Terör örgütü FETÖ’nün darbe girişimine engel olmak için amcası ve yeğenleriyle birlikte 15 Temmuz gecesi Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne giden 18 yaşındaki Rüstem Resul Perçin, Zırhlı Personel Taşıtı (ZPT) içerisinden açılan ateş sonucu ağır yaralandı. Yeğenini hastaneye götürmek isteyen amca Mustafa Perçin’e ise darbeci askerler tarafından izin verilmedi. Amca Perçin, bir süre sonra güçlükle alabildiği yeğenini Beştepe’deki Turgut Özal Hastanesine götürdü. FETÖ ile irtibatlı olan hastane yönetimi, doktor olmadığını bahane ederek ağır yaralı Perçin’i kabul etmedi ve başka hastaneye gidilmesini istedi. Gazi Hastanesine götürülen Rüstem Resul Perçin burada şehit oldu. O gece yaşananlarla ilgili konuşan baba Necip Perçin, oğlunun en büyük hayalinin asker olmak olduğunu söyledi.
“Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış”
Oğluna kasıtlı şekilde ateş açıldığını söyleyen baba Necip Perçin, “Oğlum o gün amcası, kardeşi ve iki yeğeni ile birlikte darbe girişimini protesto etmek için yola çıkmış. Yolda çok fazla trafik olduğu için araçlarından inmişler. O sırada açılan ateş sonucu da oğlum vurulmuş. Ben saldıranlara Türk askeri veya polisi demiyorum. Onlar üniforma giymiş teröristlerdir. Gerçek Türk askeri ve polisi, o üniformaya layık, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete, onun ilke ve inkılaplarına inanarak vatandaşını koruyandır. Oğlum orada şehit oldu. Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış. Kaburga boşluğundan bilerek ve isteyerek vurulmuş” dedi.
“Oğlumun cesedini gördüm, gözleri hafif aralıklıydı”
Oğlunun vurulduğu haberini sabaha karşı öğrendiğini dile getiren baba Perçin, “O gece rahatsızlandığım için uyuyordum. Sabaha karşı uyanmıştım. O ana kadar olanlardan haberim yoktu. Bana oğullarımdan Mahmut’un hafif yaralandığını, Rüstem’in ise ağır yaralı olduğunu söylediler. Ağıt sesleri vardı evde. Hastaneye gittiğimde hafif yaralanmış olan oğlumu gördüm. Üzerinde kanlar vardı ama durumu iyiydi, ayaktaydı. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Bu ağabeyimin kanı’ dedi. Oradaki görevli bana, ‘Oğlun buraya geldiğinde ölmüştü’ dedi. Hastanenin morguna indik. Oradaki isimsiz cesetlerin olduğu kısma bakmak istedim. Bana o kısmın boş olduğunu söylediler. Orada oğlumun cesedini gördüm. Gözleri hafif aralıklıydı. Çenesinde bir yara vardı. O sırada bilincim gitmişti. Bir şeyler olmuş ama hatırlamıyorum, birileri bağırıyordu” diye konuştu.
“Benim çocuğum cenneti kazandı”
Ağır yaralı olan oğlunun götürüldüğü ilk hastaneye alınmadığını belirten baba Perçin, “Rüstem vurulduğunda amcası almak istemiş. Çocuğum yolun ortasında yatıyormuş. Amcasına, ‘Gelirsen seni de vururuz’ demişler. Kardeşim saldırganları bir şekilde ikna etmiş ve araçla hastaneye götürmüşler. O hastane FETÖ’ye aitmiş. Işıkları söndürmüşler, doktor olmadığını söylemişler. Kimseyi kabul etmeyip, başka hastaneye gitmelerini söylemişler. Erken müdahalenin ciddi sonuçlara yol açmayacağını herkes bilir. Oğlum yaşayabilirdi belki. Benim çocuğum cenneti kazandı. Buna eminim. Onlara da cehennem nasip olsun” ifadelerini kullandı.
“Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu”
Vatanına bağlı evlatlar yetiştirdiğini söyleyen Perçin, “Benim ilk çocuğumdu. Hep en iyisi olmasını istedim. Olabildiği kadar imkan sunmak istedim. Çocuklarımızı da vatanına, milletine, dinine, imanına bağlı olarak yetiştirmeye çalıştık. Görevimi yapmaya çalışıp, çocuklarımı iyi bir şekilde helal lokmayla beslemeye çalıştım. Oğlum da askere gideceğini ve teskere bırakacağını söylüyordu. ‘Ben orada şehit olacağım’ diyordu. Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu” dedi.
“Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti”
Şehit babası olmak hakkında da konuşan Perçin, “Oğlum için seviniyorum. O benim gidemeyeceğim bir yerde. Bunu hissediyorum. Şehitler, peygamberlere komşudur. Kendim içinse üzülüyorum. Onun olmayışıyla cezalandırılmış gibiyim. Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti. Öldükten sonra nereye gittiğini merak ediyordum, Allah’a dua ediyordum. Rüyamda onu görünce, ‘Allah sana rahmetiyle mi muamele etti yoksa gazabıyla mı?’ diye sordum. O da bana ‘Rahmetiyle muamele etti, orası çok güzel. Ben gidiyorum’ dedi. Bir daha da rüyama girmedi. O rüya beni rahatlattı” diye konuştu. – ANKARA
]]>EMNİYET Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çalışkan, “FETÖ öyle bir örgüt ki sizin ve bizim düşündüğümüzden daha büyük bir örgüt. Bu örgüt, arkasında birkaç devletin kurmay aklının olduğu bir örgüt. FETÖ, dünyayı ele geçirmeyi hedefe koymuş bir örgüt. Türkiye’yi ele geçirmek onlar için çok basit gibi görünen bir şeydi. Sadece ordudan 30 bine yakın insan atıldı. Polisten 40 bine yakın insan atıldı. Bütün kurumlardan binlerce insan atıldı” dedi.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Turizm Fakültesi Prof. Dr. Cengiz Utaş Konferans Salonu’nda ’15 Temmuz Darbe Girişimi ve Milletin Zaferi’ konulu konferans düzenlendi. Konferansa Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çalışkan, İl Emniyet Müdürü Atanur Aydın ve ERÜ Rektörü Fatih Altun katıldı. Burada konuşan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çalışkan, “15 Temmuz tarih olarak rastgele seçilmiş bir tarih değildir. Hiçbir şey hayatta tesadüf değil. Batılıların planladığı hiçbir şeyin tesadüf olmadığını tecrübelerimizle görmüş bulunuyoruz. 7 Haziran- 16 Temmuz Kudüs’ün işgalidir. Bazen, ’15 Temmuz niye seçildi?’ gibi akılınıza gelirse Kudüs’ün işgali 15 Temmuz’dur. Maalesef darbe kültürümüz ve ona paralel bir darbeler tarihimiz var. 2004 yılına gelindiğinde devletin bütün kademelerine siyaset, basın, ekonomi, bürokrasi, askeriye, güvenlik teşkilatları, üniversiteler, sayabileceğiniz her yere ya hakim olmuşlar ya oraları yönlendirecek konuma gelmişler veya oralara bir şekilde sızmışlar. 2004’ten itibaren FETÖ, kuruluşundan bu yana bir gladyo yapılanması olarak ülkedeki yönetimin kılcal damarlarına kadar sızmıştı. 2004’ten itibaren her yerde FETÖ ile karşılaşırdık” diye konuştu.
‘ANAHTAR TESLİMİ GİBİ ÜLKE TESLİM EDİLECEKTİ’
Sözlerini sürdüren Çalışkan, “Eğer 15 Temmuz 2016’da bu darbeyi yapmasalardı veya bu darbe bastırılmasaydı, 2 ya da 3 yıl daha sabretselerdi inanın anahtar teslimi gibi ülke teslim edilecekti. Bunu bütün kurumlar için söylüyorum. 2016’da değil de 2018-2019’a kadar sabretselerdi, o tarihte tuğgeneral seviyesinde inanılmaz sayıya ulaşmışlar. Çok az sayıda korgeneral, tümgeneraller var. Hatta bir tane orgenerallerinin olduğu da söylenir. 300 generalin 150’si yargılandı ve oradan atıldı. Yani neredeyse 200-250’si bunların adamı olacaktı. Dolayısıyla bu tarihte söyleyecek söz kalmayacaktı” ifadelerini kullandı.
‘BÜTÜN KURUMLARDAN BİNLERCE İNSAN ATILDI’
Askeri üniformaya büyük zarar verildiğini belirten Çalışkan, “Anadolu insanı ‘her Türk asker doğar’ diye eğitilir. Asker çok kıymetli ve özeldir. Üniforması bile kıymetlidir. Bizde askerlik yapmayanı ciddiye almazlar. Türk toplumundaki yeri çok farklıdır. Bu olayla çok yıprandı. Bunu askerler de hissetti. Çünkü masum insanlara silah sıkılmaz. Türk askeri bunu yapmaz. Bu dönemde böyle bir şeye teşebbüs ederek üniformaya zarar verdiler. FETÖ öyle bir örgüt ki sizin ve bizim düşündüğümüzden daha büyük bir örgüt. Bu örgüt arkasında birkaç devletin kurmay aklının olduğu bir örgüt. FETÖ, dünyayı ele geçirmeyi hedefe koymuş bir örgüt. Türkiye’yi ele geçirmek onlar için çok basit gibi görünen bir şeydi. Sadece ordudan 30 bine yakın insan atıldı. Polisten 40 bine yakın insan atıldı. Bütün kurumlardan binlerce insan atıldı” dedi.
‘MEYDANLARDA İNSANLARIMIZA SİLAH DOĞRULTARAK ZULMETMİŞLERDİR’
ERÜ Rektörü Fatih Altun ise “15 Temmuz 2016 günü ordumuz başta olmak üzere, devletimizin kolluk kuvvetlerine sinsice sızmış kendini bilmez bir avuç hain FETÖ/PDY terör örgütü mensupları milli irademiz ve ülkemizin geleceğini hedef alan menfur bir darbe teşebbüsüne kalkışmışlardır. Yaşanılan o kara gecede kendini bilmez hainler devletimizin tüm imkanlarını kullanarak meydanlarda insanlarımıza silah doğrultarak zulmetmişlerdir. 1071’de Türklere Anadolu’nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Sultan Alparslan’dan bu güne kadar vatanına ve bayrağına sahip çıkan aziz Türk milleti, tarihi boyunca da 15 Temmuz gecesi şehadet şerbeti içen Ömer Halis Demir’i, Cennet Yiğit ve Kübra Doğanay ile şehit olan kahramanlarımızı unutturmayacaktır.”
