Bakkal – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Thu, 06 Jun 2024 22:09:42 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ali Koç, Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık başkanlığını tek cümleyle harcadı: Bakkal bile Fenerbahçe’den daha iyi yönetiliyordu https://www.haber60.com.tr/ali-koc-aziz-yildirimin-20-yillik-baskanligini-tek-cumleyle-harcadi-bakkal-bile-fenerbahceden-daha-iyi-yonetiliyordu/ https://www.haber60.com.tr/ali-koc-aziz-yildirimin-20-yillik-baskanligini-tek-cumleyle-harcadi-bakkal-bile-fenerbahceden-daha-iyi-yonetiliyordu/#respond Thu, 06 Jun 2024 22:09:42 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34987 Seçim için geri sayıma geçen Fenerbahçe’de başkan Ali Koç, rakibi Aziz Yıldırım’ı sert sözlerle eleştirdi. Koç, Yıldırım’ın başkanlık dönemi için “Bu kulübü bakkal gibi yönetiyorum’ diyordu Aziz Yıldırım, bakkal bile daha iyi yönetiliyordu bizim kulübümüzden” ifadelerini kullandı.

Koç’un açıklamalarından satır başları şu şekilde;

“BAKKAL BİLE DAHA İYİ YÖNETİLİYORDU”

“Geldiğimizde bir haftada 17 milyon euro hemen ödememiz gereken rakam vardı. Kadro değerimiz rakiplerimizin altındaydı ve 612 milyon euro borcumuz vardı. 2018’de göreve geldiğimizde Sayın Aziz Yıldırım kendi ifadesiyle ‘Fenerbahçe batmış’ dedi. Biz o dönemde Avrupa’nın en kötü kulübüydük finansal açıdan. Biz aldığımız tabloyu size anlatmaya çalışıyoruz. Biz geldiğimizde bu kadar kötü bir tablo bulacağımızı beklemiyorduk. ‘Bu kulübü bakkal gibi yönetiyorum’ diyordu Aziz Yıldırım, bakkal bile daha iyi yönetiliyordu bizim kulübümüzden. Hala hiçbir ekonomik sorunumuz olmadığını size inandırmaya çalışıyorlar. Şu an nereye geldik? Gelirlerinde hiçbir temlik olmayan, 612 milyon euro’luk borcunu 307’ye düşüren bir konuma geldik.

“O GÜN KAYBEDEREK ‘KRAL ÇIPLAK’ DURUMUNDAN KURTULDULAR”

Sanki her şey çok güzelmiş gibi tam da pandeminin ortasında hükümetimiz vergileri yüzde 15’ten 40’a yükseltti. Bunu da yönetmek zorunda kaldık. İki tane ana sponsorumuzun, kulüp dışında sebepler sebebiyle anlaşmaları sonlandırıldı. Bu sene de ilk kez kulüp gelirlerinin yüzde 50’si Bankalar Birliği’ne gitmekte. Tüm bu olumsuz sebeplere rağmen finansal açıdan gemiyi doğru istikamete çevirdik. Artık gururla söylüyorum ki finansal prangalarımızı attık. Bitti mi? Hayır, daha çok yolumuz var. Bugün Fenerbahçe’ye aday olmak çok kolay. Keşke biz 1 sene geç aday olsaydık, çok farklı bir tablo olacaktı. Onlar aslında o gün kaybederek ‘Kral çıplak’ durumundan kurtuldular.

“BİZ HERKESİ YENDİK AMA SİSTEMİ YENEMEDİK”

Tarihimizin en güçlü ve en değerli kadrolarından birini kurduk. Sayın Aziz Yıldırım buna katılmıyor, geçmişten isimler sayıyor, bir şey demiyoruz. Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık döneminde 90 puan aşılmamıştı, bu sene aşıldı. Kadromuzu başarılı bulmayabilirsiniz şampiyon olamadığımız için. Biz herkesi yendik ama sistemi yenemedik. Biz sezon başında herkese 3-5 atarken rakibimiz zorla tek farkla kazandı. O maçlarda ne kadar ittirildiklerini hatırlayın. Evet açıldılar sezon sonunda. Sızdırılan hakem görüntüsünü hatırlayın, ‘Niye verdin o penaltıyı?’ dendiğinde ‘Baskı vardı’ diyor. Dürüst bir insan sızdırmış o videoyu Allah razı olsun. Ben zannettim ki ortalık ayağa kalkacak, 2 gün konuşuldu, unutuldu.

