Atatürk Üniversitesi lisansüstü programları; geniş yelpazede disiplinler arası eğitim imkanı sunarak, öğrencilere hem teorik hem de uygulamalı bilgi birikimi kazandırmayı amaçlıyor. Bünyesinde barındırdığı Sosyal, Fen, Sağlık, Eğitim, Kış Sporları ve Spor Bilimleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ile Güzel Sanatlar Enstitüleri, akademik kariyerlerine devam etme arzusunda olan öğrenciler tarafından yoğun ilgi görüyor.
Başvuru Koşulları ve Süreci
Lisansüstü programlara başvurmak isteyen adayların, Atatürk Üniversitesinin web sitesinde yer alan başvuru kılavuzunu dikkatlice incelemeleri gerekiyor. Başvurular online olarak yapılmakta olup, adayların gerekli belgeleri eksiksiz ve doğru bir şekilde sisteme yüklemeleri önem arz ediyor. Başvuru için gerekli belgeler arasında lisans diploması, transkript, ALES belgesi, yabancı dil yeterlilik belgesi yer alıyor.
Son Başvuru Tarihi
Başvurular, 12 Temmuz 2024 tarihine kadar kabul edilecek. Adayların bu tarihe kadar başvurularını tamamlamaları ve gerekli belgeleri sisteme yüklemeleri gerekiyor. Başvuruların ardından yapılacak değerlendirmeler sonucunda başarılı olan adaylar sonuçları ilan edilen listeden takip edecek.
Lisansüstü Eğitimde Neden Atatürk Üniversitesi?
Atatürk Üniversitesinde, 8 enstitü müdürlüğü bünyesinde yürütülmekte olan lisansüstü eğitim-öğretim faaliyetleri kapsamında, 188 yüksek lisans programında (176 tezli yüksek lisans ve 12 tezsiz yüksek lisans) 9.223 öğrenci, 205 doktora programında 2.592 öğrenci, 2 sanatta yeterlik programında 57 öğrenci, olmak üzere toplam 395 lisansüstü programda 549’u uluslararası öğrenci olmak üzere toplam 11.872 öğrenci eğitim-öğretim görüyor. Fen Bilimleri Enstitüsünün bazı yüksek lisans programlarında ise eğitim dili İngilizce olarak yürütülüyor.
Eğitim ve Araştırma Olanakları
Atatürk Üniversitesinin, modern laboratuvarları, zengin kütüphane kaynakları ve alanında uzman akademik kadrosuyla öğrencilere en iyi eğitim ve araştırma olanakları sunduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, üniversite bünyesinde eğitim gören lisansüstü öğrencilerin, ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak, bilim dünyasına katkı sağlama fırsatı bulduklarını aktardı.
Rektör Çomaklı: “Atatürk Üniversitesi olarak, bilimsel araştırmaların ve akademik çalışmaların en üst düzeyde teşvik edilmesi ve desteklenmesi amacıyla lisansüstü programlarımızı sürekli olarak geliştirmekteyiz. Üniversitemiz, eğitimde kaliteyi ve mükemmeliyeti hedef alarak, öğrencilerimize en iyi eğitim ve araştırma olanaklarını sunmayı ilke edinmiştir” dedi.
Başvurular Her Yıl Artarak Devam Ediyor
Lisansüstü programlara olan yoğun ilgi ve bu alanda elde edilen başarıların, doğru yolda olunduğuna ilişkin önemli bir gösterge olduğunu vurgulayan Rektör Çomaklı: “Başvuruların her yıl artarak devam etmesi, akademik kadromuzun üstün çabaları ve üniversitemizin sağladığı imkanların bir sonucudur. Özellikle lisansüstü eğitimde, öğrencilerimize sunduğumuz modern laboratuvarlar, zengin kütüphane kaynakları ve güçlü akademik danışmanlık sistemi ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veriyoruz. Öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak bilim dünyasına katkı sağlamalarını teşvik ediyoruz. Başarılı ve ihtiyaç sahibi öğrencilerimize sağladığımız burs ve destek programları ile lisansüstü eğitim sürecini daha erişilebilir kılmayı amaçlıyoruz. Araştırma projeleri ve akademik çalışmalar için sunduğumuz fonlar, öğrencilerimizin bilimsel kariyerlerine sağlam bir temel oluşturmalarına yardımcı olmaktadır. Atatürk Üniversitesi olarak, sadece ulusal değil, uluslararası alanda da saygın bir yer edinmek ve bilim dünyasında söz sahibi olmak en büyük hedeflerimizdendir. Bu doğrultuda, lisansüstü programlarımıza başvuracak olan tüm adaylara başarılar diliyor, üniversitemizin sunduğu imkanlardan en iyi şekilde faydalanmalarını temenni ediyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>Bu AB tarihinde ilkleri barındıran bir süreç. Avrupa Birliği, ilk kez bir ülke ile başvuru tarihinden 2 yıl gibi kısa bir süre sonra masaya oturuluyor.
Yine AB ilk kez fiilen savaştaki bir ülke ile tam üyelik görüşmesi yapıyor.
AB, Türkiye’nin 1987 yılında yaptığı üyelik başvurusunu 12 yıl sonra almış, başvurudan 18 yıl sonra da müzakerelere başlamıştı.
Dönem Başkanı Belçika öncülüğündeki 27 AB üyesi ülkenin dışişleri bakanları, bugün Lüksemburg’da Ukrayna ve Moldova ile resmi olarak ilk kez müzakere masasına oturuyor.
Avrupalı bakanlar, yerel saatle 15.30’da Ukrayna’yla ve 18.00’de de Moldova’yla görüşmelere başlayacak.
Müzakerelerde Ukrayna heyetine Avrupa Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Olga Stefanishyna başkanlık ediyor.
Moldova ise, Başbakan Dorin Recean başkanlığındaki müzakere ekibi tarafından temsil ediliyor.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Lüksemburg’daki toplantıya video konferans yoluyla bağlanarak kısa bir konuşma yapacak.
Ukrayna ile müzakere süreci nasıl başladı?
Rusya’nın 24 Şubat 2022 tarihinde Ukrayna’yı işgal etmesinden 4 gün sonra, 28 Şubat 2022’de Kiev yönetimi, AB’ye tam üyelik başvurusunda bulundu.
Ukrayna’nın ardından Moldova da, 3 Mart 2022’de AB Komisyonu’na üyelik talebini iletti.
AB yönetimi, Rusya’ya karşı bu iki ülkenin yalnız olmadığı mesajını vurgulamak için, Ukrayna ve Rusya’nın başvurusuna rekor sayılabilecek kadar kısa bir sürede olumlu yanıt verdi.
AB Konseyi, Haziran 2022’de bu iki ülkenin başvurularını kabul ederek aday üye statüsü verdi.
Brüksel’de geçen 14-15 Aralık’ta yapılan AB liderler zirvesinde, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ukrayna’nın üyeliğine şiddetle karşı çıktı.
Orban, buna gerekçe olarak Ukrayna’daki “Macar azınlığa yönelik baskılar” ve ana dillerinin engellenmesini gösterdi.
Ancak AB içindeki birçok kesim, bu itirazın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Orban arasındaki iyi ilişkilerden kaynaklandığını da düşünüyordu.
Aralık 2023 zirvesinde belirli destek karşılığı Orban ikna edildi. Kararların oybirliğiyle alındığı toplantıda, sıra Ukrayna ve Moldova konusunun ele alındığı maddeye gelince, Orban bir süreliğine salondan çıktı.
AB üyesi 26 ülkenin lideri, bu iki ülkeyle müzakerelerin başlaması için yeşil ışık yaktı.
Müzakereler neden şimdi başlıyor?
AB liderlerinin olumlu yaklaşımına rağmen, Macaristan’ın veto tehdidi devam etti.
Ukrayna, ülkesindeki Macar azınlığın ana dili ve diğer hakları konusunda bazı düzenlemeleri hayata geçirdi.
Macaristan Başbakanı Orban, Rusya ile devam eden savaş nedeniyle Ukrayna konusundaki olumsuz tavrını sürdürdü.
Orban yönetimindeki Macaristan’ın, 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olması AB yönetimini endişelendirdi.
AB Komisyonu, siyasi gündemi belirleme konusunda önemli bir etkiye sahip olacak Macaristan’ın müzakere sürecini riske atmaması için, Ukrayna ve Moldova ile görüşmelere 1 Temmuz’dan önce başlanmasına karar verdi.
AB üyesi ülkelerin büyükelçileri, 14 Haziran’da Brüksel’de yaptıkları toplantıda, Ukrayna ve Moldova ile müzakerelere 25 Haziran’da başlanmasını kararlaştırdı. Macaristan, bu karara itiraz etmedi
Süreç nasıl işleyecek?
Ukrayna ve Moldavya ile tam üyelik müzakereleri, oldukça kısa bir sürede başlamış olsa da, bu uzun yıllar alabilecek bir süreç.
Her iki ülkenin de kendi iç hukukunu ve yönetimini Avrupa yasalarına uygun hale getirmesi bekleniyor.
Bunun için uzun bir süreç gerekiyor. Ukrayna ve Moldova’daki tüm kurallar ile kurumların AB mevzuatına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
AB Komisyonu, bu iki ülkenin öncelikli olarak atması hereken adımları belirleyecek.
Özellikle hukuk, yargı ve güvenlik konularındaki öncelikler saptanacak.
Bu alanlardaki düzenlemelerin AB normlarına uygun hale gelmesinin ardından diğer konu başlıkları müzakere masasına gelecek.
Sosyal yaşamdan ekonomiye, tarımdan imara kadar her alanda tüm başlıklar tek tek ele alınarak müzakere edilecek.
Her müzakere sürecinde, AB üyesi ülkelerin veto hakkı bulunuyor. Bu nedenle Viktor Orban liderliğindeki Macaristan’ın sık sık veto kozunu gündeme getirmesi bekleniyor.
Daha önce Bulgaristan, Kuzey Makedonya’daki Bulgar azınlığın haklarını gerekçe göstererek, Üsküp yönetimiyle yapılan görüşmeleri veto etmişti.
Tam üyelik, uzun yıllar alan bir süreç. Bunun ne kadar hızlı sonuçlanacağı, Ukrayna ve Moldova’nın yapacağı reformlara bağlı.
Her iki ülke de, Ab tarafından verilen “ev ödevini” ne kadar kısa sürede tamamlarsa, tam üyeliğine giden yol da o kadar kısalacak.
Türkiye ve diğer aday ülkelerin durumu ne?
Ukrayna ve Moldova; Rusya ile olan ilişkileri nedeniyle başvurudan 30 ay sonra AB ile müzakere masasına otursa da, diğer aday ülkeler bu kadar şanslı değil.
AB’nin “en kıdemli aday üyelerinden biri” olan Türkiye’nin aralarında bulunduğu 8 ülke, uzun zamandır bu sürecin bitmesini bekliyor.
AB’ye 14 Nisan 1987 yılında üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, Aralık 1999’da aday üye olarak kabul edildi.
AB Komisyonu, 3 Ekim 2005’de Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlattı. Brüksel – Ankara hattındaki müzakere sürecinde 2016 yılına kadar 35 fasıldan 16’sı açıldı.
Türkiye’ye yönelik insan hakları ve hukukun üstünlüğü eleştirileri nedeniyle 2016 yılından itibaren müzakere süreci kesintiye uğradı.
Brüksel Yönetimi, “Türkiye’nin, AB’den giderek uzaklaştığını” belirterek, katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiğini ve başka fasılların açılmasının düşünülmediğini bildirdi.
Türkiye’nin yanı sıra, Karadağ, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan aday üye sıfatıyla AB’ye tam üyelik için bekleme odasında.
Başvurusu 2005 yılında kabul edilen Kuzey Makedonya ancak 2022 yılında müzakerelere başlayabildi.
Arnavutluk’un 2009 yılında yaptığı başvuru 2014 yılında kabul edildi ve 2022 yılında müzakerelere başlandı.
Bosna-Hersek’in tam üyelik başvurusu 2022 yılında, Gürcistan’ın başvurusu da geçen yıl kabul edildi ancak bu iki ülkeyle müzakereler henüz başlamadı.
“Soğuk savaşın” 1989 yılında sona ermesinin ardından AB’nin genişleme süreci de ivme kazandı. Doğu Avrupa’daki 8 ülkenin AB’ye tam üyelik süreci 2004 yılında tamamlandı.
Hırvatistan, 2013 yılında birliğe katılan son ülke oldu.
]]>Vize serbestisi konusunda yaşanan tıkanıklık ve vize kolaylığı sürecinin tam ve etkin olarak devreye sokulamaması sorunun kısa vadede çözümünün güç olduğunu gösteriyor.
AB’nin Göç ve İçişleri Komiserliğince açıklanan 2023 istatistiklerine göre, Çin ve Türkiye birer milyon başvuruyla en çok Schengen vizesi talep eden iki ülke oldu.
Nüfusa orantılandığında ise Türkiye açık ara en çok Schengen başvurusunda bulunan ülke konumunda. 2022’de 700.000 civarında olan başvuru sayısının sadece bir senede yüzde 30 kadar artmış olması Türkiye’den AB’ye dönük ilginin ne kadar arttığını gösteren somut bir istatistik olarak görülüyor.
Aynı istatistikler, Türkiye’den yapılan vize başvurularının yüzde 16,1’inin reddedildiğini gösteriyor. Bu rakam, AB’nin genel olarak üçüncü ülke vatandaşlarının yaptığı başvurulara verdiği ret oranıyla dengeli. Ancak Türk vatandaşlarının randevu süresinin çok uzun olması ve kısa dönemli ve tek girişli vizelerin verilmesi sorunun asıl kaynağını oluşturuyor.
Türkiye’den başvurular çoğunlukla Almanya, İspanya, İtalya gibi ülkeler için yapılıyor ve randevu almak için aylarca bekleyen Türk vatandaşları oluyor.
Ankara’da dün temaslarda bulunan AB’nin Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi’nin Türk muhataplarından en çok duyduğu şikayet de bu konuda oldu.
Varhelyi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Fidan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmelerde bulundu.
Vize serbestisi için çalışmalar yeniden mi başlıyor?
Dışişleri Bakanı Fidan, dünkü basın toplantısında, sorunun çözümü için “vize kolaylığı” ve “vize serbestisi” başlıkları altında iki aşamalı çalışıldığını vurguladı ve AB ve üye ülkelerle çalışmaların devam ettiğini kaydetti.
Türk vatandaşlarının Schengen bölgesine vizesiz seyahat etmesini içeren vize serbestisi, 2013’den bu yana gündemde olan ancak Türk hükümetinin gerekli 72 kriterden son 6 tanesini yerine getirmemesi nedeniyle tamamlanmamış bir süreç.
Bu 6 kriter arasında en önemli olanı terörle mücadele yasasında (TMY) yapılması gereken değişiklik. AB, Türkiye’nin terör tanımının geniş ve muğlak olduğunu, dolayısıyla AB ölçülerine uygun şekilde düzenlenmesini istiyor.
Türkiye, 2016 Temmuz ayında yaşanan darbe girişimi sonrası mevcut koşullarda TMY’de değişiklik yapamayacağını belirtmiş, Brüksel’den esneklik istemiş ancak istediği yanıtı alamamıştı.
‘Terörle mücadele’ yasası değişecek mi?
Dışişleri Bakanı Fidan dünkü açıklamasında Türkiye’nin amacının vize serbestisi için geri kalan kriterlerle ilgili düzenlemeleri tamamlamak ve AB ile bu konuda müzakereye tam anlamıyla başlamak olduğunu vurguladı.
Bu sürecin başlaması için TMY’nin yanı sıra Kişisel Verilerin Korunması Yasası ve kurumunun AB standartlarına uyumlaştırılması, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm üye ülkelerle adli işbirliğinin gerçekleştirilmesi, EUROPOL ile operasyonel işbirliği anlaşmasının imzalanması ve Avrupa Konseyi’nin GRECO (Yolsuzluğa Karşı Ülkeler Grubu) tavsiyelerinin yaşama geçirilmesi adımlarının da atılması gerekiyor.
Türk diplomatik kaynaklar, hükümetin bu yönde bir siyasi irade ortaya koyması durumunda geri kalan kriterlerin çok kısa bir sürede karşılanabileceğini kaydediyorlar. Türkiye’nin kriterleri karşılamasının yanı sıra AB ile Geri Dönüş Anlaşması’nı yaşama geçirmesi gerekecek. Bu anlaşma, yasa dışı yollarla Türkiye üzerinden AB’ye giden göçmenlerin Türkiye tarafından kabul edilmesine kapı aralayacak.
