İki çocukları bulunan Abdullah ile Nihal Sayar çiftinin 17 yaşındaki kızı Neşe Aleyna’ya, doğumundan hemen sonra böbreklerinde kist olduğu belirlendi.
Yıllarca tedavi gören genç kızın rahatsızlığının ilerlemesi üzerine doktorlar böbrek nakli olması gerektiğini bildirdi.
Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Sayar’dan alınan böbrek kızına başarıyla nakledildi.
Mutluluk gözyaşı döktü
Operasyonun gerçekleştirildiği hastanede sekreterlik yapan Abdullah Sayar, AA muhabirine, doğuştan idrarını yapamama şikayeti bulunan kızına böbrek rahatsızlığı teşhisi konulduğunu söyledi.
O günden sonra kızının iyileşmesi için ellerinden geleni yaptıklarını aktaran Sayar, “Ancak maalesef rahatsızlığı ilerledi ve nakil zorunlu oldu. Benim böbreğimin uyumlu olduğunu öğrendiğimde sevindim, duygulandım. Allah’a şükür tuttu. Mutluyuz, sevinçliyiz.” dedi.
Yaşanan süreci anlatırken gözyaşlarını tutamayan Sayar, şöyle devam etti:
“Bir baba olarak zor bir süreç. Gözümü ilk açtığımda kızımı sordum. Gözlerim kızımı aradı. Bir araya gelince sevindik, sarıldık, ağladık. Gözündeki hayat ışığını gördüm. Önceden kızımın gözündeki canlılığı, hayatı göremiyordum ama şimdi görüyorum. Önceden böyle bakmıyordu, soluk bakıyordu. Herkesin organ bağışı yapmasını bekliyoruz. Bir hayat kurtarmak güzel şey. Kızımla sloganımız var, ‘Bir boşluk sen doldur. Organ bağışla, hayat kurtar’.”
Babasına minnettar
Nakille yüzü tekrardan gülmeye başlayan Neşe Aleyna Sayar ise operasyon sonrası ağrılarının günden güne azaldığını dile getirdi.
Hayatının hastanelerde geçtiğini aktaran Sayar, “Hastaneye sürekli gidip gelmek yorucu oluyordu. Okulumu aksatıyordum. Babam sağ olsun böbreğini verdi. Bundan sonra daha iyi olacağıma inanıyorum. Babama ne kadar teşekkür etsem az kalır.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MUĞLA’da doğuştan böbrek yetmezliği rahatsızlığı olan Sudenaz Kızılca (17), annesi Seray Kızılca’nın (40) bağışladığı böbrekle yaşama tutundu. Kızına hiç düşünmeden böbreğini bağışlayan Kızılca, “Tarif edilemeyecek bir duygu içindeyim. İkinci kez can olmak iyi bir şey” dedi. Sudenaz Kızılca ise “Annem doğurduğunda ilk canını bana vermişti. İkinci canını 17 yaşımda bir daha verdi. Canımı istese canımı veririm” diye konuştu.
Fethiye ilçesinde yaşayan Sudenaz Kızılca’ya, 6 yaşına geldiğinde doğuştan böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Böbrek fonksiyonunun yüzde 50’ye kadar düşmesi üzerine İzmir’e sevk edilen Kızılca, 2012 yılında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde idrar yollarından böbreklere kaçak olduğu tespit edilince hemen ameliyat edildi. Tedavisine çok geç kalındığı için İzmir’de 4 yıl kadar hastalığı takip edilen Sudenaz Kızılca, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ne sevk edildi. 2016’dan 2022 yılına kadar Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde tedavisi süren Kızılca’nın sağlık durumunun gün geçtikçe kötüye gitmesi üzerine nakil olması gerektiği ifade edilerek, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne gönderildi. Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde kadavradan böbrek nakli için sıraya giren Sudenaz Kızılca’ya, böbrek çalışma değerinin yüzde 14’e düşmesi üzerine acil diyalize girmesi ve ardından nakil olması gerektiği belirtildi. Nakil olmak için lise eğitiminin bitmesini bekleyen Kızılca, okul bitince karnesini alamadan 27 Haziran’da annesinden nakledilen böbrekle yaşama tutundu.
SON AŞAMADA ANNESİNDEN NAKİL OLDU
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nefroloji Bölümünde tedavisi tamamlanan Sudenaz Kızılca, böbrek yetmezliği nedeniyle yaşadığı sıkıntıları anlattı. Kızılca, “Bebeklikten böbrek rahatsızlığım vardı. Fethiye’de fark edemediler. 6 yaşında İzmir’e gittim. Orada teşhis konuldu. Böbrek ameliyatı oldum. Böbreğimdeki kaçağı kapattılar. Düzenli ilaçla yüzde 50 çalışan böbreğimi götürmeye çalıştılar. Akdeniz Üniversitesi’ne geldiğimde böbreğim yüzde 14 çalışıyordu. Naklin son aşamasına geldim. Diyalize alınacaktım, alınmadım. Lise eğitimimin bitmesini bekledim. Lise bitince direkt nakil oldum. Zorlu bir süreç geçirdim. 6 yaşında çocuk olduğum için çok sayıda ilaç kullanıyordum. Çok zorlanarak, ağlayarak ilaçlarımı içiyordum. 6 yaşıma kadar çocukluğum kabus gibi geçmişti. İştahsızlık, yemek yememe gibi durumlarım vardı. Çok zayıftım. Şimdi bundan sonra inşallah daha iyi olacağım” ifadelerini kullandı.
‘CANIMI İSTESE CANIMI VERİRİM’
Böbrek naklinden başta korktuğunu söyleyen Kızılca, “Annem böbreğini vereceğini söyledi. Annem doğurduğunda ilk canını bana vermişti. İkinci canını 17 yaşımda bir daha verdi. Canımı istese canımı veririm. İki canı bir arada verdi. Bazı anneler çocuklar için canını verir. Ben nakilden çok korkmuştum ama korkulacak bir şey yokmuş. Olduktan sonra herkese Allah yardım ediyor. Organ bağışı yapmalarını istiyorum. Her bir can, ilerde çocuklarınıza can olabilir. O yüzden bağış yapın” diye konuştu.
Hemşire olmak istediğini aktaran Sudenaz Kızılca, “Liseyi hemşire olarak bitirdim. Bu süreçte çok acı çektim. Bundan sonra başkalarına can olabilmek için hemşirelikte devam etmek istiyorum. Allah izin verirse üniversiteden sonra inşallah hemşire olmak istiyorum” dedi.
HİÇ DÜŞÜNMEDEN BÖBREĞİNİ VERDİ
Seray Kızılca ise kızı Sudenaz’ın bebekliğinden beri böbrek rahatsızlığı çektiğini belirterek, “Bebeklikte hep ateşlenirdi. Ateşlendiği zaman hastaneye götürürdüm. Boğaz enfeksiyonu deyip antibiyotik tedavisi yapıp geri çevirirlerdi. 6 yaşından sonra bir şeylerin farkına vardım, halsiz kalmaya başladı. Başka bir hastaneye götürdüm. İzmir, Denizli veya Antalya’ya gitmemiz gerektiğini söylediler. İzmir’e gittik, orada kapalı bir ameliyat oldu. Böbreklerde yüzde 15 açıklık kaldı, dediler ona da ilaç tedavisi uygulamaları gerektiğini söylediler ama ilaç tedavisi uygulansa da böbrek hasar gördüğü için sonunda nakil olması gerektiğini belirttiler. Nakli ötelemiş olduk. 17 yaşına kadar iyi bir süreç geçirmedik. Her gün hastanelerdeydik. 17 yaşında en son raddeye geldi. Antalya’da da nakil olmamız önerildi. Ben de hiç düşünmeden böbreğimi verdim” ifadelerini kullandı.
TARİFSİZ BİR DUYGU
Nakil için karar vermesinin çok uzun sürmediğini söyleyen Kızılca, “10 ay önce nakil olmamız gerekiyordu ama kızım ‘Liseden mezun olduktan sonra nakil olacağım’ dedi. Anne de olsanız bir şey söyleyemiyorsunuz. Mezuniyet sonrasında nakil oldu. Çok tarif edilemeyecek bir duygu içindeyim. Herkesin bağış yapmasını istiyorum. Hele ki, evlatları için bunu yapmalılar. İkinci kez can olmak da iyi bir şey. Evlatlar için bunu yapmak çok önemliymiş. Herkes organ bağışı yapsın” diye konuştu.
]]>Olay, 10 Kasım 2023’te Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler, yandaki ormanda yanmış cesedi fark edip, ihbarda bulundu. Gelen ekiplerce benzin dökülerek yakıldığı belirlenen ceset, otopsi için Atatürk Devlet Hastanesi’nin morguna götürüldü. Cesedin kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğu belirlendi. Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Afgan madencinin cenazesi, 11 Kasım’da toprağa verildi.
