(ANKARA) – Gazetecilik meslek örgütü temsilcileri, Instagram’a erişim engeli gelmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) internet sitesine girilememesiyle ilgili ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Instagram’ın tamamen kapatılması, Türkiye’nin böyle bir yola gidip bir misilleme yapması kabul edilebilir bir durum değil” derken; DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, “İletişim özgürlüğüne bu toplumun çok daha fazla sahip çıkması, bunun için de mücadele etmesi gerekiyor” diye konuştu. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise, “Tüm ülkenin ifade ve basın özgürlüğü elden gitmekte ve sansürle bu hakkın yasaklanmasıyla da 85 milyonun ifade özgürlüğü yok ediliyor” ifadelerini kullandı.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) kararıyla bugün Instagram’a erişim engeli getirildi. BTK’dan yapılan açıklamada sosyal medya platformunun “katalog suçlara uymadığı” gerekçesiyle erişime kapatıldığı kaydedildi. Bununla birlikte, 2 Ağustos itibarıyla uygulandığı bilgisi yer alırken yaptırımın ne kadar süreceğine dair açıklama yapılmadı.
AYM İletişim Başkanlığı’nın “manipülasyon ve dezenformasyonla mücadele” biriminin Anayasa’ya aykırı kurulduğuna karar verdi. Bugün ayrıca AYM’nin resmi Twitter hesabından konuyla ilgili yapılan paylaşım kaldırılırken, karar Resmi Gazete yayımlandı. AYM’nin internet sitesine ise erişilemiyor.
TGS Genel Başkanı Durmuş: Türkiye’nin misilleme yapması kabul edilebilir bir durum değil
Gazetecilik meslek örgütlerinin temsilcileri fotoğraf ve video paylaşım sitesi Instagram’a erişim engeli kararı ile AYM sitesine erişim ile ilgili ANKA’ya konuştu. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, paylaşımların içeriğine dair Instagram’ın şirket politikası gereği engellemeler yapabileceğini belirterek, “Ancak tamamen kapatılması, Türkiye’nin böyle bir yola gidip bir misilleme yapması kabul edilebilir bir durum değil. Kaldı ki bu paylaşımların Türkiye merkezli olmadığı bir iklimde sen bunu yapıyorsan aslında bu ülkedeki vatandaşların basın özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunmuş oluyorsun. AYM’nin kararına erişim engeli gelmesi de bununla ilgili bir şey. Bu ülkede geçtiğimiz yıl çıkan dezenformasyon yasasında bütün yetkiyi topladılar. İstedikleri zaman istedikleri konunun gündemde olmasını engellemek için erişim engelleri, sansürleme kararlarını ve haklarını kendilerine aldılar” dedi. Durmuş devamında ise, “Birçok meslektaşımız dezenformasyon yasasından sonra tutuklandı. Arkasından erişim engelleri artarak devam etti. Bu ülkede basın ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılar hiç durmadan devam ediyor. İnterneti kasıyor, siteleri engelliyor, bir şeyin konuşulmasını istemiyorlarsa onu bir şekilde engelliyorlar. Bu da bu ülkenin basın özgürlüğü sıralamasında aşağı doğru gitmesinin en temel nedenlerinden birisi. Tahammül etmeyi, tahammül göstermeyi öğrenmeleri lazım” değerlendirmesini yaptı.
DİSK Basın-İş Genel Başkanı Dedeoğlu: İletişim özgürlüğü dediğimiz şey insanın canına kadar kast edebilecek bir unsur
Demokratik bir toplumda böyle bir uygulamanın kabul edilemez olduğunu ifade eden DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, şu görüşleri dile getirdi:
“Biz yıllardır, Abdülhamid döneminden beri sansür yasaklarıyla boğuşan bir meslek grubuyuz. Özellikle gazeteciler 2. Abdülhamid döneminden beri uygulanan sansürlerle mücadele etme kararlılığında ve bunun mücadelesini veriyoruz.
Özgürlük Evi kuruluşunun 2023’te hazırladığı bir rapor var. O raporda Türkiye maalesef internet özgürlüğü kategorisinde 70 ülke arasında 55’inci sırada. Bu sadece internet özgürlüğüyle de sınırlı değil, uluslararası gazetecilik örgütlerinin, Sınır Tanımayan Gazeteciler’in çıkarmış olduğu raporlara baktığımızda Türkiye 185 ülke arasında nereden baksanız en sonuncu sıralarda. Bu iktidarın baskıcı unsurların daha da artacağını, böyle bir ekonomik krizle boğuşan bir halkın bu tür baskıları daha sık yaşayacağı izlenimini bize gazeteciler olarak veriyor. Bunun bir örneğini Hatay’da, Adıyaman’daki depremde de gördük. Deprem olur olmaz internete kısıtlama getirildi. Belki o kısıtlamalar, özellikle WhatsApp’a getirilen o kısıtlamalar yapılmamış olsaydı pek çok canı daha kurtarma şansına sahip olacaktık. İletişim özgürlüğü dediğimiz şey insanın canına kadar kast edebilecek bir unsur. Onun için de iletişim özgürlüğüne bu toplumun çok daha fazla sahip çıkması, bunun için de mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü iletişim özgürlüğü kısıtlandığında canımız yanıyor, hatta canlarımızı kaybedebiliyoruz.”
Basın Konseyi Başkanı Türenç: Türkiye’de nicedir ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü garabeti yaşanmakta
Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Instagram’a erişim engeli kararının Türkiye’de sansürün bir başka versiyonu olduğunu belirterek, “Basın ve ifade özgürlüğü maalesef bir süredir bu sansür kıskacından kendini kurtaramıyor” ifadelerini kullandı. Türenç şunları kaydetti:
“AYM’nin sitesinin de yayına kapatılmasını da birlikte düşünmek gerekirse Türkiye’de sansür maalesef iliklerimize kadar işlemiş durumda. Tüm ülkenin ifade ve basın özgürlüğü elden gitmekte ve sansürle bu hakkın yasaklanmasıyla da 85 milyonun ifade özgürlüğü yok ediliyor.
BTK kararının, sosyal medya platformundaki bu yasaklamalarının kabul edilmesi mümkün değil. BTK’nın erişim engeli kararının gerekçesi bu millete açıklanmalı ve bu uluslararası bir kanal olduğu için de bütün dünya bizi izliyor. Bu defakto durumla ilgili bir daha düşünmemiz gerektiğini savunuyorum. Bu sansürün keyfi olduğunu ve derhal kaldırılması gerektiğini bir daha bir daha söylemek istiyorum.
Resmi gazetede yayımlanan AYM kararının ise sitede ulaşamaması ayrı bir garabet. AYM açıklama yaptı, ‘Sadece sitemize ulaşılamıyor ama iptal kararımız Resmi Gazete’de yayımlanmıştır’ dedi. Bu ne demek? Şunu bir daha düşünmemiz lazım. Bilgi kanalları günümüzde, iletişim kanalları arasında bilgi kanalları tek bir kanaldan yapılmıyor çok sayıda mecradan bilgi akışı devam ediyor. Siz siteyi kapatın ama bir başka sitede düşünceniz, bilginiz yayılmaya devam ediyor.
