Başbakan – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 28 Jun 2024 22:00:20 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 İtalya Başbakanı Meloni’nin partisi gençlik kolları skandalıyla sarsıldı https://www.haber60.com.tr/italya-basbakani-meloninin-partisi-genclik-kollari-skandaliyla-sarsildi/ https://www.haber60.com.tr/italya-basbakani-meloninin-partisi-genclik-kollari-skandaliyla-sarsildi/#respond Fri, 28 Jun 2024 22:00:20 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36376 İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri (FdI), gençlik kollarına sızan bir gazetecinin ifşaları nedeniyle zor durumda. Kökleri neo-faşist hareketlere dayanan partinin gençlik kolları yetkililerinin faşizm yanlısı, ırkçı, Yahudi karşıtı, ifadeleri ortaya çıkınca ülkede büyük bir tepki dalgası oluştu.

Haber sitesi Fanpage, iktidar partisinin Ulusal Gençlik isimli gençlik hareketine sızarak elde ettiği görüntü ve bilgileri yayımladı.

“Meloni Gençliği” ismi verilen dosyanın ilk bölümü iki hafta önce, ikinci bölümü de önceki gün yayımlandı. Video haberde, “Faşistiz” diye övünen, “Sieg Heil”, “Duce” (Mussolini) diye haykıran, faşist selamı veren Ulusal Gençlik üyeleri görülüyor.

Görüntüler arasında, hareketin Bari kenti Başkanı Ilaria Partipilo’nun ırkçı, Yahudi karşıtı, engellileri aşağılayıcı mesajları da bulunuyor.

FdI milletvekili Ylenja Lucaselli’nin sekreteri Elisa Segnini, “ırkçı ve faşist olmayı hiç bırakmadım” derken duyuluyor.

Ulusal Gençlik Roma birimi yöneticilerinden Flaminia Pace de ay başında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde “Duce, Duce, Duce” diye oy vermek istediğini söylüyor. Pace’nin ayrıca FdI’den Yahudi bir senatöre karşı ifadeleri de duyuluyor.

Topluma tepki çağrısı

Fanpage’in haber serisi üzerine, iktidardaki koalisyonun büyük ortağı olan bir parti yetkililerinin özellikle Yahudi karşıtı söylemleri büyük tepki çekti.

Roma Yahudi cemaati lideri Victor Fadlun, araştırmacı gazetecilik dizisiyle ortaya çıkan “utanç verici ırkçılık ve antisemitizm görüntülerini” kınadı. Fadlun hem iktidar partisini hem de diğer kurumlar ve toplumu “her türlü nefret ve ayrımcılığa karşı güçlü tepki vermeye” çağırdı.

Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa Partisi lideri Riccardo Magi de Başbakan Meloni’nin “ırkçı, Yahudi karşıtı, Mussolini’ye özlem duyan, Hitler sempatizanı” gençlik kolları üyelerine karşı ses çıkarması gerektiğini, aksi halde bunlara onay vermiş olacağını söyledi.

Meloni ilk günlerde konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınırken partinin önde gelen bazı isimleri bu görüntüleri kınadı.

Evinde faşist lider Benito Mussolini’nin heykelleri bulunan ve kendisi de faşizmle arasına mesafe koymamakla suçlanan FdI’li Senato Başkanı Ignazio Benito Maria La Russa, “Her türlü ırkçılığı ve Yahudi düşmanlığını tam ve kesin bir şekilde kınadığını” söyledi. La Russa, özellikle Senatör Mieli’ye yönelik sözlerin kabul edilemez olduğunu belirtti ve kendisiyle dayanışma mesajı verdi.

Meloni: Yanlış eve gelmişler

Ülkede son günlerin en çok konuşulan konularından biri haline gelen “Meloni Gençliği” dosyası, başbakanın iktidara geldikten sonra partisini kurumsallaştırma çabalarına bir darbe olarak da görülüyor.

Başbakan Meloni de günlerdir sürdürüğü sessizliğini dün Brüksel’de bozdu. Avrupa Birliği Liderler Zirvesi sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Meloni, görüntülerdeki unsurlardan daha önce haberi olmadığını iddia etti.

Siyasete neo-faşist İtalyan Sosyal Hareketi’nin (MSI) gençlik kollarından giren Meloni’nin de 19 yaşındayken faşist rejimi överek “Mussolini’nin iyi bir siyasetçi olduğunu düşünüyorum. Ne yaptıysa İtalya için yaptı” dediği görüntüler mevcut.

Meloni ülke içinde sıklıkla bu geçmişiyle arasına mesafe koymadığı ve kendisini antifaşist ilan etmediği gerekçesiyle eleştiriliyor. Başbakan olduktan sonra özellikle uluslararası alanda endişeleri gidermek için güven verici, ılımlı bir portre çizmeye özen gösterse de Meloni’nin parti tabanındaki aşırı unsurları uzaklaştırmaktan da kaçındığı yorumları yapılıyor.

Fanpage’in haber dosyası da Avrupa Birliği içinde aşırı sağın önemli pozisyonlardan uzak tutulması girişimleri kapsamında Meloni’nin “dışlandığı” konuşulan bir dönemde geldi.

İtalya Başbakanı dün Brüksel’de yaptığı açıklamalarda, partisinin gençlik kolları üyelerinin söylemlerine mesafe alarak “Irkçı, Yahudi karşıtı ya da nostaljik hisler içinde olanlar yanlış eve gelmişler, çünkü bu hisler İtalya’nın Kardeşleri ile uyumsuz” dedi.

Öte yandan Başbakan, siyasi amaçlarla bir partinin içine sızılmasının baskıcı rejimlere has bir yöntem olduğunu, “bir gazetecilik metodu” olmadığını da savunarak Fanpage sitesini eleştirdi.

Tepkiler üzerine görüntülerde yer alan Elisa Segnini ve Flaminia Pace istifa etti. Ancak parti yönetimine daha geniş kapsamlı tedbirler alınması çağrıları sürüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/italya-basbakani-meloninin-partisi-genclik-kollari-skandaliyla-sarsildi/feed/ 0
Eski İsrail Başbakanı’ndan Netanyahu’ya ağır suçlama https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/ https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/#respond Wed, 26 Jun 2024 23:48:20 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36051 Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Başbakan Netanyahu’nun çatışmalara son vermek yerine “İsrail’i yok etmek istediğini” belirtti.

“NETANYAHU’YU KOVMA ZAMANI GELDİ”

Olmert, Haaretz gazetesinde, “Netanyahu’yu ihanetle suçluyorum” başlıklı bir yazı kaleme aldı. “Netanyahu İsrail’i yok etmek istiyor, daha azını değil. Onu kovma zamanı geldi.” ifadelerini kullanan Olmert, Başbakan’ın “savaşın” bitmesini, esirlerin sağsalim evlerine dönmesini istemediğini kaydetti. Olmert ayrıca “Netanyahu, İsrail’in komşuları ve ABD ile ilişkilerini zayıflatırken asla bitmeyen bir savaş istiyor.” ifadesine yer verdi.

“HAMAS’IN ELİNDEKİ ESİRLERİ BİLEREK BIRAKTI”

Netanyahu’nun Hamas’a karşı “kesin zafer” kazanmayı engelleyeceği argümanıyla esir takasının yapılmasını sağlayacak bir anlaşmaya yanaşmadığını, böylelikle Başbakan’ın Gazze’de tutulan İsrailli esirleri kasıtlı olarak terk ettiğini belirten Olmert, “Kesin bir zafer şu anda bir seçenek değil ve Başbakan bunu ilk sunduğu günden beri de bir seçenek olmadı.” değerlendirmesini yaptı.

“HİZBULLAH’LA ÇATIŞMA NİYETİNDE”

Öte yandan, Fransa ve ABD arabuluculuğuyla Lübnan’la mevcut şiddetli çatışmaya son verecek ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen on binlerce kuzey İsrail sakininin evlerine dönmesine izin verecek bir anlaşmaya yanaşmak yerine, Netanyahu’nun “savaşı genişletme ve kuzeyde Hizbullah ile doğrudan, tam kapsamlı bir askeri çatışma başlatma niyetinde” olduğunu belirtti.

Olmert, Netanyahu’nun, vekilleri, aile üyeleri ve çeşitli medya kuruluşlarındaki sözcüleri aracılığıyla orduya, güvenlik güçlerine ve siyasi liderliğe karşı sistematik bir kampanya yürüttüğünü kaydetti.

Netanyahu’yu İsrailli askerlerin hayatlarını kasten tehlikeye atmakla itham eden Olmert, hükümetin açıkça temsil ettikleri partilerin ve hükümeti desteklediği bilinen belirli nüfus gruplarının ve bakanların “kişisel çıkarlarını” gözettiğini savundu.

“ABD İLE İTTİFAKI BOZMAYA ÇAIŞIYOR”

Olmert, “İsrail Başbakanını, İsrail ile ABD arasındaki siyasi-güvenlik-askeri ittifakı kasıtlı olarak bozmaya çalışmakla suçluyorum.” ifadelerini kullandı.

ABD ile ilişkilerin önemine değinen Olmert, şöyle devam etti: “İsrail’in tüm hava gücü, İsrail’i savunma konusundaki Amerikan taahhüdüne dayanmaktadır. İsrail’in kendi başına üretemeyeceği temel ekipman, mühimmat ve gelişmiş silahlar için başka güvenilir bir kaynağımız yok. Son aylarda, yüzlerce Amerikan nakliye uçağı binlerce ton gelişmiş, hayati askeri ekipman ve mühimmat taşıyarak İsrail ordu üslerine indi.”

BIDEN’IN SEÇİM KAMPANYASINI SABOTE SUÇLAMASI

Netanyahu’nun ABD yönetimine yönelttiği, askeri ekipmanların teslimatını geciktirdikleri ve dolayısıyla İsrail’in kesin zaferinin geciktiği yönündeki suçlamaların, “sorumsuz bir kışkırtma” olduğunu ifade eden Olmert, bunun “(ABD Başkanı Joe) Biden’ın seçim kampanyasını sabote etmek için hesaplanmış bir girişim” olduğunu kaydetti.

