Olay, 26 Haziran Çarşamba günü saat 09.00 sıralarında Çayırova Mahallesi Fatih Caddesi’nde meydana geldi. Evinden çıkan Fevzi Çakmak Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Mahir Çoğaç, bindiği otomobilinde emniyet kemerini taktığı sırada silahlı saldırıya uğradı. Otomobilin yanına yaklaşan zanlı, tabanca ile Çoğaç’ı başından vurdu. Kanlar içinde kalan Çoğaç hayatını kaybetti, zanlı ise olay yerinden koşarak uzaklaştı.
Cinayetin ucu, 2020’de Adana’da işlenen bir başka cinayete uzandı. “Bayğaralar” isimli organize suç örgütünün 4 yıl önceki lideri Bedirhan Bayğara’nın (36) bir kafede kız arkadaşıyla oturduğu sırada silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybettiği, Bayğara’yı vurduğu iddia edilen kişinin ise Mahir Çoğaç’ın kardeşi Y. Çoğaç olduğu bildirildi. Mahir Çoğaç’ın cinayetinin, Bedirhan Bayğara’nın öldürülmesiyle bağlantılı olduğu, olayın kan davası uğruna gerçekleştirildiği ileri sürüldü. “Hayalet” lakaplı Y. Çoğaç’ın ise olayın ardından yakalanamadığı iddia edildi. İntikam almak isteyen Bayğaraların, Çoğaç ailesinden kimseye ulaşamadıkları için, öğretmen Mahir Çoğaç’a pusu kurdukları iddia edildi.
Katil yakalandı
Olaya ilişkin başlatılan geniş çaplı soruşturma kapsamında Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro dedektifleri, katilin ve olaya karıştığı düşünülen şüphelilerin peşine düştü. Çoğaç’ı vuran şüphelinin 17 yaşındaki D.G. olduğu tespit edildi. Bu sırada B.Y.’nin de gözcülük yaptığı öğrenildi. Cinayetin tetikçisi D.G. ve B.Y., aynı gün Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından İstanbul’da operasyonla yakalandı. Olaya ilişkin gözaltına alınan 11 şüpheliden 8’i tutuklanırken, L.A, A.H, E.B adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
“Bir öldürme işi olduğunu, yapıp yapamayacağımızı sordular”
Tetikçi D.G.’nin savcılıkta verdiği ifade ortaya çıktı. İfadesinde, B.Y. isimli şahsın aracılığıyla Y.A. ve D.S. ile tanıştığını, arkadaş olduklarını söyleyen D.G., “Benden bu zamana kadar herhangi bir şey istememişlerdi. 23 Haziran’ı 24 Haziran’a bağlayan gece, birlikte ikamet ettiğim B.Y.’yi, Y.A. ve D.S. arayarak bir öldürme işi olduğunu, yapıp yapamayacağımızı sordular. Biz de yapabileceğimizi söyledik. Bunun üzerinde haber beklememizi söyleyerek telefonu kapattılar” dedi.
“Bizi Yunanistan’a alacaklarını, para, araba ve ev vereceklerini söylediler”
24 Haziran Pazartesi günü B.Y.’nin telefonu üzerinden kendisiyle iletişime geçildiğini aktaran D.G., “Bize bir şahsı silahla öldüreceğimizi, bunun karşılığında bizi Yunanistan’a alacaklarını, para, araba ve ev vereceklerini söylediler. Zaten bizim ailemizle aramız bozuk olması sebebiyle B.Y. ile birlikte bekar evine çıkmıştık. Orada birlikte yaşıyorduk. Bu teklifi kabul ettik. Ben daha önce böyle bir olaya karışmamıştım. B.Y.’ye kendisine emanet teslim edileceğini söylemeleri üzerine B.Y. evden çıkarak bir yere kadar gitti ancak nereye gittiğini bilmiyorum. Eve döndüğünde yanında telefon, 2 tabanca ve bir miktar para vardı. Bizimle B.Y.’de bulunan telefon üzerinden iletişime geçmeye başladılar. Kartal’da bulunan bir otele gitmemizi ve bize haber verilinceye kadar o otelde konaklamamızı söylediler. Kendi imkanlarımızla otele gittik. Otele gittikten sonra otelden dışarıya hiç çıkmadık. Sadece olay gününden bir gün önce Y.A. bizi arayarak otelin önüne taksi gönderdiğini, bu taksiye binmemizi, olayı gerçekleştireceğimiz yere giderek iyice öğrenmemizi söyledi. Biz de otelin önüne göndermiş olduğu taksiye binerek olay yerine gittik. Keşif yaptıktan sonra otele geri döndük ve o gece hiç uyumadık” diye konuştu.