Soruşturma kapsamında Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağının sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52), ocak çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46) gözaltına alındı. Körnöş, Gideroğlu ve Aydın tutuklanırken, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayrıca, kaçak ocağın jandarma tarafından 4 gün önce kapatıldığı ancak sahiplerince tekrar açıldığı belirlendi. Kaçak ocak, olayın ardından imha edilerek kapatıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı, Afgan madencinin cesedinin kaçak ocaktaki kazayı gizlemek ve ocağın kapanmasını engellemek için öldükten sonra yakıldığı belirtilen iddianameyle 6 şüpheli hakkında ‘iştirak halinde kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Kamergul Maliki, oğulları yürüme engelli Sayid Mohammad (22), Pir Mohammad (16), işitme engelli Ali Rıza (13), Said Riza Nourtani (2) ve gelini Şaziye Mohammadi (19) ile 2 odalı sobalı evde yaşayan Afgan madencinin kaçak maden ocağında çalışarak ailesinin bakımını üstlendiği ve ailede çalışabilecek durumdaki tek kişi olduğu ortaya çıkmıştı.
OLAY YERİ İNCELEME RAPORU
Zonguldak İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin hazırladığı olay yeri inceleme raporunda delillerin detaylıca anlatıldığı ve şüphelilerin benzin aldıkları anın güvenlik kamerası görüntülerine yer verildi. Olay yeri inceleme fotoğraflarında yanmış ceset görünürken krokilerle bulunan delillerin yerleri de anlatıldı.
SANIĞIN BABASINA AMELİYAT KONTROLÜ YAPILMIŞ
Yanmış cesedi bulunan Afgan madencinin otopsi ve Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu ortaya çıktı. Raporda, madencinin cesedinin bazı kısımlarının kömürleşecek kadar yandığı belirtilerek, “İleri derece yanık nedeniyle mide, sol böbrek, pankreas ve bağırsaklar tefrik edilemedi” ifadeleri yer aldı. Soruşturma aşamasında madencinin eşi Kamergul Maliki’nin savcılık ifadesinde eşine bir telefon konuşmasında böbreğine karşılık 20 bin dolar teklif edildiğini duyduğunu anlattı. Bu kapsamda tutuklu bulunan kaçak ocak sahiplerinden Enver Gideroğlu’nun böbrek hastası olduğu belirlenen babası, kolluk kuvvetleri eşliğinde hastaneye getirilerek muayene ettirildi. Gideroğlu’nun babasında böbrek ameliyatı izine rastlanılmadığı öğrenildi.
‘BÖBREĞE İLİŞKİN DOSYADA İLERLETME YAPILMAMIŞ’
Böbrek konusunun yeterince aydınlatılmadığını belirten Avukat Şeker, “Afgan madencinin sol böbreğinin ‘tefrik edilemediği’ yani sol böbreğinin bulunamadığı görülüyor. Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak, dosya içeriğindeki keşif zaptında ve tutanaklardaki fotoğrafları incelediğimiz vakitte bir kişinin neden yakılması söz konusu olur? Burada cesedin kimlik bilgilerini kaybetmek için, ancak ve ancak yüzünde, ellerinde ve ayaklarında bir yanık yok. Yüzünden kimliği belli olabilir, ellerinden de parmak izleri belli olabilir. Ama tamamen bedeni yanmış vaziyette. Bedenini yanmasıyla alakalı olarak kaçak organ ticaretiyle ilgili herhangi bir hususun olup olmadığına ilişkin buradaki paraların ne şekilde teklif edildiğine ilişkin bu paranın kabul edilmemesinden sonra böbrek ticaretinin zorla mı yapıldığına ilişkin, Afgan madencinin vücudundaki kırıklara ilişkin hiçbir şekilde dosyada ilerletme yapılmamış olduğunu görüyoruz.” dedi.
1 SANIĞIN ADLİ KONTROL TEDBİRİ KALDIRILMIŞ
İddianamenin kabulünün ardından yakma eylemine dahil olan 4 kişiden tutuksuz A.Ç.’nin adli kontrolünün kaldırıldığını belirten Avukat Şeker, “Bu adli kontrol kararı kaldırılmış olan kişi şu an elini kolunu sallayarak toplumumuz içerisinde, yakılarak öldürülmesine olanak sağlayarak yakan kişilerle hareket edip onlarla alkol alan kişi adli kontrol kararıyla bile olmayacak şekilde dışarıda. İddianamenin kabul edildiği gün mahkeme bu kişinin adli kontrol kararını kaldırmış. Bunun kesinlikle bir hukuk katliamı olduğunu değerlendiriyoruz” diye konuştu.
‘BÖBREK NE OLDU’
En önemli şüphelerden birinin ‘böbrek’ olduğunu söyleyen Şeker, şöyle konuştu:
“Bu böbrek ne oldu, nerede? Bu böbrek bulunmadan bir şekilde merdiven altında mı nakli yapıldı, kime yapıldı? Bunun tespitinin yapılması lazım. Aile gerçekten inanılmaz derecede mağdur vaziyette. Bir gecekondunun içerisinde 1’i engelli 4 çocukla 1 eş ve bu mağduriyete daha fazla mağduriyet eklememek lazım. Anayasa’nın 10’uncu maddesi dili, dini, ırkı ne olursa olsun Türk kanunları önünde herkesin eşit olduğunu söyler. Biz de bu davada eşitlik uğruna, insan hakları uğruna bu suçu işleyenlerin adalet önünde en ağır cezayı almaları için takipçisi olacağız.”
]]>Hastanenin Nefroloji Kliniği Sorumlusu ve Transplantasyon Ünitesi Nefroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Deniz Aylı, gazetecilere yaptığı açıklamada, organ bağışının önemine dikkati çekti.
Türkiye’de şu anda 80 bin civarında hastanın böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürdüğünü anlatan Aylı, bu hastaların sağlığına kavuşabilmesi için en ideal tedavinin böbrek nakli olduğunu vurguladı.
Aylı, “Ülkemizde kadavradan organ bağışının düşüklüğü nedeniyle şu anda 25 bin civarında böbrek yetmezliği bulunan hastamız, kadavradan nakil bekleme listesinde yer alıyor.” ifadesini kullandı.
Buna karşılık Türkiye’nin canlıdan böbrek nakillerinde dünyada ilk üçte yer aldığını aktaran Aylı, “Hastanemiz Transplantasyon Ünitesinde şu ana kadar 27 böbrek nakli gerçekleştirdik. Bu nakillerin 22’si canlıdan, 5’i kadavradan organ bağışıyla yapıldı. Nakillerin tamamı başarılı geçti, hastalarımızın böbrek fonksiyonları normal ve sağlıkla yaşamlarını sürdürüyorlar.” diye konuştu.
“Kadavradan organ bağışı sayılarının artırılması çok önemli”
Prof. Dr. Aylı, organ bağışı konusunda toplumsal farkındalığın artmasının önemine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadavradan organ bağışı sayılarının artırılması çok önemli. Ülkemizde bu oran yüzde 20 düzeyinde. Dünyada organ nakillerinin yüzde 70’i kadavradan, yüzde 30’u canlıdan yapılıyor. Böbrek veya diğer organ nakillerini teşvik etmek amacıyla lütfen organ bağışında bulunalım.”
“Böbrek nakillerinde, verici ameliyatlarını kapalı yöntemle yapıyoruz”
Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve Transplantasyon Ünitesi cerrahlarından Doç. Dr. Birkan Birben de “Hastanemizdeki canlı vericili böbrek nakillerinde, verici ameliyatlarını kapalı yöntemle yapıyoruz. Hastalarımızın 12’sinin nakillerini bu yıl yaptık, çoğunu taburcu ettik. Herhangi bir sağlık problemleri bulunmuyor.” bilgisini paylaştı.
Birben, nakil olan hastaların diyabet, hipertansiyon gibi rahatsızlıkları nedeniyle böbrek yetmezliği yaşadığını, nakillerin farklı branşlardan uzmanların yer aldığı ciddi bir ekip çalışmasıyla gerçekleştirildiğini söyledi.
Beyin ölümü gerçekleşen hastalarda organ bağış oranı yüzde 16
Dünya genelinde yılda 80 bin-90 bin civarında böbrek nakli yapıldığına işaret eden Birben, şunları kaydetti:
“Ülkemizde Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2023’te ortalama 3 bin 500 civarında böbrek nakli yapıldı. 2024’ün şu ana kadar olan verilerine göre de yaklaşık 750 böbrek nakli gerçekleştirildi. Dünya genelinde böbrek nakillerinin büyük bölümü kadavradan oluyor. Ülkemizde 2023 verilerine göre, beyin ölümü gerçekleşen hasta gruplarının yüzde 16’sında organ bağışı söz konusu.”
“Şu an çok iyiyim, enerjim de yerine geldi”
Eşinden şubat ayında yapılan operasyonla böbrek nakledilen 49 yaşındaki Selma Laçin ise kendini çok iyi hissettiğini vurguladı.
Laçin, duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Eşim seve seve verdi bana böbreğini. Buradaki doktorlarıma çok teşekkür ederim, çok yardımcı oldular. Nakilden önce haftada üç gün diyalize gidiyordum, çok yorgun, bitkin bir şekilde eve dönüyordum. Özel gereksinimli bir çocuğum var, onunla ilgilenmekte de sorun yaşıyordum. Şu an çok iyiyim, enerjim de yerine geldi.”
