MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)- KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Niyazi Bulut, “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden birisi ise açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor. Dört kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yoksulluk tüm toplumu sarmış durumda. Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor” dedi.
KESK, TMMOB, DİSK, DİSK Emekli-Sen, Tüm Emekliler Sendikası ve Bağımsız Emekliler Sendikası üyeleri İlkadım ilçesi Gazi Müzesi önünde bir araya gelerek emekli maaşları ile asgari ücrete tepki gösterdi.
“Çarklar zengini daha zengin etmek için dönüyor”
KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Niyazi Bulut, şunları söyledi:
“Kamu emekçileri ve emekliler olarak bugün ülke genelinde alanlardayız. Alanlardayız çünkü bu ülkede emeği ile geçim mücadelesi verenler olarak tarihimizin en karanlık, en zorlu süreçlerinden birisini yaşıyoruz. Alanlardayız çünkü bu ülkede yıllardır kamu emekçisi, işçisi, emeklisi, asgari ücretlisi ile milyonlar olarak her geçen gün daha fazla yoksullaştırılıyoruz. Bizler kendi kendimize yoksullaşmıyoruz. Yıllardır bizzat iktidarlar eliyle planlı, programlı, bilinçli, kasıtlı bir şekilde yoksullaştırılıyoruz. Üstelik iktidar da artık bunu saklama gereği duymuyor. Hatırlayalım; döviz kuru, enflasyon rekor üstüne rekor kırmaya başlarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti: ‘Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyorlar. Çarklar dönüyor’. Bu sözler mevcut sistemde kimlerin baş tacı edildiğini, kimlerin ise yok sayıldığının açık bir itirafı olarak tarihe geçmiştir. Evet, çarklar yıllardır dönüyor ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor.
“Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor”
Yıllardır bu ülkeyi yönetenlerin kısa vadede de orta vadede de uzun vadede de tek bir programı vardır. O da emeği ile geçinenlere ve halka dayatılan köleliğe ve yoksulluğa uyum programıdır. Attıkları her adımda işte bu köleliğe ve yoksulluğa uyum programını hayata geçirenler iki tablolu bir ülke yaratmıştır. Geldiğimiz noktada Türkiye’de iki tablo ile karşı karşıyayız. Birinci tablo faizden, ranttan, emek sömürüsünden beslenen bir avuç asalağın ve arkasındaki iktidarın tablosudur. Bu tabloda bir avuç asalak iktidar eliyle besleniyor. Bir taraftan emek sömürüsü diğer taraftan vergi afları, muafiyetleri, teşvikler, ihaleler, dövize endeksli hazine garantileri ile semirdikçe semiriyor. Servetine servet katıyor. Alın teri ile emeği ile yaşam mücadelesi verenler, yoksullaştırılan milyonlar olarak hepimizi kapsayan bu tablo her geçen gün daha fazla kararmaktadır. Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden birisi ise açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor. Dört kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yoksulluk tüm toplumu sarmış durumda. Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca açıklanan Mayıs 2024 verilerine göre bu ülkede 17 milyon 114 bin 912 yurttaş yaşamını sosyal yardımlarla sürdürmeye çalışıyor. 9 milyon 444 bin 458 kişinin aylık geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında kaldığı için Genel Sağlık Sigortası primleri bütçeden karşılanıyor. Milyonlarca kamu emekçisine yoksulluk sınırının yarısını bulmayan bir maaş reva görülüyor.
“Demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz”
Emekli aylıklarında yaşanan buharlaşmanın önüne geçilmesini, özellikle 2008 sonrası işe başlayanların yaşadığı, yaşayacağı kayıpların önüne geçilmesi için emekli maaş bağlanma hesaplamasında 2008 öncesine dönülmesini istiyoruz. Maaş artışlarımızda tüm toplumun sahte olduğunu yaşayarak öğrendiği TÜİK rakamlarının değil, yoksulluk sınırının temel alınmasını istiyoruz. Bunun için mevcutta iktidarın en düşük maaş olarak ifade ettiği eşi çalışmayan, 2 çocuklu en düşük kamu emekçisi maaşının eş ve çocuk yardımı ve kira yardımı ile dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını istiyoruz. Vergide adaletin sağlanmasını, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Tükettiğimiz her şeyden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesini, gelir vergisi birinci dilim oranının yüzde 15 ten yüzde 10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını istiyoruz. İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz.”
]]>
(ANKARA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin 8. yılında; “Yurt dışındaki şarlatandan emir alarak pis ellerini vatanımıza uzatan FETÖ’cü alçaklar döktükleri kanla tarihimize kara leke olarak geçtiler. Modern dönem Haşhaşilerini ne biz affedeceğiz ne de 252 evladını kara toprağa veren milletimiz affedecektir. Ülkemize, milletimize ve hükümetimize kast eden bu ihanet şebekesi değil 8 yıl, 80 yıl sonra bile nefretle anılacaktır” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin 8. yıldönümünde Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen ’15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Programı’nda konuştu.
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Tıpkı 8 yıl önce olduğu gibi bugün de omuz omuzayız”
“Bugün milletimin zaferinin, aziz milletimizin FETÖ’cü darbecilere karşı yazdığı destanın 8. yıldönümünü idrak ediyoruz. Bu gazi mekanda ve 81 vilayetimizin tamamında birbirimize kenetlenmiş durumdayız. Tıpkı 8 yıl önce olduğu gibi bugün de omuz omuzayız. Biriz, beraberiz, genci yaşlısı, kadimi ve bunun yanında kadını erkeğiyle, 85 milyon hepimiz tek yumruğuz. Karşımdaki bu muhteşem kardeşlik tablosundan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu muazzam birlik ve beraberlik için, dosta güven düşmana korku veren dik duruşunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
“Tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum”
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, zira onlar diridirler, ancak siz bunu bilemezsiniz’ buyuruyor. Manevi bakımından şehadetle müşerref olmak dünyada her kula nasip olmaz. 15 Temmuz gecesi darbeye direnen vatandaşlarımızdan 252 şehidimiz bu müjdeye mazhar oldu ve şehitlikle şereflendi. 2 bin 740 insanımız da o gece yaralanarak gazi oldu. Rabbim peygamberlikten sonra en yüce mertebe olduğu bildirilen kahramanların hepsinden razı olsun diyorum. Her biri birer fedakarlık ve cesaret timsali olan gazilerimize de Mevladan hayırlı, sağlıklı, bereketli ömürler diliyorum. Sokaklara, meydanlara, hava limanlarına akın eden, uçakların, helikopterlerin karşısına korkusuzca dikilen, kurşunlara karşı göğüslerini siper eden, ellerinde bayraklarla istiklal şöleni yazan tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Hainlerin başarısız, milli iradenin muzaffer olması için tüm kalpleri ile dua eden yurt dışındaki vatandaşlarımıza ve Türkiye sevdalısı kardeşlerimize ayrıca teşekkür ediyorum. Canlarını ortaya koyan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, emniyet birimlerimiz ve Milli İstihbarat Teşkilatımızın şerefli mensuplarına hasseten teşekkür ediyorum.
