Askerler – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 26 Jul 2024 01:57:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 İnsansız hava araçları: Ukrayna savaşında yeni bir cephe mi açılıyor? https://www.haber60.com.tr/insansiz-hava-araclari-ukrayna-savasinda-yeni-bir-cephe-mi-aciliyor/ https://www.haber60.com.tr/insansiz-hava-araclari-ukrayna-savasinda-yeni-bir-cephe-mi-aciliyor/#respond Fri, 26 Jul 2024 01:57:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=42251 Ukraynalı askerlerin kullandığı aracın ön panelinde duran siyah kutu gibi cihazın küçük ekranı, bir Rus insansız hava aracı üzerimizde gezinirken uyarı için yanıyor.

Karanlığın içinde araç, Harkov’ın dışarısındaki cephe hattına uzanan köy yolunda hızla ilerliyor.

Savaşan çoğu Ukrayna askeri gibi, araçtaki askerler de “şeker” lakabıyla bilinen ve havadaki görülmesi zor tehlikelerle ilgili uyarıda bulunan bu ufak küp şeklindeki cihazdan hayranlıkla bahsediyor.

Aracın tepesine yerleştirilmiş olan mantar şeklindeki üç antenden oluşan teçhizatın amacıysa, Rus insansız hava araçlarının sinyalini bozmak.

Aracın yaydığı görünmez koruma halesi, hepsi olmasa da cephe üzerinde gökyüzünde gezinen saldırı kapasiteli bazı Rus insansız hava araçlarını durdurmayı başarıyor.

Aracın ön koltuğunda oturan 53 yaşındaki Ukraynalı yüzbaşı Yevhenii, cihazın Rus ordusunun en güçlü uzun menzilli Rus insansız hava aracı olan Zala Lancet’in yaklaştığını tespit ettiğini söylüyor.

Üzerimizdeki antenlerin Lancet hava aracı karşısında hiç bir işe yaramayacağını bildiğim için, “Bu yüzden mi bu kadar hızlı gidiyoruz?” diye soruyorum.

Ukrayna Ulusal Muhafızları’nın Khartia Tugayı’ndan Yevhenii, “Biz onlar için bir öncelik değiliz ama yine de yavaşlamak çok tehlikeli olur” diyor.

Antenler, insansız hava araçlarının operatörleri ile iletişim kurmak için kullandığı frekansların yaklaşık yüzde 75’ini bozabiliyor.

Ancak Lancet gibi hedefini belirlediğinde tamamen bağımsız çalışabilen insansız hava araçlarını engellemesi daha zor.

Ukraynalı askerler, Lancet’in güçlü olması nedeniyle silahlı araçlar ve piyade mevzileri gibi daha büyük hedeflerde kullanıldığını belirtiyor.

Ukrayna bir yıl önce bu teknolojilerin hiçbirine sahip değildi; şimdiyse bu, sıradan bir uygulamaya dönüştü.

Bir zamanlar savaşın yan unsuru olan insansız hava araçları, artık iki taraf için de merkezi öneme sahip.

Rusya her dakika Ukraynalı askerleri, hızlı giden araçları ve hendekleri doğrudan hedef alırken, Ukrayna, savaşta karanlık bir geleceğe sürükleniyor.

İnsansız hava araçları sivilleri de gözüne kestiriyor. Nitekim Ruslara ait 25 insansız hava aracı Salı gecesi Harkov’a saldırdı ve bunların çoğu imha edildi.

Ukrayna ordusu da artık kendi insansız hava araçlarıyla savunmaya geçiyor.

Konuştuğum askerlerden biri, insansız hava araçlarıyla her gün 100’e yakın Rus’u öldürdüklerini söylüyor.

İnsansız hava araçlarının kameralarına kaydettiği görüntülerde, genelde araçtan açılan ateş sonucu öldürülmeden önce panik içinde koşturan askerler görülüyor.

Tugayın insansız hava araçlarından sorumlu 37 yaşındaki komutanı, bu araçların saldırısına uğrayan Rusların da, Ukraynalı askerlerin de kapalı bir binaya sığınmadıkları sürece kurtulmalarının çok zor olduğunu söylüyor.

Aeneas kod adlı komutan, “Bu, modern savaşın yeni yolu. 2022’de sadece piyade savaşı sürdürülürken, bugün artık savaşın yarısı, Rusya ve Ukrayna’ya ait insansız hava araçları arasında” diyor.

Savaşta insansız hava araçlarına geçilmesi, hem ihtiyaçların, hem de teknolojik yenilenmenin bir sonucu.