]]>Türk Nefroloji Derneği, 14 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, kronik böbrek hastalığının önemini anlatmak amacıyla “Böbrek Candır” temalı bir toplantı düzenledi.
Derneğin yönetim kurulu üyelerinin katıldığı Taksim’deki toplantıda, kronik böbrek hastalığına dair toplumda farkındalık sağlama, hastalığa yol açan risk faktörlerini bulma ve erken tanının önemi değerlendirildi.
Burada bir konuşma yapan Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Alaattin Yıldız, Türkiye’de böbrek nakli hakkında bilgiler verdi.
“Nakil sonrası ilk bir ay çok önemli”
Böbrek nakli başarısının, ameliyat öncesi dönemde alıcının ve vericinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesiyle başladığına dikkati çeken Yıldız, “Nakil sonrası erken dönem, özellikle ilk bir ay çok önemlidir. Bu dönemin hastanın yakın takibiyle sorunsuz geçirilmesi, böbreğin uzun dönem ömrünü belirler. Daha sonraki dönemde de nakil hastasının daha uzun aralıklarla nefrolojik takibi, gelişebilecek komplikasyonların önlenebilmesi ve erkenden tedavi edilmesi açısından önemlidir.” dedi.
Böbrek naklinin ileri evre böbrek yetersizliğinin en seçkin tedavisi olduğunu belirten Yıldız, “Ülkemizde yılda yaklaşık 3 bin 500’ün üzerinde böbrek nakli gerçekleştiriliyor. Böbrek nakli ülkemizde yüksek uluslararası standartta çok başarılı olduğundan, nakillerin yaklaşık yüzde 10’u yurt dışından gelen hastalara sağlık turizmi kapsamında yapılıyor.” diye konuştu.
Hastalığa erken tanı konulamaması nedeni
Derneğin başkan yardımcısı Prof. Dr. Nurhan Seyahi, Türkiye’de kronik böbrek hastalığına değindiği konuşmasında, dernekçe yürütülen “credit” çalışmasına göre hastalığın erişkin nüfustaki sıklığının yüzde 10’un üzerinde olduğu ve bu kadar sık rastlanmasına rağmen erken evrelerde sessizce seyretmesi nedeniyle hastalığa tanı konulamadığını söyledi.
Seyahi, bu durumun erken tanı için en azıdan risk altındaki bireylerde tarama testlerinin yapılmasını gerekli kıldığını da sözlerine ekledi.
Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Elif Arı Bakır, özellikle kadınlarda böbrek sağlığının öneminden bahsetti.
Kronik böbrek hastalığının doğurma çağındaki kadınların yüzde 6’sında görüldüğüne işaret eden Bakır, “Hafif-orta kronik böbrek hastalığı olan kadında gebelik, böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebileceği gibi, gebelik sonrası böbrek fonksiyonları eski haline gelebilir. Ama yapılan çalışmalar göstermektedir ki ileri böbrek yetmezliği olan kadında gebelik süresince böbrek hastalığı da ilerlemekte ve diyaliz aşamasına getirebilmektedir.” değerlendirmesini yaptı.
“68 binin üzerinde hasta diyaliz tedavisi görüyor”
Dernek saymanı Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş da ülkede diyaliz tedavileri hakkında istatistiki bilgileri açıkladı.
Türkiye’de bu yıl itibarıyla yaklaşık olarak 68 binin üzerinde hastanın son dönem böbrek yetersizliği nedeniyle diyaliz tedavisi gördüğünü vurgulayan Odabaş, “Bu hastalardan 64 bin 300 tanesi hemodiyaliz, 3 bin 250 tanesi periton diyalizi, 1300 tanesi ise ev hemodiyalizi ile tedavi ediliyor. Şu anda ülkemiz ev hemodiyalizi hasta sayısı açısından Avrupa’da 2’inci, dünyada ise 3’üncü sırada bulunmaktadır. Ülkemizde sayıları 68 bini geçen hemodiyaliz hastalarının birçoğunda şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi eşlik eden hastalıklar mevcut.” ifadelerini kullandı.
Yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Arıcı, dünyadaki kronik böbrek hastalığı konusunda bilgiler paylaştığı konuşmasında, dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası olduğunu, bu sayının, dünya genelindeki diyabet hasta sayısının 2 katı, kanser hasta sayısının ise 8 katı olduğunu dile getirdi. Arıcı, şöyle devam etti:
“Bir başka deyişle dünyada her 10 kişiden 1’inde böbrek hastalığı mevcut. Bu özelliğiyle kronik böbrek hastalığı, kronik hastalıklar arasında ne yazık ki en ön sırada yer almaktadır. Kronik böbrek hastalığı, kalp damar hastalığı ve ölüm riskinin oldukça yüksek olduğu bir durum. Diğer birçok hastalıkla karşılaştırıldığında 2000 yılından 2019 yılına, küresel olarak en hızlı büyüyen 3’üncü ölüm nedeni, böbrek hastalığıdır. 2040 yılına gelindiğinde kronik böbrek hastalığının dünya çapında yaşam kaybı nedenleri arasında 5’inci sıraya yükseleceği tahmin ediliyor. Ancak nefrologların liderliği ile gerçekleştirilecek toplumsal bir mücadele sonucunda kronik böbrek hastalığı riskinin azaltılması mümkün olabilecektir.”
“Depremde ezilme sendromlu hastaların yüzde 68’inde akut böbrek yetmezliği gelişti”
Dernek yönetim kurulu üyelerinden Prof. Dr. Özkan Güngör, doğal afetlerde nefrolojiyi anlattı.
Kahramanmaraş merkezli depremin etkisini gösterdiği 11 ilde bazı diyaliz merkezlerinin yıkıldığını veya elektrik ve su kesintisi nedeniyle çalışmaz halde olduğunu hatırlatan Güngör, “Deprem böbreklere de zarar verebiliyor. Depremde kas ezilmesi nedeniyle hayatı tehdit eden ‘ezilme sendromu’ ortaya çıkabilmektedir. Ezilme sendromlu hastalarda, ani ölümlere de neden olan ciddi hızlı gelişen böbrek yetersizliği ve potasyum yüksekliği gibi durumlar gelişebiliyor. Bu hastalara hızla diyaliz uygulamaları hayat kurtarıcıdır. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre bu depremde kayıtlı 1024 ezilme sendromlu hastanın olduğu, hastaların yüzde 68’inde akut böbrek yetmezliği geliştiği, 635 hastaya 3 bin 16 seans hemodiyaliz işlemi yapıldığı anlaşılıyor.” dedi.
Böbrek sağlığı ve sosyal medyanın önemini dile getiren dernek üyesi Prof. Dr. Sena Ulu da Sosyal medyanın, bilgilendirme kampanyalarını hızlı ve etkili bir şekilde yayma gücüne sahip olduğunu kaydederek, derneğin geçtiğimiz yıl başarılı projeler gerçekleştirdiği ve bu projelerinin ödüllerle taçlandırıldığını belirtti.
3000 katılımcılı projede çarpıcı böbrek hastalığı sonuçları
Türkiye’de bir ilk olan AstraZeneca Türkiye’nin destekleriyle hayata geçirdikleri “Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat” projesinden örnek veren Ulu, proje kapsamında 4 farklı lokasyonda 3000 katılımcıya hızlı idrar testi, kilo ve tansiyon ölçümü uygulandığını, çarpıcı sonuçlar elde edildiğini, katılımcıların yüzde 51’inde kronik böbrek hastalığı riski, yüzde 18’inde ise orta-yüksek risk tespit edildiğini aktardı.
Projenin ikinci ayağında AstraZeneca Türkiye ve Danone’un katkılarıyla yenilikçi bir farkındalık projesine imza attıklarını da vurgulayan Ulu, şu ifadeleri kullandı:
“Projemiz kapsamında, Hayat Su ile iş birliği yaparak su şişelerine ve evlere sipariş damacanalara giydirme ile bir QR kod ekledik. Bu QR kod taratıldığında erişilebilen ‘Böbrekleriniz Sağlıklı mı?’ testi ile kronik böbrek hastalığı açısından riskli hastalarımızı hekimlerimize yönlendirmeyi amaçladık ve 100 bin kişiye ulaştık. Aynı zamanda bu projemizin İstanbul Marketing Summit tarafından Marka İş Birlikleri kategorisinde 1’incilik ödülüne layık görüldüğünü sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.”
“Yurt dışında 100 bin dolarlık hizmet Türkiye’de ücretsiz yapılabiliyor”
Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Alaattin Yıldız, panelin ardından AA muhabirine de böbrek hastalıklarını ve yaygınlığını anlattı.
Her 6-7 kişiden birinde bir takım böbrek problemini düşündüren bulguların olduğunun altını çizen Yıldız, yurt dışında 50 bin veya 100 bin dolara verilen bir hizmetin Türkiye’de ücretsiz olarak canlıdan veya kadavradan yapılabildiğini söyledi.
