TİCARET Bakanı Ömer Bolat, “İftiharla ifade etmek istiyorum ki tarihin en yüksek temmuz ayı ihracat rekorunu kırdık. Geçen yılın temmuzuna kıyasla bu yıl yüzde 13,8’lik aylık artış sağladık. Geçen yıl 19 milyar 800 milyon dolardı. Böylece 1 ayda 2,7 milyar dolar artış sağladık. Bu da yüzde 13,8’e denk gelmektedir. İhracatçılarımıza yürekten teşekkür ediyor, tebriklerimizi sunuyoruz” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, çeşitli programlara katılmak üzere Kayseri’ye geldi. İlk olarak Kayseri Valiliği’ni ziyaret eden Bakan Bolat, ardından da Kayseri Ticaret Odası’nda düzenlenen ‘Temmuz 2024 Dış Ticaret Rakamları’ programına katıldı. Burada konuşan Bakan Bolat, Kayseri’de olmaktan mutlu olduğunu belirterek, “Dünya ekonomisi ve ticaretindeki durgunluk gibi zorlu süreçlere rağmen ve içeride de önce Covid salgını, ardından Rusya- Ukrayna savaşı ve ardından da iki büyük tarihin en büyük deprem felaketlerini yaşamamıza rağmen 2023 yılını dengeli bir şekilde kapatmıştık. 2024 yılında da ekonomimiz Allah’a şükür Orta Vadeli Program’ın (OVP) hedefleri doğrultusunda olumlu sonuçlar kaydetmeye devam etmektedir. Gerek ilk çeyrek büyüme rakamı yüzde 5,7. İlk yarı yıl dış ticaret rakamları yine mayıs ayı itibarıyla ilk 5 ayı kapsayan istihdam rakamları sevindirici ve olumlu gelişmeleri göstermektedir” diye konuştu.
‘KÜRESEL HİZMET İHRACATINDAN ALDIĞIMIZ PAY YÜZDE 1,29’A ULAŞTI’
Ekonomideki gelişmelere ilişkin de bilgiler veren Bakan Bolat, “Sevindirici olan hususlardan biri de bu yıl ilk çeyrekte başardığımız yüzde 5,7’lik ekonomik büyüme oranının 1,6 puanlık bölümü dış ticaretin, ihracatın katkısından gelmektedir. Bu yolda bizimle yol arkadaşlığı yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne şükranlarımızı sunuyoruz. Biz, gerekli düzenlemeleri yapıyoruz, destekleri hazırlıyoruz, yolları açıyoruz, anlaşmaları imzalıyoruz. İhracatçılarımız da açılan bu yoldan ilerleyerek, dünya pazarlarında çok çok iyi neticeler alıyorlar. Kaldı ki Avrupa önemli bir pazar bizim için, ABD, Körfez, Asya yani dünya ekonomisinde biraz şöyle büyüme ve ekonomideki gelişme işaretleri artmaya başlasa ihracatta çok daha iyi rakamlara da ulaşacağımızdan eminiz. Bu ülkemizin 2003 yılından bu yana kaydettiği gelişme, büyüme oranları ki yıllık ortalama yüzde 5,4 ve geçen yıl yüzde 4,5’la kapadık. Bu 4,5, AB içinde birinci, G20 içinde de ikinci sırada olmamızı sağlamıştı. Hamdolsun Türkiye’miz artık 1 trilyon dolardan fazla milli geliri olan ülkeler ligine yükseldi. Geçen yıl da 1 trilyon 118 milyar dolar milli gelirle kapadık. Kişi başına milli gelirimiz 13 bin 110 dolara yükseldi. 14-15 bin dolarlara ulaşmak hayal değil. İnşallah birkaç yıl içinde onu da başaracağız. Bu yıl da ilk çeyrek büyümesinden sonra 1 trilyon 158 milyar dolarlık milli gelire yükseldik. Küresel mal ihracatından aldığımız pay yüzde 1,08’e ulaştı. Bu rakam bundan 21 yıl önce yüzde 0,49’du. Küresel hizmet ihracatından aldığımız pay da 21 yıl önce yüzde 0,89’ken geçen yıl yüzde 1,29’a ulaştık” değerlendirmesinde bulundu.
‘SON 1 YILDA MAL İHRACATIMIZ YÜZDE 3,4 ARTTI’
Temmuz ayı ihracat rakamları hakkında da bilgiler veren Bakan Bolat, “İftiharla ifade etmek istiyorum ki; tarihin en yüksek temmuz ayı ihracat rekorunu kırdık. Geçen yılın temmuzuna kıyasla bu yıl yüzde 13,8’lik aylık artış sağladık. Geçen yıl 19 milyar 800 milyon dolardı. Böylece 1 ayda 2,7 milyar dolar artış sağladık. Bu da yüzde 13,8’e denk gelmektedir. İhracatçılarımıza yürekten teşekkür ediyor, tebriklerimizi sunuyoruz. Yine çok önemli bir rekor haberi daha yıllıklandırılmış yani son 12 ayın ihracat toplamı. Nedir? 261,5 milyar dolar. En son aralık ayında 255,4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştık. Mayıs ayında 260,1 milyar dolara ulaşmıştık. Geçen ay 9 günlük bayram tatili nedeniyle ihracat ve ithalatımızda az da olsa gerileme oldu. Bu da normaldi. Ama temmuz ayında o farkı kapattık ve artıya geçtik. Tam 261,5 milyar dolara ulaştık. Bu şu demek; son 1 yılda toplam mal ihracatımız yüzde 3,4 oranında artmıştır. Son 1 yılda 8,8 milyar dolar net bir artış sağlanmıştır” diye konuştu.
‘267 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT HEDEFİMİZE SADIĞIZ’
Yıl sonu hedeflenen rakamlara ulaşacaklarını da sözlerine ekleyen Bakan Bolat, “Hedefimiz, OVP’nin yıl sonu 267 milyar dolar mal ihracatı, 110 milyar dolar hizmet ihracatı hedefimiz doğrultusunda ilerliyoruz. Kaldı 5 ay. Hesaplarımıza göre inşallah yani uluslararası konjonktürde yeni gerilimler, bir savaş durumu ya da başka bir coğrafyada Türkiye için önemli pazar imkanlarının olduğu yerlerde bir aksilikler olmazsa kumbara gibi biriktire biriktire inşallah 267 milyar dolar hedefimize sadığız. Aralık ayında bu tabloyu göreceğiz. Her ay aşağı yukarı 750 milyon ile 1 milyar dolar arasında geçen yılın rakamlarının üzerine ekleyebilirsek bu hedefi de gerçekleştirmek inşallah zor olmayacak. Kolay değil, ihracatçılarımızla birlikte bu mücadeleyi sergileyeceğiz” dedi.
‘İTHALATIMIZ 18 MİLYAR DOLAR AZALDI’
İthalatta azalma trendinin devam ettiğini de belirten Bakan Bolat, “İthalatta da temmuz ayı ithalatımızda yüzde 7,9 yani yüzde 8’lik bir gerilemeyi başardık. Burada ülke için gerekli olan ithalat zaten yapılıyor. Biz burada özellikle Türkiye’yi adeta pazar gibi görüp Türkiye’nin sanayilerini zor duruma sokabilecek ve yasa dışı yollarla yapılmak istenen ithalata karşı ciddi bir mücadele veriyoruz. Bu çabalarımızın sonunda da hamdolsun aylık yüzde 8’lik bir küçülme oldu. Yani 2,6 milyar dolar tasarruf ettik. 30 milyar doların altında kalması sağlandı. 29,7 milyar dolar. Dış ticaret açığı da temmuz ayında yüzde 42 azaldı ve 7,2 milyar dolara geriledi. Geçen yıl temmuz ayında ise bu rakam 12,5 milyar dolardı. Bu sene 7,2 milyar dolara geriledi. Böylece 5,3 milyar dolar döviz rezervi elde ederek, tasarruf etmiş olduk. İhracatın, ithalatı karşılama oranı çok çarpıcı. Geçen yıl temmuzda yüzde 61’ken bu yıl temmuzda 14,5 puan artış ile yüzde 75,7’ye yükseldi. Bu da önemli gelişmedir. Bu yıl haziran ve mart ayında aylık gerilememiz oldu. Nisan ayında başa baştık. Onun dışında ocak, şubat, mayıs ve temmuz aylarında 4 ay geçen yılın epey üzerinde ihracat artışları sağlamış olduk. 7 aylık rakam çok önemli. Bu yılın ilk 7 ayında ihracatımızda yüz 148,8 milyar dolara ulaştık. Geçen yılın ilk 7 ayındaki rakam 142,9’du. İlk 7 ayda yüzde 4,1’lik bir artış sağlamış olduk. İthalatımızda da önemli bir tasarrufumuz var. Burada da ilk 7 ayda yüzde 8,4’lük bir azalma ile 198,6 milyar dolara geriledik. Yani, ilk 7 ayda ithalatımız net 18 milyar dolar azalmış oldu” ifadelerini kullandı.
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat:
“Son 1 yılda toplam mal ihracatımız yüzde 3,4 oranında arttı”
“Dış ticaret açığımız 1 yılda 24 milyar dolar azaldı”
KAYSERİ – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, tarihin en yüksek Temmuz ayı ihracat rekorunu kırdıklarını söyleyerek; “Son 1 yılda toplam mal ihracatımız yüzde 3,4 oranında arttı” dedi.
Bir dizi ziyaret ve toplantı için Kayseri’ye gelen Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Temmuz ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. Kayseri Ticaret Odası’nda düzenlenen basın toplantısına, Bakan Bolat’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, oda başkanları ve iş adamları katıldı. Türkiye’nin Temmuz ayı dış ticaret rakamlarını açıklayan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “2024 yılında ekonomimiz orta vadeli programın hedefleri doğrultusunda olumlu sonuçlar kaydetmeye devam etmektedir. Gerek ilk çeyrek büyüme rakamı olan yüzde 5.7 ile ve ilk yarıyıl dış ticaret rakamları, yine Mayıs ayı itibariyle ilk 5 ayı kapsayan istihdam rakamları sevindirici ve olumlu gelişmeleri göstermektedir. İftihar ile ifade etmek istiyorum ki tarihin en yüksek Temmuz ayı ihracat rekorunu kırdık. Geçen yılın Temmuz ayına kıyasla yüzde 13,8’lik bir aylık artış sağladık. Geçen yıl 19 milyar 800 milyon dolardı. Böylece bir ayda 2.7 milyar dolar artış sağladık. İhracatçılarımı yürekten tebrik ediyoruz. Yine çok önemli bir rekor haberi daha son 12 ayın ihracat toplamı 261 buçuk milyar dolar oldu. En son Aralık ayında 255.4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştık. Mayıs ayında 260.1 milyar dolara ulaşmıştık. Geçen ay 9 günlük bayram tatili ve takvim etkisi nedeniyle ihracatımızda ve ithalatımızda az da olsa gerileme oldu. Ancak Temmuz ayında o farkı kapattık ve artıya geçtik. Tam 261 buçuk milyar dolara ulaştık. Bu şu demek; son 1 yılda toplam mal ihracatımız yüzde 3,4 oranında arttı. Son 1 yılda 8.7 milyar dolar net bir artış sağlanmıştır. Hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz. Yılsonuna kaldı 5 ay. Hesaplarımıza göre inşallah uluslararası anlamda yeni gerilimler, bir savaş durumu ya da Türkiye için önemli Pazar alanlarının olduğu bölgelerde bir aksilik yaşanmazsa, kumbara gibi biriktirerek, inşallah 267 milyar dolar hedefimize sadığız. Aralık ayında bu tabloyu göreceğiz” şeklinde konuştu.
“Yasadışı yollarla yapılmak istenen ithalata karşı ciddi bir mücadele veriyoruz”
Temmuz ayı ithalatında yüzde 7,9’luk bir gerilemenin başarıldığını dile getiren Bakan Bolat; “Burada ülke için gerekli ve zorunlu olan ithalat zaten yapılıyor. Biz burada özellikle Türkiye’yi adeta Pazar gibi görüp, Türkiye’nin sanayilerini zor duruma sokabilecek ve yasadışı yollarla yapılmak istenen ithalata karşı ciddi bir mücadele veriyoruz. Bu çabamızın sonunda da çok şükür aylık ithalatımızda yüzde 8’lik bir küçülme oldu. Yani 2.6 milyar dolar tasarruf ettik ve 30 milyar doların altında kalması sağlanarak, 29,7 milyar dolar oldu. Sonuç olarak da dış ticaret açığı Temmuz ayında yüzde 42 oranında azaldı ve 7.2 milyar dolara geriledi. Geçen yıl Temmuz ayında bu rakam 12 buçuk milyar dolardı. Bu sene 7.2 milyar dolara geriledi. Böylece yaklaşık 5.3 milyar dolarlık bir döviz rezervi tasarruf etmiş olduk. İhracatın, ithalatı karşılama oranı çok çarpıcı. Geçen yıl Temmuz ayında yüzde 61’ken bu yıl Temmuz’da 14 buçuk puan artışla yüzde 75,7’ye yükseldi. Bu da önemli bir olumlu gelişmedir” dedi.
Ocak, Şubat, Mayıs ve Temmuz aylarında geçen yıla oranla çok fazla ihracat artışının olduğunu aktaran Bolat, “Bu yıl Haziran ayında ve Mart ayında aylık gerilememiz oldu. Nisan ayında başa baştık. Onun dışında Ocak, Şubat, Mayıs ve Temmuz aylarında geçen yılın epey üzerinde ihracat artışları sağlamış olduk. 7 aylık rakamlara baktığımızda bu yılın ilk 7 ayında ihracatımızda 148,8 milyar dolara ulaştık. Geçen yılın ilk 7 ayındaki rakam 142,9 milyar dolardı. Buda şu anlama geliyor; ilk 7 ayda yüzde 4,1’lik bir artış sağlamış olduk. İthalata baktığımızda önemli bir tasarrufumuz var. Burada da gerçekten ilk 7 ayda yüzde 8,4’lük bir gerileme başarıldı. İlk 7 aylık ithalatımız 198.6 milyar dolara geriledi. Yani bu sene ilk 7 ayda toplam ihracatımızda yüzde 4,1 artış 148.8 milyar dolara yükseldik. İlk 7 ayda ithalatımızda yüzde 8,4’lük azalışla 198.6 milyar dolara gerilemiş olduk. İlk 7 ayda ithalatımız net 18 milyar dolar azalmış oldu. İlk 7 ayda dış ticaret açığımız ise yüzde 32 buçukluk azalışla yaklaşık 50 milyar dolar oldu. Geçen yıl ilk 7 ayda ki açık ise 74 milyar dolardı. Yani 24 milyar dolar dış ticaret açığımız azalmış oldu” ifadelerini kullandı.
]]>Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) basın toplantısı düzenleyen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2024 yılı ilk 6 aylık turizm verilerini ve turizmdeki yeni hedefleri açıkladı. Bakan Ersoy, bu sene ilk 6 ayda 26 milyon 137 bin ziyaretçi rakamıyla rekor bir seviyeye ulaşmış olduklarını belirtti.
Bakan Ersoy, 21 Ağustos 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle cami statüsüne çevrilen ve restorasyonu tamamlanan Kariye Camii’nin 19 Ağustos itibarıyla ücretli olarak hizmete girmesiyle ilgili detayları da aktardı. Bakan Ersoy, Kariye Camii’nin 19 Ağustos itibariyle 20 avro giriş ücretiyle turistik ziyaretler için hizmete açılacağını belirtti. Camii, cuma günleri ibadete, diğer günler ise hem ziyarete hem de ibadete açık olacak.
“HEDEF RAKAMIMIZ İSE 60 MİLYON ZİYARETÇİ”
Bakan Ersoy, “Pandemi öncesinde 21 milyon 152 bin olan rekor sayısı 2019’un, pandemi sırasında aşağı inmişti biliyorsunuz. Sonra tekrar pandemi sonrası yükselişe geçti. Sırasıyla 19,5 milyon, sonrasında yaklaşık 23 milyon ve bu sene de ilk 6 ayda 26 milyon 137 bin rakamıyla rekor bir seviyeye ulaşmış oldu. Yani yüzde 13,9’luk bir artıştan bahsediyoruz. Pandemi öncesine kıyasladığımızda yüzde 23,6’lık bir ziyaretçi sayısı artışı görüyoruz. Yıl sonu karşılaştırmaları olarak baktığımızda ise pandemi öncesi 51 milyon 747 bin sayısına gelmiştik. 2022’de Türkiye, pandemiden en hızlı çıkmaya başlayan ülke olmuştu. 2023’te ise rekor bir ziyaretçi elde ederek 56 milyon 694 bin sayısına çıktı. Bu seneki hedef rakamımız ise 60 milyon ziyaretçi. Yıl sonu beklentisi artışımız yüzde 5.8. İlk 6 aylık artışa baktığımız zaman yüzde 13,8. Yıl sonu hedefleriyle uyumlu bir şekilde büyüme hızına devam ediyoruz” dedi.
“TURNUVALARIN AVRUPA’DA OLUŞU TURİZMİ ETKİLEDİ”
Avrupa Şampiyonası’nın Türkiye’de turizme etki ettiğine vurgu yapan Ersoy, “Hedeflerimizden biri de; ziyaretçileri sezona 12 ay yaymaktı. Aslında sezon dışı kabul edilebilecek rakamlardaki, artış oranı, yıl ortalamasının üzerinde gerçekleşiyor, tam da hedeflediğimiz gibi. Sezonu düşük aylar dediğimiz döneme de yaymayı stratejimizle paralel olarak geliştirdiğimizi görüyoruz. Ay bazındaki rakamlara da baktığınız zaman 2023-2024 karşılaştırmalarına baktığımızda Ocak-Şubat-Mart-Nisan-Mayıs aylarında ciddi bir artış var yolcu sayılarında. Haziran ayında bir azalma görüyorsunuz. Artış oranında bir yavaşlama görüyorsunuz. Bu artış oranındaki yavaşlama Temmuz-Ağustos aylarında da devam edecek.
Neyin etkisiyle oluyor bu; biliyorsunuz Avrupa Şampiyonası vardı bu sene. 14 Haziran- 14 Temmuz arasında Almanya’da Avrupa Şampiyonası vardı. O bitti hemen akabinde, 24 Temmuz-11 Ağustos tarihleri arasında Fransa Yaz Olimpiyatları başladı. Bunun da etkisiyle, bu iki önemli uluslararası turnuvanın etkisiyle, bu turnuvaların da Avrupa’da gerçekleşiyor olmasının etkisiyle Haziran ayındaki yavaşlamanın Temmuz ve Ağustosta da devam ettiğini göreceğiz. Yani artış oranları devam edecek, daha yavaş bir oranda artış oranları devam edecek. Eylül itibarıyla yani bu turnuvaların etkisinin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte tekrar artış oranlarında yükselme göreceğiz. Ekim-Kasım ve Aralık rakamları ile birlikte yılsonu hedefimiz olan 60 milyon ziyaretçi ortalama yüzde 6’lık bir artış oranına yakalayacağımızı hatta belki geçebileceğimizi şu anki rakamlar gösterebilmekte” ifadelerini kullandı.
“YUNAN ADALARI’NIN TÜRKLERE DAHA RAHAT VİZE VERMESİ DE ETKİLİ OLMUŞ OLABİLİR”
Türk ziyaretçilerin konaklama sürelerine değinen Bakan Ersoy, “Burada özellikle bir şey daha belirtmek istiyorum. Basında da çok yer aldı Çeşme ve Bodrum içeriğindeki doluluk oranlarıyla ilgili. Buradaki önemli konu gündeme geliyor her seferinde sadece bu turnuvaların olması değil veya işte tabii ki Yunan Adaları’nın Türklere daha rahat vize veriyor olması etkili olmuş olabilir. Tabii ki Türk ziyaretçilerin geçen seneye oranla daha kısa süreli konaklıyor olması buradaki doluluklara etki etmiş olabilir. Ama burada konunun esasına özüne bakmamız gerekirse; bunun özü aslında Çeşme ve Bodrum bölgelerinin sezonun kısa olması, yani 2-3 ayla sınırlı olması, sezonun 12 aya yayılamamış olması ve ağırlıklı olarak tek pazara endeksli bir sektör olmuşmuş olması. 2018’de biz göreve başladıktan sonra belki hatırlarsınız ilk hayata geçirmek için oluşturduğumuz proje, Ege Turizm Merkezleri Çeşme Projesi’ydi. Ama maalesef projeye siyasi ve yerel yönetimler siyasi yaklaştılar ki biz her seferinde lütfen bu projeye siyasi yaklaşmayın bölgeye ihtiyacı var diye uyarmamıza rağmen siyasi yaklaşıldı. Bir hukuki süreç başlatıldı projenin gelişim hızı yavaşlatıldı, önü tıkandı. Çok yavaş da olsa ilerliyor. Ama eğer bu süreç bu şekilde tıkanmasaydı 2018’e başladığımız süreç şu anda hayata geçmiş olacaktı ve biz bugün Çeşme ve Bodrum’la ilgili ilgili bir konuşma yapmak zorunda almayacaktık” şeklinde konuştu.
“EN ÖNEMLİ KONU KİŞİ BAŞI GECELİK HARCAMA”
Rus turistlerin ziyaretçi sayısında başta yer aldığını belirten Bakan Ersoy, “Avrupa Şampiyonası etkisi burada da görülüyor. Geçen çeyrekte Almanya, birinci sıradaydı Rusya ikinci sıradaydı. Şimdi yer değiştirdiler. Rusya Federasyonu 2.7 milyon ziyaretçi ile birinci sırada, Almanya 2,5 milyon ziyaretçi sayısı ile ikinci sırada, Birleşik Krallık da 1,8 milyon ziyaretçi sayısı ile üçüncü sırada yer aldı. Ortalama kalış sürelerinde, 2019’da pandemi öncesinde 9,4’tü. Sonra normalizasyon başlıyor. 2022’de 11,5; 2023’te 11,1; 2024’te ilk 6 ayda 10,1 oluyor. Yıllık bazda baktığımız zaman da aşamalı bir şekilde aşağı doğru gittiğini görüyoruz. 2024 hedefimiz 9,7. İlk 6 aydaki gerçekleşmeye baktığımız zaman burada 10,1 ve 9,7’yi karşılaştırdığımızda muhtemelen 9,7 kalış hedefini üzerinde gerçekleşeceğini gösteriyor. En önemli konu kişi başı gecelik harcama, bizim en çok önemsediğimiz, vurguladığımız konu aslında bu. 2021 itibarıyla kovid sonrası tekrar normalleşme başlıyor, 75 dolara, 2022’de 95, 2023’te ilk 6 ayda 103 dolara çıkıyor. 2024’te de 109 dolar olarak açıklanıyor. Geçen seneye göre de artış var. 103 dolardan 109 dolara çıktığını burada görebiliyoruz. Yıl sonu hedefimizin 103 dolar olduğunu düşünürsek, hedefimizle uyumlu bir şekilde ilerlediğimizi görüyoruz. Turizm gelirinde baktığımız zaman; 1 ve 2’inci çeyrekte artışlar devam ediyor. İlk 6 ayda 23,7 milyar dolar gelir elde edilmiş. Türkiye’nin rekor bir gelir elde ettiğini gösteriyor. 3 ve 4’ünü çeyreklerde de bu rekor devam edecek. İnşallah 60 milyar dolar yılsonu hedefimizle uyumlu bir şekilde süreci götüreceğiz gibi gözüküyor” diye konuştu.
“3 BİN 203 TESİS, İŞ YERİ ÇALIŞMA RUHSATI OLMADIĞI İÇİN İPTAL EDİLDİ”
Turizm konutlarında belgeleme verilerine ilişkin detayları aktaran Ersoy, “Biraz da turizm tesisleri belgelendirme ile ilgili bilgi vermek istiyorum. Biliyorsunuz turizm konutları ile ilgili bir çalışma yapılmıştı. Yasa devreye girdi. Buradaki sonuçları şu an an itibarıyla sonuçları sizinle paylaşmak istiyoruz. Şu ana kadar 32 bin 904 konuta belge verildi. Bunların 29 bin 789’unun işlemlerinin tamamı tamamlandı, çalışır durumda. Belgeleme sürecinde 3 bin 115 konut var. Hepsi aldığı zaman yaklaşık 40 binin üzerinde konut turizm amaçlı hizmet verebilecek durumda gözüküyor. 3 bin 203 tesis, iş yeri çalışma ruhsatı olmadığı için iptal edildi” dedi.
Bakan Ersoy, verileri açıklamasının ardından Kültür Yolu Festivali etkinlikleri hakkında bilgi verdi.
]]>
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu yayınladı. Toprak’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle:
“12 bin 500 liralık en düşük emekli aylığı açlık sınırının yüzde 34 altında”
“Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) üniversite adayları için düzenlediği Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları ve doğru yanıt seviyesindeki vahim başarısızlık, eğitim kurumlarının alarm verdiğini, Milli Eğitim sisteminin büyük tahribata uğratıldığını ortaya koydu. ÖSYM Başkanının açıkladığı sonuçlar özellikle sınava ilk kez giren lise son sınıf öğrencilerinin başarı düzeyinin gerilediğini, doğru cevap sayısına ilişkin ortalamaların en alt düzeylere indiğini gösteriyor.
İktidarın emekliler arasında maaş kaosunu daha da büyütmesi kaçınılmaz olan düzenlemeyle mağdur ettiği 13 milyon emekliyi 2 bin 500 liralık artıştan yararlandırılmaması, eşitlik ilkesinin yanı sıra anayasanın sosyal devlet ilkesine de aykırıdır. Bu maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve artıştan tüm emeklilerin seyyanen yararlandırılması anayasa gereği kaçınılmazdır. Açlık sınırının haziran itibarıyla 19 bin liraya ulaştığı ekonomik ortamda, yapılan yüzde 25 artışa rağmen 12 bin 500 liralık en düşük emekli aylığı, açlık sınırının yüzde 34, asgari ücretin yüzde 26,5 altındadır.
İnsanca maaş artışı kaçınılmaz olarak yakıcı hale gelen emeklilerin gerçekçi zam ve refah artışı talepleri ‘Bütçede para yok’ diye geçiştirilemez. İktidar derhal bu yanlıştan dönmeli, kök maaşlarda yapılacak enflasyon zammıyla en düşük emekli aylığı asgari ücretle eşitlenmelidir. En düşük aylıkta yapılan 2 bin 500 liralık artış tüm emeklilere seyyanen yansıtılmalıdır.
İktidarın sporu kontrole alma, kulüpleri dizayn etme, federasyonları kendi belirlediği isimlere teslim etme politikası, TFF Seçimli Genel Kurulu’nda sonuçsuz kaldı. Kazanmasına kesin görüyle bakılan iktidar destekli mevcut başkan seçimi kaybetti. Kapalı oylama sonunda rakip aday TFF Başkanlığı’na seçildi. Adaylık için imza veren delege sayısının yaklaşık iki katı oy alan rakip adayın seçimi kazanması, aynı zamanda iktidara ‘Futboldan, spordan elini çek. Spora siyaset bulaştırma’ mesajıdır.
“İktidarın gizli amacı sokak hayvanları üzerinden tüm tepkileri muhalefet belediyelerine yönlendirmektir”
İktidarın gizli amacı, kamuoyunda yaygın şekilde tartışılan sokak hayvanları üzerinden tüm tepkileri muhalefet belediyelerine yönlendirmektir. Giderek büyüyen bu sorunun merkezi-yerel yönetim işbirliğiyle çözülmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. İktidar, sorunu belediyelere yıkarak ve ‘uyutma-ötanazi’ görevini de belediyelere yükleyerek sorumluluktan kaçamaz. Ötanazinin sokak hayvanlarına uygulanması, bu kararın onlar adına bir insan tarafından verilmesi kabul edilemez.
Aylık ödemesi 5-6 asgari ücret tutarına yükselen konut kredilerine talep dibe vurunca, kamu bankaları ‘ortak konut kredisi’ kampanyası başlattı. Bir krediyi beş kişinin paylaştığı kampanya, yüksek faiz ve yüksek enflasyon karşısında eriyen gelirlerle ev sahibi olmanın milyonlarca kişi için hayal olduğunun ilanıdır.
