Toplantıya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay ve HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan katıldı.
TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, asgari ücrete zam yapılmamasını eleştirerek geçim şartlarının iyileştirilmesini istedi.
Üç konfederasyon, 10 maddelik ortak bildiriyi de kamuoyuyla paylaştı.
“10 bin TL’yle bir hafta geçinme şansımız yok”
Toplantıda söz alan TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, kamuda ücret dengesizliği olduğunu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin sıkıntı yaşadığını belirterek “10 bin TL’yle bir hafta geçinme şansımız yok. Tablo ortada.” dedi.
Atalay, özel sektördeki karların ortak olduğunu belirterek “Bunlar bizi yani işçiyi maraba zannediyor. Bizim üzerimizden ekonominin düzelmesinin şansı yok. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler.” dedi.
“Ekonomik krizin sebebi biz değiliz”
Atalay, “Ülkeyi yönetenler bizim taleplerimize olumlu bir cevap vermek zorundalar. Bu ekonomik krizin bedelini, sonucunu bizim ödeme şansımız yok. İşsiz, emekli, asgari ücretli, işçi bu ekonomik krizin sebebi değildir.” diye konuştu.
“Akıllarını başlarına alsınlar”
Konuşmasının devamında açıklamalarını sertleştiren Atalay, hükümete yönelik “Akıllarını başlarına alsınlar.” ifadelerini kullandı.
“Bakanları tren olarak görüyorlar”
Atalay, “Yıllardır bakanlar gidip geliyor, bazı işini yapan bürokratlar harici diğer bürokratlar kendilerini istasyon, bakanları ise tren olarak görüyorlar. Sonra bu trene binip hepsini yolluyorlar. Onun için ülkeyi yönetenler de aklını başını alsın. Bizim bu haklı taleplerimize makul cevap versinler.” dedi.
“Almazlarsa ne olacak?” sorusuna yanıt verdi
Daha sonra bir gazetecinin “Almazlarsa ne olacak?” sorusuna da yanıt veren Atalay, “Bizim arkadaşlarımız bu süreçle ilgili çalışıyorlar, bölgelerde ve ilçelerde beraber bir çalışma yapıyorlar onu da oturup konuşuruz. Bir önümüzü görelim, ona göre ne yapacağımıza karar veririz.” ifadelerini kullandı.
TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, açıklamalarında şunları söyledi:
TÜİK’in açıkladığı rakamları gerçekçi bulmuyoruz. Dayanacak gücümüz kalmadı. Geçmişte kamuda ücretler yüksekti, normal bir ücret alıyordu. Şimdi kamu en düşük duruma düştü. Ama maalesef özel sektördeki patronlar, kazandıkları para ve kârları ortada. Ona rağmen 10 yıllık 20 yıllık bir işçiye 10-15-20 bin lira parayı çok görüyorlar. Bunlar bizi köle zannediyorlar. Bu meseleyle ilgili üzerimize ne düşüyorsa noksansız yapmak zorundayız.
“Kemeri sık, faizi artır, vergiyi yükselt”
Bizim üçümüzün de sık sık işçi meselesinde, emekçi meselesinde bir araya gelme mecburiyetimiz var. Şimdi ülkede seçim oldu toplum kanaatini belli etti, bir sene sonra başka belli edecek. Türk toplumu akıllı bir toplumdur, nerede ne yapacağını iyi bilir. Bu meseleyi emekçinin üstüne, dar ve sabit gelirlinin üstüne yıkmanın anlamı yok. Kemeri sık, faizi arttır, vergiyi yükselt, bahşişten vergi nasıl alırım onun yoluna bak. Böyle bir yetkiyi bundan önceki Maliye Bakanı’na versen o da yapardı. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler. 17 bin liranın ekonomiyi düzeltmeyle ilgili bir alakası yok. Bir yerde ekonomik kriz varsa orada huzur yoktur.
]]>Tüm dünyada çalışanların haklarının gerilemeye devam ettiğini dile getiren Atalay, dünya genelinde çalışanların önemli bir bölümünün güvencesizlik, sendika karşıtlığı, yoksulluk, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği gibi birçok sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Geçen yıl iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle çok sayıda işçinin hayatını kaybettiğine dikkati çeken Atalay, şöyle konuştu:
“Yaşanan bu iş cinayetlerinin ve dünya emekçilerinin yaşadığı sorunların merkezinde insanı ve çalışanı yok sayan aşırı kar hırsı bulunmaktadır. Ülkemde de dar ve sabit gelirlilerin durumu son 25 yılın en kötü noktasındadır. Yüksek enflasyon nedeniyle geçim şartları ağırlaşmış, ücretliler satın alma gücünü kaybetmiş, çalışanların üzerindeki ağır vergi yükü sebebiyle gelir adaleti bozulmuştur. Yapılacak düzenlemeyle az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Genel Direktörün raporunda da belirtildiği gibi, Kovid-19 salgını, depremler ve savaşlar da en çok işçileri, işsizleri ve dünyanın dört bir yanındaki yoksulları etkilemektedir. Özellikle savaşlar nedeniyle iş yerleri yıkılmış, işçilerin gelirleri, birikimleri ve aileleri yok olmuştur.”