“Şoför camından içeriye doğru bir el ateş ederek koşmaya başladım”
Olay günü D.S. ve Y.A’nın kendileriyle iletişime geçerek vaktin geldiğini, artık denileni yapmaları gerektiğini ifade ettiklerini anlatan D.G., otele çağrılan taksiye binerek, kendilerine gönderilen konuma gittiklerini vurguladı. Adreste B.Y. ile beklemeye başladıklarını söyleyen D.G., “B.Y. biraz korktu. Bu nedenle kendisinin beni biraz ileride bekleyeceğini, bir problem olması halinde beni kollayacağını söyledi. Şahsın aracına bindiğinde benim ateş edip koşmaya başladığımı, onun da benimle birlikte koşmaya devam edeceği konusunda B.Y. ile anlaştık ve beklemeye koyulduk. Ben şahsın evden çıktığını gördükten sonra arabaya binmesini bekledim ve arabaya biner binmez kapalı olan şoför camından içeriye doğru bir el ateş ederek koşmaya başladım. Ölüp ölmediğini o an bilmiyordum. Şahsı da tanımıyorum. Ben koşarken arkama birkaç kişi takıldı ve beni kovalamaya başladılar ancak B.Y. ile birlikte koşarak bu şahısları atlattık. Peşimizden kimsenin gelmediğinden emin olduktan sonra yanımızda bulunan silahları duvarın dibine saklayarak yolumuza devam ettik. Tenha bir tır garajı bularak oradaki bir tırın arkasına saklandık. B.Y’de bulunan telefonla D.S. ve Y.A’yı arayarak işi hallettiğimizi söyledik. İstemeleri üzerine konum gönderdik ve beklemeye başladık. Zaten taksi bizi almak için bekliyormuş, hızlıca geldi. Gelen taksiciyi daha önce görmedim. Hiçbir şey sormadan bizi aldı” ifadelerini kullandı.
“Herkes işinin ne olduğunu biliyordu ve sadece işini yaptı”
D.G., cinayetin ardından taksiye binerek Pendik’e doğru yola çıktıklarını ve bu sırada tanımadıkları bir şahsı daha araca aldıklarını aktardı. Bu şahsın Pendik’te bulunan bir evi tarif ederek, kendilerini o adrese götürdüklerini dile getiren D.G., “Evde kapıyı açamadık ve bu esnada Y.A. ve D.S. bizi arayarak başka bir ev bulduklarını, o eve gideceğimizi, bize taksi göndereceğini ve o taksiye binmemizi söyledi. Kapının önünde indiğimizde önlü arkalı 2 taksi beklemekteydi. Bize hangi taksiye bineceğimiz söylenmemişti. Biz arkada duran taksiye bindik ve bize gönderilen konumu taksiciye gönderdik. Biz o taksiye B.Y. ile ikimiz bindik, diğer şahıs kapıyı açamayınca gitti. Taksici belirtilen konuma bizi götürdü ve orada daha sonradan ismini E. olarak öğrendiğim şahısla buluştuk. E. bizi alarak yakalanmış olduğumuz ikamete götürerek bizi buraya yerleştirdi. Ne taksideyken ne de E. ile hiçbir şey konuşmadık. Herkes işinin ne olduğunu biliyordu ve sadece işini yaptı. Eve vardıktan sonra ben direkt uyudum ve uyandığımda kapıda polislerin olduğunu gördüm. Yaptığım şey için çok pişmanım. Bu olayı yapmamızı D.S. ve Y.A. bizden istediler. Zaten onlar Yunanistan’da firari durumda olup, sürekli yan yanadırlar. Otelde kaldığımız süre zarfında bu kişilerle pek çok kez telefonda konuştum. Bu nedenle bu şahısların kimlik bilgilerinden eminim” şeklinde konuştu. – KOCAELİ
