Başkent, bu seçimdeki birçok şey gibi, hazırlığı önceden yapılmış bir geceye sahne oldu.
Muhalefet anında sonuçları tanımadığını duyurdu.
Ancak ülkedeki televizyon ekranlarının her karesinde itiraz değil kutlama vardı.
Ülkenin dört bir yanındaki ekranlar, Venezuela bayrağına sarınmış, dans eden ve başkanı destekleyen mutlu kalabalıkları gösterdi.
Evet, Nicolas Maduro’nun hala bazı sadık destekçileri var. Bunlara akıl hocası Hugo Chavez’e atıfla “Chavistalar” deniyor.
Ancak “Chavistalar”sayıları oldukça tartışmalı. Dahası seçimin sonuçları da öyle.
Şehir yeni bir sabaha uyanırken hükümet, seçim sonuçlarını doğrulama çağrıları ile karşı karşıya.
Zira muhalefet seçim öncesi anketlerde çok önde görünüyordu.
Güney Amerika’dan dokuz ülke, sonuçların “tam bir incelemeden geçirilmesini” talep etti ve Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) acil toplantıya çağrılması çağrısında bulundu.
Kuyruklar, yasaklamalar
Bazı şeyler tartışma götürmüyor. Bunlardan bazılarına seçim gözlemcisi olarak sahada bizzat tanık oldum.
Sandık merkezlerinde uzun kuyruklar vardı, ancak aynı anda içeri alınan insan sayısı çok azdı.
Bu durum, bazı insanların bezip evlerine dönmesi umuduyla kasıtlı olarak yapıldığı suçlamalarına yol açtı.
BBC ekibi bir sandık merkezine vardığında, sandık kurulu başkanına uluslararası medyanın orada olduğunu söyleyen bir telefon geldi. Daha sonra bir anda 150 kişinin içeri alınmasına izin verildi.
Hiç açılmayan bazı oy verme istasyonları vardı, bu da protesto gösterilerine ve yetkililerle çatışmalara yol açtı.
Aralarında polis okulu öğrencilerinin de olduğu bazı devlet çalışanlarına nasıl oy kullanacakları söylendiği yönünde iddialar vardı.
Dahası bazı sandık noktalarında oy verme sırasında dahi Maduro posteri var olmayı sürdürdü.
Devlet Başkanı’nın posterleri Caracas’ın hemen hemen her sokaktaydı.
İnsanlar mitinglerine otobüslerle taşındı, katılanlara ücretsiz yiyecek paketleri dağıtıldı.
Daha seçim hilesi iddiaları ortaya atılmadan önce bile şu soru sorulmuştu: Bu yarışma adil mi?
Muhalefet adaylarının seçime girmesi engellendi. Muhalefet çalışanları gözaltına alındı. Yurtdışındaki birçok Venezuelalı oy hakkı için kayıt yaptırmakta zorlandı ve birçok uluslararası seçim gözlemcisinin daveti iptal edildi.
Bunların hepsi muhalefeti bastırma girişimleri olarak görüldü.
Muhalefet seçim sonrası ülkedeki elektronik oy sisteminde usulsüzlük yapıldığını savunuyor. Oy verme işlemi sonrası basılan resmi çıktının ancak yüzde 30’unun sisteme girdiği öne sürülüyor. Bu çıktılar üzerinden sistemdeki sandık sonuçları karşılaştırılabiliyor.
Muhalefet sandık gözlemcilerinin sayım sürecinde engellendiğini açıklıyor.
Maduro hükümeti herhangi bir usulsüzlük iddiasını reddediyor ve bunun yerine “yabancı hükümetleri”, “operasyon” ile suçluyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Hala çok fazla bilinmeyen şey var. Muhalefet, önümüzdeki günlerde sonuçlara nasıl itiraz edeceklerini açıklayacaklarını duyurdu.
Muhalefet ve uluslararası toplum, hükümetin yayınladığı sayıların, ayrıntılı olarak verilendirilmesini istiyor.
Maduro’nun Venezuela için ciddi sonuçlara yol açmadan, bu çağrılardan nasıl kaçınabileceğini söylemek zor.
Maduro seçim sonrası zafer konuşmasında, son seçimlerden sonra uygulanan ABD yaptırımlarını hatırlattı.
Ülkenin büyük krizde olan ekonomisi bu yaptırımlarla paralize oldu. Milyonlarca Venezuelalı ülkeden kaçtı, kalanların yarısı ise yoksulluk içinde yaşıyor.
Uluslararası toplum, Venezuela konusunda ne yapılabileceği konusunda bölünmüş durumda; bazı hükümetler, Maduro’yu adil seçim yapmaya bir şekilde zorlamayı amaçlayan yaptırımların “işe yaramadığını” gizli görüşmelerde dile getiriyor.
Yaptırımlar Maduro ve destekçileri tarafından ülkenin sorunları için de bahane gösteriliyor.
Venezuela’nın geleceği yalnızca kendisi için değil dünyanın geri kalanı için önemli.
Kitlesel göç, ABD’ye yöneldi ve burada bir kriz yarattı.
Ülkenin geniş petrol kaynakları nispeten kullanılamaz durumda. Batı’da Rusya, Çin, Küba ve İran, Caracas’ın yanında bir müttefik olmaya devam ediyor.
Ancak muhalefet de, bir mücadele vermeden geri adım atacağa benzemiyor.
]]>Siber güvenlik sağlayıcısı CrowdStrike tarafından yayınlanan hatalı bir güncellemenin Microsoft işletim sistemi kullanan bilgisayar ve sunucuları çevrimdışı duruma getirmesi ve düzgün başlatılmayan bir önyükleme döngüsüne sokması nedeniyle ABD’den Avrupa’ya, Yeni Zelanda ve Avustralya’dan Singapur’a dünyanın dört bir yanında binlerce şirket ve kullanıcı hizmet kesintisi ile karşı karşıya kaldı. Sorun ABD’de ve Avrupa’da bazı uçuşların durdurulmasına, İngiltere’de tren seferlerinin etkilenmesine, Avustralya’nın ulusal yayıncısı ABC’nin hizmetlerinin kesintiye uğramasına, Yeni Zelanda’da parlamentonun internet sistemi ile bankaların ödemeleri kabul etme ve internet bankacılığında sorunlar yaşamasına neden oldu.
“BAZI SERVSİLERDE PROBLEM BİR SÜRE DAHA DEVAM EDEBİLİR”
Soruna ilişkin bir açıklama yayınlayan Crowdstrike, Windows sunucularında Microsoft’un Windows işletim sisteminde sistem çökmesini tanımlamak için kullanılan “mavi ekran hatasına” ilişkin çok sayıda hata raporu aldıklarını doğruladı. Microsoft’tan yapılan açıklamada ise “Temel sorun çözüldü, bazı servislerde problem bir süre daha devam edebilir” ifadeleri yer aldı.
SON 10 YILIN EN BÜYÜK HİZMET KESİNTİSİ
Bilişim ve siber güvenlik uzmanlarının son on yılın en büyük hizmet kesintisi olarak tanımladıkları sorun nedeniyle ABD’de birçok havayolu firması, iletişim sıkıntısı nedeniyle uçuşlarını durdurma kararı aldı. Aralarında United, Delta, American ve Frontier firmalarının da yer aldığı birçok firma, seyahat halindeki uçakların rotaları üzere uçuşlarına devam etmesi fakat havalimanlarındaki uçakların kalkış yapmaması kararını aldı.
BERLİN HAVALİMANI UÇUŞLARI DURDURDU
Almanya’daki Berlin Havalimanı, teknik arıza nedeniyle uçuşları yerel saatle sabah 10.00’a (TSİ 11.00) kadar durdurma kararı aldı. Havalimanı yetkilileri, hata nedeniyle check-in işlemlerinde gecikme yaşandığını duyururken, sorunun doğası hakkında bilgi vermedi. Zürih Havalimanı ise, kendilerinde bir sorun yaşanmadığı fakat Berlin Havalimanı’nın uçuş kabul etmemesi nedeniyle Berlin’e yapılan uçuşların iptal edildiğini duyurdu.
AVUSTRALYA’NIN EN BÜYÜK BANKASINDA KAOS
Avustralya’nın en büyük bankası Commonwealth Bank, hizmet aksaması nedeniyle bazı müşterilerinin para transfer işlemlerinde sorun yaşadıklarını duyurdu. Ülkedeki bazı bankalar da çevrimiçi bankacılık hizmeti sunan mobil uygulamaların hizmet dışı kaldığını açıkladı. Ulusal havayolu Qantas ve Sydney Havalimanı, bazı uçuşların geciktiğini fakat hizmetlerin devam ettiğini duyurdu.
HİNDİSTAN’DA EL YAZILI UÇAK BİLETLERİ
İspanya’da uçak ve tren seferleri etkilendi. Madrid’de bulunan Madrid Barajas Uluslararası Havalimanı’nda sistemlerde yaşanan aksaklıklar nedeniyle yoğunluk meydana geldi. Bilişim hizmetlerindeki aksama nedeniyle Hindistan’da yolculara üzerindeki bilgilerin el yazısıyla işlendiği uçak biletleri verildiği görüldü.
