CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Bağımsızlık kavramı gerçekten çok önemli. Ülkeler veya milletler hukuken bağımsız olabilirler ama gerçek anlamda bağımsızlık bunun çok ötesine giden bir kavramdır diye düşünüyorum. Hukuki bağımsızlığın yanı sıra ekonomik, teknolojik yetkinlikler, kurumsal yetkinlikler de fiili anlamda, gerçek anlamda bağımsızlık için çok kıymetlidir” dedi.
Cumhurbaşkanı yardımcısı Yılmaz, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü’nde İslam Medeniyetinde Düşünce Krizleri ve Tefekkür Konferansı’nda konuştu. Yılmaz, “Sizlere Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kalbi selamlarını iletiyorum. Sözlerimin başında Prof. Dr. Sayın Taha Abdurrahman’a hoş geldiniz diyorum. Seçkin bir heyetle bu anlamlı buluşmayı tertip eden İslam Düşünce Enstitüsü’ne ve değerli başkanı Sayın Mehmet Görmez hocamıza teşekkürlerimi sunuyorum. Ev sahipliğimizi yapan Gazi Üniversitesi rektörümüze, bu ortama emeği geçeni bu ortamı hazırlayan herkese de şükranlarımı sunuyorum. Dinin anlaşılması, anlatılması ve yaşanması hususunda Cenab-ı Mevla, alimlerimizi sorumlu tutmuştur. İslam’ın hakikatlerinin egemen olması, ancak onların çabasıyla mümkündür. İslam dünyasında entelektüel krizin aşılması; Irkçılık, kavmiyetçilik, mezhepçilik, tefrika gibi İslam toplumunu zayıflatan fitne ateşlerini söndürülmesi, ancak alimlerimizin gayretleriyle başarılacaktır. Yaşadığımız hadiselerin bizlere öğrettiği hakikat; vahdet olmadan rahmet olmayacağıdır. Rabbimiz, renk, dil, hudut, etnik köken ayrımı yapmadan ‘Müminler kardeştir’ buyuruyor. Resul-ü Ekrem Efendimizin, müminleri birbirine kenetlenmiş tuğlalara benzetmesinde hikmetler vardır. Bu bakımdan irtibatımızı artıran, bizi bir araya getiren, kardeşliğimizi perçinleyen her vesileyi çok önemli görüyorum” ifadelerini kullandı.
‘KUTSALLARIMIZA DÖNÜK EYLEMLERİN DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ İLE MEŞRULAŞTIRILMASI KABUL EDİLEMEZ’
Yılmaz, dayanışmanın ne kadar ilerletilirse, gücün de o derece etkin kullanılacağını belirterek, “Dünyanın çeşitli bölgelerinde gördüğümüz İslamofobi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı başta olmak üzere inancımıza yönelik saldırılar karşısında tek ses, tek yürek, tek bilek olursak, istediğimiz neticeye daha çabuk ulaşırız. Kutsal kitabımıza ve peygamberimize yönelik özellikle kendilerini ‘demokratik, liberal ülkeler’ olarak isimlendiren ülkelerde gördüğümüz, şahit olduğumuz provokatif eylemleri burada bir kez daha kınamak istiyorum. Kutsallarımıza, Peygamber Efendimize, kutsal kitabımıza dönük bu eylemlerin hiçbir şekilde düşünce hürriyeti ile meşrulaştırılması kabul edilemez. Bunun da altını bir kez daha çizmek istiyorum. İslam düşüncesinin köklü geleneklerine olan bağlılığı ile modern çağın zorluklarına cevap verebilecek esnekliği bir arada barındıran Sayın Abdurrahman’ın ve benzer alimlerin entelektüel birikimine bu doğrultuda çok ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu düşünce dünyası çerçevesinde şunu ifade etmek isterim; tek bir modernite, tek bir modern düşünce olmadığını ben de buradan ifade etmek istiyorum. Çoklu modernite dediğimiz gerçekliği bugün eskisinden çok daha güçlü bir şekilde görüyoruz, şahitlik ediyoruz” diye konuştu.
