Yerlikaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iklim krizinin neden olduğu olumsuzluklara dikkati çekerek, dünyanın farklı bölgelerinden peyzaj mimarlarının bu yıl 4-6 Eylül’de, İstanbul’da “Dünya İçin Kırmızı Alarm-Code Red for Earth” çağrısıyla toplanacağını belirtti.
Toplantıda, artan olumsuzlukların dile getirilerek, nasıl düzeltilebileceğinin tartışılacağını anlatan Yerlikaya, “Herkesin bilmesi ve kabul etmesi gereken şey, yaşadığımız her yeri ifade eden peyzaj alanlarının güzel ve estetik olmasından daha çok ne işe yaradıkları ve faydalarının ölçülebilmesi konularına odaklanılmasıdır.” dedi.
Kongrede kent içi peyzaj alanlarında, “yenilebilir peyzaj” kavramının da öne çıkacağını belirten Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Yenilebilir peyzaj alanlarının kentsel peyzaj alanlarında kullanmanın insanlar üzerindeki önemli etkilerinden bahsetmekte de fayda var. Kent içi peyzaj alanlarında yani kent parklarında, meydanlarda, özellikle mahalle içi yeşil boşluklarda, yol kenarlarında yer alan yeşil alanlarda iklime ve bölgeye uyumlu yenilebilir bitkilere yer vermek hem kentlilerin gıdaya erişimine hem de kırsal hayata özlem duyan insanların dalından toplama özlemini gidermesine katkı sağlar. Bu aynı zamanda toplumsal huzura da önemli oranda etki ederek, insanların kentsel yeşil alanlarla bağ kurmasında da faydalı olur, insanların fayda sağladıkları alana zarar verme olasılıkları azalır.”
“Yeşil alanlara çilek gibi yer örten yenilebilir bitkilerden tercih etmemiz gerekiyor”
Yerlikaya, yenilebilir bitkilerin sağlayacağı faydaların somut olarak ortaya konulduğunu belirterek, “Ülkemizde önümüzdeki 10 yıl, bizi daha büyük su krizi beklerken bizim hala, aşırı su tüketimi sağlayan çim ve yerel olmayan bitki türlerini tercih etmemiz kabul edilemez bir tasarım hatasıdır. Oysa ki geniş yeşil alanlarımızı suya duyarlı çim ve örtü bitkileri ile tasarlarken bazı bölümlerine de çilek gibi yer örten yenilebilir bitkilerden tercih etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Genel peyzaj alanları içerisine özellikle çocukların sahiplenip, ekip biçebileceği alanlara yer verilmesinin, çocukların doğa ile ilişkilerini güçlendireceğini ve doğa duyarlı bireyler olarak büyümelerine katkı sağlayacağını vurgulayan Yerlikaya, “Yenilebilir peyzaj sayesinde kentlerde büyüyen çocukların dalından toplayacakları meyvelere yaşadıkları bölgede yer alan kent parklarında erişmeleri, onların doğa ile olan bağlarının kurulmasına önemli bir şekilde hizmet edecek.” ifadelerini kullandı.
Bugün dünyanın en çok ziyaret edilen parklarından olan ABD’deki Millenium Park’ta mısır bitkisinin yenilebilir peyzaj unsuru olarak kullanıldığına dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Bizim de kentsel peyzaj alanlarında cesaretle doğru seçilmiş yenilebilir peyzaj bitkilerini kullanmamız gerekir. İnsanların doğaya ve kendine yabancılaşmasını önlemenin en önemli yolu, onları doğa ile yine haşır neşir hale getirebilmekten geçiyor. Teknoloji bizi nereye götürürse götürsün insanın dalından meyve toplamak gibi bu doğal dürtüsünü yerine getirmek, buna hizmet etmek de biz peyzaj mimarlarının önemli görevleri arasında yer alıyor.”
Küba’da kent parklarında yer verilen yenebilir peyzaj bitki varlığının, zor durumda kalan halk için önemli bir gıda kaynağı olarak kullanıldığına işaret eden Yerlikaya, “Önümüzdeki süreçte yenilebilir peyzaj bitkilerinin, dünya genelinde pek çok insan için kritik hayati öneme sahip olabileceği gerçeğini de insanların unutmaması gerekiyor.” dedi.
Yerlikaya, kent parklarında yenilebilir bitkilerden oluşan bölgeler kurgulamanın sadece kent sakinleri değil, yaban hayatı için de olumlu olacağını vurguladı.
“Peyzaj tabanlı şehircilik anlayışını hızla kentlerimizde uygulanır hale getirmeliyiz”
Tasarım beklentilerinin yenilebilir peyzajın, peyzaj alanlarına dahil edilmesini geciktirdiğini savunan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Kentsel peyzaj alanları sadece estetik kaygılarla oluşturulabilecek kadar önemsiz alanlar değildir. Kentin gelişimine göre önümüze çıkacak her fırsatı değerlendirerek kent içi yeşil alanları çoğaltarak, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Peyzaj Mimarları Odamız iş birliği ile oluşturulan ‘peyzaj tabanlı şehircilik’ anlayışını hızla kentlerimizde uygulanır hale getirmeliyiz. Peyzaj alanlarımızı ekolojik, ekonomik ve sosyolojik açıdan ölçülebilir kılmalıyız.
Aşırı kentleşmenin kentlere dayattığı yer altı imalatlarının üzerinde yer alacak tüm yeşil çatıları hızla kentsel yeşil ağın bir parçası haline getirmek zorunda olduğumuz gibi mümkün olan tüm imar alanlarını da hızla yeşil alanlara dönüştürmek üzere kararlı ve cesur adımlar atmalıyız. Ancak bu şekilde kentsel ısı adası etkisini azaltabilir, kent içi doğal yaşamı ve yeşil ağ sistemini destekleyerek peyzaj tabanlı şehirleri olan bir ülkeye kavuşabiliriz.”
]]>(BURDUR) – Burdur’da iklim değişikliği ve kuraklığa karşı mücadele için üreticileri teşvik amacıyla dikilen lavantaların hasadı başladı. Burdur Valisi Türker Öksüz, 2024 Mayıs ayında son 84 yılın en yüksek sıcaklıklarının kaydedildiğini belirterek, küresel ısınmanın etkileriyle başa çıkmak için su tasarrufu ve verimliliğinin artırılması, tarımsal faaliyetlerde damlama sulama ve kapalı sistem sulama tekniklerine geçilmesi gerektiğini söyledi.
Burdur’da iklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle su kaynakları giderek azalıyor. Burdur’daki bu kuraklık tehlikesini önlemek amacıyla başlatılan proje kapsamında çiftçi ve üreticiler susuz tarıma, suyu az tüketen bitkilere yönlendirilmeye çalışılıyor. Burdur’da, kuraklığın önüne geçmek için 350 dekar araziye dikilen, suya az ihtiyaç duyan ve önemli aromatik bitkilerden olan lavanta hasadı başladı.
“Suyu tasarruflu kullanan, az tüketen bitkilere yönelmemiz lazım”
Burdur Valisi Dr. Türker Öksüz, hasat öncesi yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Lavanta ilimizin önemli aromatik bitkilerinden birisi. Bugün de onun hasadını gerçekleştirmiş olacağız. Tabi bu vesileyle lavanta hasadını yaparken dikkat çekmek istediğimiz birkaç husus daha var onu da ifade etmek istiyorum. Malum bir iklim değişikliği var bütün dünyada ve buna bağlı olarak da tabii sıcaklıklarda ani düşüşler, yükselmeler oluyor ve bu da tabiatın dengesini olumsuz yönde etkiliyor. 1940 yılından beri ilk kez 2024 Mayıs ayında en yüksek sıcaklık ortalaması ölçülmüş durumda. Bu küresel ısınmanın dünyada ve ülkemizdeki etkilerini göstermesi açısından önemli bir örnek. Dolayısıyla bu küresel ısınma ortamında bizler mutlaka ilk olarak suyu tasarruflu kullanmamız lazım, su verimliliğini ön plana almamız lazım ve yaptığımız tarımsal faaliyetleri de buna göre planlamamız lazım. Daha az su tüketen, suya az ihtiyaç duyan bitkilerin yetiştirilmesi bu anlamda işte aromatik bitkilerin ekimi bu yüzden önemli. Lavantada ve gül üretimi de suya az ihtiyaç duyan bitkilerden. Bunun tabi hem ekonomik değeri var hem de bir yanda suya az ihtiyaç duyma gibi bir avantajları var. Biz uluslararası göstergeler açısından su sıkıntısı çeken ülkeler arasındayız. Dolayısıyla mutlak surette suya az ihtiyaç duyan bitkilerin üretimine önem vermemiz lazım.”
