Aşırı sağın ilk kez iktidarın eşiğine gelmesi üzerine ikinci turda merkez ve soldaki partiler “baraj” olarak tanımlanan bir taktiğe başvuruyor. Soldaki partilerin kurduğu Yeni Halk Cephesi ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Rönesans partisinin de dahil olduğu Birlikte ittifakı, aşırı sağ karşıtı oyların “boşa gitmemesi” için harekete geçti.
Fransız seçim sistemine göre ilk turda yüzde 50’nin üzerinde oy alan adaylar doğrudan meclise giriyor. Diğer bölgelerde ise yüzde 12,5 üzeri oy alanlar ikinci tura kalıyor. İkinci tura ağırlıkla iki aday kalsa da bazı bölgelerde 3, hatta 4 aday yeniden karşı karşıya gelebiliyor.
İkiden fazla adayın yeniden yarışa gireceği bölgelerde, aşırı sağın adayının karşısındaki ismin desteklenmesi taktiği, “baraj” ya da “Cumhuriyetçi Cephe” olarak adlandırılıyor.
Bu strateji çerçevesinde, ülkedeki 300 kadar seçim bölgesinden 200’den fazlasında sol ya da merkezin adayları çekilme kararı aldı. Böylece bu partilerin destekçilerinin aşırı sağın karşısındaki adayda birleşmesi amaçlanıyor.
Bu taktik işe yararsa, Ulusal Birlik’in mutlak çoğunluğa ulaşması zor görünüyor. Ancak seçmenin parti yönetiminin kararına birebir uymama ihtimali de mevcut. Üstelik Macron’un aşırı sağ ile birlikte aşırı solu da tehlike olarak nitelemesi, merkez seçmenin sol ittifaka taktik oyu verme ihtimalini azaltabilir.
İkinci turdaki adayların kesinleşmesinin ardından yapılan projeksiyonlara göre, 577 sandalyeli mecliste hiçbir partinin mutlak çoğunluk elde etmesi beklenmiyor.
Araştırma şirketi Harris Interactive’in projeksiyonuna göre Ulusal Birlik ve Cumhuriyetçiler’den destekçilerinin 190-220 arası milletvekilli çıkarması bekleniyor. Baraj taktiği öncesinde Ulusal Birlik’in sandalye sayısı 250-300 arası öngörülüyordu.
Soldaki Yeni Halk Cephesi’nin 159-183 milletvekilliği alacağı hesaplanıyor.
Macron’un ittifakınınsa, 100’den fazla sandalye kaybederek 110-135 arasına gerilemesi bekleniyor.
Ancak Ulusal Birlik’in “de facto lideri” Marine Le Pen, seçime katılımın yüksek olması halinde mutlak çoğunluğu elde edebileceklerini savunuyor.
Ülkede konuşulan olası seçim sonrası senaryoları şöyle:
Aşırı sağ iktidarı
İlk senaryoda Ulusal Birlik, 2017’de 8 olan milletvekili sayısını rekor seviyede artıracak ve meclisteki en büyük parti olacak.
Baraj sistemi işe yaramaz ve aşırı sağ destekçileriyle birlikte mutlak çoğunluğu da elde ederse, Cumhurbaşkanı Macron hükümeti kurma görevini Ulusal Birlik lideri Jordan Bardella’ya verecek.
28 yaşındaki Bardella, Vichy rejiminden bu yana ülkenin ilk aşırı sağcı başbakanı olacak.
Macron-Bardella ikilisi “birlikte yaşamak” olarak adlandırılan, cumhurbaşkanı ve başbakanın karşıt siyasi kanatlardan olduğu bir sistemde ülkeyi yönetmeye çalışacak.
Çoğunluksuz bir meclis
Mevcut tabloda en fazla ihtimal verilen olasılık mecliste hiçbir partinin çoğunluğu elde edememesi.
Bu durumda Macron bir “büyük koalisyon” kurmaya çalışabilir.
Kendi grubundan, Cumhuriyetçiler’in ve soldaki partilerin kurduğu Yeni Halk Cephesi’nin bir kısmından milletvekillerini geniş kapsamlı bir birlik hükümetine ikna edebilir. Ancak böyle bir koalisyonun mutlak çoğunluğu sağlayabileceği de kesin değil.
