yönelik finansal modellerin geliştirilmesi ve mentörlük faaliyetlerinin desteklenmesi öncelikleriyle uygulanacak. Bütçesi 2 milyon TL olarak belirlenen programın son başvuru tarihi 31 Ekim 2024. Katma Değerli Üretim ve İhracatın Geliştirilmesine Yönelik Teknik Destek Programı; bölge işletmelerinin ihracat kapasitelerinin artırılması, ihracat faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve artırılması, küresel ölçekte rekabetçilik için yüksek katma değerli üretimin geliştirilmesi, işletmelerin yeşil ve çağdaş teknolojilere dönüşümlerinin hızlandırılarak kaynak verimliliğine yönelik uygulamaların yaygınlaştırılması öncelikleriyle uygulanacak. Bu önceliklerle ilgili olmakla beraber, aynı konuda/alanlarda teknik destek almak isteyen kurumların ortaklıklar kurarak yaptıkları başvurular, küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ) vasfına sahip işletmeler tarafından sunulacak başvurular, kapsamı itibariyle kadın istihdamını destekleyici nitelikte başvurular ve çatı kurum/kuruluşların üyesi niteliğindeki işletmelere danışmanlık hizmetlerini içeren başvurular öncelikli olarak desteklenecek. Bütçesi 2,5 milyon TL olarak belirlenen programın son başvuru tarihi 31 Aralık 2024. Turizmin Geliştirilmesine Yönelik Teknik Destek Programı; turizm, konaklama, yiyecek-içecek hizmetleri sektöründeki işletmelerin teknik ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, kültür ve doğa turizmi alanı ile ilgili kamu kurumları, kooperatifler ve sivil toplum kuruluşlarının kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi, kültür ve doğa turizmi alanı ile ilgili proje portföyünün geliştirilmesi öncelikleriyle uygulanacak. Bütçesi 2,5 milyon TL olarak belirlenen programın son başvuru tarihi 31 Aralık 2024.
Programlar hakkında ayrıntılı bilgiye OKA’nın kurumsal internet sitesi ‘Başvurabileceklerim’ sekmesinden ulaşılabiliyor. – SAMSUN
]]>Comanescu, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Büyükelçi Comanescu, Foruma davet edildiği için onur duyduğunu belirtti.
Foruma ikinci kez katıldığını ifade eden Comanescu, “ADF gibi birçok foruma katılıyorum. Ancak şunu söylemeliyim ki ADF hem katılımcılar hem de içerik açısından katıldığım en önemli forumlardan biri oldu.” dedi.
Comanescu, ADF’nin “Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak” temasına ilişkin, “Bu başlığın, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri olarak sorumlu olduğum alana da mükemmel bir şekilde uyduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Karadeniz’in “çok çalkantılı” bir bölge olduğunu ifade eden Comanescu, “Bu nedenle bir kez daha burada bulunmaktan ve Karadeniz bölgesiyle ilgili konuda panelist olarak yer almaktan büyük memnuniyet ve onur duyuyorum. Çok değerli bir forum.” ifadelerini kullandı.
” Türkiye’nin KEİ dönem başkanlığı sırasında birçok önemli karar alındı”
Comanescu, Türkiye’nin KEİ dönem başkanlığı sırasında önemli kararlar alındığını belirterek Türkiye’nin dönem başkanlığındaki katkısına övgüde bulundu.
Türkiye’nin dönem başkanlığında alınan özellikle iki kararın önemli olduğunun altını çizen Comanescu, bu kararlardan ilkinin, “KEİ Bakanlar Konseyinin geçen yıl KEİ Ekonomik Gündemi’ni kabul etmesi” olduğuna işaret etti.
Comanescu, söz konusu gündemin 10 yıl için KEİ’nin faaliyetlerinin stratejisini oluşturduğunu belirterek “Bu da gösteriyor ki Ukrayna’daki savaş nedeniyle tanık olduğumuz kargaşaya rağmen, üye devletler bu örgütün önemi ve bu bölgedeki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmaya devam etmek için örgüte önümüzdeki 10 yıl için uygun bir çerçeve sağlamanın önemi konusundaki farkındalıklarını kanıtlamışlardır.” dedi.
Diğer önemli kararın, KEİ’nin proje geliştirme planı olarak adlandırılan ve örgütün proje odaklı boyutunu güçlendiren ya da geliştiren planın yeniden etkinleştirilmesi olduğunu söyleyen Comanescu, “Türkiye’nin dönem başkanlığı sırasında üzerinde mutabık kalınan başka kararlar da var. Örneğin KEİ İş Konseyinin güçlendirilmesi, ki bu konsey örgütün iş dünyasıyla ilgili önemli bir organıdır.” şeklinde konuştu.
“Faaliyetlerimize neredeyse tamamen geri dönmüş durumdayız”
Comanescu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın KEİ üzerindeki etkilerine yönelik, bölgedeki pek çok husus gibi örgütün de savaştan etkilendiğini kaydederek “Gerçek şu ki 2022’de yarım yıldan fazla süre boyunca, örgütümüzün pratikte birçok faaliyetini erteleme eğiliminde olması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak üye devletlerin yapıcı tutumları sayesinde örgütün faaliyetlerini yeniden başlatabildik. Şimdi faaliyetlerimize neredeyse tamamen geri dönmüş durumdayız.” dedi.
“Önemli olan bir duvar örmek. Elde ettiklerimizin üzerine bir şeyler inşa etmek ve dediğim gibi örgütün ekonomik işbirliğine katkıda bulunma kapasitesini daha da artırmaktır.” diyen Comanescu, bölgedeki mevcut durumun uygun şekilde ele alınması, orta ve uzun vadeli geleceğin göz önünde bulundurulması ve ona göre hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Krizlerin en kısa sürede çözüme kavuşmasını ümit ediyorum”
Comanescu, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının KEİ’ye etkilerine ilişkin, “Bir köşedeki krizin tüm dünyayı etkilediği bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla bu konuda şunu söylemeden geçemeyeceğim; elbette her kriz, her çatışma, dediğim gibi, o bölge de dahil olmak üzere tüm dünyayı etkiliyor.” diye konuştu.
Krizlerin en kısa sürede çözüme kavuşmasını ümit ettiğini belirten Comanescu, Karadeniz ve Orta Doğu’da barışın geri gelmesi temennisinde bulundu.
Comanescu, KEİ’nin 2024 hedeflerine ilişkin de şunları kaydetti:
“Genel Sekreter olarak, haziran ayında bir araya gelecek olan dışişleri bakanlarına bir öneri sunmayı ve bundan önce de üst düzey yetkililerin bir araya gelerek temel ekonomik gündemin somut olarak uygulanmasına ilişkin önerilerini sunmalarını planlıyorum. Öncelik budur. Ayrıca yakın gelecekte hayata geçirilecek projelere ilişkin somut öneriler de sunulacaktır. Bunlar tabii ki en önemli öncelikler.”
]]>CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Parti Meclisi Üyesi Nazan Güneysu, Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko, Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ile birlikte maden felaketinin yaşandığı Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni bölgesini ziyaret etti.
Çöpler Altın maden bölgesinde gözlemlerini aktaran Şahbaz, yaşananların endişe verici olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“BU NORMAL BİR TOPRAK KAYMASI DEĞİL”
“Erzincan İliç’te Anagold madenindeyiz. Büyük maden faciasının yaşandığı yerdeyiz. Buraya biz kaza demiyoruz, bu bir suçtur, bu bir eko kırım suçudur. Göz göre göre, biline biline kapasite artırımları yapılarak, bu suça meydan verilmiştir. Biz öncelikle sorumluların halkımızın vicdanına mahküm etmek istiyoruz. Bu madenin açılması işletilmesi ve kapasite artırılmasıyla bugüne getiren yetkilileri halkımızın vicdanına sevk ediyoruz. Burada çok büyük, 10 milyon metre küplük bir göçükten bahsediliyor. Bu normal bir toprak kayması değil. İşlenmiş, altın alınmış ve ağır metaller ayrıştırıldıktan sonra yüksek eğimli bir bölgeye kapasite artımlarıyla çok fazla miktarda milyonlarca ton atığın yığılmasıyla meydana gelmiş bir faciadır.
Burada söz konusu olan sadece siyanür değil, ağır metal zehirlenmesidir, ağır metal kirlenmesi, kirliliğidir. Gördüğümüz gibi, Karasu’nun kenarındayız ve bu maden karasudan birkaç yüz metre mesafede kurulmuş durumda.
2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın DSİ ile birlikte bu bölgenin su havzası olmadığı ve bu nedenle de kapasite artırımının yapılabileceği yönünde raporu var. Bu sosyal medya hesaplarında yayınlandı.
Akarsuya bu kadar yakın bir bölgede ve 1. derece deprem bölgesinde böyle bir madenin işletilmesi bugünkü faciaya davetiye çıkarmıştır. ve bunun önümüzdeki süreçte olmayacağının garantisi yoktur.
Şu anda 9 canımı toprak altında, biz çok üzgünüz ve kayıp yakını ailelerimize sabırlar diliyoruz. Fakat bundan sonra meydana gelebilecek kayıpların, halk sağlığının, can kayıplarının, sağlık problemlerinin göz önünde bulundurulması gerekiyor.
“ARSENİK 1. DERECE TEHLİKELİ MADDELER SINIFINDA”
Bölgede bu madenler açılırken, sadece Çevre Etki Değerlendirilmesi (ÇED) yapılıyor. Bu madenler açılırken, bu projeler değerlendirilirken halk sağlığı üzerine sağlık etki değerlendirme çalışmalarının da yapılması gerekiyor. ÇED raporlarına yapılan itirazlarda, bilirkişi heyetinde halk sağlığı uzmanının bulunması ve halk sağlığı etki değerlendirmesi göz önünde bulundurulması taleplerini biliyoruz ki mahkemeler tarafından reddediliyor, bunu yaşayarak öğreniyoruz.
Yapılan proje çevre ve halk sağlığına olumsuz etkileri göz ardı edilerek yapılmıştır. Biz diyoruz ki, 1. derece deprem bölgesine ve akar su havzasına ve suyun kenarındaki bu dik yamaçlı madene ruhsat verilmiş. Burada çevrenin etkilenmemesi mümkün değildir.
Biz buradaki madenin durdurulmasını ve bu atıkların güvenli bir bölgeye taşınmasını istiyoruz.
Bu bölge çok sıkıntılı bölge, atıkların güvenli bir bölgeye taşınarak orada saklanması gerektiğini ifade ediyoruz. Gerekli bütün bilimsel çalışmalar yapılmalı, tedbirler alınmalı ve buradaki, madenin uzun erimli etkileri için halktan, sudan, yeraltı ve yer üstü sularından topraktan ve insanların kanındaki ağır metallerin tespit edilmek üzere numuneler alınarak uzun vadeli çalışmaların yapılması gerekiyor.
Burası sadece İliç’in problemi değil burası tüm, Basra Körfezine kadar ve Fırat Nehri’nin geçtiği, beslendiği bütün ovaların ve yaşam alanlarının, milyonlarca insanımızın yaşadığı şehirlerimizin problemidir.”
]]>
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (ISS) Bölge Direktörü Lori-Aanne Theroux-Benoni üstlendi.
Panelde konuşan Senegal Dışişleri Bakanı İsmaila Madior Fall, Sahel bölgesindeki güvenlik sorunlarına dikkati çekerek, “Sahel’deki problemi çözmek için birçok adım atıldı ancak bir tek devletle bu sorunlara çözüm bulamayız. Uluslar üstü bir cevap bulmalıyız.” dedi.
Yönetişim, güvenlik ve kalkınma alanlarına önem verilerek bölgedeki güvenlik sorunlarına küresel ve yerel aktörlerin işbirliğinde çözüm bulunması gerektiğinin altını çizen Fall, “Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) bu noktada önemli bir yerde durmakta. Nitekim birlikten ayrılmak isteyen Sahel ülkelerinin üyelikleri iptal edilmedi çünkü sorunların çözümü için işbirliği önemli.” şeklinde konuştu.
Çad Dışişleri Bakanı Mahamat Saleh Annadif ise Sahel bölgesinde daha fazla güvenlik ve istikrar için konuyu iyi değerlendirmek gerektiğini belirtti.
Annadif, “Terörün sınırı yoktur ve tehdit küreseldir, dolayısıyla mücadele ederken de küresel bağlamda hareket etmeliyiz. Sahel’deki tehdit Batılıları da ilgilendiriyor ve onların işbirliğinin de görünebilir olması lazım.” dedi.
Sahel ülkelerinin son 10 yılda terörle mücadele konusunda ordu mensuplarını, ekipmanlarını ve istihbarat tecrübesini geliştirdiğini ifade eden Annadif, insansız hava araçlarının terörle mücadeledeki etkisinin önemini vurguladı.
Terörle mücadelede yerel aktörlere önem verilmeli
Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, Sahel bölgesindeki terörün nedenlerinin iyi tespit edilmesi gerektiğini belirterek, “Bölgedeki terör grupları yabancılar tarafından desteklenmektedir. Ortaklarımız bu tehdidi ortaya çıkaran ya da destekleyenler olarak karşımıza çıkabiliyor.” şeklinde konuştu.
Uluslararası müdahalenin Mali’de 10 yıl boyunca işe yaramadığına dikkati çeken Diop, yerel aktörlerin çözüm bulmada merkeze oturması gerektiğini kaydetti.
Diop, “Silahlı gruplar ya da darbeler üzerinde duruyoruz ancak gençlerimiz de kötü yollara sapmaktadırlar. Devletler kendi iç sorunlarını iyi analiz etmeli ve öncelikli olarak kendi halklarını korumalıdır.” açıklamasını yaptı.
ECOWAS’ın bölgesel sorunları çözmede yetersiz kaldığını söyleyen Diop, kendi başlarına terk edildiklerini ve desteğin dışarıdan geldiğini belirtip ECOWAS’ın bazı darbelerde sesini yükseltmediğine ancak son darbelere karşı duruş sergilediğine dikkati çekti.
Burkina Faso Dışişleri Bakanı Jean Marie Karamoko Traore de Sahel bölgesinin uzun yıllar yanlış analiz edildiğini vurgulayarak, bu durumdan Sahel ülkelerinin olumsuz etkilendiğini söyledi.
Traore, “İlk yapılacak iş, Sahel ülkelerinin kendi politikalarını uygulamasına izin vermektir ama şimdiye kadar böyle yapılmadı ve sorunlar çözülemedi.” dedi.
ECOWAS’a yönelik eleştirilerini dile getiren Traore, “ECOWAS ile bölgesel işbirliği yapmak gerekir ama mekanizmamız bizi barış ve istikrara götürmeli. ECOWAS ise bir ülkenin enerjisini kesti ve hastaneler elektriksiz kaldı, bu şekilde işbirliği olamaz.” diye konuştu.
Gana Dışişleri Bakan Yardımcısı Kwaku Ampratwum-Sarpong, Sahel bölgesindeki silahlı grupların son 10 yılda Gine Körfezi’ne indiğini ve bu bölgeyi istikrarsızlaştırdığını belirtti.
Sahel ülkelerindeki sorunların Gana gibi bölge dışı ülkeleri de etkilediğinin altını çizen Ampratwum-Sarpong, “Akra Girişimi ile 7 ülke işbirliği içinde istihbarat ve bilgi paylaşımı yapıyor, stratejiler geliştiriyor.” dedi.
Sahel bölgesindeki silahlı grupların denize ulaşmaya ve buradan etkilerini artırmaya çalıştıklarını ifade eden Ampratwum-Sarpong, Batı Afrika ülkelerinin kendi içinde geliştirdiği stratejilerle çözüm ürettiğini kaydetti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Singapur Nanyang Teknoloji Üniversitesi S. Rajaratnam Uluslararası İlişkiler Fakültesi öğretim üyesi emekli diplomat Lawrence Anderson’ın üstlendiği panele Malezya Yüksek Öğrenim Bakanı ve eski Dışişleri Bakanı Zambri Abdülkadir, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, Sri Lanka’nın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Tharaka Balasuriya ve Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen Minh Hang katıldı.
Malezyalı Bakan Zambri, bölgede “Asya-Pasifik” ve “Hint-Pasifik” gibi yeni adlandırmaların nereden, hangi saftan bakıldığına bağlı olarak karmaşıklaşan çok katmanlı ilişkiler ağını ortaya çıkardığını, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri olarak saflaşmadan kaygı duymakla birlikte aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini ve hedeflerini anlamak istediklerini belirtti.
ASEAN’ın bakış açısından, barış içinde bir arada yaşama ilkesine uyumlu olduğu sürece bölgede farklı fikirlerin, ilgilerin ve çıkarların varlığını desteklediklerini ifade eden Zambri, “İster Asya-Pasifik deyin ister Hint-Pasifik, biz buranın bir barış ve refah bölge olacağından emin olmak istiyoruz.” dedi.
Zambri, Çin’in bölgedeki artan rolüne ilişkin, iyi niyetli oldukları sürece tüm taraflarla işbirliğini geliştirmek istediklerini vurgulayarak “Güneydoğu Asya’da Çin fobisi yaratmamalıyız. Soğuk Savaş’ın uzantısı olan ikili tercihlere, çevreleme mantığına hapsolmamalıyız, onu ya da bunu seçmek zorunda değiliz, kimse bize ne yapacağımızı dikte etmemeli.” diye konuştu.
Bölgenin bir ekonomik işbirliği ve kalkınma alanı olması için bölge ülkelerinin yeni teknolojileri, yeni ekonomileri ve özellikle de dijital ekonomiyi kucaklaması gerektiğini vurgulayan Zambri, Malezya’nın Türkiye ile dostane ilişkileri önemsediğini, diplomatik ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkileri ve teknoloji alanında bağları genişleterek Malezya’yı Türk ekonomisinin Güneydoğu Asya’da limanı haline getirmek istediklerini vurguladı.
“Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa küresel mimari değişir”
Sri Lankalı Bakan Tharaka Balasuriya da büyük güçlerin bölgeye ilgisinin artmasında Çin’in yükselişini durdurma niyeti ve ülkelerini piyon olarak gören yaklaşımın hissedildiğini ifade etti.
Sri Lanka’nın 1950’lerden bu yana bağlantısızlık siyaseti izlediğini, gelecekte de duruma bağlı bağımsız seçimlerini yapmak istediğini vurgulayan Balasuriya, “Biz Sri Lanka’nın Çin ve Hindistan ile ilişkilerini birbirine zıt tercihler olarak görmüyoruz. Hem Çin ile güçlü tarihsel ilişkilerimiz, Hindistan ile de uygarlık bağımız var.” dedi.
Kovid-19 salgınında Batı’dan aşı beklerken Çin’in Sri Lanka’ya yardım eli uzattığını, ekonomik kriz yaşadıklarında Hindistan’ın yardımı sayesinde hem mali durumu düzeltip hem de ülkede gıda güvenliği sağladıklarını hatırlatan Balasuriya, “Bu iki ülke de bizim için önemli.” ifadesini kullandı.
Balasuriya, Suudi Arabistan ve İran’ın diplomasi yoluyla vardığı uzlaşmayı örnek göstererek “Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa hem küresel mimari hem de Küresel Güney’in mimarı değişir. Çin ile ABD arasındaki San Francisco Zirvesi’nin benzerine Asya’da ihtiyaç var.” değerlendirmesinde bulundu.
“ASEAN ülkeleri birlikte hareket etmeli”
Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen ise ülkesinin de major aktörlerin Asya-Pasifik’e ilgisinin artmasının ekonomik gücün bölgeye kaymasıyla bağlantılı olduğuna dikkati çekerek “Bölgedeki durumun karmaşıklığı göz önüne alındığında açık, kapsayıcı, dengeli ve kurallara dayalı bir mimari için ASEAN ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.” dedi.
Asya-Pasifik’in yükselişinin barış, istikrar ve işbirliği ruhunun başarısına tanıklık ettiğini vurgulayan Nguyen, bunun devam edebilmesi için ASEAN’ın merkeziliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
Nguyen, büyük güçler arasındaki rekabetin ve işbirliğinin tarih boyunca görüldüğünü, önemli olanın bu güçlerin barış ve refahın korunması için aralarındaki rekabeti sağlıklı ve sorumlu şekilde yönetmesi ve küçük ülkeler üzerinde olumsuz etkilerini minimize etmesi gerektiğini belirtti.
ASEAN’ın bölgenin geri kalanı ile daha yapıcı tarzda ilişki kurması, büyük güçler tarafından ortaya atılan girişimleri bölgede barışa ve işbirliğine katkı sunduğu sürece desteklemesi, çok taraflılık anlayışı içinde bir ekonomik kalkınmanın motoru olmayı hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa 35 milyon insan yerinden olacak”
Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, küresel iklim değişikliğinin etkilerine işaret ettiği konuşmasında, bölge ülkelerinin iklim kaynaklı sorunların “masum kurbanları” olduğu, sera etkisi yaratan gazların oluşumundaki sorumlulukları sınırlı olmasına karşın coğrafi nedenlere, yıkıcı etkilerine en açık konumda olduklarına dikkati çekti.
Bundan 20 yıl önce Sibirya’da kuraklık, Pakistan’da sel olabileceğini hiç kimsenin öngöremeyeceğine dikkati çeken Mahmud, “Eğer Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan 35 milyon insan yerinden olacak. Daha şimdiden dünyada binlerce insan iklim nedeniyle yurtlarını kaybetti; ya evleri sular altında kaldı ya da geçim kaynakları yok oldu. Acı gerçek bu, küresel toplum bu soruna çözüm aramalı.” ifadelerini kullandı.
Mahmud, Bangladeş’in halihazırda iklim kaynaklı göçlerin etkilerini yaşadığını, uluslararası göç hukukunda bu doğrultuda değişiklikler yapılması ve “iklim mültecisi” kavramının tanımlanması gerektiğinin altını çizdi.
Ülkelerin Paris İklim Anlaşması’nda sera etkisi yaratan gazların salınımını azaltmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmesinin önemine işaret eden Mahmud, “Tüm taahhütler yerine getirilse bile küresel ortalama sıcaklık 3,2 ila 4 santigrat derece artacak. Şu anda 1 derecelik sıcaklık artışında bile aşırı yağmur, aşırı kar gibi mevsim değişikliklerin yıkıcı etkilerini yaşıyoruz. Sıcaklık artışı daha fazla artarsa olacakları hayal etmek dahi güç.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Şubat ayı ihracat rakamları Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla Adıyaman’da açıklandı. Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinden yapılan yazılı açıklamada bölgenin Şubat ayı ihracatı 985,1 milyon dolar olurken, Gaziantep’in ihracatı ise 863,6 milyon dolar oldu. Bölgedeki diğer illerin Şubat ayı ihracat performansı ise şöyle, Kahramanmaraş 101,5 milyon dolar, Mardin 88,0 milyon dolar, Malatya 35,2 milyon dolar, Şanlıurfa 24,1 milyon dolar, Diyarbakır 15,5 milyon dolar, Adıyaman 10,0 milyon dolar Kilis 7,5 milyon dolar.
İlk iki ayda toplam 183 ülkeye ihracat yapan bölgenin ülkelere göre ihracat tablosu incelendiğinde ise Irak, ABD, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Libya, İsrail, İran ilk sıralarda yer alıyor. Bölgeden en fazla Makine Halısı, Pastacılık Ürünleri, Plastikler ve Mamulleri, Kumaşlar, İplikler, Değirmencilik Ürünleri, Bitkisel Yağlar, Diğer Gıda Müstahzarları, Ağaç ve Orman Ürünleri ve Demir Çelik Mamulleri ihraç edilmiş durumda.
İhracat rakamlarını değerlendiren GAİB Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, “6 Şubat depremlerinden bir yıl sonra 2024 Şubat ayı ihracat rakamlarını karmaşık duygular içerisinde açıklıyoruz. Tüm bölgemizde maddi manevi ağır hasarlara sebep olmuş tarihimizdeki en yıkıcı depremlerin ardından bölgemiz dayanışma azmiyle depremden henüz birkaç ay sonra yeniden ihracatta ve üretimde iddialı hedefler koymaya başlamıştı. Açıklanan bu rakamlar bölge ihracatçımızın çalışkanlığını gözler önüne seriyor. Bugün ihracat rakamlarının Adıyaman’da açıklanması ve bu etkinliğe Ticaret Bakanımız Ömer Bolat’ın da katılması anlamlıdır. Bu zorlu süreçte devletimizin desteğini hissederek ilerledik, bundan sonra da bu desteği hissedeceğimizi biliyoruz. Adıyaman felaketten en fazla etkilenen şehirlerimizin başında gelmektedir. Yaşadığı bu büyük felakete rağmen üretim çarkları bugün hala aynı hızla çalışmaya devam etmektedir. Adıyaman’daki tüm firmalarımıza ulaşmak ve ihracat potansiyellerini açığa çıkarmak istiyoruz” dedi.
Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin Şubat ayı faaliyetlerinden de bahseden Kileci, “Şubat ayında faaliyetlerimize çok yönlü şekilde devam ettik. Finansal Okuryazarlık Eğitimi’ni hizmet binamızda yüz yüze olarak düzenleyerek üyelerimizin genel ekonomi, kredi, bütçe planlama, yatırım ve finansman gibi alanlarda karşılaşabilecekleri sorunları en aza indirmeyi hedefledik. Paris’te düzenlenen Tekstil, Moda ve Aksesuar Fuarı Premiere Vision Paris’e Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB) olarak katıldık. Doku Kumaş Tasarım Yarışması kapsamında verilen Yurtdışı Tekstil ve Moda Fuarı Ziyaret Ödülü ile sektörün yenilikçi ve özgün karakterinin güçlenmesine katkı sağlayacak finalistlerimizin Premiere Vision Paris Fuarı’nı ziyaret etmesi sağladık. Başta kadın ve genç girişimcileri bir araya getiren ‘Export Akademi’ programını Birliklerimiz, Ticaret Bakanlığımız ve UPS Türkiye iş birliği ile hizmet binamızda gerçekleştirdik. Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz ve Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz Dubai’de düzenlenen dünyanın en büyük gıda fuarlarından Gulfood 2024’e katılım sağladı. Celal ve Mehmet Başkanlarımıza destek olmak içim benim de bulunduğum fuarda Başkanlarımızla beraber katılımcı üyelerimize başarılar diledik. Halı İhracatçıları Birliğimiz Hindistan’a yönelik düzenlediği Sektörel Ticaret Heyeti ile yeni pazar imkanları elde etme noktasında önemli bir adım attı. Görüleceği üzere tüm Birliklerimiz faaliyetlerine hız kesmeden sürdürmektedir. Önümüzdeki aylarda çalışmalarımız daha da yoğunlaşacak” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü gazeteci Nafisa Latic’in yaptığı, “Balkanlar’da Sınamalar ve Fırsatlar” başlıklı panelde Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakovic, Karadağ Dışişleri Bakanı Filip Ivanovic, Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Bujar Osmani ile İngiltere’nin Batı Balkanlar Özel Temsilcisi Stuart Peach konuşmacı olarak yer aldı.
Sırbistan Dışişleri Bakanı Dacic, katıldıkları panellerin bölge ülkeleri arasındaki ortak anlayışın ortaya çıkarılması için kullanılması gerektiğini söyledi.
Batı Balkanlar’ın tarihi ve jeopolitik öneme sahip olduğunu dile getiren Dacic, şöyle konuştu:
“Bazı AB ülkelerinin geçtiği aşamalardan geçtik. Bölgemizdeki karma nüfus yapısını da düşünmek gerekiyor ve bu konularda uluslararası aktörlerle bir araya geliyoruz, bilgilerimizi güncelliyoruz. Balkanlar’ın dünya üzerindeki pozisyonuyla ilgili herkes net bir resim istiyor. Balkan, Türkçe kelimeler ‘bal’ ve ‘kan’ın birleşimi gibi. Bizler yeterince kan gördük ve artık bala ihtiyacımız var. AB fikri, ideası aslında Batı Balkan ülkeleri için destekleyici bir faktör, belli bir yolda yürümeleri ve birlik, beraberlik içerisinde hareket etmeleri açısından.”
Ivica Dacic, Balkan ülkeleri arasında ortak konularla ilgili adımlar atılacağını, hedeflerinin Balkanlar’ın daha da iyi duruma gelmesi olduğunu da kaydetti.
Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Konakovic ise ülkesinin acılı bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, “Soykırımı reddeden, savaş suçlarını destekleyen insanlarla bir arada yaşamaktan dolayı güçlük çekiyoruz, biz yaralarımızı bilgeliğe dönüştürdük. Şu anda yapmamız gereken şey de tüm Batı Balkanlar’ın geleceği için budur.” dedi.
Konakovic, AB üyeliği konusunda yeni yasalar yaptıklarını, ülkesinin ürettiği ürünlerin yüzde 70’inin AB ülkelerine ihraç edildiğini aktardı.
Bosna Hersek’in Avrupa piyasasına entegre olabildiğini dile getiren Bakan Konakovic, “Gençleri ülkemizde tutabilmek için AB yolunda ilerlemek ve onlara güzel bir gelecek, iyi iş olanakları sağlamamız lazım. Benim ülkem için ‘eğer AB’ye girmezsek ne olur?’ sorusu da sorulmalı. Çok büyük ülkeler siyasi etki oluşturmak istiyorlar bu bölgede.” değerlendirmesinde bulundu.
“Kuzey Makedonya, dış politikasını yüzde yüz AB dış politikasıyla hizalamış durumda”
Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Osmani, Rusya’nın Ukrayna’dan sonra hedefini Batı’ya doğru çevireceğine inandığını anlattı.
Bölgenin karakteristik yapısından dolayı Rusya’nın Batı Balkanlar’a yönünü çevireceğini aktaran Osmani, şu ifadeleri kullandı:
“Çözüm, bölgedeki dirençliliği arttırmak, bunu sağlamak için de Avrupa-Atlantik entegrasyonunun arttırılması önemli. Kuzey Makedonya, AB için 22 yıldır bekliyor. Aday ülkeleri zor bir yol bekliyor ve bu yolda hiçbir fayda görmüyorlar, halklar bir yarar görmüyor ve bıkkınlık oluşuyor. Rusya, bu bıkkınlığı alıyor ve başka kanallardan daha da büyütmeye çalışıyor. Kuzey Makedonya, dış politikasını yüzde yüz AB dış politikasıyla hizalamış durumda.”
Karadağ Dışişleri Bakanı Ivanovic ise AB’nin Balkan ülkelerini bir araya getirebilmek için en iyi yöntem olduğunu vurguladı.
AB’ye entegrasyon sürecinin uzun sürdüğünü dile getiren Ivanovic, “Karadağ, 12 yıldır AB ile müzakere ediyor, çok uzun bir süre. Batı Balkanlar için ortak Avrupa geleceği, halkların ve ülkelerin çıkarına olacaktır. AB yolundaki reformlar sadece Karadağ için değil, pozitif adımlar tüm Avrupa ülkelerinde hissediliyor. AB bizim için fırsat olduğu gibi bizler de AB için bir fırsatız.” diye konuştu.
İngiltere’nin Batı Balkanlar Özel Temsilcisi Stuart Peach de tüm uluslararası partnerlerin bölgenin AB’ye kabulü için birlikte çalışması gerektiğini ifade etti.
Etnik ayrılıklar konusunda tüm ülkelerle beraber çalışarak buna karşı gelmek istediklerini aktaran Peach, bölgede güvenliğin çok önemli olduğunu, Balkanlar’da 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdiğini, gençlerin, kadınların gelecek için daha çok umuda ihtiyaç duyduklarını belirtti.
]]>‘Dumansız fabrika’ Kozak Yaylası’nda yüzler gülüyor
Türkiye’nin çam fıstığı deposu Kozak Yaylası’nda çalışmaları meyvelerini veriyor
İZMİR – İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin çam fıstığı deposu olarak bilinen Kozak Yaylası’nda verim artırmaya yönelik projeler meyvesini veriyor. Kozalak verimi yüzde 20’den yüzde 60’a çıkarken, yöre halkı önümüzdeki yıllarda verimliliğin artacağından umutlu.
Türkiye çam fıstığı üretiminin yüzde 80’ini karşılayan İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan Kozak Yaylası’nda, son yıllarda görülen verim düşüklüğünü gidermek üzere Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Başkanlığında yürütülen, verim arttırmaya yönelik projeler meyvesini vermeye başladı. Hasada başlayan yöre halkı önceki yıllarda yüzde 20 olan kozalak veriminin, artık yüzde 60’ı bulduğunu ve geleceğe dair umutlarının arttığını söylüyor. Bölgede incelemelerde bulunmak üzere Kozak Karaveliler Mahallesi’ndeki fıstıkçamı ormanlarına gelen İzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, burada Bergama Orman İşletme Müdürü Şahin Dönertaş ve Mahalle Muhtarı Feridun Kaya’dan çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
“Eş zamanlı olarak 11 adet proje yürüttük”
Yöre halkının adına ‘dumansız fabrika’ dedikleri Bergama Kozak bölgesinin en önemli geçim kaynaklarından olan fıstıkçamı ağaçlarında, son 10 yıldır yaşanan verim düşüklüğünün sona ermesi için her geçen gün çözüme daha da yaklaştıklarını söyleyen İzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Derince, “Neredeyse ülkenin bu alanda faaliyet gösteren tüm üniversitelerini ve bilim insanlarını mücadeleye dahil ederek eş zamanlı olarak 11 adet proje yürüttük. Özellikle azalan tozlaşmayı arttırmak üzere proje kapsamında, elektrostatik basınç sistemi ile tozlaşmanın daha hızlı ve daha kalıcı olmasını sağlamaya çalıştık. Sağlıklı polenleri kullanarak doğal döllenmedeki başarı oranını arttırdık ve fıstıkçamı ağaçlarının bağışıklık sistemlerini güçlendirmeye çalıştık. Yine aynı zamanda tohumlara zarar veren Leptoglossus occidentalis isimli böceğin de olumsuz etkisini azaltmaya çalıştık ve ülker dökümlerinin de önüne geçmeye çalıştık. Bölgede sürekli yaptığımız gözlemler ve yöre halkından yaptığımız geri dönüşler gösteriyor ki kozalaklarda yüzde 20’lere kadar düşen verim son yıllarda yüzde 60’lara kadar çıkmış durumda. Bu da bizim umutlarımızı ve motivasyonumuzu arttırmaktadır” dedi.
“Tarım ve Orman Bakanlığı’na destekleri için teşekkür ediyoruz”
Fıstıkçamı ağaçlarında görülen ve verim düşüklüğüne yol açan hastalıktan önce 4-5 ton hane başına çam fıstığı topladıklarını söyleyen Karaveliler Köyü sakinlerinden Tahsin Koruculu, geçen yıl uzun bir aradan sonra 3 tona kadar ürün alabildiklerini bu yıl da 4 ton ürün beklediklerini söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı’na desteklerinden dolayı teşekkür ettiklerini söyleyen Korucu, “30 yıldır bu bölgede çam fıstığı üretimi ile uğraşıyoruz. En önemli geçim kaynağımız. 10 yaşından beri bu işlerin içindeyim ama maalesef 2009 yılından itibaren ağaçlarımızda verim düşüklüğü başladı. Yapılan bilimsel araştırmalar buna, bir sinek benzeri böceğin ve küresel ısınma iklim değişikliği gibi nedenlerin yol açtığı söylendi. Yüzde 20’lere düşen verimin, Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yürütülen çalışmalar ile artık yüzde 60’lara çıktığını görüyoruz ve yeniden eski bol kazançlı, verimli günlere dönmenin umudunu sevincini yaşıyoruz. Emeği geçen tüm devlet büyüklerimize teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Sofraların ve yemek endüstrisinin vazgeçilmez unsuru olan çam fıstığının kilosu kabuklu olarak 600 TL’ye, soyulmuşu ise bin 200 TL’den piyasada alıcı buluyor. Kozak Yaylasında fıstıkçamı ormanlarından yöre halkı hane başına 500 bin ile 800 bin arasında hane başına yıllık gelir elde ediyorlar.
]]>ESRA NUR PERVAN
Trabzon’un Çaykara ilçesinde vatandaşlar, önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de Danıştay’ın iptal kararına karşın HES projesinin yeniden başlatılmasını protesto etti. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, “Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız” dedi.
Trabzon’un önemli turizm merkezlerinden Uzungöl’de yapılması planlanan HES projesine karşı bölge halkı, basın açıklaması yaptı. Uzungöl Turizimciler Derneği Başkanı Mehmet Keleş, şunları söyledi:
“UZUNGÖL HES PROJESİ İLE CEZALANDIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”
“Uzungöl’e ve Solaklı Vadisi’ne sahip çıkmak için bizimle beraber olan kıymetli vatandaşlarımız; bugün buraya toplanmamızın nedeni; ülkemizin ve bölgemizin en önemli turizm merkezlerinden olan Uzungöl’e yapılması planlanan HES projesidir. Daha önce Trabzonspor’un adıyla ruhsatı alınan Uzungöl HES 2012 yılında ÇED raporu almıştır. Turizme ve çevreye vereceği zararını öngören bölge insanlarımız çok güçlü şekilde projeye karşı çıkmış ve hukuki yola başvurmuştur. Uzungöl’de, toplumun her kesiminden insanların olduğu büyük çaplı protesto gösterileri düzenlenmiştir. Danıştay’ın iptal kararına rağmen ne olduysa, proje yeniden yürürlüğe girmiştir. Trabzonspor bu projeyi uygulamaktan vazgeçmemiş ve projenin çok büyük kısmını özel bir firmaya satmıştır. Bu projede Trabzonspor’un sadece adı kalmıştır. Trabzonspor’un bu projeden beklediği gelir yıllık ortalama olarak 1 milyon dolar civarındadır fakat Uzungöl’ümüz turizm potansiyeli ile ülke ekonomisine katkısı yıllık ortalama 1.5 milyar dolardı. Bu da HES’ten beklenen gelirin 1500 katıdır. Bu yıl Uzungöl turizminin 50. yılını kutlamayı planlarken, üzülerek ifade etmek isteriz ki, Uzungöl HES projesi ile cezalandırılmaya çalışılmaktadır. Kanunlardaki ilgili maddelere göre projenin onaylanan ÇED raporu, veriliş tarihinden başlamak üzere, 7 yıl içinde inşaata başlama zorunluluğu vardır. Gelinen bu noktada sürenin dolmasına rağmen hiçbir şekilde inşaata başlanmamıştır. Bu yıl itibarıyla ÇED raporunun üzerinden tam olarak 11 yıl geçmiştir. Biz Uzungöl halkı olarak yeniden bu projeyi mahkemeye verdik ve sonucunu büyük bir dikkatle beklemekteyiz.
“İNSANLARA DERENİN KURUDUĞUNU NASIL AÇIKLAYACAKSINIZ”
Şimdi bu projeye olumlu bakan zihniyetlere soruyoruz; 40 yıldan beri çıkarılamayan imar planları yüzünden ideal yapılaşmasını sağlayamayan Uzungöl insanına, bu projeyi resmiyete döktüğünüzü nasıl açıklayacaksınız? Uzungöl’de pencere ölçülerine, çatı yüksekliklerine, ormandan kuru ağaç toplamaya karışan koruma anlayışına soruyoruz; gölden 600 metre mesafede, sit alanının içindeki bu projeye nasıl izin verdiğinizi açıklayabilecek misiniz? Bu proje ile insanların seyrede seyrede Uzungöl’e çıktığı Solaklı Deresi 10 kilometre boyunca yok olacakken, bu manzaraya alışmış insanlara derenin kuruduğunu nasıl açıklayacaksınız? Zaten çözüme kavuşturulamayan trafik problemi, HES inşaatının getirdiği çamur, betonlama ve kazı çalışmasıyla en az iki katına çıkacağını düşündünüz mü? Uzungöl’de kış vakti çeşitli bahaneler sunularak evlerini başlarına yıktığınız insanların gözlerine baka baka bu katliama nasıl müsaade edeceksiniz? Fırtına Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilip, Solaklı Vadisi’ndeki HES’lerin iptal edilmemesinin bir açıklaması var mıdır? Turizm potansiyeli olarak, Karadeniz bölgesinde, Solaklı Vadisi’nin üzerinde başka bir vadi var mıdır? Uzun yıllardan beri bölgedeki alabalık neslini devam ettirmek için yoğun çabalar ve büyük paralar harcayan kurumlarımızın, alabalığın başına geleceklerden hiç mi haberi yoktur? Yerleşim bölgelerinin altından geçecek olan HES tünellerinin potansiyel tehlike oluşturmasından dolayı, facialara yol açmayacağını kim ve kimler garanti edebilir?
