“DEVLETİN UYGULADIĞI FAİZ CAİZ Mİ?” DİYE SORDU
21 Mayıs 2024 tarihli Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı Kararı ile kamu alacakları için gecikme zammı oranı aylık yüzde 3,5’ten yüzde 4,5’e, çıktı. Artışla birlikte yıllık faiz oranı ise yüzde 54 oldu.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, uygulanan bu zamla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir yazı yazarak, uygulanan faizin caiz olup olmadığına yönelik sorular yöneltmişti. Özcan’ın, yazdığı yazıya Diyanet’ten yanıt geldi.
“ÖLÜNCE KEFENİMİN CEBİNE BU YAZIYI KOYACAKLAR”
Diyanet verdiği cevapta, “Gecikme zammı ve faizinin alınmasının caiz olduğu” ifade edildi. Bu cevabı paylaşan Özcan,”Yırttık… Artık belediyelerin faiz almasının günahı ve vebali Diyanet İşleri Başkanlığı’na aittir. Vasiyet ettim, ölünce kefenin cebine bu resmi yazıyı da koyacaklar…” dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’a cevabı şu şekilde;
“İlgi yazınızda bahsi geçen konu değerlendirilmiş olup hazırlanan cevap aşağıya çıkarılmıştır.
İslam’a göre faiz haramdır. Bu zaruret bulunmadıkça faiz olmak veya vermek caiz değildir. Zaruret ise; kişinin kendi ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin sağlık ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlayan vazgeçilmezlerdir. Bu konuda gerçek veya tüzel kişilerde yapılan faiz akdi arasında fark yoktur.
“GECİKME ZAMMININ MALİ CEZA HÜKMÜNDE KABUL EDİLMESİ MÜMKÜN”
Öte yandan vergi borcu ile elektrik, telefon, su, doğalgaz gibi kamu hizmetlerine ait borçların zamanında ödenmemesi halinde yasal ‘gecikme zammı’ uygulandığı bilinmektedir. Farklı görüşler bulunmakla birlikte bazı İslam alimleri, birtakım suçlara karşı devletin mali bir ceza uygulayabileceğini ifade etmişlerdir.
Buna göre vergi borcu ile elektrik, su, doğalgaz gibi devlet namına yapılan kamusal hizmetlerden kaynaklanan borçların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak gecikme zammının bir çeşit “mali ceza” hükmünde kabul edilmesi mümkündür. Zira bu uygulama ile kamu hizmetlerinin devamının sağlanması, oluşabilecek zararların önlenmesi ve borcunu zamanında ödeyenlerin aleyhine bir haksızlığın oluşmaması amaçlanmaktadır.
Diğer yandan sözleşmelerdeki temel kural, kullanılan ifadelerden daha çok sözleşmeye taraf olanların maksadı ve işlemin yapısal özelliğidir. Fakihler bu kuralı “Ukudda itibar, makasıd ve meaniyedri; elfaz ve mebaniye değildir/Akidlerde (sözleşmelerde), sözlere ve şekillere değil; maksat ve manalara itibar edilir.” (Mecelle, 3.madde) cümlesiyle ifade etmişlerdir. Bilginizi rica ederim.
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Dr. Fatih Mehmet Aydın”
Özcan’ın Diyanet’e gönderdiği yazıda şu ifadeler yer almıştı;
21 Mayıs 2024 tarih 8484 Sayılı Karar numarası ile 6183 sayılı amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan gecikme zammı oranının, her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere %4,5 olarak belirlenmesine, 6183 sayılı Kanunun mezkûr maddesi gereğince Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenmiştir.
BAKARA SURESİNDEN ÖRNEK VERDİ
Bakara Suresi’nin 275. Ayeti’nde, Allahü Teala “FAİZİ” haram kılmıştır. Faizcilik yapanların ömür boyu cehennemden çıkamayacakları hükmedilmiştir.
Ayrıca Tesfir (Kur’an Yolu) Açıklamasında; “…Cemiyet hayatının düzgün, dengeli ve insanca yürüyebilmesi için çok önemli bulunan dört temel kural ve tedbirden birincisi olan infak ve sadaka bundan önceki âyetlerde canlı ve açık bir üslûpla ortaya konmuştur. İkincisi israfın yasaklanmasıdır ve birçok âyette bu yasak ifadesini bulmuştur. Üçüncüsü ise daha önceden yasaklanan, burada da kesin ve şiddetli bir üslûpla yasaklanması pekiştirilen faizciliktir. Bu kuralların başında da birçok âyet ve hadiste teşvik edilmiş bulunan “kişinin el emeği ve alın teriyle geçimini sağlamaya çalışması” kuralı vardır. Bu dört tedbir ve kural arasındaki ilişki sebebiyle olmalıdır ki, infakla ilgili âyetlerin arkasından faiz yasağına geçilmiştir. Ayrıca faizle infak ve sadaka arasında, birincisinin karşılıksız almak, ikincisinin ise karşılıksız vermekten ibaret olması şeklinde bir zıtlık ilişkisi de vardır.”
Cumhurbaşkanlığı Kararı ile her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere %4,5 oranına yükseltilen faiz oranı, yıllık % 54 oranına tekabül etmekle birlikte iş bu fahiş faiz oranı ile ilgili;
1- Yukarıda belirtmiş olduğumuz Cumhurbaşkanlığı Kararına istinaden idaremizce uygulanmak zorunda olunan faiz haram mıdır?
2- Kamu hizmetlerinden kaynaklanan alacaklara faiz uygulanması caiz midir?
3- İlgili Cumhurbaşkanlığı kararına istinaden uygulanmak zorunda kalınan faiz sebebi ile dinimizce kesinlikle haram kılınmış olan faizciliğe aracılık ettirilmiş mi oluyoruz?
Belirtilen hususlarında tereddütler hasıl olduğundan, belirtilen hususlarda Başkanlığınızdan ivedi olarak görüş bildirilmesi hususunda;
Gereğini arz ederim.
]]>Sözcü’de yer alan habere göre; Pedagoglar eşliğinde kendisine zorla tecavüz eden sanıkları isim isim teşhis eden F.B’nin mahkeme ifadesi şöyle:
– E.Ş: Her seferinde zorla tehdit ve şantajla bana tecavüz etti. Gelmezsen ailenden birine zarar veririz dedi. Gitmediğimde yolda yürürken üzerime araba sürüp ezmeye çalıştı.
– M.S: Kırtasiyecidir. Tehditle beni ıssız yerlere götürüyordu. Sayısını hatırlamıyorum, ancak 6 kez benimle cinsel ilişkiye girdi.
– B.B: Kendi evine götürüp 2 kez ilişkiye girdi
– Y.A: Evin damında benimle 3 kez ilişkiye girdi. Yanında bir kişi daha vardı, onu tanımıyorum, o da benimle ilişkiye girdi. Annem bana neden dışarı çıktığımı soruyordu. Bende hava almaya çıktığımı söylüyordum. Çünkü babamın ölümünden sonra ailemi öldüreceklerini söylüyorlardı.
– R.E: Beni bıçakla tehdit edip şantaj yaparak zorla PTT binasının arkasında cinsel ilişkiye girdi. Bir defasında da PTT’nin arkasında minare denilen ıssız bir yere götürüp tecavüz etti, Burası bağırsanız da kimsenin duyabileceği bir yer değil. Uyuşturucu kullananların gittiği bir yerdir.
“ÜZERİMDE SİGARA SÖNDÜRÜP KEMERLE DÖVDÜLER”
– M.Y: Issız bir yerde bana tecavüz etti, sonra PTT arkasındaki minarenin orada benimle 4 kez tehdit ve şantajla ilişkiye girdi.
– S.A: Anadolu lisesinin önünde yürürken beni görünce ağzımı kapatarak beni orada bulunan bir evin damına çıkarıp tecavüz etti. Hastanede çalışan arkadaşı S.E’yi de çağırdı. İkisi de uyuşturucu içtikten sonra bana zorla tecavüz ettiler.
– A.K: Beni eve kapatıp kemerle bağladıktan sonra 2 kez tecavüz etti. Bir kez de ıssız bir yerde araç içinde bana tecavüz etti.
– S.E: Beni bir evin damına çıkarıp 3 kişi ile birlikte zorla bana tecavüz ettiler. Ağzımı yazma ile bağladılar. Gece olunca beni minare dediğimiz yere götürdüler. Burada ateş yakıp bira içtiler. Ben ağlayıp eve gitmek istedim, onlarda beni Diyarbakır’a götüreceklerini söyledi. Sonra başka zaman kendileriyle gideceğimi söyleyip kendilerini kandırıp eve gittim ve bir daha dışarı çıkmadım.
– H.Ç: Kendisiyle kaç kez ilişkiye girdiğimi hatırlamıyorum. Beni Kulp çayı kenarına götürüp tecavüz ediyordu. Bir gün bana tecavüz etti, sonra yanındaki 3 kişi sırayla bana tecavüz etti. Beni başkalarıyla ilişkiye zorluyordu, ilişkiye girdikten sonra bana eziyet ediyorlardı. Üzerimde sigara söndürüp dövüyorlardı. Eve gitmek istediğimde kemerle beni dövüyorlardı. Anneme, ağabeyime zarar vereceklerini söylüyorlardı. Annemin dikkatini çekmişti, neden bu haldesin, nereye gidiyorsun diye sordu.
Sanıklar ve aileleri beni şikayetimden vazgeçirmek için tehdit ediyorlar. 1 kişi hariç tüm sanıkları emniyet müdürlüğünde teşhis ettim ve hepsi bana ayrı ayrı tecavüz ettiler. Bana tecavüz olayları babamın ölümünden 2 ay sonra başladı.
“OKUL ÖNÜNDEN ALIP İNŞAATLARA GÖTÜRDÜLER”
Bana tecavüz edenler beni zorla başkalarıyla birlikte olmaya zorlayarak birbirlerine para karşılığı pazarlıyordu. Bir gün içinde defalarca tecavüze uğradığım oldu. Karnıma bıçak dayayıp beni götürüp ilişkiye giriyorlardı. Hiç hamile kalmadım. H.Ç bana 25 kez tecavüz etti. Beni okul önünden alıp inşaatlara, tenha yerlere götürüp defalarca tecavüz ettiler. Çünkü beni her tehdit eden kişi, bir önceki gün bana tecavüz eden kişinin adını verip onunla birlikte olsun, benimle de olacaksın diyerek tehdit ve şantajda bulunuyordu.
“BAZEN 3’ER 4’ER KİŞİ BENİMLE BERABER OLUYORDU”
Bazen 3’er 4’er kişi birlikte benimle beraber oluyordu. Arkadaşım N.Y’nin de tecavüze uğramasıyla polise giderek şikâyetçi oldum. Annemi dövdüler, şikayetten vazgeçmesi için para teklif ettiler. Yurtta kalmak istemiyorum, beni annemin yanına gönderin.
VÜCUDU DARP İZLERİYLE DOLUYDU
F.B’nin öğretmeni A.C mahkemedeki ifadesinde, “Bizim öğrencimizdir, zihin problemiyle ilgili rehabilitasyon merkezine gelirdi. Beni çok sevdiği için ders dışında da beni ziyarete gelirdi. Sürekli uzun kollu ve etek giyinirdi. Son dönemde başını da kapatmıştı. Özellikle sağ kolu omzuna kadar darp iziyle doluydu. Sağ elinin üstünde bileğe kadar çizikler, boynunda morluklar ve tırnak izleri vardı. Darp izlerinin ağabeyinden kaynaklandığını söylüyordu. Vücudundaki morluklar 2-3 haftada bir oluyordu” dedi.
SANIKLAR “İFTİRA KURBANIYIZ” DEDİLER
Sanıkların tümü F.B’yi tanımadıkları, kendisiyle cinsel ilişkiye girmediklerini belirterek iftira kurbanı olduklarını belirterek beraatlarını istedi. Geriye dönük HTS kayıtlarını inceleyen mahkeme, sanıkların birçoğunun mağdur kızın annesini defalarca aradıkları tespit edildi.
SAF ÇOCUKSU VE ÇABUK KANDIRILABİLİR KİŞİLERDENDİR
Çocuk izleme merkezindeki uzman psikolog tarafından tutulan gözlem raporunda, F.B’nin normal mental kapasiteye sahip olmadığı, zeka yaşının gerçek yaşına uygun olmadığı, gerçek yaşından daha düşük bir zekaya sahip olduğu, saf ve çocuksu diye tabir edilen kişilerden olduğu, çabuk kandırılabilir olduğu bildirildi. Gerçeği ve geleceği ayrıntılı irdeleme ve planlamada zorluk yaşayan, düşünce sürecinde istikrarsızlık yaşayan, çevrede tembel, haylaz, dikkatsiz olarak bilinen kişilerden olduğu, gerçeği algılamada zorluk çektiği, anlattıklarının gerçek olabileceği, çevredekiler tarafından kandırılmış olabileceği, cinsel istismara uğramış olabileceği ifade edildi.