Türkiye’de nicedir bir ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü garabeti yaşanmakta. Bu yeni değil, bunun da her sıkışılan noktada yukarıdan gelen emirlerle yapılacağı kesin. Çünkü dezenformasyon yasası çıkarıldı, önümüze getirildi. Onunla ilgili bu yasaklar da son sürat devam ediyor. İşinize gelmeyen her şeyin yasaklanmasını en başta Cumhurbaşkanı’nın kabul etmemesi lazım. Çünkü Cumhurbaşkanı yıllarca bu millete ne dedi, ‘Birkaç satır şiir okudum onun için benim özgürlüklerim yasaklandı’ dedi.”
ÇGD Başkanı El: Bir kurumu sansür yaptı diye eleştiriyorsunuz, diğer taraftan başka bir sansürü devreye koyuyorsunuz
Instagram’ın neden hala kapalı olduğuna dair resmi bir açıklama olmadığını vurgulayan Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Kıvanç El, iki iddia olduğunu, birincisinin Hamas Lideri Haniye ile ilgili paylaşımları Instagram’ın sansürlemesi üzerine Türkiye’nin tepki olarak Instagram’ı kapattığı olduğunu belirtti. El, “Diğer taraftan yine haberlere göre katalog suçlardaki gerekçelerle erişime engellendi. Öncellikle erişim engeli nasıl alındı, hangi gerekçeyle alındı bu karar açıklanması gerekiyor. Şimdi katalog suçlar deniliyorsa, katalog suçlara uyulmadığı gerekçe gösteriliyorsa bu bir bütün platformun kapatmanın doğru olmadığı anlamına gelir. Instagram’da bazı paylaşımlar yasa gereği işte beğenilmeyebilir bazı mahkeme kararlarıyla erişim engeli getirilebilir bunlar engellenebilir” diye konuştu. Öncelikle gerekçenin net bir şekilde açıklanması gerektiğini belirten El, şunları kaydetti:
“Sadece bazı paylaşımlar nedense, neden sadece onlar kapatılmadı. Geçmişte sosyal medya platformlarına yönelik kapatma kararları var. Youtube işte Twitter vs. birçok site. AYM’nin onlarca kararı var ve bunları hep ifade özgürlüğünün engellenmesi olarak yorumladı. Görüyoruz ki bu yasaklardan hala vazgeçilmiş değil. Öncelikle bir an önce Instagram’ın açılması gerekiyor. Bir de şunu hatırlatmakta fayda var, hala gerekçe açıklanmadığı için ve bir gün önce bu kapatmadan kısa bir süre önce İletişim Başkanı’nın bir açıklama yapması ve Instagram’ı hedef alması. ‘Acaba Instagram’ı İletişim Başkanlığı mı kapattırdı’ sorusunu akıllara getiriyor. Onun için İletişim Başkanlığı da ilgili Bakanlıklar da bu konuda açıklama yapmalıdır.
Haniye paylaşımlarını sansürleyen Instagram’a karşı bir sansür uygulanıyorsa bu da çelişkili bir durum. Siz bir kurumu sansür yaptı diye eleştiriyorsunuz haklı bir eleştiri olabilir, kimse sansür yapmamalı ama diğer taraftan siz başka bir sansürü devreye koyuyorsunuz. Bu da ne yazık ki çok açıklanabilecek bir durum değil.
AYM detaylı bir bilgilendirme yapmalıdır, neden bu paylaşımdan vazgeçildi, bir baskı mı geldi. Sonuçta verilmiş bir karar var. Siz bir sosyal medya paylaşımını silseniz bile bu Resmi Gazete’de yayımlanmış bir karar. Türkiye’deki bu baskı ve korku iklimi o kadar yaygın ki, bir kararın duyurulmasına dair tahammül edilemeyen bir görüntü var. “
RSF Türkiye Temsilcisi Önderoğlu: Türkiye’de bilgi alma hakkı online sansür hamleleriyle derin yaralar aldı
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu ANKA’ya yaptığı yazılı açıklamada, “BTK yetkilileri, onca keyfiyetin hesabını bugüne kadar vermemiş olmanın rahatlığından olacak, 50 milyonu aşkın Instagram kullanıcısının ifade özgürlüğü hakkını bu kadar rahat ihlal edebiliyor. Ayrıca birçok medya kuruluşunun Instagram faaliyeti de bu son keyfi kararla durdurulmuş oldu. Ne yazık ki, Türkiye’de bilgi alma hakkı, otoriter yönetimin yaygın online sansür hamleleriyle son yıllarda derin yaralar aldı. Türkiye ve gazeteciliğe de yazık ediyorlar” ifadelerini kullandı.
TGS Genel Sekreteri Tuna: Cumhurbaşkanlığı sözüm ona engelleme varken Instagram’dan ‘Hayırlı Cumalar’ diye mesaj paylaştı
Instagram’ın merkezinin Hamas’ı terör örgütü kabul eden ABD’de bulunduğunu hatırlatan TGS Genel Sekreteri Banu Tuna ise açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Instagram’ın kararının sansür olup olmadığını tartışmak, Instagram’ın Türkiye’de engellenmesi kararının vahametini arka planda bırakır. Çünkü meselenin bir tarafında özel bir şirket, diğer tarafından hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü bir devlet var. Sansür iddiasına sansürle misilleme yapmak iktidarın zihin yapısını da bir kez daha ortaya koyuyor. Instagram’a erişimin engellenmesi kararıyla ilgili BTK kamuoyuna bir gerekçe, bir neden, engellemenin ne kadar süreceğiyle ilgili bir bilgi vermediği için şu anda yaptığımız parçaları birleştirmek, niyet okumak. Oysa çoğulcu demokrasilerde böyle puslu, spekülasyona müsait koşulların oluşmaması gerekir.
İşin trajikomik yanı, bu engellemenin politik bir manifesto olmak dışında pratikte hiçbir anlam taşımaması. BTK sabah erişimi engelledi, Cumhurbaşkanlığı sözüm ona engelleme varken, Instagram’dan ‘Hayırlı Cumalar’ diye mesaj paylaştı. Hem mesajı, hem de mesajı kısa süre sonra silindiğini herkes gördü, duydu. Demek ki, pratikte bilgi akışını engellemek mümkün değil.”