“BİZİM TEK DERDİMİZ DERELERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTIR”
Şimdi buradan en başta devlet yetkililerine sesleniyoruz; bir an önce bu projenin yeniden incelenmesini ve bu tarihi yanılgıdan bir an önce dönülmesini talep ediyoruz. Bizim tek derdimiz, toprağımıza olan minnet borcumuzun gereği olarak, derelerimize sahip çıkmaktır. Biz hiçbir siyasi oluşumun maşası değiliz. Biz halkın ta kendisiyiz. Biz bu dağların öz evlatlarıyız. Bütün memleket sevdalılarını, atalarının emanetlerine sahip çıkan herkesi ve gerçek Uzungöl dostlarını yanımızda görmek istiyoruz.”
]]>
Temel atma programında konuşan KOSKİ Genel Müdürü Ahmet Demir, Keçili Kanalı Islah Çalışmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak; proje ile Terziler Sitesi’nden başlayarak Aslım Caddesi’ne kadar uzanan bölgede taşkın riskini azaltacak, su birikintilerini önleyecek ve çevresel koku sorunlarını ortadan kaldıracak çalışmaları gerçekleştireceklerini ifade etti.
Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca çalışmanın hayırlı olması temennisinde bulunarak, “Hakikaten burası çok önemli bir projeydi. Bu ıslah çalışması bittiği zaman tertemiz çevre düzenlemesiyle, yan yollarıyla birlikte tüm sanayilerimizin kalbinde güzel bir aks olacak inşallah. Büyükşehir Belediye Başkanımız başkanlığında tüm ekibine, KOSKİ Genel Müdürümüze ve ekibine teşekkür ediyorum” açıklamasında bulundu.
Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Tüm AK Partili belediyeler olarak şehrimizin ihtiyacı olan her alanda çalışma yapıyoruz. Hem şehrimizin imarı, düzenli gelişmesi hem de hemşehrilerimizin günlük hayatta rahat bir şekilde yaşantılarını devam ettirebilmeleri için gayret ediyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere tüm ekibine teşekkür ediyorum. Burada yapılacak çalışma neticesinde inşallah Keçili Kanalı’nın çevresi çok daha farklı bir görünüme kavuşacak” ifadelerini kullandı.
“Biz şehrimizin kıymetini biliyoruz”
AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, “Başta Büyükşehir Belediye Başkanımızdan, KOSKİ Genel Müdürümüzden ve bu şehre hizmet eden kim varsa hepsinden Allah razı olsun. Bugün burada aslında birbirini tamamlayacak diğer alanlarda da bir işi başlatıyoruz. Sadece ıslah etmiyoruz, daha sonra burada oluşacak bant büyük bir ulaşım aksını da rahatlatacak. Kurumlar arasındaki iş birliği belediyelerimiz arasındaki güç birliği bu şehrin insanına hep hizmet olarak dönüyor. Bugün Türkiye’de baktığımız zaman belediyeciliğin bir marka olduğu şehir Konya Modeli bir belediyecilik. Bu şehre hizmet etmenin de ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Islah çalışmamızın şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.
“KOSKİ Türkiye’de marka haline geldi”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, KOSKİ’nin yaptığı çalışmalarla artık tüm Türkiye’de bir marka haline geldiğine dikkati çekti. Özellikle depremlerde ortaya koyduğu performansın tüm Türkiye’de takdir edildiğini vurgulayan Başkan Altay, KOSKİ Genel Müdürü Ahmet Demir’i ve tüm çalışanları tebrik etti. Depremlerin şehirleri dirençli hale getirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Başkan Altay, “Bunun iki ana nedeni var. Birincisi, fay hatları üzerinde olan ülkemizde kentsel dönüşüm ve şehirlerimizi depreme hazırlamamız gerekiyor. İkincisi de iklim değişikliği kapsamında özellikle yağmur suyu drenajlarının hızlıca şehirde yapılması gerekiyor. Çünkü yağış rejimleriyle ilgili ciddi sorunlar yaşıyoruz. KOSKİ’miz bu manada şehrimizde 2029 yılına kadar ciddi bir planlama gerçekleştirdi” dedi.
“Şehrimizin sorun oluşacak bölgelerine müdahaleler yapmaya devam edeceğiz”
Başkan Altay, Keçili Kanalı Islah Çalışması ile birlikte görüntü kirliliği ve kötü kokunun önüne geçileceğini belirterek, şöyle devam etti:
“1,5 milyarın üzerinde bir kaynakla şehrimizin sorun oluşacak bölgelerine müdahaleler yapmaya devam edeceğiz. Bugün de Keçili Kanalı’nın temelini atıyoruz. İlk etabı Terziler Sitesi, eski Selçuklu Belediyesi’nin bulunduğu alanda; ikinci etap da Ankara Yolu’yla Aslım Caddesi arasında bulunan 3.115 metre uzunluğunda, yaklaşık 240 milyon liraya mal olacak Keçili Kanalı ıslahımız bu bölgedeki yağmur suyunun drene edilmesi için bize önemli bir avantaj sağlayacak. Ayrıca burada ciddi bir görüntü kirliliği, suyun birikmesinden dolayı kötü kokudan büyük bir şikayet vardı. Onu da gidermiş olacağız. Ayrıca BÜSAN yönetimiyle yaptığımız görüşmelerde Milenyum ve Çelik caddelerinin yağmur suyunun Keçili Kanalı’na bağlanmasıyla ilgili KOSKİ ve yönetim birlikte bir çalışma yürütüyorlar. Bu bölge BÜSAN’la başlayan; sonrasında Aslım Caddesi civarında Yeni Sanayi alanlarının oluştuğu Eski Sanayi ve Karatay Sanayi’yi taşıyacağımız alan. O yüzden bölgenin ulaşımı açısından da yapmış olduğumuz bu ıslah çalışması, bize geliş-gidiş iki şeritten oluşan, üzerinde yapacağımız 11 menfezli hem raylı sistemin hem de araçların sanayi içine dağılımını sağlayacak yeni bir ana arter çıkarıyor. İnşallah Aslım Caddesi’nin devamında planlanan yeni çevre yoluna kadar bu caddeyi uzatmayı planlıyoruz. Böylece şehrimiz sanayi bölgelerinin yeni bir ana arter daha kazanmış olacak.”
“Konya Modeli Belediyecilik bir eser bırakmaktır”
“Konya Modeli Belediyecilik bir eser bırakmaktır” diyen Başkan Altay, “Burada da önemli bir işin temelini atıyoruz. Ama KOSKİ bunları yaparken bir taraftan da şehrimizin içme suyu sağlanması konusunda önemli işler yapıyor ve bu işi en ekonomik yapmak için büyük bir gayret içerisinde. Konya’mızda 2019 yılında asgari ücretle 440 metreküp su alınabilirken; bugün 2024 yılında asgari ücretle 826 metreküp su alınabiliyor. Yani neredeyse yarı yarıya ucuz bir şekilde şehrimize su temin etmeye gayret ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Konyamıza hayırlı olsun”
AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Betül Altınsoy da “Konya’mıza hayırlı olsun. Daha nice hayırlı hizmetleri Allah bize nasip etsin. Uğur Başkanıma, ilçe belediye başkanlarımın her birine, AK Parti’mize rekor oylarla sevinç yaşatan, zafer yaşatan başkanlarıma da teşekkür ediyorum. Biz küçüklüğümüzde İSKİ skandallarını duyduk. Ama KOSKİ’yi depremden sonra yardımseverliğiyle ve işin tecrübesiyle, ahlakıyla, bilimiyle tanıdık. Deprem bölgesindeki vatandaşlarımız için de belediyeciliğin ne olduğu, AK Parti belediyeciliğinin, Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin ne olduğu da gösterdikleri için doğru örnek oldukları için çok teşekkür ediyorum” değerlendirmesini yaptı.
Konuşmaların ardından Lale Caddesi-Ankara Yolu-Aslım Caddesi arasında Keçili Kanalı Islah Projesi’nin temeli atıldı. – KONYA
]]>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Bosna Hersek programı çerçevesinde Türk Temsil Heyet Başkanlığını ziyaret etti. Askeri törenle karşılanan Bakan Yaşar Güler, inceleme ve denetlemelerde bulunarak bölgede görev yapan Mehmetçiğe hitap etti. Güler, “Dost ve kardeş ülke Bosna Hersek’i ziyaret etmekten ve bu vesileyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin de yakından takip ettiği üzere gerginliklerin çatışmalara, hatta savaşlara dönüştüğü, uluslararası sınamaların üst seviyeye ulaştığı, bu bağlamda politik dengelerin de yeniden inşa edildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu hassas dönemde ülkemiz, bulunduğu jeopolitik konumu itibarıyla bölgesel ve küresel gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda askeri ve diplomatik alanda önemli hamleler yapan ülkemiz, bölgesinde ve dünyada oyun kurucu bir rol üstlenmeye başlamış, uluslararası konumunu daha da güçlendirmiştir” ifadelerini kullandı.
“Balkanlarda da barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına büyük önem veriyoruz”
Güler, “Türkiye Cumhuriyeti artık bölgesinde huzur, güven ve istikrarın merkezi olarak gıpta ile takip edilmekte, kritik bölge ve coğrafyalarda getirdiği çözüm önerileri, barış ve istikrara sağladığı katkılar ile müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmezi olmaktadır. Bu kapsamda Balkanlarda da barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına büyük önem veriyoruz ve biz çok iyi biliyoruz ki Balkanlarda istikrar olmaz ise ne doğusunda ne de batısında istikrar olamaz ve süratle bozulur. Köklü dostluk ve kardeşlik bağlarımız bulunan ve Balkanlardaki önemli ortaklarımızdan biri olan Bosna Hersek ile de yakın iş birliği içerisindeyiz. Bu bağlarımızın bir tezahürü olarak Bosna Hersek ile ilişkilerimiz, başta savunma ve güvenlik olmak üzere her alanda güçlenerek devam ediyor” şeklinde konuştu.
“EUFOR Althea Gücü misyonuna, en çok katkı sağlayan ülkelerden biriyiz”
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1994 yılından itibaren çeşitli misyonlara katkı sunduğu Bosna Hersek’teki varlığını bugün, Avrupa Birliği Barış Gücü (EUFOR) misyonunun barışı destekleme ve koruma görevi kapsamında başarıyla sürdürdüğünü vurgulayan Güler, “Nitekim EUFOR Althea Gücü misyonuna, başlangıcından itibaren en çok katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. Saraybosna’daki Çok Uluslu Tabura tahsisli birliğimizin yanı sıra farklı şehirlerdeki irtibat ve izleme timlerimiz ile bölgenin güvenlik ve huzurunun sürdürülmesine de önemli katkılar sunuyoruz. Aynı zamanda Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri’ne muhtelif alanlarda destek sağlarken, Bosna Hersekli askeri personele de Türkiye’de çeşitli eğitimler veriyoruz. Ayrıca, burada faaliyet gösteren diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızla iş birliği içerisinde hayata geçirdiğimiz kültür, eğitim, sağlık ve sosyal projelerle, kardeş Bosna Hersek halkının yanında oluyoruz” dedi.
Güler konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, asırlardır ortak değerlerimizin bulunduğu bu coğrafyadaki varlığı, Bosna Hersek halkına da güven vermektedir. Siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarım da Türk askerine duyulan bu sevgi ve güvene layık olmak için ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırıyor, ülkemizi en güzel şekilde temsil ediyorsunuz. 1994-1995 yılları arasında, Komutan Yardımcılığını yapmaktan büyük bir gurur ve onur duyduğum Bosna Hersek’teki unsurlarımızın bu özverili ve başarılı faaliyetlerini büyük bir memnuniyetle takip ediyorum. Vazifenizde başarı sağlamanız, yüksek disiplin ve iş birliğini gerekli kılmaktadır. Şunu unutmayın ki Türk askerinin sahip olduğu üstün nitelik ve kabiliyetler, burada iş birliği yaptığınız diğer ülkelerin personelleri tarafından da yakından takip edilmektedir. Dolayısıyla ülkemizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin uluslararası arenada saygınlığını ve itibarını temsil etme görevi, Bosna-Hersek özelinde sizlere de emanet edilmiştir. Bunun bilinci ve sorumluluğu ile çalışmalarınızı sürdürmenizi bekliyoruz. Sahip olduğunuz değerler ile aldığınız eğitim ve kurslar, sizlere tevdi edilen vazifenin altından rahatlıkla kalkmanıza imkan verecektir. Bu vesileyle bugüne kadar gösterdiğiniz yoğun gayret ve özveri için hepinize teşekkür ediyorum. Bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı aynı şevk ve heyecanla ve layıkıyla yerine getireceğinize yürekten inanıyor, hepinize üstün başarılar diliyorum.” – SARAYBOSNA
]]>Güler, Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da bulunan Avrupa Birliği Barış Gücü Misyonu (EUFOR) Türk Temsil Heyeti Başkanlığını ziyaret etti.
Başkentteki Butmir Kışlası’na gelen Güler’i, Türk Temsil Heyeti Başkanı Albay Oğuzhan Pehlivan karşıladı.
Burada görev yapan Türk askerlerine hitap eden Bakan Güler, gerginliklerin çatışmalara, savaşlara dönüştüğü, uluslararası sınamaların üst seviyeye ulaştığı, bu bağlamda politik dengelerin de yeniden inşa edildiği bir süreci yaşadıklarını söyledi.
Hassas bir dönemden geçildiğini dile getiren Güler, şöyle konuştu:
“Ülkemiz, bulunduğu jeopolitik konumu itibarıyla bölgesel ve küresel gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Cumhurbaşkanı’mızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda askeri ve diplomatik alanda önemli atılımlar yapan ülkemiz, bölgesinde ve dünyada oyun kurucu bir rol üstlenmeye başlamış, uluslararası konumunu daha da güçlendirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti artık bölgesinde huzur, güven ve istikrarın merkezi olarak gıpta ile takip edilmekte, kritik bölge ve coğrafyalarda getirdiği çözüm önerileri, barış ve istikrara sağladığı katkılar ile müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmezi olmaktadır.”
Balkanlar’da barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına büyük önem verdiklerini aktaran Bakan Güler, “Köklü dostluk ve kardeşlik bağlarımız bulunan ve Balkanlar’daki önemli ortaklarımızdan biri olan Bosna Hersek ile de yakın işbirliği içerisindeyiz, bu bağlarımızın bir tezahürü olarak Bosna Hersek ile ilişkilerimize, başta savunma ve güvenlik olmak üzere her alanda güçlendirerek devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Kültür, eğitim, sağlık ve sosyal projeleriyle, kardeş Bosna Hersek halkının yanında oluyoruz”
Milli Savunma Bakanı Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1994 yılından itibaren Bosna Hersek’te çeşitli misyonlara katkı sunduğunu, EUFOR kapsamında barışı destekleme ve koruma görevini başarıyla sürdürdüğünü kaydetti.
Türkiye’nin, EUFOR Althea Gücü Misyonuna başlangıcından itibaren en çok katkı sağlayan ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Güler, “Saraybosna’daki çok uluslu tabura tahsisli birliğimizin yanı sıra farklı şehirlerdeki irtibat ve izleme timlerimiz ile bölgenin güvenlik ve huzurunun sürdürülmesine de önemli katkılar sunuyoruz. Aynı zamanda, Bosna Hersek Silahlı Kuvvetlerine muhtelif alanlarda destek sağlarken Bosna Hersekli askeri personele de Türkiye’de çeşitli eğitimler veriyoruz. Ayrıca, burada faaliyet gösteren diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızla işbirliği içerisinde hayata geçirdiğimiz kültür, eğitim, sağlık ve sosyal projeleriyle kardeş Bosna Hersek halkının yanında oluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin asırlardır ortak değerlerinin bulunduğu Bosna Hersek’teki varlığının ülke halkına da güven verdiğini, görev yapan Türk askerinin kendilerine duyulan sevgi ve güvene layık olmak için ay yıldızlı bayrağı gururla dalgalandırdığını, Türkiye’yi en güzel şekilde temsil ettiğini söyledi.
Güler, kendisinin de 1994-1995 yıllarında komutan yardımcılığını yapmaktan büyük bir gurur ve onur duyduğu Bosna Hersek’teki unsurlarının, özverili ve başarılı faaliyetlerini büyük bir memnuniyetle takip ettiğini aktardı.
Türk askerinin sahip olduğu üstün nitelik ve kabiliyetlerin, aynı yerde işbirliği yaptıkları diğer ülkelerin personelleri tarafından da yakından takip edildiğini belirten Güler, “Ülkemizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin, uluslararası arenada saygınlığını ve itibarını temsil etme görevi, Bosna Hersek özelinde sizlere de emanet edilmiştir. Sahip olduğunuz değerler ile aldığınız eğitim ve kurslar, sizlere tevdi edilen vazifenin altından rahatlıkla kalkmanıza imkan verecektir. Bu vesileyle bugüne kadar gösterdiğiniz yoğun gayret ve özveri için hepinize teşekkür ediyorum.”
Güler, ziyaret kapsamında EUFOR Komutanı Tümgeneral Laszlo Sticz ve NATO Saraybosna Komutanı Tuğgeneral Pamela Mcgaha ile de görüştü.
Ziyaretlerde Bakan Güler’e, Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisi Sadık Babür Girgin de eşlik etti.
]]>Bölgenin 2023 yılındaki performansını değerlendirmek ve gelecek hedeflerini paylaşmak üzere BSH Ev Aletleri Grubu’nun Gelişen Pazarlar Bölgesi (REM) Üst Yöneticisi (CEO) ve Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Sığın ile BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi CFO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedef Ataman sözcülüğünde bir basın toplantısı yapıldı.
Toplantıda konuşan Sığın, dünya çapında 39 fabrikası ve 60 bini aşkın çalışanı ile BSH’nin dokunduğu en büyük coğrafya olan Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde güçlü bir yılı geride bıraktıklarını belirtti.
Sığın, “130 ülke ile çok geniş bir coğrafyada 4,6 milyarlık büyük bir nüfusu barındıran bölgemizde, 2024 yılında karlı büyümemizi sürdürme hedefiyle yol alıyoruz. Büyük çeşitliliklere ve farklı dinamiklere ev sahipliği yapan bu bölge büyüme potansiyeliyle bizim için her zaman önemli fırsatlar sunuyor. 13 iştirak, 9 fabrika, güçlü global marka portföyü, yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz ile Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde 2023 yılını güçlü bir performansla tamamladık” diye konuştu.
“Bu başarının taşıyıcı gücü Türkiye oldu”
Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde 2027 yılına kadar her yıl çift haneli büyüme hedeflerini koruduklarını vurgulayan Sığın,”2020 yılında yakaladığımız büyüme ivmesi devam ediyor. REM pazar büyüklüğünün 2030 yılına kadar 51 milyar avroya ulaşmasını bekliyoruz. Bu başarının taşıyıcı gücü ise gururla ifade etmeliyiz ki Türkiye oldu.” dedi.
Sığın, BSH Ev Aletleri Grubu’nun dünyadaki en büyük tesislerinden BSH Çerkezköy fabrikalarındaki üretimin yüzde 56’sının ihraç edildiğine dikkati çekerek, “Başta Avrupa olmak üzere 150 ülkeye ihracat yapıyoruz. Sadece kendi bölgemizdeki 44 ülkeye Türkiye’den ürün gönderiyoruz. Çerkezköy’de üretilen ürünlerimiz Çin’e kadar ulaşıyor. Bu aynı zamanda Çin’e trenle yapılan ilk sevkiyat özelliği taşıyor. Global pazardaki konumumuzu daha da güçlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Tüketicilerin birbirinden farklı ihtiyaç ve beklentilerine odaklanarak sürdürülebilir çözümler sunduklarını belirten Sığın, aynı zamanda bölgede istihdama da katkı sunduklarını ifade etti.
Sığın, bölgede 10 binden fazla kişiye istihdam sağlayan BSH’nin Mısır’daki yeni fabrikayla beraber doğrudan ve dolaylı 1000 kişiye iş fırsatı yaratacaklarını belirterek, son teknoloji ürünü fabrikanın sürdürülebilirlik yaklaşımıyla tasarlandığını ve HF filtresi gibi bazı teknolojilerin Mısır’da ilk kez uygulandığını söyledi.
Şirketin, Vietnam’da kurulan yeni iştirakı ve Türkiye’deki lojistik hizmet merkezi gibi gerçekleştirdikleri yatırımlara dikkati çeken Sığın, ‘Yerel pazarlara olan yakınlık hedefimiz ve küresel stratejilerimiz doğrultusunda büyümeye devam ediyoruz.’ açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin üretim, AR-GE, insan kaynaklarının yanı sıra iş modellerinde de bölgeye rol modeli olma özelliği taşıdığına ve yeni nesil deneyim mağazacılığının tüm dünyada öne çıktığına değinen Sığın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“BSH’nin Türkiye’de Bosch, Siemens, Profilo marka konseptli 3 binden fazla lokasyonda mağazası yer alıyor. BSH, 2024 yılında 18 lokasyona ulaşmayı planladığı Mısır’da 9 mağaza ile hizmet veriyor. Geniş mutfakları, rahat ve mekana yayılmış ürün sergileme alanları ile dikkati çeken Güney Afrika’daki premium showroomlarında da kısa süre önce satışa başlandı. BSH diğer ülkelerde de örnek aldığı bu showroom alanlarını artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca Singapur, Tayland, Malezya’daki deneyim mağazalarımızın yanında Endonezya ve Vietnam’daki bayi yatırımları ile de REM bölgesindeki lokasyon sayısını da artırıyoruz.” dedi.
Sığın, çevresel sorumluluklarını bir adım öteye taşıyarak sürdürülebilir ve verimli ürünler sergilemek üzere yeni bir mağaza konsepti geliştirdiklerini belirtti.
Türkiye’nin pek çok ilinde yaptıkları “Deneyim Mağazacılığı” yatırımları ile geniş alanlarda pişirici ürün grubu, elektrikli süpürge ve premium kahve makineleri gibi pek çok ürünü müşterilerinin mağazalarda deneyimleyip keyifli vakit geçirebildiklerini vurgulayan Sığın, “Bunun yanında güneş enerjisi kullanan ilk sürdürülebilir mağaza konseptimizi de 2023’te Türkiye’de hayata geçirdik.” dedi.
“Sürdürülebilir bir gelecek için taahhütlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz”
Sürdürülebilirlik konusunda değerlendirmelerde bulunan Sığın, 2030 yılına kadar kullanılan elektriğin yüzde 100’ünün yeşil enerji kaynaklarından elde etmek için çalışmalarını sürdürdüklerini, ayrıca değer zincirlerinde meydana gelen dolaylı emisyonları, 2030’a kadar 2018’e kıyasla yüzde 15 azalmayı hedeflediklerini aktardı.
Ergene bölgesinde yer alan BSH Türkiye’nin, 2017-2023 yıllarını kapsayan dönemde toplam yaklaşık 523 bin m3 su tasarrufunda bulunduğu açıklandı.
2030’a kadar ürünlerinin yüzde 50’sini geri dönüştürülmüş malzemelerden üretmeyi ve ürünlerdeki yeniden kullanılabilir malzeme oranını en az yüzde 95’e çıkarmayı hedeflediklerini vurgulayan Sığın, “Bu çabalarımızla, sürdürülebilir bir gelecek için taahhütlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz.” dedi.
Gelişen Pazarlar Bölgesi’nin lokomotifi Türkiye
BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi CFO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedef Ataman, bu yıl itibarıyla gelecek dönem için yatırım planlarını iki katına çıkardıklarını belirterek, özellikle teknoloji alanında yatırımlarıyla gezegene ve müşterilerine olan sorumluluklarının bilincinde, sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalar yürütmeye devam edeceklerini aktardı.
İmza attıkları inovasyonlarla müşterilerinin evdeki yaşam kalitesini artırmak için çalıştıklarını söyleyen Ataman, “Yeni fabrika ve iştiraklerimiz, kapasite artırımlarımız, AR-GE yatırımlarımız, büyüyen mağaza ve bayii ağımız ile de bölgede çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yıl Gelişen Pazarlar Bölgesi’nin lokomotifi Türkiye oldu. Türkiye’de faaliyete başladığımızdan bu yana 1.3 milyar avro tutarında yatırım ile ülkenin üretimine, ihracatına, istihdamına katkı sağladık. Bu yıl da yatırımlarımızı hem Türkiye hem de bölgede sürdürerek karlı büyümemizi koruyacağız.” yorumunu yaptı.
]]>Avrupa’nın önde gelen ev aletleri üreticilerinden BSH’nin dört ana yönetim bölgesinden biri olan Gelişen Pazarlar Bölgesi (REM), stratejik önemi ve operasyonlardaki başarısı ile öncü konumunu koruyor. Nisan 2020’den bu yana Türkiye’den yönetilen bölge 2023 yılında da yatırımların çekim merkezi oldu. Bölgenin 2023 yılındaki performansını değerlendirmek ve gelecek hedeflerini paylaşmak üzere BSH Ev Aletleri Grubu’nun Gelişen Pazarlar Bölgesi CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Sığın ile BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi CFO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedef Ataman sözcülüğünde bir basın toplantısı düzenlendi.
BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi CEO’su olarak görevi Mayıs 2023’te devralan Gökhan Sığın, yaptığı değerlendirmede, “Dünya çapında 39 fabrikası ve 60 bini aşkın çalışanı ile şirketimizin dokunduğu en büyük coğrafya olan Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde güçlü bir yılı geride bırakıyoruz. 130 ülke ile çok geniş bir coğrafyada 4,6 milyarlık büyük bir nüfusu barındıran bölgemizde, 2024 yılında karlı büyümemizi sürdürme hedefiyle yol alıyoruz. Büyük çeşitliliklere ve farklı dinamiklere ev sahipliği yapan bu bölge büyüme potansiyeliyle bizim için her zaman önemli fırsatlar sunuyor. 13 iştirak, 9 fabrika, güçlü global marka portföyü, yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz ile Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde 2023 yılını güçlü bir performansla tamamladık” dedi.
İhracat ve Yatırım Merkezi: Türkiye
Sığın ayrıca, Gelişen Pazarlar Bölgesi’nde 2027 yılına kadar her yıl çift haneli büyüme hedefini koruduklarını belirterek bu büyümenin itici gücünün Türkiye olduğuna da vurgu yaptı. Sığın, sözlerine şöyle devam etti: “2020 yılında yakaladığımız büyüme ivmesi devam ediyor. REM pazar büyüklüğünün 2030 yılına kadar 51 milyar euroya ulaşmasını bekliyoruz. Bu başarının taşıyıcı gücü ise gururla ifade etmeliyiz ki Türkiye oldu.”
BSH Ev Aletleri Grubu’nun dünyadaki en büyük tesislerinden BSH Çerkezköy fabrikalarındaki üretimin yüzde 56’sının ihraç edildiğine dikkat çeken Sığın “Başta Avrupa olmak üzere 150 ülkeye ihracat yapıyoruz. Sadece kendi bölgemizdeki 44 ülkeye Türkiye’den ürün gönderiyoruz. Çerkezköy’de üretilen ürünlerimiz Çin’e kadar ulaşıyor. Bu aynı zamanda Çin’e trenle yapılan ilk sevkiyat özelliği taşıyor. Global pazardaki konumumuzu daha da güçlendiriyoruz” şeklinde konuştu.
Sığın sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye aynı zamanda know-how ihracatıyla öne çıkıyor. Buradaki deneyim ve birikimiyle rol model olan örnek çalışmalara imza atan Türkiye’de bu yıldan itibaren yatırımlarımızı iki kat artırmayı planlıyoruz.”
Mısır’da yeni fabrika yatırımı
Tüketicilerin birbirinden farklı ihtiyaç ve beklentilerine odaklanarak sürdürülebilir çözümler sunduklarını belirten Sığın, aynı zamanda bölgede istihdama da katkı sunduklarına işaret etti. Sığın bölgede 10 binden fazla kişiye istihdam sağlayan şirketin Mısır’daki yeni fabrikayla beraber doğrudan ve dolaylı 1000 kişiye iş fırsatı oluşturacaklarını belirtti. Gökhan Sığın, son teknoloji ürünü fabrikanın sürdürülebilirlik yaklaşımıyla tasarlandığını vurgularken HF filtresi gibi bazı teknolojilerin Mısır’da ilk kez uygulandığını paylaştı. Geçen yıl temeli atılan fabrikada 2025 yılında 80 bin adet fırın üretilmesi planlanıyor. Geçen yıl yapılan yatırımlara Vietnam’daki yeni iştirak ve Türkiye’deki lojistik hizmet merkezini örnek veren Sığın, “Yerel pazarlara yakınlık hedefimiz ve global stratejilerimiz doğrultusunda büyümeye devam ediyoruz” diye konuştu.
Sürdürülebilirlik odaklı deneyim mağazaları
Türkiye üretim, Ar-Ge, insan kaynaklarının yanı sıra iş modellerinde de bölgeye rol modeli olma özelliği taşıyor. Yeni nesil deneyim mağazacılığının tüm dünyada öne çıktığına değinen Gökhan Sığın, “BSH’nin Türkiye’de Bosch, Siemens, Profilo marka konseptli 3 binden fazla lokasyonda mağazası yer alıyor. Şirketimiz, 2024 yılında 18 lokasyona ulaşmayı planladığı Mısır’da 9 mağaza ile hizmet veriyor. Geniş mutfakları, rahat ve mekana yayılmış ürün sergileme alanları ile dikkat çeken Güney Afrika’daki premium showroom’larında da kısa süre önce satışa başlandı. Şirketimiz diğer ülkelerde de örnek aldığı bu showroom alanlarını artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca Singapur, Tayland, Malezya’daki deneyim mağazalarımızın yanında Endonezya ve Vietnam’daki bayi yatırımları ile de REM bölgesindeki lokasyon sayısını da artırıyoruz” dedi.
“Şirket olarak en son teknolojiye sahip enerji verimli ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin hayatını kolaylaştırırken gezegenimizin ve yeni nesillerin geleceği için sürdürülebilirliği tüm süreçlerimizin ana odağında tutuyoruz” diyen Sığın, çevresel sorumluluklarını bir adım öteye taşıyarak sürdürülebilir ve verimli ürünler sergilemek üzere yeni bir mağaza konsepti geliştirdiklerini belirtti.
Sığın, “Türkiye’nin pek çok ilinde yaptığımız ‘Deneyim Mağazacılığı’ yatırımları ile geniş alanlarda pişirici ürün grubu, elektrikli süpürge ve Premium kahve makinelerimiz gibi pek çok ürünümüzü müşterilerimiz mağazamızda deneyimleyip keyifli vakit geçirebiliyor. Bunun yanında güneş enerjisi kullanan ilk sürdürülebilir mağaza konseptimizi de 2023’te Türkiye’de hayata geçirdik” dedi.
Hedef: 2030’a kadar ürünlerin yüzde 50’sini geri dönüştürülmüş malzemelerden üretme
Yapılan açıklamaya göre, sürdürülebilirliği bütünsel bir bakış açısıyla ele alan şirket, enerji verimliliğini artıran projeleri ve yeşil enerji kullanımına gösterdiği hassasiyet ile 2020 yılından bu yana Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını tüm lokasyonlarında karbon-nötr olarak gerçekleştiriyor. Önlenemeyen emisyonlar için de karbon dengeleme projelerine destek veriyor. Son beş yılda yaklaşık 26.810 MWh enerji tasarrufunda bulunarak 10 bin 723 ton karbondioksit (CO2) emisyonundan kaçınan BSH Türkiye’nin bu tasarrufu yaklaşık olarak 4 kişilik 116 bin 568 ailenin enerji tüketimine tekabül ediyor. 2030 yılına kadar kullanılan elektriğin yüzde 100’ünü yeşil enerji kaynaklarından elde etmek için çalışmalarını sürdüren BSH Türkiye ayrıca, Kapsam 3 emisyonları olarak da bilinen, değer zincirlerinde meydana gelen dolaylı emisyonları, 2030’a kadar 2018’e kıyasla yüzde 15 azalmayı hedefliyor. Şirket 2030 yılına kadar 54 GWh’lik enerji tasarrufu sağlama hedefinin yüzde 55’ini 2019-2023 yılları arasında gerçekleştirmiş bulunuyor. Yakın bir zamanda su kıtlığı tehdidiyle karşı karşıya olan Ergene bölgesinde yer alan BSH Türkiye, 2017-2023 yıllarını kapsayan dönemde toplam yaklaşık 523 bin metreküp (yüzde 30) su tasarrufunda bulundu. Bu oran, 209 olimpik havuzuna tekabül ediyor.
2030’a kadar ürünlerinin yüzde 50’sini geri dönüştürülmüş malzemelerden üretmeyi ve ürünlerdeki yeniden kullanılabilir malzeme oranını en az yüzde 95’e çıkarmayı hedeflediklerini vurgulayan Sığın, “Bu çabalarımızla, sürdürülebilir bir gelecek için taahhütlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” dedi.
Gelişen pazarlar bölgesinin lokomotifi Türkiye oldu
BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi CFO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedef Ataman, bu yıl itibarıyla önümüzdeki dönem için yatırım planlarını iki katına çıkardıklarını belirterek, özellikle teknolojiye yatırımlarıyla gezegene ve müşterilerine olan sorumluluklarının bilincinde, sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalar yürütmeye devam edeceklerini aktardı. İmza attıkları inovasyonlarla müşterilerinin evdeki yaşam kalitesini artırmak için çalıştıklarını söyleyen Sedef Ataman, “Yeni fabrika ve iştiraklerimiz, kapasite artırımlarımız, Ar- Ge yatırımlarımız, büyüyen mağaza ve bayii ağımız ile de bölgede çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yıl Gelişen Pazarlar Bölgesi’nin lokomotifi Türkiye oldu. Türkiye’de faaliyete başladığımızdan bu yana 1,3 milyar euro tutarında yatırım ile ülkenin üretimine, ihracatına, istihdamına katkı sağladık. Bu yıl da yatırımlarımızı hem Türkiye hem de bölgede sürdürerek karlı büyümemizi koruyacağız” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Tarım ve Orman Bakanlı İbrahim Yumaklı Kastamonu’daki programları çerçevesinde Devrekani ilçesinde yapımı devam eden Devrekani Hayvancılık Organize Tarım Bölgesi’nde incelemelerde bulundu. 2025 yılının ortalarında hizmet vermeye başlaması planlanan bölgedeki çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Yumaklı’ya Kastamonu Valisi Meftun Dallı, AK Parti Kastamonu Milletvekili Devrekani Belediye Başkanı Engin Altıkulaç ve yetkililer eşlik etti. İncelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Yumaklı, Türkiye genelindeki organize tarım bölgelerinin sayısını 100’e çıkartmayı hedeflediklerini söyledi.
“Türkiye çapında bu adedi 100’e çıkarmakla ilgili bir hedefi yürütüyoruz”
Organize tarım bölgeleri için uzun süredir çalışmalar yürüttüklerini belirten Bakan Yumaklı, “Bu çalışmaların en önemli ayağı da şehrin özelliklerine uygun olarak, eğer jeotermal varsa jeotermal kaynakların enerjide kullanılmasını sağlayacak organize tarım bölgeleri yapıyoruz. ya da şeylerin farklı özelliklerine göre besi organize tarım bölgeleri kurulmaya devam ediyor. Hali hazırda Türkiye’de 60 organize tarım bölgesinin kurulumu devam ediyor. Bunlardan 40’ı tüzel kişiliğini kazanmış durumda. Bazıları bittikten sonra peyderpey üretime başlamış durumdalar. Biz Türkiye çapında bu adedi 100’e çıkarmakla ilgili bir hedefi yürütüyoruz. Inşallah çok farklı bölgelerde, farklı illerimizde öncelikle o bölgenin ihtiyacını karşılayacak, ondan sonra da etrafındaki yakın illerin ihtiyacını karşılayacak hem bitkisel hem de hayvansal üretim yapacak, organize tarım bölgelerini hayata dahil etmiş olacağız, faaliyetlerini başlatmış olacağız” dedi.
“Şartlar uygun olursa burası belki de bu yılın sonlarına doğru artık üretim faaliyetine geçebilecek”
Devrekani Hayvancılık Organize Tarım Bölgesi ile ilgili de bilgi veren Bakan Yumaklı, ” Burada, bu bölgenin özelliklerine uygun olarak hayvancılık konusunda ciddi bir tecrübe var. Bu tecrübeyi hayata geçirecek olan, biraz dağınık olan bir yapıyı toplayacak, aynı zamanda ekonomik olarak da hayata geçirilmesini sağlayacak bir proje. Şu anda planlamalar 2025’in Haziran ayı gibi göstermekle birlikte, eğer şartlar uygun olursa burası belki de bu yılın sonlarına doğru artık üretim faaliyetine geçebilecek. Burası işletmelerimizin kendi alanları itibariyle üretime başlayabilecekleri bir alan olmuş olacak. Yaklaşık 20 bin hayvanlık bir bölge burası. 81’e yakın işletme olmuş olacak”
“Geçtiğimiz yıl 31 milyar dolar olan ihracatımızı bu yıl daha üst rakamlara çıkarmak için gayret ediyoruz”
Organize tarım bölgelerini illerin tarımsal üretimlerine göre şekillendirdiklerini kaydeden Yumaklı, “Bazı illerin kendi durumlarına göre, kendi tarımsal üretimle alakalı kabiliyetlerine göre bu organize tarım bölgelerini planlamak bizim için çok önemli. Çünkü her yere bir standart organize tarım bölgesi düşünmüyoruz. Bütün bunları üreticimizin daha fazla üretmesini sağlamak, verimli ve kaliteli üretim yapılmasını sağlamak, bunların sonucunda da yakın bölgelerden başlayarak ülkenin ihtiyacı olan hem bitkisel hem daha hayvansal üretimin tüketicilere uygun şartlarda, uygun fiyatlarda ulaşmasını sağlamak hedefiyle yapıyoruz. Bunların etkileri bu yılın ortalarından itibaren faaliyete geçecek olan diğer organize tarım bölgeleriyle birlikte hissedilmiş olacak. Bütün amacımız hem bitkisel hem de hayvansal üretimi arttırmak, bütün bunları da verimli ve kaliteli bir şekilde yaparak sektörün gelişmesini ve güçlenmesini sağlamak. Elbette sadece ülkemizin ihtiyaçları için değil. Aynı zamanda çok ciddi tarımsal ürün ihracatı yapan bir ülkeyiz. Geçtiğimiz yıl 31 milyar dolar olan ihracatımızı bu yıl daha üst rakamlara çıkarmak için gayret ediyoruz” şeklinde konuştu. – KASTAMONU
]]>Dönmez, Karayolları 4. Bölge Müdürlüğü’nün sorumluluk alanındaki Seyitgazi- Kırka kara yolu güzergahında, 2 çarpı 2 bölünmüş ve Bitümlü Sıcak Karışım (BSK) kaplamalı yapılacak yol yapım çalışmalarının başlangıç noktasını ziyaret etti.
Şantiye kurulum çalışmalarının devam ettiği alanda incelemelerde bulunan Dönmez, gazetecilere yaptığı açıklamada, vatandaşlar için önemli bir projenin hayata geçirileceğini söyledi.
Dönmez, projenin bölge halkının hasretle beklediği projelerden biri olduğunu ifade ederek, “Bu çalışma kapsamında 3 adet köprümüz, 6,5 milyon metreküp hafriyat ve yaklaşık 60 bin metreküp beton dökülecek. Burası maalesef trafiğin ve kazaların yoğun olduğu bölgelerden birisi. Karayollarımız, her zaman olduğu gibi yine buraya da çözüm odaklı bakarak bu projenin hayata geçirilmesi için geçtiğimiz yıl ilk adımı attı, ihalesini yaptı. Sözleşmeye bağladı. Artık yüklenicimiz de burada. Şantiye kurulum çalışmaları başladı. Yukarıda göreceksiniz, ilk yol yarma çalışmaları da bir taraftan devam ediyor.” diye konuştu.