THY’NİN 84 SEFERİ İPTAL
Yaşanan sıkıntıdan Türkiye de etkilendi. Birçok bankanın işlemleri durdu, THY 84 seferini iptal etti. THY Basın Müşaviri Yahya Üstün, “Dünyada farklı sektörlerden birçok şirketi etkileyen yazılım kaynaklı problemin çözümü doğrultusunda operasyon yoğunluğumuzu düşürmek için çalışmalar yapmaktayız. Uçuşlarda aksama yaşanmaması adına bazı seferler iptal edilecek olup, uçuşlarımız en kısa sürede kademeli olarak normal seyrine dönecektir. Yaşanan aksaklıktan dolayı siz değerli misafirlerimizden özür dileriz” ifadelerini kullandı.
TIMES MEYDANI’NDAKİ EKRANLARDA MAVİ EKRAN HATASI
Sorundan etkilenenler arasında Avustralya’nın ulusal yayıncısı ABC de yer aldı. ABC, hizmetlerinde aksama yaşandığını duyurdu. ABD’li New York kentindeki Times Meydanı’nda ise bazı dijital panolarda mavi ekran hatası görüldü.
ALMANYA’DA ACİL AMELİYATLAR İPTAL
Almanya’nın kuzeyindeki Luebeck ve Kiel kentinde iki hastane acil ameliyatlar iptal edildi. Hasta bakımlarının ve acil servislerinin normal seyrinde devam ettiği aktarıldı.
]]>“HUKUKİ HAKLARIMI SONUNA KADAR ARAYACAĞIM”
Bülent Ersoy’un ortaya attığı iddiaları kesin bir dille yalanlayan Tolga Karataş, Instagram hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bugün hakkımda ortaya atılan ve tamamen asılsız olan iddialarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur. Bülent Ersoy tarafından hakaretlerle ve cinsel şiddet içeren bir üslupla cinsel yönelimimi hedef alarak konakladığım yerde farklı insanlarla birliktelik yaşadığım şeklinde ithamlar dile getirilmiştir. Mesai saatleri dışındaki hayatımın bana ait olduğu vurgusu ile diğer bütün iddiaları kesinlikle reddediyor ve açıklamada yer alan tüm hakaretlere ilişkin hukuki haklarımı sonuna kadar savunacağımı kamuoyuna duyurmak istiyorum.”
“KİŞİLİK HAKLARIMA ZARAR VERİYOR”
“Bu tür ağır ve dayanıksız ithamlar, kişilik haklarıma ciddi şekilde zarar vermekte olup bu şahsın basına yapmış olduğu açıklamalar nedeniyle var olan hakaretlere ilişkin olarak savcılığa suç duyurusunda bulunacağımı ve ayrıca manevi tazminat haklarımı kullanacağımı belirtmek isterim. Ayrıca bu şahsın iftiralarının arka planında yatan gerçeklerin de kamuoyunca bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Bahsi geçen kişinin yapımdan ayrılma isteği için bu durumu bahane ederek şahsıma yönelik iftiralar atmayı seçmiş olması son derece üzücüdür. Bu tür mesnetsiz suçlamalarla profesyonel ve kişisel itibarımı zedelemeye çalışmak, kabul edilemez ve hukuki olarak karşılıksız kalmayacaktır.”

BÜLENT ERSOY, TOLGAHAN KARATAŞ’IN ÖZEL HAYATINI İFŞA ETTİ
Instagram hesabından yazılı bir açıklama yaparak hem Dünya Güzellerim’den ayrıldığını duyuran hem de Tolgahan Karataş’ın özel hayatını ifşa eden Bülent Ersoy, şu ifadeleri kullandı: “Her zaman şeffaf olmayı yeğleyen bir kişi olarak bu kez yine aynı şeffaflıkla sizleri bir konu hakkında bilgilendirmek istediğim için bu duyuru yazımı kaleme aldım efendim. Dünya Güzellerim Tatilde programında makyörüm olarak çalışan Tolgahan Karataş’ın sokaktan bulup getirdiği bazı erkeklerle uygunsuz davranış biçimleri içerisinde olduğunu duydum.”

“YÖNETİM KADROSUNDAN BİRİ DE 3 KİŞİ OLARAK BU DURUMA EŞLİK ETTİ”
“Bu iş ortamı ve iş etiğine uygun olmayacak davranış biçimlerinden oradaki bazı ekip personelinin de bilgisi olduğunu öğrendim. Hatta ve hatta uygunsuz davranış biçimleri sergilenen ortamda 3. kişi olarak yönetim kadrosundan bir kişinin daha bu durumlara eşlik ettiğini biliyorum ama şu anda ismini telaffuz etmek istemiyorum.”
“GECE YARISI VİLLADAN KOVDURDUM”
“Hal böyle olduğu içim makyör Tolgahan Karataş beyefendi ile olan iş akdimi tek taraflı olarak feshettim zira bunlar benim hayat felsefem gereği, yaşam tarzıma, bulunduğum mevkiye, kişiliğime ve starıma ters düşen davranış biçimleridir. Ve bu davranış biçimleriyle karşı karşıya bırakıldığım için kendisini gece yarısı villadan kovdum ve kovdurdum. Makyör beyefendi de kendisini savunmak adına ‘Ben homoseksüelim ve bazı ihtiyaçlarım var. Bunları karşılamak için de kimseden izin almam, kimseye de hesap vermem’ gibi bir açıklama yaptı.”

“GİDER PARANIZI VERİR OTELDE KENDİNİZİ DUVARDAN DUVARA VURDURURSUNUZ”
“İçerisinde bulunduğu durumun rezaleti yetmiyormuş gibi olmayan şahsiyeti bu savunmaları ile iyice dibe vurdu. Ben de kendisine sizin hangi cinsiyete sahip olduğunuz ya da canınızın neler çekip çekmediği, kendisini nasıl tatmin edip etmeyeceğiniz ya da tatmin ettireceğiniz tarzlar beni enterese etmez. Beni enterese eden sadece sizi çok basit bir ruha ve kalitesiz bir kişiliğe sahip olup bu villaya dışarıdan, sokaktan adam bulup çekimleri yapılmış olduğunu villanın içerisine sokup iş etiğine uygun olmayan bu basit davranışları sergilemiş olmanız. Çünkü herkes her şeyi yapabilir ama bu burada efkar-ı umumiyenin huzurunda bu işler olmaz beyefendi. Dışarıya gider paranızı verir otel odanızı tutar orada bu seviyesiz davranış biçimlerinizi kendinizi duvardan duvara vurdurup yaşarsınız diyerek kendisini gecenin bir yarısı o cünüp haliyle kapının önüne koydurdum.”
“11. BÖLÜMLE KENDİ FİNALİMİ VERDİM”
“Ayrıca buradaki bazı kişilerin yönetim noksanlıkları gereği ve başıboş davranış biçimleri sebebiyle daha fazla bu mahallevari avam ortamda kalamayacağımı Bloom Medya patronu sayın Uygar Ataş beyefendiye de ilettirip 11. bölümde kendi finalimi verdim ve programdan ayrıldım. Şimdi de evime dönüyorum.”



ANTALYA’da yol kenarındaki kaynakta bakteri olduğu uyarısına rağmen su dolduranların artmasıyla belediye ekipleri, ‘tüketilmesi uygun değildir’ ibaresi boyayla kapatılan tabelayı yenileyip alanı bahçe teliyle çevreledi. Kaynaktaki bakteri varlığına inanmayanlar, alanı çevreleyen telin bir bölümünü kesip, pet şişelere doldurdukları suyu götürmeye devam etti.
Damacana su fiyatındaki artış mutfak masrafında içme suyu giderini azaltmak isteyenleri sağlığa zararlı kaynaklardan su ihtiyacını karşılamaya yöneltti. ‘Memba’, ‘Dağdan, ormandan doğal kaynak suyu’ düşüncesiyle yol kenarındaki çeşmelerden akan suya ilgi çoğaldı. Genellikle dağlık ve ormanlık alanlarda, yaylalara ulaşımı sağlayan yolların kenarındaki çeşmelerden içme suyu ihtiyacını karşılayanların sayısı arttı.
PET ŞİŞELERLE DOLDURUP GÖTÜRÜYORLAR
Antalya’da kent merkezine yakın çeşmelerde damacana, 5 litrelik plastik şişe veya büyük kovalara su doldurmak için sıraya girenler, uzun kuyruk oluşturdu. Yakın bölgede oturanlar günlük ihtiyacı kadar su alırken, bazıları aracıyla, bisikletiyle çeşmeye gelip kova ve şişeleri doldurduktan sonra suyu evine götürdü. Bazıları meyve yıkayıp, kaynak çevresinde piknik yaparken bazıları da serinlemek için suya girip, aktığı yerde vakit geçirdi.
BOYALI TABELA DEĞİŞTİRİLDİ
Konyaaltı ilçesine bağlı Hurma Mahallesi’nde Değirmen Önü olarak bilinen kaynaktan su dolduranlar ise belediye tarafından yıllardır asılı olan ‘Belediyemiz tarafından bu su kaynağında yaptırılan analiz sonucunda koliform bakterisine rastlanmıştır. İçme suyu olarak tüketilmesi uygun değildir’ yazılı uyarı tabelasına aldırış etmedi. Uyarı yazısındaki ‘tüketilmesi’ yazısı ile bakteri parametresini belirten alanın sarı boyayla kapatıldığı, büyük harflerle belirtilen ‘uygun değildir’ ibaresinin de zemin rengi olan bilinmeyen kişilerce beyaza boyanmasının ardından su dolduranların artmasıyla tabela değiştirildi.