Komisyonla müzakereler tamamlansa bile vize serbestisinin sağlanabilmesi için önce 27 ülkenin temsil edildiği AB Konseyi’nin, ardından da Avrupa Parlamentosu’nun onayı gerekecek.
Vize kolaylığında durum ne?
Sorunun çözümü için konuşulan vize kolaylığı, son iki senede giderek büyüyen vize sorununun hafifletilmesi için 2023 başında gündeme geldi.
Vize kolaylığı çözümü öğrenciler, iş insanları, sanatçı ve akademisyenler gibi bazı gruplara daha hızlı vize sağlanması, sağlanacak vizenin de uzun süreli ve çok girişli olmasını içeriyor. Ancak bu konuda da istenilen uygulama yaşama geçirilemedi.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, vize kolaylığı süreci AB Komisyonu ile müzakere edilse bile uygulamanın tamamen egemen üye devletlerin uhdesinde olması. Bu konuda, komisyonun üye ülkelere tavsiye dışında fazla bir etkisinin olmadığı kaydediliyor.
Nitekim Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Varhelyi ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, “(Varhelyi) AB Komisyonu olarak üye ülkelere ve onların dış işlerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vize başvuruları ve çok girişli ve uzun süreli vize almaları noktasında bir koordinasyon çalışması yürüttüklerini ve olumlu tavsiyede bulunduklarını ifade etti” ifadelerini kullandı. Bolat, Varhelyi’nin üye ülkelere konsolosluklarındaki kapasiteyi artırma tavsiyesinde bulunduğu aktardığına da kaydetti.
Artan sığınma talebi
Ankara’daki diplomatik kaynaklar, vize konusunda yaşanan sorunun temelinde pandemi sonrasında Türkiye’den beklenmedik düzeyde artan başvurunun olduğunu kaydediyorlar. Yılda 1 milyon üzerinde başvuruya yanıt verecek insan kaynağı ve kapasite olmadığına dikkat çeken kaynaklar, başvuru dosyalarında çok sayıda doğruluk içermeyen bilgi ve belgenin yer almaya başladığını, bunun da başvuruların inceleme süresini uzattığını belirtiyorlar.
Bunun yanı sıra, aynı kaynaklar, 2023 senesinde AB ülkelerinden sığınma talep eden Türk vatandaşı sayısının büyük bir artışla 100.000’i aşmış olmasının da başvuruların daha titiz incelenmesi sonucunu doğurduğunu kaydediyorlar.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık Dairesi Başkanlığı ve Hıfzısıhha Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘HPV Aşı Uygulaması’ bugün başladı. İBB Sağlık Daire Başkanı Önder Yüksel Eryiğit aşı için 70 bin başvuru yapıldığını söyledi. Eryiğit “Uygulama olarak İstanbul’da biz başladık. Türkiye’de yerel yönetim olarak aşıya başlayan ilk yerel yönetim biziz hatta bildiğim kadarıyla dünyada da bu böyle. Şu ana kadar 70 bin müracaat oldu henüz daha 48 saat daha olmamışken. Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun daha önceden seçim döneminde duyurduğu sağlıklı nesiller, sağlıklı gelecek adı altında ortaya koyduğu bir projedir, bir vizyondur” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun duyurduğu ‘HPV Aşı Uygulaması’ başladı.48 saat içerisinde yaklaşık 70 bin başvuru aldığını belirten İBB Sağlık Daire Başkanı Önder Yüksel Eryiğit, aşının, ulusal aşı takviminin içerisine alınıp tüm ihtiyaç sahiplerine ücretsiz yapılmasını temenni ettiğini belirtti. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Eryiğit şunları söyledi:
“48 SAAT İÇİNDE 70 BİN BAŞVURU YAPILDI”
” Ankara’da da duyurusu yapıldı seçim öncesinde. Fakat uygulama olarak İstanbul’da biz başladık. Türkiye’de yerel yönetim olarak aşıya başlayan ilk yerel yönetim biziz hatta bildiğim kadarıyla dünyada da bu böyle. Bunu biz sosyal medyalarımızdan duyurduk. Bir link üzerinden başvuruları biz kabul ediyoruz. Bu şekilde müracaat almamızın sebebi de müracaat sonrasında bizim bir sosyal inceleme yapmamız gerekiyor. Bu nedenle şu ana kadar 70 bin müracaat oldu henüz daha 48 saat daha olmamışken. Bizim yerel yönetim olarak tabii ki sosyal inceleme yapmamız gerekir. Oluşturduğumuz kriterler doğrultusunda öncelediğimiz dezavantajlı kişiler ve gruplar var. Oradan başlayarak halkayı yavaş yavaş genişleterek bir yıllık periyot içerisinde bu projemizi uygulayacağız. Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun daha önceden seçim döneminde duyurduğu sağlıklı nesiller, sağlıklı gelecek adı altında ortaya koyduğu bir projedir, bir vizyondur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu ortaya koyduğu proje hizmetin İstanbullulara hayırlı olmasını ben temenni ediyorum.
“BU KADAR YOĞUNLUK BEKLEMİYORDUK AÇIKÇASI”
Ve bizim projemiz 19 – 26 yaş grubu arasında olacak. Çünkü bilimsel olarak aşının etkinliğinin en yüksek olduğu yaş grubu budur. 9 – 14 yaş grubunda iki doz. 15 – 26 yaş aralığında ise üç doz şeklinde yapılacaktır. Tabii ki 26 yaş bizim belirlediğimiz bir üst sınırdır. Bu üst sınır istediğiniz kadar yukarıya çekebileceğiniz bir sınırdı. Aşılama uygulaması bütün yaş gruplarına yapılabilir. Ama 26 yaştan sonra etkinliğinin biraz azaldığını biliyoruz yine bilimsel olarak. 70 bin başvuru var şu anda ilk 36 saatte ciddi bir başvuru. Biz bu kadar yoğunluk beklemiyorduk açıkçası. Toplumsal farkındalığın da ne kadar üst düzeyde olduğunu gösteren bir durum. Gönlümden geçeni tekrar söylüyorum. Ulusal aşı takviminin içerisine alınıp tüm ihtiyaç sahiplerine ülkemizde bu aşının ücretsiz yapılıyor olmasını tabii ki temenni ediyorum”
]]>
Valilikten yapılan açıklamaya göre, geçen günlerde yer talepleri için başvuruları toplanmaya başlayan kentin karma organize sanayi bölgesi Söğütlü OSB için çok sayıda talep alındı.
Başvuru şartlarının ulusal ve yerel basında ilan edilmesinin hemen ardından 200’ün üzerinde yatırımcı firma talepte bulundu.
40 firmayla sözleşme seviyesine gelindi
Değerlendirme sonrasında firmaların son 3 yıl içerisindeki verileri incelendi. Kapasite raporu, ciro rakamları ve istihdam sayısı ile organize sanayi bölgesi yönetiminin hedefleri doğrultusunda olan 40 firmayla görüşülerek bayram sonu sözleşme yapma seviyesine gelindi. Çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı hedef dışında kalan firmalar ise ilk değerlendirmeye alınmadı.
OSB başvurularında yer ön tahsisi için ödenecek avans bedeli (bir kısmı altyapı çalışmalarında kullanılmak üzere) dönüm başına 1 milyon 500 bin lira olarak belirlendi. Bunun yüzde 30’luk kısmı başvuru onaylanmasında peşin, kalanı ise 2024 Aralık ayına kadar eşit taksitlerle ödenebilecek.
Öte yandan, Kantar ve Fındıklı mahallerinde kurulacak karma Söğütlü OSB için planlama ve kamulaştırma çalışmaları sürüyor. Bu alanda yatırımcı olmak isteyen ve şartları sağlayanlar, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki (SATSO) Söğütlü OSB Müdürlüğüne, sanayi sicil belgesi, kapasite raporu, yeşil OSB taahhütnamesi, vergi levhası ve imza sirküleriyle başvurularını yapabilir.
“Hedefimiz, ihracat oranlarını yükselterek cari açığı kapatmaya katkı sağlamak”
Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı ve SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökhan Tiryaki, kısa sürede çok sayıda sanayicinin yer tahsisi için başvuru yaptığını belirterek, “Şehrimizin ulusal kara yolu hatları, demir yolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, ham madde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığıyla bölgemizde arsa fiyatlarının birçok yere göre çok uygun olması, Söğütlü OSB’nin yatırımlar açısından çok cazip bir bölge olmasını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, hedeflerinin Söğütlü OSB’de istihdamı ve üretimi artıracak firmalarla ihracat oranlarını yükselterek ülkenin cari açığını kapatmaya katkı sağlamak olduğunu vurgulayarak, bu minvalde oldukça seçici olduklarını, sadece ihracatın, istihdamın artmasına katkı sağlayacak mevcutta üretim yapan firmaları beklediklerini kaydetti.
Yer tahsisi konusunda tek yetkilinin OSB yönetimi olduğunun altını çizen Tiryaki, şu bilgileri paylaştı:
“Rant çevreleri buradan uzak dursun, zira burada kapasite raporu olmayan, üretim yapmayan firmaya ön tahsis yapılmayacaktır. Firmalara çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı ve üretiminin niteliğine göre detaylı değerlendirme yapılmaktadır. Artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.
Söğütlü OSB yönetim kurulunun dışında herhangi bir kuruluş, şirket, şahıs söz sahibi değildir. Yönetim kurulu kararıyla onaylanan firmalara ön tahsis belgesini gönderiyoruz. Söğütlü OSB yönetim kurulu, onaylı belge taraflarına ulaşmadan herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu işlemler olmadan kişi ya da kişilerle görüşerek yer tahsisi sağlayabileceğini düşünen yatırımcılar mağdur olabilir. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.”
]]>Geçtiğimiz günlerde yer talepleri için başvuruları toplamaya başlayan Sakarya’nın karma organize sanayi bölgesi Söğütlü OSB için çok sayıda talep alındı. 200’ün üzerinde yatırımcı firma başvuru şartlarının ulusal ve yerel basında ilan edilmesinin hemen ardından talepte bulundu. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Söğütlü Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, “Başvuruları ilan ettiğimizin üzerinden geçen kısa sürede çok sayıda sanayici yer tahsis başvurusunda bulundu. Şehrimizin ulusal karayolu hatları, demiryolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, hammadde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığı ile bölgemizde arsa fiyatlarının birçok yere göre çok uygun olması Söğütlü OSB’nin yatırımlar açısından çok cazip bir bölge olmasını sağlıyor. Hedefimiz Söğütlü Organize Sanayi Bölgesinde istihdamı ve üretimi artıracak firmalarla ihracat oranlarımızı yükselterek ülkemizin cari açığını kapatmaya katkı sağlamaktır. Bu minvalde oldukça seçici olduğumuzu vurgulamak isterim. Sadece ihracatın, istihdamın artmasına katkı sağlayacak mevcutta üretim yapan firmaları bekliyoruz” dedi.
Yer tahsisi konusunda tek yetkilinin OSB Yönetimi olduğunun altını çizen Gökhan Tiryaki, “Rant çevreleri buradan uzak dursun, zira burada kapasite raporu olmayan, üretim yapmayan firmaya ön tahsis yapılmayacaktır. Firmalara çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı ve üretiminin niteliğine göre detaylı bir değerlendirme yapılmaktadır. Artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz. Söğütlü OSB Yönetim Kurulunun dışında herhangi bir kuruluş, şirket, şahıs söz sahibi değildir. Yönetim Kurulu Kararı ile onaylanan firmalara ön tahsis belgesini gönderiyoruz. Söğütlü OSB Yönetim Kurulu onaylı belge taraflarına ulaşmadan herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu işlemler olmadan kişi ya da kişilerle görüşerek yer tahsisi sağlayabileceğini düşünen yatırımcılar mağdur olabilir. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum” diye konuştu.
40 firma sözleşmeye hazır”
Başvuruların değerlendirilmesi sonrasında firmaların son 3 yıl içerisindeki verilerine bakıldığında kapasite raporu, ciro rakamları ve istihdam sayısı ile organize sanayi bölgesi yönetimin hedefleri doğrultusunda olan 40 firma ile görüşmelerin yapıldığı ve bu firmalar ile bayram sonu sözleşme yapılabilir seviyeye gelindiği ifade edildi. Özellikle ihracat ağırlıklı üretim yapan sanayicilere ve buradaki nitelikli istihdama önem verdiklerini belirten OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki aynı zamanda çalışan sayısı, ciro miktarı, ihracat oranı hedef dışında kalan firmaların ilk değerlendirmelere alınmadığını ifade etti.
Başvurular devam ediyor
OSB başvurularında yer ön tahsisi için ödenecek avans bedelinin (bir kısmı altyapı çalışmalarında kullanmak üzere) dönüm başına 1 milyon 500 bin olarak alınacağı bunun yüzde 30’luk kısmı başvuru onaylanmasında peşin, kalanı 2024 Aralık ayına kadar eşit taksitlerle ile ödenebileceği öğrenildi. Öte yandan, daha öncede açıklandığı üzere Söğütlü ilçesi Kantar ve Fındıklı Mahallelerinde kurulacak karma Organize Sanayi Bölgesi için planlama ve kamulaştırma çalışmaları sürüyor. – SAKARYA
]]>Türk Patent ve Marka Kurumu 2023 yılına ait sınai haklar verilerini açıkladı. 2023 yılında Türk Patent ve Marka Kurumuna yerli ve yabancı 16 bin 433 patent, 3 bin 400 faydalı model, 183 bin 149 marka ve 58 bin 76 tasarım olmak üzere toplam 261 bin 58 başvuru yapıldı. İstanbul, patent başvurularında 3 bin 526 başvuru ile ilk sırada yer aldı.
Verileri değerlendiren Destek Grup Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, “Ülke ekonomisindeki ticari aktörlerimiz artık marka, patent, tasarım, faydalı model tescili gibi kavramların önemini daha iyi kavradı ve buna göre hareket ediyor. Vekil firma olarak yıllar içinde gösterdiğimiz çaba neticesinde bu farkındalığı oluşturmayı başardığımızı görüyoruz. TÜRKPATENT verilerine göre 2023 yılında yerli yabancı toplam patent başvurularında yüzde 3,64′ lük yaşandı. Dünya genelinde her geçen gün ihracat fırsatlarının, markalara, AR-GE’ye yapılan yatırımların artması şirketlerin daha inovatif ve öncü olmalarını zorunlu kılıyor. Bu da aslında hem ülkemizde hem dünyada sektörümüzdeki pazarın büyüdüğünü kanıtlıyor” dedi.
Uluslararası patent başvurularında yüzde 25 artış
Yamankaradeniz sözlerine şöyle devam etti: “TÜRKPATENT’in açıkladığı güncel verilere göre, Türkiye’de faaliyet gösteren yerli firmalar 2023 yılında 155’i PCT (uluslararası patent başvurusu), 234’ü EPC (Avrupa patent başvurusu) olmak üzere toplam 389 uluslararası patent başvurusu yaptı. 2022 yılında başvuru sayısı toplam 312 idi. Buna göre 2023 yılı başvuruları yaklaşık yüzde 25 (dörtte bir) oranında bir artış gösterdi. Bu da Türkiye’de yükselen fikri ve sınai haklar bilincinin küresel ölçekte yansımasını gösteriyor.”
Patent başvurularının zirvesinde yine İstanbul yer alıyor
TÜRKPATENT’ e göre, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi İstanbul tüm başvurularda ilk sırada. Patent başvurularında 3 bin 526, başvuru ile ilk sırada yer alan İstanbul’u yine büyükşehirler takip ediyor. Patent başvurularında ikinci sırada 1327 başvuru ile Ankara, üçüncü sırada 509 başvuru ile Bursa, dördüncü sırada 429 başvuru ile İzmir ve beşinci sırada 415 başvuru ile Kocaeli yer alırken; Hakkari, Sinop ve Kilis, sadece 1’er patent başvurusuyla listenin en sonlarında yer alan illerimiz oldu. Bayburt ise 2023 yılında hiç patent başvurusu yapılmayan tek il olarak dikkat çekiyor.
Marka başvurularında İstanbul liderliğini sürdürüyor
Marka başvurularının illere göre dağılımına baktığımızda ise; 71 bin 801 başvuru yapan İstanbul’u 14 bin 368 marka başvurusuyla Ankara, 11 bin 378 başvuruyla İzmir, 7 bin 412 başvuruyla Bursa ve 6 bin 179 başvuruyla Antalya izliyor. Ardahan ise 15 başvuruyla son sırada yer alıyor.