“PİŞKİN PİŞKİN ‘KOÇSPOR’ DİYOR”

Sayın Aziz Yıldırım pişkin pişkin ‘Koçspor’ diyor. Koç Grubu’nun tablodaki yeri yüzde 35-40 civarında. Daha iyi sponsorlar getirecekmiş, o zaman niye getirmedin? Maddi fedakarlıklarımızı bir kez duydunuz mu bizden? Tek duyduğunuz ‘Bir kuruş alacağımız yoktur’ oldu. Cumartesi günü, kulübümüz zordayken bazı yöneticilere nasıl kolaylık sağlandığını anlatacağım. Belki bana kızacaksınız… Kulübümüz bugün özgürce hareket edebilecek konumda. İşte o yüzden Mourinho bugün Fenerbahçe’de.

“MOURINHO TRANSFERİ AZİZ YILDIRIM’IN DA DENGESİ BOZMUŞ”

Hayal tüccarlığı yapmadığımızı bu sene kurduğumuz kadrodan gördünüz, Jose Mourinho hamlemizden gördünüz. Size şunu söylüyoruz; çok daha net göreceksiniz. Dünyada gelmiş geçmiş en iyi 5 hocadan biri, lider, ‘Winner’ bir isim. Sayın Acun Ilıcalı’nın söylediği gibi şimdiden ailemizden biri oldu. Mourinho transferi sadece rakiplerin değil, Aziz Yıldırım’ın da dengesini bozmuş olacak ki son söylemleri kabul edilebilir değil. ‘Açıktan menajere para’ verdi diyor, kabul etmiyor böyle bir hocanın bizi tercih edebilmesini. Diğer yöneticisi de ‘Biz biliriz o menjaeri’ diyor. Araştırdık ne dertleri var Jorge Mendes ile diye. Meğerse adama borç takmışlar Bruno Alves transferinde, biz ödemişiz. İş o kadar çirkinleşti ki… İrfan Can’ı SPK’ya şikayet edeceğini söylüyor, kulübe tehdit. ‘150 milyon euro vermediyse dava edeceğim’ diyor, bana tehdit. ‘Seni taraftarla göndereceğim’ diyor, bana tehdit. Sonra da ‘Kim engelliyor şampiyonluğu?’ diyor.

“BİZ BİLMİYOR MUYUZ HABER YAPTIRMAYI”

Sizce biz bilmiyor muyuz hepinizi heyecanlandıracak 2-3 isim ortaya atmayı? Bazen bu yapılıyor biliyor musunuz? Para veriyorsunuz futbolcuya, adam yolluyorsunuz, fotoğraf çektiriyorsunuz. Sonra ‘Bu transfer olacak mı?’ diye haberler başlıyor. Biz bilmiyor muyuz İngiltere’ye Almanya’ya gidip uluslararası haber organizasyonlarına gidip haber yaptırmayı? Biz öyle şeyler yapmayız. Olduğu zaman açıklarız.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ali-koc-aziz-yildirimin-20-yillik-baskanligini-tek-cumleyle-harcadi-bakkal-bile-fenerbahceden-daha-iyi-yonetiliyordu/feed/ 0
İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı: “Ülkemizdeki Ekonomik Krizin En Çok Etkilediği Sektör Bakkallar” https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/ https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/#respond Wed, 29 May 2024 21:13:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33661 HABER: FATİH ÖZKILINÇ KAMERA: ÖZGÜR ŞENGÜL

(İZMİR)- Son yıllarda AVM’lerin ve zincir marketlerin sayısının her geçen gün artması ve hayat pahalılığının vatandaşların alım gücünü düşürmesi bakkal esnafını olumsuz etkiliyor. İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ekonomik krizin en çok etkilediği sektörün bakkalar olduğunu belirterek, “Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi. İzmir’in Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana bakkallık yapan İbrahim Yılmaz ise veresiyelerin Ramazan ayında ancak hayırseverler tarafından kapatılabildiğini ve baba mesleğini 5 yıl daha sürdüremeyeceğini söyledi.