‘BAĞIMSIZLIK KAVRAMI GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ’
Yılmaz, batı medeniyetinin insanlık medeniyeti gibi anlatılmasının, Avrupa tarihinin insanlık tarihi gibi ortaya konmasının kabul edilemez olduğunu bildirerek şöyle konuştu:
” Uzak Doğu’dan Afrika’ya, kadim Amerika halklarına varıncaya kadar birçok medeniyetin gelip geçtiği dünyadayız. Çeşitliliğin olduğu bir dünyadayız. Bugün de farklı modernlik tecrübelerinin yaşandığını hep birlikte görüyoruz. Bağımsızlık kavramı gerçekten çok önemli. Ülkeler veya milletler hukuken bağımsız olabilirler ama gerçek anlamda bağımsızlık bunun çok ötesine giden bir kavramdır diye düşünüyorum. Hukuki bağımsızlığın yanı sıra ekonomik, teknolojik yetkinlikler, kurumsal yetkinlikler de fiili anlamda, gerçek anlamda bağımsızlık için çok kıymetlidir. Bunun da ötesinde bilgi üretebilen bir toplum olmak, düşünce üretebilen bir toplum olmak yine gerçek anlamda bağımsızlığın olmazsa olmazıdır diye ifade etmek istiyorum. Bu çerçevede de şu noktanın altını çizmek isterim; sömürgecilik, emperyalizm dediğimiz süreçler sadece fiziki toprakların, ekonomik varlıkların sömürülmesi, kullanılması değildir. Bunun da ötesine gittiğini görmemiz gerekir. Esas mücadelenin zihinlerde ve gönüllerde olduğunu bilmek durumundayız.”
]]>(İSTANBUL)-SOL Parti üyeleri, İstanbul’da Taksim’den Dolmabahçe’ye kadar “bağımsızlık” yürüyüşü düzenledi. SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen, “Bu ülke ayağa kalktı. Yarın bu ülkenin tepesinde bunlar oturmayacak. Yarın bu ülkenin yönetiminde ilerici, kardeşlikten yana insanlarının yönetmesi için mücadele edeceğiz. Amerikan iş birlikçileri gelir, gider. BOP başkanları olurlar, gelirler ve giderler ama bizim bu topraklardaki köklerimiz derindir. Bizim bu topraklardaki bağlılığımız derindir. Ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkenin devrimcilerini, ilerici birikimini yıkamadılar, yıkamayacaklar” dedi.
SOL Parti üyeleri, bugün İstanbul’da yürüyüş düzenledi. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünde başlayan yürüyüşte “ABD ve NATO üsleri kapatılsın” ve “Tam bağımsız Türkiye” yazılı pankartlar açıldı, İsrail’in saldırdığı Filistin’in bayrakları taşındı. Yürüyüş boyunca sık sık “Emperyalistler, iş birlikçiler 6’ncı Filo’yu unutmayın”, “Eşitlik, adalet, memlekete sol gerek” ve “AKP mezara, halk iktidara” sloganları atıldı.
