Artan hayat pahalılığı, özellikle temel gıda ürünleri olan et, süt ve yumurtanın fiyatlarındaki fahiş artış çocukların beslenmesini de olumsuz etkiliyor. Yurttaşlar çocuklarını bir nebze iyi beslemek için kendi ihtiyaçlarından kısıyor. Emekli öğretmen Mustafa Kara, “Beslenme diye bir şey yok. Bizim kuşak bir şekilde idare etti ama şimdi bırak çocukları anne babalar bile beslenemiyor. Çocuklar beslenme çantalarına istediğini koyamıyor. Ekmeğin içine ekmek koyuyorlar. Böyle beslenme zor” dedi. ANKA’ya derdini anlatan bir anne de “Çocuğa 200-300 gram alıyoruz alıyoruz, bize yok. En son eti 6 ay önce aldık. O da yarım kilo. Böyle idare etmeye çalışıyoruz. Yoktan var etmeye çalışıyoruz” sözleri ile durumu anlattı.
Gün geçtikçe artan ekonomik kriz aileleri kara kara düşündürüyor. Aileler özellikle temel gıda ürünleri olan et, süt ve yumurtayı almakta zorlanıyor. Bu durumdan ise en çok çocuklar etkileniyor. Şişli Meydanı ve Kağıthane semt pazarında vatandaşlara mikrofon uzatarak, çocukların yeterince beslenip beslenemediğini sorduk. Semt pazarındaki vatandaşlar şöyle konuştu:
“YOKTAN VAR ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Çürük biber aldım, semiz otu aldım, ıspanak aldım, 100 lira tuttu. Çocuklarımız yeterince beslenemiyor. Yumurta alabiliyorum ama köfte et gibi şeylere mümkün değil. Çocuk istediği zaman aldığımız oluyor ama biz yemiyoruz, çocuğa göre 200-300 gram alıyoruz alıyoruz, bize yok. En son eti 6 ay önce aldık. O da yarım kilo. Böyle idare etmeye çalışıyoruz. Yoktan var etmeye çalışıyoruz. Bütçemize göre hareket ediyoruz.
“GIDA ÖNEMLİ OLDUĞU İÇİN DAHA ÖNEMSİZ ŞEYLERDEN KESMEYE ÇALIŞIYORUM”
Şu an 500 lirayı buldu aldığım malzemeler. Çocuğum yeterince beslenemiyor. Et, süt, yumurtayı gücümüz yettiği kadar alabiliyoruz. Onların ihtiyacı olduğu kadar alamıyoruz. Bir çok şeyden kesiyorum, giyimden özellikle. Gıda önemli olduğu için daha önemsiz şeylerden kesmeye çalışıyorum. Kendi ihtiyaçlarımı erteliyorum ama çocuklarımın beslenmesi tabi her şeyden önemli. Türkiye’deki çocuklar da yeterince beslenmiyor. Ben böyleysem diğerleri de öyle. Hepimiz aynıyız. Herkes bazı şeyleri alıyor, bazı şeyleri alamıyor. Eti de eskisi gibi yiyemiyoruz. Et fazla alamıyoruz, alıyoruz ama az alıyoruz. Eskisi gibi değil, çok şey değişti. Her şey çok pahalandı. Zor durumdayız. Maaşlarımız yetmiyor. Hiçbirimiz yeterince beslenemiyoruz bence. Ben daha kaliteli, pahalı ürünler almak istiyorum ama alamıyorum. Param yetmiyor. Çocuğum burada karadut istedi, pahalıydı alamadım ama almak isterdim.
“EKMEĞİN İÇİNE EKMEK KOYUYORLAR”
Hayat pahalı. Et 600-700-800 lira. Bir gün kasaba gidiyorsun, ertesi gün fiyatların ne olacağı belli değil. Çocuklar yeterince beslenmiyor. Okullara gidin bakın. Ben aynı zamanda emekli öğretmenim, beslenme diye bir şey yok. Bizim kuşak bir şekilde idare etti ama şimdi bırak çocukları anne babalar bile beslenemiyor. Çocuklar beslenme çantalarına istediğini koyamıyor. Ekmeğin içine ekmek koyuyorlar. Böyle beslenme zor.
“ESKİDEN PAZAR ARABASI AĞZINA KADAR DOLARDI, ŞİMDİ TANEYLE ALIYORUZ”
Çocuklar beslenemiyorlar. Çünkü her şey çok pahalı. Hiçbir şey, hiçbir şeye yetmiyor. Et yiyemiyorlar, eskidendi o. Artık bitti, hayat bitti. Şimdi pazarcıyla konuşuyordum sigortamı bile yatıramıyorum diyor. Eskiden daire, araba alabiliyordum ama artık hiçbir şey yapamıyorum diyor. Çocukların geleceği çok zor. Allah herkese yardım etsin. Eskiden pazara gidiyorduk, araba ağzına kadar dolardı, artık taneyle alıyoruz. Eskisi gibi değil. En iyi yumurtayı alırsan eğer tanesi 5-6 lira, daha kalitesizi 4 lira. Güzel yumurta da değil.
“ÇOCUKLAR BESLENMEYİ BIRAK, KARINLARINI BİLE DOYURAMIYOR”
Şişli Mecidiyeköy Meydanı’nda ise mikrofon uzattığımız yurttaşlardan emekli olduğu halde çalıştığını söyleyen Kamil Dibek, “Çocuklar beslenmeyi bırak, karınlarını bile doyuramıyor. Beslenmek için çocukların yeterli vitaminleri alması lazım. Maalesef günümüzde alamıyorlar. Ben İstanbul’a 90’larda geldim. Evimi aldım arabamı aldım. Şu anda ailede hepimiz çalışıyoruz, eşim emekli, ben emekliyim, çocuklarımdan biri çalışıyor, kenara para koyamıyoruz. Kirada olsak geçinemeyiz, böyle bir durum var” dedi.