ESCHERİCHİA COLİ, KOLİFORM TESPİT EDİLDİ
Sudaki bakteri nedeniyle tüketiminin uygun olmadığı belirtilen yeni tabela asan belediye ekipleri, alana girişi bahçe teli ile kapatıp, telin üzerine dikenli tel çekti. Kaynaktan numune alan ekipler, suyun yeniden analizini gerçekleştirdi. Analizde 100 mililitrede 1 kob (koloni oluşturan birim) escherichia coli, 59 kob koliform bakterisi tespit edildi.
TEL KESİLİP, YENİ GİRİŞ YAPILDI
Uyarı tabelasının yenilenmesi, 4 Haziran’da alınan numuneyle bakteri varlığı sürdüğünün belirlenmesi ve önlem amacıyla dikenli tel ile çevrilmesine rağmen vatandaşlar su almaya devam etti. Bahçe telini kesip alana giriş için yeni kapı oluşturanlar, pet şişelere su doldurup evine götürmeyi sürdürdü. Mahalleli, yıllardır içme suyu olarak kullandıkları kaynaktan akan suyun sağlıklı olduğuna inandıklarını savundu. Kaynaktaki bakteri varlığına inanmayanlar ‘alanın satılacağı’, ‘su firmalarının daha fazla kazanç için uydurduğu’, ‘çevredeki apartman sakinlerinin kaynaktaki yoğunluktan şikayetçi olması’ gibi nedenlerle suyun sağlığa zararlı olduğu yönünde algı oluşturulmaya çalışıldığını gerekçe gösterdi.
BAKTERİ VARLIĞINA İNANMIYORLAR
Mahallelilerden Mustafa Erdemir, geçmişte kaynaktaki sudan içme suyu ihtiyacını karşıladığını anlattı. Bakteri uyarısının ardından kaynaktan su almadığını belirten Erdemir, “Halk buradan su almaya devam ediyor. Sorduğumda ’30 yıldır buradan su içiyoruz. Bir şey olmadı’ diyorlar. Bazıları bunun rant için yapıldığı kanaatinde. Buranın birisine verileceği düşüncesiyle uyarıya inanmıyor. Bakteri tespit edildiyse sağlığımız için belirtilen uyarıya uymamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
HALSİZLİK, İSHAL, KUSMA, ATEŞ
Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu da Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine göre içme suyunun uygunluğunu belirleyen parametrelerden bahsetti. Kaynak sularında mikrobiyal tehlikeye rastlanabileceğini vurgulayan Manavoğlu, “Kaynak sularındaki bazı analizlerde koliform ve ecoli bakterisi karşımıza çıkabiliyor. Bunlar dışkı ve toprak kaynaklı hastalık yapıcı etkiye sahip mikroorganizmalar. Özellikle bağışıklık sistemi düşük kişilerde, çocuklarda, kemoterapi görmüş ve organ nakli olmuş kişilerin daha dikkatli olması gerekiyor. Bu mikroorganizmalar halsizlik, ishal, kusma, ateş gibi belirtilere, ilerleyen dönemlerde kanlı ishale neden olabilir” diye konuştu.
‘TÜKETİCİ BAZI ZEHİRLENMELER YAŞIYOR’
Kaynaktaki analiz sonucunda 100 mililitrede 1 kob (koloni oluşturan birim) escherichia coli, 59 kob koliform bakterisi tespit edildiğini anımsatan Manavoğlu, “Bu bakterilerin suda hiç bulunmaması gerekiyor. 100 mililitrede 1 kob escherichia coli miktarı az gibi görünse de günde 2 litre su içilse 20 bakteri almış oluyorsunuz. Koliform bakteri de 59 adet tespit edilmiş. Sıfır olması gereken üst seviyede mikroorganizma varlığı bulunuyor. Tüketicinin dikkat etmesi lazım. Aslında tüketici bazı zehirlenmeler yaşıyor ama ‘güneş, klima çarptı’, ‘Uyurken üzerimi örtmedim’, ‘çok terledim, soğuk su içtim’ gibi düşüncelerle fark etmiyor.”
PET ŞİŞE ÇOK DEFA KULLANILMAMALI
Yol kenarında akan kaynak suları ve pet şişelerin çok defa kullanımının sağlığa tehlikesi olduğunu kaydeden Manavoğlu, “Suda bulaşma ihtimali çok yüksek. Plastik şişeler tek sefer kullanıma uygun. Onların içerisine su koyup tekrar tekrar tükettiğimizde plastik malzemenin içerisinden bulaşma ve kaynak suyundan bulaşan mikroorganizmadan dolayı hasta olabiliriz” dedi.
]]>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kamuoyunda 9’uncu Yargı Paketi olarak bilinen ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, TBMM Başkanlığına sunulduğunu açıkladı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, 9’uncu Yargı Paketi olarak bilinen ve 38 maddeden oluşan, ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni, Meclis Başkanlığına sunduklarını söyledi. Güler, teklife katkı sağlayanlara teşekkür ederek, “Teklifte, Anayasa Mahkemesi’nin bazı iptal kararları var. Özellikle seçimlerden önce Anayasa Mahkemesi daha önceden yürürlükte bulunan birçok kanun maddesini bazı gerekçelerle birlikte iptal etmişti. Bu iptal gerekçeleri kapsamında bazı düzenlemelere bu kanun teklifinde yer veriyoruz. Nedir bunlar; evlenen kadının soyadına ilişkin düzenleme getiriyoruz. Kullanacak soyadı nedeniyle aile bütünlüğünün zarar görmemesi ve çocukların olumsuz etkilenmemesi amacıyla kadınların evlenince eşlerinin soyadını alacağı ve isterlerse önceki soyadlarını da kullanabileceklerine yönelik yeni bir düzenleme hayata geçiriyoruz ve teklif ediyoruz” diye konuştu.
‘SOYBAĞININ REDDİ İÇİN DAVA AÇMA HAKKI GELECEK’
Güler, anne ya da baba ile çocuk arasındaki soybağının reddi için de dava açma hakkı geleceğini söyleyerek, “Diğer yandan ailenin huzur ve refahının korunması amacıyla baba olduğunu iddia eden 3’üncü kişilerin soybağının reddi davası açabilmesi belirli kurallara tabi olarak yine kanun teklifimizde yer alıyor. Diğer bir teklifimizde evlat edinenlerin adlarının evlatlığın ana ve baba adı olarak yazılabilmesine de bu teklifimizde imkan sağlıyoruz. Diğer taraftan uzlaşma görüşmeleri sırasında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlara ilişkin tazminat davası açabilme imkanı da bu teklifimizde yer alıyor. Arabuluculuk görüşmelerinin ilk toplantısına katılmayan tarafın yargılama giderlerinden sorumluluğu ve lehlerine hükmedilecek vekalet ücretine ilişkin de düzenleme yasa teklifimizde yer alıyor. Ayrıca, aynı ilde birden fazla baro kurulmuş olsa bile hepsinin bütün vatandaşlarımızın hizmetinde olduğu dikkate alınarak her bir 5 bin nüfus için tespit edilecek toplam puana göre de barolarımıza yeni imkanlar getiriyoruz. Ayrıca idari yargıda kanun yollarına başvuru kapsamında hangi tarihteki parasal sınırın dikkate alınacağı netleştirilmek suretiyle hak kayıplarının da önüne geçilmesi de amaçlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘HAKARET İÇİN ŞİKAYET SÜRESİ 2 YILI GEÇMEYECEK’
Güler, teklifte, şikayete tabi hakaret suçu bakımından azami şikayet süresini de yeniden belirlediklerini ifade ederek, “Düzenlemeyle soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikayet süresinin her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yılı geçemeyeceğini kabul ediyoruz. Böylelikle özellikle sosyal medya üzerinde uzun yıllar önce yapılan bazı paylaşımlar nedeniyle vatandaşlarımız üzerinde sonradan oluşturulacak baskı ve tehdidin de önüne geçmeyi amaçlıyoruz. Burada belirtmek gerekir ki bazı art niyetli kişilerin özellikli toplumun hassasiyet duyduğu alanlara yönelik olarak kasıtlı özel paylaşımlar yapmak suretiyle sosyal medyanın gücünü kötüye kullanma yönünde bir çabasının olduğunu ve buna yönelikte bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu belirtmek isterim” dedi.