“ILO SÖZLEŞMELERİNİN ÇALIŞMA KOŞULLARINI DÜZENLEMEDE ÖNEMLİ ETKİSİ VAR”
Tüm dünyada çalışanların, emeklilerin, asgari ücretlilerin olumsuzlukların bedelini ödemeye devam ettiğini ve bu süreçlerde sendikal hakların geriye gittiğini vurgulayan Atalay, şu ifadeleri kullandı:
“ILO sözleşmelerinin sendikal hakları ve çalışma koşullarını düzenlemede önemli bir etkisi var. Ancak çok sayıda ülkede, bu sözleşmelerin birçoğu uygulanamaz hale gelmiştir. Bunun temel nedeni, özellikle çok uluslu şirketlerin sendikal haklar üzerinde uyguladığı baskılardır. Her alanda kuralsız çalıştırma yaygınlaşmış, çalışma koşulları bozulmuştur. Çalışma hayatının sorunlarının çözülebilmesi için ülkeler tarafından kabul edilen ve onaylanan ILO sözleşmeleri tam olarak uygulanmalıdır. Üye ülke hükümetleri ve işverenler, ILO sözleşme ve standartlarının uygulanmasında aktif rol almalıdır. Çalışan herkesin sendikalaşma ve toplu sözleşme haklarından özgürce yararlanması sağlanmalıdır. Çalışanlar, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan kendi iradeleriyle sendika seçme hakkına sahip olmalıdır. Hükümetler ve işverenler temel ILO sözleşmelerine saygı göstermeli, sosyal diyalog mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmelidir.”
“TERÖR, ULUSLARARASI DÜZEYDE ÇÖZÜM GEREKTİREN SORUN HALİNE GELMİŞTİR”
Atalay, Türkiye’de kamu görevlilerinin örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını düzenleyen 4688 sayılı Kanun’dan kaynaklı sorunların bulunduğuna da değinerek, “Kamu görevlilerinin örgütlenme özgürlüğüne ve sendika seçme hakkına tam olarak saygı gösterilmelidir. Farklı gerekçelere dayalı ayrımcı uygulamalara son verilmelidir.” diye konuştu.
Türkiye’nin geçen yıl Cumhuriyetin 100. yılını kutladığını anımsatan Atalay, “Geçen 100 yılın 50 yılı, terör örgütleriyle mücadeleyle geçti. Maalesef belirtmeliyim ki, bazı gelişmiş ülkeler bu örgütlere silah da dahil olmak üzere her türlü desteği vermektedir. Günümüzde terör, uluslararası düzeyde çözüm gerektiren bir sorun haline gelmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
“ULUSLARARASI TOPLUM KATLİAMI İZLEMEKLE YETİNMEKTE”
Dünyanın birçok yerinde çatışmaların sürdüğüne ve Orta Doğu’nun küresel savaşa dönüşebilecek bir yangın yerine dönüştüğüne işaret eden Atalay, şunları kaydetti:
“Bugün Gazze’ye karşı yürütülen işgal operasyonunun 243’üncü günündeyiz. Filistinli işçiler ve halk, İsrail’in her türlü temel insan hakkını hiçe sayan acımasız saldırıları ve katliamı ile karşı karşıyadır. Uluslararası toplum ise sadece bu katliamı izlemekle yetinmektedir. Biz burada konuşurken; bebekler, çocuklar, kadınların da aralarında olduğu siviller hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Dünyanın her tarafında öğrenciler, Filistin’e destek gösterileri yaparken, biz sendikacılar da dahil olmak üzere bu salondakiler, öğrenciler kadar etkili bir tepki gösteremiyoruz. Filistin’de ve dünyanın diğer bölgelerindeki savaşların ve işçi hak ihlallerinin bir an evvel sona ermesi için uluslararası topluma, konuşmanın ötesinde artık harekete geçme çağrısında bulunuyoruz.”
]]>(İZMİR)- İzmir’de, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyeleri, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimlerde Hatay’dan milletvekili seçilmesine karşın vekilliği düşürülen, Silivri Cezaevi’nde tutuklu Can Atalay için adalet çağrısında bulundu.