İzmir Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanı Emin Bağcı, ANKA Haber Ajansı’na hayat pahalılığı başta olmak üzere bakkalların yaşadıkları sorunları anlattı. Ülkedeki ekonomik krizin en çok bakkalları etkilediği belirten Bağcı, şöyle konuştu:

“Ülkemizdeki ekonomik krizin en çok etkilediği sektör bakkallar. Perakende sektöründe en küçük birimi bakkallardır. Kriz bakkallardan başlayarak yukarıya doğru taşınıyor. Bu yüzden kriz olduğu zaman ilk etkilenen sektör bakkallarımız oluyor. Bakkallarımızın etkilenmesinin sebebi de bireysel olması. İşletmeler bireysel. Günlük satışlar yapılıyor. Toptan alış kuvveti yok. Perakende sektöründe fiyat artışları devamlı artıyor. Bakkallar sattığı ürünü aynı fiyata yerine koyamıyor. Dolayısıyla sattığı üründe esnafın da gözü kalıyor. Tüketici de haklı. Tüketici de pahalı alıyor. Ama aldığı ürünü bir daha aynı fiyata alma şansı zor. Bunun sebebi bakkallar değil üreticiler veya tedarikçiler. Türkiye’de en çok açılan ve kapanan meslek dalı bakkallardır. Ama şimdi tersine döndü. Şimdi açanlardan fazla kapatanlar, devredenler var. Bu yıl sonuna kadar daha çok artacak. Bakkal, bir birime sattığı malı aynı fiyattan alıp rafına koyamıyor. Dolayısıyla devamlı sermaye takviye etmesi gerekiyor. Kazanmadan da nereden kredi bulup sermayesini takviye edecek. Bakkallar, gittikçe sermayesi küçülerek dükkanını kapatmak zorunda kalıyorlar” dedi.

Bakkallar kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor

Kira ve fatura giderlerinin de bakkal esnafını olumsuz etkilediğini ifade eden Bağcı, şöyle devam etti:

“Son dönemde elektrik faturası ve kiraların anormal artması yıllardır aynı binada bakkallık yapan bir insanın kirası yüzde elli, yüzde 100’e yakın bir şekilde arttı. Çünkü ticarette sınır yok. Kirayı istediğiniz kadar arttırabiliyorsunuz. Böyle olunca müracaat edeceğiniz bir merci de yok. Uzlaşmaya gidip anlaşıyorsunuz. Ama kiraların yüzde 50, yüzde 100 arttığı bir ortamda elektrik ve su paraları da buna koyduğunuz zaman kazandığıyla elektrik, su parasını ödeyemiyor. Kaldı ki bir de bakkal yanında kimseyi çalıştıramıyor. İşini büyütme şansı da yok. Tek başına çalışıyor. Yanına alacağı bir çırağa bile en az 17 bin lira para ödemesi gerekiyor. Bunun maliyeti 35 bin lira. Bunu yapan bir işletme nasıl kar edecek?

“Enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor”

Bakkallar veresiye vermemeye çalışıyorlar ama mahallede oldukları için, tanıdık insanlar bakkallardan sürekli alışveriş ediyor. Bir sefer vermezse ikinci sefer vermek zorunda kalıyor. Parası olmayan tüketici de kredi kartı varsa, kredi kartıyla çekse bu sefer bakkal yüzde 4-5 kredi komisyonu ödemek zorunda kalıyor. Zaten çok cüzi karlarla çalışıyorlar. Kredi kartı kullananlar da bakkalları değil büyük marketleri tercih ediyor. Ancak bakkallara borcu olanlar, parası olmayanlara geliyor. Bakkallar da mümkün olduğu kadar borç veriyorlar. Bu da işin içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Çünkü enflasyonist ortam sürekli fiyat artışlarını destekliyor.

“Herkesin aklını başına alması lazım”

Vallahi herkesin aklını başına alması lazım. Daha sağlıklı, daha iyi şey olarak. Çünkü iyi temennilerle bu iş yürümüyor. Zaten esnafımız için finansmana ulaşmak çok zor. Ulaşanların da üstüne artı bir yük sanki inadına yapılıyormuş gibi sosyal güvencesi olan bakkalların 5-6 bin lira Bağ-Kur ödemesi var aylık. Bunun üzerine sağlık hizmetini öderseniz alıyorsunuz, ödemezseniz hizmet almıyorsunuz. Sosyal devlet olarak biz dükkanlarımızı kapatırsak nerede iş bulacağız? İş bulamayacağız, bu gidişle işsizlik artacak.

“Küçük esnafın yok edilmesi toplumda toplumsal patlamalara neden olur”

Piyasada nakitin dönmemesi halinde kredi kartıyla alışverişler arttı. Tüketicilerimizde de kredi kartıyla alışveriş yapıyor. Ancak bakkalın kullandığı kredi kartı, bankaya dönüşte yüzde 4-5 gibi komisyon ücreti alınıyor. Zaten çok cüzi karla çalışan bakkallar bu kazandığının büyük bir kısmını da bankaya ödemek zorunda kalıyor. Finansman kuruluşları parayı kazanıyor. Toplumda böyle bir düzen bozukluğu var. Yani bu işi yapan değil, parayı veren kazanıyor. Bakkalların ayakta kalması çok zorlaşıyor. Hükümetin acil olarak bu kredi kartı komisyonlarına veya kredi kullanan esnafa yardımcı olmaları gerekiyor. Devletin görevi; küçük esnafına sahip çıkmak, onları korumak. Ama bizdeki devlet tam bunun aksini yapıyor. Küçük esnafın yok edilmesi toplumsal patlamalara neden olur. Bunun da bir an önce önüne geçilmesi gerekir.”