“Susuz tarımı yöreye anlatmaya çalışıyoruz”
Lisinia Doğa Projesi kurucusu Öztürk Sarıca ise şöyle konuştu:
“2005 yılında Lisina Doğa Projesi çerçevesinde başladığımız etkinliklerle ilgili Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde özellikle susuz tarım ve gelecek nesillerin içme sularının korunması ve Burdur Gölü ile ilgili çalışmalarımızda kamu, üniversite ve Lisinia proje birliktelikleriyle burada 675 dekarlık alanda tıbbı aromatik bitki dikim ve faaliyetlerine başladık. Şu anda asıl bu işin çağrıcı üyesi lavanta olmak üzere, kekik, lavanta, adaçayı, melisa, biberiye gibi pek çok ıtri bitkiyi burada yetiştiriyoruz. Ayrıca burada araştırmaları yapılıyor ve bunun yanında çevresel alanda susuz tarımı yöreye anlatmaya çalışıyoruz. Özellikle burada görsellerini kullanarak hem insanları buraya eko turizme yönlendirmeye hem de özellikle insanları sulu tarımdan susuz tarıma, damlama sulama sistemlerine geçirmeyi amaçlayan bir proje dahilinde anlatmaya çalışıyoruz. Özellikle son yıllarda hızlı bir şekilde sularımız tükenmekte. Artık sulu tarım için yeraltı suları kullanılmakta. Oysaki yeraltı suları gelecek nesillerin içme suları. Tabiiki bu ülkede büyükbaş hayvancılık, sulu tarım da yapılacak ama mümkün olduğunca taban su seviyesinin yüksek olduğu yerlerde yapılması gerekiyor. Göller Yöresi su fakiri olan yerler. Buralarda özellikle gelecek nesillerin içme suyunu kurtarmak anlamında, gelecek nesillere içme suyu bırakmak anlamında susuz tarım modellerinin çalışılması gerekiyor ki biz 2005 yılından beri susuz tarım modellerini çalışıyoruz.”
]]>Bursa’nın kırsal Keles ilçesinde 900 rakımda sera kuran çiftçi Mehmet Sakarya, bölgenin iklim nedenleriyle tarıma uygun olmamasına rağmen süs bitkileri yetiştiriyor. Deniz seviyelerine göre 5 kat daha fazla verim aldığını söyleyen Sakarya, Uludağ’dan eriyen kar sularını kullanarak 1 dönüm alana 1 kilogram gübre ile sulama yapılabildiğini, seraların merkezi Yalova’da bile en az 5 kilogram gübre kullanıldığını aktardı. Yakın bölgede başka süs bitkisi üretilmediğinden toprakta hastalık olmadığını kaydeden Sakarya ayrıca, bölgeden çıkan ürünlerin daha uzun ömürlü olduğunu ifade etti.
“Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz”
Üretim konusunda sorun yaşamadıklarını fakat pazarlama konusunda daha çok desteğe ihtiyaç duyduklarını söyleyen Mehmet Sakarya, “Toplamda 15 dönümde çalışıyoruz. Şu an yazlık begonya gibi yazlık bitkilerde çalışıyoruz. Nasip olursa Eylül ayında kışlık bitkilerde başlayacağız. İklimsel olarak dezavantajlı bir bölgede yaşıyoruz. Rakımın yüksek olduğu bir bölge. Bu bölgede bir değişiklik yapmak gerekiyordu. Bizim şartlarımızda açık alanda üretim yapmak biraz zor. İnsanlar bu sene fasulye ve patatesi kırağıdan dolayı ikinciyi ektiler. 6-10 Mayıs arası bir don yaşandı. Dolayısıyla örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyordu. Ufak ufak denemelerle başladık. Bu yıl bizim üretimde 7 yılımız. Üretim yapıyoruz. Ürettiklerimizle kamunun ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bu işte üretmekten daha önemlisi ürünü iyi pazarlayabilmek. Üretimde iyi bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum. Mevsimlik üretimimizi 3 milyona çıkardık. Kamudan desteğimizi aldık. Şimdiye kadar bizi desteklediler. Biz dağın başında olduğumuz için yoldan geçen kişiye ürün satma şansımız yok. Bizim müşterimiz kamu. Kamu bizi desteklerse daha ileriye gideriz. Biz yaz döneminde kadın işçilere 450 lira yevmiye ödedik. Biz burada köyde boş olan bütün insanlara iş imkanı sağladık. 1 yıl içinde bin kişiye iş imkanı sağladık” dedi.
“Bu yıl 3 milyon adet üretimimiz gerçekleşti”
Sezonda 3 milyon adet üretim yaptıklarını ve desteklenmeleri durumunda daha da büyüyebileceklerini belirten Sakarya, “Üretici olarak 14 tane üyemiz var. Hedefimiz üreticiyi arttırmak. Üreticiyi çoğaltabilmemiz için kamunun da bize destek olması lazım. Biz burada çiçek üretiyoruz. Sebze üretimine ve topraksız tarıma da başladık. Biz bölge olarak örtü altı üreticiliğine geçmemiz gerekiyor. Kamu bize destek verirse gelişmememiz için hiçbir sebep yok. Süs bitkisi üretiminde su çok önemli bir etken. Bizim en büyük avantajımız su. Bir kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyoruz. Yalova’da 5 kilo gübreyle 1 dönüm yer suluyorlar. Dezavantajlarımız olduğu kadar avantajlarımız da var. Bulunduğumuz konum mevsimlik bitki üretimi için çok güzel. Bu avantajı fark ettik. Yalova’dan İstanbul’dan tecrübeli insanlar da geldi. Buranın süs bitkisi üretimi için güzel bir bölge olduğunu söylediler. Bizim burada yaşadığımız en büyük zorluk pazarlama. Üretim kısmı çok kolay pazarlama için aynı şeyleri söyleyemem. Bu seneki üretimiz 3 milyon adet. Bu rakamı 1 milyona kadar düşürdük. Kamu kuruluşları ürün alımında bize destek oldular” ifadelerini kullandı.
“Fiyat nedeniyle müşteriler Bursa’yı tercih ediyor”
Diğer bölgelere göre maliyetlerin düşük olması sebebiyle daha verimli çalıştıklarını aktaran Sakarya, “Bu işe başlarken İzmir Büyükşehir Belediyesini örnek aldık. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 5 tane kooperatifi idare ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de aynı şekilde 18 yıl boyunca kırsal bölgelerde kooperatifler kurmuşlar. Bizde bu modelleri örnek alarak bu işe giriştik. Ufak tefek aksamalar olsa da işlerimiz iyi gidiyor. Bu işin ana merkezi Yalova’dır. Biz burada aile işçiliği yaptığımız için bizim maliyetimiz oraya göre biraz daha düşük. Müşteriler bizim piyasamızın Yalova ve Bursa merkeze göre biraz daha düşük olduğu için bizi tercih ediyorlar” dedi. – BURSA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kenevir üssü’ olarak nitelendirdiği Samsun’da geçen yıllarda düşen kenevir üretimi, fabrikaların kurulması ve sanayide kullanılması ile tekrar artışa geçti. Samsun, Türkiye’de kenevir üretiminde tekrar ilk sıraya yükselirken Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, il genelinde 253 üreticinin izinli olarak kenevir ürettiğini ifade etti.