Olmert, “Netanyahu, bu suçlamaların her biri için İsrail halkının mahkemesinde yargılanmalıdır. Bu geciktirilmemelidir. Bu lanetli adamın devletin yönetiminden sorumlu olmaya devam ettiği her bir gün, ülkenin geleceği ve varlığı için somut bir tehlike oluşturmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Başbakan Olmert, Arap ülkeleriyle normalleşme adımlarını da kasıtlı olarak baltaladığını savunduğu Netanyahu’yu ” Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ılımlı Arap devletleri ve muhtemelen Orta Doğu’nun ötesindeki diğer Müslüman ülkeler arasında bir ortaklığa dayalı yeni bir bölgesel eksen kurma şansını kasıtlı olarak engellemekle” suçladı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/eski-israil-basbakanindan-netanyahuya-agir-suclama/feed/ 0
Hollanda’da sağ ve aşırı sağ partiler, başbakanlık için Dick Schoof’u seçti https://www.haber60.com.tr/hollandada-sag-ve-asiri-sag-partiler-basbakanlik-icin-dick-schoofu-secti/ https://www.haber60.com.tr/hollandada-sag-ve-asiri-sag-partiler-basbakanlik-icin-dick-schoofu-secti/#respond Wed, 29 May 2024 00:15:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33618 Hollanda’da sağ ve aşırı sağ partiler, 6 ay süren pazarlıklar sonrası başbakanlık koltuğu için bir isim üzerinde anlaştı. Koalisyon hükümetine Dick Schoof liderlik edecek.

Hükümeti oluşturan dört partinin başbakan olması konusunda üzerinde anlaştığı Schoof, Hollanda’da güvenlik ve sığınma konularındaki en etkin isimlerden birisi oldu.

Hollanda İstihbarat Teşkilatı ve Ulusal Terörle Mücadele Koordinatörlüğü yapmış biri olan Dick Schoof, 2000 yılında hazırlanan Yabancılar Yasası’nın da mimarlarındandı.

Hollanda’nın “müstakbel başbakanı” Schoof, bu kararın pek çok kişi gibi kendisi için de sürpriz olduğunu söyledi.

Hollanda seçiminin galibi Wilders neden başbakan olmadı?

Hollanda, Mark Rutte başbakanlığındaki hükümetin, göç politikası tartışması nedeniyle düşmesinden bu yana geçici hükümetle yönetiliyor.

Geçen Ekim ayında yapılan erken genel seçimde, aşırı sağcı Özgürlük Partisi büyük bir başarı elde etti.

Hükümeti kurma görevi Geert Wilders liderliğindeki PVV’ye verildi.

Partinin tek başına hükümet kurma şansı bulunmadığı için Wilders, meclisteki üç sağ parti ile koalisyon arayışına girdi.

Dilan Yeşilgöz liderliğindeki liberal sağ parti ile iki sağ parti daha Wilders ile hükümet ortağı olmak için anlaştı.

Yaklaşık 6 ay süren koalisyon pazarlıkları, Wilders ile ilgili, “hukukun üstünlüğüne saygılı olma konusundaki kaygılar” nedeniyle zaman zaman sekteye uğradı.

Seçim öncesi ve sonrası, “İslamlaşma ile mücadelenin önceliği olmadığını” açıklayan Wilders, bu konuda olası koalisyon ortaklarından bazılarını ikna etmekte zaman zaman zorlandı.

PVV lideri Wilders, “güçlü sağ hükümet” seçeneğinin gündemden düşmemesi için başbakanlık koltuğundan feragat edeceğini açıkladı.

Wilders’in ardından diğer koalisyon görüşmesi yaptığı sağ partilerin liderleri de, hükümete katılmama kararı aldı.

Schoof’un ismi nasıl gündeme geldi?

Bugüne kadarki en katı sığınma ve göç planını programına alan sağcı hükümet için dışarıdan bir ismin başbakan olarak atanması kararlaştırıldı.

Wilders’in önerisi üzerine bu görev için, koalisyon pazarlıklarında tarafsız arabuluculuk yapan eski İşçi Partili bakan Ronald Plasterk’in adı gündeme geldi.

Ancak “sosyal demokratların sağında yer alan” eski bakan, şirketi ile patent yolsuzluğu iddiaları üzerine itibar kaybına uğradı. Bu nedenle Plasterk’in başbakanlık yolu kapandı.

Yeni dönemde “daha fazla güvenlik ve daha az göçmen” vaadinde bulunan sağ partiler, Wilders’in önerisiyle başbakanlık için, bu konularda en yetkin isimlerden biri olan Güvenlik ve Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Dick Schoof üzerinde anlaşmaya vardı.

Schoof, 2000 yılında hazırlanan Yabancılar Yasası’nın mimarlarından biriydi.

67 yaşındaki isim, Hollanda İstihbarat Teşkilatı (AIVD) direktörlüğü görevini de yaptu.

Dick Schoof, yaklaşık dört yıldır Güvenlik ve Adalet Bakanlığı’nın en üst bürokratı olarak görev yapıyordu.

Hükümet ne zaman kurulacak?

Koalisyon ortakları tarafından resmen başbakan adayı olarak duyurulan Schoof, hükümet ortağı partilerin liderleriyle birlikte yeni bakanlar kurulunu belirleyecek.

Yeni hükümet üyelerinin mümkün olduğunca parlamento dışı isimlerden oluşması hedefleniyor.

Yeni bakan ve bakan yardımcılarının belirlenmesinin 26 Haziran’a kadar tamamlanması ve Temmuz ayı başında hükümetin kurularak iş başı yapması bekleniyor.

Schoof koalisyon anlaşmasını “iddialı” olarak değerlendirerek, hükümet programını incelemeyi sabırsızlıkla beklediğini ve tüm Hollanda halkının başbakanı olmak istediğini söyledi.

Dick Schoof, Wilders’in kendisini başbakan gibi hissettiğini ve iplerin kendisinde olduğu izlenimi verdiği yolundaki bir soruya, “Tek bir başbakan var, o da benim” karşılığını verdi.

Sağcı hükümet neleri hedefliyor?

Aşırı sağın ilk kez yer alması nedeniyle bugüne kadarki en sağcı hükümet olarak adlandırılan yeni koalisyonun programı, Hollanda’ya yönelik hem sığınma hem de iş göçünü büyük ölçüde azaltmayı öngörüyor.

Sağcı koalisyon, aşırı talep durumunda belediyeleri sığınmacı kabul etmeye zorlayan dağıtım yasasını yürürlükten kaldıracak. Aile birleşimi ve Hollanda vatandaşlığı zorlaştırılacak.

Yeni hükümet, daha önce kabul edilen ve çiftçilerin yoğun tepkisiyle karşılaşan katı azot politikalarını da yumuşatacak.

Güvenlik politikalarına daha fazla kaynak aktarılacak.

Muhalefet tarafından, “zengin sağın hükümeti” olarak adlandırılan yeni koalisyon, asgari ücreti artırmayacak ve işsizlik maaşı süresini kısaltılacak.

Hollanda Planlama Teşkilatı’na göre, çalışanların gelir ve emeğinden elde edilen vergiler artırılacak

Yabancı yatırımcı ve büyük şirketlerin, kâr ve sermaye üzerindeki vergileri azaltılacak.

Schoof’un başbakan olarak önerilmesine muhalefet ne tepki veriyor?

Yakın zamana kadar sosyal demokrat eğilimli İşçi Partisi ( PvdA) üyesi olan Schoof, “çok sadık ve kendini adamış bir bürokrat” olarak tanımlanıyor.

Ancak daha sonra aşırı sağ partilere geçen birçok ismin de PvdA üyesi olduğuna işaret eden Yeşil Sol – İşçi Partisi ittifakı lideri Frans Timmermans, kamu yayıncısı NOS’a, “Artık kendisi Wilders’in adayı” dedi.

Sosyalist Parti, isimden çok uygulanacak katı koalisyon anlaşmasının içeriğine dikkati çekiyor.

Aşırı sağcı Demokrasi Forumu Partisi, Schoof’un başbakan adaylığı için, “Hollanda Wilders’e oy verdi ve elimizde yıllardır insanları gözetleyen eski bir PvdA yetkilisi var” yorumunu yapıyor.

Türkiye ve Fas kökenli göçmenlerin desteklediği Denk Partisi ise, istihbarat ve terörle mücadele ile ilgili görevleri sonrasında “Müslümanları bir müttefik olarak değil, potansiyel bir tehlike olarak gördüğü” için Schoof’a karşı çıkıyor.

Dick Schoof’un başında olduğu dönemde, NCTV’nin sosyal medyada sahte hesaplar aracılığıyla yüzlerce siyasetçi, dini lideri ve aktivisti takip ettiğinin ortaya çıkması, tartışmalara neden olmuştu.

Schoof, başbakan adayı olarak açıklandığı basın toplantısında bu konudaki bir soru üzerine, olayın Meclis’te kapsamlı bir şekilde tartışıldığını ve kapandığını söyledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hollandada-sag-ve-asiri-sag-partiler-basbakanlik-icin-dick-schoofu-secti/feed/ 0
İngiltere’de 4 Temmuz’da erken seçim: Milletvekilleri nasıl seçiliyor, anketler ne gösteriyor? https://www.haber60.com.tr/ingilterede-4-temmuzda-erken-secim-milletvekilleri-nasil-seciliyor-anketler-ne-gosteriyor/ https://www.haber60.com.tr/ingilterede-4-temmuzda-erken-secim-milletvekilleri-nasil-seciliyor-anketler-ne-gosteriyor/#respond Mon, 27 May 2024 00:27:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33262 İngiltere Başbakanı Rishi Sunak beklenmedik bir hamleyle İngiltere’nin 4 Temmuz’da seçime gideceğini açıkladı.

Beklentiler seçimin sonbaharda yapılması yönündeydi ancak Başbakan geçtiğimiz günlerde Buckingham Sarayı’na giderek Kral 3. Charles’tan Avam Kamarası’nı feshetme talebinde bulundu ve böylece seçim sürecini başlatmış oldu.

Peki İngiltere’de seçimler nasıl yapılıyor, anketler ne gösteriyor? Konuyla ilgili öne çıkan soruları cevapladık.

İngiltere’de seçimler nasıl yapılıyor?

İngiltere’de seçimler beş yılda bir yapılıyor ve son seçimler Aralık 2019’da yapılmıştı.

Muhafazakar Parti 80’i aşkın sandalye farkıyla Avam Kamarası’nda çoğunluğu sağlamıştı.

Bir sonraki seçimin yasalar gereği Ocak 2025’e kadar yapılması gerekiyordu.

Seçimin sonbahar aylarında yapılması planlanırken Başbakan Rishi Sunak hiç beklenmedik bir kararla 4 Temmuz’da sandığa gidileceğini açıkladı.

Birleşik Krallık toplamda 650 seçim bölgesine ayrılıyor. Seçmenler Avam Kamarası’nda kendi bölgelerini temsil edecek bir milletvekili seçiyor.

En çok milletvekili çıkaran partinin lideri başbakan seçiliyor ve Kral tarafından hükümetini kurmakla görevlendiriliyor.

Adayların çoğu bir siyasi partiyi temsil etse de bazıları bağımsız olarak yarışıyor.

Neden erken seçim kararı alındı?

Rishi Sunak’ın Muhafazakar Partisi 2021’den bu yana kamuoyu yoklamalarında düşüş gösteriyor.