Patlayıcı silah gücü olmasa dahi, Ukrayna’nın elinde bolca insansız hava aracı var.

Ukrayna’nın elindeki topçu mermileri sık sık tükeniyor ve müttefikleri bunları üretip gönderme konusunda yavaş kalıyor.

Öte yandan müttefiklerinin insansız hava araçları için kurduğu özel koalisyon Ukrayna’ya her yıl bu araçlardan milyonlarca göndereceği sözünü verdi.

Daha eski bir teknoloji kullanan Rusya da, cephede bu konuda yenilikler yapmaktan geri kalmadı ve Rus sınırına 10 km uzaklıktaki Lyptsi köyü yakın zamanda bunun bedelini ödedi.

Rusya’nın uydu yönlendirme sistemine sahip Sovyet dönemine ait kanatlı “güdümsüz bombalar” ile saldırdığı Lyptsi büyük bir yıkıma uğradı.

Bazıları 3 bin kilo ağırlığında olan bu bombalar savaş uçağından fırlatıldığında Ukrayna askerlerine ait mevziler ve köyler üzerinde büyük bir yıkıma neden oluyor.

Lyptsi’deki bu saldırıdan kaçan Svitlana ismindeki bir kadın, “Etraftaki her şey patlıyor, her şey yanıyordu. Çok korkunçtu. Kilerden çıkmamız dahi mümkün olmadı” diyor.

Aenas bizi Lyptsi’nin ön cephesinde konuşlanmış insansız hava araçlarından sorumlu ekibin yanına götürüyor.

Etraftaki tüm araçların insansız hava aracı sinyalini bozan “jammer”ları var ancak araçtan çıktığın an an cihaz artık seni korumuyor.

Açık alanda olmamız tehlikeli olduğu için Aeneas ile beraber koşarak nefes nefese hasar görmüş bir binanın yer altına kurulmuş insansız hava aracı timine ulaşmayı başarıyoruz.

Burada Yakut ve Petro adlı iki operatör ile tanışıyoruz.

Bu birimdekiler her ay yüzlerce insansız hava aracı kullanıyor. Bunların çoğu hedefin üzerinde patladıkları için tek kullanımlık araçlar.

Seçtikleri insansız hava aracının türü, kuş bakışı görüş sağlayan FPV (First Person View).

1kg-2kg arası patlayıcı taşıyabilen, şarapnel dolu ve kullanıma hazır FPV tipi insansız hava araçları, üzerindeki kameralar ile çektiği videoyu pilotlarına gönderebiliyor.

Aeneas, bu tür insansız hava araçlarının savaştan önce düğün ve parti gibi kutlamaları videoya almak için kullanıldığını söylüyor.

Konsantre bir şekilde insansız hava aracını ormanlık alandaki hedefine yönelttiği sırada Yakut’un yanında durup, ekrandan her şeyi gerçek zamanlı olarak izliyorum.

Petro, Yakut’un “bölgedeki her su birikintisini, her bir ağacı bildiğini” söylüyor.

FPV bir Rus askerinin saklandığı düşünülen binaya yaklaşıyor.

Açık camdan girerek burada infilak ediyor; sinyal kaybolduğu için operatörün ekranındaki görüntü sabitleşiyor.

Bu arada başka bir ekip Ruslara ait hafif silahlı Tigr aracını doğrudan hedef almayı başarıyor. Bu anları yukarıdaki ikinci insansız hava aracı kaydediyor.

Bu ekip yer altında gece gündüz, beş güne yakın hiç durmadan insansız hava araçlarını uçuruyor ve dışarıya neredeyse hiç çıkmıyor. En büyük korkuları, kanatlı bombaların hedefi olmak. Bundan birkaç gün önce bu bombalardan biri yakınımıza düştüğünde bütün bina sarsılmıştı.

“Eğer bu bombalarla doğrudan hedef alınırsak ne olur?” diye soruyorum. Petro, “Ölürüz” diye yanıt veriyor.

Aeneas, bu birime ait bir insansız hava aracının açıkta yakaladığı bir Rus askerini nasıl yakaladığını gösteren eski bir video kaydını bana izletiyor. Videoda Rus askeri kendisine doğru uçan aracı fark edip koşarak ana yolun kenarındaki bir menfezin içine saklanmaya çalışıyor ancak yavaşça menfezin seviyesine kadar alçalan araç, askeri buluyor ve infilak ediyor. Aeneas “ikiye bölündüğünü” söylediği Rus askerinin öldüğünü anlatıyor.