]]>
Resmi Gazete’de yayımlanan AYM kararına göre; Gezi davasından 18 yıl hapis cezasına mahkum edilen TİP Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili kararın ‘yok hükmünde’ olduğu ve bu nedenle Yargıtay tarafından verilen kararın TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla vekilliğinin düşmüş sayılamayacağı belirtildi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, kararla ilgili sosyal medya hesabından değerlendirmede bulundu. Uçum, “Anayasa Mahkemesi çoğunluğunun önceki ihlal kararlarını gerekçe göstererek ilgili milletvekilinin hükümlü olduğu dosya kararının kesinleşmediği sonucuna ulaşması pozitif hukuku tanımamak demektir. AYM çoğunluğu, ısrarla adli yargının en üst karar organı olan Yargıtayca verilen ve aşamalardan geçmiş kararı kesinleştiren onama kararını keyfi olarak reddetmektedir. AYM çoğunluğunun TBMM’nin milletvekilliğinin düşmesine ilişkin tamamlama merasimini göz ardı etmesi Anayasa’nın 85’inci maddesine açıkça aykırıdır. Çünkü 85’inci madde gereğince, ‘Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme… halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur’ hükmü Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışındadır. Bu merasim tamamlanmış ve milletvekilliği düşmüştür. Bu merasimin (İsterse eylemli iç tüzük değişikliği gibi uydurma bir gerekçeyle başvuru olsun) AYM tarafından denetimi Anayasa gereği asla mümkün değildir. Mevzubahis kararın muhalefet şerhinde detaylı açıklandığı gibi, AYM çoğunluğu hem başvuruyu ele alma yönteminde (eylemli iç tüzük değişikliği şeklindeki uydurma gerekçeyi geçmiş içtihadına uygun değerlendirmeyerek) keyfi davranmış hem de Anayasanın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrasına ve 85’inci maddede getirilen AYM denetimi yasağını dikkate almamıştır. Bu nedenle azınlık görüşünde isabetle ifade edildiği gibi başvuruya görevsizlik nedeniyle ret kararı verilmesi gerekirken karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi bir hukuksuzluk halidir. AYM çoğunluğu, bu kararla pozitif hukukun dışına çıkmış keyfilik alanına geçmiştir” dedi.
‘HİÇBİR MERCİ AYM’NİN KARARINA GÖRE İŞLEM YAPMAK MECBURİYETİNDE DEĞİL’
Uçum, keyfi olarak nitelendirdiği AYM kararının hukuk camiasında karşılığı olmayacağını belirterek, “AYM çoğunluğu, karar verilmesine yer olmadığına karar vererek aslında hukuken etkisi olmayan bir karar vermiş aslında gerçek bir karar vermemiştir. Hiçbir ilgili merci hukuken AYM’nin bu kararına göre hareket etmek veya işlem yapmak mecburiyetinde değildir. Bu karara göre bir işlem yapma imkanı da yoktur. Dolayısıyla hukuki mana açısından sorunlu hukuki icra açısından yok hükmünde olan AYM çoğunluk kararının gerekçesine bakarak birtakım sonuçlar çıkarmaya çalışmak veya çağrılar yapmak beyhude çabadır. En azından şuna dikkat edilmesi gerekir; gerekçe hüküm değildir. Gerekçenin tek başına hiçbir icrai etkisi olmaz. Bu nedenle konuya iyi çalışmadan aceleyle hatalı ve yanlış mesajlar atmamaya özen gösterilmesi gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
AYM ÇOĞUNLUĞU MAHKEMENİN İÇTİHADINI DA TANIMIYOR
Uçum, AYM’nin daha önce hükümlü milletvekillerine ilişkin kararlarına atıfta bulunarak, “Hükümlü milletvekillerine ilişkin yapılan başvurulardaki içtihadı, ‘yetkisizlik sebebiyle ret’ şeklindeydi. Aşağıda bilgileri verilen 3 dosyada da yetkisizlik sebebiyle ret kararı verilmişti. Peki, şimdi ne değişti de AYM çoğunluğu mahkemenin içtihadını sürdürmek yerine, ‘karar verilmesine yer olmadığına’ karar veriyor. AYM çoğunluğu açık anayasa hükümlerini tanımadığı gibi mahkemenin içtihadını da elinin tersiyle itiyor. Bu yaklaşımla verilen bir kararın hukuk adına savunulması asla mümkün değildir” ifadelerine yer verdi. Uçum, paylaşımında ayrıca AYM’nin 2020 ve 2021 yıllarında Ömer Faruk Gergerlioğlu, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları hakkında verdiği kararlarına yer verdi.
]]>AYM’nin 62. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Yüce Divan Salonu’nda tören düzenlendi. Törene; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YSK Başkanı Ahmet Yener, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Konseyi üyesi Cemil Çiçek, eski başbakan Binali Yıldırım, eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanları Mustafa Şentop ve Bülent Arınç ve AKP Şanlıurfa Milletvekili Bekir Bozdağ katıldı. Törende, AYM Başkanı Kadir Özkaya, 62. yıl açış konuşması yaptı. Programda AYM’ye yeni atanan üye Prof. Dr. Ömer Çınar’ın yemin töreni de yapıldı.
Özkaya’nın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
“Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından AYM üyeliğine seçilen ve biraz sonra and içerek üyelik görevini ifa etmeye başlayacak olan Sayın Profesör Doktor Ömer Çınar’ı tebrik ediyor, üyeliğinin şahsına, ailesine, Mahkememize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum ve başarılar diliyorum. En adil ve isabetli sonuçlara ulaşabilmek için farklı mesleki kaynaklardan gelen liyakatli kişilerin oluşturduğu AYM’ye yeni üyemizin de kendisinden beklenen katkıyı hakkıyla sağlayacağına inanıyorum. Bu vesileyle öncelikle Genel Kurulumuzun takdiri ile devraldığım Başkanlık görevimde, necip Türk milletinin bizlerden beklediği adaletin tecellisine, hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerinin korunması gayesine hizmet etmek iradesiyle, çok kıymetli mesai arkadaşlarımla birlikte bize emanet edilen bu bayrağı daha ileriye taşıyacağımıza olan inanç ve kararlılığımızı ifade etmek istiyorum.
“ADALET TERAZİSİ KEYFİ ARZULARIN DEĞİL, GERÇEK HAKLININ MEMNUN EDİLMESİ İÇİN KULLANILMALIDIR”
‘Adalet mülkün temelidir’ sözü gereğince toplumlarda da barış, huzur ve refahın sağlanmasının ancak adaletin var olmasıyla temin edilebileceğini belirtmemiz gerekmektedir. Adalet her devirde, her toplumda, her inanç ve anlayışta en çok konuşulan, tartışılan konuların başında gelmiştir. Hukukla, felsefeyle, sosyolojiyle, psikolojiyle, sosyal bilimlerin neredeyse her alanıyla ilişkili anlamlar yüklenmiş bir kavramdır, ahlaki bir erdemdir. Toplumun örgütlü şekli olan devletin temeli adalettir, toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır. Yalnızca söz ve söylem değil, davranış ve eylem meselesidir. Bir şeyi yerli yerince yapmak, her şeyi yerli yerine en uygun şekilde koymaktır. Adil olmak, adaletli davranmak insanlara ve toplumlara en üst seviyede değer katan bir özelliktir. İnsanlar ve toplumlar adalete ve hakka uymazlar ve hakkı kendi keyfi arzularına uydurmaya kalkışırlarsa yeryüzünde düzen ortadan kalkar, kargaşa başlar. Herkes kendini haklı görmeye başlar, gerçek hak ve haklı asla bulunamaz. Zulüm egemen olur. Bu yüzden adalet terazisi hep hak ve haklıyı gözeterek keyfi arzuların değil, gerçek haklının memnun edilmesi için kullanılmalıdır. Ayrıca unutmamalıyız ki hiçbirimiz ebedi değiliz. Gün gelecek hepimiz için ortaya bir terazi konulacaktır.
