Veli Ağbaba, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, vergi düzenlemeleri ve en düşük emekli maaşına 2 bin 500 TL artış öngören kanun teklifinin görüşmelerinde konuştu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek konuşmasına başlayan Ağbaba, şunları söyledi:
“Yine, bu kanun teklifi daha gelmeden vergiyle ilgili Mehmet Şimşek basında, çeşitli kamuoyunda konuştu ve vergi paketi aslında bilerek sızdırılarak bir tartışma ortamı yaratıldı. Tartışmaya göre ve tepkilere göre de bir düzenleme yapıldı. Yani burada tepki gösterenlerin, sesi gür çıkanların, daha doğrusu, kulisi yüksek, arkası sağlam olanların sesinin duyulduğunu görüyoruz ama işçinin, memurun, emeklinin sesinin duyulmadığını görüyoruz. Bakın, ‘Kripto para piyasasında vergilendirme yapacağız’ denildi, yok. ‘Borsadan elde edilen kazanca vergi getireceğiz’ denildi, yok. Borsa işlem vergisi yok. Gayrimenkulden alınan ve çokça ifade ettiğiniz, ‘Birden fazla konutu olan veya iş yeri olanlardan vergi alınacak’ dediniz, yok. Rayiç değer değil, emsal değer üzerinden vergi alınacaktı, yok. ‘Çok kazanandan çok, az kazanandan az alacağız’ dediniz, tam tersi yapılmış oldu. Kayıt dışılıkla mücadele Türkiye’nin hala en büyük problemlerinden biri yani vergide adaletin sağlanmadığı bir düzenlemeyi hep beraber görüyoruz.”
“Gelir dağılımı maalesef Türkiye’de de bozuk, dünyada da bozuk”
Gelir adaletsizliğine dikkati çeken Ağbaba, şunları kaydetti:
“Değerli arkadaşlar, Türkiye’deki ve dünyadaki en büyük problem, herhalde, gelir dağılımındaki adaletsizlik. Şimdi, hem HAK-İŞ’in ve TÜRK-İŞ’in hazırlamış olduğu rapordan hem de DİSK’in hazırlamış olduğu rapordan da faydalanarak birkaç rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gelir dağılımı maalesef Türkiye’de de bozuk, dünyada da bozuk. Bakın, Türkiye’de en yüksek gelir grubuna sahip yüzde 10’un servetten aldığı pay yüzde 70. En yüksek gelir grubuna sahip yüzde 5’in servetten aldığı pay yüzde 59,2. En yüksek yüzde 1 zenginin servetten aldığı pay yüzde 39,2. Daha acısını söylüyorum. En yoksul yüzde 20’nin servetten aldığı pay eksi durumda yani borçlu durumda. Bakın, değerli arkadaşlar, dünyada OECD rakamlarına göre, Meksika, Şili ve Kosta Rika’dan sonra ülkemiz 4’üncü sırada gelir dağılımındaki bozukluk ve adaletsizlikte. Çok önemli bir rakam yani dünyadaki ligimiz Meksika, Şili, Kosta Rika ve Türkiye, 4’üncü sıradayız. Adil bir vergi sisteminin olması, biraz önce ifade ettiğim gibi, tüm toplum kesimlerinin, özellikle örgütlü kesimlerin isteği ama bu, maalesef burada duyulmuş durumda değil. Gayrisafi milli hasıladan ücretlerin yani çalışanların aldığı oranlara bakıldığında da maalesef dünyadan kötü olduğumuzu görüyoruz. OECD’de ortalama yüzde 55, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 65, ülkemizde ise çalışanlar yüzde 30 milli gelirden pay alıyor ama verginin çoğunu çalışanlar ve maaşlılar, ücretliler ödemeye devam ediyor.”