Öte yandan Macron mevcut mecliste de mutlak çoğunluğun altında milletvekili sayısına sahipti.
Draghi tarzı teknik hükümet
Fransa’da sıklıkla Mario Draghi formülü olarak anılan olasılık, İtalya’da 2021-2022 arası iktidarda kalan teknik hükümet benzeri bir çözüme başvurulması.
Fransa basınında “uzmanlar hükümeti” olarak da anılan bu seçenekte ekonomistler, bürokratlar ve diplomatlar ağırlığında bir kabine oluşturulması söz konusu olabilir.
Ancak bu seçeneğe karşı çıkanlar, sistemsel ve kültürel farklar nedeniyle İtalya örneğinin Fransa’ya uyarlanamayacağını savunuyor.
Kaos
Mecliste çoğunluk sağlanamaması durumunda ülke bilinmeyen sulara girecek.
Macron’un bir yıldan önce yeniden meclisi feshetme yetkisi yok. Hükümet kurma çalışmalarının aylar sürmesi ya da başarısızlıkla sonuçlanması durumunda neler yaşanacağına dair net bir öngörüde bulunulamıyor.
Basında bu hal, “1958’den beri görülmemiş istikrarsızlık”, “5. Cumhuriyet bilinmeyen sularda”, “çaresiz bir siyasi kriz”, “kaos” gibi ifadelerle özetleniyor.
]]>ERKEN SEÇİMLERDE AŞIRI SAĞIN EZİCİ ÜSTÜNLÜĞÜ VAR
Fransa’da düzenlenen erken genel seçimlerde ilk tur oylaması yüksek katılımla gerçekleşti. Vatandaşların 5 yıl boyunca kendilerini Ulusal Meclis’te temsil edecek 577 milletvekilini belirledikleri seçimlerin ilk turundan sonuçlar gelmeye başladı. Sandık çıkış anketlerine göre oylarını artıran aşırı sağ yüzde 34 ile yarışı önde götürüyor.

ULUSAL BİRLİK CEPHESİ ÖNDE GÖTÜRÜYOR
Aşırı sağ Ulusal Birlik cephesi ve müttefikleri oyların yüzde 34,2’sini kazanırken, Yeni Halk Cephesi yüsde 29,1 ile ikinci sırada yer aldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmaunuel Macron’un öerkez sağı ise oyların yüzde 21,5’ünü aldı.
Buna göre milletvekili dağılımı: şu şekilde oldu:

SEÇİMLERE KATILIMDA REKOR KIRILDI
Ülkenin ana kara topraklarında sandıklar yerel saatle 18.00’de, başkent Paris dahil büyük kentlerde 20.00’de kapandı. Fransa İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 08.00’de başlayan oy verme işleminde 17.00 itibarıyla seçmenlerin yüzde 59,39’u oy kullandı. Ülkede 2022’de düzenlenen seçimlerde bu oran yüzde 39,42 olarak kayıtlara geçti. Bu da katılım oranının bir önceki seçimde aynı saatlere göre 20 puan arttığını gösteriyor. Bu genel seçimlerin ilk turunda 17.00 itibarıyla seçime katılım oranı 1978’den bu yana en yüksek oran oldu.
Vatandaşların tatil dönemine rağmen yüksek katılımla sandığa gitmesi, ülkede bu seçime verilen önemi gösteriyor. BFMTV’nin haberine göre, İfop şirketinin anketi 18-24 yaş seçmenlerin yüzde 19’unun bugün oy kullanabilmek için tatil planlarını ertelediğini ortaya koydu.

FRANSA’NIN ERKEN SEÇİME GİDİŞİ
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 ile açık farkla ilk sıraya yerleşmiş, bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Meclisi feshederek ilk turu 30 Haziran, ikinci turu 7 Temmuz’da olmak üzere erken seçime gitme kararı almıştı.
FRANSA GENELİNDE PROTESTOLAR DÜZENLENDİ
Ülkede aşırı sağın yükselişi protestolara neden olmuş, çok sayıda kentte gösteriler düzenlenmişti. Fransa’da merkez partilerden birçok isim aşırı sağa karşı işbirliği yapılması çağrısında bulunmuş ve sol yelpazedeki Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Yeşiller (EELV) ve Fransa Komünist Partisi (PCF) birlikte hareket edeceklerini açıklayarak Yeni Halk Cephesi İttifakı adı altında seçime girme kararı almıştı.