Böbrek sağlığına dikkat etmek gerektiği ve böbrek hastalığının erken fark edilmesinin çok önemli olduğunu aktaran Yıldız, “Ne kadar erken fark edilirse hastalığı geciktirmek, yavaşlatmak mümkün. Özellikle günümüzde bununla ilgili yeni ilaçlar var. İyi kan basıncı kontrolü yapıldığı zaman böbrek hastalığının diyalize gidişi yavaşlatılır. Tamamen durdurmak mümkün olmayabiliyor ama ciddi olarak geciktirmek mümkün olabiliyor.” şeklinde konuştu.
]]>HÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özaltın, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2021’de başlayan bilimsel çalışmanın, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Nefroloji Bilim Dalı ile Münih Teknik Üniversitesi işbirliğinde yürütüldüğünü aktardı.
Çalışmada, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde kronik böbrek yetmezliğine yol açan Üriner Sistemin Konjenital Anomalisi (USKA) tanılı iki küçük kardeşin araştırıldığını, çocukların akraba evliliği sonucu dünyaya geldiğini anlatan Özaltın, ailede genetik faktörlerin incelendiğini söyledi.
“Kalıtsal Nadir Böbrek Hastalıklarında Yeni Genlerin Araştırılması” başlıklı proje kapsamında desteklenen araştırmanın genetik çalışmalarının Hacettepe’de yürütüldüğünü belirten Özaltın, “Yaptığımız bilimsel çalışma neticesinde FOXD2 adını verdiğimiz gene ulaştık. Bu genin mutasyona uğraması sonucu USKA anomalisine nasıl yol açtığına yönelik ileri araştırmaları başlattık.” ifadesini kullandı.
“Gen, bebeklerin böbrek gelişiminde hayati bir aşamayı düzenliyor”
Prof. Dr. Özaltın, bu çerçevede uluslararası işbirliğine gidildiğini ve Münih Teknik Üniversitesince takip edilen, aynı gende mutasyona sahip hasta bir ailenin daha belirlendiğini anlatarak, şöyle dedi:
“Yapılan işbirliği ve çalışmamız sonucunda, FOXD2 adını verdiğimiz genin, idrar yolları ve böbreği içine alan üriner sistemin gelişiminde çok kritik bir rol üstlendiğini, anne karnındaki bebeklerde böbreğin gelişiminde hayati bir aşamayı düzenlediğini ortaya koyduk. Bunu birtakım hayvan deneyleriyle de gösterdik. FOXD2 geni susturulmuş hayvanlarda, insandakine benzer böbrek problemlerinin ortaya çıktığını saptadık.”
“Dünyada ilk kez ortaya konuldu”
Çok geniş kapsamlı, detaylı bir çalışma yürütüldüğünü ve ön sonuçlarının yayımlandığını vurgulayan Özaltın, İsrail’den uzmanların da benzer durumda hastalarının olduğunu kendilerine bildirdiğini kaydetti.
Prof. Dr. Fatih Özaltın, şöyle devam etti:
“Dünyada çok nadir bir hastalık için üç farklı aile ve aynı gende üç farklı mutasyon tanımladık. Bu da FOXD2 genindeki bozukluğun USKA anomalisinden sorumlu olacağını ispatlayan en önemli bulgulardan bir tanesi oldu. Daha önce adı bilinen ama hangi durumlara yol açtığı bilinmeyen FOXD2 genindeki bozuklukların USKA anomalisi ile ilişkisi dünyada ilk kez bu çalışmada ortaya konuldu. Literatüre sunulan çalışmamız, nefroloji alanının en prestijli dergilerinden birisi olan Kidney International’da yayımlandı.”
“Doğuştan gelen çok önemli bir sağlık sorunu”
USKA’ya ilişkin bilgileri de paylaşan Özaltın, “Bu anomali, çocuklarda diyaliz ve nakil gerektiren son aşama böbrek yetmezliklerinin en önemli sebebi. Anne karnındaki böbrekle ilgili gelişimsel sorunlar sonucunda ortaya çıkan, doğuştan gelen çok önemli bir sağlık sorunu.” diye konuştu.
Prof. Dr. Özaltın, USKA’nın altında birçok hastalık grubunun yattığını belirterek, “Tanımladığımız FOXD2 geni mutasyonuna sahip aileler, uzun zaman böbrek fonksiyonları nispeten korunmuş olarak yaşamlarını sürdürebildiler ama şu an itibarıyla zaten böbrek yetmezliğini onlar da yaşıyor. Hastalığın bazı ağır formlarında ise bebeklerde doğdukları gün itibarıyla diyaliz ihtiyacı oluşuyor.” ifadesini kullandı.
Özaltın, çalışmanın hastalığın altta yatan mekanizmalarının aydınlatılması ve buna uygun tedavilerin geliştirilmesi açısından önem taşıdığının altını çizdi.
“En önemli risk faktörü akraba evlilikleri”
USKA’nın genetik yönüne işaret eden Özaltın, “Anomalinin en önemli risk faktörü akraba evlilikleri. Sadece bu hastalık değil tüm nadir hastalıklar açısından durum böyle. Nadir hastalık yükünü azaltabilmek için ailelerin bilgilendirilmesi ve akraba evliliklerinden uzak durulması çok önemli.” şeklinde konuştu.
Özaltın, ağır vakalarda gebeliğin erken dönemlerinde USKA’nın tanımlanabildiğini, çocuklarda erken dönemde tedaviye başlanmasının önem taşıdığını dile getirdi.
“Tıp literatürüne kazandırdığımız 9’uncu gen”
Prof. Dr. Fatih Özaltın, çalışmanın heyecan verici olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu gen, laboratuvarımızda tanımlanarak tıp literatürüne kazandırdığımız 9’uncu gen. Üniversitemiz ve ülkemiz adına gurur duyduğumuz, güzel süreçler. Ülkemizde de bu tip bilimsel çalışmaların yapılabileceği, bu potansiyele sahip olduğunu bir kez daha göstermesi açısından da çok önemli. Eminim Türkiye’de her alanda bu şekilde inovatif gelişimler, buluşlar mümkün. Bununla ilgili yetişmiş bir kitlemiz, genç ve dinamik bir nesil var. Bu çalışmalara daha fazla imkanların sunulması, projelerle desteklenmesi önemli.”
]]>İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de devam eden saldırıları sonucu diyaliz merkezleri dahil birçok hastane hizmet dışı kaldı. Gazze’de tedavi göremeyen yüz binlerce hasta hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
AA muhabirine konuşan Filistinli yaşlı adam Hasan Kasım, kronik böbrek yetmezliği yüzünden haftada iki kez Şifa Hastanesine giderek diyaliz makinesi sırasına girdiğini söyledi.
Haftada 3 kez diyaliz makinesine girmek zorunda olan Kasım, İsrail’in sivilleri hedef alarak Gazze Şeridi’nde hareket etmeyi neredeyse imkansız hale getirdiğini, hastaneye gidebilmek için kat etmek zorunda olduğu yolun çok uzun ve riskli olduğunu anlattı.
Böbrek hastası yaşlı adam, İsrail’in bölgeye insani yardım girişini engellemesi sonucu meydana getirdiği kıtlık yüzünden yetersiz beslenme yaşadığını ve günden güne halsiz düştüğünü ifade etti.
Kasım, “Böbrek yetmezliği çeken hastalar olarak her gün hastaneye ulaşımda, elektrik ve su temininde büyük sıkıntı yaşıyoruz. Eskiden haftada 3 kez diyalize geliyorduk ama artık en fazla 2 defa gelebiliyoruz. Artık hastalığa tahammül edemiyoruz, direnemiyoruz.” diye konuştu.
Yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastalığının ağırlaştığını anlatan Kasım, böbrek hastaları için uygun beslenme koşullarının olmadığını ve hastaların durumunun gittikçe kötüleştiğini söyledi.
Bir diğer böbrek hastası İmtisal el-Gaferi de, “3 yıldır diyalize giriyorum ama bu yıl saldırılar ve tahrip edilen yolar yüzünden ulaşımdaki zorluklar nedeniyle en zor yılımız oldu” dedi.
Gazze Şeridi’nde kronik hastalığı bulunanların kötü hijyen koşulları, temiz su ve sıhhi koşulların olmaması, sağlık merkezinde elektrik kesintisi gibi birçok zorlukla mücadele ettiğine işaret eden Gaferi, İsrail ablukası ve devam eden saldırıları nedeniyle ölümle yaşam arasında kaldıklarını söyledi.
Onlarca böbrek hastası hayatını kaybetti
Şifa Hastanesi Böbrek Hastalıkları ve Nakil Bölümü Başkanı Gazi el-Yazıcı, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İsrail’in abluka ve saldırıları nedeniyle diyaliz hizmetin durdurulmasının hastalar için, “toksin birikmesi, sıvı yoluyla kilo alımı ve yüksek potasyum seviyeleri” gibi komplikasyonlara neden olduğuna dikkati çekerek, diyaliz bölümünün devre dışı kalmasıyla onlarca böbrek hastasının hayatını kaybettiğini belirtti.
Şifa Hastanesinde şu anda böbrek yetmezliği olan hasta sayısının 40 olduğunu ve haftada 2 kez diyaliz makinesine girdiklerini aktaran Yazıcı, Gazze Şeridi’nde tedavi gören böbrek hastalarının sayısının 38’i çocuk, 1100 kişi olduğunu dile getirdi.