Emeklilerin geçinmekte çok büyük zorluklar yaşadığını ifade eden Ağbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Asgari ücret olağan ücret olmuş durumda. Hep söylüyoruz, maalesef, asgari ücretlilerin çalışanlara oranı Avrupa ülkelerinde yüzde 1, yüzde 3, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 10, bizim ortalamamız ise yüzde 60’a yakın durumda, asgari ücret olağan ücret olmuş durumda. Burada da sendikaların sözleri duyulmuyor, bu vergi dilimleriyle ilgili söyledikleri duyulmuyor. Bunlarla ilgili bir düzenleme yok. Maalesef, bunun sebeplerinden biri de sendikalaşma, örgütlenme. Türkiye’de çalışanların yüzde 11’i örgütlü durumda ve bunların sadece yüzde 9’u, tüm çalışanların yüzde 9’u toplu sözleşmeden faydalanıyor. Avrupa Birliğinde oran çok daha farklı, yüzde 80 toplu sözleşmeden faydalanıyor. Tabii ki kayıt dışılıkla mücadele etmenin en önemli yönünün ise -size söyleyeyim- sendikalaşmayı, örgütlenmeyi artırmak olduğunu söylemek istiyorum. Mevcut vergi sisteminde özellikle gelir vergisi yükünün ücretlilere ve ticari kazançlara aktarıldığı, servet ve mali servetler üzerinden vergi yükünün ise minimum düzeyde tutulduğunu görüyoruz.”
“Depremzedelere 1 TL’lik eşya yardımı yapılabilmiş değil”
İktidarın seçmene vaatlerini yerine getirmediğini vurgulayan Ağbaba, şu görüşleri dile getirdi:
“Seçim vaatlerinizin hiçbiri bu yasada yok. Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin çok önemli meseleleri var; biraz önce söyledim yani sizin taahhütleriniz var. Maalesef, bu teklifte ‘Emekliye 2.500 lira zam yapacağız’ gibi bir komiklik var, onu daha geniş konuşacağım. ‘BAĞ-KUR’lu esnafa prim günü 9000’den 7200’e indirilecek’ dediniz, yok. ‘Stajyer ve çıraklığı sayılmayanların mağduriyeti giderilecek’ dediniz, yok. Taşerondan kadroya geçemeyenlere kadro hakkı yok. Tüm memurlara 3600 ek gösterge yok. Maliye Bakanlığı yetkilileri de burada, Sayın Bakan Yardımcıları da burada. Depremden hemen sonra, Malatya’da ve deprem yaşanan illerde denildi ki: “Eşya yardımı yapacağız, eşyalarınızı almayın.” Günlerce insanlar sabahın erken saatlerinde, karanlıkta kuyruğa girdiler. Eşya yardımıyla ilgili beyanatta bulundular, listeler yapıldı, tek bir kişiye eşya yardımı yapılabilmiş değil. Bunu da burada ifade etmek istiyorum. Bu önemli bir konu. Maalesef, depremde insanlar eşyalarını almadılar, sizlere güvendiler ama 1 TL’lik eşya yardımı yapılabilmiş değil.”
“Kaçırılan vergilerin peşine düşseniz bu yeni vergilere ihtiyaç kalmaz”
Ağbaba, vergi kaçakçılığına ilişkin ise şunları söyledi:
“Kaçırılan vergilerin peşine düşseniz bu yeni vergilere ihtiyaç kalmaz. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu bütçeye göre dahilde alınacak KDV miktarı 1 trilyon 670 milyar. Bunun 844 milyarı KDV iadesi olarak geri ödenecek. Daha yakın zamanlarda, hatırlayın, demir yumruk operasyonunda 100 milyarlık tutarda 25 milyarlık usulsüzlük tespit edildi yani yüzde 25 vergi usulsüzlüğünün yakalandığını söylüyorsunuz. Net 800 milyar KDV alacağının yüzde 25’i 200 milyar eder. Sadece buradaki usulsüzlükleri ve vergi kaçaklarını tespit etseniz yeterdi. Bu kanunla toplayacağınız para da zaten 200 milyar civarında gözüküyor. Bakın, Türkiye’deki dolaylı vergi oranı yüzde 67 civarında söyleniyor. Doğumdan ölüme, iğneden ipliğe, zenginden fakire aynı vergi alınıyor, olacak iş değil. En zengin yani gelirin yüzde 39’una, servetin yüzde 39’una hakim olan yüzde 1’lik kesimin ödediği vergiyle en yoksul yani gelirden hiç pay alamayan, hatta borçlu olan yüzde 20’nin ödediği vergi maalesef aynı yani doğumdan ölüme kadar zengin ile fakir aynı vergiyi ödüyor. Bu dolaylı verginin de ortalamasının, maalesef, Türkiye ortalamasının çok yüksek olduğunu ifade etmek istiyoruz. Dolaylı vergi düşürülmediği sürece de vergide adaletin sağlanamayacağını söylemek istiyorum.”