Yılmaz: “Mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular”

Konak ilçesinde 30 yıldan bu yana baba mesleği bakkallığa devam eden İbrahim Yılmaz da her geçen giderek artan zincir marketlere dikkat çekerek “En büyük sıkıntılarımızdan biri zincir mağazalar. Zincir mağazaların her adım başı bakkal gibi artması her mahallede köşe başlarına girmeleri bizleri otomatikman etkiliyor. Parası olan insanlar öncelikle onları tercih ediyorlar. Parası olmadığı zamanlar direkt bizlere geliyorlar. Normal işlerimiz bundan 5-10 sene öncesine kadar haldır haldır ilerlerken şu an tedarikçi değil de insanların böyle unuttuğu şeyleri daha çok insanlara tavsiye eden, veren insanlar modundayız. Doksanlı yıllarda odalar sisteme siyasilere baskı yapıyorlardı. Şehrin dışına bütün zincir mağazaları atalım diye yasa çıkartayım diye uğraşırken çok manidar bir şey oldu. Şehrin dışına zincir mağazaları almayı beklerken mahallenin her köşesine bakkaldan çok zincir mağazaları soktular. O konuda siyasileri tebrik etmek lazım. Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri mal tedariki. Toptancılara gittiğimiz zaman bizlere 1 lira fiyat uygularken zincirlere iskontolar uygulamaları. Onların bizim karşılarımıza bizim aldığımız fiyatlarla çıkmaları otomatikman rekabeti sıfır hale getiriyor. Mesela odaların bu konuda bizlere karşı hiç destek vermediğini görüyoruz. Çoğunlukla baktığımız zaman bu sefer biz insanların karşısına çıktığında mahcup durumda düşüyoruz” dedi.

“Veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor”

“Veresiyemiz çok fazla. Yani eğer veresiye olmazsa yapamayız. Bizim işimizin kültürü bu. Bunu zaten severek yapıyoruz ama artık gücümüz kalmadı” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, şunları kaydetti:

“Bu bir sermaye meselesi. İnsanlara destek olabilmemiz için kendi cebimizde bir şeylerin olması lazım ki biz insanları bir ay bekleyelim, iki ay bekleyelim. Ama son 2-3 yıldır özellikle koronadan sonra veresiyeler çatır çatır patlıyor, insanlar ödeyemiyor. Biz çoğunlukla Ramazan ayında hayırseverlerle beraber insanların veresiyelerini kapatıyoruz. Her sene bu böyle devam ediyor. Ama bu sene mesela en büyük yaşadığımız şeylerden biri rakam çok büyük olması bize de ulaşılamayacak boyutlara gelmeye başladı. Biz de otomatikman sınırlı insana yardım etmek zorunda kalıyoruz. Bir mahallede normalde 100-200 kişiye yardım ederken o sayıyı mümkün olduğu kadar düşürmeye çalışıyoruz.

“Küçük esnaf kalmadı”

Şu an en büyük sıkıntılarımızdan birisi mesela küçük esnafın kalmaması. Normalde bulunduğumuz yerlerde 1980’lerden bu yana çarşı gibiydik. Aklınıza gelebilecek kunduracısından, tamircisinden, terziye, manavına, kasabına, tavukçusuna kadar. Ama şu an sadece kalan iki tane esnafız büyük meydanda. Yani baktığım zaman etrafa bir; geçmişe dair bir özlemimiz var, arkadaşlıklarımız bitti. İkincisi; tek kalmanın verdiği bir eziklik de var. Benim tahminim herhalde bakkal mesleği olarak konuşuyorum. Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Babadan oğula geçen bir iş. Herhalde bizim de götürebileceğimiz gücümüzü herhalde 5 seneyi geçeceğini de fazla zannetmiyorum. Çünkü sermayemiz yok. Yeni neslin tercihleri değişti. İnsanlar daha çok ürün görmek için mi, ne amaçlı zincir mağazaları daha çok tercih ediyorlar bilmiyorum. Öncelikle aslında biz de güven diye bir şey var. Ben kendi yemeyeceğim veya evimde kullanmayacağım hiçbir malzemeyi dükkanıma sokmuyorum. Ama bunu insanlara nasıl anlatırız bilmiyorum. Çok da yormuyorum işin gerçeği. Ben babadan oğula geçen bir işi yapıyorum. Ama ben kendi çocuklarımın bu işi yapmasını istemiyorum. Oğluma söylediğim de bir şey var; ben artık ‘babanla beraber bu iş kapanacak’ diyorum. Çünkü şartlarımız çok zor. Sabah 07: 00’da güne başlıyoruz. Gece 24: 00 ile günden çıkıyoruz. Bizlerin bayramı, tatili, hastalığı yok. veya bir cenazemiz, bir düğünümüz söz konusu değil. Sosyal hayatımız hiç yok. En büyük sıkıntılarımızdan birisi.