“ADALET EN YÜCE İDEALDİR”
Öte yandan şu da bilinmelidir ki adil olan insandan, adil olan toplumdan, adil olan akıldan ve adil vicdanlardan tüm kainat yararlanır. Dolayısıyla hiçbir neden, insanları ve toplumları hiçbir zaman hakkı ayakta tutmaktan alıkoymamalı, adaletsiz davranmaya yöneltmemelidir. Yeryüzündeki kavgaların, hırgürlerin, çatışmaların, ölüm olaylarının birçoğu haksızlıktan, adaletsizlikten çıkmaktadır. Her kavganın, her kargaşanın, her çatışmanın, her ölüm olayının içinde bir mutlaka haksızlık vardır. Zira hakkı bilen, hakkı gözeten haksızlık yapmaz. Bütün yargısal çabaların gayesi adaleti tesis etmektir. Adalet esasen bir dengeyi ifade etmektedir. Adalet mutlak eşitliği değil, hak ettiği ölçüde davranılmayı anlatmaktadır. Adalet en yüce idealdir, evrenin ve hayatın üzerinde yürüdüğü temeldir.
“HAKİMLER FİKRİ, VİCDANI VE İRFANI HÜR İNSANLAR OLMALIDIR”
Bununla birlikte hakkın ayakta tutulması ve adaletin sağlanması bakımından en önemli sorumluluk hakimlere düşmektedir. Hakimin terazisi aynı biçimde, hiçbir ayrım kayrım yapmadan hep doğru tartmalıdır. Hakimler daima hak ve haklının yanında olmalıdır. Mesleğin vakarını korumalı fakat aynı zamanda yeryüzü gibi geniş ve alçak gönüllü olmalı, aklı ve bilimi ölçüt almalıdırlar. Hiçbir neden, onları hakkı ayakta tutmaktan hiçbir zaman alıkoymamalı, adaletsiz davranmaya yöneltmemelidir. Örnek ahlak sahibi olmalı, kişilik ve vicdanlarını asla kirletmemelidirler. Çekinmeden, endişe duymadan, iç dünyalarındaki öznel duygu ve düşünceleri de dahil olmak üzere herhangi bir dışsal etki altında kalmadan tarafsız bir tutumla özgürce karar vermelidirler. Unutulmamalıdır ki anayasal kimliğimizi oluşturan ilke ve değerlerin en önemli güvencesi olan bağımsız ve tarafsız yargının varlığı ancak bağımsız ve tarafsız hakimlerin varlığıyla mümkündür. Dolayısıyla hakimler fikri, vicdanı ve irfanı hür insanlar olmalıdır.
“HAK VE ÖZGÜRLÜKLER, YETERLİ HUKUKİ MEVZUAT VE GÜVENCELERİN VARLIĞI HALİNDE KORUNABİLİR”
Nihayet hukukun nihai amacı adaleti sağlamaktır. Bu noktada ayrıca belirtmem gerekir ki söz konusu sorumluluk bakımından bütün yüksek mahkeme üyelerinin verdikleri kararların içtihat olma niteliğini ve doğurduğu sonuçları dikkate alarak diğer mahkemelere kıyasla adaleti tesis etme konusunda daha da hassas olmaları icap etmektedir. Bilindiği üzere toplum sözleşmeleri sayılan anayasalar, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alarak egemenlik yetkisinin nasıl kullanılacağını düzenlerler. Anayasa mahkemeleri de anayasal denetim yaparak demokratik toplumların insanı ve devleti adalet temelinde yaşatma ortak amacını gerçekleştirmeye hizmet eden kurumlardır. İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik toplumlarda temel öneme sahiptir. Hak ve özgürlükler demokrasinin esaslı unsurudurlar. Ancak bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile yeterli hukuki mevzuat ve güvencelerin varlığı halinde korunabilir.
“BİREYSEL BAŞVURU CUMHURİYETİMİZİN HUKUK SİSTEMİMİZE İLİŞKİN EN BÜYÜK KAZANIMLARINDAN BİRİDİR”
Anayasa’mız, AYM’ye diğerlerinin yanında bazı normların anayasaya uygunluğunu denetlemek ve bireysel başvuruları karara bağlamak görev ve yetkisini vermiştir. Türk yargı tarihinin en büyük reformlarından biri olan bireysel başvuru, yüz yıllık Cumhuriyetimizin hukuk sistemimize ilişkin en büyük kazanımlarından biridir. Bu kurumun kabul edilmesindeki amaç, anayasa koyucunun ifadesiyle ‘Bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlamak ve sorunu ülke sınırları içinde çözerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılan başvuru sayısını azaltmaktır.’ AYM, bugüne kadar bireysel başvuru kapsamında yaşama hakkından ifade özgürlüğüne, mülkiyet hakkından örgütlenme özgürlüğüne hak ve özgürlüklerle ilgili olarak yüz binlerce karar vermiştir. Mahkememizin bireysel başvuruları karara bağladığı yaklaşık 12 yıllık süreçte, ülkemiz aleyhine AİHM’e yapılan başvurular önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.
“ÖNÜMÜZDE DERDEST HALDE 102 BİN BİREYSEL BAŞVURU BULUNMAKTADIR”
Mahkememize bugüne kadar toplam 601 bin bireysel başvuru yapılmış, bunların 500 bini yani yüzde 83’ü sonuçlandırılmıştır. 2023 yılında çıkan, işin gelen işi karşılama oranı yüzde 101 olarak gerçekleşmiştir. Bununla birlikte bugün için önümüzde derdest halde yaklaşık 102 bin bireysel başvuru bulunmaktadır. Bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı hariç, karara bağlanan yaklaşık 355 bin başvurudan 16 bin 646’sında başvurucuların temel hak ve özgürlüklerinden en az birinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. 16 bin 646 ihlalin önemli bir kısmının da usul güvencelerinden kaynaklı ihlaller olduğunu gözettiğimizde ortaya çıkan esaslı ihlal oranının yaklaşık yüzde 3-3 buçuk rakamlarına denk geldiğini görüyoruz. Sonuç olarak AYM, verdiği kararlarla adalet, hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetler gibi değerlerin gerçekleşmesine katkı yapmaktadır. Bu kararların, bireylerin adalet duygularını tatmin etmek suretiyle onların devlete ve hukuka olan güvenlerini artırdığına inanıyoruz.