‘HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ İÇİN ASGARİ SORU SAYISINI 120’YE ÇIKARIYORUZ’
Teklifle arabuluculuk kurumunun etkinliğinin artırılmasına yönelik düzenlemeler de getirdiklerini vurgulayan Güler, “Mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip hukukçuların arabuluculuk eğitimi almak şartıyla sınavsız olarak arabulucu olabilmesini de imkan tanıyoruz. Teklifimizde bazı sorunların çözümüne yönelik de kolaylıklar getiriyoruz. Bunlardan bir tanesi hukuk mesleklerine giriş sınavı ve ön sınavının içerik itibariyle daha kapsayıcı olması ve bu sınava gireceklerin hukuk alanındaki bilgi ve yetkinliğinin artırılması amacıyla bu sınavda soru sorulacak alanlar arasına yeni konular ekliyoruz ve asgari soru sayısını 100’den 120’ye çıkartıyoruz. Ayrıca hukuk fakültesi mezunlarının uzlaştırmacı olabilmesi sağlanarak, uzlaştırma kurumunun daha iyi işleyecek bir konuma da ulaşmasını arzu ediyoruz. Diğer bir madde ile icra ve iflas kanun hükümlerine göre yapılan elektronik açık artırmaların sürüncemede kalmasına ve gerçek alıcılar arasında rekabet içinde gerçekleştirilmesine yönelik de bazı düzenlemeleri bu teklifimizde yer veriyoruz” diye konuştu.
Güler ayrıca, teklifin bundan sonraki davalar için geçerli olacağını söyledi.
]]>“BU HIRSIZLIĞA ORTAK OLMAYIN, VATANDAŞ UCUZ ET YESİN”
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürmen teklifin 8. maddesi üzerine Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, “et vurgununun” nasıl gerçekleştiğini anlatarak, “Ben buradan Et ve Süt Kurumuna da Rekabet Kurumuna da çağrı yapıyorum ve -AK Partili değil- AK Partililere de çağrı yapıyorum: Bu hırsızlığa, vurguna ortak olmayın, vatandaş ucuz et yesin Kurban Bayramı öncesinde” dedi.

“PARTİMİZE YÖNELİK BÖYLE İTHAMLARI KABUL ETMİYORUZ”
Öztürkmen’in konuşması sırasında AK Parti sıralarından itirazlar yükseldi. Ardından AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül, sataşma nedeniyle söz alarak, “Kürsüde partimize yönelik kabul edemeyeceğimiz ifadeler söylenmiştir. AK Parti her yönüyle her açıdan temiz, hem siyasetiyle hem her yönüyle yolsuzlukla, haksızlıkla mücadele eden bir anlayıştır, bir siyasi harekettir. Burada genelleme yaparak partimize, grubumuza yönelik bu tür ithamları asla kabul etmiyoruz ama kim yanlış yaptıysa suç ve cezanın şahsiliği ilkesi gereğince, bu anlamda gerekli hukuki yollara başvurulabilir” dedi.
“İÇİNİZDE YANLIŞ İNSANLAR VAR”
Daha sonra CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır söz alarak düzeltme yapmak istediğini söyledi. Başarır, “Bir genelleme yapmadı, yani ayırdı. ‘Aranızda bazı arkadaşlar’ dedi. Şuna ben karşıyım, hep de söylüyorum: ‘Hepiniz hırsızsınız.’ Hayır ya, böyle bir laf yok. Tabii ki içinizde birçok arkadaşımız işiyle, gücüyle helal ekmek yiyen arkadaşımızdır ama yanlış insanlar da var, bunları söylemek zorundayız” diye konuştu.

“BİRİSİ SÜREKLİ BAĞIRDIĞINA GÖRE YANLIŞLARIN BİRİ BULUNDU”
AK Parti Amasya Milletvekili Haluk İpek’in hem Öztürkmen hem de Başarır konuşurken sürekli araya girip “isim verin” diye tepkisini göstermesi üzerine Başarır, “Bu kadar insandan birisi sürekli bağırdığına göre yanlışların biri bulundu orada ama genelleme yapmadı, kesinlikle genelleme yapmadı; gayet de sarih bir şekilde derdini anlattı” yanıtını verdi.
“HASAN BEY ÖZÜR DİLEMELİ”
Yeniden söz alan Gül ise, ‘Bazı, diyerek bile yapılan bir genelleme AK Parti’ye yapılan bir töhmettir. Bunu kabul etmediğimizi, bu anlamda, bu dilin bize de buraya da yakışmadığını düşünüyorum. Hasan Bey’den de bu konudaki beyanı açısından özür dilemesi ona yakışacak bir davranış olacaktır diye söylüyorum” açıklamasını yaptı.
“EVET BAZI AK PARTİLİLERDE SIKINTI VAR”
Başarır ise “Milyonlarca liralık saat hediye alan Zafer Çağlayan, kendi bakanlığından dezenfektan satan Ticaret Bakanı… Şimdi, bunlar ‘bazı AK Partililer’ değil mi? Bunları söyleyebilir ama ‘hepiniz’ demesinin yanlış olduğunu ben de söylüyorum. Evet, bazı AK Partililerde sıkıntı var” ifadelerini kullandı.
“22 YILDA ADI YOLSUZLUĞA BULAŞMIŞ AK PARTİLİ YOK MU?”
Hasan Öztürkmen de “Ben sözümde bilerek, isteyerek ‘AK Partilileri tenzih ederim’ dedim, ‘bazı AK Partililer’ dedim. Bu 22 yıllık AK Parti iktidarında adı yolsuzluğa, usulsüzlüğe bulaşmış hiçbir AK Partili yok mu” diye sordu.
]]>“Songbun” adı verilen bu sert sistemde bireyler, Kim hanedanlığına yakınlık ya da karşıtlık düzeyine göre belli sosyal sınıflara ayrılıyor.
Korece’de köken ya da soy anlamına gelen “Songbun” sisteminde kişinin konumu; doğum yeri, gıda ve sağlık hizmetlerine erişim için gidebileceği bölgeler, hangi eğitim kurumlarında ya da işlerde çalışabilecekleri gibi hayatlarının pek çok alanını etkiliyor.
Kuzey Koreli akademisyen ve aktivist Yeonmi Park’ın ifadesiyle bu, “Değerinizin atalarınız ve akrabalarınızın faziletleri ya da kusurlarına bağlı olarak belirlendiği” bir sistem.
Sosyalist rejim altında tüm vatandaşlarına eşit fırsatlar sunduğunu savunan Pyongyang yetkilileri varlığını reddetse de, ülkeden kaçanlar ve bazı uzmanlar, geçtiğimiz yıllarda bu sınıf sisteminin varlığını doğrulayan pek çok tanıklık ve belgeye ulaştıklarını öne sürüyor.
20’inci yüzyılın ilk yarısında Kore, Japonya’nın sömürüsü altındaydı ve kabaca dört sınıfa ayrılıyordu: Soylular, kıdemli teknisyenler, halk ve toplumdan aforoz edilenler.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kore, Japonya’nın sömürgesi olmaktan çıkıp komünist Kuzey ve kapitalist Güney olarak ikiye bölündü. Bu ayrılma, Kore Savaşı (1950-53) ile perçinlendi ve iki rakip devlet arasında aşılamaz bir sınır oluştu.
Kuzey Kore’yi kuran, ülkenin ilk lideri Kim Il Sung (şimdiki lider Kim Jong Un’un dedesi), Sovyetler Birliği lideri Joseph Stalin’in çizgisindeki bir proletarya sistemini savunduğu iddiasıyla diktatörlük rejimini sağlamlaştırdı.
İdeolojiye bağlı bir fişlemeye ve sürekli tasfiyelere dayalı bu yapıda, bazı insanlar ve bazı aileler şüpheli konumundaydı.
Öte yandan ailesinde Japonya’ya ya da Güney’e karşı savaşmış eski askerler, veya Komünist Parti üyesi olanlar, avantajlı sınıfa düşüyordu.
Dindarlar, Güney Koreli akrabaları bulunanlar, büyük ya da küçük toprak sahipleri ile tüccarlar ise muhtemel vatan hainleri olarak görülüyordu.
Uzmanlara göre 1960’lı yıllarda hükümet, soy geçmişine göre vatandaşları sınıflara ayıran kapsamlı devlet kayıtlarını tamamladı.
‘Haeksim’: Rejime sadık olanlar
Çoğunluğu ülkeden kaçmış olan Kuzey Koreli bazı uzmanlar, Songbun sisteminde üç ana sınıf olduğunu, bazıları ise alt kategorilerin sayısının 50’ye ulaştığını söylüyor.
“Öz” ya da “çekirdek” anlamına da gelen “haeksim” ismi verilen bu üst sınıftakiler, Kim hanedanlığına bağlılığı bilinen, güvenilir bulunan vatandaşlar.
Japonya sömürgeciliğine karşı ya da Kore Savaşları’nda savaşmış olanlar ile, kendisi ya da bir aile bireyi tek partide yetkili veya üye olanlar da bu gruba dahil. On yıllar boyunca Kim ailesine sıkı bir şekilde sadık kalmış olanlar da öyle.
Bu sınıftakilere tanınan belli ayrıcalıklar var. En gelişmiş şehirlerde yaşayabiliyor, üniversiteye gidebiliyor, en iyi hastanelerde tedavi görüp, en iyi işlerde çalışabiliyorlar.
Önemli bir bölümü başkent Pyonyang’da yaşama hakkına da sahip. Kuzey Kore nüfusunun yaklaşık yüzde 12’si bu şehirde yaşıyor ve önemli bir bölümü bu sınıfa tabi.