“YETERİNCE ALAMIYORUM”
4 çocuk babası Hüsnü Alkan ise çocuklarına her gün süt almasının bile mümkün olmadığını belirterek, “4 çocuk okutuyorum. Birine bir şey alsam diğeri de istiyor ona da almak zorunda kalıyorum. Tabi yeterince alamıyorum, yeterince beslenemiyorlar. Ekmek arası ancak, o tür şeyler götürebiliyorlar, yumurta, peynir. Süt de mümkün değil. Hayat pahalılığından geçinemiyoruz. Ben emekliyim 10 bin TL maaş alıyorum. 4 tane çocuk okuyor” dedi.
“ERDOĞAN VİCDANA GELSİN, ÇOCUKLARI DÜŞÜNSÜN”
Elmas Sarıbağ da cumhurbaşkanına seslenerek, “Beslenemiyorlar, nerede beslenecekler, etin kilosu bir milyon olmuş. 600 TL kuşbaşı kıyma. Biraz vicdana gelsin Tayyip Erdoğan, çocukları düşünsün” diye konuştu.
“ET ZENGİN İLE ARAP’IN GIDASI OLDU”
Nuri Güzelyurt da et almanın ço kzor olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Kim yeterli besleniyor ki? Çocuklar değil sadece yetişkinler de yeterli besleniyor mu? Hayır. Şimdi öyle bir hale getirdiler ki et artık tamamen zenginin ve Arap’ın gıdası oldu.”
Türkiye’de şartların giderek zorlaştığını belirten İbrahim Bumin, “Türk halkının geçim şartları çok sınırlı. İnsanların istediklerini yiyebildiklerini sanmıyorum. Hayat pahalılığını, gelir adaletsizliğini düşündüğümüz zaman tabii ki en çok da çocuklar bundan nasibini alıyor” dedi.
]]>Türkiye’deki yardım dernekleri açlık, yoksulluk, savaş gibi nedenlerle gıdaya erişimin zor olduğu coğrafyalardaki ihtiyaç sahiplerine yardımlarını sürdürüyor. İnsani yardım kuruluşu Yeryüzü Doktorları, bu yıl Ramazan ayında kumanya dağıtımlarını 30 ülkede gerçekleştirdi. Kliniklerinin olduğu ülkelerde sağlık hizmetlerini aralıksız sürdüren dernek, “Hayat Kurtarılmaya Aç” kampanyası ile Ramazan ayında gıda yardımı sağlayarak kriz bölgelerine destek oldu.
Ramazan ayı boyunca gıda desteği sağlayan kuruluş Afganistan, Bangladeş, Benin, Çad, Etiyopya, Hindistan, Kazakistan, Azerbaycan, Arnavutluk, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Pakistan, Kamboçya, Somali, Suriye, Yemen, Sri Lanka, Uganda, Peru, Kamerun, Honduras, Kosova, Tanzanya, Türkiye, Togo, Lübnan, Gazze, Mısır ve Sudan’ın yer aldığı ülkelerde toplam 7 bin 625 kumanya dağıtarak 47 binden fazla ihtiyaç sahibine ulaştı. Bununla birlikte iftar programı gerçekleştiren dernek, Ramazan ayında 13 bin kişinin iftar sevincine ortak oldu.
Savaş ortamında ve saldırılar altında Ramazan ayını geçirmek zorunda kalan Gazze’de çalışmalarını aralıksız olarak sürdüren dernek çalışanları on binlerce kişiye iftar sofrası kurarak Gazzelilerin yanında yer aldı. Mobil sağlık ekipleri de bölgenin ihtiyaçlarını tespit ederek açlık krizinin yaşandığı bölgeye Mısır’dan tedarik ettiği yardım kolilerinin teslimatını sağladı.
Her yıl Ramazan ayında gerçekleştirdiği kumanya dağıtımlarıyla on binlerce kişiye ulaşan insani yardım kuruluşu, Afrika’dan Asya’ya, Balkanlar’dan Güney Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında çalışmalarını gerçekleştirdi. Kuruluş, her bölgenin kültürel alışkanlıkları gözetilerek hazırlanan, dağıtılan kumanya kolileri ve iftar programı ile 60 binden fazla insanın sofrasına ulaştı.
Beslenme sağlığı tedavi programları uygulanıyor
İnsani yardım derneği, açlığın önemli bir sorun teşkil ettiği Afganistan, Çad, Somali, Yemen’de açtığı beslenme sağlığı merkezlerinde yetersiz beslenmenin küçük yaşlarda meydana getirdiği malnutrisyon hastalığına karşı tıbbi beslenme tedavisine de destek oluyor. Dört ülkede 21 beslenme sağlığı merkezi ve 11 mobil sağlık ekibiyle özel olarak hazırlanmış destekleyici ve terapötik gıdalar hastaları tedavi etmek için kullanılıyor.
“Sürdürülebilir çözümlerle faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz”
Ramazan ayının sonunda tüm gıda yardım kolilerinin ihtiyaç sahipleriyle buluşturulduğunu söyleyen Yeryüzü Doktorları Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Yahyahan Güney, “Her yıl olduğu gibi bu Ramazan ayında da bağışçılarımız sayesinde birlik ve beraberlik içinde yardımlaşmanın mutluluğunu, paylaşmanın sonucunda binlerce ihtiyaç sahibi insanın hayatına dokunmanın huzurunu yaşadık. Sağlanan destekler ile kısa vadeli çözümler yerine sürdürülebilir çözümlere odaklanarak faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Gazze’deki ekiplerimizle hem sahada hem hastanede destek vermeye devam ediyoruz. Gazze’nin kuzeyinde mobil ekiplerimizle ve güneyde 3 hastanede yer alan doktorlarımızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz, bağışlarla da aralıksız olarak Mısır’dan yardımlarımızı ulaştırıyoruz. Bu doğrultuda günlük sıcak yemek ve gıda kolilerimizin dağıtımlarına devam ediyoruz. Bugün 30 ülkede gerçekleştirdiğimiz kumanya dağıtımlarımızı başarıyla tamamladığımızı, 4 ülkede yer alan beslenme sağlığı merkezimizde tedavi uygulamalarının devam ettiğini gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Somali’den Gazze’ye, Bangladeş’ten Honduras’a kadar sağlık ve insani yardım alanında ihtiyaç sahiplerinin yanında olacağız” dedi. – DAKKA
]]>Dünyadaki her dokuz kişiden biri yetersiz beslenmeden muzdarip ve bu artan sorunla yüzleşmek ve üstesinden gelmek için yeni gıda seçeneklerinin araştırılması gerekiyor. Tarıma uygun arazilerin çoğunun hali hazırda ekiliyor olması nedeniyle daha yüksek verim elde edilmesinin zorlu bir süreç olacağını belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ayla Ünver Alçay, “Geleneksel gıda sistemine karşı yeni arayışlar ortaya çıktı. Gıda olarak kullanılmayan ürünlerin gıda olarak kullanılabilir hale getirilmesi, gıda atıklarının değerlendirilmesi, bazı mikroorganizmaları bol miktarda üretip besin maddesi olarak kullanılması, biyofermantasyon teknolojisi ile selülozdan gıda üretimi, farklı mikrobiyal kaynaklardan protein üretimi çok yakında karşımıza çıkabilir” dedi.