Projenin yaklaşık 1,8 milyar liralık bir bedeli olduğunu dile getiren Dönmez, “Ana güzergah mevcut yol geometrisini takip edecek ama zaman zaman yol konforu ve sürüş güvenliğini arttırabilmek adına güzergah dışında da bazı çalışmalarımız olacak. Ben bu çalışmada başta emeği geçen Ulaştırma Bakanımız olmak üzere Karayolları Genel Müdürümüze, Karayolları 4. Bölge Müdürümüze ve Eskişehir İşletmede görev alan tüm mühendis arkadaşlarımıza, çalışanlarımıza bölge halkı ve hemşehrilerim adına en kalbi teşekkürlerimi sunmak istiyorum. İnşallah en kısa süre içerisinde bu yol çalışmasını bitireceğiz.” dedi.
“Vatandaşımızın, hemşehrilerimizin kafasını karıştırmaya hakları yok”
Muhalefetin konuyu zaman zaman kötüye kullandığına değinen Dönmez, sözlerine şöyle devam etti:
“Buradan bir davette bulunmak istiyorum. Gelsinler çalışmayı yerinde görsünler. Vatandaşımızın, hemşehrilerimizin kafasını karıştırmaya hakları yok. AK Parti hükümetleri, bakanlığımız başladığı hiçbir çalışmayı yarıda bırakmadı. Bunu da inşallah zamanında bitireceğiz ve bölge halkının hizmetine sunmuş olacağız.”
Dönmez, bu etapla birlikte Seyitgazi-Kırka güzergahında önemli kazanımlar elde edileceğine dikkati çekerek, “Hız artışı söz konusu olacak. Yol konforunda bir artış sağlamış olacağız. Yol güvenliği artmış olacak. Tabii ki zamanımız kısalmış olacak, sürüş zamanımız. Bundan sonra da inşallah bu Kırka etabı da bittikten sonra da Afyonkarahisar’a giden ikinci etabın hazırlıklarına başlamış olacağız. Bu projenin bizim açımızdan bir başka önemli tarafı da biliyorsunuz, Eti Maden’in Kırka, Bor Madeni İşletmeleri var. Buradan yıllık 1 milyon ton civarında bir ürünü biz pazarlara naklediyoruz. Lojistik açısından son derece önemli. O lojistiğimizi de oldukça kolaylaştırmış olacak. Ben bu vesileyle buradaki yüklenici firmaya da şimdiden kolaylıklar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Dönmez’e ziyarette, MHP Seyitgazi Belediye Başkan adayı Erhan Erden, MHP Eskişehir İl Başkanı İsmail Candemir ve Karayolları 4.Bölge Müdürü Mehmet Fidan ve diğer ilgililer eşlik etti.
]]>Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14. Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“Tehditleri Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktu”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“Milyarlarca kişinin dayanışması sadece Filistin için değil insanlık için ümit”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“Mısır’la karşılıklı ziyaretler olabilir”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“Çalışma saatlerinin belli olduğu bir tempoya ihtiyaç var”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“Seçimden sonra içtüzük meselesini gündeme getireceğiz”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“Milletvekilleri camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamalı”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“Ermenistan’ın Azerbaycan’la sulh içinde yaşamaktan başka şansı yok”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
“Meclis’teki yer darlığını aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
(Bitti)
]]>Toros Dağları’nın eteklerindeki ilçeye bağlı kırsal Bozdoğan Mahallesi’nin muhtarı İbrahim Pelit’in, 2019’da Dünya Çiftçiler Günü kapsamında görüştüğü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bölgede gölet yapımı projesi başlatıldı.
Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen gölet, temelden 33,75 metre yüksekliğe ve 450 bin ton su tutma kapasitesine sahip olacak. Göletin gelecek sene yaz aylarında çiftçinin kullanımına sunulması hedefleniyor.
Zeytin başta olmak üzere üzüm, badem, kayısı, erik, incir, lahana, pırasa, domates ve biber gibi çok sayıda ürünün yetiştirildiği mahallede, gölet sayesinde 800 dekarlık alan sulanacak.
Yöre halkı, projenin tamamlanmasıyla kıraç topraklarda verimli üretim yapabilme fırsatına kavuşacak.
“Bu bir umut projesi”
Mahalle muhtarı İbrahim Pelit, AA muhabirine, 2019’da Dünya Çiftçiler Günü kapsamında düzenlenen programda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşme fırsatı bulduğunu söyledi.
Yöredeki su sıkıntısını Erdoğan’la paylaştığını anlatan Pelit, “Sayın Cumhurbaşkanı’mıza yöremizin su sıkıntısını anlatınca sağ olsun ilgi gösterdi. Talimatlarını verince ihalesi yapılıp projeye başlandı. Daha sonra araya pandemi ve deprem girince bir süreliğine beklemeye alındı. Şu an çalışmalarımız hızlı bir şekilde yeniden başladı.” diye konuştu.
Pelit, projenin bölge için çok kıymetli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bu bir umut projesi. Ürün çeşitliliğini geliştirecek, verimi artıracak, insanların hayallerini süsleyen bir proje. 40 yıldır dillendirilen ve bugün hayata geçmesini sabırsızlıkla beklediğimiz bir proje. En önemlisi, sosyolojik bir değişime vesile olacak. Köyden şehre göç edenlerin, tekrar geri dönüp kendisine yeni hayat kuracağı bir alan sunacak.”
Göletten civar mahallelerdeki tarım alanlarının da yararlanabileceğini aktaran Pelit, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 800 dekarlık bir alan sulanacak fakat biz zeytinde daha fazlasını sulayacağız. Zeytin o kadar su yoğunluğu gerektiren bir tür değil. Bu nedenle belki de binlerce dönüm arazi sulanacak. Proje bölgedeki tarımsal üretim için can suyu olacak. Buralar kıraç topraklar. Köyümüzün kendi su kaynağını da kışın burada depolayacağız. Kar sularının ve yağmurun Akdeniz’e akmasının da önüne geçmiş olacağız. Dolayısıyla burası bir cennet olacak.”
Bölge çiftçisi sulama imkanına kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyor
Geçimini çiftçilikle sağlayan mahalle sakinlerinden Veysel Kanar, üreticilerin projenin tamamlanması için gün saydığını belirtti.
Göletin bölge için önemine değinen Kanar, şunları kaydetti:
“Yapılmakta olan gölet tamamlandığı zaman köyümüzün kaderini değiştirecek. Burada zeytin, kayısı, üzüm gibi çeşitler bol miktarda yetişiyor ama suyumuz olmadığı için çok sıkıntı çekiyoruz. Gölet yapıldığı zaman Allah’ın izniyle sıkıntıların hepsi bitecek. Bir çığır açılmış, devrim yapılmış olacak. Başta Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere emeği geçen herkesten Allah razı olsun.”
Ejder Severoğlu da sulama imkanına kavuşmayı sabırsızlıkla beklediklerini belirterek, “Bu gölet köyümüz için 40 yıllık bir hayaldi. Tamamlandığı takdirde köyümüzün ürün çeşitleri artacak. Verimi katlayacak.” ifadelerini kullandı.
]]>Bakan Kacır, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde “İpekyolu Çarşısı” ile “Sosyal Girişimcilik Merkezi”nin açılışına katıldı.
Buradaki konuşmasında “asrın felaketi” olarak nitelendirilen ve 11 ilde ağır hasara neden olan deprem silsilesinin ardından devletin tüm imkanlarını en üst düzeyde seferber ettiğini dile getiren Kacır, Bakanlık olarak şehirlerin yeniden ayağa kalkması, ekonomik ve sosyal hayatın en kısa sürede eski günlerine dönmesi için çok boyutlu çalışmayı tüm paydaşlarla el ele yürüttüklerini belirtti.
Son 15 yılda sağladıkları teşviklerle cazibe merkezine dönüşen deprem bölgesinin kalkınma yolculuğuna güçlü bir şekilde devam etmesi için tarihin en kapsamlı yatırım teşvik paketini hayata geçirdiklerini söyleyen Kacır, şöyle devam etti:
“Depremde zarar görmüş iş yerleri için ilk 12 ayı geri ödemesiz, 36 ay vadeli Acil Destek Programı’nı uygulamaya koyduk. Gaziantep’te 481 işletmemize 216 milyon liralık kredi imkanı sağladık. Uluslararası finansman kaynaklarını da harekete geçirerek işletmelerimize can suyu niteliğinde olan Türkiye Deprem Sonrası Ekonomik Canlanma Projesi’ni başlattık. Dünya Bankası ve Japon Kalkınma Ajansı işbirliğiyle 590 milyon dolarlık finansmanı KOBİ’lerimize sunduk. Nurdağı ve İslahiye ilçelerimizde 750 bin lira, Gaziantep’in diğer ilçelerinde ise 650 bin lira KOBİ’lerimize 36 ay vadeli ve faizsiz sunduk.”
Bakan Kacır, işletmelerin onarım, tamirat ve ekipman alımları için ihtiyaç duydukları finansmana erişimi tesis ederek bölge ekonomisinin toparlanmasına destek olduklarını, destek programı kapsamında bugüne kadar Gaziantep’te 2 bin 657 işletmeye 1,2 milyar lira ödeme yaptıklarını, başvurusu onaylanan KOBİ’lerin destek ödemelerini de gelecek dönemde hızla devreye alacaklarını bildirdi.
Gelecek dönemde yeni finansman kaynaklarıyla KOBİ’lerin toparlanma sürecini desteklemeye devam edeceklerini dile getiren Kacır, Gaziantep’in inşası ve ihyasında her daim vatandaşların yanında oldukları ve olmaya da devam edeceklerini söyledi.
“Yeni sanayi tesisleri inşa etme” ve “depremden etkilenen sanayi işletmelerine kalıcı çözümler sunma” sözünün de adım adım gerçekleştiğini belirten Kacır, şunları ifade etti:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın takdirleriyle bugüne kadar şehrimize 11 yeni sanayi alanı ilan etmiştik. Gaziantep İslahiye Sanayi Alanı’nda depremden zarar görmüş işletmelerimize tahsis edilmek üzere 80 iş yerinin yapımını kısa süre içinde tamamlayacak ve bu sayıyı 160’a çıkaracağız. 11 sanayi alanımızın tamamını bacası tüten fabrikalarla donatacağız. Burada Amanos Dağları var. Türkiye’nin her yerinde nasıl dağları deldik, yolları açtık, Türkiye’yi tarihte görülmemiş bir hızla kalkındırdıysak, bu Amanos Dağları’nda da önümüzdeki dönemde tüneller açılacak ve Gaziantep bir Akdeniz şehrine dönüşecek. Gaziantep’in Akdeniz’e ve dünyaya açılan kapısı Nurdağı ve İslahiye olacak. Biz de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek üzere Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, ilan ettiği Nurdağı’nda 1 milyon metrekarelik sanayi alanını bugün az önce hep birlikte konuştuk hızla OSB olarak hayata geçireceğiz ve burada tüm parselleri büyük bir hızla yatırımcılarımıza sunacağız. Nurdağı ve Gaziantep’e hayırlı uğurlu olsun.
İslahiye’de 6 milyon 780 bin metrekarelik bir ekolojik yeşil endüstri bölgesini uluslararası pazarlara açılacak yatırımlarla buluşmak üzere Gaziantep’e kazandıracağız. OSB demek, endüstri bölgesi demek, yatırım, üretim, istihdam, ihracat kalkınma demek. Gaziantep, hem bölgemizin hem ülkemizin kalkınma yolculuğunda lokomotif şehir olmaya devam edecek.”
Gaziantep’in Türkiye Yüzyılı’nın parlak sayfalarına mührünü vuracağını söyleyen Bakan Kacır, şunları kaydetti:
“22 yıl öncesine dönüp baktığımızda, şehrimizde sadece 2 organize sanayi bölgesi yükseliyor ve planlı sanayi altyapımız ancak 53 bin vatandaşımıza ekmek kapısı oluyordu. Sanayicilerimizin talepleri doğrultusunda OSB’lerimizin sayısını 6’ya yükselttik. Sanayicilerimiz verdikleri sözleri tuttular, OSB’leri fabrikalarla donattılar ve bugün 250 binden fazla vatandaşımız istihdam ediliyor. Önümüzdeki dönemde ülkemizdeki siyasi istikrar ve bu istikrar sayesinde ortaya çıkan yatırım iştahı Gazianteplilerin girişimci ruhuyla, şehrimizin sanayileşme yolculuğunda emin adımlarla yürüyeceğimizden asırlık kazanımlar elde edeceğinden asla şüphe duymuyoruz.
Deprem bölgesindeki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmadık ve önümüzdeki süreçte de bırakmayacağız. Her türlü desteği sağlayarak vatandaşlarımızın umutlarını yeniden yeşertmeye devam edeceğiz.”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, depremin ardından devletin tüm gücüyle bölgede vatandaşının yanında olduğunu ve bir şehrin birlik ve beraberliğinin gücüyle adım adım ayağa kalktığını gördüklerini söyledi.
Gaziantep Valisi Kemal Çeber, yapılan konutları teslim etmeye başladıklarını belirterek, dünyada birçok afet bölgesine gittiğini, 6 Şubat’taki gibi bir felaketten bu kadar hızlı, koordineli kalkacak başka bir ülkenin olmadığını dile getirdi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de depremin ardından hemen ilçeye vardıklarını ve çalışmalara başladıklarını, yeni Nurdağı’nın da güvenli olması için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.
Konuşmaların ardından Nurdağı İpekyolu Çarşısı ile Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi’nin açılışı yapıldı.
Bakan Kacır ve protokol üyeleri, Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi’nde çocuklarla sohbet etti, çarşıda esnafın taleplerini dinledi.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kırklareli’nin Vize ve Demirköy ilçeleri çevre yolu açılışına katıldı. Açılışta konuşan Uraloğlu, kökleri binlerce yıl öncesine dayanan kadim tarihi, kültürel dokusu ve eşsiz doğal güzellikleriyle Trakya’nın saklı kalmış cenneti Kırklareli’nde Vize ve Demirköy Çevre Yolları’nın açılış töreni katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Uraloğlu, “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, ülkemizin ulaşım ve iletişim altyapısını güçlendirmek, modernize etmek ve vatandaşlarımıza daha konforlu bir yaşam sunmak hedefiyle önemli adımlar atıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekleştirdiğimiz projelerle, Türkiye Yüzyılı’nda şehirlerimizi birbirine daha da yaklaştırıyor, ulaşım altyapısını güçlendiriyoruz. Bilindiği üzere Trakya Bölgemiz; güçlü karayolu altyapısı, limanları, demir yolu ve hava yolu bağlantıları ile Avrupa’yı Asya’ya bağlayan köprü konumundadır. Özellikle Dereköy Sınır Kapısı üzerinden Bulgaristan’a ulaşım sağlaması, Edirne’den İstanbul’a kadar Trakya’yı kat eden otoyol ve devlet yoluna yakınlığı ile de lojistik açıdan büyük önem arz ediyor. Ayrıca Kırklareli; tarihi yapıları ve kültürel değerlerinin yanı sıra, tarım ve tarıma dayalı sanayi kollarıyla, üretim alanları, pazarlara yakınlığı ve iş gücü kaynakları ile bölgenin yatırıma açık merkezleri arasında yer almaktadır. Bu nitelikleriyle Kırklareli her gün büyüyor, gelişiyor, güzelleşiyor. Biz de bunun farkındayız ve Kırklareli’nin büyüme hızına ve artan trafik yoğunluğuna bağlı olarak yeni proje üretiyor, dev yatırımlar hayata geçiriyoruz. Bugün de Kırklareli’mize iki müjde ile Vize ve Demirköy Çevre Yollarımızın açılışı için geldik” diye konuştu.
“İlçe merkezindeki trafik yoğunluğu rahatlattık; hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım sağladık”
İstanbul’dan Kırklareli’ne ulaşım sağlayan güzergahta hayata geçirilen karayolu projeleri ile şehrin ulaşım altyapısını geliştirdiklerini belirten Uraloğlu, “Özellikle İstanbul’dan Kırklareli’ne ulaşım sağlayan güzergahta hayata geçirdiğimiz kara yolu projeleri ile şehrin ulaşım altyapısını geliştirmekteyiz. Bu kapsamda yürüttüğümüz önemli çalışmalar arasında yer alan Saray-Kırklareli Yolu’nun uzunluğu 71 kilometredir. Bu yolumuz bünyesinde tamamlayarak açılışını gerçekleştirdiğimiz Vize Çevre Yolumuzu; 6,3 kilometre uzunluğunda bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standardında inşa ettik. Projemiz ile; bölgede bulunan organize sanayi bölgeleri ile yurt içi ve yurt dışına sevkiyat yapan, kapasitesi yüksek kireç ve çimento fabrikalarından kaynaklanan ağır taşıt trafiği kentin dışına aldık. Transit trafiğin kesintisiz akışını tesis ederek ilçe merkezindeki trafik yoğunluğu rahatlattık; hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım sağladık” diye konuştu.
“İğneada bölgesindeki askeri faaliyetleri kapsamında sevk edilen ağır tonajlı askeri araçları geçişine uygun, hızlı ve güvenli ulaşım imkanı da sağlamış olduk”
Trakya Bölgesi’nin Karadeniz sahiline açılan en önemli turizm beldesi olan İğneada’ya ulaşımın sağlanması adına büyük önem taşıdığını aktaran Uraloğlu, “Pınarhisar-Demirköy-İğneada yolunda Trakya Bölgesi’nin Karadeniz sahiline açılan en önemli turizm beldesi olan İğneada’ya ulaşımın sağlanması adına büyük önem taşımaktadır. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve İstanbul illerinin İğneada’ya ulaşan tek aksıdır. Ayrıca Karadeniz kıyısındaki eşsiz longoz ormanları ve orman endüstrisine dayanan ekonomik faaliyetleriyle de öne çıkmaktadır. Demirköy-İğneada Yolumuzu 27,7 kilometre uzunluğunda, bitümlü sıcak karışım kaplamalı tek yol standardında projelendirdik. Yolumuzun Demirköy geçişinde de 5,5 kilometrelik Demirköy Çevre Yolu’nu tamamladık ve iş kapsamındaki 75 metrelik Bulanık Deresi Köprüsü’nü inşa ettik. Yolun kalan kesimlerinde de çalışmalara hızla devam ediyoruz. Demirköy Çevre Yolumuz ile; bölgedeki orman endüstrisinden kaynaklanan ağır taşıt trafiğinin ve özellikle yaz aylarında artış gösteren turistik trafiğin Demirköy şehir merkezinde neden olduğu yoğunluğunu rahatlattık. Bu yolumuzun çok önemli bir yanı daha var. Savunma Sanayii Başkanlığımızın ülkemizin güvenliği için önem arz eden İğneada bölgesindeki askeri faaliyetleri kapsamında sevk edilen ağır tonajlı askeri araçları geçişine uygun, hızlı ve güvenli ulaşım imkanı da sağlamış olduk” dedi.
“Kırklareli’nin demir yolu altyapısını da çok önemli yatırımlar yaptık”
Uraloğlu, “2002 yılında 77 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 257 kilometreye çıkardık. Kırklareli’yi; Edirne’ye, Tekirdağ’a, İstanbul’a bölünmüş yollar ile bağladık. Kırklareli’nin demir yolu altyapısını da çok önemli yatırımlar yaptık. Şehir içinde kalan tüm demir yolu altyapısını modernize ettik. 62 kilometresi Kırklareli’nden geçen 229 kilometre uzunluğundaki Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren projesi ile Kırklareli’ni İpek Demiryolu güzergahının önemli merkezlerinden biri haline de getiriyoruz. Bu proje kapsamında Kırklareli’nde Babaeski, Lüleburgaz, Büyükkarıştıran istasyonları olacak. Projenin tamamlanmasıyla; mevcut hat kapasitesini 4 kat artıracağız. Halkalı-Kapıkule (Edirne) arası yolcu seyahat süresini 4 saatten 1,5 saate; yük taşıma süresini ise 6,5 saatten 2,5 saate düşüreceğiz. Hattın hizmete alınmasıyla birlikte gelişmeye başlayacak ticari hareketlilik bölge insanımızın ve ülkemizin ekonomik süreçlerine, kalkınmasına ve gelişmesine çok büyük faydalar getirecektir” diye konuştu. – KIRKLARELİ
]]>Prof. Dr. Tolga Bekler: Biga’da küçük depremlerin oluşturduğu yeni bir fayın ortaya çıktığı söz konusu olabilir
ÇANAKKALE – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, 4 Şubat’tan bu yana Biga ilçesinde meydana gelen 150’ye yakın mikro depremler sonrası, küçük depremlerin oluşturduğu yeni bir fayın ortaya çıktığı söz konusu olabileceğini belirtti.
Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölge de yaşanan deprem hareketliliği sonrası, ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, bölgedeki son durumu değerlendirdi.
ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “Anadolu’nun tektonik yapısı diye tabir edilen fay zonlarına bakıldığı zaman bu gibi hareketliliğin dönem dönem yoğunlaştığının görüldüğünü söyledi. Bu yoğunlaşmanın en önemli sebeplerinden bir tanesinin de bölgesel gerilmelerin yada yerel gerilmelerin artması neticesinde olduğunu belirten Prof. Dr. Tolga Bekler, “Bu tür yoğunlukları görmek bizim için normal. Çok fazla bir deprem olduğunu söyleyemeyiz, ancak yaklaşık 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın mikro deprem diye tabir ettiğimiz küçük depremlerin bu bölgenin gerilme ortamına bağlı olarak oluştuğunu görüyoruz. Bu herhangi halk arasındaki tabiriyle büyük bir depremin ya da farklı bir yer hareketliliğinin öncüsü yada belirteci olduğunu söylememiz mümkün değil. Kaldı ki o bölgede bölgenin aktif faylarına yakın yada bu depremleri üretecek bir fay görülmemekte. Zaman zaman bu gerilmelerin neticesinde bu küçük depremlerin oluşturduğu yeni bir fayın ortaya çıktığımı söylemek söz konusu olabilir. Daha detaylı yer bilimleri çalışmasıyla ortaya çıkacak olan bir durum. Biz bunu Doğu Anadolu’da, Batı Anadolu’nun farklı bölgelerinde de görebiliyoruz. Biga zaten oldukça karmaşık bir bölge, yani Türkiye’deki tektonik yapılar içerisinde farklı tektonik rejimlerin geliştirdiği ciddi bir gerilme alanları oluşturan karmaşık bir bölge. Dolayısıyla bunu herhangi bir yere olumsuz anlam da çevirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Biga’da deprem hareketliliğinin beklenen büyük Marmara Depremi’ne etkisinin olup, olmayacağı konusunu da değerlendiren Tolga Bekler, “Vatandaşımızda, yönetimlerde hep Marmara’ya, İstanbul’a yönelik olarak sorular soruluyor ama ben artık bundan sonra İstanbul yada Marmara depremi değil, beklenen Anadolu depremi olarak yada Anadolu depremleri olarak düşünmek istiyorum. Bunu Maraş depreminde de gördük. Daha önce Van, İzmir depreminde gördük. Dolayısıyla bir depremin, bir başka depremle ilintisini ortaya çıkarabilecek fayların hareketliliğiyle doğrudan bir bağlantı söylememiz çok zor. Çünkü çok küçük bir hareketlilik. Farklı sebeplerden kaynaklanabiliyor. En önemli sebebi burada oldukça boyu kısa, geometrisi oldukça dar bir alanda gelişen bir faylanmanın ortaya çıkardığı küçük mikro depremler. Buradan İstanbul yada Marmara’yla alakalı bir yükleme, bir gerilmenin olması söz konusu olduğunu zannetmiyorum” diye konuştu.
]]>Zirveye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, İstanbul Valisi Davut Gül, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) Genel Sekreter Yardımcısı ve Büyükelçi Merve Safa Kavakcı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Genel Sekreteri Asaf Hajiyev, eski bakanlardan Ali Talip Özdemir ile çok sayıda yerli ve yabancı davetli katıldı.
Etkinlikte konuşan MGV Genel Başkanı Akkan Suver, dünyada küresel krizlerden geçildiğini, itilaflar ve savaşlar yaşandığını söyledi.
İklim krizi, su kıtlığı, atık yönetimi ile boğuşulduğunu belirten Suver, şunları kaydetti:
“Gezegenimizde çatışmanın nedenini oluşturan itilaflar, savaşlar ve küresel iklim değişikliği ile ekonomide durgunluktan dolayı korkunç bir fırtına yaşıyoruz. Daha insancıl bir dünya için uluslararası işbirliğini geliştirmeyi hedefleyen diplomatik dil ve diplomasi kayboldu. Devletlerarası farklı ilişkilerin geliştiği yeni bir dönemin başlangıcındayız. Arkalarında popülizm ve demagojinin bulunduğu bu ilişkiyi son derece tehlikeli bulduğumuzu belirtmek isterim.
Gene bu düzende tabandan yukarıya doğru işleyen toplumlar oluşturuyoruz. Tepeden aşağıya değil. Karşı karşıya olduğumuz yeni dünya düzeninde geleneksel kuruluşlar, siyasi partiler, gücü paylaşan kurumlar önemini günden güne kaybediyor. Sosyal ağlarla, sosyal medya ile bireysel fikir ve güçlü mesajlarla yönetilen sanal bir düzene gidiyoruz. Savaşlar sürse de krizler devam etse de ben inanıyorum ki yarın bir şekilde bir araya geleceğiz. Gelmemiz de gerekir, yarınları barış, karşılıklı saygı içinde yaşayabilmemiz için sürdürülebilir, eşitlikçi, geleceği inşa etmek zorundayız. Bunun içinde güveni tekrar inşa etmeliyiz.”
“Marmara ana yol ticari hatlarının kesiştiği bir nokta”
KEİPA Genel Sekreteri Asaf Hajiyev de Marmara’nın Asya ve Avrasya arasında köprü olduğunun altını çizdi.
Bölgenin aynı zamanda ana yol ticari hatlarının kesiştiği bir nokta olduğunu dile getiren Hajiyev, “Marmara doğudan batıya ve kuzeyden güneye bir kesişme noktasıdır. Aynı anda bölge enerji kaynakları açısından da zengindir. Avrupa ve dünya piyasalarına bir çok enerji hattı buradan geçmektedir ama bölgenin en büyük zenginliği coğrafik konumu değildir. Enerji kaynaklarından zenginliği de değildir. Bölgenin asıl zenginliği, temel zenginliği halkıdır.” diye konuştu.
Hajiyev, Marmara Bölgesi’nde değişik ülkelerden insanların, geleneklerin, kültürlerin ve dinlerin bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Yaradan bütün yaşayan şeyleri yaratmıştır. Aynı anda yaradan insanı da yaratmıştır. İnsanın temel görevi doğayı, hayvanları, ağaçları ve çiçekleri korumaktır ama günümüz dünyasında yok edenleri daha çok görüyoruz. Sadece doğayı değil, halkları da o yüzden bunu ciddi olarak ele almalıyız.”
KEİ Genel Sekreter Yardımcısı ve Büyükelçi Merve Safa Kavakcı da “Burada amaç üye devletlerimizle işbirliği ve birlikteliği sağlamak, bu sayede barışı sağlamak ve bölgemize refah sunmak.” dedi.
Kavakcı, devletlerarası bir organizasyon olarak bölgenin ihtiyaçlarına uyum sağlayarak bölgesel bağlamda çözüm sunmaya çalıştıklarını belirtti.
Zirvede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in de mesajları okundu.
]]>Doğu Karadeniz Bölgesi’nin potansiyelini harekete geçirerek bölge iktisadi coğrafyasının sunduğu kabiliyetleri ekonomik değere dönüşmek için çalıştıklarını ifade eden DOKA Genel Sekreteri Kemal Akpınar, “Sektörel ve tematik alanlarda Sonuç Odaklı Programlar vasıtasıyla belli bir odaklanma üzerinden faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu programların hayata geçirilmesi noktasında Ajansın kaynaklarıyla olduğu kadar hususiyetle uluslararası fon ve kaynakların belirlediğimiz temalar üzerinden bölgemize kazandırılmasına yoğun gayret gösteriyoruz” dedi.
Özellikle sürdürülebilir kalkınma prensiplerine uygun olarak paydaşlarla birlikte geliştirdikleri projelerin AB Interreg NEXT programı kapsamında desteklenmeye hak kazanmasından son derece memnun olduğunu dile getiren Akpınar, “Önümüzdeki süreçte de bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracak projelere yönelik AB fonları başta olmak üzere diğer uluslararası fon ve kaynakları bölgemize kazandırmak önemli gündem maddelerimizden birisi olacaktır. Projelerimizin bölgemizin kalkınmasına azami katkı sağlaması temennisi ve arzusuyla hayırlı olmasını diliyorum. Orta vadeli ve çok yıllık kalkınma planlamaları kapsamında önemli büyüme potansiyeli arz eden alanlarda Sonuç Odaklı Programlama çalışmaları yürüten DOKA, 2024-2027 dönemi için “Sürdürülebilir Turizm”, “Mavi Ekonomi” ve “Katma Değerli Üretim ve Ticarileşme” Sonuç Odaklı Programlarını hazırladı. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın belirlenen bu alanlarda ulusal ve yerel kaynaklara ek olarak başta Avrupa Birliği fonları olmak üzere uluslararası fon ve kredi kaynaklarının da bölgemize kazandırılması konusunda yürüttüğü çalışmalar sonuçlarını vermeye başladı. Bu çerçevede 2024-2028 Doğu Karadeniz Bölge Planı ve Sonuç Odaklı Programlarını desteklemek üzere DOKA tarafından AB Interreg NEXT programı öncelikleriyle örtüşen alanlarda hazırlanan ‘Biyoçeşitlilik İçin Tohum Koruyucuları’, ‘Blue Gates’ ve ‘Soluduğun Havayı Tanı’ projeleri Avrupa Birliği tarafından desteklenmeye hak kazandı. INTERREG NEXT Black Sea Basın programı kapsamında imza süreçleri başlayan Blue Gates, Biyoçeşitlilik için Tohum Koruyucuları (Seed Guard) ve Soluduğun Havayı Tanı (AIRQUEST) projeleri kapsamında yaklaşık 35 Milyon TL’lik AB fonu Doğu Karadeniz Bölgesi için kullanılacak. Interreg NEXT Karadeniz Havzası Programı kapsamında finanse edilecek bu projelerde TR90 Doğu Karadeniz Bölgesi paydaşları, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Ukrayna’dan ilgili alanlarda proje ortakları ile çeşitli proje aktivitelerinde çalışma fırsatı bulacak. Otuz ay sürmesi öngörülen Mavi Kapılar (Blue Gates) projesinde mavi ekonomi sektörlerinde yüksek ve yeni teknolojiler ile yenilikçi yöntemler, uluslararası eğilim ve standartlar ile ortak araştırma imkanlarına odaklanılacak, su ürünleri, kıyı turizmi ve denizcilik alanlarında havza bazlı işbirlikleri ile kümelenme çalışmaları yürütülecek. Seed Guard Projesi ile kentsel alanlar dahil olmak üzere doğanın ve biyoçeşitliliğin korunması, ata tohumu kullanımı ve gelecek nesillere aktarımı ile yerelde bitkisel üretim üzerine Bulgar, Gürcü ve Romen proje ortakları ile çalışmalar yapılacak. Proje süresi 24 ay olarak belirlenen AIRQUEST Projesi ile Karadeniz Havzası için hava kirliliği verilerini içeren çevrimiçi bir hava kalitesi izleme sistemi oluşturulması ve bölgedeki farklı toplulukların hava kalitesi konusundaki farkındalığının artırılması projenin odak noktasını oluşturacak” diye konuştu. – TRABZON
]]>AA muhabirinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2024 yılı performans programından derlediği bilgilere göre, bölgesel gelişme çalışmalarına yeni ve bütüncül bir perspektif kazandırılacak, ulusal ve yerel düzeyde bölgesel kalkınma uygulamalarının etkinliği artırılacak. Bu amaçla 2024-2028 dönemi merkezi düzeyde Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi, yerel düzeyde ise bölge planları uygulanacak.
Bakanlık bütçesinden ve yerel paydaşlar tarafından kalkınma ajanslarına aktarılan kaynakların ajanslar tarafından kullanılması suretiyle yürütülen mali ve yenilikçi destek programları, güdümlü projeler ve bölge planlarında belirlenen öncelikler hayata geçirilecek.
Bu kapsamda yürütülecek 7 programla şehirlerin üretmesi, cazibe merkezlerinin oluşturulması, bölgesel kalkınma amaçlı fonların güçlendirilmesi ve sosyal gelişmenin hızlandırılmasına ağırlık verilecek. Burada en büyük pay kalkınma ajanslarına ayrılırken, sosyal içerikli projeler ve cazibe merkezlerine destekler geçen yıla kıyasla katlandı.
“Bölgesel Kalkınmanın Koordinasyonu ve Desteklenmesi Alt Programı” hedeflerine ulaşılması amacıyla bütçeden 2024 için toplamda 2 milyar 980 milyon liralık yatırım yapılacak. 2025’te bu miktar 3 milyar 654 milyon liraya ve 2026’da 4 milyar 135 milyon liraya ulaşacak.
Kalkınma ajanslarına 84 bin 625 proje başvurdu
Kalkınma ajanslarına bu zamana kadar 84 bin 625 proje başvurusunda bulunulurken 25 bin 789 projeyle destek sözleşmesi imzalandı. Bunlara ajanslar 75,5 milyar lira mali destek sağladı, yararlanıcıların eş finansmanı dahil toplam 126,6 milyar liralık kaynak verildi.
Merkezi bütçeden kalkınma ajanslarına 2023 sonuna kadar 6,65 milyar lira kaynak aktarıldı. 2024 için tahsis edilen merkezi bütçe payı ise 1,8 milyar lira oldu. Böylece bütçeden ayrılan pay geçen yıla göre 2 kat arttı. Buraya 2025’te 2,2 milyar lira ve 2026’da 2,5 milyar lira ayrılacak.
İl özel İdareleri, belediyeler ile sanayi ve ticaret odaları ise yerel katkı payı olarak 2023 sonu itibarıyla kalkınma ajanslarına yaklaşık 5,1 milyar lira kaynak aktardı.
Üreten şehirlere 55 milyon lira destek
Cazibe Merkezleri Destekleme Programı kapsamında 2010’dan itibaren 107 proje tamamlanırken 4 projenin uygulama süreci devam ediyor. Bu kapsamda projelere 2024 için 450 milyon lira, 2025 için 553,5 milyon lira ve 2026 için 620 milyon lira ayrıldı.
Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı çerçevesinde ise 2019-2023 döneminde 686 projenin desteklenmesi uygun bulundu. Projelere 2024’te 513 milyon lira, 2025’te 631,5 milyon lira ve 2026’da 716 milyon lira harcanacak.
Üreten Şehirler Programı ile sanayinin ülke genelinde dengeli gelişiminin sağlanması ve metropoller dışındaki önemli sanayi, hizmet ve turizm merkezi niteliğindeki Adana, Antalya, Balıkesir, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Konya, Manisa, Mersin, Sakarya ve Tekirdağ’ın uluslararası alanda rekabetçi bir üretim yapısına kavuşması amaçlandı.
Bunun için işletmelerin küresel üretim sistemlerine entegrasyonunun güçlendirilmesi, şehirlerin uluslararası erişilebilirliğinin ve kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sanayi, teknoloji ve yenilik altyapıları ile beşeri sermaye ve kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesi hedeflendi. Program kapsamında projelere bu yıl 55 milyon lira, gelecek yıl 67,7 milyon lira ve 2026’da 75,8 milyon liraya destek verilecek.
Kalkınma idarelerinin kapasiteleri artırılacak
Kurumsal Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Programı kapsamında 2021’den bu yana 10 projeye 134,8 milyon lira destek verildi.
Bölgesel Kalkınma Fonu ile ülke cari açığının azaltılması için katma değeri yüksek mal ve hizmetleri üreten işletmelerden finansman ihtiyacı olan ve büyüme potansiyeli taşıyan girişimlerin rekabet güçlerinin artırılması amaçlandı. Bugüne kadar 250’nin üzerinde şirketle görüşüldü ve 1 şirkete yatırım yapıldı.
Bölge Kalkınma İdareleri Yatırım İzleme Sistemi Kurulumu Projesi çalışmaları kapsamda sistemin yazılım sürecinde nihai aşamaya gelindi.
Son olarak bölge kalkınma idarelerinin kurumsal kapasitelerinin artırılmasına dönük çalışmalar da 2024’te yürütülecek. Bu kapsamda ana odak izleme süreçlerindeki yetkinliğin artırılması ve ortak izleme altyapısının geliştirilmesi olacak.
]]>2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Okul Spor Faaliyetleri çerçevesinde düzenlenen Basketbol Spor Dalı Yıldızlar Kategorisi Grup Yarışmaları Bölge Elemeleri Batman’da gerçekleştirildi. Muş’un gözde okullarından Vali Adil Yazar Ortaokulu’nun Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, Muş il birincisi olarak bölge şampiyonasına katıldı. Muş’ta 3 yıl önce kurulan ve tek potası olan okul bahçesinde antrenmanlarını gerçekleştiren Yıldız Kızlar Basketbol Takımı, büyük bir başarıya imza attı. Yaz tatillerinde okul bahçesinde hazırlıklarını sürdüren ekip, Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın bulunduğu grupta şampiyonluk elde ederek adlarını Türkiye yarı finallerine yazdırdı.
Tek bir potaya sahip olan okul bahçesinde antrenman yapan sporcular, daha iyi imkanlarla daha büyük başarılar elde edebileceklerine inanıyor. Takım, önlerindeki Türkiye yarı finallerine hazırlıklarına devam ederken Muş’u en iyi şekilde temsil etmek için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Yıldız Kızlar Basketbol Takımını turnuvaya hazırlayan beden eğitimi öğretmeni Yusuf Altıok, iki yıl üst üste bölge şampiyonu olduklarını belirterek, “Turnuvalara hazırlanmak için genellikle yaz tatillerimizde okulumuzun bahçesinde çalışıyoruz. Bu yıl da geçtiğimiz günlerde Batman’da düzenlenen bölge şampiyonasında Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın olduğu grubu şampiyonlukla tamamlayıp önümüzdeki ay Mardin’de yapılacak olan Türkiye yarı finaline katılmaya hak kazandık. Geçtiğimiz son 3-4 yıl içerisinde büyük emekler verdik. Bu emeklerin meyvesini almak hem kendim adına hem de çocuklarımızın adına çok gurur verici. Çok mutluyuz. Umarım yarı finallerde geçtiğimiz seneki başarımızı tekrar yakalayarak Türkiye’de son 16’ya kalmaya hak kazanırız. Hedefimiz bu yönde. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tüm rakiplerini namağlup bir şekilde yenerek şampiyonluk kupasını buraya getirdik” dedi.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden ve takımın önemli sporcularından Zeynep Duzener ise tek potası olan okuldan bölge şampiyonluğuna ulaştıklarını ifade ederek, “Burada zor şartlarda antrenmanlar yaptık. Okulumuzun tek bir tane potası var. O potayla biz buralara geldik. Sadece güzel bir spor salonu istiyoruz. Boş bir alanımız var. Oraya güzel bir tane spor salonu istiyoruz. Biz buralara böyle küçük bir sahada geldiysek, bizim bir spor salonumuz olsa daha iyi yerlere geleceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Vali Adil Yazar Ortaokulu 8. sınıf öğrencilerinden Rana Şimşek de, kapalı bir spor salonu istediklerini ifade ederek, “Yakaladığımız başarılarla Muş’u daha iyi yerlerde temsil etmeyi istiyoruz. Muş’ta çok iyi olan öğrenciler var. Bu imkanları daha çok bize sunarlarsa, daha güzel yerlerde temsil edeceğimize de inanıyoruz. İki yıl üst üste bölge şampiyonu olduk. Umarım bize bir saha yaparlar ve orada Türkiye’yi daha güzel bir şekilde temsil etmek için çalışırız, çabalarız. Bence tek isteğimiz bize birazcık daha imkan verilsin. Okulumuz hem akademik hem de sportif olarak çok başarılıdır. Çok iyi olan oyuncularımız var, her branştan iyi olan öğrenciler, oyuncular var. Bizim tek istediğimiz kapalı ve güzel bir spor salonudur. Çünkü öyle bir spor salonumuz olursa daha güzel yerlere gelebiliriz” ifadelerini kullandı. – MUŞ
]]>KUDAKA 2024 Yılı Fizibilite Desteği Programı’nın hedeflerini, “Bölgenin kalkınması ve rekabet gücü açısından önemli fırsatlardan yararlanılmasına, bölgenin yenilik ve girişimcilik kapasitesinin geliştirilmesine ve yapılması muhtemel yatırımlara ilişkin ihtiyaç duyulacak fizibilite çalışmalarının ve “Sonuç Odaklı Programlar” kapsamında güdümlü proje desteği verilmesi planlanan projelere tahsis edilen kamu kaynağının etkin kullanılması için fizibilite çalışmalarının yapılması amaçlanıyor” şeklinde açıkladı.