“Kenevirin son kalesi Samsun”
Samsun’un kenevir için önemli bir konum olduğunu ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir, son derece stratejik bir ürün. Kimyadan sağlığa, sağlıktan sanayiye, sanayiden tekstil ve uçak sanayine kadar birçok alanda kullanılabiliyor. Kenevirin son kalesi ilimiz Samsun’dur, 2013 yılında 7 dekara kadar azalan kenevir üretimi 2020 yılında 2 bin 633 dekar alanda tohum 14 dekar alan da lif üretimine sahiptir. 2021 yılında ise 113 dekara kadar gerileyen tohumluk üretimi üreticinin aslında kendir (kenevir) tarımından vazgeçmeyeceğine işaret etmektedir. Bakanlığımızın tarımsal desteklemeler deki münavebe kuralları da dikkate alındığında kenevirin yazlık tarla bitkileri için iyi bir münavebe bitkisi olduğu bilinmekte bu durumda 2022 yılında başlayan yatırımlarla birlikte yine Samsun için öncelikli ürünler arasında olan kenevirde 2024 yılı için 1 Ocak – 1 Nisan’da üretim izini müracaatı alınmış ve 240 üretici bin 650,5 dekar alanda tohum 2 bin 973,1 da lif olmak üzere toplam 4 bin 623,751 dekar alanda üretim gerçekleştirilecek. Havza’da da 13 üretici 255 bin 764 da lif üretecek. Böylece toplam 3 bin 228,9 dekar alanda lif üretilmiş olacak. Toplam üretim alanı da 4 bin 879,5 dekar alana yükselecek. Toplam üretici sayısı 253 kişi olacak bicimde üretim devam etmektedir” dedi.
“Yeşil altının üretimi Samsun’da artarak devam edecek”
Kenevirin bazı bitkiler gibi yetiştirilmesinin zor olmadığına değinen Müdür Sağlam, “Bugüne kadar üretime ilgili kurak etkisi dışında belirgin bir sorunla karşılaşılmamıştır. Endüstri ve sanayi bitkisi olan kenevirin Samsun’daki önemi kültürünün bilinmesi, girdi maliyetlerinin ( ilaç, gübre) diğer yazlık ürünlere göre düşük olması, kışlık ürünlerden sonra yetiştiriciliğinin ekolojik olarak uygun olması önemini artırmaktadır. Mamul değil hammadde olan kenevirin sanayisi ile birlikte kıtığı (lif alındıktan sonra kalan çubuk) lifi ve tohumu ile yeşil altın olarak ilimizde tarımı artarak devam edecektir. Ürünün sadece CBD ve THC olarak değerlendirilmesi kenevire haksızlık olacaktır. Kadim zamandan beri tarımı bilinen ürün Samsun için önemli bir katma değerdir. Sözleşmeli tarım modeli ve sanayide değerlendirilmesi ile birlikte (ip, kedi kumu) kenevir iyi bir münavebe bitkisi olarak ilimize ve ülkemize yüksek katma değer sağlayacaktır. İlimizde resmi ya da gayri resmi sözleşmeli tarımda üretim yapılan bitkinin değerlendirme alanlarının çok geniş olması bir katma değerdir ancak özellikle il dışından gelen ya da yurtdışından gelen girişimcilerin diğer ürünleri bırakıp sadece bitkideki metabolitler üzerine yoğunlaşması ve sanki dünyanın her yerinde metabolitlerin (THC – CBD) ilgili çok rahat üretim kullanım ve çalışmalar yapılıyormuş gibi yaklaşımda bulunması ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği girişimcileri yanlış yönlendirmektedir. Konuyla ilgili bakanlığın ve sahada denetim yapan yönetmelik kapsamında ki kurumların güncel bilgilerle donatılması önemlidir” diye konuştu.
“70 ülke tarafından üretimi, ithalatı ve ihracatı kontrol altına alındı”
Halk arasında kendir olarak bilinen kenevirin dünyadaki birçok ülke tarafından üretim, ithalat ve ihracatının kontrol altına alındığına da değinen Sağlam, şunları söyledi:
“TEK sözleşmesiyle üretimi ithalat ve ihracatı bizimle birlikte 70 ülke tarafından kontrol altına alınan bitkilerden bir tanesi olan kenevir, sanki diğer ülkelerde çok rahat üretiliyor, kullanılıyor, satılıyor, ithalat ve ihracat yapılıyor gibi bir yaklaşımla gelmeleri oldukça yanlıştır. 12 Haziran 2024 tarihinde ilimizde düzenlenen ve sahada çalışan daha önce kenevir yetiştiriciliği hakkında eğitim almayan personele yönelik düzenlenen çalışmada bazı sonuçlar çıkmıştır. Buna göre yetiştiricilik kontrol denetim ve üretici yönlendirme konusunda tecrübe sahibi olan personel mutlaka güncel bilgilerle donatılmalıdır. Bölgede yetiştiriciliği tavsiye ettiğimiz sertifikalı Narlı ve Vezir dışında Vezirköprü popülasyonu mevcut olup bunun dışında farklı çeşitlerin bölgeye girişi kesinlikle engellenmelidir. Dış dölek bitki olan elimizdeki çeşitlerin sertifikalı çeşitler dahil genetik ve morfolojik özellikleri değişebilir. Bu da ileriye dönük sıkıntı oluşturacaktır. Yerel yönetimlerden de destek alınarak tarlaların endüstriyel kenevir olduğu ve uyuşturucu özelliği olmadığı yönünde uyarıcı tabelalarla farklı müdahalelerin önlenmesi sağlanacaktır.” – SAMSUN
]]>Van’da farklı ürünlerin yetiştirilebildiğini çiftçilere göstermek, verim ve kar hesabı yapmalarını sağlamak isteyen Ziraat Fakültesi Dekanlığı, 4 yıl önce kampüs yerleşkesinde aromatik ve tıbbi bitkiler bahçesi kurdu.
Burada nane çeşitleri, oğul otu, ekinezya, civanperçemi, dağ çayı, sarı kantaron, ıtır, melisa, safran, ters lale, süsen, sümbül, lale, kuzu kulağı, yabani sarımsak ve dev doğan gibi tıbbi ve aromatik birçok bitki türünü yetiştiren akademisyenler, otlu peynire lezzet katan kekik türlerinin korunması için de çalışma başlattı.
Akademisyenler, her yıl ilkbahar döneminde vatandaşlar tarafından yoğun ve zamansız olarak toplandığı için nesli tehlike altına giren kekik türlerinden çelik kök alarak tıbbi ve aromatik bahçede ekimini yaptı.
Thymus (kekik cinsi) cinsine ait 20’ye yakın türün üretimini yapan akademisyenler, bu sayede hem söz konusu kekik türlerini koruma altına aldı hem de düşük rakımda da yetiştirilebileceğini ortaya koydu.
Van YYÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk, AA, muhabirine, otlu peynirde kullanılan bitkilerin üretim yöntemleri ve çoğaltılmasıyla ilgili bilimsel çalışma yürüttüklerini söyledi.
Aşırı ve bilinçsiz toplatılan kekik türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildiren Tunçtürk, şu bilgileri verdi:
“Son zamanlarda en çok yoğunlaştığımız konulardan biri bölgede peynir ve yemeklerde kullanılan Thymus dediğimiz kekik cinsi. Van Gölü Havzası’na özgü bu bitkinin koruma altına alınması, çoğaltılması ve üretimi için bir dizi çalışma yürütüyoruz. Ülkemizde kekik olarak 4 büyük cins bulunuyor. Bunlar Origanum, Thymus, Thymbra ve Satureja. Van Gölü Havzası’nda genelde Thymus türleri bulunuyor. Bu bitkilerin bölgede çiftçiler tarafından peynir ve yemeklerde kullanılmak üzere zamansız, aşırı ve bilinçsiz olarak toplandığını tespit ettik. Yerleşim yerlerine yakın yüksek yerlerde bu bitkiye çok zarar verildiğini gördük. Bölgede ‘catır’ ve ‘zahter’ olarak bilinen Thymus türleri aşırı ve bilinsiz toplatıldığı için nesli tükenmek üzere.”
“Hasat parsellerimizde birçok türün yetişmesini sağladık”
Bitkilerin korunma altına alınması için bilimsel çalışma yürüttüklerini belirten Tunçtürk, söz konusu bitkileri bahçede koruma altına aldıklarını dile getirdi.
Tunçtürk, Van Gölü Havzası’nda yaklaşık 90 lokasyonda Thymus cinsine ait 20’ye yakın tür topladıklarına işaret ederek, “Bu bitkilerle ilgili bir dizi üretim, çoğaltma ve tohum alma çalışmaları yürütüyoruz. Doğadan topladığımız türlerden çelik kök alarak üretim yaptık. Hasat parsellerimizde birçok türün yetişmesini sağladık.” dedi.