]]>KOCAELİ’de Fevzi Çakmak Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Mahir Çoğaç’ın (48) öldürüldüğü olayda silahı kullanan D.G.’nin (17) savcılıkta verdiği ifadeye DHA ulaştı. Cinayet emrini Yunanistan’da firari durumda olan D.S. ve Y.A.’nın verdiğini iddia eden D.G., “Bize bir şahsı silahla öldüreceğimizi, karşılığında bizi Yunanistan’a alacaklarını, para, araba ve ev vereceklerini söylediler” dedi. D.G., olaydan 1 gün önce caddede keşif yaptıklarını, olayın ardından taksiyle İstanbul’daki bir eve gittiklerini anlatarak, “Herkes işinin ne olduğunu biliyordu ve sadece işini yaptı” ifadelerini kullandı. Ölüm emrini veren D.S. ve Y.A.’nın ‘Bayğaralar Çetesi’ ile bağlantısı araştırılıyor.
Olay, 26 Haziran sabahı, Çayırova ilçesi Çayırova Mahallesi Fatih Caddesi’nde meydana geldi. Fevzi Çakmak Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olan Mahir Çoğaç, okula gitmek için evinden çıkıp, caddede park halinde olan kendisine ait otomobile bindi. Çoğaç, emniyet kemerini takarken, caddenin karşısında yaklaşık 1 saat bekleyen şüpheli, aracın yanına gelip, Çoğaç’ın başına tabancayla 1 el ateş ettikten sonra yaya olarak kaçtı. İhbarla bölgeye sevk edilen ambulansla Gebze Fatih Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Mahir Çoğaç, kurtarılamadı. Çoğaç’ın cenazesi, 27 Haziran’da görevli olduğu okulda yapılan törenin ardından, aynı ilçedeki Akse Mezarlığı’nda toprağa verildi.
3 İLDE 11 KİŞİYE YÖNELİK OPERASYON
Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, olayla ilgili çalışma başlattı. Ekipler, teknik ve fiziki takibin ardından olay günü saldırgan ile olay sırasında yanında bulunan şüpheliyi gözaltına aldı. İfadeler doğrultusunda soruşturmayı genişleten ekipler, 27 Haziran’da Kocaeli, İstanbul ve Adana’daki operasyonlarda 9 kişiyi daha gözaltına alıp Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü’ne getirdi. 1 Temmuz’da işlemleri tamamlanan, cinayeti işlediği belirlenen D.G. ile diğer şüpheliler B.Y. (20), O.D. (18), H.Z. (22), E.K. (32), M.Ç. (27), L.A. (44), M.Ö. (24), A.H. (53), E.B. (39) ve T.Ö., ifadelerinin alınmasının ardından Gebze Adliyesi’ne sevk edildi. Hakim karşısına çıkan şüphelilerden cinayeti işleyen D.G. ile B.Y., M.Ç., O.D., H.Z., T.Ö., E.K., M.Ö. tutuklanırken, L.A., A.H. ve E.B. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
‘BAYĞARALAR ÇETESİ’ İDDİASI
Cinayetin Adana’da ‘Bayğaralar Çetesi’ olarak bilinen çeteyle bağlantısı olduğu iddia edildi. Mahir Çoğaç’ın kardeşi Emin Çoğaç’ın, 13 Ocak 2020’de Adana’daki bir kafede Baygara ailesinden Bedirhan Bayğara’nın (36) öldürülmesi olayının şüphelilerinden biri ve firari olduğu ortaya çıktı. Bu cinayetin ardından uzun yıllardır husumetli olan Çoğaç ve Bayğara aileleri arasında zaman zaman silahlı çatışmaların yaşandığı öğrenildi. Bedirhan Bayğara’nın öldürülmesinin ardından ‘Bayğaralar Çetesi’ tarafından Emin Çoğaç’ın ağabeyi Mahir Çoğaç’ın ölüm emrinin verildiği öne sürüldü.