“BİREYSEL BAŞVURU YOLUNUN MUTLAK GEREKLİLİĞİ KONUSUNDA TOPLUMUMUZDA ORTAK BİR KANAAT OLUŞMUŞTUR”
Bu bağlamda ayrıca belirtmeliyim ki AYM’nin hak ve özgürlükleri sağlama bakımından, hayatın her alanına dokunan kararları arasında kamuoyunda tartışmaya konu olanı esasen çok az sayıdadır. ve bireysel başvuruyu kabul eden bazı ülkelerde de tartışmaların yaşandığı, zaman zaman birtakım sorunların ortaya çıktığı, yaşanan veya yaşanılması muhtemel olan sorunların ortaya çıkmasının önlenmesi veya giderilmesi için bazı tedbirlerin alındığı müşahede edilmektedir.
Dolayısıyla ülkemizde de sorun olarak görülen bazı durumlar için birtakım düzenlemeler düşünülebilir.
Bununla birlikte zatıalilerinizin de büyük katkısıyla hukuk sistemimize kazandırılmış olan bireysel başvuru yolunun bugünkü işlevselliğiyle mutlak gerekliliği konusunda toplumumuzda ortak bir kanaat oluşmuştur. Bu kanaatin de bir gereği olarak yapılabilecek anayasal veya yasal düzenlemelerde müessesenin bugünkü işlevselliğini kaybetmeden korunması gerektiğini düşünüyoruz. Zira yaklaşık 12 yılını geride bıraktığımız bireysel başvuru yolu, geldiğimiz nokta itibarıyla, birçok dertlinin derdine derman olmak suretiyle insan haklarına dayanan demokratik bir hukuk devleti olarak Cumhuriyet’imizin topluma dokunmasının, insanımızın temel haklara ilişkin sorunlarını çözmesinin bir aracı olarak kurumsallaşmış bulunmaktadır. Bu bağlamda ayrıca belirtmem gerekir ki Mahkememiz, bireysel başvuruyla birlikte Anayasa ile kendisine verilen tüm görevleri herhangi bir aksama olmadan Anayasa ve kanunlara uygun şekilde yerine getirmeye devam etmektedir.
“HAKİMLER OLARAK KULLANDIĞIMIZ YETKİYİ, TÜRK MİLLETİ ADINA KULLANIYORUZ”
Mahkememizin bugünlerinde olduğu gibi bir başkanın ayrılıp diğerinin başladığı anlar bize bu makamların geçici olduğunu hatırlatmaktadır. Hiç kuşkusuz ‘Mahkeme kadıya mülk değil’ sözü, kadim kültürümüzün bizi bu bilinçte tutmaya yönelik uyarılarından biridir. AYM üyeleri olarak bizlerin de görevlerimizi makamların geçici olduğunu unutmadan emanetin, adaletin, hürriyetin ve milletçe birlik ve beraberliğin ne demek olduğunun idraki içinde, tam bir sorumluluk duygusu ile Anayasa ve kanunlara uygun şekilde yerine getirme gayreti içinde olduğumuzun bilinmesini isterim. Bu noktada unutmamamız gereken bir başka husus da hakimler olarak kullandığımız yetkiyi, huzurunda yemin ettiğimiz Türk milleti adına kullandığımız gerçeğidir. İki gün önce idrak ettiğimiz 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı bize her sene bir kez daha olmak üzere Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılan egemenliğin esasen Türk milletine ait olduğunu hatırlatmaktadır.
“YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI ORGANLARI ARASINDA HİYERARŞİK BİR İLİŞKİ OLMADIĞI GİBİ YÜKSEK YARGI ORGANLARI ARASINDA DA BÖYLE BİR İLİŞKİ YOKTUR”
Temel anayasal prensiplerden biri olan kuvvetler ayrılığı ilkesinde yer alan ‘ayrılık’, aslında büsbütün bir ayrışmadan ziyade, başta temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi olmak üzere, devlete yüklenen görevlerin daha iyi yerine getirilmesi için işlerin anayasal organlar arasında bölünmesini ancak bunların tam bir uyum ve iş birliği içinde yerine getirilmesini ifade etmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, erklerin kendi anayasal sınırlarını aşmadan iş birliği içinde çalışmalarını gerektirmektedir. Anayasa’nın Başlangıç bölümünde de kuvvetler ayrılığının ‘medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu’ ifade edilmiştir. Dolayısıyla anayasa koyucunun anayasal organların kendilerine verilen görevleri yerine getirirken birbirleriyle işbirliği içinde, düzenli ve uyumlu çalışmalarını arzu ettiği görülmektedir. Anayasa’ya göre yasama, yürütme ve yargı organları arasında hiyerarşik bir ilişki olmadığı gibi yüksek yargı organları arasında da böyle bir ilişki yoktur. Her bir yüksek mahkeme, Anayasa ve kanunlarda kendilerine yüklenilen görevleri yapmakla mükelleftir. Her birinin görev ve yetkileri, işleyiş biçimleri, kararlarının nitelikleri Anayasa ve kanunlarda açık bir biçimde düzenlenmiştir. Her birinin görevlerini, Anayasa ve kanunlarda kendilerine verilen yetki çerçevesinde, Anayasa ve kanunlara uygun şekilde yerine getirecekleri tabiidir.
“TEFRİKACILIKTAN, ZÜMRECİLİKTEN VE NİFAKTAN HER DAİM UZAK DURMALIYIZ”
Bununla birlikte anayasal organlar arasında iş birliği, düzen ve uyumun sağlanabilmesi için, bu organların insanlardan müteşekkil olması, insanın olduğu yerde her zaman için farklı yaklaşımların, farklı fikirlerin oluşabilmesinin ve ihtilaf doğabilmesinin muhtemel olması nedeniyle Anayasa ve kanunlara uygun hareket etmenin yanında, aralarında daima iyi bir iletişimin bulunmasına da ihtiyaç bulunmaktadır. Bu yaklaşımla geliştirilecek çözümlerin milletimizin genel olarak devletine ve tek tek anayasal organlara güvenini artıracağına olan inancımı da paylaşmak isterim. Bu bağlamda ayrıca ifade etmek isterim ki başta Cumhuriyet’imizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere birçok devlet büyüğümüzün, birçok düşünce ve fikir insanımızın defaatle söylediği gibi; tefrikacılıktan, zümrecilikten ve nifaktan her daim uzak durmalıyız. Millet olarak ortak menfaatlerimiz ve ortak geleceğimiz için, insanlık için ortak noktada toplanıp, birleşip, kenetlenip bir vücut gibi ahenkle çalışmalıyız.