Adli tıp kurumunca iç beden muayenesinde ise, mağdurun kızlık zararının yırtık olduğu, anal bölgeden de livataya maruz kaldığı ve eski yırtık olduğu rapor edildi. Akran ilişkilerinde kısıtlılık yaşadığı, entelektüel kapasitesinde kısıtlılık olduğu, öz bakım becerilerinde kısıtlılık olduğu, hafif düzeyde mental retardasyon olduğu, engelli durumunun tüm bunlar dikkate alınarak yüzde 50 olduğunun tespit edildiği, maruz kaldığı cinsel istismara ilişkin, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediği bildirildi.
UZUN ZAMAN GEÇMİŞ İFADELERİ ÇELİŞKİLİ
Savcı mütalaasında tüm sanıkların delil durumuna göre, çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve cebir, şiddet, hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçundan cezalandırılmalarını istedi. Mahkeme, tanık ifadelerinin görgüye dayalı olmadığını, mağdur kızın ifadelerinin ise birbiriyle çeliştiğini, cinsel istismarın kesin tarihlerinin belirlenemediğini belirtti.
Mağdurun birden fazla tecavüze uğradığı tarihteki yaşı göz önüne alındığında olayın uzun zaman sonra adli makamlara intikal etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu vurguladı. Mahkeme, suç tarihi ile şikâyet tarihi arasında uzunca bir süre geçtiğini, mağdurun ifadelerinin somut delillerle desteklenmediğini, çelişkili ve soyut ifadeleri dışında somut ve ikna edici sanıkların cezalandırılmalarına yeterli delil bulunmadığını kaydetti.
Mahkeme, ATK raporuna göre anal; vajinal bölgedeki yırtık ve cinsel istismar bulgularının sanıklarca işlendiğine dair delil bulunmadığına vurgu yaparak, bu tespitlerin kendi başına sanıklarla ilişkilendirilemeyeceğinin altını çizdi.
RUH SAĞLIĞINI BAŞKALARI DA BOZMUŞ OLABİLİR
Sanıklara ait biyolojik bulguların elde edilmediğini, zira istismar olayının sanıklar haricinde başkaca kişiler tarafından da işlenmiş olabileceğine dikkat çekildi. Mağdurun sanıkları tümüyle de teşhis edemediğini belirten mahkeme, ruh sağlığının bozulduğuna dair rapor alınmış olsa da, ruh sağlığı bozukluğunun başka şekil ve kişilerle ilişkili olarak da meydana gelmiş olabileceğinin muhtemel olduğunu kaydetti. Sanıkların suçu işlediklerine dair şüpheden uzak kesin bir delil bulunmadığını bildiren mahkeme, aksi halde masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına aykırılık olacağı ifade edildi. Kuşkulu iddiaların, sanığın aleyhine yorumlanamayacağını belirten mahkeme, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşma gayesi nazara alındığında yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak ceza verilemeyeceğinden tüm sanıkların ayrı ayrı beraatlarına karar verdi. Mahkeme, kendini avukatla temsil eden sanıklara 29.800’er lira da vekâlet ücreti ödenmesine hükmetti.
ÜYE HAKİM MUHALİF KALDI: DELİLLER SABİT CEZA OLMALI
Üye hakim ise sanıkların cezalandırılması gerektiği yönünde karara muhalefet şerhi yazdırdı. Hakim, mağdurun ruh sağlığının bozulduğu ve istismara uğradığının ATK raporuyla sabit olduğunu, ayrıca zihinsel engelli olmasına rağmen beyanlarına itibar edilebileceğine dikkat çekti. Tecavüze uğradığı tarihte 15 yaşından küçük olduğunun kemik yaşıyla da tespit edildiğini, teşhis ve ifadelerine göre sanıkların cezalandırılmaları gerektiği için karara katılmadığını vurguladı. Dosya bölge istinaf mahkemesine gönderildi.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Bağcılar’da geçen yıl 11 yaşındaki kız çocuğunu iş yerinde istismar eden 60 yaşındaki sucu Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanmasına Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma savcısı, mütalaasını açıkladı. Mahkeme duruşmayı 4 Haziran 2024 tarihine erteledi. Bir sonraki duruşmada karar verilmesi bekleniyor.
Geçen yıl mayıs ayında okuldan çıkan 11 yaşındaki M.Y.’yi aracıyla kendisine ait su dükkanına götürüp burada alıkoyan ve taciz eden Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi. Dükkandaki ses yalıtımlı özel oda görüntülenirken Şenay’ın istismar görüntülerini kayda aldığı ortaya çıktı. Sanık hakkında hazırlanan iddianame, mahkemece kabul edildi. Metin Şenay, bugün hakim karşısına çıktı. Sadece vekaletnamesi olan avukatlar salona alındı. Koridorda kalan izleyiciler, “Çocuklar vatandır, vatanına sahip çık” şeklinde slogan attı. Sanık Diyarbkır Cezaevinden SEGBİS sistemiyle duruşmaya katıldı. Ayrıca iki mağdurun yakınları katıldı.
Duruşmada sanık Metin Şenay’ın ifadesi alındı. Ayrıca duruşmada mağdur çocuklarıdan birinin pedegog eşliğinde beyanları alındı. Mağdur annelerinden biri duruşmada sinir krizi geçirdiği öğrenildi. Anne salondan çıkarıldı.
Duruşma savcısı mütalaasını açıkladı.
Mahkeme heyeti sanığın tutukluluğuna devamına hükmederek duruşmayı 4 Haziran 2024 tarihine erteledi.
METİN ŞENAY HAKKINDA YÜZLERCE YIL HAPİS TALEBİ
İddianamede, şüpheli Metin Şenay’ın ilk mağdura yönelik işlediği “zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 10 yıl 6 aydan 36 yıl 9 aya kadar, “zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 63 yıldan az olmayacak ceza ve “müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçundan 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi. Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ayrı ayrı 18 yıl 4 aydan 62 yıl 1 aya kadar, “zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ayrıca 63 yıldan az olmayacak bir ceza ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da ayrı ayrı 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 6 yıldan 21 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 27 yıldan az olmamak üzere ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi. Şüphelinin ayrıca “çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi de istendi.
]]>Bahçeli, Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Alparslan Türkeş’in kabrine karanfil bıraktı, bakır ibrikle su döktü.
Çıkışta gazetecilere açıklama yapan Bahçeli, Türk milletinin Ramazan Bayramı’nı tebrik etti.
Yeni yüzyılın ikinci evresinde olduklarını belirten Bahçeli, Türkiye’nin devlet ve millet olarak çok büyük meselelerle karşı karşıya olduğunu, iç ve dış tehditler altında bulunduğunu kaydetti.
Devlet Bahçeli, Türkiye’nin asrın felaketi, büyük yangınlar, seller, bütün bunların yanında yıllardan beri devam eden terörle mücadelede de çok büyük mesafeler katettiğini belirterek, “Şimdi yeni bir süreçteyiz. Bu yeni yüzyılın ikinci evresi, Türk milletinin tekrar dirilişi, ayağa kalkışı, yükselişi ve milletler mücadelesinde layık olduğu yeri alması için milletçe bize bir vesile ortaya koymaktadır.” dedi.
Aritmetikte toplama, çıkarma, çarpma ve bölme olduğunu hatırlatan Bahçeli, “Çıkarma ile bölme küçültür, çarpma ile toplama büyültür. O sebepten dolayı Türkiye’nin birliğe, dirliğe, beraberliğe büyük ihtiyacı vardır. Türkiye’de siyasi kurumlarımız demokrasinin güçlenmesini hep beraber arzuluyorlarsa, önce ülkede siyasi istikrarı sağlamaları gerekiyor.” diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, siyasi partilerde bir karmaşa, bir çatışma, birbirlerine karşı aşırı derecede fitne, fesat ve iftiralarla yalan sömürüsü yapıldığını belirterek, “Bu gidişat iyi değildir.” dedi.
Bahçeli, bu nedenle gelecek dönemde siyasi partilerin, siyasi istikrarı önce kendi içlerinde sağlaması, sonra ülkeye siyasi istikrar getirmesi, daha sonra da büyük Türkiye’nin inşasında ortak iradesini ortaya koyarak güçlü bir Türkiye’nin yükselişine katkıda bulunması gerektiğini vurguladı.
Televizyonları yakinen takip ettiğini, dikkatle dinlediği konuşmacılar ve bilim insanlarının önemli yorumlar getirdiğini aktaran Bahçeli, “Fakat bu yorumların hepsi yerelleşme, cepheleşme ve ayrışmaya yönelik söylemlerle devam ediyor. Buna da son vermek lazımdır. Basın mensuplarımız, televizyon kurumlarımız, onların akşamları yapmış oldukları sabaha kadar süren değerlendirmeleri, Türkiye’nin bu hedefleriyle paralel olması ve aydınlatıcı, yol gösterici olması lazımdır. Buna dikkat edilmemektedir.” değerlendirmesini yaptı.
“Her seçim sonrası bir suçlu aranır”
Devlet Bahçeli, Türkiye’de siyasi tartışmaların, kongrelerin, partilerden ayrılmaların, yeni yeni adaylar ortaya çıkarmaların, geçmişte olduğu gibi süregeldiğini dile getirerek, “Her seçim sonrası bir suçlu aranır. Bu suçlu partilerin yönetiminde değil, partinin yönetiminin dışında unsurlar aracılığıyla partilerdeki yenileşmeye dayalı gayretlerle kendini göstermektedir.” dedi.
Altılı masanın Türk siyasi hayatında önemli bir örnek olduğunu belirten Bahçeli, altılı masaya dayalı olarak siyasi kurumların, geçmişteki kongrelerinde olduğu gibi şimdi de kongreleri yapma kararı alınırken, partileri yenileştirmeye, partileri başka türlü iklime sokmaya gayret gösteren söylemlerle muhatap olunduğunu söyledi.
Kendilerinden ayrılan bir grubun kurduğu İYİ Parti’nin Meclis’te temsil edilen siyasi bir kurum olduğunu anlatan Bahçeli, Türkiye’de demokrasinin vazgeçilmez unsuru 104 siyasi kurum bulunduğunu, ancak bunların 34’ünün seçimlere katılabildiğini hatırlattı.
Seçimler sonrasında, birinci anlayışın, “partiyi bölmek, partiyi küçültmek, partiyi daraltmak” olduğunu ifade eden Bahçeli, “Aritmetik işlem içerisinde çarpmayla toplama yerine çıkarmayla bölme arasında bir çizgide siyasi istikrarsızlığa kuvvet vermeye çalışmaktadırlar.” dedi.
İYİ Parti’nin 27 Nisan’daki olağanüstü kongresini hatırlatan Bahçeli, MHP’nin 55 yıllık siyasi hayatında bu tür davranışların çoğunu yaşadığını, ayrışmalar olduğunu, ayrı partilileşmelere gidildiğini ancak sonuç itibarıyla MHP’nin ulu çınar gibi ayakta kalabilmeyi başardığını vurguladı.
Meral Akşener’in olağanüstü kurultayda aday olmaması
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “basından takip ettiği kadarıyla İYİ Parti’de önüne gelenin aday olduğunu gördüğünü” söyleyerek, şunları kaydetti:
“Bu adaylar onların en tabii hakkıdır. Fakat çoklu adaylar, çoklu bölünmelere de vesile olabiliyor. Küsmeler, kırılmalar, ayrışmalar partiyi küçültme gibi gayretler olabiliyor. Önümüzdeki siyasi istikrarı, siyasi partilerdeki istikrarla ilişkilendirerek, Sayın Meral Akşener hanımefendinin ayrışma kararından vazgeçerek partinin başında devamında, onunla beraber aday olmayı düşünen, partiye güç verme kararını alan, proje sahipli arkadaşların da etrafında kenetlenerek Türkiye’nin meselelerini, Anayasa değişikliğinden tutun her türlü konu üzerinde çaba gösteren bir parti konumuna gelmesini düşünmekteyim. Ne de olsa geçmişte ilişkilerimiz olan, geçmiş dönemlerde kardeşliğimiz bulunan, geçmiş dönemlerde siyasi hareketlerde komşuluk imkanını bulmuş olan bu siyasi partinin, böyle bir oyuna, böyle bir tahrike düşmeden, kararını vermek suretiyle 27 Nisan’da Türk siyasi hayatındaki faaliyetlerini gözden geçiren bir olağan kongreyle genel başkan seçeceği yerde, istişarelerle partilerini güçlendirebilecek bir yola girmelerini tavsiye ediyorum. Kabul ederler, etmezler ama benim düşüncem budur.”