Otlu peynirde kullanılan bu bitkilerin sürdürülebilir hasadının çok önemli olduğunu vurgulayan Tunçtürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek nesillere kalması için biçme yüksekliği ve hasat zamanının çok iyi ayarlanması gerekiyor. Zaten zamansız hasadı yapılan bu bitkilerde istenilen aroma ve tat bileşenleri bulunamaz. Bu bitkiyi tüketenlere, toplayanlara ilkbaharda yeni yıl sürgünlerinin hasat edilmesini ve bu hasadın çiçeklenme öncesine denk getirilmesini tavsiye ediyoruz. Çiçeklenme sonrası yapılan hasatlarda bitkide koku bileşenlerinin, aromanın ve tadın azaldığını görecekler. Bu nedenle boyu 15 santimetre olunca, kök ile gövde kısımları tahrip edilmeden hasat edilmeli. Bu şekilde hasat yapılırsa sürdürülebilirliği sağlanmış olur.”
“1600 metrede yetiştirebildik”
Tunçtürk, koruma altına alınan türleri farklı yükseltilerden topladıklarını ifade ederek, “Bunları Van Gölü kıyısında 1600 metrede yetiştirebildik. Bu bitkiyi yetiştirmek isteyen çiftçilere ilkbaharda çelik fide verebiliriz. İki yıl önce buradan elde ettiğimiz tohumları Edremit Belediyesine verdik. Belediye yetiştirdiği fideleri her yıl vatandaşlara dağıtıyor. Bahçeli evlerde oturanların birçoğunun bahçesinde, bahçemizden tedarik edilen tohumlarla yapılan üretimi görebilirsiniz.” diye konuştu.
]]>Kuraklığın ve ilaçların etkisiyle yaylalarda bitki çeşitliliğinin azalması sonucu arıların yeteri kadar nektar alamaması, toplu arı ölümlerine ve koloni kayıplarına yol açıyor.
Hayvansal üretim (zootekni) üzerine araştırmalar yapan Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Yılmaz, AA muhabirine, arıcılık açısından önemli potansiyele sahip Bitlis’in son yıllarda küresel ısınmaya bağlı kuraklıktan etkilendiğini söyledi.
Arıcılığın biyoçeşitliliğe bağlı olduğunu anlatan Yılmaz, “Arıcılık tamamen bitkiyle tanımlanan bir hayvansal üretim kolu. Bütün canlı organizmalar gibi böcekler de gezegenimizin çok önemli bir parçası. İklim değişikliği, onların da yaşam döngülerinde ciddi değişikliklere yol açabiliyor.” dedi.
“Kuraklık, arıcılıkta çok büyük bir kayba yol açar”
İklim değişikliğine ve kuraklığa bağlı olarak bitki gelişimindeki düzensizliklerin doğrudan arının nektar kaynağında düzensizliklere yol açabildiğini belirten Yılmaz, yeterli nektar kaynağı oluşmadığında arı ailesinin rekabeti bırakarak kendilerini imha ettikleri yönünde bilimsel bulguların olduğunu kaydetti.
Ekolojik sistemde bütün canlı organizmaların birbirleriyle ilişkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:
“İklim değişikliği ve kuraklık gibi oluşumlar meydana geldiğinde bu durum düzenin bozulmasına yol açar ve kuraklık arıcılıkta çok büyük bir kayba yol açar. Yeterince güçlenememeleri, nektar kaynağının yeterli olmaması kolonilerin yok olmasına yol açıyor. Son yıllarda özellikle kimyasal tarım teknolojilerindeki gelişmeler de arı ekolojisinde çok büyük etkiler oluşturmakta. Özellikle yoğun ilaç kullanımı arının birçok özelliğinde aksamalara yol açıyor. Uzun vadede kuraklık veya küresel ısınma gibi başka iklimsel olaylar ile insanlardan kaynaklı nedenlerin birçok canlı organizmanın ekolojisini etkileyeceğini düşünüyoruz.”
Bu durumun kaçınılmaz bir olgu olarak karşılarında durduğunu ifade eden Yılmaz, “Kuraklığın tarımsal boyutu bitkiler açısından su kıtlığıdır. Bitkinin gelişememesi, arının bitkiye girememesi demek. Kontrolsüz ilaç kullanımının özellikle arılıklara yakın yerlerde yapılması da arıcılığımız açısından çok tehlikeli bir durum. Mutlaka bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Bu kimyasalların arıya etkisini tespit edecek mekanizmalarımız yok ama arılıklara yakın yerlerde kullanılan bu kimyasalların yayılmasının kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Bu kimyasallar rüzgarla, suyla veya herhangi bir şekilde arıya geçer.” diye konuştu.
“Kimyasal ilaçlamalar 3 kilometreden daha yakın ise arılara zarar veriyor”
Hizan ilçesinde arıcılık yapan Abdurrahman Yaldız da son 3 yıldır etkili olan kuraklığın arıların sayısının ve verimin azalmasına neden olduğunu belirtti.
Kuraklık nedeniyle bitkilerin gelişmediğini aktaran Yaldız, “Bitkiler gelişmeyince arılar yeterli nektar alamıyor. Bu arıların zayıflamasına ve ölmelerine neden oluyor. Çünkü yeterince beslenemiyor. Kimyasal ilaçlamalar da 3 kilometreden daha yakın ise arılara zarar veriyor.” diye konuştu.
Arıcı Şevket Yaldız da “Kuraklık nedeniyle arılarda azalma yaşanıyor. Kuraklık olunca polen ve yavru olmuyor. Zayıflayan arılar da ölüyor ama bu yıl inşallah kuraklık görünmüyor. Polen de var. Bu yıl verim alacağımıza inanıyorum.” dedi.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) Yurt genelinde olduğu gibi Yozgat’ta da yeterli yağış olmaması ekili alanlarda etkisini göstermeye başladı. Yozgat Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Yılmaz, “Kuraklıktan ciddi anlamda olumsuz etkilenen illerden bir tanesiyiz” dedi.
Son yıllarda kuraklığın etkisinin daha çok hissedilmeye başladığı Yozgat’ta önceki yıllara oranla bu yıl beklenilen yağışların düşmemesi, hububat ekili alanlarda bitki gelişiminin düşmesine, kurumalarına neden oldu. Kuraklığın etkili olduğunu dile getiren Yozgat Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Yılmaz, bu yıl mevsim normallerinde yağışın olmamasının toprağın kurumasına neden olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Güngör Yılmaz şöyle konuştu:
“Kuraklıktan ciddi anlamda olumsuz etkilenen illerden bir tanesiyiz, Yozgat olarak. Zira çok geniş alanlarda tahıl ekimi yapılıyor bizim ilimizde. Hemen hemen üretim alanlarının yüzde 80’ine yakınında tahıl ekimi vardı, kışlık ekimler içerisinde. Doğrusu kış ekimleri kışlık ekimler iyi yapıldı. Çıkışlar da gayet iyiydi. Biz bitki standı deriz, birim alanında bitki sayısı ve daha sonra onu takip eden dönemdeki kardeşlenme genellikle yeterli, uygun olmasına rağmen daha sonraki dönemlerde meydana gelen yağış eksikliği, kuraklık etkisi, bariz bir şekilde kendisini gösterdi. Yozgat Bozok Üniversitesi’nin bir araştırma alanındayız. Tarımsal araştırmaları, tarımsal uygulamaları yaptığımız Uygulama Araştırma Merkezimize ait Yerköy istasyonundayız. Burada çok belirgin bir şekilde kuraklığın etkisini görüyoruz. Şu an itibarıyla bitkiler kök bölgesinde su bulamıyor. Bundan dolayı da susuzluktan adeta halk arasında işte ‘ürün yandı, yok oldu’ dediğimiz durum ortaya çıktı. Gerçekten şu an itibarıyla toprak biraz da hafif bünyeliyse suyu çok iyi tutmayan bir topraksa hızlı bir şekilde suyunu kaybetmiş. Suyu tutamadığı için de kök bölgesinde su olmadığı için büyük ölçüde canlılığını kaybettiğini görüyoruz. Kardeşlerden itibaren ana gövdeye doğru ölümlerin hızlı bir şekilde yaygınlaştığını çok net bir şekilde görüyoruz.