Yazıcı, tıp merkezinin yedek elektrik jeneratörlerini çalıştıramaması ve diyaliz süreci için gerekli temiz suyun bulunmaması nedeniyle diyaliz bölümünün tıbbi malzeme eksikliği ve sık sık ekipman arızası yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Kötü beslenme, hastaların sağlık durumunun kötüleşmesinin nedenlerinden biri. Nüfusun çoğunluğu baklagillere bağımlı, bu da böbrek fonksiyonlarının artmasına ve toksin birikmesine yol açarak hastanın sağlığını etkiliyor. Dünyadaki tüm özgür insanları Filistin halkının yanında olmaya ve hastalara, özellikle de Gazze’de böbrek yetmezliği olanlara destek olmak için gerçek bir duruş sergilemeye çağırıyorum.”
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Gömeç ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki Mevlüde Talan’a, 2013’te başvurduğu hastanede polikistik (her iki böbrekte yer alan çok sayıda kistle kendini gösteren, karaciğer, pankreas gibi diğer organlarda da kistlere neden olabilecek genetik geçişli bir hastalık) böbrek hastalığı teşhisi konuldu.
Haftanın üç günü diyalize girerek yaşamını sürdüren Talan, 7 yıl önce organ nakli için ÇOMÜ Organ Nakli Merkezine başvurdu.
Nakil sırası 3 yıl önce kendisine geldiğinde telefon aramasına cevap veremediği için bulunan organ başkasına nakledilen ve beklemeye devam eden kadın, kısa süre önce ikinci kez arandığında hemen eşiyle hastaneye gitti.
Bilecik’te 22 yaşındaki gencin trafik kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşince ailesi tarafından bağışlanan böbreği, Talan’a operasyonla nakledildi.
Mevlüde Talan, AA muhabirine, 11 yıl sonra rahatlıkla su içebildiği ve ağrılarından tamamen kurtulduğu için mutlu olduğunu söyledi.
Böbrek hastalığının kendisini bu süreçte çok etkilediğini, hayatını sürdüremez hale geldiğini belirten Talan, 3 yıl önce nakil sırasının geldiğini ancak telefonu duymadığını, çağrıyı cevaplayamayınca bir sonraki hastaya nakil yapıldığını anlattı.
Nakil bekleyen hastalara telefonlarını yanlarından ayırmamalarını tavsiye eden Talan, “Nakil işleminin ne zaman olacağı belli değil. Ben ilk hakkımı kaybettim, sonra telefonumu yanımdan hiç ayırmadım. Bavulumu hazırladım bekledim.” dedi.
Diyaliz sürecinin çok zor geçtiğini vurgulayan Talan, cihaza girdikten sonra birkaç gün kendisine gelemediğini dile getirdi.
Talan, su içemediğini, bazı gıdaları yiyemediğini aktararak, “Nakilden sonra çok mutluyum. Çok rahatım. Hayatım normale döndü. Nakilden sonra ilk yaptığım şey su içmek oldu. Sağ olsun hemşireler su verdiler. Rahat rahat su içtim. 11 yıl sonra yeniden hayata döndüm. Herkesi organ bağışına davet ediyorum.” ifadesini kullandı.
Kazada yaşamını yitiren gence Allah’tan rahmet dileyen Talan, organlarını bağışlayıp hayata tutunmasına vesile olan aileye teşekkür etti.
Eşi Cemil Talan da hastanede kendileriyle çok yakından ilgilenildiğini ifade ederek, tedavi sürecinde yanlarında olan nakil ekibine teşekkürlerini iletti.
“3 günde bir diyalize giriyordu”
ÇOMÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan ise böbrek hastalığının insanları en çok etkileyen rahatsızlıklardan olduğunu belirtti.
Kazada yaşamını yitiren gencin, bağışlanan organlarıyla 5 kişiye umut olduğunu vurgulayan Alan, şunları kaydetti:
“Nakil bekleyen hastalar için bu haberler yeni bir hayat demek. Mevlüde Talan, 11 yıldır neredeyse hiç idrara çıkamamış, idrarın ne olduğunu unutmuş. Nakilden hemen sonra, birinci gün itibarıyla 1 litreye yakın idrar çıkardı. Diyalizde hastaların en büyük sıkıntısı sıvı alımıyla alakalı çünkü böbrek çalışmadığı için içtikleri sıvı vücutta birikim yapıyor. Bu da ödem ve nefes problemi yapıyor. Bu hastalarımız daha önce suyu yudum yudum içerler. Mevlüde Hanım da sıvı almadığı için idrar çıkışı sıfır noktasındaydı. 3 günde bir diyalize giriyordu. Kendisinin en çok özlediği şey kana kana su içmekti. 11 yıldır bir bardak bile su içemiyordu. Artık bundan sonra rahat rahat su içebilecek ve gezebilecek.”
Türkiye’de yaklaşık 28 bin hastanın nakil beklediğini dile getiren Alan, Kovid-19 salgınından sonra organ bağışının durma noktasına geldiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Alan, 100 hasta böbrek yetmezliği sürecine girdiğinde yaklaşık yüzde 50’sinin ilk yılın sonunda yaşamını yitirdiğine işaret ederek, “10’uncu senenin sonunda hayatta kalan kişi sayısı ise 10’dur. Bu hastaların tek yaşama tutunma şekli nakildir. Diyaliz sadece geçici bir süreçtir. Bu nedenle vatandaşlarımızdan organ bağışı konusunda destek olmalarını, bu insanlara yardımcı olmalarını talep ediyorum.” diye konuştu.
ÇOMÜ Organ Nakli Merkezi’nde 2017’den bu yana 200 nakil operasyonu gerçekleştirdikleri bilgisini veren Alan, başarı oranlarının yüzden 90’ın üzerinde olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Burdur’da çiftçilik yapan Bahattin-Ümmühan Bedir çiftinin çocukları Adil ile kendisinden 2 yaş büyük olan kardeşi Seda’nın, 2008’de böbreklerinin doğuştan normalden çok küçük olduğu belirlendi. Kardeşlerin sağlığına kavuşması için böbrek aranırken, bu sırada anne ve babadan alınan kan ve doku örneklerinin onlara uyduğu tespit edildi. Testlerin olumlu çıkmasıyla 2008 yılında Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde Ümmühan Bedir’in böbreği kızı Seda’ya, Bahattin Bedir’in böbreği de oğlu Adil’e nakledildi. 2011 yılında Adil Bedir’in böbreği vücudunu reddedince Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize girdi. 2021 yılında Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde eşinin verdiği böbrek nakledilip, ikinci kez yeniden yaşama tutundu.
ABLASI SAYESİNDE TEŞHİS KOYULDU
Adil Bedir, ilk kez ablası Seda Bedir sayesinde tesadüfen böbrek hastası olduğunu öğrendiğini anlattı. Ablasının 2008’de böbreklerinin rahatsızlandığını, Burdur Devlet Hastanesi’nden Akdeniz Üniversitesi’ne yönlendirildiğini söyleyen Adil Bedir, “Doktorlarımız ablamın tahlillerini aldı ve böbrek yetmezliği tanısını koydu. Doktorumuz ablama ‘Kardeşin var mı? Onda da sıkıntı var mı bakalım’ demiş. Beni hastaneye çağırdılar. Kan tahlili verdim ve benim de böbrek yetmezliği tanım konmuş oldu. Annemden böbrek alacaktım, ablam da babamdan nakil olacaktı. Fakat bende kan uyuşmazlığı olduğu için donörleri değiştik. 2008 yılında babamdan nakil oldum. Annem de böbreğini ablama verdi” dedi.
13 YIL DİYALİZ TEDAVİSİ
Sağlık kontrollerini ve ilaçlarını aksatmadan yeni hayatına devam ettiğini anlatan Adil Bedir, “Babamda Hepatit B varmış. Böbrek nakli sonrası bana geçti ve tedavi uygulanmaya başlandı. Bu süreçte yoğun ilaç kullanımı böbreğe baskı yapmış, böbreğimi kaybettim. 2011 yılında da Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize başladım. 2024’e kadar diyalize devam ettim” diye konuştu.2021 yılında Özbek asıllı Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, “2023 Haziran ayında kızımız doğdu. Bir gün evde otururken, eşim bana, ‘Sana böbreğimi verirsem düzelebilirsin’ dedi. Sağ olsun bana böbreğini verdi. Akdeniz Üniversitesi’ne gelerek ikinci naklimi oldum. Çok mutluyum. Çok güzel bir duygu. Yeniden hayat buldum. İkinci kez hayatım oldu. Her şeyim düzeldi çok şükür. Buradan çıktıktan sonra kızıma kavuşmak istiyorum” dedi.Diyaliz nedeniyle zor zamanlar yaşadığını hatırlatan Adil Bedir, “13 yıldır su içmiyordum. Şu anda doya doya su içiyorum. Tamamen iyileştikten sonra her istediğimi yapabileceğim. Herkes organlarını bağışlasın, herkes hayat bulsun. Yeniden küllerinden doğsun” diye konuştu.