“Bu dönemde kolay zenginleşme, hırsızlık yapma, yolsuzluk yapma bir rol model olmuş durumda”
Sosyal medya fenomenlerine yönlik operasyonlara dikkat çeken Ağbaba, “Sosyal medyayı icat edenlerden Allah razı olsun. Onlar olmasa vergi kaçakçılarından, kara paradan haberimiz olmayacak. Sen dedektif gibi esnafın peşine düşeceğine vergi kaçıran fenomenin peşine düş. Bakın, değerli arkadaşlar, Instagram olmasa haberimiz olmayacak, Instagram olmasa vergi kaçakçılarından, kara paradan haberimiz olmayacak. Allah şu sosyal medyayı icat edenlerden razı olsun. Hakikaten bakın, MASAK’ın haberi olmuyor, İçişleri Bakanlığının haberi olmuyor. Maliye Bakanlığının haberi olmuyor da Instagram’da saça dolar takınca ya da araba paylaşınca ya da kocaman kocaman çiçekler yapınca haberiniz oluyor. Bu da bakın, bu insan tipi de sizin yaratmış olduğunuz insan tipi. Yarın, yirmi yıl sonra yazılırsa tarih, örneğin Dilan Polat, Engin Polat, Çiftlikbank’ın sahibi Tosuncuk ya da Thodex’in sahibi AKP’nin yaratmış olduğu insan tipi olarak yazılacak tarihe. ya da o koko çeken tipler, yani tarihte AKP’nin yaratmış olduğu rol model olarak yerini alacak. Maalesef bu dönemde kolay zenginleşme, hırsızlık yapma, yolsuzluk yapma bir rol model olmuş durumda” ifadesini kullandı.
2020 yılından beri 520 bin esnafın işletmesini kapatmak zorunda kaldığını söyleyen Ağbaba, “Son 5 yılda 520 bin esnaf kepenk kapatmış. Şimdi, bu, esnaf meselesi önemli değerli arkadaşlar. Bakın, TESK her ay esnaf verilerini yayınlıyor biliyorsunuz. Bir de TESK var, burada TESK temsilcisine söyleyeyim de hemşehrim Bendevi Palandöken’e haber götürsün. Bu kadar korkak, bu kadar Hükümetten korkan bir esnaf teşkilatı görülmüş değil. Maalesef, esnafın yaşamış olduğu da duyulmuyor, onu da ifade etmek istiyorum. Bakın, TESK bu sene altı ayda kapanan esnaf sayısı 54.637; 2020’nin başından beri, son beş yılda kapanan esnaf sayısı 520 bin 640 son 4.5 yılda kapanan esnaf sayısı değerli arkadaşlar. Bir de kapanan şirketler var. Geçen sene 26.252 şirket kapanmış. Bakın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kapanan şirketleri yayınlıyor. 2024 yılında altı ayda 1.335 anonim, 24 kolektif, 8.558 limitet, 316 kooperatif olmak üzere 10.223 şirket kapanmış durumda. Geçen sene 26.252 şirket kapanmış. Bunların içinde anonim şirketler var. Bu ekonomik ortamda şirketler dahi dayanamıyor, kaldı ki esnaf nasıl dayansın? Çoğu esnaf günlük kazanç 300-500 lirayla iş yerinin masrafını, nafakasını çıkarmaya çalışıyor” diye konuştu.