BBC’nin politika editörü Chris Mason’a göre partideki bazı siyasetçiler bundan sonra “gidişatın pek de iyi olmayabileceğini” ve seçmenlerin bir an önce söz sahibi olma arzusuna bakıldığında tarihi ertelemenin Muhafazakarların yenilgisini daha da kötüleştirme riski taşıyabileceğini düşünüyor.

Chris Mason ayrıca Sunak’ın bu noktada en azından bazı hedeflerini yerine getirdiğini ya da yerine getirme yolunda olduğunu söyleyebileceğini belirtiyor.

Son enflasyon verilerindeki düşüşün hükümet tarafından bir başarı olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Mason şöyle devam ediyor:

“Elbette bu sadece hükümetin yaptıklarından kaynaklanmıyor. Ama enflasyon çok yükseldiğinde hükümetler suçlanıyor, bu nedenle enflasyon düştüğünde bir miktar kredi almak istemeleri de mantıklı. Ayrıca daha geniş ekonomik tablo da şu anda biraz daha parlak görünüyor.”

Anketler ne diyor?

Son kamuoyu yoklamaları, Muhafazakar Parti’nin seçim yarışına İşçi Partisi’nin çok gerisinde başladığını gösteriyor.

Aslında son 12 aydır tablo hemen hemen bu şekilde. Anketlerde İşçi Partisi sürekli olarak %40’ın üzerinde oy alıyor.

Elbette anketler her zaman doğru çıkmayabilir ve Sunak kampanyasında ilerledikçe enflasyondaki yavaşlama ile partisinin odaklanacağı politikaların bu durumu tersine çevirmesine yardımcı olacağını umuyor.

Ancak şu anki duruma bakıldığında İşçi Partisi’nin yarışa açık ara önde başladığı görülüyor.

Göçmen karşıtı aşırı sağcı olarak tanımlanabilecek Reform Partisi üçüncü sırada yer alsa da partiye olan destek ülke geneline eşit bir şekilde yayıldığı için bunun parlamentoda sandalye sayısına nasıl yansıyacağını kestirmek biraz zor.

Geçtiğimiz dönemlerde ülkenin en büyük üçüncü partisi olan Liberal Demokratlar ise ortalama %10’luk bir istikrar yakalamış durumda. Partinin almak istediği sandalyelere odaklanarak seçimde kazanımlar elde etmeye çalışacağı düşünülüyor.

Liberal Demokratlar 2010-2015 arası Muhafazakar Parti ile koalisyon hükümeti olarak iktidardaydı.

Hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı ne olacak?

Başbakan Rishi Sunak, İngiltere hükümetinin ülkeye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacıları Doğu Afrika ülkesi Ruanda’ya gönderme planının genel seçimlerden önce yürürlüğe gireceğini söylemişti.

Sunak bu politikayı başbakanlığının önceliklerinden biri haline getirmiş ve bunun insanları küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçmekten caydıracağını savunmuştu.

Ancak seçimlerin 4 Temmuz’da yapılacağını duyuran Sunak, Ruanda programının yeniden seçilmesi halinde başlayacağını söyledi.

İşçi Partisi ise kazanması halinde plandan vazgeçeceğini belirtti.

Şimdiye kadar yaklaşık 240 milyon sterline (305 milyon dolar) mal olan bu plan, 6 haftalık seçim kampanyası boyunca iki ana parti arasında önemli bir ayrım noktası olacak.

Başbakan adayları kimler?

Şu anda oyların büyük kısmını alması beklenen iki parti, iktidardaki Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi.

44 yaşındaki Başbakan Rishi Sunak, Muhafazakar Parti’nin lideri. Sunak İngiltere’de başbakan olan ilk Hint kökenli kişi.

İşçi Partisi’nin lideri ise 61 yaşındaki Keir Starmer. Starmer, Jeremy Corbyn’in ardından 2020 yılında partinin lideri olarak seçildi. Daha önce Kraliyet Savcılık Kurumu Başkanı olarak görev yaptı.

Seçimden önce Avam Kamarası feshedilecek

Başbakan Sunak, Buckingham Sarayı’na giderek Kral 3. Charles’tan Avam Kamarası’nı feshetmesini istediğini kaydetti.

Yani parlamento 30 Mayıs’tan sonra seçime kadar tamamen kapalı olacak.

Milletvekilleri ise statülerini kaybedecek ve yeniden seçilmek için kampanyalarını başlatacak.

100’den fazla milletvekili bir sonraki seçimde adaylıktan çekileceklerini açıklamıştı.

Hükümet ayrıca, kampanya sırasında bakanlık faaliyetlerini kısıtlayan bir seçim öncesi döneme giriyor.

Seçim sonuçları açıklandıktan sonra ne olacak?

Oylar sayıldıktan sonra Kral, en çok milletvekiline sahip partinin liderinden başbakan olmasını ve hükümeti kurmasını isteyecek.

İkinci sıradaki partinin lideri ise muhalefet lideri olacak.

Eğer hiçbir parti mutlak çoğunluk sağlayamazsa (yani sadece kendi milletvekilleriyle yasa geçirecek çoğunluğa ulaşamazsa), en çok oy alan parti koalisyon hükümeti veya azınlık hükümeti kurmaya karar verebilir.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ingilterede-4-temmuzda-erken-secim-milletvekilleri-nasil-seciliyor-anketler-ne-gosteriyor/feed/ 0
Slovakya Başbakanı Robert Fico silahlı saldırıda yaralandı https://www.haber60.com.tr/slovakya-basbakani-robert-fico-silahli-saldirida-yaralandi/ https://www.haber60.com.tr/slovakya-basbakani-robert-fico-silahli-saldirida-yaralandi/#respond Thu, 16 May 2024 00:30:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31972 Slovakya Başbakanı Robert Fico’nun, Handlova kasabasındaki Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrasında düzenlenen silahlı saldırıda yaralandığı, saldırganın yakalandığı bildirildi.

Slovakya Haber Ajansının (TARS) haberinde, Trencin bölgesinde yer alan Handlova’daki Kültür Evi’nde düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrasında, binaya silahla ateş açıldığı belirtildi.

Haberde, silahlı saldırıda, Slovakya’da 3 dönem başbakanlık koltuğuna oturan Fico’nun yaralandığı ve yakındaki bir hastaneye sevk edildiği kaydedildi.

Başbakan’ın sosyal medya hesabı Facebook’tan yapılan açıklamada ise suikast girişiminde bulunulan Fico’nun vücuduna çok sayıda merminin isabet ettiği bilgisi verildi.

Açıklamada, hayati tehlikesi bulunan Başbakan’ın, saldırıya uğradığı Handlova’dan başkent Bratislava’ya yaklaşık 215 kilometre uzaklıktaki Banska Bystrica eyaletine helikopterle aktarıldığı ifade edildi.

Öte yandan, emniyet güçlerinin silahlı saldırganı yakaladığı bildirildi.

Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Robert Kalinak, basına yaptığı açıklamada, silahlı saldırıya uğrayan Fico’nun hala Banska Bystrica eyaletindeki Roosvelt Hastanesi’nde ameliyatının sürdüğünü ve durumunun “son derece ciddi” olduğunu söyledi.

Kalinak, henüz kendisine “iyi bir haberin” ulaşmadığını, ameliyatı yapan doktorlara güvendiğini ifade etti.

İçişleri Bakanı Matus Sutaj Estok da Fico’ya suikast girişiminde bulunan saldırganın 5 el ateş ettiğini belirterek, menfur olayın her yönüyle aydınlatılması için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirdi.

Estok, saldırganın cumhurbaşkanı seçimi sonrasında bu eylemi gerçekleştirme kararı aldığını, “saldırının ilk bilgilere göre açıkça siyasi amaçlı olduğunu” bildirdi.

Slovakya basını saldırgana ilişkin detayları paylaştı

Slovak basını, Başbakan Fico’ya suikast girişiminde bulunan kişinin 71 yaşındaki sol görüşlü Juraj C. olduğu iddiasında bulundu.

Amatör yazar olan şahsın ülkenin batısında yer alan Levice kentinde yaşadığı ifade edildi. Saldırganın sol görüşlü kişilerin bir araya geldiği DUHA Edebiyat Kulübüne sıklıkla gittiği belirtildi.

Bu arada Fico’nun son durumuna ilişkin de detay paylaşan ülke basını, saldırıda yaralanan Başbakan’ın ameliyatının sürdüğünü aktardı. Basın, başbakanın birçok organında zarar oluştuğu için ameliyatın daha uzun süreceği bilgisine yer verdi.

Fico’nun dikkati çeken görüşleri ve kariyeri

Fico, Sosyal Demokrat Parti (SMER) Genel Başkanı olarak 30 Eylül 2023’te yapılan milletvekili seçimlerini kazanarak ülkede 3’üncü kez başbakanlık koltuğuna oturmayı başardı.

Göreve gelir gelmez ülkesinin Ukrayna’ya yaptığı silah yardımlarını durduran Fico, Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya’ya yakın siyasi yaklaşımları nedeniyle eleştirildi.

Ukrayna’da çözümün silah yardımıyla mümkün olmayacağı görüşünü savunan Fico, Ukrayna’da barıştan yana olduğunu dillendiriyor.

Siyasi hayatına 1990’da dönemin Demokratik Sol Partisinde başlayan Fico, 1992’de ilk defa milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu partiden 1999’da ayrılan Fico, aynı yıl SMER’yi kurdu.

Fico, SMER’in Genel Başkanı olarak girdiği Haziran 2006’daki erken seçimleri kazanarak 4 yıllığına başbakanlık görevini yürüttü.

Ülkede 2010’da yapılan seçimlerde SMER oylarını yükseltse de Fico, 2010-2012 arasında Başbakan Yardımcılığı görevinde bulundu.

Daha sonra 2012’de bir kez daha başbakanlık koltuğuna oturan Fico, bu görevi 2018’e kadar sürdürdü. Fico, Slovakya’da genç gazeteci Jan Kuciak ve nişanlısının öldürülmesi sonrasında artan baskılar nedeniyle Mart 2018’de görevinden istifa etmek durumunda kaldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/slovakya-basbakani-robert-fico-silahli-saldirida-yaralandi/feed/ 0
Namık Kemal Zeybek: 28 Şubat’ta darbe söz konusu değildi https://www.haber60.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/ https://www.haber60.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/#respond Mon, 06 May 2024 21:21:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30532 HABER: ESRA TOKAT

(ANKARA) – Yargıtay’ın haklarında verilen hükmü bozmasının ardından 28 Şubat davası kapsamında 16 sanığın yeniden yargılandığı davaya Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Namık Kemal Zeybek, “Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe. Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.” diye konuştu.

Yargıtay’ın haklarında verilen hükmü bozmasının ardından 28 Şubat davası kapsamında 16 sanığın yeniden yargılandığı davaya Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma, Mahkeme Başkanı tarafından 5 numaralı CD hakkındaki Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunun okunmasıyla başladı. ATK raporunda 5 numaralı CD’de yer alan dosyaların dönüştürülmeden önceki türünün tespitinin mümkün olmadığı ifade edildi.