‘HASTALIKTA VE SAĞLIKTA SÖZ VERDİK, SÖZÜMÜZDE DURDUK’
Süreyyo Mamarsulova Bedir (32) ise 3 yıldır evli olduğu eşine böbreğini verdiğini belirterek, “8 aylık bir kızımız var. Eşimle sohbet ediyorduk. ‘Sana böbreğimi verirsem iyileşir misin?’ dedim. ‘Belki iyi olur’ dedi. Tahlil yaptırdık. Nakil ameliyatımız da iyi geçti. İnşallah buradan çıkıp kızımıza kavuşmak istiyoruz. Evlenirken hastalıkta, sağlıkta beraber geçireceğimize söz verdik. Sözümüzde durduk. Organ bağışı ameliyatından korkmayın herkesin yaşamaya hakkı var. Ümidinizi kaybetmeyin, ümit verin. Organ bağışlayın hayat kurtarın, hiç korkmayın. Ben de başta korkmuştum ama çok şükür iyileştim” dedi. (DHA)
]]>BURDUR’da, böbrek yetmezliği teşhisi koyulan Adil Bedir (34), 2008 yılında babasından aldığı böbrekle yaşama tutundu. 2011’de vücudunun böbreği reddetmesi üzerinde 13 yıldır diyaliz tedavisi gören Adil Bedir, 2021 yılında evlendiği eşinin verdiği böbrekle ikinci kez hayat buldu.
Burdur’da çiftçilik yapan Bahattin-Ümmühan Bedir çiftinin çocukları Adil ile kendisinden 2 yaş büyük olan kardeşi Seda’nın, 2008’de böbreklerinin doğuştan normalden çok küçük olduğu belirlendi. Kardeşlerin sağlığına kavuşması için böbrek aranırken, bu sırada anne ve babadan alınan kan ve doku örneklerinin onlara uyduğu tespit edildi. Testlerin olumlu çıkmasıyla 2008 yılında Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde Ümmühan Bedir’in böbreği kızı Seda’ya, Bahattin Bedir’in böbreği de oğlu Adil’e nakledildi. 2011 yılında Adil Bedir’in böbreği vücudunu reddedince Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize girdi. 2021 yılında Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde eşinin verdiği böbrek nakledilip, ikinci kez yeniden yaşama tutundu.
ABLASI SAYESİNDE TEŞHİS KOYULDU
Adil Bedir, ilk kez ablası Seda Bedir sayesinde tesadüfen böbrek hastası olduğunu öğrendiğini anlattı. Ablasının 2008’de böbreklerinin rahatsızlandığını, Burdur Devlet Hastanesi’nden Akdeniz Üniversitesi’ne yönlendirildiğini söyleyen Adil Bedir, “Doktorlarımız ablamın tahlillerini aldı ve böbrek yetmezliği tanısını koydu. Doktorumuz ablama ‘Kardeşin var mı? Onda da sıkıntı var mı bakalım’ demiş. Beni hastaneye çağırdılar. Kan tahlili verdim ve benim de böbrek yetmezliği tanım konmuş oldu. Annemden böbrek alacaktım, ablam da babamdan nakil olacaktı. Fakat bende kan uyuşmazlığı olduğu için donörleri değiştik. 2008 yılında babamdan nakil oldum. Annem de böbreğini ablama verdi” dedi.
13 YIL DİYALİZ TEDAVİSİ
Sağlık kontrollerini ve ilaçlarını aksatmadan yeni hayatına devam ettiğini anlatan Adil Bedir, “Babamda Hepatit B varmış. Böbrek nakli sonrası bana geçti ve tedavi uygulanmaya başlandı. Bu süreçte yoğun ilaç kullanımı böbreğe baskı yapmış, böbreğimi kaybettim. 2011 yılında da Burdur Devlet Hastanesi’nde diyalize başladım. 2024’e kadar diyalize devam ettim” diye konuştu.
2021 yılında Özbek asıllı Süreyyo Mamarsulova Bedir ile evlenen Adil Bedir, “2023 Haziran ayında kızımız doğdu. Bir gün evde otururken, eşim bana, ‘Sana böbreğimi verirsem düzelebilirsin’ dedi. Sağ olsun bana böbreğini verdi. Akdeniz Üniversitesi’ne gelerek ikinci naklimi oldum. Çok mutluyum. Çok güzel bir duygu. Yeniden hayat buldum. İkinci kez hayatım oldu. Her şeyim düzeldi çok şükür. Buradan çıktıktan sonra kızıma kavuşmak istiyorum” dedi.
Diyaliz nedeniyle zor zamanlar yaşadığını hatırlatan Adil Bedir, “13 yıldır su içmiyordum. Şu anda doya doya su içiyorum. Tamamen iyileştikten sonra her istediğimi yapabileceğim. Herkes organlarını bağışlasın, herkes hayat bulsun. Yeniden küllerinden doğsun” diye konuştu.
‘HASTALIKTA VE SAĞLIKTA SÖZ VERDİK, SÖZÜMÜZDE DURDUK’
Süreyyo Mamarsulova Bedir (32) ise 3 yıldır evli olduğu eşine böbreğini verdiğini belirterek, “8 aylık bir kızımız var. Eşimle sohbet ediyorduk. ‘Sana böbreğimi verirsem iyileşir misin?’ dedim. ‘Belki iyi olur’ dedi. Tahlil yaptırdık. Nakil ameliyatımız da iyi geçti. İnşallah buradan çıkıp kızımıza kavuşmak istiyoruz. Evlenirken hastalıkta, sağlıkta beraber geçireceğimize söz verdik. Sözümüzde durduk. Organ bağışı ameliyatından korkmayın herkesin yaşamaya hakkı var. Ümidinizi kaybetmeyin, ümit verin. Organ bağışlayın hayat kurtarın, hiç korkmayın. Ben de başta korkmuştum ama çok şükür iyileştim” dedi.
]]>Diyarbakır’da yaşayan Yalınkaya’ya, 16 yaşındayken mide bulantısı ve kusma şikayetiyle kaldırıldığı hastanede böbrek yetmezliği tanısı konuldu.
Her iki böbreği yüzde 30 çalışan Yalınkaya, hastalığıyla mücadele ederken 2019’da Muş Alparsan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünü kazandı. Yalınkaya, ilk dönemde gösterdiği başarıyla aynı üniversitenin Sınıf Öğretmenliği Bölümünü okumaya da hak kazandı.
Üniversitede iki bölümü birlikte okuyan Yalınkaya, 3. sınıfta böbreklerinin tam anlamıyla fonksiyonlarını kaybetmesi ve hastalığının son evrelerinde durumunun ağırlaşması üzerine diyaliz tedavisi görmeye başladı.
Yalınkaya, hastalığına rağmen geçen yıl üniversiteden mezun olmayı başardı.
Nakil haberini gece yarısı öğrendi
Bu süreçte böbrek yetmezliği için organ nakli listesine yazılan Yalınkaya’ya, sevindiren haber yaklaşık 1 ay önce gece yarısı Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından verildi.
Ekip, Antalya’da trafik kazası geçirerek beyin ölümü gerçekleşen 47 yaşındaki bir erkeğin böbreğinin Yalınkaya’ya nakledileceğini bildirdi.
Yapılan operasyonla kadavradan alınan böbrek, Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından Yalınkaya’ya başarılı bir şekilde nakledildi.
“Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım”
Yalınkaya, AA muhabirine, hastalığı sürecinde okula devam ettiği için çok zorlandığını belirterek, üniversite sınavına adeta hastanede hazırlandığını söyledi.
Üniversitede okuduğu sırada böbrek fonksiyonlarını tamamen yitirdiğini ifade eden Yalınkaya, şöyle konuştu:
“Hayatımdan umudumu yitirdiğim dönem diyaliz zamanıydı. O süreçte su içmeye hasret kaldım. Su için gözyaşı döküyordum. Diyaliz süreci beni çok yordu. Hayatıma diyalizle devam edeceğimi sandım. Bu süreçte tamamen pes ettim. Hiç kimseden beklentim olmadı. Bir yerden böbrek geleceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Diyalizden sonra sürekli bayılmalar oluyordu. Hastalık beni çok yıprattı. Böbreğin kadavradan geleceği aklımın ucundan geçmiyordu. Bir gece ansızın gece yarısı koordinatör aradı. Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım. Çok heyecanlandım, mutlu oldum. Böbrek çıkmıştı bana, ama bir yandan bir hayat yitirilmişti. Bir can toprağa verilmişti. Toprağa verilmesine rağmen başka bir cana hayat vermeleri, umut olmaları beni çok mutlu etti. Bir yandan ölen kişinin ailesine çok üzüldüm. Ben her gece onlara dua ediyorum. Bana böbreği nakledilen kişinin ailesiyle mutlaka tanışmak istiyorum. O kişin ailesine ulaşmaya çalışacağım. Onlara minnettarım. Onları ömür boyu unutmayacağım.”
Kadavradan çıkan organların 4 hastaya can verdiğini, bunlardan birinin de kendisi olduğunu anlatan Yalınkaya, hastaların umutlarını kaybetmemelerini istedi.