Yosunlar beslenmede önemli hale gelecek
Çok yakın bir gelecekte yosunlar, tek hücre proteini, yabani tahıllar ve sahte tahıllar, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yenilebilir gıda ambalajları, kaktüsler, nanogıdalar, bitki bazlı sütlerin beslenmede yaygın olarak kullanılabileceğini ifade eden Dr. Alçay, “Bilinen yaklaşık 10 bin farklı deniz yosunu türü vardır ve bunların çoğu yenilebilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde binlerce yıldır gıda olarak tüketilmektedirler. Taze, fermente edilmiş, kurutulmuş veya dondurulmuş şekilde, bütün olarak veya farklı boyutlarda pul, granül veya toz halinde öğütülerek, gıda olarak veya hazırlanmış gıdaların içeriği olarak tüketilebilirler. Algler ve diğer deniz besin kaynakları, özellikle geleneksel tarım uygulamaları nedeniyle topraktaki besin maddelerinin tükenmesiyle birlikte daha bol hale gelecektir. Algler, ekilebilir araziye ihtiyaç duymamaları ve minimum besin maddesiyle büyüyebilmeleri nedeniyle geleneksel mahsullere iyi bir alternatif sağlayabilir” açıklamasını yaptı.
Yüksek protein kaynağı tek hücreliler
Tek hücre proteini, genetiği değiştirilmiş gıdalar, yabani tahıllar ve sahte tahılların besin maddesi olarak besin maddesi olarak kullanılabileceğini belirten Dr. Alçay, “Tek hücre proteini insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılan, fermantasyon yoluyla üretilen, alg, bakteri, küf veya maya gibi mikroorganizmaların ölü ve kurutulmuş formlarını ifade eder. Yüksek protein içeriğinden dolayı tarımsal kökenli proteinlere alternatif bir kaynak olarak dikkat çekmektedir” şeklinde konuştu.
Yabani tahıllar ve sahte tahıllar
Dr. Alçay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buğdayı çeşitlendirmek veya alternatifiyle değiştirmenin sağlık ve çevre üzerine olumlu etkileri olacaktır. Önümüzdeki yıllarda muhtemelen kullandığımız tahıllar, sahte tahıllarla yer değiştirecektir. Kinoa, amaranth, karabuğday, kavuzlu buğday, yabani pirinç, parmak darı, fonio ve Horasan buğdayı bunların arasında sayılabilir. Karabuğday, kinoa ve amaranth tahıl değil tohumdur ve sahte tahıllar adı verilen kategoridedirler. GDO gıdaların bazı yaygın örnekleri arasında tatlı mısır, pirinç, patates, peynir, domates, somon bulunur. Doğal kabul edilmemesi ve potansiyel olarak güvensiz olduğu düşünülmesi nedeniyle GDO’lu ürünler genellikle tüketici tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır.”
Kaktüs, nanogıdalar, bitki bazlı süt gibi gıdaların çok yakında daha yaygın olarak beslenmede kullanılacağını ifade eden Dr. Alçay, herkesin sağlıklı beslenebilmesi için küresel gıda üretimin artması gerektiğini söyleyerek “Fonksiyonel gıdaların da günümüzün ve geleceğin gıdaları arasında pazarda yer alacağı ön görülmektedir. Sağlıklı beslenme ve sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda küçük değişiklikler büyük fark oluşturabilir” dedi. – İSTANBUL
]]>Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz: “Yemekleri iyi çiğneyin, hızlı yemeyin”
KAYSERİ – Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, Ramazan ayında beslenmeyle ilgili uyarılarda bulunarak, “İftar ve sahur arasında mutlaka bol sıvı tüketin. İftarı hurma veya zeytinle açıp bir bardak su içtikten sonra çorbaya geçmek faydalı olur. Sahur yapmamak kilo verdirmez, mutlaka yapılmalı” dedi.
Yeterli ve dengeli şekilde beslenildiği zaman Ramazan ayının rahat geçirilebileceğini aktaran Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, “Oruçluyken iftar ve sahur arasındaki sürenin iyi bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Bu süreyi doğru bir şekilde yönetebilirseniz gün içerisinde kendinizi çok daha iyi hisseder, açlık ve susuzluk gibi durumları çok daha az yaşarsınız. İftar ve sahur arasında yeterli seviyede sıvı tüketmeli, az ya da fazla miktarda yemek yeme gibi durumlardan kaçınmalısınız. Bu gibi durumlar sağlığınızı olumsuz şekilde etkileyebilir” dedi.
Vücudumuzun yüzde 70’inin sudan oluştuğunu ve Ramazan ayında su içmenin daha da önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Akbeyaz, “İftarımızı hurma veya zeytinle açıp, sonrasında bir bardak su tüketip, daha sonrasında ise bir kase çorba ile birlikte yemeğe devam edebilirsiniz. Çorbanızı içtikten sonra 5-10 dakika kendinize dinlenme süresi tanıyın. Ana öğüne bu şekilde daha kolay geçebilirsiniz. Ana öğün olarak, kırmızı et, tavuk, balık ya da etli sebze yemekleri yine aynı şekilde etli kuru baklagil yemeği tüketebilirsiniz” diye konuştu.