“Sattığım paraya ben ürün alamıyorum”

Son bir senedir yaşadığımız şeylerden birisi ben müşteriye 1 liraya mal veriyorum. Bundan da otomatikman kazandığım 10-15 kuruş gibi bir rakam. Bakkallar süper para kazanmıyor. Kimse aklından öyle bir şey geçirmesin. Ama ben müşteriye verdiğim zaman bana geri dönüşleri bir ay sonra normalde olur standart gereği değil mi? Ben bir ay sonra o ürünü almak istediğimde sattığım paraya ben ürün alamıyorum. Bizim en büyük sıkıntımız o. Bunu müşteriye anlatamıyoruz. Başka yerlerde vade farkı veya başka şeyler uygulanabilir ama bakkalın öyle bir lüksü yok ki. Biz kalem olarak yazmıyoruz bile. İnsanlara verdiğimiz tek şey; rakam olarak yazmak. ‘Bana bin lira borcun var, bin lirayı 1 ay sonra rica edeyim.’ Yapacak hiçbir şey yok. Bu bizi bitiriyor. Bitireceğiz böyle devam ederse. Çünkü ben insanlara kalkıp da ‘kardeşim ben şu parayı aldım, şu parayı sattım, yerine bu paraya koyamıyorum’ diyemiyorum. Vicdanımıza el vermiyor. O yüzden 5 sene daha gitmez, göremeyiz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/izmir-bakkallar-ve-bayiler-odasi-baskani-emin-bagci-ulkemizdeki-ekonomik-krizin-en-cok-etkiledigi-sektor-bakkallar/feed/ 0
Çobanlık ve bakkal çıraklığıyla başlayan iş hayatında holding patronluğuna ulaştı https://www.haber60.com.tr/cobanlik-ve-bakkal-cirakligiyla-baslayan-is-hayatinda-holding-patronluguna-ulasti/ https://www.haber60.com.tr/cobanlik-ve-bakkal-cirakligiyla-baslayan-is-hayatinda-holding-patronluguna-ulasti/#respond Mon, 22 Jan 2024 08:36:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4503 Erzincan’ın ücra bir köyünde doğan, çocukluğunda çobanlık ve bakkal çıraklığı gibi işlerde çalışan Davut Topoğlu, İstanbul’un en gözde semtleri arasında yer alan Nişantaşı ve Fulya bölgesindeki faaliyetleriyle holding patronluğuna ulaştı.

Erzincan’a 157 kilometre uzaklıktaki İliç ilçesinin Dikmen Köyü’nde 1955 yılında doğan Topoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Davut Topoğlu, kendisini holding patronluğuna ulaştıran hayat öyküsünü AA’ya anlattı.

İlkokulu bitirdikten sonra henüz 11-12 yaşındayken 50 hanelik köyün 350-400 civarındaki büyükbaş hayvanının çobanlığını yaptığını dile getiren Topoğlu, bu dönemde aklı ermeye başladığında köylüler arasında farklı uygulamalara şahit olduğunu, köyde zengin 4-5 ailenin sözünün geçtiğini ve bunların diğer 45 aile üzerinde hegemonya kurduğunu, bu durumun kendisini çok üzdüğünü söyledi. Topoğlu, “Ben bunu katiyen kabul etmiyordum. İçim içimi yiyordu ama kimseyle de paylaşamıyordum.” dedi.

Çocukluğu döneminde aile büyüklerinin her akşam bir köylünün evinde buluştuğunu ve sohbetler ettiğini söyleyen Topoğlu, bu sohbetlerde en çok siyasetin, askerlik anılarının ve köydeki ekim-dikimin konuşulduğunu, askerlik ile alakalı hep çavuşların konu edildiğini, bu nedenle kendisinin de askerde hep çavuş olmak istediğini belirtti.