Bunun üzerine söz alan sanık avukatlarından Aykan Akkaçmaz, “Dönemin savcısı Word belgesini tarayıp bize PDF olarak sunmuştur. Biz de savunmalarımızı buna göre hazırladık. İstanbul Adliyesi’nde belgenin orijinal hali Word şeklinde. Karargah Evleri dosyasının kumpas olduğu ortaya çıktı. Tamer Tatar’ın getirdiği Karargah Evleri dosyasından devşirildiğini düşündüğümüz 5 numaralı CD’den çıkan Genelkurmay belgelerinin üstünde 03 kodları var. Karargah Evleri’nin kumpas olduğu sabit. Burada da aynı kodlar var. CD 5’in uydurma bir delil olduğu kanaatindeyiz. Bu esas olmamalıdır.” talebinde bulundu ve “Tamer Tatar’a gönderildiği iddia edilen askeri belgeler FETÖ’cü savcılara veriliyor hatta biri firari. Ayrıca Tamer Tatar bu belgelere yama yapıyor. Tamer Tatar’ın Bank Asya hesaplarına ve yurt dışı ziyaretlerine rağmen ne hikmetse sadece 2 yıl 2 ay ceza almıştır.” diye konuştu.

“FETÖ’CÜ TUTUKLU SAVCI TARAFINDAN İDDİALAR SUNULDU”

Sanık avukatlarından Mehmet Sever de “Bu davada yargılanan kişiler 7 Nisan toplantısı ile ilgili yargılanmaktadırlar. Bu 7 Nisan toplantısına dair soruşturmanın genişletilmesi talebim var. FETÖ’cü tutuklu savcı Kemal Çetin tarafından bu iddialar sunulmuştur. FETÖ’nün kumpas ve yalan delil üretmekte olduğunun ne kadar usta olduğu tüm yargılamalarda ortaya çıkmıştır. FETÖ örgüt üyeliğinden mahkum olan ve yardımdan ceza alan ve bu dosyaya bilgi ve belge sunan kişilerin dosyaları sunulmalıdır. Bu dosyalar bu davadaki süreci etkileyecek derecede önemlidir” talebinde bulundu.

ZEYBEK: “TANSU ÇİLLER DE İÇİNDE OLMAK ÜZERE HİÇ KİMSE 18 MADDEYE İTİRAZ ETMEDİ”

Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı-Hükümet Sözcüsü ve ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, şunları söyledi:

“Refah Yol hükümetinde Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsüydüm. Doğru Yol Partisi adına bir hafta ben sözcülük yapardım bir hafta Refah Partisi adına Abdullah Gül. Dolayısıyla hükümetin içindeydim. 12 Eylül sonrasında MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında devleti cebir ve tehditle yıkmak suçlamasıyla tutuklandım, idamla yargılandım ve aklandım. Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe. Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca Başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.”

“TOPLUMUN GERİLDİĞİ BİR GERÇEK VE BU GERGİNLİK DE MGK’YA YANSIDI BU KARARLAR ÇIKARILDI”

“Refah Partisi iktidara gelince ve Necmettin Erbakan’da başa gelince sanki yeraltında bekleyen örgütler bir anda ortaya çıktı ve ‘gün bizim günümüz’ dedi. Tarikat şeyhleri olduğu iddiasıyla bir takım insanlar Başbakanlık konutuna çağrıldı ve iftar yemeği verildi” diyen Zeybek, şöyle devam etti:

“Bir örnek daha vermek istiyorum. Ben aynı zamanda Basın Yayın’dan Sorumlu Devlet Bakanıydım. Gazetelerde Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk diyor ki ikindi namazı da tatil olsun. Dedim ki sayın başbakanım siz artık başbakansınız güzel işler de yapıyorsunuz. Ama artık dini siyasete alet etme işini bırakın ne demek ikindi namazı tatil olsun. ‘Oğuzhan öyle bir şey söylemez’ dedi. Dolayısıyla toplumun gerildiği bir gerçek. Dolayısıyla bu gerginlik MGK’ya da yansıdı ve bu kararlar çıkarıldı. Darbe zorlamayla olur ancak benim kanaatimce asla bir darbe girişimi söz konusu değildir.

“GENERALLERİN HÜKÜMET ÜZERİNDEKİ BASKISI ASLA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

2 yıl sonra Tansu Çiller Başbakan olacaktı ama Türkiye gerçekten çok gerilmişti ve bu gerginliği gidermenin bir yolu olarak da Tansu hanım Başbakan olursa bu kabaran gerginlik halkımızın daha sakin olabileceği düşünüldü buna Erbakan da razı oldu ama o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başka yönde bir karar verdi. Dolayısıyla Mesut Yılmaz’a verdi hükümeti ve buna Tansu Çiller ‘darbe’ dedi. Generallerin hükümet üzerindeki baskısı asla söz konusu değildir.

“O DÖNEMİN ŞARTLARINDA BİR DARBE DÜŞÜNCESİ OLSAYDI BU YAPILIRDI VE BUNU KİMSE ÖNLEYEMEZDİ”

Sincan’dan tankların yürüme iddiası da bana gülünç geliyor. Sonradan öğrendik normal bir geçişmiş. O gün tankların Sincan’dan yürümesi ile 4 ay sonra hükümetin düşmesinin arasında bir bağlantı olduğu iddiası oldukça gülünç. Ben sanıkları tanımam. Batı Çalışma Grubu sanki bir cuntaymış gibi anlatıldı. Ancak bir çok bakanlıkta çalışma grupları kuruldu. O dönemin şartlarında bir darbe düşüncesi olsaydı bu yapılırdı ve kimse de bunu önleyemezdi.”

BİR SONRAKİ DURUŞMA 9 EYLÜL’DE

Mahkeme sanık avukatlarının ATK raporu hakkında beyan vermesi için bir sonraki duruşmaya kadar süre tanırken savunma delili olarak dosyaya celbi istenen Deniz Ay, Gökhan Eski ve Tamer Tatar’ın dosyaya katkısı olmayacağı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verdi ve bir sonraki duruşmayı 9 Eylül saat 10.30’a erteledi.

Duruşma sonrası açıklamalarda bulunan Namık Kemal Zeybek, “28 Şubat’ın darbe olduğuna yönelik tüm savlar tutarsız ve temelsizdir. Böyle bir şey olmamıştır. Şimdi yargılanan generaller, subaylar o süreçte vatana büyük hizmet etmişlerdir ve gerginleşen ortamı soğukkanlı şekilde sakinleştirerek görevlerini yapmışlardır” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/namik-kemal-zeybek-28-subatta-darbe-soz-konusu-degildi/feed/ 0
Japonya’daki Yasukuni Tapınağı, İkinci Dünya Savaşı’nın mağlubiyetinin 80. yılında gerilimlerin odağı https://www.haber60.com.tr/japonyadaki-yasukuni-tapinagi-ikinci-dunya-savasinin-maglubiyetinin-80-yilinda-gerilimlerin-odagi/ https://www.haber60.com.tr/japonyadaki-yasukuni-tapinagi-ikinci-dunya-savasinin-maglubiyetinin-80-yilinda-gerilimlerin-odagi/#respond Mon, 22 Apr 2024 21:30:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28795 Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda mağlubiyet ilanı 80. yılına yaklaşırken, tartışmalı mazisiyle Tokyo’daki Yasukuni Tapınağı, Doğu Asya’da gerilimlerin odak noktasında.

Japon devlet ve bürokrasi dünyasının bulunduğu Çiyoda bölgesindeki tapınağın ismi, yerel dilde “barış dolu ülke” anlamına gelse de tarihi yapı, ülkenin “savaş mazisini” anımsatıyor.

İlk olarak 1869’da inşa edilen tapınak, İkinci Dünya Savaşı’nda ölen 2,5 milyon kişinin anısını onurlandırırken, tapınak keşişlerinin 14 savaş suçlusunu “kutsal statüde” kabul etmesi tartışmalara yol açıyor.

Tapınak, özellikle ilkbahar, sonbahar başlangıçları ile Japonya’nın mağlubiyetini ilan ettiği 15 Ağustos’un yıl dönümünde, savaşta hayatını kaybedenlerin anılması amacıyla hem sivil hem de bürokrasi akınına uğruyor.

Japon İmparatoru için can verilmesine şükran duyulması ve savaşta öldürülen ataların ruhlarına saygı duyulması niyeti taşıyan tapınak gezileri, komşu ülkeler nezdinde diplomatik tepkilere neden oluyor.

Yasukuni’yi, “Japonya’nın geçmiş militarizminin sembolü” olarak gören Güney Kore ve Çin yönetimleri, başta başbakan olmak üzere Japon hükümeti temsilcilerinin, tapınağa bağış ve gezilerini protesto ediyor.

Tapınakta, 22- 23 Nisan’da ilkbahar festivali düzenleniyor. Japonya Başbakanı Kişida Fumio’nun makamı adına Şinto inancı tapınağına, festival dolayısıyla saksıda “kutsal Masakaki çiçeği” gönderildi.

Başbakanlığa yakın kaynaklar, festival kapsamında Başbakan Kişida’nın tapınağı ziyaret etmeyi planlamadığını aktarırken, kabine üyeleri ve milletvekilleri tapınağa ziyaretlerde bulunuyor.

2000 öncesi başbakan düzeyindeki ziyaretler

AA muhabiri, tarihi tapınağın tartışmalı statüsünün sebebi ile savaş sonrası başbakan ziyaretlerinin bölge ülkelerinin ilişkilerine etkisini derledi.

1974-76 döneminin Başbakanı Miki Takeo, 1975’teki ziyaretiyle İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin yıl dönümünde tapınağı ziyaret eden ilk Japonya Başbakanı oldu.

1976-78 döneminin Başbakanı Fukuda Takeo, 1978’de tapınağa gitti.

Yasukuni Tapınağı keşişleri, 17 Ekim 1978’de, savaş zamanı Başbakanı (1941-44) General Tojo Hideki dahil üst düzey 14 savaş suçlusunu “kutsal kabul ettiğini” duyurdu. Savaş suçlularını “onurlandıran” bu hamle, tartışmalara sebep oldu.

Takip eden yıllarda, Japonya başbakanları hem iç hem de dış politika hamlelerini tahkim etmek amacıyla tapınağa ziyaretlerini sıklaştırdı.

Suzuki Zenko, başbakanlığı üstlendiği 1980, 1981 ve 1982’de art arda 3 yıl tapınağı ziyaret etti.

1982-87 döneminin Başbakanı Nakasone Yasuhiro, savaşın bitişinin 40. yılı olan 15 Ağustos 1985’te, beraberinde kabine üyeleriyle tapınağı ziyaret etti. Takip eden 11 yılda başbakan düzeyinde ziyaret gerçekleşmedi. 1996’da da dönemin Başbakanı Haşimoto Ryutaro tapınağa gitti.