Yeonmi Park, burada iktidara yakınlığı olan ailelerin başka ülkelere seyahat etmek ve çocuklarını Çin, Rusya ve Avrupa’ya okumaya yollamak gibi olanakları bulunduğunu ifade ediyor.
‘Choktae’ ya da ‘düşmanlar’
Ayrıcalıklı sınıfın zıttı olan “Choktae” sınıfındakiler ise, “düşman” gibi görülen ve rejimin “kirletilmiş kana sahip” insanlar olarak gördüğü kişilerdi.
Toprak sahibi ve tüccarların çocukları ve torunları, Hristiyanlar, Kore Savaşı’nda Güney’de savaşanlar ve Japon imparatorluğu Kore’yi işgali sırasında destek olanlar, yani Kuzey Kore’deki “komunist rejimin geleneksel düşmanı” olarak gördüğü insanlar bu sınıfta sayılıyor.
‘Choktae’, Hindistan’da yıllardır sistemik olarak ayrımcılığa uğrayan “Dokunulmazlar” ya da “Paryalar”a benzetiliyor. Nitekim onlar da gıda ve elektrik gibi ihtiyaçlara erişemedikleri kırsal bölgelerde yaşamak zorunda kalıyor, en zor işlerde çalışıyor ve çoğunlukla eğitim göremiyorlar.
Park, bu sınıftakilerin Pyonyang’a ayak basmasının dahi güç olduğunu; ömrü de daha kısa olan bu insanların neredeyse sürekli olarak gözetim altında tutulduklarını belirtiyor.
Çocukların önemli bir bölümü sabahları ideolojik telkin amaçlı eğitimler alıyor, günün kalanında da madenler ve tarlalarda çalışıyor.
‘Dongyo’: İki sınıfın ortasındakiler
En üst ve en alt sınıfın ortasındaki ‘Dongyo’dakilerin aileleri rejime düşman olarak görülmüyor. Ancak aile öyküleri düşünüldüğünde hanedanlığın gözünde tamamen “alnı ak” da sayılmazlar.
Rejime bağlılıkları ya belirsiz ya da kuşkulu.
Sunulan ayrıcalıklar sınırlı olsa da, bu sınıfta çok sayıda alt grup da olduğu değerlendiriliyor.
Mesela “temiz” bir aile öyküsüne sahip olan bir ‘Dongyo’, Pyongang sınırlarına yakın bir yerde hayat kurabilir ya da devlet kademelerinde ya da ortalama işlerde çalışabilir. Bazıları da, görece daha kaliteli okullarda eğitim görebilir.
Bu sınıfta olup ‘Düşman’ statüsüne yakın olan biri ise bu olanaklardan yoksun.
Uzmanlara göre nüfusun yüzde 40’ına yakınını oluşturan ‘Dongyo’lar Kuzey Kore’de en kalabalık sosyal sınıfı oluşturuyor; ‘Haeksim’ ve ‘Choktae’ gruplarının her biri de, nüfusun yüzde 30’arlık kısmını.
Ancak resmi belgelerin büyük bir gizlilik içinde tutuluyor olması, sınıfsal oranları net bir şekilde belirlemeyi zorlaştırıyor.
Peki insanlar statülerinin ne olduğunu nereden öğreniyor? Bu bilgiler nasıl kayda geçiriliyor? Bir kişinin bir gruptan başkasına geçmesi mümkün mü?
Songbun kayıtları devlet, yerel yönetimler ve polisin elinde.
Yeonmi Park, Kuzey Kore vatandaşlarının, yaşamlarını doğrudan etkileyen bu sistemi hep akıllarının bir yerinde tuttuklarını belirtiyor. Aileler, yaşadıkları yerler, çalıştıkları işler ve erişebildikleri eğitim ve sağlık kurumlarına bakarak, hangi sınıfa düştüklerini anlayabiliyorlar.
Bazıları ise, hangi Songbun’a ait olduklarını bilmek istiyor ve polis ya da devlet yetkililerine rüşvet verip kayıtlara ulaşmaya çalışıyor. Özellikle de evlilik hazırlığında olanlar.
Eğer bir kişinin statüsü evleneceği kişiden daha yüksekse, otomatik olarak alt tabakadaki eşinin statüsüne eşitleniyor.
Geçtiğimiz yıllarda bazı Kuzey Koreliler, özellikle de Çin sınırına yakın bölgelerde olanlar, karaborsa üzerinden ticaret yaparak belli bir servet elde ettiler. Bu kişilerin çoğu “düşman” grubunda sayılıyor.
Bu insanların rüşvet verseler dahi sınıf atlayamayacağını söyleyen Park, “Kaderinizi değiştirmek adına hiçbir şey yapamazsınız çünkü atalarınızı siz seçmiyorsunuz” diye vurguluyor.
Park, Kim yönetiminin bu sistem üzerinden büyük bir sosyal denetim sağladığını söylüyor:
“Eğer ailenizde biri bir yanlış yaparsa, hepiniz bundan sorumlu oluyorsunuz. Birey, sadece kendisi için kendinden sorumlu değil; aynı zamanda gruptakileri de düşünmek zorunda. Bu da, bireyselliğin sonunu getirdiği gibi, en ufak bir muhalefet çabasının da önüne geçiyor”.
]]>Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Türkiye’den İsrail’e barut, silah ve mühimmat ihracatı devam ediyor” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, her zaman Filistin’in haklı davasının yanında yer aldığına vurgu yapılan bültende, Filistinlilere zarar verecek herhangi bir faaliyet içinde bulunulmasının mümkün olmadığı ifade edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, İsrail ile askeri mühimmat ticareti, askeri eğitim ve tatbikat da dahil hiçbir faaliyette bulunmadığına dikkatin çekildiği bültende, şunlar kaydedildi:
“Bu çerçevede bazı sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili yapılan incelemeler sonucunda, iddiaya konu ihracat listesinde yer alan 93. fasıldaki ürünler, savaş silahları ve mühimmatı değil, spor ve av gibi kişisel amaçlı kullanılan, yivsiz av tüfeği yedek parça ve aksesuarlarıyla balıkçılık malzemeleridir. TÜİK verilerine göre, ihracatı zaten çok düşük olan spor ve av amaçlı tüfeklerin ihracatı, 2023 yılı Mayıs ayından bu yana gerçekleşmemektedir. Yine ihracat listesindeki 36. fasılda yer alan, ‘barut ve patlayıcı maddeler, pirotekni mamülleri, kibritleri, piroforik alaşımlar, ateş alıcı maddeler’ başlığı altında ihraç edilen ürünlerin, ‘jel yakıt ve çakmak gazı’ olduğu tespit edilmiştir. Gümrük Tarife Cetveli’nin fasıl başlıklarında yer alan ve özel firmalar tarafından ihraç edilen ürünlerle ilgili kamuoyunun manipüle edilmeye çalışıldığı belirlenmiştir. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”
“Adana’da iki gencin polis tarafından darp edildiği” iddiası
Bültende, terör örgütü PKK’nın propaganda hesaplarından paylaşılan, “Adana’da iki genç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdikleri için polis tarafından darp edildi” iddiası da yalanlandı.
Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Çakmak Caddesi üzerinde 23 Mart’ta devriye ekiplerince plakasız bir motosikletin durdurulduğu ifade edildi.
Motosikletin sürücüsü olan ve kasten yaralama suçundan iki kaydı bulunan 2006 doğumlu T.A.B. isimli şahsın ehliyetsiz olduğunun tespit edildiği aktarılan bültende, “Bunun üzerine trafik ekibi tarafından şahsa cezai işlem uygulandıktan sonra bahse konu şahıs, elinde bulunan elektrikli testereyi göstererek görevli memuru tehdit etmiş, küfür ve hakarette bulunarak polise mukavemet göstermiştir. Polise mukavemette bulunan şahıs, gözaltına alınmış ve emniyet birimlerince tahkikata başlanmıştır. Bahse konu olayın, iddia edilenin aksine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
“Emeklilerin ikramiyeleri konusunda tartışma yaşandı” haberleri
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Bakan Şimşek arasında elektrik ve doğal gazda yapılan devlet katkısı ile emeklilerin ikramiyeleri konusunda tartışma yaşandığı” iddiasının da asılsız olduğu aktarıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın öncesinde veya sonrasında böyle bir diyalog yaşanmadığı belirtilen bültende, “Elektrik faturalarında birinci kademede yüzde 50, doğal gazda ise yüzde 75’lik devlet desteği devam etmektedir. Ayrıca emeklilere verilen bayram ikramiyelerine 2024 yılında yüzde 50 zam yapılmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bahse konu asılsız iddiaları ortaya atanlarla ilgili yasal işlem başlatacaktır. Kamuoyunu seçim öncesinde manipüle etmek amacıyla ortaya atılan mesnetsiz iddialara itibar etmeyiniz.” ifadesine yer verildi.
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Akaryakıt dağıtım şirketlerinin, bayilerinden yıl sonuna kadar fiyat tabelalarını 3 haneli olacak şekilde yenilemelerini istediği” iddiasının da yalanlandığı bültende, yapılan araştırmalar sonucunda, akaryakıt dağıtım şirketlerinin ileri sürüldüğü gibi bir talepte bulunmadığının belirlendiği vurgulandı.