“BU PARSELİN TOPARLANMA ŞANSI YOK”
Toprağa da bakacak olursak toprağın bitkilerin olduğu kök bölgesinde su yok, tamamen kuru. Derinleri de yine aynı şekilde kuru. Tamamen köklerin olduğu bölge kurumuş çok net bir şekilde görüyoruz. Kılcal köklerin topraktan su alma şansı yok. Kozmetik basınç oldukça yüksek yani toprak kendi bünyesinde var olan, azıcık da olsa nemi tutar. Bitkiye onu vermez. Bitki de alamayınca işte burada gördüğünüz gibi yapraklar itibaren kurumalar başlar. Ondan sonra ana köke doğru devam eder. Şu anda bu parselin yeniden toparlanma şansı hemen hemen yok. Dolayısıyla yağış eksikliği, sulama suyunuzda yoksa işte tarlaların kaderi bu şekilde. Erken ilkbaharda şu an belki başaklanmaya başlaması gereken bitkilerin gördüğümüz gibi kardeşlenme döneminde kuruyup yok olmuş. İlerleyen dönemde su da olsa bu darbeyi aldıktan sonra buranın yeniden bir ürüne dönüşmesi, bir verim yani tatminkar bir verim şansı yok. Ama su olduğu için daha önce sulama fırsatı bulunan yerlerde orada elbette ki ürüne dönüşüm veya tatminkar verim alma şansınız var.”
]]>Prof. Dr. Necmettin Erbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesine 6 ay önce, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde yürütülen “Okulda Çiftlik Projesi” kapsamında sağlanan yüzde 100 hibeyle temin edilen bitki kabini kuruldu.
Öğrenciler, Trabzon Teknokent’teki özel bir şirket tarafından hazırlanan ve 8 farklı bitki türüne ihtiyacı olan su, aydınlatma, sıcaklık, uygun besin oranları ve asidik koşulları sağlayan kabinde ilk etapta 736 kök marul yetiştirdi.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin de desteklediği öğrenciler, ilk mahsullerini hasat etmenin mutluluğunu yaşadı. Bitki kabininde domates, salatalık ve çilek yetiştirilmesi planlanıyor.
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, AA muhabirine, öğrencilerin teknolojinin imkanlarından faydalanarak güzel bir üretim alanına kavuştuğunu söyledi.
Karakaş, bitki kabininin enerjisinin güneş panellerinden karşılanması amacıyla da çalışma yapıldığını belirterek, “Ayrıca bu kapsamda 80. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde tamamen teknolojik tarıma yönelik bir alan da açacağız.” dedi.
Altyapı çalışmalarına 1,5 yıl önce başlanan projeyi önemsediklerini ifade eden Karakaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Çocuklarımız bitkilerin üretilmesini hem yerinde görüyorlar hem de biz milletimize çok güzel hizmet sunmuş oluyoruz. Ekonomik ve zirai ilaçlardan kurtularak daha sağlıklı ürünlere kavuşacağız. Tarıma dayalı teknoloji ilk defa okul olarak burada uygulandı. Bu açıdan da önemli bir proje.”
“Amacımız çocuklarımızın 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak”
Okul Müdürü Halil İbrahim Aydın ise öğrencilerin farklı alanlarda da eğitim almalarını sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
Aydın, projenin maliyetine ilişkin de bilgi vererek, “Farkındalık oluşturan bir proje okuluyuz. Amacımız çocuklarımızın her türlü imkan dahilinde farklı alanlarda 4 yılı en verimli şekilde geçirmelerini sağlamak.” diye konuştu.
Projenin yazılımının Karadeniz Teknik Üniversitesindeki akademisyenlerce hazırlandığını dile getiren Aydın, “Projenin yazılım ve elektronik donanımı, domates, salatalık ve çilek gibi çeşitli ürünleri de yetiştirmeye olanak sağlıyor. Trabzon gibi coğrafi şartları zor ve engebeli bir şehirde nasıl tarım yapılabilir onu anlatmaya çalıştık.” ifadelerini kullandı.
Projenin yazılımını yapan şirketin yöneticilerinden, Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Yazgan, şu bilgileri paylaştı:
“Farklı besin değerlerini ve ortam koşullarını seçilen bitki türüne göre otomatik bir şekilde ayarlayan ve asidik düzenlemesini sağlayan bir elektronik donanım ve yazılım tasarladık. İlk sonuçlarını marullarda görüyoruz. Burada sadece tek bir ürün değil, seçmiş olduğunuz ürüne özel beslenme maddelerinin istenilen periyodda sıvıyla karıştırılarak bitkilerin beslenmesini sağlamış oluyoruz. Bu sayede ekimi yaptıktan sonra herhangi bir müdahale olmadan hasat zamanına kadar kendi kendine yetişmesi sağlanıyor. Kişinin yapacağı hatalardan ve zirai ilaçlamadan bağımsız bir üretim gerçekleşmiş oluyor.”
Lisenin motorlu araçlar bölümü öğrencisi Metehan Öztürk, böyle bir projede yer almaktan mutluluk duyduğunu, sebze üretimindeki yeni uygulamaları öğrendiklerini anlattı.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Yumaklı, Bakanlığa bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) bünyesinde faaliyet gösteren iki tohum gen bankasından Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankası’nı ziyaret ederek incelemelerde bulundu.
Açıklamada tohum gen bankalarının çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerine yer verilen Yumaklı, Türkiye’nin tohumlarının, tohum gen bankalarında muhafaza altında tutulduğunu bildirdi.
Yumaklı, Ankara ve İzmir’deki tohum gen bankalarının yedekli olarak çalıştıklarına işaret ederek şu bilgileri verdi:
“Türkiye Tohum Gen Bankası, kapasite olarak dünyanın üçüncü büyük gen bankası durumunda. Burada hem geçmişimizi hem de geleceğimizi muhafaza altında tutuyoruz. Türkiye’nin hububattan farklı türlerdeki bitki çeşitlerine ve yabani türlere kadar ülkemizin bütün zenginliklerini oluşturan bitki örtüsüne ait tohumlar, bu gen bankasında tasnif ve analiz ediliyor. İzmir ve Ankara’daki iki gen bankamızda 120 bin genetik materyali koruma altında tutuyoruz. Hem yurt içinde hem de yurt dışında her bakımdan referans alınan bir Tohum Gen Bankasına sahibiz.”
Bankanın Türkiye’deki akademik camianın araştırmalarına, inovasyon ve geliştirmelerine de ışık tuttuğunu bildiren Yumaklı, şunları ifade etti:
“Ülkelerin hem konjonktürel hem de farklı durumlarda kendi gıda arz güvenliklerini temin için gıda milliyetçiliği dediğimiz kavramın ortaya çıktığı bir dönemde, bu gen bankasının önemi çok daha iyi anlaşılıyor. Anadolu coğrafyasının zenginliğini de dikkate alacak olursak ve bundan sonraki dönemlerde her türlü olumsuz duruma karşı bu gen bankasının önemi de böylelikle anlaşılmış olacaktır. Türkiye Tohum Gen Bankası’nda çalışan mühendislerimizin ve diğer çalışan arkadaşlarımızın, Türkiye tohumculuğuna katkıda bulunan akademik camianın ve özellikle tohum ıslah çalışmalarına paydaş olan bütün çalışma arkadaşlarımızın bu çalışmalarında başarılar diliyorum. Yapmış oldukları bu önemli çalışmalardan dolayı da kendilerine teşekkür ediyorum.”
Türkiye Tohum Gen Bankası
Ankara Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde genetik kaynakların toplanması ve muhafazası çalışmalarına 1988 yılında başlandı.
???????Toplanan tüm materyallerle devamlılığı sağlanan tohumların kalıcı muhafazası için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde açılışını yaptığı “Türkiye Tohum Gen Bankası” 2010’da faaliyete geçti.
Enstitüsünün birimi olarak kurulan Türkiye Tohum Gen Bankası, ülkedeki bitki genetik kaynaklarının tespiti, toplanması, muhafazası, karakterizasyonu, ıslah çalışmalarında kullanılacak gen havuzunun oluşturulması ve söz konusu materyalin uluslararası standartlarda uygun miktarda araştırma projelerine verilmesi amaçları doğrultusunda çalışmalar yürütüyor.
Yerel ve yerli tohumların da muhafaza edildiği Bankanın çalışmaları çerçevesinde, biyolojik çeşitliliğin korunması için farkındalık oluşturmak ve elde edilen deneyimleri aktarmak amacıyla ulusal/uluslararası seminerlerle eğitimler de düzenleniyor.
Kurum, 2024 yılı itibarıyla 4 TAGEM projesinin doğrudan yürütücüsü ve diğer bölüm ile enstitülerin projelerine araştırmacı olarak katılım sağlıyor.