Hangi programlara destek veriliyor?
KUDAKA 2024 yılı fizibilite desteği programının önceliklerini; turizmin geliştirilmesi, et, süt ve arıcılık sektörlerinin geliştirilmesi, tabi kaynaklar ve yapı malzemeleri sektörlerinin geliştirilmesi, afet risk yönetimi ve yerel kalkınma fırsatları olarak belirledi. Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı 2024 yılı bütçesinden Fizibilite Desteği Programı için ayrılan toplam yıllık tutar 4 Milyon TL olarak açıkladı. Program çerçevesinde projelere Ajans tarafından sağlanacak asgari destek tutarı 150 Bin TL, azami destek tutarı ise 750 Bin TL şeklinde olacak. Program kapsamında azami proje süresi 12 ay şeklinde ilan edildi.
2024 Yılı Fizibilite Desteği Programı Başvuru Süreci
Söz konusu programda her bir fizibilite teklifi KUDAKA’ya ulaştığı tarihten itibaren en fazla bir ay içerisinde teknik ve mali açıdan değerlendirilecek ve başarılı bulunan başvurular destek kararı için ilk toplantısında gündeme alınarak onaylanmak üzere Yönetim Kuruluna sunulacak. Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulunun vereceği destek kararları neticesinde program için ayrılmış olan destek bütçesinin başarılı bulunan tekliflere tahsis edilmesinden sonra başvuru kabulüne son veriliyor. Başvuru Formu ve başvuru için talep edilen diğer belgeler www.kudaka.ka.gov.tr ve www.kaysuygulama.sanayi.gov.tr adreslerinden ulaşılacak olan Kalkınma Ajansları Yönetim Sistemi (KAYS) üzerinden elektronik ortamda doldurulacak. Destek taleplerinin KAYS üzerinden tamamlanması ve onaylanması için son tarih 22 Aralık 2024. Taahhütnameler ise e-imzalı ya da ıslak imzalı olarak 31 Aralık 2024 tarihi mesai bitimine (18.00) kadar Ajansa sunulması gerekiyor. Başvurular taahhütnamelerin teslim edilmesi ile birlikte tamamlanmış olacak.
KUDAKA’nın görevleri nelerdir?
Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA), 25.01.2006 tarih ve 5449 sayılı “Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun”un 3. maddesine dayanılarak Kalkınma Bakanlığı’nın koordinasyonunda, 10 Kasım 2008 tarih ve 2008/14306 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruldu. KUDAKA, Erzurum ili merkez olmak üzere Erzincan ve Bayburt illerini kapsayan TRA1 Düzey 2 bölgesinde faaliyet gösteriyor. Ajansın amacı bölgedeki kurumlar arası işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle, ulusal kalkınma planı ve programlarda öngörülmüş olan ilke ve politikalarla uyumlu biçimde bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak olarak ifade ediliyor. – ERZURUM
]]>Elektrik dağıtım hizmeti sağladığı Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak illeri birinci veya ikinci derece deprem kuşağında olan Osmangazi Elektrik Dağıtım AŞ (OEDAŞ) başta deprem olmak üzere her türlü olası afette operasyonel faaliyetlerini aralıksız sürdürmek üzere Eskişehir’de yaşam konteynerleri aldı. OEDAŞ’ın Eskişehir-Ankara yolu üzerindeki Sultandere Mahallesi’nde bulunan ana ambarında bulunan 20 konteyner ile afet durumunda sahada çalışacak OEDAŞ ekibinin yaşam ihtiyaçları karşılanacak. Bu sayede çalışanlar şehirdeki olası kesintilere daha hızlı bir şekilde müdahale edebilecek.
OEDAŞ bu konteynerlerin yanı sıra afet durumundaki olası kesintilerde şehrin enerji ihtiyacını karşılamak üzere üç adet 100 kVA, dört adet 400 kVA ve bir adet 1.000 kVA orta gerilim elektrik hatlarını besleyen toplam sekiz jeneratör ve enerji olmayan bölgelerde aydınlatma sağlayan yedi adet ışık kulesini envanterine kattı. Konteyner, jeneratör ve ışık kuleleri, OEDAŞ’ın hizmet verdiği diğer illerde yaşanabilecek bir afet durumunda hızla o bölgeye taşınacak. Böylece o ilde de yaşam konteynerleri kurulmuş olsa dahi konteyner ve diğer ekipmanların sayısı artırılmış olacak. Bununla birlikte engebeli ve ormanlık alanlardaki elektrik arızalarının tespiti için kullanılan dronlar da afet bölgesindeki çalışmalarda kullanılacak.
“Afet senaryoları üzerinde çalışıp önlem alıyoruz”
OEDAŞ Direktörü Muzaffer Yalçın, ilki Eskişehir’deki envantere katılan yaşam konteynerlerinin önümüzdeki dönemde Afyonkarahisar, Bilecik, Kütahya ve Uşak için de alınacağını söyledi. Olası bir afet durumunda çalışanlarının can güvenliğini sağlarken operasyonel faaliyetlerine de devam etmek üzere afet senaryoları üzerinde çalıştıklarını ifade eden Yalçın şöyle devam etti;
“Özellikle büyük bir depremde yıkılan direkler dolayısıyla kesintiler yaşanabilir veya bazı bölgelerde güvenliği sağlamak adına kesinti yapılması gerekebilir. İşte bu anlarda OEDAŞ olarak bölge halkının yanında olmak, faaliyetlerimizi aralıksız sürdürmek için önlemlerimizi alıyoruz. Çalışanlarımızın ihtiyacı olmadığı zaman bu konteynerleri vatandaşların kullanımına da sunabiliriz. Diğer taraftan çalışanlarımıza afetlere yönelik eğitimler düzenleme ve acil durum tatbikatları yapmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz yıl 1048 çalışanımız, toplam 82 saat süren 41 adet acil durum tatbikatına katıldı. Mevzuat gereği çalışanlarımızın yüzde 10’unun ilk yardımcı sertifikası olması yeterliyken şirketimizde bu oran yüzde 70 seviyesinde. Umuyoruz bölgemiz ve ülkemiz böylesine yıkıcı afetleri bir daha yaşamaz. Ancak biz her koşula hazırlıklı olmak durumundayız.” – ESKİŞEHİR
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Beştepe’de gerçekleşen ortak basın toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aziz kardeşim İlham Aliyev’i halkının yüksek teveccühü ile 5’inci defa can Azerbaycan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi vesilesiyle bir kez daha tebrik ediyorum. İlham kardeşimin cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından ilk resmi yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapmasından büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bildiğiniz üzere 7 Şubat’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk defa Azerbaycan’ın egemen topraklarının tümünde düzenlenmiş olması nedeniyle tarihi bir öneme sahiptir. Seçim sonuçlarının Türkiye-Azerbaycan münasebetleri ve kardeş Azerbaycan halkı için hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
“Azerbaycan’a desteğimizi sürdüreceğiz”
Azerbaycan’ın seçim sürecinde maalesef bazı haksız uygulamalara maruz kaldığını aktaran Erdoğan, “Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Azerbaycan heyetinin bu sene düzenlenecek toplantılara katılımının engellenmesi yönünde alınan karar karşısında tepkimizi güçlü şekilde gösterdik. Bu meclisin çatışma değil, parlamenter demokrasiyi güçlendirecek bir diyalog platformu olması gerektiğini vurgulamaya devam edeceğiz. Alınan karar geçersiz kılınana kadar Azerbaycan’a desteğimizi ve bu doğrultudaki girişimlerimizi sürdüreceğiz” dedi.
“15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi artıracağız”
Aliyev ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ikili ilişkilerin tüm yönlerini gözden geçirdiklerini, bölgesel ve uluslararası konuları değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, “Azerbaycan ile işbirliğimizin Umum Milli Lider merhum Haydar Aliyev’in işaret ettiği tek millet iki devlet temelinde ilerlediğini görüyoruz. Toplam ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene ilk defa 7,5 milyar dolar seviyesini yakaladı. 15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi artırma kararlılığındayız. Kritik meydan okumaların yaşandığı bir dönemde ülkelerimizin ulaştırma ve enerji alanlarındaki potansiyelini geliştirmek gerektiği aşikardır. Bakü-Tiflis- Kars demir yolu hattı esasen bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu hattan en yüksek verimi alabilmemiz için yenileme çalışmalarının ivedilikle tamamlanması lazım. Eylül ayında Türk kapısı Nahçıvan’ı ziyaretim sırasında Sayın Aliyev ile birlikte Kars-Nahçıvan demir yolu projesine ilişkin niyet protokolünü bu anlayışla imzaladık. TANAP’ın kapasitesinin artırılması ve Hazar doğal gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya aktarılması bu kulvardaki önceliklerimiz arasındadır. Nahçıvan ziyaretim sırasında temelini attığımız Iğdır-Nahçıvan doğal gaz boru hattı projesi ile enerji işbirliğimize yeni bir boyut kazandırdığımızı da hatırlatmak isterim” diye konuştu..
“Üçüncü tarafları süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıya davet ediyoruz”
Görüşmeler sırasında Güney Kafkasya’nın barış ve istikrarına dair atılan adımları da ele aldıklarını dile getiren Erdoğan, “Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış anlaşmasının imzalanmasının bölgemiz ve dünyada barış, huzur ve istikrar için yeni bir umut kaynağı olacağı şüphesizdir. Bu süreçte Azerbaycan ile birlikte omuz omuza hareket ediyoruz. Karabağ’da işgalin sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barış için tarihi bir fırsat penceresi açıldı. Bu fırsat penceresinin kapanmaması çok önemlidir. Ermenistan’ın uzun vadeli düşünerek stratejik bir perspektif ile bu süreci değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Üçüncü tarafları da süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde iki ülke sınırında meydana gelen eylemlerin tekrar yaşanmamasını ümit ettiğimizi de belirtmek istiyorum. Yaralanan Azerbaycan ordusu mensubu kardeşimize acil şifalar diliyorum” dedi.
İsrail’in Gazze’de bütün insanlık değerlerini ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan katliamlarını ve bölgeyi ilgilendiren diğer ihtilafları da değerlendirdiklerini sözlerine ekleyen Erdoğan, “Aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki birliğimizin daha da kurumsallaşması ve güçlenmesi için çalışmaya devam ediyoruz. Teşkilatımızın olağanüstü zirvesinin Türk Dünyası’nın kültür başkentlerinden Şuşa’da temmuz ayında düzenlenecek olmasından özellikle memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum. Önümüzdeki süreçte Can Azerbaycan ile kardeşlik hukukumuz ve Şuşa Beyannamesi’nde ortaya koyduğumuz ruhla yol yürümeyi sürdüreceğiz. Aziz kardeşimin şahsında tüm Azerbaycan halkına 6 Şubat depremlerinde milletimiz ile sergiledikleri dayanışma için teşekkür ediyorum. Diğer yardımlarının yanı sıra Azerbaycan, Kahramanmaraş’ta 320 dönümlük arazide bin konut ve 799 iş yeri inşa etmektedir. Önceki hafta Maraş’a yaptığımız ziyarette Azerbaycan Bulvarı’nda yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldık” diye konuştu.
Aliyev ise yaptığı açıklamada, Şuşa’da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın da katılacağını belirterek, “Bana gösterilen misafirperverlikten dolayı minnettarım. Seçim sonrası ilk ziyaretim kardeş ülkeyedir. Bu bir gelenektir. Bugün Türkiye-Azerbaycan birliği sadece bölge için değil, Avrasya için önemlidir. Türkiye’deki geniş çaplı gelişmeleri izliyorum ve buna seviniyorum. Kardeşimin sayesinde Türkiye yeni zirveleri fethediyor. Türkiye bölgemizde barışın, iş birliğinin garantörüdür. Türkiye dünyada söz sahibidir. Potansiyeli, gücü, her bir Türk dünyasına mensup olan insanı sevindirir. 2020 Kasım’da ikinci Karabağ savaşında 44 gün boyunca Türkiye yanımızda oldu. Azerbaycan yalnız değil, Türkiye Azerbaycan’ın yanında oldu. Bu bizim için yeterli oldu. Tarihi meselemizi savaş meydanında çözdük. Azerbaycan bu kardeşliği hiç unutmayacak. Bugün müttefiklik beyannamesi ile bütün meselelerde bir noktaya varıyoruz, birlikteyiz” diye konuştu. – ANKARA
]]>İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>Cevdet Yılmaz, bir otelde kanaat önderlerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, siyasetlerinin özünde milletin olduğunu, her gittikleri yerde iş dünyası ve kanaat önderleriyle bir araya gelip fikirlerini dinlediklerini söyledi.
Hükümet olarak ekonomi konusunda son derece kararlı, planlı, programlı bir takım adımlar attıklarını anlatan Yılmaz, kalkınma planını adım adım hayata geçirdiklerini belirtti.
Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edeceklerini, ekonomide programların adım adım sonuçlarını verdikçe daha güçlü şekilde yollarına devam edeceklerini kaydeden Yılmaz, ekonominin insan için olduğunu dile getirdi.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“2023 yılını rekor seviyede bir istihdamla kapattık. Aralık ayı işsizlik oranı yüzde 8.8’e kadar geriledi. Biz orta vadeli programda yıl boyu 10.1 olur diye düşünüyorduk. Ama şimdi son ay bu veri ile tek haneli kapattığımız kesinleşti. Onun yıllık hesabının yapılması biraz zaman alıyor ama aylık bazdaki rakamlara baktığımızda 2023 yılını tek haneli işsizlik oranıyla kapattığımız kesinleşti diyebiliriz. Artık 32 milyonu aşkın çalışanı olan bir ülke konumundayız. İnşallah bunu da istihdam dostu politikalarımızla çok daha ilerilere taşıyacağız.”
Geçen yıl ihracatı rekor bir rakamla kapattıklarını anımsatan Yılmaz, ihracatçıların gösterdiği bu performansın takdiri hak ettiğini bildirdi.
Turizmde de Türkiye’nin çok ciddi performans sergilediğine dikkati çeken Yılmaz, bu yıl da turizm konusunda hedefleri adım adım gerçekleştireceklerini belirtti.
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Temel meselemiz enflasyon. Vatandaşımızın sorunu bizim de sorunumuz. Dolayısıyla bu konuda da büyük bir gayret içindeyiz. Bir taraftan Merkez Bankamızın politikaları, bir taraftan maliye politikalarımız, diğer taraftan yapısal reform dediğimiz Türkiye’de kurumsal ve piyasaların verimliliğini, rekabet gücünü arttırıcı değişimlerle inşallah bunu da adım adım çözeceğiz. Özellikle bu yılın ortasından sonra enflasyonda belirgin düşüşleri hep birlikte göreceğiz inşallah. Bu tahminlerimizi hep birlikte yapıyoruz, arkadaşlarımızla bir ekip olarak bu gayretimizi, enflasyonla mücadelemizi sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle, siyasi iradesiyle, programımıza verdiği destekle bu süreci adım adım gerçekleştiriyoruz.”
“2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız”
Tarihin en büyük afetini yaşadıklarını, bu afetin en gelişmiş ülkede dahi olsa ekonomilerini büyük oranda etkileyebilecek ölçekte olduğunu vurgulayan Yılmaz, depremin yaralarını sardıklarını aktardı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Geçen yıl önemli harcamalar yaptık. Bu sene de sadece depremin yaralarını sarmak ve şehirlerimizi bu afetlere hazırlamak için 1 trilyon liranın üzerinde bir kaynağı bütçemize koymuş durumdayız. Daha üzerinden 1 yıl geçti depremin, Sayın Cumhurbaşkanımız bazı illerde deprem konutlarını dağıtmaya başladı, kura çekimlerine iştirak etti. Diyarbakır’da da 1300’ün üzerinde tamamlanmış konutumuzu teslim edeceğiz. Daha sonra hak sahiplerine peyderpey bu teslimler yapılacak. Sadece konutlardan ibaret değil harcamalarımız. Bir taraftan kalıcı konutlar yapıyoruz diğer taraftan alt yapıyı tamir ediyoruz. Deprem bölgesindeki illerimizin ekonomik ve sosyal kalkınması için gayret ediyoruz. Bu yönde de çeşitli teşvikler, programlar, çalışmalar yürütüyoruz, yürütmeye devam edeceğiz. 2024 bu anlamda en yoğun dönemimiz. 2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız.
Enflasyonda da yüzde 15’ler civarında bir seviye şu anda tahmin ediyoruz. 2026’da ise tek haneli rakamlara Allah’ın izniyle hep birlikte tekrar ulaşacağız. Niye hemen yapmıyorsunuz diye bir soru gelebilir aklınıza. Bir anda niye düşmesin diye düşünebilirsiniz. Birçok denge var. Sadece buna odaklansanız çok kısa sürede de düşebilir belki ama bunun maliyeti çok büyük olur. Büyüme, istihdam, sosyal dengeler üzerinde maliyetleri olur. Dolayısıyla biz niçin daha aşamalı bir şekilde gidiyoruz? Bütün dengeleri gözeterek. Bir taraftan enflasyonu düşüreceğiz ama bir taraftan da büyümemizi, istihdamımızı sürdürme, çeşitli sosyal kesimleri destekleme, bu enflasyon karşısında alım güçlerindeki erimeyi engelleme, bütün bu çabaları bir arada sürdürmek durumundayız. Bunun getirdiği bir yol haritası var. Bunu adım adım uyguluyoruz. Enflasyonun özellikle geniş toplumsal kesimler üzerindeki etkilerini en aza indirmek için gayret ediyoruz. Dar gelirli, ücretli kesimlere dönük elimizdeki tüm imkanları, yaşadığımız depreme rağmen, çevremizdeki jeopolitik gerginliklere rağmen, terörle mücadele ve başka konulardaki sıkıntılara rağmen her türlü imkanımızı da bu anlamda değerlendiriyoruz. Değerlendirmeye de devam edeceğiz.”
Son dönemde Aile ve Gençlik Fonu kurduklarını, bunu da ilk olarak deprem bölgesinde uygulayacaklarını anımsatan Yılmaz, daha sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracaklarını söyledi.
“Ekonominin de temeli siyasi istikrardır”
Geçen yıl yapılan seçime değinen Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Genel itibariyle baktığımızda gerçekten iftihar edeceğimiz bir seçim süreci yaşadık. Çok da yüksek bir katılım oranı gördük. Meclis’te Cumhur İttifakı’na çok güçlü bir destek, net bir destek verilmiş oldu. Bununla birlikte siyasi belirsizlikler azaldı, güven ve istikrar, siyasi istikrar pekişmiş oldu. Öngörülebilirlik de artmış oldu. Ekonominin de temeli siyasi istikrardır. Siyasi istikrarın olmadığı, güven veren politikaların olmadığı yerde ekonomik sorunlar da çözülmez, tam tersine daha da ağırlaşır. Ama çok şükür halkımız bu güveni ortaya koydu ve şu anda adım adım dünyanın şartlarına rağmen Türkiye güçlü politikalarıyla yoluna devam ediyor. Demokraside reformlar yaptık. Temel hak ve hürriyetleri genişlettik. Vatandaşımızın daha özgür bir ortamda hayatını devam ettirecek şartlar oluşturduk. Bir taraftan da Türkiye’yi her alanda, savunma, sanayi başta olmak üzere farklı bir noktaya taşıdık. Sağlıkta, ulaşımda bir devrim yaşandı, birçok alanda Türkiye gerçekten çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. İnşallah önümüzdeki dönem yeni hamlelerle buna devam edeceğiz.”
Yılmaz, huzur ve güven ortamının çok kıymetli olduğunu, huzurun ve güvenin olmadığı yerde ekonomik gelişmenin olamayacağını, temel hak ve hürriyetleri insanların kullanamayacağını dile getirdi.
Özellikle bölge ve Diyarbakır’da uzun yıllar terörün acısını yaşadıklarını, terör nedeniyle büyük maliyetler ödendiğini aktaran Yılmaz, tüm Türkiye olarak bunun maliyetini ödediklerini ama bölgede yaşayan insanların çok daha ağır bir faturasını ödediğini belirtti.
“Bugün Diyarbakır ekonomik olarak belki çok farklı bir yerde olacaktı. Terörün iki türlü zararı var. Bir doğrudan zarar yani yaptığı şiddet ve terör eylemleriyle cana, mala getirdiği zarar var. Bir de ekonomik ve sosyal açıdan bir bölgeye verdiği dolaylı zararlar var. Terör nedeniyle gelmeyen turist, doktor, mühendis, yaylasına gidip hayvancılık yapamayan insan, yatırım yapmayan yatırımcı. Tam aksine sermayesini buradan alıp başka yerlere götüren insanlar. Bütün bunlar terörün dolaylı maliyetleri ve gerçekten çok büyük dolaylı maliyetler ödedi bu bölgemiz. Hem nitelikli insan gücünü hem sermayesini kaybetti.” ifadelerini kullanan Yılmaz, ama şimdi farklı bir ortamda bulunduklarını bildirdi.
Huzur ve güven ortamı içerisinde bulunduklarını, çok etkili ve kararlı politikalarla terörle mücadele ettiklerini vurgulayan Yılmaz, sınırların içinde ve dışında vatandaşın huzuru için her türlü gayreti sarf ettiklerini bildirdi.
“81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz”
Yılmaz, bu mücadelede şehit olanlara Allah’tan rahmet, gazilere şükranlarını sunduğunu dile getirerek, onların fedakarlıkları sayesinde bugün huzur ortamında yaşadıklarını, demokratik ortamda haklarını kullandıklarını anlattı.
Terörün ortadan kalkmasının en büyük faydasının bölgeye olduğuna dikkati çeken Yılmaz, şunları dile getirdi:
“Burada yatırım ortamı farklılaştı son yıllarda. Niçin arttı bu turistler; İşte huzur güven ortamı sebebiyle. Yeni yeni yatırımlar yapılıyor, organize sanayi bölgeleri büyüyor, ticaret ve ihracat artıyor. Bunlar bu huzur güven ortamının sonuçları. Henüz tam da görmüş değiliz. Şundan dolayı tam görmüyoruz. Terörün olumsuz etkileri daha kısa süreli çıkıyor ortaya. Yani gelip yakıp yıktıklarında bir yeri hemen bunun zararı çok hızlı çıkıyor. Ama terörün ortadan kalkması sonrası rehabilitasyon diyebileceğimiz süreç zaman alıyor. Yeniden o güvenin oluşması, sonuçlarının ortaya çıkması biraz zaman alıyor. Göreceksiniz önümüzdeki yıllarda bu huzur güven ortamıyla çok daha farklı bir noktaya ekonomik ve sosyal olarak bölgemiz gelmiş olacak. Biz de kararlı şekilde devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Diyarbakır’a, bölgeye hiçbir ayrım gözetmeksizin, 81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz. Gerçekten bu bölgeye emek veren, alın teri döken halk hizmetine koşan herkese müteşekkiriz. Bu anlayışla devam edeceğiz.”
Yerel seçimlerde de aynı anlayışla hareket edeceklerini aktaran Yılmaz, gerçek belediyecilikten yana olduklarını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılı diyoruz. Bu Diyarbakır’ın da yüzyılı. Neden Silvan Barajı bittiği zaman tarımda muazzam bir üretim patlamasının olduğu bir Diyarbakır’dan bahsetmeyelim, bunlarla birlikte sanayisi hızla gelişen değişik alanlarda madencilikte başka çok daha katma değeri yüksek bir sanayi inşa eden bir Diyarbakır olmasın? Gençlerimize daha fazla iş imkanları, girişimcilik imkanları sunan bir Diyarbakır olmasın? Bu gayet mümkün. Son dönemlerde yapılan hizmetler de bunun gayet mümkün olduğunu, kaynaklar doğru kullanılırsa nelerin yapılabileceğini gayet güzel gösteriyor. Birtakım ideolojik çevrelerin gerçeklikten kopuk algıları zihnimize nakşetmesine müsaade etmememiz, algılara değil hakikate bakmamız lazım. Hakikat neyse sözlere değil davranışlara bakmak lazım, yapılana bakmak lazım. Her türlü şiddete müsamaha gösterirken barış kelimesini kullanmasının en hafif deyimiyle samimiyetsizlik olduğunu görmemiz lazım. Hizmet, diyenin hizmetleri bir taraftan baltalarken bundan bahsetmesini hiçbir şekilde doğru olmadığını görmemiz lazım. Diyarbakır’ın ihtiyacı olan enerjisini boşa sarf etmek değil, ideolojik çatışmalarla zaman geçirmek değildir. Diyarbakır’ı daha iyi yerlerde görmek istiyoruz. Daha kalkınmış, gelişmiş ve imkanlar sunan Diyarbakır istiyoruz. Bunu yaptığımızda inanın sadece Diyarbakır değil, çevresi de daha geniş coğrafyalarda çok olumlu etkilenecektir.”
Diyarbakır-Erbil uçuşlarına değinen Yılmaz, uçuşların haftada 3 gün yapılacağını bildirdi.
“Yerel seçimlerin huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum”
Cevdet Yılmaz, her zaman Diyarbakır’ın yanında olduklarını anlatarak, “Bütün hizmetlerde, projelerde yanınızdayız. Merkezi idare olarak yapmamız gereken ne varsa hiçbir zaman şuna bakmadık biz, ‘Bize oy verilmiş, verilmemiş’ diye. Bütün gücümüzle Diyarbakır’a hizmet etmeye çalıştık. Önümüzdeki dönemde de inşallah Halis Bey’in başkanlığında ilçe belediyeleriyle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Şimdiden yerel seçimlerin hayırlı olmasını diliyorum. Huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Toplantıya, Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman ve Mehmet Sait Yaz, Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden ve kanaat önderleri katıldı.
]]>Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, bu yıl dünya deniz ticaretinin yüzde 2,1 büyüyerek yaklaşık 12,636 milyar tona ulaşmasını beklediklerini bildirdi.
Söz konusu büyümeden Türk boğazları ve Karadeniz trafiğinin de olumlu yönde etkilenmesini beklediklerini aktaran Uraloğlu, “2023 yılında İstanbul Boğazı’ndan 39 bin, Çanakkale Boğazı’ndan ise 44 bin 892 olmak üzere boğazlarımızdan 83 bin 892 gemi geçti. Böylece, 2022’ye göre yüzde 8,2 artış olduğunu görüyoruz. Karadeniz’de ise yaşanan savaş nedeniyle birçok limanın kapalı olduğu ve açık olanların da tam kapasiteyle çalışmadığı göz önüne alındığında, Türk boğazlarından geçen gemi sayısındaki artışın, yakın gelecekte Karadeniz’deki deniz trafiğini daha da artıracağını düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye limanlarındaki konteyner elleçlemeleri 2023’ü artışla kapattı
Uraloğlu, Türkiye limanlarındaki konteyner elleçlemelerinin de dünyadaki trendin aksine arttığına dikkati çekerek, Türkiye limanlarında elleçlenen konteyner miktarının 2023’te bir önceki yıla göre ton bazında yüzde 2,5 artarak 133 milyon 467 bin 400 ton, TEU bazında ise yüzde 1,5 artarak 12 milyon 556 bin 401 TEU olduğunu bildirdi.
Geçen yılın ikinci çeyreğinden itibaren Türkiye’nin deniz yolu konteyner ticaretindeki düşüş trendinin sona erdiğini ve aylık olarak bir önceki yıla göre yüzde 10 civarında artışlar gözlendiğini aktaran Uraloğlu, “Bu yıl dünya deniz yolu konteyner taşımacılığının yüzde 4 büyümesi beklenmektedir. Bu yıl uygulayacağımız ekonomi politikalarıyla ve bölgemizdeki çatışmaların sona ermesi ile deniz ticaretinde yeni rekorlar kırmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
En fazla yük Aliağa’da elleçlendi
Uraloğlu, Aliağa Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde geçen sene 81,9 milyon ton yük elleçlemesi gerçekleştiğine işaret eden ederek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı’nın 81,29 milyon ton elleçlemesini geçerek ilk defa ülkemizde en çok yükün elleçlendiği bölge Aliağa olmuştur. Konteynerde ise en yüksek elleçleme yaklaşık 3,17 milyon TEU ile Ambarlı Bölge Liman Başkanlığı’nda gerçekleşmiştir. Bu liman bölgemizi 2,16 milyon TEU konteyner elleçleme ile Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı takip etmiştir.”
Deniz yolu bağlantılı yurt dışı hatlarda geçen yıl 2 milyon 764 bin 390 otomobil taşınarak 2022’ye göre yaklaşık yüzde 17 artış sağlandığını aktaran Uraloğlu, yurt dışı bağlantılı Ro-Ro hatlarında 698 bin 133 birimin taşındığını belirtti.
Uraloğlu, 2023’te limanlara uğrak yapan kruvaziyer gemi sayısının bir önceki yıla göre yüzde 20 artışla 1192, limanları ziyaret eden kruvaziyer yolcu sayısının da yüzde 52,6 artışla 1 milyon 542 bin 522 olduğunu kaydederek, “2023 yılında en fazla kruvaziyer gemi uğrak sayısı 531 gemiyle Kuşadası Limanı’nda yakalanmıştır. Bu rakamlar 2015 yılından beri gerçekleşen en yüksek rakamlar olup, 2024 yılında hedefimiz 2 milyon yolcuya ulaşmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Toplantının açılışında konuşan Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü, Türk sanayisinin gücünü OSB’lerden aldığını vurgulayarak, Türkiye’deki OSB sayısının 401’e, istihdamın ise 2 milyon 600 bin kişiye ulaştığını söyledi. 67 binin üzerinde fabrikanın üretim yaptığı organize sanayi bölgelerinin, Türkiye’nin toplam sanayi üretiminin yüzde 45’ini gerçekleştirdiğini kaydeden Kütükcü, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin üretim iştahının yüksek olduğunu ifade etti. Kütükcü, “Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, bizim üreten, istihdam sağlayan, sanayileşme motivasyonu en yüksek bölgelerimiz arasında. Özellikle son 20 yılda yaşanan gelişmeler, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin yatırım ve üretim motivasyonunu en somut şekilde ortaya koyuyor. Bölgedeki toplam 32 organize sanayi bölgemizin, 25’i son 20 yılda kuruldu. Bu hem Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin üretim iştahını, hem de devletimizin bu bölgeye olan güvenini ve desteğini ortaya koyuyor. Ayrıca şu anda bölgedeki organize sanayi bölgelerimizde 3 bin 372 fabrikamız üretim yapıyor ve 400 binin üzerinde insanımıza istihdam sağlıyor. Bu rakamların daha da artacağına, bölgenin sanayileşme sürecinin tüm zorluklara rağmen kesintisiz devam edeceğine yürekten inanıyorum” dedi.
Depremden etkilenen OSB’lerde toparlanma sürüyor
Konuşmasında 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilden 5’inin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde olduğunun altını çizen Kütükcü, bölgedeki organize sanayi bölgelerinde toparlanma sürecinin devam ettiğini kaydetti. Kütükcü, “Rabbimden bizlere bir daha böylesine büyük acılar yaşatmamasını temenni ediyorum. Elbette millet olarak bu acıyı hiçbir zaman unutmayacağız. Ancak şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmak, yaralarımızı sarmak için, her gün bir önceki güne göre daha çok çalışacağız. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde, depremin üretimi adeta vurduğu 5 şehrimiz Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis de tam olarak böyle yaptı. Hamdolsun bu 5 ilimiz de, depremden sonra yaşanan üretim kayıplarını telafi ederek, pozitif alana geçmeyi başardı. Yaşadığımız büyük acılara rağmen adeta bağrına taş basarak üretime devam etme gayretinde olan tüm organize sanayi bölgelerimizi, katılımcı sanayicilerimizi, değerli başkanlarımı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
OSB’lerinin talepleri istişare edildi
Toplantıda söz alan Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Mustafa Fidan ise, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinin bölgedeki gelişmeler ve yatırımlar hakkında bilgi verdi. Yatırımcılar konusunda artık seçici davranmaya başladıklarını söyleyen Fidan, toplantının bölgede düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.
Bölge toplantısının Diyarbakır’da yapılması dolayısıyla OSBÜK’e teşekkür eden Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ise, OSBÜK’ün bölge ile ilişkilerini her dönemde yüksek tuttuğunu belirtti. Kaya, şehirdeki sanayi üretimi ve yatırımları hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmaların ardından toplantının istişare bölümüne geçildi ve bölge OSB’lerin başkan ile bölge müdürleri, OSB’lerle ilgili talep, sorun ve çözüm önerilerini Başkan Kütükcü’ye iletti. – DİYARBAKIR
]]>Toplantının açılış konuşmasını yapan OSB Başkanı Mustafa Fidan, üç ayda bir sanayici buluşmaları konulu toplantılara devam edeceklerini belirterek, tarihi geçmişi, barındırdığı kültürel değerleri, bereketli toprakları, turizm potansiyeli ile Diyarbakır’ın ülkenin Orta Doğu’ya açılan önemli kapılarından biri olduğunu söyledi.
Geçmişteki yatırımcı firma sayısı 200 iken şu an faaliyette, inşaat sürecinde ve tahsisi yapılmış firmalar ile sayının 400’e ulaştığını aktaran Fidan, 5. etabın faaliyete girmesi halinde ve önümüzdeki seneler içerisinde istihdam sayısının 30 bin olmasını hedeflediklerini ifade etti. OSB yönetimi olarak önümüzdeki yıllar içinde hedefledikleri firma sayısının 600 civarında olduğunu kaydeden Fidan, şöyle konuştu:
“Bunun hem istihdama hem Diyarbakır OSB’ye katkısının büyük olacağını hepimiz biliyoruz. 85 ülkeye ihracat yapan Diyarbakır OSB’mizin 2023’teki ihracat rakamı 231.5 milyon dolardır. Hedefimiz hem üretimi hem de ihracat rakamlarımızı artırmak, kent ve ülke ekonomimize katkı sunmaktır.”
6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası oluşan kriz masasıyla depremzedelere önemli ölçüde destek verdiklerini hatırlatan Fidan, “Diyarbakır OSB olarak, oluşturduğumuz kriz masasında 1,5 ay süreyle tüm deprem bölgelerine el uzatmaya çalıştık. Bu çerçevede sanayicilerimizle birlikte 7 milyon TL nakdi yardım, 65 bin kişilik yemek, 112 adet tır yardım ve iş makinesi ekipmanını deprem bölgesine ulaştırıldık. Depremden olumsuz etkilenen üreticiye de destek olması için Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın bölgesel kalkınma odaklı acil eylem programı projesi çerçevesinde “Diyarbakır OSB işlik” projemizi hayata geçirdik. Proje çerçevesinde 18 adet bin metrekarelik atölye yapılarak bu atölyeler şehir merkezinde faaliyet gösterip depremde zarar gören firmalara en yakın zamanda tahsis edilecektir” dedi.
DTSO Başkanı Mehmet Kaya ise, depremin yıldönümüne denk gelen bir tarihte kent dinamikleriyle bir araya gelmenin önemli bir mesaj olduğunu ifade ederek, “Depremden bir yıl sonra hem kent dinamikleriyle hem de sanayimizle ayakta durmamız kentin gücünü gösteriyor. Evet dışarda hükümetten ve devletten destekler alınır, ama böyle büyük Türkiye nüfusunun yüzde 15’ni etkileyen bir depremden bahsediyoruz. Şu an Diyarbakır’da 4 etaptan oluşan Organize Sanayi Bölgemiz var. Silvan’da da çok yakın bir zamanda talepleri toplamaya başlayacağız. Orada da tapu alma noktasına geldik. Artık deprem bize şunu gösterdi; önceliğimizin sanayi tesislerinin kurulacağı alanları iyi seçmemiz. Diyarbakır bu konuda nispeten şanslı. Karacadağ’ın eteklerinde zemini sağlam Sanayi Bölgelerimiz var. Karacadağ’da OSB’miz 3 bin dönümle başladı ama yaklaşık 36 bin dönümlük bir Organize Sanayi Bölgesi olabilir bir rezerve alanı var. Onun için de artık Diyarbakır, yatırımı çekme ve kendi yatırımcısını geliştirme üzerine olmalı” şeklinde konuştu.
Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü de, Güneydoğu Anadolu toplantısı için Diyarbakır’a geldiklerini belirterek, “Biz onlara yaptığımız çalışmaları kısaca aktardık. Onların talep ve önerilerini aldık. Bu tür istişare toplantılarında inanılmaz bir şekilde besleniyoruz. Ev ödevlerimizi alıp Ankara’ya döndüğümüz zaman, çalışma takvimimizi oluşturuyoruz. Bu bölge toplantılarımız devam edecek. Ancak çalışmalarımız sadece bölge toplantılarımızla ilgili değil. Çünkü organize sanayi bölgeleri bizim yaşam alanlarımızdır. OSB’ler mesleki eğitimler, geri dönüşüm tesisleri, yenilenebilir enerji tesisleriyle yaşamın tüm alanlarına dokunarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Programa, Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kurulu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü, Diyarbakır Vali Yardımcısı Ömer Coşkun, Diyarbakır OSB Başkanı Mustafa Fidan ve Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya ile Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Engin Yeşil, Diyarbakır İş Konseyi Başkanı Mustafa Vural, DİSİAD Başkanı Nurullah Edemen, STK başkanları ve sanayiciler katıldı. – DİYARBAKIR
]]>CHP’nin Artvin’in Arhavi ilçesinde bulunan Hidroelektrik Santralleri (HES) projesinin bölgeye verdiği zararların tespiti ve genel olarak bölgedeki doğa katliamının önüne geçilmesi amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergesinin öne alınmasına ilişkin bugün TBMM Genel Kurulu’na öneri verdi.
Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, şunları söyledi:
“TÜRKİYE’DEKİ VAHŞİ MADENCİLİK VE HES PROJELERİNE KARŞI DUR DİYEBİLİYORSAK, ÖNCE YARGI MEVZUATINI DEĞİŞTİRECEĞİZ”
“Eğer Karadeniz’de çevreyi katletmek istiyorsanız HES yapacaksınız, bunla ilgili böyle sabıkalı durumlar var. Bizim orada araziler çok eğimli yüzde 70-80’e varan eğimli araziler var. Eskilerin yasak diye tabir etmiş olduğu ağaç kesimini yapıldığı yerde heyelan gelecektir, aynı bugün Erzincan İliç’te yaşanan felaketin yeniden meydana gelmesine ilişkin itirazlı kayıtlar koydular ama buna ilişkin herhangi bir işlem yapılmadı. Maden, HES projelerini yapanlar arkalarına yargıyı almışlar. Eğer siz yargıda bu karaları iptal ettirirseniz bile arkasında, Orman Bakanlığı’nın 2009/7 sayılı bir genelgesi var, bu kararı iptal etseniz bile karar kesinleştikten sonra bile bir genelge yayınlıyor Orman Bakanlığı, ilk mahkeme kararındaki eksiklikleri gider, eski süreci de tamamlama, 3 gün içerisinde bakanlığa gönder bakanlık tamam diyor. Bu konuda bakanlıktan gelmiş bir tane olumsuz karar yok. Devlet ihaleye fesat karıştırdı, ahlaksız iş adamıyla, kirli siyasetçi iş birliği yapmazsa bunlar olmaz. İliç’te bu işi yapan firmanın bir ayağı var Artvin’de Hod madeninde, aynı işi orada yapmaya çalışıyorlar. Siyasetten destek almayan bir iş adamı bu canların kaybına rağmen ertesi gün ben madencilik faaliyetlerine devam edeceğim nasıl diyebilir? Türkiye’deki vahşi madencilik ve HES projelerine karşı dur diyebiliyorsak önce yargı mevzuatını değiştireceğiz. Orman Bakanlığı’nın 2009/7 genelgesini yırtıp atacağız, vatanseverlik budur.”