Akaryakıt dağıtım şirketlerinin, “bu sene sonunda akaryakıt fiyatlarının üç hanelere geleceğine dair” bir öngörüsü veya tahmininin bulunmadığına işaret edilen bültende, “Seçim öncesinde kamuoyunu manipüle etmek amacıyla kasıtlı bir şekilde üretilen dezenformasyonlara itibar etmeyiniz.” ifadesi yer aldı.
“Hükümet IMF ile anlaştı, seçimden sonra ortaya çıkacak” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan “Hükümet IMF ile anlaştı, seçimden sonra ortaya çıkacak” haberlerinin de yalanlandığı bültende, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile herhangi bir kredi anlaşması yapmadığı belirtildi.
Türkiye’nin ekonomi programının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde güçlü bir şekilde kararlılıkla sürdürüldüğü belirtilen bültende, “Kamuoyunu seçim öncesinde manipüle etmek amacıyla kasıtlı bir şekilde ortaya atılan mesnetsiz iddialara itibar etmeyiniz.” değerlendirmesine yer verildi.
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Bakan Şimşek, ‘1,5 yıllık çok zor bir süreç bizi bekliyor’ dedi” iddiasına da yer verilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, güncel herhangi bir açıklamasında böyle bir ifade kullanmamıştır. ‘Bakan Şimşek’in açıklaması’ iddiasıyla yapılan paylaşımlar dezenformasyondur. X platformunda bot hesaplar aracılığıyla dolaşıma sokulan bahse konu iddiaların hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Seçim öncesi kamuoyunda paniğe yol açmak saikiyle yürütülen bu tür dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.”
]]>Bültende, İsrail Devletinin ve İsrail Dışişleri Bakanlığının resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Gazzeli sivillere Kuveyt Meydanı yakınında Filistinli silahlı kişiler tarafından ateş açıldı” iddiasının doğru olmadığı bildirildi.
Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütünün, İsrail resmi kaynaklarının iddialarının aksine, bahse konu görüntülerin katliamın yaşandığı Kuveyt Meydanı bölgesinden yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki bir bölgede kayda geçtiğini belirlediği aktarıldı.
Ayrıca görüntülerdeki kişinin, sivilleri İsrail askeri araçlarının konuşlandığı bölgeden uzaklaştırmaya çalıştığının tespit edildiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin resmi haber ajansı WAFA, İsrail ordusunun Kuveyt Meydanı’nda yardımlara eşlik eden ekiplere saldırıları sonucu 23 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Saldırı sonucu hayatını kaybeden kişilerin birçoğunun cesedi incelenmiş, incelemeler sonucunda İsrail güçlerinin yaygın olarak kullandığı (5,56×45 mm) NATO mermileri tarafından vuruldukları belirlenmiştir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 30 binden fazla Filistinliyi öldüren İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmek amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.”
“Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” iddiası
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” yönündeki iddiaların da doğru olmadığı belirtildi.
Taşınmazlara ilişkin kayıtların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından tutulmasına yönelik usul ve esasların, kanun, tüzük ve diğer alt mevzuat hükümleri tarafından net bir şekilde belirlendiği vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
“Bu konuda mülkiyet güvencesi ile ilgili herhangi bir sorun bulunmamaktadır. TAKBİS’ten verilen ve Webtapu uygulaması üzerinden tapu kayıtlarına uygun olarak alınabilen bazı tam hisseli (1/1) tapu kayıtlarının, e-Devlet üzerinden sorgulandığında sistemsel bir hata nedeniyle ‘müşterek’ olarak gözüktüğü tespit edilmiştir. Bu teknik hatanın düzeltilerek TAKBİS ve Webtapu ile e-Devlet üzerinden ulaşılabilen tapu kayıtlarının yeknesaklığının sağlanması için gereken teknik çalışma başlatılmıştır.”
“Eski Öğrenci Yurdu, Filistin Derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Göç İdaresi Başkanlığının, İstanbul’da geçici görevli personelinin konakladığı eski öğrenci yurdu, bir Filistin derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiasına da yer verilen bültende, iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Bültende bahse konu öğrenci yurdunun Vakıflar Bölge Müdürlüğünden İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğünün kullanımına tahsis edildiği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla tahsisin süresinin dolduğu aktarıldı.
Göç İdaresi Başkanlığına ait merkezlerin yapımının tamamlanmasının ardından Vakıflar Bölge Müdürlüğünden tahsisli binanın boşaltıldığı belirtilen bültende, “İl Göç İdaresi Müdürlüğünde geçici görevli personeller, yeni yapılan merkezlerde bulunan misafirhaneye yerleştirilmiştir. Kamuoyunu manipüle etmek için dolaşıma sokulan paylaşımlara itibar etmeyiniz.” açıklaması yapıldı.
Dezenformasyon Bülteninde, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Bakan Mehmet Şimşek, bankacılarla lüks bir restoranda yemek yedi. Bankacılara faiz artırma talimatı verdi” iddiasının da doğru olmadığı aktarıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu’nun 12 Mart’ta iftarda bir araya geldiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“İftar programı, iddia edildiği gibi lüks bir restoranda değil, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Ziraat Bankasının Genel Müdürlüğünde yapılmıştır. Yapılan görüşmede, ekonomideki ve bankacılık sektöründeki güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunulmuştur. Türkiye Bankalar Birliği, yaptığı kamuoyu duyurusuyla Bakan Şimşek’in iftara katılan bankacılara ‘faiz artırma talimatı’ verdiği yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanlamıştır.”
Gazze’den gelen görüntülere ilişkin iddialar
Bültende, İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Gazze’den gelen görüntülerin arkasında büyük bir kurgu ekibi var. Tiyatro sergileniyor” iddiası da yalanlandı.
İddiaya konu görüntülerin bir telekomünikasyon şirketinin, “Dünya bizi aydınlatacak” adlı reklam filmi çekimleri sırasında kaydedildiğinin tespit edildiği aktarılan bültende, “Reklam filminin kamera arkası görüntülerinin, yanıltıcı iddialarla dolaşıma sokulduğu belirlenmiştir. İsrail’in, Gazze halkının yaşadığı acılarla ilgili dünya kamuoyunda şüphe uyandırmak amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.” ifadelerine yer verildi.
“İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiası
Bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan fotoğrafta yer alan “İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiasının doğru olmadığı kaydedildi.
Fotoğraflarda görülen bahse konu aracın bir kaymakama değil, bir vakıf üniversitesinin rektörüne ait olduğunun tespit edildiği belirtilen bültende, “Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyonlara itibar etmeyiniz.” denildi.
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Ziraat Bankasında usulsüz altın alımı yapıldı” iddiasının manipülasyon içerdiği bildirildi.
1 Mart’ta kısıtlı bir zaman diliminde, internet ve mobil bankacılık kanallarında teknik bir aksaklık nedeniyle hatalı fiyattan sınırlı düzeyde işlem gerçekleştiğinin belirlendiği aktarılarak, şu ifadeler kullanıldı:
“Bahse konu haberlerde iddia edilenin aksine bazı müşterilerin önceden aksaklıktan haberdar olması, tüzel müşterilerin veya banka üst yönetimi ve yakınlarından herhangi bir kişinin işlem yapması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Söz konusu işlemlerde sadece az sayıdaki bireysel müşterilerin alım ve satım yönünde işlem yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca internet ve mobil bankacılıkta halihazırda var olan işlem limitleri nedeniyle, iddia edildiği gibi yüksek tutarlı işlemlerin yapılması teknik olarak da mümkün değildir.”
Gerçekleştirilen işlemlerle ilgili olarak Ziraat Bankası tarafından müşterilerle iletişime geçilip, gerekli düzeltmelerin yapıldığı bilgisine yer verilen bültende, “Ayrıca banka tarafından bu gibi operasyonel risklerin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlerin artırılmasına ivedilikle devam edilmektedir.” açıklaması yer aldı.
“TCMB”nin gizli raporu sızdı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “TCMB’nin gizli raporu sızdı” iddiasının da doğru olmadığı bilgisine yer verilen bültende, “İddiaların aksine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) doların 15 günde 40 lira olacağını içeren gizli bir raporu bulunmamaktadır.” ifadesi kullanıldı.
Bahse konu haberlerde, TCMB’nin her ay yayınladığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin manipülatif şekilde dezenformasyona konu edildiğine dikkat çekilen bültende, şunlar kaydedildi:
“TCMB, her ay finansal ve reel sektörden piyasa katılımcılarına temel makroekonomik göstergelere ilişkin beklentilerini sormakta ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Kamuoyu ile paylaşılan bu anketin, ‘sızdırılmış belge’ olarak nitelendirilmesi manipülasyonu gözler önüne sermektedir. Anket sonuçları sadece katılımcılarının beklentilerini yansıtmakta, piyasa beklentilerindeki aylık değişimleri göstermektedir. Piyasa Katılımcıları Anketi, Merkez Bankasının kurumsal beklenti ve tahminlerini içermemektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Merkez Bankası, bahse konu haberlerle ilgili piyasa bozucu bilinçli eylemden dolayı halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma kenar başlıklı TCK md. 217/A hükmünden suç duyurusunda bulunacaktır. Manipülatif amaçlarla kasıtlı olarak servis edildiği açıkça görülen yalan haberlere itibar etmeyiniz.”