Emekli aylıklarının en dip seviyede eşitlendiğini vurgulayan Veli Ağbaba, konuşmasını şöyle tamamladı:
“AKP’nin yarattığı ucube kök aylık. Şimdi, değerli arkadaşlar, yaratmış olduğunuz bir ucube sistem daha var, kök aylık ve en düşük emekli aylığı. Siz gelmeden böyle bir ayrım yoktu. Maalesef, bir taktikle millete bunu da yutturmuş durumda. Mehmet Muş’un, 2011’de 12 bin 500 liraya aldığı çeyrek altınla bugün -ne kadar emekli maaşı bilmiyorum ama- aldığı bir rakamla karşılaştırın, ülkenin ekonomisinin ne duruma geldiğini göreceksiniz. Emeklileri en dipte birleştirdiniz. Şimdi, 5000 günde emekli olan biri, 7000 günde emekli olan aynı maaşı alıyor. Emeklileri en dipte birleştirdiniz. Size bununla ilgili çok çarpıcı bir rakam vermek istiyorum. 7 bin lira kök aylığı olan birinin zamlı maaş altı aylık TÜİK enflasyonu yüzde 25 uygulansa, 8 bin 731 lira oluyor. En düşük emekli maaşının altında kaldığı için otomatik 12 bin 500 oluyor. 10 bin lira kök maaşı alan bir emeklinin zamlı maaş uygulandığında 12 bin 473 lira oluyor, 12 bin 500 lira oluyor yani 10 bin lirayla, emekli 10 bin liralık kök maaşla 7 bin lira kök maaş aynı anlama geliyor. 11 bin lira kök maaşı alan birinin de zamlı maaşı 13 bin 720 TL oluyor. Yani, kök maaşı 11 bin olan eksi 7 bin liradan 4 bin lira fazla iken zamdan sonra fark 1200 TL’ye iniyor. Bakın, burada tablo var arkadaşlar, kök maaşı 7 bin lira olan zamlı maaşı 8 bin 731 lira. Kök maaşı 10 bin liranın maaşı 12 bin 473 lira, kök maaşı 11 bin lira olanın maaşı 13 bin 720 lira. Bu da yaratmış olduğunuz büyük adaletsizlik olarak tarihe geçer. 2002’de alım gücü korunsaydı emekli maaşı 38 bin 715 TL olacaktı. Bakın, değerli arkadaşlar, 2002’de alım gücü korunsaydı emekli maaşı ne kadar olacaktı biliyor musunuz? 38 bin 715 TL Siz iktidara geldiğinizde bir emekli maaşıyla 8,9 adet çeyrek altın alabiliyordu. Şu an artmış haliyle 12 bin 500 lira maaşla 2,8 çeyrek altın alabiliyor. 9 çeyrek almak için 38 bin 715 lira lazım.”
]]>CHP Malatya Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Veli Ağbaba, TBMM Genel Kurulu’nda, kripto para piyasasını düzenleyen Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin konuştu. Ağbaba, ülkede dolandırıcıların cirit attığını, Türkiye’nin kara paranın merkezi haline geldiğini ileri sürdü. Ağbaba’nın açıklaması şöyle:
“Thodex” skandalı hatırlatması
“Bu kripto para piyasası düzenlemesiyle ilgili yasa çok gecikmiş bir yasa, en başta bunu söylemek lazım, atı alan maalesef Üsküdar’ı geçmiş durumda. Kripto ‘Kolay yoldan zengin olacağım’ derken çoğu kişinin battığı, hatta bazılarının da intihar ettiği bir karanlık ortam. Ancak buna ilginin artmasının sebebi aslında vatandaşın enflasyona karşı parasını koruma isteği. İnsanlar, zengini de oynuyor, fakiri de oynuyor, elinde bin lira kalan emekli de oynuyor, gidiyor ‘Acaba bu parayı nasıl artırabilirim, nasıl daha fazla kazanabilirim’ diye oynuyor ama maalesef bu Türkiye’deki yoksulluğun da göstergelerinden biri.