]]>Mevzilerine yönelik saldırıları, “et yığını saldırıları” olarak tanımlıyorlar.
Anlattıklarına göre, Ruslar, bazen günde bir düzine saldırı düzenliyor ve bu saldırılarda asker kaybı önemsenmiyor.
Harkov’da cephe hattından sorumlu Yarbay Anton Bayev, bazen birkaç saat içinde peş peşe taarruza uğradıklarını anlatıyor.
Bayev, silah mevzilerinin konumunu öğrenmek için bile saldırı yapıldığını söylüyor:
“Askerlerimiz mevzilerinde, günde dört veya beş kez düşman taarruzuna karşılık veriyor ve gelenleri öldürüyor. Bu sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da zorlayıcı”
Moskova’nın iki ay önce başlattığı harekatta uygulanan bu askeri taktik Rusya’nın büyük kayıplara uğraması ile sonuçlanıyor.
Batılı yetkililere göre, Ruslar Mayıs ve Haziran ayları içinde her gün yaklaşık 1200 kayıp verdi. Bu askerler ya da öldürüldü ya da yaralandı ki bu, savaşın başlangıcından bu yana en yüksek günlük kayıp miktarı demek.
Yarbay Bayev, saldırıların insansız hava araçları ile daha başlangıcında tespit edildiğini söylüyor ve Rusların ölü ve yaralılarını savaş alanında bıraktığını anlatıyor.
Bayev “et yığını” saldırılarında Rusya’nın amacının Ukrayna birliklerini yormak olduğunu savunuyor.
Donbas bölgesinde bulunan Pokrovsk’ta savaşan Yüzbaşı Ivan Sekaş, Rus askerlerin ölüme gönderildiği yönündeki gözlemini tanımlarken bir fabrikadaki üretim hattı benzetmesini yapıyor.
Rusya, Ukrayna’dan çok daha kalabalık bir nüfusa sahip.
Söz konusu saldırılara katılanlardan bazıları eski mahkumlardan oluşuyor. Bununla birlikte, Rusya binlerce dolarlık tek seferlik ödemelerle de cephe hattına asker gücü bulabiliyor.
Rusya tarafında yaralı askerlerin yeniden çatışmaya zorlandığına yönelik iddialar da var.
Sosyal medyada yer alan bir videodan, bazıları koltuk değnekli düzinelerce erkeğin komutanları tarafından, talepleri hastanede tedavi görmekken, cephe hattına gönderildikleri anlaşılıyor.
Batılı yetkililer, bu şekilde Moskova’nın cephe hattında gerekli sayıda askeri tutabildiğini değerlendiriyor.
Ukrayna’da bir general benzer Rus taktiklerini uyguladığı iddiası ile yakın bir zaman önce görevden alındı.
Ukrayna’da eski bir üstü düzey bir güvenlik yetkilisi olan Ivan Stupak, “İnsan gücümüz sınırlı. Askerlerimizi korumaktan başka şansımız yok” diyor.
Harkov’u çevreleyen cephe hattında Rusya ilerleyişi durduruldu.
Ancak ülkenin doğusunda Rusya’nın yıpratıcı taktiği yavaş ama istikrarlı şekilde sonuç veriyor.
‘Yenişememe durumuna doğru gidiyoruz’
Sürekli taarruz taktiğinin burada başarılı olduğunu söyleyen Stupak, “Santim santim de olsa, günde 100, 200 metre ilerlemeye çalışıyorlar” diyor.
Kiev’de Batı’nın askeri desteğinin hızı konusunda hayal kırıklığı var.
Üst düzey bir Ukraynalı yetkili, savaşı kaybetmeyecek kadar yardım aldıklarını, ancak bu yardımın kazanmaları için yeterli olmadığından şikayet ediyor.
Batılı yetkililer, geciken askeri yardımların toprak ve asker kaybına yol açtığını kabul ediyor.
ABD silahlarının Rusya topraklarını hedef alan saldırılarda da kullanılabilmesinin önünün açılması, Harkov’daki ilerleyişin durdurulmasında etkili oldu.
Ancak Ukraynalı bir yetkili, bu saldırıların Rusya’da sınırlı etki yaptığını ve savaşın seyrini değiştirecek nitelikte olmadığını aktarıyor.
Ivan Stupak, “Yenişememe durumuna doğru gidiyoruz” diyor ve cephedeki durum nedeniyle, olası bir müzakerede “acı hap” içmek zorunda kalmak zorunda kalabilecekleri endişesini dile getiriyor.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bu hafta Kiev’e yaptığı ziyarette, müzakere ortamı için ateşkes çağrısı yaptı.
Kiev’deki yetkililer ise buna ihtiyatlı bir şekilde yaklaşıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin baş danışmanı Andriy Yermak, Washington’da gazetecilere verdiği demeçte, “Çok önemli şeyleri ve değerlerimizi pazarlık konusu yapmaya hazır değiliz” dedi.
Ukraynalılar, NATO üyeliği gibi kesin güvenlik garantileri olmadan yapılacak bir ateşkes halinde, Rusya’nın gücünü toplayıp yeniden saldırabileceği endişesini dile getiriyor
Vladimir Putin, bir yandan Ukrayna’yı savaş alanında yıpratırken, diğer taraftan da Batı’nın askeri destek sağlama konusundaki kararlılığını kırmaya çalışıyor.
Kasım ayındaki ABD seçimleri de belirsizlik zincirine yeni bir halka ekliyor. Avrupa Birliği’nin bu olası boşluğu doldurup dolduramayacağı da bir başka belirsizlik.
Harkov’da cephe hattındaki Yarbay Anton Bayev, Rusların savaş alanında yeni taktikler geliştirdiğini söylüyor.
Havan saldırıları ile kayıplar yaşayan cephedeki Ukrayna kuvvetlerinin cephane sıkıntısı da devam ediyor.
Bayev, “Her zaman bir eksik var” diyor ve devam ediyor:
“Çocuklar dayanıyor. Hepimiz dayanıyoruz. Zor ama herkes bedelin ne olduğunu ve neden savaştığının farkında”
]]>BBC’ye konuşan Filistinli erkekler, 23 yaşındaki Mücahid Abadi Balas gibi askeri cipin kaputuna bağlanarak taşındıklarını anlattı.
Balas’ın kaputa bağlandığı görüntünün ortaya çıkması sonrası İsrail ordusu, askerlerinin protokolü ihlal ettiklerini açıklamıştı.
Aynı suçlamayı dile getiren Samir Dabaya isimli 25 yaşındaki Filistinli, Cibaliye kampına yapılan baskında sırtından vurulduğunu söyledi.
Dabaya, saatlerce yüzü koyun yattıktan ve kan kaybettikten sonra İsrail askerlerinin kendisine bakmaya geldiğini anlattı.
Bu inceleme sırasında darp edildiğini anlatan Dabaya sonrasında aracın üzerine atıldığını söyledi:
“[Pantolonumu] çıkardılar. Arabaya tutunmak istedim ama [bir asker] yüzüme vurdu ve yapmamamı söyledi. Daha sonra arabayı sürmeye başladı. Ölümü bekliyordum”
Samir Dabaya BBC’ye bir güvenlik kamerasından alınan görüntülerini gösterdi. Bu görüntülerde yarı çıplak bir şekilde, yanında açıkça 1 rakamı bulunan ve hızla giden bir cipin üzerinde yatarken görülüyordu.
Bu çekilen görüntünün konumu, İsrail’in operasyonunun yapıldığı yerle eşleşiyordu. Ancak kayıtta tarih veya saat bulunmuyordu.
Dabaya gibi Hesham Isleit isimli Filistinli de Cibaliye’deki operasyon sırasında iki kez vurulduğunu ve aynı askeri cipe zorla bindirildiğini anlattı:
“Ayağa kalkmamızı emrettiler ve bizi soydular. Sonra da cipin ön kısmına binmemizi istediler. Arabanın üzeri ateş gibi sıcaktı.
“Yalınayaktım ve kıyafetsizdim. Elimi cipin üzerine koymaya çalıştım ama başaramadım, yanıyordu sıcaktan. Onlara havanın çok sıcak olduğunu söylüyordum, onlar da beni binmeye zorluyorlardı; eğer ölmek istemiyorsam bunu yapmam gerektiğini söylüyorlardı.”
Bu iddiaları sorduğumuz İsrail ordusu, davaların incelenmekte olduğunu açıkladı.
Ordu, Abadi Balas’ın görüntülerinin ortaya çıkması sonrası protokollerin ihlal edildiğini, olayının soruşturulacağını kaydetmişti.
Açıklamada “Olayın videosunda yer alan askerlerin davranışları ordunun değerlerine uymamaktadır” denildi.
Hastane yatağında BBC’ye konuşan Balas, hareket halindeki aracın üzerinde yatarken son duasını ettiğini ve sağ kalmayı beklemediğini anlattı.
Mücahid Abadi Balas, aracın üzerine atılışına ait olduğunu söylediği ikinci bir videoyu da BBC’ye gösterdi:
“Üzerimde hiçbir şey olmadığına inandıktan sonra beni cipten indiler ve yüzüme, başıma ve yaralarımın olduğu yerlere vurmaya başladılar. Bileklerimden tutup havaya fırlatmadan önce sağa sola salladılar.”
Balas yere düştükten sonra tekrar kaldırıldığını ve tekrar aynı şekilde sallandığını anlattı.
Ardından cipe atıldığını ve yakındaki bir eve götürüldüğünü iddia etti.
İsrail ordusu söz konusu operasyonda birliklerine ateş açıldığını ve bu ateşe karşılık verildiğini açıkladı.
İsrailli insan hakları örgütü Btselem bu tür vakaları inceliyor.
Örgütün sözcüsü Shai Parnes, 7 Ekim’deki Hamas saldırılarından bu yana Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddetin rekor seviyelere ulaştığını söyledi.
Parnes, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da 100’den fazlası reşit olmayan 500’den fazla Filistinli’nin, İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü kaydetti.
Sık sık operasyon yapılan Cenin kampında, 120’den fazla Filistinli İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
Kampa ulaşan yollara tuzaklanan bombalardan birinin patlatılması sonucu bir İsrail askeri öldü, 16 asker yaralandı.