Tasarım başvurularında ise bir önceki yılın verilerine göre sıralamalarını ilerleten iller Kayseri ve Antep
Tasarım başvurularında ise 20623 başvuru ile İstanbul başı çekerken; Bursa 4 bin 650 başvuru ile ikinci, Ankara 3 bin 709 başvuru ile üçüncü, Kayseri 3 bin 464 başvuru ile dördüncü, Gaziantep ise 2 bin 754 başvuru ile beşinci sırada yer aldı. Erzincan ise 2023 yılında hiç tasarım başvurusu yapılmayan tek il oldu.
Faydalı modelin dikkat çekeni ise Konya
Faydalı model başvurularında 931 başvuru ile İstanbul başı çekiyor; 403 başvuruyla Ankara, 262 başvuruyla Bursa ve 246 başvuruyla İzmir izlerken, Konya’nın 174 başvuruyla beşinci sıraya yerleşmesi dikkate değer bir unsur oldu. Bitlis ve Ardahan ise 2023 yılında hiç faydalı model başvurusu yapılmayan iller olarak listenin son sıralarına yerleşti.
Yerli patent ve faydalı modelde en çok başvuru yapılan alan: Motorlu kara taşıtı
TÜRKPATENT NACE kodu verilerine göre, 2023 yılında yerel patent ve faydalı model başvurularında motorlu kara taşıtı, römork ve yarı römork imalatı, büro makineleri ve bilgisayar imalatı, mobilya imalatı; başka yerde sınıflandırılmamış diğer imalatlar, tıbbi ve cerrahi teçhizat ile ortopedik araçların imalatı ve eczacılık ürünlerinin, tıbbi kimyasalların ve botanik ürünlerinin imalatı ilk beş sırada yer alıyor. Yurt dışından Türkiye’ye gelen yabancı patent ve faydalı model başvurularında ise; eczacılık ürünlerinin, tıbbi kimyasalların ve botanik ürünlerinin imalatı, diğer özel amaçlı makinelerin imalatı, ana kimyasal maddelerin imalatı, tıbbi ve cerrahi teçhizat ile ortopedik araçların imalatı ve genel amaçlı diğer makinelerin imalatı yer alıyor.
İhracatta yenilikçi atılımlar için katma değerli ürünlerle markalaşma şart
Marka, patent ve tasarım sayılarının ülkemiz sanayisinin gelmiş olduğu gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılı olmadığını belirten Yamankaradeniz, “Daha fazla katma değerli ürün üretimi, daha yüksek teknolojili üretim anlamına gelmektedir. Bu nedenle, bu yenilikleri patentle veya faydalı model başvuruları ile koruma altına almak ve değer oluşturmak, ülkemizi ve firmalarımızı zenginleştirir. Böylece, ihracattaki tonaj rakamları aynı kalsa bile birim fiyatı artacağından yapılan toplam ihracat rakamımızda artış olacaktır. Bu da cari açığın daha az oluşması ve enflasyon rakamlarının aşağıya doğru gelmesine olumlu katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla, bu yeni teknolojilerle dünya pazarlarına açılan markalarımızın Türk malı dolaşım miktarının artması, uluslararası markalaşmanın çok olumlu yansımaları olacaktır” dedi. – İSTANBUL
]]>Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, seçimlere 5 gün kala yaptıkları hazırlıkları ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. Sağkan, “Maalesef Türkiye’deki seçimlerdeki temel sorunların başında sandık görevlilerinin de mevzuata hakim olmaması geliyor. Türkiye Barolar Birliği, seçim güvenliği merkezi vardı 14 Mayıs’ta da. Çok sayıda telefonla başvuru aldık ve bunların önemli bir kısmını sandık görevlilerinden gelen telefon başvuruları oluşturuyordu. Yani partilerin aslında buraya verdiği görevlileri aynı zamanda hukuken de bir eğitime tabi tutmaları gerekiyor. Çünkü seçim mevzuatımız farklı bir mevzuat. Biz de bu anlamda avukatları eğitiyoruz. Seçim mevzuatı kapsamında kendilerini geliştirmelerine, kapasitelerini arttırmalarına katkı sunmaya gayret ediyoruz” dedi.
Erinç Sağkan, seçime 5 gün kala yaptıklar hazırlıkları hakkında ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Sağkan, şunları söyledi:
“Demokrasinin en önemli unsurlarından birisi sandık ve tabii ki sandığın güvenliği en önemli unsurlarından birisi. Türkiye Barolar Birliği bir hukuk kurumu aynı barolarımızda olduğu gibi Türkiye Barolar Birliği de seçim güvenliğinin sağlanması için bazı çalışmalar yürütüyor. Burada temelde iki motivasyonumuz var. Birincisi tüm yurttaşlarımızın sandığa güvenerek oy kullanmaya gitmeleri. Yani Türkiye’de dönem dönem bazı şaibeler yaşanmıştır. Mühürsüz oy pusulaları gibi trafiğe kedi girmesi gibi bazı çöp kutularından oy pusulalarının çıkması gibi maalesef sandığa güveni azaltan bazı görüntülere dönem dönem sahne oluyoruz. Buna rağmen yine de Türkiye’de seçimlere katılım oranının bir hayli yüksek olduğunu da görüyoruz. Bu bizim açımızdan çok önemli bir kazanç olarak görünüyor. Bunu korumalıyız. Buna sahip çıkmalıyız. ve tabii ki ikinci unsurumuz da gerçekten seçmenin iradesinin sandığa doğru şekilde yansımasını sağlayabilmek. Burada iki tane temel unsur var. Birincisi, seçmenin bilgili olması. Yani oy kullanmaya giden seçmenin oy kullan giderkenki kimlik belgesinden tutun da oyunu atarkenki organizasyona kadar tüm unsurlarda bilgi sahibi olması. Bunun için seçmenler bakımından bilgi sahibi olabilmeleri için bir rehber hazırlığımızı yaptık. Bu rehberimiz seçmenler için hukuk rehberi Türkiye Barolar Birliği’nin. Bu rehberin tamamına tüm seçmenlerimiz, tüm yurttaşlarımız Türkiye Barolar Birliği’nin internet sitesinden ulaşarak, okuyarak bilgi edinme şansına sahipler.
“PARTİLERİN GÖREVLİLERİNİ HUKUKEN DE EĞİTİME TABİİ TUTMALARI GEREKİYOR”
Bir diğer unsur ise müşahitler. Yani partilerin sandık güvenliğini sağlamak üzere görevlendirdiği kişilerin hukuki bilgi ve birikime sahip olmaları. 14 Mayıs seçiminde de biz bunu gördük. Maalesef Türkiye’deki seçimlerdeki temel sorunların başında sandık görevlilerinin de mevzuata hakim olmaması geliyor. Türkiye Barolar Birliği seçim güvenliği merkezi vardı 14 Mayıs’ta da. Çok sayıda telefonla başvuru aldık ve bunların önemli bir kısmını sandık görevlilerinden gelen telefon başvuruları oluşturuyordu. Yani partilerin aslında buraya verdiği görevlileri aynı zamanda hukuken de bir eğitime tabi tutmaları gerekiyor. Çünkü seçim mevzuatımız farklı bir mevzuat. Biz de bu anlamda avukatları eğitiyoruz. Seçim mevzuatı kapsamında kendilerini geliştirmelerine, kapasitelerini arttırmalarına katkı sunmaya gayret ediyoruz. Bu eğitimlerle birlikte tüm müşahitler bakımından da yine bir müşahitler için seçim rehberi hazırladık. Bu rehberi de bütün siyasi partilere ulaştırdık. Aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği’nin web sitesinin içerisinde tüm müşahitler bu rehbere de ulaşabilirler. Bu rehberin birinci özelliği bir müşahitin sabah 06.30’da gittiği andan itibaren yapacağı tüm görevleri tek tek yazan bir rehberdir. Aynı zamanda bugüne kadar seçimle ilgili yapılan itiraz başvurularını taradık. 33 başvurunun tek tek örneklerini çıkarttık. ve başvuru dilekçelerini bu rehberin içerisine koyduk. Yani bir müşahit hangi konuda başvuru yapmak istiyorsa bu rehberin içerisinde ona ilişkin dilekçe örneğini bulabilecek. Sadece ismini ve ilgili bilgileri doldurarak başvurusunu yapma şansına sahip olacak.
“SEÇİM GÜVENLİĞİ MERKEZİ KURDUK”
Bunun dışında 31 Mart için tüm gün sabah 17.00’dan itibaren başlayacak bir seçim güvenliği merkezi kurduk. Türkiye Barolar Birliği’nin içerisinde. 81 ilden yurttaşlarımız, müşahitler, sandık görevlileri telefon numaralarından Türkiye Barolar Birliği’ne ulaşabilirler. Ankara için Ankara Barosu’yla diğer illerimiz için de seçim güvenliği merkezi kuran barolarımızla da irtibat halinde olacağız. Tüm başvurulara buradan telefonla yanıt vereceğimiz gibi aynı zamanda fiziken gidilmesi gereken bir sorun olduğunda da irtibatlı bulunduğumuz baronun gönüllülükle çalışan avukat meslektaşımız tarafından olaya anında müdahale edilmesini sağlayacağız. Türkiye Barolar Birliği ciddi bir çalışma yürüttü ve 31 Mart seçimlerine vatandaşın oyunun sandığa gerçek anlamda iradesinin bilmesi için hazırlıklarını tamamlamış durumdadır.”
]]>“Tüketiciyi Koruma Haftası” dolayısıyla açıklamalarda bulunan Samsun Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, 2023 yılında tüketici hakem heyetlerine 13 bin 44 başvuru yapıldığını, 1 Ocak-18 Mart 2024 tarihleri arasında da 2 bin 658 başvuru aldıklarını söyledi. Şikayetlerde ilk sırada “ayıplı mal ve hizmetlerin” yer aldığına dikkat çeken Turpçu, vatandaşların 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici hakem heyetlerine başvurabildiğini ifade etti.
Turpçu, “2023 yılında tüketici hakem heyetlerimize 13 bin 44 adet başvuru oldu. Bu başvurulardan 12 bin 641 adedi karara bağlanarak sonuçlandırıldı. Sonuçlandırılan kararların 6 bin 364 adedi tüketici lehine, 5 bin 826 adedi tüketici aleyhine, 451 adedi ile ilgili olarak da görevsizlik kararı verildi. 2023 yılında tüketici hakem heyetlerimize yapılan başvurular incelendiğinde 13 bin 44 adet başvurunun, 8 bin 341 adedini ‘ayıplı mal ve hizmetler’ oluşturdu. 1 Ocak- 18 Mart 2024 tarihleri arasında tüketici hakem heyetlerimize 2 bin 658 adet başvuru oldu. Bu başvurulardan, geçen yıldan devreden 393 başvuru ile birlikte toplam 3 bin 51 şikayet karara bağlandı. Sonuçlandırılan kararların bin 546 adedi tüketici lehine, bin 416 adedi tüketici aleyhine, 89 adetle ilgili olarak da görevsizlik kararı verildi. 1 Ocak-18 Mart tarihleri arasında tüketici hakem heyetlerimize yapılan başvurular incelendiğinde de 2 bin 658 adet başvurunun, bin 659 adedini yine ‘ayıplı mal ve hizmetler’ oluşturdu. Bakanlığımızın tüketici hakem heyetlerinde başvurularının ortalama karara bağlanma hedef süresi 90 gün. Tüketici hakem heyetlerimizde başvurularının ortalama karara bağlanma süresini, bakanlığımızın hedef süresi olan 90 günün altına indirdik” dedi.
“Vatandaşlarımız 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda heyete başvurabiliyor”
Vatandaşların 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici hakem heyetlerine başvurabildiğini belirten Müdür Turpçu, “2023 yılında 66 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıklar hakem heyetlerinin görev alanı kapsamında iken, bu sınır 2024 yılında ise yeniden değerleme oranın da yapılan artışla 104 bin TL olmuştur. Vatandaşlarımız 104 bin TL’ye kadar olan uyuşmazlıkların çözümü konusunda tüketici mahkemelerine gitmeksizin hakem heyetlerimize başvuruda bulunabilirler” diye konuştu.
“Tüketiciyi Koruma Haftası” etkinliklerinden bahseden Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, “Bu yıl ‘Tüketiciyi Koruma Haftası’ etkinliklerimiz kapsamında İl Milli Eğitim Müdürlüğümüze bağlı okullarımızda eğitimlerimiz devam ediyor. Nisan ayı içeresinde de Ondokuz Mayıs Üniversitemize ait AKM’de öğrencilerimize yönelik bir panel düzenleyeceğiz. Ayrıca üniversitelerimize ait yurtlarda da bilgilendirme sunumları planladık. İlimizde 1’i il müdürlüğümüzde, 3’ü ilçe kaymakamlıklarında olmak üzere 4 tüketici hakem heyeti bulunuyor. 1 Ağustos 2018 tarihinden itibaren Atakum, Canik ve İlkadım İlçe Tüketici Hakem Heyetleri karar mercii olarak yetkilendirildi. Diğer 14 ilçede ise irtibat personelimiz tarafından başvurular alınarak yetkili tüketici hakem heyetlerine iletiliyor” şeklinde konuştu. – SAMSUN
]]>MUSTAFA USTA
Sinop Güç Birliği Derneği Başkanı Erdoğan Altay, “Şu zamana kadar bu sene 870 tane Ramazan kolisi dağıtımı yaptık ama daha şu an 300’e yakın başvurumuz daha var. Onları da dağıtmaya devam ediyoruz. Her gün 15’e yakın insan gelip başvuru yapıyor. Başvurular bu sene ortalama bin 500 kişi olacak. Aslında bu gelen insanların yüzde 60’ı bizden nakit para istiyor” dedi.
Sinop Güç Birliği Derneği Başkanı Erdoğan Altay, Ramazan ayı kapsamında dernek çalışmaları hakkında bilgi verdi. Altay, her geçen yıl kendilerine gelen taleplerin çoğaldığını ifade ederek şunları söyledi:
“Bu sene 2024 yılının Ramazan ayının çalışmalarına başladık. Aslında biz bu çalışmalara 1 ay önce başlamıştık. Tadıyla, keyfiyle, zevkiyle ruhani duruşuyla çok güzel bir ay bizi için ama bizim için çok yoğun da bir ay, her zaman olduğu gibi. Çok yoğun bir tempoyla çalışıyoruz. Biz Ramazan çalışmalarına dernek olarak 9 yıl önce başlamıştık. O zamanlar bizim 200 işi ile başlayan tempomuz 2022 yılında bin 50, 2023 yılında bin 265’di. Şu andaki hedefimiz ise bin 500. Şu anda bu sene Ramazan ayında 870 Ramazan kolisi dağıtımı yaptık ve dağıtmaya devam ediyoruz. Bunun yanında sürekli insanlar gelip başvuru yapıyor. Ramazanın ortasına kadar bize başvuru yapanların tamamına cevap verip ihtiyaçlarını idrak etmeye çalışıyoruz. Şu ana kadar hepsini yüzde yüz başarı ile tamamladık. Bu sene de hedefimiz yüzde yüz başarı ile tamamlamak. Mağduriyetler her sene artıyor. İnsanların alım güçleri çok azalıyor. Bize gelen yardımlarda eskiye nazaran azalıyor ama yine de bunun üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Dışarıdan gelmezsek, kendi içimizden, kendimizden olmazsa, sağdan, soldan toparlayıp bunu halletmeye çalışıyoruz çünkü biz o insanların mağduriyetlerini biliyoruz. Uzun yıllardan beri onlarla aile gibi olduk. Kendilerinin ne olduğunu da biliyoruz, onları tanıyoruz.
“HER GÜN 15’E YAKIN İNSAN GELİP BAŞVURU YAPIYOR”
Şu zamana kadar bu sene 870 tane Ramazan kolisi dağıtımı yaptık ama daha şu an 300’e yakın başvurumuz daha var. Onları da dağıtmaya devam ediyoruz. Her gün 15’e yakın insan gelip başvuru yapıyor. Başvurular bu sene ortalama bin 500 kişi olacak. Aslında bu gelen insanların yüzde 60’ı bizden nakit para istiyor. Biz dernek olarak bir ara bu uygulamayı da yaptık. İnsanlara parayı verelim dedik, bunun karşılığında istedikleri gibi alışveriş yapsınlar dedik ama sonra insanların o kadar çok ihtiyaçları var ki, biz aslında çocuğun bezi için verdik parayı ama o bu parayı elektrik parası için ya da başka bir şey için harcadı. Mama için verdik mesela parayı, o parayı da başka bir şey için harcadı. O yüzden farklı bir yöntem denedik. Kimin ne ihtiyacı varsa onunla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Para verdiğimiz zaman çok farklı bir konsepte kayıyor. Daha farklı şeylerde kullanıyorlar. Biz de hedefimize ulaşamıyoruz. Biz de nakit para vermeyi bırakıp, alışveriş çekleriyle ya da tüpse tüp alarak, yağsa yağ alarak ne ihtiyaçları varsa onlarla ilgili çalışmalar yapıp onu kendisine teslim ediyoruz. Böyle çok daha verimli oluyor.”