“Gazi Meclis 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin kuklalarına dur demiştir”
O gece adeta abideleşen kurumlarımızdan biri de parlamentomuzdu. TBMM halkın meclisi olduğunu bir kez daha göstermiştir. Milletvekillerimiz savaş uçaklarının sonik patlamaları, tepelerine yağan bombalarına aldırmadan korkusuzca görevlerini yerine getirmiştir. Gazi Meclis 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin kuklalarına dur demiştir. O gece ikinci kez gazilikle şereflenen Meclisimizin hangi siyasi partiden olursa olsun tüm değerli mensuplarına tekrar teşekkür ediyorum.
“Bu ihanet şebekesi değil 8 yıl, 80 yıl sonra bile nefretle anılacaktır”
Her toplumda kahramanlar gibi korkaklar da bulunur. Her millette vatanını canından çok sevenler gibi, ruhlarını 1 dolara satacak kadar ucuzlaşanlar da olabilir. 15 Temmuz’da ülkemiz içinde ve dışında sayıları çok sınırlı da olsa darbe girişiminin başarıya ulaşmasını isteyenler de vardı. Tanklara selam duranları, darbecilere alkış tutanları, sala okuyan din görevlilerimize saldıranları, FETÖ’cü hainlere destek verenleri bugün bir kez daha utançla hatırlıyoruz. Yurt dışındaki şarlatandan emir alarak pis ellerini vatanımıza uzatan FETÖ’cü alçaklar döktükleri kanla tarihimize kara leke olarak geçtiler. Modern dönem Haşhaşilerini ne biz affedeceğiz ne de 252 evladını kara toprağa veren milletimiz affedecektir. Ülkemize, milletimize ve hükümetimize kast eden bu ihanet şebekesi değil 8 yıl, 80 yıl sonra bile nefretle anılacaktır. Bugün altını çizerek tekrar sorguluyorum; zalime merhamet mazluma zulümdür.
“Acımız da öfkemiz de tazedir”
Sadece şu an bulunduğumuz bölgede 29 insanımızı şehit edenlere, henüz 15-16 yaşındaki evlatlarımızı acımasızca bizden koparanlara, devletin namusuna emanet ettiği silahları millete doğrultup, masumları katledenlere, Gölbaşı’nda, Emniyette, Genelkurmay’da nice aslan parçasının kanını dökenlere merhamet edersek Allah korusun şehitlerimizin ruhunu muazzep ederiz, kahraman gazilerimize mahcup oluruz. Acımız da öfkemiz de tazedir. FETÖ ve vesayetle mücadele azmimiz diridir, güçlüdür, ayaktadır. Allah’ın izniyle bu kararlılığımızdan hiçbir surette taviz vermeyeceğiz. Milli irade ve demokrasi düşmanlarıyla mücadelemizi sürdürürken hukuk ve adaleti gözetecek, mağduriyetlerin önüne geçecek, masumlarla mücrimleri ayırmaya azami kararlılık göstereceğiz. Son darbeci yargıya hesap verene kadar bu süreci hassasiyetle yürüteceğiz.
“Topyekün Türkiye ve bekamız hedef alındı”
15 Temmuz gecesi sadece bir işgal girişimini püskürtmedik. Aynı zamanda istiklal ve istikbalimize de sahip çıktık. O gece sadece bizi ve aile efradımızı hedef almadı. Sadece AK Parti ve hükümetimiz hedef alınmadı. Devletimizin güvenlik birimleri TRT, TÜRKSAT, basın yayın kuruluşları hedef alınmadı. Topyekün Türkiye ve bekamız hedef alındı. Hedef şahsımızla ve ailemizle birlikte tüm milletimizdi. 85 milyondu. Taşeron olarak FETÖ’cüler eliyle milletin iradesine zincir vurmayı amaçlıyorlardı. FETÖ’yü sureti haktan göstererek 40 yıl boyunca beslediler, büyüttüler, himaye ettiler, yurt dışında önünü açtılar. Klasörler konusu delile rağmen darbeci ve elebaşlarını ısrarla desteklemeyi sürdürdüler. Çatışma ve kıtlıktan kaçan mazlumlara bir lokma ekmeği çok görürken FETÖ’cü hainleri bunun için bağırlarına bastılar. Batı başkentlerinde ellerini kollarını sallayarak serbestçe gezebiliyorlar. Bizler de Cumhur ittifakı ile birlikte önemli adımı attık, tedbirlerimizi oluşturduk. Darbecilere kol kanat vermeyi, hukuk ve adalet diyerek yutturmaya çalışıyorlar. Ellerinde masum kanı olan FETÖ’cülere gösterilen müsamahanın hukuk ve demokrasiyle ilgisi yoktur. 15 Temmuz gecesi kullandıkları bu piyonu Türkiye’ye karşı projelerinde yeniden önümüze sürmektir.
“15 Temmuz’da son kozlarını oynadılar”
1960’dan beri ülkemizde yapılan darbelerin arkasında kimin eli varsa aynı üst akıl 15 Temmuz ihanetinde de tüm unsurlarıyla devredeydi. İşaret fişeği bizim ‘one minute’ çıkışımızdan hemen sonra atıldı. Şahsımız ve hükümetimizin Filistin davasına sağladığı güçlü destek siyonist lobi ve onların içimizdeki etki ajanlarını rahatsız etmişti. Önce 7 Şubat MİT krizi ardından Gezi olaylarıyla iktidarımızı alaşağı etmeye kalktılar. Akabinde 17-25 Aralık Emniyet, yargı darbe girişimiyle hükümetimize karşı hamle yaptılar. 15 Temmuz’da son kozlarını oynadılar. Bu sinsi planları yırtıp attık. Çanakkale, İstiklal Harbimizde olduğu gibi 15 Temmuz’da milletin istiklalini milletin azim ve kararlılığı kurtarmıştır.