]]>ADANA – Bingöl’de 24 Mayıs 1993’te bölücü terör örgütü tarafından 33 askerin şehit edildiği olaydan sağ kurtulan Erkan Omay olayın 31.yıl dönümünde o anları anlattı. Otobüste silahlı koruma olmadığını, kendilerinde de silah olmadığını ve şoförün gereksiz yere molalar verdiğini belirten Omay, “31.Yılımızda 33 şehidimizi rahmetle anıyorum. Ülkemiz için de çok acı bir olaydı. Yıl dönümü, insan üzülüyor. Gencecik ve pırıl pırıl insanlar. O gün de kurban bayramına yakın bir gündü. Kurbanın çocukları olarak tarihe geçtik” dedi.
24 Mayıs 1993’te acemi birliklerini tamamlayan ve Malatya’daki toplanma merkezine geçerek usta birliklerine gitmek üzere yola çıkan sivil ve silahsız 33 er, Bingöl- Elazığ Karayolu’nda bölücü terör örgütü PKK’lı teröristler tarafından pusuya düşürülüp şehit edilmişti. Aradan geçen 31 yıla rağmen 33 şehit askerin yüreklerdeki acısı hala yerini korurken, olayda PKK’lı teröristlerin elinden kurtulan Erkan Omay yaşadıklarını İHA’ya anlattı.
“Bizi durduran PKK’lıların geleceğimizden haberi vardı”
Konvoyun silahsız, korumasız ve teçhizatsız bir şekilde yola çıkarılmasının büyük zayiata neden olduğunu kaydeden Omay, “Acemi birliğinden çıktık, usta birliğine giderken Malatya bizim toplanma bölgemizdi. Malatya’da bizi iki otobüse bindirdiler. Ben ikinci otobüsteydim. Yolda koruma, silah, hiçbir şey yoktu. ‘Neden arabada koruma yok, silah yok’ diye sorduk. 1993 yılı terör bakımından çok sıkıntılı bir dönemdi. Bize, ‘yolda sizi koruma alacak, asker eşlik edecek’ denildi. Fakat yolda kesinlikle bir asker ve polis görmedik. Otobüs 3-4 defa lüzumsuz molalar verdi. Biz 3-4 saatlik yolu 6-7 saatte gittik. Birinci otobüs kesilen yolda pusuya düştü. Şoföre, ‘PKK yol kesmiş’ dedim. ‘Onlar PKK değil, nevruz kutluyorlar’ diyerek aracı kalabalığın içerisine sürdü. Biz de pusuya düştük. Sonrasında araçtan inerken ‘bunların hepsi asker’ dedi. Bizi durduran PKK’lıların bizim geleceğimizden haberi varmış. Zaten silahların namluları hep aşağıya bakıyordu. Hakikaten olmayacak bir şeydi. Konvoyumuzun silahsız, teçhizatsız gönderilmemiz büyük bir zayiata neden oldu. Halbuki iki araca da birer tane silah olsa yine bu kadar çok kayıp vermezdik” dedi.
Arkadaşının yanına geçti, hayatta kaldı
Araçtan indirilmelerinin ardından bölücü terör örgütü mensuplarınca 3 ayrı gruba ayrıldıklarını anlatan Omay, “Gece bizi 3 gruba ayırarak sıraya dizdiler. Ben de en öndeydim. Benimle birlikte gelen devremin yanına geçeyim dedim. Allah tarafından o an öyle hissettim ve arkadaşımın yanına geçtim. Sonrasında en başta yer alan 6 kişiyi aldılar ve o arkadaşlarımızı kurşuna dizdiler. Bizi ise ellerinde tutmalarının nedeni helikopter taramasın, F-16 bombalamasın, kendilerine mermi gelmesin diye bizi hep açık alana bıraktılar. Olayı devlete yıkmak istediler ama bizim hayatta kalmamız ve bunları anlatmamız planlarını suya düşürdü” şeklinde konuştu.
Çatışmalar sonrasında uygun bir vakit bularak bir grup arkadaşıyla kaçma fırsatı elde ettiklerini kaydeden Omay, “Serbest kaldığımız vakit değneğe mendil bağladım. Cebimde duran mendili değneğe bağladıktan sonra askeriyenin üzerine gittim. Tarandık sonrasında, kafamın üzerinden izli mermi geçti. Oradaki bir taşa sığındım. Allah tarafından şartlar sanki benim için var gibiydi. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Biraz daha ilerlediğimde mavi bereli komandolarımızı gördüm. Tüm silahlar benim üzerime doğrultulmuştu. Tabi ben ağlıyorum. Geldiler, kimlik sordular, aradılar. Sonrasında komutan bana sarıldı. Geride rehineler olduğunu söyledim, gidip arkadaşları da aldık geldik. Böyle bir badire atlattık, Allah kimsenin başına vermesin” sözlerine yer verdi.
Kurtulduğu anda aklına ilk olarak annesinin geldiğini anımsadığını belirten Omay, “İlk kaçmayı düşünürken, ‘ölmesine öleceğim ama, annem ne düşünecek, ailem ne düşünecek’ diye düşünüyordum. Kurtulduktan sonra emin olun evin telefonuna kadar unuttum. Nasıl bir durumdan çıktıysak kendimizde değildik. Daha sonrasında usta birliğine gönüllü olarak gittim. Görevimizi yaptık, hatta fazlasını da yaptık. Ben hırsla gittim. Yeni gençlerimiz terörün ne olduğunu bilmiyorlar. Terörü bizler anlatsın. Bizlere sorsunlar. Ben elimden geldiğince gençliğe bunları anlatmaya çalışıyorum. Özellikle terör konumunda. Ben ülkemle ve vatanımla gurur duyuyorum. Bugün bir savaş, çatışma olsa her daim giderim. Biz dün askerdik bugün askeriz yarın da askeriz” ifadelerini kullandı.
]]>ABD merkezli Axios haber sitesi Pazar günü yayımladığı bir haberde Netzah Yehuda’nın İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da insan hakları ihlalleri nedeniyle hedef alındığını belirtti.
İsrail’in başlıca müttefiki Washington daha önce hiç İsrail ordusundaki bir birliğe yönelik yardımı kesmemişti.
Bu hamleyle iki ülke arasında onlarca yıldır süren ortaklıkta ilk kez bir ABD yönetimi İsrail ordusuna yönelik Leahy yasasına başvurmuş olacak.
İsrail ordusu Pazar günü yaptığı açıklamada Netzah Yehuda’ya yönelik “herhangi bir ABD yaptırımından haberdar olmadığını” belirterek taburun uluslararası hukuk çerçevesinde faaliyet gösterdiğini savundu.
“Bu yönde karar alınması durumunda kararın gözden geçirileceğini” söyleyen ordu yetkilileri, “olağan dışı herhangi bir olayı pratik ve yasalara uygun şekilde soruşturmak için çalışmalara devam edileceğini” kaydetti.
ABD kaynaklarına göre, Netzah Yehuda’ya yaptırım uygulamaya karar verilmesi durumunda birliğin ABD’den askeri yardım veya eğitim alması yasaklanacak.
İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’nun İsrailli yetkililere dayandırdığı bir habere göre, Washington, Netzah Yehuda’nın Filistinlilere karşı düzenlediği saldırılarla ilgili soruşturmaların sonuçları hakkında İsrail’den birkaç kez bilgi talep etti.
Olası yaptırıma İsrail’den tepkiler ne oldu?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin olası yaptırımlarını “saçmalığın zirvesi ve ahlaki bir dibe vuruş” olarak nitelendirdi.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, ABD’nin İsrail ordusunun bir birimine yaptırım uygulamasının “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde Gantz, Washington’a kararı gözden geçirmesi çağrısında bulundu.
Gantz, Netzah Yehuda taburuna yaptırım uygulanmasının savaş zamanında “İsrail’in meşruiyetine zarar vereceğini” söyledi.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Washington’ın önerdiği yaptırımlara karşılık olarak Filistin Yönetimi’ne İsrail üzerinden aktarılan tüm fonlara el konulması çağrısında bulundu.
Ben-Gvir, “Filistin bankalarına karşı bir dizi yaptırım” uygulanmasını talep etti.
Ben-Gvir ayrıca Şubat ayında yaptığı açıklamada Sınır Muhafızları’nda bir Haredi taburu kurmayı planladığını ve ultra-Ortodoks gençleri orduya kazandırmak istediğini söyledi.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich hamleyi “tam bir çılgınlık ve bir Filistin devletini dayatma girişimi” olarak nitelendirdi.
Muhalefet lideri Yair Lapid ise “İsrail ordusunun hükümetin yasa dışı politikası ve siyasi başarısızlığından ilk etkilenen olduğu” yorumunda bulunurken, Netzah Yehuda’ya yönelik yaptırımların “bir hata” olduğunu vurguladı.
Öte yandan İsrail İşçi Partisi lideri Merav Michaeli, Netzah Yehuda’nın lağvedilmesi çağrısında bulunarak taburun “şiddet yanlısı ve yozlaşmış davranışlarının yıllardır” bilindiğini söyledi.
Netzah Yehuda taburu kimlerden oluşuyor?
Hahambaşı Yitzhak Yosef’e göre birçok Haredi Yahudisi, zamanlarını Tevrat’ı öğrenmeye ve dini kitapların yorumlarına ayırdıkları için orduya katılmayı reddediyor.
Ancak Haredi gençlerinin hepsi dini okulara gitmiyor, bu nedenle bazıları dini eğitim almak için özel koşullar altında orduya giriyor.
1999 yılında Haredi hahamlarının üye olduğu, kâr amacı gütmeyen Nahal Haredi adlı kuruluş oluşturuldu.
Nahal Haredi, Savunma Bakanlığı ve İsrail ordusu ile birlikte dini okullarda eğitim almayan genç Haredileri orduya almak için çalıştı.
Bu işbirliği, binlerce Haredi askerden oluşan Netzah Yehuda taburunun kurulmasına yol açtı.
Nahal Haredi, “Haredi erkeklerin yaşam tarzlarından ödün vermeden İsrail ordusunda prestijli pozisyonlarda hizmet vermelerini sağlayan ilke ve kısıtlamalara bağlı kaldıklarını” söylüyor.
1999 yılında 30 Haredi askerden oluşan ilk birlik kuruldu.