“Kızartmadan uzak durun”
Sahur ve iftarda yemeklerin kızartma şeklinde pişirilmemesi gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, “Yemekleri kızartarak tüketmekten kaçının. Yine iftarda ana öğünün yanında karışık mevsim salataları az yağlı şekilde tüketebilirsiniz. Salata her dönem olduğu gibi oruç tutarken de vücudunuz için vitamin ve mineral desteği sağlayacaktır. 4 yemek kaşığına denk gelen yoğurt, cacık veya bir su bardağı ayran tüketebilirsiniz. Bununla da kalsiyum, fosfor ve protein desteği almış olursunuz. Sahurda yiyeceğiniz bir adet haşlanmış ya da omlet şeklinde yumurta kaliteli protein olduğu için gün içerisindeki tokluk süresini uzatacaktır. Yine C vitamini olarak kapya biber tüketebilirsiniz. Antioksidan içeriği çok yüksek, domates, salatalık ve yeşilliklerle vitamin ve mineral ihtiyacınız karşılanır. Sahurda 1 bardak süt ya da 1 kase yoğurtla da güzel bir protein alternatifi sağlayabilirsiniz” dedi.
“Yemekleri iyi çiğneyin, hızlı yemeyin”
İftarda ve sahurda aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemeklerden, hamur işlerinden uzak durmak gerektiğinin altını çizen Akbeyaz iftarda çok hızlı yemekten kaynaklanan sindirim problemlerinin önüne geçmek için yemeklerin çok fazla çiğnenmesini tavsiye etti. İftarla sahur arasında ise meyve, kuru meyve, kabuklu yemişler, süt ve yoğurt gibi ara öğünler önererek, tatlı ihtiyacını karşılamak için şerbetli tatlılar yerine meyveli ve sütlü tatlıların yenilebileceğini dile getirdi.
“Sahur yapmamak kilo verdirmez”
Sahur yapılmamasına karşı uyarıda bulunan Burcu Akbeyaz “Sahur yapmazsak daha hızlı kilo veririz” gibi bir durum söz konusu değil. Sahur yaparak gün içerisindeki açlığınızı dengelemiş olursunuz. Gün içerisindeki uzun açlık ve susuzluk sonrası bir anda aşırı sıvı alımı ve yemek tüketimine yönelmemek gerekir. Bir anda aşırı miktarda yemek yemek ya da sıvı almak, ani kramplar, baş dönmeleri, baş ağrısı ve mide bulantısına sebebiyet verebilir. Çok daha yavaş ve sakin bir şekilde yemeğinizi yemelisiniz” dedi.
“Ramazan pidesini dengeli tüketin”
Yemeklerin çok yağlı ve baharatlı olmaması gerektiğine değinen Akbeyaz şunları söyledi:
“Kurubaklagil, sebze ve et grubu mutlaka dengeli şekilde tüketilmelidir. Yoğurt, ayran ve cacık gibi ürünleri de mutlaka beslenmenize eklemelisiniz. Asitli ve şekerli içecekler yerine, su, ayran, bitkisel çaylar ve şekersiz komposto gibi seçenekleri tercih edebilirsiniz. Ekmek olarak da, tam buğday ve çavdar gibi ekmekleri tüketebilirsiniz. Ramazan pidesi aylar sonra gelen bir besin olduğu için tüketelim ama miktarını güzel bir şekilde ayarlayalım. Günde 2 dilimden fazla ramazan pidesi tüketmemeye dikkat edin”
]]>Ne tür yiyeceklerin oruç tutmaya yardımcı olabileceğini derledik.
Sahurda ne yemeli?
Ramazan’da güne sahur ile başlanıyor ve doğru şeyleri yemek, ilerleyen saatlerde acıkmayı önlemek için önemli.
Beslenme uzmanı İsmet Tamer, “Ramazan’da vücudunuzun gün boyunca ihtiyaç duyduğu enerji ve besini karşılamak için protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından zengin gıdalar tüketmeli ve yeterince su içtiğinizden emin olmalısınız” diyor.
Tamer, hafif, sağlıklı ve doyurucu bir kahvaltı öneriyor:
“Peynir, yumurta ve domates ile salatalık gibi taze sebzeler yiyebilirsiniz. Ayrıca her zaman bir çorba, zeytinyağında pişirilmiş sebzeler ve meyveler olabilir.”
Oruç tutarken susuz kalmamak için iftar ve sahur arasında yaklaşık 2-3 litre su içilmesi tavsiye ediliyor.
Beslenme uzmanı Bridget Belam, sahurda kompleks karbonhidratların, özellikle de kepekli-lifli olanların tüketilmesinin iyi olacağını, bu tür gıdalardan enerji yavaş salındığı için gün boyunca ayakta kalmanıza yardımcı olacağını söylüyor.
Belam, “Yulaf, tahıllı ekmekler ve tahıl gevrekleri sahur için iyi seçimler” diyor.
Bunun yanı sıra bazı araştırmalar, fasulye, bezelye ve nohut gibi gıdalardan elde edilen lifin tokluk hissini yüzde 30’dan fazla artırabileceğini gösteriyor.
Benelam, tuzlu yiyecekler susamaya neden olduğu için bunların tüketilmemesi konusunda uyarıyor.
Sahurda kafein alımından kaçınmak da susuzluğu önlemek için önemli.
İftarda ne yemeli?
Orucunuzu açarken bol sıvı ve enerji alabilmek için doğal şeker içeren yiyecekler tavsiye ediliyor.
Muhammed Peygamber zamanından bu yana hurma iftar için tercih edilen bir yiyecek.
Beslenme uzmanı Bridget Benelam, “Hurma ve su, orucunuzu açmak için harika bir seçenek. Size enerji verirken su kaybını da giderirler” diyor ve devam ediyor:
“Çorba da orucu açmak için iyi çünkü içinde fasulye, bakliyat, mercimek ve sebze gibi aşırı yükleme yapmadan size besin ve lif sağlayacak pek çok şey bulunuyor.