TETİKÇİ ÖLDÜRDÜ
İddiaya göre ölüm emri sonrası Kocaeli’nin Çayırova ilçesine gelen çete üyesi D.G. ve B.Y. (20), Mahir Çoğaç’ı takibe aldı. Tetikçi olan D.G., evinin önündeki caddede otomobiline binen Mahir Çoğaç’ı başına tabancayla 1 el ateş açıp öldürdü. Bu sırada B.Y.’nin de caddenin karşısında gözcülük yaptığı öne sürüldü. Cinayetin tetikçisi D.G. ve olay anında gözcülük yaptığı değerlendirilen B.Y., aynı gün Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından İstanbul’da, operasyonla yakalandı. Bu arada örgütün elebaşı, kırmızı bültenle aranan ve mayıs ayında Yunanistan’da yakalanan Ramazan Bayğara’nın, Mahir Çoğaç’ın ölüm emrini veren isimlerden biri olduğu da iddia edildi.
‘ÖLDÜRME İŞİ OLDUĞUNU, YAPIP YAPAMAYACAĞIMIZI SORDULAR’
Cinayetin tetikçisi D.G.’nin Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifadeye DHA ulaştı. İfadesinde, emri Yunanistan’da firari bulunan Y.A. ve D.S.’nin verdiğini iddia eden D.Y., “Çok eskiden beri tanıdığım B.Y.’nin aracılığıyla geçmiş tarihlerde Y.A. ve D.S. ile yüz yüze tanışarak arkadaş olduk. Benden bu zamana kadar herhangi bir şey istememişlerdi. 23 Haziran’ı 24 Haziran’a bağlayan gece, birlikte ikamet ettiğim B.Y.’yi, Y.A. ve D.S. arayarak bir öldürme işi olduğunu, yapıp yapamayacağımızı sordular. Biz de yapabileceğimizi söyledik. Bunun üzerinde haber beklememizi söyleyerek telefonu kapattılar” dedi.
Cinayet sonrası Yunanistan’da para, araba ev vaadinde bulunduklarını anlatan D.Y., “24 Haziran Pazartesi günü sabah saatlerinde B.Y.’nin telefonu üzerinden bizimle iletişime geçtiler. Bize bir şahsı silah ile öldüreceğimizi, bunun karşılığında bizi Yunanistan’a alacaklarını, orada bize para, araba ve ev vereceklerini söylediler. Zaten bizim ailemizle aramız bozuk olması nedeniyle B.Y. ile birlikte bekar evine çıkmıştık, orada birlikte yaşıyorduk. Bu teklifi kabul ettik. Ben daha önce böyle bir olaya karışmamıştım. B.Y.’ye kendisine emanet teslim edileceğini söylemeleri üzerine B.Y. evden çıkarak bir yere kadar gitti, ancak nereye gittiğini bilmiyorum. Eve döndüğünde yanında 1 adet telefon, 2 adet tabanca ve bir miktar para vardı” ifadelerini kullandı.