Birliğe Nahal Haredi’den esinlenerek “Nahal Haredi”, “Netzah Yehuda” ya da “97. Tabur” ismi verildi.
İsrail ordusunun oluşturduğu ilk Haredi muharebe taburu Ramallah ve Cenin’de faaliyet göstermeye başladı.
Yedioth Ahronoth gazetesi, 2019 yılında İsrail ordusunun Netzah Yehuda taburunu Ramallah’tan Cenin’e taşımaya karar verdiğini söyledi.
Aralık 2022’de ise İsrail, Netzah Yehuda’yı Batı Şeria’dan tamamen taşıdı.
Ancak ordu yetkilileri bu değişikliğin askerlerin davranışları nedeniyle yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti.
O tarihten bu yana tabur kuzeyde faaliyet gösteriyor.
İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesinde yer alan bir habere göre, birlik 2024 yılının başlarında Gazze’de savaşmaya başladı.
İsrail ordusunun eski komutanı Aviv Kochavi, Netzah Yehuda taburunu da içeren Kfir Tugayı’nın Lübnan, Suriye ve Gazze’de savaşabileceğini söyledi.
Şu anda Netzah Yehuda içinde yaklaşık bin asker bulunuyor.
Askerler İsrail ordusunda toplam 2 yıl 8 ay görev yapıyor.
Times of Israel gazetesine göre erkek askerler, kadın askerlerle çok fazla etkileşime girmiyor ve onlara dua etmek ve dini çalışmalarını tamamlamak için ek zaman veriliyor.
ABD neden yaptırım uygulamak istiyor?
Netzah Yehuda üyeleri, Ocak 2022’de 79 yaşındaki Filistin asıllı Amerikalı Ömer Esad’ı bir kontrol noktası yakınlarında öldürmekle suçlandı.
Esad’ın ailesi askerlerin ellerini kelepçelediğini ve onu yerde bıraktığını söyledi. Esad yerde yatarken ölü bulundu.
Soruşturmanın ardından İsrail ordusu, “güçlerin ahlaki bir başarısızlığı ve muhakeme hatası olduğunu ve insan onurunun değerine ciddi zarar verildiğini” açıkladı.
Netzah Yehuda Komutanı olay için kınandı, ilgili komutanlar görevden alındı ve askerler hakkında açılan soruşturma duruşma yapılmadan kapatıldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 2022 yılının sonlarında Filistinli sivillere yönelik çeşitli şiddet olaylarından sonra Netzah Yehuda’ya yönelik inceleme başlattı.
Haaretz gazetesinde yer alan bir habere göre bu sırada Ömer Esad’ın ölümü de araştırıldı.
7 Ekim’den bu yana ABD, Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle yerleşimci kişilere karşı üç farklı yaptırım kararı aldı.
Washington’ın uygulamak istediği Leahy yasası nedir?
ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre Leahy yasası, insan hakları ihlalleri kanıtlanan hükümetlere ABD’nin yardımını yasaklıyor.
Yasaklanan yardımlar arasında ABD Savunma Bakanlığı’nın eğitim programları da bulunuyor.
ABD hükümeti “işkence, yargısız infaz, zorla kaybetme ve tecavüzü” ağır insan hakları ihlalleri olarak değerlendiriyor.
Leahy yasası bu suçlar kanıtlandığında uygulanıyor.
Yasa ismini 1990’ların sonunda bu yasanın çıkarılması için çaba gösteren Senatör Patrick Leahy’den aldı.
]]>BBC, savaşın ikinci yılında ölenlerin sayısında ilk yıla göre yaklaşık yüzde 25’lik artış tespit etti.
BBC Rusça, bağımsız medya grubu Mediazona ve bir grup gönüllü ile birlikte Şubat 2022’den bu yana ölümleri teyit edip olabildiğince kayda geçiriyor.
En son 16 Haziran 2023’te ölü sayısının 25 bini aştığı .
BBC ekipleri Ukrayna’da ölen Rus askerlerin sayısını öğrenmek için resmi raporları, gazeteleri ve sosyal medyadaki açık kaynak bilgileri taradı.
Rusya’daki mezarlıklardaki yeni mezarlar ise birçok askerin isminin öğrenilmesine yardımcı oldu.
Yapılan incelemelerde savaşın ikinci yılında 27 bin 300’den fazla Rus askerinin öldüğü tespit edildi.
Rusya bu bulgulara ilişkin yorum yapmayı reddetti.
Rusya’nın Ukrayna’da uyguladığı ve Ukrayna güçlerini yıpratmak ve bulundukları bölgeleri açığa çıkarmak için durmaksızın asker gönderme stratejisine “kıyma makinesi” deniyor.
Moskova savaşın başlangıcından bu yana sadece Eylül 2022’de ölü sayısına ilişkin bir açıklama yapmıştı.
BBC’nin 50 bin tespiti bu sayıdan 8 kat fazla.
Gerçek ölü sayısının bundan daha yüksek de olabilir.
BBC verileri, Ukrayna’nın doğusunda Rus işgali altındaki Donetsk ve Luhansk’taki milis gruplar arasındaki ölümleri kapsamıyor.
Bunlar da eklenseydi Rus kayıpları çok daha yüksek olurdu.
Öte yandan Ukrayna da ölü sayısına ilişkin çok fazla bilgi paylaşmıyor.
Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy 31 bin Ukraynalı askerin öldürüldüğünü söylemişti.
Ancak ABD istihbaratına dayanan tahminler daha fazla kayıp olduğuna işaret ediyor.
‘Kıyma makinesi’ stratejisi
BBC ve Mediazona’nın hazırladığı, ölümü doğrulanan Rus askerlerin listesi, Rusya’nın savaş stratejisinde uyguladığı değişikliklerin insani maliyetini gözler önüne seriyor.
Aşağıdaki grafik, Ocak 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde geniş çaplı bir saldırı başlatan Rus ordusunun kayıplarında keskin bir artış yaşandığını gösteriyor.
Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) adlı kuruluşa göre Rusya, Vuhledar şehrini almaya çalışırken “insan dalgasıyla cephe saldırıları” stratejisini uyguladı ancak bu etkisiz oldu.
Kuruluşa göre “Zorlu arazi koşulları, muharebe gücü eksikliği ve Ukrayna güçlerini şaşırtamaması” nedeniyle Rus tarafı ciddi kayıplar yaşadı.
Grafikteki bir diğer önemli artış, 2023 yılının ilkbahar aylarında Bahmut savaşı sırasında paralı asker grubu Wagner’in Rusya’ya şehri ele geçirmek için yardım ettiği zamanda görülebiliyor.
Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, grubun o dönemdeki kaybının 22 bine yakın olduğunu söylemişti.
Öte yandan Rusya’nın geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında Ukrayna’nın doğusundaki Avdiivka kentini ele geçirdiği dönemde de ölü sayısında artış olmuştu.
Mezarların sayımı
BBC ve Mediazona ile birlikte çalışan gönüllüler, savaşın başlangıcından bu yana Rusya’daki 70 mezarlıkta yeni askeri mezarları sayıyor.
Havadan çekilen görüntüler, mezarlıkların önemli ölçüde genişletildiğini gösteriyor.
Örneğin Ryazan kentindeki Bogorodskoye mezarlığının üzerinden çekilen bu görüntülerde yepyeni bir alan oluşturulduğunu görebiliyoruz.
Bu yeni mezarların çoğunun Ukrayna’da öldürülen asker ve subaylara ait olduğu düşünülüyor.
BBC, savaşın başlangıcından bu yana ölen Rusların en az beşte ikisinin savaştan önce ülkenin ordusuyla hiçbir ilgisi olmayan kişiler olduğunu tahmin ediyor.
Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Samuel Cranny-Evans, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında oldukça karmaşık askeri operasyonları yürütmek için profesyonel birliklerini kullandığını söylüyor.
Evans, bu askerlerin çoğunun artık ölmüş ya da yaralanmış olabileceğini ve yerlerini gönüllüler, siviller ve mahkumlar gibi az eğitimli ve deneyimsiz kişilerin aldığını belirtiyor.
Bu kişilerin profesyonel askerler kadar etkili olamadığını söyleyen Evans, “Bu yüzden stratejik olarak çok daha basit şeyler yapmaları gerekiyor. Bu da birlikleri genellikle topçu desteğiyle Ukrayna mevzilerine sürmek anlamına geliyor” diyor.
Wagner ve Savunma Bakanlığı’nın görevlendirdiği mahkumlar
Asker olarak görevlendirilmek üzere cezaevinden çıkarılan mahkumlar, “kıyma makinesi” stratejisinin başarısı için hayati önem taşıyor.
Moskova, Wagner lideri Yevgeni Prigojin’in Haziran 2022’den itibaren cezaevlerinde mahkum toplamaya başlamasına izin vermişti.
Bu kişiler daha sonra Rus hükümeti adına özel bir ordunun parçası olarak savaştı.
Wagner, oldukça acımasız ve otoriter bir grup olmakla tanınıyor. Gruba bağlı savaşçıların bazı durumlarda emir almadan geri çekildikleri için öldürüldükleri bile bildiriliyor.
Grup, Moskova ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı Şubat 2023’e kadar mahkum alımlarını sürdürdü.
O tarihten bu yana ise Rusya Savunma Bakanlığı aynı politikayı yürütüyor.
BBC son analizinde cephede öldürüldüğünü bilinen 9 bin Rus mahkuma odaklandı.
Bunların binden fazlasının ne zaman askere alındığı ve ne zaman öldüğü teyit edildi.
Wagner yönetiminde bu kişilerin ortalama üç ay hayatta kalabildiği tespit edildi.
Ancak yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere, Savunma Bakanlığı tarafından daha sonra askere alınanlar ortalama iki ay hayatta kalabildi.
Bakanlık, ‘Fırtına’ adı verilen ve neredeyse tamamı mahkumlardan oluşan birlikler kurdu.
Wagner’in birliklerine benzer şekilde, bunların da genellikle savaşta harcanabilir bir güç muamelesi gördüğü bildiriliyor.
Geçen yıl Reuters’a konuşan ve Fırtına birliğinden bir kişiyle birlikte savaşan bir asker, “Fırtına savaşçıları sadece birer et parçası” ifadelerini kullanmıştı.
Yakın zamanda Fırtına savaşçıları Avdiivka’yı ele geçirmek için aylar süren savaşta etkili oldular.