Operatörler, sakin ve soğukkanlı bir şekilde hedef alıp öldürüyor.

Üstünlük kimde?

Birkaç gün sonra gecenin karanlığı çöktüğünde, Rus mevzilerine yakın bir hendekte dururken bir komutan, insansız hava araçlarının savaşında Ukrayna’nın, kanatlı bombalar konusunda ise Rusya’nın üstünlüğü olduğunu söylüyor.

Rusya aynı zamanda Ukrayna’ya göre daha fazla insansız hava aracına sahip. Her bir Ukrayna aracına karşılık, altı Rus insansız hava aracı düşüyor.

Yine de Ukraynalı operatörler, kendi insansız hava araçlarının sinyal bozma ve karşı saldırıya geçme konusunda Ruslarınkine göre teknolojik üstünlüğü olduğunu öne sürüyor.

Birliğin cephaneliğindeki en büyük insansız hava aracı olan “Vampir” , altı pervanesiyle bir orta sehpa büyüklüğünde.

Aeneas, Rusların 10 kg ağırlığındaki bu insansız hava aracına ‘öcü’ lakabını taktığını söylüyor. Ukraynalı askerler, Vampir’in bir Rus komuta yerini yerle bir edecek yükü taşıyacak kadar güçlü olduğunu belirtiyor.

Onlar çalışmalarına devam ederken, üzerimizden birkaç defa Rus insansız hava aracı geçiyor. Her geçtiğinde askerler bodruma kaçıyor, tehlike geçince dönüp görevine devam ediyor.

Bu arada bir insansız hava aracının termal kamerasından, neredeyse hiçbir uyarı olmadan yaklaşan üç Rus kanatlı bombanın bir kilometre uzaklıktaki Ukrayna hedeflerinin üstünde infilak ettiğini izliyoruz. Şok dalgaları bize kadar ulaşıyor ve bulunduğumuz yer şiddetle sallanıyor.

Ukrayna’nın müttefikleri, insansız hava aracı desteği vererek sadece Ukrayna’nın mücadelesine destek vermeyi hedeflemiyor ve verilen desteğin sadece merhamet amaçlı olduğunu söyleyemeyiz.

İngiltere’nin genel kurmay başkanı Amiral Tony Radakin, Salı günü yaptığı açıklamada ordu güçlerinin geleceğin savaşlarını nasıl savaşmak gerekeceği konusunda Ukrayna’dan öğrenecekleri olduğunu ifade etti.

Aeneas ve ekibindekiler de bunun farkındalar.

Ekibin mevziisinden ayrılırken , bir başka Rus insansız hava aracının geri döndüğünü görüyoruz. Araca atlayıp hızla karanlığın içine sürerek uzaklaşıyoruz.

Araçtaki Ukraynalı askerler, “Kimse bu şekilde savaşmayı bilmiyor ve bizden öğreniyorlar. Savaşların geleceği bu olacak” diye vurguluyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/insansiz-hava-araclari-ukrayna-savasinda-yeni-bir-cephe-mi-aciliyor/feed/ 0
İsrail askerleri, engelli bir adamı saldırgan köpeğe bıraktı https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-engelli-bir-adami-saldirgan-kopege-birakti/ https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-engelli-bir-adami-saldirgan-kopege-birakti/#respond Wed, 17 Jul 2024 03:42:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40126 Uyarı: Haber, rahatsız edici olabilecek ayrıntılar içermektedir.

24 yaşındaki Muhammed Bhar, Down sendromlu ve otizmliydi. 70 yaşındaki annesi Nabila BBC’ye onu anlatırken, “Yemek yemeyi, içmeyi, üstünü değiştirmeyi bilmezdi. Ben onun bezini değiştirirdim. Ona yemek yedirirdim. Kendi işini göremiyordu” diyor.

Ailesi her zaman yanındaydı. Küçükken dışarıda zorbalığa maruz kaldığında, dövüldüğünde, eve gelip onlara sığınabiliyordu.

Savaş başladığında bomba sesleri ve patlamalar onu paniğe sürüklediğinde, işlerin yoluna gireceğini söyleyen birisi hep vardı.

Kilosu nedeniyle hareket etmekte zorlandığı için gün içerisinde hep aynı koltukta oturmak istiyordu. Ailesi, ihtiyaçlarını gidermesine yardım ediyordu.

27 Haziran’da savaş, Bhar ailesinin mahallesini bir kez daha kuşattı. Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesindeki herkes, İsrail askerleri tarafından evlerini terk etmeye zorlandı.