]]>Valiliğimiz ve Menteşe, Bodrum, Milas, Marmaris ve Fethiye Kaymakamlıklarımızda hizmet veren Açık Kapı birimlerimizce gerek yüz yüze gerekse internet ve mobil uygulama kanalları üzerinden yapılan vatandaş başvuruları ilgili birimlere yönlendirilmiş ve sonuçlandırıldı.
2023 yılı içerisinde Açık Kapı sistemi üzerinden yapılan başvuruların bin 553’ü Milas, bin 252’si Bodrum, bin 11’i Fethiye, 984’ü Menteşe, 555’i Ortaca, 441’i Marmaris, 432’si Yatağan, 397’si Dalaman, 262’si Köyceğiz, 221’i Seydikemer, 193’ü Ula, 153’ü Datça, 37’si Kavaklıdere ilçelerimizden yapıldı.
Müracaatlar konusu bakımından değerlendirildiğinde yapılan başvuruların yüzde 73’ü sosyal yardım ve sosyal hizmetler başlığı altında yapılmıştır. Valilik hizmetleri, deprem, eğitim, çalışma ve sosyal güvenlik, yerel yönetimler, gıda, tarım ve hayvancılık, çevre şehircilik gibi hizmet başlıkları da başvuru yoğunluğunun oluştuğu konular arasında yer aldı.
7 bin 18 başvuru ile en çok başvurunun e-devlet kanalı üzerinden yapıldığı Açık Kapı’ya, 246 başvuru ‘açikkapi.gov.tr’, 5 başvuru mobil uygulama üzerinden yapılırken, 222 vatandaşımızın başvurusu ise Açık Kapı yetkililerince yüz yüze alındı.
Kadınların başvuru sayısı daha fazla
2023 yılında Açık Kapı sistemine toplamda 7 bin 491 başvurunun yapıldığı ilimizde en çok başvuru kadınlar tarafından yapılmıştır. 5 bin 31 başvuru kadınlar tarafından yapılırken, 2 bin 460 başvuru ise erkekler tarafından yapıldı.
2023 yılı içerisinde, Açık Kapı birimlerinin tanınırlığını ve işlevselliğini artırmak, vatandaşlarla birebir iletişime geçilerek Açık Kapı birimlerinin hangi amaçla çalıştığı, Açık Kapı’ya başvuru yolları ve takibi gibi hususlarda bilgilendirmek, halkla ilişkileri kuvvetlendirmek, vatandaşın talep ve önerilerini yerinde almak amacıyla Açık Kapı Şube Müdürlüğümüz ve beş ilçe Kaymakamlığımızda bulunan birimlerimizce ziyaretler gerçekleştirildi.
Bu kapsamda köy ve mahalle sakinlerinin hanelerine, köy kahvehanelerine, camilere ve diğer sosyal alanlara gidilerek vatandaşlarımızca birebir görüşmeler sağlanmış ve başvuru oluşturmak isteyen vatandaşlarımızın talepleri alınarak Açık Kapı sistemine girişi yapılmıştır.
Vatandaşa yerinde ulaşma ve Açık Kapı sistemi hakkında bilgilendirme yapmak amacıyla merkez ve ilçelerimizde kadın buluşmaları düzenlenerek kadın kursiyerlerin bulunduğu merkezler ve kadın kooperatiflerine ziyaretler gerçekleştirildi.
Ayrıca il merkezinde ve ilçelerimizde vatandaş yoğunluğunun olduğu meydan, park gibi alanlarda tanıtım stantları kurulmuş, pazar yerleri, kıraathaneler, çay ocakları gibi alanlara gidilerek Açık Kapı birimlerinin sunduğu hizmetler hakkında bilgilendirmeler yapılmış ve başvuru oluşturmak isteyen vatandaşlarımızın başvuruları yerinde alınarak sisteme kaydedildi.
Yapılan faaliyetlerde, Açık Kapı sistemin ne olduğu, bizzat, web sitesi, mobil uygulama ve e-devlet üzerinden nasıl başvuru yapabilecekleri, yapılan başvuru sonucunu nasıl takip edebilecekleri anlatılmış ve “Açık Kapı, Milletin Kapısı” sloganıyla, şikayet, talep ve önerisi olan tüm vatandaşlarımızın dertlerine çözüm ortağı olabilmek için Açık Kapı Şube Müdürlüğü olarak her zaman yanlarında olduğumuz belirtildi.
Depremzede vatandaşlar ziyaret edildi
6 Şubat tarihinde gerçekleşen ve asrın felaketi olarak nitelendirilen depremin yaşandığı illerden ilimize gelerek yurtlar başta olmak üzere ilçelerimizdeki otellere ve yurtlara yerleştirilen depremzede misafirlerimizin dışında; kendi imkanlarıyla ev tutan, ekseriyetle yakınlarının-tanıdıklarının evlerinde de misafir olan depremzede vatandaşımızın bulunduğu 66 haneye ziyaretler gerçekleştirilmiştir. Ziyaretlerde, büyük kayıplar yaşayan ve bu travmatik süreçte her türlü desteğe ihtiyaç duyan depremzede vatandaşlarımızın özellikle kamu hizmetlerine erişimde yaşadıkları sorunların çözüme kavuşturulmasında yardımcı olundu. – MUĞLA
]]>Yegane Arani, “15 Mart Uluslararası İslamofobi ile Mücadele Günü” vesilesiyle AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
ADAS’a okulda ayrımcılığa uğrayan, ayrımcılıkla ilgili bir şeyler duyan veya gören ya da ayrımcılık konusunda sadece bilgi almak isteyen kişilerin başvurduğunu belirten Yegane Arani, “Yani bunlar velilerin, öğrencilerin, öğretmenlerin yanı sıra okul ortamında bulunan diğer insanlar. Vakaların yaklaşık yüzde 90’ı öğrencilere yönelik ayrımcılıkla ilgili olsa da bize gelenlerin yaklaşık yüzde 50’si velilerden oluşuyor.” ifadesini kullandı.
Yegane Arani, Berlin’deki okullardan ADAS’a büyük oranda ayrımcılık şikayetlerinin ulaştığını aktararak, kendilerine gelen başvuruların yüzde 80’inin ayrımcılıkla ilgili olduğunu dile getirdi.
Bu konuda genelde 2 grubun etkilendiğini gördüklerini anlatan Yegane Arani, şu değerlendirmede bulundu:
“Bir yandan siyahi insanlardan çok başvuru alıyoruz. Diğerleri de Müslümanlar veya Müslüman olarak algılananlar. Müslüman düşmanı ırkçılıkla ilgili şöyle bir ayrım yapmak isterim; vakaların yaklaşık yüzde 20’si açıkça Müslüman karşıtı ırkçılıkla ilgili. Yani insanların yaşantısı, kızların veya kadınların başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa uğraması, öğretmenlerin İslomofobik ifadeleri kullanması gibi.”
“Bildirilmeyen çok sayıda vaka var”
Buradaki durumun doğrudan Müslüman olanları etkilediğine işaret eden Yegane Arani, “Şimdi ramazan ayındayız. Burada zaman zaman problemli durumlar ve Müslümanların din özgürlüğünün kısıtlandığı yerler oluyor.” dedi.
Yegane Arani, aynı zamanda isimleri, görünüşleri ve kökenleri nedeniyle Müslüman olarak algılanan ancak hiç dindar olmayan, hatta belki Müslüman bile olmayan insanları etkileyen Müslüman karşıtı ırkçılık biçimlerinin de bulunduğunu kaydetti.
ADAS’a yapılan yüzde 40 oranında şikayetlerin bu başvurulardan kaynaklandığını aktaran Yegane Arani, “Böylelikle toplamda bize gelen şikayetlerin yarısından fazlasının, Müslüman karşıtı ırkçılık bağlamında olduğunu söyleyebiliriz. Almanya’da yüzde 6 ile 8 arasında Müslümanların yaşadığı göz önüne alındığında bu oldukça yüksek bir oran.” değerlendirmesini yaptı.
Yegane Arani, burada sadece ADAS’a yapılan başvuruları aktardığını, başka kurumlara da başvuruların yapıldığını söyleyerek, “Bildirilmeyen çok sayıda vaka var. (Ayrımcılıkla etkilenenlerin) Çok küçük kesimi başvuruda bulunuyor çünkü özellikle okul bağlamında pek çok şey bir yerlere bildirilmiyor ve konu edilmiyor.” diye konuştu.
“Başörtüsü takan Müslüman kızlar ayrımcılıktan daha fazla etkileniyor”
Son dönemde şikayetlerin arttığına dikkati çeken Yegane Arani, şunları kaydetti:
“Danışma merkezimize yapılan başvurularda kesinlikle bir artış görüyoruz. 7 Ekim 2023’ten sonra özellikle Gazze’deki savaşla ilgili artan sayıda başvuru alıyoruz. Örneğin; öğrencilerin açıklama yapmaya, tutumlarını ortaya koymaya veya istemedikleri halde ihtilafla ilgili ne düşündüklerini ifade etmeye zorlanması veya Filistin poşusu takma yasağı gibi. Ancak söz konusu ihtilafla ilgili olmayan, örneğin; namaz kılmaya veya Müslümanların görünürlüğüne ilişkin getirilen kısıtlamalar gibi genel Müslüman karşıtı vakalarda da bir artış oldu.”
Yegane Arani, başörtüsü takan Müslüman kızların ayrımcılıktan daha fazla etkilendiğini belirterek, “Müslüman karşıtı ırkçılık söz konusu olduğunda kesinlikle kızlar ve kadınlar özellikle etkileniyor. Bu, başörtüsü taktıklarından dolayı Müslüman oldukları anlaşılan kişiler için daha fazla geçerlidir.” ifadesini kullandı.
Ayrımcılıkla ilgili 300 öğrenciyle araştırma yaptıklarına değinen Yegane Arani, başörtüsünün ayrımcılıkta önemli rol oynadığını, örneğin öğretmenler tarafından birçok olumsuz, aşağılayıcı ifadelerin söylendiğinin de net şekilde oraya çıktığını dile getirdi.
Yegane Arani, bu konuda öğretmenlerin, Müslüman karşıtı ırkçılık konusunda daha duyarlı olması için meslek içi eğitim alması ve daha fazla aydınlatılması gerektiğini kaydetti.
Kovid-19 salgınından sonra ayrımcılıkla ilgili başvuru sayılarında genel bir artış olduğunu ifade etmek gerektiğini vurgulayan Yegane Arani, “Bize yapılan tüm ayrımcılık olaylarındaki başvuru sayısı son 2 yılda 2 kat arttı. Sadece Müslümanlara yönelik ırkçılıkla ilgili değil, toplamda ırkçılıkla ilgili.” dedi.
Yegane Arani, Berlin çok kültürlü bir şehir olmasına rağmen Müslüman karşıtı olaylardaki oranların bu kadar yüksek seyretmesinin kendisini şaşırtıp şaşırtmadığıyla ilgili 20 yıldan beri çalıştığını ve artık hiçbir şeye şaşırmadığını söyledi.
“Gençler, Almanlarla aynı muameleyi görmek istiyor”
Bu konuda kısmen bir iyileşme de olduğunu, Müslüman karşıtı ırkçılığa karşı mücadele eden projelerin desteklendiğini, ADAS gibi kurumların ayrımcılığı tespit ettiğini ve bu alanda araştırmaların yapıldığını belirten Yegane Arani, “Bu bir ilerlemedir ancak diğer taraftan rakamlar azalmıyor aksine artıyor. Ancak şimdi örneğin; danışma merkezlerini düşündüğümde bu olumlu bir durum. Çünkü belki de (vakalar) mutlak şekilde artması gerekmiyor ama daha fazla başvuru yapılıyor.” diye konuştu.
Yegane Arani, insanların ayrımcılığı kabul etmediğini, bu konuda ilgili yerlere başvurarak yardım aldığını aktararak, “Biz belki bunu ebeveynlerimizden de biliyoruz. Pek çok şey normal görülerek kabul edilirdi, yutulurdu, ‘Bu böyledir’ denilirdi, dikkat çekmek istenmezdi ve şimdi bir değişim var. Gençler, Almanlarla aynı muameleyi görmek istiyor.” ifadesini kullandı.
Ayrımcılık vakaları olduğunda bunun ilgili kurumlara bildirilmesini isteyen Yegane Arani, ayrımcılığa maruz kalanlara durumun nasıl geliştiğini aklında tutmasını veya olayın gelişimini kağıda yazmasını tavsiye etti.
]]>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Bayram Ali Ersoy, 8-9 Haziran’da düzenlenecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (2024-YKS) 3 milyon 36 bin 945 adayın başvurduğunu bildirdi. Adayların 1 milyon 404 bin 156’sı sınava ilk kez başvuru yaparken, geçen yıla göre YKS’ye başvuru sayısı 490 bin 518 kişi azaldı.
Ersoy, yaptığı yazılı açıklamada, YKS başvurularıyla ilgili verileri açıkladı. 8-9 Haziran’da düzenlenecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na 3 milyon 36 bin 945 aday başvurdu. Ersoy, şu bilgileri verdi:
“9 Haziran Pazar saat 10.15’te yapılacak ikinci oturum olan AYT’ye 1 milyon 983 bin 766 aday, aynı gün saat 15.45’te gerçekleşecek üçüncü ve son oturum olan YDT’ye ise İngilizceden 218 bin 316, Arapçadan 5 bin 717, Almancadan 2 bin 849, Fransızcadan 1172, Rusçadan 760 kişi olmak üzere toplam 228 bin 814 aday katılacak.”
EN GENÇ ADAY 15, EN YAŞLI ADAY 85 YAŞINDA
Ersoy, 2024-YKS’ye başvuran adayların 1 milyon 580 bin 984’ünün kadın, 1 milyon 455 bin 961’inin erkek olduğunu belirterek, “En genç aday 15, en yaşlı aday 85 yaşında. Sınava başvuranlar, 17-23 yaş arasında yoğunlaşmış durumda, 50 yaş ve üzeri 26 bin 331 aday başvurusu bulunuyor. 34 yaş üstü kadın aday sayısı ise 118 bin 923 olmuştur.” ifadelerini kullandı.
EN ÇOK ADAY ANADOLU LİSESİNDEN
ÖSYM Başkanı Ersoy, adayların okul türlerine ve öğrenim durumlarına ilişkin de şunları kaydetti:
“Adayların 974 bin 521’i Anadolu lisesi, 717 bin 732’si meslek lisesi, 570 bin 415’i açık öğretim lisesi, 232 bin 967’si imam hatip lisesi, 96 bin 524’ü fen lisesi, 10 bin 795’i sosyal bilimler lisesi, 10 bin 647’si spor ve güzel sanatlar liselerinden.
Lise son sınıfta olan aday sayısı 1 milyon 93 bin 697, lise mezunu olup bir yükseköğretim programına yerleşmemiş aday sayısı 1 milyon 184 bin 189. Bir yükseköğretim programına yerleşmiş kayıtlı aday sayısı 316 bin 260, bir ortaöğretim kurumunun son sınıfında beklemeli olan aday sayısı 12 bin 652, bir yükseköğretim programına yerleşmiş fakat kayıt olmayan aday sayısı 58 bin 455, bir yükseköğretim programından mezun olan aday sayısı 293 bin 925, yükseköğretim kurumundan kaydı silinen ve sınava başvuran aday sayısı da 77 bin 767’dir.”
15 BİN 821 ŞEHİT VE GAZİ YAKINI ÜCRET MUAFİYETİNDEN YARARLANDI
Sınavlara başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocuklarından sınav ücreti, başvuru hizmet ücreti ve yerleştirme ücreti alınmadığını hatırlatan Ersoy, “Bu kapsamda 2024-YKS’ye başvuran 15 bin 821 aday sınav ücretinden muaf tutuldu” bilgisini paylaştı.
Engelli adaylar ile ilgili de bilgi veren Ersoy, TYT ‘ye toplam 12 bin 691, AYT’ye 8 bin 171, YDT’ye ise 988 engelli adayın katılacağını bildirdi.