2000 sonrası Koizumi ve Abe

2001-2006 döneminin Başbakanı Koizumi Juniçiro, görev yaptığı dönemde her yıl Yasukuni’yi ziyaret etti. Akabinde 7 yıl boyunca benzer düzeyde ziyaret gerçekleşmedi.

Savaşın sona ermesinin yıl dönümü 15 Ağustos 2012’de, o dönem ana muhalefet olan Liberal Demokrat Parti (LDP) lideri Abe Şinzo, tapınağa gitti.

Aralık 2012 seçimlerinde başbakanlığı üstlenen Abe, Nisan-Ağustos 2013’te tapınağa bağışta bulundu ancak bizzat gitmedi.

Kabinesinin kuruluşunun ilk yıl dönümü Aralık 2013’te Başbakan Abe, Yasukuni’yi ziyaret etti. Bu ziyaret, 2006 sonrası bir ilk olarak kayda geçti.

“Savaş karşıtı” niyetine rağmen Abe’nin ziyareti ters etki oluşturdu

2012-20’deki görev dönemiyle “en uzun süre” başbakanlık yapan Abe’nin Aralık 2013’te bizzat tapınağı ziyaret etmesi tartışmaları alevlendirdi.

Ulusal televizyonlarda canlı yayımlanan ziyareti Abe “savaş karşıtı jest” olarak nitelerken, “Çin ve Kore halkının duygularını incitmek istemediğini” savundu.

Tartışmalı tapınak ziyaretini, Güney Kore hükümeti “acınası davranış” olarak nitelerken; Çin yönetimi “kesinlikle kabul edilemez” olarak gördüğünü belirtti.

Japonya’nın Seul ve Pekin büyükelçileri de görev yaptıkları ülkelerin dışişleri bakanlıklarına çağrılarak protesto edildi.

Çin yönetiminin tepkisinde, “Bu durum, ikili ilişkilerin geliştirilmesinde büyük bir siyasi engel. Japonya, tüm sonuçların sorumluluğunu üstlenmeli.” ifadesi kullanıldı.

Dönemin Tayvan Dışişleri Bakanı Daid Lin, Tokyo’ya “komşularının duygularını incitmekten kaçınması” çağrısında bulundu.

ABD yönetimi ise “hayal kırıklığına uğradığını” duyurarak, Başbakan Abe’nin ziyaretinin bölgedeki “gerginliği artıracağını” açıkladı.

Başbakanlar bizzat ziyaretten kaçınıyor

2020’de görevinden istifa eden Abe sonrası başbakanlar tapınağı bizzat ziyaret etmedi.

2020-21’de Suga Yoşihide ile Ekim 2021’den bu yana başbakanlığı üstlenen Kişida Fumio şimdiye kadar tapınağa bağış gönderdi.

Japon başbakanlarının tapınağı ziyaretleri ile tarihi yapıya bağış ve hediyeleri, “Japonya’nın geçmiş militarizmini meşrulaştırma girişimi” olarak algılanıyor.

Hem iktidar hem de muhalefet kanadından bakan ve milletvekili heyetleri ile kara, deniz, hava öz savunma kuvvetleri komutanları da ziyaret gerçekleştiriyor.

Yeni atanan kabine üyeleri de göreve başlama öncesinde ziyaretlerinde, “Savaşta ölenlerin ruhlarının huzur içinde kalması için dua ettiğini” bildiriyor.

Sivil ve asker ziyaretleri sonrası kamuoyuna açıklamalarda bulunan yetkililer, “Japonya’nın ve dünyanın barışı ve refahı için söz verildiğini” belirtiyor.

Son dönemde, Çin ve Güney Kore dahil Asyalı komşularını rahatsız etmekten kaçınmak amacıyla Japonya başbakanlarının tapınağı bizzat ziyaret etmekten kaçındığı aktarılıyor.

Japon liderler, tapınakta düzenlenen ilkbahar ve sonbahar festivalleri sırasında çoğunlukla kutsal “Masakaki” çiçeği ile maddi bağışlar göndermeyi tercih ediyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/japonyadaki-yasukuni-tapinagi-ikinci-dunya-savasinin-maglubiyetinin-80-yilinda-gerilimlerin-odagi/feed/ 0
Hollanda’da aşırı sağcı lider Wilders Başbakanlık talebinden vazgeçti https://www.haber60.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/ https://www.haber60.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/#respond Thu, 14 Mar 2024 04:09:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18771 Hollanda’da Ekim ayında yapılan erken genel seçimleri büyük bir farkla kazanan aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, diğer siyasi liderlerin sıcak bakmaması nedeniyle Başbakanlık talebinden vazgeçti.

Wilders’in yanı sıra, koalisyon önerisinde bulunduğu üç 3 parti liderinin de, görüşmeleri devam eden olası sağ hükümette yer almayacakları bildirildi.

Hollanda’da 22 Ekim’de yapılan erken genel seçimler sonrası, Mark Rutte başkanlığındaki geçici hükümet hala görevine devam ederken, yeni koalisyon arayışları da sürüyor.

Seçimler sonrası başlatılan ilk tur koalisyon görüşmelerinden, merkez sağdaki Yeni Sosyal Sözleşme Partisi’nin (NSC), aşırı sağcı lider Wilders’in “hukukun üstünlüğüne aykırı söylemleri” konusundaki çekinceleri nedeniyle sonuç alınamadı.

Yeni arabulucu Kim Putters öncülüğünde geçen hafta başlayan ikinci tur görüşmelerinde, Wilders’in Başbakanlığı konusunda benzer görüşler ortaya çıktı.

Bunun üzerine, sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan aşırı sağcı lider, sağ hükümet oluşumunu engellememek için Başbakan olmaktan vazgeçtiğini duyurdu.

Ancak koalisyondaki tüm partilerin desteklemesi durumunda Başbakan olabileceğini vurgulayan Wilders, “Ancak durum böyle değildi. Ben sağcı bir kabine; daha az sığınma ve ve göç istiyorum. Hollandalılar öncelikli olmalı” dedi.

Aşırı sağcı lider, ülkesine ve seçmenine olan sevgisinin kendi konumumdan daha önemli olduğunu belirterek, bu nedenle Başbakanlık talebinden vazgeçtiğini dile getirdi.

Wilders’in koalisyon önerisinde bulunduğu Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD) lideri Dilan Yeşilgöz, Çiftçi Vatandaş Hareketi Partisi (BBB) lideri Caroline van der Plas ile NSC lideri Pieter Omtzigt de, yeni hükümette yer almayacak.

Halen Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı görevini sürdüren Dilan Yeşilgöz, yeni hükümetin kurulmasının ardından bakanlık koltuğuna veda edecek.

Hollanda siyasetinde uzun yıllar sonra ilk kez, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa sahip bir partinin lideri Başbakanlık koltuğuna oturtmayacak.

Hollanda medyasına göre bu, Wilders açısından başarısızlık olarak değerlendiriliyor. Çünkü aşırı sağcı lider, seçimlerden sonra, Başbakan olmak istediğini dile getirmişti.

Wilders’in PVV’si, 150 üyeli Temsilciler Meclisi’nde 37 sandalye ile en büyük parti konumunda.

Dilan Yeşilgöz’ün VVD’si 24, Omtzigt’in lideri olduğu NSC’nin 20, BBB’nin de 10 milletvekili bulunuyor.

Hükümeti kurabilmek için, salt çoğunluğun bir fazlası olan 76 milletvekilinin desteği gerekiyor.

Şu an görüşmelere devam eden dört sağ parti, meclis ve senatoda gerekli çoğunluğu rahatlıkla sağlıyor.

Hollanda’daki kamuoyu yoklamalarına göre, özellikle göç ve sığınmacı sorunu konusunda sert önlemleri savunan Wilders’e yönelik destek, artarak devam ediyor.

Bu nedenle Wilders, bu kez olmasa bile yakın gelecekte Hollanda’nın Başbakanı olacağını savunuyor.

Aşırı sağcı lider, “Ben yine de Hollanda Başbakanı olacağım hem de daha fazla Hollandalının desteğiyle. Yarın değilse bile, yarından sonraki gün. Çünkü milyonlarca Hollandalının sesi duyulacak” diyor.

Wilders ve diğer üç liderin hükümette yer almayacağını açıklamasının ardından gözler olası Başbakan adayının kim olacağına çevrildi.

Lahey’deki siyasi kaynakların Hollanda medyasına aktardığına göre, liderler, parlamento dışından deneyimli bir siyasetçi öncülüğünde bir hükümet oluşturulması seçeneğini değerlendiriyor.

Sağcı liderler arasında arabuluculuk görevini sürdüren Kim Putters, ikinci tur koalisyon pazarlıklarına ilişkin raporunu Perşembe günü sunacak.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hollandada-asiri-sagci-lider-wilders-basbakanlik-talebinden-vazgecti/feed/ 0
Türk demokrasisine ikinci darbe: 12 Mart 1971 Muhtırası https://www.haber60.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/ https://www.haber60.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/#respond Tue, 12 Mar 2024 22:18:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18242 Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan ve Türk demokrasisine ikinci darbenin yapıldığı 12 Mart 1971 Muhtırası’nın üzerinden 53 yıl geçti.

Türk demokrasisi, 27 Mayıs 1960 darbesinden 11 yıl sonra sivil siyasete yeniden müdahale edilen 12 Mart 1971 Muhtırası ile karşılaştı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’de ilk darbe, 1960’ta, bir grup subayın, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) “Türkiye’yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” iddiasıyla yönetime el koymasıyla yaşandı.

Eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlanan darbe, ülkede çalkantılı bir sürecin önünü açtı.

Toplumsal olayların arttığı, karşıt görüşlü gruplar arasında çatışmaların yaşandığı bu süreçte, 16 Şubat 1969’da Türkiye siyasi tarihine “kanlı pazar” olarak geçen olay yaşandı. İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto sırasında 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Anayasa değişikliğiyle “DP’lilerin siyasi haklarının iade edilmesi”ne yönelik Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) verilen teklif, dönemin siyasi tartışmalarını daha da alevlendirdi.

Genel Başkanlığını İsmet İnönü’nün yaptığı CHP’nin de olumlu baktığı bu teklife, silahlı kuvvetler karşı çıktı. Büyük tartışmaların yaşandığı bu süreçte, anayasa değişikliği teklifi, komisyonda geri çekilmek zorunda kaldı.

Siyasi gerginlik devam ederken 1969 genel seçimine gidildi.

Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi, seçimlerde büyük başarı kazanarak tek başına iktidar oldu. Demirel’in başbakan olduğu bu seçimde, 143 milletvekili çıkaran CHP, ana muhalefette kalmaya devam etti.