MACRON’UN İSTİFA ETMEYE NİYETİ YOK
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” İttifakı’nı kurmuştu. Görev süresi Nisan 2027’de dolacak olan Cumhurbaşkanı Macron, aşırı sağcı RN partisinin Mecliste çoğunluk sağlaması halinde bile istifa etmeyeceğini açıklamıştı.
]]>Seçimlere ittifak yaparak giren İşçi Partisi ve Yeşil Sol (PvdA/GroenLinks) partisinin AP seçimlerindeki listesinde 8. sırada yer alan Türk kökenli milletvekili adayı Ufuk Kahya, 6-9 Haziran’da düzenlenecek AP seçimleriyle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Göçmen kökenli seçmenleri, 6 Haziran’da sandığa giderek aşırı sağın yükselişini engellemek için oy kullanmaya çağıran Kahya, “Maalesef genelde halk, AP seçimlerinde sandığa gitmiyor. Türk toplumunda da sandığa giden çok az. Adil bir Avrupa olmasını istiyorsak, mutlaka sandığa gitmemiz lazım çünkü bu seçim, Avrupa’nın gidişatını belirleyecek. Sandığa gitmeyerek oy kullanılmadıkça, aşırı sağcı partilerin gücü daha da artacak.” ifadesini kullandı.
Geçen 5 yıl Den Bosch Belediyesi Encümen Üyeliğini yapmış Kahya, “Bazı Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin yükselişte olduğuna dikkati çekerek, “(Hollanda’da) Son genel seçimlerde maalesef en çok oy alan parti oldu. Avrupa parlamentosunda da yükselişi bekleniyor. Bu yüzden herkesin sandığa gitmesi lazım ki onlara karşı bir ses duyurabilelim.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğer ferah ve güvenli bir Avrupa isteniliyorsa, Türkiye-AB ilişkileri bunun için çok önemli”
Türkiye- Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin önemli olduğuna ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dikkati çeken Kahya, şunları söyledi:
“Avrupa, kendi işlerine hakim değil. Şu anda enerji için Rusya’ya mahkum ve diğer taraftan ticari konuda Çin’e mahkum olmuş. Kendi güvenliği için ise ABD’nin eline bakıyor. Bu nedenle Avrupa’nın kendini toparlaması lazım. Bunun için Türkiye’nin rolü çok önemli çünkü NATO’nun en önemli üyelerinden birisi. Eğer ferah ve güvenli bir Avrupa isteniliyorsa, bence Türkiye-AB ilişkileri bunun için çok önemli.”
Kahya, AB’nin İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma karşı sessiz kaldığını vurgulayarak, “Eğer bu kadar çok çocuk sebepsiz şekilde katlediliyorsa artık birinin buna ‘dur’ demesi lazım. Buna bugün ‘dur’ demezsen, yarın hiçbir inanırlığın kalmaz.” diye konuştu.
Uluslararası hukukun önemine değinen Kahya, “Her milletin özgürlük ve barış içinde yaşaması gerekiyor. Bunun için de güçlü bir Avrupa lazım.” dedi.
“AP meclisinde de Türk temsilcilerin bulunması gerekiyor”
Kahya, AP seçimleri için yapılan son anketlerde 8. sıradan aday olduğu PvdA/Groenlinks partisinin 8 sandalye çıkaracağının ön görüldüğünü belirterek, tercih oyları ile AP milletvekili olma şansının da bulunduğunu dile getirdi.
Ülkelerdeki meclislerde olduğu gibi AP meclisinde de Türk temsilcilerin bulunması gerektiğinin altını çizen Kahya, “Tabii ki ben tek başıma 720 kişilik bir Avrupa Parlamentosunda bir gölün içinde bir damlayım ama bir bardak suya bir damla mürekkep atarsan o suya bir renk katar ve bir şekil verir.” dedi.