]]>CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, atıklara bakış açısının ‘hammadde ve enerji kaynağı’ ya da ‘çöp’ olarak ikiye ayrıldığını, atığı hammadde olarak görmenin gelişmişlik göstergesi olduğunu vurguladı. Tugay şu ifadelere yer verdi:
“Biz maalesef hala ikinci kategorideki ülkeler arasındayız. Atık yönetimini, ‘plastik poşetlerin fiyatı artacak mı artmayacak mı’ sorunun sığlığına indirgemiş durumdayız. Rakamlar her şeyi anlatıyor aslında, 2022 yılında ülkemizdeki evsel atık miktarı 31 milyon tonu aşarken, bu atığın yüzde 80’i geri dönüştürülebilir atıklardan oluştu. Yani 2022’de ne yazık ki piyasa değeri asgari 75 milyar TL olan 25 milyon ton geri dönüştürülebilir malzemeyi çöpe attık. Türkiye’de atık yönetimi ile ilgili 15’e yakın yönetmelik var ancak bu yönetmelikler Avrupa’daki örneklerine göre çok zayıf. Türkiye’de atık ayrıştırma tesislerinin yeterli olmaması, kaynakta ayrıştırma ve toplamanın uygulanmaması nedeniyle Avrupa Birliği müktesebatına uyum yakalanamıyor.”
“ATIKLAR KAYNAĞINDA AYRIŞACAK”
Başkan Tugay, 1 Nisan’dan itibaren atık yönetimini öncelikli işler arasında alacağını belirterek, “Hedefimiz, tüm gelişmiş ülkelerde olduğu şekliyle, atıkların kaynağında ayrıştırılması ve yeniden milli ekonomiye değer yaratmasını sağlayacak mekanizmaları geliştirmek olacak. İzmir’i bu konuda Türkiye’nin örnek kenti haline getirmek için var gücümüz ile çalışacağız. Karşıyaka Belediye Başkanlığım sırasında bu yönde güzel adımlar attık. Şimdi bu adımları tüm kent genelinde uygulamak için kolları sıvayacağız. Pilot mahallelerimizden hızlıca başlayarak plastik, cam, kağıt, metal ve evsel atıklarımızı ayrı ayrı ve ilan edilen saatlerde toplayacağız. Evsel atıklarımızı katma değeri son derece yüksek organik kompost gübreye dönüştürecek, bu gübreleri tarımsal üretim yapan hemşehrilerimize ücretsiz dağıtacağız.”
PLASTİK ATIKTAN KENT MOBİLYASI
Başkan Tugay, ilçelerin kapalı ve açık pazar yerlerinden çıkan sebze ve meyve atıkları ile bahçe budama atıklarının da komposta ve biyokömüre dönüşümünü sağlayacak tesislerin açılacağını dile getirerek, şöyle dedi:
“Plastik atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri dönüşümü ile yine örneği pek çok Avrupa ülkesinde görülen kent mobilyalarımızı üreteceğiz. Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yer alan Atık Yönetimi Daire Başkanlığımızı, bu kapsamda yeniden yapılandıracak ve yetkilendireceğiz. Ege Bölgesi Sanayi Odamız başta olmak üzere iş dünyamızın uzun yıllardır beklentisi olan Geri Dönüşüm Organize Sanayi Bölgesi kurulması çalışmalarına Büyükşehir Belediyesi olarak her türlü katkı ve desteği sunacağız. Türkiye’nin bu önemli sorununa yerel ölçekte özgün bir sistem kurarak çözüm üreteceğiz. Anaokullarından başlayarak, çocuklarımızın atıklarını kaynağında ayrıştırmaları için eğitim programları düzenleyeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımız başta olmak üzere sorunun tarafları olan Bakanlıkların da desteğini talep edeceğiz. Unutmayalım, evsel ve endüstriyel atıklarımız gerçekte çöp değil, birer milli servettir.”
]]>İstanbul Bağcılar’da geçen yıl 11 yaşındaki kız çocuğunu işyerinde istismar eden sucu Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi. 60 yaşındaki sanık hakkında hazırlanan iddianamede yüzlerce yıl hapis cezası istendi.
24 Mayıs 2023 günü okuldan çıkan 11 yaşındaki M.Y.’yi aracıyla kendisine ait su dükkanına götürüp burada alıkoyan ve taciz eden Metin Şenay’ın çok sayıda çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu tespit edildi. Dükkandaki ses yalıtımlı özel oda görüntülenirken Şenay’ın istismar görüntülerini kayda aldığı öğrenildi. 60 yaşındaki sanık hakkında hazırlanan iddianamede görevli mahkemece kabul edildi. Metin Şenay 7 Mayıs’ta hakim karşısına çıkacak.
ÇOCUKLARI, “SANA ÇOK ACI VERİRİM, GEREKİRSE ÖLDÜRÜRÜM” DİYEREK TEHDİT ETMİŞ
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, “Metin Su” isimli işyeri sahibi Metin Şenay’ın yıllardır aynı yerde su dağıtımı yaptığı ve bu nedenle yaşı küçük çocuklar tarafından da tanındığı belirtildi. 24 Mayıs 2023 günü mağdur çocuğun okuldan çıkıp evine dönmesi gerekirken dönmemesi üzerine ailenin kolluk kuvvetlerine ihbar ettiği ve kemara kayıtları incelendiğinde mağdur çocuğu Metin Şenay’ın aracına bindirdiği tespit edildiği ve Şenay’ın işyerine gelen ekiplerin incelemelerde şüphelinin gece 3 sıralarında işyerinden çıkarak tedirgin davranışlar sergilediği aktarıldı. Bunun üzerine polis ekipleri Şenay’a müdahale ettiği, şüphelinin çocukla ilgili sorulara cevap vermediği belirtildi. Şenay’ın işyerine giren ekiplerin içerden çocuk sesi duyması üzerine işyerinde yatak odası olarak tarif edilen alanda gizli bir bölmede mağdur çocuğun kilitli ve ağlar vaziyette bulunduğu aktarıldı.
Mağdur çocuğun üzerinde ve duvarlarda kan lekeleri görülmesi üzerine çocuğun cinsel istismara maruz kaldığının anlaşıldığı ve şüpheli Şenay’ın duvara yapıştırmış olduğu, “Söz dinlemesi kesinlikle yapılacak, kesinlikle bağırma, konuşurken fısıltıyla konuş, sağa sola zarar verme, dükkana biri gelirse kesinlikle konuşma, ayrıca ben ne dersem yap. Sözümü dinlemezsen çok acı veririm ve çok döverim, gerekirse öldürürüm bence” şeklinde notlarının olduğu tespit edildiği aktarıldı. Bir mağdur çocuğa, “İlk önce senin kafana sıkarım, sonra kendi kafama sıkarım, gideriz bu hayattan” dediği diğer mağdur çocukları da ölümle tehdit ettiğinin anlaşıldığı belirtildi. Öte yandan iddianamede şüpheli Metin Şenay’ın telefonunda çok sayıda çocuk pornosu ve internet aramalarının olduğu belirlendiği anlatıldı.
METİN ŞENAY HAKKINDA YÜZLERCE YIL HAPİS TALEBİ
İddianamede şüpheli Şenay’ın ilk mağdura yönelik işlediği “Zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 10 yıl 6 aydan 36 yıl 9 aya kadar, “Zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 63 yıldan az olmayacak ceza ve “Müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçundan 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “Zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ayrı ayrı 18 yıl 4 aydan 62 yıl 1 aya kadar, “Zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ayrıca 63 yıldan az olmayacak bir ceza ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçundan da ayrı ayrı 8 yıl 9 aydan 17 yıl 6 aya kadar hapsi istendi.
Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “Cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 6 yıldan 21 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 27 yıldan az olmamak üzere ve “Müstehcen yayınların üretminde çocukları kullanmak” suçundan da 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi.
Şüphelinin ayrıca kamuya karşı işlediği “Çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi istendi.
]]>Sancaktepe’de elleri ve ayakları külotlu çorapla bağlı şekilde ölü olarak bulunan Semih Sevim cinayetine ilişkin eski sevgilisi olduğu öne sürülen Seçil Çiftçi ile cesedi birlikte ormanlık alana bıraktığı iddia edilen babası Cemal Çiftçi’nin yargılanmasına devam edildi. İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Seçil Çiftçi ile tutuksuz sanık Cemal Çiftçi hazır bulundu. Duruşmaya öldürülen Semih Sevim’nin ailesi ile tarafların avukatları da katıldı.
“Sanık tarafından yapılabileceği gibi başkaları tarafından da yapılabilmiş olabilir”
Mahkemede Adli Tıp Kurumu’ndan rapor geldiğini, raporda ölen Sevim’de tespit edilen yaralanmaların tamamının bağla boğma öncesi meydana getirilmiş olduğu, ayrıca ölende meydana gelen yaralanmaların tamamının sanığın kendisi tarafından yapılabileceği gibi bir başkası ya da başkaları tarafından da yapılmış olabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı aktarıldı. Raporda ayrıca, kişinin bağla boğma sonucu olay esnasında ölmüş olduğu da belirtildi.
“O anda yerde bulduğum kilotlu çorap ile kollarını bağlamak istedim”
Duruşmada savunma yapan sanık Seçil Çiftçi, “Adli Tıp Kurumu raporu benim olayı anlattığım şekli zaten doğrulamıştır. Kafasının arkasına önce alkol şişesiyle vurmuştum ancak herhangi bir şekilde etkilenmedi. Elinde bıçak olduğu için bu defa sopayla birkaç kez kendisine vurdum. Sağ kolundaki yaralanmalar muhtemelen bu sırada oluşmuştur. Semih darbe almasına rağmen etkilenmeyip tekrar kalkmaya çalıştı. Boğma olayına ilişkin olarak da sadece o anda yerde bulduğum külotlu çorap ile kollarını bağlamak istedim, o anda boğazına nasıl geldiğini hatırlamıyorum. Olay sebebiyle çok pişmanım, ben istemeden bu durum yaşandı. Takıntılıydı, olaylara kendisi sebebiyet verdi. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
“Rahatsız edildiği yönündeki cümleleri doğru değildir”
Söz alan müşteki Sevgi Arslan ise ifadesinde, “Seçil’in kendisi de ağabeyimi sürekli cep telefonuyla aramaktaydı. Sürekli barışma talepli konuşmaları vardır, rahatsız edildiği yönündeki cümleleri doğru değildir” diye konuştu. Diğer müştekiler de Seçil Çiftçi’ye yardım eden başkalarının da olduğunu ve sanığın eylemi tek başına yapmasının mümkün olmadığını söyleyerek 2 sanığın da cezalandırılmasını talep ettiler. Ayrıca müşteki avukatları, sanık Cemal Çiftçi’nin de tutuklanmasını istediler.
Bu sırada söz alan sanık Seçil Çiftçi, “Ben eylemi tek başıma yaptım, yanımızda başkası yoktu. Ben yalnız yaşayan bir insanım, deliller ortadadır” ifadelerini kullandı.
Mütalaa hazırlanacak
Ara kararını açıklayan mahkeme, sanık Seçil Çiftçi’nin tutukluluk halinin devamına ve dosyanın mütalaasını hazırlaması için Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, 1 Ocak 2023’te Sancaktepe Sazak Çeşme Mesire Yeri yakınlarında bir kişinin ölü olarak bulunması üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı, ölen kişinin ise hakkında öncesinde ‘kayıp şahıs’ ihbarında bulunulan Semih Sevim (40) olduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Müşteki olarak ifade veren Sevim’in kardeşi Sebile Selvitopu’nun ifadesine yer verilen iddianamede, kardeşi Semih Sevim’in 22 Aralık 2022’de Tokat’tan İstanbul’a gittiğini, kardeşinin Seçil Çiftçi ile karşılıklı olarak birbirlerini tehdit etmeleri iddiasıyla ilgili duruşması için gittiğini ve kardeşinin Seçil Çiftçi ile yaklaşık 5-6 yıldır Tokat’tan tanıştıklarını söylediği aktarıldı.
Dosyaya sunulan yazışmaların incelenmesine de yer verilen iddianamede, Seçil Çiftçi’nin ölen Semih Sevim’e hitaben, “Ölümün benim elimde, seni vurduracağım, senin kafanın kesildiğini paylaşacağım. Israrla belirtmek isterim ki bu şahsın yaklaşık 5 senedir tehditlerine maruz kaldım, hep beni ailemle tehdit etti. Sıkıldım bu tehditlerden, benim babam baba gibi baba, benim anam ana gibi ana. Seni öldüreceğim, paşa paşa da cezasını yatacağım, seni vurduracağım” gibi mesajlar gönderildiği kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede şüpheliler Cemal Çiftçi ile Seçil Çiftçi’nin ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>Erdoğan, partisince Abide kavşağında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki Türkiye Süper Kupası final maçının 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanacağını anımsatarak, maçın Şanlıurfa’ya yakışacağını söyledi.