Sokak olayları arttı

Görevi devraldıktan sonra içeride ve dışarıda pek çok sorunla karşılaşan Demirel Hükümeti, haşhaş ekimi nedeniyle ABD’nin büyük baskısına maruz kaldı.

Hükümetin, yasa dışı örgüt eylemleri, sokak ve üniversite olaylarıyla karşı karşıya kaldığı bu süreçte, siyasi ve ekonomik sorunlar da derinleşti.

Türkiye’de 10 binlerce işçi, “Sendikal örgütlenme ve grev hakkının kısıtlanacağı” gerekçesiyle başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde eylem ve yürüyüşlere başladı.

Polisin müdahale ettiği eylemlerin büyümesi üzerine, Bakanlar Kurulunca İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. Bu süreçte, bazı sanayi bölgelerinde polisin yanı sıra askeri birlikler de görev aldı.

Ayrıca, üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan ve emniyet güçlerince güçlükle bastırılan olaylarda, çok sayıda öğrenci yaralandı.

Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Komer’in otomobilinin ODTÜ’yü ziyareti sırasında yakılması, Ankara’da, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarınca 4 ABD askerinin kaçırılıp sonrasında serbest bırakılması da dönemin öne çıkan olayları arasında yer aldı.

11 yıl sonra gelen yeni müdahale

1971’e gelindiğinde darbenin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Ordunun komuta kademesinde müdahale fikrinin ağırlık kazandığı bu süreçte, Başbakan Demirel’in “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Cumhuriyet’in ve rejimin bekçiliği, yurdun iç ve dış tehlikelere karşı savunulması görevlerini bırakıp memleket idaresini ele alması halinde, bizatihi korumakla mükellef oldukları rejim, Cumhuriyet ne hale gelir?” sözleri dikkati çekti.

Sonunda ordu, 27 Mayıs 1960’dan yaklaşık 11 yıl sonra sivil siyasete yeniden müdahale etti.

12 Mart 1971’de saat 13.00’te, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasını taşıyan muhtıra, TRT radyolarından okundu.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a, Başbakan Demirel’e, TBMM’ye ve Cumhuriyet Senatosu’na yazılı gönderilen 3 maddeli muhtırada, Demirel istifa etmez ve yerine askerlerin onaylayacağı bir hükümet kurulmazsa, ordunun idareyi doğrudan üzerine alacağı bildirildi.

3 maddelik muhtırada ne denildi?

“Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.” görüşünün savunulduğu muhtırada, şu ifadelere yer verildi:

“Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.”

Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi

Başbakan Süleyman Demirel’in istifa etmek zorunda kaldığı bu süreçte Türkiye, “ara rejim” dönemine girdi.

Çok sayıda işkence ve kötü muamele iddiasının ortaya atıldığı, demokrasinin kaybedildiği bu dönemde, temel hak ve özgürlükler de ağır yara aldı.

Muhtıra sonrasında başlayan operasyonlarda, birçok kişi gözaltına alınıp hapse atıldı. Bu süreçte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Dönemin CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, partisinden istifa ederek 26 Mart 1971’de başbakan oldu ve yeni hükümeti kurdu. Çok uzun ömürlü olmayan yeni kabine, yerini 22 Mayıs 1972’de Ferit Melen hükümetine bıraktı.

Melen hükümeti de bir süre sonra görevi bırakınca 15 Nisan 1973-26 Ocak 1974 tarihlerinde görev yapan Mehmet Naim Talu Hükümeti ülkeyi seçime götürdü. Talu’dan sonra Başbakanlık koltuğuna 37. Hükümet’i kuran Bülent Ecevit oturdu.

12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından 12 Eylül 1980’e kadar geçen 9 yılda, 11 hükümet değişikliği yaşandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/turk-demokrasisine-ikinci-darbe-12-mart-1971-muhtirasi/feed/ 0
28 Şubat “postmodern darbe”nin üzerinden 27 yıl geçti https://www.haber60.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/ https://www.haber60.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/#respond Tue, 27 Feb 2024 08:27:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12635 Türkiye tarihine “postmodern darbe” olarak geçen ve sonuçları uzun yıllar tartışılan 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının üzerinden 27 yıl geçti.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisi’nce (DYP) kurulan 54. Hükümet, 28 Haziran 1996’da ülke yönetimine geçti.

Merhum Necmettin Erbakan’ın Başbakan, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldığı hükümet, “rejimi tehdit ettiği” iddiasıyla tartışmaların odağı oldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erbakan’ın, 24 Ocak 1997’de Kayseri’ye yaptığı gezi sırasında, tek tip elbise giyip bere takan il örgütü görevlileriyle ilgili partiye uyarıda bulundu. Söz konusu durumun “Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu” belirten başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi.

Başsavcılık, “fesih işleminin yapılmaması halinde, RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını” da partiye bildirdi.

RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın 31 Ocak 1997’de düzenlediği “Kudüs Gecesi”nde İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin de katılarak bir konuşma yapması ve sergilenen gösteriler, “rejim tartışmalarının” daha da alevlenmesine neden oldu.

Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997’de itirazlara ve DYP’li bazı bakanların “imza atmayız” tepkisine rağmen “üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan” kararnameyi, Bakanlar Kurulunda imzaya açtı.

“Kudüs Gecesi”ne soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, tepkilere yol açan “Kudüs Gecesi”ni düzenleyen RP’li Belediye Başkanı Yıldız hakkında 2 Şubat 1997’de ayrı ayrı soruşturma başlattı.

Bu gecede konuşan İran’ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, 3 Şubat 1997’de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi.

Bu arada, 28 Şubat sürecinde hafızalara kazanan “Sincan’dan tankların geçmesi” olayı yaşandı.

Sincan’da 4 Şubat 1997’de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent’teki tatbikat alanına gitti.

“Askerin uyarısı” olarak değerlendirilen bu gelişme, Sincanlılar tarafından “darbe oluyor” şeklinde algılanarak, şaşkınlığa yol açtı.

“Koalisyon ortakları arasında sorun”

Yaşanan gelişmeler üzerine harekete geçen dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan’dan tankların geçtiği gün Belediye Başkanı Yıldız’ı görevden uzaklaştırdı.

Ankara DGM’deki sorgusunun ardından Terörle Mücadele Şubesince gözaltına alınan Yıldız, beraberindeki 9 kişiyle “yasa dışı silahlı çeteye yardım, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.

Yaşananlar, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de dahil olduğu ciddi siyasi tartışmalara neden oldu.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı Başbakan Erbakan’a iletmesi ve sonrasındaki gelişmeler, koalisyon ortakları arasında sorunlara yol açtı.

“Demokrasiye balans ayarı…”

Siyasiler arasında yaşanan gerginlik, kamuoyuna da yansıdı. Bu kapsamda, sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara’da geniş katılımlı bir miting düzenlendi.

İran Büyükelçisi Bagheri ise Kudüs Gecesi’ndeki konuşmalarının ardından artan tepkiler üzerine ülkesine gitmek zorunda kaldı.

Kudüs Gecesi’nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, “belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesini” istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, valiliklere gönderdiği yazıda “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmek üzere” konunun araştırılması talimatını verdi.

Başbakan Erbakan, 21 Şubat 1997’de, Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı görüşme sonrasında “Türkiye’nin rejim meselesi yok.” açıklaması yaptı.

Aynı gün, Washington’da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık.” ifadesini kullandı.

“MGK toplantısı 8 saat 45 dakika sürdü”

Tartışmaların en yoğun döneminde, Cumhurbaşkanı Demirel’in, 26 Şubat’ta Başbakan Erbakan’a “rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği” ortaya çıktı.

Yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında, 28 Şubat 1997’de MGK, Cumhurbaşkanı Demirel’in başkanlığında toplandı.

MGK tarihinin en uzun toplantılarından biri olan, Türkiye’ye siyasal ve sosyal anlamda yeni bir istikamet çizen bu toplantı, 8 saat 45 dakika sürdü. Çankaya Köşkü’nde saat 15.10’da başlayan toplantı, saat 23.55’te sona erdi.

MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç da katıldı.

Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu.

Bildiride “taviz verilemez” vurgusu

Toplantı sonrasında yayımlanan 4 maddelik MGK bildirisinde özetle “Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahede edildiği” belirtilerek, “Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği” vurgulandı.

Bildirinin en dikkati çeken ifadeleri ise şunlar oldu:

“Toplantıda bilhassa Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı çağ dışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği; Anayasa’nın tanımladığı Cumhuriyet’in demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı; Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri; Türkiye’de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu; devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların göz ardı edilerek yapılan çağ dışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı; Türkiye’nin 1997 yılı içinde AB’ye tam üye olacak ülkeler listesine girmeyi öncelikli bir hedef alarak sürdürdüğü, böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu sebeple, demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye’nin yurt dışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu; rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye’ye yarardan çok zarar verdiği; açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir.”

“Çiller, Erbakan’ı iknaya çalıştı”

MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından, 1 Mart 1997’de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde ortaya çıktı. Bu taleplerin arasında, “Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi” de vardı.

Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı. 3 Mart’ta DYP’nin bazı önde gelen isimleri, hükümetten çekilme çağrısında bulundu.

Çiller, Başbakanlık’ta bir araya geldiği Erbakan’ı “MGK kararlarını imzalaması” konusunda iknaya çalıştı.

Bu süreçte bir basın toplantısı düzenleyen Erbakan, yeni hükümet arayışlarına tepki göstererek, “Hükümet TBMM’de kurulur, MGK’da kurulmaz” dedi.

Bazı sivil toplum kuruluşları da açıklamalar yaparak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini ifade etti.

“Tartışmalar yol ayrımını hızlandırdı”

Çiller, Erbakan’dan Temmuz 1997’de Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi. Bu isteği reddeden Erbakan, 5 Mart 1997’de MGK kararlarını imzaladı. Çiller, Başkanlık Divanı toplantısında MGK kararları ve uygulanması konusunda TBMM’de genel görüşme açılması için Erbakan ile anlaştıklarını, genel görüşme önergesini hafta başında Meclise sunacaklarını açıkladı. Ancak diğer partilerin sert tepki göstermesi üzerine, bu plan uygulanamadı.

Cumhurbaşkanı Demirel, MGK’nın anayasal ve kendine özgü bir kuruluş olduğunu vurgulayarak, “MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin yürümeyeceğini, uygulamayanların sorumlu olacağını” kaydetti.

Bunun üzerine Erbakan, MGK kararları için RP’li bakanlar Fehim Adak ve Şevket Kazan ile DYP’li Nevzat Ercan’dan oluşan bir “uygulama komitesi” kurdu.

Bundan sonraki süreçte, başta 8 yıllık kesintisiz eğitim olmak üzere MGK kararlarının uygulanmasında ortaya çıkan tartışmalar, DYP ve RP arasındaki yol ayrımını hızlandırdı.