Ersoy, engelli adayların hiçbir olumsuzluk yaşamaması, engel durumlarının kendilerine dezavantaj olarak dönmemesi için hassasiyetle çalıştıklarını vurgulayarak, “Emeklerinin, gayretlerinin karşılığını alabilecekleri ortamı sağlamak temel arzumuzdur” değerlendirmesini yaptı.
1 MİLYON 404 BİN ADAY İLK KEZ BAŞVURDU
Bayram Ali Ersoy, “Adayların 1 milyon 404 bin 156’sı sınava ilk kez başvuru yaparken, 798 bin 409 adayın ikinci başvurusu, 442 bin 64 adayın üçüncü başvurusu, 219 bin 390 adayın dördüncü başvurusu, 172 bin 926 aday ise beş ve daha fazla başvuru yapmış durumda.” bilgisini verdi.
]]>
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi fuaye alanında düzenlenen ‘Sektör-Öğrenci Buluşması’na Muğla’nın Fethiye, Marmaris, Datça, Bodrum gibi turistik ilçelerinden 100’den fazla firma katıldı. Dünyaca ünlü otellerin stant açtığı ve turizme kalifiyeli eleman ihtiyacının karşılandığı istihdam fuarını binlerce öğrenci ziyaret ederek sektör temsilcileri ile iş görüşmesi gerçekleştirdi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi başta olmak üzere diğer illerden gelen Turizm Fakültesi öğrencileri alanları ile ilgili sektör temsilcileri ile birebir görüşme yaparak iş başvuru formu olduruyor. Firmalar ihtiyaç duydukları alanlarda öğrencileri sezon öncesi işbaşı yapmalarını sağlıyor. Sektör-öğrenci buluşmasında otel ve firmaların genel müdürleri bizzat katılırken, iş başvurusu yapan öğrencilerin başvurularını elden alarak turizm sezonu öncesi başvuru yapan öğrenciler ile bir araya geliyor.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Senem Yazıcı Yılmaz, sektör-öğrenci buluşmasına sadece Muğla’dan değil, çevre illerdeki Üniversitelerin de öğrencilerinin ilgi gösterdiğini belirterek, “Bugün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Turizm Fakültesi öğrencilerinin sektör ile bir araya gelmesinin yanında ilçelerden, liselerden ve hem de civardaki illerin Turizm Fakültesi öğrencileri için merkez konumuna geldi. Sektör temsilcileri ile yaptığımız görüşmeler neticesinde öğrenciler ile vakit geçirmek, onlara sektörü anlatmak ve öğrenciler ile daha iyi diyalog kurma arzusu içindeler. Bu çerçevede burada hem birebir görüşme imkanı sağlıyorlar ve geri dönüşlerin çok olumlu olduğunu söylüyorlar. Aynı zamanda Fakültemize okul ziyaretleri yaparak öğrencilerimiz ile görüşme imkanına sahipler. Öğrencilerimiz yaz aylarında çalışalar deneyim ve tecrübe kazanıyorlar. Öğrencilerin genç yaşlarda Öğrencilerimizin genç yaşlarda iş tecrübesi kazanmaları onlara farklı yetenekler kazanmalarını sağlıyor. Sektörden talep bundan çok daha fazla idi. Biz birçok otelimizi mecburen yer konusunda dolduğumuzu söylemek zorunda kaldık. Gittikçe daha da artan bir talep var. Muğla turizmde çok önemli destinasyonlara sahip. Bodrum, Fethiye Datça Marmaris’te yeni oteller açıldı ve açılmaya devam ediyor” dedi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Sülün, 18’incisi düzenlenen sektör-öğrenci buluşmasının bilginin pratiğe dönüşme noktasını oluşturduğunu söyledi. Sülün, “Bilginin pratiğe dönüştüğü bir yer burası. Özellikle bu organizasyonda emeği geçen Üniversite hocalarımızdan, öğrencilerimizden firmalarımıza herkese teşekkür ediyorum. Üniversite olarak biz tarımda ve diğer alanlarda olduğu gibi Turizmde de iddialıyız. Bizim için en önemlisi teorik bilginin pratik ile buluştuğu yer bu alan. Aynı zamanda öğrencilerimize iş kapısı da oluyor. Bu sektörleri görerek, tanıyarak, öğrendiklerini fakültelerinde eğitim-öğretim hayatında paylaşabiliyorlar. Yıl geçtikçe bu artarak devam ediyor. Bundan sonra İnşallah bu alanı değiştirerek daha büyük bir organizasyon yapmayı planlıyoruz” dedi.
Sektör-öğrenci buluşmasına katılan ve iş başvurusu yapan öğrenciler, “bu etkinlik sayesinde güzel iletişimler sağlıyoruz turizm sektörü yetkilileri ile. Ben bu sektörde kendimi geliştireceğimi düşünüyorum. Başvurumu yaptım. Acentelere başvurumu yaptım. Kurumsal alanda kendimi geliştirmek için acentelere başvuru yaptım” derken, Uluslararası Ticaret ve Finansman okuyan öğrenci ise “Çok güzel geçti. Yazın çalışabileceğim bir yer arıyordum. Burası da çok iyi imkanlar sağladı bana. Burada öğrencilere büyük fırsatlar sağlanıyor” dedi. – MUĞLA
]]>Teklif üzerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, yasa teklifinde itiraz ettikleri bazı maddeler olduğunu söyledi.
Kanun teklifiyle kayyımlara yasal güvence getirildiğini savunan Kaya, “Akçeli işlere kayyım olarak tayin olan kişilere dokunulmazlık getiriyorsunuz.” diye konuştu.
İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, yargı paketinin çoğu maddesinin Anayasa Mahkemesinin hukuka aykırılığı nedeniyle iptal ettiği konulara ilişkin olduğunu söyledi.
Anayasa Mahkemesinin örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi gibi cezalandırılmasına ilişkin düzenlemeyi iptal ettiğini belirten Poyraz, “Suç amacıyla kurulmuş örgüte üyeliğin cezası 2 yıldan 4 yıla kadar, ‘keşke örgüt üyesi olsaydım’ dedirtecek bu düzenleme ile örgüt üyesi olmadığını tescil ettiğiniz kişiye örgüt üyeliğinden daha fazla ceza öneriyorsunuz.” diye konuştu.
-“Yapılmak istenen şey tam olarak yargısal aktivizmdir”
MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, Anayasa Mahkemesinin kendi etki alanını genişletmeye çalıştığını belirtti.
Anayasa Mahkemesinin zaman zaman kendisini TBMM’nin üstünde görmekten geri kalmadığını dile getiren Yıldız, “Anayasa Mahkemesi hatta bazen hızını alamayıp kürsüden yasa yapmaya bile çalışıyor. Gündemi meşgul eden bazı davalar üzerinde uygulanan iletişim stratejisi ile mevcut Anayasal düzen bir kenara bırakılarak, ‘Anayasa Mahkemesi süper temyiz mahkemesi’ olduğu şeklinde toplumsal bir algı oluşturulmak isteniyor.” dedi.
Anayasa Mahkemesinin böyle bir rolünün olmadığını kaydeden Yıldız, yapılmak istenenin yargısal aktivizm olduğunu ve bunun da kuvvetler ayrılığı ile demokrasinin düşmanı olduğunu söyledi.
Bireysel başvurunun mecrasından çıkarıldığını ve yargı sistemini zayıflatan sistemsel sorun haline geldiğini ifade eden Yıldız, Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun bireysel başvuru hakkını düzenleyen 45, 46, 47, 48, 49 ve 50. maddelerinin yeninden düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
Anayasa Mahkemesinin görevlerine işaret eden Yıldız, bu görevleri tek tek Genel Kurulda saymayacağını kaydederek, “Yeni bir Anayasa ile bu görevlerini elbette sınırlandıracağız.” dedi.
DEM Parti Van Milletvekili Zülküf Uçar da kanun telifinin acele olarak Meclis’e getirildiğini ve komisyon aşamasında görüşlerinin dikkate alınmadığını anlattı.
-“Aynı hassasiyeti görmek istiyoruz”
CHP Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ise mevcut Anayasa hükümlerinin yanı sıra Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararların uygulanmadığını belirterek, önlerine yargı paketinin getirildiği söyledi. Yargı paketindeki en önemli gerekçenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa hükümlerini, iptal kararlarına uyumlu hale getirmek olduğunu belirten Ünver, “Madem iktidar olarak böyle bir hassasiyetiniz var, Anayasa Mahkemesinin bazı siyasi içerikli davalara ilişkin kararları söz konusu olduğunda da aynı hassasiyeti sizden görmek istiyoruz.” dedi.
Yapılan değişikliklerin sonuç verebilmesi için öncelikle hakimin kafasındaki hukukun değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Ünver, “Hakim kafasına sokulan hukuka göre karar vermeye devam ettiği sürece kanunlara ne yazarsak yazalım yapılan değişiklikler iyi bile olsa bu yönde sonuç vermez, Yargıtay’ın Can Atalay kararında olduğu gibi.” diye konuştu.
AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç de 8. yargı paketiyle yargının hızlandırılması, vatandaşların yargı hizmetlerinden daha etkin yararlanabilmesine ilişkin önemli düzenlemelerin getirildiğini söyledi. Teklifle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasında sanığın kabul etmesi şartının kaldırıldığını belirten Gözgeç, bunun mahkemenin taktirine bırakıldığını ifade etti.
Gözgeç, Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda, Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili maddelerinde düzenleme yapılarak örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak düzenlediklerini anlattı.
Koruma tedbirlerinin uygulanmasında hak ihlali iddialarında Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonuna başvurma imkanı getirdiklerini bildiren Gözgeç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkında Tazminat Komisyonuna başvurma imkanıyla birlikte, erişilebilir, hızlı işleyen, birincil nitelikte bir başvuru yolu oluşturulmakta. Düzenlemeyle temel hak ve özgürlüklerin daha güçlü bir şekilde korunması ve muhtemel hak ihlallerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bugüne kadar yaptığımız yargı paketlerindeki değişikliklerde olduğu gibi bu yargı paketinde de amacımız, hak ve özgürlüklerin korunması ve vatandaşın adalete erişiminin hızlandırılması, güçlendirilmesi.”
“Tazminat Komisyonuna 7 bin 528 başvuru yapıldı”
Konuşmalarından ardından soru-cevap işlemine geçildi. Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Anayasa Mahkemesinden Tazminat Komisyonuna gelen dosya sayısına ilişkin bilgi verdi. Yüksel, 2018 yılında kabul edilen 7145 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında Tazminat Komisyonuna 8 bin 407 başvuru yapıldığını, başvuruların tamamının Komisyon tarafından karara bağlandığını söyledi. Yüksel, “Komisyon bu başvurularla ilgili 7 bin 370 kabul, 843 ret, 7 esas kaydının kapatılması ve 187 birleştirme kararı vermiştir. 2023 yılında kabul edilen 7445 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında Tazminat Komisyonuna 19 bin 883 başvuru yapılmış olup Komisyon bu başvuruların 941’i hakkında karar vermiştir. Bu kapsamda peyderpey dosyalar da gelmektedir.” ifadelerini kullandı.
Tazminat Komisyonuna Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) kaç adet bireysel başvuru dosyası geldiğine ilişkin sorusu üzerine Yüksel, Tazminat Komisyonuna 7 bin 528 başvuru yapıldığını, başvuruların tamamının Komisyon tarafından karara bağlandığını belirtti. Yüksel, “Komisyon bu başvurularla ilgili 3 bin 541 kabul, 2 bin 147 ret, 1840 birleştirme kararı vermiştir.” diye konuştu.
Yüksel, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf kanun yolunun açılması suretiyle bu kararların daha güvenli şekilde denetlenmesinin sağlandığını söyledi. Yüksel, bu kararlara karşı istinaf kanun yolunun açılmasının bölge adliye mahkemelerinin iş yükünde yaklaşık yüzde 14 artış meydana getireceğinin öngörüldüğünü, halihazırda bu kararları itirazen inceleyen ağır ceza mahkemelerinin iş yükünün azalmasına da neden olacağını bildirdi.
]]>CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Türk Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi tarafından yapılan işe alımlar ve sonrasındaki statü değişikleriyle ilgili uygulamaların usule uygun yapılmadığını iddia etti. Kara, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“İŞE ALIM VE SONRASINDAKİ BAŞVURULARDA MAALESEF USULSÜZ BİR İŞLEYİŞ HAKİM”
“Bir kamu iktisadi teşebbüsü olan Türkiye Şeker Fabrikaları’nda işe alım ve sonrasındaki başvurularda maalesef usulsüz bir işleyişin hakim olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin muhtelif yerlerinde işe alım yapan şirket çalışanlarının statü başvurularını normlar hiyerarşisine aykırı bir şekilde reddediyor. Elimizde oldukça somut örnekler var. Örneğin bir yurttaşımız 2020 yılında KPSS sınavı ile İŞKUR üzerinden yapılan başvuru ile o dönem özelleştirme dairesinde bulunan TÜRKŞEKER A.Ş’de tekniker olarak işe başlıyor. Özelleştirme olduğu takdirde işe alınanlar hak talep edemeyeceklerini kabul ediyorlar. 29.04.2021 tarih 3923 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin özelleştirme kapsam ve programından çıkartılarak Türkiye Varlık Fonu’na devrine karar veriliyor. 4803 sayılı karar ile de şirket Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilişkilendiriliyor. Yani sonuç olarak kurumun statüsü değişiyor. Şimdi burada tekniker olarak alınmış yurttaşlarımız sözleşmeli personel statüsü için başvuruda bulunuyor ancak eğitim durumları gerekçe gösterilerek statüleri değiştirilmiyor. Burada açık bir usulsüzlük yapılıyor.
“ÇALIŞMA BARIŞI BÜYÜK ZARAR GÖRÜYOR”
Şimdi bu yurttaşlarımız kurumun statü değişikliği sonrasında 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile tanımlanan sözleşmeli personel statüsüne geçmek için başvuruda bulunuyorlar. 31981 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na göre de ‘2000 yılı sonrası en az 10 yıl özelleştirme programında kalan ancak daha sonra özelleştirme kapsam ve programından çıkarılarak eski statüsüne döndürülen kamu iktisadi teşebbüslerinde’ şeklinde başlayan madde ile bu hakkın kendilerine verildiğini görüyoruz. Ancak sözü geçen kamu iktisadi teşebbüsü başvuruda bulunanların (c) bendi kapsamındaki şartların taşınmadığını dile getiriyor. Statü değişikliği konulu tamimde belirtilen ‘işe başlama tarihi itibarıyla fakülte mezunu olmak’ şartı öne sürülüyor. 6206 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ortaya konulan sözleşmeli personel statüsüne geçiş için aranan şartlar incelediğimizde işe giriş tarihi itibarıyla fakülte veya yüksekokul mezunu olma şartı aranırken şirket idaresi tarafından hazırlanan tamimde şartın daha da sınırlandırılarak fakülte mezunu olmak olarak düzenlendiği ortaya çıkıyor. Bu yüzden de yüksekokul mezunu olan teknikerlerin başvurularının kabul edilmediğini görüyoruz. Öbür yandan daha sonra aynı meslek grubunda alınanların statüsünün farklı olduğu yurttaşlarımız tarafından bize belirtiliyor. Bu noktada bir adaletsizlik ortaya çıkıyor. Yani normlar hiyerarşisine aykırı bir durumu gerekçe göstererek bu yurttaşlarımızın statü değişikliği kabul edilmiyor. Kamu iktisadi teşebbüslerinde işe alım ve statü değişikliklerinde böyle bir usul kabul edilemez. Anayasa’nın da 10. Maddesi olan ‘Kanun Önünde Eşitlik’ ilkesine göre de ve belirtilen kararnamelere göre de yurttaşlarımızın başvurusunun geçersiz sayılması hukuksuzdur. Maalesef, bu iktidar döneminde çalışma barışı büyük zarar görürken birçok emekçimiz de değişik uygulamalar neticesinde mağdur edilmektedir.”
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Türkiye’nin onur konuğu olduğu, Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Forumu dolayısıyla geldiği Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam etti. Göktaş, yaptığı açıklamada pilot olarak deprem bölgesinden başlanacak Aile ve Gençlik Fonu için başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınacağını belirterek, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi.
Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nı ziyaret ederek Mehmetçik ile bir araya gelen Göktaş, tören mangası tarafından selamladı. Daha sonra birlik komutanından faaliyetlere ilişkin bilgi alan Bakan Göktaş, personelle bir araya geldi. Katar ile Türkiye arasındaki derin ve tarihi dostluğa vurgu yapan Göktaş, “Katar’ın, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye verdiği destek ve gösterdiği dayanışma, iki ülke arasındaki bağların ne denli güçlü olduğunun en somut örneğidir. Her iki ülkenin de karşılaştığı zorluklara omuz omuza vererek göğüs germemiz, birliğimizin ve kardeşliğimizin en güçlü ifadesidir” ifadelerini kullandı.
Mehmetçiğin Katar’da üstlendiği görevlerle iki ülke arasındaki iş birliğini pekiştirdiğini ifade eden Göktaş, “Katar’da yürüttüğünüz misyon, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir, bu nedenle her birinizin çabası takdire şayandır. Göreviniz, sadece askeri bir vazife değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin bir simgesi olarak önem taşımaktadır. Hem bölgesel hem de global düzeyde barış ve istikrarın korunması için yaptığımız katkılar, Türkiye’nin dünyadaki konumunu güçlendiriyor” açıklamalarında bulundu.
“TÜRKİYE FORUMUN ONUR KONUĞU OLDU”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ziyaretlerinin ardından açıklamalarda bulunarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Formu kapsamdaki temasları sorulması üzerine Göktaş, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik iyi uygulamalardan dolayı Türkiye’nin forumun onur konuğu olduğunu vurguladı.
Forum sonucunda kabul edilen Doha Deklarasyonu’nda bu konudaki çalışmalarından dolayı Türkiye’ye teşekkür edildiğini ifade eden Göktaş, Katar, Filistin, Mısır ve Ürdünlü mevkidaşlarıyla da görüştüğünü söyledi.
Bakan Göktaş, görüşmelerine ilişkin, “İlişkilerimizi geliştirmek, sosyal hizmet alanında iş birliğimizi artırmak ailenin güçlendirilmesine yönelik uluslararası alanda ortak bir dil oluşturmak konusunda görüş birliğinde olduğumuzu bir kez daha gördük. İş birliğimizi daha da artırmak konusunda mutabakata vardık” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı saldırılarının da görüşmelerin bir diğer konusunu oluşturduğunu aktaran Göktaş, “Bir an önce ateşkesin sağlanmasına ve insani yardımların bölgeye sınırlandırılmadan ulaştırılmasına yönelik görüşmelerimizi ve birlikte yapılabilecek konuları ele aldık” dedi.
AİLE VE GENÇLİK FONU’NA BAŞVURU ŞARTLARI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Aile ve Gençlik Fonu’na başvuruların başlayacağına yönelik açıklaması hatırlatılarak, başvuru şartlarına ilişkin soru üzerine Bakan Göktaş, başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınmaya başlanacağını belirtti.
Başvuru için Bakanlığın “aile.gov.tr” internet sitesini işaret eden Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda oluşturulan Aile ve Gençlik Fonu’nda pilot bölge olarak deprem bölgesini belirledik. Deprem bölgesi için şartları özellikle esnettik, farklı tutuyoruz. Gençlerimizin hem evlilik hayallerine hem de farklı projelerine destek olmayı hedefledik. Aile kurma yolunda ilk adımı atacak gençlerimize faizsiz kredi imkanı sunacağız. Gençlerimiz bu destek ile aynı zamanda kendi projelerini de hayata geçirebilecek. İlerleyen süreçte ise programı tüm gençlerimizi kapsayacak şekilde bütün Türkiye’de yaygınlaştıracağız. Programın ekonomik destek kısmı ile başvurusu onaylanan kişilere toplam 48 ay vadeli 2 yılı geri ödemesiz 150 bin lira kredi desteği sunulacak. Fonda biriken para ile orantılı şekilde süreci yürüteceğiz.”
Göktaş, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi. Başvuru için gerekli diğer şartların da yakın zamanda açıklanacağını belirten Göktaş, “Bu fonla Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilecek gelirlerle gençlerimizin geleceğine yatırım yapacak, onların hizmetine sunacağız” dedi.
“DİZİ YAPIMCILARI VE MEDYA SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİYLE TOPLANTI YAPACAĞIZ”
Dizilere yönelik tartışmaların ardından “dizi yapımcıları ile bir araya geleceği yönündeki” açıklaması hatırlatılarak bu konudaki son durumun sorulması üzerine Göktaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye yolunda kararlılıkla ilerlediklerini belirtti. Aileyi “medeniyetin kilit taşı” olarak nitelendiren Göktaş, şunları söyledi;
“Dünya genelinde yaşlanan nüfus, doğurganlığın düşmesi ve demografik tehditler söz konusu. TÜİK’in son verilerinde ülkemizde de azalan doğurganlık ve yaşlanan nüfustan bahsediliyor. Bu kapsamda, ailenin her türlü tehdit ve tehlikeden korunması için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Aile Eğitim Programı, Evlilik Öncesi Eğitim Programları ve aile danışmanlığı gibi hizmetlerimizi yaygınlaştırarak koruyucu ve önleyici bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Son olarak, aile konusunu detaylı ele aldığımız ‘Aile Çalıştayları’nı 81 ilde gerçekleştirdik. Yoğun bir katılımla Aile Şurası’nı gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmalarımızın tespitlerini ilgili paydaşlarla paylaşmak ve istişare etmek için çeşitli toplantılar planlıyoruz. Bu tespitler ışığında eylem planımızı hazırlıyoruz.”
RTÜK ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü’nü imzaladıklarını hatırlatan Göktaş, şu ifadeleri kullandı;
“Bu protokol çerçevesinde, dizi yapımcıları ve medya sektörü temsilcileri ile 29 Şubat’ta önemli bir toplantıyı gerçekleştireceğiz. Akademisyenlerin de katılacağı toplantıda hassasiyetlerimizi aktaracağız, sorunları beraberce ele alacağız ve gerekli adımları atacağız. Bu sene 15 Mayıs’ta BM’nin Aile Günü ilanının 30’ncu yılını kutlayacağız. Ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor.”
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Türkiye’nin onur konuğu olduğu, Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Forumu dolayısıyla geldiği Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam etti. Göktaş, yaptığı açıklamada pilot olarak deprem bölgesinden başlanacak Aile ve Gençlik Fonu için başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınacağını belirterek, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi.
Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nı ziyaret ederek Mehmetçik ile bir araya gelen Göktaş, tören mangası tarafından selamladı. Daha sonra birlik komutanından faaliyetlere ilişkin bilgi alan Bakan Göktaş, personelle bir araya geldi. Katar ile Türkiye arasındaki derin ve tarihi dostluğa vurgu yapan Göktaş, “Katar’ın, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye verdiği destek ve gösterdiği dayanışma, iki ülke arasındaki bağların ne denli güçlü olduğunun en somut örneğidir. Her iki ülkenin de karşılaştığı zorluklara omuz omuza vererek göğüs germemiz, birliğimizin ve kardeşliğimizin en güçlü ifadesidir” ifadelerini kullandı.
Mehmetçiğin Katar’da üstlendiği görevlerle iki ülke arasındaki iş birliğini pekiştirdiğini ifade eden Göktaş, “Katar’da yürüttüğünüz misyon, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir, bu nedenle her birinizin çabası takdire şayandır. Göreviniz, sadece askeri bir vazife değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin bir simgesi olarak önem taşımaktadır. Hem bölgesel hem de global düzeyde barış ve istikrarın korunması için yaptığımız katkılar, Türkiye’nin dünyadaki konumunu güçlendiriyor” açıklamalarında bulundu.
“TÜRKİYE FORUMUN ONUR KONUĞU OLDU”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ziyaretlerinin ardından açıklamalarda bulunarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Formu kapsamdaki temasları sorulması üzerine Göktaş, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik iyi uygulamalardan dolayı Türkiye’nin forumun onur konuğu olduğunu vurguladı.
Forum sonucunda kabul edilen Doha Deklarasyonu’nda bu konudaki çalışmalarından dolayı Türkiye’ye teşekkür edildiğini ifade eden Göktaş, Katar, Filistin, Mısır ve Ürdünlü mevkidaşlarıyla da görüştüğünü söyledi.
Bakan Göktaş, görüşmelerine ilişkin, “İlişkilerimizi geliştirmek, sosyal hizmet alanında iş birliğimizi artırmak ailenin güçlendirilmesine yönelik uluslararası alanda ortak bir dil oluşturmak konusunda görüş birliğinde olduğumuzu bir kez daha gördük. İş birliğimizi daha da artırmak konusunda mutabakata vardık” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı saldırılarının da görüşmelerin bir diğer konusunu oluşturduğunu aktaran Göktaş, “Bir an önce ateşkesin sağlanmasına ve insani yardımların bölgeye sınırlandırılmadan ulaştırılmasına yönelik görüşmelerimizi ve birlikte yapılabilecek konuları ele aldık” dedi.
AİLE VE GENÇLİK FONU’NA BAŞVURU ŞARTLARI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Aile ve Gençlik Fonu’na başvuruların başlayacağına yönelik açıklaması hatırlatılarak, başvuru şartlarına ilişkin soru üzerine Bakan Göktaş, başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınmaya başlanacağını belirtti.
Başvuru için Bakanlığın “aile.gov.tr” internet sitesini işaret eden Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda oluşturulan Aile ve Gençlik Fonu’nda pilot bölge olarak deprem bölgesini belirledik. Deprem bölgesi için şartları özellikle esnettik, farklı tutuyoruz. Gençlerimizin hem evlilik hayallerine hem de farklı projelerine destek olmayı hedefledik. Aile kurma yolunda ilk adımı atacak gençlerimize faizsiz kredi imkanı sunacağız. Gençlerimiz bu destek ile aynı zamanda kendi projelerini de hayata geçirebilecek. İlerleyen süreçte ise programı tüm gençlerimizi kapsayacak şekilde bütün Türkiye’de yaygınlaştıracağız. Programın ekonomik destek kısmı ile başvurusu onaylanan kişilere toplam 48 ay vadeli 2 yılı geri ödemesiz 150 bin lira kredi desteği sunulacak. Fonda biriken para ile orantılı şekilde süreci yürüteceğiz.”
Göktaş, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi. Başvuru için gerekli diğer şartların da yakın zamanda açıklanacağını belirten Göktaş, “Bu fonla Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilecek gelirlerle gençlerimizin geleceğine yatırım yapacak, onların hizmetine sunacağız” dedi.
“DİZİ YAPIMCILARI VE MEDYA SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİYLE TOPLANTI YAPACAĞIZ”
Dizilere yönelik tartışmaların ardından “dizi yapımcıları ile bir araya geleceği yönündeki” açıklaması hatırlatılarak bu konudaki son durumun sorulması üzerine Göktaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye yolunda kararlılıkla ilerlediklerini belirtti. Aileyi “medeniyetin kilit taşı” olarak nitelendiren Göktaş, şunları söyledi;
“Dünya genelinde yaşlanan nüfus, doğurganlığın düşmesi ve demografik tehditler söz konusu. TÜİK’in son verilerinde ülkemizde de azalan doğurganlık ve yaşlanan nüfustan bahsediliyor. Bu kapsamda, ailenin her türlü tehdit ve tehlikeden korunması için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Aile Eğitim Programı, Evlilik Öncesi Eğitim Programları ve aile danışmanlığı gibi hizmetlerimizi yaygınlaştırarak koruyucu ve önleyici bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Son olarak, aile konusunu detaylı ele aldığımız ‘Aile Çalıştayları’nı 81 ilde gerçekleştirdik. Yoğun bir katılımla Aile Şurası’nı gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmalarımızın tespitlerini ilgili paydaşlarla paylaşmak ve istişare etmek için çeşitli toplantılar planlıyoruz. Bu tespitler ışığında eylem planımızı hazırlıyoruz.”
RTÜK ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü’nü imzaladıklarını hatırlatan Göktaş, şu ifadeleri kullandı;
“Bu protokol çerçevesinde, dizi yapımcıları ve medya sektörü temsilcileri ile 29 Şubat’ta önemli bir toplantıyı gerçekleştireceğiz. Akademisyenlerin de katılacağı toplantıda hassasiyetlerimizi aktaracağız, sorunları beraberce ele alacağız ve gerekli adımları atacağız. Bu sene 15 Mayıs’ta BM’nin Aile Günü ilanının 30’ncu yılını kutlayacağız. Ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor.”
]]>CİMER’e yapılan başvurular, konularına, ilgili kurumlara ve türlerine göre ayrılarak sistemde kayıtlı yaklaşık 60 bin idari birimden ilgili kamu kuruluşuna gönderiliyor ve işleme alan kurum tarafından cevaplanarak verimli şekilde sonuca ulaştırılıyor.
Böylece herkesin müracaat edebildiği bu platform aracılığıyla başvuru sahiplerinin en hızlı biçimde en doğru bilgilerle aydınlatılması sağlanıyor.
Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların Kırklareli’nde bu konuda destek alabilecekleri sağlık birimi olmadığına ilişkin başvuruları üzerine, Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki Sigara Bırakma Polikliniğine 3 Kasım 2021’de doktor ataması yapıldı.
Kırklareli’nde ikamet eden bir vatandaş da evinin balkonuna asmak için Türk bayrağı talebiyle CİMER’e başvurdu. Dönemin valisi Osman Bilgin’in talimatıyla İl Basın Halkla İlişkiler Müdürü tarafından başvuru sahibine bayrak hediye edildi.
Konya’nın Karatay ilçesinde oturan ailenin, polisleri çok seven 12 yaşındaki epilepsi hastası kızları için üniforma talebinde bulunması üzerine Konya Emniyet Müdürlüğünce aile ziyaret edildi. Ziyarette, çocuğa polis üniforması, polis maskotlu anahtarlık ve kitap verildi.
Bursa’dan kendi aracıyla memleketi Giresun’a giden bir vatandaşın, Gölağzı mevkisinden Güce’ye kadar yol yapımı nedeniyle dökülen mıcırın aracına zarar verdiğini belirterek yaptığı başvuru da dikkati çekti. Bir başka vatandaş da Dereli ilçesindeki bazı yollar için benzer bir başvuruda bulundu.
Güce ve Dereli ilçelerindeki bozuk yolların onarılması talepleri üzerine sıcak asfalt kullanılarak yol bakımı çalışmaları yapıldı.
Muğla’nın Marmaris ilçesinde orman yangınlarında bahçesinde yetiştirdiği çilek çiçeklerinin kuruduğunu belirten üreticinin başvurusu üzerine Muğla Tarım ve Orman Müdürlüğünce gerekli incelemeler yapılarak, zarar gören tarla için 405 fide yardımında bulunuldu.
Farklı illerden ve ilçelerden gelen su kesintisi şikayetleri de sondaj kuyuları açılarak veya ilave hatlarla çözüme kavuşturuldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın paltosundan istedi
Tokat’ın Turhal ilçesindeki bir vatandaş, televizyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paltosunu gördüğünü ve çok beğendiğini ancak maddi durumunun iyi olmadığını belirterek, palto talebinde bulundu.
Başvuruya istinaden Tokat Valisi Numan Hatipoğlu’nun talimatıyla, başvuruyu yapan genç ve kız kardeşi evlerinden alınarak, istedikleri mağazadan beğendikleri kabanları seçmeleri sağlandı.
Konya Ereğli Erkek Yurdunda kalan öğrencilerin, CİMER’e yurtta az sayıda çamaşır ve çamaşır kurutma makinesi olduğuna ilişkin şikayet başvuruları üzerine de buraya 10’ar çamaşır ve kurutma makinesi alındı.
Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesindeki 26 Ağustos Tabiat Parkı’ndaki göletin su seviyesinin düştüğüne ve buraya su takviyesi yapılması gerektiğine ilişkin başvurular, karşılıksız kalmadı. CİMER’e yapılan başvuruların ardından göleti besleyen dereler belirlenerek plan-bütçe dahilinde çalışmalara başlandı.
Bursa İnegöl’de ise Yunus Emre Mahallesi’nde ikamet eden vatandaşların sokak lambası talepleri karşılandı.
CİMER üzerinden Patnos İlçe Halk Kütüphanesindeki aktivitelerin yenilenmesi ve geliştirilmesi taleplerini ileten vatandaşların başvuruları neticesinde çocukların yaş gruplarına göre çeşitli etkinlikler planlanarak icra edildi.
Bazı vatandaşlar ise başvuru yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan için yazdıkları şiirleri, hayır dualarını, icraatlar için şükranlarını paylaştı.
“Halkın devletine ulaşmasının en kolay ve en etkili yolu”
CİMER tarafından sorunların doğru kurumlara yönlendirilip takip edilerek nasıl çözüme kavuşturulduğu “CİMER ile Çözüme Kavuşanlar” kitabında anlatıldı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, kitabın ön sözünde, yöneten ve yönetilen birlikteliğinin, tarihsel bağlamda her zaman var olduğunun genel kabul görmüş bir olgu olduğunu belirtti.