Türkiye Yüzyılı vizyonuyla sadece bugünkü sorunların üstesinden gelme değil, daha huzurlu, güvenli, müreffeh bir gelecek için mücadele etme sözü verdiklerini dile getiren Erdoğan, yerel seçimde şehirleri emanet edecekleri belediye başkanlarını da bu anlayışla belirlediklerini vurguladı.
Erdoğan, 31 Mart akşamı Şanlıurfa’yı Ankara’dan ayrıca takip edeceğini belirterek, “Her iş gibi belediye başkanlığı da nasip işidir. Ehem mühim hesabı bazen sizi belli bir yola icbar eder. Bu süreçte eksiğimiz hatta hatamız çıkabilir. Asıl olan, samimiyetle ülkemize, şehrimize, insanımıza hizmet etmektir.” ifadesini kullandı.
Zihinlerinde ve kalplerinde Şanlıurfa’yı Türkiye Yüzyılı’na hazırlamanın bulunduğunun altını çizen Erdoğan, “Hakikat böyle olduğu halde hiç kimsenin Cumhur İttifakı’nın, AK Parti’nin, şahsımızın gölgesinde yürüyerek sırf bize seçim kaybettirmek için ortada dolaşmasına rıza gösteremeyiz. Bizim gölgemizde yürüyüp bize çelme takmaya çalışanlar maalesef istismarda da sınır tanımıyorlar. En insani, en hayati meseleleri bile şahsi hesaplarının aracı yapmaktan çekinmiyorlar. Rabb’im hepsini de ıslah etsin.” diye konuştu.
“Ayrışmayacağız, bölünmeyeceğiz, birbirimize asla düşmeyeceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şanlıurfa’nın enaniyet gösterisine değil esere, hizmete, yatırıma ihtiyacı olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Size bu hususlarda daha fazlasını, daha iyisini, daha mükemmelini yapmak için söz veren varsa eyvallah, çıksın ortaya, yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı yarıştıralım. Haydi projeyi, yatırımı bir kenara bıraktım, ülkemizin bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında izleyeceği stratejilere, politikalara dair programı olan varsa gelsin, bu hususlarda da boy ölçüşelim. Adını dillerinden düşürmedikleri konularda bunların sadra şifa tek bir emeklerinin olmadığını biz biliyoruz. Çoğunu ifade edemediğimiz, ülkemiz ve milletimiz adına yaptığımız hayırlı işleri de biliyoruz.
Bunca gayreti, fedakarlığı, emeği, alın terini ve mücadeleyi yok sayanları gördükçe inanın onlar adına üzülüyoruz. Devir kavga veya çekişme değil birlik olup zulme set çekme devridir. Tıpkı bir duvarın tuğlaları gibi kenetlenerek mücadelemizi yürüteceğiz, ayrışmayacağız, bölünmeyeceğiz, birbirimize asla düşmeyeceğiz. Bilakis saflarımızı daha da sıkılaştıracağız. Kusurları büyütenlerden, farklılıkları derinleştirenlerden değil, kardeşliği, burada olduğu gibi yüceltenlerden olacağız. Böyle dertleri olmayana ne kulak verin ne vaktinizi harcayın ne de oyunuzu heba edin. Benim bildiğim Şanlıurfalının böyle boş işlere zaten eyvallahı olmaz.”
“Urfa bir kez daha milli irade bayrağını rekor oyla en tepeye dikecektir”
Pazartesi günü ramazanın ilk orucunun tutulacağını hatırlatan Erdoğan, Şanlıurfa’da ramazanın bir başka güzel geçtiğini çok iyi bildiğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mübarek günleri gündüzüyle ayrı, gecesiyle ayrı değerlendirerek rahmet ve mağfiret ayı haline getireceklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Rabb’imin bizlere Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını görmeyi de nasip edeceğine inanıyorum. Bunun için ramazanda hep beraber çok çalışacağız. Meydanı kendinden başka kimseye faydası dokunmayan muhterislere, istismarcılara bırakmayacağınıza inanıyorum. Meydan bunu gösteriyor zaten. Demokrasiyi ağzından düşürmeyip, faşistlikte sınır tanımayanlara bu şehrin geleceğini emanet etmeyeceğinize inanıyorum. Urfa bir kez daha milli irade bayrağını Allah’ın izniyle rekor bir oy oranıyla en tepeye dikecektir.”
Şanlıurfa’ya ve Şanlıurfalılara güvendiklerini kaydeden Erdoğan, “Bugüne kadar bizi hiç yalnız bırakmayan bu Şanlıurfa’dan 31 Mart’ta da aynı kadirşinaslığı bekliyoruz. Biz eser ve hizmet siyaseti yapıyoruz derken birileri gibi yalan yanlış ifadelerle siyaset cambazlığı peşinde koşmuyoruz. Ne yaptıysak fazlası olmayacak, eksiği çıkacak şekilde onu anlatıyoruz.” şeklinde konuştu.
(Sürecek)
]]>2 çocuk babası görme engelli Ömer Öztürk, 2 ay önce günlük yaşamını kısıtlayan nefes darlığı ve baygınlık şikayetiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu.
Kardiyoloji kliniğinde yapılan tetkiklerde, kalp hastası Öztürk’ün kalp kapağının değiştirilmesine karar verildi.
Prof. Dr. Turhan Turan, AA muhabirine, Ömer Öztürk’ün ek sağlık problemleri olduğunu belirterek, “Aort damarında doğuştan bir darlık vardı (aort koarktasyonu). Literatürde 60 yaşın üstünde böyle bir hasta yok. Onun için kasıklardan girilip aort damardan ilerlenerek yapılamayacaktı. Böyle durumlarda bu işlem boyun damarından girilerek yapılabiliyor. Daha önce de çok defa yapıldı. Ancak boyun damarlarında da açı olarak sol taraf bizim için daha uygun.” dedi.
Prof. Dr. Turan, hastanın sol tarafında da problemler olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hastanın sol tarafta daha önce takılan kalp pili vardı ve damar çapı yeterli genişlikte değildi. Soldaki beyne giden bir diğer damarda plak vardı. Bu nedenlerle soldan girişim mümkün olmadığı için işlemi, açısı cihaza uygun olmayan sağ taraftan yapmak durumunda kaldık. Bunun da yapıldığı hastalar var literatürde ama bu hastanın aort kapakçığı üç yaprakçıklı olması gerekirken doğuştan ikiliydi ve ciddi düzeyde kireçlenmişti, buna biz biküspit aort diyoruz ki bu cihazın sağdan yerleştirilmesini ekstradan zorlaştıran bir durumdu. Ayrıca mitral kapak darlığı vardı, sol ventrikülü (karıncık) ciddi hipertrofikti (kalp kası kalınlaşması). Ek problemleri nedeniyle hasta sıra dışıydı. Riskliydi ama başarılı oldu, hastamız da iyi.”
Operasyon öncesi ekibiyle ciddi şekilde çalıştıklarına dikkati çeken Turan, “Birçok durumun bir arada olduğu ve literatürde az rastlanır bir hasta. Çalıştık, çözüm yollarını kendi aramızda tartıştık. Türkiye’de başka merkezlerde de bu işi yapan daha tecrübeli hocalarımız var. Onlarla da konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk. Sonuçta ciddi hazırlık gerektiriyordu, operasyon öncesi yaklaşık bir ay hazırlığımız oldu. İşlemi yaptık, bir problemimiz olmadı Allah’a şükür.” diye konuştu.
“Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz”
Turan, operasyonu 5’i hekim 10 kişilik ekiple gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Ameliyat biraz stresli geçti, alışık olduğumuz ya da her zaman yaptığımız bir vaka değil. Hatta literatürde tam bir örneğini bulamadık. Yaklaşık 1,5 saat sürdü. İşlemden çıktığımızda gördüğümüz önemli bir problemimiz yoktu. Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz.” dedi.
Hastanın ek problemleri ve yaşı nedeniyle az görüldüğü için operasyonu literatüre yazmaya hazırlandıklarını aktaran Turan, şunları söyledi:
“Hastaya hazırlanırken literatüre baktık. Bu tip hastalıkların olduğu ayrı ayrı hastalar var ama bütün bu problemlerin bir arada bulunduğu bir hasta yok bildiğimiz kadarıyla. Ayrı ayrı o hastalara ne yapmışlar, nasıl yapmışlar, onlardan da yararlandık. Biz de bunu literatürde yayınlayacağız ki bir başka meslektaşımız da böyle bir vakayla karşılaşırsa bu tecrübemizden yararlansın.”
Öztürk’ün oğlu Ahmet Öztürk ise bir aydır hastanede olduklarını dile getirerek, “Hocalardan Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Şu anda durumu iyi, memnununuz.” ifadesini kullandı.
]]>Kurum, Silivri’de Eski Belediye Binası Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmada, bugün temeli atılan belediye binasının aslına uygun bir şekilde yeniden inşa edileceğini söyledi.
İstanbul’un son 5 yılının kayıtlara “tahribat dönemi” olarak geçtiğini belirten Kurum, “İstanbul bu yolcu adayın elinde her gün mağdur ediliyor. Bir de kalkmışlar, pişkin pişkin ‘İstanbul başardı’ diyorlar. İstanbul neyi başardı? İstanbul sizin bunca ihmalinize, bunca terk edilmişliğe rağmen ayakta kalmayı başardı. İstanbul, tutulmayan sözlere rağmen hükümetimizin destekleriyle, eserleriyle ayakta kalmayı başardı.” diye konuştu.
Murat Kurum, mevcut İBB yönetiminin başardığı eserlerin, yanan otobüsler, ters yönde ilerleyen merdivenler, bozulan metrolar ve metrobüsler olduğunu ifade ederek, “Saatlerce süren trafik, bir de 5 yılda 8 kilometre metro hattı var. 5 yılda başlayıp da bitirdiğin tek şey İstanbul oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
İstanbulluların, İBB başkanından en temel belediyecilik hizmetlerini istediğini, ancak bunun yerine getirilmediğini vurgulayan Kurum, şöyle devam etti:
“Çevre temiz olsun, Silivri’nin altyapı, su ve kanalizasyonu doğru işlesin dediler, işletemedin. İşe, okula giderken çile çekmek istemediler, normal bir insan gibi metro istediler, otobüs istediler, yapmadın. Parklar, yeşil alanlar istediler, yapmadın. Şu koca 5 yılda İstanbul’la ilgili hiçbir dertleri olmadı. İstanbullu israf istemedi ama bunlar israf ettiler. ‘İsrafı bitirdik’ pankartlarına yetimin hakkıdır demeden 350 milyon lira para harcadılar. 31 Mart geliyor, milletin hesap sorma günü geliyor. Bu millet sana kibirli dilinin hesabını sandıkta bir bir soracak. 31 Mart’ta İstanbul sandıkları patlatacak. Silivri ona en büyük dersi sandıkta verecek. 31 Mart akşamı eş genel başkan koltuğunu kaybedecek, tamamen özgürleşecek. O yarı zamanlı kibirli belediye başkanı da süresiz tatile gidecek.”
“Ben kadınlarımıza, annelerimize yönelik bu ayrıştırıcı dili reddediyorum”
Kurum, bir televizyon programında “Analizlere göre kadınlar daha çok AK Parti’ye oy veriyor. Ne diyorsunuz?” sorusu yöneltilen İmamoğlu’nun, “Daha çok ev hanımları oy veriyor. Kadınlar statüsünde demeyelim.” şeklinde yanıt verdiğini hatırlattı.
İmamoğlu’nun ev hanımlarını yok saydığını, ayrımcılık yaptığını dile getiren Kurum, “Kadınlarımıza yönelik bu ayrıştırıcı dil, bu kabalık, bu nezaketsizlik böylesine önemli bir makama, İstanbul büyükşehir belediye başkanına hiç yakışıyor mu? Ben kadınlarımıza, annelerimize yönelik bu ayrıştırıcı dili reddediyorum. Şunu kabul etmemiz, bu hakarete sessiz kalmamız mümkün değil.” dedi.
Kurum, dünyada her şeyin değişebileceğini ancak CHP zihniyetinin değişmeyeceğini kaydeden, “Geçmişte kadınlarımızı kıyafetleri yüzünden ayrıştıranlar bugün de kadınlarımızı, annelerimizi siyasi tercihleri yüzünden ayrıştırıyorlar. Siz hiç eşitlikçi, hiç adil olmayacak mısınız? Bu millet, sizin bu ayrımcılığınızdan neler çekti. Yıllardır bunlar aynı tas aynı hamam. Geçmişte de çobanların oyunu ayrı tutuyorlardı. Milleti mahallelere, kamplara ayırıyorlardı. Bu millet senden bıktı, İstanbul senden usandı, senden yoruldu.” ifadesini kullandı.