Haziran 2024 ve Ocak-Haziran 6 aylık merkezi bütçe gerçekleşmeleri, ilk yarı yılda bütçe açığının 747,2 milyar liraya ulaştığını, tasarruf genelgesine rağmen kamu harcamalarında israfın devam ettiğini gösteriyor. Haziranda bütçe gelirleri 591 milyar, giderler 866,5 milyar lira tutarında gerçekleşince sadece bir aylık bütçe açığı 275,3 milyar lira oldu. Haziran ayında 99,3 milyar liraya ulaşan faiz dışı açık, bütçe giderlerinin üçte birine varan faiz ödemelerinin bütçeyi tükettiğini gösterirken, kamuda yeni yatırım ve istihdama, halkın refahına imkan sağlayacak kaynakların faize harcandığını ortaya koyuyor.
Bütçe açığı büyüdükçe borçlanma ihtiyacı artıyor, borçlanma faizi maliyeti yükseliyor. Kendi tasarruf tedbirlerine uymayan, ‘diğer’ adı altında müteahhitlere, vakıflara, kim olduğu açıklanmayan farklı kesimlere milyarlarca lira kaynak transferi veya hazine yardımı yapan iktidar, milyonlarca çalışan memur ve emekliye gelince ‘Bütçede para yok’ bahanesine sığınıyor.
“İktidar Afgan çobanlara muhtaçlıkla tarım ve hayvancılığın nasıl bitirildiğini itiraf ediyor”
Daha önce ‘Suriyeliler olmasa sanayici çalıştıracak işçi bulamaz’ diyen iktidar sözcüleri şimdi de ‘Afgan çobanlar olmazsa tarım hayvancılık biter’ söylemine sarıldı. Suriyeliler ve Afganlar yokken Türkiye’de tarım ve hayvancılık yokmuş gibi akıl dışı bir tezi sahiplenen iktidar, ülke tarım ve hayvancılığını çökerttiğini gizlemeye çalışıyor.
Köy okullarını kapatan, çiftçi ve besiciye desteği kesen, kırsal alanda gençleri göçe zorlayıp sadece yaşlı nüfusun kalmasına zemin hazırlayan politikaların sonucu ekilemeyen araziler, dalında çürüyen ürünler, terk edilen hayvancılık ve ithalata teslim olan Türkiye oldu. Ziraat Bankası’nı çiftçi yerine iktidar müteahhitlerinin finansörüne dönüştüren iktidar, Afgan çobanlara muhtaçlıkla ülke tarım ve hayvancılığının nasıl bitirildiğini itiraf ediyor.
“Trump göreve geldiği takdirde Türkiye ile ABD yeni gerginlikler yaşanması sürpriz olmayacaktır”
ABD Başkanlık seçimlerine 4 ay kala Donald Trump’a suikast girişimi dünyada yankı yarattı. Cumhuriyetçi Başkan adayının aynı partiye üye bir kişinin suikastına uğraması ABD toplumundaki kutuplaşma ve radikalleşmeyi açığa çıkarttı. Cumhuriyetçi parti içinde radikal-aşırı milliyetçi-Neo Nazi kanadın varlığı biliniyor. Bu kanat Trump’ı ‘mevcut düzenle uzlaşan bir kişi’ olarak değerlendiriyor. Trump’ın Biden’a karşı kaybettiği seçim sonrası aşırı sağcı Trump yanlılarının ABD Kongresini basıp darbe girişiminde bulunması buna kanıt olarak dile getiriliyor. Ayrıca Trump’ın Başkan Yardımcısı Adayı olarak Ohio Senatörü JD Vance’ı ilan etmesi bu açıdan çok dikkat çekici bir adım. JD Vance radikal muhafazakar kimliği yanında, ABD siyasetinde aşırı sağcı-yabancı düşmanı ve Evanjelist dini çizgisiyle ‘tehlikeli siyasetçi’ olarak öne çıkıyor.
Her iki başkan döneminde de ABD-Türkiye ilişkilerinde gerilimler sürdü, tırmandı. Trump Türkiye’nin PYD- YPG’ye karşı yürüttüğü operasyonlar nedeniyle ambargo kararı alırken, Rusya’dan satın alınan S-400 Hava Savunma Sistemleri üzerine de Türkiye’yi F-35 projesinden çıkarttı, CAATSA yaptırımları kapsamına aldı. Biden yönetimi CAATSA yaptırımlarını sürdürmenin yanında Rusya yaptırımlarını deldiği iddiasıyla Türkiye için yeni ambargo-yaptırım tehditlerini gündeme getirdi. Biden döneminde ABD ile ilişkilerde açılan mesafe son dönemde giderilmeye çalışılsa da F-16 alımında sıkıntılar sürüyor. Seçilme ihtimali artan Trump göreve geldiği takdirde Türkiye ile ABD arasında başta Suriye, İran, Gazze- Filistin, Çin, İsrail ilişkileri olmak üzere yeni gerginlikler yaşanması sürpriz olmayacaktır.
Beş yıllık görev süresi dolduğu için AB komisyon başkanlığına tekrar aday olan Ursula von der Leyen’e aşırı sağcı-milliyetçi blok ile Sol-Sosyalist-Yeşiller bloku karşı çıkıyordu. Keskin çizgilerle ayrışan bu iki grup AP’deki oylamada ittifak yapmayınca Muhafazakarlar ve Sosyal Demokratların ortak desteği Leyen’in beş yıl süreyle tekrar AB Komisyon Başkanı seçilmesine yetti.
Ursula von der Leyen’in ilan ettiği program AB’nin daha militarist bir sürece yöneleceğini, savaşçı politikaların, mülteci ve yabancı karşıtlığının öne çıkacağını işaret ediyor. ABD’de olası Trump döneminin başlaması yanında AB’nin de sert askeri süreçlere yönelmesi dünyada yeni savaş tehditlerinin artacağı, yakın çevremizde çatışma ihtimallerinin gündeme gelebileceğini gösteriyor.”
]]>
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 1 Ocak 2023 tarihi öncesi asli ve feri toplamı 2 bin lira ve altında olan ve borcu silinen kişi sayısına ilişkin verdiği soru önergesini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yanıtladı. Şimşek, 6 milyon 818 bin 285 mükellefe ait 4 milyar 20 milyon 616 bin 614,70 TL tutarında borcun silindiğini belirtti.
Ömer Fethi Gürer’in önergesini yanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun “Diğer Hükümler” başlıklı 10’uncu maddesi kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun’a göre takip edilen alacaklardan, vadesi 31 Aralık 2022 tarihinden (bu tarih dahil) önce olduğu halde 01 Ocak 2023 tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan ve bir amme borçlusu adına tahakkuk etmiş asli ve fer’i alacakların toplamı tüm tahsil daireleri itibarıyla 2 bin Türk Lirasını aşmayanların tahsilinden vazgeçildiğini ve bu kapsamda 6 milyon 818 bin 285 mükellefe ait 4 milyar 20 milyon 616 bin 614,70 TL tutarında terkin işlemi yapıldığını belirtti.
“6 milyon 818 bin 285 kişinin borcunun silinmesine rağmen icra dosyalarındaki artış devam etmektedir”
Borç silmenin, icra dairelerindeki dosya sayısını düşürmeye yönelik bir uygulama olsa da sorunun borç silmeyle ortadan kalkmadığını kaydeden Gürer, Türkiye genelinde icra dosya sayılarındaki artışa işaret ederek, “Bu yıl içinde icra dairelerine sunulan dosya sayısı 4 milyon 937 bin 971’e ulaşmış durumda. 6 milyon 818 bin 285 kişinin borcunun silinmesine rağmen icra dosyalarındaki artış devam etmektedir” şeklinde konuştu.
Son bir hafta içinde ise icra dosya sayısında dikkate değer bir artış yaşandığı belirten Gürer, “Bu kısa süre içerisinde icra dosya sayısı 111 bin 986 yeni dosya ile artmış durumda. Bu durum, Türkiye’de ekonomik krizin ve AKP iktidarının ekonomi politikalarının vatandaşlar üzerindeki olumsuz etkilerinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi.
Gürer, yaşanan ekonomik krizin ve AKP iktidarının vatandaşları borçlanmaya zorlamasının, gelir yetersizliği nedeniyle birçok vatandaşın borçlarını ödeyememesi sonucunda icralık duruma düşmelerine yol açtığını belirtti.
Vatandaşların bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borçlarındaki artışın sürdüğünü ifade eden Gürer, “5 Temmuz haftasında 3 trilyon 265 milyar TL olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 12 Temmuz haftasında 31 milyar TL artış göstererek 3 trilyon 297 milyar TL’ye ulaştı. Tüketici borçlarında kısa süre içinde önemli bir artış yaşandı ve hane halkının finansal yükü hızla büyüdüğü görülmektedir. AKP iktidarının ekonomi politikaları halkın refahını artırmak yerine, borç batağının daha da derinleşmesine neden olmaktadır” diye konuştu.
CHP’li Gürer, bankalar tarafından takibe alınan borç tutarının yılın ilk haftasında 46 milyar 119 milyon TL iken şu an 71 milyar 691 milyon TL’ye çıktığını belirtti. Gürer, özellikle emekli, işçi, çiftçi ve memurlardan oluşan büyük toplumsal grupların maaşlarına yapılan cüzi artışların yetersiz kaldığını ifade etti.
Gürer, “Ekonomik krizin etkisiyle artan enflasyon, vatandaşların alım gücünü düşürmekte ve bireyleri borçlanmaya zorlamaktadır. Gelir-gider dengesinin bozulması, birçok vatandaşın borçlarını ödeyememesine ve icralık olmasına yol açmaktadır. Bu veriler, ülkenin ekonomik yönetimindeki zafiyetleri açıkça ortaya koymaktadır. Ekonomik krizin yükünü en çok çeken kesimler olan emekliler, işçiler, çiftçiler ve memurlar, iktidarın yetersiz politikaları nedeniyle finansal sıkıntılarla boğuşmaktadır” dedi.
Ömer Fethi Gürer, vergide adalet sağlanmasının emekli, dar gelirli, sabit gelirli ve asgari ücretliler içinde önemli olduğunu ifade ederek, “Vergi dilimlerinde adalet sağlanmalıdır.Vergi dilimi ilk matrahı asgari ücretin yıllık kazancının altında olmamalıdır. Doğal gaz, elektrik,su,ulaşım,iletişim hizmetleri tüketiminden alınan vergi oranı yüzde 1 düşürülmelidir. Temel tüketim mallarından alınan vergi sıfırlanmalıdır. Kayıt dışı ile ciddi mücadele edilmelidir. Vergi adaleti sağlanmalı ve çok kazanan çok az kazanan az vergi ödemelidir. Bozulan ekonomik dengede geçim zorluğu çeken kesimlerin sorunlarına öncelikle çözüm üretilmelidir” dedi.
]]>CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, bebek ölüm hızının, 2022 yılında binde 9,2 iken 2023 yılında binde 10,0’a;, beş yaş altı çocuk ölüm hızının ise 2022 yılında binde 11,2 iken 2023 yılında binde 14,5’e yükseldiğine dikkat çekti. Pala, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
Pala, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“TÜİK tarafından Haziran 2024’te açıklanan ölüm istatistiklerine göre, ülkemizde, bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden Bebek Ölüm Hızı (BÖH), 2022 yılında binde 9,2 iken 2023 yılında ne yazık ki binde 10,0’a;, doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden Beş Yaş Altı Çocuk Ölüm Hızı (5YAÇÖH), 2022 yılında binde 11,2 iken 2023 yılında ne yazık ki binde 14,5’e yükselmiş. Ayrı verilerde; 2023 yılında Bebek ölüm hızının 2022 yılına göre 51 ilde artış gösterdiği, bir ilde (Giresun) aynı kaldığı, 29 ilde azaldığı, Beş Yaş Altı Çocuk Ölüm Hızının 2022 yılına göre 51 ilde artış gösterdiği, 30 ilde ise azaldığı açıklanmış. Bebek ve Beş Yaş Altı Ölüm Hızının artış gösterdiği 51 ilden 11’i 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen iller. Hem depremden etkilenen illerde hem de depremden etkilenen iller dışında kalan 40 ildeki ‘Bebek ve Beş Yaş altı Ölüm Hızı’ artışı endişe verici.
“Depremden etkilenmeyen 40 ildeki ölüm hızı artışı endişe verici”
Sağlık, bir sosyal politika alanıdır ve hiçbir sorun palyatif süreçlerle geçiştirilemez. Sağlık alanında her veri, olguların tekrarlanmaması ve önlenmesi için bir politika çerçevesini ve eylem planını zorunlu kılar. Depremde hem bebek hem de beş yaş altı çocuk ölümleri istatistiklerdeki ölüm hızını artırdı. Ancak depremden etkilenmeyen 40 ildeki ölüm hızı artışı endişe verici.”
“Bakanlığınızın bebek ve beş yaş altı çocuk ölümlerini azaltmak için herhangi bir eylem planı var mıdır”
Pala, Bakan Memişoğlu’na şu soruları yöneltti:
-Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen illerde 2023 yılında yaşamını yitiren 5 yaş altı çocuklardan deprem sırasında ve deprem sonrasında yaşamını yitirenlerin sayısı nedir?
Depremden etkilenen illerde 5 yaş altı çocuk ölüm hızındaki artışın nedenleri nedir? Bu illerde sağ ve/veya yaralı olarak kurtulduğu halde 2023 yılında yaşamını yitiren 5 yaşın altındaki çocukların toplam sayısı ve illere göre dağılımı nedir?
Türkiye’de 2023 yılında ve 2022 yılında illere ve hanehalkı refah düzeyine göre 5 yaş altı çocuk ölüm hızları nedir?
Türkiye’de 5 yaş altı çocuk ölüm hızı 2022 yılına göre azalmışken, 51 ilde artış göstermesinin nedenleri nelerdir? Bakanlığınızın bu konuda herhangi bir incelemesi ve/veya raporu var mıdır?
Türkiye’de 5 yaş altı çocuk ölüm hızının artış göstermesi endişe vericidir. Bakanlığınızın 5 yaş altı çocuk ölümlerini azaltmak için herhangi bir eylem planı var mıdır?
Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen illerde 2023 yılında yaşamını yitiren bebeklerden (illere göre) deprem sırasında ve deprem sonrasında yaşamını yitiren bebeklerin sayısı nedir?
Depremden etkilenen illerde bebek ölüm hızındaki artışın nedenleri nelerdir? Diğer illerde bebek ölüm hızındaki artışın nedenleri nelerdir?
Türkiye’de 2023 yılında 29 ilde bebek ölüm hızı 2022 yılına göre azalmışken, 51 ilde artış göstermesinin nedenleri nelerdir? Bakanlığınızın bu konuda herhangi bir incelemesi ve/veya raporu var mıdır?
Türkiye’de bebek ölüm hızının artış göstermesi endişe vericidir. Bakanlığınızın bebek ölümlerini azaltmak için herhangi bir eylem planı var mıdır?”
]]>
İZMİR Katip Çelebi Üniversitesi’nden (İKÇÜ) Dr. Öğretim Üyesi Erhan Irmak, deniz suyu sıcaklığının artması ile Akdeniz ve Ege’de egzotik türlerin çoğaltıldığına, yerli balık türlerinin de azaldığına dikkati çekip, “Deniz suyu sıcaklığının artışı, balon balığı ve aslan balığı gibi egzotik türlerin sayısında artışa neden oluyor. Daha önce akvaryumlarda görmeye alıştığımız aslan balığı, Süveyş Kanalı’ndan geçerek batıya doğru yayılışı arttı” dedi.
Deniz suyu sıcaklığının yükselmesinin yanı sıra kirlilik ve aşırı avcılık denizde yaşayan canlıları olumsuz etkiliyor. Sıcaklıkların artmasıyla Akdeniz ve Ege Denizi’nde egzotik türlerde artış yaşanırken, yerli balık türlerinde azalış gözlemleniyor. İKÇÜ Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Erhan Irmak, denizdeki sıcaklıkların zaman zaman normallerin dışına çıkabildiğini belirtip, “Balıklar da soğukkanlı canlılar olduğu için çok küçük sıcaklık değişimlerden bile etkilenmekte. Havaların ve deniz suyunun ısınması ile kıtalar arası deniz olan Akdeniz’e farklı canlı türlerinin geçişleri sağlanabiliyor. Kızıldeniz’e bağlı olduğumuz Süveyş Kanalı’ndan geçiş yapan canlılar ise genelde tropikal kökenli. Dolayısıyla deniz suyu sıcaklığının artışı, balon balığı ve aslan balığı gibi egzotik türlerin sayısında artışa neden oluyor. Daha önce akvaryumlarda görmeye alıştığımız aslan balığı, Süveyş Kanalı’ndan geçerek batıya doğru yayılışı arttı. Böylece Akdeniz genelinde, Güney Ege’yi dahil edersek egzotik türler yayıldı” dedi.
‘ÇİZGİLİ TON BALIĞINDA ARTIŞ OLDU’
Küresel ısınma nedeniyle artan diğer bir deniz canlısının ‘Katsuwonus pelamis’ denen çizgili ton balığı olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Irmak, “Biraz daha ılıman suları seven bir türdür. Çok fazla görülmezken; sıcaklıkların artışı ile yaklaşık son 7-8 senedir sularımızdaki miktarında artışlar görüldü. Bu artışın tek sebebini küresel ısınmaya bağlamak doğru olmayabilir. Mevcut ortamda aynı boya ve aynı yaşam koşullarına sahip ekolojik istekleri gereği aynı besin gruplarından beslenen ve benzer gruptaki balık türlerinden olan tombik, yazılı orkinos, tülina veya orkinos gibi türlerin azalması çizgili ton gibi bazı balık türlerin artışına neden oluyor” diye konuştu.
‘ARTIŞIN TEMEL SEBEPLERİNDEN BİRİ KİRLİLİK’
Sıcaklıkların yanı sıra deniz kirliliği ve aşırı avcılığın da balık türlerini etkileyen önemli konulardan olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Irmak, şunları söyledi:
“Yaklaşık son 25-30 yıldır denizlerimizde bir kirlilik artışı söz konusu. Bunun en büyük sebebi de kıyısal bölgelerin çok fazlaca işgal edilmiş olması ve yerleşim yeri olarak kullanılıyor olması. Çünkü ne kadar insanlık aktivitesi olursa, o kadar kirlilik de artıyor. Deniz suyundaki sıcaklığın da artışının temel sebeplerinden bir tanesi ise karasal kaynaklı deniz kirliliğinden oluşan türbidite artışı. Dolayısıyla denizlerimizde bahsi geçen 2-3 derecelik artışlar, bu kirlilikten kaynaklı bir artış. Deniz suyu ne kadar bulanık olursa, güneş radyasyonundan kaynaklı sıcaklık artışı o kadar fazla olacaktır. Anlattığımız tüm etmenler soğuk seven türlerin azalmasına neden oluyor. Mezgide Ege Denizi ve İzmir civarında rastlanırken; şu an daha kuzeye giderek kuzey Ege’de sıkışmış durumdalar. Çünkü soğuk seven türler yaşam koşulları değiştiği için Ege Denizi’nin kuzeyine doğru gidiyor.”
‘PALAMUT POPÜLASYONUNDA CİDDİ DÜŞÜŞ OLABİLİR’
En büyük problemlerden birinin de aşırı avcılık olduğunun altını çizen Dr. Öğretim Üyesi Irmak, “En önemli ekonomik deniz balıklarından olan lüfer ve palamut, Ege Denizi’ne eskisinden daha az geliyor. Ticari değeri yüksek olan bu iki tür en ufak balıkçıdan en büyüğüne kadar sezon açıldığında yakaladıkları ilk balıklardır. Lüfer ve palamut üremesini Karadeniz’de gerçekleştirdikten sonra Ege Denizi’ne geliyor. Aşırı avcılık nedeni ile bu türlerin yavruları boğazlardan çıkıp, göçünü tamamlaması gerekirken; boğazdan dahi çıkamıyor. Dolayısıyla popülasyonda ciddi bir düşüş oluyor. Öngörüm, bu senede palamut olmayabilir ya da sezon çok kısa sürebilir. Popülasyonun kendisini toparlaması bir 4-5 sene alabilir” dedi.
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, haziran ayında Türkiye genelindeki havalimanlarında toplam 22 milyon 723 bin 642 yolcuya hizmet verildiğini açıkladı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün, 2024 Haziran ayına ait hava yolu istatistiklerini açıkladı. Bakan Uraloğlu, haziran ayında yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 83 bin 21, dış hatlarda ise 88 bin 322’ye ulaştığını aktardı. Toplam uçak trafiğinin üst geçişler ile birlikte 217 bin 663’e ulaştığını bildirdi. Uraloğlu, haziran ayında hizmet verilen uçak trafiğinin 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 3,8; dış hat uçak trafiğinde yüzde 6 olmak üzere üst geçişler dahil toplam uçak trafiğinde yüzde 6,4 artış meydana geldiğini kaydetti. Haziranda, Türkiye genelinde hizmet veren havalimanlarında iç hat yolcu trafiğinin 9 milyon 48 bin 214’e, dış hat yolcu trafiğinin ise 13 milyon 645 bin 102’ye ulaştığını kaydeden Bakan Uraloğlu, söz konusu ayda direkt transit yolcular ile birlikte toplam 22 milyon 723 bin 642 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi. Uraloğlu, “2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 6,4; dış hat yolcu trafiğinde yüzde 9,1 olmak üzere direkt transit dahil toplam yolcu trafiği yüzde 7,9 artış gösterdi. Havalimanları yük trafiği ise haziran ayında iç hatlarda 87 bin 78 ton, dış hatlarda ise 376 bin 957 ton olmak üzere toplamda 464 bin 35 tona ulaştı” ifadelerini kullandı.
‘İSTANBUL HAVALİMANI’NDA 7 MİLYON YOLCUYA HİZMET VERİLDİ’
İstanbul Havalimanı’nda haziran ayında uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 817’ye, dış hatlarda 34 bin 497 olmak üzere toplamda 45 bin 314’e ulaştığını belirten Bakan Uraloğlu, “Bu havalimanında iç hatlarda 1 milyon 620 bin 581, dış hatlarda 5 milyon 434 bin 470 olmak üzere toplamda 7 milyon 55 bin 51 yolcuya hizmet verildi. 2024 yılının Haziran ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiği 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında ise toplam uçak trafiğinde yüzde 1 artış meydana geldi. 2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında toplam yolcu trafiği yüzde 4 artış gösterdi” dedi.
‘SABİHA GÖKÇEN’DE 3,6 MİLYON YOLCUYA HİZMET VERİLDİ’
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ise haziran ayında uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 151, dış hatlarda 10 bin 853 olmak üzere toplamda 21 bin 4’e ulaştığını aktaran Uraloğlu, “Sabiha Gökçen Havalimanı’nda iç hatlarda 1 milyon 825 bin 301, dış hatlarda 1 milyon 788 bin 413 olmak üzere toplamda 3 milyon 613 bin 714 yolcuya hizmet verildi. 2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen uçak trafiği, 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 6, dış hat uçak trafiğinde yüzde 1 olmak üzere toplam uçak trafiğinde yüzde 4 artış meydana geldi. 2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiği yüzde 19; dış hat yolcu trafiği yüzde 7 olmak üzere toplam yolcu trafiği yüzde 13 artış gösterdi” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, genel havacılık faaliyetlerinin devam ettiği İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ise haziran ayında 2 bin 495 uçak trafiği gerçekleştiğini bildirdi.
‘6 AYDA YOLCU SAYISI 104 MİLYONU GEÇTİ’
2024 yılının ilk 6 ayında havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin, iç hatlarda 431 bin 991, dış hatlarda ise 387 bin 113’e ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, üst geçişler ile birlikte toplam 1 milyon 71 bin 801 uçak trafiğine ulaşıldığını kaydetti. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiğinin 2023 yılı aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 3,8, dış hat uçak trafiğinde yüzde 9,3 olmak üzere üst geçişler dahil toplam uçak trafiğinde yüzde 8 artış gösterdiğini ifade eden Bakan Uraloğlu, “Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 46 milyon 157 bin 20’ye, dış hat yolcu trafiğinin 58 milyon 568 bin 244’e, transit yolcu sayısının ise 108 bin 126’ya ulaştığı bu dönemde direkt transit yolcular ile birlikte toplam 104 milyon 833 bin 309 yolcuya hizmet verildi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 10,2, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 13,1 ve direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde yüzde 11,6 artış oldu” açıklamasında bulundu.
Uraloğlu, 6 ayda havalimanlarında iç hatlarda 412 bin 44 ton, dış hatlarda 1 milyon 829 bin 741 ton olmak üzere toplamda 2 milyon 242 bin 185 ton yük trafiği gerçekleştiğini bildirdi.
İstanbul Havalimanı’nda 6 aylık sürede iç hatlarda 57 bin 783, dış hatlarda 195 bin 332 olmak üzere toplamda 253 bin 115 uçak trafiğine ulaşıldığını açıklayan Bakan Uraloğlu, iç hatlarda 8 milyon 154 bin 410, dış hatlarda 29 milyon 938 bin 219 olmak üzere toplamda 38 milyon 92 bin 629 yolcuya hizmet verildiğini duyurdu. Uraloğlu, “2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiği 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında toplam uçak trafiği yüzde 4 artış gösterdi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında toplam yolcu trafiğinde yüzde 7 artış oldu” dedi.
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ise 6 aylık sürede; iç hatlarda 54 bin 983, dış hatlarda 62 bin 790 olmak üzere toplamda 117 bin 773 uçak trafiği gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, iç hatlarda 9 milyon 463 bin 44, dış hatlarda ise 10 milyon 359 bin 842 olmak üzere toplamda 19 milyon 822 bin 886 yolcuya hizmet verildiğini ifade etti. Uraloğlu, “2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiği 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiği yüzde 7; dış hat uçak trafiği yüzde 10 olmak üzere toplam uçak trafiği yüzde 9 artış gösterdi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 21, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 16 olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 18 artış oldu” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda da 6 aylık dönemde 13 bin 270 uçak trafiği gerçekleştiğini bildirdi.
‘TURİZM MERKEZLERİNDE 23,8 MİLYON YOLCU AĞIRLANDI’
2024 yılının ilk 6 aylık döneminde; dış hat trafiğinin yoğun olduğu turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının iç hatlarda 8 milyon 604 bin 682, dış hatlarda ise 15 milyon 286 bin 409 olmak üzere toplam 23 milyon 891 bin 91 yolcuya hizmet verildiğini bildiren Uraloğlu, “Söz konusu dönemde iç hatlarda 67 bin 799, dış hatlarda ise 98 bin 609 uçak trafiği gerçekleşti” dedi.
2024 yılı ilk 6 aylık dönemde İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda iç hatlarda 3 milyon 420 bin 585, dış hatlarda ise 1 milyon 890 bin 893 olmak üzere toplamda 5 milyon 311 bin 478 yolcuya hizmet verildiğini kaydeden Bakan Uraloğlu, “Antalya Havalimanı’nda iç hat yolcu trafiği 3 milyon 208 bin 734, dış hat yolcu trafiği 11 milyon 365 bin 299 olmak üzere, toplamda 14 milyon 574 bin 33 yolcuya hizmet verildi. Bir diğer önemli turizm merkezlerimizden biri Muğla’da Muğla Dalaman Havalimanı’nda iç hatlarda 758 bin 476 yolcuya, dış hatlarda 1 milyon 243 bin 750 olmak üzere toplam 2 milyon 2 bin 226 yolcuya hizmet verildi. Muğla Milas- Bodrum Havalimanı’nda ise iç hatlarda 988 bin 202, dış hatlarda 585 bin 921 olmak üzere toplamda 1 milyon 574 bin 123 yolcuya hizmet verildi. Gazipaşa Alanya Havalimanı’nda da iç hat yolcu trafiği 228 bin 685, dış hat yolcu trafiği 200 bin 546 olmak üzere, toplamda 429 bin 231 yolcuya hizmet verildi” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 24,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,60 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,07 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 47,84 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,11 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en çok azalan ana grup yüzde 0,58 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 3,79 ile konut oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Haziran ayı itibarıyla, 35 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 5 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 103 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 70,40, aylık yüzde 1,90 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 68,25 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 50,09 arttı, aylık yüzde 1,38 arttı
Yİ-ÜFE 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,38 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,49 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 47,97 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 52,80 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 72,33 artış, imalatta yüzde 52,80 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 10,78 artış ve su temininde yüzde 78,43 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 46,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,36 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,13 artış, enerjide yüzde 30,41 artış ve sermaye mallarında yüzde 53,68 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 1,18 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,67 artış, imalatta yüzde 1,18 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 2,72 artış ve su temininde yüzde 4,20 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 0,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,57 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,95 artış, enerjide yüzde 2,22 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,53 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 24,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,60 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,07 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 47,84 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,11 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en çok azalan ana grup yüzde 0,58 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 3,79 ile konut oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Haziran ayı itibarıyla, 35 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 5 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 103 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 70,40, aylık yüzde 1,90 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 68,25 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 50,09 arttı, aylık yüzde 1,38 arttı
Yİ-ÜFE 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,38 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,49 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 47,97 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 52,80 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 72,33 artış, imalatta yüzde 52,80 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 10,78 artış ve su temininde yüzde 78,43 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 46,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,36 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,13 artış, enerjide yüzde 30,41 artış ve sermaye mallarında yüzde 53,68 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 1,18 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,67 artış, imalatta yüzde 1,18 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 2,72 artış ve su temininde yüzde 4,20 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 0,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,57 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,95 artış, enerjide yüzde 2,22 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,53 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>ANKARA Üniversitesi’nden Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, “Konut krizinin temel nedenleri arasında arz eksikliği, yüksek inşaat maliyetleri ve kredi erişimi zorlukları gibi faktörlerin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Kamu kurumlarının kiralık konut ve sosyal konut üretimine yönelmesi ve kiralık konut pazarının büyütülmesi zorunludur” dedi.
Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Harun Tanrıvermiş, Ankara Üniversitesi Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu binasında düzenlediği basın toplantısında, konut kiralarındaki artışı yüzde 25 ile sınırlayan düzenlemenin sona ermesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Tanrıvermiş, yüzde 25 artış sınırı uygulamasının bitmesiyle, kiralarda yeniden enflasyon rakamlarının belirleyici olacağını hatırlatarak, “Öncelikle Türk hukukunda konut kira artışı yıllık olarak yapılmakta ve mevcut sözleşmeler de bu esasa dayalı olarak hazırlanmıştır. 2 Temmuz öncesi dönemde sözleşme yapan kiracılar için bir sonraki yıl beklenecek ve kira için yenileme dönemi geldiğinde artık TÜFE 12 aylık ortalaması kadar artış yapılacaktır. Konutlarda kira zammı için 12 aylık TÜFE ortalaması üst sınırdır. Bunu aşmayan bir oran belirlenmesi mümkün olup, bunu aşacak bir talep geçersiz olacaktır. 1 Temmuz 2024 tarihi dahil, önceki dönemde süresi biten kira sözleşmelerinde artış yüzde 25 olması gerekirken, 2 Temmuz 2024 tarihinden sonra yenilecek sözleşmelerde kira parası yıllık TÜFE değişimi kadar artırılacaktır” diye konuştu.
İnşaat ve arsa maliyetlerinin artması nedeniyle yeni konut üretiminin azaldığını belirten Prof. Dr. Tanrıvermiş, “Konut kredisi faiz oranlarının da yükselmesi en önemli sebepler arasında yer almaktadır. Kira sınırlamasının kaldırılmasıyla konut üretiminde artış olabileceği düşünülse de bu tek başına krizin çözümüne etki etmeyecektir. Konut krizinin temel nedenleri arasında arz eksikliği, yüksek inşaat maliyetleri ve kredi erişimi zorlukları gibi faktörlerin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve belediyeler olmak üzere kamu kurumlarının kiralık konut ve sosyal konut üretimine yönelmesi ve kiralık konut pazarının büyütülmesi zorunludur” dedi.
‘UZUN VADEDE KONUT STOKU ARTACAKTIR’
Ayrıca, kira sınırlamasının sona ermesinin olumlu etkilerine değinen Prof. Dr. Tanrıvermiş, “Kira artış sınırının kaldırılması, konut yatırımcılarını ve inşaat sektörünü teşvik edici etki yapar. Serbest piyasa koşullarında kira fiyatlarının belirlenmesi, konut yatırımcıları için daha cazip olabilir ve bu da konut stokunun artmasına katkıda bulunabilir. Bu şekilde uzun vadede konut arzının artması ve kira fiyatlarının dengelenmesine yardımcı olabilir. Kira fiyatlarının 12 aylık ortalama TÜFE’ye göre belirlenmesi ve ev sahipleriyle kiracıların TÜİK’in her ay açıkladığı enflasyon verilerini takip etmesi, kira fiyatlarının serbest piyasa koşullarına göre belirlenmesini sağlayacaktır. Bu da arz-talep dengesinin kurulmasına olanak verecektir. Piyasaya müdahale edilmediğinde, dengelenmenin sağlanabileceği ve kiracılar ile ev sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların azalabileceği düşünülmektedir. Ayrıca kira sınırlamasının kaldırılmasıyla kiralık ev sayısının ve konut satışlarının artması beklenmektedir. Bu da konut yatırımları ve inşaat sektörü için teşvik edici olacaktır. Uzun vadede bu durum konut stokunun artmasına katkı yapacaktır” dedi.
Prof. Dr. Tanrıvermiş, sınırlamanın kaldırılmasının olası olumsuz etkilerine ilişkin de “Kira artışları, genel enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratabilir ve bu da daha geniş ekonomik etkiler doğurabilir. Bu olası etkileri yönetmek için çeşitli önlemler alınabilir. Örneğin, düşük gelirli kiracılara devlet tarafından kira yardımı sağlanabilir. Gayrimenkul sahiplerine makul kira artışları karşılığında vergi teşvikleri sunulabilir. Ayrıca, uzun vadede konut üretimini artıracak politikalar ve teşvikler uygulanabilir” ifadelerini kullandı.
]]>BM, birçok yüksek gelirli ülkede fentanilden daha güçlü bir sentetik opioid türü olan nitazenlerin ortaya çıkmasının ardından aşırı dozdan kaynaklanan ölümlerde bir artış olduğunu tespit etti.
2020 yılından bu yana stabil göründüğü belirtilen yasa dışı opioid pazarındaki ön verilere göre 2023 yılında fentanillerde bir düşüş yaşandı. Buna karşılık nitazen adı verilen sentetik opioidlerin sayısı fentanilleri yakalamış görünüyor.
Fetanil eroinden 50 kat güçlü bir uyuşturucu madde.
Nitazenlerse ilk olarak 1950’lerde ağrı kesici bir ilaç olarak geliştirildi ancak o kadar güçlü ve bağımlılık yapıcılardı ki tıbbi kullanım için hiçbir zaman onay alamadı.
Taliban’ın dünyanın en büyük opioid üreticisi Afganistan’da üretimi durdurmasının ardından eroin alıcıları sentetik opioidlere yöneldi.
Rapora göre, Taliban’ın 2022’de getirdiği yasağın ardından Afganistan’da uyuşturucu üretimi geçen yıl yüzde 95 azalırken Myanmar’da yüzde 36 arttı. Küresel üretimindeyse toplam yüzde 75’lik düşüş yaşandı.
Avrupa Birliği’nin Uyuşturucu İzleme Ofisinin 2024 uyuşturucu raporu da nitazenlerin yeni ortaya çıkan bir tehdit olduğunu söylüyordu.
2009 yılından bu yana Avrupa uyuşturucu pazarında toplam 81 yeni sentetik opioid ortaya çıktı. 2023 yılında AB Erken Uyarı Sistemine (EWS) ilk kez bildirilen yedi yeni sentetik opioidden altısı nitazenler oldu. Bu, tek bir yılda bildirilen en yüksek nitazen sayısı oldu ve 2019’dan bu yana Avrupa’da toplam 16 adet tespit edildi.
Kokain üretimi ve tüketimi rekor kırdı
BM’nin Uyuşturucu ve Suç Dairesi (UNODC) tarafından hazırlanan yeni raporda dünya çapında en popüler uyuşturucu maddenin 228 milyon kişinin tükettiği esrar olduğu belirtildi.
60 milyon kişinin opioid, 30 milyon kişinin amfetamin, 23 milyon kişinin kokain, 20 milyon kişinin ise “ekstazi” kullandığı belirtildi.
Buna göre dünya genelinde 292 milyon kişi; her 18 kişiden 1’i 2022’de uyuşturucu kullandı; bu oran on yıl kadar önce yüzde 20 daha azdı. Artışta nüfus artışı da etkili oldu.
Diğer yandan kokain pazarının hala büyümeye devam ettiği ve küresel kokain tedariğinin 2022’de rekor kırarak 2,700 tonu geçtiği belirtildi. Bu bir önceki yıla göre yüzde 20 artış anlamına geliyor.
Ürünün arz ve talebindeki artışa, tedarik zincirinde yer alan özellikle Ekvador ve Karayip ülkelerinde artan şiddet olayları eşlik etti. Batı ve Orta Avrupa’daki bazı hedef ülkelerde de sağlık sorunlarında yükseliş vardı.
Benzer şekilde, esrar kullanımı, uyuşturucunun Kanada, Uruguay ve ABD’de bazı bölgelerde yasallaştırılmasıyla birlikte arttı.
Diğer yandan Kanada ve ABD’deki düzenli esrar kullanıcıları arasında intihara teşebbüs oranları da arttı.
UNODC’nin baş araştırmacısı Angela Me, konuyla ilgili açıklamasında kokain ticaretinin “geleneksel pazarları” olarak görülen ABD, Batı ve Orta Avrupa dışına genişlediğini”; örneğin Afrika üzerinden trafiğin arttığını belirtti.
Türkiye’de durum ne?
Raporda Türkiye “captagon” ve metamfetamin uyuşturucuların ticaretindeki geçiş noktalarından biri olarak göze çarpıyor.
Captagon, son yıllarda Orta Doğu’da adeta veba gibi yayılan, çok fazla bağımlılık yapan amfetamin benzeri bir uyuşturucu. Çoğunluğu Suriye’de ve az bir bölümü de Lübnan’da üretilen uyuşturucu maddenin en büyük pazarı Yakın ve Orta Doğu.
Buna benzer şekilde bölgede metamfetamin pazarının da büyüdüğü ve ürünün son yıllarda alışılageldik pazarların dışında da ele geçirildiği belirtiliyor.
Bu ülkelerden biri olan Irak’ta 2019’dan 2023’e kadar metamfetamin ele geçirilen vakalarda yüzde 600 artış yaşandı.
Raporda “captagon” ve metamfetaminin benzer ticaret rotaları izlemesinin kaçakçıkların bölgedeki bu iki pazarı birleştirme kapasitesine sahip olduğu anlamına geldiği belirtiliyor.
BM bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarının hem ölçeği hem de karmaşıklığı hızla artarken, ükelerin karşı karşıya olduğu önemli zorluklardan birinin Yakın ve Orta Doğu’da sınır ötesi bağlantıları ve ekonomik çıkarları olan silahlı güçlerin varlığı olduğu konusunda uyarıyor.
Bu durumun bölgedeki silahlı çatışma ve yolsuzlukla birlikte uyuşturucu üretiminin artmasına katkıda bulunduğu belirtiliyor.
]]>(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile 4 saat 15 dakika süren görüşmesinin ardından “Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük” dedi. Karatepe, asgari ücrete zam yapılması konusunda Şimşek’in tepkisinin ne olduğuna ilişkin soruya “Asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim” diye yanıt verdi.
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu gölge bakanı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile 4 saat 15 dakika süren görüşmesinin ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Karatepe, şunları söyledi:
“Bildiğiniz gibi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen son görüşmede Sayın Genel Başkanımız, vatandaşın ekonomik sıkıntılarını gündeme getirmişti. Bunun üzerine partimizin ekonomideki önerilerini iletmek üzere Hazine ve Maliye Bakanı ile bir görüşme planlanmıştı. Bu kapsamda bugün Sayın Mehmet Şimşek ile görüşmemizi gerçekleştirdik. Öncelikle Sayın Bakan’a misafirperverliği için teşekkür ederim. Biz iktidarın milletin yaşadığı ekonomik yıkımdaki sorumluluğuna ortak olacak değiliz. Yine biz iktidarın bundan sonra yapacaklarına bir kredi açacak da değiliz. Biz temsil ettiğimiz kitlelerin haklarını savunmak, toplumun acil sorunlarını bizzat muhatabına iletmek ve bedeli ödeyenin vatandaş olmaması için bu görüşmeyi gerçekleştirdik. Yapıcı muhalefet anlayışıyla daha önce kamuoyuna açık olarak söylediğimiz şeyleri paylaştık.
“Değişim iradesi olmadığını gördük”
Görüşmede dört ana talep ilettik. Asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarla ciddi şekilde artış yapılması, tarımsal desteklerin arttırılarak tarım kanununun öngördüğü şekilde yüzde bir oranında çiftçilere ödenmesi, bu kapsamda şimdiye kadar açıklanmış olan çay ve buğday gibi alım fiyatlarının güncellenmesi ve dördüncü olarak da ekonomide önemli sorunlardan birisi olarak gördüğümüz vergide adaletsizliğin giderilmesi. Biz bu önerilerimizi sunduk ve takipçisi olacağız. Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük.
Uygulanmakta olan ekonomik programın Türkiye’de nasıl bir bölüşüm şoku yarattığını hepimiz çok yakından biliyoruz. En üst gelir grubunda yer alanların gelirlerinde ciddi şekilde artış olurken düşük gelirlilerin gelirlerinde bir gerilemenin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla zenginlerin zenginleştiği, yoksulların yoksullaştığı bir dönemdeyiz. Uygulanan ekonomik politikanın temel hedeflerinden bir tanesi -ki bunu sık sık ekonomi yöneticileri açık olarak ifade ediyorlar- yurt içi talebin dengelenmesine yönelik tedbirlerin alınması. Oysa biz biliyoruz ki Türkiye’de talebin önemli bir kısmı üst gelir grubunda yer alanlardan kaynaklanmaktadır. Düşük gelir grubunda yer alan nüfusun neredeyse yarıya yakınının burada bir sorumluluğunun olmadığını biliyoruz. Örneğin nüfusun gelirden en fazla pay alan yüzde beşlik diliminin gelirinde meydana gelen artış, ülke nüfusunun yüzde 50’sinin gelirindeki artışın neredeyse yedi katı. Harcamalar açısından baktığımızda da aslında Türkiye’de paranın önemli bir kısmını üst gelir grubunda olanların yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla talebi dengelemek için ya da baskılamak için düşük gelir grubunda yer alanların gelirlerindeki artışı; örneğin ücret artışlarının sınırlanması, emekli aylık artışların sınırlanmasının doğru olmadığını görüyoruz. Bunu da Sayın Bakan ile çok açık bir şekilde ifade ettik.
“Asgari ücrete ara zam yapılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade ettim”
Biz enflasyonun bu kadar yüksek seyrettiği bir dönemde, asgari ücretle yılın ikinci yarısında zam yapılmamasını şiddetle reddediyoruz. Bizim buna razı olmamız söz konusu değil. Çünkü yılın ilk beş ayında gerçekleşen yüzde 22 buçukluk enflasyon, haziran ayında çıkacak enflasyonu da düşündüğümüzde, neredeyse asgari ücret satın alma gücünün ilk altı ayda dörtte bir oranında azalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bu artışın yapılmasının bir zorunluluk olduğunu Sayın Bakan’a ifade ettim. Benzer şekilde emekli aylıklarında bir artış yapılmasının da zorunlu olduğunu ifade ettim. Her ne kadar emekli aylık artışlarında, özellikle Bağ-Kur ve SSK emeklileri için yasadan gelen enflasyon kadar artışı yapmak zorunda olsalar da biz bunun yeterli olmadığını, bunun üzerinde bir artışın yapılmasını; refah payı olarak adlandırabileceğimiz örneğin ilk çeyrekte ortaya çıkan büyüme rakamı kadar bir ilave artışının yapılması gerektiğini söyledik. Ancak memur emeklileri açısından durumun çok daha olumsuz olduğunu da ifade ettik. Şöyle ki memur emekli aylıklarındaki artış, ‘enflasyon farkı artı sözleşmeden gelen’ diye bir ifade kullanılıyor biliyorsunuz. Dolayısıyla yılın ilk yarısında sözleşmeden gelen kısım, ilk altı ayda ortaya çıkacak enflasyon verisinden düşüldükten sonra ikinci altı aylık döneme denk gelen sözleşme farkı eklenecek. Böyle bir uygulamanın yapılması durumunda, aslında memurların ve memur emeklilerinin alacağı ücret artış oranı yüzde 20 gibi bir seviyede kalacaktır. Bunun yetersiz olduğunu ifade etmek isterim. Benzer şekilde geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanın bir açıklaması vardı, hatırlarsınız. Kamu çalışanlarına, memurlara seyyanen yapılan bir zam vardı. ‘Biz bunu aynen memur emeklilerine de uygulayacağız’ demişti. Ama maalesef üzerinden bir yıl geçmesine rağmen memur emeklilerine bunu uygulanmadığını biliyoruz. Bunun da uygulanması gerektiğini Sayın Bakan’a ifade ettiğimizi sizinle paylaşmak isterim.
“2006 yılından bugüne kadar 89,6 milyar dolarlık desteğin çiftçilerimize sağlanmadığını görüyoruz”
Benzer şekilde tarım konusundaki düşüncelerimizi paylaştık. Biz CHP olarak tarımın çok önemli bir konu olduğunu düşünüyoruz. Sadece tarım sektöründe çalışan milyonlarca çiftçimiz ve buradan geçimini sağlayanlarla sınırlı değil; tarımın bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu, bir ülkenin birincil amacının vatandaşlarının uygun maliyetle gıdaya erişebilmelerini sağlamak olduğunu bugün Sayın Bakan ile de paylaştım. Dolayısıyla tarımsal desteklerin bir maliyet unsuru olarak görülmemesini, aslında ulusal stratejinin bir aracı olarak görülmesi gerektiğini de ifade ettik. Ancak maalesef üzülerek görüyoruz ki şimdiye kadar iktidar tarafından sağlanan tarımsal desteklerin oranı, tarım kanununda belirtilen yüzde birlik seviyeye ulaşmamıştır. Biz görüşmeye gitmeden önce hesaplamasını yaptık. ve 89,6 milyar dolarlık desteğin çiftçilerimize sağlanmadığını görüyoruz, 2006 yılından bugüne kadar. Ama ilginç bir biçimde bu desteklerin verilmediği dönemde ya da milli gelire oranı olarak eksik verildiği dönemde, Türkiye’nin tarımsal ithalata harcadığı paranın ne kadar olduğuna ilişkin verileri de Sayın Bakan’ın dikkatle bir kez daha sunduk.
“Çiftçimizden esirgediğimiz parayı, yurt dışındaki çiftçilere transfer etmişiz gibi görünüyor”
Örneğin son 22 yılda biz 103 milyon buğday ithal ederek 29 milyar dolar, ayçiçeğinde son 22 yılda 14 milyon ton ayçiçeği ithal ederek 8 milyar dolar, pamukta 18 milyon ton ithal ederek 32 milyar dolar, çeltik ve pirinçte 6 buçuk milyon ton ithal ederek 3,2 milyar dolar, soyada 39 milyon ton ithal ederek 18 milyar dolar ödedik. Hatta şeker bile ithal ettik, 1,4 milyar dolar bunun için para ödedik. Bu rakamları alt alta yazıp topladığınızda yaklaşık verilmeyen tarımsal destek miktarına denk gelir. 90 milyarın bir miktar üzerinde bir tutarak denk gelir. Dolayısıyla bizim çiftçimizden esirgediğimiz parayı aslında biz yurt dışındaki çiftçilere bir anlamda transfer etmiş gibi görünüyor. Dolayısıyla bunların iyileştirmesi gerektiğini, çiftçilerimize yeterli desteğin verilmesi gerektiğini söyledik. Biraz önce ifade ettiğim gibi, çay ve buğdayfiyatı olarak açıklanan rakamların yetersizliğinden de Sayın Bakan’a bahsettik.
“Düşük gelirli vatandaşların üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğunu ifade ettim”
Önemli konulardan bir tanesi, Sayın Genel Başkanımız da bunu çok sık ifade ediyor, vergide adaletin sağlanması, vatandaşların ya da insanların ekonomik güçleriyle orantılı olarak vergi ödemesi konusundaki görüşlerimizi de paylaştık. Bugün Türkiye’deki vergi sisteminin adaletli olmadığını, aslında ödenen vergilerin ekonomik güçle ilişkili olmadığını, özellikle düşük gelirli vatandaşların üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğunu ifade ettim. Bu çerçevede Sayın Bakan’a düzenleme yapılması gerektiği konusunda bazı önerilerde bulundum. Örneğin, şu anda gelir vergisi dilimleri belirlenirken asgari ücret düşülerek belirlenmiyor. Her ne kadar asgari ücret, gelir vergisinden muaf olsa da dilimlerin hesaplanmasında asgari ücretin dikkate alınıyor olmasının vatandaşın bir üst gelir dilimine çıkma süresini kısalttığını, dolayısıyla ocak ayında aldığı maaşla aralık ayında aldığı maaş arasında ciddi bir fark olduğunu ifade ettim. Bu vergi dilimlerinin belirlenmesinde asgari ücret düşüldükten sonraki kısmın dikkate alınması gerektiğini ifade ettim.
“Verginin ne kadar ağır olduğunu somut örnekler üzerinden Sayın Bakan ile paylaştım”
Vergilerin ne kadar ağır olduğunu, özellikle düşük gelir grubunda yer alanların ne kadar yüksek vergi ödemek durumunda kaldığını, özellikle uygulanan politikaların ve mevcut ekonomik koşulların yarattığından hareketle çok somut örnekler üzerinden bunu Sayın Bakan ile paylaştım. Biliyorsunuz iktidarın yeni ekonomi yönetiminin göreve gelmesinden sonra ilk yaptığı şey, faiz oranlarında ciddi artışa gitmekti. Bugün politika faiz oranının yüzde 50 oranında olduğunu biliyoruz. Ama en yüksek artışın özellikle düşük gelir gruplarının çok sık kullandığı kredi kartlarında ve ek hesap olarak adlandırılan kredili meduat hesaplarının faiz oranlarında olduğunu biliyoruz. Kredili mevduat hesaplarına aylık yüzde beş bir faiz uygulanmakta. Ama daha vahim olanı; bu hesaplar üzerinden ya da kredi kartları üzerineden kullanılan kredilere ödenen faizin yüzde 30’u kadar verginin de vatandaşın omuzlarına yüklenmiş olması. Bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bunun bir an önce sıfırlanması gerektiğini Sayın Bakan’a ifade ettik.
“Kredi kartı ve KMH’larda uygulanan faiz oranlarının makul seviyeye indirilmeli”
Ben kabaca bir hesaplama yaptım, bu veriyi Bakan ile paylaştım. 260 milyar liralık kredinin -ek hesaplardan bahsederek söylüyorum- sürekli yenilendiğini düşünürsek vatandaşımız, bankalara ödediği faiz üzerinden iktidarın aldığı, yani vatandaş üzerine yüklediği vergiler aracılığıyla yaklaşık iki milyar lira her ay en düşük gelir grubunda yer alan ya da bu hesapları kullanmak durumunda kalan vatandaşlardan vergi alıyor. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik. Benzer şekilde kredi kartlarındaki miktarın son bir yılda yüzde 163 oranında arttığını, bunun bir tercihten değil zorunluluktan kaynaklandığını, kredi kartlarını kullananların sadece düşük gelir grubunda yer alan vatandaşlar değil ama krediye erişmekte zorluk çeken esnafların da bunları kullandığını, yüksek oranda faiz ödemek durumunda kaldıklarını ve yüksek faiz üzerinden ağır bir vergi yüküyle karşı karşıya kaldıklarını Sayın Bakana ifade ettim. ve bu konuda gerekli tedbirlerin alınmasını, bu vergilerin sıfırlanmasını kredi kartı ve KMH’larda uygulanan faiz oranlarının da makul seviyeye indirmesi gerektiğini ifade ettim.
“Vergi cenneti ülkelerin listesinin yayınlanmamış olmasının vergi adaletiyle örtüşmediğini Bakan’a ifade ettim”
Bir başka konu Sayın Bakan ile paylaştığım: 2006 yılında Türkiye’de vergi kanununda yapılan bir düzenlemeyle yurt dışında vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelere giden para üzerinden yüzde 30 oranında vergi alınmasına yönelik bir düzenleme yapıldı. Fakat bu düzenlemenin hayat bulabilmesi için vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelerin listelerinin yayınlanması gerekiyor. Bu listenin Cumhurbaşkanı tarafından yayınlanması gerektiği ilgili kanun metninde açıkça düzenlenmiştir. Kanunun üzerine 18 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bu vergi cenneti ülkelerin listesinin yayınlanmamış olmasının; Türkiye’de bu ülkelere kaynak aktaranların vergilendirilmemesi sonucunu doğurduğunu, vergi adaletiyle örtüşmediğini Sayın Bakan’a ifade ettim. Benzer şekilde vergi harcaması altında vazgeçilen vergiler var, özellikle kurumlar vergisi ya da kurumların tabi olduğu birtakım vergiler var. Bunları ifade ettim. Bunların tahsil edilmesi gerektiğini ifade ettim. Benzer şekilde kamu özel işbirlikleri biliyorsunuz, bizim çok sık gündeme getirdiğimiz konulardan bir tanesi. Bunu Sayın Bakan ile paylaştım. Bu konuda ortaya çıkan kamusal maliyetlerin kabul edilemez olduğunu, bütçede özellikle toplumsal refahı etkileyen konular gündeme geldiğinde kaynak sorunu, bitçe açığı gibi rakamların konuşulduğunu ama kamu özel işbirlikleri konusunda herhangi bir adımın atılmadığını ifade ettim.
“Türkiye’deki vergi sisteminin kimin üzerine ne kadar maliyet yıktığını çok açık bir biçimde ifade ettim”
Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bu projeler hayata geçirilirken cebimizden bir kuruş para çıkmayacak’ ifadesini kullanmıştı. Oysa sırf 2024 yılı bütçesi içerisinde 160 milyar liranın üzerinde bir ödemenin bu işlere yapılacağını biliyoruz. Ortalıkta, vergide ne tür düzenleme yapacaklar şeklinde bir metin var. Ben bunu Sayın Bakan’a da ifade ettim. Orada kamu özel işbirliği ya da yap-işlet-devret şeklinde faaliyet gösteren şirketlerin kurumlar vergisi oranının yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılması gibi bir düzenleme yapacaklarını ifade ediyorlar. Ben baktım, bu 44 tane şirketten 37 tanesi herhangi bir matrah beyan etmemiş. Dolayısıyla bunun arttırılmasının bir sonuç doğurmayacağını, bunların gerçek anlamda vergilendirilmesi gerektiğini çok açık bir biçimde ifade ettim. Türkiye’deki toplam mevcut vergi sisteminin kimin üzerine ne kadar maliyet yıktığını çok açık bir biçimde ifade ettim. Biz Sayın Bakan’a vergide adaletin sağlanması için vergilerin yüksek gelir gruplarında yer alanlardan yüksek oranda ama herkesin vergilendirmesi gerektiğini, yüksek gelir grupları dahil olmak üzere ifade ettik. Bu konunun takipçisi olacağımızı da beyan ettik.
“Kimin ne kadarlık vergisini sildiklerini kamuoyuyla paylaşmalarının da yararlı olduğunu ifade ettim”
Geçmişte vergi uzlaşıları olurdu. Büyük montanlı kredi borçlarına ilişkin uzlaşmalar merkezde yapılır. Son birkaç yıldır burada kiminle ne kadar uzlaşıldı, kimin ne kadar vergi borcu silindiğine dair bir açıklamayı yıllardır yapmadıklarının biliyoruz. Dolayısıyla vatandaşın bu kadar ağır vergi yüküyle karşı karşıya kaldıkları bir dönemde kimlerle ne kadarlık bir uzlaşmaya gittiklerini, ne kadarlık vergiyi ya da buna ilişkin cezaları sildiklerini kamuoyuyla paylaşmalarının da şeffaflık açısından yararlı olduğunu ifade ettim.”