Aldıkları talimatları da anlatan D.Y., “Bizimle B.Y.’de bulunan telefon üzerinden iletişime geçmeye başladılar. Bize Kartal’da bulunan bir otele gitmemizi ve bize haber verilinceye kadar o otelde konaklamamızı söylediler. Biz de kendi imkanlarımız ile otele gittik. Otele gittikten sonra otelden dışarıya hiç çıkmadık. Sadece olay gününden 1 gün önce Y.A. bizi arayarak otelin önüne taksi gönderdiğini, bu taksiye binmemizi, olayı gerçekleştireceğimiz yere giderek iyice öğrenmemizi söyledi. Biz de otelin önüne göndermiş olduğu taksiye binerek olay yerine gittik. Keşif yaptıktan sonra otele geri döndük ve o gece hiç uyumadık” dedi.
‘B.Y. İLE ANLAŞTIK VE BEKLEMEYE KOYULDUK’
Cinayetin işlendiği günü anlatan D.Y. ifadesinde şunları söyledi:
“Sabah saatlerinde D.S. ve Y.A. bizimle iletişim kurdular ve vaktin geldiğini, denileni yapmamız gerektiğini söylediler. ‘Tamam’ dedik ve onların çağırmış olduğu, otelin kapısına gelen ticari taksiye binerek bize gönderilen konuma yeniden gittik. Orada B.Y. ile bir süre oturarak beklemeye koyulduk ancak B.Y. biraz korktu. Bu nedenle kendisinin beni biraz ileride bekleyeceğini, bir problem olması halinde beni kollayacağını söyledi. Şahsın aracına bindiğinde benim ateş edip koşmaya başladığımı, onun da benimle birlikte koşmaya devam edeceği konusunda B.Y. ile anlaştık ve beklemeye koyulduk. Ben şahsın evden çıktığını gördükten sonra arabaya binmesini bekledim ve arabaya biner binmez kapalı olan şoför camından içeriye doğru 1 el ateş ederek koşmaya başladım. Ölüp ölmediğini o an bilmiyordum. Şahsı da tanımıyorum. Ben koşarken arkama birkaç kişi takıldı ve beni kovalamaya başladılar ancak B.Y. ile birlikte koşarak bu şahısları atlattık. Peşimizden kimsenin gelmediğinden emin olduktan sonra yanımızda bulunan silahları duvarın dibine saklayarak yolumuza devam ettik. Tenha bir TIR garajı bularak oradaki bir TIR’ın arkasına saklandık. B.Y.’de bulunan telefon ile D.S. ve Y.A.’yı arayarak işi hallettiğimizi söyledik. İstemeleri üzerine konum gönderdik ve beklemeye başladık. Zaten taksi bizi almak için bekliyormuş, hızlıca geldi. Gelen taksiciyi daha önce görmedim. Hiçbir şey sormadan bizi aldı.”
‘PENDİK’TE TANIMADIĞIM BİR ŞAHSI DAHA ARABAYA ALDIK’
Olay sonrası taksiyle İstanbul’a gittiklerini de anlatan D.Y., “Taksiyle Pendik tarafına doğru yola çıktık ve Pendik köprüsünün altında tanımadığım bir şahsı daha arabaya aldık. Bu şahıs Pendik’te bulunan bir evi tarif ederek eve götürdü. Evde kapıyı açmaya çalışırken kapıyı açamadık ve bu esnada Y.A. ve D.S. bizi arayarak başka bir ev bulduklarını, o eve gideceğimizi, bize taksi göndereceğini ve o taksiye binmemizi söyledi. Kapının önünde indiğimizde önlü arkalı 2 taksi beklemekteydi. Bize hangi taksiye bineceğimiz söylenmemişti. Biz arkada duran taksiye bindik ve bize gönderilen konumu taksiciye gönderdik. Biz o taksiye B.Y. ile ikimiz bindik, diğer şahıs kapıyı açamayınca gitti” dedi.
