Beste – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sat, 16 Mar 2024 22:39:34 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Depremde öldü sanılan genç, müzikle hayata tutundu https://www.haber60.com.tr/depremde-oldu-sanilan-genc-muzikle-hayata-tutundu/ https://www.haber60.com.tr/depremde-oldu-sanilan-genc-muzikle-hayata-tutundu/#respond Sat, 16 Mar 2024 22:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=19764 Asrın felaketi olarak tarihe geçen Kahramanmaraş Depremi’nde 13 saat göçük altında kaldıktan sonra öldü sanılarak ceset torbasına konulan ve son anda yaşadığı fark edilerek kurtarılan 31 yaşındaki Hasan Er, yaşadığı acıları müziğe dönüştürerek hayata yeniden tutundu. Başına gelen felaketten sonra büyük ameliyatlar geçiren ve fizik tedavi süreci için Aydın’a yerleşen Er, yazdığı ‘Yine gelsin’ adlı söz ve besteyi ise depremde kaybettiği eşi başta olmak üzere tüm sevdiklerini kaybedenlere armağan etti.

Kahramanmaraş Depremi’nde eşi ve sevdiklerini kaybeden Hasan Er, 11 şehrin yerle bir olduğu felaketin içinde 13 saat boyunca göçük altında kaldı. Evinin yıkılmasının ardından gözlerini açtığında eşinin vefat ettiğini, çocuklarının ise ortada olmadığını fark eden Er, dar bir göçüğün altında 11 saate yakın çığlık atarak hayatta kalmaya çalıştı. 13 saat göçük altında kalan ve kurtarıldığında öldü sanılarak bir ceset torbasına konulan talihsiz genç, şans eseri yakınlarını arayan bir vatandaş tarafından yaşadığının fark edilmesi üzerine hemen hastaneye götürüldü ve uzun bir tedavi sürecine başladı. Yaşam sevinci ve azmini kaybetmeyen Hasan Er, yaşadığı acıları müziğe dönüştürerek hayata yeniden tutundu. Fizik tedavi süreci için Aydın’a yerleşen Er, yazdığı ‘Yine gelsin’ adlı söz ve besteyi ise depremde kaybettiği eşi başta olmak üzere tüm sevdiklerini kaybedenlere armağan etti.

“Öldü sanıp ceset torbasına koymuşlar”

Deprem sonrasında 13 saat göçükte kaldığını ve kurtarıldığında öldü sanılarak ceset torbasına konulduğunu ifade eden Hasan Er, “Asrın felaketi Kahramanmaraş Depremi’nde 11 şehrimiz yerle bir oldu. Bu süreçte 13 saat boyunca göçükte kaldım. Evimiz bir anda sallanmaya başladı ve yıkıldı. Daha sonra gözlerimi açtığımda eşim vefat etmişti. Çocuklarım ortada yoktu. Ben çok dar bir göçüğün altındaydım. Bir ayağım kalçamdan tamamen kırılmıştı ve sırtıma dönmüştü. Bu süreçte yaklaşık 11 saat çığlık attığımı biliyorum. Daha sonrasını artık travmadan dolayı artık hatırlamaz oldum. Ne yaptığımı bilmiyordum. 13’üncü saatte beni göçükten çıkarmışlar. Öldüm zannedip, bir ölü torbasına koymuşlar. Ex olduğumu zannetmişler ve bir kişi yakınlarını ararken torbayı açtığında ölmediğimi fark etmiş. Daha sonra beni apar topar hastaneye göndermişler. Kahramanmaraş Hastanesi’nde hiç yer olmadığı için gece saat 12 civarına kadar yarı travma içerisinde yerde yattığımı biliyorum. Daha sonrasında annem beni buldu ve annem beni ilk gördüğünde tanıyamadı. Yüzüm paramparça olmuştu çünkü. Her tarafım kırıktı. Daha sonrasında Gaziantep’te bir hastaneye ulaştırdılar, orada fasyotomi ameliyatı yapıldı. Ayaklarımın kasları tamamen açıldı. Sonra oradaki tedavinin yetersiz kalacağı söylenerek Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne beni gönderdiler. Bir ambulans uçakla oraya götürüldüm. Yaklaşık 45 gün boyunca yoğun bakımdaydım ve çok büyük ameliyatlar oldum. Toplamda 51 tane ameliyat oldum. Bir kaç defa kalbim durdu. Bu süreçte benimle çok ilgilendiler. Ölüm riskim 45 gün hiç geçmedi. Daha sonrasında beni servise aldılar. Yaklaşık 5 ay hastanede yattım. Bunun sonrasında da fizik tedavi görmek için Aydın’a yerleştim. Akrabalarımdan bir tanesi buradaydı ve Kahramanmaraş’a dönemeyecek haldeydik. Orada çünkü hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Bana 5 yıl kadar yürüyemeyeceğim söylenmişti. Gerçekten belden aşağım felçti ve her şeyimle annem ilgileniyordu. Çok büyük çabalar göstererek ben 2 ayda adım atmaya başladım. Ayağıma aparatlar taktım, bir şekilde ayakta durmaya çalıştım. Spor yapmaya çalıştım. Fizik tedavim iyi geçti” dedi.