Ailesi ve kendisinin de organ bağışında bulunacağını dile getiren Yalınkaya, şöyle dedi:
“Beni arayan soran herkese öldükten sonra, canları toprağa gittikten sonra, bir başkasına umut olmalarını, organlarını bağışlamalarını istiyorum. Organ bağışı çok önemli. Toprağın değil sağlığını kaybeden insanların organa ihtiyacı var. Bu nedenle herkesin organ bağışında bulunmalarını istiyorum. Antalya’dan gelen böbrek bana can oldu. Şu an sosyal hayatıma rahat devam ediyorum. En azından su içebiliyorum. Ailemle zaman geçirebiliyorum. Rahat nefes alabiliyorum. En kısa sürede atanıp öğrencilerime kavuşmak ve onların yollarına ışık olmak istiyorum. Öğrencilerimi hasretle bekliyorum. İnşallah onlara kavuşacağım.”
Yalınkaya, hastalığı sürecinde kendisine destek olan ailesine, öğretmenlerine ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
“Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye”
Baba Gafur Yalınkaya (55) ise kızının böbrek nakli sayesinde hayata tutunduğunu belirterek, “Çocuğum çok zor bir süreçten geçti. Durumu şu an çok güzel. Sağlığına kavuştu. Yüksek lisans yapacak. Gece gelen telefonla hayatı değişti. Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de yapılan organ bağışların yüzde 80’i canlıdan”
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi Mesul Müdürü Doç. Dr. Ramazan Danış ise yapılan nakil ile hastasının hayata tutunduğunu söyleyerek,” Zeynep şanslıydı, bir gece aniden Antalya’da 47 yaşında beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın 6’da 6 doku uyumu olduğu için böbreği Zeynep’e naklettik. Eğer bu böbrek gelmeseydi Zeynep hayatını bir üniversite mezunu olarak diyalizde geçirecekti.”
Türkiye’de yapılan organ bağışlarının yüzde 80’inin canlıdan olduğunu aktaran Danış, “Avrupa’da tam tersi yüzde 80’i beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden. Türkiye’de bu sayının artması lazım. Şu an sadece Diyarbakır’da 700 kişi böbrek nakli bekliyor. Bu sayı Türkiye’de 40 bine yakın. Onun için organ bağışına mutlaka halkın büyük bir önem vermesi lazım.” sözlerine yer verdi.
]]>Mardin’de yaşayan Hasan Alpar, 2005 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’ne gelerek, idrar kanallarındaki kist nedeniyle 3 ay tedavi gördü. Bu dönemde şeker hastalığına yakalanan Alpar, 2015 yılında böbreklerinin iflas ettiğini öğrendi. Hasan Alpar, AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde böbrek nakli için sıraya girdi. Antalya’ya yerleşen ve 9 yıl diyaliz tedavisi gören Alpar, uyumlu organ çıkmasıyla böbrek nakli olarak sağlığına kavuştu.
‘YILLARDIR O TELEFONU BEKLİYORDUM’
Böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre diyaliz tedavisi gördüğünü belirten Hasan Alpar, ‘2018’de böbrek çıkmıştı. Hemen Akdeniz Üniversitesi’ne geldim. Bana uyumlu olmayınca başkasına nakil yapıldı. Diyalizde çok zorluk çekiyordum. Kendimde değildim. Sık sık düşüp bayılıyordum. Geçen gün diyalizden geldikten sonra Akdeniz Üniversitesi’nden telefon geldi. ‘Uygun böbrek çıktı’ haberini alınca hemen buraya geldim. Beni ameliyata aldılar, nakil yaptılar. Allah’a çok şükür iyiyim. Yıllardır o telefonu bekliyordum. Çok şükür her şey yolunda” dedi.
‘ORGAN BAĞIŞIYLA HAYAT KURTULUYOR’
Ailesinden uyumlu donör çıkmadığı için kadavradan nakil yapıldığını anlatan Hasan Alpar, ‘Bana ‘1-2 yıl tedavi görürsün, diğer böbreğini de kaybedersin’ demişlerdi. Ben de kimsenin canını yakmak istemedim. 7 gün önce kadavradan nakil yapıldı. Böbreğini bağışlayan kişinin ailesine çok teşekkür ederim, Allah rahmet eylesin. Biz bağışçı aileyle de tanışmak istiyoruz. Bağış yapan 22 yaşındaymış. Allah ondan razı olsun. Organ bağışıyla hayat kurtuluyor” diye konuştu.
‘9 YILDIR SU İÇMİYORUM?
Böbrek rahatsızlığı nedeniyle yıllardır su içemediğini vurgulayan Hasan Alpar, ‘9 yıldır suya hasret kaldım. 9 yıldır su içmiyorum. Allah’a çok şükür suya kavuştum. Organ nakli sayesinde, nakil olduğumdan beri çok güzel su içebiliyorum” dedi.AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Organ Nakil Koordinatörü Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Hasan Alpar’ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, ‘Hastamız geçen hafta kadavradan böbrek nakli oldu. Hasan bey organ bağışının ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek. Hasta suyunu içebiliyor, rahat hareket edebiliyor. Bir süre sonra normal yaşamına dönebilecek” ifadelerini kullandı.
25 BİNİN ÜZERİNDE HASTA BÖBREK BEKLİYOR
Türkiye’de 25 bin 500 hastanın böbrek beklediğini açıklayan Nilgün Bilal, ‘Bu insanların yakınları organ bağışçısı olmayan, uygun vericisi olmayan, sadece kadavradan bağış yapacak kişilerin umuduyla yaşıyor. Bizim merkezimizde 1500’e yakın hasta böbrek nakli bekliyor. Bir bağışın uzantısıyla bir hastanın yaşamı değişiyor. Tüm Türkiye ve merkezimiz olarak bütün bu nakilleri yapabilecek güçteyiz. Donanımlı ekibe ve personele sahibiz. Bekleyen hastamız da çok ama ülke olarak tek eksiğimiz yeterli organ bağışı olmaması. Vefat eden insanların, zaten kaybedilmiş yaşamların kazanca dönüşmesine ihtiyacımız var” dedi.
‘İYİLİK HAREKETİYLE DAHA ÇOK ORGAN BAĞIŞINA İHTİYACIMIZ VAR’
Hasan Alpar’ın 9 yıl önce böbrek yetmezliğine girdiği an, diyalize girdiğinde, hayatının birden yönü değişen, sadece makinelere bağımlı olan, su dahi içemeyen bir hasta konumuna geldiğini söyleyen Öğr. Gör. Nilgün Bilal, ‘Böyle bir hastanın normal yaşama dönmesi kendisi ve ailesi için son derece önemli. Bu nedenle hastamız gibi binlerce hastanın hayata dönebilmesi için ülke olarak iyilik hareketine ihtiyacımız var. Daha çok organ bağışına ihtiyacımız var” diye konuştu. (DHA)
]]>ANTALYA’da, böbrek yetmezliği nedeniyle 9 yıl diyaliz tedavisi gören Hasan Alpar (44), beyin ölümü gerçekleşen 22 yaşındaki gencin böbreğiyle sağlığına kavuştu. Alpar, “9 yıldır suya hasret kaldım. Organ nakli sayesinde çok güzel su içebiliyorum” dedi.
Mardin’de yaşayan Hasan Alpar, 2005 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’ne gelerek, idrar kanallarındaki kist nedeniyle 3 ay tedavi gördü. Bu dönemde şeker hastalığına yakalanan Alpar, 2015 yılında böbreklerinin iflas ettiğini öğrendi. Hasan Alpar, AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde böbrek nakli için sıraya girdi. Antalya’ya yerleşen ve 9 yıl diyaliz tedavisi gören Alpar, uyumlu organ çıkmasıyla böbrek nakli olarak sağlığına kavuştu.
‘YILLARDIR O TELEFONU BEKLİYORDUM’
Böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre diyaliz tedavisi gördüğünü belirten Hasan Alpar, “2018’de böbrek çıkmıştı. Hemen Akdeniz Üniversitesi’ne geldim. Bana uyumlu olmayınca başkasına nakil yapıldı. Diyalizde çok zorluk çekiyordum. Kendimde değildim. Sık sık düşüp bayılıyordum. Geçen gün diyalizden geldikten sonra Akdeniz Üniversitesi’nden telefon geldi. ‘Uygun böbrek çıktı’ haberini alınca hemen buraya geldim. Beni ameliyata aldılar, nakil yaptılar. Allah’a çok şükür iyiyim. Yıllardır o telefonu bekliyordum. Çok şükür her şey yolunda” dedi.
‘ORGAN BAĞIŞIYLA HAYAT KURTULUYOR’
Ailesinden uyumlu donör çıkmadığı için kadavradan nakil yapıldığını anlatan Hasan Alpar, “Bana ‘1-2 yıl tedavi görürsün, diğer böbreğini de kaybedersin’ demişlerdi. Ben de kimsenin canını yakmak istemedim. 7 gün önce kadavradan nakil yapıldı. Böbreğini bağışlayan kişinin ailesine çok teşekkür ederim, Allah rahmet eylesin. Biz bağışçı aileyle de tanışmak istiyoruz. Bağış yapan 22 yaşındaymış. Allah ondan razı olsun. Organ bağışıyla hayat kurtuluyor” diye konuştu.