“6 Haziran’da bunu durdurmak bizim elimizde”
Demokratlar 66 (D66) partisinden 12. sıradan aday olan Melih Uzun da AP’de çok önemli kararlar alındığına dikkati çekerek, “Türk toplumu olarak AB, maalesef gündemimizden uzak kalıyor. Aşırı sağ partileri durdurmak için oy kullanılması çok önemli. Her birimiz oyumuzu mutlaka kullanalım.” çağrısında bulundu.
Uzun, “Ekonomik sıkıntılara veya toplumdaki sorunlara karşı azınlıkları ve göçmen kökenlileri sorumlu tutmak aşırı sağ partilerin kullandığı bir taktik. AP’de maalesef bu görüşte olan partiler güç kazanacağı öngörülüyor. 6 Haziran’da bunu durdurmak bizim elimizde.” dedi.
İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı durdurmak için AP’nin yaptırımlar uygulaması gerektiğini dile getiren Uzun, “AP’de sağ görüşlü ve İsrail’i destekleyen partiler kazanırsa buna izin vermezler.” ifadesini kullandı.
Uzun, Türkiye-AB ilişkilerinin iki taraf için de önemli olduğunu vurgulayarak, “AB’nin temel hedefi, stratejik özerklik. Türkiye, güvenlik açısından AB için çok önemli bir ortak. Aynı zamanda AB ekonomik anlamda Çin’den daha bağımsız olmayı hedefliyor ve bu sebepten Türkiye ile yapılan ticaretin artırılması da öngörülüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa genelinde aşırı sağcı partilerin yükselişi
Hollanda’da Temsilciler Meclisinde, 2017’den beri 3 milletvekili bulunan üyelerinin çoğunluğunu Türk ve göçmenlerin oluşturduğu Denk Partisi, bu yıl AP seçimlerine katılmayacak.
Avrupa genelinde aşırı sağcı partilerin yükselişi giderek daha belirgin hale gelirken son anketler, yaklaşan AP seçimleri öncesinde bu partilerin oy oranlarında önemli bir artış olduğunu gösteriyor.
Ipsos’un yaptığı son ankete göre, Hollanda’da yapılacak AP seçimlerinde, ırkçı ve İslam karşıtı Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi 9 sandalye ile ilk sırada, PvdA/GroenLinks partisi ise 8 sandalye ile ikinci sırada yer alıyor.
]]>“Avrupa’da aşırı sağ” başlıklı dosya haberin 5. bölümünde, AA muhabirleri, bir yılı aşkın süredir aşırı sağcı partilerce yönetilen İtalya’daki siyasi tabloyu ve AP seçimlerinden beklentileri uzman görüşleriyle ele aldı.
Kuzey Afrika üzerinden son yıllarda ciddi düzensiz göç baskısına maruz kalan, Avrupa Birliği (AB) ile hem göçmenler hem de mali konularda zaman zaman anlaşmazlık yaşayan ve hükümetlerin uzun ömürlü olmaması nedeniyle sık sık siyasi istikrarsızlığa giren İtalya’da 25 Eylül 2022’de yapılan erken genel seçimlerde, aşırı sağ iktidara geldi.
AB’nin üçüncü büyük ekonomisi İtalya’daki seçimlerden birinci çıkan aşırı sağcı Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi, parlamentoda tek başına iktidar olacak çoğunluğu yakalayamayınca bir diğer aşırı sağcı Matteo Salvini liderliğindeki Lig partisi ile merkez sağda konumlanan Silvio Berlusconi’nin partisi Forza Italia’yı (FI) yanına alarak 22 Ekim 2022’de sağ koalisyon hükümetini kurdu.
Bir yılı aşkın süredir görevde olan Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümeti, düzensiz göç konusunda caydırıcı bazı yasal önlemlere başvurup, uluslararası girişimlerde bulunmasına karşın göçmen gelişlerini önlemede istediği sonucu henüz elde edemedi. Meloni hükümeti, bu konuda gerek AB yönetimi gerekse de diğer üye ülkelerle anlaşmazlıklar yaşamaya devam ediyor.
Göçmen karşıtı politikaların, güvenlik bağlamında halk nezdinde karşılık bulması ve AB’ye karşı zaman zaman sergilenen eleştirel tavır nedeniyle kamuoyu yoklamalarında Meloni liderliğindeki sağ koalisyon partilerinin oylarını artırarak mevcut konumlarını koruduğu görülüyor.