“15 Temmuz milletimizin son bir asırda yazdığı en büyük destandır”
15 Temmuz milletimizin son bir asırda yazdığı en büyük destandır. On yıllar boyunca gururla anlatılacak direniş olma yanında milletimizin küllerinden yeniden doğuşun da hikayesidir. 15 Temmuz, ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hakiki dostların ortaya çıktığı turnusol görevi görmüştür. O gece iş başa düşünce ellerinde bayraklarıyla sokaklara koşanların yanısıra ikbal peşinde koşanları da gördük. Çıplak elleriyle tanklara meydan okuyanlarla birlikte tankların arasından sıvışıp kaçanları da gördük.
“15 Temmuz etkinliklerinin ana temasını ‘Milletin zaferi’ olarak belirledik”
Hangi siyasi partiden olursa olsun tek yürek, tek bilek olanlarla birlikte milletimizin ezeli kardeşliğini dinamitlemeye çalışanları da gördük. Sabaha kadar milletimizin zaferi için dua edenlerle beraber darbecilerin galip gelmesini dört gözle bekleyenleri de gördük. 15 Temmuz’da ülkemizin nasıl badire atlattığını unutmamak, darbeci ve arkasındaki güçlere karşı verilen mücadeleyi unutturmamak vefa borcumuzun bir gereğidir. 15 Temmuz etkinliklerin ana temasını ‘milletin zaferi’ olarak belirledik. Sabah İstanbul Şehitler Köprüsü’nün hemen girişinde ilk programımızı yaptık. Ardından buradayız. Türkiye’nin 81 vilayetinde bu programlar devam ediyor.
“Yeni Türkiye 15 Temmuz ruhunun üstünde yükselecek”
Gençlerimizin 15 Temmuz’u anlamalarını, içselleştirmelerini, o gece asil milletimizin yazdığı eşsiz destanlarla gurur duymalarını arzu ediyoruz. Birileri rahatsız olsa da şuna yürekten inanıyoruz; Çanakkale ruhu 1 asır milletimize rehberlik etmişse, 15 Temmuz da Türkiye Yüzyılı’nın inşasına öncülük etmiştir. Kutup yıldızlarımız olarak tüm gençlerimiz bizlere yol gösterecek. Yeni Türkiye 15 Temmuz ruhunun üstünde yükselecek. Her 10 yılda bir demokrasimizin askıya alınmadığı, milletin egemenliğine kast etmeye kimsenin cüret edemediği, dış politikası bağımsız, ekonomisi güçlü, itibarı yüksek çekim merkezi gelmiş bir Türkiye’yi inşallah inşa edeceğiz. Bunun için 15 Temmuz ruhuna sahip çıkmak çok ama çok önemlidir. Bizim nazarımızda milletin iradesine kast edenler arasında hiçbir ayrım yoktur. Vatandaşa silah doğrultan kim olursa olsun yine karşısında dimdik dururuz. Sandıkta tecelli eden iradesine Allah’ın izniyle gölge düşürmeyiz.
“Birilerinin 15 Temmuz kıyamına çamur atma çabalarını ibretle ve üzüntüyle takip ediyoruz”
FETÖ’cülerin arkasına saklandığı manevi milli değerlerimizin örselenmesine izin vermeyiz. 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz vari saldırılarla karşı karşıya kalmaması için gereken her türlü tedbiri alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. Birilerinin 15 Temmuz kıyamına çamur atma çabalarını ibretle ve üzüntüyle takip ediyoruz. Birileri çıkıyor, uyduruk bahanelerle milletin heyecanını paylaşmaktan imtina ediyor. Adı sanı, unvanı ne olursa olsun her kim 15 Temmuz’a laf söylüyorsa hedefi millettir, demokrasidir. Her kim milletin zaferini küçümsüyorsa, tiyatro diyerek bühtan ediyorsa, FETÖ’cü efendilerine diyet borcunu ödemektir asıl amaçları. Biz bunlara prim vermedik vermeyeceğiz. Milletimizde engin ferasetiyle sinsi niyeti görmektedir. FETÖ ve onu kullanan üst akla yaranmak için herşeyi yaptılar. Ne yaptılarsa 8 yıldır emellerine ulaşamadılar. İnşallah hiçbir zaman da ulaşamayacaklar. O gecenin asıl kahramanı milletimiz zaferine de sahip çıkacaktır. Hemen yanı başımızda şehit düşenlerin fedakarlıklarını önemsiz göstermeye kimsenin gücü yetmez. Her 15 Temmuz demokrasi ve milli birlik gününde 85 milyon hem kahraman şehitlerimizi yad edeceğiz hem de bu önemli günü hakkıyla idrak edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.”
]]>İzmir’de dün akşam saatlerinde etkisini gösteren şiddetli yağışlar sırasında Alsancak Enver Dürdar Başar Sokak’ta 44 yaşındaki İnanç Öktemay, su birikintisinden arkadaşıyla karşıya geçmeye çalıştıkları sırada elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirmişti. Elektrik akımına ilk kapılan 23 yaşındaki tıp fakültesi öğrencisi Özge Ceren Deniz’e yardım etmek isterken akıma kapılıp hayatını kaybeden Öktemay, Buca Yeniyol Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Buca Kaynaklar Mezarlığında toprağa verildi. Arkadaşı Özge Ceren Deniz’in cenazesi ise memleketi Osmaniye’ye götürüldü.
Öktemay’ın cenaze namazına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur’un yanı sıra ailesi ve yakınları katıldı. Cenaze namazı öncesi anne Nevin Öktemay, oğlunun tabutunun başından ayrılmadı. Nevin Öktemay, “Benim oğluma yolda yürürken elektrik çarptı. Benim yavrum gitti, beni de gömdüler. Ben oğluma doyamadım. Doyamadan gençliğine gitti” sözleriyle acısını dile getirdi.
“Acımız büyük”
İnanç Öktemay’ın dayısı olan Pamukkale Belediye Başkanı Ali Rıza Ertemur, da yeğeninin yaşamını kaybetmesine ilişkin “Bu kaza değil; ihmal, sorumsuzluk. İki tane genç yavrumuzu biri yeğenim ve bir arkadaşını kaybettik. Acımız büyük ama yani bizim asıl acımızı daha da büyüten bu yetkililerin sorumsuzluğu, bizim ülkemizde insan değerinin bu kadar ucuz olması. Yıllardır kanayan bir yaraymış. O aynı alanda daha öncede de hayvanlar telef olmuş bu elektrik akımından, kaçak akımdan. Ama hiç kimse tedbir almamış. Bu sorumsuzluktur. Tabii biz şu anda acımızı paylaşıyoruz ama bundan sonra da bu olayın arkasında duracağız, nedenini araştıracağız, takipçisi olacağız. Bir daha başka canlar, başka yavrular kaybolmasın diye. Türkiye’de bu kadar ucuz ölümlerin, bu kadar sorumsuzlukların olduğu bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki. Ama inanıyorum ki yetkililer bundan sonra daha tedbirli olurlar. Böyle yavrularımızı kaybetmeyiz” dedi.