Türkiye İşçi Partisi(TİP) il örgütleri, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimlerin birinci yılında, Hatay’dan milletvekili seçilmesine karşın vekilliği düşürülen Gezi davası tutuklusu Can Atalay için ülke genelinde eş zamanlı basın açıklaması yaptı. İzmir’in Konak ilçesinde de Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesini ve hala Silivri Cezaevinde tutuklu bulunmasını protesto eden TİP üyeleri, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde sloganlar atarak yürüdü ve Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapıldı.
TİP İzmir İl Yöneticisi Sena Yazıbağlı Selanik tarafından okunan basın açıklamasında, Atalay’ın tam bir yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulduğu belirtilerek adalet çağrısında bulunuldu.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“10 yıl önce Soma’da katledilen madenciler için, onların avukatı Can Atalay için adalet istiyoruz. Depremde katledilen, evsiz yurtsuz kalanlar için adalet istiyoruz. 1 Mayıs meydanı Taksim’in işçilere kapatılmasını kabul etmeyen ve bu nedenle tutuklanan dostlarımız için adalet istiyoruz. İktidara meydan okuduğu için cezaevlerinde tutulan siyasetçiler, Gezi tutsakları, Gezi aileleri, tutuklu gazeteciler, avukatlar için adalet istiyoruz. Tam bin haftadır kayıp ve katledilen yakınları için mücadele eden Cumartesi Anneleri için adalet istiyoruz. Sürekli kemer sıkması istenen, her geçen gün daha da yoksullaşan emekçiler, emekliler için adalet istiyoruz. Katledilen kadınlar, geleceksiz bırakılan, tarikatların insafına terk edilen gençler için adalet istiyoruz. Özgürlüklerimiz ve haklarımız pazarlık konusu değil. Hayatımız pazarlık konusu değil.
Bir yandan vekillerimizi, siyasetçileri, emekçileri, Taksim’i savunanları tutsak edip diğer yandan halkı yoksullaştıranlarla uzlaşmayacağız. Hayatı bize zindan edenlerle aynı gemide değiliz. Temel haklarımızdan, adaletten, çocuklarımızın ekmek parasından, eğitiminden tasarruf etmeyeceğiz. Ülkeyi koca bir cezaevine çevirenlere hep birlikte meydan okumak için bir kez daha bir aradayız. Mesele, yalnız bir kişinin, bir grubun, bir topluluğun, bir partinin, bir partiye oy verenlerin meselesi değil. Adalete susamış, hakları elinden alınmış, özgürlüklerine kastedilmiş kim varsa yanındayız. Adalet ve özgürlük isteyenler için bir oluruz, beraber oluruz ve kimseyi yalnız bırakmayız. Gezi’de nasıl bir olduysak, öyle birleşir mücadele ederiz.”
“HALK KAZANACAK, ADALET KAZANACAK”
14 Mayıs seçimlerinin üzerinden bir yıl geçtiği hatılatılan açıklamada “Seçilmiş bir milletvekili bir yıldır tutsak ediliyor. Bu bir yılda yoksulluğumuz arttı, ekmeğimiz, eğitimimiz, sağlığımız, özgürlüğümüz azaldı. Halk, iktidara yanıtını yerel seçimlerde verdi. Bu iktidar artık bir azınlık iktidarıdır. Bir azınlığın halkın haklarını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Adalet istiyoruz ve kazanacağız. Bir bir kazanacağız. Can Atalay başta olmak üzere Gezi tutsaklarını, cezaevlerindeki siyasetçileri, devrimcileri çıkaracağız. Soma, Ermenek, Aladağ, Çorlu için adaleti sağlayacağız. Emekçiler, emekliler, gençler, kadınlar için yan yana duracağız. Halk kazanacak, adalet kazanacak” ifadelerine yer verildi.
]]>Atalay, Ankara’da düzenlenen basın toplantısında, Dicle Elektrik’in başta 2023 olmak üzere son yıllarda gerçekleştirdiği çalışmalarını ve önümüzdeki dönemler için hedeflerini açıkladı.
Dicle Elektrik’in Türkiye’nin 2’nci büyük elektrik dağıtım şirketi olduğunu aktaran Atalay, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 6 ilde 59 ilçede 6,4 milyon nüfusa ve 2,3 milyon aboneye hizmet verdiklerini söyledi.
Hizmet verdikleri bölgede kayıt dışı 8,4 milyar kilovatsaat elektrik tüketiminin önüne akıllı şebekeler kurarak geçtiklerini ifade eden Atalay, “Bugüne kadar bölgemiz için teknoloji ve altyapı iyileştirme çalışmalarımız kapsamında 27,4 milyar lira yatırımda bulunduk. Yatırım ve saha çalışmalarımızla yüzde 76 olan kayıp-kaçak oranını geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla yüzde 42,8’e indirmeyi başardık. Kayıp-kaçakla mücadele kapsamında sahada gerçekleştirdiğimiz etkin çalışmalar ve teknoloji odaklı yatırımlarla son 10 yılda toplam 165 milyar lira değerinde kaçak enerji tüketimini önleyerek ülke ekonomisine büyük katkı sağlamış olduk.” dedi.