“GÜÇSÜZ ADALET ACİZ KALMAKTA, ADALETSİZ GÜÇ DE ZULÜM HALİNE GELMEKTEDİR”
Türk milleti neciptir, her güzel şeyi başarabilecek güç ve kabiliyettedir. Bunun için gücünü ve enerjisini israf etmemeli, doğru kullanmalıdır. Birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlere fırsat vermemelidir. Bu durum, yeryüzünde adaletin hakim kılınmasında söz sahibi olabilmek bakımından elzemdir. Unutulmamalıdır ki güçsüz adalet aciz kalmakta, adaletsiz güç de zulüm haline gelmektedir. Güç ve kudretin insanların ve toplumların barış ve huzur içinde daha mutlu, müreffeh ve güzel yaşamalarına imkan sağlansın diye verildiğine, verilen bu güç ve kudretin insanlığın yararına kullanılması halinde güç ve kudret sahibi insan ve devletlerin uzun ömürlü olacaklarına, aksi yönde kullanılması halinde ise söz konusu güç ve kudretin bir gün ellerinden uçup gideceğine, varsa yaptıkları zulmün bir gün dönüp dolaşıp kendilerine geleceğine, Hazreti Süleyman’ın varisi olduklarını düşündükleri halde onun misyon ve adaletine uygun davranmayanların da bu kapsamda olduklarına inanmaktayım. Bu vesileyle Gazze başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşanan zulümlere karşı gösterilen çifte standardı, ikiyüzlülüğü kabullenemediğimizi maşeri vicdanın sesi olarak dile getirmeyi bir görev biliyorum.
“BARIŞ ANCAK AHLAKİ DEĞERLERE VE ADALETE DÖNÜLMESİYLE, YERYÜZÜNDE ADALETİN HAKİM KILINMASIYLA MÜMKÜNDÜR”
Ayrıca ifade etmeliyim ki adaletin insanlığın evrensel ortak değeri olması gerektiği gerçeğine karşın insanlığa adaleti, hakkaniyeti, insan hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi anlatan, bunları kutsayan birçok söylem geliştiren, birçok etkinlik düzenleyen, pek çok kitap basıp yayımlayan, üniversite açıp eğitim veren ekonomik ve askeri güç sahibi devlet ve kurumların ne yazık ki dünyanın birçok yerinde mağdur ve mazlum insanlara karşı yapılan insanlık dışı muamelelere, zulme ve haksızlığa, ölçüsüzlüğe gözlerini ve vicdanlarını kapatmaları, insanlığı gelecek adına umutsuzluğa düşürmektedir. Bununla birlikte yine de belirtmem gerekir ki insanlığın ortak geleceği ve sürekli barış ancak ahlaki değerlere ve adalete dönülmesiyle, yeryüzünde adaletin hakim kılınmasıyla mümkündür.”
Başkan Özkaya’nın konuşmasının ardından AYM’nin yeni üyesi Prof. Dr. Ömer Çınar’ın özgeçmişi okundu. Çınar’ın kürsüde yemin metinin okumasının ardından Özkaya, Çınar’a kisvesini giydirdi. Çınar törenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanına giderek kendisiyle selamlaştı. Çınar’ın çocukları Erdoğan’ın elini öptü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, beraberindeki heyetle birlikte AYM Başkanı ve üyeleriyle makam odasında bir süre sohbet etti.
]]>Kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri TBMM Genel Kurulu’nda devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuya ilişkin açıklama yaptı. Tanrıkulu, şunları söyledi:
“DÜZENLEME AYM’NİN İPTAL GEREKÇELERİNİ KARŞILAMIYOR”
“8. Yargı Paketi bugün parlamentoda, Genel Kurul’da görüşülecek. Geçtiğimiz hafta salı ve çarşamba günü komisyonda görüşülmüştü ve geldiği gibi geçti. Önemli düzenlemeler var, binlerce yurttaşımızın mağdur olduğu, ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ düzenlemesi de paketin içerisinde. Bugüne kadar on binlerce yurttaşımız bu maddeden ceza aldı. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği bir iptal kararı var ve o iptal kararı 8 Nisan’da yürürlüğe girecek. O nedenle parlamento, bu düzenlemeyi 8 Nisan’a kadar yapmak zorunda ve gündeme geldi. Fakat düzenleme AYM’nin iptal gerekçelerini karşılamıyor. Düzenlemeyi aynı biçimde yeniden yapmışlar. 20 yıl önce bu düzenleme TCK ile geldiği zaman karşı çıkmıştık, yanlıştır demiştik, 20 yıl sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve ardından AYM bunun yanlış olduğunu ifade etti ve bir karar verildi. Şimdi görüşülecek ve aynı yanlışı bir daha yapacaklar. Dolayısıyla tamamen hukuka aykırı olan, yurttaşlarımızın temel haklarını kökten ortadan kaldıran bu düzenlemenin geçmemesi lazım. Bir kez de buradan ifade ediyorum, yurttaşlarımızın gözünün parlamentoda olması lazım.
“BU DÜZENLEME İLERİDE YAPILACAK ÇÖKME OPERASYONLARININ GÜVENCESİ OLARAK BURAYA KONULMUŞ”
İkinci önemli konu da hayret verici bir biçimde 2016 Darbe Girişimi’nden sonra olağanüstü halin (OHAL) ilanıyla ilgili olarak görev alan personele getirilen cezasızlık halinin yeni düzenlemeyle konulmuş olmasıdır. Nedir bu? Müsadereye ilişkin hükümlerde yargıçlar kayyum atayacaklar, bu kayyumun TMSF’den olması ilkesi getiriliyor ve mal varlığını idare etmek amacıyla atanacak kayyumlara da adli, idari ve cezai konularda bağışıklık getiriliyor. Yani yargılanmayacaklar. Bu tamamen ama tamamen hukuka aykırıdır. Sonuçta herhangi bir hazırlık soruşturmasında daha mahkum olmayan bir yurttaşın, belki bir holdingin, bir şirketin mal varlığına el konulacak ve dolayısıyla bunu yönetecek olan TMSF’den memur hiçbir cezai, hukuki ve adli soruşturmaya tabi olmayacak. Bunu kabul edilemez buluyoruz. Daha önce de getirmişlerdi ama geri çekmek zorunda kalmışlardı. Şimdi çok gizli bir biçimde, bir maddenin içine bunu gizlemişler bu düzenlemeyi, ben bir kez daha buradan hükümeti uyarıyorum: Bu düzenleme ileride yapılacak çökme operasyonlarının güvencesi olarak buraya konulmuş ve bu düzenlemenin bu paketten mutlaka çıkarılması lazım.”