“Çok basit bir olay iki gencin canına mal oldu”
Ertemur, sözlerinin devamında ise “Çok farklı bir kişiliği vardı. Cana yakındı, espri yapan her olaydan bir şey çıkartan farklı bir insandı. Rock sanatçılarına, tiyatrolara antika kıyafetler ayarlayan birisiydi. Renkli bir kişiliği vardı. Allah rahmet eylesin, hepimiz üzüldük. Arkadaşına da çok üzüldüm. 23 yaşında bir kardeşimiz, evladımız da bizi çok üzdü. Çok basit bir olay iki gencin canına mal oldu. Yani burada insanların vicdanına bırakıyorum bazı şeyleri. Ben yetkililerin de belediye başkanımızın da bu konunun arkasında duracağına inanıyorum. Bunun neden kaynaklandığının mutlaka araştırılıp bulunması lazım. Çok hareketli, çok sevecen birisiydi, çalışkan birisiydi. Çalışmayı çok severdi. Sonuçta kaybettik, ben çok üzüldüm. Ben Denizli’de oturuyorum, Pamukkale Belediye Başkanıyım. Yanıma gelmişti çok önce de sürekli geliyordu destek olmaya. Seçim zamanlarında, kampanyalarında. Dediğim gibi çok hareketli, çok sevecen. İnsanları seven birisiydi. Espriyi çok severdi. Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun ikisinin de. Bu sorumluluksuzlukların bitmesini istiyorum” diye konuştu.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, İstanbul’da Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı”ndakonuştu. EmineErdoğan, “Şifanın arandığı en kadim kaynaklardan biri hiç şüphesiz hala keşfedilmemiş sayısız türü bünyesinde barındıran bitkiler alemidir. Bugün fitoterapi olarak bilinen bitkilerle tedavi, bilimsel geçerliliği olan, kanıta dayalı bir tedavi yöntemi halini almıştır. Anadolu toprakları, sahip olduğu 3 bini endemik, toplam 12 bin bitki türüyle bitkilerle tedavi alanında müstesna bir yere sahiptir” dedi.
Emine Erdoğan, İstanbul’da Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ev sahipliğinde düzenlenen “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) – Bitkisel İlaçlar İçin Düzenleyici İşbirliği Ağı (IRCH) 15. Yıllık Toplantısı ile Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kılavuz ve Strateji Geliştirme Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’den ve dünyanın farklı yerlerinden gelen, bilim insanları ile buluşmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından mini konser verilen programda, çalıştayla ilgili tanıtım videosu izletildi. Programda, Sağlık Bakanı Koca ve DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Kluge konuşma yaptı. Konuşmaların ardından, Sağlık Bakanı Koca Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi olan “hayat ağacını” hediye etti.
Sağlığı korumanın ve hastalıklardan arınmanın, var olduğu günden bu yana insanlığın ortak derdi olduğunu dile getiren Erdoğan, bu yolda birbirine eklenerek kar topu gibi büyüyen tecrübelerin insanlık tarihinin tüm birikiminden izler taşıdığını söyledi. Emine Erdoğan, şöyle konuştu:
“Yüzyıllar boyunca hekimler, ‘Biz insanı en güzel biçimde yarattık.’ ayetikerimesinin bir tezahürü olarak, kutsal kabul edilen sağlığı korumak ve bu uğurda tedavi yöntemleri geliştirmek için tabiatı incelemiş, yaratılan her şeyi hikmet nazarıyla satır satır okumuştur. Şifanın arandığı en kadim kaynaklardan biri hiç şüphesiz hala keşfedilmemiş sayısız türü bünyesinde barındıran bitkiler alemidir. Bugün fitoterapi olarak bilinen bitkilerle tedavi, bilimsel geçerliliği olan, kanıta dayalı bir tedavi yöntemi halini almıştır”
“SAYISIZ ALİMİN KEŞİFLERİ VE KALEME ALDIKLARI ESERLER HALA BİLİM İNSANLARIMIZ TARAFINDAN KEŞFEDİLMEYİ BEKLEMEKTEDİR”
“Anadolu toprakları, sahip olduğu 3 bini endemik, toplam 12 bin bitki türüyle bitkilerle tedavi alanında müstesna bir yere sahiptir. Sadece bitki çeşitliliği açısından değil, üzerinde birçok önemli hekim ve bilim insanının yaşamış olması hasebiyle de Anadolu toprakları kadim tıp kaynakları açısından önemli bir konumdadır. Razi’den İbni Sina’ya, Hipokrat’tan Galen’e sayısız alimin keşifleri ve kaleme aldıkları eserler hala bilim insanlarımız tarafından keşfedilmeyi beklemektedir”
Emine Erdoğan, geçen yıllarda tercümesini gerçekleştirdikleri “Kitabül Cemi Fil Edviyetül Müfrede” kitabından bahsetmek istediğini aktararak, şöyle devam etti:
“13. yüzyılda yaşayan ve botanik biliminin kurucusu olarak kabul edilen İbnü’l Baytar’ın bu değerli eserinin ne yazık ki Türkçe tercümesi bulunmuyordu. 19. yüzyılda Batılı bilim insanları tarafından önemi fark edilerek çeşitli dillere çevrilmiş olan bu eseri Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak elbette yeterli görmüyoruz. Ülkemizin bu anlamda büyük bir potansiyeli ve mirası var. Bu mirasın modern bilimin süzgecinden geçerek günümüze kazandırılmasının, insan hayatına eşsiz bir katkı sunacağı kanaatindeyim.”
Emine Erdoğan, hastalıklarla mücadelenin, biçim değiştirse de her dönem insanlığın temel uğraş konularından biri olduğunu dile getirerek, “Teknolojinin gelişmesiyle teşhiste kat edilen mesafenin önemini yadsıyamayız. Ancak diğer taraftan artan kronik hastalıklar ve aşırı ilaç kullanımı tüm dünyada sağlık politikalarını yeniden gözden geçirmenin zorunlu olduğu kanısını güçlendirmiştir. Bu noktada DSÖ geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin ülkelerin sağlık sistemlerine dahil edilmesini teşvik etmektedir” ifadelerini kullandı.