Kripto paraların merkeziyetsiz olması, anonim olması gibi sebepler kara para aklayıcıları için cazip bir yer. Geçtiğimiz günlerde Nijerya Federal Mahkemesi, dünyanın en büyük kripto para borsası Binance’nin yöneticilerden Tigran Gambaryan’ı kara para aklama suçundan tutukladı. Türkiye’de bunun örneğini Thodex’te gördük. Dünya kripto suçlarına damga vuracak dünyanın en büyük yolsuzluğu herhalde Türkiye’de yaşandı. Toplam 400 bine yakın insanın 2 milyar dolardan fazla parası dolandırıldı ve bir gecede kaçırıldı.
“Ne kadar sahtekar, dolandırıcı varsa mutlaka bir siyasetçiyle fotoğrafı var”
Düşünün ki aslında Türkiye’de bir rol model, AK Parti’nin yirmi iki yıllık hükümetleri döneminde yaratmış olduğu bir rol model Fatih Özer. 29 yaşında biri bir işe giriyor, hemen ofisler tutuluyor, şaşalı rezidanslar var, müthiş bir yaşam. 29 yaşında bir çocuk Türkiye’den 2 milyar dolar para toplayabiliyor. Şimdi, buna ‘rol model’ dedim, nasıl rol model oluyor? Mutlaka geçmişte de gördüğümüz gibi ne kadar sahtekar, namussuz, dolandırıcı varsa mutlaka bir siyasetçiyle fotoğrafı var. Bu tabi 2 milyar dolar topladığına göre, bunun birden fazla siyasetçiyle fotoğrafı olması lazım. Var mı? Var. Şimdi, o da biliyor ki geçmişteki örneklerden biliyor ki örneğin Rıza Sarraf (sizin kahramanınız, büyük hayırseveriniz) bir sürü yolsuzluk yaptı, namussuzluk yaptı; ceza aldı mı, ödüllendirildi ya da Zindaşti’yi hatırlayın, dünyanın en büyük baronlarından birisi; ceza aldı mı, ödüllendirildi. Fatih Özer bunları görüyor; Zindaşti’yi görüyor, Rıza Sarraf’ı görüyor, rahat rahat dolandırıcılık yapıyor; biliyor ki başına bir iş gelmeyecek, biliyor ki… Arnavutluk’a kaçtı, lütfedilip getirildi buraya, ne olacağını kimse bilmiyor ceza alacak mı? Vallahi ben ceza alacağına inanmıyorum. Peki, Fatih’i bu duruma getiren sebep ne? Fatih, 29 yaşındaki bir çocuk, elinizi vicdanınıza koyun, tek başına 2 milyar dolar dolandırabilir mi? Dolandıramaz. Nasıl dolandırır? ya bir siyasetçi ortağı var ya da siyasetçiler tarafından korunuyor. Bunu da gördük, görmeye devam ediyoruz.
“Yılbaşı gecesi tombalayı günah sayan anlayış, devlet eliyle onlarca bahis oynatıyor”
Bu dönemde ‘Ne yapacağız’ dediyseniz tam tersi oldu. Şimdi ‘Faiz haram, faizi indireceğiz’ dediniz, faizde dünya lideri olduk; Arjantin’i geride bıraktık, Venezuela’dan sonra dünyada en yüksek faiz veren 2’nci ülkeyiz. Şimdi sizin nas, oldu yalan.
Bakın ‘kumar’ dediniz, tombalayı günah saydınız. Bir yandaşınız aracılığıyla Spor Toto’nun sitesine bakın, 100’den fazla bahis var, 100’den fazla resmi bahis var. Yani yılbaşı gecesi tombalayı günah sayan anlayış, devlet eliyle onlarca bahis oynatıyor. Hele bir yer var ki bu ‘sanal bahis’ dediğimiz yer, değerli arkadaşlar maalesef girmeyen yok. Yani değerli arkadaşlar, bu dönemde milleti kumarbaz yaptınız, milleti kumarbaz yaptınız sayenizde.
Şimdi bir de bakın, içkiye de ‘haram’ diyorsunuz; haram, dinen haram içki, hiç kuşku yok ama içkiden aldığınız vergiye bakın, vatandaş 4 duble rakı içiyor, 1 bardağını kendi içiyor 3 bardağını devlet içiyor, devleti alkolik yaptınız.