Önerge üzerine Saadet Partisi Grubu adına söz alan Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun da şöyle konuştu:
“HES DIŞINDAKİ TEMİZ ENERJİ KAYNAKLARI DEĞERLENDİRİLEBİLİR”
“Belediye Meclis’inde AK Partili üyelerinin bile itiraz ettiği bu santral kararlarının gözden geçirilmesi, vatandaşların şikayet ve taleplerinin dinlenmesi, bu konuda Meclisimizin bir araştırma komisyonu kurarak zenginliklerimizin korunmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. HES dışında rüzgar ve güneş enerjisi gibi temiz enerji kaynakları vardır ve bu bölgede bunlar da değerlendirilebilir.”
İYİ Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, şunları kaydetti:
“DOĞANIN AYARLARIYLA OYNARSANIZ BİLİNİZ Kİ İNTİKAMINI KÖTÜ ALIR”
“AK Parti’nin rantiyeci zihniyeti, bölge halkının geleceğini tehlikeye atmakta, Artvin’in, Artvinlilerin doğasını kirletmektedir. HES’ler kurulurken de doğaya büyük zararlar vermekte, kurulduğu bölgeyi talan etmektedir. Diğer yenilenebilir enerjiler üzerinde araştırmalar yapılıp teknolojik gelişmeler takip edilmeli ve bu alanlara yatırım yapılmalıdır. HES’lerin uygulandığı bölgelerde erozyon ve sel oluşumunda artış olduğu yapılan araştırmalarla sabittir. Santralin çevresinde hastalıkların arttığı bilinmektedir. Doğanın ayarlarıyla oynarsanız biliniz ki intikamını kötü alır.”
DEM Parti Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Özgül Saki de şunları söyledi:
“HES PROJELERİNİN HER BİRİNİN İPTAL EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
“HES’ler doğayı katlediyor, ekolojik dengeyi bozuyor, biyoçeşitliliği tehdit ediyor, su akış rejiminin değişimi nedeniyle sel ve benzeri felaketlere yol açıyor. Zaten hemen hemen her gün bu felaketlerin tanığıyız. Bu HES’lerle su metalaştırılıyor. Suyun kullanım hakkının yanı sıra arazilerin kullanım hakları da şirketlere devrediliyor. Acele kamulaştırma kararıyla bölge halklarının geçimlik tarımı, hayvancılığı katlediliyor ve onlar bir kez daha yoksullaştırılıyor. Tüm uygulamalar için ekolojik grupların, bölge halkının, meslek örgütlerinin kara mercilerine dahil olmasıyla bu HES projelerinin her birinin iptal edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
CHP’nin grup önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile reddedildi.
]]>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin “Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır” açıklamasını yaptı.
Türk Tabipleri Birliği, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Koruyucu güvenlik ekipmanlarıyla bölgeye gitmelerine rağmen alana alınmadıklarını belirten TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, faciaya ilişkin şunları söyledi:
“BURADA KONU SADECE SİYANÜR DEĞİL SÜLFÜRİK ASİT”
“Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır. TTB çok uzun süredir bu madenle ilgili uyarılarını yaptı, raporlarını yayınladı. Sadece halk sağlığı değil işçi sağlığı ve iş yeri hekimliği kolumuz da çalışmalar yaptı. Yine Sivas ve Erzincan Tabip Odamız, bizim halk sağlığı kolu başkanımız burada davalara katıldı ve orada raporlarımızı sunduk. Burada konu sadece siyanür değil sülfürik asit. Çünkü kaymanın olduğu bölge sülfürik asit havuzuna yakın ve işçilerimizin altında kaldığı balçık türü toprak. Sülfürik asit akciğerler ve mukoza için son derece zararlı tahriş edici bir asittir.
Siyanür ve sülfürik asidin toprağa ve derin sulara sızması nedeniyle yağışla beraber Fırat suyuna kavuşmama ihtimali yok. Bu bölgesel bir ekosistem sorunu yaratacaktır. İleride balık kültürlerinde ya da balık üretiminde nasıl azalma olduğunu göreceğiz. Bu madencilik burada başlamış başlayalı küçükbaş hayvancılık da bile 300 binlerden başlayan üretim 40 binlere kadar düştü bu da halkın gıda açısından sağlığını ilgilendiriyor.
Yine bu bölge turna kuşlarının göç alanı. Bu göçün artık gerçekleşmediğini görüyoruz. Bu ekosistemdeki bozukluklar domino taşı gibi insanlara sağlıksızlık olarak geri dönecek. Bitki florasının, böcek faunasının bozulması bunların hepsinin ekosistem etkileri insanların sağlığını etkileyecektir.
Fırat diğer ülkeleri de ilgilendiren bir nehir bu uluslararası bir soruna da yol açacak. Suriye de bu sudan yararlanıyor. Eğer siyanür karışırsa bu bölgede balıkçılığı ve sulamaya bağlı diğer gıdaların üretimlerini etkilerse bu da ayrı bir uluslararası halk sağlığı sorunu olacak.”
“İÇERİ ALINMAMA KONUSU SON DERECE ALIŞTIĞIMIZ BİR TAVIR ANCAK UYGAR VE DEMOKRATİK BİR KÜLTÜR DEĞİL”
Bulut, felaketin yaşandığı bölgede oluşan tehlikeye rağmen maske dahil koruyucu tedbir alınmamasına yönelik yönelik soruyu, şöyle cevapladı:
“Bizi alana yaklaştırmadılar. Biz koruyucu güvenlik ekipmanlarımızla birlikte gelmiştik. Eğer alana yaklaşabilseydik 500 metre kadar en azından orada sülfürik asit kokusunun ne kadar kesafetli olduğunu ve işçilerimizin, çevredeki insanların nasıl etkilenebileceğini gözlemleme imkanımız olabilirdi. Ama maalesef bizim, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin bu alandaki bilimsel nesnel gözlemlerinin raporlaştırılmasını istemiyorlar. Çok yakın zamanda bizim halk sağlığı kolumuz ve işçi sağlığı ve iş yeri hekimleri kolumuz da burada bir değerlendirme raporu yayınlayacaklar. Bu raporlarda da bütün ayrıntılarıyla çıkabilecek sorunlar ve ne yapılması gerektiğini belirteceğiz.
Göçük alanının çok yakınına girilmesi zaten güvenlik açısından sakıncalı onu biz arzu etmiyoruz ama en az 500 metre kadar yaklaştırılıp orayı gözlemlememiz hatta oradaki kriz koordinasyon merkeziyle, oradaki işçilerle çalışanlarla görüşmemiz çok uygun olurdu. Örneğin sağlık çalışanları içeride hangi koşullarda çalışıyorlar. Bu TTB olarak bizi ilgilendiriyor. İçeri alınmama konusu son derece alıştığımız bir tavır ancak uygar ve demokratik bir kültür değil.”
Göçük altındaki işçilerin yaralı olarak çıkarılmaları durumunda civarda tam teşekküllü bir hastane bulunmamasını ise Bulut, şu sözlerle yorumladı:
“Burada solunum sorunları çok büyük sorun olacağı için ortopedi travmatoloji sorun olacağı için hastanelerde bunların eksikliğini gözlemleyebiliyoruz. İliç küçük bir ilçemiz ve hastanesi de yetersiz. Yakın yerlere götürülecektir çıkarıldıklarında. Bu sadece İliç’in sorunu değil Sivas ve Erzincan’ın bir çok ilçesinde benzer sorunla karşılaşıyoruz. Buraya 1,5 saat mesafede Erzincan Üniversitesi Hastanesi, 2,5 saat mesafede Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hastanesi var ancak umarız ki canlı kurtulurlar çünkü dediğim gibi hem oksijensizlik sorunu yaşayacaklar hem sülfürik asidin akciğerler üzerindeki travmasını yaşayacaklar. İşçilerimizin sağlıkla kurtulmasını canla başla istiyoruz. Şöyle bir baskı olduğunu da biliyoruz konuşursanız işinizi kaybedersiniz ya da ileride işe alınmanız engellenir diye korku ikilimi yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar doğru davranışlar değildir yurttaşlarımızı işsizlikle korkutmalarına gerek yok.”
]]>Fidan, Gürcistan Dışişleri Bakanı İlia Darçiaşvili ile Bakanlık’taki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Fidan, Türkiye-Gürcistan ilişkilerinin ekonomik ayağını daha da ileri götürmek için her iki tarafın da elinden geleni yaptığını ve iş insanlarının olağanüstü performans sergilediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretin “tarihi bir ziyaret” olduğunu aktaran Fidan, bunun, iki ülke arasında hem ikili hem de bölgesel ilişkilerin niteliğini, olumlu yönde derinden etkileyen bir ziyaret olduğunu belirtti.
Fidan, Mısır-Türkiye arasında ekonomik, bölgesel ve savunma sanayisindeki ilişkilerin ön plana çıktığını, liderlerin bu konuda her türlü adımı beraber atma, yoğun bir şekilde çalışma konusunda kararlılıklarını ve iradelerini ortaya koyduğunu bildirdi.
“Özellikle geçtiğimiz yıllarda ihmal edilen ikili ilişkilerdeki alanlardaki açıkların bir an önce kapatılmasını konusunda iki lider tarafından büyük bir irade ortaya kondu. Biz bu olumlu iradenin bölgeye ve bölge istikrarına son derece ciddi katkılarının olacağını öngörüyoruz şimdiden.” diyen Fidan, Gazze meselesi, Filistin-İsrail barışı ve Filistin devletinin kurulması meselesinin de çok yoğun tartışılan bir konu olduğunu aktardı.
Fidan, Libya konusunda da yakından çalışılması gerektiği hususunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin prensip kararında mutabık kaldığını belirterek şöyle devam etti:
“Öteden beri zaten Mısır’ın hem diplomasi hem istihbari kurumlarıyla karşılıklı bu konuda görüş alışverişlerimiz oluyordu ama Libya’ya daha fazla nasıl olumlu katkı görebiliriz, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Afrika’da çatışmaların önlenmesi konusunda genel bir mutabakat var. Başta Sudan olmak üzere, iki ülkenin yakından çalışabileceği buradaki çatışmaların durdurulması sona erdirilmesi konusunda ne türden bir yaklaşım sergilenebilir, ona da değinildi. Aynı zamanda Somali’nin son günlerde biraz tartışmaya açılan detayına da girmek istemediğim toprak bütünlüğüyle ilgili problemler var. İki ülke bu konuda kendi ortak yaklaşımlarının benzerliği üzerinden nasıl bir ortak hareket tarzı geliştirir, bu konuyu da görüşme imkanları oldu liderler arasında.”
Bakan Fidan, son günlerde 2 milyona yakın Filistinlinin Gazze’nin güneyinde Refah bölgesine sıkıştırmasıyla çok yeni ve daha önce eşi benzeri görülmemiş bir dram seviyesine, trajedi seviyesine ulaşıldığını belirterek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mısır ziyareti öncesinde Dubai’de olduğunu, bu kapsamda bölge liderleriyle görüşme imkanı olduğunu söyledi.
“İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz”
Fidan, Mısır’da da bu konunun gündeme geldiğini belirterek şunları kaydetti:
“Şu anda Refah bölgesi ağırlıklı olarak havadan bombalanmakta. Bölgeye yapılacak bir karadan müdahalenin daha fazla sivil katliamına ve kaybına yol açacağı konusunda uluslararası camia tek ses olmuş durumda. Bütün ülkeler bütün siyasi liderler teker teker beyanatlarda bulunuyorlar ve İsrail’e uyarı veriyorlar. Yani özellikle Refah bölgesine bir saldırı olmaması, artık dayanacak hiçbir gücü kalmamış aç ve sefil durumda olan sivil nüfusun daha fazla baskı altına ve katliama maruz bırakılmaması konusunda çok ciddi uyarılar var. İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz.
Özellikle Uluslararası Adalet Divanının almış olduğu ihtiyati tedbir kararının bir an önce uygulanması, bu konuda elzemdir diye düşünüyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’da Gazze’ye ilişkin devam eden ateşkes görüşmeleriyle ilgili de bilgi aldığını, oradaki kendi gözlemlerini ve yorumlarını da aktardığını belirten Fidan, taraflar arasında Mısır’ın ve Katar’ın kolaylaştırıcı ve arabuluculuğuyla bir ateşkes sürecinin devam ettiğini fakat henüz bir anlaşmaya ulaşılamadığını ve bunun için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Fidan, “Bunun bir an önce hayata geçmesini ve özellikle insan katliamının bir an önce durmasını, Filistinli kardeşlerimizin başta kuzeydeki evler olmak üzere bütün yerlerinden edilmiş kardeşlerimizin yerlerine dönmesini umut ediyoruz.” dedi.
(Sürecek)
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile bakanlıkta bir araya geldi. İkili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Bakan Fidan, Gürcistan’da yeni seçilen hükümet ile tekrar Dışişleri Bakanı olarak atanan Gürcü mevkidaşı Darchiashvili’nin ilk ziyaretini Ankara’ya gerçekleştirdiğini belirterek, mevkidaşına başarılar dileklerini iletti.
“Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin mevcut durumu memnuniyet verici bir düzeyde”
Türkiye ve Gürcistan arasındaki ilişkilere değinen Bakan Fidan, Gürcistan’ın coğrafi konumu sebebiyle enerji ve ulaştırma konularında önemli bir paydaş olduğunu ve siyasi ilişkilerin ikili düzeyde ilerlediğini dile getiren Fidan, “Ülkelerimiz arasında tarihi, insani ve kültürel bağlara dayanan özellikle siyasi alanlarda güçlü ilişkiler bulunmaktadır. Geçen sene yaşadığımız deprem felaketinde yardım ve kurtarma ekibi gönderen ilk ülkelerden birisi Gürcistan olmuştur. Bu vesileyle Sayın Bakan’a bir kez daha teşekkür ederim. Bugün kıymetli mevkidaşım ile yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimizin tüm vehçelerini kapsamlı bir şekilde değerlendirme imkanımız oldu. Türkiye-Gürcistan Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin mutakip toplantısını hazırlıklarını ele alma imkanımız oldu. Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin mevcut durumu memnuniyet verici bir düzeyde. Son 15 yıldır Gürcistan’ın en büyük ticaret ortağıyız. Daha önce belirlenen 3 Milyar Dolarlık ticaret hacmine geçen yıl itibariyle ulaşılmıştır, şimdi yeni hedef 5 Milyar Dolara ulaşmak. Karma Ekonomik Konseyi’nin bir sonraki toplantısının en kısa sürede yapılması konusunda talebimizi kendilerine ilettik” ifadelerini kullandı.
“Gürcistan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümü savunuyoruz”
Ahıska Türklerinin vatanlarından sürgün edilmelerinin 80. senesinde olunduğuna hatırlatan Bakan Fidan, bölgesel istikrara dikkati çekerek, “Bugün mevkidaşımla birlikte düzenlemek istediğimiz anma etkinliklerini ele alma imkanımız oldu. Ahıskalı soydaşlarımızın Gürcistan’daki vatanlarına geri dönüşleri konusunda kendilerinden beklediğimiz desteği yineledik. Kendileri de bu konuda yaptığı yasal mevzuat çalışmalarını hükümet olarak yapacaklarını ifade ettiler. Ayrıca Sayın Bakan’la Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya bölgelerindeki gelişmeleri de değerlendirdik. Bu bölgelerdeki sorunların Gürcistan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırlar çerçevesinde çözümünü savunuyoruz. Bu konudaki kararlı tutumumuzu bugün bir kez daha teyit ettik” değerlendirmesinde bulundu.
Görüşmede Azerbaycan-Ermenistan ve Rusya-Ukrayna gibi bölgesel sorunların da ele alındığını bildiren Fidan, Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye ve Gürcistan için aynı zamanda bir hayat alanı olduğuna vurgu yaptı. Fidan ayrıca, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün, egemenliğine olan destek ve adil bir barışın sağlanması hususunda iki ülkenin hemfikir olduğunu dile getirdi.
“Mısır ile ihmal edilen ilişkilerin canlandırılmasında büyük bir irade ortaya kondu”
Sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlandıran Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyareti hakkındaki soruyu, “Cumhurbaşkanımızın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret tarihi bir ziyaretti. Gerçekten iki ülke arasında özellikle hem ikili ilişkilerin hem de bölgesel ilişkilerin niteliğini derinden olumlu yönde etkileyen bir ziyaret diyebiliriz. İki ülke arasındaki ilişkilerin başında biliyorsunuz ekonomik ilişkiler gelmekte. Bölgesel ilişkiler ön plana çıkmakta. Savunma sanayindeki ilişkiler ön plana çıkmakta. Bu konuda her türlü adımı beraber atma, yoğun bir şekilde çalışma konusunda her iki lider de kararlılıklarını ve iradelerini ortaya koydular. Özellikle geçtiğimiz yıllarda ihmal edilen bütün ilişkilerdeki alanlardaki açıkları bir an önce kapatılması konusunda iki lider tarafından büyük bir irade ortaya kondu. Biz bu olumlu iradenin bölgeye ve bölge istikrarına son derece ciddi katkılar olacağını öngörüyoruz. Özellikle Mısır’la Türkiye arasında bölgesel konular olarak söylediğiniz gibi birinci konu Gazze meselesi. Filistin-İsrail barışı ve Filistin Devleti’nin kurulması meselesi. Bu çok yoğun zaten tartışılan bir konu. Aynı zamanda Libya konusunda tabii yakından çalışmamız gerekiyor. İki lider bu konuda da prensip kararında mutabık kaldılar. Öteden beri zaten Mısır’ın hem diplomasi hem de istihbarat kurumlarıyla karşılıklı bu konuda görüş alışverişlerimiz oluyordu ama Libya’ya daha fazla nasıl olumlu katkı verebiliriz, bu konuda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Diğer bir konu da özellikle Afrika’da çatışmaların önlenmesi konusunda genel bir mutabakat var. Başta Sudan olmak üzere iki ülkenin yakından çalışabileceği ve buradaki çalışmaların durdurulması, sona ermesi konusunda getirilen bir yaklaşım sergilenebilir. Aynı zamanda Somali’nin son günlerde biraz tartışmaya açılan detaylarına girmek istemediğim toprak bütünlüğüyle ilgili problemler var. İki ülke bu konuda kendi ortak yaklaşımlarının benzerliği üzerinden nasıl bir ortak hareket tarzı geliştirilir, bu konuyu da görüşme imkanları oldu liderler arasında” şeklinde yanıtladı.
“İsrail’in bir an önce uyarıları dikkate almasını bekliyoruz”
İsrail-Filistin çatışmalarındaki güncel durum ve Gazze’de yaşanan insani kriz hakkında da konuşan Fidan, Refah Kenti’nde yaşanan son gelişmelerin meseleyi başka bir boyuta taşıdığını belirterek, “Bildiğiniz gibi şu anda Refah bölgesi ağırlıklı olarak havadan bombalanmakta. Bölgeye yapılacak karadan bir müdahalenin daha fazla sivil katliamına ve kaybına yol açar konusunda uluslararası camia tek ses olmuş durumda. Bütün ülkeler, bütün siyasi liderler teker teker beyanatlarda bulunuyorlar. İsrail’e uyarı veriyorlar. Özellikle Refah bölgesine bir saldırı olmaması artık dayanacak hiçbir gücü kalmamış aç ve sefil durumda olan sivil nüfusun daha fazla baskı altına ve maruz bırakılmaması konusunda çok ciddi uyarılar var. İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz özellikle Uluslararası Adalet Divanı’nın almış olduğu ihtiyati tedbir kararının bir an önce uygulanması, bu konuda elzem diye düşünüyoruz. Cumhurbaşkanımız ayrıca Gazze’yle ilişkin devam eden ateşkes görüşmeleriyle ilgili de bilgi aldılar. Oradaki kendi gözlem yorumlarını da aktardılar. Şu anda biliyorsunuz taraflar arasında Mısır’ın ve Katar’ın kolaylaştırıcılığı ve ara buluculuğuyla devam eden bir ateşkes süreci devam etmekte. Fakat henüz bir anlaşmaya ulaşılmadı. Bunun için çalışmalar devam ediyor. Bir an önce hayata geçirilmesi ve özellikle insan katliamının durmasını Filistinli kardeşlerimizi başta kuzeydeki evleri olmak üzere bütün yerlerinden edilmiş kardeşlerimizin yerlerine dönmesini umut ediyoruz. Türkiye özellikle yardım konusunda elinden geleni büyük bir hassasiyetle ve dikkatle yapıyor. Mısır’la bu konuda yoğun bir işbirliği içerisindeyiz. Kızılay, AFAD, sivil toplum örgütlerimiz, diğer kurum kuruluşlarımız, bakanlığımızın koordinesinde muazzam bir insani yardım faaliyeti içerisindeler. Ama maalesef refahtan içeri alınabilen günlük yardım miktarı sınırlı olduğu için istediğimiz miktarda veya gönderdiğimiz miktarda bir orantı da içeriye yardım maalesef giremiyor. Bunun artırılması hususunda uluslararası toplumla beraber çalışıyoruz. Önümüzdeki iki hafta içerisinde çok önemli üç tane uluslararası platformda görüşmeler olacak. Buranın şüphesiz ki bir numaralı maddesi Gazze meselesi olacak. Önümüzdeki hafta sonu biliyorsunuz Münih Güvenlik Konferansı var. Buraya çok sayıda ülke geliyor. Buraya biz de gideceğiz ve özellikle Gazze konusundaki gelişmeleri küresel güvenliğe, bölgesel güvenliğe, olumsuz etkilerini ve yapılması gereken konuları ciddi şekilde gündeme getireceğiz. Arkasından Brezilya’da G20 üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları toplantısı var. Onun da arkasından bildiğiniz gibi 1-3 Mart tarihleri arasında Antalya Diplomasi Formu var. Bu önümüzdeki iki hafta içerisinde çok yoğun bir şekilde Türkiye olarak ve diğer benzer düşüncede olduğumuz ülkeler ile yoğun bir diplomasi faaliyeti içerisinde olmaya devam edeceğiz. Diplomasinin bütün sınırlarını son limitine kadar kullanarak bu vahşetin bir an önce durmasını, İsrail’in Sadece insanlık vicdanında lekelenmekle kalmayıp aynı zamanda hak ettiği cezaya bir an önce çarptırılmasının mücadelesini vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye, Gürcistan’ın en büyük ticari partneri”
Gürcistan Dışişleri Bakanı Darchiasvili ise, Türkiye ve Gürcistan’ın kadim iki dost ve stratejik partner olduğunu belirterek, kendisi için burada bulunmanın bir şeref olduğunu, görüşmelerde iki ülkedeki güncel ve hareketli gündeme yönelik fikir alışverişinde bulunduklarını ve iş birliğini arttırmaya yönelik neler yapılabileceği hususunda somut adımların belirlendiğini söyledi. Darchiashvili, “Türkiye Cumhuriyeti, Gürcistan’ın en büyük ticari partneri olarak yerini korumaktadır. İki ülke arasındaki potansiyeli tam kapsamlı bir şekilde kullanmak için çalışmalar devam edecektir. Bunun yanı sıra kültür, eğitim ve halklar arası bağların güçlendirilmesi için de iş birliği imkanlarımız ele alındı. Sizlerin Gürcistan’a ziyaretinizi sabırsızlıkla bekliyorum” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>TRAKYAKA, sağlık turizmi geliştirme çalışmalarında bölgesel ortak hareket etme kültürü yaygınlaştırılacak strateji eylem planını bir süre önce uygulamaya koydu.
Plan kapsamında Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği kuruldu, paydaşlarla toplantıları düzenlendi, bölge üniversitelerinde bulunan turizm bölümlerinin, sağlık turizmi çalışmalarına aktif olarak katılmaları teşvik edildi, sağlık turizm zirveleri ve konferansları gerçekleştirildi, hedef pazar analizleri yapıldı, dijital pazarlamaya ağırlık verildi, yurt dışı sağlık turizmi fuarlarına katılım sağlandı.
Çalışmalar kapsamında yurt dışından gelen hasta sayısında büyük artış kaydedildi, bölgede sağlık turizmi yetki belgesi bulunan 46 kuruluşta eylem planının uygulanması sonrası çok sayıda yabancı hasta tedavi oldu.
TRAKYAKA Genel Sekreteri Mahmut Şahin, AA muhabirine, sağlık turizminde Trakya’nın kısa sürede büyük mesafeler katettiğini söyledi.
Şahin, TRAKYAKA olarak 2017’den beri sağlık turizmiyle ilgili çalışmalar yaptıklarını, son yıllarda yurt dışı pazarı çalışmalarına ağırlık verdiklerini ifade etti.
Bölgedeki sağlık turizmini geliştirme çalışmaları sayesinde Trakya’ya gelenlerin her yıl katlanarak arttığına dikkati çeken Şahin, “Strateji eylem planının ilk yıllarında bölgeye sağlık turizmi için yurt dışından 7 bin kişi gelirken bu sayı geçen yıl 48 bine çıktı, bunu artırmak için çalışıyoruz.” dedi.
Şahin, Trakya’ya tedavi olmak için Balkanlar, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden hastaların geldiğini dile getirdi.
“Hasta sayısını yıllık 60 bine çıkarmayı hedefliyoruz”
Geçen yılın sağlık turizmi açısından bölge için verimli geçtiğini, bu yılın da daha verimli olması için çalışmalarını sürdüreceklerini belirten Şahin, şunları kaydetti:
“Trakya’ya sağlık turizmi için gelecek hasta sayımızı özellikle diş, göz gibi alanlarda daha fazla artırarak, pazarlamalarımızı da bu yönde yaparak hasta sayımızı artırıp yıllık 60 bine çıkartmayı hedefliyoruz. Hastanelere gerekli destekleri sağlayarak kurumların altyapılarını sağlık turizmine hazırladık. Uluslararası kalitede hizmet verecek şekilde hastanelerimiz hizmetlerini yürütmektedirler. Ticaret Bakanlığı sağlık turizmi kapsamında 90 milyon liralık destek verecek. Bu destekle de hedef pazar Balkanlar, Avrupa ve Orta Asya’da açılacak fuarlara yeniden katılacağız, dijital pazarlama yapacağız. Bu çalışmalarla hizmet sunduğumuz hasta sayısını yıllık 60 bine çıkarmayı hedefliyoruz.”
Sağlık turizmi için Trakya’ya gelen kişilerin sadece tedavi olup dönmediklerini dile getiren Şahin, bu kişilerin aynı zaman çeşitli ziyaret ve geziler yaparak şehirlerin ekonomilerine de katkı sağladıklarını belirtti.
Tekirdağ Sağlık Müdürü Ali Cengiz Kalkan da Trakya’nın sağlık turizminde daha çok obezite cerrahisi, plastik cerrahi, kulak-burun-boğaz, göz ve diş tedavileri alanlarında tercih edildiğini söyledi.
Türkiye’nin sağlıkta yakaladığı yükselişin sağlık turizmine de olumlu yansıdığını ifade eden Kalkan, şöyle konuştu:
“Hastanelerin konforu, teknolojik donanım ve hekimlerin özverileri sağlık turizmi için bölgenin tercih edilmesini sağlıyor. Bu yüzden Trakya sağlık turizminden çekim merkezi oluyor. Avrupa’dan, Afrika ülkelerinden, Orta Asya’dan birçok hasta tedavi için bölgeye geliyor. Gelen hastalar istedikleri tüm branşlarda hizmet alabiliyor. Özellikle Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde de onkoloji ve kardiyoloji bölümleri sıkça tercih edilen alanlar. Hastane imkanlarının istenilen seviyede olması sağlık turizmi için ilgi oluşturuyor.”
]]>TAHRAN – İran’da çok sayıda ülkeden turizm firmalarının katıldığı 17. Tahran Uluslararası Turizm ve El Sanatları Fuarında Türkiye’ye yoğun ilgi gösterildi.
İran’da kapılarını açan 17. Tahran Uluslararası Turizm ve El Sanatları Fuarı, ziyaretçilerini ağırlıyor. 15 Şubat’a kadar devam edecek olan fuarda Türkiye başta olmak üzere Rusya, Hindistan, Malezya, Endonezya, Tayland, Özbekistan, Vietnam, Tacikistan, Zimbabve, Tanzanya ve Sri Lanka dahil birçok ülkeden katılan turizm firmaları ile yerli ve yabancı ziyaretçiler bir araya geliyor. Türk turizm firmalarının açtığı stantlar yoğun ilgi görürken, stantlarda İstanbul, Konya, Van, Antalya ve Trabzon gibi birçok şehrin tarihi, doğal ve kültürel zenginliklerinin tanıtıldığı broşürler ziyaretçilere dağıtılıyor. Tahran Uluslararası Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen ve toplam 987 standın yer aldığı fuarda İran’ın birçok eyaletine özgü el sanatları ve yemekleri de tanıtılıyor. Ülkenin farklı bölgelerinden Arap, Lor, Kürt, Türk ve Bahtiyari’lerden oluşan göçebeler yer alırken göçebelere özgü yöresel lezzetler fuar alanında ziyaretçilere sunuluyor.
“Türkiye’ye ve Trabzon’a ilgi var”
Trabzon standı adına fuarda bulanan Türkan Adanur, Trabzon’a turizm amaçlı gelecek olan kişilere Trabzon’u tanıttıklarını ve bilgilendirdiklerini belirterek, “Burada bir sıkıntı çekmedik. Benim bir ön yargım yoktu ama herhangi bir olumsuzlukla da karşılaşmadık hatta çok sıcak karşılandık. Kültürlerimiz birbirine çok benziyordu zaten biliyordum ama ben ilk defa geliyorum Tahran’a ve bir kez daha bu kanıtlanmış oldu. Havalimanından itibaren güzel başlayan bir yolculuğumuz oldu, çok mutlu ayrılacağız hatta nasıl ayrılacağız buradan bilmiyorum. Burada da gelenlerin çoğu Türkçe biliyor ya da Türkçe konuşmaya çalışıyor. Bizimle iletişimleri çok güzel. O konuda bir sıkıntı çekmiyoruz ve hepsinin Türkiye’ye ve Trabzon’a ilgisi var. Bu bizim için çok mutluluk verici. Bizim onları merak ettiğimiz kadar onlar da bizi merak ediyor, gelmek istiyor, görmek istiyorlar. Dediğim gibi biz birbirimize tarihi ve komşu olarak yakın iki milletiz, iki kültürüz. O noktada da güzellikle karşılaştık” dedi.
“Bu seneyi biraz daha yoğun görüyoruz”
Türkiyeli bir turizm firması ile ortak çalışan İranlı Ahad Caferpur, “Bu senenin turizm fuarı çok güzel ve yoğun. Sadece Türkiye değil, dünyanın her bir tarafından gelen vardı. Bu seneyi biraz daha yoğun görüyoruz. Nevruzdan sonra turizm daha yoğun olacaktır. Her halükarda güzel gidiyor. Bu seneyi biz çok beğendik. Geçen sene katılmamıştık ama bu senenin ne kadar güzel olacağı belliydi. Yoğun geçiyor ve güzel de karşılandı. Bizim standımızda yoğundu. Sadece Antalya’yı değil, İstanbul’u Van’ı, otelleri ve ülkeyi soranlar var. Hatta Trabzon bile yoğundu. Bize Trabzon’u Antalya’dan daha fazla sordular. İnşallah umarım bu sene hem bizim için hem Türkiye için güzel bir yıl olur” dedi.
“Konya ve Mevlana’ya anormal bir sevgi var”
TÜRSAB Konya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Özdal Karahan ise, “Özellikle İranlılar bizim buraya gelmemizden dolayı mutlular. Özellikle bizim TÜRSAB olarak ulusal bir kimlik altında burada olmamızdan son derece mutlu olmuşlar. Biz bu kurumsal kimlik içerisinde özellikle şu anda burada 5 tane bölge var ve bu 5 tane bölgenin TÜRSAB’a bağlı BTK’ların (bölge temsil kurulları) oluşturduğu bölgelerden gelen başkanlar ve bunlarla birlikte gelen seyahat acenteleri var. Dolayısıyla biz kalabalık bir heyetiz burada. Bizim burada kalabalık heyet olmanızdan kaynaklı olarak bu organizasyonu yapan İran Turizm Bakanlığı bizden son derece memnun kaldılar. Başlangıçta Batı Azerbaycan Urmiye bölgesinden özel davet almıştık. Onlar bizi davet ettiler. Bölge olarak Konyalıyız, ben Konya bölge başkanıyım. Konya ve Mevlana’ya anormal bir sevgi var. Öyle olunca bu resmin altında bu resmi koyduğunuzda herkes önce bu standa geliyor. Herkes bu stantta bir şeyler arıyor, konuşmak istiyor ve burada Mevlana ile ilgili bir şeyler paylaşmak istiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Valday Uluslararası Tartışma Kulübünce düzenlenen konferansa, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Filistin Sosyal Kalkınma Bakanı Ahmed El-Mecdelani, Rusya ve Türkiye dahil çeşitli ülkelerden Orta Doğu uzmanları katıldı.
Konferansta konuşan Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Vitaliy Naumkin, Orta Doğu’da Filistin meselesinin en önemli konulardan biri olduğunu belirtti.
Söz konusu sorunun küresel güvenliği “olumsuz” etkilediğine işaret eden Naumkin, Orta Doğu’da yaşananların Rusya dahil tüm bölgesel ve küresel güçleri endişelendirdiğini belirterek “Filistin sorununun çözülmemesi, Orta Doğu’da ve tüm dünyada barışın tesis edilmesi için en büyük engel.” dedi.
“Filistin’e karşı savaş ABD ve bazı Batı Avrupa ülkeleri tarafından yürütülüyor”
Filistin Sosyal Kalkınma Bakanı Ahmed El-Mecdelani, Filistin devletinin kurulmasının önemine işaret ederek “Filistin halkı adalet konusunda tatmin edilmezse bölgede ne istikrar ne de refah sağlanır.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin halkına yönelik savaş yürüttüğünü ve uluslararası toplumun buna karşı çıkamadığını belirten Mecdelani, “Mevcut savaş, İsrail’in ABD tarafından bir araç olarak kullanıldığını ispatladı. Filistin’e karşı savaş ABD ve bazı Batı Avrupa ülkeleri tarafından yürütülüyor.” şeklinde konuştu.
“Batı ülkeleri, krizi kışkırtan siyaset izliyor”
Ankara Enstitüsü Araştırma Direktörü Taha Özhan, Filistin meselesinin yıllar boyunca sürdüğünü söyleyerek “Bölge ve Batı ülkelerinin siyasi güvenliği sağlaması gerekiyor. Eğer böyle bir siyaset izlenseydi, bu kriz uzun sürmezdi. Batı ve bazı bölge ülkeleri, söz konusu krizi kışkırtan siyaset izliyor.” dedi.
İsrail’in uluslararası toplumun kararlarını tanımadığını ve bölge ülkelerini dikkate almadığını vurgulayan Özhan, oluşan krizin çıkmaza girdiğini söyledi.
Eski Mısır Dışişleri Bakanı Nabil Fahmi de Filistin halkına saygı duyulmadığını ve bunun “acı verici” olduğunu ifade ederek, “Amerikalılar, İsrail’in eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmasına izin vermiyorlar. Filistinliler, gelecekte sadece devletini oluşturmayı değil intikam almayı isteyecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Fahmi, Orta Doğu bölgesinde hukukun üstünlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti.
“Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı İsrail rejimi”
İran Dışişleri Bakanlığına bağlı Uluslararası İlişkiler Üniversitesi Öğretim Üyesi Mohammad Reza Dehshiri, Orta Doğu bölgesinin istikrarsız olduğunu belirterek, “Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı İsrail rejimi. İsrail rejimi, ayrımcılığa, yayılmacı politikaya ve savaşçı ruha dayanıyor. İsrail, Yahudi halkının Müslümanlar ve Hristiyanlar üzerindeki üstün olduğuna inanarak kibir dolu davranış sergiliyor.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in, Filistin devletinin oluşturulmasına karşı çıktığına işaret eden Dehshiri, bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletlerin (BM) kararlarına saygı duymadığını kaydetti. Dehshiri, “İsrail, Orta Doğu’daki durumun çözümünde bir engel ve tüm bölge için tehdittir.” yorumunu yaptı.
Dehshiri, ABD’nin İsrail’e askeri destek sağladığını anlatarak, “Bu da Orta Doğu’daki istikrarsızlığın nedenlerinden biridir. Amerikalılar bölgedeki gerginliğin devam etmesini istiyor. Filistinliler, Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarına uğruyor. ABD yönetimi ise İsrail’e uçak, silah ve mühimmat sağlıyor.” dedi.
Mohammad Reza Dehshiri, İsrail’in durdurulması, oluşan durumun da siyasi diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi.
Körfez Araştırmaları Merkezi Danışmanı Saleh Alhkathlan da Gazze Şeridi’nde sivillerin öldüğünü ve bunun acı verici olduğunu vurguladı.
]]>VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ), Afet Yönetimi ve Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk, Hakkari’de sık görülen depremlere değinerek, yaz aylarında kapsamlı bir çalışma yapılacağını belirtti. Prof. Dr. Sağlam, “Bölgede kuzey-güney yönlü bir sıkışma var biliyoruz. Bölge deprem üretme potansiyeli olan yerlerden. Bu yıl yapacağımız çalışmalarla Yüksekova-Şemdinli fay zonunun aslında en son ne zaman deprem ürettiğini bulacağız. Bu hem Türkiye için, hem bizim için önemli bir bilgi olacak” dedi.
Yüksekova’da art arda meydana gelen depremler tedirgin ederken, bölge son olarak pazar günü 4.4 ile sallandı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Afet Yönetimi ve Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk, Hakkari bölgesinde 2 fayın olduğunu belirterek, bunlardan birinin Yüksekova diğerinin ise Şemdinli fay zonu olduğunu söyledi. Bu fayların 2012 yılında MTA’nın diri fay haritasında işaretlendiğini belirten Prof. Dr. Sağlam, “6 Şubat 2023 depremlerini yaşadıktan sonra maalesef ülkemiz biraz daha bu konularda hassas duruma geldi. Bölgede kuzey-güney yönlü bir sıkışma var biliyoruz. Yüksekova ve Şemdinli’de ise daha önceki yıllarda yapılan araştırmalarda zaten sismik boşluk olarak adlandırılmış. Sismik boşluk belli bir süredir deprem üretmeyen ve önümüzdeki yıllarda deprem üretme potansiyeli yüksek olan faylardan biri durumunu gösteren en önemli yerlerden biri” dedi.
Bölgede daha önce de küçük depremlerin olduğunu da anlatan Prof. Dr. Sağlam, “6 Şubat depremlerinden sonra da gerilimin Bitlis-Zagros Sütur Zonu ile bu bölgeleri aktarıldığı bilgisi de geldikçe bu bölgedeki deprem olma riski de yükseldikçe bölge olarak daha hassas bir duruma geldik. Evet, Yüksekova, Şemdinli fay zonu sismik boşluklardan bir tanesi, yani deprem üretme potansiyeli olan yerlerden bir tanesi” dedi.
‘TARİHÇESİ BİLİNMEYEN, MERAK EDİLEN FAYLARDAN’
Bu yıl bölgede kapsamlı bir çalışma yapılacağını da anlatan Prof. Dr. Sağlam, şöyle konuştu:
“Van YYÜ, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama (MTA), AFAD ile hazırlanan ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi: Yüksekova-Şemdinli Fay Zonu, Başkale, Erciş ve Tutak Fayı Projesi’, kapsamında Yüksekova-Şemdinli fay zonunun aslında en son ne zaman deprem ürettiğini bulacağız. Ondan önceki tarihsel dönemlerde ne zaman deprem ürettiğini bulup bundan sonra ne zaman deprem olabilir veya deprem yenilenme aralığı yani deprem tekrarlanma aralığı ne kadar süredir bunlarla ilgili bilgilere ulaşmış olacağız. Bu hem Türkiye için hem bizim için önemli bir bilgi olacak. Çünkü Yüksekova, Şemdinli fay zonuna baktığınız zaman 1900’lü yıllardan günümüze kadar hiç büyük bir deprem üretmedi. Bizim aletsel dönem dediğimiz. Tarihsel dönem kayıtlarında da tam bir veri yok aslında. Yüksekova ile ilgili yani, büyük bir deprem var mı yok mu bunun bilgisi yok. Sadece şöyle bir bilgi var. 1930’larda Salmas fayına bağlı olarak deprem meydana geliyor. Bu bölge içerisinde 2 bin 300 kişi hayatını kaybediyor. Ama sadece Türkiye’de değil toplam olarak o bölge içerisinde. Bir tek bu bilgi var. Onun dışında aslında tarihçesi bilinmeyen merak edilen faylardan bir tanesi.”