‘HERKES İŞİNİN NE OLDUĞUNU BİLİYORDU VE SADECE İŞİNİ YAPTI’
Polis ekipleri tarafından yakalandığını söyleyen D.Y., “Taksici belirtilen konuma bizi götürdü ve orada daha sonradan ismini Erdal olarak öğrendiğim şahıs ile buluştuk. Erdal bizi alarak yakalanmış olduğumuz ikamete götürerek bizi buraya yerleştirdi. Ne taksideyken ne de Erdal ile hiçbir şey konuşmadık. Herkes işinin ne olduğunu biliyordu ve sadece işini yaptı. Eve vardıktan sonra ben direkt uyudum ve uyandığımda kapıda polislerin olduğunu gördüm. Yaptığım şey için çok pişmanım” ifadelerini kullandı.
‘ZATEN ONLAR YUNANİSTAN’DA FİRARİ’
D.Y., ayrıca, Çoğaç’ın öldürülmesiyle ilgili, “Bu olayı yapmamızı D.S. ve Y.A. bizden istediler. Zaten onlar Yunanistan’da firari durumda olup, sürekli yan yanadırlar. Otelde kaldığımız süre zarfında bu kişiler ile pek çok kez telefonda konuştum. Bu nedenle bu şahısların kimlik bilgilerinden eminim” dedi. Savcılık, D.S. ve Y.A.’nın Bayğaralar Çetesi ile ilişkisi olup olmadığını araştırıyor.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
]]>Olay, 15 Ağustos 2020 ile 10 Temmuz 2022 tarihleri arasında Kayseri’de meydana geldi. Baba C.Y. (39), oğlu R.Y.’nin (6) 15 Ağustos 2020’de ranzadan düşerek ölmesi sonrası kızı B.Y.’nin ve eşinin davranışlarından şüphelenerek, eve ses kayıt cihazı koydu. Ses kayıt cihazında Fatma Y.’nin, üvey kızı B.Y.’ye farklı tarihlerde hakarette bulunup, eziyet ettiği ve insan dışkısı yedirdiği ortaya çıktı. CY.’nin şikayeti üzerine eşi Fatma Y. hakkında ‘eziyet’ suçundan dava açıldı. Kayseri 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuksuz sanık Fatma Y., B.Y. ve C.Y.’nin avukatı Mustafa Avşar hazır bulundu. Fatma Y., “İddia edildiği gibi B.Y.’ye hiçbir kötü muamelem olmadı. C.Y. ile ikinci evliliğimi yaptım. Babası ile evlendiğimde B.Y., 2 yaşındaydı. Ses kaydı alındıktan sonra 2 sene daha evli kaldık. Bir kez boşandık, tekrar evlendik. Böyle bir şey yapmış olsaydım, B.Y.’nin babası benimle ikinci kez evlenmezdi” dedi.
‘HAKARET EDİP, OKLAVAYLA DÖVERDİ’
Üvey annesinin kendisine şiddet uyguladığını anlatan B.Y., “Banyoda saçımızı çekiyordu. Kafamızı suya daldırıp, orada bekletiyordu. Babam işten dönünce bize iyi davranıyordu. Hakaret edip, oklavayla döverdi. Tuvaleti yedirirdi, acı biber yedirirdi” diye konuştu. Mahkeme hakimi, sanık Fatma Y.’yi, ‘çocuğa karşı eziyet’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim, sanığın daha önce mahkumiyetinin bulunması, suç konusunun önem ve değeri nazara alınarak sanığın etkin pişmanlık gösterip, yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşmadığından sanık hakkında ‘iyi hal’ indirimi yapmadı. Avukat Mustafa Avşar’ın, sanığın en üst sınırdan ceza alması gerektiği gerekçesiyle karara itiraz edip, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdığı öğrenildi. Diğer yandan B.Y.’nin babası ile Fatma Y.’nin boşanma aşamasında olduğu, davalarının sürdüğü belirtildi.