Ankara’daki gen bankasında dokümantasyon, tohum temizliği hazırlık ünitesi, kurutma ve paketleme ünitesi, 7 soğuk muhafaza odası, tohum fizyolojisi laboratuvarı, 2 iklim odası, bitki moleküler biyolojisi laboratuvarı ve bir herbaryum bulunuyor.
İzmir Tohum Gen Bankası
Türkiye ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü arasında Güney Batı Asya ülkelerinde tarımı yapılan bitki türlerinin, bu türlerin yabani akrabalarının ve ekonomik potansiyele sahip yabani türlerin sürveyi, toplanması, muhafazası ve değerlendirilmesi amacıyla imzalanan Uluslararası Bölgesel Merkez kurulması anlaşması çerçevesinde, ülkede bitki genetik kaynaklarının korunması çalışmalarına 1964 yılında bugünkü adı Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünde (ETAE) başlandı.
1995 yılından itibaren Tarımsal Araştırma Projesi’nin yürürlüğe girmesiyle “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar” araştırma fırsat alanının “Bitki Genetik Kaynakları” ve “Bitkisel Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar İçin Veri Tabanı Oluşturma” programları ülkesel olarak yürütülüyor.
ETAE, bu ulusal programların koordinasyon merkezi olarak görev yaparken koordinasyon görevini Biyolojik Çeşitlilik ve Genetik Kaynakları Bölümü üstleniyor.
Bitki genetik kaynakları çalışmaları, sürvey, toplama, sistematik ve taksonomi, muhafaza ve dokümantasyon ana disiplinlerinde tahıllar, yemeklik tane baklagiller, yem bitkileri, endüstri bitkileri, sebzeler, meyve ve bağ ile süs bitkileri, endemik türler, tıbbi ve kokulu bitkiler gruplarınca yürütülüyor.
]]>Türkiye Bilimler Akademisi Asli Üyesi de olan Gülçin, AA muhabirine, daha çok kimya ve biyokimya alanında çalışmalar yaptığını, bir süre önce de karanfil bitkisinin biyolojik ve antioksidan özellikleri ile etkilerini araştırdıklarını söyledi.
Anavatanı Endonezya olan ve bitkinin kurutulmuş çiçek tomurcuğu olan karanfilin, baharat olarak tüm dünyada yaygın kullanıldığını, mutfakların yanı sıra parfüm ve kozmetik sanayinde de çokça yer aldığını ifade eden Gülçin, şöyle konuştu:
“Karanfilin radikal giderme özelliklerine, özellikle reaktif oksijen türleri üzerinde etkinliğine baktık. Karanfilin, gerçekten reaktif oksijen türlerini son derece iyi şekilde giderdiğini gözlemledik. Serbest radikaller ve reaktif oksijen türlerinin, kanser, Alzheimer, Parkinson ve diyabet gibi 100’e yakın hastalığa sebep olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu reaktif oksijen türlerini gideren maddeler veya bitkiler, aynı zamanda bu hastalıkların tedavileri için de potansiyel etkiye sahiptir.”
“Karanfil ağız sağlığını korumada da bakterilere karşı oldukça etkili”
Gülçin, bünyesinde bol miktarda farklı antioksidan bileşiğe sahip mükemmel bitki karanfilin, çok kuvvetli antioksidan etkiye de sahip olduğunu vurgulayarak, aynı zamanda karanfilin bazı hastalıkların patolojisiyle bağlantılı olan birçok enzimi inhibisyonunda (molekül) da kuvvetli etkileri bulunduğunu aktardı.
Karanfildeki özellikle öjenol molekülünün önemli olduğunu anlatan Gülçin, şunları kaydetti:
“Ejenol, günümüzde diş hekimliğinde ağrı kesici olarak kullanılır, zaten toplumda karanfilin ağrı kesici olduğu biliniyor. Eskiden büyüklerimiz ‘karanfil çiğne diş ağrısı geçer’ derdi. Karanfil ağız sağlığını korumada da bakterilere karşı oldukça etkili. Tomurcuğunu çiğnerseniz ağızda ferahlık ve istenilmeyen kokuların gittiğini hissedersiniz. Karanfilin tarihi geçmişi de var, eskiden padişahların huzuruna çıkanlara mutlaka karanfil çiğnetirlermiş. Bu Osmanlı’da uygulandığı gibi Batı’da da uygulanırmış.”
Prof. Dr. Gülçin, karanfilin kullanıldığında çoğu hastalığa karşı pozitif etkiler gösterdiğini ifade ederek, kansere karşı mükemmel koruyucu etkisinin birçok bilimsel çalışmayla ispatlandığını, bunun yanı sıra diyabetle ilgili komplikasyonlara karşı çok iyi gelen karanfilin, gıdalara katıldığında bozulmayı önlediğini ve antibakteriyel etkiye sahip olduğunu bildirdi.
“Birçok hastalığa yakalanmak için karanfil kullanılabilir ve kullanılmalıdır”
Genellikle antioksidan olan moleküllerin antibakteriyel etki de gösterdiğine işaret eden Gülçin, şöyle devam etti:
“Çocuklarımıza özellikle iklim geçiş süreçlerinde karanfil veya karanfilli içecekler içirdiğimizde bağışıklık sistemlerini çok güzel kuvvetlendiriyor. Bu çok önemli. Yani sadece hastalıklarda değil, hastalıklardan önce de koruyucu etkisi olduğu için kullanmak lazım. Karanfilin anti-ülser etkisi var, mideyi çok rahatlatır. Ağızda uzun süre çiğneyerek emilimini artırmak lazım. ya da karanfilli içecekleri aldığınızda midenin rahatladığını anlarsınız. Bunların dışında sayamadığımız yine birçok hastalığın tedavisinde veya hastalığa yakalanmak için karanfil kullanılabilir ve kullanılmalıdır.”
Gülçin, karanfil üzerine yaptıkları çalışmanın ve sonuçlarını yayınlamanın yaklaşık 1 yıl sürdüğünü belirterek, bu çalışmanın her yıl 100’den fazla atıf alan “Foof Chemistry” ve “Journal of Medicinal Foof” gibi etki faktörü yüksek bilimsel dergilerde yayınlandığı söyledi.
Dünyada her zaman bilimsel arenada sürprizler olduğunu anlatan Gülçin, “Karanfilde açıkçası bu denli yüksek etki beklemiyorduk, en önemli 5 bitki sayacak olursak, bunlardan biri mutlaka karanfildir derim. Mutlaka kullanmalıyız, günlük tüketimini kesinlikle ihmal etmemeliyiz. Özellikle anne babalar, çocukları ve gençlere karanfil kullanımına özendirmeli.” dedi.
]]>Botanik alanında bilimsel çalışmalarını sürdüren Eker, Adana’nın Tufanbeyli ilçesinde yeni bir bitki türü keşfetti.
Eker, Sakarya Üniversitesinden Doç. Dr. Mehmet Sağıroğlu ile bitkiyle ilgili yaptığı laboratuvar çalışmaları, literatür taramaları ve karşılaştırmalar sonucu benzeri bulunmayan bitki türünü literatüre kazandırdı.
Bitkiye keşfedildiği Adana’nın mitolojik ismi verildi. Bilim literatürüne “Gladiolus adanus Eker & Sağıroğlu” olarak giren bitkinin Türkçe ismi ise “Adana kılıçotu” olarak belirlendi.
“Kadim bir şehrin mitolojik ismi bir bitkiye verildi”
Prof. Dr. Eker, AA muhabirine, 2016 yılında Adana’nın Tufanbeyli ilçesinde yaptığı bir arazi çalışması sırasında küçük meyve kapsülleri olan ince yapılı bir kılıçotu (Gladiolus) türüyle karşılaştığını söyledi.
Eker, bitkinin diğer türlerden farklı göründüğünü, teşhis için bitkiyi çiçekteyken de incelemek için 2018 yılında yeniden bölgeye gittiğini ve bitkiden örnekler aldığını anlattı.
Sakarya Üniversitesinden Doç. Dr. Mehmet Sağıroğlu ile bitkiyle ilgili çalışma yaptıklarını aktaran Eker, “2023 yılında bitkinin bulunduğu alana giderek tekrar gözlemler yaptık. Yaptığımız literatür taramaları ve var olan türlerle karşılaştırmalar neticesinde bitkimizin bilim dünyası için henüz adı konulmamış yeni bir tür olduğu sonucuna vardık. Bitki diğer türlerden çiçeklerinin rengi ve çiçek parçalarının ölçüleri ile tohum ve meyve özellikleri bakımından farklılıklar gösteriyordu.” diye konuştu.