“Yerli yabancı tüm kalpazanlar burada”
Türkiye her anlamda bir kara para, her anlamda bir suç cennetine dönüşmüş durumda. Şimdi Türkiye, suç örgütlerinin cirit attığı, mafyaların hesaplaştığı, dünyada ne kadar mafya lideri varsa, suç örgütü lideri varsa geldiği bir yer. Acaba neden? Örneğin Amerika’daki bir suç örgütü lideri niye geliyor? Türkiye, sayenizde artık Hollywood filmlerine konu oldu. Eskiden Osmanlı nedeniyle İstanbul’un o şaşaalı güzelliğiyle konu olurdu Hollywood filmlerine, şimdi niye konu oluyor? 2 kaçakçı, 2 kara para aklamacısı Hollywood filmlerinde ‘Parayı nerede teslim alalım’ diyorlar ‘Parayı İstanbul’da teslim alalım’ diyorlar. Niye? Sayenizde. Bakın, Rus var, Sırp var, Azeri var, Çeçen var, adeta bütün mafyanın üssü oldu Türkiye.
Vatandaş sokakta rahat dolaşamazken mafyaların, suç örgütü liderlerinin güvenli merkezi haline getirdiniz. Yerli kalpazanların yanında, yabancı kalpazanların hepsi burada. Türkiye son yirmi yıldır dolandırıcıların, mafyaların, suç çetelerinin cirit attığı eski filmlerdeki vahşi Batı’dan daha beter bir memleket oldu. Ankara’nın göbeğinde öyle bir olay oldu ki değerli arkadaşlar, meşhur Ayhan Bora Kaplan olayı, içinde yok yok; yargı var, polis var, siyasetçi var, iş adamı var, yok yok.
“Dolandırıcılar iktidar tarafından korunuyor”
Ya arkadaşlar, hele bir olay var ki devletin ne hale geldiğini göstermesi açısından çok önemli: Dilan Polat. Dilan Polat altın fincanda kahve içiyor, lüks arabalarla geziyor, gül atıyor vesaire. Millet görüyor ki bu para helal kazançla harcanacak bir para değil. Milyarlarca para dönüyor ortada, MASAK’ın haberi yok, İçişleri Bakanı’nın haberi yok. Nereden öğreniyoruz biliyor musunuz? Instagram’dan. Devletin ne hale geldiğini göstermesi bakımından önemli bir şey değerli arkadaşlar.
Bakın, bir Seçil Erzan olayı var. Memlekette zengini de namussuzluk yaparak zengin olmaya çalışıyor, fakiri de. Niye? Çünkü rol modeliniz öyle. Seçil Erzan tanınan ünlü futbolculardan para topluyor üçer, beşer milyon dolar. Parayı alamıyorlar, kime gidiyorlar biliyor musunuz? Recep Tayyip Erdoğan’a. Ne diyor Recep Tayyip Erdoğan? 3 bakanına talimat veriyor, ‘Bunların parasını ödeyin’ diyor. Ya, ne işi var Recep Tayyip Erdoğan’ın böyle bir rezil işle, ne işi var? Bakın, zengini de var bu işin içinde, fakiri de var. Ünlü futbolcular, teknik adamlar, herkes var çünkü onlar dolandırıcılık yapsalar da sahtekarlık yapsalar da başlarına bir iş gelmeyeceğini biliyorlar.
Bu Meclis’te konuşmuştuk Rıza Sarraf olayını. Eğer biraz utanma varsa bu memlekette o Rıza Sarraf’ı Amerika’ya gönderip kaçırtanların biraz utanması lazım. Adamın hala Türkiye’de yatı var, katı var, atı var ama Yeniköy’deki kaçak yalısının penceresinin kulpuna dokunulamadı. Niye? Çünkü korunuyor. Çünkü niye? Protokolde oturuyor değerli arkadaşlar.