2018 yılında kurulan İletişim Başkanlığının, yeni hükümet sistemiyle birlikte halkın devletine ulaşmasının en kolay ve en etkili yolu olarak görülen CİMER’in görev ve sorumluluklarını da üstlendiğine işaret eden Altun, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi vizyonu üzerine inşa edilen CİMER ile vatandaşların her türlü beklentisini, talebini, önerisini anlamak ve anlamlandırmanın daha önemli hale geldiğini ve bu bağlamda CİMER’in kendi temel işlevini de bu yönde şekillendirdiğini kaydetti.
“CİMER zamanla 7’den 70’e her vatandaşımızın ilgisine mazhar olmuştur”
Altun, vatandaşların önceliklerini esas alarak bu anlamda rasyonel kamu politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayan CİMER’in, bir yandan da bu politikalar hakkında iletilen görüş, öneri ve eleştirileri de dikkate alarak ilgililerine ileten sistematik bir yapı şeklinde çalışmayı prensip haline getirdiğini belirtti.
İletişim Başkanı Altun, şöyle devam etti:
“Toplumun bütün kesiminden başvuru alan CİMER zamanla 7’den 70’e her vatandaşımızın ilgisine mazhar olmuştur. Ülke gündemine bağlı olarak günlük iş ve çalışma kapsamı şekillenen CİMER’in bu anlamdaki yeni misyonu da kamuoyunun nabzını doğru bir şekilde tutmak ve buna göre teşhis ve gerekirse tedavi noktalarını harekete geçirmeye çalışmak olmuştur.”
CİMER’e ilginç başvurular
CİMER’e vatandaşlar tarafından çok sayıda ilginç başvuru da yapıldı.
Dikkati çeken başvurular arasında 13 yaşındaki bir çocuğun uzaya gitme talebi de yer aldı.
Haberlerde bir kişinin uzaya gönderileceğini duyduğunu belirten Oğuz Kaan, “Küçüklüğümden beri merakım var ve hep gitmek istiyordum. Yaşım 13, ergenliğe girdim. Yine de uzaya gitmek istiyorum. Hani çocuğum diye belki benim yanıma birini gönderebilirsiniz ama yine de karar sizin.” ifadeleriyle talebini iletti.
Gaziantep’ten bir vatandaş ise CİMER’e başvurarak estetik ameliyatların devlet hastanelerinde ücretsiz yapılmasını istedi.
Kırklareli’nden bir vatandaş, “Türkiye’nin, atlas böceğinin anatomisinden yararlanarak ağır yük taşıyacak özel bir kargo uçağı üretebileceği” fikrini CİMER’le paylaştı.
CİMER’e yazan bir vatandaş ise Erzurum’un Narman ilçesinde kalp krizi geçirdiğini belirterek, “Narman Devlet Hastanesinde ilk müdahalem yapıldı, o sırada doktor hanım acil ambulans helikopter talebinde bulundu. 12 dakikada ambulans helikopter geldi, beni Erzurum Araştırma Hastanesine yetiştirdi. Acil müdahaleyle hayata tutundum. Tüm sağlık çalışanı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Dualarım sizinle, eşim, kızım ve ben size çok şey borçluyuz.” ifadelerini kullandı.
CİMER’e yapılan “gülümseten başvurular” arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı rüyasında görenler ve çocuklar da bulunuyor.
]]>TBMM Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde ‘hukuk ve muhakemat başkan yardımcılığı’ birimi oluşturulmasını, mevzuata ve idarenin kanuniliği ilkesine aykırı buldu. KDK, buraya yapılan görevlendirmenin iptal edilmesi için Sağlık Bakanlığı’na tavsiye kararı verdi.
KDK’ya başvuran vatandaş, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı 7 adet başkanlık olmasına rağmen, hukuk ve muhakemat biriminde ‘kişiye özel’ ve herhangi bir başkanlıkla ilişkilendirilmeyen ‘başkan yardımcılığı’ tesis edildiğini ileri sürdü. Başvurucu, başkan yardımcısı olarak görevlendirilen avukata, mevzuata aykırı olarak birim sorumluluğu görevi de verildiğini iddia etti. Başvurucu, söz konusu görevlendirmenin iptali ile birim içerisindeki avukatlardan birinin birim sorumlusu olarak görevlendirilmesini talep etti.
TAKDİR HAKKI KULLANILDI
KDK, başvuru ile ilgili Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’nden bilgi istedi. Gönderilen yazıda, söz konusu avukatın, Hukuk ve Muhakemat Birim Sorumlusu olarak görevlendirilmesinde idarece tesis edilen işlem ile başvurucu arasında ciddi ve makul bir ilişki bulunmadığı, bu nedenle meşru menfaat ihlali bulunmadığı gerekçesi ile incelenemezlik kararı verilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca söz konusu görevlendirmenin Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü oluru ile takdir edildiğine dikkat çekildi. Yine söz konusu avukatın, başkan yardımcısı iken ayrıca hukuk birimi sorumlusu olarak görevlendirilmesinde, ilgili mevzuat hükümleri ve müdürlüğün takdir hakkını kullanmasının yanı sıra ‘başkan yardımcısı hukuk koordinatörü’ olarak görevlendirilmesinin hukuka uygun olduğu belirtildi.
TEŞKİLAT ŞEMASINDA YOK
Başvuruyu inceleyen KDK, mevzuatında olmadığı halde ‘hukuk ve muhakemat başkan yardımcılığı’ birimi oluşturulmasının idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olduğunu tespit etti.
KDK’nın kararında, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı 7 adet başkanlık oluşturulduğu ve bu başkanlıklar altında başkan yardımcılığı ve bunlara bağlı birimler oluşturulduğu belirtildi. İdarenin sitesinde bu başkan yardımcılıklarının hepsinde başkalarının isminin olduğu, başvuruya konu kişinin ise Hukuk ve Muhakemat Birimi Başkan Yardımcısı olarak göründüğü, oysa teşkilat şemasında da böyle bir başkan yardımcılığı pozisyonunun olmadığına dikkat çekildi. Kararda şöyle denildi:
“İdare, başvuruya konu kişinin hem başkan yardımcısı hem de hukuk birim sorumlusu olarak görevlendirilmesinde takdir yetkisi olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu iki unvan hiyerarşik olarak birbirinden farklı statülerde olduğundan böyle bir görevlendirme yerinde değildir. Kaldı ki idare hukukunda kanunilik ilkesi geçerlidir. İdarenin yapılanması kanuna ve kanunun verdiği yetkilere dayanmak zorundadır. Mevzuatında olmadığı halde Hukuk ve Muhakemat Başkan Yardımcılığı birimi oluşturulması idarenin kanuniliği ilkesine aykırıdır. İdarenin Hukuk ve Muhakemat Birimi Sorumlu Avukatı belirlemesinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte; mevzuatta yer almayan pozisyonlar oluşturmak ve birbiri ile bağdaşmayacak görevleri birleştirerek personel görevlendirme yetkisi yoktur. Bu nedenle idarenin işlemi yetki yönünden hukuka aykırı olup kanuni idare ilkesine aykırıdır.”
KDK, başvuruya konu görevlendirmenin iptal edilerek, hukuk ve muhakemat birimi sorumlu avukat görevlendirmesinin ilgili kararnamelere aykırılık teşkil etmeyecek şekilde yapılması yönünde Sağlık Bakanlığı’na tavsiye kararı gönderdi.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ, “İstanbul Yenileniyor” platformu kapsamında Kadıköy’ün Kozyatağı Mahallesi’ndeki Gezgin Apartmanı’nın temelini attı. KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, “KİPTAŞ tarihinde en çok riskli yapıya çözüm üreten yönetim olduk. Bu bizim için gurur verici. Bu işi hızlandırmak için merkezi yönetimden ve kamu bankalarından destek bekliyoruz” dedi.
İBB iştiraki KİPTAŞ, “İstanbul Yenileniyor” platformu kapsamında mahalle aralarındaki riskli yapıların dönüşümüne devam ediyor. Deprem riski taşıyan evlerinin dönüşümü için 13 Ekim 2022’de İstanbul Yenileniyor’a başvuran Kadıköy Kozyatağı Mahallesi’ndeki Gezgin Apartmanı’nın yerine yapılacak olan yeni projenin temeli, KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt ile hak sahiplerinin katılımıyla bugün atıldı.
“31 BİN BAŞVURUMUZ VAR”
Temel atma töreninde proje hakkında bilgi veren Kurt, şunları söyledi:
“Yaklaşık 150 insanımız burada yaşıyordu. İstanbul depremle ilgili çok ciddi vakit kaybettiği için uzlaşı olan her yerde çözüm üretmek için sahaya giriyoruz. KİPTAŞ olarak 50 farklı noktada proje yürütüyoruz. Bu çok önemli bir sayı. Mahalle aralarına girdiğimiz için eleştiriliyoruz fakat bütüncül bir uygulama yapmak için de bazı bürokratik engellerle karşılaşıyoruz. Burada yüzde 100 uzlaşmamız haziran ayında olmasına rağmen temel atmamız 6 ay sürdü. Bu işler, kolay işler değil. Gönül ister ki mahalle ölçeğinde bu işleri organize edelim ama İstanbul çok vakit kaybetti. Özellikle 2000 yılında, depremden sonra acil önlemler alınmadığı için hala yapı stokumuzun yüzde 70’i potansiyel riskli. Biz de bu kapsamda uzlaşı sağladığımız, tek ya da çoklu yapı hiç fark etmez, KİPTAŞ olarak hizmet vermeye devam ediyoruz. KİPTAŞ tarihinde en çok riskli yapıya çözüm üreten yönetim olduk. Bu bizim için gurur verici. Bu işi hızlandırmak için merkezi yönetimden ve kamu bankalarından destek bekliyoruz. İstanbul Yenileniyor kapsamında 31 bin başvurumuz var. Bu 455 bin riskli bağımsız birime denk geliyor, yani 1,6 milyon insan burada yaşıyor. Eğer biz kamu bankaları aracılığıyla vatandaşlarımıza uygun ödeme planı sunabilirsek çok hızlı çözüm üretiriz.”
“EVİMİZİN HİKAYESİNE KİPTAŞ DA DAHİL OLDU”
Hak sahiplerinden Cemal Altaş, çok mutlu olduğunu dile getirerek “Sabırsızlıkla, bir an önce tamamlanmasını bekliyoruz. Bu havaya rağmen buradayız. Bu dönüşüm bizi heyecanlandırıyor. KİPTAŞ’ın da tüm ekipleriyle burada olması bizi mutlu ediyor” dedi. Başka bir hak sahibi Ahmet Başat Şahin de “Her evin bir hikayesi var, bizim evimizin hikayesine KİPTAŞ da dahil oldu. Bu binaya 21 sene önce taşındım. Bu binada evlendim. Çocuğum bu binada doğdu” diye konuştu.
DEPREM DİRENÇLİ BİNA İNŞA EDİLECEK
Yapım yılı 1983 olan Gezgin Apartmanı sakinleri, 35 bağımsız birimden oluşan binalarını yenilemek için 13 Ekim 2022’de istanbulyenileniyor.com’a başvurdu. Hak sahiplerinin talepleri dinlendi, proje hazırlandı. 23 Mart 2023’te resmi sözleşmeler imzalanmaya başlandı ve 28 Mart 2023’te hak sahipleriyle 3’te 2 çoğunluğa ulaşıldı. 22 Haziran 2023 tarihi itibarıyla yüzde 100 uzlaşı sağlandı. 7 Temmuz 2023 tarihinde riskli yapı ilan edilen Gezgin Apartmanı’nda 25 Eylül 2023 itibarıyla tahliye süreçleri tamamlandı. Riskli yapının yıkımına ise 30 Eylül 2023’te başlandı ve kısa sürede tamamlandı. Depreme karşı dayanıksız olan Gezgin Apartmanı’nın yerine 44 konut ve bir ticari birim olmak üzere toplam 45 bağımsız birimden oluşan yeni proje inşa edilecek.
RİSKLİ YAPILARINI DÖNÜŞTÜRMEK İSTEYENLERİN İLGİSİ SÜRÜYOR
İBB Şehircilik Grubu şirketleri tarafından 5 Temmuz 2021’de hayata geçirilen İstanbul Yenileniyor platformu, açıldığı günden itibaren yoğun ilgiyle karşılaşıyor. Kullanıma açıldıktan kısa bir süre sonra tek yapıların da yenileme başvurularının değerlendirmeye alındığı sisteme bugüne kadar toplam 30 bin 703 adet başvuru geldi. Bu başvurular; 39 ilçe, 641 mahalle ve 456 bin 454 bağımsız birimde (416 bin 534 konut, 39 bin 920 ticari birim) yaklaşık 1 milyon 666 bin 136 kişiyi kapsıyor. Tek yapılar içinse 310 bin 389 bağımsız birimde (283 bin 243 konut, 27 bin 146 ticari birim) 1 milyon 132 bin 972 kişiyi kapsayan 20 bin 878 başvuru bulunuyor. Bu da toplam başvuruların yüzde 68’ine denk geliyor. Uzlaşma sürecinde olan 741 başvuru var. Bunlar 33 ilçe ve 154 mahallede 20 bin 296 bağımsız birimde (19 bin 130 konut, bin 166 ticaret) 76 bin 520 kişiyi kapsıyor.
]]>
İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.
Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.
Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?
Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.
Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.
Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.
BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.
“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”
İsrail’in tepkisi ne oldu?
İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.
Soykırım nedir?
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor
Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.
Kim soykırımla suçlanabilir?
Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.
Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.
Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.
BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.
Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.
1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.
İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.
Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?
2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.
ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.
Kimler soykırımdan hüküm giydi?
Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.
2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.
Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.
Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.
İsrail – Gazze savaşı nedir?
Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.
O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.
Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.
11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?
Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.
McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.
McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.
Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.
McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.
McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.
Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.
Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.
“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.
ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?
McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.
Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.
Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.
2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.
McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.
Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.
Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.
Nihai karar ne zaman çıkabilir?
Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.
McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.
İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.
Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.
]]>***
Kısa süreli insani aranın sona ermesinden bu yana İsrail sistematik saldırılarına aralıksız devam ediyor. Hamas tarafı ve arabuluculuk rolünü üstlenen Katarlı temsilciler, bu saldırgan tutum sebebiyle müzakerelerin durduğunu defalarca ifade etti. Buna rağmen, bütün gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerin devam ettiği anlaşılıyor. Çatışmaların yerini henüz siyaset ve akıl almadı ama diplomasi trafiği belirli oranda devam ediyor. Bu sınırlı müzakerelerin yanında son zamanlarda diğer aktörler tarafından çözüme yönelik açıklamaların sıklaştığı da görülüyor. Batı’da sivil kamuoyu tarafından yapılan baskı neticesinde siyasetçilerde tavır değişikliği oldu. İlk olarak (ABD Başkanı) Joe Biden kriz sonrasına dair bir öneri olarak iki devletli çözüme işaret etti. Daha sonra uzun süredir rafa kalkmış bu çözüm önerisine yönelik çağrılar diğer Batılı devletler ve bazı Arap ülkeleri temsilcileri tarafından tekrar edildi. Ayrıca, 7 Ekim’den bu yana ilk somut çözüm önerisi arabuluculuk rolünü oynamaya istekli olan Mısır tarafından geldi. Mısır’ın önerisine yönelik taraflardan veya diğer devletlerden herhangi bir destekleyici açıklama yapılmadı.
Diplomatik temasların hızlanması ve siyasi çözüme yönelik fikirlerin üretilmesi için saldırı halinin sona ermesi şart. Dolayısıyla öncelikle İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının durdurulması gerekiyor. Siyasi çözüm önerileri ancak ikinci aşamada tartışmaya açılabilir. İsrail’in durdurulması maksadıyla uluslararası arenada çözüm arayışlarının ilk olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) odaklı olduğu görüldü. Süreç, çeşitli devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının UCM’ye delil sunması yoluyla ilerledi. UCM, hantal yapısı, geçici tedbir kararı alamaması ve savcının yanlı tutumu gibi sebeplerle çözüm için makul bir zemin değildi. Onun yerine Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı Uluslararası Adalet Divanı’na yapılacak bir başvuru daha hızlı ve etkili çözümler üretebilirdi. Nihayet, Divan’a ilk başvuru Güney Afrika tarafından oldukça tutarlı ve tatmin edici bir dosyayla yapıldı. Güney Afrika, soykırım sözleşmesinin Divan’ın yetkisini düzenleyen ilgili maddesine atıfla İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım suçu işlediği iddiasıyla Divan’da dava açarak, ivedi şekilde geçici tedbir kararı verilmesi talebinde bulundu. İsrail ise bu başvuruyu yalnızca sözlü olarak reddetmekle yetindi.