‘2 YIL EZİYETE UĞRAMIŞ’
Karar sonrası B.Y.’nin babası C.Y. ilk kez DHA’ya konuştu. İlk evliliğinden 2 çocuğunun olduğunu, oğlu Recep’in 2020 yılında ranzadan düşerek hayatını kaybettiğini anlatan C.Y., “Oğlumu kara toprağa verdim. Kızımın da davranışlarında değişiklikler görünce evime ses kaydı koymak zorunda kaldım. Kızımın çok ciddi bir eziyete maruz kaldığını üzülerek tespit ettim. Evladım maalesef ki 2 yıl eziyete uğramış. Bunu öğrendikten sonra avukatlarımla yasal sürece başvurdum. Kesinlikle verilen kararı iyi bulmuyorum. Sanığın aldığı 5 yıl hapis cezası çok az. Sanık değil 5 yıl, 15 yıl ceza alsa da evlatlarımın gözünden akan bir damla yaşın karşılığı olamaz. Dosyanın emsal durum olması, ülkemdeki diğer evlatların korunması için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağım. Evlatlarıma çektirdiklerinin karşılığı olmasa da sanığın tutuklanmasını ve en yüksek cezayı almasını istiyorum” dedi.
‘NE ZAMAN ADALET YERİNİ BULACAK’
Kızı B.Y.’nin psikolojisinin bozulduğunu anlatan C.Y., “Kızım, sürecin başından beri psikolojik tedavi görüp, terapi alıyor. İlk zamanlarda altına kaçırıyor ve sürekli ağlıyordu. Tedavisi için elimden geleni yapıyorum. Her iki çocuğum eziyet çekti. Oğlum Recep sanık ile aynı evdeyken vefat etti. Kızım 2 yıl boyunca eziyete maruz kaldı. Sanık 5 yıl hapis cezası alıp, duruşma salonundan gülerek çıkıp gitti. Sanık elini kolunu sallayarak gezerken; kızım ile psikolog kapılarında bekliyorum. Yetkililere sesleniyorum. Sizin evlatlarınız et-balık yerken; benim kızıma bu sanık tarafından dışkısı yedirilmiştir. Bu durum hak mıdır? Ne zaman adalet yerini bulacaktır? Evladımın acısı dinecek midir? Yalnızca benim çocuğum için değil, tüm eziyete uğrayan yavrularımız için adalet istiyorum” diye konuştu.
‘İLK DEFA BÖYLE BİR ŞEY İLE KARŞILAŞTIM’
Ailenin avukatı Mustafa Avşar ise şöyle konuştu:
“Yıllarca avukatlık yapmış, daha öncesinde de savcılık yapmış biri olarak bu dosya bazında duygulara hakim olmak çok mümkün değildi. Çocuk, 2 yıl boyunca yaşadığı eziyeti doğal bir eylem gibi anlatıyordu. Çünkü çocuk, eziyeti doğal olarak karşılamaya başlamıştı. Bu durumu görünce bir avukat olarak değil, bir baba hassasiyeti ile yaklaştım. Mahkemede sanığın tutuklanması için elimizden geleni yaptık. Savcı da bizim talebimiz doğrultusunda talepte bulundu ama mahkeme, sanığın muhtemelen diğer çocuklarını göz önünde bulundurarak tutuklama kararı vermedi. Müvekkilimizin diğer çocuğu Recep’in de maruz kaldığı durumlar örtbas edilmiştir. İnşallah üst mahkemeden hak ettiği cezayı almasını temenni ediyoruz. Verilen ceza, kızımızın yaşadıklarını geri getirmeyecektir. Bu davanın sonunda vefat eden Recep’in de dosyası yeniden gündeme gelecektir ve sanık hak ettiği cezayı çekecektir. 15 yıldır ceza hukuku ile ilgilenmeme rağmen ilk defa böyle bir şey ile karşılaştım. Çünkü çocuğun anlattığı her şey insanın içini paramparça eden cinstendi.”
]]>