RP’ye kapatma istemiyle dava

Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, MGK kararlarına direnilmemesini istedi. Bundan sonra DYP’de “hükümetten çekilelim” sesleri yükselmeye başladı.

Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, “Kimse laik Cumhuriyet’e alternatif aramaya kalkışmasın” sözlerini sarf etti. Demirel, 22 Nisan’daki bir başka konuşmasında ise Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu “seçim” olarak gösterdi.

MGK, 26 Nisan’da toplandı ve 28 Şubat’ta alınan kararların ne kadar uygulandığını belirleyebilmek için “İzleme Komitesi” kurulmasını kararlaştırdı. Bu komite, her ay MGK’ya bir de rapor sunacaktı.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997’de, “Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı” gerekçesiyle, RP’nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.

“Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu

Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziran’da irticaya karşı “Batı Çalışma Grubu” oluşturuldu.

Haziranın 18’inde Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller, “giderek artan toplumsal gerginlik nedeniyle hükümetin nasıl devam edeceği” konusundaki görüşmelerinde uzlaştılar. Başbakanlığı Çiller devralacak, BBP hükümete girecek ve erken seçim yapılacaktı. Bu anlaşmadan sonra Erbakan aynı gün hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.

Erbakan, Demirel ile görüşmesinde RP, DYP ve BBP’nin anlaştığını, Bakanlar Kurulu ve hükümet programının hazır olduğunu bildirdi ve hükümeti kurma görevinin Çiller’e verilmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Hüsamettin Cindoruk ile görüştü, ardından da hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Yılmaz’a verdi. Yılmaz’ın görevlendirilmesine RP, DYP ve BBP liderleri tepki göstererek, Demirel’i eleştirdi.

“RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi”

Demirel başkanlığında 25 Haziran’da gerçekleşen MGK toplantısı, Erbakan’ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziran’da 55. Cumhuriyet Hükümeti, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında kuruldu.

ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.

MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997’de, TBMM’de 242’ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylül’den itibaren uygulanmaya başlandı.

Bu arada, Anayasa Mahkemesi, RP’yi, 16 Ocak 1998’de “demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve millet egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik’in milletvekillikleri düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı konuldu.

Kararın, 22 Şubat 1998’de, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla RP’nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/28-subat-postmodern-darbenin-uzerinden-27-yil-gecti/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Arnavutluk ile mücadelemizi sürdüreceğiz https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-arnavutluk-ile-mucadelemizi-surdurecegiz/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-arnavutluk-ile-mucadelemizi-surdurecegiz/#respond Wed, 21 Feb 2024 03:06:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=10373 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Arnavutluk’un FETÖ ile mücadelesinin önemine değinerek, “İlişkilerimizi zehirlemek için her yolu deneyen şer şebekesine fırsat vermeyeceğiz, mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile beraber “Türkiye-Arnavutluk Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Birinci Toplantısı”na başkanlık etti. Ardından Arnavutluk Başbakanı Rama ile anlaşmaların imza törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Edi Rama ile gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Rama ve heyetini yüksek düzeyli iş birliği konseyinin ilk toplantısı vesilesiyle Ankara’da misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, geçtiğimiz sene Türkiye ve Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü yıl dönümünün idrak edildiğini hatırlattı. Arnavutluk ile çok yönlü işbirliğinin 2021 yılında Başbakan Rama ile Ankara’da ilan ettikleri stratejik ortaklık temelinde gelişmeye devam ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün icra ettiğimiz konseyimizin ilk toplantısıyla münasebetlerimizi daha ileri seviyelere taşıma kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik. Türkiye’nin Arnavutluk’un kalkınmasına verdiği önemi, Arnavutluk halkının refahının artırılmasına yönelik desteğini bir kez daha vurguladım. İmzalanan anlaşmalarla iş birliğimizin ahdi zeminini daha da güçlendirdik. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolar seviyesine çıkardık” diye konuştu.

“600’ü aşkın Türk firması 15 binden fazla Arnavutluk vatandaşına istihdam sağlıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arnavutluk ile yeni ticaret hedefini 2 milyar dolar olarak belirlediklerini söyledi. Özel sektörün de gayretleriyle bu rakama kısa sürede ulaşılacağına inandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 3,5 milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla Arnavutluk’taki en büyük 5 yabancı yatırımcı arasında yer aldığını, 600’ü aşkın Türk firmasının 15 binden fazla Arnavutluk vatandaşına istihdam sağlayarak ülke ekonomisine destek sağladığını aktardı. Karşılıklı yatırımları artırmak ve iş çevreleri arasındaki bağları daha da geliştirmek amacıyla çalışmaya devam edeceklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “TİKA vasıtasıyla Arnavutluk’un kalkınmasına yönelik projelere desteğimiz sürecek. TİKA’nın Tiran Koordinasyon Ofisi’nin statüsüne ilişkin olarak az önce imzalanan bu alandaki işbirliğimize güç katacaktır. Başbakan Rama’yla Ocak 2021’de burada düzenlediğimiz basın toplantısında Arnavutluk’ta üç ay içinde bir hastane inşa edeceğimizin müjdesini ve sözünü vermiştik. Hatta bu konuda Sayın Rama’yla iddiaya da girmiştik. Hamdolsun sözümüzü tuttuk. ve üç ay gibi rekor bir sürede Fier Dostluk Hastanemizi inşa ettik. Arnavutluk’un her bölgesinden gelen hastaların şifa bulduğu bu hastaneyi birlikte işletmeye devam edeceğiz” dedi.

“İlişkilerimizi zehirlemek için her yol ve yöntemi deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz”

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da iyi veya kötü günlerinde Arnavutluk halkının yanında olmayı sürdüreceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başbakan Rama’nın FETÖ’yle mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor, bunu takdirle karşılıyoruz. İlişkilerimizi zehirlemek için her yol ve yöntemi deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz. Arnavutluk makamlarının da bu gerçeğin farkında olduklarını görüyoruz. Karşılıklı anlayış çerçevesinde örgütle mücadelemizi sürdüreceğiz. Halihazırda 2 bin öğrenciye eğitim hizmeti veren Türkiye Maarif Vakfı’nın faaliyetlerine sağladığı katkılar için Sayın Başbakan’a müteşekkiriz. Önümüzdeki dönemde bu desteği artarak devam edeceğine inanıyoruz” diye konuştu.

Başbakan Rama ile bölgede ve dünyada yaşanan gelişmeler hakkında fikir alışverişinde bulunduklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:

“Türkiye ve Arnavutluk, Balkanlar’ın barış ve istikrarının korunmasına katkı sağlayan iki NATO müttefikidir. Arnavutluk’ta Balkanlar’a ilişkin diyaloğumuzu yoğunlaştırarak devam ettireceğiz. Savunma sanayii ve askeri alandaki iş birliğini de derinleştirmek arzusundayız. Az önce imzalanan askeri çerçeve anlaşması bu irademizin en somut tezahürüdür. Arnavutluk’u başarıyla tamamladığı 2022-2023 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinden ötürü tebrik ediyoruz. Arnavutluk dönem başkanlığını Türkiye’den devraldığı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın faaliyetlerine önemli katkılar yapacaktır. Arnavutluk’un temmuz ayında üstleneceği Güneydoğu Avrupa işbirliği süreci dönem başkanlığını da başarıyla yürüteceğine inanıyorum. Görüşmelerimizde Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarındaki İsrail zulmünü de ele aldık. İsrail’in 4 ayı aşkın süredir devam eden mezaliminin durdurulması ve Filistinli kardeşlerimizin güvenli ve müreffeh geleceklerinin teminat altına alınması noktasında uluslararası camianın sorumlulukları ortadadır. Gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda gerek Birleşmiş Milletler’de beklenen süreçler, bu konudaki haklı tutumumuzu net şekilde ortaya koymuştur. Arnavutluk’ta aralık ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na yapılan oylamadaki tutumuyla tarihin doğru tarafında yer almıştır.”

Arnavutluk’un bilhassa bu dönemde mazlum Filistin halkıyla sergilediği dayanışmanın çok önemli ve kıymetli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dostum Rama’yla önümüzdeki süreçte yapılacak girişimler kapsamında temasımızı sürdüreceğiz. Sözlerime son verirken konsey toplantımızda aldığımız kararların ve imzaladığımız anlaşmaların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Türkiye-Arnavutluk ilişkilerinin bugünkü mükemmel seviyesine ulaşmasına yaptığı eşsiz katkılar dolayısıyla Sayın Başbakan’a ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Rabb’im birlik ve beraberliğimizi daim eylesin diyorum” dedi.

Edi Rama’dan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a: “Söylediğiniz söz gerçekleştiriliyor”

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise, “Söylediğiniz söz gerçekleştiriliyor. Biliyoruz ki siz verdiğiniz sözü her zaman tutarsınız. Türkiye’nin yapmış olduğu hastane çok önemli yatırımdır. Size teşekkür etmek istiyorum. Bence bizim milli hafızamızda kalacak üç şey; sizin ve hükümetiniz sayesinde Kosova Bağımsız Cumhuriyet olarak tanındı. İkinci olarak Arnavutluk çok ağır sonuçları olan depremle sarsıldığında siz bizimle iletişime geçen ilk kişiydiniz. Bana dediniz ki, ‘Türkiye olduğu sürece Arnavutluk yalnız olmayacaktır.’ Önemli girişimlerde bulundunuz. Üçüncü olarak da dünya korona virüs tarafından sarsıldığında Arnavutluk ve Arnavutluk halkı, Batı Balkanlar’ın diğer halklarıyla birlikte sudan çıkmış balık gibi hissettiler kendilerini. Eğer Türkiye olmasaydı ve siz olmasaydınız kimbilir kaç kişi hayatını kaybetmiş olurdu. Bunlar üç önemli andır bizim için. Siz hastaneden bahsettiniz ama bunun ötesinde rekor zamanda hastane kuruldu. Bu sizin kırdığınız tek rekor değildir benim bildiğim kadarıyla” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Edi Rama huzurunda Türkiye ve Arnavutluk arasında farklı birçok alanda işbirliklerini kapsayan 6 önemli anlaşmaya imza atıldı. – ANKARA