“Türkiye’nin ekonomik dönüşümü bütüncül kalkınmacı program çerçevesinde mümkün”
Türkiye’de mevcut yönetim modelinin yarattığı ekonomik anlamdaki risklerden de bahsettim. Ekonominin eğitim sisteminden bağımsız bir biçimde düşünülemeyeceğini, bakan olarak sadece bütçe verilerini değil, diğer alandaki gelişmeleri de yakından takip etmesi gerektiğini söyledim. Çünkü Türkiye’nin ekonomik dönüşümünün bir bütüncül kalkınmacı program çerçevesinde ancak mümkün olabileceğini, bu kapsamda eğitim, hukuk, yönetim modeli gibi konuların da dikkate alınması gerektiğini ifade ettim. Ülkemizde çok büyük bir deprem yaşandı. Burada faaliyet gösteren bu bölgelere uygulanan mücbir sebep uygulaması ağustos ayında sona erecek. Ben bunun süresinin uzatılması talebini Sayın Bakanla paylaştım. Bunların üzerine kendisi genel değerlendirmeler yaptı ve toplantı sona erdi.”
Karatepe, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Karatepe, yakında TBMM Başkanlığı’na sunulması beklenen yeni vergi paketine ilişkin sorulan soruya şöyle yanıt verdi:
“Bakandan somut bir değerlendirme duymadım”
“Yurt dışı çıkış harcı konusunu gündeme getirdim. Bunun doğru olmadığını, vatandaşın seyahat özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulama olduğunu ve bu kadar yüksek oranda bir harcın karşılığının olmadığını ve alınmaması gerektiğini ifade ettim. Ama bu konuda Sayın Bakandan somut bir değerlendirme duymadım. Anladığım kadarıyla Meclis’e sunulacak tasarı üzerindeki çalışmalarını henüz tamamlamamışlar. Biz bu konunun doğru olmadığını ifade ettik. Sizin bahsettiğiniz bahşiş konusunu da gündeme getirdik. Bunun vergilendirilmesinin doğru olmadığını ifade ettik.”
Karatepe, vergi paketi taslağından bazı maddelerin çıkartıldığı iddialarına ilişkin soruya şöyle cevap verdi:
“Çiftçilerin üzerine vergilerin yüklenmesinin doğru olmadığını ifade ettim”
“Gübre ve yem konusunu gündeme getirdim. Bu konuda net bir yani taslak metne ilişkin ‘Bu bizim metnimizdir’ gibi bir açıklaması yok. Meclis’e geldiği zaman hangi konularda düzenleme olacağını ifade etti. O zaman daha ayrıntılı bir biçimde görürüz. Yemden yüzde 10, gübreden yüzde 20 KDV gibi konular konuşuluyor. Buradan beklenen miktar da yaklaşık 34 milyar liralık bir ek vergi olması söz konusu. Bunların doğru olmadığını söyledim. Başka yerlerden vergi almaktan vazgeçerken zaten çok zor durumda olan çiftçilerin üzerine bu kadar vergilerin yüklenmesinin doğru olmadığını ifade ettim. Meclis’e sunulduğu zaman detaylarını görüp her bir madde üzerinde daha detaylı görüş beyan edebiliriz.”
“Asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim”
Karatepe, “Asgari ücret ve emekli aylıklarına zam konusunda Mehmet Şimşek’in tepki ne oldu? Hala ücretlere yapılan zamlar enflasyonu baskılayarak arttıracak tezine mi inanıyor” şeklindeki bir soru üzerine, “Ben asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim. ‘Artırmayacağız’ da demedi ama benim edindiğim izlenim, asgari ücretin arttırılması konusunda bir iradelerinin oluşmadığı yönünde. Ben bunun bir zorunluluk olduğunu, mutlaka arttırılması gerektiğini ifade ettim” dedi.
Kamuda tasarruf paketini konusunun görüşmede gündeme gelmediğini söyleyen Karatepe, emekli aylıklarının arttırılmasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Emekli aylıklarındaki artışın enflasyon oranıyla sınırlı kalmaması lazım”
“Biz bunun bir zorunluluk olduğunu tekrar tekrar defeaten ifade ettik. Türkiye’de bugün insanların bu kadar düşük emekli aylıklarıyla bu kadar yüksek enflasyon ortamında geçinmesinin mümkün olmadığını dolayısıyla buradaki iyileştirmenin iyi derecede yapılmasını söyledim. Enflasyon oranına ilişkin eleştirilerimiz var. Gerçek enflasyonun bundan biraz daha farklı olduğunu ifade ettim. Dolayısıyla artışın enflasyon oranıyla sınırlı kalmamasını çünkü bu reel anlamda bir artışa tekabül etmeyeceğini, bunun üstünde yapılması gerektiği konusunu ifade ettim. Bakan dinledi. Biz de takipçisi olacağız.”
Yalçın Karatepe, bir gazetecinin “4 saatin sonunda acı reçeteyi vatandaşlara çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını gördük” sözünü hatırlatarak, “Bundan sonrası için görüşmeler tıkanacak mı” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“Şimşek’in asgari ücrete zam için ‘Bu yönde hazırlıklarımız var’ demesini bekliyordum”
“Biz çok somut taleplerle gittik. Asgari ücret arttırılmalıdır. Nokta. Bu pazarlık konusu bile değil. Türkiye. Sayın Şimşek, iktisat eğitimi almış. Bu kadar düşük asgari ücret geçinmenin mümkün olmadığını bileceğini tahmin ettiğim birisi. ‘Evet, bizim bu yönde hazırlıklarımız var’ demesini bekliyordum. Ama öyle bir açıklamayı somut bir biçimde duymadığım o cümleyi kurdum.”
Yalçın Karatepe, “Biz her alanda mücadele ediyoruz. Masada, sokakta, miting alanında, parlamentoda varız. Biz müzakereyle mücadelenin birbirinin alternatif olduğunu düşünen değil. Bunları bütünleştiren bir yaklaşımla konulara yaklaşıyoruz. Dolayısıyla biz alandayız, meydandayız, tarladayız, çay bahçesindeyiz. İşçilerin bulunduğu fabrikalardayız. Onların haklı taleplerini bizim katıldığımız talepleri her formda, her şekilde yüksek sesle dile getirmeye ve sonuç almaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>
(İZMİR) – Kira oranlarındaki fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan yüzde 25 tavan artış uygulamasının sona ermesine günler kala İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı değerlendirdi. Güleroğlu, “5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir” dedi.
Konut piyasasında gözler kirada yüzde 25 sınırına ilişkin karara çevrildi. Kira fiyatlarında fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan tavan artış uygulaması 1 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla sona erecek.
İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Güleroğlu, sınırın kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade ederken, son yıllarda yaşanan fahiş artışların nedeninin de artış sınırlaması olduğunu savundu.
Güleroğlu ayrıca, yeni vergi paketiyle birlikte yıllık ödenen kira vergisinin her ay alınması ve kiralardan yüzde 20 vergi alınmasına ilişkin taslak düzenlemeyi de değerlendirdi.
“Piyasayı akışına bırakmak gerekir”
Kira artışlarında yıllık yüzde 25 artış sınırının kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade eden Güleroğlu, şunları söyledi:
“Yüzde 25 ile sınırlandırma çok doğru bir karar değil. Sadece enflasyonu baskılamak ve fazla artışı önlemek adınaydı. Konutlarda yüzde 25, iş yerlerinde yine TEFE üzerinden artışlar yapılmaya başlandı. Bu konuda aradaki ikilim de fazlalaştı. Birinci yıl oldu… İkinci yıl da bu müdahale gelince mal sahiplerinin otomatikman yeniden evlerini kiraya vermeleri konusunda aradaki farkı kapatabilmek için kiralara zam yaptılar. 5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir.”
“Hep bir müdahale var”
Konut satışlarına da değinen Güleroğlu, yaşanan krizin “eşi benzeri olmadığını” belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu arada en büyük sıkıntımız… Konut fiyatlarımız şu anda stabil. Yaklaşık 6-7 aydan beri artan bir konut fiyatı yok. Bu çok büyük bir avantaj yaratıyor. Ancak konut alabilecek kişiler de kredi kullanamıyor. ya kredinin yüzde 20’sini veriyorlar ya da az kredi alabildiği için ev alamıyor. Konut kredi faiz oranları 3,20-3,25 olunca otomatikman piyasada bir durgunluk başladı. Bu süreç devam ediyor. Bu sürecin devam etmesi de peşin parayla alanlara büyük avantaj sağlıyor. Ben 34 senedir bu işi yapıyorum. Daha önce de krizler gördüm ama böyle bir kriz görmedim. Hep bir müdahale var. Bu müdahaleler piyasanın dengesini bozduğu için fiyatları yukarıya doğru çekiyor.”
“Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor”
Konut açığı olduğunu kaydeden Güleroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Normalde boşaltılan bir daireye yeni giren kiracı piyasalara göre belirlenen bir fiyata girer. Ama içinde oturan bir kiracı varsa burada da TEFE artışına göre bir artış sağlanacak. TÜİK’in açıkladığı rakamlar üzerinden artışlar yapılıyor. TEFE’nin artış oranı belli. 59,2’ydi. Bu ay ise TÜİK’in açıklayacağı rakama göre hareket edilecek. Kira konutlarına gelince… Konut satamayan müteahhit bekliyor. Üretilemeyen konutlar var, nüfus artıyor. Konut açığı var. Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor. Bunu da izleyeceğimiz günlerde göreceğiz.”
“Kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz”
Bankaya yatırılan kiranın yüzde 20’sinin vergi olarak kesildikten sonra kalanın ev sahibine aktarılmasını öngören düzenlemeyi de değerlendiren Güleroğlu, uygulamanın kira zamlarına ek artış anlamına geldiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Alınacak tedbirler doğru kararlar. Ancak bu kararları alırken her şeyi bir sisteme sokmalıyız. Önce sistemi kurmanız gerekiyor. Sistem kurulmadan bir oradan vergi alayım, bir buradan vergi alayım… Bu mevzuatla ilgili kalktı, kalkacak gibi konuşmalar var. Ama eğer kalkmazsa otomatikman bugünkü kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz. Özellikle vergisel boyutların yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Vergi afları getirilmesi gerekiyor. Bu sistem yapıldığında taşlar yerine oturur.”
]]>Avrupa İstatistik Ofisi’nin verilerine göre, Mayıs 2023-Mayıs 2024 döneminde Avrupa Birliği ülkeleri ve üye ülkeler arasında yıllık konut kira artışı, yüzde 125,10 oranla en fazla Türkiye’de olurken; Türkiye’yi yüzde 12,80 oranla Macaristan izledi.
Yüzde 25’lik tavan uygulaması sonlanacak mı?
Kira ücretlerine getirilen yüzde 25’lik tavan uygulaması, 8 Haziran 2022’de Türk Borçlar Kanunu’na kiralardaki artışı baskılayıp kontrol etmek amacıyla geçici madde olarak eklenmiş, maddenin yer aldığı 7409 sayılı Kanun 11 Haziran 2022’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Söz konusun uygulamada, bir yıllık dönemde yenilenecek kira sözleşmelerindeki artışların, bu oranı geçemeyeceği söylendi. Daha sonra, 1 Temmuz 2023’te dolan uygulamanın süresi, bir yıl daha uzatılmıştı. Gayrimenkul değerlendirme platformu olan Endeksa’ya göre, kiralardaki yüzde 25’lik tavan sınırlandırmasının 2 yıllık döneminde Türkiye genelindeki kira fiyatları nominal olarak yüzde 265 arttı.
Uygulamanın süresi 1 Temmuz 2024’te sona erecek. Uygulamanın devam edip etmeyeceği konusunda ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Devam etmesi için ben bir sebep görmüyorum, etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu yönde bir çalışma yok. Zaten o düzenleme bir süreliğine yapılmıştı” demişti.
Uygulamanın sonlandırılması durumunda kiralardaki artış oranı, yıllık enflasyon oranı üzerinden hesaplanacak. Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı mayıs ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 75,45 oldu. Bunun üzerine, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, haziran ayı itibarıyla dezenflasyona girildiğini sosyal medya üzerinden şöyle açıklamıştı:
“En kötüsü geride kaldı! Geçmiş 12 ayın birikimli etkilerini içeren yıllık enflasyonda en yüksek seviyeyi bu ay gördük. Enflasyonla mücadelede geçiş dönemi böylece tamamlandı, dezenflasyon sürecine giriyoruz. Enflasyonda kalıcı düşüş haziranda başlayacak. Yıllık enflasyon yüksek ihtimalle üçüncü çeyrek sonunda yüzde 50’nin altına gerileyecek. Dezenflasyon öngören piyasa yıllık enflasyonu 12 ay sonra yüzde 33,2, 24 ay sonra yüzde 21,3 bekliyor. Önümüzdeki dönemde beklentiler hedeflerimize daha da yakınsayacak. Mali disiplini güçlendirerek dezenflasyon sürecine verdiğimiz destek artarak devam edecek. Fiyat istikrarına ulaşmak sabır ve zaman gerektiriyor, hedefimize ulaşmakta kararlıyız.”
Konutlardaki kira artışı krizi büyüyecek mi?
Bakan Şimşek’in haziran ayı itibarıyla enflasyonda kalıcı düşüşün yaşanmasını beklediklerine dair olan açıklamasından sonra, gerçek kira endeksinin son bir yılda yüzde 125,10 olmasıyla bu durumun konut kira artış oranlarına nasıl yansıyacağı merak konusu oldu.
Emlakçı Munise Akpınar, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Tavan uygulaması, ev sahipleri ve kiracılar arasında tartışmaya konu olmuştu. Fakat şimdi ev sahiplerinin bize gelip kiracılarına tahliye taahütnamesi dayattığını çok fazla gördük. Bu durum sıkıntı verebilir. Barınma çok büyük bir sorun ve olmaya da devam edecek. Vatandaşlar, artık ev satın alamıyor. Bu yüzden vatandaşların kiraya çıkma talebi arttı, haliyle ev sahipleri de kira fiyatlarına zam istiyor” dedi.
]]>EV SAHİPLERİ KİRALARDA FAHİŞ ARTIŞ YAPABİLİR Mİ?
Kira artışında yüzde 25 zam sınırının Temmuz 2024 itibariyle sona ermesi bekleniyor. Yüzde 25 zam sınırının uzatılmayacak olması bazı vatandaşları düşündürürken, bu durum “ev sahipleri kiralarda fahiş artış yapabilir mi?” sorusunu gündeme getirdi. İzmir’de yaşayan Avukat Ali Onar da, söz konusu yüzde 25 sınırın kalkmasıyla kiracıları nelerin beklediğini anlattı. Ali Onar, vatandaşların paniğe kapılmaması gerektiğini ifade ederek, ev sahiplerinin kafasına göre zam yapamayacağını söyledi.
ARTIŞLAR ARTIK ESKİSİ GİBİ ENFLASYONA GÖRE YAPILACAK
Onar, Borçlar Kanunu’nda kira tavan artış oranının yer aldığını anlatarak, eskisi gibi yıllık enflasyon ortalamasına göre artış oranının belirleneceğini dile getirdi. Ali Onar, “Borçlar Kanunu’nun geçici maddesine eklenen bir maddeyle kira tavan artış oranı, yüzde 25 olarak belirlenmişti. Eğer herhangi bir yasal düzenleme yapılmaz ise Temmuz 2024 itibariyle yüzde 25’lik tavan oran sona erecek. Esasen, Borçlar Kanunu’muzda kira bedellerinin belirlenmesi için bir ‘tavan uygulaması’ söz konusu. Bu ne demek? Bir dengenin kurulması, makul bir kira bedelinin belirlenmesi için Borçlar Kanunu’muzda kira artış oranı mevcut; yani günlük deyimle enflasyonun 12 aylık ortalaması alınacak. Temmuz ayında kira sözleşmesi sona eren bir kiracı için bakılacak ilk kriter, eğer kira sözleşmesinde bir hüküm yok ise 12 aylık enflasyon ortalaması alınacak. Takriben yüzde 70.9 gibi bir rakam olması öngörülüyor. Bunu aşması mümkün olmayacak” dedi.
“TARAFLAR KİRA ARTIŞ YÜZDESİ BELİRLEMİŞ OLSALAR DAHİ BU SÖZLEŞME GEÇERLİ OLMAZ”
“Taraflar arasında kira bedelinin artırılmasına ilişkin bedel belirlenmemiş ise bu 12 aylık ortalamayla belirlenecek” diyen Ali Onar, muhtemel kiracı ve ev sahibi arasındaki bir davada enflasyon oranının dikkate alacağına vurgu yaptı.
Onar, “Merkez Bankası tarafından açıklanan aylık ve yıllık enflasyon miktarı, ay bazında açıklandığı için belirlenen kira bedeli de buna ilişkin olacak. Temmuz 2024’ün 12 aylık ortalaması yüzde 79 olarak açıklandığı takdirde, kira tavan miktarı yüzde 79 kadar arttırılabilir. Hemen şunu belirteyim; taraflar kendi aralarında kira artış yüzdesi belirlemiş olsalar dahi bu sözleşme geçerli olmaz. Herhangi bir dava söz konusu olduğunda mahkeme, tavan miktarını dikkate alarak karar verecektir. Yasa, kiracı ile ev sahibi arasında makul bir denge sağlamak istemektedir” diye konuştu.
“5 YIL DOLDUĞUNDA TAVAN ARTIŞLARI GÖZETİLMEZ”
5 yıl ve üzeri kira sözleşmelerine dikkat çeken Avukat Ali Onar, “5 yılı doldurmuş olan sözleşmelerde böyle bir tavan miktarı yok. Dolayısıyla 5 yıl dolduktan sonra tavan miktarı gözetilmeksizin kira bedelinin artışı söz konusu olabilecektir. Bu elbette kiralayanın lehine olan bir durum” ifadelerine yer verdi.
Onar, şöyle devam etti: “Ev sahipleri keyfi bir artış yapamayacaklar. Yüzde 100, yüzde 200 gibi artışlar yapamazlar. Kira sözleşmelerinde böyle bir hüküm olsa dahi bu söz konusu olamaz. Bir tavan miktarı belirlenmiştir. Bu tavan miktarını aşan artışlar geçersizdir. Dolayısıyla burada kiracının korunması söz konusu olur. Kiracı yasal yollara müracaat ederse, kanunda öngörülen artış bedelinin uygulanmasını talep etme gibi bir hakkı söz konusu olacaktır.”
Avukat Ali Onar, son olarak kiraların mutlaka bankalar aracılığıyla, “kira” açıklaması yazılarak yatırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
]]>EDİRNE Valisi Yunus Sezer, Türkiye’nin Bulgaristan ve Yunanistan sınır hattında son 5 ayda çeşitli terör örgütlerine üye 210 şüphelinin yakalandığını belirterek, “Özellikle Edirne göç rotası olarak yüzde 90 oranında azalmış durumda. Bu çok önemli bir rakam. Bu da alınan tedbirlerin isabetli olduğunu gösteriyor” dedi.
Edirne Valisi Yunus Sezer, kamu kurum müdürleriyle düzenlediği asayiş toplantısının ardından yaptığı açıklamada, terör örgütü üyelerinin geçişi, göçmen kaçakçılığıyla mücadele ve sınır kapılarında gurbetçilerin gelişleriyle ilgili konulara değindi. Vali Sezer, Türkiye’nin Bulgaristan ve Yunanistan sınır hattında son 5 ayda çeşitli terör örgütlerine üye 210 şüphelinin yakalandığını söyledi.
‘5 AYDA 8 BİN 467 YASADIŞI GÖÇMEN YAKALANDI’
Göçmen kaçakçılığıyla da mücadelenin aralıksız sürdürüldüğünü kaydeden Vali Sezer, “Sınır ili olmamız nedeniyle en önemli konularımızdan birisi de yasadışı göçmen kaçakçılığı. Yasadışı göçmen kaçakçılığı ile ilgili ülkemizde politikalar var ve bu politika da ilimizde en iyi şekilde uygulanmaya çalışılıyor. Göçmen kaçakçılığı noktasında emniyetimiz, jandarmamız ve gümrük birliklerimiz yoğun şekilde çalışıyorlar. Özellikle yakalamalarımızın yüzde 65’ini sınır hattına gelmeden gerçekleştirdiğimizi belirtmek isterim. Bu sene geride bıraktığımız 5 ayda 8 bin 467 yasadışı göçmeni yakaladık. Sadece mayıs ayında 3 bin 21 kişi yakalamış durumdayız ki, bu geçen seneye göre yüzde 50 artış var. Bir önceki aya göre baktığımızda yasadışı göçmenlerin havaların ısınmasıyla beraber sınır hattımıza ve ilimize gelişlerinde yüzde 50’ye yakın bir artış var. Organizatör sayısında önemli yakalamalarımız var. Bir taraftan da bu bir gelir kapısı olmuş durumda ve bu işle ilgilenen yasadışı organizatörler ve bunlarla ilgili olarak 274 organizatör yakalamış durumdayız. Sadece Mayıs ayında 92 tane organizatör yakalanmış ve adli işlemler yapılmış durumda” ifadelerini kullandı.
‘EDİRNE’DE GÖÇ ROTASI YÜZDE 90 AZALDI’
Göçmenlerin Edirne’ye geliş rotalarının değişmesinde, alınan tedbirlerin önemli olduğunu dile getiren Sezer, “Göçmenlerin de ilimize geliş rotasının değişmesi, ülkemize geliş rotasının değişmesi açısından bu alınan tedbirler çok önemli, azalarak devam ediyor. Doğu sınırımızda da en azından Batı sınırı kadar tedbirler alınmış durumda. Özellikle Edirne göç rotası olarak yüzde 90 oranında azalmış durumda. Bu çok önemli bir rakam. Edirne’de, önceki döneme göre yüzde 90 oranında göç rotasında azalma var. Bu da alınan tedbirlerin isabetli olduğunu gösteriyor. Özellikle organizatörlere ve yerel işbirlikçilere yönelik yapılan operasyonlarda çok artış var. Arkadaşlarımız olağanüstü çalışmalar ortaya koydu” dedi.
‘GURBETÇİLERİMİZ İÇİN TEDBİR VE HAZIRLIKLARIMIZA BAŞLADIK’
Vali Sezer, yaz tatillerini Türkiye’de geçirmek üzere Avrupa’da yaşadıkları şehirlerden yola çıkarak Edirne’deki gümrük kapılarına gelen gurbetçilerin, yoğunluk oluşturmaya başladığını söyledi. Sezer, “Özellikle Avrupa’dan yaz ayı nedeniyle gelen gurbetçilerimizin geliş sezonu şu anda başladı ve hareketliliğin yavaş yavaş arttığını gözlemliyoruz. Bu noktada ilimizde malumunuz 4 tane kara sınır kapımız var. Bu sınır kapılarımızda da hem emniyet boyutuyla, hem de gümrük boyutuyla, buradaki gelen vatandaşlarımızın ülkemize sağlıklı bir şekilde girmesi, gümrük kapılarımızda kuyruklara takılmadan girmeleri için gerekli tedbir ve hazırlıklarımıza başladık. Bu manada Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız çok önemli personel takviyesinde bulundu. Aynı zamanda emniyet de görevlendirmelere başladı. Bir kısım emniyet personelimiz görevine başladı, bu hafta itibariyle bu artarak devam edecek ve sürekli bir şekilde orada vatandaşlarımızı memleket özlemiyle geldikleri zaman burada herhangi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmadan memleketlerine gitmelerini sağlamayı temenni ediyoruz. Bu manada da önümüzdeki 5 ay boyunca çok önemli çalışmalar yapacağız ve sürekli bu noktada takiplerimize devam edeceğiz” dedi.
‘SINIR KAPILARINDA YOLCU VE ARAÇ GİRİŞ-ÇIKIŞLARINDA YÜZDE 14’LÜK ARTIŞ’
Sınır kapılarında yolcu ve araç giriş-çıkışlarında yoğunluğun artarak sürdüğünü de belirten Vali Sezer, “Gümrük kapılarımızda yoğunluk artarak devam ediyor. Bununla ilgili olarak ilk 5 aya baktığımızda geçen yıla oranla yüzde 14’lük araç-yolcu giriş ve çıkış sayısında artışımız var. 4 milyon 842 bin 877 sınır kapımızdan giriş ve çıkış yapan yolcu sayımız ilk 5 ayda. Araç sayısında da ilk 5 ayda yüzde 10’luk bir artış var bu da 1 milyon 475 bin 273 araç giriş ve çıkışı olmuş. Mayıs ayında 440 bin 540 araç giriş ve çıkışı söz konusu, bu yine geçen seneye göre yüzde 10’luk bir artışa tekabül ediyor” diye konuştu.
‘SINIR KAPILARINDA SADECE MAYIS AYINDA 641 KİLO ESRAR ELE GEÇİRİLDİ’
Kentteki 2024’ün ilk 5 ayında, bir önceki yıla göre uyuşturucu yakalamalarında da yüzde 71 oranında artış olduğunu söyleyen Sezer, “Hem şehir merkezlerinde ve köylerimizde hem de sınırdan giriş ve çıkışlarda uyuşturucunun ülkemize girip bu milletin evlatlarını zehirlemesi noktasında çok yoğun çalışmalarımız ve operasyonlarımız devam ediyor. Bu noktada da özellikle geçen yılın ilk 5 ayına göre yüzde 71’lik bir artış söz konusu uyuşturucu maddelerin yakalanması noktasında. Özellikle esrar, kokain, ecstasy ve sentetik uyuşturucular konusunda yoğun yakalamalar gerçekleştirildi. Bu sene sadece mayıs ayında sınır kapılarımızda 641 kilogram esrar yakaladık. Bununla ilgili olarak 17 kişi tutuklanmış durumda ve birçok kişi hakkında soruşturma devam ediyor” ifadesini kullandı.
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından açıklanan mayıs ayında kentte perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünlerle değişim oranlarında köprü geçiş ücretleri yüzde 60 ile zirvede yer aldı.
İTO’nun açıklamasına göre, mayıs ayında İstanbul’da perakende fiyatı en fazla artan ürün, ulaştırma ve haberleşme harcamaları grubunda yer alan köprü geçiş ücreti oldu. Köprü geçiş ücreti, mayıs ayında yüzde 60 ile fiyatı en fazla artış gösteren ürün oldu. Yılbaşından bu yana 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerindeki tek yön geçiş ücretlerine yüzde 182,4, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde ise yüzde 157,9 zam yapıldı. Avrasya Tüneli’nde son zam oranı yüzde 40, birikimli zam oranı yüzde 111,3 oldu.
KÖPRÜ GEÇİŞ ÜCRETLERİNDEKİ ARTIŞ ZİRVEDE
Buna göre, İTO’nun İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi’nde yer alan 242 ürünün 147’sinin perakende fiyatı artarken, 21 ürünün fiyatı düştü, 74 ürünün fiyatı ise değişmedi. Mayıs ayında ulaştırma ve haberleşme harcamaları grubunda yer alan köprü geçiş ücreti yüzde 60 ile fiyatı en fazla artış gösteren ürün oldu.
Mayıs ayının zam şampiyonu olan köprü ücretlerine yılbaşından bu yana yüzde 182’ye varan zam geldi. Son olarak mayıs ayında yüzde 60 zamlanan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerindeki tek yön geçiş ücretlerine yılbaşından bu yana yüzde 182,4 zam yapıldı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde tek yön geçiş ücretine gelen zam ise yüzde 157,9 oldu. Avrasya Tüneli’nde ise son zam oranı yüzde 40, birikimli zam oranı yüzde 111,3 oldu.
Gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubunda yer alan sivri biberin fiyatı yüzde 44,57 azalarak fiyatı en fazla düşen ürün oldu. Fiyatında azalış izlenen diğer ürünler, gıda harcamaları grubundan yüzde 28,37 ile erik, yüzde 25,17 ile taze fasulye, yüzde 24,73 ile domates, yüzde 23,04 ile bezelye, yüzde 9,36 ile kıvırcık salata ve yüzde 9,02 ile yeşil soğan olarak kayıtlara geçti.
BİLİMSEL VE EDEBİ KİTABA YÜZDE 43,75 ZAM
Fiyatında artış yaşanan diğer ürünlerin bazıları, kültür eğitim ve eğlence harcamaları grubundan yüzde 43,75 ile bilimsel ve edebi kitap, yüzde 37,12 ile şehir şebeke suyu, giyim harcamaları grubundan yüzde 29,62 ile kadın iç çamaşırı, gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubundan yüzde 26,68 ile limon, ev eşyası harcamaları grubundan yüzde 23,92 ile ütü, giyim harcamaları grubundan yüzde 16,18 ile erkek iç çamaşırı, gıda harcamaları grubundan yüzde 15,90 ile kabak, yüzde 13,71 ile çikolata ve ev eşyası harcamaları grubundan yüzde 13,20 ile çamaşır suyu olarak belirlendi.