“GETAT UYGULAMALARININ BİLİMSEL VE AKADEMİK BİR ZEMİNDE YÜRÜTÜLMESİ SON DERECE ÖNEMLİ”
Emine Erdoğan, 2014 yılında yürürlüğe giren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’nin bu çerçevede önemli bir adım olduğundan bahsederek, şunları söyledi:
“Bu sayede Sağlık Bakanlığı öncülüğünde, birçok üniversitede Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) eğitim ve uygulama merkezleri açıldı. Ancak GETAT uygulamalarının bilimsel ve akademik bir zeminde yürütülmesi son derece önemli. Bu minvalde geçtiğimiz aylarda ülkemizin saygın araştırma kuruluşlarından biri olan TÜBİTAK Başkanlığımız tarafından geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın araştırılmasına yönelik proje çağrısına çıkıldı. Akademik çalışmaların ve bilim insanlarının GETAT uygulamalarına gösterdiği ilginin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.”
Türkiye’nin GETAT uygulamalarında önde gelen ülkelerden biri ve tüm dünya için bir cazibe merkezi olacağına emin olduğunu vurgulayan Erdoğan, topraklarının zengin şifa birikiminin, Sağlık Bakanlığınca patenti alınan “Anadolu Tıbbı” markası altında daha da geliştirilerek, insanlığın yararına sunulacak olmasının ümit verici olduğunu dile getirdi.
]]>Taraflar arasında eğitim, sertifika programları, öğretim, akademik ve kültürel iş birliği usul ve esaslarını kapsayan protokol için Rektörlük Toplantı Salonu’nda düzenlenen imza törenine; ERÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Oktay Özkan, Prof. Dr. M. Hakan Poyrazoğlu ve Prof. Dr. Hakan Aydın da katıldı.
ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Op. Dr. Kemal Tekden’e bu protokole vesile olması ve desteği nedeniyle teşekkür ederek, “Üniversitelerin görevlerinden biri de eğitim faaliyetlerindeki süreçler. Bu süreçlerin sağlıklı olarak ilerlemesi, gençlerimizin ihtiyaç olduğu donanımlara sahip olması son derece önemlidir. Çünkü artık günümüzde eğitim boyutunda bakıldığında sadece bir dil değil, birden fazla dil bilmek önemli hale gelmiştir. Burada dikkat çekici olan üstün zekalı ve dahi çocukların eğitim noktası. Bu çok önemli ve hassasiyet gerektiren bir durumdur. Eğitim boyunda bu öğrencilerin ihtiyacı olan dozajı yüklemeyi sağlıklı yapamazsanız özellikle bu çocuklarımızın çok daha başarısızlıkları ve olumsuzlukları ortaya çıkabilmekte. Bu manada biz Erciyes Üniversitesi olarak üzerimize düşen görevi ortaya koymaya ve süreçlere katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Eğitim Vakfı Genel Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden de TÜZDEV’in kamu yararına bir vakıf olduğunu belirterek, “Özellikle zeki, ileri zekaya sahip çocuklarımızla ilgili bir çalışma içerisinde Türkiye’de beşeri sermayenin önemine inanan, bunu ön plana çıkaran, bunun ülke açısından ne kadar önemli olduğunu bilen kurumlarla iş birliği içerisindeyiz. Bu vesileyle Ülkemizin en önemli üniversitelerinden biri olan ve çok üstün başarılara imza atan Erciyes Üniversitemiz ile de büyük protokol yapma ihtiyacı hissettik. Bu ufka sahip olan Sayın Rektörüme çok teşekkür ediyorum. Kendisi, Türkiye’de böyle bir genç ve çocuk kesimin olduğunu ve bunun Ülkemizin geleceği açısından ne kadar önemli olduğu konusuna vakıf. Bu çocuklarımızla hakkıyla ilgilenip ellerinden tutabilirsek, gelecekte Ülkemizin önünü açabilecek şahsiyetler olacaklardır. İlk çalışmamız da 26 Mayıs’ta İstanbul’da bir çalıştay olacak. Buna Erciyes Üniversitemiz de bütün gücüyle katılacak. Bu protokol çok güzel işlere vesile olur İnşallah. Hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
Konuşmanın ardından Rektör Prof. Dr. Fatih Altun ile TÜZDEV Genel Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden protokolü imzaladı.
Protokol kapsamında; Vakıf tarafından yürütülecek ulusal ve uluslararası kalkınma projeleri, Avrupa birliği projeleri, TÜBİTAK ve tüm hibe programlarına, ilgili birimlerle mutabık kalınmak suretiyle tarafların imkanları doğrultusunda destek verilecek.
Kongre, ortak araştırma projesi, konferans, toplantı, seminer, sempozyum, çalıştay ve panel gibi ortak akademik ve bilimsel etkinlikler düzenlenerek, ortak etkinlikler için konferans veya seminer salonlarının ilgili biriminin uygunluk durumuna göre kullanımı sağlanacak ve gerekli personel desteği verilecek.
Üniversitenin bulunduğu ilde “Üstün Zekalı Çocuklar Eğitici Eğitimi”, “Akıl Oyunları Eğitici Eğitimi” gibi öğretmen ve velilere yönelik sertifika programlarının düzenlemesinde iş birliği yapılarak, vakfın gerekli şartları sağlaması durumunda üniversitenin eğitimleri sertifikalandırılacak. Üniversiteye bağlı ilgili fakültelerde öğrenim gören öğrencilerin Vakıf bünyesindeki sosyal sorumluluk projelerinde, basın-yayın faaliyetlerinde, toplum hizmet uygulamalarında ve ayrıca her iki tarafça yürütülecek projelerde görev alanlarla ilgili birimlere öncelik sağlanacak. – KAYSERİ
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Konya’nın Kulu ilçesinde bir dizi ziyaretlerin ardından Kulu Bölge Devlet Hastanesi açılış törenine katıldı.