“Yemek yemediğiniz uzun bir günün ardından çok ağır bir şeyle başlamak olmaz; bu muhtemelen kendinizi yorgun, halsiz ve kötü hissetmenize neden olur.”
İftarda yediğiniz yiyeceklerin kepekli tahıllar, lif açısından zengin sebze ve meyveler, süt ürünleri ve et, balık, yumurta ve fasulye gibi protein açısından zengin gıdalar ve nişastalı gıdalar arasında bir denge sağlaması gerekir.
Bazı beslenme uzmanları iftarda büyük bir öğün yerine iki adet daha küçük öğün yenmesini tavsiye ediyor.
Uzmanlar bunun kan şekerinde büyük bir artışı engellemeye yardımcı olacağını ve hazımsızlık riskini azaltacağını söylüyor.
Oruç tutmak sağlıklı mı?
Oruç tutmanın genel olarak sağlığa faydalı olduğuna inanılıyor.
Son dönemde aralıklı oruç diyeti kilo vermek için popüler bir seçenek haline geldi.
Her gün belirli sürelerle aç kalmayı gerektiren aralıklı oruçta ne yediğinizden çok ne zaman yediğiniz önemli.
Böylece vücudunuz şeker depolarını tükettikten sonra yağ yakmaya başlıyor ve kilo kaybı gerçekleşiyor.
Yapılan bilimsel araştırmalarda aralıklı oruç tutmanın faydaları arasında daha düşük kan basıncı ve kolesterol, daha az inflamasyon, vücudun insüline karşı daha iyi tepki vermesi ve tip 2 diyabet riskinin azalması bulunuyor.
Yakın zamanda yapılan bir çalışma, Ramazan’da oruç tutmanın akciğer, kolorektal ve meme kanseri risklerini önemli ölçüde azalttığını gösteriyor.
The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan çalışma, oruç tutmayı olumlu metabolik değişiklikler ve azalan kronik hastalık riski ile ilişkilendiriyor.
Beslenme uzmanı Bridget Benelam, insanların Ramazan’da genelde yaklaşık bir kilo verdiğini, ancak iftarda aşırıya kaçıldığı durumda kilo alınabileceğini söylüyor.
Benelam, “İnsanların daha fazla yemeye doğal bir eğilimi var. Bize ne kadar çok çeşit sunulursa o kadar çok yiyoruz ve elbette bir sürü tabakla donatılmış büyük bir iftar sofrası bunun örneği. Size sunulan her şeyi yemek zorunda değilsiniz. Bu yüzden seçici olun ve yavaş yavaş yiyin” diyor.
]]>Sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için doğru beslenmeye ve uygun diyetlere ihtiyaç duyan evcil hayvanlar, verilen ev yemekleri nedeniyle sağlık sorunları yaşayabiliyor.
Evcil hayvanların beslenme sorunlarına çözüm üretmek amacıyla AÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’nde kurulan “Veteriner Beslenme ve Diyetetik Birimi”nde hem sağlıklı hem de hastalıkları olan evcil hayvanların doğru beslenmesi için özel programlar hazırlanacak, sahiplerine beslenme danışmanlığı hizmeti verilecek.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saçaklı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ilk kez” evcil hayvanlara yönelik böyle bir birim kurulduğunu söyledi.
Saçaklı, evde beslenen hayvan sayısındaki artışa paralel olarak, beslenmeye karşı bilinç ve ilginin de arttığını belirtti. Hayvan sahiplerinin herhangi bir hastalık, obezite ve yaşlılık durumunda “patili dostlarını” nasıl besleyecekleri hakkında bilgi eksikliği olduğunu dile getiren Saçaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kedi ve köpekler için böyle bir hizmetin verildiği bir bölüm bu zamana kadar kurulmamıştı. Beslenmeye ilişkin sorunlara uzman çözümü sunmak için bu bölümü kurduk. Hayvan sahipleri doğru besleme konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Medyadan ya da birbirlerinden duydukları bilgileri sentezleyip doğrulara yönelemiyorlar. Hayvanseverlerin kafaları çok karışık. ‘Nasıl besleyeceğim, ne kadar besleyeceğim, hangi mamayı vereceğim?’ gibi o kadar çok sorun var ki normal sağlıklı hayvanlar için de biz burada bir beslenme modeli oluşturabileceğiz.”
Hayvanlardaki, böbrek hastalığı, diyabet, obezite gibi rahatsızlıklarda ilgili klinik birimlerdeki takibin yanı sıra beslenmenin de düzene sokulması gerektiğini vurgulayan Saçaklı, iyileşme süreçleri, hastalığın şiddetinin azalması, hatta hayvanların ömürlerinin uzaması için doğru beslemenin çok önemli olduğunu anlattı.
“Hayvanlar bireysel olarak değerlendirilecek”
Birime getirilen sağlıklı hayvanların öncelikle genel sağlık durumunun kontrol edileceğini, altta yatan bir hastalık yoksa günlük hayatı için gerekli enerji, mineral ve vitamin ihtiyacına göre program hazırlanacağını ifade eden Saçaklı, şöyle konuştu:
“Altta yatan başka önemli hastalıklar varsa o zaman burada mutlaka ilgili klinik birimlerde takibi yapılacak. Klinik tedavinin yanı sıra beslenme desteği de sağlayacağız. Çünkü bu tip hayvanların beslenmesinde özel olarak dikkat edilecek şeyler var. Hayvanlar bireysel olarak değerlendirecek. Örneğin bir böbrek hastası geldiğinde, onun klinik tedavi süreci devam edecek, fakat beslenmesine ilişkin o hayvanın durumuna özel program verilecek.”