“İSRAİL’E TİCARETTEN BİLE VAZGEÇMEDİLER”
Dolmabahçe’de sona eren yürüyüşte partinin İstanbul İl Sözcüsü Nuriye Alsancak, hazırlanan ortak açıklamayı okudu. AKP’nin 20 yılı aşkın iktidarı boyunca fabrikaları, dereleri ve toprakları emperyalist tekellere peşkeş çektiğini söyleyen Alsancak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“IMF ve Dünya Bankası politikalarını yürüterek ekonomik bağımlılığı perçinlemiştir. Bugün de 20 yılı aşkın süredir yürüttükleri IMF politikalarının devamı olan kemer sıkma politikaları ile emekçi halkı açlığa ve sefalete mahküm etmeye çalışıyorlar. 22 yıllık AKP iktidarı da emperyalistlerden bir an bile uzak durmadı. Beyaz Saray’dan randevu alabilmek için bin bir takla atanlar, sözde ABD karşıtı izlenimi vermek için tüm imkanlarını seferber etti. Devrimciler, Denizlerin yolundan Filistin davasını karşılıksız olarak savunurken ABD’nin uydu devleti İsrail’in, Filistin’de yaptığı onca katliama rağmen ticaretten bile vazgeçemediler. SOL Parti olarak geçmişte antiemperyalist mücadele tarihinden aldığımız güçle tam bağımsız bir ülke yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. 56 yıl önce Denizlerin, Taylan Özgürlerin, Mahirlerin, Harun Karadenizlerin 6. Filo’yu denize döktüğü gibi ülke genelinde yapacağımız bağımsızlık yürüyüşlerinin ilkini bugün Dolmabahçe’ye yürüyerek gerçekleştirdik. Bu ülkeyi ne ABD’ye ne NATO’ya ne de diğer emperyalist ülke ve oluşumlara teslim etmeyeceğiz. Bu ülkeyi emperyalistlerin temsilcisi hükümetlere, yerli işbirlikçilerine, BOP’un Eş Başkanı olmakla övünenlere bırakmayacağız. SOL Parti olarak eşit, özgür ve tam bağımsız ülke mücadelemizi ülkenin dört bir yanından haykırmaya devam edeceğiz. Kahrolsun ABD emperyalizmi, kahrolsun savaş örgütü NATO, kahrolsun emperyalizmin yeli işbirlikçileri. Yaşasın tam bağımsızlık mücadelemiz.”
“İKTİDARDAKİLER, 6. FİLO’YA SECDE DURANLAR”
SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen de şunları dile getirdi:
“Emperyalistler, iş birlikçiler unutmasın ama Türkiye toplumu da 6. Filo’yu unutmasın. Çünkü 6. Filo’da bu ülkenin iki yüzü vardı. Bir yüzünde Amerikan filosuna karşı secdeye durmuş; tarikatıyla, cemaatiyle onların beslemesi siyasal İslamcılar vardı. Şimdi iktidarda olanlar, 6. Filo’nun önünde secdeye duranlardı. Bir de 6. Filo’nun karşısında olanlar, devrimciler vardı, Taylanlar, Denizler, Ulaşlar vardı. Bugün de onların yolunda yürüyenler var. Bu ülke bugünkü karanlığa hapsedilmişse onların ağababası emperyalistler ve onların hizmetindeki katiller bu ülkenin en güzel çocuklarını, onurlu, devrimci çocuklarını katlettiği için, Denizleri astığı için, Mahirleri katlettiği için, Sinanları öldürdüğü için bu ülke bu hale geldi. Her şeye rağmen bu ülkenin ayakta kalan bir umudu, bu ülkenin yarınına dair bir heyecanı varsa bizim tarihimizden gelen bu ülkenin alnı ak onurudur. Bu onurla konuşuyoruz. Eğer bu ülkede bağımsızlıktan yana güçler böyle ezilmeseydi şimdi Filistin toprakları İsrail vahşetinin altında böyle ezilmezdi, böyle ezdirmezdik. Denizler, Mahirler, devrimciler Filistin topraklarını savunmak için Filistin halkıyla omuz omuza verip mücadeleye gidenlerdir ama bugün Orta Doğu’da hiçbir toprak parçası kalmadı ki üzerine kan dökülmemiş olsun, Ortadoğu’da hiçbir toprak parçası kalmadı ki insanlar din diye, mezhep diye birbirine kırdırılmamış olsun.