Açılışta konuşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkla ilgili özellikle her geçen gün dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldıklarını belirterek, “Bu toprakların bir evladı olarak baba ocağındayım. Sağlıkla ilgili özellikle her geçen gün dünyada sayılı ülkeler arasında olmaya başladık ve her geçen gün, özellikle pandemi ülkelerin sağlık sistemini test etme dönemiydi. Bu anlamda Türkiye 45 milyon vatandaşıyla birlikte bu mücadeleyi başarılı ileri ülkelerin yaşadığı sorunları yaşamadıkları gibi, başarıyla tamamlamış oldu. Özellikle Cumhurbaşkanımızın liderliğinde şehir hastaneleri başta olmak üzere sağlık sisteminin ne kadar güçlü olduğunu hepimize ve dünyaya göstermiş oldu. Şu an tamamlanmış 24 şehir hastanesi var. Şehir Hastanelerimiz bütün Türkiye’de bakılan hastaların dörtte birini tedavi etmektir. Yani hastaların dörtte biri artık şehir hastanelerimizde tedavi ediliyor. Yapımı devam eden ise 14 tane daha şehir hastanemiz var. Merkezi bütçeyle devam eden projeleri devam eden ise 3 tane Şehir Hastanemiz var. Bütün 30 büyük şehrimizde şehir hastaneleri yapılmak üzere bir plan yaptık. Konya’mızda ise geçen hafta Cumhurbaşkanımız müjdesini vermişlerdi. İkinci şehir hastanemizi yapıyoruz. Dutlukır denilen bölgede bin yataklı, bin yataklı olarak söylüyorum ama bin 500 yataklıya çıkacak. Bin 500 yataklı şehir hastanesini yapıyor olacağız. Özellikle şehir hastaneleri yaparken bütün altyapısı ve birimleriyle yetkin olan hastanın bir başka merkeze veya ile sevk edilmediği hastaneler olarak planlıyoruz. Bu anlamda Konyamız 2’inci şehir hastanesine kavuşmuş olacak. İkinci bir müjdemiz ise bakanlığımızın bir Ağız Diş Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastaneleri yok. Bununla ilgili yeni hastane ve merkezlerimiz var ve üniversitelerimizde eğitim araştırmalar var. Biz bakanlığımıza ait 5 ilde diş ve ağız diş ağız diş hastalıkları eğitim araştırma merkezi olarak 5 ilde planladık. Bu 5 ilden birisi de Konya’mız olacak. Bununla ilgili de millet bahçesinin yanında 80 dönümlük arazi üzerinde” diye konuştu.
Konya Valisi Vahdettin Özkan ise yaptığı konuşmada, “Hastane aslında bölge hastanesi mahiyetinde iyi organize olmuş hem Kulu’muzda hem Konya’mızda hem de bu yol güzergahından geçen hastalara hizmet etmektedir. Sağlık kamu hizmetinin etkinleştirilmesi, yaygınlaştırılması ve bütün insanlarımızın beden ve ruh sağlığının teminine yönelik bu kutsi hizmet sürdürülebilir olması önemli. Gerçekten mali sürdürülebilirlik açısından, güçlü sağlık sistemi bunu da daha da güçlendirmek için Sağlık Bakanımızın rehberliğinde ilgili bütün paydaşlar bütünüyle koşarak bu hizmeti vermektedir” dedi. – KONYA
]]>ZEHRA DEĞİRMENCİ/SİBEL KAHRAMAN
CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey, “Biz hiç kimseyi ötekileştirmiyoruz. Bizim için Bursalıların her biri kıymetlidir. Her birinin oyuna talibiz çünkü hiç kimseyi ötekileştirmeyen anlayışımızı biz Nilüfer’de 20 yıl boyunca gösterdik ve şimdi Bursa’da göstermek üzere de yola çıktık. Onun için hedefimiz Bursalıların tamamının oyunu almak ve göreceksiniz 31 Mart’ta Bursalılar gülümsemeye başlayacaklar” dedi.
CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey, seçim çalışmaları kapsamında İznik’te düzenlediği program sırasında ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Geçtiğimiz günlerde Bursa’da yaşayan Balkan göçmeni yurttaşların AKP Bursa İl Başkanlığı telefonundan AKP ve Cumhur İttifakı Adayı Alinur Aktaş’ın seçim çalışmaları kapsamında aranarak Bulgarca ve Yunanca propaganda yapılmasını değerlendiren Bozbey şunları söyledi:
“Tabi iki gün önce olan bir olay, bize de geldi. Gerçekten anlamamız mümkün değil. Üstelik de Bulgarca birilerine destek talebini ileten mesajı duyduk ve bunu bize ilettiler ki ilettikleri kişiler de çocuklarına Türkçe isim verdikleri için, Bulgaristan’da Türkçe konuştukları için Belene kampına atılan, orada işkence gören o insanların ruhuna, o insanlara hakaret olarak görüyoruz. Türkçe o zaman yayınlayın. Yani bunların hepsi Türkçe biliyor. ve bunu kabul etmemiz mümkün değil. İnanıyorum ki Bulgaristan’dan gelen vatandaşlarımız bunu çok iyi anlayacaklardır ve bunu kınıyorum. Bir daha da olmamasını diliyorum. ya da Yunanca yani öyle bir şey yok ki. Türkçe biliyorlar zaten. Anlamak mümkün değil. Gerçekten herkesin bilmesi, herkesin bu konuda bir şeyler söylemesi gerekiyor ama ben iktidar partisini özellikle il başkanlığından yapılan, ki telefon numarası, oranın telefon numarası, yapılan bu hakaret dolu, o insanlara hakaret içeren bu mesajı kınıyorum.”
“BELEDİYENİN BÜTÜN OLANAKLARINI KENDİ SEÇİM ÇALIŞMALARI İÇİN KULLANIYORLAR”
Alinur Aktaş ve AKP Bursa Milletvekili Mustafa Varank’ın 17 Mart’ta gençlerle düzenlediği sahur programı için Bursaray’ın saat 00.00’da biten seferinin özel olarak sabah 05.00’a kadar sürdürülmesi hakkında konuşan Bozbey, şu ifadeleri kullandı:
“Bunlar sadece Bursaray’ı değil her şeyi, belediyenin bütün olanaklarını kendi çıkarları için, kendi seçim çalışmaları için kullanıyorlar. Şu anda da her yerde, yüzlerce, binlerce alanda pankartları var. Bu pankartların tamamının parası Büyükşehir’den çıkıyor. Yani tüyü bitmemiş Bursalı’nın hakkı, süt içemeyen o çocukların, burs alamayan o gençlerin, o annelerin ve pazarda alışveriş yapamayan o insanların, o ihtiyaç sahibi insanların, emekli deseniz zaten perişan durumda, yaşamakta zorluk çeken emeklinin hakkını yiyorlar ve seçim çalışmalarına harcıyorlar. O akşam sadece bir grup insanla bir araya gelmek için sabah saat 4’e kadar o Bursaray’ı çalıştırdılar ama özellikle de bayramlarda ve milli bayramlarda ücretsiz yapmıyorlar. Bizim de taahhüdümüz var, cuma günleri akşam ve cumartesi akşamları belli saate kadar çalışması lazım Bursaray’ın ve çalıştırın. Sadece kendiniz için değil, Bursalılar için bir şey yapın. Bursalılar bunun hesabını 31 Mart’ta fazlasıyla soracaklar.”