“SPK’daki rüşvet skandalını karı koca kavgasıyla öğrendik”
Şimdi, maalesef, değerli arkadaşlar, bakın, bir olayı daha anlatacağım. SPK itibarlı kurumlardan biri, MASAK herkesin güvenmesi gereken kurumlardan biri. Ya, SPK’de bir yolsuzluk oldu, ortaya çıktı. Nasıl çıktı biliyor musunuz? Karı koca geçinemiyor, geçimsizlikten mahkemeye neden veriyor biliyor musunuz? Burada milletvekilliği yapmış bir hanım ‘Benim kocam benden 2,5 milyon dolar aldı, ödemedi’ diyor. 2,5 milyon doları senden nasıl aldı? Sen eski rektörsün. Ne oldu biliyor musun? Başına bir şey gelir mi? Bu memlekette başına bir şey gelmez. Ne oldu peki o sayın milletvekiline? Bakın, değerli arkadaşlar, maalesef, bu memlekette ceza yok ama bu memlekette utanma da yok, ar da yok. Ya, Allah aşkına, sokağa çıkabilir mi o insan? Çıkamaz. Çıkıyor mu? Çıkıyor. Ne oldu? Rektör kocası -iki ay- cezaevinden kaçtı gitti? Villa var, yat var. Bakın, SPK’nin başkanının 180 milyon parasının evde olduğunu söyledi bir suç örgütü lideri. Kimseden gık çıkmadı, sizden de gık çıkmadı. Beş yıldızlı otel var, 180 milyon dolar var. Kimde? SPK Başkanı’nda. O kim? O sözünü ettiğim Erzurum milletvekilinin kardeşi. Böyle memleket olur mu ya, böyle memleket olur mu, böyle ahlaksızlık olur mu? Peki, bunlara bir şey olacak mı? Vallahi bir şey olmayacak. Ama bir fakir fukara 10 lira parasını bankaya geç ödese yargılanacak.
“Türkiye kara paranın merkezi haline geldi”
Cezasızlığı egemen kıldınız bu memlekette, cezasızlığı egemen kıldınız. Bu memleket yoksullaşıyorsa, bu memlekette fakir fukara her gün yatağına aç giriyorsa sizin sayenizde. Niye? Bakın, bir memlekette hukuk yoksa, bir memlekette yargı bağımsızlığı yoksa kimse gelip yatırım yapmaz. Türkiye sayenizde ilk kez kara paranın merkezi durumuna geldi ve maalesef, Türkiye, Mali Eylem Görev Gücü tarafından gri listeye alındı. Bakın, Türkiye’nin geldiği lige bir bakalım, ligimizde kimler var? Nijerya, Vietnam, Kenya, Haiti, Jamaika, Mali, Kamerun, Mozambik, Senegal, Sudan, Suriye, Tanzanya ve Yemen ülkeleri var. Türkiye’nin geldiği lige bakın, getirdiğiniz konuma bir bakın ve lütfen biraz utanın.
“Dünyanın mafya çete liderleri Türkiye’de hesaplaşıyor”
Yerlilik ve millilik bir ülkenin itibarını korumakla ölçülür. Bir ülkenin parası da bir ülkenin bu duruma düşmesi de şerefidir; bakın, şerefidir. Eğer bir ülke kara para liginde gri listeye giriyorsa hiç kusura bakmayın ‘Bu ülkeye ihanet ediyorsunuz’ demek az gelir.
Suç örgütü liderleri dedim, dünyada ne kadar namussuz ne kadar arsız ne kadar çarçakal varsa Türkiye’de ya; Türkiye’de birbirini vuruyorlar. Bakın, Azerbaycanlı Rövşen, Gürcü Gayoz, Azerbaycanlı Lotu Quli; ne bileyim, Sırp, Azerbaycanlı, Gürcistanlı, Tiflisli herkes Türkiye’yi savaş meydanına çevirmiş, herkes birbirini vuruyor ama arkadaşlar, bir şey oluyor mu? Vallahi, billahi bir şey olmuyor.
Türkiye eğer tekrar kalkınacaksa bu kara parayı, kara para aklayanları ve bu kara parayla ilişkili olanları mutlaka sorgulamamız lazım. Şunu bilin ki: Biri bir para çalıyorsa orada siyasetin mutlaka parmağı vardır.”