“Sen CHP kongresini dizayn ederken, biz 11 ilde 180 bin konutun temelini atıyorduk”
Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşların her birinin eşit olduğunu belirten Kurum, bugüne kadar hiçbir zaman vatandaşların arasında dil, din, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmadıklarını aktardı.
Kurum, bu ülkenin bütün kadınlarının hangi düşüncüye, hangi siyasi tercihe sahip olursa olsun hepsinin değerli ve kendileri için eşit olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Annelerimiz, çocuklarımız endişe etmesin. Biz annelerimize, çocuklarımıza afetlere dirençli bir İstanbul bırakacağız. 3 gün önce Çanakkale’de deprem oldu. Burada da hissedildi. Biz 5 yılda 650 bin konut dönüştüreceğiz diyoruz. 39 ilçede milletimizin rızasıyla yerinde, İBB olarak yarısını bizim destek olduğumuz bir anlayışla yapacağız diyoruz. Bu kibirli belediye başkanı ‘Bunların yapılmasına gerek yoktu, yapılmaması lazım.’ diyor. Danışman olarak tuttuğu o hocaları İstanbul’un deprem riski için ‘Sokak sokak deprem dönüşümü yapmak gerekir.’ diye ifade ediyorlar. Bu bilmiş belediye başkanı ‘Yapılmaması gerekir.’ diyor. Çünkü yapamayacaklarını kendileri de biliyor. Sen CHP kongresini dizayn ederken, biz milletimizle el ele vermiş, 11 ilde 180 bin konutun temelini atıyorduk. Sen o yol yürüdüğün arkadaşlarını yolda terk ederken, biz gidip sellerde, afetlerde milletimiz için yeni yuvalar yapıyorduk. O yüzden bunların heybeleri boş, koca 5 yılda 5 bin 500 konutu dönüştürmüşler. Bu anlayışın İstanbul’da dönüşüm adına bir irade koymasını biz zaten beklemiyoruz.”
Murat Kurum, Silivri’ye metrobüs getireceklerini, bu proje hayata geçtiğinde ilçede yaşayanların ulaşım çilesinin sona ereceğini dile getirdi.
Silivri’de 42 kilometrelik bir sahil düzenlemesi yapacaklarını, ilçeye 8 halk plajı kazandıracaklarını ifade eden Kurum, ilçede köy imar planlarını ilk İBB meclis toplantısında onaylayacaklarını, gençler için de paylaşımlı ofisler yapacaklarını anlattı.
Törende, daha sonra dua edilerek Silivri Eski Belediye Binası’nın temeli atıldı.
]]>Kurum, Şile Kızılca Mahallesi Köy Konağı açılışında yaptığı konuşmada, ilçenin insanlarının 22 yıldır hep yanlarında olduğunu, kendileriyle yol yürüdüğünü söyledi.
Şile’ye çok sayıda hizmeti getirdiklerini belirten Kurum, “Sizin aklınıza gelen her işte İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hiçbir hizmeti olmamasına rağmen biz Şile’mizi yalnız bırakmadık. Her zaman sizlerin yanında olmaya çalıştık.” diye konuştu.
Kurum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynağının her yere yeteceğinin altını çizerek, “Yeter ki siz o kaynağı Şile’nin güzel insanları, Şile’nin gençleri için spor sahası yapmak için harcayın. Geçtiğimiz 5 yılda İstanbul’un kaynakları çarçur edildi. İstanbul’un kaynakları maalesef yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan o kibirli belediye başkanı tarafından kendi emelleri, kendi gelecekleri için harcandı.” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ev kadınlarını kendilerine destek olmakla suçlayıp ayrıştırdığını dile getiren Kurum, şöyle devam etti:
“O eş genel başkan, bedelli askerlik yapanları vatana sevgilerini sorguluyor ve diyor ki ‘biz onların oyuna talip değiliz’. Sen kimsin ki bu milletin vatan sevgisini sorguluyor Sen kimsin ki bizim ev hanımlarımızı, kadınlarımızı ayrıştırıyorsun. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti bu. Maalesef ayrıştırmaktan öteye gidemediler. Bizim Kur’an kursuna giden çocuklarımızı ‘Orta Çağ zihniyeti’ diye tarif ettiler. Gazze’ye yapacağımız yardımlarımızı, ‘Bu yardımları niye yapıyorsunuz?’ dediler ama bir taraftan da telaşlandılar, bugün Gazze’ye yardım fotoğraflarını gösteriyorlar. Hani Gazze’nin, Kudüs’ün bağımsızlığı için mücadele edenler teröristti. Siz şimdi niye teröristlere madem öyle yardım ediyorsunuz? Şu an bu eş genel başkan da maalesef yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan zat da telaşlılar. Çünkü 31 Mart akşamı Şile’miz, Kızılca köyümüz ikisini de süresiz tatile gönderecek. Bu ayrıştırmanın, ev kadınlarımızı ötekileştirmenin, askere bedelli giden askerlerimizi vatan sevgisini sorgulamanın hesabını sandıkta vereceğiz. Sandıkta onlara öyle hesap vereceğiz ki emin olun ne olduklarını şaşıracaklar.”
Konuşmanın ardından kurdele kesilerek Kızılca Mahallesi Köy Konağı açılışı yapıldı.
Kurum, muhtarlarla buluştu
Kurum ayrıca, Şile’de Muhtarlar Derneğini ziyaret ederek muhtarlarla bir araya geldi.
Kurum, Şile’nin her bir mahallesine ayrı ayrı eğileceklerini belirterek, “Toplam 62 mahallenin hepsinde ayrı ayrı bir hikaye olsun istiyoruz, bilhassa köylerimizde. Bu manada çiftçiye desteklemeler yapacağız, tohum desteği vereceğiz, gübre desteği vereceğiz, mazot desteği vereceğiz.” dedi.
Muhtarlara her türlü desteği vereceklerini söyleyen Kurum, Şile’de muhtarların ne talebi varsa bunu gidereceklerini kaydetti.
Kurum, daima çözüm odaklı ilerleyeceklerini kaydederek, “Biz mülkiyet sorunlarını çözeceğiz, ormanla alakalı sorunlarınız varsa takipçisi olacağız. Planla alakalı bir sorununuz varsa bu sorunları çözen tarafta olacağız.” diye konuştu.
Öte yandan Kurum, Ahmetli köyünde de bir kıraathanede vatandaşlarla buluştu
]]>Bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere Kırşehir’e gelen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun Ahilik Müzesi’ni ziyaret etti. Burada açıklamalarda bulunan Bakan Uraloğlu, 22 yılda ulaşım ve iletişim altyapısına 275 milyar dolar yatırım gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye’nin ticaret faaliyetlerinin büyümesi için gayret gösterdiklerini söyleyen Bakan Uraloğlu, “Çok tarihi bir alandayız. Ahi Evran-ı Veli’nin, Ahilik teşkilatının geçmişine ışık tutan Kırşehir Ahilik Müzemizdeyiz. Ahilik; insanlar arasındaki ticaret ve toplumsal ilişkilerde dürüstlük, güvenilirlik, iş ve meslek ahlakına saygı, hak ve hukuka riayet etme gibi ilkeleri esas almış bir yaşam tarzıdır. Bizler de bu ilkelere göre yaşıyor ve ülkemizdeki ticaret faaliyetlerinin büyümesi için gayret ediyoruz. Çünkü dünya sahnesinde ekonomik yönden güçlü olmadan siyasi yönden güçlü olmak mümkün değildir. Ticaret ise ekonominin can damarıdır. Hiç şüphesiz ekonomik başarılarda da ulaşım ve iletişim alanında gerçekleştirilen yatırımların büyük rolü vardır. Güçlü bir ulaşım altyapısı, ekonomik büyümenin birincil şartıdır. Güvenli, hızlı ve kolay ulaşım; ticaretin, üretimin ve ihracatın en önemli bileşenidir. Yapılan her yeni yol geçtiği yerin istihdamına, üretimine, ticaret ve kültür hayatına can katmaktadır. Bu gerçekle hareket ederek, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde geçen son 22 yılda ülkemizin ulaşım ve iletişim altyapısına 275 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
“6 bin 100 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu, yaklaşık 29 bin 400 kilometreye ulaştırdık”
2002 yılında mevcut olan 6 bin 100 kilometre bölünmüş yolu 29 bin 400 kilometreye ulaştırdıklarını dile getiren Bakan Uraloğlu, “2002 yılında; 6 bin 100 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu, yaklaşık 29 bin 400 kilometreye ulaştırdık. Bölünmüş yollarla bağlanan şehir sayımız 6 iken, 77’ye yükselttik. 2002 yılında 311 kilometre olan toplam köprü uzunluğunu 774 kilometreye çıkardık. 50 kilometre olan tünel uzunluğumuzu 753 kilometreye yükselttik. Bin 714 kilometre olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 kilometreye çıkardık. Yavuz Sultan Selim, 1915 Çanakkale ve Osmangazi Köprüleri, Avrasya Tüneli ve Kuzey Marmara, İstanbul-İzmir, Ankara-Niğde Otoyolları gibi dev karayolu projelerini hayata geçirdik.10 bin 948 kilometre olan demiryolu ağımızı da 13 bin 919 kilometreye çıkardık. Asya ve Avrupa kıtalarını İstanbul Boğazı altından birbirine bağlayan Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattıyla birlikte Doğu Asya’dan Batı Avrupa’ya, Pekin’den Londra’ya kesintisiz ulaşım sağladık. Bu projelerimiz Modern İpek Demiryolu’nun en önemli parçasını oluşturdu. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye çıkardık. 2002’de 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken, bugün 6 kıtada, 130 ülkede 346 noktaya uçuyoruz. İstanbul Havalimanımız Avrupa’da 1., dünyada 7. sırada, Antalya Havalimanımız Avrupa’da 10., dünyada 41. sırada, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise Avrupa’da 11., dünyada 43. sırada yer aldı” ifadelerini kullandı.
“TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz”
TÜRKSAT 6A uydusunu Haziran-Temmuz ayı gibi yörüngesine göndermeyi hedeflediklerini belirten Bakan Uraloğlu, “Denizcilik alanında da 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a çıkardık. İletişim altyapısında da büyük hamleler yaptık. Afrika seviyelerinde bulunan iletişim altyapımıza adeta çağ atlattık. Bugün 74,8 milyonu mobil abone olmak üzere toplam 94,3 milyon genişbant internet abonemiz var. Fiber ağ uzunluğumuzu yaklaşık 550 bin kilometre ve fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye ulaştırdık, 2028 yılına kadar da 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Uzaydaki aktif haberleşme uydu sayımızı 5’e çıkardık. Şimdi ilk milli ve yerli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. TÜRKSAT 6A uydumuzu Haziran-Temmuz gibi yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
“Yolları böldük ama gönülleri birleştirdik”
İnsanların sevdikleriyle güvenli ve konforlu seyahat etmeleri için bölünmüş yollar inşa ettiklerini aktaran Uraloğlu, “Yurdumuzun dört bir yanında ulaşım ve iletişim altyapısını güçlendirmeye devam ederken, elbette Kırşehir’de de çok büyük yatırımlar yapıyoruz. Son 22 yılda Kırşehir’in ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 14,5 milyar TL yatırım gerçekleştirdik. Bozkırın Tezenesi merhum Neşet Ertaş’ın da; ‘Ne söyleyeyim şu dünyanın haline dağlar ayrı ayrı, çöl ayrı ayrı, şu insanlar bölüşmüşler dünyayı hudut ayrı ayrı, yol ayrı ayrı’ dizelerinde dile getirdiği gibi Kırşehir’in yolları artık ayrı ayrı. Biz insanımız sevdiklerine güvenle, konforla kavuşsun diye bölünmüş yollar inşa ettik. Yolları böldük ama gönülleri birleştirdik. 2002 yılında 20 kilometre olan Kırşehir’in bölünmüş yol uzunluğunu 193 kilometreye, bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol uzunluğunu ise 9 kilometreden 141 kilometreye çıkardık. Ankara-Niğde Otoyolu’nu bitirdik. Bağlantı yolu ile birlikte Kırşehir’imizi Ankara’ya ve Akdeniz’e otoyol konforuyla bağladık. Ankara-Kırşehir Otoyolu, Kaman Çevre Yolu, Hirfanlı Köprüsü gibi önemli karayolu projelerini tamamladık. Kırşehir-Kırıkkale-Ankara Yolu’nu, Kırşehir-Kayseri Yolu’nu, Kırşehir-Kaman-Ankara Yolu’nu duble yol olarak bitirdik. Bazı kesimlerde bitümlü sıcak karışım çalışmalarımız devam ediyor” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu’ndan Kırşehir’e 2 müjde
Kırşehirlilere 2 müjde veren Bakan Uraloğlu, “Sizlere iki müjde daha vermek istiyorum. İlki; yatırım programımıza alarak projesini onayladığımız 20 kilometre uzunluğundaki Kırşehir Çevre Yolu çalışmalarımızı başlatıyoruz. Projemizde öncelikli talep edilen otoyol ayrımı kavşağı-terminal kavşağı arasındaki 10,5 kilometrelik kesimi 18 Mart’ta ihale edeceğiz. Proje bünyesinde 7 adet farklı seviyeli kavşak bulunuyor ve bunun 5’i ihale edeceğimiz kesim kapsamında inşa edilecek. İkinci müjdemiz ise Kırşehir’in Nevşehir’deki Kapadokya Havaalanına ulaşımını sağlayacak 38 kilometre uzunluğundaki Tuzköy Kesikköprü Yolu Projesi. Projeyi bakanlığımız gündemine aldık. En kısa zamanda yatırım programına alacağımız projemiz için yaklaşık 1.3 milyar liralık bir yatırım bedeli öngörüyoruz. Her iki projenin de şimdiden hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Mucur-Karahasanlı Yolu yatırım programında, önümüzdeki süreçte bu yolu da yapacağız. Zaman zaman şehrimizin gündemine gelen hızlı tren projemizden de bahsetmemek istiyorum. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayacak hızlı tren aksında Kırıkkale-Kırşehir arasının projesini bitirdik. Kırşehir-Nevşehir arası proje çalışmamız da devam ediyor” şeklinde konuştu.