Bhar ailesi için oradan oraya taşınmakta çok zordu. Nabila, 15 kez yer değiştirdiklerini anlatıyor: “Nereye gitsek, orayı bombaladılar.”

Çatışmalar çevrelerindeki sokaklarda yoğunlaşınca evin farklı odalarında gizlenmek zorunda kalıyorlardı. En şiddetli çatışma anlarında banyoda gizleniyorlardı.

Nabila, “Yedi gün kuşatma altında kaldık. Tanklar ve askerler evin çevresindeydi. Muhammed ise koltukta oturuyordu, başka yerde durmayı sevmezdi” diyor.

Çevreden gelen patlama ve çatışma sesleri Muhammed’i korkutuyordu, Nabila onun sık sık paniklediğini anlatıyor. Bomba seslerini duyduğunda, sanki birisi ona vurmaya çalışıyormuş gibi kendisini korumaya çalışıyordu. Ailesi ise onu yatıştırmaya çalışıyordu ancak annesi, Muhammed’in olan biteni anlamakta çok zorlandığını söylüyor.

Evde neler yaşandı?

3 Temmuz’da, ailenin anlattığına göre İsrail askerleri evlerini bastı.

Nabila onlarca askerin ve bir askeri köpeğin geldiğini anlatıyor.

Bu köpeklerin, Hamas savaşçılarını, bubi tuzaklarını ve patlayıcılarını tespit etmek için kullanıldığı ileri sürülüyor.

Nabila ilk olarak, askerlerin her şeyi kırıp döktüğünü duydu, ardından askerler ve köpek odaya girdi.

“Onlara söyledim, ‘O engelli, ona dokunmayın, o engelli. Köpeği uzak tutun’ dedim” diyor.

Ardından Nabila, köpeğin Muhammed’e saldırdığını gördü.

Şöyle anlatıyor:

“Köpek ona saldırdı, önce göğsünden sonra elinden ısırdı. Muhammed konuşmadı, sadece ‘Hayır, hayır, hayır’ dedi. Köpek kolunu ısırdı ve kan aktı. Ona ulaşmaya çalıştım ama yapamadım. Kimse ona ulaşamadı. O, köpeğin başına dokunup ‘Yeter, yeter’ diyordu. Kan aktıkça köpek daha çok saldırdı.”

Bu noktada, askerler Muhammed’i başka bir odaya götürdü ve köpekten uzaklaştırdı. Yaralandığı yerlere müdahale etmeye çalıştılar.

Her zaman ailesinin yardımına muhtaç olan Muhammed şimdi askerlerin elindeydi.

Nabila, “Onu başka odaya götürdüler, kapıyı da kitlediler. Ona ne olduğunu görmek istedik. Muhammed’i görmek istedik. Silahlarını bize doğrulttular. Bizi başka odaya aldılar” diyor.

Askeri doktorun onu tedavi etmek için geleceğini söylediler. Bir süre sonra doktor geldi ve Muhammed’in yattığı odaya girdi.

Muhammed’in yeğeni, 11 yaşındaki Janna, ailesinin askerlere yalvardığını anlatıyor. Askerler ise onun “iyi olduğunu” söylemekle yetindi.

Birkaç saat sonra aile, silah zoruyla evden çıkarıldı. Muhammed’i askerlerle bırakıp çıkmak zorunda kaldılar. Yalvarış ve çığlıklar işe yaramadı. Muhammed’in iki kardeşi gözaltına alındı ve hala serbest bırakılmadılar.

Bir hafta sonra, kardeşi Jibreel, eve geri döndü ve şoke edici manzarayla karşılaştı. Çektiği görüntüleri de BBC kameramanı ile paylaştı.

Muhammed’in cansız bedeni yerdeydi. Çevresinde kan vardı. Görüntülere göre koluna, kanı durdurmak için sadece turnike yapılmıştı.

Jibreel, “Kanamayı durdurmaya çalıştılar. Sonra dikiş atmadan ve başka bir şey yapmadan onu bıraktılar. Yalnızca bu ilk yardım müdahalesini yapmışlar. Gördüğünüz gibi burada ölüme terk edilmiş. Onun evden götürüldüğünü düşünüyorduk. Kanlar içinde yalnız şekilde bırakılmış. Ordu onu bırakıp gitmiş” diyor.

Muhammed’in ölümünün tam olarak hangi yaralanmayla gerçekleştiğini ve bu sürede ona ne olduğunu belirlemek güç.

Ailesi onun cesedini bulduktan kısa bir süre sonra evlerin arasındaki bir boşluğa defnetti. Çünkü cesetlerin morga ya da mezarlığa götürülmesi çok tehlikeliydi. Otopsi ve ölüm belgesi elde etmek ise mevcut şartlarda imkansız.