]]>
Özhaseki, Gaziemir ilçesindeki Şehit Piyade Er Mehmet Şanlı Parkı’nda vatandaşlara hitabında, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu, şehirleri, mahalleleri, sokakları depreme dirençli hale getirmek için çırpındıklarını belirtti.
En son 6 Şubat’ta 18 ilin depremlerden etkilendiğini ve buradaki depremzedelere ara ara evlerini teslim ettiklerini vurgulayan Özhaseki, “Onlarla oturup sohbet ettiğimizde öyle bir hikaye anlatıyorlar ki yeminle söylüyorum, hepimiz ağlıyoruz. Ev sahibi de ağlıyor, biz de ağlıyoruz.” dedi.
Birçok yerde konut stokunun çok eski olduğunu ve depreme dayanıksız olduğunu ifade eden Özhaseki, bunların bir an önce yenilenmesi gerektiğini dile getirdi.
Özhaseki, İzmir’de gördüğü en büyük eksikliklerden birinin kentsel dönüşüm olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“25 senedir bu arkadaşlar burada iktidardalar. ya bir ucundan tutmuş olsalardı emin olun şimdi en az İzmir’in yarısını değiştirmiştik. Ben Ankara’da çırpınıyorum. Buradaki arkadaşlar gayret bile etmiyorlar. Hiç uğraşmıyorlar bile. Bu işlerin formülü var mı? Var. Devlet kocaman bir bütçe ayırıyor bu iş için. Kanunlar çıkarılıyor, bir sürü insan buna gayret ediyor. Ne olur bir ucundan tutun. Bunu yapan arkadaşlarımız da çok. İstanbul’a gidin kentsel dönüşüm yapan yerlere bakın hep AK Partililer. Yapmayan yerlere, en eski yerlere bakın bir de onlar. Ne yazık ki yapmıyorlar.”
“Ne olur gelin kentsel dönüşüm yapalım”
Kentsel dönüşümün formülleri olduğunu ve İstanbul için “Yarısı Bizden” kampanyasını açıkladıklarını hatırlatan Özhaseki, İzmir’de de evini kendisi dönüştürmek isteyenlere 180 ay vadeli faiz oranı yıllık yüzde 8 bazında bir kredi vereceklerini aktardı.
Bakan Özhaseki, şunları kaydetti:
“Bakın biz hazırız. Para da vereceğiz, arazi de vereceğiz. Kiracıların kira parasını da vereceğiz. Hiç sıkıntı yok. Birisi vatandaş, sizler hazırsınız ama arada belediye olması lazım. Belediye gelecek en çöküntü alan yeri hesaplayacak. Diyecek ki ‘şuradan başlatalım’ sonra bizimle vatandaşın arasında aracı olacak. Biz her türlü imkanımızı seferber edeceğiz ve orada kentsel dönüşüm başlayacak. Yapmamız gereken bu. Fakat İzmir’de ne yazık ki daha şu ana kadar bakın daha önce senelerce bakanlık yaptım. Şimdi de 8 aydır bakanım. Bir tek Allah’ın kulu aramadı bizi. ya biz düşman değiliz kardeşim. Ne olur gelin kentsel dönüşüm yapalım. İzmir’imiz riskli şu anda. Bizdeki kayıtlara göre hareketli olan tam 21 fay hattı var. Ne zaman, nereleri yıkıp götürecek? Bilmiyoruz ki ama her birisi her an hareketlenebilir. Fakat arkadaşlarımız ne yazık ki kentsel dönüşüm tarafında zerre miktar dahi adım atmıyorlar.”
Özhaseki, Kayseri’de belediye başkanlığı döneminde 50’den fazla gecekondu mahallesini dönüştürüp, vatandaşları ev sahibi yaptığını anımsatarak, “Bakın açık senet. Türkiye’nin herhangi bir yerinde A partili, B partili, C partili kentsel dönüşüm yapmak istiyorsa, Türkiye’deki deprem riskinden dolayı konutlarınızı dirençli hale getirmek istiyorsa, yeminle söylüyorum kapı sonuna kadar açık. Elimde ne imkan varsa hepsi için kullanacağım söz veriyorum.” diye konuştu.
]]>