Yerel seçimlere de değinen Bakan Uraloğlu, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Biz milletimizin efendi, bizlerin ise hizmetçi olduğunu hiç aklımızdan çıkarmadık. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturunu bir an olsun unutmadık. Biliyorsunuz şimdi önümüzde 31 Mart yerel seçimleri var. 27 gün sonra bir kez daha sandık başına gideceğiz. Desteklerinizle 31 Mart seçimlerinden sonra AK Parti Kırşehir Belediye Başkan Adayımız Dr. Osman Arslan kardeşimizle birlikte Kırşehir’in gelişimi ve Kırşehirlilerin kalkınması için gerekli her türlü gayret ve kararlılığı göstermeye devam edeceğiz.” – KIRŞEHİR
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçim çalışmaları kapsamında Ankara Mamak’ta esnafı ziyaret etti. Akşener’e bir kadın, “Siz neden Mansur Yavaş’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiyorsunuz? Kazanamayacak kişilerle ortaya çıkılıyor. Milletvekilliğinde aldınız da niye şimdi belediye başkanlıklarında ayrılıyorsunuz?” diye sordu. Akşener de kadına, “Biz seçtirdik zamanında kardeşim. Bugün de tek başımıza bir girelim, görelim. Hangi milletvekilini aldık biz? Biz milletvekilliği seçimlerine ayrı girdik. Siz istediniz, biz de gereğini yaptık. Ayrı giriyoruz seçime kardeşim. Desteklemeyin sizde. Benim yüzümden mi perişan oluyorsun? Bu eskiliğin sebebi ben miyim? (kadının üzerindeki kıyafeti göstererek) Mansur Bey’i seçtik, neden bunu düzeltmedi o zaman? Cumhurbaşkanlığı’na niye seçtirmediniz? Biz bir parti kurduk. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin şerrinden… Aileme emanet ettim. Sizin için mi parti kurduk biz? Biz bu millet için parti kurduk. Vermeyin bize kardeşim oy. Gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfür ediyorsunuz. Hadi be” yanıtını verdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçim çalışmaları kapsamında Ankara Mamak’ta esnafı ziyaret etti. Akşener’e İYİ Partililer ve İYİ Parti Mamak Belediye Başkan adayı Hüseyin Bayındır eşlik etti.
“ARTIK OY İSTEMEK İÇİN GEZİYORUZ”
Kuruyemiş dükkanını ziyaret eden Akşener, “Yerel seçime gidiyoruz. Elbette bütün esnafımızı gezerek oy istemek üzere yola çıktık. Sizden de adayımız burada kendisi için oy istiyoruz. Üç sene esnaf gezdim. Kendi partimi övmedim, başka partiyi yermedim. Şimdi seçim zamanı oy istemeye geldik.” dedi. Esnafa “İşler nasıl?” sorusunu yönelten Akşener, “Çok şükür olduğu kadar. Sizinleyiz” yanıtını aldı.
Akşener, daha sonrasında girdiği telefon malzemeleri satan dükkanda, “Üç sene esnaf gezdim ben. Bu dükkanlarda sadece sizleri dinledim, sonrada Meclis kürsüsünden sizin sesinizi dile getirdim. Şimdi seçim var. Artık oylarınızı istemek için geziyoruz. Hüseyin Bayındır için oy istemeye geldik” dedi.
“DEM’E TEŞEKKÜR EDİYORSUNUZ, BİZE KÜFÜR EDİYORSUNUZ”
Akşener, esnaf ziyaretini sonlandırdığı dükkandan çıktığında kalabalık içerisinde kendisini bekleyen bir kadın, “Siz neden Mansur Yavaş’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiyorsunuz? Kazanamayacak kişilerle ortaya çıkılıyor. Biz halk olarak çok perişanız. Sana üstümü başımı göstereyim. Bölük bölük bölmeyin. Milletvekilliğinde aldınız da niye şimdi belediye başkanlıklarında ayrılıyorsunuz” diye yakındı.
Akşener ise vatandaşın sözlerine karşılık olarak, “Biz seçtirdik zamanında kardeşim. Bugün de tek başımıza bir girelim, görelim. Hangi milletvekilini aldık biz? Biz milletvekilliği seçimlerine ayrı girdik. Siz istediniz, biz de gereğini yaptık. Ayrı giriyoruz seçime kardeşim. Desteklemeyin sizde. Benim yüzümden mi perişan oluyorsun? Bu eskiliğin sebebi ben miyim? (kadının üzerindeki kıyafeti göstererek) Mansur Bey’i seçtik, neden bunu düzeltmedi o zaman? Cumhurbaşkanlığı’na niye seçtirmediniz? Biz bir parti kurduk. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin şerrinden… Aileme emanet ettim. Sizin için mi parti kurduk biz? Biz bu millet için parti kurduk. Vermeyin bize kardeşim oy. Gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfür ediyorsunuz. Hadi be” karşılığını verdi.
“BİZİM PARTİMİZ BAŞKALARININ VARLIĞINI SAĞLAMAK ÜZERE KURULMUŞ BİR PARTİ DEĞİLDİR”
Akşener, bu diyalogla ilgili muhabirler tarafından kendisine sorulan “Provokasyon olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Ben vatandaşın ister birileri tarafından söylensin, ister bir vatandaşa böyle deyin densin. İsterse kendiliğinden desin, can baş üstünedir. Burada bir sorun yok. Çünkü ben isteyenim. O kişi oy verir, vermez o ayrı bir şey. İstediğin süre içerisinde seçmen velinimet olmalıdır. Türkiye bunu kaçırdı. O hanım efendi provokasyon yaptı demiyorum. Çünkü de değil. Olsa ne olur? Bir sorunumuz yok. Biz bir siyasi partiyiz. Burada ciddi bir insan içini acıtan durum var. Vatandaşın karşısına kendimizi tarttırmak üzere çıkabiliriz. Vatandaş bana ‘Ey Meral Akşener, kendini tarttırdın, seni sınıfta bırakıyorum’ diyebilir. O zaman bana düşen ‘eyvallah’ demektir. Şu anda siyasi liderler içerisinde, siyasi liderliğe doğru giden arkadaşlarımız için de Türkiye’de herhangi bir şahsın şuraya vatandaşı, buraya da kendi kellesini koyduğu baki değildir. Ben koydum kardeşim. Bizim partimiz başkalarının varlığını sağlamak üzere kurulmuş bir parti değildir. Üç yıldır geziyorum. Gezdiğim yerlerin içinde bir kere kendi partimi övmedim. Başka bir partiyi de yermedim.
Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş ile ilgili problemli bir cümle, kelime etmemeye çalışıyorum. Çünkü seçilmelerini sağlayan ister toz zerresi… bazılarına göre toz zerresi, bazılarına göre hiç. İster de x miktar. Payı olan bir insanım. Bu arkadaşlarımızın o dönemde seçilmesi için kendime göre, yüzde 10’luk bir siyasi partinin lideri olarak kefalet koymuş bir insanım. Bizim bir etkimiz olmamış anlaşılan, problem değil. Ona da saygı duyuyorum. Ama aleyhlerinde yanlış bir kelime etmemeye gayret ediyorum. Burada bu arkadaşlarımızın karşısına aday çıkarmak ‘vurun kahpeye’ anlamına gelemez. Buğra Kavuncu İstanbul’da oy alır seçilir, alamaz seçilemez….Sayın İmamoğlu ya da bir başkası seçilir. Ona ben saygı duymak mecburiyetindeyim. Benim partime yansıyan kısmın bedelini de ben ödeyeceğim. Kellesini koymuş kaç kişi var kardeşim? Hayal edin ben gittim, parti gitti. Biz CHP’yi var etmek için mi kurulduk? veya bir başka partiyi… Bizim partimiz ve benim kadar her iki taraftan da hakaret yiyen biri yok.”
]]>Kuveyt’in Ankara Büyükelçiliğince, Ankara’da Kuveyt Milli Günü’nün 63. yıl dönümü ve Kurtuluş Günü’nün 33. yıl dönümü vesilesiyle resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız, birçok üst düzey yetkili ve misafir katıldı.
Etkinlikte konuşan Kuveyt’in Ankara Büyükelçisi Al-Enzi, Kovid-19 salgını ve 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle 3 yıl boyunca bir araya gelemediklerini belirtti, hayatını kaybedenler için başsağlığı dileğinde bulundu.
Al-Enzi, Kuveyt Milli ve Kurtuluş günlerinin yıl dönümünün yanı sıra 2024’ün Kuveyt ile Türkiye arasında diplomatik ilişki kurulmasının 60. yıl dönümüne tekabül ettiğini dile getirdi.
Kuveyt hükümetini ve halkını tebrik eden Al-Enzi, Türkiye dahil dünyadaki diğer müttefikleri Kuveyt’e bağlayan küresel dostluk ve güvenlik ilkeleri üzerine kurulu güçlü ve istikrarlı ilişkilere de dikkati çekti.
Al-Enzi, Kuveyt ile Türkiye arasındaki ilişkilerin 1960’lı yıllarda başladığını anımsatarak “Karşılıklı saygıya ve ortak çıkarlara dayalı sağlam temeller üzerine inşa edilen bu ortaklık, gelişerek ve neredeyse tüm konularda anlaşmaya varma seviyesine ilerlemiştir. Zira Türkiye, kritik zamanlarda gerçek bir ortak olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin, Irak rejiminin Kuveyt’i işgal etmesi sırasında Türkiye, Kuveyt’e destek olmak için belirgin adımlar atmıştır.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin bu tutumu ve duruşunun zorluklar karşısında gösterilen dayanışma ve işbirliğinin derinliğini yansıttığını aktaran Al-Enzi, iki ülke arasında şimdiye kadar 62 anlaşma ve mutabakat zaptının imzalandığını hatırlattı.
Türkiye ve Kuveyt uyumun teşvik edilmesi ve çatışmaların barışçıl şekilde çözülmesinde kararlı
Al-Enzi, Kuveyt ile Türkiye’nin dış politika alanında ortak ve sağlam bir zemin üzerinde durduğunu vurgulayarak, “Uyumun teşvik edilmesi ve çatışmaları barışçıl bir şekilde çözme hususlarındaki kararlılığımız, Kuveyt’in Yemen barış görüşmelerine ev sahipliği yapması ve Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında barışa yönelik çabalarıyla açıkça görülmektedir. Ayrıca, Suriye için uluslararası donörleri bir araya getiren 3 toplantının Kuveyt’in ev sahipliğinde gerçekleşmesi için gösterilen ortak çabalar da bu kararlılığın ayrı bir göstergesidir.” diye konuştu.
İki ülkenin de insan haklarını koruyan ve saygı duyan yasaların uygulanmasında ve uluslararası düzeyde hukukun üstünlüğünü güçlendirmede bir rol model teşkil ettiğini vurgulayan Al-Enzi, radikalizme ve terörizme karşı mücadelede ortak adımlar atıldığını da kaydetti.
Al-Enzi, Kuveyt ve Türkiye’nin ekonomi, askeri, güvenlik, kültür, ticaret, sağlık ve yatırım alanlarında yakın işbirliği yürüttüğüne işaret ederek, sağlık turizmini artırmak amacıyla Türkiye’de bir Sağlık Ataşeliği açmayı planladıklarını duyurdu.