“Benim için duygusal bir an olmuştu”

Kaybettiği eşi başta olmak üzere depremde sevdiklerini kaybeden herkes adına bir söz yazdığını ifade eden Er, “Daha önce söz beste yazarlığı yapıyordum, tekrardan söz beste yazmaya başladım ve bu acıları nasıl anlatabilirim dedim kendime. Bunu bir görev olarak edindim kendime. Orada bir sürü insan yakınlarını kaybetti, akrabalarını kaybetti ve ‘Yine gelsin’ adıyla bir beste yaptım. Bu besteyi ilk önce rahmetli eşime ve tüm sevdiklerini kaybedenlere besteledim. Umarım bir daha böyle bir şey hiç kimsenin başına gelmez. Bu süreçte menajerim Uğur Özayvaz ile tanıştım. Kendisi de bana yardımcı olabileceğini söyledi. Bütün müzikle alakalı kayıtlarımı, konserlerimi yapacağını söyledi. Yeni bir şarkı çıkarttık ve bu depremle alakalı besteme şarkı yaptık. Bu şarkıyı bütün sevdiklerini kaybedenlere armağan etmek için besteledim, benim için duygusal bir an olmuştu. Hepimizin yaşadığı acıları herkese duyurmaya çalıştım, bu şekilde kaleme alabildiğimi düşündüm” şeklinde konuştu. – AYDIN

]]>
https://www.haber60.com.tr/depremde-oldu-sanilan-genc-muzikle-hayata-tutundu/feed/ 0
İstiklal Marşı’nın Kabul Edilişinin 103. Yılı Kutlandı https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-kabul-edilisinin-103-yili-kutlandi/ https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-kabul-edilisinin-103-yili-kutlandi/#respond Wed, 13 Mar 2024 00:39:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18289 Mehmet Akif Ersoy’un “Kahraman Ordumuza” ithafıyla yazdığı, Türk milletinin bağımsızlığının sembolü olan İstiklal Marşı, 103 yıl önce bugün kabul edildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 12 Mart 1921’de onaylanan İstiklal Marşı, 1930’a kadar Ali Rifat Çağatay’ın bestesiyle icra edilirken, 1930’dan itibaren de Osman Zeki Üngör’ün bestesiyle okunmaya başlandı.

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi, kuruluşundan bir yıl sonra duyulan ihtiyaç neticesinde “Milli Marş” yazımı için 500 lira ödüllü bir yarışma düzenledi.

Bu ödülün miktarını ve yarışmanın düzenlenmesini yürüten dönemin Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanı) Rıza Nur, yarışmaya güfte dışında 500 lira da beste ödülü koydu.

Yarışmaya olabildiğince çok sayıda katılım olması için Meclis tarafından aktif olarak çalışan gazetelere ve ülkede ulaşılabilen her yere bilgi ulaştırılırken, 6 ayda 724 şiir gönderildi.

İstiklal Marşı yazılması için TBMM tarafından gönderilen ilanın orijinal metni şu şekildeydi:

“Şairlerimizin dikkatine; Milletimizin dahili ve harici İstiklal uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı, Umur-u Maarif Vekili Celilesi’nce müsabakaya vazedilmiştir. İşbu müsabaka, 23 Kanun-u evvel sene 36 tarihine kadar olup bir heyeti edebiye tarafından, gönderilen eserler arasından intihap edilecektir ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükafat verilecektir ve yine laakal beş yüz lira tahsis edilecek olan beste için bilahare ayrıca bir müsabaka açılacaktır. Bütün müracaatlar Ankara’da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaleti’ne yapılacaktır.”

724 şiir arasından Mehmet Akif Ersoy’un eseri kabul edildi

Bu 724 şiirin değerlendirilmesi için Meclis bünyesinde görev yapan hükümetin Maarif Vekaletince (Milli Eğitim Bakanlığı) oluşturulan komisyonda görevlendirilen uzman kişiler, 724 şiiri tek tek okuyarak değerlendirme yaptı ve arasından 6’sını seçti.

Para ödülü konulduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, daha sonra Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine Taceddin Dergahı’nda kaleme aldığı ve Türk Ordusu’na hitap ettiği şiiriyle yarışmaya katıldı.

“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen Ersoy’u ikna etmek için Hamdullah Suphi, “İstiklal Şairi”ne şu mektubu yazmıştı:

“Pek aziz ve muhterem efendim İstiklal Marşı için açılan müsabakaya, iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.”