Eker, daha önce keşfettiği bitki türlerine şehir, ilçe, dağ, bilim insanı, aile bireyi, bitkinin morfolojik veya yaşam ortamının özelliğiyle ilgili isimler verdiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bu defa bu bitkiye şehrin mitolojik ismini verdik. Bitkiye Adana’nın şu anki ismini de verebilirdik. Bu durumda bitkinin adı ‘Gladiolus adanensis’ olacaktı. Latince dil kuralları gereği ismi böyle olacaktı. Ancak Adana’nın mitolojik ismi olan ‘Adanus’ kelime yapısı itibarıyla herhangi bir ek almaya ihtiyaç duymuyordu. Bu hem fonetik bakımdan kulağa ve dile hoş geliyordu hem de böyle kadim bir şehrin mitolojik ismi bir bitkiye verilmiş olacaktı.”
Adana isminin kökeniyle ilgili birkaç görüşün olduğuna değinen Eker, “Bu görüşler arasında mitolojik bir efsaneye göre, gök tanrısı Uranus’un Adanus ve Sarus adında iki oğlu Tarsus halkıyla yaptıkları savaşlar sonucu bugünkü Adana civarına yerleşmişler. Adanus adını kendi kurdukları şehre verirken Sarus da ismini Seyhan Nehri’ne vermiştir. Bu bağlamda Adana, kurulduğu günden itibaren aynı adı koruyan, M.Ö. 6000’li yıllara kadar geri giden en eski yerleşim yerlerinden biridir. Adanus ismi de genellikle yerel halk tarafından bilinmekte.” ifadelerini kullandı.
Eker, bir bitkinin yeni tür olarak kabul edilmesi için ulusal veya uluslararası hakemli bilimsel dergide yayınlanması gerektiğini belirterek, “Makaleyi hazırladıktan sonra ‘Phytotaxa’ isimli Yeni Zelanda menşeli uluslararası dergiye savlarımızla sunduk. Alanında uzman hakemler makalemizi kritik ettiler ve sunduğumuz yeni türü onayladılar. Makalemiz, derginin mart sayısında yayınlandı.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Eker, yeni keşfettiği bitkiyle bugüne kadar literatüre kazandırdığı tür sayısının 22 olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Muhittin Böcek, İbradı, Akseki ve Gündoğmuş’ta partisi CHP’nin seçim koordinasyon merkezlerinin açılışını yaptı. İlçe ziyaretlerinde vatandaşlar Başkan Böcek’e yoğun ilgi ve sevgi gösterdi. İlk olarak İbradı’ya giden Başkan Böcek, İbradı pazarındaki esnaf ve vatandaşlarla selamlaştı.
Böcek, ardından CHP İl Başkanı Nail Kamacı, Antalya Milletvekili Cavit Arı ile birlikte İbradı Belediye Başkanı Serkan Gedik’in seçim koordinasyon merkezini açtı.
Tıbbi aromatik bitki işleme tesisi
Vatandaşlara seslenen Başkan Böcek, yeni dönemde katma değeri yüksek alternatif ürün yetiştiriciliğini desteklemeye devam edeceklerini belirterek, Tıbbi Aromatik Bitki İşleme Tesisi kuracaklarını söyledi. Antalya’nın eşsiz bitkilerini değerlendireceklerini ifade eden Başkan Böcek, “Bitkilerimize değer kattığımız; bitki yağlarının çıkartıldığı, paketlendiği ve yağ içerikli yan mamullerin üretildiği bir işletme tesisi kuracağız. Halkımızın ek gelir elde etmelerine yardımcı olacağız” dedi. Başkan Böcek, daha sonra CHP İbradı Belediye Başkan Adayı Serkan Gedik ile beraber engel tanımayan Elif Düzenli ve ailesini ziyaret etti. Başkan Böcek Elif ve ailesiyle sohbet etti.
Akseki’ye alabalık tesisi
Akseki’ye geçen Başkan Muhittin Böcek, CHP Akseki Belediye Başkan Adayı İlkay Akca ile seçim koordinasyon merkezinin açılışını gerçekleştirdi. Başkan Böcek, Akseki ve Finike’de alabalık çiftlikleri kurarak, hem alabalık yetiştiriciliğini yaygınlaştıracaklarını hem de istihdam sağlayacaklarını müjdeledi. Akseki’de vatandaşlarla bir araya gelen Başkan Böcek, Akseki Esnaf ve Sanatkarlar Kooperatifi Başkanı Ömer Faruk Yılmaz’ı ziyaret etti. Başkan Böcek daha sonra Akseki Belediye Başkan Adayı İlkay Akca ile birlikte Akseki Kadın Kooperatifi Başkanı Sevim Ün ve üyelerini ziyaret ederek Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı ve çiçek verdi. Başkan Böcek kadın kooperatiflerine yönelik çalışmalarını da anlattı.
Arıcıya destek
Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başkan Adayı Muhittin Böcek bir diğer durağı ise Gündoğmuş oldu. CHP Gündoğmuş Belediye Başkan Adayı Nurettin Sönmez’in seçim koordinasyon merkezini açılışında konuşan Başkan Böcek, arıcılara destek olmaya devam edeceklerini belirterek, Bal Paketleme Tesisi kuracaklarını açıkladı. Başkan Böcek, bal üreticilerinin paketleme sorununu çözerek, Pazar arayışını kolaylaştıracaklarını belirterek, “Seyyar olarak bal paketleme ünitelerini Bal Paketleme Tesisi’nde üreticilerimizin kullanımına sunacağız. Süzme, şişeleme, etiketleme ve petek yapma ünitelerinden oluşan ekipmanları bölgelere konumlandıracağız” diye konuştu.
Titreyengöl’de yeni turizm adımları
Başkan Böcek’in son durağı ise Manavgat oldu. Manavgat Taşağıl’da Manavgat Belediye Başkan Adayı Niyazi Nefi Kara ile birlikte halka seslenen Başkan Böcek, yeni dönemde de milletin parasını millete harcayarak Manavgat’a en iyi hizmetleri vermeye devam edeceklerini söyledi. Başkan Böcek, “alt yapısıyla, 398 km asfaltıyla, 41 km kanalizasyonuyla, Naras Köprüsüyle, Taşağıl’da kapalı devre sulama sistemi dahil olmak üzere hiç kimseyi ötekileştirmeden hizmet ettik. 2 milyar 536 milyon lira Manavgat’ımıza yatırım yaptık. Yeni dönemde inşallah Niyazi Nefi Kara Başkanımızla beraber daha çok hizmet etmeye gayret edeceğiz. Manavgat’ımızı hem halkımız hem de turizm sektörümüz için yenileyerek daha canlı hale getireceğiz. Titreyengöl’de Yeni Turizm Adımları atacağız. Titreyengöl çevresinde şifalı bitki bahçeleri, çim tepeleri, kuş gözlem kulesi, asma germe gölgelikler, seyir terasları, su gösteri fıskiyeleri, çocuk oyun alanı ve otoparklar kuracağız” dedi. – ANTALYA
]]>Esrarengiz türlerin çoğu, bir yanardağın tepesi ya da Antarktika’daki kayalar gibi beklenmedik yerlerde bulundu.
Bilim insanları, yeni türlerin acilen korunması gerektiğini ve en az birinin muhtemelen neslinin tükenmiş olabileceğini söylüyor.
Tanımlanmamış bitkilerin yaklaşık dörtte üçü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Araştırmacılar, 2023 yılında yeni keşfedilen ilk 10 türün, doğal dünyanın güzelliğini ve mucizesini yansıttığını ve biyoçeşitliliğin kayba uğraması ve iklim değişikliğinin tehlikelerine dair kesin bir uyarı olduğunu söylüyor.
Araştırmanın lideri Dr. Martin Cheek, bir türe bilimsel bir isim verilmesinin, koruma önlemlerinin alınması ve insanlık için potansiyel kullanım alanlarının araştırılması yolunda ilk adım olduğunu söyledi.
Cheek, “Kimsenin bilmediği yeni bir tür bulduğunuzu fark ettiğinizde yaşadığınız şaşkınlık duygusu, hayatı yaşamaya değer kılan bir şey ve çok heyecan verici” dedi.