Topoğlu, bu sohbetlerin köydeki elektriği olan evlerde yapıldığına işaret ederek, “Bu konuşulan konular bende bir kanaat oluşturdu. O da şuydu: Ben ileriki yıllarda bu ışığı yanan oda sahibi gibi zengin olmalıyım. İkinci olarak, siyasetten nasibimi almalıyım. Üçüncüsü ise askerde ben de çavuş olmalıyım. Bu düşüncelerle 13 yaşındayken 1968-1969 yıllarında İstanbul’a gönderildim.” diye konuştu.

“İstanbul’a geldiğimde kapıcı çıraklığı yaptım”

Davut Topoğlu, İstanbul’a geldiğinde Laleli’de ablası ile eniştesinin apartman kapıcılığı yaptığını, köydeki çobanlıktan sonra ikinci iş olarak kapıcı çıraklığına başladığını söyledi.

Ablasına ve eniştesine yardım ederken, eniştesinin Teşvikiye’de ortak bir bakkal dükkanı işlettiğini duyduğunu aktaran Topoğlu, “Aradan bir süre geçtikten sonra anneme mektup yazmaya başladım. ‘Ben burada ne yapacağım, apartman kapıcılığı, yardımcılığı mı yapacağım?’ derdim. Halbuki ben annemle paylaşmasam da ileriye dönük fikirlerim vardı.” şeklinde konuştu.

Topoğlu, annesinin isteği üzerine ablasının kendisini marangoz bir akrabalarının yanına çırak olarak verdiğini dile getirerek, aradan birkaç ay geçtikten sonra bir gün eve geldiğinde ablasını ve eniştesini evde bulamadığını, onların taşındıklarını gördüğünü anlattı. “Ev boşalmış, hiç kimsecikler yoktu. Orada çok duygulandım. Ben ne olacağım şimdi, nereye gideceğim ben diye kimsesizliğin acısını bizatihi tekraren yaşadım.” diyen Topoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Orada beklerken ablamların taşındığını bilmeyen bir apartman sakini ‘Davut’ diye seslendi. Ben hızlı bir şekilde çıktım yukarıya beni kasaba gönderdi. İstediğini aldım, getirdim, verdim. Bana bir bahşiş verdi. Bendeki harçlık işte o oldu. Sonra tekrar indim birinci kata. Düşünmeye başladım ben ne yapacağım diye. Çaresizliğin vermiş olduğu cesaretle hiç çıkmadığım Laleli ana caddesine çıktım. Otobüs durağına geldim. Bir beyefendiye benim Teşvikiye’ye gitmem gerektiğini, nasıl gideceğimi, hangi otobüsle gidebileceğimi sorduğumda yardımcı oldu. Teşvikiye otobüsüne bindirdi.”

“Çıraklık yaptığım 3 yılın sonunda beni borçlu çıkardılar”

Topoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Topoğlu, Teşvikiye’ye gitmek için bindiği otobüsten yanlışlıkla Maçka’da indirildiğini, sora sora Teşvikiye’ye ulaştığını, çaresizlik ve korku içinde eniştesinin ortak olduğu bakkalı aradığını kaydetti.

Topoğlu, “Bakkala geldiğimde ‘Biz seni unutmuşuz ya da gelip tekrar alacaktık’ gibi sözler bekliyordum. Hiç kimseden hiçbir şekilde bu yaklaşımı göremedim. ‘Şu sepeti al, şu apartmanın filan katına götür’ diyerek beni bakkal çıraklığına başlattılar.” ifadelerini kullandı.

Bakkal çıraklığına 1970-1971 civarında başladığını ve 3 yıl orada çalıştığını dile getiren Topoğlu, şu açıklamalarda bulundu:

“Dükkanın bodrum katında yaşıyordum. 3 senenin sonunda beni işten çıkardılar. O zamanın parasıyla ya 30 lira, ya 3 lira, ya da 300 kuruş… Kesin hatırlayamıyorum, ben onlara borçluymuşum. Düşünün 3 sene bir yerde çalışıyorsunuz. 3 senenin sonunda siz onlara borçluymuşsunuz. Ben kendimi savunamıyorum bile. Böyle bir şey olabilir mi? Nasıl olur? Benim hakkımı, hukukumu verin dahi diyemiyorum. Bana söyledikleri şey şu: ‘Köydeki annene, babana çay, şeker, bilmem ne gönderdik, sana gömlek aldık, pantolon aldık’ şeklinde.”