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz:
“Muhalif kişiler bile şunu söyledi; ‘İyi ki biz iktidara gelmemişiz'”
“Yapamayacağınız şeyi söylemeyeceksiniz”
“Geçen yıl ekonomimiz yüzde 4 buçuk büyüme kaydetti”
“Problemimiz enflasyonla mücadele”
KOCAELİ – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Yapamayacağınız şeyi söylemeyeceksiniz. Söylediğiniz şeyi sonuna kadar takip edip yapacaksınız. Bunu yapan siyasete olan güveni de inşa eder. Yerelde ve genelde bizim anlayışımız budur. Bazıları bırakın vaatlerini yerine getirmeyi ne vaat ettiğini bile hatırlayamıyor maalesef. Vatandaşı umursamıyor ‘Seçim öncesi ağzıma geleni söylerim, seçim sonrası nasılsa kimse benden hesap sormaz’ diyor” şeklinde konuştu.
31 Mart’ta gerçekleştirilecek Mahalli İdareler Seçimine sayılı günler kala Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde Kanaat Önderleri ile Buluşma Programına katıldı. Dilovası Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, yerel seçim çalışmaları ve ekonomik verilerle ilgili basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
“Geçen yıl ekonomimiz yüzde 4 buçuk büyüme kaydetti”
Sosyal refahı arttıracak adımları atmaya devam ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük deprem afetini yaşadık. 11 vilayetimiz 14 milyon nüfusumuz etkilendi, yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Kolay değil toplam 104 milyar dolarlık bir yükten bahsediyoruz. Geçen sene 1 trilyona yakın parayı sadece merkezi idareden harcadık. Bu sene de 1 trilyon 28 milyar başlangıç ödeneği olarak bütçemize depremin yaralarını sarmak üzere ödenek koyduk. 2025’ten itibaren inşallah azalarak devam edecek. Bu sene 200 bin civarında konutu bitirip teslim edeceğiz. Tabi sırf konutlarda bitmiyor, altyapısı, sosyoekonomik hayatın canlandırılması birçok başlıkta çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bütün bu zorlu koşullara rağmen dünyadaki sıkıntılar, jeopolitik gerilimler, afetler, bütün bunlara rağmen Türkiye güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Geçen yıl ekonomimiz yüzde 4 buçuk büyüme kaybetti. İstihdamımız 32 milyonu geçti, ihracatımız 256 milyar doları buldu. Turizm gelirlerimiz 54 milyarı aştı. Cari açığımız düşme trendine girdi, depreme rağmen bütçe açılmış, milli gelire oranla yüzde 5 buçuklarda kaldı. Biz bunu yıl ortalarında 6 buçuk olacak diye tahmin ediyorduk ama ondan da iyi geldi rakamlar. Göstergelerimiz iyi bir şekilde devam ediyor, mayıs ayında Allah razı olsun sizlerden Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize, Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destekle mecliste net bir çoğunluk sağladık. Cumhurbaşkanımıza da güven tazeledi” diye konuştu.
“Muhalif kişiler bile şunu söyledi; ‘İyi ki biz iktidara gelmemişiz'”
Muhalefeti eleştiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Seçimden sonra insaflı bazı muhalif kişiler bile şunu söyledi; “İyi ki biz iktidara gelmemişiz’. Seçim sonrası o partiler için çatışmaları, partiler arası kavgaları, gizli pazarlıkları görünce ‘İyi ki bu vatandaş bizi seçmemiş. Biz seçilseydik bu memleketi idare edemezdik, bu sorunları yönetemezdik’ dediler. Vatandaşımızdan Allah razı olsun siyasi istikrara, güven ortamına sahip çıkmış oldu. Hemen seçimden sonra bu siyasi belirsizliklerin azaldığı bir ortamda yeni planlar, programlar yaptık. 12. kalkınma planımızı hazırladık, orta vadeli programımızı, yol haritalarımızı hazırladık. Planlı, programlı bir şekilde, güçlü bir yönetimle problemlerin üstüne gidiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Problemimiz enflasyonla mücadele”
Konuşmasına devam eden Cevdet Yılmaz, “Problemimiz enflasyonla mücadele. Enflasyonla mücadele de sadece bizde değil tüm dünyada biraz zaman alıyor. Yani yaptığınız politikaların sonuçlarını görmeniz biraz zaman istiyor. Bütün dünyada en az 2-3 yıllık bir program uygulamanız gerekiyor. Biz de programımızı kararlı bir şekilde uyguluyoruz. Aylık bazda bazı sonuçları görmeye başladık. Yıllık bazda sonuçları ise Mayıs’tan sonra Haziran, Temmuz enflasyonunda özellikle belirgin bir şekilde göreceğiz. Yıllık bazda da düşüşler başlayacak. 2025’te çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. Orta vadeli programımıza göre gelecek sene yüzde 15’ler civarına düşmesini bekliyoruz 2026’da ise tek haneli rakamlara yeniden ülkemizi kavuşturacağız. Bütün çabamız bu yönde laf olsun diye de söylemiyoruz. Planını, programını yapmış durumdayız ve kararlı bir şekilde hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu.
“Bazıları bırakın vaatlerini yerine getirmeyi ne vaat ettiğini bile hatırlayamıyor”
Siyasette güvenin seçim öncesi verilen sözlerin seçim sonrası unutulmamasıyla gerçekleşeceğini söyleyen Cevdet Yılmaz, “Yapamayacağınız şeyi söylemeyeceksiniz. Söylediğiniz şeyi sonuna kadar takip edip yapacaksınız. Bunu yapan siyasete olan güveni de inşa eder. Yerelde ve genelde bizim anlayışımız budur. Bazıları bırakın vaatlerini yerine getirmeyi ne vaat ettiğini bile hatırlayamıyor maalesef. Vatandaşı umursamıyor seçim öncesi ağzıma geleni söylerim, seçim sonrası nasılsa kimse benden hesap sormaz diyor. Böyle belediye başkanları var. Vatandaşa ne vaat ettiğini hatırlamıyor. Böyle şey olabilir mi ya? Değerli kardeşlerim, bizim anlayışımız. Neyi vat ettiysek sonuna kadar gayret ederiz. Bazen elimizde olmayan sebeplerle olabilir. Onu da vatandaşa izah etmek zorundasınız. Niye yapamadığınızı izah zorundasınız, olabilir. olağanüstü bir gelişme olur, elinizde olmayan bir sebep olur. Birkaç şeyi yapamayabilirsiniz. Genel ne vaat ettiyseniz onu yapmak zorundasınız. Bizim de anlayışımız budur, gerek ilçemizde, gerek büyük Kocaeli’de tam anlamıyla uyulduğunu görmekten büyük bir memnuniyet duydum” ifadelerini kullandı.
Katılımcılar
Programa; Eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli Milletvekilleri Veysel Tipioğlu, Radie Sezer Katırcıoğlu, Cemil Yaman, Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir, Ak Parti ve Cumhur İttifakı Dilovası Belediye Başkan Adayı Ramazan Ömeroğlu, siyasi parti temsilcileri ve kanaat önderleri katıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yarın gün boyunca temaslarının süreceği aktarıldı.
]]>Bültende, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Münih Güvenlik Konferansı’nda ileri sürdüğü, “Bu, Gazze’deki askerlerimiz tarafından bulunan Yahudilerin Sonu adlı kitap. Bu kitabı Hamas’ın üst düzey lideri Mahmud el-Zahar yazmış.” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Yapılan araştırmalar sonucunda kitabın, 1990’lı yıllarda Mısırlı yazar Abu Al Fida Muhammad Aref tarafından yazıldığının ve Filistin haricindeki iki ülkede basıldığının, iddia edildiği gibi Hamas veya Filistin meselesiyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığının tespit edildiği bildirildi.
Öte yandan bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan, yaşlı bir kadının Türkçe bilmediği için havalimanında hizmet alamadığı ve iki buçuk saat rehin alındığı iddiasının doğru olmadığının anlatıldığı bültende, şu bilgilere yer verildi:
“17 Ocak’ta Van’dan İstanbul Havalimanına gelen S.Ç. isimli vatandaşımızın uçağı, 14.26’da piste iniş yapmıştır. Güvenlik kamerası görüntüleri incelendiğinde iddiaların tamamen asılsız olduğu, uçuş ekibinin yaptığı talep doğrultusunda vatandaşımıza uçaktan inişinden, havalimanı çıkış noktasına kadar gerekli tüm hizmetlerin sağlandığı belirlenmiştir. 14.36’da uçağın körük kapısından çıkışı akabinde S.Ç, 14.44’te tekerli sandalye ile alınmıştır. Görevliler tarafından 14.51’de bagaj alım salonuna getirilen S.Ç, 15.39’da bagajını almış ve 2 dakika sonra salondan çıkış yapmıştır. İddiaya konu görüntülerin, 15.42’de bagaj alım salonu önünde kaydedildiği belirlenmiştir.”
Yılda 4 kez MTV alınacak iddiası doğru değil
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan, “Yılda 4 kez motorlu taşıtlar vergisi (MTV) alınacak” iddiasının da doğru olmadığı, iddia edilenin aksine Hazine ve Maliye Bakanlığının böyle bir çalışmasının bulunmadığı aktarıldı.