]]>Zeray Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Zeray, konut sektöründeki son gelişmeler ile ilgili önemli bilgiler verdi. Sürdürülebilirlik stratejileri üzerine değerlendirme yapan Zeray, “Zeray’ın sürdürülebilirlik belgesi ve raporu hazırlandı, yakın süre içerisinde yayınlayacağız. Bu rapordaki ana hedefimiz, şirketimizi başta sektörümüze örnek, ömrü bizden-beşerden daha uzun hale getirmektir. Dünyada şu anda hayatta olmayan insanların inşa ettiği şehirler, miraslar var. Türkiye’ye inşaat sektöründe her anlamda, hep birlikte hak ettiği zirveye taşıma sorumluluğundayız. Detayına inmek gerekirse, sanatsal yaşam alanları geliştirmek üzere bir yolculuktayız ve bu sadece plan programlar çerçevesinde yönetilebilecek bir olgu değil. Her bir projeyi büyüklerimden ilham aldığım ‘başına gözüne ayakta’ olgusu ile enine boyuna değerlendirmek üzere ayrıştırılmış olarak yönetme gerekliliğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
“Projenin başlangıcı ile sonu arasında yüzde 400’e varan artışlar görülmekte”
Sektörün içinde bulunduğu duruma yönelik konuşan Zeray, “Türkiye’de gayrimenkul sektörü, son 30 senelik geçmişinde hiç bu dönem kadar konuta olan ihtiyacı yoğun olarak yaşamamıştı. Bu durum, yatırımcılar için ciddi fırsat ve avantaj olsa da toplum için fayda sağlamamaktadır. Gayrimenkul sektörü hakkında Merkez Bankası Para Politikaları Kurumunun ilgili birimleri ile düzenli aralıklarla gerçekleştirdiğimiz analiz toplantılarında görüş ve değerlendirmelerimizi şeffaflıkla paylaşmaktayız. Detaylandırmak gerekirse orda da paylaştığım ülkemizdeki enflasyon ile inşaat maliyeti artış endeksi ve şirket analizlerimizin arasındaki fark ciddi oranlardadır. 2 katı aşan bu farkın başlıca sebebi; 2018 krizinde, sektördeki iş gücünün dağılması ve son yaşanan deprem felaketi sebepleri ile bölgeye acil ihtiyaca karşın yapılaşmanın yoğunlaştırılması sonucunda, normalin 4 katına varan işçilik maliyetlerinin artmasıdır. Buna ilave olarak gayrimenkuldeki kira artışlarında da görüldüğü üzere, talebin artması arzın düşmesi ve sonucunda bir projenin başlangıcı ile sonu arasında yüzde 400’e varan artışlar görülmektedir. Bu artış hiçbir güvenli finansal veya herhangi bir yatırım aracında görülmemektedir” diye konuştu.
“Kazanan, kazancımıza ortak olan müşteri kitlemizi hep çok değerli gördük”
Rakip analizleri yaptıkları süreçlerde ortaya çıkan neticeyi anlatan Zeray, “Ülkemizin birçok bölgesinde konut üretimi gerçekleştiren firmalar var ve bu firmalar üretimlerini tamamladıktan sonra, ürünleri fiyat anlamında doyum noktasına ulaştığında satışlarına başlıyor. Onlardan ayrışan en önemli farklarımızdan biri, yatırımcılarımıza kazandırmanın gururu en büyük değerlerimizden. Kuruluş süreçlerimizde, sermayeye ihtiyaç duyduğumuz dönemlerde, satışa bağlı olarak üretim planlamalarında bulunmaktaydık. Bununla birlikte sahip olduğumuz müşteri kitlesi de bizimle birlikte kazanmaktaydı. Lansmanlarımızda kazanan, kazancımıza ortak olan müşteri kitlemizi hep çok değerli gördük. Kazançlarını ortak kazanç olarak görüp gururlanıyoruz diyebilirim. Üretimlerimizi tamamladıktan sonra satışları hızlandırmanın karlılığının farkındayız fakat daha yüksek kazanç uğruna müşterilerimize sunduğumuz fırsatları hiçbir zaman kısıtlayamadık. Bazen bir müşteriye sunduğumuz herhangi bir fırsat, bir projeye özel kampanya ve benzeri durumlarda hep müşteri odaklı yaklaşımlarla genel boyutta tavırlar sergiledik. Bugün Ankara projelerimize özel sunmuş olduğumuz 250 bin lira peşinat kampanyasını tüm projelerimizde uygulamamız, bitmiş teslime hazır projelerimizde dahi, ödemesi devam ederken kiraya verme avantajı tanımamız bu yaklaşımlarımızın başlıca göstergesi. Çünkü halka arz oluyoruz. Bugüne dek yatırımcılarımıza sunduğumuz bu kazançların en büyük getirisini bir gong sesi ile tüm Zeray ailesine kazandıracağız” ifadelerini kullandı.
“Büyümeye ve büyütmeye devam edeceğiz”
Uygulanan kredi kısıtlamaları ve benzeri faktörlerin fiyat artışlarına engel olamadığının altını çizen Zeray, “Kısıtlamalar yerine arzın desteklenmesinin tercih edilmesini arzu ederdik. Uygun rekabet şartlarının ve fırsatlarının sunulması ekonomi yönetimi için de en önemli kazançlardandır. Sosyal devletin başlıca sorumluluklarından olan barınma konusu, ülke dinamiklerimizde ancak en uygun rekabet şartlarında beklentileri karşılayabilir. Çünkü gayrimenkule, aynı zamanda lokomotif yatırım araçlarından diyoruz. Toplum bilincimiz gereği oluşan her bireyin hayali olan gayrimenkul yatırımına erişilebilir imkanların sağlanmasıyla, yakın gelecekte frenlenmiş arzda bariz artış görülecektir. İşte o zaman, geçmiş dönemlerdeki gibi her daim canlı stoklarımızla talebi karşılamada öncü firmalar arasında olacağız. Bu tecrübelerimizi geçmiş dönemde bizimle olan paydaşlarımız iyi bilir. Bu bir dayanışma biçimi aynı zamanda. Bu kararlılıkla büyümeye ve büyütmeye hiç kuşkusuz devam edeceğiz. Bizler ulusallaşma sorumluluğumuzu tamamlamış yapımız içerisinde her döneme özel metotlar geliştirerek özgür ve özgün yapımızı kazandık. Gelişmiş ülkelerdeki asırlık kurumların ortak bilinci ile gelişimi uluslararası, hatta evrensel boyutta sonsuz bir serüven olarak görüyoruz” dedi.
“Sektörde yeni normlar geliştiriyoruz”
Geleceğe yönelik hedeflerinden de bahseden Zeki Zeray, “Geleceğimizi, sürdürülebilir planlamalar ile farklı sektörlerde de öncü roller alarak, ülkemizin geleceğine yatırım yapmakta görüyorum. Özellikle, ifade ettiğim tüm plan ve programlarımızın gerçekliğine şahit oldukça, yanımda şahitler buldukça heyecanım, heyecanımız katbekat artıyor. Zeray ailesi büyüyor ve gayrimenkul sektöründe yeni normlar geliştiriyoruz. Bunun sonucunda oluşan genişlemeye şahit olacaksınız özellikle halka arzımız sonrasında bu fitili ateşleyeceğiz. Aşmakta güçlük çektiğimiz yapılaşmaya dair ve hatta yapısal sorunlara karşı direnç noktamız normalin zirvesinde. Bu hassasiyet en büyük güç ve güçlüğümüz diyebilirim. Zeray her zaman olduğu gibi coşkuyla düzen ve disiplini ile geçmiş dönemlerdeki gibi aşk ile 10 yılda yüzde 14 binlik büyüme oranları gibi göstergelerle büyümeye ve gelişmeye devam edecektir. 2021 yılında yönetim kurulumuz kararı ile aldığımız 5 yıllık stratejik planlarımızdaki hedeflerimizi henüz üçüncü yılında aşmış bulunmaktayız. Hedeflerimizi bile egale etmemiz, benim tasvirinde zorlandığım; büyük bir tutku ile çalışmalarını sergileyen çalışma arkadaşlarımızın kutsal emeklerinin karşılığıdır. Beni temsilen herhangi birine karşılaştığınız bir ofisimizde ailemizin bu sırrını nasıl koruduklarını sorabilirsiniz. Şahsen gözlerinden anlıyorum onlar adına konuşmak istemem fakat Zeray’ın sırrı tek kelime ile güven olgusundan geçmektedir diyebilirim. İnanç ve Kararlılık ile yol aldığınızda hem kendinize hem de çevrenize karşı güvenilirliliğiniz kendiliğinden oluşmakta” diye konuştu.
“Enerjimizi işimize veriyoruz”
Eleştiriye ve öneriye açık olduklarını vurgulayan Zeray, “Tabi ki bizzat şahit olunmadıkça, tahlili anlaşılması güç durumlar taşıyoruz. Bizim başarı göstergelerimiz alışılmışın, görülmüşün üzerinde. Dolayısıyla; anlamlandıramadığı için karalamalarda bulunan, olağandışı varsayımlarla başarı hikayemizi değersizleştirmeye çalışan algılarla karşılaşabiliyoruz. Var olduğumuz ilk günden bu yana yaşadığımız bu durumların, her seferinde haklı çıkan tarafta olsak dahi ardı arkası kesilmiyor ve belki de kesilmeyecek. Biz doğru olduğunu bildiğimiz inandığımız işleri yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Enerjimizi tamamen işimize veriyoruz. Kendi kendimiz ile yarıştığımız bu yolculukta, değerin yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabi ki çevremizi duyuyoruz fakat ifade ettiğim gibi her örnek/idol alınacak başarının arkasında bu denli boyutlar gelişebiliyor. Paylaşmak istediğim tek husus, ulaşılabilir yanımızı keşfedebilirsiniz. Zeray’ı tanımak isteyenler, çevresindeki bir çok lokasyonda satış ofislerimizde veya en kötü ihtimalle bir telefon uzağında bizleri bulabilir, bir kahve sohbetinde eleştirilerini veya önerilerini sunabilir” dedi.
“Geldiğimiz marka değeriyle gurur duyuyoruz”
Ulusal hedefleri, yerel algı ve kültürel dinamikleri güçlü olan bir bölgede gerçekleştirmeye çalıştıklarını ifade eden Zeray, “Kendimizi ifade etme imkanı bulduğumuz asıl noktamız sanatsal manalar da taşıyan projelerimiz. Beklentimiz, ürettiğimiz yapılarımızla gerçekleştirdiğimiz başarılar ile anılmak. Buna bağlı olarak gelişen durumlar karşısında göstermiş olduğumuz reaksiyonlarımızı da gelişimimize katıp sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Şunu da ifade etmek istiyorum, proje geliştirdiğimiz bölgelerde özellikle Kocaeli halkı tarafından kabullenildiğimizi ve bölge firmalarından olarak görüldüğümüzü anıldığımızı düşünüyor ve geldiğimiz marka değeri noktasıyla gurur duyuyorum. Mal varlığımız karşısında riskimiz yüzde 2,14 gibi sektörümüz için olabilecek en güvenli bir oranda. Rakiplerimiz ve uğraşı sadece gayrimenkul üretimi üzerine olan firmalar karşısında bizi güvenli yapımız ile farklı bir boyuta taşıyor” ifadelerini kullandı.
“Gayrimenkul yatırımcılarına yeni bir fırsat sunuyoruz”
Yatırımcılara önerilerde de bulunan Zeray, “Başlattığımız bahar kampanyamızla özellikle ikinci konutu olanlara yüzde 10’lara varan kredi kısıtlamasına karşın oluşturduğumuz yüzde 100 kendi bünyemizde finans kuruluşlarının kredi oranlarının altında 60 aya varan ödeme planları ile yeni bir fırsat sunuyoruz. İmkanı doğrultusunda veya önemi anlaşılmadığından yatırım planında olsa dahi kısmi de olsa gecikme yaşadığını düşünenler; ister ikame isterlerse yatırım hedefli gayrimenkul yatırımlarına mutlaka Zeray gibi yüksek katma değerli marka projelerde birikimlerini yatırıma dönüştürmelidir. Devletimizin orta vadeli ekonomi programı gereği; enflasyonun düşüş eğilimine geçmesiyle paralel, gerek faiz oranlarında düşüşe gidilmesi gerekse finansal kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik adımların atılması kaçınılmaz olacaktır. Fakat o gün sergilenecek sınırlı stoğa karşın bugün kazançlı yatırım fırsatı bulanlar günden güne en yüksek yatırım getirisi kazancının yanı sıra ileriki dönemlerde oluşabilecek ekonomik durumlar sonucunda gayrimenkuldeki talep enflasyonunu da alarak arzın da zaten sınırlı kalacağı gerçeği ile birleşecek ve yatırımlarını eşsiz bir kazanç boyutuna taşıyacaktır” şeklinde konuştu. – KOCAELİ
]]>Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Coşkun Dönmez, kırmızı ve beyaz ette hızla yükselen fiyatların sadece arz-talep dengesizliği, girdi maliyetlerinin yüksekliği ile açıklanamayacağını, her yıl Ramazan ayı öncesinde başlayıp kurban bayramına kadar süren spekülatif etkileri göz ardı edilemeyeceğini vurguladı. Dana etinin 560 lira bütün tavuğun da 120 liraya yükseldiğini ve artışın durmadığını ifade eden Dönmez, “Bu fiyatlarla vatandaş evine ne kırmızı ne de beyaz et alamaz. Endüstriyel yemek sektörü de bu fiyatlarla ilke menü fiyatlarını sabit tutamaz. Daha fazla dayanacak gücümüz kalmadı. Çok acil önlemler bekliyoruz” dedi.
Ticaret Bakanlığı’nın önceki gün aldığı kararla 1 Mayıs 2024 tarihinden 31 Aralık 2024 tarihine kadar, aylık bazda azami 10 bin ton, toplamda ise bu yılsonuna kadar 80 bin ton olacak şekilde beyaz et ihracatına kısıtlama getirmesini olumlu bir adım olarak gördüklerini söyleyen Coşkun Dönmez, 2024 yılının ilk aylarıyla birlikte tavuk eti fiyatlarındaki artış hızının enflasyonun, yem ve enerji gibi maliyet kalemleri ile döviz kurundaki aylık fiyat değişimlerinin çok ötesine geçtiğine dikkat çekerek, “Kırmızı et fiyatları yükselince beyaz ete olan talep arttı. Bunun üzerine beyaz et fiyatları da anormal artmaya başladı. İthalat kısıtlaması olumlu ama kırmızı et içinde önlem gerekiyor” dedi.
Başkan Dönmez, Türkiye’de tarımsal üretimin zaten istikrarsız bir çizgide olduğunu, hem dünyada hem Türkiye’deki olumsuz gelişmelerin kırmızı et fiyatlarını sürekli artırdığını kaydetti. Fiyat artışlarının herhangi bir maliyet artışına dayanmadan özellikle Ramazan ayı öncesinde başlayarak Kurban Bayramına kadar devam etmesin fırsatçılık olarak nitelendiren Başkan Dönmez, spekülatörlere karşı devletin daha ciddi önlemler alması gerektiğini söyledi. Dönmez, artan fiyatlar karşısında canlı hayvan ve kırmızı et ithalatının acil olarak başlatılmasını, ayrıca Et ve Süt Kurumu’nun da piyasayı dengeleyecek adımlar atmasını istedi. Dönmez Endüstriyel yemek sektörüne Et ve Süt Kurumu tarafından uygun fiyatlı et, süt ve süt ürünleri vermesi gerektiğini de belirterek, “Maalesef artan fiyatlar yüzünden çok yakında kırmızı ve beyaz etli menülere veda etmek zorunda kalabiliriz. Bunu önlemenin yolu endüstriyel yemek sektörünün kırmızı ve beyaz ette desteklenmesinden geçiyor. Bu konuda hızlı bir çözüme ihtiyaç var” diye konuştu.
Kırmızı et fiyatlarındaki yükselişin birçok nedeni olduğunu, maliyet artışları, pandemi ve dünyadaki savaşların etkisini görmezden gelmediklerini kaydeden Başkan Coşkun Dönmez, “Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Ramazan ayı ve Kurban Bayramı bahane ederek fırsatçılık yapanlara hoşgörüyle yaklaşmamamız mümkün değil. Endüstriyel yemek sektörü olarak zaten tarımsal gıda fiyatlarındaki artıştan en çok etkilenen sektörüz. Kırmızı ve beyaz et de bizim en önemli hammaddemiz. Durup dururken fırsatçıların fiyatları yükseltmesiyle bizim de maliyetlerimiz değişiyor. Müşterilerimize karşı sorumluluklarımız var. Ama bu artışları biz de fiyatlara ansıtmak zorunda kalıyoruz” şeklinde konuştu. – BURSA
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Nisan ayına ilişkin dış ticaret rakamlarını açıkladı. 2024 Nisan ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,13 oranında artarak, 19 milyar 271 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalat ise, Nisan ayında yıllık bazda yüzde 4,2 oranında artarak, 29 milyar 171 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2024 Nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 13,3 oranında artışla 9,9 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2,7 yüzde puan azalışla yüzde 66,1 olarak gerçekleşti.
“Kalıcı ateşkes sağlanıncaya kadar İsrail ile olan tüm ticaret durduruldu”
Dış ticaret rakamlarını açıklamadan önce konuşmasına İsrail ile olan ticaretin durdurulmasına ilişkin bilgi vererek başlayan Bakan Bolat, “Gazze’de 7 aydan bu yana devam eden katliam ve soykırım karşısında İsrail ile ekonomik ilişkilerde yeni bir aşamaya geçme kararı alındı. Baştan bu yana ikili ve çok taraflı diplomasi ile ateşkesi sağlama ve oradaki masum sivil halkın, yerleşim yerlerinin böylesine acı ve yıkıcı tablo ile karşılaşmaması için Türkiye olarak elimizden gelenin fazlasını yaptık. Dünyada bu konuda en çok gayret gösteren ülkelerin başında geliyoruz. İsrail’in kalıcı bir ateşkes yapmaması ve refah bölgesindeki insanlarının durumunun kötüleşmesi karşısında, devletimizin aldığı karar gereği dün itibariyle kalıcı ateşkes sağlanıncaya kadar İsrail ile olan tüm ticaret durduruldu” dedi.
“2024 Nisan ayındaki ihracatımız, tarihsel olarak en yüksek ikinci Nisan ayı ihracatı oldu”
Bakan Bolat, “2024 Nisan ayı dış ticaret rakamlarına gelince, ihracatımız 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 0,13 oranında artarak, 19 milyar 271 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllık bazdaki artış hızının yavaşlamasının en önemli sebebi, Nisan ayındaki 1 haftalık Ramazan Bayramı tatilinin neden olduğu takvim etkisidir. Hafta içinde, hafta sonlarına göre daha çok ihracat yapılmakta olup, Ramazan Bayram tatili ve 23 Nisan resmi tatilinin hafta içine denk gelmesi sebebiyle, yıllık bazda sınırlı bir artış kaydedildi. Bununla birlikte, 2024 Nisan ayındaki ihracatımız, tarihsel olarak en yüksek ikinci Nisan ayı ihracatı oldu” ifadelerini kullandı.
İthalatın ise, Nisan ayında yıllık bazda yüzde 4,2 oranında artarak, 29 milyar 171 milyon dolar olarak gerçekleştiğini söyleyen Bakan Bolat, “Küresel fiyatlardaki artıştan kaynaklanan enerji ve kıymetli metal ithalatındaki yükseliş, Nisan ayı ithalat artışında etkili oldu. 1 haftalık Ramazan Bayramı ve 23 Nisan tatili nedeniyle, takvim etkisi de ithalattaki sınırlı artış üzerinde de etkili oldu. Böylelikle, 2024 Nisan ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 13,3 oranında artışla 9,9 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2,7 yüzde puan azalışla yüzde 66,1 olarak gerçekleşti” açıklamalarında bulundu.
“İthalatta ise aşağı yönlü seyrin devam ettiği görülmektedir”
Bakan Bolat, ihracatta 2023 yılı ikinci yarısından itibaren görülen olumlu seyirin 2024 yılında da devam ettiğinin altını çizerek, “2024 yılının ilk dört ayında ihracat, 2023 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 2,7 oranında artışla 82 milyar 873 milyon dolara yükseldi. İthalatta ise aşağı yönlü seyrin devam ettiği görülmektedir. 2024 yılının ilk dört ayında ithalat, 2023 yılının aynı dönemine göre yüzde 8,9 oranında azalışla, 113 milyar 117 milyon dolara geriledi” diye konuştu.
“Dış ticaret açığı Ocak-Nisan döneminde yüzde 30,5 azalarak 30,2 milyar dolara geriledi”
2023 Nisan ayında dış ticaret açığının 8,7 milyar dolar, 2024 yılı Nisan ayında ise 9,9 milyar dolar olduğunu belirten Bakan Bolat, “2023 yılı Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı 43,5 milyar dolar iken, 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 30,5 azalarak 30,2 milyar dolara geriledi. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65,0 iken, 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 73,3’e yükseldi” şeklinde konuştu.
Bakan Bolat, 2024 yılının Nisan ayında yıllıklandırılmış ihracatın 257,6 milyar dolar olduğunu ifade ederek, “2023 yılının tamamında ihracatımız 255,4 milyar dolar olmuştu. Dolayısıyla, Nisan ayında negatif takvim etkisine rağmen, yıllıklandırılmış bazda ihracatımızdaki artış trendinin devam ettiği görülmektedir. İthalat düşüşündeki eğilim 2024 yılı Nisan ayında da devam etmiş, yıllıklandırılmış ithalatımız 350,7 milyar dolar olmuştur. 2023 yılının tamamında ithalatımız 361,8 milyar dolar olmuştu” dedi. – İSTANBUL
]]>Bolat, TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde düzenlenen toplantıda nisan ayı ihracat verilerini açıkladı.
Konuşmasına dün gece duyurulan İsrail’le ticaretin durdurulması kararını anımsatarak başlayan Bolat, Gazze’de devam eden katliam ve soykırım karşısında İsrail ile ekonomik ilişkilerde yeni bir aşamaya geçme kararı alındığını söyledi.
Bolat, baştan bu yana ikili ve çok taraflı diplomasi ile ateşkesi sağlama, masum sivil halkın ve yerleşim yerlerinin acı ve yıkıcı tabloyla karşılaşmaması için Türkiye’nin elinden gelenin fazlasını yaptığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Dünyada bu konuda en çok gayret gösteren ülkelerin başında geliyoruz. İnsani yardımlar konusunda da baştan bu yana büyük bir duyarlılık gösterdik ve dünyada en çok yardım eden ülke konumuna ulaştık. İsrail’in aradan geçen sürede kalıcı ateşkes ve sıkışmış çok zor durumda olan kardeşlerimizin yardımlara ulaşması ile imar çalışmaları noktasındaki uzlaşmaz tutumunun devamı üzerine 9 Nisan’da hükümetimizin aldığı karar gereği 54 ürün grubunda 1019 üründe Türkiye’den ihracatın durdurulması, gümrük işlemlerinin yapılmaması kararı uygulanmaya başlanmıştı.
Aradan geçen bu süre zarfında ateşkes olması beklenirken tam tersine olmaması, uzlaşmaz tutumun devamı ve Refah bölgesindeki insanların durumunun ağırlaşması karşısında devletimizin ilgili kurumlarının aldığı karar gereği dün itibarıyla ihracatta ve ithalatta İsrail’e yönelik, kalıcı ateşkes sağlanıncaya ve Gazze’ye yardımların kesintisiz şekilde ulaşılması serbest bırakılıncaya kadar uygulanacak. Filistinli kardeşlerimizin bu karardan etkilenmemesi noktasında da kendileriyle alternatif düzenlemeler konusunda teknik görüşmeleri yürütüyoruz, onlarla bu konuda mutabıkız.”
“İthalatımız 29 milyar 171 milyon dolarda kaldı, onu da 30 milyar dolar bandının altında tutmayı başardık”
Küresel ölçekteki ekonomik gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunan Bolat, 2023 yılının dünya ekonomisi için çok zor geçtiğini anımsattı. Bolat, Türkiye’nin dünyadaki rakipleri arasında olumlu yönde ayrıştığına dikkati çekerek, Türkiye’nin 2023 verileri hakkında bilgi verdi.
Bakan Bolat, nisan ayı ihracat verilerine ilişkin şunları söyledi:
“Nisan ayında ihracatımız 19 milyar 271 milyon dolara yükseldi, bu yüzde 0,13’lük artışa tekabül ediyor. Sınırlı artışın en önemli nedeni, nisan ayının ilk yarısı içindeki yaklaşık 1 haftalık Ramazan Bayramı tatilinde fabrikaların kapalı olması. İthalatta yüzde 4,24’lük artış gerçekleşti. İthalatımız 29 milyar 171 milyon dolarda kaldı, onu da 30 milyar dolar bandının altında tutmayı başardık. 9,9 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız oluştu, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 66,06 seviyesinde kaldı. 1 haftalık kayıp olmasaydı 22-23 milyar doların üzerinde bir ihracatı yakalayabilirdik. 2024 yılının ilk dört ayını 2023 yılının aynı dönemi ile mukayese ettiğimizde Türkiye’nin mal ihracatı yüzde 2,74 arttı ve 82 milyar 373 milyon dolara yükseldi.
Geçen yıla göre yaklaşık 2 milyar dolarlık bir fazlalık söz konusu, ithalatımızda ise 11 milyar dolar azalış sağladık. 2024 yılının ilk dört ayında ithalat, 2023 yılının aynı dönemine göre yüzde 8,9 oranında azalışla 113 milyar 117 milyon dolara geriledi. Bunun anlamı şu; Türkiye’nin dış ticaret dengesi 4 ayda yaklaşık 30 milyar dolar seviyesine geriledi. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde dış ticaret açığı 43,5 milyar dolardı. 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65 seviyesindeydi bu yıl aynı dönemde yüze 73,26’ya yükseldi. Bu da Türkiye’nin döviz yeterliliği açısından, dış ticaret açıklarını azaltıp dış ticarette istikrarlı bir sürece girmesi anlamında olumlu bir gelişme. Dış ticaret açığımızdaki azalış oranı yüzde 30,5 olarak gerçekleşmiştir, ihracatçılarımıza teşekkür ediyoruz. 267 milyar dolarlık OVP hedefini gerçekleştirme inancımızı koruyoruz.”
“2024 yılı Nisan ayında yıllıklandırılmış dış ticaret açığı 93 milyar dolara geriledi”
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yıllık bazda ihracatın ilk dört ay sonunda,12 aylık toplamda 257,6 milyar dolara yükseldiğini, ithalatın da yıllıklandırılmış olarak 350,7 milyar dolara indirilmesinin başarıldığını aktardı.
2024 yılı Nisan ayında yıllıklandırılmış dış ticaret açığının 93 milyar dolara gerilediğini dile getiren Bolat, önemli fasıllarda ihracat performansının gücünü koruduğunu söyledi.
Bolat, “2024 yılı Ocak-Nisan döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre, makine ihracatı yüzde 0,4 artarak 13,1 milyar dolar, motorlu kara taşıtları ihracatı yüzde 4,6 artarak 10,3 milyar dolar ve enerji ihracatı yüzde 35,6 artarak 6 milyar dolar olarak gerçekleşti.” dedi.
2024 Ocak-Nisan döneminde Avrupa Birliği’ne (AB) ihracatın 35 milyar dolar ile toplam ihracatın yüzde 42,3’ünü oluşturduğunu bildiren Bolat, AB’de Ocak-Şubat döneminde toplam ithalatın yüzde 14,2 azaldığı düşünüldüğünde ihracattaki artışın önemli olduğunu dile getirdi.
Bolat, “Yakın ve Orta Doğu’ya ihracatımızda önemli bir sıçrama var. 2024 Ocak-Nisan döneminde yüzde 17,3 artışla 14,4 milyar dolar olmuştur. Aynı dönemde, İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerine ihracatımız ise yaklaşık yüzde 9,5 artışla 21,2 milyar dolara yükseldi. En fazla ihracat yaptığımız ilk beş ülke ise sırasıyla Almanya, ABD, İngiltere, İtalya ve Irak oldu.” bilgisini verdi.
“İthalatımızda ilk grup ülkeler Rusya, Çin, Almanya, İtalya ve ABD”
Bolat, Ocak-Nisan 2024 döneminde altın ithalatının, alınan tedbirlerin etkisiyle geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 azalarak 5,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini, enerji ithalatının ise yüzde 12,5 azalışla 23 milyar dolar olduğunu söyledi.