Saçaklı, evcil hayvan sahiplerinin beslenme konusunda yaptıkları hatalara ilişkin de şunları kaydetti:
“Hayvanları ev yemekleriyle beslemenin doğru, hazır mamaların sakıncalı olduğu yönünde düşünceleri var, bu böyle değil. Eğer hayvanı, ihtiyacına uygun kaliteli mamayla besliyorlarsa başka hiçbir takviyeye gerek yok. Ev yemekleriyle beslediğiniz zaman o dengeyi sağlayamıyorsunuz. Sadece, hazır bir mamayı alıp vermek sahipleri için çok duygusal gelmiyor. İster istemez kendileri, çocukları gibi evde de bir şeyler vermek, beslemek istiyorlar. Bu yapılamaz değil ama mutlaka bir veteriner diyetisyen kontrolünde, uygun bir ev mama formülasyonuyla yapılmalıdır. Ondan sonra evde bunu hazırlayarak devam ederler. Ama çok sık kontrollerinin de yapılması lazım. Çünkü bizim ‘marjinal eksiklik’ dediğimiz durumlar oluşuyor. Bunu tespit edemezsek, gözden kaçarsa bu marjinal eksiklik veya fazlalık nedeniyle ileri dönemlerde çok ciddi problemlerle karşılaşabiliyoruz.”
]]>Öğrenci Veli Derneği, Türk Tabipler Birliği, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Derin Yoksulluk Ağı, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Eğitimciler Derneği’nin bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun okullarda sağlıklı ve ücretsiz yemek çağrısı yaptığı açıklama şu şekilde:
“ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ EN ACİL GÜNDEM”
“Ülkemizde çocukların sağlığı ve geleceği üzerinde ciddi ve kalıcı olumsuz etkilere neden olan beslenme yetersizliği sorununun çözülmesi, sağlıklı ve başarılı bir neslin yetişmesi için elzemdir. Her çocuğun temel hakkı olan sağlıklı beslenme başta siyasi iktidar olmak üzere ilgili kamu kurumlarının sorumluluğundadır. Okul yemeği programları yoluyla okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteğinin kamu kurumlarının politika önceliği olması son derece ivedidir. Ancak uygulanan politikalara bakıldığında okul yemeği programlarının kamu gündeminin dışında bırakıldığı aşikardır. Ücretsiz okul yemeği; salgın sonrasında her geçen gün artan yoksulluk ve geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketiyle birlikte ülkemizin en temel, en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Okul yemeği tüm öğrenciler için tartışmasız en temel hak iken ve okul yemeği uygulamasının genişleyerek süreceği açıklamalarına rağmen gerekli adımlar atılmamış; verilen sözler tutulmamıştır.
“ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM PARALI HALA GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Şubat 2023’te başlatılan anaokullarına besin desteği hizmetinin dahi ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek deprem bölgesi haricinde geri çekildiği görülmektedir. Öte yandan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan 160 sayfalık ‘Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2028)’ belgesinde okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteği yapılacağına dair bir ifade yer almamaktadır. Verilen sözler yerine getirilmediği gibi Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin ‘… okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alır’ maddesi ile eğitim; okul öncesi ve tüm kademelerdeki öğrenciler için yemekten, eğitim materyallerine kadar paralı hale getirilmiş durumdadır.
Açıklanan her veri ve son açıklanan PISA 2022 raporu artık nitelikli eğitimi, eğitimde eşitliği dahi konuşamadığımızın açık kanıtıdır. Üç yılda bir yapılan ve 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki becerilerini ölçen PISA kapsamında öğrenciler, öğretmenler, okul yöneticileri ve velilere anketler uygulanmaktadır. Ankette öğrencilere sorulan sorulardan biri de ‘Geçen 30 günde yiyecek alacak paranız olmadığı için kaç kere yemek yiyemediniz?’ sorusuydu. Bu soruya verilen yanıtlar ülkemizde en az 5 öğrenciden birinin haftada en az bir kere parası olmadığı için yemek yiyemediğini ortaya çıkardı.
“GERÇEK TABLONUN DAHA VAHİM OLDUĞU AŞİKARDIR”
Türkiye 37 OECD ülkesi arasında yüzde 19,2 ile, son 30 günde haftada en az bir kez yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranının en yüksek olduğu ülke oldu. Geçmiş yıllardaki LGS verilerine göre sosyo-ekonomik durumu düşük ebeveynlerin çocuklarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve imam hatip liselerinde iken sosyo-ekonomik durumu daha yüksek ebeveynlerin çocukları fen ve Anadolu liselerinde öğrenim görmektedir. Çoğunluğunu fen ve Anadolu lisesi öğrencilerinin oluşturduğu PISA anketinde dahi en az beş çocuktan biri açlığı yaşıyorsa diğer okul türleri ve okulların tamamı açısından gerçek tablonun daha vahim olduğu aşikardır.
“ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ CİDDİ YETERSİZ BESLENME SORUNU İLE KARŞI KARŞIYA”
MEB’in örgün eğitim verileri bile okul terklerinin ülke tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını göstermektedir. Aynı zamanda TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri (yüzde 35,3) ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Okul terklerinin bu maddi yoksulluktan kaynaklandığı açıktır, diğer bir deyişle neden yoksulluk sonuç okul terkidir. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul çocuklarına ücretsiz beslenme desteği sunan kamusal okul yemeği programlarıdır. Bu programlar başta kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini ve derslere devamlı katılımını sağlayan bir işleve sahiptir.
Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde, bu programın çocuk yoksulluğuna, okul terki ve devamsızlığın azaltılmasına, akademik başarının artırılmasına, cinsiyetten kaynaklı ayrımcılığın, eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına etkisi, ulusal ve uluslararası kurumların yaptığı çalışmalarla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ‘çocuklara ücretsiz okul yemeği’ neden sunulmalı sorusunun bilimsel ve gözlemsel verilere bakarak cevabı çok net olmasının yanı sıra, okul yemeği programlarının uygulanmaması durumunda çocuklarımızın fiziksel, psikolojik ve bilişsel yetilerinin olumsuz etkileneceği de bir o kadar net bir gerçektir.
“ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALMAMALI”
Bir gıda krizi içinde olduğumuz, toplumun geniş kesimlerinin sağlıklı beslenme açısından ciddi sorunlar yaşadığı ve bu sorunun mevcut şartlar bu şekilde devam ederse daha da kötüye gideceği bilinmelidir. Gıda krizi çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme hakkının bir ihlali olarak görülmelidir. Açlık, gizli açlık, yoksulluk, güvencesizlik çocukların eğitim görmesine engel olmamalı. Çocuklar okulda aç kalmamalı. Eğitim kurumları çocuklara eğitim ve sağlıklı beslenme imkanını bir arada sunmalı. Çocuklara iyi bir hayat sağlamak siyasal iktidar, muhalefet ve tüm toplumsal kurumlar için kamusal bir görevdir; ancak her yurttaş için de ahlaki bir sorumluluktur.
“KAMUSAL DESTEK DAYANIŞMA PROGRAMI ACİLEN UYGULANMALI”
Türkiye’nin de 27 Ocak 1995’te onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere; ‘taraf devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul eder. Ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde ebeveynlerine ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinimi olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar’ Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmenin ilişkin maddesine dayanarak tüm kademelerdeki okullarda eğitim gören tüm çocuklarımıza ayrım yapılmaksızın ücretsiz nitelikli bir öğün yemek ve okulda geçirdikleri süre boyunca temiz içme suyu temininin sosyal devletin görevi olduğunu hatırlatıyor ve çocuklarımız başta olmak üzere yoksullukla ilişkili olarak yetersiz beslenme ve açlık sorunu yaşayan kesimlere yönelik bir ‘kamusal destek-dayanışma programı’ acilen uygulamaya konulmalıdır diyoruz.
Başta siyasi iktidar olmak üzere tüm bileşenler, yetersiz beslenme ile mücadelede sorumluluk almalı ve devlet okullarında ücretsiz beslenme birincil öncelikli mesele olarak görülmelidir. Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu” olarak son derece önemli olan bu meselenin çözümüne katkı sunmak isteyen kurum ve kişilere çağrımızdır: Gelin hep birlikte çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım, yapılan çalışmaların takipçisi olalım ve birlikte çözüm üretelim.”
]]>Özenoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, beyin fonksiyonlarını daha iyi kullanabilmek için çocuklarda uyku düzeni ve beslenmenin önemli olduğunu vurguladı.
Çocukların okula gitmeden önce kahvaltı yapmaları gerektiğini ancak günümüzde çocukların genellikle akşam geç saatlere kadar bilgisayar, telefon ve tablet gibi cihazlarla vakit geçirdikleri için uyku saatlerinde aksamalar olduğuna işaret eden Özenoğlu, şöyle devam etti:
“Geç saatlere kadar uyanık kalan çocuklar bu süre zarfında sıklıkla bir şeyler yeme ve içme eğilimindedirler. Bu düzensizlik, çocukların sabahları tok bir şekilde uyanmalarına neden olmakta ve yaşamın biyolojik dengesinde bozulmaya yol açmaktadır. Kahvaltıya erken başlamak, okula giden bir çocuk için zihinsel performans açısından son derece önemlidir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmeleri ile birlikte ruh ve zihin sağlıkları için zamanında ve yeterli süre uyumaları büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle okul çağındaki çocukların akşam saat 22.00 civarında yatmaları ve 8 saat uyumaları önerilir. Çocuklar büyürken, sağlıklarını koruyacak şekilde beslenmelerini ve yaşam tarzlarını planlamak ve sağlıklı alışkanlıkları sürdürmeleri için desteklemek önemlidir.”
“Kahvaltı yapmak kadar kahvaltıda ne tüketildiği de önemli”
Kahvaltı öğünü kadar kahvaltıda tüketilen besinlerin de önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özenoğlu, “Düzenli kahvaltı yapmanın yanı sıra, kahvaltıda tercih ettiğimiz besinler de sağlığımız üzerinde büyük etkiye sahiptir. Sağlıklı gıdalar tükettiğimizde, bağırsaklarımızdaki iyi bakterilerin çoğalmasıyla bağışıklık sistemimiz güçlenir ve beyin fonksiyonlarımız gelişir. Ancak şekerli, işlenmiş ve doymuş yağ içeren yiyeceklerin tüketimi bağırsak sağlığımızı olumsuz etkileyebilir. Bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalar, bağırsak-beyin ekseni aracılığıyla ruh halimizi ve zihinsel faaliyetlerimizi etkilerler. Sağlıklı beslenme, beyin fonksiyonlarını ve ruh halimizi olumlu yönde etkiler. Özellikle okul çağındaki çocuklar için kahvaltıda protein kaynaklarına ek olarak tam tahıllı ekmek, mevsim yeşillikleri ve taze sıkılmış meyve suyu veya süt tercih edilmelidir.” ifadelerini kullandı.
“Beslenme şeklimiz yaşamsal fonksiyonlarımızı etkiliyor”
Çocukların büyümesi için alması gereken enerji ve besin maddelerinin yetersiz olması durumunda gelişiminin yavaşlayacağına işaret eden Özenoğlu, “Ergenlik döneminde, büyüme hızlanır ve besin ögeleri ihtiyacı artar. Bu dönemde kemikler için maksimum yatırım yapılır. Yetersiz beslenme, boyun kısalmasına ve zihinsel performansın azalmasına neden olabilir. Dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü ve öğrenme zorlukları da görülebilir, bu da akademik başarıyı olumsuz etkiler. Yetersiz beslenme ayrıca ruh halini, motivasyonu ve sosyal ilişkileri de etkiler. Beslenme, sadece fizyolojik değil aynı zamanda ruh halini, zihinsel fonksiyonları ve sosyal ilişkileri de etkileyen temel bir ihtiyaçtır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çocuğun, ne yediğinin farkına varması gerekiyor”
Çocuktaki iştahsızlıkla baş edemeyen ebeveynlerin mutlaka bir uzmandan yardım alması gerektiğinin altını çizen Özenoğlu, şunları kaydetti:
“Günümüzde sıkça karşılaşılan çocuğun telefon, tablet veya televizyon eşliğinde yemek yeme alışkanlığı, tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir. Bu durumda çocuğun yemeğe odaklanması zorlaşır ve doyup doymadığını anlamak güçleşir. Açlık ve tokluk merkezleri, ne zaman ve ne kadar yemek yiyeceğimize karar vermekte önemli rol oynar. Ancak, bu alışkanlıkla beslenen çocuklar bu sinyalleri doğru bir şekilde öğrenemezler. Ebeveynlerin çocuğu yemeğini bitirmeye zorlaması da bu durumu daha da karmaşık hale getirir. Sonuç olarak, çocuklar kendi açlık-tokluk sinyallerini doğru bir şekilde algılayamazlar ve ileride yeme bozuklukları, obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına yatkın hale gelirler. Çocuğun yeme alışkanlığını ve davranışlarını sağlıklı hale getirmek için yemeğe odaklanması ve yeme farkındalığı kazanması önemlidir.”