Şehir 8 hafta önce Rusya’nın eline geçti ve Putin için Bahmut’tan bu yana en büyük stratejik ve sembolik savaş zaferi haline geldi.
Mahkumlar doğrudan cepheye gönderildi
Wagner yönetiminde askere alınan mahkumlara savaşa gitmeden önce iki haftalık bir askeri eğitim veriliyordu.
Savunma Bakanlığı tarafından görevlendirilen bazı askerlerin ise sözleşmelerinin ilk iki haftasında cephede öldürüldüğü tespit edildi.
BBC’nin görüştüğü savaşçıların aileleri ve halen hayatta olan kişiler, Savunma Bakanlığı’nın mahkumlara verdiği askeri eğitimin yetersiz olduğunu söyledi.
Bir kadın kocasının 8 Nisan’da hapishanede askere alınmak üzere sözleşmesini imzaladığını, üç gün sonra cephede savaştığını ve 21 Nisan’da öldüğünü söyledi.
Bir başka kadın ise cezaevinden doğrudan cepheye gönderilen eşinin ölümünü, oğullarının savaşırken öldüğünü söylemek için iletişime geçmeye çalıştığında öğrendiğini paylaştı.
Kadın, iki çocuğu olan 25 yaşındaki oğlu Vadim’in daha önce eline hiç silah almadığını söyledi.
‘Ölmeye hazır olun’
Wagner tarafından askere alınan mahkumlar genellikle 6 ay savaşmak üzere görevlendiriliyordu.
Hayatta kalanlar bu sürenin sonunda özgürlüklerine kavuşuyordu.
Ancak geçtiğimiz Eylül ayından bu yana Savunma Bakanlığı tarafından askere alınanlara ölene ya da savaş bitene kadar savaşmak zorunda oldukları söyleniyor.
BBC’ye konuşanlar, mahkumların akrabalarından üniforma ve bot almak için maddi yardım istediğini paylaştı.
Mahkumların gerekli malzemeler ve uygun silahlar olmadan savaşa gönderildiklerine dair haberler de var.
Rus savaş destekçisi ve blog yazarı Vladimir Grubnik Telegram kanalında “Birçok askerin silahları savaşa uygun değildi” ifadelerini kullandı.
Eski mahkumlar, beraber savaştıkları kişilerin ödediği ağır bedeli anlattı.
Fırtına savaşçıları ve yakınları için bilgilerin paylaşıldığı bir internet sitesinde Sergei adlı bir kişi, “Şimdi kayıt yaparsanız ölmeye hazır olun dostum” diyor.
Sergei, Ekim ayından bu yana Fırtına birlikleriyle savaşan eski bir mahkum olduğunu iddia ediyor.
İnternet sitesinin bir başka üyesi, beş ay önce 100 askerden oluşan bir Fırtına birliğine katıldığını ve şu anda hayatta olan sadece 38 askerden biri olduğunu söylüyor.
]]>ABD Savunma Bakanı Austin, Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde katıldığı 2025 bütçe oturumunda ABD’nin İsrail’e silah yardımlarını değerlendirdi. ABD’nin ” İsrail’in güvenliğine ve kendini Hamas ile İran gibi diğer tehditlere karşı savunma hakkına önem verdiklerini” kaydeden Austin, yönetim olarak bu konuda çok kararlı olduklarını ve İsrail’e söz verdikleri askeri yardımlara devam edeceklerini söyledi.
“SOYKIRIM SUÇU İŞLENDİĞİNE DAİR HERHANGİ BİR DELİLİMİZ YOK”
İsrail’e koşulsuz destek sağlayan ABD’nin askeri açıdan ciddi şekilde eleştirildiğini hatırlatan bazı senatörlere yanıt veren Austin, İsrail ile uzun süreli savunma ve güvenlik iş birliğine sahip olduklarını ve 7 Ekim 2023’ten sonra bunun değişmediğini belirtti. Austin, İsrail’in Gazze’de son aylarda 30 binden fazla sivili öldürmesinin ve bölgeye insani yardım girişlerini kesmesinin bir soykırım olup olmadığını soran Senatör Tom Cotton’a, “Soykırım suçu işlendiğine dair herhangi bir delilimiz yok.” diye karşılık verdi. ABD’li bakan, öte yandan, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarını ise “savaş suçu” sözleriyle nitelendirdi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd AustinAUSTİN’E İSRAİL PROTESTOSU
Austin’in Senato oturumu devam ederken katılımcılardan bazıları ABD yönetimini ve ordusunu Gazze politikaları nedeniyle protesto etti. Ellerinde Filistin bayrağı taşıyan bazı göstericiler Austin’in sözlerini birçok kez yarıda keserken “İnsanlarımızı öldürmeyi durdurun” ve “İsrail’i fonlamayı durdurun” şeklinde sloganlar attı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin yaralandığını açıkladı.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 360 Filistinli öldürüldü, 75 bin 993 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 460 Filistinli hayatını kaybetti.
604 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 272 Hizbullah mensubu, 54 Lübnanlı sivil, 17 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mithat Atabay’ın yerli ve yabancı kaynaklardan derlediği fotoğraf arşivinde, 18 Mart 1915’te İtilaf Devletleri’ne ait donanmaların Çanakkale Boğazı’nın girişinden kent merkezine yaptığı top atışları, yıkılan binalar ve patlamamış bir top mermisi görülüyor.
Atabay, AA muhabirine, işgal güçlerinin İstanbul’a ulaşmak için Çanakkale Boğazı’na gelerek saldırılarına 19 Şubat 1915’te başladığını söyledi.
Boğazı geçmek isteyen İtilaf Devletleri’ne bağlı donanmaların Türk askerinin çok güçlü direnişiyle karşılaştığını belirten Atabay, “İngiliz donanması ve Fransız gemileri büyük bir yenilgiye uğrayacak, önemli bir kısmı hasar görürken 3 büyük gemisi de batacak ve bu çerçevede 18 Mart, o büyük donanmanın Çanakkale Boğazı’nı geçemediği ve hedefine ulaşamadığı bir tarih olarak, büyük bir zafer olarak tarihte yerini alacak. O nedenle her yıl 18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferi olarak kutlanmaktadır.” dedi.
O günlerde hayatın bir bölümünün normal akışında seyrettiği bir sürecin yaşandığını anlatan Atabay, Hamidiye Tabyası olarak bilinen alanın arka bölümünde çiftliklerin bulunduğunu, insanların hayvanlarıyla, atlarıyla çalıştığını, çiftçilikle uğraştığını dile getirdi.
Atabay, 18 Mart sabahında erken saatlerde ilk top atışı yapıldığında Anadolu yakasındaki Çanakkalelilerin önce bir gök gürültüsü olduğunu düşündüğü ancak top atışlarının gemilerden devam ettiğini anlayıp bulundukları yerleri, evlerini terk etmeye başladıklarını aktardı.
Halkın, Hastanebayırı bölgesine doğru kaçtığını kaydeden Atabay, “Savaşın artık zaman geçtikçe şiddetlendiği bir dilimi görüyoruz. İnsanların kaçtığı güvenli alan Hastanebayırı’ndan bakıldığında topların nereye düştüğü, boğazın içine düşen toplar, şehrin üzerine düşen toplarla yıkılan binalar net bir şekilde görülüyordu. Kaynaklardan halkın savaşı bu bölgeden seyrettiğini biliyoruz. Tabii halk bu süreçte aslında bir panik göstermemiştir çünkü 19 Şubat’tan itibaren hep top seslerini duyuyorlardı. Bu toplar sadece şehre düşmüyordu. 18 Mart’ta şehre düşmeye başlayınca kendilerini güvenlikte görerek Hastanebayırı’na gittiler.” diye konuştu.
Atabay, top mermilerinden birinin, bugün Asker Hamamı olarak bilinen bölgedeki fırına isabet ettiğini anlattı.
Fırının havaya kalkar gibi olduğu, ardından birden çöktüğü bilgisini veren Atabay, şunları söyledi:
“Oraya yakın yerde bir birlik vardı. Birlik normal yürüyüşünü yaptı. Sanki düşman askerleri karşısındaymış gibi orada siper aldılar ama orada düşman askeri yoktu. Çünkü tamamen mermiler gemilerden geliyordu. Benzer şekilde özellikle tabii Çimenlik Kalesi’nin üzerine düşen toplar ve o topların patlamayan kısımları da kendini gösterdi. Burada ayrıca savaşı izlemeye gelen gazeteciler de savaşı Hastanebayırı’ndan izleyerek, 18 Mart’ı adeta bir panorama şeklinde tasvir ederek gazetelerinde haber olarak yayımladılar.”
Ağır yaralanan askerlerden bazıları hastanede şehit oldu
Dr. Öğr. Üyesi Atabay, Osmanlı kuvvetlerinin Çanakkale’de tabya ve bataryalarda bulunduğunu, dolayısıyla boğaza giren gemilerin de bu bölgelere ateş açtığını belirtti.
18 Mart akşamı tüm batarya komutanlarının, müstahkem mevki komutanına hasar ve kayıplarını bildirdiğini aktaran Atabay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O güne bakıldığında Türk askerleri arasından 36 şehit verildi. Bu şehitler er, onbaşı, teğmen, üsteğmen rütbelerindeydi. Ayrıca 68 yaralı vardı. Tabii bir taraftan da baktığımız zaman Osmanlı birliklerinin yanında Alman kuvvetleri de burada bulunuyordu. Alman kuvvetlerinde bulunan ve görevli olan kişilerden de 3 kişi hayatını kaybetmişti. Bunun karşısında İtilaf Devletleri donanmasında ise yaklaşık olarak o gün 800 asker hayatını kaybetti. Bunların önemli bir kısmı Bouvet zırhlısındadır. Bu zırhlıda 604 kişi hayatını kaybederken, diğer kayıpları ise İrresistible ve Ocean gemisindedir.”
Atabay, deniz muharebesinde Osmanlı Ordusunun en fazla şehidi, Dardanos Bataryası’nda verdiğini söyledi.
Seddülbahir, Rumeli Mecidiye, Hamidiye bölgelerinde de şehit olan, ağır yaralanan askerlerin bulunduğunu bildiren Atabay, “Çanakkale’de Hastanebayırı bölgesinde bir hastane bulunuyordu. Tedavi için oraya taşındılar ama maalesef orada şehit oldular. O yüzden bazı askerlerimizin şehadet yeri olarak Hastanebayırı’ndaki hastane gösterilmektedir.” bilgisini paylaştı.