Bununla birlikte İtalya’da iktidar ortağı olan FdI, Lig ve FI’nin farklı siyasi gruplarda yer alması, 6-9 Haziran 2024’te yapılacak AP seçimlerinde iktidar ortaklarını karşı karşıya bırakma riski de taşıyor.
AP’de FdI’nin Avrupa Muhafazakarları ve Reformcular (ECR) grubunda, Lig’in Kimlik ve Demokrasi (ID) grubunda ve FI’nin Avrupa Halk Partisi’nde (EPP) bulunması, AP seçimlerinin İtalyan iç politikasına yansıması olup olmayacağı yönünde tartışmaları şimdiden başlatırken; bu üç partinin İtalya’daki birlikteliğinin yeni dönemde AB’nin yeni yönetimine yansıyabileceği yorumları da yapılıyor.
Bu arada Matteo Salvini’nin partisi Lig’in 17 Eylül’deki geleneksel mitingine, Fransız aşırı sağcı Marine Le Pen’i davet etmesi, 3 Aralık’ta Floransa’daki etkinliklerinde Kimlik ve Demokrasi grubundaki diğer partilerle AP seçimleri için 3. sırayı kendilerine hedef koyması, Lig’in İtalya’daki diğer iktidar ortakları FdI ve FI ile örtülü bir rekabetin ilk sinyalleri olma özelliğini taşıyor.
“Anketler, AP içinde aşırı sağın bir miktar büyüyeceği fikrini veriyor”
Roma’daki Luiss Üniversitesi’nde çağdaş tarih ve siyaset bilimi derslerine giren Prof. Andrea Ungari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AP seçimleri için henüz zaman olduğuna işaret ederek, “Son dönemdeki anketler, aşırı sağda Matteo Salvini-Marine Le Pen ikilisinin, Meloni’nin de içinde yer aldığı ECR’nin önünde yer aldığını gösteriyor. Aslında anketler, AP içinde aşırı sağın bir miktar büyüyeceği fikrini veriyor.” dedi.
İtalya’da iktidar ortağı olan ama Avrupa’da farklı gruplarda yer alan Meloni ve Salvini ikilisinin AP seçimlerinde alacağı sonuçların hükümete yansıması olup olmayacağına ilişkin Ungari, “Meloni, bunun koalisyon içindeki dengelere yansıması olmayacağını söylemişti. Ben de AP seçimlerinde elde edilebilecek bir başarının hemen yansıyacağını düşünmüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Ungari, AP seçimlerinin, İtalyan kamuoyunun çok da ilgi gösterdiği bir seçim olmadığını kaydetti.
AP içindeki dengeleri ve dolayısıyla AB yönetimini değiştirmeye yönelik EPP ile sağ partilerin arasında bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Ungari, “Dolayısıyla EPP’nin böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceğini görmek gerekiyor. Çünkü aşırı sağ, Avrupalı muhafazakarlarla ittifak yapsa da AP’de bir şekilde çoğunluğa sahip olabileceğini düşünmüyorum.” ifadesini kullandı.
Ungari, Meloni’nin geçen yılki seçimlerden önce bazı açılardan Avrupa karşıtı bir profil çizdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Ancak hükümette bu tutumu sergileyemeyeceğini, her şeyden önce bugün böyle bir ülkenin Avrupa’nın desteği olmadan idare edilemeyeceğini anladı. Bana göre, bu çok net. ‘Avrupa yanlısı oldu’ diyemem ama geçmişteki bazı tutumlarını hafifletti. Açıkçası Salvini bu çerçevede, önce Meloni’yi destekleyen ama Meloni’nin daha ılımlı bir pozisyona geçmesi nedeniyle bundan memnun olmayan seçmen kitlesini geri kazanmaya çalışıyor. Dolayısıyla kendisini bir bakıma Meloni’nin sağında konumlandırarak, birkaç Avrupa Birliği’ne daha hasmane tutum içindeki seçmen kitlesini geri kazanma peşinde.”