Kuveytli öğrencilerin Türkiye’deki üniversitelerde eğitim görebileceğini söyleyen Al-Enzi, Türkiye’nin, Kuveyt vatandaşlarının ilk tercih ettiği turizm rotası olduğunun da altını çizdi.
Al-Enzi, ikili ilişkileri geliştirmek için üst düzey ziyaretlerin artırılmasını, yatırımların teşvik edilmesini ve ticaret hacminin genişletilmesini amaçladıklarını kaydederek, “Bizler sürekli olarak Türkiye ve tüm kardeş ve dost ülkelerle ilişkilerimizi geliştirme ve güçlendirmeyi arzuluyoruz. Bu ilişkilerin her daim uluslararası işbirliği ve ortaklık için rol model olacağına ve samimi kardeşlik için bir sembol niteliği taşıyacağına inancımız tamdır.” dedi.
Kuveyt’in güvenliği ve istikrarı için dua eden Al-Enzi, Filistin ve Gazze’nin korunması, Filistinlilerin 1967 sınırları dahilinde başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinde güven ve istikrar içinde olmaları için de dua etti.
“Kuveyt için Türkiye’nin yeri apayrı”
Türkiye ile Kuveyt arasındaki ilişkilere dair AA muhabirine değerlendirmede bulunan Al-Enzi, ilişkilerin 60. yılının kutlandığını ve ilerleyen günlerde daha da gelişmesini umduğunu söyledi.
Al-Enzi, Türkiye ile Kuveyt arasındaki ilişkilerin uluslararası alanda örnek bir ilişki olduğuna işaret ederek, “Kuveyt için Türkiye’nin yeri apayrıdır. Kuveyt’in de Türkiye’de yeri ayrı. Her yıl yaklaşık 500 bin Kuveyt vatandaşı Türkiye’yi ziyaret ediyor. Türkiye, Kuveyt halkının birinci destinasyonu oldu. Türkiye ile çok ayrıcalıklı ilişkilere sahibiz.” dedi.
Yakında İstanbul’da Kuveyt Sağlık Ofisi açma hazırlığında olduklarını hatırlatan Al-Enzi, bunun, Türkiye’deki hastanelerde tedavi için gelecek vatandaşlarla ilgileneceğini söyledi.
Al-Enzi, Türkiye’nin askeri ve savunma sanayisi alanında çok ayrıcalıklı konumda olduğunu vurgulayarak Kuveyt’in, Türkiye ile bu alanda da işbirliği içinde olacağını dile getirdi.
]]>İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Serkan Elçetin, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Taraf avukatları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı ile Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) avukatları da duruşmada hazır bulundu.
Anne Mine Durak, SEGBİS’de yaşanan sorun nedeniyle duruşmaya katılamadı.
Sanık Serkan Elçetin, savunmasında, kendisinin istismarda bulunmadığını, çocuğun müstehcen görüntülerini çekmediğini savundu.
Savcılık ifadesinde her şeyi anlattığını ileri süren Elçetin, “Telefonum zaten adliye emanette. Telefonumdan bu videolar ve görüntüler çekildi mi? Yoksa başka telefonla çekilip bana mı geldi? Araştırılsın diye söyledim. Ben telefonumla video, fotoğraf çekmedim. Eymen’i cinsel istismar etmedim. Eymen’in sadece oyun parkına götürdüğüm zamanki videolar vardır. Bunlar benim telefonumla çekilmiştir. Diğer görüntüler benim telefonumdan çıkmadı. Olmayan bir şeyle ilgili söyleyecek bir şeyim yok. Telefonumdan çekilmesi imkansız, araştırılsın.” dedi.
Hakimin diğer tutuklu sanık Mine Durak’ın ifadesindeki iddialarına ilişkin sorusuna da Elçetin, “Neden zamanında şikayetçi olmadı. Kendisi yakalandığı zaman yanında ben vardım. O zaman neden söylemedi. Polis aldığında ‘Serkan suçlu’ demedi. Normal bir insan olay varsa söylerdi. Sonra akıl hocaları tarafından yönlendirilmiştir. Karakolda çocuğu kendisi öldürdüğünü söyledi. 3 gün sonra benim aramam çıktı ve tutuklandım. Normalde suçlu olsam ilk başta benim tutuklanmamı isterdi.” ifadelerini kullandı.
Avukatlar, tanık olarak dinlenilmek istenen İ.S’nin uzun süredir mahkeme davetine yanıt vermediğini, hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Cumhuriyet savcısı da eksik hususların giderilmesini talep etti.
Hakim, tanık İ.S. hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
Davanın geçmişi
Eskişehir’de yaşayan Z.Ç, yeğeni Mine Durak ile sevgilisi Serkan Elçetin’in 5 yaşındaki Eymen Durak’a şiddet uyguladığını, cinsel yönden çocuğu istismar ettiklerini, çocuğun video görüntülerinde ve görüntülü konuşmalarda vücudunda darp izleri gördüğünü ve sağlığından endişe duyduğunu belirterek polise başvurmuş, şüpheliler İzmir’de gözaltına alınmıştı.
Durak ve Elçetin’in itirafının ardından 1 Eylül 2019’da ormanlık alanda çocuğun toprağa gömülü cesedi bulunmuştu.
Konuya ilişkin hukuksal süreç sonunda İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Mine Durak ve Serkan Elçetin’e ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 37 yıl hapis cezası vermiş, istinafta hukuka uygun bulunan bu karar Yargıtay tarafından da onanmıştı.
Dava sürecinde Serkan Elçetin’in telefonundan elde edilen verilerde 2 sanığın da maktule yönelik “cinsel istismar” suçunu işlediğini gösteren videoların tespit edilmesi üzerine cumhuriyet savcısı tarafından ayrı bir iddianame hazırlanmış ve “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçunu işledikleri gerekçesiyle sanıklar hakkında ayrı ayrı 10 yıla kadar hapis talebiyle dava açılmıştı.
]]>Sinemacı Şahan Gökbakar, yazdığı ve başrolü oynadığı “Erdal ile Ece” isimli yeni filmini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Gökbakar, “Kendi aralarında birbirlerini çok seven ama ara ara didişen, tatlı bir çiftin komik herkesin izlediği zaman ‘A biz de böyleyiz, a sen de aynı böylesin. Aynı bizim gibi’ diyeceği bir hikaye” dedi. Filmin başrolünü paylaşan Seda Türkmen de “Ece ile ortak noktam var. Aslında Ece’yle benim değil bütün kadınların ortak noktası olacak. Şurası tam bana benziyor dediğiniz her yerde muhtemelen bir milyon kadını kapsıyor olacak” diye konuştu. Şahan Gökbakar, ANKA muhabirinin sorusu üzerine İliç’te ve diğer bölgelerde yaşadıkları yerleri, vatanlarını korumak için mücadele edenleri yürekten desteklediğini söyledi.
Akıllara “Recep İvedik” filmi serisi ile kazınan Şahan Gökbakar, daha önce “Celal ile Ceren” filmine benzer yeni bir projeye imza attı. Gökbakar, senaryosunu yazdığı “Erdal ile Ece” filminde Seda Türkmen ile başrolü de paylaştı. Yönetmen koltuğunda ise Şahan’ın kardeşi Togan Gökbakar’ın oturduğu filmde, bugünün evlilik ilişkilerinde sıkça rastlanan acı-tatlı çatışmalar, iniş-çıkışlar gözler önüne seriliyor. Yaşanan olayları hem kadın hem de erkek gözüyle ayrı ayrı izleyicilere aktarmaya hazırlanan aşk komedisi filmi, “diyet, kıskançlık ve östrojen” başlıkları altında üç ayrı bölüm olarak toplanda 105 dakika beyazperdeye yansıyacak. Vizyona 23 Şubat’ta girecek film eş zamanlı olarak tüm Avrupa’da da sinemaseverlerle buluşacak.
Filme ilişkin Şahan Gökbakar ve Seda Türkmen, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Gökbakar, şunları dile getirdi:
– İzleyiciyi nasıl bir film bekliyor?
“HERKESİN İZLEDİĞİ ZAMAN A BİZ DE BÖYLEYİZ, A SEN DE AYNI BÖYLESİN, AYNI BİZİM GİBİ DİYECEĞİ BİR HİKAYE”
Erdal ile Ece evli bir çiftin başından geçen komik üç tane ayrı hikayeyi izleyeceğimiz bir film. Diyet, kıskançlık ve östrojen adlı üç ayrı bölümü var. Kendi aralarında birbirlerini çok seven ama ara ara didişen, tatlı bir çiftin komik herkesin izlediği zaman a biz de böyleyiz, a sen de aynı böylesin. aynı bizim gibi diyeceği bir hikaye. Bir karakterlerden oluşan bir film. Benim açımdan böyle.
– Celal ve Ceren filminizde bekardınız. Erdal ve Ece filminizde şu an evlisiniz. Bunları yazarken hayatınızdan esinleniyor musunuz?
“YAZARKEN KENDİ EVLİLİĞİMDEN ESİNLENİYORUM”
Yazarken kendi evliliğimden esinleniyorum tabii. Yani bu kaçırılmayacak bir şey. İnsan yaşadığı şeyleri mutlaka bir yerde kaydediyor ve hani bir şey yazarken ortaya çıkıyor. Zaman zaman çok da böyle spesifik olarak kendi eşimle yaşadığım şeyler de bazen diyorum bak bunu koyacağım filme eşim aa sakın filan diyor. Bak koyacağım, koyacağım diyorum. Öyle yazdığım şeyler oluyor. Esinleniyor insan. Bu filmde de birkaç sahnede var. Tam olarak şimdi hangisi desen belki çıkartamam ama üzerine böyle geçerken buydu buydu derim.
– Partneriniz Seda Türkmen’i seçmenizdeki en büyük etken neydi?
Vallahi kendisi çok ısrarcı oldu. Günlerce gecelerce sosyal medyadan yazmalar, kapılara gelmeler illa ben illa ben diye. Hatta birkaç düşündüğümüz aday vardı onların ayağını kaydırmaya çalıştı bu tarz şeylerle bu rolü aldı diyebilirim. ya şaka bir yana Seda (Türkmen) benim hep takip ettiğim ve bir gün beraber inşallah çalışırım dediğim yetenekte böyle bir kadın oyuncu. Komediye çok yatkın, acayip yetenekli ve doğaçlamaya çok açık bir oyuncu. O yüzden inşallah çalışırız diyordum. Bu projeye kısmet oldu. Biz kendisine teklifte bulunduk. İşte biz kendisine böyle bir şey yazdık. Sen de bunu oynamak ister misin diye. O da sağ olsun çok mutlu oldu bundan. ve ortaya böyle bir şey çıktı.
-Daha önceki projelerinizde gişe sıralamasında ilk sıralardaydınız. Bu projenizdeki gişe beklentiniz nedir?
“FİLMİN ÇEKİMİ İKİ BUÇUK, ÜÇ AY SÜRDÜ”
Yok açıkçası öyle bir gişe rakamı kafamızda. Gişe insanların ne kadar eğlendiği, ne kadar mutlu olduğu, ne kadar mutlu ayrıldığıyla çok orantılı. İnşallah bunu yakalarız diye düşünüyorum. Böyle bir rakam soruyorsan öyle bir rakam yok kafamda. Herhalde bir altı ayı bulmuştur total bütün projenin yazımı. Filmin çekimi de yaklaşık bir iki buçuk, üç ay sürdü.
-İleri de sizi televizyonda Talk Show’da veya her hangi bir dize görebilecek miyiz?
“DİZİ YAPMAK İSTEMİYORUM”
Televizyonda dizi yapmak istemiyorum. Talk Show, yok,yok. Ben arada böyle bir film yapıp böyle bakıp çıkıyorum ortama. Öyle benim durumum.
– Muğla’da cennet koyunda yaşanan gelişmeler hakkında görüşünüzü kamu oyu merak ediyor?
“KEŞKE ÜLKEMİZİN DOĞAL GÜZELLİKLERİNİ HUKUKLA YASALARLA KORUYUCU OLABİLSEK”
Sadece Muğla’da Cennet Koyunda değil. Yani takip ediyorum. Çok da fazla bu konuyla ilgili birçok yerde olduğuyla ilgili çok da fazla şey görüyorum sosyal medyada. Üzücü tabii. Yani keşke bizim ülkemizde aslında ülkemizin en büyük özelliklerinden biri olan bu doğal güzellikler, tabiat bu coğrafyanın en alametifarikası o. Keşke ona birazcık daha özen gösterebilsek, keşke birazcık daha hani hukukla yasaları koruyucu olabilsek ama maalesef işte her zamanki gibi para hırsı, rant, çeşitli değişik amaçlar sonucu buraya getiriyor. Ama bütün bu konuda mücadele eden, haklarını koruyan, memleketlerini korumak isteyen, yaşadıkları yeri, vatanlarını korumak isteyen insanların da yanındayım canı gönülden ve yürekten her zaman desteklerim.