Aile, soruşturma istiyor. Ancak devam eden çatışmalar ve ölü sayısının çok yüksek olması, bunun yakın zamanda yapılabileceğinin ihtimal dahilinde olmadığını düşündürüyor.

BBC’nin konuyla ilgili İsrail ordusuna yönelttiği sorulara, ” İnceleme yapılacağı” yanıtı verildi.

Nabila, ölen çocuğunun son anlarını her an hatırlıyor:

“Köpeğin onu parçalaması gözümün önünden gitmiyor, kolundan akan kan, her zaman gözümün önünde, bir an bile gitmiyor. Onu koruyamadık, askerlerden de köpekten de…”

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-engelli-bir-adami-saldirgan-kopege-birakti/feed/ 0
İşgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin gözaltına alınmasına ilişkin İsrailli askerler tarafından paylaşılan yeni görüntüler tespit edildi https://www.haber60.com.tr/isgal-altindaki-bati-seriada-filistinlilerin-gozaltina-alinmasina-iliskin-israilli-askerler-tarafindan-paylasilan-yeni-goruntuler-tespit-edildi/ https://www.haber60.com.tr/isgal-altindaki-bati-seriada-filistinlilerin-gozaltina-alinmasina-iliskin-israilli-askerler-tarafindan-paylasilan-yeni-goruntuler-tespit-edildi/#respond Fri, 17 May 2024 21:48:43 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=32208 BBC, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin gözaltına alınmasına ilişkin İsrailli askerler tarafından paylaşılan yeni görüntüler tespit etti.

Aralarında İsrail bayraklarına sarılmış gözaltındaki kişilerin de görüntülendiği 45 fotoğraf ve video analiz edildi.

BBC Şubat ayında yaptığı benzer bir çalışmada İsrail askerlerinin Gazze’de gözaltına alınan kişilerin elleri ve gözleri bağlı videolarını internette paylaştığını tespit etmişti.

İsrail ordusu olayla ilgili inceleme başlatacağını söylemişti.

Ordu yetkilileri askerlerin “kabul edilemez davranışlar” sergilemeleri halinde disiplin cezalarına çarptırıldıklarını ya da açığa alındıklarını belirtiyor. Ancak yetkililer BBC’nin tespit ettiği son olaylar ve askerler özelinde yorum yapmadı.

Hukukçular, gözaltındaki kişilerin videolarının çekilmesi ve paylaşılmasının savaş suçu olabileceğini söylüyor.

Uluslararası hukuk, gözaltında tutulan kişilerin gereksiz yere aşağılanmasını ve kamuoyunun merakına maruz bırakılmasını suç sayıyor.

İnsan hakları uzmanları gözaltı görüntülerinin paylaşılmasının da tam olarak bunu yaptığını belirtiyor.

BBC Verify, Şubat ayında yaptığı çalışma sırasında son dönemde şiddet olaylarının arttığı Batı Şeria’da benzer davranışlar olduğunu fark etmeye başladı.

BBC’ye konuşan eski İsrail askeri Ori Givati, ordu içinde bu tür vakaların devam etmesine hiç şaşırmadığını söyledi.

İsrail ordusundaki suistimal iddialarını inceleyen Breaking The Silence adlı kuruluşun sözcüsü Ori Givati, İsrail’deki aşırı sağcı siyasi söylemin bu tip olayları teşvik ettiğine inandığını belirtti.

Askerlerin davranışları sonucunda bedel ödemediğini söyleyen Givati, “Hükümetin en üst düzey bakanları tarafından cesaretlendiriliyor ve destekleniyorlar” diyor.

Givati, “Filistinliler konusunda ordu içindeki kültür, onların sadece hedef oldukları yönünde. Onlar insan değil. Ordu size böyle davranmayı öğretiyor” diye devam ediyor.

Neler tespit edildi?

BBC Verify tarafından incelenen 45 sosyal medya videosu ve fotoğrafın, İsrail ordusunun en büyük piyade tugayı olan ve çoğunlukla Batı Şeria’da faaliyet gösteren Kfi Tugayı’ndan 11 asker tarafından paylaşıldığı tespit edildi.

Askerlerin hepsinin şu anda faal olduğu ve sosyal medya kimliklerini gizlemediği ortaya çıktı.

Sosyal medya videolarının analizine göre bu askerlerin dördü, Batı Şeria’nın kuzeyinde konuşlandırılan 9213 numaralı yedek taburunda görev yapıyor.