Başvurunun önemi ve sonraki süreç
Güney Afrika’nın başvurusu, İsrail’in soykırım teşkil eden eylemlerinin engellenmesi, soykırım olarak tescili, İsrail’in devlet olarak sorumluluğunun tespiti ve Divan’la UCM arasındaki koordinasyon sayesinde suçluların yargılanarak cezalandırılması taleplerini içeriyor. İlk aşamada, acil bir durum söz konusu olduğu için mevzuata göre ivedi şekilde geçici tedbir kararı verilebilecektir.
Başvurunun ardından İsrail’in açık veya örtülü şekilde yürüttüğü askeri operasyonlarının askıya alınması, yukarıda bahsedilen soykırım oluşturan fiillerin durdurulması, delillerin yok edilmesinin önlenmesi, Gazze’ye erişimin engellenmemesi, uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeye serbest erişiminin sağlanması gibi tedbir kararları gündeme gelebilir. Güney Afrika, nihai karar açıklanana kadar bahsedilen türden bir geçici tedbir kararının 2024’ün ilk haftalarında mahkeme tarafından gündeme alınmasını ve değerlendirilmesini talep ediyor. Daha önce Divan’da Gambiya’nın başvurusu üzerine Myanmar için benzer tedbir kararları söz konusu olmuştu.
İsrail, Divan’ın kararlarına uymama yönünde bir direnç gösterebilir. Fakat İsrail’in BM’nin yargı organı Divan’ın kararlarına aykırı herhangi bir davranışı uluslararası kamuoyunun baskısını daha da artıracaktır. Böyle bir senaryoda İsrail’in Batılı siyasetçiler tarafından desteklenmesi bütün insan hakları doktrininin reddi manasına gelecektir. Ayrıca İsrail’in Divan’ın kararlarına aykırı tutumu, oluşan kamuoyu baskısıyla birlikte BM Güvenlik Konseyinin devreye girmesini de tetikleyebilir.
İsrail kuruluşundan bu yana hiçbir zaman uluslararası hukuk kurallarına bağlı hareket etmedi. İsrailliler bir balonun içinde etrafa kapalı şekilde yaşıyorlar. Aleyhlerindeki küresel gelişmelere duyarsız kalmayı başarabiliyorlar. Güney Afrika’nın bu hamlesi uluslararası arenada diğer devletlerden destek gördüğü ölçüde bir dönüm noktası olabilir. Onlarca yıldan sonra bir siyasi yapı olarak İsrail’in gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı sorumluluğunun hukuken tescil edilebilmesi imkanı doğdu. İsrail’in sorumluluğuna giden yol açıldı. Bu sürecin istenilen şekilde ilerleyebilmesi için Güney Afrika’nın cesur hamlesi diğer devletler tarafından acilen desteklenmeli ve davaya katılma suretiyle müdahil olunmalıdır. Nitekim, Ukrayna’nın aynı gerekçelerle Rusya aleyhine Divan’da açtığı davaya 32 ülke katılmıştı.
Başvurunun kapsamı ve ilgi çekici noktalar
Güney Afrika’nın başvurusu oldukça iyi yapılandırılmış, ayrıntılı ve hukuki zemine sahip. İsrail’in eylemlerinin soykırım suçunu oluşturup oluşturmadığının tespiti Divan’ın yetki alanında. Güney Afrika da kendisinin ve İsrail’in taraf olduğu 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin Divan’ın yetkisinin kabul edildiği 9’uncu maddesindeki düzenlemeye dayanarak bu başvuruyu yaptı.
Yine ilgili sözleşmedeki hükümler gereği taraf devletler için soykırımı önleme yükümlülüğü söz konusudur. Güney Afrika, taraf olduğu soykırım sözleşmesinden doğan soykırımı önleme sorumluluğunu öne çıkararak başvurusunu yaptı. İsrail dışındaki diğer devletler için ilk defa soykırımı önleme yükümlülüğünün gündeme getirilmesi oldukça önemli bir hamle. Bu yükümlülük, uzun vadede İsrail’i destekleyen veya İsrail’e karşı aksiyon almayan ülkelerin de soykırımdan dolayı sorumlu tutulabileceği manasına geliyor.
Güney Afrika taleplerini, İsrail’in eylemlerinin meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceği vurgusuyla ilişkilendiriyor. 7 Ekim’de Hamas’ın yaptığı eylemin İsrail’in soykırıma varan eylemlerini meşrulaştırmayacağını açıkça ifade ediyor. Böylece İsrail’in eylemlerinin meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksine soykırım olarak kabulünün gerekliliği öne çıkarılıyor.
Uluslararası ceza hukuku açısından İsrail’in eylemlerinin savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırıma dayandırılması mümkün. Dosya kapsamında geniş bakış açısıyla İsrail’in onlarca yıldır Filistinlilere yönelik eylemlerinin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte zaman açısından sınırlı, daha dar bir değerlendirme yapıldığında, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in soykırım suçunu işlediği ve talebin de buna dayandırıldığı görülüyor. İfadelere göre; Gazze Şeridi’nde devam eden Filistinlilerin yok edilmesine yönelik eylemler, yetkililerin açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun gerçekleştiği açık. Güney Afrika’nın başvurusu doğrudan uluslararası ceza hukukunun en ağır suçu olan soykırımın varlığının tespiti ve buna yönelik tedbir alınması amacını taşıyor.
Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre soykırım suçunun oluşması için sözleşme kapsamında sayılan eylemlerin yanında ayırıcı özelliklere sahip bir grubu yok etme kastının da olması gerekir. Başvuru dosyasında İsrail’in soykırım kapsamında değerlendirilen eylemlerinin oldukça detaylı şekilde sözleşmedeki düzenlemelerle eşleştirildiği görülüyor. Örneğin, İsrail’in çoğu çocuk olmak üzere çok sayıda Filistinlinin ölümüne sebep olması sözleşmedeki eylemlerle örtüşüyor. Bunun dışında meskenlerin yıkılması, yeterli gıdaya, suya, tıbbi bakıma, hijyen koşullarına erişimin engellenmesi ve Filistin’de doğumları önlemeye yönelik tedbirlerin alınması gibi eylemlerle bedensel ve zihinsel zararların verilmesi suretiyle yaşam koşullarının ağırlaştırılması ise suç teşkil eden diğer fiiller. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un bütün Gazze halkını sorumlu kabul eden beyanı, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Gazze halkının hepsini terörist olarak nitelendirmesi, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Gazze’nin toptan yerle bir edilmesi çağrıları ve benzerleri soykırım kastını gösteren ifadelerdir. Dosya kapsamında kullanılan ifadelere göre; İsrail’in eylemleri bu beyanlarla birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun varlığı sabittir. Belgede, soykırım iddiası diğer devletlerin temsilcilerinin çeşitli vesilelerle kullandığı ifadelerle destekleniyor. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana süren eylemlerinin Türkiye’nin de dahil olduğu 20 devlet tarafından soykırım olarak değerlendirildiği ifadesi ilgi çekici.
[İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Musab Şahin]
• Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Vatandaşların parlamentoya ilettiği dilek ve şikayetleri inceleyen TBMM Dilekçe Komisyonuna 28. Yasama Dönemi’nin başladığı 15 Mayıs 2023 tarihinden itibaren 15 Kasım 2023’e kadar 5 bine yakın başvuru yapıldı. Komisyona kadınlardan gelen dilekçelerin sayısı 1453 olurken, erkekler 3 bin 501 dilekçe gönderdi.
Komisyona yapılan müracaatların yüzde 90’ı elektronik posta yoluyla, geri kalanları da elden, faks, posta ve milletvekilleri aracılığıyla gerçekleştirildi.
Dilekçe Komisyonu Başkanlık Divanı, gerçekleştirdiği 9 toplantıda, önceki dönemden devreden başvurularla birlikte toplam 12 bin 386 dilekçe hakkında karar verdi, 84 dilekçeyi ise mevzuata uygun olmaması ya da mükerrer olması sebebiyle işlemden kaldırdı. Diğer dilekçelerin incelemesi devam ediyor.
“Evlilikte 25 yılını tamamlayan kadınlara emeklilik hakkı tanınsın” başvurusu
Komisyona gelen dilekçeler arasında ilginç talepler de yer aldı.
Konya’da yaşayan M.E. isimli erkek, Komisyona başvurarak, evlilikte 25 yılını tamamlayan kadınların emekli olabilmesine imkan sağlanmasını talep etti.
TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlık Divanının incelemesi sonucunda dilekçeye verilen yanıtta, söz konusu talep için Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik veya bazı alanlarda yeni yasal düzenlemeler yapılması gerektiği belirtilerek, “3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ile TBMM İçtüzüğü’nün 116’ncı maddesi uyarınca dilekçe hakkında Komisyonumuzca başka bir işlem yapılamayacağına karar verildi.” ifadesi kullanıldı.
Başvurular arasında İsrail’in Gazze’deki saldırılarının durdurulmasına yönelik de birçok talep yer aldı.
Vatandaşlar Türkiye’nin İsrail’e nota vermesi, Filistin için gönüllü askerlik uygulaması başlatılması, İsrail’e ait tüm ürünlerin yasaklanması, İsrail Büyükelçiliğinin kapatılması, İsrail ile çifte vatandaşlığı bulunan Türklerin vatandaşlıktan çıkarılması ve Gazze için kan bağışı kampanyası başlatılması gibi talepler içeren dilekçelerle Komisyona başvuru yaptı.
Başvurular arasında kripto para piyasasındaki dolandırıcılıkla mücadele edilmesi, gıda israfına neden olduğu gerekçesiyle serpme kahvaltının yasaklanması, camilerden günün her saatinde istifade edilebilmesi için her mahallede bir caminin nöbetçi olarak açık kalması, yat sahiplerinden ek MTV talep edilmesi, sokaklarda kutlama organizasyonlarının yapılmaması gibi talepler dikkati çekti.
Bir vatandaş çeşitli bakanlıklar tarafından 1920-1929 yılları arasında çıkarılan bazı yönetmeliklerin Latin alfabesine çevrilmiş halini talep ederken ülkede yaşayan mucit insanların tespit edilmesi için birimler oluşturularak tespit edilen faydalı icatların kamu yararı için kullanılmasının sağlanması talebi de başvurular arasında yer aldı.
Komisyona gelen diğer bazı dilekçelerin konuları şöyle:
“İstanbul’daki site yönetimlerinin iş ve işlemlerinin denetlenmesine yönelik bir sistemin oluşturulması için yasal düzenleme yapılması, süresiz nafakanın kaldırılması, ???????devlet bankalarında çeyrek, yarım ve cumhuriyet altınının fiziki olarak alış ve satışının yapılabilmesi, İstanbul’daki trafik sorununun çözümü için farklılaşmış mesai saatlerine geçilmesi, fahiş ev kiralarına çözüm bulunması.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 23 Aralık’ta katıldığı ‘Yüzyılın Dönüşümü İstanbul Programı’nda önemli açıklamalarda bulundu. Geri dönüşüm projeleri çerçevesinde yaptığı açıklamada 1 buçuk milyon konutun dönüştürülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, dönüşecek evler için 1 buçuk milyon lira destek verileceği müjdesini verdi. Konuyla ilgili konuşan Gayrimenkul Uzmanı Şule Duman, merak edilenleri açıklarken, geri dönüşümden faydalanan muhitlerde yatırım fırsatı oluşacağını söyledi.
“Öncelikle dönüşüme giren konutlar ardından aynı muhitte bulunan yapılar değer kazanacak”
Gayrimenkul Uzmanı Şule Duman, geri dönüşüm projelerinde gelinen noktayı ve açıklanan destekler hakkında konuştu. Kentsel dönüşüm çerçevesinde hem ihtimal olarak konuşulan depremlere dayanıklılığı hem de yeni yatırım fırsatlarının ortaya çıktığını ifade eden Duman, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün katıldığı programda kentsel dönüşüm projeleriyle alakalı müjdeyi verdi. Yapılan açıklamalarda kentsel dönüşüme dahil olacak konutlara 1 buçuk milyon lira destek verileceği belirtildi. İlk aşamasa açıklanan bilgilere göre ‘Yarısı Bizden’ kampanyasıyla verilecek devlet desteği 350 bin konutun dönüştürülmesini kapsıyor. Açıklanan verilere göre yüzde 50 ve yüzde 100 oranlarında anlaşma sağlanan konutlarda başvuru oranı 230 bin civarına geldi. Kentsel dönüşüm, güvenli konutlar oluşturmanın yanı sıra düzenli bir çevre oluşmasını da sağlayacak. Bu sebeple öncelikle dönüşüme giren konutlar ardından aynı muhitte bulunan yapılar değer kazanacak. Bu sebeple yatırım yapmak için de bir fırsat doğmuş olacak” dedi.
“Vatandaşlara tavsiyem İstanbul’un yenilenecek yüzünde fırsatları iyi değerlendirmeleri”
Gayrimenkul Uzmanı Şule Duman, kentsel dönüşüme sokulması gündemde olan konutların da yatırıma açık olduğunu söyledi. Açıklanan destek müjdesinin detaylarına da değinen Duman, “Cumhurbaşkanımızın açıkladığı müjdeye göre ‘Yarısı Bizden’ kampanyasında verilecek desteğin 100 bin lirası kira desteği, 800 bin lirası hibe, 700 bin lirası ise uygun şartlarda kredi şeklinde olacak. Mülk sahipleri bu destekle depreme dayanıksız olan konutlarının yerine güvenli, düzenli bir çevreye sahip olan ve yeni evlere sahip olacak. Burada yatırımcılar için de bir fırsat doğacağını söyleyebiliriz. Şöyle ki; yeni yapılacak konutlarla beraber muhit güvenliği ve güzelliği de artacak. Çevresel faktörlere baktığımızda vatandaşların oturmak isteyeceği, yeni ve dayanıklı binalar talep görmeye başlayacak. Bu durumda hem ev sahipleri değerlenecek konutlarında yatırım fırsatlarını değerlendirebilecek hem de açıklanan desteğe rağmen kentsel dönüşüme girmek istemeyen vatandaşların mülkleri yatırıma açık olacak. Vatandaşlara tavsiyem İstanbul’un yenilenecek yüzünde fırsatları iyi değerlendirmeleri, kentsel dönüşümün faydalarını kullanmaları yönünde olacaktır” dedi.
Başvuru sürecinde yüzde 100 uzlaşma sağlanması önemli
Gayrimenkul Uzmanı Şule Duman, evini kentsel dönüşüm projesine dahil etmek isteyenler için başvurucu sürecinin işleyişini de anlattı. Başvurularda yüzde 100 anlaşma sağlamanın süreci hızlandıracağını ifade eden Duman, “Kentsel dönüşüme başvuru yapmak isteyen mülk sahipleri öncelikle e-Devlet üzerinden başvuru yapacak. Bu başvuruda gelir şartı aranmayacak ve herhangi bir ücret ödenmeyecek. Başvurunun akabinde son dönemlerde yaygınlaşan uygulamalarda olduğu gibi mülk sahipleri sürecin başlaması için özel sektör ile anlaşacak. Bakanlık tarafından görevlendirilen uzmanlar ise bina üzerinde inceleme yaparak, bir rapor hazırlayacak. Burada en önemli konu yüzde 100 oranı elde etmek olacaktır çünkü kat malikleri arasında anlaşma sağlandığı takdirde süreç daha hızlı olacaktır. Başvuruların ardından ruhsat alma ve inşaatın başlama süreci başlayacak. Yeni bina yapımında ödemeler, inşaatın seviyesine göre aralıklı olarak yapılacak. Burada önemli bir konu var, yeni düzenlemeyle kentsel dönüşüm için kat maliklerinden yüzde 50+1 onay yeterli oluyor ama hibe desteği için bu oran yeterli olmayacak. Yüzde 100 anlaşma sağlanan binalara hibe verileceği için uzlaşma oranının yüzde 100 olması, hak sahiplerinin ortak fikirde olması gerekiyor. Vatandaşlar, kentsel dönüşüme giren mülkleri geri dönüşüm çerçevesinde yıkıldığı zaman kira yardımı alabilecek ve yeni binalar en geç 2 yıl içinde tamamlanacak” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>