HENDEKLER KAZIP ANALİZLER YAPILACAK
Hazırladıkları proje kapsamında, yapılacak çalışmanın önemine değinen Prof. Dr. Sağlam, bunun sonunda imara esas çalışmalarda kullanılmak üzere deprem senaryoları üretileceğini, bu nedenle şehirleşme, kentleşmenin bu anlamda tekrar revize edileceğini söyledi. Prof. Dr. Sağlam, “Bir fay sadece bir deprem üretip bitmiyor. Deprem tekrarlanma aralığı var. Belli bir gerilim birikimi var. Bu birikim tekrarlarının ortaya çıkarılması için faylar boyunca hendek kazıları yapıyoruz. 30 metre uzunluğunda kısmen 4 ile 6 metre derinliğinde hendekler açıyoruz. Bu hendekler içerisinde faya ait öz geçmiş bilgilerine ulaşmaya çalışıyoruz. Bu bilgelerle çeşitli analizler ve tarihlendirme yaparak diyoruz ki örneğin, Çaldıran fayı üzerinde deprem tekrarlanma aralığı yaklaşık 500 ile 700 yıl arasında. Bunun bilinmesi önemli bir şey. Çünkü siz buna göre bütün planlamalarınızı yapıyorsunuz. En önemli şey TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, AFAD Başkanı Orhan Tatar’ın sayesinde 2023 depremlerinden sonra fayların öz geçmişlerinin çıkartmak için Türkiye geneli başlatılmış bir proje” diye konuştu.
‘YÜKSEKOVA’DA ZEMİN KÖTÜ’
Bu yıl yapacakları çalışmalarla eğer doğru veriler elde ederlerse birçok bilgiyi gün yüzüne çıkartmış olmayı düşündüklerini anlatan Prof. Dr. Sağlam, “Fayın nerden geçtiğini haritalayacağız. Yüksekova, zemini aslında kötü olan bölgelerden bir tanesi. Şemdinli, Yüksekova’ya nispeten daha iyi, daha kayalık zemin üzerindedir. O yüzden depremler olduğu zaman Şemdinli depremleri daha az hissediyor, Yüksekova’da bu kadar tedirgin olmasının sebebi biraz da zemin özellikleri. Yüksekova’da en fazla dikkat edilmesi gereken şeylerden bir tanesi zemine bağlı olarak deprem yönetmenine uygun evler yapılmış mı, yapılmamış mı? Şu anda Yüksekova’da binaların deprem performansıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bazı okullar boşaltıldı. Bu önemli bir şey. Evet doğrudur Yüksekova’da her an büyük bir deprem olabilir ama bu depremin tarihi ve kaç büyüklüğünde deprem üretebileceği ile ilgili bilgiler elimizde mevcut değil” diye konuştu.
]]>İller Bankası’nca (İLBANK) Ankara’daki bir otelde ‘Çevresel ve Sosyal Yönetim Sistemi (ÇSYS) Toplantısı’ düzenlendi. Dünya Bankası iş birliğinde düzenlenen toplantıya, Bakan Özhaseki ile İLBANK Genel Müdürü Recep Türk, Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sürdürülebilir Kalkınma Bölge Direktörü Sameh Wahba ve çok sayıda davetli katıldı.
‘DEPREM TEHDİDİNDEN DOLAYI GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIYORUZ’
Özhaseki, bugün İLBANK’ın yeni bir dönem başlattığını belirterek, bu konuda İLBANK ile beraber hareket eden Dünya Bankası’na teşekkürlerini iletti. Özhaseki, bakanlığın isminden de anlaşılacağı üzere epeyce yoğun bir iş yüküne sahip olduklarını işaret ederek, “Çevre konusunda mücadelemiz hızla sürüyor. Bir taraftan şehircilik var, dünyanın en eski şehirlerine sahibiz; onların altyapısı, üstyapısı gerek finansal gerek altyapı konusunda destekte bulunan İLBANK ile birlikte yürüttüğümüz müthiş bir faaliyet zinciri var. Bir de elbetteki iklim değişikliği konusu var. İklim değişikliğinin getirdiği her türlü sıkıntıdan, beladan, musibetten kurtulmak için mücadele veriyoruz. Ancak son dönemde bakanlığımızı biraz daha meşgul eden, tüm dikkatimizi o bölgeye toplamamıza sebebiyet veren 2 gelişme var. Birincisi 6 Şubat depremleri, ikincisi de yaklaşan ve bütün bilim adamlarının gelmekte olduğunu söylediği, umarım, dua edelim ki gelmez, gelirse de düşük bir şiddette olur ama; Marmara’da olabilecek olan büyük bir kırılma, deprem tehdidi. Bundan dolayı da işlerimizi bu konuda yoğunlaştırıyoruz, bu konuda daha sorumlu hissediyoruz ve gece gündüz çalışıyoruz” dedi.
‘DEPREM ZARARININ EN AZA DÜŞÜRÜLEBİLMESİ AMACIYLA ÇALIŞIYORUZ’
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde 680 bin konut ve 170 bin civarında iş yerinin yıkıldığını ve bunları gidermek için 1 senedir gece gündüz demeden bakanlık ve tüm koordineli birimlerle çalıştıklarını aktaran Özhaseki, hak sahiplerine verilecek 390 bin konut bulunduğunu ve 307 binin ihalesinin yapıldığını söyledi. Ayrıca köylerde 50 bin çelik ev yapıldığını bildiren Özhaseki, “46 bin konutu teslim ettik. 1,2 aya 30 bin konut daha teslim edeceğiz. Marmara Denizi ve çevresi bizim için önemli; tam 7 şehir, 20 milyon insan yaşıyor, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının yüzde 47’sini o bölge oluşturuyor. Böyle bir bölgede depremin oluşturabileceği zararın en aza düşürülebilmesi amacıyla çalışma yürütüyoruz. Depreme karşı dirençli şehirler oluşturmanın bir yolu var; o da kentsel dönüşüm. 2012’de yasa çıkardık; bugüne kadar 2 milyon 250 bin konutu değiştirdik, dönüştürdük. Şu an 425 bin civarında konutun da inşaatları devam ediyor; değişecek, dönüşecek. İnşallah bütün hızımızla buna devam ettiğimizde İstanbul’umuzu da Marmara bölgesindeki şehirlerimizi de depreme karşı dirençli hale getiririz diye düşünüyoruz” diye konuştu.
‘İKLİM KRİZİ YÜZÜNDEN 216 MİLYON İNSAN GÖÇEBİLİR’
İklim değişikliğinin Türkiye üzerinde oluşturabileceği negatif etkiler için de her sektörde yeşil dönüşümü desteklediklerine vurgulayan Özhaseki, bilim insanlarına göre dünyanın son 100 yıl içinde 1.1 derece ısındığını ve eğer bu derece 2 olursa gıda krizlerinin başlayacağını, 3 derece olursa dünyanın yaşanmayacak bir yer olacağını söyledi. Özhaseki, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre 2050 yılına kadar bu şekilde giderse iklim değişikliğinden kaynaklı olarak 216 milyon insanın yer değiştirebileceğini belirtti. Özhaseki, korunan alanları, çevreye duyarlı iklim dostlu konutları, katı atık depolama tesislerini, kirli su artıma tesislerini, yeşil alanları çoğalttıklarını ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda Sıfır Atık kampanyasının dünyada artık öncü bir hareket olduğunu söyledi.
]]>Türkiye’de 2023 yılında meydana gelen silahlı şiddet olaylarının raporu açıklandı. Umut Vakfı tarafından paylaşılan ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası’ raporuna göre, 2023 yılında 3 bin 773 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Basına yansıyan bu olaylarda 2 bin 318 kişi ölü, 3 bin 820 kişi de yaralandı. Yaşanan silahlı şiddet olaylarının 3 bin 212’sinde, yani yüzde 85’inde kalaşnikof, 2 bin 427’sinde otomatik tüfekler dahil ateşli silahlar ve yüzde 15’ine denk gelen 561’inde de kesici alet kullanıldı. Raporda 505 olayla en çok olayın yaşandığı kent İstanbul olurken, Erzincan yaşanan bir olayla son sırada yer aldı.
Umut Vakfı’nın 2014 yılından itibaren yayımladığı ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası’ raporunu açıkladı. 2014 yılından bugüne geçen 10 yılda; toplam 34 bin 197 silahlı şiddet olayı yaşandı. 10 yılda meydana gelen 34 bin 197 silahlı şiddet olayında toplam 21 bin 434 kişi öldü, bazıları ağır 31 bin 207 kişi de yaralandı. 2023 yılında olayların en çok yaşandığı ilk 11 il ise sırasıyla; İstanbul, Samsun, Adana, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Bursa, Şanlıurfa, Ankara, Diyarbakır ve Çorum şeklinde oldu.
BÖLGELERE GÖRE ŞİDDET HARİTASI
2023 yılında meydana gelen 3 bin 773 olayın; yüzde 29.23’ü yani bin 103’ü Marmara Bölgesi’nde, yüzde 14.71’i yani 555’i Karadeniz Bölgesi’nde, yüzde 14.44’ünü kapsayan 545’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, 473 olayı kapsayan yüzde 12.54’ü Ege Bölgesi’nde, 464 olayı kapsayan yüzde12.30’u İç Anadolu Bölgesi’nde, yüzde 11’ini kapsayan 415’i Akdeniz ve yüzde 5.78’i yani 218’i de Doğu Anadolu Bölgesinde yaşandı.
ANAHTARLIK TİPİ SUİKAST SİLAHI KULLANILDI
Bir önceki yıl şiddet olayları sıralamasında dördüncü sırada olan Karadeniz Bölgesi en çok olayın yaşandığı ikinci bölge olurken 2023 yılında, ikinci sırada olan Akdeniz Bölgesi ise altıncı sıraya geriledi. Ayrıca geride bıraktığımız yılın şiddet olaylarının birisinde anahtarlık tipi suikast silahı kullanılması da dikkat çekti. 2023 yılının ilk haftasında yaşanan anahtarlık tabancalı cinayet İstanbul Cihangir’de yaşanmıştı.
EN SAKİN ŞEHİR, YAŞANAN BİR OLAYLA ERZİNCAN OLDU
Bu yılın en sakin sayılabilecek şehri bir olayla Erzincan olarak dikkat çekiyor. Bazı şehirlerde yüzde 400’lere varan ciddi silahlı şiddet olaylarında artışlar yaşanırken bazı illerde de bir önceki yıla göre yüzde 30’lar, 40’lar, 50’ler hatta yüzde 70’ler düzeyinde düşüşler yaşanması dikkat çekiyor. Sadece bir olayın basına yansıdığı Erzincan’da ise düşüş yüzde 92 olarak rakamlara yansıyor.
YÜZDE 29.23’Ü MARMARA’DA
2023 yılında yaşanan silahlı şiddete bölgeler bazında bakıldığında; nüfus yoğunluğunun yaşandığı Marmara Bölgesi’ndeki 11 ilde yaşanan ve basına yansıyan toplam bin 103 olayda, 584 kişi öldürüldü, bin 51 kişi de yaralandı. İstanbul 505 olayla en çok olayın yaşandığı kent oldu. Basına yansıyan bu 505 şiddet olayında 321 kişi öldü, 498 kişi de yaralandı. İstanbul’u 80 kişinin öldüğü, 144 kişinin yaralandığı 164 olayla sanayi kenti Kocaeli, 144 olayla Sakarya, 135 olayla Bursa izliyor.
Bir önceki yıl dördüncü sırada olan Kocaeli’nin 2023 yılında ikinciliğe çıktığı görülürken ikinci ve üçüncü sırada olan Sakarya ile Bursa’nın üçüncü ve dördüncülüğe gerilediği dikkat çekiyor.
Üçüncü sıradaki Sakarya’da meydana gelen 144 olayda 39 kişinin öldüğü, 135 kişinin yaralandığı basında yer alırken Bursa’da ise 135 olayda 72 kişinin öldüğü, 107 kişinin yaralandığı dikkat çekiyor.
Bu ilk dört ili sırasıyla; 28 ölümlü, 67 yaralanmalı 64 olayla Tekirdağ, 18 ölümlü, 46 yaralanmalı 35 olayla Balıkesir, sekiz ölüm, 30 yaralanmalı 23 olayla Edirne, sekiz ölüm, 16 yaralanmalı 17 olayla Kırklareli, dokuz ölüm, iki yaralanmalı 10 olayla Çanakkale, beş yaralanmalı dört olayla Bilecik ve bir ölüm, bir yaralanmalı iki olayla Yalova izliyor.
Şiddet olayının 2021’de 13’ten 2022’de 18’e çıktığı Çanakkale’de 2023 yılında 10 silahlı şiddetin yaşandığı görülüyor.
KARADENİZ BÖLGESİ 2’NCİ SIRAYA YÜKSELDİ
Kocaeli 2022 yılında en çok şiddet olaylarının yaşandığı Marmara Bölgesi’ndeki iller arasında dördüncü sıradayken Karadeniz Bölgesi de 2022 yılında bölgeler bazında dördüncü sıradaydı. Ancak 2023 yılında Karadeniz Bölgesi, 2023 yılında bölgeler bazında en çok olayın yaşandığı ikinci bölge konumuna yükseldi.
Karadeniz Bölgesi’ndeki 18 kentte 2023 yılında yaşanan 555 silahlı şiddet olayında 266 kişi öldürülürken 517 kişi de yaralandı.
Bölgenin silahlı şiddet sıralamasında liderliğini yine; bir önceki yıla göre düşüş olmakla birlikte 74 ölümlü, 200 yaralamalı 188 olayla Samsun sürdürüyor.
Samsun’u 28 ölümlü, 112 olayla Çorum, 31 ölümlü, 24 yaralamalı 41 olayla Trabzon izliyor. Bir önceki yıl üçüncü sırada olan Zonguldak Trabzon’daki olay artışı sonucu dördüncülüğe gerilemiş görülüyor. Zonguldak 22 ölümlü, 36 yaralamalı 39 olayla dördüncü, 15 ölümlü, 29 yaralanmalı 34 olayla Kastamonu beşinci en çok silahlı şiddet olayı yaşanan Karadeniz ili…
Trabzon’da son yıllarda giderek artan yorgun mermi vakalarında 8 yılda 5 kişinin öldüğü, 96 kişinin ise yaralandığı kayıtlara geçmiş bulunuyor.
Bölgedeki diğer illerdeki yaşanan silahlı şiddet olayı sıralaması ise şöyle:
“Düzce: 12 ölümlü, 27 yaralamalı 30 olay, Ordu: 12 ölümlü, 21 yaralamalı 28 olay. Tokat: 17 ölümlü, 10 yaralamalı 18 olay, Rize: 10 ölümlü, 10 yaralamalı 12 olay. Giresun: 6 ölüm, 11 yaralamalı 10 olay. Sinop: 5 ölüm, sekiz yaralamalı 9 olay, Karabük: 7 ölüm, 8 yaralamalı 7 olay. Bolu: 2 ölüm, 15 yaralamalı 7 olay. Amasya: 6 ölümlü 6 olay. Gümüşhane: 4 ölüm, 4 yaralamalı 6 olay. Artvin: 8 ölümlü 5 olay. Bartın: 4 ölümlü 4 olay. Bayburt: 3 ölüm, 2 yaralamalı 4 olay…”
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ’NDE 362 ÖLÜMLÜ 545 OLAY YAŞANDI
2022 yılında yaşanan 566 silahlı şiddet olayıyla üçüncü sırada olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 362 ölümlü, 789 yaralanmalı 545 olayla bu yıl en çok olayın yaşandığı üçüncü bölge oldu.
Basına yansıyan haberlere bakıldığında 2022 yılında 100 ölümlü, 256 yaralamalı 187 alayın basına yansıdığı Şanlıurfa’da 2023 yılında yüzde 36’lık düşüşle 71 ölümlü, 193 yaralanmalı 120 olay yansıdı. Onu ikinci sırada izleyen Diyarbakır’da 69 ölümlü, 185 yaralanmalı 107 olay, üçüncü sırada izleyen Gaziantep’te de 83 ölümlü, 103 yaralanmalı 92 olay yaşandı.
Bölgede; Mardin ve Batman’da da yaşanan şiddet olaylarında ciddi artış dikkat çekerken depremden etkilenen Adıyaman’da ve Kilis’te bir miktar düşüş görülüyor.
2022 yılında 32 ölü, 62 yaralamalı 40 olayın basına yansıdığı Mardin’de 2023 yılında 51 ölümlü, 153 yaralamalı 78 olay yaşandı. Batman’da ise 41 ölümlü, 66 yaralanmalı 65 olay basına yansırken Adıyaman’da 12 ölümlü 21 yaralanmalı 26 olay, Kilis’te 11 ölümlü 25 yaralamalı 23 olay, Şırnak’ta 17 ölümlü, 20 yaralamalı 19 olay, Siirt’te 7 ölümlü, 23 yaralamalı 15 olay kayıtlara geçti.
EGE BÖLGESİ’NDE SİLAHLI ŞİDDET OLAYLARINDA ARTIŞ OLDU
Karadeniz gibi Ege bölgesi de silahlı şiddet olaylarında 2023 yılında sıçrama yapan bölgelerden. Bir önceki yıl en çok silahlı şiddet olayı yaşanan bölgeler sıralamasında altıncı sırada olan Ege Bölgesi 2023’te dördüncü bölge durumunda.
2022 yılında 459 olayın yaşandığı bölgede 2023 yılında 352 ölümlü, 391 yaralamalı 473 olayın basına yansıdığı dikkat çekiyor.
İzmir’de bu yıl bir önceki yıla göre yüzde 19’lık artışla 140 ölümlü, 140 yaralamalı toplam 164 olay basına yansıdı.
İzmir’i 45 ölümlü, 48 yaralamalı 76 silahlı şiddet olayıyla Aydın, 51 ölümlü, 54 yaralamalı 65 olayla Manisa, 36 ölümlü, 35 yaralamalı 48 olayla Denizli, 35 ölümlü 42 yaralamalı 47 olayla Muğla, 25 ölümlü, 25 yaralamalı 36 olayla Afyon, 9 ölümlü, 23 yaralamalı 19 olayla Kütahya, 11 ölümlü, 24 yaralamalı 18 olayla Uşak izliyor.
İÇ ANADOLU BÖLGESİ’NDE 464 SİLAHLI ŞİDDET OLAYI YAŞANDI
İç Anadolu Bölgesi; en çok silahlı şiddet olayının yaşandığı bölgeler sıralamasında son yıllarda yeri değişmeyen bir bölge. 2022 yılında 463 olayın yaşandığı bölgede, 2023 yılında da bir artışla 464 olay yaşanmış. Yaşanan bu 464 silahlı şiddet olayında; 292 kişi ölmüş, 456 kişi de yaralanmış bulunuyor.
Bölgede ilginç olan; her yıl Konya en çok olayın yaşandığı il olarak birinci sırada olurken 2023 yılında bu ilde yaşanan olay sayısında yüzde 40’lık düşüş yaşandığı ve sıralamada ikinci sıraya indiği, başkent Ankara’nın ise bir önceki yıla göre yüzde 39’luk artışla birinci sıraya yerleştiği görülüyor…
Silahlı şiddet haritasında kendi bölgesinde en çok olayın yaşandığı il konumunda olan başkent Ankara’da 2023 yılında 102 ölümlü 96 yaralanmalı 117 olayın basına yansıdığı görülürken, bir önceki yıl 86 kişinin öldüğü, 112 kişinin yaralandığı 131 olayın basına yansıdığı Konya’da 2023’te 48 ölümlü, 78 yaralanmalı toplam 78 olayın basına yansıdığı dikkat çekiyor.
Bu bölgede en çok olayın yaşandığı üçüncü il Kayseri. Kayseri’de 24 ölümlü, 84 yaralanmalı 75 olay yaşanırken bölgede Aksaray ve Niğde’de de her yıl silahlı şiddet olaylarında artış yaşanması dikkat çekiyor.
Aksaray’da 2023 yılında; 14 ölümlü, 65 yaralanmalı 38 silahlı şiddet olayı yaşanırken onu izleyen Niğde’de 18 ölümlü, 27 yaralanmalı 35 olay bulunuyor. Bölgedeki diğer illerde yaşanan şiddet olaylarının rakamları ise şöyle:
“Eskişehir: 23 ölümlü, 23 yaralanmalı 32 olay, Karaman: 7 ölümlü, 24 yaralanmalı 21 olay, Kırıkkale: 6 ölümlü, 16 yaralanmalı 16 olay, Sivas: 17 ölümlü, 23 yaralanmalı 15 olay, Kırşehir: 11 ölümlü, 10 yaralanmalı 15 olay, Çankırı: 10 ölümlü, 7 yaralanmalı 10 olay, Nevşehir: 8 ölümlü, 2 yaralanmalı 8 olay ve Yozgat: 4 ölümlü, 1 yaralanmalı 4 olay.”
AKDENİZ BÖLGESİ’NDE SİLAHLI OLAYLARDA DÜŞÜŞ OLDU
Bir önceki yıl şiddetin bölgeler haritasında ikinci sırada olan Akdeniz Bölgesi’nde 2023 yılında ciddi bir düşüş olduğu ve altıncı sıraya gerilediği görülüyor. 2022 yılında 571 olayın yaşandığı Akdeniz Bölgesi’nde 2023 yılında 341 ölümlü, 342 yaralanmalı toplam 415 cinayet medyaya yansımış bulunuyor. Özellikle Adana ve Antalya’da yüzde 30’lar civarında düşüşler dikkat çekiyor.
Bölgedeki iller, olay sayıları ve ölü-yaralı durumu şöyle:
“Adana’da 158 ölümlü, 134 yaralının olduğu 171 olay, Antalya’da 67 ölüm, 65 yaralı 96 olay, Mersin: 46 ölümlü, 33 yaralamalı 52 olay, Hatay: 20 ölüm, 24 yaralamalı 26 olay, Isparta: 16 ölümlü, 36 yaralamalı 23 olay, Kahramanmaraş: 15 ölüm, 25 yaralanmalı 18 olay, Osmaniye: 12 ölüm, 15 yaralamalı 18 olay, Burdur: 7 ölüm, 10 yaralamalı 11 olay.”
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ 218 SİLAHLI OLAY YAŞANDI
Sıralamada yeri değişmeyen bir bölge de Doğu Anadolu Bölgesi… Hatta 2022 yılında 246 olayın medyaya yansıdığı bölgede, 2023 yılında 121 ölümlü, 274 yaralamalı toplam 218 silahlı şiddet olayı medyaya yansımış durumda.
Bölgede; 2023’ün şiddet haritasında yer alan rakamlar şöyle:
“Malatya’da 27 ölü, 100 yaralamanın olduğu 78 olay, Elazığ’da 16 ölü, 61 yaralamanın olduğu 44, Erzurum’da 15 ölü, 21 yaralamanın olduğu 27, Van’da 14 ölü, 31 yaralamanın olduğu 16, Ağrı’da 17 ölü, 8 yaralamanın olduğu 13, Kars’ta 12 ölü, 9 yaralamanın olduğu 9, Bitlis’te 8 ölü, 6 yaralamanın olduğu 8, Ardahan’da 3 ölü, 8 yaralamanın olduğu 7, Bingöl’de 3 ölü, 7 yaralamanın olduğu 5, Iğdır’da 2 ölü, 15 yaralamanın olduğu 5, Muş’ta 2 ölü, 2 yaralamanın olduğu 2, Tunceli’de 1 ölü, 3 yaralamanın olduğu 2, Hakkari’de 1 ölünün olduğu 1, Erzincan’da 3 yaralının olduğu 1 olay…”
2023 YILINDA OLAYLARIN EN ÇOK YAŞANDIĞI İLK 11 İL
İller bazında bakıldığında ise 2023 yılında en çok şiddet olayının yaşandığı ilk 11 il şöyle:
1. İstanbul 505 olay
(321 ölü, 498 yaralı)
2. Samsun 188 olay
(74 ölü, 200 yaralı)
3. Adana 171 olay
(158 ölü, 134 yaralı)
4. İzmir 164 olay
(140 ölü, 140 yaralı)
5. Kocaeli 164 olay
(80 ölü, 144 yaralı)
6. Sakarya 144 olay
(39 ölü, 135 yaralı)
7. Bursa 135 olay
(72 ölü, 107 yaralı)
8. Şanlıurfa 120 olay
(71 ölü, 193 yaralı)
9. Ankara 117 olay
(102 ölü, 96 yaralı)
10. Diyarbakır 107 olay
(69 ölü, 185 yaralı)
11. Çorum 107 olay
(28 ölü, 112 yaralı)
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu tarafından Samsun, Sarp’ın ve Trabzon’un da içinde bulunduğu demiryolu proje çalışmalarının bu sene başlatılacağının açıklaması bölgede heyecan uyandırdı. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin yıllardır beklediği proje olan demiryolu hattı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaştırma Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şeref Oruç, demiryolu projesinin düşünüldüğü gibi büyük maliyetlere sahip olmadığını söyledi.
“20 yıldır bu proje üzerine çalışıyoruz”
Yaklaşık 20 yıldır demiryolu konusunda çalışmalar yaparak teknik detayları ortaya koyduklarını kaydeden Oruç, “Demiryolunda sadece boyuna eğim binde olarak ifade edilir. Binde 25’den yani yüzde 2,5’tan fazla olmaması gerekiyor. Demiryolu konusu gündeme gelince herkes yolculuk olarak ifade ediyor. Oysa biz bunu özellikle yük taşımacılığı anlamında çok büyük fayda getireceği kanaatini taşımaktayız. Bölgedeki istihdamın artacağı bölgedeki buna bağlı sektörlerin gelişeceği ve büyük bir yatırım olan İyidere Lojistik Merkezi’nin ve o limanın beklenen faydayı sağlayabilmesi adına bunun yapılmasını ifade ediyoruz. Bu konuda da bu kadar zamandır çokça çalışma yaptık. Master çalışması dahil bitirme tezleri yaptırdık ve bu beklenen faydanın nasıl sağlanacağı konusundaki değerlendirmelerimizi tespitlerimizi paylaştık” dedi.
“Çok kısa sürede kendini amorti edecek ve bölgenin ekonomik potansiyelini hayata geçirecek”
Yapılan çalışmalarda birkaç farklı güzergah üzerine çalıştıklarını dile getiren Oruç, “Erzincan’ın Erbaş’a bağlanan Of, Hayrat’tan başlayıp Erzincan’a bağlanan hattı tutun diğer taraftan Araklı üzerinden bağlanan başka bir hat o zaman İyidere Lojistik Merkez söz konusu değildi. En son DLH’nin yapmış olduğu güzergah olarak İyidere’yi Bayburt üzerinden Erzurum’a Aşkale’ye bağlayan bir güzergah ortaya konmuş. Dolayısıyla o zamanki hesaplarımıza göre yaklaşık maliyeti bu demiryolunun yani Doğu Karadeniz’in güneyinden geçen demiryoluna bağlanması için yapılacak demiryolunun maliyeti yaklaşık bir buçuk milyar dolar civarında. Ama bunun sağlayacağı katkıyla kendisini amorti edebileceği süre çok kısa. Çok kısa sürede kendini amorti edecek ve bölgenin ekonomik potansiyelini hayata geçirecek ve diğer bütün bu bölgelerle Kafkaslardan Ortadoğu’ya kadar bütün bu bölgeyi birbiriyle entegre edebilecek hayati derecede önemli. Yani bizim limanlarımızı buraya bağlayacak bölge insanımızı buraya bağlayacak ve bundan büyük fayda görecek bir proje olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda da ciddi adımların atılması yani 2053 yılı hedef gösterilmiş yapılması için ama ben beklenen faydanın sağlanabilmesi adına ülke imkanları da dikkate alınarak bunun çok daha erkene öne alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda da bütün kamu kurumlarının siyasi iradenin kanaat önderlerinin sivil toplum örgütlerinin meslek odalarının güç birliği hedef birliği yapıp bunun bir an önce hayata geçirilmesi noktasında bu iradeyi göstermeleri gerektiği kanaatini taşımaktayım” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Soydan, beraberinde Toroslar Belediye Başkan Adayı Ali Öz ile birlikte Mersin- Tarsus Organize Sanayi Bölgesini (MTOSB) ziyaret ederek sanayicilerle bir araya geldi, MTOSB Başkanı Sabri Tekli’den bölgenin faaliyetleri hakkında bilgi aldı. İş dünyasının sorun, talep ve önerilerini dikkatle dinleyen Soydan, notlarını aldıktan sonra göreve gelmesi halinde çözüm noktasında çalışmaların hız kazanacağının sözünü verdi.
“Aidiyet duygusu ile kenetlenmek zorundayız”
Soydan, Mersin’in dünyada parmakla gösterilecek bir şehir olduğuna vurgu yaparak, “Bu kent Anamur’dan Tarsus’a medeniyet, tarih, tarım, turizm kentidir. Ancak maalesef kimliğini oturtturamadığımız bir şehir. Bu şehre hep birlikte sahip çıkmak zorundayız. Kentimizin geleceğini, ufkunu açmak adına herkesin siyasi kimliğini bir kenara bırakıp Mersinlilik bilinci ile çalışması gerekmektedir. Bir aidiyet duygusu ile kenetlenmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
Önceliklerinin, kentin dinamikleri ile barışık bir şekilde ilerlemek olduğunu söyleyen Soydan, “Çiftçinin, ihracatçının önünü açmak zorundayız. 312 kilometre sahil şeridimiz, 14 mavi bayraklı plajlarımız var. Baktığınızda tarih noktasında da inanç turizmi açısından da dünya nezdinde birçok yerimiz var. Tarım kalkınacak, dolayısıyla kentimiz kalkınacak. Biz Cumhur İttifakıyız. Mersin’in önünün açılması açısından partili partisiz 7’den 77’ye herkes için devletimizin tüm imkanlarını kentin hizmetine sunacağız” diye konuştu.
Sorunlara ilişkin de konuşan Soydan, “Mersin Organize Sanayi Bölgemizin otoban bağlantı yolu ve Nacarlı bağlantısından sonra OSB’ye kadar olun yolun genişletilmesi durumunu değerlendirdik. Karayolları Bölge Müdürümüzle görüştüm. Kendisi, çalışmaların devam ettiğini ve kısa sürede tamamlanacağını ifade etti. Çevre yolu ile ilgili de imar noktasında çalışmalar başlamış. Burası bilindiği gibi Büyükşehir Belediyesinin uhdesindedir. Aslında yapılmayacak bir iş değil. Ulaşım çok önemli. Bu yollardaki riskleri de çok iyi biliyoruz. Öte yandan Devlet Su İşleri ile de görüştüm. Protokollerle işbirliğine açıklar. Göreve gelir gelmez biz sorumluluğu üstümüze alır, protokollerimizi yaparız. İçme suyu ve isale hatları noktasında istişare içerisinde oluruz. İvedilikle su olayını da çözeceğiz. 122 ve 114 numaralı belediye otobüs hatları da bir başka sorun. Bu sorunun çözülmemesi zaten anlaşılabilir bir durum değil. Hepsini tek tek çözüme kavuşturacağız” şeklinde konuştu.
“Sözümüz var, yeminimiz var”
Soydan, Mersin Büyükşehir Belediyesinin MESKİ ile birlikte senelik bütçesinin oldukça yüksek olduğunu işaret ederek sözlerini şöyle noktaladı: “Bu kentte artık vatandaşlarımıza hizmet etmeme adına hiç kimse bahane üretmemelidir. Mersin, Cumhur İttifakı ile artık hizmete doyacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Kente katma değer sağlayan siz değerli sanayicilerimizden Allah bin kere razı olsun. Bizler de sizlerin sonuna kadar yanınızda olmakla mükellefiz. Gece uyumadan, gündüz yorulmadan sizlerin emrinde, hizmetindeyiz. Çünkü yaşadığımız bu coğrafyaya yeminimiz var, sözümüz var.”
Mersin’in en büyük gerçeğinin, ekonominin kalbi olan Organize Sanayi Bölgesi olduğuna dikkat çeken MTOSB Başkan Sabri Tekli ise “Mersin’e para yağdırıyoruz. İstihdam sağlıyoruz. İş, AŞ veriyoruz. 4. bölgede 41 tane daha fabrikamız devreye girecek. En az 5 bin kişi demek. Bir seneye hayata geçecektir. Yaşam alanları ne kadar lüks olursa olsun, harcayacak parayı bulmadıktan sonra bazı şeyler tersine döner. Mersin’in potansiyelini biliyorum. Mersin’i artık kimse durduramaz. Mersin uçuyor. Her şey birbirine entegredir. Eğer bu bağlantıyı sağlayamazsan limanın büyümesi önemli değildir. Limana giriş çıkış yapacak tırın yolunu vermezsen biz kilitleniriz. Biz bu büyümeyi plan ve projelerle karşılamamız lazım” dedi.
Konuşmaların ardından MTOSB’deki firmaları da ziyaret eden Serdar Soydan, daha sonra bölgeden ayrıldı. – MERSİN
]]>Limak İskenderun Uluslararası Limanı Genel Müdürü Gündüz Arısoy, AA muhabirine, 6 Şubat 2023 tarihli depremlerden en fazla etkilenen işletmelerden birinin LimakPort İskenderun olduğunu söyledi.
Depremin limanda bir dizi olumsuzluğa yol açtığını belirten Arısoy, rıhtımda, geri sahada, altyapıda ve makine ekipmanlarında hasar oluştuğunu bildirdi.
Arısoy, bu hasarlara karşın bir yıkılma yaşamadıklarına işaret ederek, “Kapalı binalarımızda herhangi bir hasarımız yok. Rıhtımlarda yıkılmalar, çökmeler gibi şeylerimiz yok. Onarılabilir hasarlardı hepsi. Deprem sonrası bir de yangın yaşadık. Yangın da bizi ciddi anlamda etkiledi. İlk 5-6 gün zaten yangınla mücadele ederek geçti ve depremle ilgili herhangi bir aksiyonda bulunamadık.” dedi.
Daha sonra hızlıca gerekli zemin etütlerini ve analizleri yaptırmaya başladıklarını, proje firmalarını devreye soktuklarını anlatan Arısoy, süreçte yurt içi ve dışından danışman firmalarla çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Arısoy, analizleri bitirdikten sonra onarım için neler yapılması gerektiğinin ortaya çıktığını ve hemen harekete geçtiklerini belirterek şöyle konuştu:
“Limak Holding’in bir parçası olmak ve Limak İnşaat’ın desteğini alabilmek bizim için çok önemliydi. Bütün yapılacak onarım işlerinin koordinasyonunu Limak İnşaat üstlendi ve çok çok hızlı bir şekilde makine ve ekipmanlar, personel, taşeron tedarikleri ile harekete geçildi. Bütün onarımları tamamen bitirip ondan sonra tekrar işletmeye başlamak belki ideal yöntemdi ancak bölgedeki ithalat ve ihracatçıların ihtiyaçları doğrultusunda kısmi açılışlarla, en azından kısmi kapasitelerle bölgeye destek vermeyi tercih ettik.”
Deprem öncesi kapasitenin yüzde 80’ine ulaşıldı
Arısoy, geçen yılın nisan, mayıs, ekim aylarında rıhtımları hizmete açıklarını, aralık ayı itibarıyla da deprem öncesi kapasitenin yüzde 80’ine ulaştıklarını ifade etti.
Deprem öncesinde kapasitelerinin yüzde 50’sini kullandıkları bilgisini veren Arısoy, “Şu anda ulaştığımız kapasite bizim için yeterli, daha doğrusu bölge için yeterli durumda. 10 ay gibi bir süre içinde kapasitemizin yüzde 80’ine ulaşabilmiş durumdayız. Bölgeye, ithalatçı ve ihracatçılara hizmete devam ediyoruz.” diye konuştu.
Arısoy, deprem öncesinde taşeronlarla birlikte 1200 çalışanlarının olduğunu belirterek, afetin ardından çalışanların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik de bir dizi tedbir aldıklarını dile getirdi. Arısoy, işletmeyi ayağa kaldırıp çalışanları günlük hayatlarına döndürebilmenin önemine işaret ederek şunları söyledi:
“Personellerimize 250 konteynerden oluşan bir konteyner kent kurduk. 6 yaşına kadar olan 80 çocuğumuzun günlük bakımlarının üstlenildiği kreş yaptık. Çamaşırhane ve yemekhane yaptık. Elektrik, su temin ettik. Konteynerlerin içlerine ısıtıcılar, klimalar koyduk. Ranzalar, yataklar koyduk. Onları bu açıdan da desteklemeye çalıştık.”
Arısoy, tüm çalışanlar ve İskenderun halkıyla kenetlenip depremin acılarıyla mücadele etmeye çalıştıklarını vurguladı.
Onarımlar devam edecek
Gündüz Arısoy, liman onarımlarının 2024 ve 2025’te de devam edeceğini belirterek, “Eski kapasitemize, hatta üzerine çıkma hedefimiz var. Önümüzdeki 2 yıl içinde kapasitemizi yaklaşık yüzde 30 artırmayı hedefliyoruz.” dedi.
Limanın şehir için istihdam kaynağı olduğuna dikkati çeken Arısoy, buranın aylık ve yıllık rutin harcamalarını da bölgede gerçekleştirmeye gayret ettiklerini, bu şekilde bölge ekonomisine destek sağlamaya çalıştıklarını anlattı.
Arısoy, limanla etkileşim içinde olan depo, nakliye ve gümrük gibi sektörlerin de buradaki faaliyetlerden güç aldığını, limanın ayrıca bölgedeki ithalatçı ve ihracatçılara nakliye ve süre avantajı sağladığını ifade etti.
Bölgedeki şehirler limana daha kolay ulaşacak
Gündüz Arısoy, geçen ay ihalesi yapılan Dörtyol Hassa Demir Yolu ve Otoyolu Projesi’ne ilişkin de değerlendirmede bulundu. Projenin çok uzun zamandır bölge tarafından beklendiğini dile getiren Arısoy, bu hattın bölgeye katkısının çok olacağını söyledi.
Arısoy, şunları kaydetti:
“Bölgenin dinamosu Gaziantep limanlara bir adım daha yaklaşacak. Aynı şekilde Kahramanmaraş da faydalanacak, çok olumlu bir proje. Gaziantep şehrinin hem süreden hem de nakliye maliyetinden avantajı artmış olacak. Aynı şekilde Kahramanmaraş da faydalanacak. İskenderun Körfezi’ni daha fazla yaklaştırdığınız zaman bu bölgelere, tüm ithalatçı ve ihracatçılarımızın avantajına olacaktır. Çok olumlu bir proje. Umarım çok kısa zamanda sonuçlanır, bölgedeki ithalatçı, ihracatçı avantajını yaşamaya başlar.”
]]>HAVA kalite izleme istasyonlarının verilerini analiz eden Greenpeace Akdeniz, Türkiye’de hava kirliliğinin en yoğun olduğu 20 bölgeyi belirledi. İlk sırada Hatay’ın İskenderun ilçesi yer alıyor.
Greenpeace Akdeniz, hava kirliliğiyle mücadele için yürüttüğü çalışmalar kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ulusal hava kalitesi izleme ağında yer alan istasyonlardan 2023 yılı boyunca elde edilen Partikül Madde (PM) 10 verilerini analiz etti. Bu kapsamda Türkiye’de hava kirliliğinin en yüksek olduğu 20 bölge sırasıyla şöyle; İskenderun (Hatay), Kadıköy-Göztepe (İstanbul), Iğdır Merkez, Osmaniye Merkez, Elbistan (Kahramanmaraş), Kadirli (Osmaniye), Karatay (Konya), Nazilli (Aydın), Nilüfer (Bursa), Kestel (Bursa), Merkez Ulupark (Manisa), Karatay-Karkent (Konya), Akdeniz-İstiklal (Mersin), Muş Merkez, Şahinbey-Beydilli (Gaziantep), Hakkari Merkez, Aydın Merkez, Batman Merkez, Şahinbey-GaskiD6 (Gaziantep), Denizli Merkez.