“Çocukluk hayallerimden ilkine askerde ulaştım”

Davut Topoğlu, 1975 yılından önce Harbiye’de kendi köylülerine ait bakkal dükkanında çıraklığa devam ettiğini, o zaman 16 yaşına geldiğini belirterek, bu sırada annesinin sürekli haber gönderdiğini ve köye çağırdığını söyledi.

Anne ve babasının ısrarlarına dayanamayıp köye döndüğünde kendisi istemese de evlendirildiğini, sonra da askere gittiğini anlatan Topoğlu, askerlikte de kriterleri tutmamasına rağmen büyük çaba göstererek çavuş olduğunu, böylece çocukluk hayallerinden ilkine askerde ulaştığını bildirdi.

Topoğlu, 1977’nin sonunda askerden döndüğünü ve o zaman 3 çocuğunun bulunduğunu kaydederek, Teşvikiye’de bir eczanede çıraklık yapan kardeşi Metin Topoğlu’nun yanına uğradığını ve ondan o bölgede bulunan bir bakkalın satılık olduğunu öğrendiğini aktardı.

Köye dönmek istemediğini ve bu bakkalı alarak işletmek istediğini kardeşine söylediğini anlatan Topoğlu, bakkalın işletmecisi ile 60 bin liraya pazarlık yaptığını söyledi.

Topoğlu, bir A4 kağıdına “Teşvikiye’de bir bakkal dükkanı devir alacağımdan aşağıda isminin karşısındaki yazılı rakamı senden borç olarak istiyorum” yazdığını ve geri ödeyeceği tarihi de belirttiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:

“Bütün hemşerilerimi gezdim, bir kişiden dahi ret cevabı almadım. 500 lira, 500 lira, 500 lira topladım 60 bin lira oldu. Getirdim verdim bakkal dükkanının sahibine. Biz bakkal dükkanını devraldık ancak bir 60 bin lira daha asgari para lazımdı ki içine mal koyalım. Onu nereden bulacaktık? Çıraklık döneminden Rami’de tanıdığım toptancı vardı. Gittim onlara durumumu izah ettim. Ürün listemi de yapmıştım. Senet yapın ve bu malı bana verin. Ben satarak ödeyeceğim dedim. Sağ olsunlar kabul ettiler. Bir kamyon dolusu ürünü de getirdim bakkal dükkanına koydum. Kolları sıvadım. Sabah 05.00, gece 01.00… Ne cumartesim ne pazarım ne de bayramım var.”

1981’de ilk şirketini kurdu, Nişantaşı bölgesinde 3 bine yakın konut ve iş yeri yaptı

Topoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Topoğlu, daha önce çıraklık yaptığı eniştesinin bakkalını da ısrar edildiği için aldığını ve gece gündüz demeden çalışmaya devam ettiğini belirterek, 1981’de bu bakkalların kendisine dar gelmeye başladığını ve Topoğlu İnşaat Limited Şirketini kurduğunu söyledi.

İlk projesini çırak olarak çalıştığı bakkal dükkanının 30 metre ilerisinde küçük bir ahşap evin bulunduğu arsada yaptığını dile getiren Topoğlu, bu arsanın sahibinin daha önce anlaştığı müteahhit ile arasındaki sorunu çözdüğünü, bu sayede ilk projesini gerçekleştirdiğini kaydetti.

Topoğlu, bu sürede yakınlarının ve anne-babasının sürekli kendisine “Bakkal güzel işliyor, ne gerek var yeni işlere” şeklinde konuşmalar yaptığını aktararak, “Onlar o kadar görebiliyordu. Ancak ben onun o gün yettiğini ama 3 sene sonra, 6 sene sonra yetmeyeceğini biliyordum ve inşaat müteahhitliğine girmiştim. Ondan sonra Teşvikiye’de ve Nişantaşı’nda çok inşaat yaptık.” diye konuştu.

İlk inşaatından sonra Nişantaşı, Teşvikiye, Fulya, Mecidiyeköy ve Osmanbey bölgesinde 100’e yakın proje hayata geçirdiğini dile getiren Topoğlu, 3 bine yakın konut ve iş yeri yaptığını bildirdi.

Şirket, 2012’de holding oldu

Davut Topoğlu, değeri çok yüksek projelere imza attıklarını ancak hiçbir projeye hazır parayla girmediklerini belirterek, topraktan satış yaparak sermaye edindiğini ve bu sayede inşaatları hızlıca bitirdiklerini, projeden ilk konut alanların da çok karlı çıktığını anlattı.