İsrail ordusu, bu askerlerin eylemleri ve disiplin cezası alıp almadıkları yönündeki sorularımıza yanıt vermedi.

Sosyal medya hesapları herkese açık olan askerlere ayrıca ulaşmaya çalıştık. Biri bizi engellemiş görünüyor, diğerleri ise bu haberin yayın tarihine kadar sorularımıza yanıt vermedi.

Askerler arasında en aktif olanının sosyal medyadaki ismi Yohai Vazana.

Paylaştığı videoların çoğunda askerlerin geceleri Filistinlilerin evlerine girip onları gözaltına aldığı, çoğu zaman ellerini ve gözlerini bağladığı görülüyor. Videoların çekildiği sırada başörtüsüz yakalanan kadınlar ise panik halinde.

Vazana’nın kollarında ‘Asla unutma, asla affetme 7/10’ yazılı dövmeler var ve kendisini “dijital içerik üreticisi” diye tanımlıyor. Askeri operasyonlardan ise “av” diye bahsediyor. Videolardan başçavuş olduğu anlaşılıyor.

Vazana, Facebook ve TikTok’ta Filistinlilerin gözaltına alındığını gösteren ve vücut kamerasından çekildiği anlaşılan 22 video ve fotoğraf paylaştı.

TikTok, henüz platformdan kaldırılmadığına dikkat çektiğimiz iki videonun daha sonra kaldırıldığını belirtti.

Sosyal medya şirketi, “şiddet içeren trajedilerin kurbanlarını aşağılamayı amaçlayan içeriklere tolerans göstermediğini” belirtti

Facebook’un sahibi Meta ise içerikleri incelediğini ve politikalarını ihlal eden videoları kaldıracağını açıkladı.

Yukarıda ekran görüntüsünü paylaştığımız Yohai Vazana’nın videolarından birinde askerlerin bir eve zorla girdiği ve çocuklu Filistinli bir kadının önünde poz verdiği görülüyor.

Vazana’nın paylaşımlarında yanında sık sık Ofer Bobrov adlı bir asker daha yer alıyor.

Bobrov kendi videolarında “9213” etiketini kallanıyor, bu da onun Vazana’nın taburunda olduğuna işaret ediyor.

Bobrov da katıldığı askeri operasyonları gösteren videolar yayınlıyor ama bunun yanı sıra askerlerin günlük hayatlarından kesitler de paylaşıyor.

TikTok’ta 12 Şubat’ta yayınlanan bir videoda gözaltına alınan bir kişinin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığını gösteren fotoğraflar yer alıyor. Arkasında İsrail bayrağıyla poz veren bir asker duruyor.

Aynı taburdan olan ve internette Sammy Ben adını kullanan bir başka askerin ise Instagram’da gözaltına alınan Filistinlileri gösteren toplamda 8 video ve fotoğraf paylaşımı var.

Görüntülerde Filistinlilerin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığı veya çömelmeye zorlandığı görülüyor.

Sammy Ben bu paylaşımlarda üzerlerinde Hamas bayrakları bulduklarını iddia ettiği “teröristleri” gözaltına aldıklarını söylüyor.

Gazze’de de görev yapmış olan Ben, bir videoda gözaltına alınan iki Filistinliyle alay ederek onlara “Am Yisrael Chai”, yani “İsrail halkı yaşıyor” demelerini emrediyor.

Ori Dahbash da aynı taburun bir başka üyesi ve Batı Şeria’daki askeri operasyonların görüntülerini paylaşıyor. Bunların arasında Vazana tarafından da paylaşılan bir gözaltı fotoğrafı da var.

Uzmanlar, askerlerin yayınladığı bu görüntülerin uluslararası hukuku ihlal edebileceğini söylüyor.

Birleşmiş Milletler’in oluşturduğu uluslararası ceza mahkemeleri danışma panelinin başkanı olan Dr. Mark Ellis, görüntüler hakkında soruşturma başlatılması ve askerlere disiplin cezası verilmesi çağrısında bulundu.

1998-2006 yılları arasında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde çalışan uluslararası insan hakları avukatı Sir Geoffrey Nice da Dr. Ellis ile aynı fikirde, ancak ilgili kişilerin hesap vermeye zorlanacağı konusunda kuşkulu.

BBC’nin araştırmasına yanıt veren İsrail ordusu, askerlerin profesyonel standartlara tabi tutulduğunu ve değerlerine uygun olmayan davranışların incelendiğini söyledi.