“HORTUMU NEREYE BAĞLADILARSA BELGELERİYLE AÇIKLAYACAĞIZ”
Aktaş’ın belediyenin de devletin de kaynaklarını kullanarak seçim çalışması yaptığını dile getiren Bozbey, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Sadece kamuya ait alanları değil seçim kurulunun aslında yasak olduğu alanlarda bu pankartları, billboardları yapıyorlar, asıyorlar. Bizler müracaat ediyoruz ama burada ben kamu idarecilerine özellikle söylemek istiyorum, lütfen bizim başvurularımızı dikkate alın ve bu alanlarda oluşan daha doğrusu suç unsuru taşıyan alanlardaki ve YSK’nın listesinde bulunmayan alanlar dışındaki tüm o pankartları bir an önce toplatın ve Büyükşehir Belediyemiz daha fazla zarar görmesin ve borçlanmasın. İnanıyoruz ki bunların 1 Nisan’dan itibaren hepsinin faturası karşımıza çıkacak. Ama bunları tek tek kamuoyuyla da paylaşacağız çünkü biz tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için geliyoruz. Nereye, ne akıttılarsa, hangi hortumu nereye bağladılarsa bunların tümünü tek tek ortaya çıkarıp kamuoyuyla paylaşacağız. Bunu yapacağız ama bunu belgeli yapacağız.
“31 MART’TA BURSALILAR GÜLÜMSEMEYE BAŞLAYACAK”
Biz hiç kimseyi ötekileştirmiyoruz. Bizim için Bursalıların her biri kıymetlidir. Her birinin oyuna talibiz. Çünkü hiç kimseyi ötekileştirmeyen anlayışımızı biz Nilüfer’de 20 yıl boyunca gösterdik ve şimdi Bursa’da göstermek üzere de yola çıktık. Onun için hedefimiz Bursalıların tamamının oyunu almak ve göreceksiniz 31 Mart’ta Bursalılar gülümsemeye başlayacaklar. Saha çok iyi, kazanıyoruz, inanın kazanıyoruz. Her gittiğimiz yerde müthiş karşılamalar yapıyorlar. ve bu karşılamaların sonucunda ‘hayırlı olsun’ diyor insanlar. Bu iş bitti diyenler çok. Ama biz yine 30 Mart akşamına kadar yoğun biçimde alanlarda olacağız. Kendimizi anlatacağız. Bizim yalanla, iftirayla işimiz yok. Onların yalanla iftirayla işleri var. Ama biz projelerimizi anlatacağız. Yapacaklarımızı anlatıyoruz. İnsanları ötekileştirmemenin ne olduğunu bahsediyoruz. Yoksulların geleceğe güvenle bakması için neler yapacağımızı onlarla paylaşıyoruz. O çocukların süt içmesinin ne anlama geldiğini bildiğimiz için onları anlatıyoruz. Gençlerin burs bulamadığı için okulunu dondurduğunu, üniversiteyi dondurduğunu biliyoruz. Onlara destek olmak üzere, bunları açıklamak üzere sahalardayız. Çiftçimize, hayvancılık yapanımıza destek olmak üzere birçok projemizi insanlarımıza anlatıyoruz ve anlatmaya devam ediyoruz. Emeklimize de destek olacağız. Yine Halk Kart’la hem emeklimize hem de ihtiyaç sahiplerine destek olacağız. Bunun gibi birçok destek projemiz var. Bunlar tamamen belediyenin bütçesinden eşit ve adil biçimde yapılacak. Yani birilerine değil. Eşit ve adil biçimde yapılacak. Bunları anlatıyoruz. Bizim işimiz bunlarla. Bursalılar da bizi çok iyi anlıyorlar. Niye? Nilüfer’de 20 sene boyunca birçok projeyi gerçekleştirdik. Şimdi Bursa’nın her mahallesinde, ilçesinde bunu gerçekleştirmek için yola çıktık ve başaracağız. Kazanıyoruz da. 31 Mart’ta Bursa gülümseyecek.”
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’ni ziyaret etti. İlçenin sorunlarına değinen ve çözüm önerilerini anlatan Cemil Tugay, “İşimizi, aşımızı büyütmemiz lazım. Gelin hep beraber İzmir’in pastasını büyütelim. Bu yolda hepinizin desteğine ihtiyacımız var. Bu kültürü İzmir’de kurduğumuz zaman kentin geleceğine de yatırım yapmış olacağız. Seçilirsem herkesi duyarak ve dinleyerek görev yapacağım. Bu nedenledir ki muhtemelen bu şehrin en başarılı belediye başkanlarından biri olacağım” dedi.
Seçim çalışmalarını sürdüren CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’ni ziyaret etti. Programa, Kooperatif Başkanı Mehmet Ali Susam, yönetim kurulu üyeleri, CHP Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman, CHP Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya, eski CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel ve meclis üyesi adayları da katıldı.
Ziyarette konuşan ve Buca’nın da diğer tüm ilçeler gibi kendisi açısından büyük öneme sahip olduğunu ifade eden Cemil Tugay, yapacakları çalışmalara anlattı. Karşıyaka’da kurdukları vizyon birimi ile kentin 2050’ye kadar planlamasını yaptıklarını anlatan Tugay, şunları söyledi:
“Aynı vizyonu Büyükşehir’e taşıyacağız. İzmir’in tamamında katılımcı bir planlama çalışması yapılacak. 3-5 kişinin toplanıp kendi arasında yaptığı bir çalışma olmayacak. Yerleşim alanlarımız içerisinde sorunlu olduğunu gördüğümüz yerlere müdahale edeceğiz. Dönüşümü gerçekleştireceğiz. Diğer taraftan sosyal donatı alanlarımızı olabildiğince zenginleştireceğiz. Trafik, ulaşım, altyapıda sorunlu bölgelerle ilgili önem sırasına göre kendimize görev listesi yapacağız ve buralara öncelik vereceğiz.”