Atalay, yapılan yatırımlar kapsamında 4 bin 500 kilometre enerji nakil hattı, 1500 kilometre aydınlatma şebekesi yapıldığını ve bütün şebekelerini akıllı şebekeler kurarak dönüştürdüklerini belirterek, “2024 ve 2025 yıllarında 16,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu süreçte bölgede 4 binin üzerinde kırsal mahalle ve köy bulunduğunu söyleyen Atalay, kesintisiz, kayıpsız ve kaliteli enerji misyonuyla söz konusu bölgelere yönelik çalışmalarını yoğunlaştıracaklarını aktardı.
Kaçak elektrik kullanımı büyük ölçüde tarım arazilerinde gerçekleşiyor
Ülke çapında tarımsal sulamada kullanılan elektriğin yüzde 47’sinin Dicle Elektrik faaliyet bölgesinde tüketildiği bilgisini paylaşan Atalay, kaçak elektrik kullanımının büyük ölçüde tarım arazilerinde yapılan bu sulamalar esnasında gerçekleştiğini belirterek, “Birçok üretici, tarlasında elektrik kullanarak sondaj kuyularından çıkardığı yeraltı suyu ile sulama yapıyor. Bu sular, yerin 600-700 metre derinliklerine kadar açılan kuyulardan çekilmekte. Bu durum, kaçak tüketimlerle de birleştiğinde enerji maliyetlerini çok daha artırıyor.” dedi.
Atalay, Atatürk Barajı’ndan 2022’de 3,5 milyar kilovatsaat elektrik üretildiğini ve hizmet verdikleri bölgede ise 7 milyar kilovatsaat enerji tüketimi gerçekleştirdiğini ifade ederek, “Barajın ürettiği enerjinin 2 katından fazla bir tüketim, bölgemizdeki tarım alanlarında yapılıyor. Sulama kanallarının yetersizliği sebebiyle de yer üstü suları etkin olarak kullanılamıyor. Dolayısıyla bölgemizdeki sorun elektrik değil, sulama sorunudur. İlgili kurumların çözüm önerilerini ivedi olarak hayata geçirmeleri hayati önem arz ediyor.” diye konuştu.
Tarımsal sulama kaynaklı tahsilat sorununa da değinen Atalay, çiftçilerin bir kısmının elektrik faturalarını ödemediğini aktararak, “Geçen yıl çıkardığımız faturalardan yaptığımız tahsilat oranı yüzde 50 civarında. Biz vatandaşın ihtiyacının su olduğunu biliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığının ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün hayata geçireceği projelerle elektrik kullanımı minimuma geçecek. Ama biz Dicle Elektrik olarak elektriği günlük alıyoruz, günlük ödüyoruz. Vatandaşımızın, çiftçimizin aldığı elektriğin bedelini ödemesi gerekiyor yoksa bizim faaliyetlerimizi sürdürmemiz mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
Atalay, bu yıl borcunu ödemeyen çiftçilere elektrik sağlanmayacağını, borcunu ödeyen çiftçilere ise teşvik amaçlı yakıtı, kurulumu, bakımı, taşınması gibi gerekli işlemlerini de gerçekleştirerek jeneratör vereceklerini söyledi.
İnsanı merkez alan ve doğaya saygıyı gözeten çalışmalar da gerçekleştirdiklerini belirten Atalay, gençlerin eğitimine, meslek liseleri ve üniversite işbirlikleriyle katkı sağladıklarını dile getirdi.
Atalay, bu kapsamda geçen yıl 190 lise ve 11 üniversite öğrencisine staj imkanı sağladıkları bilgisini paylaşarak, şunları kaydetti:
“Diyarbakır’da Surkent İşitme Engelliler Ortaokulu içinde Ahşap Sanat ve Beceri Atölyesi ile Akıl ve Zeka Oyunları Köşesi kurduk. Sur Özel Eğitim Meslek Okulunda Tarım Atölyesi ve Uygulama Serası projelerini de hayata geçirdik. Şırnak Silopi’de ise bilgisayar, çalışma ve sosyal alanlar içeren Z Kütüphane’yi kurduk. Bununla birlikte üniversite-sanayi işbirliklerine de imza atarak Dicle Üniversitesi’ne iki laboratuvar kazandırdık. Fakülte yönetiminin belirlediği alanda kurulan bilgisayar laboratuvarının yanı sıra dağıtım sistemleri laboratuvarını da işbirliği protokolümüz çerçevesinde öğrencilerin kullanımına sunduk.”
]]>