Bültende ayrıca, “İsrail ordusunun Gazze’nin Şucaiyye semtinde kullandığı Türk yapımı füzelerden çıkan şarapnel parçası” iddiasının doğru olmadığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
“Türkiye’nin savunma sanayii alanında İsrail ile dolaylı veya direkt yoldan herhangi bir mühimmat ticareti bulunmamaktadır. İddiaya konu görselde yer alan parçanın herhangi bir mühimmata ait olup olmadığı dahi belli değildir. Ayrıca markalama için kullanılan made by ifadesi Türk savunma sanayii alanında kullanılmamaktadır.”
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Türkiye’de Afganlar, iltica sistemine alınarak geçici koruma verilmesi için bir hazırlık yapılıyor” iddiasının da gerçeği yansıtmadığı, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının iddia edildiği gibi bir çalışmasının kesinlikle söz konusu olmadığı vurgulandı.
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarından, “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının açıklaması” iddiasıyla paylaşılan belgenin sahte olduğu bildirildi.
Ayrıca bazı basın yayın organlarında yer alan, “Sağlık Bakanlığı, ilaçları artık kendisi analiz etmeden piyasaya sürecek. Yurttaşlar denek olarak kullanılacak.” iddiasının da gerçek dışı olduğu, Mecliste konuyla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Sağlık Bakanlığının ilaçları analiz etmeden piyasaya süreceğine ilişkin iddianın doğru olmadığını belirttiği, ruhsat ve denetim sürecinin iyileştirilerek sağlanacağı hatırlatıldı.
“Süper Kupa finali iptal edildi” iddialarının doğru olmadığının belirtildiği bültende, Süper Kupa Finalinin, her iki takımın da lig ve Avrupa maçlarından dolayı fikstür sıkışıklığı olmaması için nisanda yapılmasının planlandığı kaydedildi.
FETÖ’nün manipülasyon amaçlı kullandığı sosyal medya hesaplarından paylaşılan bazı görüntülerin, “Erzincan’daki toprak kayması sırasında kaydedildiği” iddiasının da gerçeği yansıtmadığı, görüntülerin, 22 Şubat 2023’te Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesindeki bir kömür madeninde meydana gelen kaza sırasında çekildiğinin tespit edildiği bildirildi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BAE ve Mısır ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretleri değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hüsnü kabullerinden ötürü Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Sayın Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi’ye teşekkür ediyorum. Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen ve onur konuğu olarak davet edildiğimiz Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Zirve hitabımızda son 21 yılda siyasi istikrar, güçlü yönetim, demokrasi, diplomasi ve ekonomi alanlarında büyük adımlar atan Türkiye’nin tecrübelerini paylaştık. Ayrıca Gazze’deki krize ve Filistin davasına dair tavrımızı, kalıcı barış için çözüm önerilerimizi dile getirdik” dedi.
İsrail’in Filistin halkının en temel haklarını ve 1967 sınırlarında bir Filistin Devleti’nin kuruluşunu kabul etmeden barış olmayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizi adeta bir yangın yerine çeviren İsrail’in hukuk tanımaz, insanlık dışı, işgal, zulüm ve katliam politikalarıdır. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile her alanda ivme kazanan ikili ilişkilerimizi etraflıca ele aldık. Özellikle ticaret hacmimizin geçen yıl 20 milyar doları aşmış olmasından duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. İş birliğimizdeki ivmeyi koruyarak bu meblağı daha üst seviyelere taşıma noktasında mutabık kaldık. Geçen yıl tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey’in ilk toplantısını en kısa sürede Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Savunma sanayi projeleri, enerji ve yatırım konuları da gündemimizin üst sıralarındaydı. Uluslararası yatırım şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelerek ülkemizdeki fırsatları değerlendirdik” dedi.
Zirve vesilesiyle katılımcı ülkelerden mevkidaşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kapsamda sırasıyla Maldivler Cumhurbaşkanı Sayın Muizzud, Libya Başbakanı Sayın Dibeybe ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Sayın Barzani, Ruanda Devlet Başkanı Sayın Kagame ile görüşmeler gerçekleştirdik” dedi.
“Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip”
Dubai ziyaretinin ardından Kahire’ye intikal ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin daveti üzerine yaptığı bu ziyaretin de oldukça samimi, verimli ve başarılı geçtiğini belirterek, “Sayın Sisi’nin refikalarıyla birlikte havalimanına bizzat gelerek bizi karşılamasından hassaten memnuniyet duydum. Görüşmelerimizde son dönemde askeri ve savunma sanayii dahil her alanda ivme kazanan ilişkilerimizi ele aldık. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantımızı en kısa zamanda gerçekleştirme hususunda mutabık kaldık. Nisan ayı başında Sayın Sisi’nin yemin töreni söz konusu. Dolayısıyla nisan ya da mayısta Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek. Afrika kıtasındaki en büyük ticari ortağımız Mısır’la ticaret hacminde 15 milyar dolar hedefimizi yakalamakta kararlıyız. İkili konuların yanı sıra Filistin başta olmak üzere bölgesel meseleler hakkında da görüş alışverişinde bulunduk. Gazze’deki katliamların bir an önce durdurulmasını, Filistin davasının kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşmasını teminen Mısır’la iş birliğimizi daha da artırma niyetindeyiz. Biliyorsunuz Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip. Biz de Gazze’ye insani yardımlarımızın iletilmesi hususunda Mısırlı kardeşlerimizle hep yakın iş birliği içinde olduk. Gazze’ye yardımların ulaştırılmasında sağladıkları kolaylıklar için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Gazze’ye insani yardım sevkiyatlarını artırma ve daha fazla sağlık hizmeti götürme imkanlarını da ele aldık. İsrail’in Gazze halkını topraklarından sürgün etme politikası karşısında Mısır’ın dirayetli tutumunu takdirle karşıladığımızı ve desteklediğimizi Sayın Sisi’ye ifade ettim. Mısır’la koordinasyon içinde olmamızın bölgemizin barış, huzur ve istikrarına önemli katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu düşüncemizin Mısırlı kardeşlerimiz tarafından da paylaşılmasından bilhassa memnuniyet duyuyoruz. Ziyaretlerimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik dolayısıyla her iki ülke devlet başkanlarına tekrar teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmelerin söz konusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini söylediler. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gerekli görüşmelerini sürdürüyor. Bizler de ağırlıklı olarak gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı ancak bu yetersiz. Bu sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu sayın Sisi ile de görüştük. ‘Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil’ ifadesini kullandık. Düşünün sivillere ‘şu bölgeye gidin orası güvenli’ deyip oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de, hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir” dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek Türkiye’nin, gerek dostların, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkilerinin sağladığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna rağmen gelinen aşamada akan kanın durmadığını ifade etti. İsrail’in vahşi saldırılarının devam ettiğini belirten Erdoğan, “Bizim bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığımız ve sürekli tekrarladığımız cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkilileri yeni yeni dillendirme noktasına geldiler. Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Batı’dan da birileri bizimle irtibat kurduğu zaman onlara da bu konuları özellikle ifade ediyoruz. Onlara da ‘Bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız” diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır” diye konuştu.
“Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti”
Türkiye ve Mısır’ın bölgenin iki önemli ülkesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupası’nda Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi nisan veya mayısta Ankara’ya gelerek iade-i ziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir. Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de, Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak iş birliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır” ifadelerini kullandı.
“Amaç bize düşmanlık beslemek ise daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz”
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüşmesini değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu. Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. ‘Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız’ dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.”
“Bu yol tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir”
Kalkınma Yolu Projesi’nin BAE yönetimiyle Irak’ın ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı dev bir proje olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti ve Türkiye’nin hassasiyeti olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Onun için de adımlarımızı atıyoruz. Biz Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiğimizde konu başlıklarından bir tanesi mutlaka bu oluyor. İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde ’60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar’ teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun baş aktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir” dedi.
“Barış arayışının peşini bırakmayacağız”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’nin bir gazeteciye verdiği röportajdaki açıklamalarını değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız. Barışın sağlanması için elimizden ne geliyorsa bunu yapmaya devam edeceğiz. İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız. Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık. Esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandı. Hatta tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduk. Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz. Hem Sayın Putin, hem Sayın Zelenski ile görüşmelerimizde bu arayışlarımızı sürdürüyoruz. Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz” dedi.
“ABD ile uzlaştığımız konuların sayısı artıyor”
ABD ile Türkiye arasında son atılan adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edilebileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. ‘Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz’ diyorlar. Biz de ‘Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz’ dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanı’nın bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir” değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesindeki izlenimlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. ‘Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz’ dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor. Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.”
“Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek”
Erzincan’da meydana gelen madendeki göçükle ilgili açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin, olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek” diye konuştu.
“31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır”
Son dönemde yaşanan provakatif olaylarla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz” dedi.
“FETÖ ile mücadelemiz bitmiş değil”
FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen 450 hakim ve savcının göreve iadesiyle ilgili konuşan Erdoğan, “FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız” diye konuştu. – ANKARA
]]>