“BU TOPRAKLARDAKİ KÖKLERİMİZ DERİNDİR”
Bugün Filistin’in her bir parçasında acı ve dram varsa, Filistin’in her bir parçası Amerikan emperyalizminin ve siyonizmin ölüm makinaları altında eziliyorsa bu çürüyen düzenin, Amerikan emperyalizminin, bu kirli düzenin bir sonucudur. Bu toplumun ve bu ülkenin hak etmediği bir iktidar doğrudan Amerikan emperyalizm tarafından 12 Martlardan, 12 Eylül cuntalarından geçilerek Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanlığı tayin edilerek bu ülkeye giydirilmiş sömürücü ve siyasal İslamcı gömleği yırtacağımızı, tarihin karanlık sayfalarına göndereceğimi ilan ettik. Bu ülke ayağa kalktı. Yarın bu ülkenin tepesinde bunlar oturmayacak. Yarın bu ülkenin yönetiminde ilerici, kardeşlikten yana insanlarının yönetmesi için mücadele edeceğiz. Amerikan iş birlikçileri gelir, gider. BOP başkanları olurlar, gelirler ve giderler ama bizim bu topraklardaki köklerimiz derindir. Bizim bu topraklardaki bağlılığımız derindir. Ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkenin devrimcilerini, ilerici birikimini yıkamadılar, yıkamayacaklar.”
]]>Bosna Hersek, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılan referandumla Yugoslavya’dan ayrılarak kazandığı bağımsızlığının 32’nci yılını kutlarken, ülkenin ilk altın zambaklı bayrağı Bosna Hersek Tarih Müzesi’nde, 1992-1995’teki savaşta aldığı şarapnel izleriyle sergileniyor.
Tarihçi Enver İmamovic, Mayıs 1992’de Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Binası’na asılan ilk altın zambaklı bayrağı AA muhabirine anlattı.
İmamovic, bayrağı zor şartlar altında hazırladıklarını ifade ederek, “Bu kumaşı zor bulduk, ipektendi. Yıkılan ve yağmalanan Saraybosna’da bunu bulmak çok zordu. Zar zor beyaz bir kumaş bulduk.” dedi.
Saraybosna’daki Gorica semtinde bir baskı atölyesi bulduklarını belirten İmamovic, atölye sahibi Salem Malovic’in, bayrağı “elektriğin olmadığı zor savaş şartları altında” bastığını dile getirdi.
İmamovic, bayrağı hemen Devlet Başkanlığı Binası’na getirdiklerini anlatarak, şöyle devam etti:
“Orada eski Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Ejub Ganic ve birçok kişinin olduğunu hatırlıyorum. Bayrağı getirdiğimizde ve açtığımızda herkes çok sevindi. Ganic bunu hemen Başkanlık binasının penceresinin altına yerleştirmemde bana yardımcı oldu. Böylesine zorluk dolu günlerde, yeni Bosna Hersek’in sembolü olan yeni bayrağı görmenin tüm bu zorlukları yaşayan Saraybosnalılar için ne anlama geldiğini bir düşünün.”
Ülkedeki savaşta Devlet Başkanlığı Binası’nda ancak 15 gün dalgalanan bayrağın, havan topu saldırılarında hasar gördüğünü belirten İmamovic, “Bayrağın bugün olduğu gibi tarihi bir değere sahip olacağını biliyordum. Onu sardım ve savaş sırasında evimde sakladım. Savaş sona erdiğinde onu Bosna Hersek Tarih Müzesi’ne teslim ettim ve adeta oradaki ilk eser oldu.” diye konuştu.
İmamovic, “Bayrak şimdi burada, karşımızda ve ona baktığımda içimdeki duygular uyanıyor, bunca yıl sonra ona yeniden dokunacağım. Orta Çağ’da hiçbir Avrupa ülkesinde zambak, Bosna’da olduğu kadar özel ve kamusal yaşamın her alanında, parada, mücevherlerde, kitaplarda, mezar taşlarında bu kadar kullanılmamıştı.” dedi.