Yapılan açıklamada, “Kabul edilemez davranışlar söz konusu olduğunda askerler disiplin edilir ve hatta yedek görevinden uzaklaştırılır. Ayrıca, askerlere operasyonel faaliyetlerin görüntülerini sosyal medya ağlarına yüklemekten kaçınmaları talimatı verilmiştir” denildi.

Ordu yetkilileri, Gazze’de daha önce benzer sosyal medya paylaşımları yapıldığı ve bu yönde harekete geçme sözü verildiğinden bahsetmedi.

Eski İsrail askeri Ori Givati, gözaltına alınan kişilere yönelik muameleden utanç duyduğunu ve iğrendiğini söyledi.

Givati, bu davranışın İsrail toplumunun Filistinlilere bakışını yansıttığını ve uluslararası hukuka uyma iddialarını sorgulattığını söyledi, “Bu şekilde davranmaya devam edersek toplum olarak bir geleceğimiz yok” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/isgal-altindaki-bati-seriada-filistinlilerin-gozaltina-alinmasina-iliskin-israilli-askerler-tarafindan-paylasilan-yeni-goruntuler-tespit-edildi/feed/ 0
İsrail, Batı Şeria’da bir çocuğun öldürülmesinde ‘muhtemel bir savaş suçu’ işlemekle suçlandı https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/ https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/#respond Thu, 02 May 2024 23:18:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30147 Geçen yıl 29 Kasım günü öğle saatlerinde, Filistinli birkaç çocuk işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan mahallelerinde oynamak için sokağa çıktı.

O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.

Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.

BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.

Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.

İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.

İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.

BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.

Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.

29 Kasım günü neler yaşandı?

29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.

İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.

Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.

Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.

Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.

Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.

O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.

Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.

Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.

BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.

Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.

BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.

Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.

”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’

Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.

Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.

BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.

Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.

İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.

Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.

Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.

Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.

BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.

Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”

İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.

Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.

Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.

İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?

Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.

Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.

BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.

2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.

İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.

Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.

Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.

UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.

2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.

Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.

İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.

Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.

Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.

Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.

Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.

Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.

Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.

Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.

BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.

Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.

Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.

Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.

İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.

Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları

Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.

Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.

Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.

Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.

Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.

BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.

Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.

Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.

Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.

İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.

Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.

BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.

Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.

Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-bir-cocugun-oldurulmesinde-muhtemel-bir-savas-sucu-islemekle-suclandi/feed/ 0
İsrail askerleri tarafından işkence gören Filistinli kadın: Paralarımızı çaldılar https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-tarafindan-iskence-goren-filistinli-kadin-paralarimizi-caldilar/ https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-tarafindan-iskence-goren-filistinli-kadin-paralarimizi-caldilar/#respond Sat, 23 Mar 2024 22:27:21 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=22694 Gazze Şeridi’nin kuzeyinden alıkonulan 39 yaşındaki Filistinli Abir Gubn, İsrail askerleri tarafından çıplak aramaya maruz kaldığını, işkence gördüğünü ve paralarının çalındığını söyledi.

Yaşları 5,7,9 olan iki erkek bir kız çocuğu annesi Gubn, AA muhabirine, 63 gün süren tutukluluğu boyunca yaşadığı zorlukları anlattı.

Filistinli kadın, İsrail’in hava saldırılarının ardından Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesindeki evinden üç çocuğu ve komşularıyla birlikte beldedeki El-Fahura Okuluna sığındı.

İsrail ordusu 27 Ekim’de Gazze Şeridi’ne kara operasyonu başlattı ve Aralık 2023’ün ortasından itibaren kademeli olarak Gazze kentinin kuzeyindeki bölgelerden çekilmeye başladı, bunu ocak ayının başında Gazze’deki mahalle ve bölgelerden kısmi çekilme izledi.

Ordu, ocak ayı ortasında Gazze kenti ve kuzeydeki bazı bölgelere yönelik saldırılarına yeniden başladı.

Sığınma ve gözaltı

Filistinli kadın esir Gubn, “Savaş başladığında Kemal Advan Hastanesindeydim, oğlumun tedavi süreci bittikten sonra El-Fahura Okuluna sığındık. İşgal ordusu bizi bombaladı, eşimin ikinci eşi ve çocukları şehit oldu.” dedi.

İsrail ordusunun okulu vurup baskın düzenlemesinin ardından çocuklarıyla koşarak dışarı çıkabildiğini belirten Gubn, bölgeyi terk etme kararı alarak, Refah kentine doğru yola çıktığını aktardı.