Topoğlu, çalışmalarının büyümesiyle 2012’de şirketin holding olarak faaliyetlerini sürdürmeye başladığını söyledi.

İlkokul mezunu olduğunu anımsatan Topoğlu, eğitim eksikliğini kitap ve gazete okuyarak tamamlamaya çalıştığını, eğitimli insanları dinlediğini, hep öğrenmeye gayret ettiğini ifade etti.

Topoğlu, güne çok erken başladığını ve en geç saat 05.00’te kalktığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlk önce gazetelerimi okurum. Bu gazetelerin yarısı şirket merkezine gelir. Bir gün gazetede Sağlık Bakanlığının doktor muayenehane yönetmeliğini değiştirdiği haberini okudum. Amerikan Hastanesi ve çevresindeki apartmanların giriş ve bodrum katları doktor muayenehaneleri ile doluydu. Buralar yönetmeliğe uygun değildi. Bu nedenle Vital Fulya Plaza’yı öz sermayemle aldım ve buraya Türkiye’nin ilk doktor muayenehane plazasını yaptım. Burada 100’ün üzerinde doktorumuz muayenehanesiyle vazife yapıyor.”

Topoğlu, Vital Plaza’ya gelen hastaların yüzde 70’inin yurt dışından olduğunu görünce Türkiye’nin ilk sağlık otelini yapmaya karar verdiğini ve aynı yere bu oteli inşa ettiğini belirterek, şu anda da Zekeriyaköy’de doktorlara yönelik villa sitesi projesini hayata geçireceklerini bildirdi.

Bugüne kadar problemsiz hiçbir yeri almadığını, hissedarlar arasında veya belediye ile ilgili problemin bulunduğu arsalarla meşgul olduğunu kaydeden Topoğlu, “Kimisinin sahibini, sahiplerini Amerikalarda, Yunanistan’da buldum getirdim. Çünkü kazanç oradaydı. Allah’ın verdiği ikna yeteneğim var. Ancak ikna yetmiyor işi takip etmek, prosedürü bilmek, peşini bırakmamak da önemli.” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin konuşulan büyük şirketleri arasına gireceğiz”

Topoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Topoğlu, şu anda Muğla’da özellikle Avrupa’daki emeklilere yönelik bir sağlıklı yaşam köyü projesi planladıklarını belirterek, “İçinde doktoru, hemşiresi, diyetisyeni, çamaşırhanesi, bulaşıkhanesi, bakıcısı, hizmetçisi olan, havuzu, bahçesi, hastanesi ve sosyal olanakları bulunan bir konsept yapmak istiyoruz ki Avrupalı gelsin, maaşını bize versin, kendisi de bizim mekanımızda bu hizmetlerimizden faydalansın. Yaşamlarına burada devam etsinler.” ifadelerini kullandı.

Çocukları Vedat ve Ayhan’ın katkıları ile işlerin daha da büyüdüğünü anlatan Topoğlu, “Birkaç sene içerisinde Türkiye’nin konuşulan büyük şirketleri arasına gireceğiz diye umut ediyorum.” şeklinde konuştu.

Gençlere tavsiyeleri

Davut Topoğlu, gençlere yönelik tavsiyelerinin sorulması üzerine, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Gençlere özellikle diyorum ki sakın ola ki ‘benim annem fakirdi, babam fakirdi, öyleyse ben de annem ve babam gibi hayatımı idame ettireceğim, başka çarem yok’ gibi bir saplantı içerisine girmesinler. Egoistlikten uzak kalsınlar, kendilerini keşfetsinler. ‘Benden bir şey olmaz’ demesinler. Mutlaka ve mutlaka bir şeyi keşfetsinler. Hedef koysunlar kendilerine. Fakirliği kendilerine yakıştırmasınlar. Ben fakirliği insanımıza yakıştırmak istemiyorum. Yakıştırmak şöyle dursun, hiçbir şekilde layık görmüyorum. Fakirliği yenmenin şartları vardır kendine özgü. Stresi kendilerine kardeş ilan edecekler. Onunla yatıp onunla kalkacaklar. Risk alacaklar, öngörülü olacaklar. Bilemediklerini dinleyerek, okuyarak öğrenecekler. Bir kabın içerisine hapsolmasınlar.”

Topoğlu, kendi yaşadıklarını anlatan bir kitap kaleme aldığını ve kitabın,”Yürürsen yakındır, durursan uzak” mottosuyla okuyucu ile buluştuğunu sözlerine ekledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/cobanlik-ve-bakkal-cirakligiyla-baslayan-is-hayatinda-holding-patronluguna-ulasti/feed/ 0