]]>Türkiye’nin dört bir yanındaki devlet hastanelerinde ücretsiz hizmet sunan Obezite Merkezleri, ciddi kilo problemi yaşayan kişilerin fazla ağırlıklarından sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını kazanarak kurtulmalarını sağlıyor.
Bu merkezlerden biri de Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesinde yaklaşık 5 yıldır hizmet veriyor.
Sorumlu hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistin görev aldığı merkeze başvuranlar, kendilerine özel hazırlanan beslenme, egzersiz programı ve eğitimlerle “doya doya” zayıflamanın, yaşam boyu uygulayacakları doğru beslenmenin inceliklerini öğreniyor.
Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olanlar başvurabiliyor
Merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Dahiliye Uzmanı Dr. İrem Alkan Tekeş, merkeze başvuran kişilerin öncelikle sağlık taramasına alındığını, bu sonuçlara göre bir tedavi ve beslenme planı oluşturulduğunu söyledi.
Bu planların diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde hazırlandığını, toplantılar ve eğitimlerle hastalarla bir araya geldiklerini anlatan Tekeş, obezitenin diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, eklem rahatsızlığı gibi birçok hastalığa yol açabilen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkati çekti.
Tekeş, merkezde vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişilere hizmet sunduklarını belirtti.
“Diyet listeleri vermiyoruz”
Obezite Merkezi Koordinatörü Zeynep Şen ise “Merkezimiz Nisan 2019’da açıldı. O tarihten bugüne 580 hastamıza hizmet sunduk ve toplamda 1,5 tonun üzerinde kilo verdiler. Şu anda da süreci devam eden 139 hastamız bulunuyor.” bilgisini paylaştı.
Merkezde kişiye özel programlar oluşturulduğunu, birebir görüşmelerin, haftalık takiplerin yapıldığını, ihtiyaç duyulduğunda bireysel terapilerin verildiğini dile getiren Şen, kişilerin sağlık kontrollerinin ardından 2 haftalık “bilinç değişimi” eğitimlerine alındığını, ardından da 4 haftalık beslenme programlarının uygulandığını anlattı.
Kilo kaybını takiben egzersiz programlarının da başlatıldığını aktaran Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hastalarımızın çoğuna burada ‘diyet listeleri’ vermiyoruz, bir kağıda bağlı kalarak ilerlemeleri yerine yaşam tarzı değişikliğini benimsemelerini istiyoruz. Oluşturduğumuz programlar da hastaların fiziksel, psikolojik, günlük aktivitesine göre belirleniyor. Merkezimize yoğun bir talep var, gerçekten ihtiyacı olan, obezitesi bulunan hastalara fayda sağlayabilmek için çabalıyoruz.
Çok güzel sonuçlar da aldık, bugüne kadar en fazla kilo veren hastamız, 71 kilo kaybetti. Ayrıca 38 kilo, 28 kilo veren danışanlarımız oldu. Bu bizlerin inancını da artırdı. Diyet listesi olmadan, motivasyonla, sağlıklı beslenme eğitimleriyle nelerin gerçekleşebileceğini gördük, hastalarımız için elimizden geleni yapmaya da devam edeceğiz.”
Beyin ameliyatları, felce rağmen pes etmedi
Obezite Merkezi sayesinde sağlıksız kilolarına “elveda” diyen 63 yaşındaki Günay Elalmış, “Merkez açıldığından beri buraya geliyorum. Başladığımda 100 kilonun üzerindeydim, 26 kilo verdim. Pandemide durmak zorunda kaldım, üstüne felç geçirince bir sene yatalak oldum, o süreçte biraz kilo aldım. Ama tekrar ayağa kalktığımda yeniden merkeze başladım, bu sefer de 16 kilo verdim.” dedi.
Elalmış, “Ben 7 kere beyin ameliyatı oldum, bacağımda platin var, felç geçirdim, bir sene yatalak kaldım. Ne olursa olsun merkezi bırakmadım, pes etmedim. Kendimi şu an çok iyi hissediyorum, buraya gelmek beni çok mutlu ediyor. Hastalığımı unuttum, yaşama dört elle sarıldım bu sayede.” diye konuştu.
Elalmış, sağlıksız kilolarından kurtulmak isteyenlere pes etmemeleri ve Obezite Merkezine başvurmaları tavsiyesinde bulundu.
“Evimizde düzenimiz değişti, sağlıklı yaşamı benimsedik”
Oğlunu zayıflatma düşüncesiyle Obezite Merkezine başlayan ama sonrasında kendi için buraya devam etmeye karar veren 64 yaşındaki Senem Öztaş da şunları kaydetti:
“Buraya 1,5 yıldır kızımla devam ediyorum. Ben 15, kızım 10 kilo verdi. Burası sayesinde evimizde yaşam düzenimiz değişti. Artık evdeki herkes sağlıklı yaşamı benimsedi. Yemek yapma tarzım, uyku düzenimiz tamamen değişti. Sağlığım elverdikçe buraya devam edeceğim. Kimse umutsuz olmasın, ben evden çıkamayan biriyken buraya geldiysem herkes gelir. Lütfen önce kendinize, sonra da bu merkezlere inanın.”
]]>