– Daha önce Recep İvedik filminizde doğa katliamlarıyla ilgili çalışma yapmıştınız. Geçtiğimiz gün Erzincan’da bir felaket yaşandı. Daha önce de maden faciaları yaşandı bunun ilgili de ileri de bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
DEDİĞİM GİBİ BU BU İŞLERDE HER ZAMAN DESTEKÇİ KONUMUNDAYIM VE YÜREKTEN ONLARIN YANINDAYIM
Erzincan’da yaşanan olay çok üzücü bir olay. Bir kere orada kaybedilen yaşamların hepsine bir kere Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına da baş sağlığı diliyoruz. Çok üzücü bir olay. Bu tür işler hani bizim yaptığımız işler daha mizah ağırlık. İşler belirli bir yerinden, ucundan, köşesinden tabii ki böyle konulara da değinmek de fayda var çünkü bizim seyircimiz çok büyük kitlelere ulaşabiliyor, bizim filmlerimiz. O anlamda hani Recep İvedik 7’de biraz aslında yapmaya çalıştık onu. Bu doğa katliamlarıyla ilgili bir mücadeleyi film ettik. Dediğim gibi bu bu işlerde her zaman destekçi konumundayım ve yürekten onların yanındayım. Yaşanan bu kötü olayda da kazada da herkese iyi geçmiş olsun İnşallah daha yaşanmaz böyle bir şey. Gereken önlemler alınır. İnşallah. Ama her seferinde de aynı şeyleri konuşuyoruz o da biraz üzücü tabii.
– Recep İvedik karakteri ne zaman gelecek ve yeni sorunlara nasıl hikayeler içinde çözüm bulurken göreceğiz?
“RECEP İVEDİK 8 GELECEK AMA KONUSU NE OLUR NE ZAMAN GELİR BİLMİYORUM ŞUAN”
Recep İvedik 8, ile ilgili emin olun hiç bir fikrim yok düşünmedim henüz konusu ne olur diye. Geleceği konusunda bir bilgim var. Gelecek. Ama ne zaman olacağıyla ilgili, konusu ne onu bilmiyorum şuan.,
Başarılı oyuncu Seda Türkmen ise şunları söyledi:
– İzleyiciyi nasıl bir film bekliyor?
“FİLM BİZLERİN YANSIMASI”
Benim açımdan da Şahan’ın anlattığı gibi tam olarak böyle. Yani çok keyifli bir iş. İzlerken Şahan’ında dediği gibi çok bizim yansımamız, perdeye yansımamız. Samimi, doğal bir evlilik komedisi.
“ŞAHAN GÖKBAKAR’LA ZATEN ÇALIŞACAK OLMAK AYRI BİR KONFOR YARATIYOR İNSANDA”
Yok öyle gerçekten bir de çok samimi bir proje olacağı belliydi. Daha önce işte Celal ile Ceren çok sevdim. Şahan’ın en sevdiğim işlerinden biriydi. Bir evlilik hikayesi deyince az çok da konuşunca üzerine. Zaten ilk karşılaştığımızda da hemen böyle bir aynı mizah tonunda yani aynı aynı tonda konuştuğun zaman biriyle zaten o çok iyi bir partnerlik doğuruyor. Böyle gelişti. Şahan Gökbakar’la zaten çalışacak olmak ayrı bir konfor yaratıyor insanda çalışmak. Zaten sandığımın çok daha üstünde bir büyük bir mutlulukla ayrıldım açıkçası.
– Ece ile ortak noktanız var mı?
“ECE’YLE BENİM DEĞİL BÜTÜN KADINLARIN ORTAK NOKTASI OLACAK”
Ece ile ortak noktam var. Ece’yle benim değil bütün kadınların ortak noktası olacak. Hani o yüzden de böyle hani ay şurası tam bana benziyor dediğiniz her yerde muhtemelen bir milyon kadını kapsıyor olacak. Çünkü belirli bazı tepkiler oluyor hepimiz de. Daha ince gördüğümüz daha çok analiz ettiğimiz vesaire. O yüzden de var tabii ki ortak yönümüz.
– Çekimler nasıl geçti? Çekerken neler yaşadınız?
“ÇEKİMLERDE ÇOK ACI ÇEKTİM GÜLMEKTEN”
Çekimlerde çok acı çektim gülmekten. Haddini aştı gülme, eğlenme kısmı. Büyük kitlendik. Bazen Togan (Gökbakar) artık ‘ne olur gülmeyin. Lütfen gülmeyin’ diye bizi uyardı. Tabii ki çok güzel anılar var içinde. Çok güzel iki ay geçirdim o sette. Sayelerinde. Çıkan şey de çok güzel oldu bence. Film çok güzel oldu.
– Yeni projeleriniz var mı?
“OLABİLDİĞİMİZ HER YERDE OLMAKTAN ZİYADE OLDUĞUMUZ YERDE İYİ İŞ YAPMAK EN ÖNEMLİSİ”
İki tiyatro oyunum var. ‘Hakikat elbet bir gün. ve İzdirap korusun’ diye. Bir sinema filmim. Aslında sinema filmi geçen sene çekmiştik. Bir de televizyon dizimiz var. ‘Sandık kokusu’. Yani hepsi aynı anda denk geldi. Aslında denk gelmedi de. Amin diyelim bu dönem için. Çalışacağız tabi ne yapacağız başka yani? Hani oyunculuk alanlarımız belli. Olabildiğimiz her yerde olmaktan ziyade olduğumuz yerde iyi iş yapmak en önemlisi. Elimizden geleni yapıyoruz”.
]]>
Feridun AÇIKGÖZ/ KADIKÖY’de bulunan bir sitede, kuryelerin girişte güvenlik tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği öne sürüldü. Siteye sipariş götüren bir kurye, ayrımcılık yaşandığını ifade ederek “Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi” cümleleriyle video çekip sosyal medyada paylaşım yaparak tepki gösterdi. Siteye sipariş götüren kurye Mahmut Baştaş, “Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör. Normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin ya da çalışmak için gelenlerin asansörü farklı” dedi. Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, “Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir” dedi. Site yönetimi ise konuyla ilgili açıklama yapmadı. Kadıköy’de bulunan ‘Kalamış Rezidans’ isimli bir sitede, sipariş getiren kuryelerin güvenlik görevlisi tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği iddia edildi. Site yönetimi talimatıyla uygulandığı iddia edilen uygulama; siteye sipariş götüren bir kuryenin sosyal medya paylaşımı ile ortaya çıktı. Paylaşım, sosyal medyada tepkilere neden oldu. “SEKİZİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ” Sosyal medyadaki paylaşımı yapan kurye, asansörün içinde çektiği videoda, “Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi” ifadelerini kullandı. “NORMAL İNSANLARIN KULLANDIĞI ASANSÖR FARKLI” Siteye sipariş bıraktığı görülen kurye Mahmut Baştaş, “Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör, normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin, çalışmak için gelenlerin asansörü farklı” şeklinde konuştu. “AYRIMCILIK OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTA”
Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, “Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir. Bu yaptırımlar tabi ki nitelik olarak idari para cezası niteliğinde olduğundan bir suç teşkil etmemekle birlikte kabahat olarak isimlendirilmekte, karşılığında da kurumun kesmiş olduğu idari para cezalarının uygulanması söz konusu olabilecektir.” dedi.
“AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN KİŞİLER İNSAN HAKLARI KURUMU’NA BAŞVURU YAPMALI”
Çimen, “Ayrımcılığa maruz kalan kişilerin, kuruma başvuru yapmaları, akabinde kurumun gerçekleştirebileceği idari soruşturması neticesinde bahsettiğimiz cezai müeyyidenin uygulanabileceğini söyleyebiliriz” diye konuştu.
]]>Kadıköy’de bulunan ‘Kalamış Rezidans’ isimli bir sitede, sipariş getiren kuryelerin güvenlik görevlisi tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği iddia edildi. Site yönetimi talimatıyla uygulandığı iddia edilen uygulama; siteye sipariş götüren bir kuryenin sosyal medya paylaşımı ile ortaya çıktı. Paylaşım, sosyal medyada tepkilere neden oldu.
SEKİZİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ
Sosyal medyadaki paylaşımı yapan kurye, asansörün içinde çektiği videoda, Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi ifadelerini kullandı.
NORMAL İNSANLARIN KULLANDIĞI ASANSÖR FARKLI
Siteye sipariş bıraktığı görülen kurye Mahmut Baştaş, Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör, normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin, çalışmak için gelenlerin asansörü farklı şeklinde konuştu.
AYRIMCILIK OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTA
Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir. Bu yaptırımlar tabi ki nitelik olarak idari para cezası niteliğinde olduğundan bir suç teşkil etmemekle birlikte kabahat olarak isimlendirilmekte, karşılığında da kurumun kesmiş olduğu idari para cezalarının uygulanması söz konusu olabilecektir. dedi.
AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN KİŞİLER İNSAN HAKLARI KURUMU’NA BAŞVURU YAPMALI
Çimen, Ayrımcılığa maruz kalan kişilerin, kuruma başvuru yapmaları, akabinde kurumun gerçekleştirebileceği idari soruşturması neticesinde bahsettiğimiz cezai müeyyidenin uygulanabileceğini söyleyebiliriz diye konuştu.
]]>CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, 2024 Yılı Yatırım Programı’nda yer alan Cumhurbaşkanlığı Okluk Devlet Konukevi ve Ahlat Köşkü ile ilgili maliyetlerine ilişkin verilere tepki gösterdi. Torun, şunları söyledi:
“Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan en düşük emekli maaşını 10 bin lira olarak açıkladı. Bütün Türkiye bu maaşın ne anlama geldiğini biliyor. Ama biraz daha netleştirelim: Türkiye’de yoksulluk sınırı 47 bin lira, bir kişinin aylık yaşam maliyeti 19 bin lira, açlık sınırı ise 16 bin 500 lira. Bu şartlarda en düşük emekli maaşını 10 bin lira olarak belirlemek açık açık emekliye ‘öl, yaşama, açlığa mahküm ol’ demektir.
Emekliye ‘öl’ diyen AKP Genel Başkanı maşallah saraylarından bütçe esirgemiyor. 15 Ocak’ta Resmi Gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararına göre 2024 yılı için Marmaris’teki yazlık saraya, Ahlat’taki kışlık saraya ve Ankara’daki Kaçak Saraya 1 milyar 343 milyon 935 bin lira bütçe ayrıldı.
Yanlış anlaşılmasın bu bütçe sarayların günlük giderleri için değil saraylardaki bakım, onarım, tadilat ve teçhizat gereksinimleri için… Günlük giderleri apayrı rakamları.
Saraylara ayırılan bütçenin harcama kalemlerini bir yazılı soru önergesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a sorduk. Müspet bir cevap alacağımızı sanmıyorum. Zira ejder meyvesi tüketilen saraylarda ne eksik olabilir ki? Korkarım ki sarayların duvarlarını da bu gidişle altınla, zümrütle kaplayacaklar.
Bu ülkedeki yoksulluk, açlık ve sefalet tesadüf değil. Türkiye’deki enflasyon, Türk lirasındaki değer kaybı dış mihrakların oyunu değil. Çocuğuna bir ayakkabı alamayan babaların dramı kader planı değil. Halkımızın çektiği çile iktidarın saraylarda sürdüğü sefanın bir sonucudur, israfın bir sonucudur, müsrifliğin bir sonucudur. 31 Mart’ta saraylılara en sert cevabı sandıkta vereceğiz. Emekliyi, ücretli çalışanları ölüm maaşlarına layık görenlere o sarayları dar edeceğiz.”
Torun, açıklamasında sözünü ettiği soru önergesinde, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:
“Okluk, Ahlat ve Atatürk Orman Çiftliği üzerinde bulunan saraylardaki yatırımlara 2024 yılı için ayrılan 1 Milyar 343 Milyon 935 lira büyüklüğündeki bütçenin harcama kalemlerini ayrı ayrı açıklar mısınız?
Söz konusu saray yatırımları için ayrılan toplam bütçe 3 Milyar 714 milyon liradır. 4 milyar liraya yakın harcama ile halka sağlanan ve sağlanacak hizmetleri açıklar mısınız?
Önümüzdeki yıllarda yeni saray projelerinin hayata geçirilmesi düşünülmekte midir? Düşünülmekteyse söz konusu sarayların inşa edileceği şehirlerimizi ve bu projelerin maliyetlerini açıklar mısınız?”
]]>