Gubn, “Çocuklarımla askeri kontrol noktasına vardığımda, askerler güneye çocuklarımı almadan geçmemi istedi. Çocuklarım olmadan ilerleyemeyeceğime dair ikna etmeye çalıştığımda ise askerler beni vurmakla tehdit etti ve çocuklarıma da annesiz güneye gidin dediler.” ifadelerini kullandı.

Bir süre sonra askerlerin adını ve kimlik numarasını sorduğunu aktaran Gubn, daha sonra kadın ve erkek askerlerden oluşan başka bir taburun yanına gönderildiğini dile getirdi.

İsrail askerleri çıplak arama yaptı

Gubn, İsrail askerlerinin arama yapmak için kendisinden soyunmasını istediğini, bunu askerlerin önünde yapmayı hemen reddettiğini ancak ölümle tehdit edilerek çıplak aranmaya zorlandığını söyledi.

İsrail askerlerinin tutumuna ilişkin Gubn, “İsrail askerleri elbiselerimi giydikten sonra ellerime ve ayaklarıma kelepçe taktı, gözlerimi bağladı. Sonra beni sürükleyerek bir yere götürdüler, oradan da askeri ciple başka bir yere. Orada da bir gece gözlerimiz, ellerimiz ve ayaklarımız bağlı şekilde kaldık.” dedi.

Alıkonulduğu süre boyunca birçok kez çıplak aranmaya maruz kaldığını anlatan Gubn, İsrail askerleri tarafından işkence gördüğünü, ağır bir şekilde darbedildiğini ve sözlü tacize uğradığını belirtti.

Gubn, “Bizi askerlerle dolu büyük bir binaya götürdüler, elbiselerimizi çıkarmaya zorladılar, bana eziyet ettiler, dövdüler. Soğuk havalarda bizi ince hapishane kıyafeti giymeye zorladılar.” diye konuştu.

Alıkonulmasına ilişkin ise Filistinli kadın, “Daha sonra bizi 8 gün boyunca askeri ciple El Halil ile Kudüs arasındaki Antoat Askeri Hapishanesine götürdüler. Orada da kıyafetlerimizi çıkarttırdılar, vurdular, hakarete uğradım, kötü muamele gördüm.” ifadelerini kullandı.

Gubn, İsrail güçlerinin alıkoyduğu Filistinlileri saatlerce elleri ve ayakları bağlı şekilde tuttuğuna, darp ve işkence ettiğine dikkati çekti.

Filistinli kadın, sözlerine şöyle devam etti:

“Bizi önce çadır olduğunu düşündüğüm bir yere götürdüler, sorgulamaya ve Hamas mensubu olup olmadığımızla ilgili sorular sormaya başladılar.

Bana resimler gösterip, ‘Bu sizin kocanız’ dediler, ben de onlara ‘Bu benim kocam değil sadece isim benzerliği var dedim. 8 gün süren sorgu ve işkencenin ardından beni bir otobüsle Dimona Hapishanesine götürdüler.”

İsrail askerleri Filistinli kadının eşyalarını çaldı

Alıkonulan Filistinliler, sorgulamanın ardından hapishanelere götürülerek günlerce hapishanede tutuldular.

Gubn, İsrail ordusunun alıkonulanları serbest bırakmadan önce başka bir cezaevine naklettiğini ve orada bir gece tuttuktan sonra alıkonulan Filistinlileri sabah saatlerinde gözleri ve elleri bağlı şekilde bilmedikleri bir yere götürdüğünü ifade etti.

İsrail askerlerinin takılarını ve parasını çaldığını anlatan Gubn, “Alıkonulduğumuzda üzerimde 12 bin Ürdün dinarı (yaklaşık 17 bin dolar) değerinde altın takı ve 3 bin Ürdün dinarı (yaklaşık 4 bin dolardan fazla) değerinde de nakit para ile kişisel eşyalarım vardı. Askerler beni, eşyalarımı aldığıma dair bir kağıt imzalamaya zorladılar.” dedi.

Gubn, İsrail askerlerinin tüm eşyalarını çaldığını ve kimliği dışında hiçbir şeyi kendisine geri vermediklerini söyledi.

Filistinli kadın, alıkonulanları karşılayan Uluslararası Kızılhaç Komitesi temsilcilerinin bulunduğu Gazze-İsrail sınırındaki Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’na gelene kadar kelepçelerinin çıkarılmadığını kaydetti.

Gubn, 3 çocuğundan haber alamadığı için serbest kalmanın sevincini dahi yaşayamadığını sözlerine ekledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-askerleri-tarafindan-iskence-goren-filistinli-kadin-paralarimizi-caldilar/feed/ 0