Kew Botanik Bahçeleri’nin 2023’te keşfettiği 10 yeni bitki türü şunlar:
Üç yeni Antarktika mantarı
Antarktika çiçekli bitkilerden hemen hemen yoksun bir kıta; ama likenler çıplak kayalıkların olduğu küçük alanlarda tutunabiliyor.
Mevcut tüm mantar türlerinin sadece yüzde 5-10’u biliniyor. Bu türler yalnızca keşfedilmemiş uzak bölgelerde değil, gezegenin her yerinde bulunuyor.
Kew’de mantar uzmanı Dr. Raquel Pino-Bodas, bu inanılmaz çeşitlilik arasında “bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan bazılarına doğal çözümler bulmamıza yardımcı olabilecek yeni gıda kaynakları, ilaçlar ve diğer yararlı aktif bileşikler keşfetmemiz kaçınılmaz” dedi.
Bir volkanın zirvesinde bulunan orkide
Muhteşem parlak kırmızı çiçeklere sahip bitki, Endonezya’nın Waigeo adasında sönmüş bir volkan olan Nok Dağı’nın zirvesinde bulundu.
Yeraltında yetişen palmiye
Pinanga subterranea olarak adlandırılan palmiye, Güney Doğu Asya’daki Borneo adasında bulundu.
Palmiyenin parlak kırmızı meyveleri ve çiçeklerinin büyük kısmı yeraltına gömülü.
Mozambik’te etobur bitki
Nane ailesinden olan bu ilginç bitki (Crepidorhopalon droseroides), yapışkan tüylerini kullanarak böcekleri çekip yakalıyor vesindirebiliyor, ancak diğer etobur bitkilerle ilgisi yok.
Dr. Cheek, “Önümüzdeki birkaç yıl içinde bilimsel olarak etçil olduğunun kanıtlanacağına bahse girerim ve bu doğrulanırsa, etobur bitkilerin evriminin kaydedildiği yeni bir durum olacak” dedi.
Yeraltında yaşayan iki ağaç türü
Orta Afrika’daki Angola’nın güneyinde, Kalahari Çölü uzantısında kum altında yetişen ağaçlar keşfedildi.
Yüzeyde ise sadece çiçekler ve birkaç yaprak görülebiliyor.
Baphia arenicola ya da “kum üzerinde büyüyen” olarak bilinen ağaçlardan biri fasulye ailesine ait ve beyaz çiçekleri var. İkincisi Cochlospermum adjanyae ise parlak sarı çiçeklere sahip.
Dr. Cheek, “Bu bilim insanları için büyük bir merak konusu ve işte bu çok küçük ama çok ilginç yeraltı ormanlarının iki yeni türü” dedi.
Madagaskar adasında yeni bir orkide
Bu yeni orkidenin, ziyaretçilerin ilgisini çeken ve miğfer vanga olarak bilinen mavi gagalı garip ve güzel bir kuş sayesinde hayatta kaldığı düşünülüyor.
Köylüler kuşun yaşadığı ormanlık alanları koruyarak, soluk yarı saydam çiçekleri olan orkidelerin yaşam alanlarını korumuşlar.
Diğer keşifler arasında şu bitkiler var:
– Güney Kore’de gıda atıkları üzerinde büyüyen mantarlar
– Tayland’da menekşe benzeri bir çiçek
– Güney Afrika’da indigo taşıyan bir bitki
Bilim insanları her yıl ortalama 2.500 yeni bitki türü ve 2.500 yeni mantar türü keşfedip isim veriyor. Henüz resmi olarak tanımlanmamış 100.000 kadar bitki olduğu tahmin ediliyor.
Mantarlar için bu rakam çok daha yüksek.
]]>Basım, AA muhabirine, iklim değişikliğinin bitki sağlığını etkilediğini ve çeşitli hastalıklara neden olduğunu söyledi.
Bitkilerin sahip oldukları organizma yapısıyla diğer canlılardan farklılık gösterdiğini ifade eden Basım, hastalıkların bitkilerde sağlıklı dokuları yok ettiğini ve tedavinin mümkün olmadığını dile getirdi.
Mevcut durumda hastalık oluşumlarının yükseldiğini vurgulayan Basım, “Karbon salınımı, karbondioksit artınca bitkiler karbondioksiti daha fazla kullanıyor ve biyokütle dediğimiz yeşil aksam artıyor. Sıcaklığın bir derece artması yağışların yüzde 7 artmasına sebebiyet veriyor.” dedi.
Son dönemdeki yağışların da toprağın nemini artırdığına dikkati çeken Basım, “Topraktaki mikroorganizmaların hem çeşitliliğinin artması hem de popülasyon olarak değişiklik göstermesi de bitkileri etkiliyor. Biyokütle artınca bitkide yaprak, yeşil aksam, meyve hastalıkları ve diğer hastalık etmenleri artıyor, değişkenlik gösteriyor.” diye konuştu.
“Yeni hastalıklar ortaya çıkabilir”
Basım, iklim değişikliğinin etkisinin artmasıyla bu hastalıklarla mücadele yöntemlerinin de değişmesi gerektiğini kaydetti.
Hiç beklenmeyen hastalıkların görülebileceği uyarısında bulunan Basım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni stratejilerin belirlenmesi gerekiyor çünkü hiç ummadığımız yeni hastalıklar ortaya çıkabilir. Örneğin böcek vektörlerinin artması durumunda viral hastalıklar artabilir. Yaprak hastalıklarında da artış görebiliriz. Geçen sene bağlardaki asmalarda Mildiyö hastalığı vardı. Bağlarda külleme hastalığı da çok fazlaydı. Hastalıklar birçok yerde verimin düşmesine sebebiyet verdi çünkü nem çok yüksekti. Bu dönemlerde nem fazla olursa özellikle seralarda hastalık artışı görebiliriz.”
Basım, hastalık gelmeden önce basit ilaçlamalar yaparak koruyucu tedbirler almak gerektiğini belirtti.
Hastalıklı materyalin üretim alanından uzaklaştırılması gerektiğini anlatan Basım, şöyle devam etti:
“Böcek vektörleriyle mücadele edilmesi, hastalığın yayılmaması bakımından büyük önem taşıyor. Hastalandıktan sonra bitkiyi tedavi etme durumumuz yok. Üretime başlamadan önce özellikle seralarda, topraklarda dezenfeksiyon yöntemi olan solarizasyon uygulaması yapılması, o toprağın tüm zararlı mikroorganizmadan uzaklaştırılması gerekiyor. Altı haftalık bir solarizasyon, topraktaki bütün zararlı mikroorganizmaları ve yabancı ot tohumlarını ortadan kaldırabilir. Bitki sağlığı için faydalı bakterilerin gelişmesine katkı sağlayabilir.”
“Biyolojik ürünler hızlıca geliştirilmeli”
Basım, ışığın ve kuraklığın fazla olduğu bölgelerde biyoteknolojik yöntemler ile ıslah yöntemlerinin yanı sıra kuraklığa, hastalığa dayanıklı bitkilerin kullanımının önem arz ettiğini vurguladı.
Bitki korumaya yönelik ürünlerin önemine işaret eden Basım, “Kimyasal tarım ilaçlarının yerini alacak olan mikroorganizma içerikli biyolojik ürünlerin hızla geliştirilmesi gerekiyor. 2030’da pestisitlerin yüzde 50’si, inorganik gübrelerin yüzde 20’si yasaklanacak. Avrupa topraklarının yüzde 25’i organik tarıma dönecek. Sizin de yüzde 50’sinin yasaklandığı bir durumda bunun yerini başka biyolojik ürünlerle doldurmanız gerekiyor. Çok fazla zamanımız da yok. Hızlıca bu eksikliği giderilecek şekilde hareket etmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Piyasa bulunan mevcut ürünlere de değinen Basım, “Piyasada bazı biyopestisitler var ancak sayıları az. Böcekler için, hastalıklar için kullanılan ürünler bulunuyor. Bunların artırılmasına yönelik ülkemizde de çalışmalar yürütülüyor ancak hem yenilerinin hem de var olanların kısa sürede geliştirilmesi lazım. Farklı hastalıklar için kullanılabilecek etkili biyolojik ürünlere ihtiyaç var. Kimyasal ilaçlar gibi değil, mikroorganizmalar için özel olarak geliştirilmesi gerekiyor bu ürünlerin.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>