Diğer bir sevindirici hususun ise TL ile yapılan ithalattaki artış olduğunu dile getiren Bolat, Ocak-Nisan döneminde TL ile ithalatın toplam ithalat içindeki payının yüzde 7 olduğunu aktardı.
Bolat, “İthalatımızda da ilk grup ülkeler Rusya, Çin, Almanya, İtalya ve ABD oldu.” dedi.
“Yıllıklandırılmış cari işlemler açığımız şubat itibarıyla 31,8 milyar dolara geriledi”
Bolat, “Türkiye’de 52 milyar dolar dış ticaret fazlası verilen hizmetler ticaretinde geçen yıl 100 milyar doları devirdik, bu yıl, 110 milyar dolara ulaşmayı hedefliyoruz. Yılın ilk dört ayında iyi başladık, ilk 2 aylık veriler ortaya çıktı, 2024 yılı Ocak-Şubat döneminde hizmetler ihracatımız, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10’luk artış göstererek 13 milyar dolar seviyesine çıkmıştır.” diye konuştu.
Mal ve hizmet ticaretindeki tüm bu olumlu gelişmelerle, 2023 yılı Mayıs ayında 60,1 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllıklandırılmış cari işlemler açığının, sonraki aylarda 28,3 milyar dolar azalarak şubat ayı itibarıyla 31,8 milyar dolara gerilediğini söyledi.
Bolat, “Biz Bakanlık olarak ihracatçılarımızın yanındayız, yanınızda olmaya devam edeceğiz.” dedi.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,80 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,64 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 51,20 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 103,86 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 1,03 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 9,56 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Nisan ayı itibarıyla, 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 7 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 123 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 72,72, aylık yüzde 3,24 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,24, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,72 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 64,57 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 55,66 arttı, aylık yüzde 3,60 arttı
2024 yılı Nisan ayında Yİ-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 3,60 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,61 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55,66 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,83 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 60,03 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 74,68 artış, imalatta yüzde 60,03 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 4,79 artış ve su temininde yüzde 66,71 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 54,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 65,83 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 66,35 artış, enerjide yüzde 29,84 artış ve sermaye mallarında yüzde 66,33 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,26 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,51 artış, imalatta yüzde 3,26 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,30 artış ve su temininde yüzde 1,93 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,95 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,63 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,77 artış, enerjide yüzde 5,08 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,98 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,80 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,64 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 51,20 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 103,86 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 1,03 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 9,56 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Nisan ayı itibarıyla, 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 7 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 123 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 72,72, aylık yüzde 3,24 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,24, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,72 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 64,57 olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 55,66 arttı, aylık yüzde 3,60 arttı
2024 yılı Nisan ayında Yİ-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 3,60 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,61 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55,66 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,83 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 60,03 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 74,68 artış, imalatta yüzde 60,03 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 4,79 artış ve su temininde yüzde 66,71 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 54,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 65,83 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 66,35 artış, enerjide yüzde 29,84 artış ve sermaye mallarında yüzde 66,33 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,26 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,51 artış, imalatta yüzde 3,26 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,30 artış ve su temininde yüzde 1,93 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,95 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,63 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,77 artış, enerjide yüzde 5,08 artış ve sermaye mallarında yüzde 1,98 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Nisan 2024 sonuçlarını açıkladı.
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun paylaştığı araştırma sonuçları şöyle:
“Açlık sınırı nisanda bir önceki aya göre 208 lira azalırken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.134 liralık artışla 38 bin 316 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 925 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 8 bin 258 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 19 bin 318 lira ve yoksulluk sınırı ise 27 bin 575 liralık artış kaydetti.
AÇLIK SINIRI
Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar nisanda bir önceki aya göre 257 lira, yıllık olarak ise 2 bin 532 lira artarak 5 bin 997 lira oldu.
Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 11 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 173 liralık artışla 422 liraya yükseldi.
Bir önceki aya göre 79 lira artarak 4 bin 385 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcamada son bir yılda ise 1.618 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para nisanda 281 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 1.088 lira artarak 1.886 lira, sebze harcaması ise önceki aya göre 350 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 908 lira artarak 2 bin 447 lira oldu.
Ekmek-un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama nisanda 43 lira artarak 1.541 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları 21 lira artarak 826 liraya çıktı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 30 lira artarak 552 lirayı buldu.
Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama nisanda önceki aya göre 45 lira azalarak 1.247 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 27 lira artarak 586 liraya çıktı.
Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre nisan ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 5 bin 807 lira, yetişkin kadın için 4 bin 599 lira, çocuk için 3 bin 310 lira ve genç için de 6 bin 214 lira oldu.
Açlık sınırı bu yılın ilk dört aylık döneminde ise toplam 3 bin 407 lira artış kaydetti.
GIDA DIŞI HARCAMALAR
Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini ‘yoksunluk hissi duymadan’ karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da nisanda 38 bin 316 liraya kadar yükseldi.
Nisanda dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 1.707 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 8 bin 756 liraya çıktı. Ev eşyası harcamaları 4 bin 906 lira, sağlık harcamaları 1.629 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 11 bin 986 liraya yükseldi. Haberleşme harcamaları 1.232 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.182 liraya, eğitim harcamaları 815 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 12 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar da 2 bin 92 liraya çıktı.
Gıda dışı harcamalar bu yılın dört aylık dönemde ise 7 bin 962 lira artış gösterdi.
YOKSULLUK SINIRI
Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise nisanda 925 lira daha artarak 58 bin 205 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında yılın ilk dört ayındaki artış ise 11 bin 368 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 27 bin 575 lira olarak gerçekleşti.”
]]>Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, 2023 yılı Kriminal Suç İstatistiği Raporu’na yönelik basın toplantısı düzenledi. Başkent Berlin’deki basın toplantısına Brandenburg İçişleri Bakanı Michael Stübgen ve Federal Kriminal Polis Teşkilatı (BKA) Başkanı Holger Münch de katıldı.
Şiddet suçları yüzde 8.6 arttı
İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Almanya’da 2023 yılında 5 milyon 940 bin 667 suç kaydedildiğini, bu sayının bir önceki yıla göre yüzde 5.5 artış gösterdiğini ifade etti. Şiddet suçlarında artış olduğunu belirten Faeser, gençlerin karıştığı suç oranlarının ve ülkede yaşayan yabancılardan kaynaklanan suç oranlarının arttığını, bunların da açıkça dile getirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle şiddet içeren suçlardaki artışın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Faeser, şiddet suçlarının yüzde 8.6 artışla 214 bin 99’a çıktığını açıkladı. Faeser, bu sayının son 15 yılın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçtiğini belirtti.
“Suç işleyen yabancılar, çok daha hızlı bir şekilde ülkeden gönderilecek”
Bakan Faeser, artan göçün Almanya’da işlenen suç oranlarını artırdığını, ülkede yaşayan yabancılardan kaynaklanan suçlarda yüzde 14.5 oranında artış olduğunu vurguladı. Faeser, “Artık sıfır tolerans göstereceğiz. Bundan sonra yabancı faillerin Almanya’yı daha önce olduğundan çok daha hızlı bir şekilde terk etmeleri gerekecek. Kurallara uymazsanız ayrılmak zorundasınız” dedi. Faeser sıfır toleransın, polis müdahalesi, hızlı yargılama ve somut cezaları içerdiğini belirtti.
Uyuşturucu bağlantılı suçlarda yüzde 30 artış
Faeser, 2023 yılında kokain ve crack kokain bağlantılı suçlarda neredeyse yüzde 30 oranında artış yaşandığının altını çizdi. Faeser, “Uyuşturucuyla mücadele önemli ölçüde yoğunlaştırıldı. Buna rağmen Güney Amerika’dan gelen gerçek bir kokain seli var. Milyar dolarlık uyuşturucu ticareti, Belçika ve Hollanda’da gördüğümüz gibi bir şiddet sarmalına yol açıyor. Almanya’da kesinlikle böyle bir şiddet sarmalını istemiyorum” ifadelerini kullandı.
Faeser ayrıca geçtiğimiz yıl görev başında 106 binden fazla polisin saldırıya uğradığını, bunun 2022 yılına göre yüzde 10’luk bir artış anlamına geldiğini vurguladı.
“Suç işleyenlerin yüzde 41’den fazlası Alman vatandaşı değil”
Brandenburg İçişleri Bakanı Michael Stübgen ise yaptığı konuşmada, 2023 yılında suç işleyenlerin yüzde 41’inden fazlasının Alman vatandaşı olmadığının altını çizdi. Bu durumun açık ve tarafsız bir şekilde tartışılması gerektiği çağrısında bulunan Stüben, “Yabancıların karıştığı suç oranlarını göz ardı etmek, yabancılara yönelik genel şüphe kadar yanlış ve zararlıdır. Ancak ortalamanın üzerinde sayıda yabancının suçlu olduğu doğru. Suç işlemeniz durumunda Almanya’da koruma ve yardım alma hakkınız olamaz. Ülkeyi terk etmesi gereken suçluların sınır dışı edilmesine yönelik çabalar artırılmalı. Politikacılar, Almanya’da geleceğin sadece düzen ve hukuka bağlı kalmakla olabileceğine dair net sinyaller vermeli” ifadelerini kullandı.
“Artan göç, suç oranını da artırdı”
İçişleri Bakanı Faeser, “Göç Almanya’yı daha mı az güvenli hale getirdi?” sorusuna, “Artan göç daha fazla suça yol açtı. Tüm bu önlemleri bu yüzden alıyoruz” şeklinde cevap verdi. Michael Stübgen de yüksek göç oranının uyumdaki başarıyı azalttığını söyledi.
Ukraynalı mültecilerin suç oranlarını nasıl etkilediği sorulan Bakan Faeser, “Suç işleyen Ukraynalıların oranı ortalamanın altında. Bunda çoğunun kadın ve çocuk olmasının da etkisi var. Zaten şu anda insanları Ukrayna’ya sınır dışı etmek mümkün değil. Çünkü orada savaş devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Gençler arasında suç eğilimi artıyor
Açıklanan verilere göre 2023’te gençler arasındaki suç işleme oranları da radikal artış gösterdi. 2019 yılına kıyasla 14 yaş altı çocukların karıştığı suçlar yüzde 43 artışla 104 bine yükseldi. 14 yaş üstünde ise suç oranı yüzde 17 artışla 177 bine yükseldi. Her iki grupta da suç oranları Alman olmayan gençler arasında daha hızlı arttı. Yabancı kökenli gençler arasındaki suç işleme oranı 2022 yılına göre yüzde 30 artarken, bu sayısı Alman gençler arasında yüzde 3’te kaldı.
Gürcistan’dan gelen sığınmacıların arasında suç oranının özellikle yüksek olduğu, bunun arkasında da organize suç örgütlerinin bulunduğu belirtildi. Mağrip ülkelerinden ( Cezayir, Fas, Tunus ve Batı Sahra) gelenler arasında suç oranlarının yüksek olduğu, ancak Afganistan ve Suriye’den Almanya’ya gelenler arasındaki suç istatistiklerinin dikkate değer olmadığı vurgulandı.
Öte yandan, 2022’de işlenen suç sayısı 5.63 milyon olarak kayıtlara geçmişti. – BERLİN
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,06, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,50 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 57,50 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,10 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,07 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre azalan ana grup yüzde -0,02 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 13,08 ile eğitim oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Mart ayı itibarıyla, 14 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 121 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi yıllık yüzde 71,89, aylık yüzde 3,14 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14,86, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,89 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,61 olarak gerçekleşti.
Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE)
2024 yılı Mart ayında Yİ-ÜFE, bir önceki aya göre yüzde 3,29 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11,59 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,47 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,28 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 58,92 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 71,19 artış, imalatta yüzde 58,92 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 18,92 azalış ve su temininde yüzde 66,23 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 53,84 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,73 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,44 artış, enerjide yüzde 11,55 artış ve sermaye mallarında yüzde 68,11 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,46 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 3,35 artış, imalatta yüzde 3,46 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 1,43 artış ve su temininde yüzde 2,64 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 3,45 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,43 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,31 artış, enerjide yüzde 0,70 artış ve sermaye mallarında yüzde 3,37 artış olarak gerçekleşti. – BAYBURT
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 15,06, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,50 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 57,50 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,10 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,07 ile eğitim oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre azalan ana grup yüzde -0,02 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 13,08 ile eğitim oldu.
Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Mart ayı itibarıyla, 14 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 121 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi yıllık yüzde 71,89, aylık yüzde 3,14 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14,86, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,89 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,61 olarak gerçekleşti.
Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE)
2024 yılı Mart ayında Yİ-ÜFE, bir önceki aya göre yüzde 3,29 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11,59 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,47 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 45,28 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 58,92 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 71,19 artış, imalatta yüzde 58,92 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 18,92 azalış ve su temininde yüzde 66,23 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 53,84 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 63,73 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 64,44 artış, enerjide yüzde 11,55 artış ve sermaye mallarında yüzde 68,11 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,46 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 3,35 artış, imalatta yüzde 3,46 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 1,43 artış ve su temininde yüzde 2,64 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 3,45 artış, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,43 artış, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 4,31 artış, enerjide yüzde 0,70 artış ve sermaye mallarında yüzde 3,37 artış olarak gerçekleşti. – ERZİNCAN
]]>Yılın birinci çeyreğinde, dünya genelinde önemli merkez bankalarının ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliğin hakim olmasına rağmen söz konusu bankaların yılın geri kalanında politika faizlerini düşürmeye başlayacaklarına ilişkin beklentilerin yoğunlaşmasıyla dünya endekslerinde zirveler yenilendi.
Küresel pay piyasalarında, özellikle yarı iletken çip ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin beklentileri aşan 4. çeyrek finansal sonuçlarının ardından risk iştahı artarken, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın ilk çeyrekte güvercin tonlu sözle yönlendirmelerde bulunması da söz konusu seyri destekleyen etkenlerden biri oldu.
BIST 100 endeksi, dalgalı mart performansına karşın ilk çeyrekte hala dünya endekslerinin önünde
Yılın ilk çeyreğinde teknoloji şirketleri öncülüğünde New York Borsası’nda başlayan ralli Avrupa ve Japonya pay piyasalarına taşınırken, endekslerin tarihi yüksek seviyeleri de yenilendi.
Yılbaşından bu yana ABD’de New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 9,11, S&P 500 endeksi yüzde 10,16 ve Dow Jones yüzde 5,62 değer kazanırken, Avrupa tarafında Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 10,39, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,78, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 14,49 ve İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 2,84 artış kaydetti.
Bu dönemde, Asya’da tarafında da Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 20,63, Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 1,95, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 2,23 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,44 artarken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi ise yüzde 2,97 değer kaybetti.
Aynı dönemde, BIST 100 endeksi yüzde 22,39 yükselerek önemli dünya endekslerini geride bırakırken, dolar bazlı yüzde 11,39 artış kaydetti.
Yıl başından bu yana tüm sektör endeksleri yükselirken, en çok kazandıran yüzde 67,54 ile bilişim oldu. Ana endekslere bakıldığında ise yüzde 45,31 artışla teknoloji endeksi dikkati çekti.
Bu süreçte, BIST 100 endeksine dahil hisselerden 89’u yükselirken, 11’i değer kaybetti. En çok işlem gören hisse senetleri Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik, Tüpraş, Türkiye İş Bankası (C) ile Yapı ve Kredi Bankası oldu.
Yılın ilk çeyreğinde en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında yüzde 89,34’le Mia Teknoloji, yüzde 80,47’yle Vestel ve yüzde 71,78 ile Bera Holding ilk üç sırada yer aldı. Qua Granite yüzde 29,62, Hektaş yüzde 16,17 ve Kayseri Şeker Fabrikası yüzde 11,83 gerileyerek yatırımcısını üzen hisseler oldu.
Martta bankacılık endeksi yüzde 9,21 artış kaydetti
Yurt içinde, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla martta artan belirsizliğin risk iştahını törpülediği ve küresel pay piyasalarından negatif ayrıştığı görüldü, bankacılık endeksi yüzde 9,21 değer kazandı.
BIST 100 endeksi söz konusu dönemde dalgalı bir seyir izleyerek yüzde 0,56 azalışla ayı 9.142,40 puandan tamamladı. Endeks, aynı dönemde dolar bazlı incelendiğinde yüzde 4,08 değer kaybederek 282,34 puan oldu.
Bu dönemde, küresel pay piyasaları arasında Avrupa borsalarının performansı dikkati çekerken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 6,67 artışla birinci sırada yer aldı. Bölgede onu yüzde 4,61 ile Almanya’da DAX 40 endeksi, yüzde 4,23 ile İngiltere’de FTSE 100 endeksi ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 3,51 değer kazancıyla takip etti.
ABD tarafında da New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 1,79, S&P 500 endeksi yüzde 3,10 ve Dow Jones endeksi yüzde 2,08 artış kaydederken, Asya’da Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,95, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 3,07, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,86, Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 1,59 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,18 yükseldi.
Borsa İstanbul’da yılın üçüncü ayında, bankacılık, yüzde 9,21 artışla en fazla kazandıran sektör olurken, holding endeksi yüzde 0,19 yükseliş kaydetti. Sektör endeksleri arasında en çok kaybettiren ise yüzde 18,22 ile spor oldu.
Martta, BIST 100 endeksine dahil hisselerden 35’i yükselirken, 65’i değer kaybetti. Bu dönemde en çok işlem gören hisse senetleri Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik, Yapı ve Kredi Bankası, Tüpraş ile Türkiye İş Bankası (C) oldu.
Aynı dönemde, en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında Akbank yüzde 20,65, Konya Çimento yüzde 19,91 ve Doğuş Otomotiv yüzde 19,89 değer kazanarak yatırımcısının yüzünü güldürdü. En fazla gerileyen hisseler arasında ise Kocaer Çelik yüzde 24,71, Astor Enerji yüzde 20,83 ve Kaleseramik yüzde 18,19 ile yer aldı.
Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i, mart ayını 300 baz puanın hemen üzerinde tamamladı
Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) martta dalgalı bir seyir izlediği görülürken, aylık kapanışını önceki ayın hemen üzerinde 310 baz puandan gerçekleştirdi.
Öte yandan, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından risk iştahını ölçmek için oluşturulan Risk Eğilim Endeksi (REKS) verilerine göre, 29 Mart itibarıyla yabancı yatırımcıların risk iştahı 63,5 ve yerli yatırımcıların risk iştahı 61,9 seviyesinde bulunurken, tüm yatırımcıların risk iştahı 55,4 oldu.
REKS’in 50 seviyesinin üzerinde olması risk iştahının fazla olduğuna işaret ediyor, bu seviyenin altı risk iştahının düşük seyrettiği şeklinde yorumlanıyor.
]]>Yılmaz, NTV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Yerel seçimlerde ideolojik yaklaşımlardan ziyade hizmetin, eserlerin ön plana çıktığına, yerel sorunlara çözüm getirme kapasitesinin daha fazla tartışıldığına işaret eden Yılmaz, AK Parti’nin hizmet ve eser konusunda kendini ispat etmiş bir parti olarak yerel seçimde olumlu bir noktada bulunduğunu, bu sebeple vatandaşın AK Parti ve Cumhur İttifakı’nı daha fazla tercih edeceğine inandığını söyledi.
Yılmaz, Türkiye’deki huzur ve güven ortamının geçmişe göre daha iyi noktada olduğunu, sandık güvenliği açısından bir endişelerinin bulunmadığını belirterek, “Hiç kimse, kimsenin iradesini hırsızlamasın bu seçimde. En doğru şekilde seçmenin iradesi neyse beğenelim beğenmeyelim, o irade neyse olduğu gibi sandığa yansısın. Bütün amacımız bu. Burada da müşahitlere, görevlilere önemli görevler düşüyor. İnşallah hepsi de görevlerini hangi partiden olursa olsunlar bu sandığın başında yerine getireceklerdir.” ifadelerini kullandı.
Terörün, demokrasinin ve kalkınmanın düşmanı olduğunu vurgulayan Yılmaz, Türkiye’deki huzur ve güven ortamının faydasını tüm Türkiye ile birlikte Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanların gördüğüne dikkati çekti.
“Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye’nin büyüme hızının üstünde olacak”
Son bir ay içerisinde Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda ili ziyaret ettiğini anımsatan Yılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Her gittiğim yerde bir huzur ortamı gördüm doğrusu. Bundan da vatandaşımızda büyük bir memnuniyet var. Bir taraftan da ekonomik bir canlılık var. Şunu ben iddiayla söylüyorum; önümüzdeki dönem, yıllık bazda söylemiyorum ama belli bir periyotta Doğu ve Güneydoğu’nun büyüme hızı Türkiye’nin büyüme hızının kesinlikle üstünde olacaktır. Çok daha fazla yatırım, istihdam, ihracat göreceğiz Doğu-Güneydoğu’da. Yıkıcı etkiler kısa sürüyor, yapıcı etkiler biraz daha zaman alıyor belki ama bu etkileri hep birlikte göreceğiz.”
“Her üç ilde de güçlü adaylarımız var ve iddialıyız”
Yılmaz, yerel seçimde İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere büyükşehirlerde çok ciddi bir rekabet olduğuna işaret ederek, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak iddialı olduklarını, aday seçiminde çok titiz hareket ettiklerini söyledi.
Bu üç şehirde, aday belirleme sürecinde, bir taraftan anketler diğer tarafından profil analizleri yaptıklarını aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:
“Örneğin İstanbul’da afet ve ulaşım meselesi ön plana çıktı. İstanbul’u bir takım felaketlere karşı hazırlama, risklerini azaltma konusunda en uygun aday olarak Murat Kurum belirlendi biliyorsunuz ve yaptığı projelerle, afete hazırlık noktasında, ulaşımda, sosyal alanda olsun son derece hazırlıklı olduğunu topluma da gösterdi. Tecrübesiyle, geçmiş birikimiyle güven veren bir yaklaşım sergiliyor. Hamza Dağ, İzmir’de gerçekten çok olumlu bir kampanya yürütüyor. Ben de uzaktan izliyorum. Kendisi zaten kişilik olarak da her kesime açık, kapsayıcı. İzmir’e gerçekten ezber bozduracak bir yaklaşım sergiliyor. Hiç kimsenin, hiçbir ilin, bir partinin tekelinde olmadığını çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor. İzmir’den inşallah farklı bir netice bekliyoruz bu dönem. Ankara’da da Turgut Bey var. Efsane bir başkan. Keçiören’de çok büyük hizmetler yaptı gerçekten. Keçiören’i dönüştürdü. Bir ilçe belediyesinin kaynaklarıyla inanılmaz projelere, yenilikçi fikirlere imza attı. Şimdi de Ankara’ya talip. Her üç ilde de güçlü adaylarımız var ve iddialıyız.”
“Emeklilerimizin sıkıntıları bizim için öncelikli konu”
İş gücü ödemelerinin milli gelirden aldığı payın 2022’de pandemi ve diğer etkiler nedeniyle yüzde 23,6’ya kadar gerilediğini hatırlatan Yılmaz, 2023’te ciddi bir toparlanmayla bu oranın yüzde 29,1’e çıktığını, böylece pandemi öncesine yakın bir seviyeye geldiğini ve önümüzdeki süreçlerde bunun daha da iyi bir noktaya ulaşacağına inandığını dile getirdi.
Yılmaz, emekli sayısının 16 milyonu aştığının altını çizerek, şöyle konuştu:
“Her zaman emeklimizin yanında olduk, elimizden gelen tüm imkanları kullandık. Geçenlerde yaptığımız düzenlemelerle, kanuni artış oranlarına ilave yaptığımız düzenlemeler, 300 milyar lira civarında bir tutar oluşturdu. Sayı fazla olunca yaptığınız düzenlemelerin etkisi de daha yüksek oluyor. Bayram ikramiyesi, yılbaşında 6 aylık oranın SGK’lılar için de yüzde 50’ye çekilmesi, asgari emeklilik uygulaması gibi hususlarla 300 milyar lira civarında bir kaynağı tahsis ettik.
Depremin yükünü ve birçok sıkıntıyı yaşadığımız bir döneme rağmen bütçemizi sonuna kadar zorlayarak emeklilerimizin yanında olmaya çalıştık. Buna rağmen emeklilerimizin sıkıntılar yaşadığını biliyoruz. Bu sıkıntıların da farkındayız. Bu son yaptığımız artış da 6 aylık bir artıştı. OVP’de beklediğimiz enflasyon rakamı yüzde 36 olduğu halde yüzde 50 civarında 6 aylık bir artış yaptık. Temmuz’da yeni bir değerlendirme olacaktır mutlaka. Önümüzdeki dönemde emeklilerimizin sıkıntıları bizim için öncelikli bir konu olacaktır diye inanıyorum.”
“Döviz ihtiyacımızın azaldığı bir dönemdeyiz”
“Seçim sonrası için deyim yerindeyse bir zam yağmuru olacağı, vergi artışı, kemer sıkma uygulamalarının olacağı yönünde, aksi yöndeki bütün açıklamalara rağmen süreç boyunca böyle bir haber fırtınası oldu. O nedenle sizi çok net bir şekilde sormak istiyorum. Bizi 1 Nisan’dan sonra ne bekliyor?” sorusuna yanıt veren Yılmaz, seçimin ardından Türkiye’yi bir sürprizin beklemediğini, temel yaklaşımlarının belirsizlikleri azaltmak, öngörülebilirliği arttırmak olduğunu vurgulayarak, siyasi ve politik belirsizliklerin de azaldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, toplumla paylaşılan Orta Vadeli Programı adım adım hayata geçireceklerinin altını çizerek, “Döviz ihtiyacımızın azaldığı, döviz finansmana erişim imkanının arttığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla döviz üzerinden oluşturan spekülasyonların siyasi bir zemini olmadığı gibi teknik bir zemini, rakamsal bir zemini de yok.” diye konuştu.
“3 Temmuz’da yayınlanan istatistikle yıllık bazda düşüş trendini göreceğiz”
Yılmaz, “Enflasyondaki düşüş sürecine ilişkin takvimsel ve oransal olarak tahminleriniz ne?” sorusu üzerine, teknik analizleri, ve programlarının çok net olduğunu ve her zaman söyledikleri noktada devam ettiklerini vurgulayarak, “Yılın ikinci yarısında enflasyonda belirgin düşüşleri göreceğiz. Yani bunun ilk ayı haziran ayı aslında. Ancak istatistikler bir ay sonra çıktığı için 3 Temmuz’da yayınlanan istatistikle birlikte yıllık bazda düşüş trendini göreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Orta Vadeli Program’da enflasyonun 2025’te yüzde 15 olarak, 2026’da ise tek haneli rakamların öngörüldüğünü hatırlatan Yılmaz, bu temel çerçevede hiçbir değişiklik olmadığını söyledi.
Enflasyon konusunda politika çerçevesi ve nereye doğru hareket edildiğinin önemli olduğuna dikkati çeken Yılmaz, “İyi bir politika çerçevemiz var. Doğru yolda ilerliyoruz ve hedefimize varacağız. Bundan da eminiz.” dedi.
Yılmaz, Orta Vadeli Programın ilk uygulama sonuçlarının sermaye girişi açısından ortaya çıkardığı sonuçlara ilişkin soruya, şu sözlerle yanıt verdi:
“Bir doğrudan sermaye var, bir de tabii portföy dediğimiz, finansal girişler var. Ocak-Mayıs döneminde doğrudan sermaye girişi 4,5 milyar dolarken mayıs sonrası haziran-aralık döneminde 6,1 milyar dolara yükselmiş. Yani geçen yıl itibarıyla doğrudan girişlerde artış var. Bu yılın ocak ayında da 910 milyon dolar gibi bir doğrudan, FDI dediğimiz bir giriş var.
Portföye baktığımız zaman 2022’de nette 13,7 milyar dolar çıkış olmuşken, 2023’te nette 8,34 milyar dolar giriş söz konusu. Haziran-Aralık döneminde 11,3 milyar dolar. Bu yılın ocak ayında da 1 milyar dolar civarında yine bir giriş var. Şubat rakamı yok şu an elimde. Dolayısıyla hem FDI’de hem portföyde olumlu yönde gelişme var. Ama tam arzu ettiğimiz noktada mı? Değil tabii. Özellikle bu FDI doğrudan uluslararası yatırımların gelmesi biraz daha zaman alıyor. Ama politika çerçevemiz, çok sağlıklı, uluslararası piyasaya da güven veren bir çerçeve. Daha da artacak bu. Özellikle yerel seçim sonrası yapılan spekülasyonların ortadan kalkmasıyla bu sürecin daha hızlanacağını düşünüyorum.”