Altın zambak sembolünün 1998’de kaldırıldığını dile getiren İmamovic, “Büyük bir hata yapıldı ama aynı zamanda, öncelikle Bosna ve Hersek’teki çok sayıda insana, aynı zamanda kendilerini Bosnalı ve Hersekli olarak gören herkese karşı da bir adaletsizlik yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu.
İmamovic, altın zambaklı bayrağın, herhangi bir dini ya da etnik grubu değil tüm halkları temsil ettiğini belirterek, bayrağın kendini ülkeye, kültüre ve geçmişine ait gören insanların simgesi olduğunu söyledi.
Bayrağın bir gün Bosna Hersek’te yeniden dalgalandırılacağına inandığını kaydeden İmamovic, “Bu bayrak her zaman Bosna Hersek’i sevenlerin kalbinde olacak.” ifadesini kullandı.
Bağımsızlık referandumunda kullanılan oyların yüzde 99,44’ü “evet” oldu
Yugoslavya ülkesi Hırvatistan’ın 1991’de bağımsız olmasının ardından büyük oranda Sırpların kontrolünde bulunan Yugoslav Halk Ordusu (JNA) ile Hırvat güçleri arasında başlayan çatışmalar, komşu Bosna Hersek’e de sıçradı.
JNA, Bosna Hersek sınırları içinde kalan ancak nüfusunun çoğunluğunu Hırvatların oluşturduğu Ravno’ya saldırdı. Yugoslavya’nın bölünmesini kendi lehine kullanmak isteyen Bosnalı Hırvatlar ve Sırplar da ülke topraklarını aralarında pay etmek istedi.
Hırvatlar, 18 Kasım 1991’de Hersek Bosna Hırvat Cumhuriyeti’ni, Sırplar ise 9 Ocak 1992’de Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etti. O yıllarda ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Boşnakların bağımsız bir Bosna Hersek’ten başka çıkış yolu bulunmazken, Slovenya ve Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılmalarının akabinde Bosna Hersek’te de bağımsızlık referandumu kararı alındı.
Bosnalı Sırpların büyük oranda boykot ederek katılmadığı referandum, 29 Şubat ve 1 Mart 1992’de yapılırken, halkın yüzde 64,31’inin sandığa gittiği halk oylamasında kullanılan oyların yüzde 99,44’ü bağımsızlık için “evet” oldu.
“Bağımsız” olan Bosna Hersek, 22 Mayıs 1992’de Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğine kabul edildi.
Saraybosna 44 ay kuşatma altında kaldı
Bağımsızlık referandumunun hemen ardından JNA’nın yanı sıra Bosna Hersek ve Sırbistan’dan paramiliter Sırp birlikleri, Müslüman Boşnaklara karşı etnik temizlik başlattı.
Dünyanın gözü önünde 3,5 yıl süren savaşta çok büyük sivil katliamlar, işkenceler, etnik temizlikler, sürgünler ve soykırım gerçekleşirken, başkent Saraybosna, tam 44 ay Sırpların kuşatması altında kaldı.
Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının evlerini terk etmek zorunda kaldığı, kadınların tecavüze uğradığı, sivillerin toplama kamplarında işkence gördüğü kanlı savaş, ABD’de günler süren müzakerelerin ardından 21 Kasım 1995’te paraf edilen ve 14 Aralık 1995’te Fransa’da dönemin Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman’ın imzaladığı Dayton Barış Antlaşması ile sona erdi.
Altın zambaklı Bosna Hersek bayrağı
Üzerinde altın renginde 6 zambağın bulunduğu eski Bosna Hersek bayrağı, savaşın sona ermesinin ardından ülkedeki diğer etnik gruplar tarafından kabul edilmedi.
Bunun üzerine bayrak sorunu, dönemin Avrupa Birliği (AB) Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Carlos Westendorp’un çabalarıyla, parlamentoda karşı çıkılmasına rağmen, 3 Şubat 1998’de çıkarılan yasayla çözüldü.
Bosna Hersek’i o tarihten itibaren mavi zemin üzerinde sarı bir üçgenin ve beyaz yıldızların bulunduğu bayrak temsil ediyor.