Osmanlı Ordusunun, boğazı donanma yoluyla aşamayacaklarını anlayan İtilaf Devletleri’nin çıkarmalarına başladığı 24-25 Nisan’dan itibaren yaklaşık 9 ay süren Kara Savaşları’nda on binlerce şehit verdiğini hatırlatan Atabay, Çanakkale’nin bu mücadeleler sonucu geçilemez kılındığını sözlerine ekledi.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivas tarihi kent meydanında vatandaşlara seslendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ‘bedelli askerlik’ açıklamasına tepki göstererek, “Bu acemi genel başkan ağzını her açtığında ya bir gaf yapıyor ya bir skandala imza atıyor ya da toplumun bir kesimine alenen hakaret ediyor. Siyasi kifayetsizliğini örtmek için de sürekli insanımızı kışkırtıyor birbirine düşürmeye çalışıyor. Şimdi de çıkmış ‘bedelli askerlik yapanlar bize oy vermesin istemiyoruz’ demiş. Anlaşılan makamını borçlu olduğu ağababaları kulağını çekmiş olmalı ki daha sonra kendince bu patavatsızlığını düzeltmeye çalıştı. Her gencimizin sahip olduğu bir hakkı kullananları böyle hedef almak, patavatsızlıktan öte bir zihniyet bozukluğunun işaretidir. Şimdi bakınız değerli kardeşlerim, biz kırk yıldır bölücü terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Dünyanın en eli kanlı örgütlerinin hedefinde yer alıyoruz. Şimdiye kadar binlerce vatan evladını terör saldırılarında şehit verdik. Teröre karşı daha etkin tedbirler almak amacıyla terörle mücadelede strateji değişikliğine gittik. Türkiye bir süredir terörle mücadelesini bu alanda uzman, donanımlı profesyonel kadrolarla yürütüyor. Dolayısıyla yükümlü askerlerimiz sadece destek görevleri yapıyor. Bu şekilde azalan asker ihtiyacımızdan kaynaklanan yığılmayı ise bedelli uygulamasıyla eritiyoruz. CHP Genel Başkanı herhalde bunları bilmeyecek kadar cahil olamaz. Eğer öyleyse ayrı bir felaketle değilse başka bir oyunla karşı karşıyayız” dedi.
“CHP’nin durumuna bakıp da karamsarlığa kapılıp umudu sönen insanlarımızdan bu seçimlerde çok güçlü destek bekliyoruz”
CHP’nin durumuna bakıp karamsarlığa kapılarak umudu sönenlerden seçimlerde güçlü destek beklediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bize düşen bu ayrıntılara girmeden değerlendirmemizi söz konusu kişinin ağzından çıkan sözlere göre yapmaktır. Varsın CHP’nin genel başkanı askerlik vazifesini bedelli olarak yerine getirenlerden oy istemesin. Varsın CHP Genel Başkanı çeşitli ithamlarla toplumun başka kesimlerini dışlasın. Varsın CHP Genel Başkanı tüm bunları yaparken aynı zamanda bölücü örgütün uzantılarıyla demlenmekten geri durmasın. Biz bölücülük ve bozgunluk peşinde koşanlardan asla olmayacağız. Millete karşı kibirlenenlerden, küstahlık taslayanlardan da olmayacağız. Şunu buradan açıkça ilan etmek isterim, 85 milyonun tamamının başımız üzerinde yeri vardır. Biz hiçbir ayrım yapmadan tüm vatandaşlarımızın, milletimizin her bir ferdinin oyuna talibiz. Özellikle CHP’nin durumuna bakıp da karamsarlığa kapılıp umudu sönen insanlarımızdan bu seçimlerde çok güçlü destek bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Hizmet neymiş nasıl yapılırmış öğrenmiş oldu”
Erdoğan, Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren Projesini eleştirmesine rağmen kullanan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na atıfta bulunarak, “Son 21 yılda TÜRASAŞ’ı canlandırarak gücüne güç kattık. Birilerinin kapatılacağı yalanını yaymaya çalıştığı TÜRASAŞ’ta mühendislerimizin tasarımı milli yük vagonlarını üretiyoruz. Bununla kalmadık şimdi de ilk etapta 250 kişi ile başlayıp daha sonra 500 kişiyi istihdam edecek boji üretim fabrikasıyla TÜRASAŞ’ı büyütüyoruz. Demiryollarımızın modernizasyonunu özellikle yapan Sivas bu çalışmalardan payına düşeni alıyor. Bu kapsamda Samsun Sivas Demiryolu hattının modernizasyonunu tamamladık. Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren hattını hizmete alarak iki şehir arasındaki seyahat süresini yaklaşık 2 saate indirdik. Daha düne kadar bu yatırımı gereksiz bulanların da hızlı treni kullandığını görüyor, açıkçası bundan da memnuniyet duyuyorum. Hızlı tren için bu hizmet değil diyenler de en azından böylece hizmet neymiş, nasıl yapılırmış öğrenmiş oldu” şeklinde konuştu. – SİVAS
]]>Paris’te Avrupalı liderleri ağırlayan Macron görüşmelerin ardından, Batı’da askerlerin Ukrayna’ya gönderilmesi konusunda “fikir birliği” olmadığını söylemişti.
Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, NATO birliklerinin Ukrayna’ya konuşlanması halinde Rusya ile doğrudan çatışma yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Rus kuvvetleri son dönemde Ukrayna’da yeni kazanımlar elde etti. Kiev Batı’dan acilen daha fazla silah ve mühimmat talebinde bulunuyor.
Macron Pazartesi akşamı düzenlediği basın toplantısında şöyle konuşmuştu:
“Bazı unsurların konuşlandırılmasını haklı çıkaracak bir güvenlik ihtiyacının olabileceğini göz ardı etmemeliyiz.”
Fransa lideri hafta başında Ukrayna’ya yapılacak yardımları görüşmek amacıyla Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD ve Kanada’dan da temsilcilerin katıldığı sürpriz bir toplantı düzenledi.
Rusya’nın Ukrayna işgali bu hafta üçüncü yılına girdi ve Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük savaşın yakın bir tarihte sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor.
NATO ülkeleri öneriye hangi yanıtı verdi?
Macron’un yorumları Rusya’nın yanı sıra bazı Avrupa ve NATO üyesi ülkelerden de tepki aldı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın “zafere giden yolun” askeri yardım sağlamaktan geçtiğine inandığı, “böylece Ukraynalı askerlerin kendilerini savunmak için ihtiyaç duydukları silah ve mühimmata kavuşabilecekleri” belirtildi.
Açıklamada, “Başkan Biden, ABD’nin Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini açıkça ifade etti” denildi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, hiçbir Avrupa ülkesinin veya NATO üyesi devletin Ukrayna’ya asker göndermeyeceği yönünde varılan mutabakatta bir değişiklik olmadığını söyledi.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın sözcüsü, Ukrayna güçlerini eğiten az sayıdaki personelin dışında, ülkenin Ukrayna’ya büyük ölçekli asker konuşlandırma planının olmadığını belirtti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin ofisi, İtalya’nın “desteğinin, Ukrayna topraklarında Avrupa veya NATO ülkelerinden birliklerin varlığını içermediğini” kaydetti.
Kremlin adına Peskov, Macron’un önerisini “önemli” ve “yeni” olarak nitelendirdi ve bunun kesinlikle NATO üyelerinin çıkarına olmadığını belirtti.
Peskov, “Bu durumda, olasılık hakkında değil, (doğrudan çatışmanın) kaçınılmazlığı hakkında konuşmamız gerekir” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg daha önce Ukrayna’ya asker gönderilmesi fikrini gözden geçirdiği iddiasını reddetmiş, ancak ittifakın NATO üyesi olmayan Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğini vurgulamıştı.
Aralarında Polonya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir dizi NATO üyesi ülke de aynı tutumu benimsediklerini dile getirdi.
Rusya, Batılı müttefiklerin sağladığı modern silahlara önemli derecede bağımlı olan Ukrayna’dan çok daha büyük bir askeri güce sahip.
Batı’nın Ukrayna’ya yardımları hangi boyutta?
Almanya merkezli Kiel Enstitüsü verilerine göre ABD, Ukrayna’ya en fazla askeri yardımda bulunan ülke ve 15 Ocak itibarıyla 42,2 milyar euroluk (45 milyar dolar) taahhütte bulundu.
Almanya aynı dönemde 17,7 milyar euroluk taahhütle ikinci sırada yer alırken, onu 9,1 milyar euro askeri yardım sağlayan İngiltere takip ediyor.
Salı günü Biden, Beyaz Saray’da yapılan bir toplantı sırasında ABD Kongresi liderlerini Ukrayna için 60 milyar doları içeren 95 milyar dolarlık ABD yardım paketini onaylamaya çağırdı.
Paket, ABD Temsilciler Meclisi’ne takılmış durumda.
Avrupa Birliği de Mart ayına kadar Ukrayna’ya 1 milyon top mermisi gönderme hedefine ulaşamıyor.
Paris’teki toplantıda, üçüncü ülkelerden yüz binlerce mühimmatın satın alınmasına yönelik girişimde ilerleme kaydedildiği bildirildi.
]]>Merkez Seyhan ilçesine bağlı Dağlıoğlu Mahallesi’nde yaşayan 25 yaşındaki Muhammet Akan, yaklaşık 2 sene önce arkadaşı A.B. (27) ile Reşatbey Mahallesi’nde giyim mağazası açtı. İddiaya göre, işlerin bir süre sonra kötü gitmesi üzerine A.B., tefeciden para aldı ve Muhammet Akan’ı borçlandırdı ancak Akan, borçları ödeyemedi.
Askere giderken kaçırıldı
2022 yılının Aralık ayında Muhammet Akan için ailesi asker kınası düzenledi ve genç askere gönderildi. Aile 20 gün evlatlarıyla askerdeymiş gibi konuşurken 20 gün sonra A.B., Akan’ın ailesini arayıp, ‘Oğlunuz benim yanımda. Bana borcu var. Borcunu ödemeniz karşılığında onu bırakırım’ dedi. Çaresiz baba İsmail (55) ise evladını serbest bırakması karşılığında A.B.’ye 500 bin lira para verdi.