Castiglioni: “ID ile bağlantılı partiler yükselişte”
Roma merkezli önde gelen düşünce kuruluşlarından Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IAI) araştırmacılarından Dr. Federico Castiglioni de aşırı sağ olarak partilerin bazılarının ID şemsiyesi, bazılarının ise Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR) altında olduğunu belirterek, “ID ile bağlantılı partiler yükselişte.” dedi.
ID bünyesindeki Hollandalı aşırı sağcı Geert Wilders’in, Hollanda’daki seçimlerin ardından iktidar olma ihtimali olduğuna işaret eden Castiglioni, “Avrupa seçimlerine gelince mevcut anketler, aslında ID’nin yükselişte olduğunu gösteriyor, özellikle de Fransa’da Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik’in büyüyeceği düşüncesi nedeniyle. Siyasi analistlere göre, Le Pen’in büyümesinin nedeni tam olarak İtalyan deneyimi olabilir.” diye konuştu.
Castiglioni, bu noktada İtalya’da koalisyondaki 3 sağ partinin de Avrupa’da 3 farklı siyasi grupta yer aldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Aşırı sağ olarak kabul edilenler, hükümette ve hükümet güçleri arasında yer alması sebebiyle artık tehlikeli olarak algılanmıyorlar ve bu nedenle dışlanmamaları gerekiyor gibi düşünülüyor. Ilımlı partilerin, ilk kez aşırı sağdan bu partilere açılıp koalisyonlar kurma ihtimali var. Avrupa siyasi panoramasında söyleyebileceğimiz gerçek yenilik budur ve Haziran 2024 AP seçimlerinde ‘Kimlik ve Demokrasi’nin ama özellikle ECR’nin de büyüyeceğinin düşünülmesinin nedeni budur.”
Aşırı sağın, AP seçimlerinde oylarını yükseltmesi halinde Avrupa’nın yönetimine dair nasıl bir tablo ile karşılaşılacağına ilişkin Castiglioni, şunları söyledi:
“Seçimlerden sonra ne olacağını tahmin etmek elbette çok zor. Kimilerine göre, Avrupa ölçeğinde bir İtalya’daki deneyimin tekrarlanması yani EPP, ECR ve ID’nin birlikte iktidara gelmesi mümkün. Rakamlara ve anketlere bakıldığında ise bu zor, ayrıca EPP her ikisini de defalarca veto etti ama özellikle Kimlik ve Demokrasi’yi veto etti. Dolayısıyla açıkça Avrupa karşıtı partilerle ittifak kurmak, EPP için açıkçası inanılmaz derecede zor.”
Castiglioni, AB’nin ve AP seçimlerinin sorununun, Avrupa’nın çıkarlarını ilgilendiren temel konuları gözden kaçırması olduğunu belirterek, göç gibi bazı temel konularda hem sağ hem sol seçmende hassasiyetler olduğuna işaret etti.
Avrupa’da genel durumu özetleyen Castiglioni, “Benim bakışıma göre, kamuoyunda belli bir sağ hakimiyeti yok ama muhafazakar hissiyatın, düşüncenin hakim olduğu kesin.” dedi.
Macron’un aşırı sağcılara karşı Draghi önerisi tutar mı?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gündeme getirdiği ileri sürülen Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin, AP seçimlerinden sonra AB Komisyonu Başkanı olması önerisine değinen Castiglioni, Macron’un da siyasi açıdan hamle yapması gerektiğini ama şu aşamada Draghi’nin bu pozisyona adaylığını bugünden somut görmediğini ancak siyasette her şeyin 1-2 haftada değişebildiğini ifade etti.
Draghi adının, AP seçimlerinin sonuçlarına bağlı olmadığına inandığını dile getiren Castiglioni, şunları kaydetti:
“Draghi, kesinlikle önemli ve tanınmış bir şahsiyet. Onun böyle bir göreve getirilmesi bize saygı getirecektir. Onun mükemmel bir seçim olduğunu düşünüyorum ve bazen bazı konularda görevini tam yerine getiremeyen Ursula von der Leyen’in yerini almak için her türlü yetenek ve olasılığa sahip diye düşünüyorum. Ayrıca Draghi, Avrupa kurumlarında sahip olduğu pozisyonlarda her zaman İtalya’nın konumunu biraz da olsa korumaya çalışmıştır.”
]]>