“KENDİNE YETEN İZMİR MODELİNİ ANLATTI”
İzmir’i yönetirken olayları akışına bırakmayacaklarını, geleceğe dair öngörülen riskleri dikkate alarak, buna dair projeler geliştireceklerini anlatan Cemil Tugay, “Kentlerimizi bekleyen su, gıda, enerji gibi temel sorunlar var. Şehrimizi bunlara hazırlıklı hale getirmeliyiz. İzmir gelecekte yaşanacak sorunlara, krizlere hazırlıklı bir şehir olacak. Su sorununu çözen, kendine yeten gıdasını üreten bir şehir olacağız. Enerji açısından da çok önemli yatırımlar yapacağız. Dışa bağımlılıktan kurtulacak çalışmalarımız olacak. Kendi kendimize yetecek enerji üreteceğiz. Yapılacak planların başarılı olması için demokrasi şart. Demokrasi olmazsa kalkınmanın da gelişmenin de mutlu olmanın da imkanı yok. Demokrasinin en temel ihtiyacı şudur; insanlar özgürce düşünebilmeli, konuşabilmeli, kamu yönetimine katılabilmelidir. Bunun için kamu yönetimlerinin insanlara kapılarının, gönüllerinin, kulaklarının, gözlerinin açık olması lazım. İzmir planlama ajansı diye bir birim üzerinden bu sistemi kuracağım” dedi.
KATILIMCI YÖNETİMİN ÖNEMİNE DEĞİNDİ
Kenti yönetirken herkesin sesine kulak vereceğini söyleyen Tugay, şöyle devam etti:
“Herhangi bir kamu yöneticisi eğer kendini o halktan birileri olarak hissediyorsa, halka sevgileri ve saygıları varsa, demokrasiye inanıyorlarsa, yurttaşların söylediklerine kayıtsız kalamaz. ‘Ben yapayım’ diye bir ben merkezli bakış açısı olmamalı. Böyle bir durum başımıza gelecek en büyük felaketlerden biridir. Zaten ne çektiysek bundan çektik. Birilerinin kendini çok beğenmesi, kendilerini çok üstün görmesi, halka kulaklarını kapatması ve insanları dinlememesi yüzünden bu memleket bu hale geldi. Ekonomisinde de böyle, aklınıza gelebilecek her türlü sorunda böyle. Hiç kimse her şeyi bilemez. Her insan yaşadığı, çalıştığı alanın sorunlarına hakim. Böyle basit bir gerçek varken, insanları dinlememek ayıptır, günahtır. Vatandaşların söylediklerine kulak verip, ona göre politikalarınızı belirlememek büyük bir yanlış. Hiç kimsenin halka bunu yapma hakkı yok. Bir kardeşiniz, evladınız, arkadaşınız olarak bu kenti temsilen önümüzdeki dönemde eğer bana görev verilirse herkesi dinleyen, herkesin söylediğini dikkate alan, kent sakinleriyle karar alan bir belediye başkanı olacağım. Bu nedenledir ki muhtemelen bu şehrin en başarılı belediye başkanlarından biri olacağım.”
“İZMİR’İN İŞİNİ VE AŞINI BÜYÜTELİM”
İzmir’i yönetme modelini açıklarken eski İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Piriştina’yı hatırlatan Tugay, “Ahmet Piriştina başkanımızın dönemini gördük. Daha eskiden Behçet Uz gibi değerli insanlar vardı. Onları sadece okuyor, biliyoruz. Ama ben eminim, bu milleti seven gerçekten hizmet etmek isteyen birileri böyle düşünen insanlar olmalı. Ben de böyle bir insan olacağım” dedi.
Küçük ekmeği paylaşmanın zor olduğunu vurgulayan Cemil Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İşimizi, aşımızı, ekmeğimizi büyütmemiz lazım. Gelişmemiz kalkınmamız lazım. Kalkınmanın kilit sektörlerinden birisi esnaf. Esnafın dostu, destekleyicisi olmalıyız, onların işini büyütmesi için onların yanında olmalıyız. Bunun için belediyelerin, kamu kurumlarının yapabileceği şeyler var. Bunların neler olduğunu biliyorum. Yeter ki o beraber çalışma kültürünü geliştirelim. Gelin hep beraber İzmir’in pastasını, ekmeğini, işini, aşını büyütelim. Ondan sonra burada yoksulluk, işsizlik kalmasın. Kimse sokakta yatmasın, kimse aç kalmasın.”
ADİL PAYLAŞIM VURGUSU
İzmir’de çalışmaya hazır yüz binlerce gencin, iş bulamadığı için başka şehirlere ve ülkelere göç ettiğini anımsatan Tugay, “Bu insanlar iş kurabilir, bu insanları biz kazanabilir, onlara yol açabiliriz. Hali hazırda kendi iş yeri, girişimi, üretim tesisi olan insanlarımızın işlerini büyütmeleri için onların yanında yer alabiliriz. Onlar işlerini büyüttükçe bu şehirden birilerinin de beraberinde karnı doyacak. İş sahibi olacak, ekonomi büyüyecek. Kalkınmadan, büyümeden, gelişmeden bir şehrin mutlu olması mümkün değil. Sorunumuz şu ki Türkiye’de bir büyümeden bahsediliyor ama ne hikmetse o büyüme sadece belirli insanları büyütüyor. Halkın yüzde 95’inin ekonomisi kötüye gidiyor. Yüzde 3-5’i iyiye gidiyor. Buradaki adaletsizliği önleyerek büyümemiz gerekiyor. Böylece hem gelişmiş hem mutlu hem de refah içerisinde, çoluğuna çocuğuna güzel bir yuva olmuş bir ülkeye döneriz. Benim hayalim budur. Bu memleketin bir çocuğu olarak başarmak istediğim sadece budur. Bu yolda hepinizin dayanışmasına, desteğine her zaman ihtiyacımız var. Bu kültürü, bu anlayışı, bu dönemde hep beraber İzmir’de kuralım. Hem İzmir’in geleceğine yatırım olsun hem de Türkiye’ye örnek olsun. İzmir’e de bu yakışır” dedi.
SUSAM: DÜRÜSTÜLÜĞÜNE KEFİL OLABİLDİĞİM BİR İNSAN
Yerel yönetimlerin önemine dikkat çeken Buca Esnaf Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Susam da şunları söyledi:
“Uzun yıllardır tanıdığım Sayın Cemil Tugay’ın bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak bizi ziyaret etmesi, hepimizi mutlu etti. Kendisi sevdiğim, saydığım, inandığım, dürüstlüğüne her zaman kefil olabildiğim bir insan. Zorlu bir seçim kampanyası. Her seçim zordur. Önemli olan hiç kimseyi küçümsemeden, herkesi kucaklayarak, İzmir’e yakışır demokrasi ortamında, saygı ve sevgiyi ön planda tutan bir kampanya süreç sonlandırılsın.”
Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman ise Buca’da işbirlikçi yönetim modelini benimsediklerini belirterek, esnaf masaları kuracaklarını, alt komisyonların çalışmalarıyla esnafa dair tüm sorunları çözmek için çalışacaklarını söyledi.
]]>