Oğlu geldi, hiçbir şey anlatmadı
Ocak ayında ise Muhammet Akan serbest bırakıldı, geri eve döndü ancak hiçbir şey anlatmadı. Akan, sosyal medya üzerinden kıyafet satarak yeniden çalışmaya başladı.
8 Şubat’ta ortadan kayboldu
8 Şubat 2023 tarihinde ise Muhammet Akan, sabah saatlerinde ‘işe gidiyorum’ diyerek evden çıktı. Akşam saatlerinde ise karşı komşu M.Ç. (25), Akan’ın ortağı A.B. ve aileleri eve gelip, ‘Oğlunuz ortadan kayboldu. Bize 4 milyon lira borcu var. Tefeciden onun adına biz para çektik’ dedi. Aile ise evlatlarını her yerde aradı ancak bulamayınca polise gidip başvurdu.
3 Temmuz’da ortaya çıktı
3 Temmuz’da polis ekipleri aileyi arayıp ‘Oğlunuz şu anda Adana Adliyesi’nde ifade veriyor’ deyince İsmail ve Emine Akan çifti hemen adliyeye gitti ve evlatlarını buldu. Acılı anne ve babanın bütün ısrarlarına rağmen Muhammet Akan eve dönmeyi kabul etmeyip, “Borcum var. Antalya’da kalıyorum 1-2 ay sonra geleceğim. Aralık ayında bedelli askerliğim var. Oraya gideceğim” dedi.
7 aydır hiç haber alınamadı
Acılı aile evlatlarını bırakıp eve dönerken, Muhammet Akan birkaç kez ailesini aradı. En son Temmuz ayında alacaklılar tekrar eve gelip aileye, “Muhammet borcunu ödemezse senin engelli evladını, Muhammet’i ve sizi öldüreceğiz” tehdidinde bulundu. Muhammet Akan ise o günden sonra ailesini hiç aramadı ve Aralık ayında gitmesi gereken bedelli askerliğe de gitmediği ortaya çıktı.
Polis ekiplerine de durumu anlatan aile, polis ekipleriyle birlikte her yerde evlatlarını arıyor.
“Onu çok özledim”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan anne Emine Akan, “Benim oğlum öldürüldüyse bir mezarı olsun. Gidip toprağıyla avunayım. Onu çok özledim. Hayatından endişe ediyorum. Oğlum bize çok düşkündü ama aylardır haber alamıyoruz. En son Temmuz ayında gördüm. Eve gelsin diye yalvardım ama gelmedi” diyerek gözyaşlarını tutamadı.
“Oğluma her şeyi yapmış olabilirler”
Baba İsmail Akan ise evladının hayatından endişe duyduğunu belirterek, “Oğlum öldürüldüyse mezarı ya da hapisteyse bilelim. Ne olduğunu bilelim, belirsizlik içinde yaşamak istemiyoruz. Alacaklılar tehdit ettiler. Biz korktuk ama bu kadar uzayacağını bilmedik. Oğlumuz gelsin, çalışsın borcu varsa ödesin dedik. Bizim oğlumuzun niye borcu var. Herkes gelip ‘oğlun günde 15 bin lira para kazanıyor’ diyorlardı. Ne oldu o para biz bilmiyoruz. Bu borç niye azalmıyor. Oğlumun hayatından endişe ediyoruz. Oğluma her şeyi yapmış olabilirler” ifadelerini kullandı.
“Oğlumun hayatından endişe duyuyorum”
Oğlunun askere giderken kaçırıldığını da anlatan Akan, “Bu A.B., benim oğlumun asker kınasına geldi, eğlendi sonra da otobüsün önünü kesip oğlumu kaçırdı. 20 gün boyunca biz oğlumuzla asker diye konuşuyorduk. En son oğlumun kaçırıldığını öğrendim. Ben borçların bir kısmını ödedim, oğlumu geri aldım ama benim ödediklerim çok ufak bir kısmıymış. Ben 500 bin lira ödedim ama şu anda 4 milyon lira borç var diyorlar. Benim oğlum bedelli askerliğe de gitmedi. İnsan ateşin içinde olsa dahi gidip askerliğini yapar. Ben oğlumun hayatından endişe duyuyorum” dedi.
Öte yandan, alacaklıların eve geldiği anlar da güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. – ADANA
]]>Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Çünkü Pavlo, bu devriyelerde Ukrayna ordusuna asker bulmak için dolaşıyor.
Rusya’nın ülkeyi işgalinin üzerinden neredeyse iki yıl geçti ve yetkililer cepheye gidecek gönüllü bulmakta artık zorlanıyor.
Savaşmaya istekli olanların çoğu ya öldü, ya yaralandı ya da hâlâ cephede bulunuyor. Halen ön hatta olanlar da yerlerini yenilerinin almasını bekliyor.
Çerkasi’de de tıpkı Ukrayna’nın diğer kentleri gibi, işgalin ilk zamanlarındaki heyecanı bulmak mümkün değil.
Çünkü Ukrayna savaş yorgunu.
Pavlo’nun hikayesi
Pavlo sokaklardaki görüntüye tepki gösteriyor ve “Anlamıyorum. İnsanlar, sanki savaş çok uzakta bir ülkedeymiş gibi ortalıkta dolaşıyor. Bu tam bir işgal ancak sanki insanlar umursamıyor” diyor.
24 yaşındaki asker yaşadığı hayal kırıklığını, “İlk günkü gibi herkesin bir araya gelmesi lazım. O zamanlar herkes birlik içindeydi.” sözleriyle ifade ediyor.
Çerkasi’de sık sık sosyal medya kısıtlamaları yapılıyor. Çünkü zorunlu askerlik yaşı gelen gençler, sosyal medyayı kullanarak, devriyelerin istikametinden kaçmaya çalışıyor.
24 yaşındaki Pavlo, ülkesi için büyük bir fedakarlık yaptı.
Askere gitmenin hayalini kurarak büyüdüğünü anlatırken gözleri parlıyor. Pavlo, işgalin başladığı 2022 Şubat ayında da orduda görev yapıyordu.
Sonrasında Kiev yakınlarında ve Donbas’ın batısındaki Soledar’da savaştı. Büyük kayıpların yaşandığı Bahmut savaşında ağır yaralandı.
O anı, “Ağır ateş altında kaldık. Yanıma bir top mermisi düştü. Dirseğimin tamamını kaybettim. Hiçbir şey kalmadı” diye anlatıyor.
Bir çalılığın altına sürünmeyi başaran ve burada dua etmeye başlayan asker, hastaneye ulaştırılabildi.
Pavlo bunun büyük bir rahatlama olduğunu itiraf ediyor. Sadece hayatta kaldığı için değil, nihayet cephe hattından çıktığı için de nefes aldığını söylüyor: “Orası çok zordu. Bunu kelimelere bile dökemiyorum.”
Pavlo yaşadıklarını hatırlarken önüne bakıyor ve sessizleşiyor.
Genç askerin yaraları ağırdı. Sağ kolu omzunun altından kesildi. Uzvunun kesildiği yerde hala ağrı hissediyor, bacağında da halen bir şarapnel bulunuyor. Protezi ona sınırlı hareket olanağı sağlıyor.
Ancak terhis olmayı kabul edemediği için askerlik memuru oldu.
Onun başına gelenlerden sonra, askere gitmek istemeyen Ukraynalı gençleri anlayıp anlamadığını merak ediyorum.
Pavlo kararlı bir şekilde yanıt veriyor: “Bir gün onların çocukları, savaş sırasında onlara ne yaptıklarını soracaklar. ‘Saklanıyordum’ diye cevap verdiklerinde, çocuklarının gözlerinde yerle bir olacaklar”
Ukrayna’nın kendisini savunmak için ödediği bedel çok büyük oldu.
Pavlo’ya çatışmalarda arkadaşlarını kaybedip kaybetmediğini sorduğumda, birliğinden “neredeyse hiç kimsenin kalmadığını” itiraf ediyor ve “Sadece benim gibi yaralılar kaldı. Diğerleri öldü.” diyor.
Serhiy’nin hikayesi
Doğudaki cephe hattına uzak Irpin kentinde yıkıntılar arasında bir çalışma var.
Kiev yakınlarındaki Irpin, savaşın ilk zamanlarında Rus kuvvetleri tarafından işgal edilmişti.
Kentin her yerinde paramparça olmuş binalar var ama aynı zamanda inşaat çalışmalarının sesi de duyuluyor.
Evlerini kaybedenler, her birinde iki oda ve bir duş odası bulunan prefabrik kabinlerden oluşan küçük “kasabalara” yerleştirilmiş.
Buraya cephe hattından tahliye edilen siviller de yerleştirildi.
Lilia Saviuk ve kocası, Rus işgali altındaki Kakhovka’dan buraya taşınmak zorunda kaldı.
Savaşın başında oğulları Serhiy bir bodruma kapatıldı. Lilia, Ukrayna yanlısı sloganlar attığı için oğluna işkence yapıldığını söylüyor.
Serhiy buradan kurtulunca çıkınca hemen Ukrayna adına savaşa katıldı.
Lilia, oğlunun resimlerini göstermek için telefonuna göz attığında, korkunç bir yaralanmanın görüntüleri ortaya çıkıyor.
Oğlunun bacaklarından biri paramparça olmuştu.
Serhiy geçen sonbaharda şiddetli çatışmaların yaşandığı Avdiivka’da yaralandı.
Bu çatışmalarda Ukraynalı yetkililer bile askerlerinin durumuna ilişkin itirafta bulundu. Bir kaynağa göre cephede, Rusya’nın sekiz askerine karşı yalnızca bir Ukrayna askeri vardı.
Lilia ve kocası, oğulları yaralanana dek şehirlerini terk etmedi.
“Onları arayıp ‘Ortalık sessiz mi?’ diye soruyoruz” diye anlatıyor. Bu bombardıman devam ediyor mu anlamına geliyor.
Lilia kentteki yakınlarının durumu kadar oğlu için de ağlıyor.
Bana oğlunun tekerlekli sandalyedeki videosunu gösteriyor.
Lilia’nın doktorların “bir mucize gerçekleştirdiğini” söylerken oğlunun bacağına yapılan deri naklini gösteriyor.
Ancak oğulları Serhiy, ayağa kalkar kalkmaz cepheye geri dönmek niyetinde.
Anne ve babasına, arkadaşlarının ona ihtiyacı olduğunu, cephede yeterli askerin bulunmadığını söyledi.