Yapılan elemeler sonucu TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, Mehmet Akif’in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edildi. Meclis’te İstiklal Marşı’nı okuyan ilk kişi de Hamdullah Suphi Tanrıöver oldu.

Mehmet Akif Ersoy, marşın kabulü sonrası bütçeden ayrılan 500 lira ödemeyi kadın ve çocuklara mesleki eğitim veren Darül Mesai Vakfına bağışladı.

Şiirin bestelenmesi için açılan yarışmaya 24 besteci katıldı

İstiklal Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmeyen Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin eseri olduğunu beyan etti.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı ve 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti.

1930’a kadar çalınan beste o yıl değiştirildi ve dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konuldu ve toplam dokuz dörtlük ile bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yaptı.

Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey ile yapılmış bir röportajda belirtildiğine göre, beste aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştı ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemişti.

Söz ve melodide yer yer görülen uyum eksikliğinin (örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur.

Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklal Marşı olarak söyleniyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-kabul-edilisinin-103-yili-kutlandi/feed/ 0
İstiklal Marşı’nın Bestecisi Osman Zeki Üngör’ün Vefatının Üzerinden 66 Yıl Geçti https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-bestecisi-osman-zeki-ungorun-vefatinin-uzerinden-66-yil-gecti/ https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-bestecisi-osman-zeki-ungorun-vefatinin-uzerinden-66-yil-gecti/#respond Tue, 27 Feb 2024 23:39:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12756 İstiklal Marşı’nın bestecisi, keman virtüözü, ilk senfonik orkestranın kurucularından ve ilk orkestra şeflerinden Osman Zeki Üngör’ün vefatının üzerinden 66 yıl geçti.

Muzıka-yi Hümayun bünyesinde “Fasl’ı Cedid’i tertip eden Santuri Hilmi Bey’in torunu olan Üngör, Üsküdar’da 1880’de dünyaya geldi.

Usta sanatçı, dedesinin isteğiyle 7 yaşında çalmaya başladığı kemanda ustalaştı ve 11 yaşına geldiğinde Muzıka-yi Hümayun’da senfonik orkestra üyeliğine seçildi.

Bandodaki yeteneğiyle 2. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve Batı müziği öğrenimi görüp konser kemancısı olarak yetiştirilen Üngör, o tarihten itibaren özel hocalarla çalıştı.

Osman Zeki Üngör, Vondra Bey’den keman, D’Aronda Paşa’dan müzik nazariyatı, solfej, klasik fon felsefesi ve tarih dersleri aldı. Sanatçı, eğitimlerin sonunda ilk Türk konser kemancısı oldu.

Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesinin şefliğini yaptı

Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde öğrenim gören Üngör, resitallerde ve sarayın resmi davetlerinde çalarken, Fasl’ı Cedid ile Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak görev yaptı.

Üngör, binbaşı rütbesiyle Saray Orkestrası şefliğini üstlendiğinde, repertuvarında çoğunlukla marşlar ve popüler parçalar bulunan orkestrayı modernleştirme çabasındaki Atabilen’i destekleyen sanatçıların başında geldi.

Muzıka-yi Hümayun’da ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Üngör, bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de ilk defa saray dışında halka yönelik konserler verdi ve orkestra şefi olarak iki ay süren Avrupa turnesine çıktı.

Sanatçının ilk olarak Viyana’da, ardından Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da sahne aldığı bu program, bir Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesi oldu.

Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör, asıl şöhretini Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nı 1922’de besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-i Cumhur Musiki Hey’eti şefi oldu.

Musiki Muallim Mektebi’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Üngör, 1924’ten 1934’e kadar bu okulun müdürlüğünü üstlendi.

Üngör, 1926’da Türkiye’nin tanıtımını yapmak için Avrupa sahilini boydan boya dolaşan Karadeniz Gemisi’yle gezecek orkestrayı oluşturdu ve 4 ay boyunca her limanda konser verdi.

Emekliye 1934’te ayrılan besteci, 28 Şubat 1958’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalınan Üngör’den önce bu izin sadece Mehmet Akif Ersoy için verilmişti.

Üngör’ün başlıca eserleri, “İstiklal Marşı”, “İlim Marşı”, “Azmü Ümit Marşı”, “Töre Marşı”, “Türk Çocukları” ve “Cumhuriyet Marşı” oldu.

İstiklal Marşı’nın bestelenmesi

Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı’nın besteleniş hikayesini şöyle anlatmıştı:

“İstiklal Savaşı’nın devam ettiği sıralarda ben, Muzıka-yi Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, fasıl takımı ve orkestra benim emrimde idi. Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.

İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım, ‘Aman, bu çok güzel bir şey olacak.’ dedi. Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/istiklal-marsinin-bestecisi-osman-zeki-ungorun-vefatinin-uzerinden-66-yil-gecti/feed/ 0