‘9 YILDIR SU İÇMİYORUM’
Böbrek rahatsızlığı nedeniyle yıllardır su içemediğini vurgulayan Hasan Alpar, “9 yıldır suya hasret kaldım. 9 yıldır su içmiyorum. Allah’a çok şükür suya kavuştum. Organ nakli sayesinde, nakil olduğumdan beri çok güzel su içebiliyorum” dedi.
AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Organ Nakil Koordinatörü Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Hasan Alpar’ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, “Hastamız geçen hafta kadavradan böbrek nakli oldu. Hasan bey organ bağışının ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek. Hasta suyunu içebiliyor, rahat hareket edebiliyor. Bir süre sonra normal yaşamına dönebilecek” ifadelerini kullandı.
25 BİNİN ÜZERİNDE HASTA BÖBREK BEKLİYOR
Türkiye’de 25 bin 500 hastanın böbrek beklediğini açıklayan Nilgün Bilal, “Bu insanların yakınları organ bağışçısı olmayan, uygun vericisi olmayan, sadece kadavradan bağış yapacak kişilerin umuduyla yaşıyor. Bizim merkezimizde 1500’e yakın hasta böbrek nakli bekliyor. Bir bağışın uzantısıyla bir hastanın yaşamı değişiyor. Tüm Türkiye ve merkezimiz olarak bütün bu nakilleri yapabilecek güçteyiz. Donanımlı ekibe ve personele sahibiz. Bekleyen hastamız da çok ama ülke olarak tek eksiğimiz yeterli organ bağışı olmaması. Vefat eden insanların, zaten kaybedilmiş yaşamların kazanca dönüşmesine ihtiyacımız var” dedi.
‘İYİLİK HAREKETİYLE DAHA ÇOK ORGAN BAĞIŞINA İHTİYACIMIZ VAR’
Hasan Alpar’ın 9 yıl önce böbrek yetmezliğine girdiği an, diyalize girdiğinde, hayatının birden yönü değişen, sadece makinelere bağımlı olan, su dahi içemeyen bir hasta konumuna geldiğini söyleyen Öğr. Gör. Nilgün Bilal, “Böyle bir hastanın normal yaşama dönmesi kendisi ve ailesi için son derece önemli. Bu nedenle hastamız gibi binlerce hastanın hayata dönebilmesi için ülke olarak iyilik hareketine ihtiyacımız var. Daha çok organ bağışına ihtiyacımız var” diye konuştu.
]]>KAYSERİ’de hemşire Emine Çelik (42), görevi başındayken yakalandığı koronavirüs sonrası gelişen kalp krizi ve böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre tedavi gördü. Geçen yıl böbrekleri iflas eden ve diyalize başlayan Çelik’e 16 yıllık eşi Yaşar Çelik (45) böbreğini bağışladı. Evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tutan eşine teşekkür eden Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Ben doğru adamla evlenmişim” dedi.
Kayseri’de yaşayan 2 çocuk annesi Emine Çelik, Kayseri Develi Devlet Hastanesi’nde 2021 yılında hemşire olarak görev yaptığı sırada koronavirüse yakalandı. Hastalığı ağır geçiren Çelik’in gözünde, 2 ay sonra pıhtı attı. Hemen tedaviye alınan Emine Çelik, 1 hafta sonra görevi başında kalp krizi geçirdi. Doktorlarının yönlendirmesiyle Kayseri Şehir Hastanesi’nde anjiyo olan Çelik, 2 stent takılıp koroner yoğun bakımda tedavi gördü. Çelik’in hasar gören kalbi yüzde 45 seviyesinde çalışmaya başladı. 15 gün yoğun bakımda kalan Çelik’in kalbine, taburcu olduktan 1 ay sonra 1 stent daha takıldı. Bu süreçte böbrekleri hasar gören Emine Çelik, 2023 Şubat ayında görevi başındayken yeniden koronavirüse yakalandı. Böbrekleri tamamen iflas eden Çelik, kasım ayında periton diyalize girmeye başladı. Kadavradan nakil sırasına girmek için araştırma yapan Çelik, Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü ile iletişime geçti. Organ nakli merkezine gelen Emine Çelik, eşi Yaşar Çelik ile dokularının uyumlu bulunması üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. 27 Aralık’ta Emine Çelik’e, eşi Yaşar Çelik’in böbreği, Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı ve ekibi tarafından başarıyla nakledildi.
ÇOCUKLARINA KAVUŞMAK İÇİN GÜN SAYIYOR
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde nakil sonrası tedavisi devam eden Emine Çelik, koronavirüs sonrası gelişen hastalıklarını anlattı. Çelik, “2 yıldır böbrek hastasıyım. Covid ile başlayıp arkasından kalp kriziyle devam eden ve sonrasında her iki böbreğin iflasıyla da nakil sürecine gelen bir hikayemiz oldu. 2 yıldır bu durumun içerisindeyiz. Gerçekten çok zorlu ve ağır bir süreç, baş etmesi gerçekten çok zor. 2 küçük çocuğum var, iyileşip bir an önce oraya dönmek istiyorum” dedi.
Görevi başındayken kalp krizi geçirdiğini anlatan Emine Çelik, “Başlangıç aşamasında kalp krizinden sonra toparlanabileceğimi düşündüm. Maalesef öyle olmadı, kötüye giderek devam etti. Kan grubum ‘0’ negatif, uygun organ bulmak gerçekten çok zordu. Yeteri kadar kadavradan bağış yapılmadığı için çok fazla şans da olmuyor. Eşim bana böbreğini verdi. İlk başta başka yerlerde, kan grubumuz uyumsuz olduğu için bize şans vermediler. Araştırırken Akdeniz Üniversitesi’ni keşfettik. Yapılan nakilleri araştırıp başarılı sonuçları görünce iletişime geçtik. Çok büyük umut verdiler. Biz geldikten hemen sonra da nakil işlemlerine başladılar. İkinci hafta da operasyon geçirdik. Artık yeni bir böbreğim var çok şükür” diye konuştu.
‘DOĞRU EŞİ SEÇMEK ÇOK ÖNEMLİYMİŞ’
Eşi Yaşar Çelik’in evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tuttuğunu vurgulayan Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Hayat dümdüz ilerleyen bir şey değil, birçok iyi kötü şey yaşıyorsunuz. Ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış karar verdiğinizi başınıza bir şeyler geldikçe görüyorsunuz. Ben doğru adamla evlenmişim. 16 yıllık evliyim” dedi.
BİR AN OLSUN DÜŞÜNMEDEN BÖBREĞİNİ VERDİ
Eşine böbreğini bağışlayan Yaşar Çelik ise “Akdeniz Üniversitesi’yle gayet olumlu bir görüşme geçti. Buraya geldik ve nakil olduk. Her şey yolunda gidiyor. Hocalarımıza, ekibe çok teşekkür ederim. Böbreğimi bir an olsun düşünmeden eşime verdim. Çünkü benim 2 çocuğumun annesi, benim ve evimin huzuru, bir an düşünmedim” dedi.
Organ bağışı çağrısında bulunan Yaşar Çelik, “Ülkemizde kadavradan bağış çok düşük. 1 kişi 5-6 kişiye umut olabilecek durumda. Ben daha önceden organlarımı bağışlamak istiyordum. Organ bağışçısıyım ama şu an herkese ‘Vefat eden yakınlarınızın organlarınızı bağışlayın’ diyorum” dedi.
BAŞARILI BİR NAKİL GERÇEKLEŞTİ
Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı, nakil sonrası çifti ziyaret ederek Emine Çelik’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Aydınlı, “Kendisi hemşire hastamız. Bize Kayseri’den başvurdu. Böbrek yetmezliği mevcuttu. Şanslıydı ki eşiyle uyumluydu. Eşinden böbreğini laparoskopik yöntemle çıkardık. Kendisine naklettik. Her ikisine de ortalama 3 saatlik ameliyatla işlem bitmiş oldu. Şu an ameliyat sonrası idrarlarımız gayet iyi. Böbrek fonksiyonlarını gösteren bulgularımız da çok çok daha iyi durumda. Böbreğimiz çalışıyor. Onlar mutlu, biz de mutluyuz” dedi.
‘BİRÇOK SAĞLIK ÇALIŞANI GÖREVİ BAŞINDA KORONAVİRÜSE YAKALANDI’
Pandemi döneminde çok sayıda sağlık çalışanının koronavirüse yakalandığını hatırlatan Prof. Dr. Aydınlı, “Sağlık çalışanlarının o dönemde neler yaşadıkları unutuldu. Birçok sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Bunların da aileleri vardı, şu an bu şekilde ya da daha farklı hastalıklar gelecek. Sağlık çalışanları hepimize her zaman lazım. Hastamız da Covid sonrasında böbrek yetmezliği olduğunu biliyor ve söylüyor. Aslında Covid’in hangi sıkıntıları olduğunu, sonrasında neler geliştiğini çok iyi bilmiyoruz. Zaman geçtikçe bunları daha fazla göreceğiz” diye konuştu.
]]>