Lilia savaşın oğlu iyileşene kadar bitmesi için dua ediyor.
“Vatani görevini yaptığını düşünüyorum” derken gözleri yaşlarla doluyor:
“Bir anne olarak bunu söylemek belki günah ama o hastanedeyken ben rahat uyuyabiliyorum. Cephe hattındayken gözüme uyku girmiyordu. Bunu gerçekten söylememem gerekiyor ama oğlumun şu anda hastanede olmasına seviniyorum.”
Vladislav’ın hikayesi
Çerkasi’nin dışında yeni düzenlenmiş bir mezarlık var. Sıra sıra mezarlarda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in işgal emrini vermesinden bu yana savaşırken ölen her yaştan erkek yatıyor.
Ukrayna ölenleri kahraman olarak onurlandırıyor, aileler ise yastalar.
Her mezar ülke bayrağıyla süslenmiş, çelenkler ve çiçeklerle dolmuş. Çoğu mezarda üniformalı asker resmi var.
Inna henüz oğlunun fotoğrafını mezarına koymaya hazır değil. Cenazesinde taşınan fotoğraf hâlâ evde duruyor.
Bu fotoğraftan ayrılmaya hazır olmadığını söylüyor.
Vladislav Bikanov, geçen Haziran ayında Bahmut yakınlarında mayın patlamasında öldü.
23 yaşına girmek üzereydi ve genç yaşına karşın komutan yardımcısıydı.
Inna, yanı başında kızı sessizce ağlarken, “Oğlumun doğru şeyi yaparken öldüğüne inanıyorum” diyor:
“Ben bir öğretmenim ve çocuklara her zaman şunu söylüyorum: Haklıyız, ülkemizi ve çocuklarımızı savunuyoruz. Oğlum bizi savunuyordu. Bu davaya inandı. Ben de inanıyorum”
Onun bir süredir gitmediği mezarlıkta bu sürede yeni mezar yerleri açıldı.
Savaştan kaçınanlar hakkında ne düşündüğünü merak ettiğimde, “Sizce oğlum korkmadı mı? O gittiğinde ben de korktum. Herkes ölmekten korkuyor” diye yanıtlıyor:
“Ama belki de Rusya’nın kölesi olmak daha korkutucudur? Şimdi ölümü görüyoruz. Çok zor. Çok zor. Ama geri dönüş yok. Vazgeçemeyiz.”
?
]]>Trendyol Süper Lig ekiplerinden EMS Yapı Sivasspor’un teknik ekibinde yardımcı antrenör olarak göreve başlayan Osman Çakmak, “Asker Bülent” ile kırmızı-beyazlı ekibin başarısı için ter döküyor.
Ampute Futbol Milli Takımı’nda gerek futbolculuk gerekse teknik direktörlük kariyerinde başarılarla dolu bir dönem geçiren Çakmak, Sivasspor ile kariyerinde yeni bir sayfa açtı.
Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, AA muhabirine, yıllar sonra Sivas’a ve Sivasspor’a döndüğü için mutlu olduğunu söyledi. Teknik ekibine Osman Çakmak’ı dahil etmekten onur duyduğunu belirten Uygun, “Osman Çakmak hocamız vatanı ve milleti için ayağını feda etmiş bir gazimiz. Bizim için çok önemli ve değerliydi. Teknik direktörlüğe başlaması sürecinde kendisine eğitimler verdik.” dedi.
“O bizim baş tacımız”
Çakmak’ın Ampute Milli Takımı’nda takımında futbolculuk ve teknik direktör olarak şampiyonluklar yaşadığını anımsatan Uygun, şunları kaydetti:
“Kendisi teknik direktör olarak bu süreci başkasına devretmişti ve boştaydı. Ekibimiz ile olmasının ona da bize de çok büyük katkı sağlayacağını biliyoruz. O bizim baş tacımız. Osman hocamız, yüreğiyle, bilgisiyle, çalışkanlığıyla, başarılarıyla tek başına takım çalıştıracak potansiyele erişti. Çok seviyoruz. Bizim için çok değerli ve özel bir hoca. O da bizimle birlikte çok keyifli ve mutlu oluyor. Osman Çakmak zaten doğuştan asker ve askerde gazi oldu.”
Çakmak: “Ben de gol attığım zaman asker selamı verirdim”
Osman Çakmak, futbol tutkusuna sahip, küçük yaştan beri futbolcu olmak isteyen bir kişi olduğunu dile getirdi.
İmkansızlıklar nedeniyle küçük yaşlarda bu hayalini gerçekleştiremediğini anlatan Çakmak, “Vatani görevimizi yapıp gelip, ondan sonra hayatımıza devam edelim istedik. Ancak futbolculuk bu dönemde kısmet olmadı.” diye konuştu.
Bülent Uygun’u 1992-1993’lü yılarda attığı gollerin ardından verdiği asker selamıyla tanıdığını aktaran Çakmak, “Gazi olduktan sonra ampute futbola başladım. Ben de gol attığım zaman asker selamı verirdim. Kimin selamı? ‘Asker Bülent’in selamı.” ifadelerini kullandı.
Ampute Milli Takımı’ndaki kaptanlığı döneminde de Uygun ile sürekli konuştuğunu belirten Çakmak, kırmızı-beyazlı ekibin başarısı için omuz omuza çalıştıklarını kaydetti.
Çakmak, Bülent Uygun’un saygı duyduğu bir teknik adam olduğunu vurgularken, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bülent hoca vatanını, milletini ve askerleri seven biri isim. Hocamızın bana öğrettiklerini ben de takımıma aşıladım. Onun sayesinde UEFA B ve C lisanslarımı aldım. Sivas’ı çok seviyorum. Şimdi de hocamın yanında, onun direktifler doğrultusunda, onun oyun felsefesiyle takıma yardımcı olmaya çalışıyorum. Bizim kendimize has bir enerjimiz var. Asla olumsuz bir şey düşünemeyiz. Çünkü biz bir ayak kaybettik. İki ayağını, babalarını kaybeden evlatlarımız var. Geldiğim günden bu yana takımdaki diğer arkadaşlarla hep güzel istişareler yapıyoruz. Takımda mükemmel bir hava var.”
]]>Tuncay ve Sadire çiftinin 6 çocuğundan en büyüğü olan, evli ve iki çocuk babası 27 yaşındaki şehit Erenoğlu, 2021’de piyade sözleşmeli er olarak göreve başladı.
Göreve başlamasının ardından 2022’de katıldığı Pençe-Kilit Operasyonu’nda teröristlerle girilen çatışmada vurularak gazi olan Erenoğlu, 6 aylık tedavi süreci geçirdi.
Tedavi boyunca ailesine, bir an önce iyileşerek görevine dönmek istediğini söyleyen Erenoğlu, sağlığına kavuşmasının hemen ardından bölgeye gitti.
Gazi olduktan sonra ailesine “Ben gitmek istiyorum, arkadaşlarımı, komutanlarımızı yalnız bırakmak istemiyorum” dediği öğrenilen Erenoğlu’nun, Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütünün saldırısında şehit düşmesi ailesi ve yakınlarını yasa boğdu.
“Asker olmayı çok istiyordu”
Boyabat ilçesi Yeşilyurt köyünde, şehit oğlunun cenazesinin 26 Aralık’ta toprağa verilmesinin ardından taziye çadırında başsağlığı dileklerini kabul eden baba Tuncay Erenoğlu, AA muhabirine, tüm çocuklarının vatan ve bayrak sevgisi ile büyüdüğünü söyledi.
Şehit oğlunun asker olmayı çok istediğini vurgulayan baba Erenoğlu, “Hatta küçük kardeşi ondan önce asker olup göreve başlamıştı. Ona bayağı dokunmuştu, hırs yapmıştı.” dedi.
Şehit oğlunun gazi olduktan sonra görevine dönmek istediğini aktaran Erenoğlu, şöyle devam etti:
“Çocuğum 2022’nin mayısında aynı göreve çıkmışlardı Kuzey Irak’ta. Orada yine PKK ile bir çatışmada 6 arkadaşı şehit olmuştu. Benim şehidim de yaralanmıştı. Sağ olsunlar devlet büyüklerimiz GATA’ya getirdiler, tedavi oldu. Sonra buraya eve getirdik. Eve gelince daha bir ay dolmadan devamlı, ‘Ben gitmek istiyorum’ diyordu. Devlet büyüklerimiz ve hocalarımız izin vermedi. Altı ay doldu, yine ‘Ben gitmek istiyorum, arkadaşlarımı, komutanlarımızı yalnız bırakmak istemiyorum’ dedi. Biz de, vatan aşkı engel olamadık, bir şey diyemedik.”
“Bir baba olarak çok gururluyum”
Baba Erenoğlu, şehit oğlunun yanı sıra iki oğlunun daha asker olarak görev yaptığını belirterek, “Çok gururluyum, bir baba olarak çok gururluyum. Şehidimden hariç iki evladım daha aynı görevde. Zaten bir küçüğü ile aynı yerdeydi. Biri birinci, diğeri ikinci bölükteydi. Bazen operasyonlarda karşılaşabiliyorlardı. Sonra 5 ay önce küçüğü Katar’a göreve gitti. Şehidim ise orada kaldı. İki kardeşi şu an asker ama peşinden gelecek üç kardeşi daha var. Bitmez bizde, Mehmetler, Çağataylar bitmez, Mehmetçik hiç bitmez.” diye konuştu.
“Devletimizin ne kadar büyük olduğunu herkes kavramaya başladı”
Oğlunun şehit olmasının ardından devletin tüm imkanlarıyla yanlarında olduğunu anlatan Erenoğlu, şunları kaydetti:
“Devletimizin ne kadar büyük olduğunu herkes kavramaya başladı. Bizim devletimiz, askerimiz, üç beş çapulcuya hiçbir zaman meydanı bırakmadı, bırakmayız da. Bizim çapulcuya, teröre vereceğimiz bir karış toprağımız yok. Askerimiz, komutanlarımız her zaman yanımızda oldu. Devlet büyüklerimiz bir saniye bizi yalnız bırakmadılar. Manevi destekleri hep yanımızda oldu.”
Baba Tuncay Erenoğlu, şehit oğlunun en büyük hayalinin köye yeni bir ev yapmak olduğunu da kaydederek, “Yeri belirdik, ustayla dahi görüştük, nasip olmadı.” ifadelerini kullandı.
???????
]]>