]]>Teklif üzerinde söz alan CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, “torba kanun” tekniğinden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.
Kanun teklifinde yer alan düzenlemeleri hatırlatan Uzun, Türkiye’nin ve ekonominin doğru yönetilmediğini savundu.
Cumhur Uzun, ” Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde verdiği pilot kararla adeta havlu attı ve ‘Bu dosyalara bakma imkanım kalmadı, o nedenle bunun bir başka yöntemle idari olarak düzenlenmesi, bu alandaki yükün yargının üzerinden alınmasına mecburiyet var.’ dedi. Hak ihlali nedeniyle tazminat ödemek suretiyle yargı alanından idari alana düzenleme yapılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Emeklilere açlık sınırının altında ücret ödendiğini belirten Uzun, teklifle emeklilerin bayram ikramiyelerinin 2 bin liradan 3 bin liraya yükseltileceğini, para cezalarının ise yaklaşık 5 kat artırılacağını söyledi.
CHP’li Uzun, “İstersek burada bayram ikramiyelerini insanımıza yakışır ikramiye haline getirebiliriz. Bu bizim yaşlılarımıza, emeklilerimize borcumuzdur.” ifadelerini kullandı.
“Adli para cezaları artırılmaktadır”
DEM Parti Van Milletvekili Zülküf Uçar, teklifin torba yasa olarak sunulduğunu, iktidarın yasa yapma tekniğini yanlış bulduklarını ifade etti.
Hükümetin uyguladığı yöntemin “kanun dayatma” olduğunu savunan Uçar, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren yasaların ortaya konulması gerektiğini belirtti.
MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, teklifle, ceza infaz kurumunda bulunmanın doğrudan kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılacağını dile getirdi.
Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemenin müstakil suç olarak düzenleneceğini aktaran Öztürk, “Teklifte, suç ve suçlularla mücadele etmek adına önemli düzenlemeler bulunuyor. Adli para cezaları artırılmaktadır.” şeklinde konuştu.
“Teklifi yetersiz buluyoruz”
İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, kanun teklifleri hazırlanırken etki analizlerinin yapılmasını istedi.
Olgun, “Deprem bölgesindeki sanayi altyapısı destek uygulamalarının uzatılmasına, emeklilere ödenen bayram ikramiye tutarının artırılmasına yönelik maddeleri olumlu karşılıyoruz ancak teklifi yetersiz buluyoruz. Deprem bölgesine daha çok destek sağlanmalı, bayram ikramiyeleri de en az 7 bin lira olmalıdır.” dedi.
DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ise Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığını iddia etti.
Bugüne kadar görüşülen kanun tekliflerinin ve 8. Yargı Paketi’nin, insan hakları ihlallerine, Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmediğini öne süren Yeneroğlu, hukuk devletinden uzaklaşıldığını savundu.
“Yargı bağımsızlığına aykırıdır”
Milletvekillerinin ardından Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’a söz verdi.
Meclis çalışmalarını önemsediklerini vurgulayan Sağkan, “Sürelerin tek tipleştirilmesi, para cezalarının artırılması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve basit yargılama gibi düzenlemeleri gayet olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz.” diye konuştu.
Sağkan, Anayasa gereğince yargı yetkisinin tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kullanıldığını dile getirdi.
Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuyla ilgili düzenlemeden endişe duyduklarını belirten Sağkan, şunları kaydetti:
“Bağımsız yargı makamının yetkisini alıp, tamamen ve sürekli olarak bir Tazminat Komisyonuna devretmek açıkça yargı yetkisinin devridir. Anayasanın 9’uncu maddesine çok açıkça aykırıdır. Buradan çıkacak kararların, yargının bağımsız olması kadar bağımsız görünmesi ilkesine de ters olacağı bütün hukukçuların bildiği gerçektir. Devlete karşı açılacak tazminat davasının Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonu tarafından görülmesi, tek başına görüntüsel olarak yargı bağımsızlığına aykırıdır.”