]]>DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşmelerine başlanacak 8. Yargı Paketi’ne dair partisinin görüşlerini kamuoyu ile paylaşan Yeneroğlu, şunları ifade etti:
“ÜLKEDE YARGI PAKETİ İLE İKTİDAR SADECE GÖZ BOYAMAYA ÇALIŞMAKTADIR”
“Sorunların asıl kaynağına inmekten uzak, günü kurtarma amacı taşıyan ve yüzeysel değişiklikler içeren bu paket, mevcut sorunlara pansuman tedbir olabilecek nitelikte bile değildir. Türkiye her geçen gün gittikçe hukuk devletinin en asgari şartlarının dahi sağlanmadığı, yargı bağımsızlığının görmezden gelindiği zorba bir anlayışla yönetilmektedir. İktidarın yargıyı kontrol altına alarak vatandaşlarımızın üzerine bir sopa olarak yargıyı kullandığı acı örnekleri her gün görmekteyiz. Sayısız masum insan sırf Cumhurbaşkanı böyle istiyor diye hukuka aykırı bir şekilde cezaevlerinde tutulmaktadır. AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) karaları uygulanmamaktadır. AYM üyelerinden sonra Danıştay üyelerinin de açık şekilde Cumhurbaşkanı ve ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından hedef gösterildiği bir ülkede yargı paketi ile iktidar sadece göz boyamaya çalışmaktadır. Kuvvetler ayrılığının değil kuvvetler birliğinin açık ve net olarak uygulandığı, buna tabi olmayanların doğrudan tehdit edildiği, her türlü hakarete maruz kalındığı ve şu anada anayasaya aykırı olarak uygulanan kuvvetler birliğinin dahi keyfi bir biçimde uygulandığı, yürütmenin yanında yasama ve yargının da cumhurbaşkanının talimatlarını beklediği bir ortadayken önümüze sunulan paketlerin vatandaşlarımıza da ülkemize de hayırlar getirmesi imkansızdır.
“AYM KARARLARI ATIF YAPMAK İÇİN DEĞİL UYULSUN DİYE VAR”
İktidarın yargı paketinde laf cambazlığı yaptığı bir husus var, o da AYM’nin iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi. Sanki AYM karalarını tanımayan kendileri değilmiş gibi, bu karaları açıkça uygulamayacaklarını ilan eden, bu konuda yargıya talimat veren kendileri değilmiş gibi, yargı paketinin gerekçesi AYM atıflarıyla dolu. Ne kadar trajikomik bir durum. Anayasayı paketleyenlerin yargı paketinden bahsediyoruz. Atıf yapmayı biliyorlar ama karara gelince de ortada yoklar, cumhurbaşkanının keyfi yaklaşımlarını bekliyorlar. AYM kararları atıf yapmak için değil uyulsun diye var. Madem atıf yapacak kadar değerli görüyorsunuz o zaman uysanıza bu kararlara. Her şeyleri edebiyat, boş laf.”
“EMEKLİLERİMİZ BUGÜN MARKETE GİTTİĞİNDE CANININ İSTREDİĞİNİ ALMASI İMKANSIZ”
Açıklamasında teklifle ilgili düzenlemelere değinerek bunlara ilişkin açıklama yapan Yeneroğlu, emekli aylıklarını da düzenleyen maddeyi de gündemine aldı. Emeklilerin yaşadığı ekonomik darboğaza dikkat çeken Yeneroğlu, “Birçok insan sabah saat 05: 00’te daha karanlığın olduğu bir ortamda Et ve Süt Kurumu önünde ucuz et alabilmek için sırada bekliyor. Emeklilerimiz bugün markete gittiğinde canının istediğini alması imkansız, sadece en asgari ihtiyaçlarını seçerek alıyor. İlaçları bitince eczaneye gitmekten çekiniyor” dedi. Yeneroğlu şöyle devam etti:
“YARGI PAKETİNİN İÇİNE EMEKLİLERİMİZE FAZLADAN BİN TL VERMELERİNE ŞÜKRETMEMİZİ BEKLİYORLAR”
“Bunlar daha iyi günlerimiz, yerel seçimlerden sonra çok daha büyük sosyal, sorunlar bizi bekliyor. Çünkü iktidar yaptığı saçma sapan politikaların bedelini en fazla yoksullara, işsizlere, asgari ücretle geçinmeye çalışanlara, emekli olanlara ödetecek. Çok daha kötü günler bizi önümüzde aylarda bekliyor. Bu sürecin kazananı Türkiye’de yüzde 5’lik zengin kesim. Böyle bir dönemde yargı paketinin içine emeklilerimize fazladan bin TL vermelerine şükretmemizi bekliyorlar. Bugün bin TL alışveriş yapacak yeterlilikte miktar değil, hepimiz biliyoruz.
“TEKLİFTE AYM’NİN BAZI İPTAL KARARLARIN ARKASINDAN DOLANARAK AYNI YA DA ÇOK BENZER DÜZENLEMELER YAPILMAKTADIR”
Teklifte AYM’nin vermiş olduğu bazı kararlara rağmen, kararların arkasından dolanarak iptal edilen maddelerle aynı ya da çok benzer düzenlemeler yapılmaktadır. Bu durum anayasamızın 153. maddesine yani AYM kararlarının belirleyiciliği ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Parlamentoda çoğunluğu teşkil eden milletvekilleri kendilerini millete karşı sorumlu görmüyorlar, anayasaya karşı sorumlu görmüyorlar. Tek, kendilerini sorumlu gördükleri, tabi oldukları, kendilerini tebaa konumunda konumlandırdıkları kişi cumhurbaşkanının bizzat kendisidir ve onun değişken tutumlarıdır.
“ÖRGÜT ADINA İŞLENEN SUÇ KAVRAMI MAHKEMELER TARAFINDAN DOLDURULACAKTIR ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMEYE GÖRE”
Örgüt adına işlenen suç kavramı mahkemeler tarafından doldurulacaktır öngörülen düzenlemeye göre. Bu durum hukuki belirlilik ilkesine ve anayasanın 38. maddesine açıkça aykırı olacaktır. AYM’nin iptal gerekçesi karşılanmadan kanunilik ilkesi ve öngörülebilirlik, bilinirlik şartlarını taşımadan her somut olaya göre kapsamının yorumlanabileceği şekilde değerlendirilmektedir. Bu da yeni krizlere yol açacaktır. Benzer durum hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi için de geçerlidir. Düzenleme birbiriyle çelişkili uygulamalar ortaya çıkartacak, itiraz ve istinaf yollarını içermektedir. Bu bakımdan AYM kararında belirtilen anayasaya aykırılık devam etmektedir.”
Kanun teklifindeki TMSF ile ilgili düzenlemeye ilişkin de konuşan Yeneroğlu, “Düşünün TMSF bir şirkete el koyacak, başına kayyım atayacak ama o kayyım her türlü yetkiyle şirketi yönetecek fakat hiçbir şeyden de sorumlu olmayacak. Tam iktidarın ülkede uyguladığı düzenin kendisi” diye konuştu.
AKP’nin 2019’da yayınladığı Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni gösteren Yeneroğlu, şöyle devam etti: “O dönemde cumhurbaşkanı hukukun altını oymaya başlamış olsa bile açıktan anayasayı yok saymıyordu. Bu anayasayı reddetme durumu yapısal bir duruma dönüşmemişti. Bugün iktidar ortağı ile en temel Fransız anayasasını bundan 250 yıl önce belirlediği esasları dahi yok sayıyor. Buna rağmen bu seçimlerde bir çok yerde daha da belediyeleri kazanacak nitelikte kendisini görebiliyor. Bu da Türkiye’nin çok açık dramıdır.