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-arnavutluk-ile-mucadelemizi-surdurecegiz/feed/ 0
İngiltere’de muhalefet, Başbakanın göçmenlerle ilgili iddiasını eleştirdi https://www.haber60.com.tr/ingilterede-muhalefet-basbakanin-gocmenlerle-ilgili-iddiasini-elestirdi/ https://www.haber60.com.tr/ingilterede-muhalefet-basbakanin-gocmenlerle-ilgili-iddiasini-elestirdi/#respond Tue, 06 Feb 2024 07:18:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=6229 İngiltere’de muhalefet, Başbakan Rishi Sunak’ın, gazeteci Piers Morgan’la düzensiz göçmenleri Ruanda’ya yollayamazsa bir göçmen derneğine 1000 sterlin verme iddiasını kabul etmesini, “Başbakan insanların hayatıyla kumar oynuyor.” sözleriyle eleştirdi.
Sunak, Morgan’ın YouTube kanalında yayınlanan programda başbakanlık görevinde geçen 1 yıla ve gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Ülkede her hafta düzenlenen Filistin’le dayanışma eylemlerine ilişkin bazı slogan ve söylemlerin kabul edilemez olduğunu kaydeden Sunak, son birkaç aydır İngiltere’de antisemitizmin yükselmesinin şok edici olduğunu ifade etti.
Polise talep etmeleri halinde daha fazla gücü verebileceklerinin altını çizen Sunak, İsrail’in 7 Ekim’den sonra başlattığı Gazze saldırılarının orantılı olup olmadığına yönelik soruya ise, “İsrail sadece haklı değil aynı zamanda insanlarını ve kendisini korumak ve (7 Ekim’in) tekrar yaşanmamasından emin olmak zorunda.” dedi.
Sunak, İsrail’i Gazze’de sivil kayıpların önüne geçmek için gerekli önlemleri alması konusunda uyardığını da ifade ederek, “Kayıplar konusunda endişeliyim çünkü çok sayıda kişi öldü. İnsani açıdan bakınca birçok insan çok kötü durumda ki bu nedenle Gazze’ye daha fazla yardımın girmesi için çalışıyoruz.” diye konuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya daha fazla yardım koridoru açma teklifini ilettiğini da söyleyen Sunak, “Ateşkes olmalı mı?” sorusuna ise, çatışmalara esirlerin serbest bırakılıp Gazze’ye daha fazla yardımın gireceği bir ara verilmesi gerektiğine dikkati çekerek yanıt verdi.
Bu şekilde “sürdürülebilir ateşkes” için ortam oluşacağını belirten Sunak, bu tür ateşkesin gerçekleşmesi için Hamas’ın ortadan kaldırılması ve İsrail için bir tehdit olmaktan çıkması gerektiğinin altını çizdi.
Sunak, Gazze’ye giren yardımların yeterli olmadığına da işaret ederek, “Zamanla Gazze’ye giren yardım tırları sayısını artırdık. Hala yeterli değil ama başlangıca baktığımızda, (Başbakan Netanyahu) onu ikna ettik ve yüzlerce tırın girmesi için kapıyı açmasını sağladık. Ancak bu yeterli değil, ilerleme kaydedebilmek için daha fazlasına ihtiyaç var.” ifadelerini kullandı.
Ülkesinin iki devletli çözüme verdiği desteği yineleyen Sunak, “Son birkaç ay bize gösterdi ki bölgedeki ortaklarımızla birlikte bu yoldaki çabalarımızı ikiye katlamalıyız.” dedi.
Düzensiz göçmenleri seçimden önce Ruanda’ya göndereceğine iddiaya girdi
Sunak, İngiltere’ye gelen düzensiz göçmenlerin, Ruanda’ya sınır dışı edilmesine yönelik soruya yanıt vererek, “Birisi buraya yasa dışı yollarla gelirse burada kalmasına izin verilmemeli. Onları sınır dışı edebilmeliyiz. Ülkeleri güvenli değilse veya savaş varsa, onları güvenli bir alternatife göndermek gerekir. Bu yüzden Ruanda planı var.” diye konuştu.
Bu bölümde gazeteci Morgan, Sunak’a “Bir göçmen derneği için 1000 sterlinine (Yaklaşık 38 bin lira) bahse girerim. Seçimden önce o uçaklara kimseyi bindiremezsiniz. Bahsi kabul ediyor musun?” diye sordu.
Sunak ise yanıtında, “İnsanları uçağa bindirmek istiyorum.” derken Morgan’ın bahis için uzattığı eli sıktı ve “Bunun için çok çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
Morgan ise, ülke nüfusunun 2036’da 73 milyona ulaşacağına yönelik raporlara değinerek yaklaşık 6 milyon kişilik bu artışın daha büyük bir problem olduğunu söyledi.
Sunak, Morgan’a yanıtında, Arnavutluk’la yapılan anlaşma sonucunda bu ülkeden gelen düzensiz göçün durduğunu, Ruanda planının da aynı etkiyi yapacağını kaydetti.
Morgan ise bu yanıta karşılık, “İşinize yarayacağını sanmıyorum. Bu benim korkunç tahminim.” dedi.
Sunak, İngiltere’de bu yılın ikinci yarısında yapılması planlanan genel seçimlerin kesin tarihiyle ilgili ise bir zaman vermedi.
“İnsanların hayatı üzerine kumar oynuyor”
Sunak’ın düzensiz göçmenleri seçimden önce gönderip gönderemeyeceği üzerine bahse girmesini muhalefet temsilcileri eleştirdi.
İskoçya Bölgesel Başbakanı ve İskoçya Ulusal Partisi (SNP) lideri Hamza Yusuf, X hesabından tepki göstererek, “Başbakan açıkça insanların hayatı üzerine kumar oynuyor. Bu Muhafazakar Partili İngiltere hükümeti kendisini daha da aşağılamanın yolunu her zaman buluyor. Tüm Muhafazakar Partili milletvekillerini göndermeliyiz. SNP, İskoçya’da Muhafazakar Parti’nin sandalye kazandığı tüm bölgelerde ikinci parti. Muhafazakar Partisiz bir İskoçya için SNP’ye oy verin.” değerlendirmesini yaptı.
SNP’nin İngiltere Parlamentosundaki lideri Stephen Flynn ise paylaşımında, “Dünyanın en savunmasız insanlarının hayatları, basit bir bahse dönüştü. Bu insanlar için sadece bir oyun. Ahlaksızlık.” ifadelerine yer verdi.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi milletvekili Bell Ribeiro-Addy de paylaşımında Sunak’ın milyoner olması ve Morgan’ın yüksek maaşlı bir gazeteci olmasına işaret ederek, “dünyanın en savunmasız insanlarının hayatlarıyla kumar oynandığını” söyledi.
Liberal Demokrat Partili Alistair Carmichael ise Avam Kamarasında yaptığı konuşmada, “Sunak için 1000 sterlin, para üstü olarak büyük olabilir ama ülkenin parasını bu kadar kolay saçıp savuramaz.” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ingilterede-muhalefet-basbakanin-gocmenlerle-ilgili-iddiasini-elestirdi/feed/ 0
Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, Görevinden İstifa Etti https://www.haber60.com.tr/fransa-basbakani-elisabeth-borne-gorevinden-istifa-etti/ https://www.haber60.com.tr/fransa-basbakani-elisabeth-borne-gorevinden-istifa-etti/#respond Tue, 09 Jan 2024 02:00:08 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2735 Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hükümette yapması beklenen değişiklikler öncesi görevinden istifa etti.

Ülkede Aralık ayında yeni göçmen yasası ile yaşanan krizin ardından, Başbakan’ın istifa edebileceği tahminleri yapılıyordu.

Bu görevde iki yıldan kısa bir süre kalmış olan Borne’un yerini kimin alacağı henüz netleşmedi. Borne, yeni isim belirlenene kadar başbakanlık görevini sürdürecek.

62 yaşındaki Borne, 1991-1992 yıllarında görev yapmış olan Édith Cresson’dan sonra Fransa’nın ikinci kadın başbakanı olmuştu.

Fransız haber ajansı AFP, Borne’un Macron’a gönderdiği istifa mektubunun, “görevde kalmayı tercih edebileceğine dair izler” taşıdığını aktardı.

Borne, Macron tarafından kabul edilen mektubunda “Hükümetime istifamı sunmam gerekirken, bu görevde ne kadar tutkulu olduğumu da size söylemek isterim” ifadelerini kullandı.

Macron hükümeti, emeklilik yasasıyla başlayan ve Aralık ayında kabul edilen yeni göçmen yasasıyla birlikte iyice artan, sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Macron’un Haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce kabinesinde büyük bir değişiklik yapması bekleniyor.

Siyasi yorumcular, başkanlığının bitmesine üç yıl kalan Macron’un, bazı tartışmalı politikalar ve yasama yenilgilerinin ardından, hükümetine siyasi ivme kazandıracak değişiklikler yapması gerektiğini düşünüyor.

Göç yasası tartışmasında neler yaşanmıştı?

Fransa Parlamentosu, aylarca süren siyasi tartışmaların ardından Aralık ayında, ülkenin göç politikasını sertleştiren yasa tasarısını onaylamıştı.

Senato’nun ardından Ulusal Meclis’ten de geçen tasarıya hem Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un merkezdeki Rönesans Partisi, hem de Marine Le Pen’in lideri olduğu aşırı sağcı parti Ulusal Cephe destek verdi.

Sol partiler ise Macron’u, aşırı sağa taviz vermekle suçladı.

Yasa tasarısının önceki versiyonları, aşırı sol ve aşırı sağ partilerin farklı itirazları nedeniyle Parlamento’dan geçmemişti.

Düzenlemeyle göçmenlerin aile fertlerini Fransa’ya getirmeleri zorlaştırılıyor, sosyal yardımlara erişimleri de geciktiriliyor.

Fransa’da geçen yıl başında da yeni emeklilik yasası nedeniyle ülke çapında grevler ve protestolar düzenlenmişti. Hükümet, emeklilik yaşını 2 yıl yükseltmeyi öngören tartışmalı yasayı geçirebilmek için, anayasadaki özel bir maddeyi kullanarak Meclis’i de devre dışı bırakmıştı.

Yeni başbakan kim olabilir?

Henüz netlik kazanmamış olsa da, Fransa’nın yeni başbakanlığı için üç isim öne çıkıyor.

İlki, 34 yaşındaki Eğitim Bakanı Gabriel Attal. Başbakan olması durumunda Attal ülkenin en genç ve eşcinsel olduğunu açıkça ifade eden ilk başbakanı olacak.

37 yaşındaki Savunma Bakanı Sebastien Lecornu da başbakanlık için adı geçenler arasında. Lecornu da bu göreve getirilirse Fransa’nın en genç başbakanı olmuş olacak.

Tarım Bakanı Julien Denormandie de bir diğer olasılık olarak konuşuluyor.

Macron’un partisi 2022’deki seçimlerde parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmişti. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın çıkarmak istediği yasalar Meclis’te muhalefetle karşı karşıya kalıyor.

Görevlendirilecek yeni başbakan, başkanlık koltuğuna ilk kez 2017’de oturan Macron’un dördüncü başbakanı olacak.

Yeni ismin bugün açıklanması bekleniyor.

Tüm bunların yanında Fransa ayrıca bu yıl Yaz Olimpiyatları’na da ev sahipliği yapacak. 26 Temmuz’da başlayacak Paris 2024 Olimpiyatları, ülkenin bu yıl daha da göz önünde olacağı anlamına geliyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/fransa-basbakani-elisabeth-borne-gorevinden-istifa-etti/feed/ 0