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu nedeniyle avukatlık yapılamadığını öne süren Sağkan, bu konuda düzenleme yapılmasını istedi.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddelerin görüşülmesine geçildi.
]]>TACETTİN DURMUŞ
Eski HDP Kars Milletvekili ve eski Kars Belediye Başkanı, Türkiye’nin Sesi Partisi (SES Partisi) Genel Başkanı Ayhan Bilgen Kars Belediye Başkanlığı için bağımsız adaylık başvurusunda bulundu. Bilgen, “Kim bu şehirde bir taş üstüne taş koymuşsa, bizden önceki belediye başkanları ve bizden sonraki yani valiliğin yönetimi döneminde de asla rövanşist yaklaşım içerisinde olmayacağız. Kim güzel bir şey yapmışsa bu şehre bir araç getirmişse, bir yol yapmışsa, biz gayet tabii buna teşekkürle ve takdirle yaklaşacağız” dedi.
Ayhan Bilgen Bağımsız Belediye Başkanlığı adaylık başvurusunu dün memleketi Kars’ta Merkez İlçe Seçim Kurulu’na yaptı. Bilgen bugün de memleketi Kars’ta düzenlediği basın toplantısında Bağımsız Kars Belediye Başkanlığını ilan etti.
“KEYFİ YAKLAŞIMLARA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Ayhan Bilgen şunları söyledi:
“Dün itibarıyla Kars’tan Bağımsız Belediye Başkan adaylığımızı açıkladık. Biz parti olarak da Türkiye’de bağımsız adayları destekleyeceğimizi söylemiştik. Artık Türkiye’de partilerin keyfi yaklaşımıyla şehirleri cezalandırılmasına izin vermeyeceğimizi ifade etmiştik. Bu duygularla işte Van’dan Çorum’a, Eskişehir’den Uşak’a kadar Türkiye’nin her yerinde bağımsız adayları destekleyeceğimizi belirtmiştik. Kars’ta da hem Belediye Meclisi için Durukan Çelebiler hem İl Genel Meclisi için Didem Hanım bağımsız adaylıklarını koydular. Tabii ki bugün akşama kadar bağımsız adaylığını koyan arkadaşlarımız olursa, eğer bizim belediyecilik anlayışımızla, yerel yönetimler anlayışımıza uygun isimlerse onları da destekleyeceğiz. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kars’ta da bu tavrımızı devam ettireceğiz.
“SİYASETİN PARTİLER TARAFINDAN MANİPULE EDİLDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Türkiye’de siyasetin partiler tarafından manipule edildiğini düşünüyoruz. Partilerin çıkarlarının, şehrin çıkarının ve ülke çıkarının üzerinde olmaması gerektiği kanaatindeyiz. Elbette ki bu bir hizmet yarışıdır. Siyasi partilerden aday olan diğer belediye başkan adaylarına da başarılar ve kolaylık diliyoruz. Bağımsız adaylıklarını ilan edenleri de cesaretlerinden dolayı tebrik ediyoruz ama siyasi partilerdeki yozlaşma, çürüme ve özellikle bizim gibi şehirlerde kutuplaşmanın, kamplaşmanın şehre en büyük zararı ve en büyük bedeli ödettiğini düşünüyoruz. Biz Kars’ta özellikle yani son ana kadar yaptığımız ziyaretler, kanaat önderleriyle sivil toplum örgütü temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde şunu gördük; bu şehir değerli arkadaşlar artık ne yağmaya ne de kavgaya geçit vermek istemiyor. Kars’ı yağma ve bu kavgadan koruyacak, uzak tutacak bir belediyecilik anlayışını hayata geçirmek istiyoruz. Elbette bütün adaylar projelerini anlatacak ve vaatlerini sunacaklar. Biz bir buçuk yıl boyunca yaptıklarımızı, yapabileceklerimizi bütün imkansızlıklar içerisinde ortaya koyduğumuzu anlatacağız.