YILIN 235 GÜNÜ KİRLİ HAVA
Analiz sonuçlarına göre, ilk sırada yer alan Hatay’ın İskenderun ilçesindeki ölçüm istasyonu, 2023 yılında Türkiye’nin en kirli havasını kayıtlara geçirdi. İlçede 235 gün boyunca PM 10 limit değerinin aşıldığı kirli hava solundu.
Bakanlığın 2023 yılına ait verilerinin analizi sonrası ortaya çıkan çarpıcı sonuçlardan bazıları şöyle açıklandı:
“2023 yılına PM 10 kirleticisi açısından bakıldığında Türkiye’de, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına göre havası temiz şehir olmadığı görüldü. İstanbul’un en kirli 10 ilçesinde yaşayan yaklaşık 4,6 milyon insan ulusal standartlara göre 2023 yılında kirli hava soludu. İstanbul’un havası en kirli semti Göztepe’de ulusal yönetmeliğe göre 222 gün boyunca kirli hava solundu. Ankara’nın havası en kirli ilçesi Altındağ. İlçede Siteler bölgesinde yaşayanlar 172 gün, Ulus bölgesinde yaşayanlar ise 135 gün boyunca PM 10 limitinin aşıldığı kirli havaya maruz kaldı. İzmir’de PM 10’un yıllık ortalaması ulusal yönetmelikte belirlenen limitin üstünde. İzmir’in en kirli ilk üç bölgesi Torbalı’da 173 gün, Kemalpaşa’da 126 gün, Alsancak’ta ise 136 gün sağlıksız hava solundu. Bursa’nın havası en kirli ilçesi Nilüfer’de yaşayanlar 199 gün boyunca PM 10 limitinin aşıldığı sağlıksız havaya maruz kaldı.”
DAKİKADA 13 İNSAN ÖLÜYOR
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hava kirliliğinin dünya genelinde dakikada 13 insanın ölümüne yol açtığına dikkati çeken Greenpeace İklim ve Enerji Uzmanı Gökhan Ersoy, Türkiye’de ise ölüme yol açan risklerde tütün, aşırı kilo, hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve hipergliseminin (yüksek kan şekeri) ardından hava kirliliğinin 5’inci sırada yer aldığını söyledi.
KİRLİLİK SEBEBİ FOSİL YAKIT
Hava kirliliğinin sorumlusu olarak fosil yakıtlara dikkati çeken Gökhan Ersoy, şunları söyledi:
“Fosil yakıt merkezinde şekil alan ısınma, ulaşım ve sanayi politikalarımız kentlerimizi kirlilik kapanına çeviriyor ve temiz hava hakkımızı gasbetmeye devam ediyor. Son üç yıldaki bölge sıralamalarına baktığımızda, kentlerin kirlilik oranında radikal bir değişim olmazken sadece birkaç basamak ile yerlerinin değiştiğini ve hala yönetmelikte belirtilen yıllık ortalama limit değerin aşıldığını görüyoruz. Bu da kronik bir sorun halini alan hava kirliliğinin getirdiği sağlık riskini yükseltiyor. Deprem bölgesinden üç farklı kentin de bu yıl listede olması, Hatay ile Osmaniye’nin ilk kez en kirli 10 bölge arasında yer alması ise enkaz kaldırma çalışmalarının neden olduğu ek kirlilik yükünün halk sağlığı açısından tolere edilemeyeceğini gösteriyor. Çünkü bu üç kentteki bütün istasyonlar yıllık limit değeri aştı.”
KORUMA BÖLGELERİ İLAN EDİLMELİ
Hava kirliliğinin önlenmesi için eldeki en etkili aracın, yönetmelikte yer alan ‘Koruma Bölgesi’ mekanizması olduğuna işaret eden Ersoy, “Bakanlığın verileri birçok noktada hava kirliliğinin tehlike verici boyutlara ulaştığını gösterirken Koruma Bölgesi kararı alınmıyor. Greenpeace Akdeniz ‘Havanı Koru’ kampanyasıyla düzenli limit aşımlarının olduğu ilçelerde koruma bölgeleri ilan edilmesini talep ediyor” diye konuştu. Ersoy, soluduğu havanın kalitesini öğrenmek isteyenlerin Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı havanasil.org adresinden Türkiye’de 2023 yılında yapılan hava ölçümü sonuçlarının tamamına ulaşabildiğini de açıkladı.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 13. Bölge Müdürlüğü Erzurum Şubesi ekipleri, çetin kış şartlarının etkili olduğu Erzurum’da doğal yaşamın bozulmaması amacıyla kaçak avcılarla etkin şekilde mücadele ediyor.
Mesai gözetmeden çalışan ekipler, karlı arazilerde, arazi araçlarıyla av faaliyetlerinin yapıldığı bölgelerde denetimlerde bulunarak kaçak ve usulsüz avcılığı önlemeye çalışıyor.
Dron ve fotokapan gibi teknolojik imkanlardan yararlanarak nesli koruma altındaki yaban hayvanlarının popülasyonunu artırmaya çalışan ekipler, kar kalınlığının bir metreyi bulduğu arazilerde kaçak ve usulsüz avlananlara göz açtırmamak için sık sık denetim gerçekleştiriyor.
Büyük memeli hayvanların popülasyonunun yoğun olduğu bölgelere 52 fotokapan kuran ekipler, bu cihazlardan gelen e-maillerden de faydalanarak yaptıkları denetimlerle yaban hayatını koruyor.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Nebi Doğan, AA muhabirine, kaçak avcılığa karşı 7 gün 24 saat esasına göre çalışma yürütüldüğünü söyledi.
Kaçak avcı ve belgesi olup da kurallara uymayan avcılara idari para ve tazminat cezası uyguladıklarını anlatan Doğan, “Son 1 yılda 8 bin kişiye denetim yaptık, kontrol sağladığımız 168 kişiye işlem yapıldı. Bu kişilere toplamda 1 milyon 250 bin lira idari ve tazminat cezası uygulandı.” dedi.
Kaçak avcılara yönelik denetim ve ihbarlar üzerine her gün sahaya ekip gönderdiklerini dile getiren Doğan, her yıl 8’inci ayda av sezonunun açıldığını, diğer yılın 3’üncü ayında kapandığını belirterek, diğer aylarda belgesi olsa da hiç kimsenin av yapamayacağını vurguladı.
“Bizde mesai yok. Sahaya çıktığımızda 2-3 saat değil bazen gece de kalabiliyoruz. Bölgede neyle karşılaşacağımız belli olmadığı için dönüş saatlerimiz belli değildir.” diyen Doğan, yıl içerisinde hemen her gün kaçak avcılara karşı ekiplerin sahaya gönderildiğini söyledi.
Fotokapanlarla hayvanların popülasyonu gözlemleniyor
Hayvan popülasyonunun artıp artmadığını öğrenmek ve kaçak avcılara karşı kullanmak amacıyla yaban hayvanlarının olduğu bölgelere fotokapan kurduklarını ifade eden Doğan, bu cihazların aylık periyotlarla kontrol edildiğini belirtti.
Yapılan çalışmaların hayati öneminin olduğunu vurgulayan Doğan, “Fotokapanlardan anlık mail de alıyoruz. Elimize ulaşan görüntüleri Genel Müdürlüğe gönderiyoruz. Fotokapanlarımızı genellikle büyük memeli hayvanların popülasyonunun yoğun olduğu bölgelere kuruyoruz. Bu sayede hayvanların popülasyonunu ve geçiş yollarının nereler olduğunu öğreniyoruz.” ifadelerini kullandı.
Doğan, fotokapanlara bugüne kadar kurt, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, tilki, domuz, vaşak ve çakal gibi büyük memelilerin yanı sıra tavşan, sincap ve keklik gibi küçük hayvanların da takıldığını belirtti.
Erzurum bölgesinde kaçak avcılara karşı 52 fotokapan ve 2 dronla sürekli denetimler gerçekleştirdiklerini belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Belli periyotlarda fotokapanları kontrol ediyoruz. Anında görüntü gönderen fotokapanlarımız var ve bazıları direkt mail gönderdiği için ilgili bölgeye ekip gönderiyoruz. Dronla takip yapıyoruz. Ulaşımın sağlanamadığı bölgelere dronla ilgili kişinin görüntüsünü alıp daha sonra polis merkezine gidip ilgili kişinin kimlik bilgilerini öğrenip o kişi hakkında gerekli yasal işlemleri yapabiliyoruz.”
]]>Kazakistan Acil Durumlar Bakanlığına bağlı Astana Acil Kurtarma Merkezi görevlileri Azamat Jumabayev, Nikolay Popov ve köpeği Mirta 10 gün Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde arama kurtarma çalışmalarında yer aldı.
Jumabayev ve Popov, bir yıl önce afet bölgesinde yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Astana’da 8 yıldır arama kurtarma görevlisi olarak çalıştığını söyleyen Jumabayev, Türkiye’deki deprem bölgesinin kendisinin ilk yurt dışı görevi olduğunu belirtti.
Jumabayev, Gaziantep Havalimanı’na indikten sonra Kazakistan ekibine verilen bölgeye doğru yola çıktıklarını dile getirerek, “Nurdağı’na girişte uzun bir araç kuyruğu oluşmuştu. Sokaklar karanlıktı. Çöken binalar ve yardım isteyen insanlar vardı.” dedi.
Nurdağı’nda tamamen çöken 9 katlı bir apartmanda arama kurtarma çalışmalarına başladıklarını anlatan Jumabayev, “Burada 3 kişiye ulaştık. İlk çıkardığımız kişi işitme engelliydi. Konuşamıyordu, sadece nefesinden bulunduğu yeri tespit edebildik. Bu anı ekip olarak hala unutamıyoruz.” diye konuştu.
Jumabayev, söz konusu apartmandaki çalışmaların uzun sürdüğünü kaydederek, “Arama kurtarma çalışmalarına başladığımızda artçılar devam ediyordu. Ayrıca bu apartmanın yanında çökmek üzere olan bir bina daha vardı. Dolayısıyla bu durum çalışmamızı zorlaştırdı.” ifadesini kullandı.
Afet bölgesinde kaldıkları süre boyunca Türk halkının desteği ile misafirperverliğinin hiç eksik olmadığını vurgulayan Jumabayev, “Oradaki halkın bize desteğini hep hissettik. Arama kurtarma çalışmaları sırasında yanımıza gelerek bir ihtiyacımızın olup olmadığını soruyorlardı, sıcak çay ve yemek bırakıyorlardı.” görüşünü paylaştı.
Jumabayev, böyle bir afete ilk defa tanıklık ettiğini dile getirerek, “Mesleğim gereği çeşitli afet ve kazalara alışığım ama bu büyüklükteki depremi ilk defa kendi gözlerimle gördüm. Tek dileğim böyle bir afetin hiçbir yerde tekrarlanmaması.” dedi.
Türkiye’deki arama kurtarma çalışmaları sayesinde tecrübe kazandığına işaret eden Jumabayev, cep telefonundaki o anları hatırlatan fotoğraflara sık sık baktığını dile getirdi.
“Mirta’nın işareti sayesinde bir kadını kurtardık”
Kinoloji uzmanı Popov da köpeği Mirta ile Nurdağı’nda tamamen çöken 9 katlı apartmanın enkazında kalan işitme engelliyi bulan ekipte yer aldı.
Mirta’nın işareti sayesinde söz konusu apartmanın enkazından bir kadını daha kurtardıklarını anlatan Popov, “Kazakistan’dan Türkiye’ye uzun bir uçuş saati var. Ayrıca şubat ayında burası çok soğuktu ama indiğimiz bölge sıcaktı. Bunlar tabii ki köpeklerin de durumunu etkiledi ama en çok böyle büyük bir afetle ilk kez karşılaştıklarını anladık.” değerlendirmesinde bulundu.
Popov, 2000’lerden bu yana arama kurtarma görevlisi olarak çalıştığını ifade ederek, “Türkiye’deki deprem bölgesinde edindiğim deneyim hiçbir şeyle kıyaslanamaz.” diye konuştu.
Kazakistan’dan yaklaşık 100 kişilik arama kurtarma ekibi görev yaptı
Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Türkiye’ye ulaşan ilk yabancı ekiplerden olan 100 kişilik Kazakistan ekibi, 4 arama kurtarma köpeğiyle birlikte depremlerden etkilenen Gaziantep, Nurdağı ve Hatay’da arama kurtarma çalışmalarında yer aldı.
Ekip, 7 kişiyi enkazdan kurtardı, 10’u çocuk 88 kişinin cansız bedenini çıkardı.
]]>Türkiye Eczacılar Birliği 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin birinci yıl dönümü nedeniyle açıklama yaptı. Depremde, 44 eczacı, 21 eczacılık fakültesi öğrencisi ve eczane teknisyeni ve Adıyaman Bölge Eczacı Odamızın Başkanı Eczacı Hüseyin Kemal Taş’ın hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, “Yaşamını yitiren meslektaşlarımızı, eczacılık fakültesi öğrencilerimizi, eczane teknisyenlerimizi bir kere daha saygı, minnet, rahmet ve özlemle anıyoruz. Bu maksatla Ülke çapında faaliyet gösteren bütün meslektaşlarımız, bugün saat 11.00’de 1 dakikalık saygı duruşunda bulunacaklar” denildi.
Türkiye Eczacılar Birliği’nin açıklaması şöyle:
“Bugün Cumhuriyet tarihimizin en kara, en acı günlerinden birinin yıl dönümü. Tam bir yıl önce 6 Şubat’ın o soğuk sabahında ateş, sadece düştüğü yeri yakmadı, 80 milyonluk bir ülkenin bütün fertlerini yaktı kavurdu. Yaralarımız hala iyileşmedi, acılarımız hala ilk günkü kadar taze.
Merkez üssü Kahramanmaraş-Pazarcık ve Elbistan olan 7,7 ile 7,6 büyüklüğündeki iki büyük deprem, son yüzyılda Türkiye’de yaşanan en yıkıcı ve etki alanı en geniş depremler olarak kayıtlara geçti. 11 ilimizi etkileyen, toplam 62 ilçe ve 10 bin 190 köyde yıkıma yol açan depremlerde 50 bini aşkın vatandaşımız yaşamını yitirdi. Depremde yaşamını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz.
Bu büyük afette, maalesef köklü meslek ailemizden de 44 meslektaşımızı, 21 eczacılık fakültesi öğrencimizi, eczane teknisyenlerimizi ve Adıyaman Bölge Eczacı Odamızın Kıymetli Başkanı Ecz. Hüseyin Kemal Taş’ı kaybetmenin acısını yaşadık. Yaşamını yitiren meslektaşlarımızı, eczacılık fakültesi öğrencilerimizi, eczane teknisyenlerimizi bir kere daha saygı, minnet, rahmet ve özlemle anıyoruz. Bu maksatla, ülke çapında faaliyet gösteren bütün meslektaşlarımız, bugün saat 11.00’de 1 dakikalık saygı duruşunda bulunacaklar.
“TEB, DEPREMİN HEMEN ARDINDAN, TÜRKİYE’DEKİ TÜM BÖLGE ECZACI ODALARI VE 46 BİNİ AŞKIN MESLEKTAŞI İLE BERABER BİR SEFERBERLİK RUHUYLA HAREKET ETTİ”
Deprem bölgesine yardım için bütün halkımızın adeta çırpındığı bir ortamda, eczacılar depremin yaşandığı ilk günden itibaren, toplum sağlığı için en hızlı harekete geçen meslek gruplarının başında yer aldı. Türk Eczacıları Birliği, depremin hemen ardından, Türkiye’deki tüm Bölge Eczacı Odaları ve 46 bini aşkın meslektaşı ile beraber bir seferberlik ruhuyla hareket etti. İlk 2 saat içerisinde Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti ve Denetleme Kurulu Üyelerince oluşturulan “Afet Yönetimi Koordinasyon Merkezi” aracılığıyla bölgeye en hızlı şekilde yardım çalışmaları organize edilmeye başlandı.
Depremin ilk gün itibariyle Türk Eczacıları Birliği Gezici TIR Eczanesini en hızlı şekilde Kahramanmaraş’a sevk ettik ve depremin ilk günü itibariyle vatandaşlarımıza hizmet vermeye başladık.
7 Şubat itibarıyla Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Gaziantep ve Adıyaman’da 5 konteyner eczanemizi hizmete başlattık ve sahra eczanelerimizin de hızla eklenmesiyle bu sayıyı 28 sahra eczanesine ulaştırdık. Bölgedeki ihtiyaçları gözeterek sahra eczanelerimizin konum bilgilerini sürekli güncelledik ve kamuoyuyla paylaştık.
Bölgelerdeki ilaç ve tıbbi malzemelerinin tedarikinin en hızlı şekilde sağlanması için Birliğimizin oluşturduğu dijital bir sistem aracılığıyla “Afet Yardım Kampanyası” başlattık. Bu şekilde, sahada oluşturulan ilaç dağıtım merkezlerimizdeki ilaç ve tıbbi malzeme sürekliliğini sağladık. Sahra eczanelerimizde depremzede vatandaşlarımızın ücretsiz eriştiği ilaç ve tıbbi malzemeler meslektaşlarımızın yaptıkları bağışlarla tedarik edildi.
“500’Ü AŞKIN MESLEKTAŞIMIZIN ECZANESİ DE YIKILDI YA DA AĞIR HASAR GÖRDÜ”
Birliğimizin ve Bölge Eczacı Odalarımızın koordinasyonunda, Türkiye’nin dört bir yanından deprem bölgesine giden yaklaşık 5 bini aşkın gönüllü meslektaşımız, Gezici TIR Eczanemiz ve 28 adet sahra eczanemiz aracılığı ile depremin ilk gününden itibaren 74 gün boyunca kesintisiz ve ücretsiz olarak halkın ilaç eczacılık hizmetlerine erişimini sağladılar. Meslektaşlarımız, depremden etkilenen bölgelerdeki tüm yurttaşlarımızın acılarına ortak; ilaç ihtiyaçlarına çare oldular.
Hep birlikte yaşadığımız bu acı tecrübe, eczacıların olağanüstü koşullarda dahi nasıl hızlı, etkin ve organize hizmet sunabildiğini bir kez daha ortaya koydu. Hiç bir beklenti içinde olmaksızın sadece mesleki sorumlulukla ettiğimiz yeminin gereği vatandaşlarımızın yanında olduk.
Yaşanan büyük felaket, bu bölgede faaliyet gösteren eczanelerimizi de ciddi anlamda etkiledi. 500’ü aşkın meslektaşımızın eczanesi de yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Meslek örgütü olarak, depremden zarar gören meslektaşlarımıza ekonomik ve sosyal anlamda destekler sunduk.
“DEPREME HAZIRLIKLI OLMAK İÇİN TOPYEKUN BİR ÇALIŞMAYI BAŞLATMASI, HER ŞEYDEN ÖNDE GELEN EN ACİL ZORUNLULUKTUR”
Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği, devlet kademelerinden, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından her bir vatandaşımıza kadar hiç kimsenin geri plana atmaması gereken öncelikli bir gerçektir. Kamu otoritesinden, sivil toplum örgütlerine, meslek birliklerinden vatandaşlarımıza kadar herkesin, geçmişteki acı tecrübeleri unutmadan, üzerine düşeni yerine getirmesi, depreme hazırlıklı olmak için topyekun bir çalışmayı başlatması, her şeyden önde gelen en acil zorunluluktur.
Türk Eczacıları Birliği olarak bu amaçla, depremin birinci yılında vatandaşlarımızın olası bir deprem felaketine karşı hazırlıklı olması için bir farkındalık çalışmasını da başlattık. Olası bir deprem sonrasında, ilk 72 saatte yardım ekipleri ulaşıncaya kadar hayati önem taşıyan acil durum çantalarının içeriğini gösteren “Acil Durum Çantasında Neler Olmalı?” afişlerini hazırladık ve ülke çapındaki bütün eczanelerimize dağıttık.
Yaşadığımız deprem tecrübeleri, afet öncesi önlemleri kadar afet sonrası hızlı ve etkili müdahale protokollerinin de ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının olası bir afet sürecine ilişkin planlamalarını kapsayan bir kılavuz hazırlaması, organizasyon kabiliyeti açısından hayati önem taşıyor.
“İLAÇ VE ECZACILIK ALANINDA DOĞAL AFETLERE VE RİSKLERİNE HAZIRLIK KILAVUZU”
Birliğimiz bu konuda hemen harekete geçti ve “İlaç ve Eczacılık Alanında Doğal Afetlere ve Risklerine Hazırlık Kılavuzu” başlıklı belgeyi hazırladı. Hazırlık kılavuzumuz Bölge Eczacı Odalarımız ile paylaşılarak etkinleştirildi.
Kılavuz hazırlanırken, yakın geçmişte yaşadığımız deprem, orman yangınları, sel felaketleri gibi acı tecrübelerden edinilen deneyimler, Uluslararası Eczacılık Federasyonumuz ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların hazırladığı bilgi, belge ve dokümanlar da gözetildi.
Ülkemizdeki tüm Bölge Eczacı Odalarımızın Başkanları ve yöneticileri ile sahada görev almak için çırpınan, topladığı yardımları bölgeye göndermek için çaba harcayan, hiçbir beklentisi olmadan sadece vatandaşlarımızın yaralarını sarmaya çalışan bütün Meslektaşlarımıza bir kez daha şükranlarımızı sunuyor, yaşadığımız felaket nedeniyle milletimize başsağlığı diliyoruz. Temenni ediyoruz ki, bir daha böyle büyük acılar yaşanmasın.”
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’de geçen yıl 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremde hayatını kaybedenler depremin olduğu saat 04.17’de İl AFAD Merkezi’nde düzenlenen anma programı ile anıldı.
Kahramanmaraş’ta geçen yıl 6 Şubat saat 04.17’de meydana gelen depremin 1’inci yıl dönümünde Çanakkale İl AFAD Merkezi’nde anma programı düzenlendi. Anma programına, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, Vali Yardımcısı Hakkı Uzun, İl Emniyet Müdürü Selim Arıcı, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman, Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanı SG. Yb. Ercan Oran, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, Çanakkale Orman Bölge Müdürü Enver Demirci, daire müdürleri ve ilgili kurum temsilcileri katıldı.
Anma programı öncesinde Vali İlhami Aktaş, yaptığı açıklama da geçen yıl saat 04.17’de asrın felaketi diyebilecekleri bir felaketle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Depremin 11 ili etkilediğini ifade eden Vali İlhami Aktaş, “53 bin vatandaşımızı kaybettiğimiz büyük bir felaket yaşadık. Bu felaketin akabinde tüm ülke olarak, millet olarak büyük bir kenetlenme örneği göstererek, yaraların sarılması için ilk dakikalardan itibaren milletimizin her ferdi kurumlarıyla beraber elinden geleni yapmak için canhıraş çalıştı. Çanakkale’de de deprem sürecinde 2652 kamu personelimiz, 120 STK temsilcisi, 235 gönüllümüz, 156’da özel sektör olmak üzere ilimizden deprem bölgesine toplam 3171 kişi intikal etti. Kendi görev alanlarıyla ilgili oralarda çalışmalarda bulunmuşlardır. İş makinesi diyebileceğimiz kepçe, itfaiye aracı, su tanker, kamyon, cenaze aracı, vinç olmak üzere 164 araç, 58 öncü araç, arazöz, TIR, diyebileceğimiz oto kurtarıcı araç görevlendirildi. Bunların toplam sayısı da 222’dir. 222 araç deprem bölgesine intikal ettirilmiştir. İlimizin çeşitli bölgelerinde depreme hazırlık anlamında bulunan konteynırlardan yada daha önce depremlerde vatandaşlarımıza tahsis edip de, kalıcı konutlarına geçip, boş olan 600 civarında konteynır da deprem bölgesindeki illere gönderildi. 112 binasında gıda merkezi oluşturuldu. Deprem bölgesine 219 gıda TIR’ı gönderildi. Çanakkale’de de toplam 7 bin 600 civarında depremzede intikal etmiş, 1180’i kamu da, 445’i özel sektör de misafir edilmiş, 6 bin civarında depremzede kendi imkanlarıyla ilimizde barınmışlardır. Asrın felaketini yaşadık. Çok büyük bir olayla karşılaşıldı. Tüm ülkemiz kenetlendi. İlimiz Çanakkale’de gerçekten ilk dakikalardan itibaren üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Yaraları sarmaya çalıştı. Ben bu anlam da kamu görevlilerine, vatandaşlarımıza, STK temsilcilerine, gönüllülerimize, arama kurtarma ekiplerimize depremzede vatandaşlarımız ve ilimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum. Büyük bir özveriyle herkes elinden gelen katkıyı sundu. Tüm depremzedelerimize, kaybettiğimiz, hayatını yitiren depremzedelerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Böyle bir acının bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum. Yaralı depremzedelerimize de Allah’tan şifalar diliyorum. Allah böyle büyük acılardan, böyle büyük felaketlerden ülkemizi, milletimizi korusun. İnşallah bir daha böyle büyük bir acı yaşatmasın. Ama bu deprem gerçeği, bununla beraber her zaman hazırlıklı olmak lazım. İlimizin de deprem kuşağında olduğunu unutmadan, bu deprem riskleriyle beraber tüm kamu olarak başta vatandaşlarımızla beraber bu riskin en aza indirilmesi için tüm çabamızı sarf etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Vali İlhami Aktaş’ın konuşmasının ardından Kahramanmaraş’ta saat 04.17’de meydana gelen deprem sonrası hayatını kaybeden 53 bin 537 vatandaş için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. İstiklal Marşı okundu. Ardından AFAD Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘6 Şubat Kısa Film’ gösterimi izlendi. Kısa filmde deprem sonrası yaşanan felaket ile bölgedeki yardım, dayanışma ve deprem bölgelerinde yaraların sarılmasını anlatan anlar yer aldı.
Anma programı Arslanca Camiinde sabah namazında Kur’an-ı Kerim Tilaveti, mevlit ve dua programıyla sona erecek.
]]>Kahramanmaraş’ta geçen yıl 6 Şubat saat 04.17’de meydana gelen depremin 1’inci yıl dönümünde Çanakkale İl AFAD Merkezi’nde anma programı düzenlendi. Anma programına, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, Vali Yardımcısı Hakkı Uzun, İl Emniyet Müdürü Selim Arıcı, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman, Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanı SG. Yb. Ercan Oran, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, Çanakkale Orman Bölge Müdürü Enver Demirci, daire müdürleri ve ilgili kurum temsilcileri katıldı.
Anma programı öncesinde Vali İlhami Aktaş, yaptığı açıklama da geçen yıl saat 04.17’de asrın felaketi diyebilecekleri bir felaketle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Depremin 11 ili etkilediğini ifade eden Vali İlhami Aktaş, “53 bin vatandaşımızı kaybettiğimiz büyük bir felaket yaşadık. Bu felaketin akabinde tüm ülke olarak, millet olarak büyük bir kenetlenme örneği göstererek, yaraların sarılması için ilk dakikalardan itibaren milletimizin her ferdi kurumlarıyla beraber elinden geleni yapmak için canhıraş çalıştı. Çanakkale’de de deprem sürecinde 2652 kamu personelimiz, 120 STK temsilcisi, 235 gönüllümüz, 156’da özel sektör olmak üzere ilimizden deprem bölgesine toplam 3171 kişi intikal etti. Kendi görev alanlarıyla ilgili oralarda çalışmalarda bulunmuşlardır. İş makinesi diyebileceğimiz kepçe, itfaiye aracı, su tanker, kamyon, cenaze aracı, vinç olmak üzere 164 araç, 58 öncü araç, arazöz, TIR, diyebileceğimiz oto kurtarıcı araç görevlendirildi. Bunların toplam sayısı da 222’dir. 222 araç deprem bölgesine intikal ettirilmiştir. İlimizin çeşitli bölgelerinde depreme hazırlık anlamında bulunan konteynırlardan yada daha önce depremlerde vatandaşlarımıza tahsis edip de, kalıcı konutlarına geçip, boş olan 600 civarında konteynır da deprem bölgesindeki illere gönderildi. 112 binasında gıda merkezi oluşturuldu. Deprem bölgesine 219 gıda TIR’ı gönderildi. Çanakkale’de de toplam 7 bin 600 civarında depremzede intikal etmiş, 1180’i kamu da, 445’i özel sektör de misafir edilmiş, 6 bin civarında depremzede kendi imkanlarıyla ilimizde barınmışlardır. Asrın felaketini yaşadık. Çok büyük bir olayla karşılaşıldı. Tüm ülkemiz kenetlendi. İlimiz Çanakkale’de gerçekten ilk dakikalardan itibaren üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Yaraları sarmaya çalıştı. Ben bu anlam da kamu görevlilerine, vatandaşlarımıza, STK temsilcilerine, gönüllülerimize, arama kurtarma ekiplerimize depremzede vatandaşlarımız ve ilimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum. Büyük bir özveriyle herkes elinden gelen katkıyı sundu. Tüm depremzedelerimize, kaybettiğimiz, hayatını yitiren depremzedelerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Böyle bir acının bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum. Yaralı depremzedelerimize de Allah’tan şifalar diliyorum. Allah böyle büyük acılardan, böyle büyük felaketlerden ülkemizi, milletimizi korusun. İnşallah bir daha böyle büyük bir acı yaşatmasın. Ama bu deprem gerçeği, bununla beraber her zaman hazırlıklı olmak lazım. İlimizin de deprem kuşağında olduğunu unutmadan, bu deprem riskleriyle beraber tüm kamu olarak başta vatandaşlarımızla beraber bu riskin en aza indirilmesi için tüm çabamızı sarf etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Vali İlhami Aktaş’ın konuşmasının ardından Kahramanmaraş’ta saat 04.17’de meydana gelen deprem sonrası hayatını kaybeden 53 bin 537 vatandaş için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. İstiklal Marşı okundu. Ardından AFAD Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘6 Şubat Kısa Film’ gösterimi izlendi. Kısa filmde deprem sonrası yaşanan felaket ile bölgedeki yardım, dayanışma ve deprem bölgelerinde yaraların sarılmasını anlatan anlar yer aldı.
Anma programı Arslanca Camiinde sabah namazında Kur’an-ı Kerim Tilaveti, mevlit ve dua programıyla sona erecek. – ÇANAKKALE
]]>Geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin olumsuz etkilediği bölgelerde, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Toroslar EDAŞ’ın elektrik dağıtım şebekesinin modernizasyonu ve yeniden yapılandırılmasına yönelik yatırımlara destek olmak üzere 100 milyon dolara kadar kredi desteği sağlayacak.
163 binden fazla kişiye güvenilir ve istikrarlı enerji
Gerçekleştirilecek proje ile depremlerden etkilenen bölgelerde yaşayan 163 binden fazla kişinin güvenilir ve istikrarlı enerjiye ulaşması sağlanacak. Enerjisa Enerji, 14 farklı ilde 10 milyondan fazla müşteriye ulaşarak 22 milyonu aşkın kişiye sağladığı elektrik dağıtım hizmeti ile her 4 kişiden 1’ine elektrik hizmeti sunuyor.
Şirket, Bölgesel Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Merkezi (RRDC) iş birliği ile deprem bölgesindeki ekonomik, sosyal, kültürel ve sivil toplumun yeniden yapılanması ve kalkınması için insan sermayesi, gelir üretme, sürdürülebilir ekonomik kalkınma girişimlerinin stratejik planlamasına destek olmayı amaçlıyor.
Enerjisa Enerji’nin girişimleri Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) iş birliği içerisinde, bölgede etkilenen halk için geçim kaynakları oluşturma, tarımda sürdürülebilir becerilerin kazandırılması ve enerji verimliliği eğitim modülleri gibi alanlardaki programlara odaklanacak, ayrıca işgücünün korunması ve istihdama yönelik çeşitli projelerle şekillenecek. Depremlerin ardından 1,5 milyar euro değerindeki iki yıllık kapsamlı bir destek programını duyuran EBRD, bu program ile depremden etkilenen birey ve şirketlere sağlayacağı kredi miktarlarının yanı sıra altyapı yatırımları ile küçük-orta ölçekli işletmelere ve özel sektör ortaklıklarına yönelik teşvikleri de sağlayacak.
“Halkımıza karşı sorumluluğumuzun bilincindeyiz”
Enerjisa Enerji CFO’su Philipp Ulbrich, “EBRD ile yaptığımız yeni kredi anlaşması, şubat ayında yaşanan depremde hasar gören şehirlerimizin elektrik altyapısının yeniden oluşturulması ve modernizasyonu ardındaki itici gücü olacak. Halkımıza karşı sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve bu kredi anlaşması; uzun vadeli, sürdürülebilir enerji geleceğine yönelik taahhüdümüzün de bir parçası. Bu kredi, elektrik altyapısını yeniden inşa etmemize yardımcı olmakla beraber bölgenin kalkınmasına da katkıda bulunacaktır. EBRD’nin bu projeye verdiği destek ve iş birliği yapma isteği hem şirketimiz hem de bölge halkı için olumlu bir adım. EBRD’ye teşekkür ederken, halkımızın enerji ihtiyacını karşılayan, güvenilir ve sürdürülebilir çözümler sunmak amacıyla sahada tüm gücüyle çalışan ve bu projenin başarısında büyük rol oynayan Enerjisa’daki çalışma arkadaşlarımıza da şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
Kredi ile elde edilen gelir sayesinde Enerjisa Enerji’nin enerji kayıplarını azaltmasına da olanak sağlanacak ve yılda 82 bin ton karbon emisyonunun önüne geçilecek.
EBRD Avrasya, Orta Doğu ve Afrika Enerji Direktörü Aida Sitdikova, söz konusu iş birliğini memnuniyetle karşıladığını belirterek “Depremlerden bu yana, bölgede iyileştirme ve yeniden yapılanma yönünde ilerlemek üzere müşterilerimizle yakın temas halinde çalışıyoruz. Enerjisa ile ortaklığımız, etkilenen şehirlerde elektrik dağıtımının kesintisiz olmasını sağlayacak ve bölgenin daha güçlü ve sürdürülebilir bir şekilde yeniden yapılanmasına destek olacaktır” şeklinde görüşlerini ifade etti.
EBRD’nin bugüne kadar genellikle özel sektöre olmak üzere Türkiye ekonomisine 19,1 milyar eurodan fazla yatırım yaptığı belirtildi. – İSTANBUL
]]>TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılında yoksulluk oranının 0,5 puan azalarak 13,9 olduğunu açıkladı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılına ilişkin ‘Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ni açıkladı. ‘Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri’nin yüzde 50’si dikkate alınıp belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı 2023 yılında 0,5 puan azalarak yüzde 13,9 oldu. Medyan gelirin yüzde 60’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre hesaplanan yoksulluk oranı ise son yılda 0,1 puan artarak yüzde 21,7 olarak gerçekleşti.
Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 40’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,2 puanlık azalış ile yüzde 7,4 olarak gerçekleşti. Medyan gelirin yüzde 70’i dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre hesaplanan yoksulluk oranı ise bir önceki yıla göre 0,4 puanlık artış ile yüzde 29,7 oldu.
TEK KİŞİLİK HANELERDE YOKSULLUK ARTTI
Hanehalkı tipine göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk oranlarına bakıldığında; çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarında yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 3,7 puan azalarak yüzde 8, tek kişilik hanehalklarında ise 2 puan artarak yüzde 9,5 oldu. En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı 2,1 puan azalarak yüzde 17,5, tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı ise 0,3 puan azalarak yüzde 13,6 oldu.
OKUR-YAZAR OLMAYANLARIN YÜZDE 27,8’İ YOKSUL
Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk oranına göre; okur-yazar olmayan fertlerin yüzde 27,8’i, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 24,7’si, lise altı eğitimlilerin yüzde 14’ü, lise ve dengi okul mezunlarının ise yüzde 7,7’si yoksul olarak hesaplandı. Yükseköğretim mezunları ise yüzde 3,2 ile en düşük yoksulluk oranına sahip grup oldu. Dört yıllık panel veri kullanılarak hesaplanan sürekli yoksulluk oranı ise bir önceki yıla göre 1,7 puan azalarak yüzde 12,3 oldu.
EN YÜKSEK YOKSULLUK ORANI AĞRI, KARS BÖLGESİNDE
Türkiye’de yaşanan deprem nedeniyle 2023 yılında TR63 (Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye) bölgesinde alan çalışması yapılamadığı için İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) ayrımında verilen bölgesel sonuçlar 25 bölgeyi kapsadı. İBBS 2’nci Düzey bölgelerinin her biri için eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’sine göre hesaplanan yoksulluk sınırına göre, gelire dayalı göreli yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgeler; yüzde 16,1 ile TRA2 (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan), yüzde 14 ile TR41 (Bursa, Eskişehir, Bilecik) ve yüzde 13,9 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
Göreli yoksulluk oranı en düşük olan İBBS 2’nci Düzey bölgeleri ise yüzde 4,8 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis), yüzde 7,1 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) ve yüzde 8 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) oldu.
KENDİLERİNE AİT KONUTTA YAŞAYANLARIN ORANI YÜZDE 56,2
Oturulan konuta sahip olanların oranı geçen yıla göre 0,5 puan azalarak 2023’te yüzde 56,2 olarak hesaplanırken, kirada oturanların oranı yüzde 27,8, lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15,1 oldu.
Kurumsal olmayan nüfusun yüzde 32,6’sı konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşarken, yüzde 32’si ise sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri gibi problemlerle, yüzde 19,8’i trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlarla karşılaştı.
]]>Genç nüfus potansiyelini değerlendirmek ve desteklerden yararlanmak isteyen birçok fabrika sahibi ve girişimci, son zamanlarda yatırım yapmak için Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’ye yöneldi.
Bölgeye artan talebin karşılanması ve işsizliğin azaltılması amacıyla bakanlıklar, valilikler ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansınca (DAKA) birçok proje başlatıldı, tekstil kentler kuruldu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı kapsamında DAKA tarafından onlarca fabrikanın altyapısı tamamlanarak büyük üretim ve ihracat kapasitesine sahip firmalara tahsis edildi.
Fabrika ve atölyelerde üretime başlayan yatırımcıların istihdam ettiği binlerce genç, bu sayede hem çalışmak için başka illere gitmekten kurtuldu hem de ekonomiye katkı sundu.
DAKA Genel Sekreteri Halil İbrahim Güray, AA muhabirine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğünce yapılan değerlendirmeler sonucunda geçen yıl “en fazla istihdam oluşturan kalkınma ajansı” ödülünü aldıklarını söyledi.
Başarı sertifikası almanın gururunu yaşadıklarını belirten Güray, “Bölgemiz özellikle genç nüfusuyla ön plana çıkıyor. Hem Türkiye’deki en genç nüfusa sahip hem de işsizlik oranı yüksek. Bu nedenle istihdamın artırılması için yaptığımız çalışmaların ne kadar anlamlı olduğunu gördük. Bu, 2023 yılına has bir gelişme değil, yaklaşık 10 yıllık bir gayretin sonucu. Kurulduğumuz günden bu yana gençlerin ekonomik ve sosyal hayata entegrasyonunun sağlanmasıyla bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltmak adına faaliyetler yürüttük.” dedi.
“Tekstil sektöründe istihdam sayısı 25 bini geçti”
Destekleme programı kapsamında 2013’te Van Tekstil Kent Projesi’ni başlattıklarını ve o dönemde üretime başlayan 16 firmada halihazırda yaklaşık 3 bin gence istihdam sağlandığını anlatan Güray, Muş, Bitlis ve Hakkari’de de tekstil ve emek yoğun sektörlerde ciddi yatırımların hayata geçirilmesine katkı sağladıklarını ifade etti.
Güray, bakanlıkların birçok yatırımını senkronize ederek önemli projeler başlattıklarını aktararak şöyle devam etti:
“Bölgede tekstil sektöründe istihdam sayısı 25 bini geçti. Van özelinde de 10 bini aştı. 2023’te DAKA olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile Gençlik ve Spor Bakanlığımızın birlikte uyguladığı Çalışan ve Üreten Gençler Programı kapsamında bölgedeki paydaşlarımızla 24 yeni fabrika binası yaparak yatırımcılara tahsis ettik. Tamamlayıp faaliyete aldığımız fabrika sayısı 40’ı buldu. Sadece geçen yıl fabrikalarda sağladığımız doğrudan istihdam 4 bini geçti. Bu fabrikalardaki gençlerimizin ürettiği ürünler yurt içinde ulusal markalara ve birçok ülkeye gönderiliyor.