Bankaların ve özel sektörün finansmana erişiminde bir sıkıntı olmadığını kaydeden Yılmaz, dış finansman, döviz açısından ihtiyaçların azaldığı, finansmana erişimin arttığı bir dönemde olunduğunu söyledi.
“Hizmet sektörleri ve gıdada enflasyon trendlerini tam kırmış değiliz”
Merkez Bankası’nın yerel seçim sonrası politika faiziyle ilgili atacağı olası adımlara ilişkin çeşitli tartışmaların yapıldığının hatırlatılması üzerine Yılmaz, faiz oranlarının düzeyini değerlendirirken beklenen enflasyonu esas almanın daha sağlıklı olduğunu ifade etti.
Merkez Bankası’nın şu anda sadece faiz oranlarıyla değil aldığı sıkılaştırıcı tedbirlerle de kontrolü sıkı bir şekilde tuttuğuna işaret eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Enflasyonda bir düşüş trendi net bir şekilde ortaya çıkıncaya kadar bu duruşunu sürdürecektir diye düşünüyorum. Özellikle hizmet sektörlerinde ve gıdada henüz o enflasyon trendlerini tam kırmış değiliz. Otomotivde iyi bir noktadayız. Konutta başladı. Sanayide genelde fena değil. Ama hizmet sektöründe ve gıdada henüz tam arzu ettiğimiz noktada değiliz. Oralarda da kırılmalar başlayacaktır. Az önce bahsettim, yılın ikinci yarısında zaten bu iyice ortaya çıkacaktır, belirginleşecektir.”
Yılmaz, Merkez Bankası’nın enflasyonu, dünyayı ve Türkiye’yi yakından takip edip, verilerin gidişatını analiz ederek araç bağımsızlığı çerçevesinde ihtiyaç duyulan adımları ihtiyaç gördüğü noktada atacağını bildirdi.
“KKM geçici bir mekanizma olarak kurgulandı”
Kur korumalı mevduatın (KKM) sistem içinde geneli etkilemeden devam edeceği bir orana geleceğine dair senaryolarının olup olmadığıyla ilgili soruya karşılık Yılmaz, “Bu düzenleme, ben Plan Bütçe Komisyonu Başkanı iken yapıldı. Başından itibaren geçici bir düzenleme olarak yapıldı. Yani sürekli bir mekanizma olarak değil, geçici bir mekanizma olarak kurgulandı. Bir dönem görevini icra etti. Şimdi artık kur korumalıdan çıkıyoruz. Geçen yıl ağustos ayında en yüksek orana ulaşmıştı, 3,4 trilyon lira civarına. Geldiğimiz noktada, 2,3 trilyon liralara kadar düştü. Yani 1,1 trilyon lira düşüş söz konusu kur korumalı mevduatta.” diye konuştu.
Bu sistemden ani bir şekilde çıkılmayacağını daha önce de söylediklerini anımsatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Aşamalı bir şekilde, finansal piyasaları dikkate alarak, finansal istikrarımızı zedelemeden, tasarruf sahiplerinin haklarını, hukukunu gözeterek, aşamalı şekilde çıkacağız’ demiştik. Nitekim süreç devam ediyor. Kur korumalı mevduat sistem içinde kalabilir mi? Kamuya bir maliyet getirmeyecek şekilde, bir finansal enstrüman olarak finansal sistem içinde kalmasında bir sakınca görmüyorum doğrusu.
Bankacılık sistemi böyle bir mekanizmayı kendisi kullanmak, mevduat sahiplerine alternatif bir finansal enstrüman olarak bunu değerlendirmek istiyorsa, bunda bir sıkıntı görmüyorum. Yeter ki kamunun bir yükümlülüğü, maliyeti olmasın. Kamuya maliyet oluşturabilecek hususlarda çıkış sürecini sürdüreceğiz ve belli bir vadede, finansal piyasalardaki istikrarı gözeterek, ülkemizin, makro politikalarımızın pozisyonunu gözeterek aşama aşama çıkış sürecini sürdüreceğiz.”
“Daha makul düzeyde bir tüketim arzu ediyoruz”
Reel kesimin seçim sonrası dalgalanmaların ve spekülatif durumların ortadan kalkmasından sonra, nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalacağına değinen Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Bizim makro politikamızın özünü şu oluşturuyor her şeyin aşırısı gibi tüketimin aşırısı da kötü. Özellikle enflasyonu ve ithalatı körükleyen bir tüketimi değil, daha makul düzeyde bir tüketim arzu ediyoruz. Diğer yandan daha dengeli bir büyüme kompozisyonu istiyoruz. Yani iç talep ve dış talebin dengeli olduğu büyümemizde, yatırımın, ihracatın daha fazla katkıda bulunduğu bir kompozisyon istiyoruz. Böylece hem belirli bir düzeyde büyüme hızını hem de dezenflasyon sürecini yürütmemiz mümkündür diye inanıyoruz.”
Yılmaz, enflasyon düşmediği sürece yapılan her türlü artışın zaman içinde eriyip gittiğine ve tekrar artışa gitmek zorunda kalındığına vurgu yaparak, enflasyon düşürüldüğünde kalıcı sosyal refah artışının sağlanacağını, dolayısıyla enflasyonu temel öncelik haline getirdiklerini ifade etti.
Hem siyasi güven zemininde hem de güçlü politikaların olduğu bir ortamda reel ekonominin de katma değeri yüksek ekonomi hedefine doğru yürüyeceğine inandığını söyleyen Yılmaz, “Rekabet gücünü arttırıcı, dış piyasalarda da daha fazla etkinlik sağlayan, teknolojik seviyesini yenileyen, buna yönelik olarak da finansal sistemimizde başlatmış olduğumuz seçici kredileri de önümüzdeki dönem arttıracağız. İhracatı ve yatırımı her kanaldan desteklemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
]]>Dün ABD’de beklentilerin üzerinde gelen büyüme verileri sonrası pay piyasalarına yatay bir seyir hakim olurken, bugün Paskalya tatili dolayısıyla ABD, Avrupa ve Hong Kong’da piyasalar işleme kapalı olacak.
ABD ekonomisi, dünkü verilere göre, 2023’ün 4. çeyreğinde yüzde 3,4 ile beklentilerin üzerinde büyüme kaydetti. Bu dönemde büyüme verisinde yukarı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin son çeyrekte yüzde 3,2 büyüyeceği yönündeydi.
Analistler, Fed’in faiz indirimine ne zaman başlayacağına ilişkin belirsizliklerin devam ettiğini belirterek, bugün Fed Başkanı Powell’ın sözle yönlendirmelerinin yanı sıra kişisel tüketim harcamaları verilerinden Banka’nın gelecek dönemde atacağı adımlara dair ipuçlarının aranacağını ifade etti.
Öte yandan, dün açıklanan verilere göre, Michigan Üniversitesi’nce ölçülen tüketici güven endeksi de martta yukarı yönlü revize edilerek 79,4 oldu.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı ise geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 64 oldu.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, dün dar bir bantta hareket ederek yüzde 4,2050’ye çıkarken, altının ons fiyatı yüzde 1,7 artışla 2 bin 233 dolardan günü tamamladı ve tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Böylece altının ons fiyatı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 8,2 artış kaydetmiş oldu.
Dolar endeksi de dün yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyarak yüzde 0,1 artışla günü 104,6 seviyesinden tamamladı.
Jeopolitik gerilimlerin yanı sıra arz ve talep dengesine ilişkin belirsizliklerin de öne çıktığı yılın birinci çeyreğinde Brent petrolün varil fiyatı yüzde 12,9 değer kazandı.
Ayrıca, dün yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasalarında, S&P 500 endeksi ilk 3 ayda yüzde 10,2 artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Söz konusu dönemde Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansını elde ederken, Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 arttı.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,12 gerilerken, S&P 500 endeksi yüzde 0,11 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,12 artış kaydetti.
Avrupa borsalarına dün yatay seyir hakim olurken, bugün bölge genelinde tatil dolayısıyla pay piyasalarında işlem gerçekleşmeyecek.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşeceğini söyledi. Villeroy, söz konusu indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını kaydetti.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,26, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,03, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,08 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,01 arttı.
Bu yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Almanya’da DAX 40 endeksinin yüzde 10,4 artış göstermesi dikkati çekerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı.
Asya pay piyasalarına pozitif bir seyir hakim olurken, Hong Kong’da bugün tatil dolayısıyla işlem gerçekleşmedi.
Bugün Japonya meclisi, 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (744 milyar dolar) bütçeyi yasalaştırırken, Maliye Bakanı Suzuki Şuniçi, açıklamasında, bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini bildirdi.
Öte yandan, Japonya’da bugün açıklanan verilere göre, Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE yüzde 2,4 artış kaydetti.
Ülkede öncü verilere göre, sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken, işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 değer kazandı.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 3,10 değer kazancıyla 9.079,97 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 32,3366’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,3700 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde dış ticaret istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi verilerinin yanı sıra Fed Başkanı Powell’ın açıklamalarının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.300 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı dış ticaret istatistikleri
15.30 ABD, şubat ayı kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi
15.30 ABD, şubat ayı kişisel giderler
]]>ERDAL SAĞLAM
Merkez Bankası’nın seçim öncesinde yaptığı 5 puanlık faiz artışının etkisini bu haftadan itibaren görmeye başlayacağız. Sürpriz faiz artışının ilk etkisini döviz rezervlerindeki erimenin durmasıyla hemen gördük. Kurlar üzerinde etkisini gösteren faiz artışının, mevduat ve kredi faiz oranlarına ne kadar etki edeceğini ise Pazartesi gününden itibaren görmeye başlayacağız.
5 puanlık faiz artış kararının seçim öncesine çekilmesinde, dövize olan talebin bir türlü durdurulamaması sonucu rezervlerdeki erimenin belirleyici olduğu ortaya çıktı. Perşembe günkü Merkez Bankası toplantısından önceki üç gün, rezervlerdeki erime günlük 1,5 milyar dolara kadar çıktı. Kararın alındığı ilk gün ise bu erimenin durduğu, rezervlerde 300 milyon dolar artış olduğunu gördük.
Mayıs seçimleri öncesinde en dip noktasına düşen rezervler, swap hariç kamu dahil eksi 77 milyar dolara kadar inmişti. Faiz kararından önceki gün olan Çarşamba günü ise swap hariç kamu dahil net rezerv eksi 75 milyar dolar olarak saptandı. Hızlı erime aynen devam etseydi, Mayıs’taki en dip nokta da aşılıp, rezervler eksi 80 milyar doların altına inecekti. İşte Merkez Bankası’nın 5 puanlık faiz artış kararının bu nedenle öne çekildiği anlaşılıyor.
Önümüzdeki hafta içinde rezervlerde, fazla olmasa da iyileşmenin başlaması beklenebilir. Çünkü yabancı banka raporlarında bu sürpriz artışın devam etmeyeceği yönünde beklentiler dile getirildi ve bu saptamanın artık kısa vadeli yabancı sermaye girişini başlatması bekleniyor. Önümüzdeki hafta yabancı girişinin başlayacağı, gelen fonların TL’ye dönerek bir süre bekleyeceği, daha sonra da tahvil ya da hisse senedine yatırım yapacağı tahmin ediliyor.
Bu arada seçim sonrasında alınacak kararların, kısa vadeli fon girişinde asıl belirleyici unsur olacağı açık. Seçimlerden sonra, son dönemde hazırlığı yapılan yeni tedbirler konusunda çıkacak haberler ve atılacak somut adımların yabancı fon girişini hızlandırabileceği umut ediliyor.
Bu arada yerli yatırımcının faiz kararından sonra döviz ve altına olan talebinin durakladığı gözlendi. Bankacılar, yerlilerin faiz kararıyla durduğunu ama ellerindeki altın ve dövizi bozdurmak için bir süre daha bekleyeceğini tahmin ettiklerini söylüyorlar. Yerli yatırımcının davranışında yabancı fon girişinin hangi hızla geleceği, bunun rezervlerde ne kadar iyileşme sağlayacağı gibi unsurlar etkili olacak. Yani yabancı fon girişi hızlanıp rezervler yükselmeye başlar, aylık kur artışları düşük seyrederse, işte o zaman yerlilerin de ellerindeki ya da bankalarda tuttukları altın ve dövizleri bozdurdukları görülebilir.
TL MEVDUAT FAİZİ ÖNEMLİ OLACAK
Özellikle küçük tasarrufçunun dövizden vazgeçmesinde en belirleyici olacak veri ise bundan sonra TL mevduat faizlerinin hangi düzeye çıkacağı olacak. Eğer enflasyonun üzerinde bir mevduat geliri elde ettiklerini görürlerse, işte o zaman yerli yatırımcının da TL’ye dönmeye başlayacağını görebiliriz.
Geçen haftaki Merkez Bankası politika faizi artışı TL mevduat ve kredi faiz oranlarında önemli bir artış sağlamadı. 5 puanlık artışa karşılık TL mevduat ve kredi faiz oranları 1-2 puanlık artış gösterdi. Banka şubelerinin hem mevduat hem de krediler konusunda hareketsiz kalıp, yönetimlerinden Pazartesi sabah saatlerinde gelecek yeni talimatları beklediklerini gördük.
Bankacılar 5 puanlık politika faiz artışının mevduat ve kredi faiz oranlarına en fazla 3 puan yansıyacağı beklentisi içinde. Kredi faiz oranlarına fazla etkisi olmayabilir; çünkü krediler konusunda alınan son önlemler zaten kredi kullanım talebini kesmiş görünüyor. O nedenle bankaların kredi verebilmeleri için zaten faiz oranlarını daha fazla artıracak yerleri bulunmadığı söylenebilir.
Ancak mevduat faizlerinde, özellikle de küçük tasarrufçuya verilecek TL mevduat faiz oranlarında yaşanacak artış önemli olacak. Çünkü altın ve dövize yatırım yapan küçük tasarrufçu, kendisine teklif edilen faiz oranları aylık enflasyon oranlarının altında kaldığı için, bu yolu tercih etti. İşte küçük tasarrufçunun yatırım tercihini değiştirmesi ve TL’ye dönüşünü sağlamak için küçük tasarrufçunun mevduat faiz oranlarının artırılması gerekecek.
Rezervler iyice düzelmeden, aylık enflasyon oranları düşmeye başlamadan önce mevcut faiz oranları ile küçük tasarrufçunun TL ‘ye dönme ihtimali düşük. Yani küçük tasarrufçunun ancak yılın ikinci yarısında TL’ye dönme ihtimalinden söz edilebilir. Halbuki seçim sonrası alınacak tedbirlerle bu tercihin değiştirilmesi öne çekilebilir. Bunu sağlamak için Merkez Bankası’nın bankaları, küçük tasarrufa verdikleri faizi oranlarını yükseltmeleri için teşvik etmesi gerekebilir.
Bu hafta 5 puanlık faiz artışının piyasalara etkisi görülmeye başlayacak ama asıl etkinin seçimlerden sonra görüleceği de kesin. Seçimlerden sonra alınacak ek tedbirlerin dozu, bundan sonraki enflasyonla mücadelenin ne kadar sıkı olacağı bundan sonraki piyasa hareketlerini de belirleyecek.
5 puanlık son faiz artışı dahil, alınan sıkı para politikası tedbirlerinin asıl etkisi seçimlerden sonra görülmeye başlayacak ve ekonomide sıkı bir daralma süreci yaşamaya başlayacağız. Sıkı para politikasının en azından 2-3 yıl sürmesi gerekeceğini unutmamak gerek. Umarız alınacak tedbirlerle bu sürecin dar ve sabit gelirli kesim üzerindeki etkisi bir ölçüde rahatlatılabilir.
]]>Tarım-GFE’nin Ocak ayında aylık yüzde 7.51 ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu rakam, endeksin ölçülmeye başladığı 2015 yılından itibaren Ocak ayları ortalamasının (3.99) yüzde 88 üzerinde olmuştur” dedi. Tarım-GFE’nin yıllık yüzde 45.11 ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu yıllık rakam, son 9 yılın Ocak ayları ortalamasının (30.55) yüzde 48 üzerinde oldu. Ocak ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyatları enflasyonu, aylık ve yıllık olarak ortalamaların üzerinde ilan edildi” değerlendirmesinde bulundu.
Ocak ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerine bakıldığında, tarımda kullanılan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylıkta yüzde 7.27 ve yıllıkta ise yüzde 41.22’lik artış olduğunu belirten Çandır, “Bu rakamlar, Ocak ayları itibariyle aylıkta 2022 yılından ve yıllıkta ise 2022 ve 2023 yıllarından sonraki en yüksek değerler olmuşlardır” dedi. Çandır, aylıkta tohumda yüzde 5.71, enerjide yüzde 5.51, gübrede yüzde 1.51, ilaçta yüzde 2.56, veteriner hizmetlerinde yüzde 29.35, yemde yüzde 6.48 ve diğer kalemlerde ise yüzde 22.15 artış olduğunu kaydederken, yıllıkta ise tohumda yüzde 49.52, enerjide yüzde 47.37, gübrede yüzde 15.29, ilaçta yüzde 20.76, veteriner hizmetlerinde yüzde 167.95, yemde yüzde 35.72 ve diğer kalemlerde ise yüzde 84.99’luk artışa dikkat çekti. Çandır, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerin fiyatlarında ise aylık yüzde 9.07 ve yıllık yüzde 74.88’lik artış ilan edildiğini belirtti. Çandır, şu değerlendirmede bulundu:
“Ocak ayında Tarım-GFE alt kalemlerinde sıra dışı rakamlar gözlenmiştir. Bunların en dikkat çekici olanları veterinerlik ve diğer kalemlerindeki değişimler olmuştur. Veterinerlik hizmetleri son 5 aydır ciddi bir artış göstermekteydi. Ocak ayında da bu artış eğilimi hızlanarak ve rekor kırarak devam etmiştir. Öyle ki aylık yüzde 29.35’lik artış ve yıllıktaki yüzde 167.95’lik artış tüm zamanların rekorları olmuştur. Diğer bir dikkat çekici olan ise diğer kalemindeki aylık yüzde 22.15’lik artış da yine tüm zamanların rekoru olmuştur. Yıllıktaki yüzde 84.99’luk artış ise 2023 yılı Ocak ayından sonraki en yüksek artış olmuştur.”
TÜİK tarafından Ocak ayı tarımsal üretici fiyat endeksi Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 3.85, yıllık yüzde 57.85 ilan edildiğini kaydeden Başkan Ali Çandır, “Tarımsal faaliyetlerde bulunanlar açısından son bir yıllık eğilim, genel olarak üretici aleyhine seyretmişken Ocak ayındaki aylık maliyet artışı daha yüksek fakat yıllık maliyet artışı ise üretici fiyatlarının altında seyretmiştir. Üretici lehindeki bu yıllık seyrin önümüzdeki aylarda devam etmesi, üreticiler için önemlidir. Böylece üretici kesimin birikmiş zararlarının azalmasına katkı sağlayacaktır” dedi.
Yurtiçi ve yurtdışı üretici enflasyonlarının tarım sektörünü dolaylı olarak etkilediğini belirten Çandır, yurtdışı üretici enflasyonu YD-ÜFE’nin Ocak’ta aylık yüzde 4.57 ve yıllıkta ise yüzde 59.27 gibi yüksek düzeyde arttığına dikkat çekti. Çandır, yurtiçi üretici enflasyonu Yİ-ÜFE’nin de aylık yüzde 4.14 ve yıllık yüzde 44.20 yüksek düzeyde arttığını belirten Çandır, “Üretici düzeyindeki gıda kalemi ise aylık yüzde 4.87 ve yıllık ise yüzde 59.09 artmıştı. Bu durum Ocak ayında da tarıma dayalı imalat sanayiindeki enflasyonun tarımdan daha yüksek seyrettiğini göstermektedir” dedi.
Ocak ayında tüketici enflasyonu TÜFE’nin aylık yüzde 6.70 ve yıllık yüzde 64.86 arttığını hatırlatan Çandır, gıda enflasyonunun Ocak ayında aylık yüzde 5.19 ve yıllık yüzde 69.71, işlenmemiş gıda enflasyonunun ise aylık yüzde 7.01 ve yıllık yüzde 87.35 arttığını belirtti. Çandır, “Tüketicinin gıdadaki ve işlenmemiş gıdadaki aylık yüksek enflasyonları, önümüzdeki dönemde olması ihtimal yüksek seyrin kaynaklarından biri olacaktır. Tüketici taraftaki bu rakamlar, üreticilerin maruz kaldığı enflasyonun üzerinde bir tüketici enflasyonu olduğunu göstermeye devam etmektedir” değerlendirmesinde bulundu. – ANTALYA
]]>CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, temel gıda ürünlerine 4 yıl içinde gelen fiyat artışlarıyla ilgili “2020 yılında 60 lira olan bir kilogram etin fiyatı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ’emekliler yılı’ olarak ilan edilen 2024 yılında 600 liraya dayandı. Bu et fiyatında 4 yılda yaklaşık olarak yüzde 950 artış anlamına geliyor. Beyaz peynirin fiyatı da 4 yıl içinde 22 liradan yüzde 600’lük artışla 160 liralara kadar yükseldi. 30’lu yumurta kolisinin fiyatı 4 yılda yüzde 1000’e yakın artı. Makarna 4 yıl içinde yüzde 570 oranında zamlandı. 10 bin liralık maaşla emekli, temel gıda ürünlerine ulaşamaz hale geldi, kuru ekmeğe muhtaç edildi” dedi.
CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “emekliler yılı” olarak ilan ettiği 2024 yılında temel gıda ürünlerine gelen zamlar ve emeklilerin durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı. Temel gıda ürünlerine 4 yıl içinde gelen zamları hesaplayan Başevirgen, emeklilerin halinin vicdanları kanatacak bir noktaya geldiğini ifade etti.
“EMEKLİNİN GENEL BÜTÇEYE ORANLA GELİRİ 4 YILDA YÜZDE 10 AZALDI”
İktidarın bütçeyi halkın refahı için değil, cezalandırmak için yaptığını belirten Başevirgen, “Devletin bütçesi vatandaşın huzuru, refahı için yapılır. Ancak iktidarın kötü ekonomi yönetimi bütçeyi işçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin refahı için değil; getirdiği ağır vergi yükleriyle vatandaşı cezalandırmak için yapıyor. Rakamlar yalan söylemez. 2020 yılında 1.1 trilyon lira olan genel bütçede, 343 milyon lira ile emekli maaşının genel bütçeye oranı yüzde 31’di. 2023 yılına geldiğimizde ise 6.6 trilyon lira olan genel bütçede emekli maaşları 1.4 trilyon lira ile genel bütçenin yüzde 21’i oranında kaldı” dedi.
“EMEKLİNİN HALİ VİCDANLARIMIZI KANATIYOR”
Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcamasıyla emeklilerin gelirlerini kıyaslayan Başevirgen, “Bir tarafta 3 bin 500 emeklinin bir aylık maaşını, 35 milyon liralık masrafıyla bir günde harcayan saray; bir tarafta ise 10 bin liralık emekli maaşıyla ucuz et, ucuz ekmek alabilmek için sabahtan akşama kadar kuyrukta bekleyen emeklilerimiz. Yıllarca bu ülkeye emek vermiş, üretmiş, katma değer katmış emeklilerin hali artık vicdanlarımızı kanatıyor. İktidarın, emeklinin gönül rahatlığıyla temel ihtiyaçlarını giderebildiği, dinlenebilecekleri huzurlu bir ortam yaratması gerekirken 16 milyona yakın emekliyi açlıkla karşı karşıya bıraktı” ifadelerini kullandı.
“2020’DE 60 LİRA OLAN ET FİYATI YÜZDE 950’LİK ARTIŞLA 2024 YILINDA 600 LİRAYA DAYANDI”
Başevirgen, 2020-2024 yılları arasında temel gıdada ki fahiş fiyat artışlarını da hesaplayarak şunları kaydetti:
“2020 yılında 60 lira olan bir kilogram etin fiyatı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ’emekliler yılı’ olarak ilan edilen 2024 yılında 600 liraya dayandı. Bu et fiyatında 4 yılda yaklaşık olarak yüzde 950 artış anlamına geliyor. Yine temel ihtiyaçlar arasında yer alan beyaz peynirin fiyatı da 4 yıl içinde 22 liradan yüzde 600’lük artışla 160 liralara kadar yükseldi. Sofralarımızın değişmez gıdalarından biri olan nohutta da durum farklı değil. 2020 yılında kilosunu 6-7 liraya alabildiğimiz nohut fiyatı, 2024 yılına geldiğinizde 50 liralara kadar dayandı. Nohuttaki fiyat artışı ise yüzde 600’ü geçti.
“MAKARNA 4 YIL İÇİNDE YÜZDE 570 ORANINDA ZAMLANDI”
Sofralarımızda en çok tükettiğimiz un, yumurta, makarna ve çayda da durumlar hiç farklı değil. 30’lu yumurta kolisinin fiyatı 4 yılda yüzde 1000’e yakın artı. 2020’de 14-15 lira olan 30’lu yumurta kolisinin fiyatı 150 liraya yaklaştı. 5 kilo unun fiyatı 15 liralardan 120 liraya kadar yükseldi. Unda 4 yıl içinde yüzde 700 oranında bir artış yaşandı. Yine makarna da zamlardan nasibini aldı. Makarna 4 yıl içinde yüzde 570 oranında zamlandı. Dünyanın en büyük çay üreticilerinden olan ülkemizde çay bile 4 yıl içinde yüzde 400 oranında zam gördü. 10 bin liralık maaşla emekli temel gıda ürünlerine ulaşamaz hale geldi, kuru ekmeğe muhtaç edildi.”
“ARTIK ELİNİZİ DAR GELİRLİNİN CEBİNDEN ÇEKİN”
Temel gıda ürünlerindeki zamlara rağmen emeklilerden “sabır” dilemesini bekleyen iktidarı da eleştiren Başevirgen, “Temel gıda ürünlerine gelen zamlar ortadayken, iktidarın 10 bin lirayla emeklilerin geçinmesini beklemesi ve onlardan sabır dilemesi kabul edilemez, hiçbir vicdana da sığmaz. Artık ne emeklinin ne asgari ücretlinin sabredecek hali kalmadı. İktidar simit bile alamayacak hale gelen emekliye ‘para kalmadı’ diyerek sabretmesini söylerken; bir yandan yandaşlarının vergilerini silmeye, ihalelerle zenginliğine zenginlik katmaya devam ediyor. İktidara sesleniyorum, artık elinizi dar gelirlinin cebinden çekin. Onlara hak ettikleri, insanca yaşayabilecekleri ücretleri verin” dedi.
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya Su Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Su Günü’nün her yıl farklı bir temayla kutlandığını hatırlatan Bayraktar, bu yıl ki temanın ‘Barış İçin Sudan Faydalanmak’ olarak belirlendiğini ifade etti. Bayraktar, su kaynaklarının geliştirilmesinde temel yaklaşımın çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik olması gerektiğini aktardı.
“İklim değişikliği nedeniyle 2050 yılında tahıl fiyatlarında yüzde 29’a varan oranda artış yaşanabilir”
İklim değişikliğinin çağın en önemli problemleri arasında yer aldığını ve yaşamın her alanında olumsuz etkilere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, iklim değişikliğinden en çok tarım sektörü etkilendiğini belirtti. Bayraktar, “Küresel ısınma kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılında tahıl fiyatlarında yüzde 29’a varan oranda artış yaşanmasının muhtemel olduğu ve bu durumda dünya üzerindeki milyonlarca kişinin daha açlık riskiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor. Dünyada açlıkla mücadele devam ederken, iklim değişikliği nedeniyle tarımsal üretimde yaşanabilecek kayıplar daha da önemli hale geliyor” diye konuştu.
“Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması tarımsal verimliliğin artışından geçiyor”
Bayraktar, dünya nüfusu her yıl ortalama yüzde 1,1 oranında arttığını ve bu artışın devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyara ulaşabileceğini ifade etti. Dünyada tarım için küresel su talebinin de 2050 yılına kadar yüzde 35 oranında artış göstermesinin beklendiğini sözlerine ekleyen Bayraktar, “Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması ancak tarımsal verimliliğin ve üretimin artışından geçiyor. Son yıllarda dünya tarımsal üretimi ve ticaretinde önemli rolü olan ülkelerde yaşanan kuraklık ve diğer afetler tarım ürünlerinde önemli kayıplara neden oldu. Üretimi düşen ülkeler kendi ihtiyacını karşılamak adına ihracatını kısıtladı. Gelecekte tarımsal üretimin artan nüfusa karşı yetersiz kalmasıyla dünyada artan gıda milliyetçiliği, ülkelerarası barışı olumsuz etkileyebilir” ifadelerine yer verdi.