“BİR BUÇUK YILLIK BELEDİYE BAŞKANLIĞIM BİR GÜVEN OYLAMASI OLACAK”
Bunun için bizim açımızdan 31 Mart seçimleri partilerle adayların yarışıdır. Bizim bir buçuk yıllık uygulamamızı bir güven oylaması olacak ve bir referandum olacak. Eğer Karslılar bütün kesimleriyle bütün partileriyle bizim bir buçuk yıl boyunca yürüttüğümüz belediyecilik anlayışını olumlu buluyorlarsa ve destekliyorsa o güven oyu bizim yeniden bu yetkinliği kullanmamızın ve bu şehre hizmet etmemizin önünü açacaktır. Bunu kolaylaştıracaktır ve bunu sağlayacaktır. Biz bir buçuk yıl boyunca bu şehirde en azından ayrımcılık yapmamayı, ırkçılık yapmamayı, kimseyi inancından dolayı dışlamayı galiba başardık. Dolayısıyla oy veren vermeyen ayrımı yapmadan, parti ayrımı yapmadan bütün kesimleri hizmetten eşit faydalanması konusu bizim açımızdan önemli bir kazanımdır. Bu konuda geri adım atmaya bu konuda yeniden bir şehri başa döndürmeye, yeniden korkularla insanları birbirine düşürmeye izin vermek istemiyoruz.
“ASLA RÖVANŞİST YAKLAŞIM İÇERİSİNDE OLMAYACAĞIZ”
Kim bu şehirde bir taş üstüne taş koymuşsa, bizden önceki belediye başkanları ve bizden sonraki yani valiliğin yönetimi döneminde de asla rövanşist yaklaşım içerisinde olmayacağız. Kim güzel bir şey yapmışsa bu şehre bir araç getirmişse, bir yol yapmışsa, biz gayet tabii buna teşekkürle ve takdirle yaklaşacağız. Bugüne kadar şehre hizmet eden bütün belediye başkanlarının da katkısını ve desteğini almaya çalışacağız. Bugün yarışacağımız, belki seçimde rekabet edeceğimiz diğer partilerin ya da bağımsız belediye başkan adaylarının da seçimden sonra birlikte şehre hizmet etmek üzere desteklerini ve katkılarını isteyeceğiz.
“GÜNEŞ ENERJİSİ PROJESİNİ KARS’TA HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Türkiye genelinde güneş kentler projesini ana proje olarak sunuyoruz. Kars, güneşle en erken tanışan Anadolu şehirlerinden birisidir. Hatta belki birincisi bazı ilçeleri itibariyle güneşi ilk gören, güneşle ilk buluşan, her gün güneşle hayata yeniden başlayan bu şehrin güneşten çok daha büyük istifade etmesi gerekiyor. Soğuk bir şehirdeyiz ama buna rağmen güneşi görme açısı itibarıyla da aslında güneşten en çok faydalanma imkanı olan şehirlerden birisiyiz. Biz bununla ilgili yani belediye başkanıyken de bir takım projeler için kaynak bulmak üzere görüşmeler yapmıştık. Kars’ın buna çok uygun şehirlerden birisi olduğunu söylemişlerdi. Bu güneş kentler projesinin uygulandığı ilk şehirden birisi Kars olsun istiyoruz. Güneşle erken buluşan bir şey güneşten daha fazla istifade ederek, yakıt masraflarını en aza indirilmesi konusunda kararlıyız. Yerel yönetimlerin öncülük etmesiyle ve diğer kurumlarla birlikte uluslararası destekler de alarak özellikle ekoloji açısından, atık üretimini azaltmak açısından en önemli bir projedir. Bu projenin şehrin ekonomisini canlandırmak için şehre büyük bir imkan büyük bir kaynak oluşturacağını düşünüyoruz.”
]]>