Bu istihdam atağına sadece ekonomik boyutuyla bakmıyoruz. Aynı zamanda sosyal proje olduğu kanaatindeyiz. Geçmişte bölgemiz birçok olumsuzlukla, terörle anılırken, gençler farklı alanlara savrulurken şimdi her biri istihdama, bölgemizin ve ülkemizin kalkınmasına katkı sağlıyor. Bu gençlerimizin elinden çıkan ürünler birçok ülkeye ihraç ediliyor.”
Bölgenin sanayi altyapısının gelişmesi için gösterdikleri çabanın bundan sonra istihdam anlamında meyvelerini vereceğini vurgulayan Güray, şunları kaydetti:
“Bir taraftan fabrika binalarını yapmaya devam ederken altyapıyı tamamlayıp yatırımcılar için uygun ortam oluşturmaya çalışıyoruz. Geçen yıl 13 firmaya yer tahsisi yapıldı. Bunlardan 4 tanesi fabrikalarını tamamlayıp üretime başladı. Diğerleri de ilkbaharda inşaata başlayacak. Belli bir iş hacmi, istihdam kapasitesi olan firmaları seçiyoruz. Artık burada makineler durmadan üretim yapıyor.”
“Batı illerine iş için gitmeye gerek kalmadı”
DAKA’nın yer tahsis ettiği fabrikada 8 ay önce üretime başlayan fabrikanın müdürü Mustafa Sarı da Van’ın nüfusunun genç olması ve verilen destekler sayesinde yatırım kararı alındığını anlattı.
Kente yatırım yapmaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Sarı, “DAKA’nın sağladığı kolaylıklar etkili oldu. Şu an 200 istihdama ulaştık. Hedefimiz 400 personele ulaşmak. Burada insanlara iş imkanı sağladığımız için mutluyuz. Ürünleri Almanya, İspanya, İngiltere, İtalya ve Fransa’ya ihraç ediyoruz. Yurt içinde önemli markalara da üretim yapıyoruz.” diye konuştu.
Fabrikada çalışan Adnan Şen ise “Daha önce İzmir’de çalışıyordum. Oradaki olanaklar çok kısıtlıydı. Burada birçok fabrikanın açıldığını duydum ve memleketime döndüm. Bu tesisleri kuranlara teşekkür ediyoruz. Burada iş imkanı bulduğumuz için mutluyuz. İyi olanaklar sunuluyor. Birçok genç Batı ilerinden memleketine dönerek bu fabrikalarda çalışmaya başladı. Batı illerine iş için gitmeye gerek kalmadı.” ifadelerini kullandı.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda oylanarak kabul edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e gönderilen tezkerede, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı, 2008-2021 yılları arasında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının alındığı belirtildi. Tezkerede, TBMM’nin 10 Şubat 2009 tarihli ve 1355 sayılı kararıyla, TSK unsurlarının söz konusu bölgede görev süresinin 1 yıl uzatıldığı hatırlatılarak, “Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları konuşlandırılmak suretiyle, bölgede seyreden Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafaza edilmesi, uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle müşterek mücadele harekatlarına aktif katılımda bulunulması, anılan bölgelere yapılan insani yardım faaliyetlerine destek verilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının harekat etkinliğinin ve bölgeye ilişkin tecrübesinin artırılması sağlanmış, bu alanda ilgili ülkelerle işbirliğinin sürdürülmesine yönelik milli politikanın desteklenmesi ve BM sistemi içinde, bölgesel ve küresel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine önem verdiği, bu alanda yürütülen çabaları en başından beri desteklediği ve BM, NATO, Avrupa Birliği ile Uluslararası Denizcilik Teşkilatı bünyesindeki çalışmalara aktif olarak katıldığı belirtilen tezkerede, “Bu yaklaşım doğrultusunda ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin 16 Aralık 2008 tarihli ve 1851 sayılı kararı çerçevesinde kurulan Somali Açıklarında Deniz Haydutluğuyla Mücadele Temas Grubu’nun çalışmalarına kurucu üye olarak iştirak etmiştir. TSK deniz unsurları, 2009-2016 yılları arasında yürütülen NATO’nun Okyanus Kalkanı Harekatı’na ve 2009 yılından bu yana Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan Birleşik Görev Kuvveti-151’e (CTF-151) dönemsel olarak firkateyn/korvet ile katılmıştır. Ülkemiz, 2009-2020 yılları arasında 6 defa CTF-151 Komutanlığı görevini üstlenmiş olup 24 Temmuz 2024 tarihinde söz konusu görevi yeniden devralacaktır” denildi.
TSK deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görevlendirilme süresinin 10.02.2024 tarihinde sona ereceği bildirilen tezkerede, “Bu mülahazalarla; gereği, kapsamı ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, TSK deniz unsurlarının bölge ülkelerinin karasuları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’inci maddesi uyarınca 10 Şubat 2024 tarihinden itibaren bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım” ifadeleri kullanıldı.
‘BU TEKLİFİ OLUMLU KARŞILIYORUZ’
Tezkere okunduktan sonra Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca tarafından milletvekillerine partilerinin grupları adına söz verildi. Partisi adına söz alan TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, ticari gemilere yönelik Kızıldeniz üzerinden artan saldırıların küresel deniz ticaretini ciddi şekilde etkilediğini ve global ölçekte büyük problemlere yol açtığını söyledi. Kızıldeniz’in küresel ticarette çok önemli bir rolü olduğuna dikkat çeken Karaismailoğlu, dünya ticaretinin yüzde 12’sinin bu rota üzerinden gerçekleştirildiğini bildirdi. Karaismailoğlu, Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede yürütülen çalışmaları en başından beri desteklediğini ve bu anlamda yürütülen çalışmalara da aktif olarak katıldığını söyledi. Bölgenin, küresel deniz ticareti açısından büyük önem taşıdığını belirten Karaismailoğlu, “Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz taşımacılığı rotası bu bölgeden geçip Süveyş Kanalı’na ulaşmaktadır. Ülkemizle de Uzak Doğu arasındaki deniz ticareti bu rotayı kullanmaktadır. Deniz haydutluğuyla mücadele amacıyla oluşturulan görev gücünün başarısı ortada olup, deniz ticaretinin sürekliliği açısından ülkemizin söz konusu oluşumunda yer almaya devam etmesinin son derece önemli olduğu görüşündeyiz. Aziz milletimizin yüce menfaatini müdafaa etmek ve terörün her türlüsüne karşı sergilemekte olduğumuz güçlü tavrı korumak adına, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu ve deniz terörizmiyle mücadele amacıyla görevlendirilerek üstlenmiş olduğu görevi 1 yıl süreyle uzatacak olan bu teklifi olumlu karşılıyoruz” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından söz konusu tezkerenin oylanmasına geçildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, yapılan oylamanın ardından Genel Kurul’da kabul edildi.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Tekirdağ’da sanayiciler, NKÜ ile iş birliği yaparak fabrikalarını depreme karşı güçlendirme çalışmaları başlattı. 1 yıl içerisinde bölgede 2 milyon metrekarelik sanayi alanında deprem güçlendirilmesi tamamlandı. NKÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Yapı ve Deprem Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, inşaat mühendisi Dr. Ahmet Bal, fabrikaların güçlendirilmesi yönünde taleplerin her geçen gün arttığını belirtti.
‘BİR GİRİŞİM GRUBU OLUŞTURULDU’
Tekirdağ’ın depremselliğinin çok yüksek olduğunu anlatan Dr. Bal, kentteki 14 OSB’ye dikkati çekip, Dolayısıyla Türkiye ekonomisi için Tekirdağ’daki fabrikaların üretime devam etmesi, deprem sonrasında da kullanılabilmesi, üretimin kesintiye uğramaması, ihracatın kesintiye uğramaması açısından çok önemli. Bu bilinçle özellikle Namık Kemal Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Mümin Şahin’in girişimleri ile sanayi ticaret odaları ve organize sanayi yöneticileriyle bir girişim grubu oluşturuldu. Üniversitenin sanayiyle yaptığı iş birliği çerçevesinde birçok sanayi kuruluşunda bu güçlendirme ve depremsellikle ilgili kontrollü risk mekanizmaları bir şekilde kuvvetlendirerek artırılmaya devam ediyor? dedi.
‘SANAYİCİLERİN BAKIŞI DEĞİŞTİ’
Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonrasında özellikle sanayi kuruluşlarının harekete geçtiğini belirten Dr. Bal, Bu kapsamda son 1 yılda Tekirdağ’daki 14 sanayi bölgesinde yaklaşık 2 milyon metrekarelik bir alan depreme dayanıklı hale getirildi. Bu kuruluşlarımız, fabrikalarımız şu anda deprem olsa bile üretimine devam edebilecek pozisyonda. Aslında yaşadığımız 6 Şubat depremleri bir milat oldu. Bu miladın ardından yaklaşık olarak yüzde 60 oranında bir artış söz konusu. Önceden maalesef ki yine Tekirdağ’ın önemi yüksekti, depremsellik kısmı biliniyordu. Bu yaşadığımız acı tecrübeler özellikle sanayicilerin bu konuya bakış açısını değiştirdi ve yenilikçi çözümlerle, hibrit çözümlerle, daha geliştirilmiş sistemlerle fabrikalarını güvenli hale getirmeye başladılar diye konuştu.
‘MİMARİ YAPILAR BOZULMUYOR’
Depreme dayanıklılık çalışmalarında fabrikaların mimari yapılarının bozulmadığını anlatan Dr. Bal, Bu çok önemli bir konu. Çünkü sanayicimizin ilk sorduğu şey; ‘Fabrikanın fonksiyonu değişecek mi’ oluyor. Ama bu uyguladığımız yöntem ile fabrikanın mimari fonksiyonları değişmiyor ve aynı üretim, aynı üretim hatları fabrika çalışırken de bu güçlendirme çalışmaları yapılabiliyor. Bunun yanı sıra maddi olarak baktığımızda bizim şöyle bir ölçümüz vardır. Güçlendirme çalışmalarının, binanın yeniden yapım maliyetinin yüzde 30’unu aşmaması gerekiyor. Şu an bizim hibrit çözümde de binanın yeniden yapım maliyeti yüzde 8, 10 mertebesinde. Bu yöntemle uygun çözümler sağlanabiliyor dedi.
İKİ ÜNİVERSİTENİN GELİŞTİRDİĞİ YÖNTEM
Dr. Bal, Bu hibrit yöntemde amaç fabrika çalışırken güçlendirme uygulamasını yapabilmek. Bir de tabii şöyle bir durum var; iki ana unsuru içeriyor. Birincisi, mevcut betonarme kolonların FRP ile sarılması; bu, kolonları bir miktar sünekleştiriyor. Aynı zamanda da çelikle binanın deprem anındaki hareketlerini azaltmak gerekiyor. Öncelikle kolonlara sarılıyor, içerisine belli noktalarda ankrajlar yapılıyor ama burada geliştirilen yöntem özellikle Japonya’da uygulanan ve bizim Namık Kemal Üniversitesi ve Tokyo Teknoloji Enstitüsü’nün birlikte geliştirdiği bir yöntem. Bu hibrit bir davranış sergiliyor, kompozit bir etki oluşturuyor diye konuştu.
‘DEPREM GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI BAŞLADI’
Ergene ilçesindeki Avrupa Serbest Bölge Müdürü Tarkan Değirmenci de bölgelerinde faaliyet gösteren 70 fabrikada da güçlendirme çalışması başlayacağını söyledi. Değirmenci, Şu an itibarıyla Avrupa Serbest Bölgesi’nde 70 fabrika mevcut. Ama ağırlık olarak yapılarımızın performansı iyi. Bunların deprem güçlendirme çalışmaları başladı. Özellikle Namık Kemal Üniversitesi’yle yaptığımız iş birliği protokolü çerçevesinde hem grup şirketlerimizde hem de kullanıcı ve yapımcı şirketlerinde çalışmaları hayata geçirmeye başladık dedi. (DHA)
]]>KAHRAMANMARAŞ merkezli depremlerin ardından Tekirdağ’da 14 Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) 2 milyon metrekarelik alan depreme dayanıklı hale getirildi. Namık Kemal Üniversitesi’nden (NKÜ) Dr. Ahmet Bal, “Bu kuruluşlarımız, fabrikalarımız şu anda deprem olsa bile üretimine devam edebilecek pozisyonda. Aslında yaşadığımız 6 Şubat depremleri bir milat oldu” dedi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Tekirdağ’da sanayiciler, NKÜ ile iş birliği yaparak fabrikalarını depreme karşı güçlendirme çalışmaları başlattı. 1 yıl içerisinde bölgede 2 milyon metrekarelik sanayi alanında deprem güçlendirilmesi tamamlandı. NKÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Yapı ve Deprem Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, inşaat mühendisi Dr. Ahmet Bal, fabrikaların güçlendirilmesi yönünde taleplerin her geçen gün arttığını belirtti.
‘BİR GİRİŞİM GRUBU OLUŞTURULDU’
Tekirdağ’ın depremselliğinin çok yüksek olduğunu anlatan Dr. Bal, kentteki 14 OSB’ye dikkati çekip, “Dolayısıyla Türkiye ekonomisi için Tekirdağ’daki fabrikaların üretime devam etmesi, deprem sonrasında da kullanılabilmesi, üretimin kesintiye uğramaması, ihracatın kesintiye uğramaması açısından çok önemli. Bu bilinçle özellikle Namık Kemal Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Mümin Şahin’in girişimleri ile sanayi ticaret odaları ve organize sanayi yöneticileriyle bir girişim grubu oluşturuldu. Üniversitenin sanayiyle yaptığı iş birliği çerçevesinde birçok sanayi kuruluşunda bu güçlendirme ve depremsellikle ilgili kontrollü risk mekanizmaları bir şekilde kuvvetlendirerek artırılmaya devam ediyor” dedi.
‘SANAYİCİLERİN BAKIŞI DEĞİŞTİ’
Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonrasında özellikle sanayi kuruluşlarının harekete geçtiğini belirten Dr. Bal, “Bu kapsamda son 1 yılda Tekirdağ’daki 14 sanayi bölgesinde yaklaşık 2 milyon metrekarelik bir alan depreme dayanıklı hale getirildi. Bu kuruluşlarımız, fabrikalarımız şu anda deprem olsa bile üretimine devam edebilecek pozisyonda. Aslında yaşadığımız 6 Şubat depremleri bir milat oldu. Bu miladın ardından yaklaşık olarak yüzde 60 oranında bir artış söz konusu. Önceden maalesef ki yine Tekirdağ’ın önemi yüksekti, depremsellik kısmı biliniyordu. Bu yaşadığımız acı tecrübeler özellikle sanayicilerin bu konuya bakış açısını değiştirdi ve yenilikçi çözümlerle, hibrit çözümlerle, daha geliştirilmiş sistemlerle fabrikalarını güvenli hale getirmeye başladılar” diye konuştu.
‘MİMARİ YAPILAR BOZULMUYOR’
Depreme dayanıklılık çalışmalarında fabrikaların mimari yapılarının bozulmadığını anlatan Dr. Bal, “Bu çok önemli bir konu. Çünkü sanayicimizin ilk sorduğu şey; ‘Fabrikanın fonksiyonu değişecek mi?’ oluyor. Ama bu uyguladığımız yöntem ile fabrikanın mimari fonksiyonları değişmiyor ve aynı üretim, aynı üretim hatları fabrika çalışırken de bu güçlendirme çalışmaları yapılabiliyor. Bunun yanı sıra maddi olarak baktığımızda bizim şöyle bir ölçümüz vardır. Güçlendirme çalışmalarının, binanın yeniden yapım maliyetinin yüzde 30’unu aşmaması gerekiyor. Şu an bizim hibrit çözümde de binanın yeniden yapım maliyeti yüzde 8, 10 mertebesinde. Bu yöntemle uygun çözümler sağlanabiliyor” dedi.
İKİ ÜNİVERSİTENİN GELİŞTİRDİĞİ YÖNTEM
Dr. Bal, “Bu hibrit yöntemde amaç fabrika çalışırken güçlendirme uygulamasını yapabilmek. Bir de tabii şöyle bir durum var; iki ana unsuru içeriyor. Birincisi, mevcut betonarme kolonların FRP ile sarılması; bu, kolonları bir miktar sünekleştiriyor. Aynı zamanda da çelikle binanın deprem anındaki hareketlerini azaltmak gerekiyor. Öncelikle kolonlara sarılıyor, içerisine belli noktalarda ankrajlar yapılıyor ama burada geliştirilen yöntem özellikle Japonya’da uygulanan ve bizim Namık Kemal Üniversitesi ve Tokyo Teknoloji Enstitüsü’nün birlikte geliştirdiği bir yöntem. Bu hibrit bir davranış sergiliyor, kompozit bir etki oluşturuyor” diye konuştu.
‘DEPREM GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI BAŞLADI’
Ergene ilçesindeki Avrupa Serbest Bölge Müdürü Tarkan Değirmenci de bölgelerinde faaliyet gösteren 70 fabrikada da güçlendirme çalışması başlayacağını söyledi. Değirmenci, “Şu an itibarıyla Avrupa Serbest Bölgesi’nde 70 fabrika mevcut. Ama ağırlık olarak yapılarımızın performansı iyi. Bunların deprem güçlendirme çalışmaları başladı. Özellikle Namık Kemal Üniversitesi’yle yaptığımız iş birliği protokolü çerçevesinde hem grup şirketlerimizde hem de kullanıcı ve yapımcı şirketlerinde çalışmaları hayata geçirmeye başladık” dedi.
]]>2013- 2023 dönemini kapsayan 10 yılda, Doğu Anadolu Kalkınma (DAP) İdaresi’nin sorumluluğunda olan 15 ilde, bin 925 projeye 6 milyar 144 milyon 411 bin lira destek verdiklerini ifade eden DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Prof. Dr. Osman Demirdöğen, bu desteklerden en büyük payın tarım sektörüne ayrıldığını söyledi.
“10 yılda 6 bin 777 kilometre sulama kanalı”
Küçük Ölçekli Tarımsal Sulamanın önemine değinen Demirdöğen, şunları kaydetti: “Özellikle sulama projeleri bölgemizde oldukça önemli. Bizim bütçemizin büyük bir kısmını oluşturuyor. Hayvansal üretim, bitkisel üretim başlıkları altında da yine tarıma destek vermeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar birçok proje yaptık. 10 yılda 6 bin 777 km. sulama kanalı yapmışız. 46 tanesi güneş enerji sistemli, 153 adet hayvan içme suyu göletleri yapmışız. 69 ilçe 352 köy ve mahallede hayvan içme suyu tesisi kurmuşuz. Bu projeler bölgede hayvancılığın gelişmesi için çok önemli projeler. Amacımız bölgesel kalkınmayı sağlamak. Bunu sağlarken de bölgede yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor. ve biz kendimize bir slogan belirledik. Bölgede insanlar, mecbur oldukları için değil, memnun oldukları için kalsınlar. Onların memnun olmaları için de elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İnsanları memnun etmenin yolu onların ihtiyaçlarını karşılamaktan geçer. Eğer bir yaylada, orada üretim yapmaya çalışan kişinin mobil lavabo ihtiyacı varsa onu da yapıyoruz. Hatta geçen yıl itibariyle yaylanın birinde çocuk oyun alanları yaptık. Yaylada yaşamayan, orada bulunmayan kişilerin ‘3 metrelik sıvat ne işe yarıyor?’ diye yorum yapmaları gayet normal. Ama binlerce koyunun 3 km su içmek için gidip tekrar geri dönmesi o hayvanın verimini düşürüyor. Dolayısıyla bu 6 km. lik enerjiyi ete ve süte çevirmiş oluyoruz. Söz konusu olan bu sıvatlardan şu ana kadar yaklaşık 50 bin tane dağıtmışız. ve en çok talep edilen projelerden biri.”
Bölgenin potansiyeli hayvancılık
Bölgede, hayvan pazarı ve kesimhane ihtiyacının karşılandığını belirten Demirdöğen, “Hemen hemen bütün ilçelerimizde -çok küçük ilçeler hariç- hayvan pazarı ve kesimhane ihtiyacını karşılamış durumdayız. 38 adet hayvan pazarı yaptık. Bunların büyük bir bölümünün finansmanı bize ait. Sadece yüzde 25’ini uygulayıcı kuruluşlar eş finansmanla karşılıyor. 43 adet kesimhane projesi yapmışız. 2024-2028 döneminde bizim hedef alanımız hayvancılık olacak. Hayvancılık konusunda, desteklerimizin belki de yüzde 70’ini hayvancılığa vereceğiz. Araştırma ve Uygulama Birimlerinin projeleri var. 3 adet Çiftçi Eğitim Merkezi ( Van, Elazığ ve Erzurum) var, bunlar konaklamalı. Çiftçiler burada uzun süreli eğitim yapabiliyorlar. Üniversitelerin bünyesinde oldukları için de eleman sıkıntısı çekilmiyor. Sürdürülebilir olmaları içinde biraz daha desteklenmeleri lazım.” dedi. – ERZURUM
]]>AA muhabirinin DAİB ve Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden yaptığı derlemeye göre, geçen yıl birliğin sorumluluk alanındaki Ağrı, Ardahan, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Iğdır, Hakkari, Muş, Şırnak, Tunceli, Van, Kars ve Siirt’ten 195 özerk ve serbest bölge ile ülkeye ürün gönderildi.
2022 yılında 2 milyar 459 milyon 3 bin dolarlık ihracat yapan DAİB üyelerinin 2023 ihracatı, yüzde 8,62 artarak 2 milyar 660 milyon 641 bin dolar olarak kayıtlara geçti.
Yurt dışına 2022’de 328 milyon 532 bin dolarlık kimya ürünleri, 258 milyon 187 bin dolarlık makine, 122 milyon 66 bin dolarlık yaş sebze ve meyve satan DAİB üyesi firmalar, 2023’te kimyada yüzde 2,20’lik artışla 335 milyon 765 bin dolarlık, makinede yüzde 14,49’luk artışla 295 bin 600 bin dolarlık, yaş sebze ve meyvede ise yüzde 126,78’lik artışla 276 milyon 822 bin bin dolarlık dış satım yaptı.
DAİB’in 2023’te madencilik sektörü ihracatı ise 201 milyon 402 bin dolar oldu.
2022’de 167 milyon 979 bin dolarlık mobilya, 154 milyon 273 bin dolarlık otomotiv, 143 milyon 577 bin dolarlık demir ihracatı yapan birlik üyeleri, 2023’te mobilyada 183 milyon 769 bin dolarlık, otomotivde 178 milyon 839 bin dolarlık, demirde ise 171 milyon 708 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
En çok ihracat Irak’a yapıldı
Birlik üyeleri, en çok ihracatı 592 milyon 558 bin dolar ile Irak’a yaptı. Bu ülkeyi 192 milyon 652 bin dolarla Malta, 147 milyon 951 bin dolarla İran, 104 milyon 366 bin dolarla Azerbaycan-Nahçıvan, 100 milyon 606 bin dolarla Almanya, 97 bin 922 bin dolarla Rusya, 84 milyon 236 bin dolarla Çin takip etti.
DAİB Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Tanrıver, AA muhabirine, geçen yılın ihracat verilerini değerlendirdi.
Tanrıver, “2023 ihracatımız geçen yıla göre yüzde 8,62 artışla Türkiye ortalamasının çok üzerinde gerçekleşti. Bu, gerçekten bölgenin ihracatla kalkınacağının göstergedir.” dedi.
Doğu’nun ihracatla büyüyeceğini, bölgeye yatırım yapanların her zaman kazanacağını her ortamda dile getirdiklerini ifade eden Tanrıver, bunu ihracat rakamlarıyla ispatladıklarını vurguladı.
Tanrıver, şöyle devam etti:
“Geçen yıl, 484 firmamız ilk defa ihracatla tanıştı. Pandemi döneminde lojistiğin önemini, demir ve kara yollarının bölgeye avantajlarını gördük. Lojistikte Doğu Anadolu Bölgesi önemli konumda, Orta Asya’ya açılan kapılar buradan geçiyor. İstihdam sorunu ve üretim maliyetlerinin Doğu’da daha az olduğunu görüyoruz. DAİB’e bağlı 17 ilimizin tamamına yakını 6. bölge teşviklerinde. Bölgeye yatırım yapıldıkça ihracatımız artıyor.”
“Türkiye’de en çok ihracatını artıran ikinci ihracatçılar birliği olduk”
Tanrıver, “Türkiye’de en çok ihracatını artıran ikinci ihracatçılar birliği olduk. Bu, Doğu Anadolu için çok gurur verici bir şey.” dedi.
Hedeflerinin daha büyük ihracat rakamları olduğunu ve bunu hep beraber göreceklerine inandığını vurgulayan Tanrıver, “Arsa maliyetlerinin düşük olması, en önemlisi ise lojistik altyapımızın olması bölgede yatırımı avantajlı kılıyor. Buradan trene yüklediğiniz ürünü Çin’e kadar ulaştırabiliyoruz, deniz ve kara yoluna bağlantılarımız çok yakın.” diye konuştu.
Ethem Tanrıver, 2023 yılında en çok ihracatı Irak’a yaptıklarını, ihracat kalemlerinde kimyevi maddeler, makine ile yaş sebze meyvenin ön plana çıktığını belirtti.
Birliğe bağlı illerin ihracatını 2023’te artırdığını dile getiren Tanrıver, “Erzurum da ilk 5 ilimiz arasında, Batman, Elazığ hızlı yükseliyor, üretim yapıldıkça ihracatın arttığını görüyoruz. Bölgemize yatırım yapan kardeşlerimizi ve ihracatçı firmalarımızı yürekten kutluyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye’deki golf turizminin lokomotiflerinden Serik’e bağlı Belek turizm merkezinde geçen yıl birçok ülkeden golfçü oyun oynadı. 16 golf sahasının bulunduğu Belek bölgesinde 2023’te 460 bin raunt oynanırken, sektör temsilcileri rekor yıl olan 2019’daki 580 bin oyun rakamını yakalama hedefini ortaya koydu. Golf turizmiyle ilgili açıklamalarda bulunan 5 yıldızlı bir otelin Golf Kulübü Genel Müdürü Cahit Şahin, Belek bölgesinde golf sahalarının 1990’lı yıllarda açıldığını, bugün ise bölgede 16 saha bulunduğunu söyledi. Golf sahalarının yayılmasıyla ilk yıllarda 15 civarında olan otel sayısının 50’ye ulaştığını anlatan Şahin, “Golf turizminin Belek turizm bölgesine en büyük katkısı, kesintisiz 12 ay turizm yapılan bir bölge oldu. Oyuncuların 8 ay aktif geldiğini düşünecek olursak golf, turizmi 12 aya yayan bir enstrümandır” diye konuştu.
Bölgeye ilk etapta çoğunlukla Almanların, ardından İngilizlerin gelmeye başladığını kaydeden Şahin, “Sonrasında Rus golfçüleri aralık ve ocak aylarında görmekteyiz. Kore, Çin ve Doğu Avrupa ülkeleri sürekli ülkemize geliyor” dedi.
‘BİR GOLFÇÜ TESİSE GÜNLÜK 250-300 EURO BIRAKABİLİR’
Golf turizminde özellikle İspanya ve Portekiz’i rakip olarak gördüklerini kaydeden Şahin, sözlerine şöyle devam etti:
“Golf sahası sayıları bizlerden çok yüksek. Portekiz 350’ye yakın golf sahası, İspanya ise 450’ye yakın golf sahası ile büyük bütçe girdileri yapmakta. Belek bölgesinde 16 golf sahası ile yaklaşık 550 bin raunt civarında oyun vardır. Bu da yaklaşık 120 bin kişiye tekabül etmektedir. Golfçülerin konaklama ve oyun harcamaları ile sağladıkları katma değer normal bir turistten daha fazla olmakla birlikte 1300-1500 euro bandında olup, sezona göre değişmektedir. Bir hafta konaklayanlar minimum 5 oyun oynamaktadır. Genelde golfçüler yılda 2 defa geldikleri gibi yaz tatilinde de bölgemizdeki tesisleri tercih ediyor. Golfçüler için katma değeri yüksek turistler diyebiliriz. 1 hafta boyunca gelen bir golfçüden 1500 euro civarında gelir elde edilmekte. Konaklamanın dışında golf oynamak için kişi başı 200-250 euro verir. Golf sahasındaki mağazalardan alışveriş yapar, 20-30 euro harcar. Bir golfçü tesise günlük 250-300 euro bırakabilir.”
Golfçülerin özellikle oyun sonrası kendi alanlarında rahatsız edilmeyecek ortamları tercih ettiklerini belirten Cahit Şahin, şehre alışverişe gitmek istediklerinde yoğun trafiği olmayan bölgeleri ve lokal restoranları görmek istediklerini, bu durumun bölgenin tanıtımı açısından da golfçünün dikkatini çektiğini vurguladı.
‘2023 YILINDA 460 BİN RAUNT CİVARINDA OYUN OLDU’
Belek bölgesinde geçen yılki rakamlara ilişkin değerlendirmede bulunan Şahin, “2023 yılında 460 bin raunt civarında oyun oldu. Bizim 2019 yılındaki sayılarımız 580 binlerdeydi. Gün geçtikçe bu sayıları yakalayacağımızı umuyoruz. Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy, golfün turizme faydalarını kendisi de görmüştür. 12 ay turizm mottosu ile yola çıkmıştır. Bunu sağlayan da golf turizmidir. Bunun dışında kültürel müze etkinliklerinde de çalışmalarını görmekteyiz. Golf sporu 12 ay turizmi sağlamaktadır. Diğer bölgelerimizde de yeni sahalar göreceğiz. Golf turizminde Türkiye hak ettiği yerlere umarım kısa zamanda kavuşur” diye konuştu. (DHA)
]]>Son dönemde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için kurulumu hızla artan güneş enerji santralleri (GES) dikkat çekiyor. Neredeyse her gün Türkiye’nin farklı bir noktasında GES kurulumları yaşanırken, Türkiye’nin en yağışlı illerini içerisinde barındıran Doğu Karadeniz Bölgesi de bu sektörün hızla yayılım gösterdiği bölgeler arasında yer alıyor. GES’ler Karadeniz’in yüksek rakımlı tepelerinin yanı sıra son dönemde artık dere kenarlarında da kuruluyor. Dere kenarlarında görmeye alışık olduğumuz HES’lerin yerine kurulmaya başlayan GES’ler bir yandan Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltırken, bir yandan da özellikle belediyelerin elektrik masraflarından tasarruf yapmasını da sağlıyor.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ilk olarak 2015 yılında Trabzon’un Tonya ilçesindeki Ruj Tepesindeki 16 dönümlük alanda kurulan 2 bin 500 panel ile ilçede enerji maliyetlerinde tasarruf sağlanırken, bölgede ilk kez yapılan enerji santrali diğer illere ve belediyelere de örnek oluyor. Karadeniz Bölgesi’ndeki illerde kurulan güneş enerji santrallerinin devreye girmesiyle milyarlarca lira kasada kalırken, özellikle belediyeler GES yatırımlarına ağırlık veriyor.
Bu durum bölgede son 15 yıldır dereleri kuruttuğu ve ekolojik dengeyi bozduğu gerekçesiyle tartışmalara neden olan sayıları 250’nin üzerindeki Hidroelektrik Santralleri (HES) kurulumunun da artık 2. planda kalacağını gösteriyor. Samsun Büyükşehir Belediyesi, Ordu’da Akkuş Belediyesi, Trabzon’da Ortahisar belediyesinin ardından son olarak Rize’nin Ardeşen Belediyesi de Fırtına Deresi’nin kenarına yapımına başladığı Güneş Enerji Santrali (GES) ile yılda yaklaşık 18 milyon TL tasarruf etmeyi planlıyor.
“Kaynak sularımızı yerin altından çekmek için güneşin enerjisinden yararlanacağız”
GES için 5 bin 200 panelin kurulumuna başladıklarını belirten Ardeşen Belediye Başkanı Avni Kahya, “Ardeşen Belediyesi olarak ciddi manada elektrik tüketiyoruz. Bizim kaynak sularımız yer altında derin kuyularından elde edilen sular olduğu için pompalarla çekiyoruz. Buda fazla elektrik kullanımı demek. Yıllardan beri bu elektriğin karşılanmasını düşünmüştük. Daha önce Belediye Başkanlığı Yardımcılığı zamanında da hayal etmiştik. Fakat o zaman gerçekleşmedi. Bugüne nasipmiş. Hayal kurduk elektrik üretmemiz lazım ki giderlerimizi karşılayabilelim. Önce ÇAYKUR’un arazisini kiraladık. Sonra Ayder de yapılan otopark inşaatında çıkan malzemelerin buraya doldurulmasıyla bedavaya doldurulmuş oldu. GES hayellerimizden biriydi ve oldu. İkinci hayalimiz bu bölgede su havzasıdır. Burada Türkiye’ye su fabrikaları kazandırma hayalimiz var. Bütün bunları yaptığımızda elektrik giderlerimizden dolayı bir problemimiz kalmayacak. Elektriğe zam gelince içimiz cız etmeyecek. Teknik olarak da burası 42 dönümlük bir arazi, 540 Wattlık panellerden yaklaşık 5 bin 200 tane panelimiz var. İnşallah yarın bu bölgenin suyunu da kullanarak Türkiye’nin önemli su fabrikalarının olduğunu bir bölgeye dönüştüreceğiz. Rize’nin en büyük GES’i burada” dedi.
“Rize gibi fazla yağış alan güneşli gün sayısı düşük olan bir yerde birinin buna cesaret etmesi lazımdı; Biz cesaret ettik”
Ayda ortalama 1,5 milyon lira civarında tasarruf yapacaklarını ifade eden Kahya, ” ‘Rize bölgesi güneşten istifade etmiyor, elektrik üretilemez algısını da kıracağız’ kırmaya da başladık. Diğer resmi kurumlarda GES yapmak için firmalar ile görüşmelere başladılar. Hedefimiz belediyenin bütün elektrik giderlerini buradan karşılamak. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman ayda ortalama 1,5 milyon lira civarında tasarruf yapmayı planlıyoruz. Devletin mahsuplaşma dediği bir olay var. Ne kadar elektrik tüketiyorsan o kadar üretme hakkı veriyorlar. Bizim tükettiğimiz kadar üretme hakkımız var. Tükettiğimiz kadar elektrik üretmek için sistemi kurduk. Burası Türkiye’de en fazla gün ışığının olduğu yer değil. Türkiye ortalaması 240 gün. Burası 180 gün. Bunun için birinin cesaret etmesi lazımdı ve bizimle başladı. Bizden sonra diğer yerlerde devam edecek. Hızlı bir şekilde doğaya saygılı elektrik üretimi olacak. Gördüğünüz bölge tarım dışı arazisi olduğu için yapılıyor. Tarım arazisinde bu tür tesisleri yapmak yasak” diye konuştu. – RİZE
]]>Toplumsal değişim ve gelişimin öncüsü olma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Türkiye Vodafone Vakfı, 2023’te de teknolojinin gücünü kullanarak toplumsal ihtiyaçlara yanıt veren çalışmalar yapmaya devam etti. Vakfın hayata geçirdiği projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Vakfın ‘Yarını Kodlayanlar’ projesi 300 bini aşkın çocuğa, ‘Dijital Benim İşim’ projesi ise 15 binin üzerinde kadına ulaştı. Vakıf, bu projelerini deprem bölgesine de taşıyarak yaraların sarılmasına destek oldu. Depremden en çok etkilenen 11 ilde hayata geçirilen ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesiyle 81 bini aşkın çocuğa ulaşan Vakıf, ‘Dijital Benim İşim’ projesi kapsamında 3 ilde kurduğu 15 eğitim konteyneriyle de 2 binden fazla kadına el sanatları eğitimi verdi. Vakıf ayrıca, AÇEV iş birliğiyle 3 ilde açtığı Çocuk ve Aile Merkezleri ile 2 binin üzerinde kişinin hayatına dokundu.
Konu hakkında değerlendirmede bulunan Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, “Vakıf olarak, kurulduğumuz günden bu yana, ‘İyilik için teknoloji’ vizyonuyla faaliyetlerimize yön veriyoruz. Tüm projelerimizi, ülkemizin toplumsal gereksinimleri doğrultusunda, araştırmalar sonucu belirlediğimiz sosyal ihtiyaç haritasına göre şekillendiriyoruz. Sosyal hayatın olanaklarından yeterince faydalanamayan veya ekonomik hayatta varlık gösteremeyen bireylerin önündeki engelleri kaldırmak için çalışıyoruz. Kadınlar ve çocuklar, öncelikli odak alanlarımızı oluşturuyor. Vakfımızın çatısı altında sürdürdüğümüz projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Deprem felaketiyle birlikte yaralara nasıl merhem olabiliriz diye düşündük ve mevcut projelerimizi deprem bölgesinin ihtiyaçlarına uyarladık. Bölgedeki çocuk ve kadınların desteklenmesi için hayata geçirdiğimiz ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesi, ‘Dijital Benim İşim’ eğitim konteynerleri ve Çocuk ve Aile Merkezleri ile bugüne kadar binlerce kişiye ulaştık. Konteyner kentler var olduğu sürece biz de bölgede olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Depremzede çocuklara kodlama eğitimi
Türkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği iş birliğiyle deprem bölgesinde ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ adı altında yeni bir proje hayata geçirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay’da açılan konteyner teknoloji sınıflarında ve afetten etkilenen 11 ildeki köy, çadır kent ve konteyner kentleri ziyaret eden gezici eğitim çadırında 7-14 yaş arası çocuklar için müzik ve masal atölyeleri, kodlama eğitimleri ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenleniyor; oyun terapisiyle psikososyal destek sağlanıyor. Bugüne kadar 81 bini aşkın çocuğa ulaşılan projede nihai hedef ilk yılda 100 bin çocuğa ulaşmak olarak belirlendi. Proje kapsamında liseli gençlere yönelik olarak ‘Afete Teknolojik Çözümler Hackathonu’ da düzenlendi.
Depremzede kadınlara el sanatları eğitimi
Vakıf, “Dijital Benim İşim” projesini de bölgeye uyarlayarak Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 15 eğitim konteyneri kurdu. Bu konteynerlerde kadın kursiyerlere geleneksel el sanatları kurslarına katılma ve el emeği ürünler üretme imkanı sunan Vakıf, bölge özelinde geliştirdiği ‘Dijital Dünyaya Giriş’ eğitimleri ile de kadınların dijital becerilerini geliştirmelerine ve ürettikleri geleneksel ürünleri dijital kanallarda satmalarına destek oluyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kadına ulaşıldı.
Afet bölgesine Çocuk ve Aile Merkezleri
Vakıf, afet bölgesinde yaşayanların desteklenmesi amacıyla Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle de bir proje gerçekleştirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Gaziantep ve Hatay’da kurulan Çocuk ve Aile Merkezleri’nde, depremden etkilenenlerin psikososyal yönden desteklenmesi, çocukların öğrenme kayıplarının telafi edilebilmesi, anne babaların ebeveynlik rollerinde güçlendirilmesi ve bu süreçte çocuklarının gelişimini destekleme becerilerinin artırılması, aynı zamanda genç kadınların güçlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kişiye ulaşıldı. Merkezlerde ilk yıl 4 bin 500 çocuk ve ebeveyn ile birlikte 2 bin 500 genç kadına da erişilmesi hedefleniyor.
‘Kırmızı Işık’ 378 bin kez indirildi
Vakıf, 2023’te teknolojinin gücünü kullanarak kadınların şiddetten korunmasına destek olmayı da sürdürdü. Vakfın 9 yıl önce hayata geçirdiği ‘Kırmızı Işık’ uygulaması, kadınların şiddete maruz kaldığı anlarda kolluk kuvvetleri ya da yakınlarına kolaylıkla haber verebilmesini sağlıyor. Uygulama bugüne kadar 378 bin kez indirildi. – İSTANBUL
]]>