“ÖNÜMÜZE GETİRİLEN YARGI PAKETLERİ HUKUKSAL ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN ÜZERİNİ ÖRTMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”
2019’dan bugüne sekizincisi getirilen yargı paketleri yargıdaki gerçek sorunlara kör ve sağır. O sebeple yasalaşmaları kimsenin dikkatini dahi çekmedi. 2021’in Nisan ayında şatafatlı bir tanıtımla ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’nın 3’te 2’si hala uygulanmış değil. Önümüze getirilen yargı paketleri hukuksal çürümüşlüğün üzerini örtmekten başka bir şey ifade etmiyor. Buradan iktidara seslenmek istiyorum; madem bu paketleri hazırlıyorsunuz, gelin burada ülkemizin öncelikli olarak çözüme kavuşturulması için gereken en asgari sorunları çözüme kavuşturalım. Hukukun üstünlüğü ilkesine derhal geri dönün, kuvvetler ayrımı ilkesine tekrar riayet edin, yargı bağımsızlığını acilen sağlayın, hak ve özgürlüklere saygı duyun. AİHM ve AYM karalarının tamamının gereklerini artık hazmedemiyorum laflarını kullanmaya utanarak yerine getirin. Milletinize asgari saygının gereği olarak bunu yapın. CMK ödemelerinde KDV’yi kaldırın ya da yüzde 1’e düşürün. KHK dramına son verin. Yargı paketine ağır hasta çocuğu olan anneler için sağlanan infaz erteleme hakkının babalar için de uygulanmasına dair düzenlemeyi derhal alın. Anne ve babanın aynı anda tutuklu ya da hükümlü olması durumunda çocuğun etkilenmemesi için ebeveynlerinden bir tanesinin küçük çocuğun yanında olması için gerekli düzenlemeleri yapın. Hasta mahpuslar bakımından tam teşekküllü devlet hastaneleri tarafından verilen cezaevinde kalamaz raporları sonrası kişiyi derhal tahliye edin.
“YEREL SEÇİMLER TÜM TÜRKİYE’NİN DERTLERİNE DEVA BULMA YOLUNDA ATACAĞI İLK ADIM OLACAKTIR”
Önümüzdeki yerel seçimler iktidar ortaklarına bir ders vermenin Genel Başkanımız Ali Babacan’ın ifadesiyle iktidara bir sarı kart göstermenin en etkili yolu olacaktır. Yerel seçimler milletimizin adalete, demokrasiye, refaha dair talebinin, yeniden çalışan bir Türkiye’ye dair talebini dile getirdiği bir seçim olacaktır. Yerel seçimler tüm Türkiye’nin dertlerine deva bulma yolunda atacağı ilk adım olacaktır.”
]]>AYM üyeliğine seçilen Yılmaz Akçil için AYM Yüce Divan Salonu’nda ant içme töreni düzenlendi. Törene; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, yüksek yargı üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı. AYM Başkanı Arslan, başkanvekilleri ve yeni üye Yılmaz Akçil, konukları kapıda karşıladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşmasını yapan AYM Başkanı Arslan, AYM üyeliğine Danıştay kontenjanından seçilen Yılmaz Akçil’i tebrik ettiğini belirterek, üzerlerinde bulunan cübbelerin topluma, adalete güveninin sembolü olduğunu söyledi. Arslan, “Bireysel başvuru, yargı tarihinin en büyük reformların biridir. Türk hukukunun en büyük kazanımlarından biridir. Bireysel başvurunun kabul edilmesindeki amaç, bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlamak ve bu suretle sorunu, ülke sınırları içinde çözerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuru sayısını azaltmaktır. Anayasa Mahkemesi, yaşama hakkından ifade özgürlüğüne, mülkiyet hakkından örgütlenme özgürlüğüne kadar bireysel başvuru kapsamındaki tüm hak ve özgürlüklerle ilgili olarak yüz binlerce karar vermiş, bunu yaparken de başvurucunun kimliğine hiçbir zaman bakmamıştır. Bu bağlamda aralarında ağır cezalara mahkum edilmiş ve cezaları kesinleşmiş olanların da bulunduğu hemen hemen her siyasi görüşten milletvekilinin ve siyasetçinin hak ihlali iddiaları incelenmiş, bunların bir kısmında ihlale hükmedilmiştir” dedi.
‘KARARLARA UYULMASININ TEMELİ YOKTUR’
Arslan, bireysel başvuru sürecinden önce temyiz mercileri dahil tüm mahkemelerin Anayasa’yı yorumlayabileceğini; ancak Anayasa’nın 148’inci maddesine göre bireysel başvurunun olağan kanun yolları tüketildikten sonra temyiz aşamasından geçip, AYM’nin önüne geldiğini vurguladı. Arslan, şöyle dedi:
“Kesinleşen bir karara karşı bireysel başvuru yapıldığında da artık Anayasa’yı yorumlamak ve uygulamak konusunda nihai karar, AYM’ye verilmiştir. Bu bağlamda temyizden geçerek kesinleşmiş yargı kararlarından sonra AYM’nin verdiği karar ve yaptığı yorumdan sonra, görüş farklılıklarının, yorum farklılıklarının bulunduğu gerekçesiyle AYM’nin kararlarına uyulmamasının hiçbir anayasal ve yasal zemini yoktur, temeli yoktur. Bireysel başvurunun etkili olabilmesi, ihlalin giderilmesine ve sonuçların ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Bu sebeple AYM, ihlalin tespiti yanında bu ihlalin nasıl giderilebileceği ve ihlalin sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağını da göstermek zorundadır. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması da kural olarak ihlal öncesi hale getirmeyi gerektiriyor. Bunun yolu da ihlal şayet yargı kararından kaynaklanıyorsa; bu yargı kararının ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir. Elbette AYM’nin kararlarını ve Anayasa hükümlerini beğenmeyebilir, bunları katılmayabilirsiniz; ancak bir hukuk devletinde katılsak da katılmasak da bu kararlara uyulması anayasal bir sorumluluktur. Nitekim Anayasa’mızın 153’üncü maddesine göre; AYM kararları kesin olup; yasama, yürütme ve yargı organları, irade makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Esasen Anayasa’da 153’üncü madde olmasaydı da sonuç değişmeyecekti. Zira ihlal kararlarının icrası sadece Anayasa’nın 153’üncü maddesinin bir gereği değildir. Kararların uygulanması aynı zamanda ve her şeyden evvel Anayasa’nın hepimizi bağlayan ve kullandığımız yetkilerin meşruiyetini sağlayan bir toplum sözleşmesi olmasının bu sözleşmeye sadakat yükümlülüğünün ve ahde vefa ilkesinin zorunlu bir konusudur.”
Konuşmanın ardından AYM üyeliğine seçilen Akçil’in özgeçmişi okundu. Akçil’e AYM Başkanı Arslan tarafından cübbe giydirildi.
]]>