“Sulamaya açılmayan tarımsal alanların önce sulamaya açılması gerekiyor”
Tarımsal üretimde artışın sürdürülebilirliği; minimum kaynak ve girdi tüketimi, düşük maliyet ve doğaya minimum zararla sağlanabileceğine dikkati çeken Bayraktar, bunun sağlanabilmesi için modern üretim teknolojilerine geçilmesi ve uygun araçların kullanılması gerektiğini dile getirdi. Türkiye’nin de modern uygulamaların faydalarından yararlanmak ve suyu kaynaklarını kontrollü tüketmek için çalışmalar yapılması gerektiğini aktaran Bayraktar, “2023 yılı sonu itibarıyla ülkemizde ekonomik olarak sulanabilir 8 buçuk milyon hektar tarım arazisinin brüt 7,1 milyon hektarı sulamaya açıldı. Tarımsal üretimde suyun gücünü en üst seviyede kullanabilmek için, kalan 1,4 milyon hektar alanın da bir an önce sulamaya açılması gerekiyor” açıklamasında bulundu.
“Çiftçilerimizin modern sulama sistemlerini kullanmaları teşvik edilmeli, hibe ve krediler artırılmalıdır”
Bayraktar, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için mevcut durumda yüzde 68 olan sulama oranının ve yüzde 51 olan sulama randımanının artırılmasının önemli olduğunu sözlerine ekleyerek, “Bunun yanı sıra yer altı barajlarının sayısının artırılması, sulama projelerinin biran önce tamamlanması, modern sulama sitemlerinde teşvik ve kredilerin artırılması, kuraklığa dayanıklı kültür bitkileri tarımı teşvik edilmesi gibi hususlar olabildiğince en kısa zamanda hayata geçirilmelidir. İklim değişikliğine adaptasyon için ise farkındalığın artırılması, çiftçilerin konuyla ilgili bilgilendirilmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, konuya ilişkin plan ve projelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki Türkiye Yüzyılı Emekçileri İftar Buluşması’nda yurttaşlarla bir araya geldi. İftar yemeğinden sonra konuşan Erdoğan, şunları söyledi:
“Yakın çevremizde savaşların, insani trajedilerin, krizlerin kol gezdiği sancılı bir dönemde bu mübarek günleri idrak ediyoruz. Bizler iftar sevincini paylaşabiliyoruz ancak Gazze’de büyük bir insani dram yaşanıyor. Bir kap sıcak yemeği, bir bardak temiz suyu bulmanın lüks olduğu insanlık adına utanç verici günlere şahitlik ediyoruz. Yemen, Suriye, Sudan, Türkistan, Afganistan başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı köşelerinde kardeşlerimiz bu mübarek günlerde ağır imtihanlardan geçiyor. Ramazan’ın gelmesiyle birlikte milletimizin Gazze’ye ve mazlum coğrafyalara yardımlarını artırdığını görmekten memnuniyet duyuyorum.
“ASGARİ ÜCRET DESTEĞİNİ 700 LİRAYA ÇIKARARAK ÖDEMEYİ SÜRDÜRÜYORUZ”
Özellikle son yıllarda üst üste yaşadığımız salgınlardan bölgesel savaşlara, küresel ekonomik krizden asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerine rağmen bu duruşumuzdan taviz vermedik. 2024 yılında da hassasiyetimizi muhafaza ediyoruz. Bölgesel krizlerin ve istikrarsızlıkların yol açtığı mali yükü en az yansıtmanın derdindeyiz. Bir sosyal koruma ücreti olan ve çalışma hayatındaki ücret politikalarının en alt sınırını temsil eden asgari ücret 17 bin liraya çıktı. Böylece asgari ücrette bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 oranında artış oldu. Asgari ücret desteğini 700 liraya çıkararak ödemeyi sürdürüyoruz.
“MEMURLARIMIZIN AYLIKLARI 2002 YILINA GÖRE REEL OLARAK YÜZDE 300 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Memurlarımızın aylıklarında ise enflasyon farkı ile birlikte yüzde 50’ye yakın artış sağladık. 2002 yılına göre reel olarak yüzde 300, nominal olarak 84 kat artış gösterdi. Emeklilerimizin ücretlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptık. Daha önce olmayan bayram ikramiyesi uygulamasını getirerek emeklilerimize bayram sevinci yaşattık. Geçen sene talepler doğrultusunda her bir emeklimize tek seferde 5 bin lira ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde yüzde 50 artışa gittik. Ramazan bayramı ikramiyelerini inşallah 2-5 Nisan arasında emeklilerimizin hesaplarına yatıracağız.
“İŞÇİLERDE SENDİKALAŞMA ORANI, 2024 YILINDA YÜZDE 15’İ GEÇTİ”
Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek tüm toplum kesimlerinde daha kalıcı refah artışı sağlayacağız. Emeğin karşılığı kadar önemli konu, emeğin müdafaasıdır. Bu süreçte çok kritik rol üstlenen sendikalarımız ve konfederasyonlarımız yine bizim dönemimizde rahat bir nefes alabilmiştir. Sendikacılık ile işçi işveren ilişkilerini düzenleyen sosyal diyalog mekanizmaları geçmişte hak ettiği değeri ve ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. İşçilerde sendikalaşma oranı, 2024 yılında yüzde 15’i geçti. Memurlarda ise yüzde 74 oranına yükseldi. Memurlarımızın haklarını iyileştirmeyi sürdürüyoruz. Ülke ve milletimiz yararına attığımız her müspet adımda olduğu gibi burada da muhalefetin engellemeleriyle karşılaşıyoruz.
“BİZ MEMURLARIMIZIN HAKLARI İÇİN GAYRET EDERKEN MUHALEFET İSE BUNLARI BUDAMAYA ÇALIŞIYOR”
Biz memurlarımızın hakları için gayret sarf ederken muhalefet ise bunları Anayasa Mahkemesi’ne giderek budamaya çalışıyor. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Bu yanlışın müsebbiplerine sizler de gereken cevabı vermelisiniz. Çalışma hayatının en önemli istişare mekanizmalarından olan Çalışma Meclisi Toplantısı’nı en son 2019 yılında emek dünyamızın temsilcileriyle bir araya gelerek gerçekleştirmiştik. Çalışma hayatının 13. toplantısını önümüzdeki aylarda gerçekleştirmeyi planlıyoruz.”
]]>Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle;
“GAZZE’DE İNSANİ DRAM YAŞANIYOR”
Bugün 6. orucunu tuttuğumuz 11 ayın sultanı olan mübarek Ramazan-ı Şerif’i hüzünlü karşıladık, hüzünlü yaşıyoruz. Yakın çevremizde savaşların, insani trajedilerin, krizlerin kol gezdiği sancılı günlerde bu mübarek günleri idrak ediyoruz. Bizler iftar sevincini hamdolsun paylaşabiliyoruz; ancak şu an Gazze’de kelimelerin kifayetsiz kaldığı büyük bir insani dram yaşanıyor. Bir kap sıcak yemeği bulmanın lüks olduğu son derece acı verici insanlık adına utanç verici günlere şahitlik ediyoruz.
Adalete, barışa, dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz. Rabbim tüm kardeşlerimizin yardımcısı olsun diyorum. Milletimizin Gazze’ye ve diğer mazlum coğrafyalara yardımlarını artığını görmekten memnuniyet duyuyorum.
“ÇALIŞMA HAYATINA ÇOK GENÇ YAŞLARDA İŞÇİ OLARAK BAŞLAMIŞ BİR KARDEŞİNİZİM”
Çalışma hayatını henüz çok genç yaşlarında İETT’de işçi olarak başlamış bir kardeşinizim. Çalışmak kadar emeğinin karşılığının hakkıyla almanın öneminin farkındayız. Kanuni Sultan Süleyman, işçilerin ücretinin günlük olarak verilmesini emretmiş bunun için inşaatın ortasına bir hesap çadırı kurdurmuştu. 1792 yılında çadır çeşmesi yaptırılmıştır. Süleymaniye meydan çeşmesi bu hassasiyetin günümüze kadar uzanan simgelerindendir.
“EMEKLİ İKRAMYELERİ 2-5 NİSAN’DA YATACAK”
Tarihimize ve köklü geleneğimize baktığımız zaman bu tarz pek çok örnek uygulamayı görmek mümkündür. Biz görev aldığımız her yerde çalışanların haklarının teslimi için çaba harcadık. Bölgesel krizlerin ve istikrarsızlıkların yol açtığı mali yükü en az şekilde insanımıza yansıtmanın derdindeyiz. Sosyal koruma ücreti olan asgari ücret 17 bin liraya çıktı. Böylece asgari ücrette bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 oranında artış oldu.
Memurlarımızın aylıklarında ise yüzde 50’ye yakın artış sağladık. Aynı şekilde katlanarak artan emekli sayımıza rağmen emeklilerimizin ücretlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptık. Bayram ikramiyesi uygulamasını getirerek emeklilerimize bayram sevinci yaşattık.
Her bir emeklimize tek seferlik 5’er bin liralık ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl emeklilerimizin bayram ikramiyelerinde yüzde 50 artışa gittik. Ramazan ikramiyelerini 2 ila 5 nisan tarihleri arasında emeklilerimizin hesaplarına yatırmış olacağız.
“KALICI REFAH ARTIŞI SAĞLAYACAĞIZ”
Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek daha kalıcı refah artışı sağlayacağız. Emeğin karşılığı kadar bir diğer önemli konu emeğin müdafaasıdır. Sendikacılık ile işçi işveren ilişkilerini düzenleyen sosyal diyalog mekanizmalarımız geçmişte hak ettiği ilgiyi görememişti. Son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. Sendikalaşma oranı yüzde 15’i geçti. Her toplu görüşmemizde yeni imkanlar getirerek memurlarımızın haklarını iyileştirmeyi sürdürüyoruz.
Biz memurlarımızın haklarını geliştirmek için gayret ederken muhalefet ise Anayasa mahkemesine götürerek budamaya çalışıyor. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Geçtiğimiz yıl yaptğımız 3600 ek gösterge düzenlemesiyle ek göstergelerini yeniden belirlenmesini sağlamıştık. 3600 ek gösterge düzenlemesini genişleteceğimizi duyurmuştuk. Bu sözümüzü de önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiz.
TOPLU SÖZLEŞME İKRAMİYESİ
Memurlarımızın haklarını genişletmek için gayret ederken muhalefetse bunları Anayasa Mahkemesine götürerek budamaya çalışıyor. Bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak üzerimize düşeni mutlaka yapacağız. Geçtiğimiz yıl yaptığımız 3600 ek gösterge düzenlemesiyle ek göstergelerini yeniden belirlenmesini sağlamıştık. 3600 ek gösterge düzenlemesini genişleteceğimizi duyurmuştuk. Bu sözümüzü de önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiz.
Ayrıntılar geliyor…
]]>ABD’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), şubatta aylık bazda beklentiler dahilinde yüzde 0,4 artarken, yıllık bazda yüzde 3,2 yükselişle piyasa tahminlerini aştı.
Analistler, dün ülkede açıklanan enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesine rağmen geçen hafta Fed Başkanı Jerome Powell’ın yaptığı açıklamalarda, faiz indirimlerine “bu yılın bir noktasında” başlamanın muhtemel olduğuna ilişkin sözle yönlendirmelerinin yatırımcılar için öne çıktığını dile getirdi.
Ayrıca, dün açıklanan verilere göre, çekirdek TÜFE de şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 3,8 ile piyasa beklentilerinin üzerinde arttı.
Enflasyon verilerinin ardından para piyasalarında, Fed’in faiz indirimine başlama ihtimali mayısta yüzde 15 ve haziranda yüzde 66 ile fiyatlanıyor.
Analistler, tüketici enflasyonunun ardından yarın ülkede açıklanacak Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile Fed’in gelecek haftaki para politikası toplantısına çevrildiğini kaydederek, bankanın haftaya politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakıldığını hatırlattı.
Söz konusu gelişmelerle birlikte dün ABD’de hazinesinin gerçekleştirdiği ihalelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi 6 baz puan artarak yüzde 4,16 seviyesine çıkarken, üst üste 9 işlem gününde yükselen altının ons fiyatı, dün yüzde 1,1 azalışla günü 2 bin 158 dolardan tamamladı.
Dolar endeksi, şu dakikalarda önceki kapanışının hemen üzerinde 102,9 seviyesinde bulunurken, ABD’de petrol stoklarının azaldığına yönelik veri akışıyla birlikte yükselen Brent petrolün varil fiyatı 82,3 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasaları tarafında, Bitcoin, dün 73 bin doları test ederek zirve tazelemesinin ardından günü yüzde 1,5 azalışla 71 bin 34 dolardan tamamladı. Bitcoin, bugün önceki kapanışına göre yüzde 1,5 artışla 72 bin 100 dolarda bulunuyor.
Öte yandan, ABD’de devam eden ön seçim sürecinde Demokrat Partide Joe Biden, Cumhuriyetçi Partide ise Donald Trump, partilerinin başkan adayı olabilmek için gerekli delege sayısına ulaştı.
Dün, New York borsasında, S&P 500 endeksi yüzde 1,12 artışla günü 5.175 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirirken, Nasdaq endeksi yüzde 1,54 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,61 değer kazandı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün alıcılı seyir hakim olurken, bugün gözler İngiltere’de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.
Dün bölgede açıklanan verilere göre, İngiltere’de işsizlik oranı ocakta yüzde 3,8’den 3,9’a çıkarken, Almanya’da enflasyon şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 2,5 ile beklentiler doğrultusunda gerçekleşti.
Birleşik Krallık’ta bugün Gayri Safi Yurt içi Hasılanın (GSYH) ocakta aylık yüzde 0,2 artış ve yıllık bazda ise yüzde 0,3 azalış kaydetmesi bekleniyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin maliye bakanları, Kristalina Georgieva’nın bir dönem daha Uluslararası Para Fonu (IMF) başkanı olmasını destekledi.
Dün, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,23 artışla günü 17.965 puan ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,84 yükselişle günü 8.087 puandan tamamlayarak, tüm zamanların en yüksek günlük kapanışlarını gerçekleştirdi. İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,02 ve İtalya’da MIB 30 endeksi de yüzde 1,31, değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık seyir öne çıktı.
Japonya’da Toyota’nın, işçi sendikasının ücret artış talebini kabul etmesi, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) faiz artırımına yakın olduğuna ilişkin beklentileri destekledi.
Söz konusu durum Japon yenini dolar karşısında değer kazanmasına neden olurken, pay piyasalarında ise aşağı yönlü baskı oluşturuyor.
Dolar/yen paritesi dün BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından yüzde 0,5 artışla 147,7 seviyesinden günü tamamlarken, bugün yüzde 0,1 azalışla 147,5’te dengelendi.
Çin tarafında ise, Country Garden’ın tahvil ödemelerini kaçırdığına yönelik haber akışı da ülke borsalarında risk iştahını törpüleyen bir etken olarak öne çıkıyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 değer kaybederken, Hong Kong’da Hang Seng ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,4 artış kaydetti.
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,69 değer kaybıyla 9.069,03 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yükseliş eğiliminde bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 32,0681’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,0910 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise İngiltere’de büyüme, sanayi üretimi ile dış ticaret dengesi ve Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.000 ve 8.900 seviyelerinin destek, 9.100 ve 9.200 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 İngiltere, ocak ayı GSYH
10.00 İngiltere, ocak ayı sanayi üretimi
10.00 İngiltere, ocak ayı dış ticaret dengesi
13.00 Avro Bölgesi, ocak ayı sanayi üretimi
]]>Makas, Valilik Toplantı Salonu’nda gazetecilere, yılın ilk iki ayında 1675 asayiş olayı meydana geldiğini, bu olaylara karıştığı tespit edilen 1057 kişiye işlem yapılarak adliyeye sevk edilen şüphelilerden 20’sinin tutuklandığını söyledi.
Malvarlığına karşı işlenen suçlarda 2023 yılının ilk iki ayına göre yüzde 35 düşüşle 222 olay meydana geldiğini anlatan Makas, “Gözaltına alınan 161 şüpheliden 6’sı tutuklanmıştır. Ev, iş yeri ve kurumdan otodan hırsızlık ile oto hırsızlığı olaylarında ortalama yüzde 67’lik düşüş olduğu gözlemlenmiştir. İl genelinde yaklaşık 87 bin binada yılın ilk iki ayında sadece 21 evden hırsızlık yaşanmıştır.” dedi.
Vali Makas, yine malvarlığına karşı işlenen tüm suçlarda aydınlatma oranının geçen yılın aynı dönemine göre artış göstererek yüzde 82’ye yükseldiğini dile getirdi.
Dolandırıcılıkta yüzde 22, motosiklet hırsızlığında da yüzde 25 artış olduğunu aktaran Makas, “Kişilere karşı işlenen suçlar kapsamında ise geçen yılın ilk iki ayına kıyasla yüzde 8,7’lik artış yaşanmış, 729 olayda toplam 985 kişi hakkında işlem yapılarak 10’u tutuklanmıştır. Aydınlatma oranı ülke ortalamasının üstünde, yüzde 96 oranında seyretmiştir. Öte yandan aile içi şiddet vakalarında geçen yılın ilk iki ayına oranla yüzde 1’lik düşüş olmuş, 229 olay meydana gelmiş ve 1 şüpheli tutuklanmıştır.” diye konuştu.
Makas, kaçakçılıkla mücadelede de yılın ilk iki ayında 2 milyon 766 bin 560 makaron, 510 tarihi eser, 154 elektronik sigara ve likidi, 54 bin 44 paket sigara, 746 litre kaçak alkol, 1042 kilogram tütün, 13 ruhsatsız tabanca ele geçirildiğini, 278 kişi hakkında işlem yapıldığını belirtti.
Narkotik suçlarla mücadelede ise yılın ilk iki ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 216’lık artış yaşandığını anlatan Makas, “1108 gram uyuşturucu madde ile 11 bin 303 uyuşturucu hap ele geçirildi. Olaylara karıştığı tespit edilerek yakalanan 329 zanlıdan 17’si tutuklanmıştır. En İyi Narkotik Polisi Anne Projesi ve Narkorehber eğitimi çerçevesinde yılın ilk iki ayında 374’ü anne ve anne adayı olmak üzere toplam 503 vatandaşımıza ulaşılmıştır.” ifadesini kullandı.
Vali Makas, PKK/KCK, FETÖ ve DEAŞ terör örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda işlem yapılan 18 şüpheliden 4’ünün tutuklandığını dile getirdi.
Uygulamalarda da 60 bin 666 kişinin sorgulandığını ifade eden Makas, şunları kaydetti:
“595 aranan kişi yakalanarak adli birimlere teslimi sağlanmıştır. Yine bu uygulamalarda 178 bin 657 araç sorgulanmış, 785 araç trafikten men edilmiştir. Çalışmalar sonucunda 15’i kurusıkı olmak üzere 69 tabanca ve 86 uzun namlulu silah ve bu silahlara ait mühimmat ele geçirilmiştir. Geçen yılın ilk iki ayında 294 trafik kazası meydana gelmişken ne yazık ki bu sayı 2024 yılının ilk iki ayında yüzde 8 artış göstererek 316’ya çıkmış, 1 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Geçen yılın ilk iki ayında 58 bin 416 araç kontrol edilmişken bu yıl yüzde 17’lik artışla 68 bin 667’ye ulaşmıştır. 2024 yılı içerisinde 11 bin 989 araca cezai işlem uygulanmıştır.”
Vali Makas, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde il genelinde 254 okul ve 758 sandıkta 209 bin 16 seçmenin oy kullanacağını sözlerine ekledi.
Toplantıya, İl Jandarma Komutanı Albay Barış Cücen ve İl Emniyet Müdürü Mustafa Emre Başbuğ da katıldı.
]]>İzmir Valiliği tarafından basın mensuplarıyla gerçekleşen buluşmada, Valilik binasında güvenlik ve asayiş değerlendirme toplantısı düzenlendi. İzmir Valisi Süleyman Elban başkanlığında gerçekleşen toplantıya, İl Emniyet Müdürü Celal Sel, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanı Tuğamiral Serkan Tezel ve İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Osman Kılıç katıldı. Toplantıda Elban, kentin huzur ve güvenliğinin öncelikli konulardan biri olduğunu söyledi.
Olay sayısında artış var
Toplantıda yaptığı konuşmada, geçen yılın aynı dönemine göre olay sayısında artış olduğunu söyleyen Vali Elban, 2024 yılının Ocak, Şubat aylarında emniyet, jandarma ve sahil güvenlik ekiplerinin narkotik suçlarla ilgili yaptıkları çalışmalarda, “4 bin 880 olay olmuş, 5 bin 786 kişi gözaltına alınmış. Geçen yılın aynı dönemine göre olay sayısında yüzde 24,97 gözaltı sayısında ise yüzde 18,61 artış meydana geldi” dedi.
Trafik kazalarının azaltılmasıyla ilgili bakanlığın çok ciddi çalışma yürüttüğünü de belirten Elban, “İzmir’de başta ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının azaltılmasıyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Ocak, Şubat aylarında 1 milyon 16 bin 504 araç kontrol edildi, 223 bin 34 araca işlem yapıldı. Geçen yılın aynı dönemine göre kontrol edilen araç sayısında yüzde 2,48 işlem yapılan araç sayısında ise yüzde 61,10 artış oldu” diye konuştu. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın bu yılın ilk iki ayında bin 667 tekneyi kontrol ettiğini dile getiren Elban, 319 tekneye ise işlem yapıldığını, geçen yılın aynı dönemine göre kontrol edilen tekne sayısında yüzde 27,15 işlem yapılan tekne sayısında ise yüzde 37,50 artış görüldüğünü söyledi.
11 suç örgütü çökertildi
İzmir’de gerçekleşen operasyonlarda 11 suç örgütünün çökertildiğine vurgu yapan Vali Elban, “Ocak ve Şubat döneminde 11 suç örgütü çökertildi. Özellikle 7-8 ayda yürütülen yoğun çalışmalarla her geçen gün çökertilecek suç örgütü sayısı da neredeyse kalmadı ya da bitme noktasına geldiğini büyük bir memnuniyetle de ifade etmek isterim. Aranan şahıslarla ilgili bu yılın ilk iki ayında 13 bin 444 aranan kişi yakalandı. Bunların içerisinde 5 yıl ve üzeri mahkumiyeti bulunan 507 kişi var. Geçen yılın aynı dönemine göre, yakalanan şahıs sayısında yüzde 21,13 beş yıl ve üzeri mahkumiyeti bulunan kişi sayısında yüzde 71,28 artış var. Ocak ve Şubat ayında yakalanan tabanca 759, tüfek 178, uzun namlulu silah 4, kurusıkı tabanca 63, kesici delici alet 407, fişek ise bin 596 oldu” açıklamasında bulundu.
Hırsızlık olaylarıyla mücadeleye de değinen Elban, “Bu yılın ilk iki ayında geçen yıla göre hırsızlıkta yüzde 46,9, iş yerinden hırsızlıkta yüzde 47,44, oto hırsızlığında yüzde 76,92, otodan hırsızlıkta yüzde 61,70, bisiklet ve motosiklet hırsızlığında yüzde 63,87, yankesicilikte yüzde 69,92, açıktan hırsızlıkta yüzde 52,14 azalma var” ifadelerine yer verdi.
Güvenlik birimleri 7/24 çalışıyor
Güvenlik birimlerinin 7 gün 24 saat vatandaşın huzuru, güvenliği, can ve mal emniyeti için görev başında olduğunu belirten Vali Elban, “Hem seçimlerin sağlık içerisinde yürütülmesi, hem seçim kampanyasının sağlıklı bir şekilde yapılması için arkadaşlarımız yoğun bir tedbir alırken, öbür tarafta güvenlik çalışmalarına ara vermeden çalışıyor” diye konuştu. – İZMİR
]]>Belediye konferans salonunda düzenlenen toplu iş sözleşmesi imza törenine, Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak, Hizmet-İş Genel Başkan Vekili Halil Özdemir, Hak-İş Mersin Şube Başkanı Mehmet Yüce, belediye başkan yardımcıları ve birim müdürleri ile belediyenin şirket işçileri katıldı. Protokol öncesi konuşma yapan Hizmet-İş Genel Başkan Vekili Halil Özdemir, işçi ve emekçi dostu Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak sayesinde çok iyi bir sözleşmeye imza attıklarının altını çizerek teşekkür etti. Görüşmelerin aylarca sürdüğünü kaydeden Özdemir, “Nihayetinden Başkanımız son noktayı koyarak bu civarın en güzel sözleşmelerinden birini yapmamızı sağladı. Diğer il ve ilçelere bakınca maddi gelirleri, ekonomik kaynakları yüzde 100 fazla olmasına rağmen işçisine 1 lira verirken eli titreyen belediye başkanlarını da bildiğimiz için söylüyorum; bu kadar ekonomik sıkıntıya rağmen yine Akdeniz Belediyesi, işçisini ekmeğe muhtaç etmeden, enflasyona ezdirmeden bir toplu iş sözleşmesi imzalıyoruz” dedi.
“Hiç endişe etmeyin, teminatım altındasınız”
Akdeniz Belediye Başkanı Mustafa Gültak ise salonu dolduran işçilere hitaben, seçilip göreve geldiği ve işçilerle yaptığı ilk toplantıda verdiği sözü hatırlatarak; “O gün dedim ki siyaset yapmazsanız, işinize sahip çıkarsanız benim teminatım altındasınız. Sözümüzde de durduk. İşçimize mobbing yaptırmadım.
Yeter ki işini yapsın, halka hizmet etsin. Elimizden geldiği kadar şartları zorladım, sizleri kolladım ve işçilerimizin lehine her şeyi yapmaya çalıştım. Fakat bugünlerde yayılmaya çalışılan bazı dedikoduları da duyuyoruz. Endişe etmeyin, ben burada olduğum sürece, sizler de işinizi yaptığınız ve yasal sıkıntı olmadığı sürece benim teminatım altındasınız” diye konuştu.
“Barış, huzur, kardeşliğin bozulmasına izin vermeyin”
Akdeniz ilçesiyle birlikte belediyede de barışı, huzuru, kardeşliği ve demokrasiyi sağladıklarını dile getiren Gültak, belediyeciliğin bir ekip işi olduğunun altını çizerek; “Sizler olmadığınız sürece bizim tek başımıza bir şey yapmamız imkansız. Çünkü bu bir ekip işidir. İşçilerimizin daima yanındayım, ziyaret ediyorum. İyi gününde de zor günlerinde de yanlarındayım. Dolayısıyla elde ettiğimiz bu huzurun, bu barışın, bu kardeşliğin kaçmasına, bozulmasına izin vermeyin” ifadelerini kullandı.
“İşçilerimizin ücretlerinde yüzde 85 oranında artış sağladık”
Yeni toplu iş sözleşmesinin içeriğini de açıklayan Başkan Gültak, “İmzaladığımız protokol ile belediyemizde çalışan bekar bir işçinin maaşı 27 bin 140 liraya çıkarken, evli ve 2 çocuklu bir çalışanının maaşı ise ortalama 27 bin 600 liraya yükseldi. İşçilerimizin, 2023 yılı Aralık ayına göre aldıkları maaş dikkate alındığında, yeni toplu sözleşme sayesinde işçi ücretlerinde yüzde 85 oranında bir artış yapılmış oldu” şeklinde konuştu.
“Özlük haklarında da ciddi iyileştirmeler yaptık”
Başkan Gültak, 1 Mart 2024 tarihinden geçerli olan toplu iş sözleşmesi ile tüm özlük haklarında da yüzde 100 oranında artışlar sağladıklarını belirterek, şöyle konuştu; “Protokolümüz kapsamında daha önce 41 lira olan günlük yemek ücretine, yüzde 143 bir artış yapılarak 100 liraya yükseltildi. Sosyal yardım paketi her ay için 400 TL, yine yakacak yardımı her ay 500 TL’ye çıkarılırken, çocuk başına 49 lira olan yardım 100 liraya yükseldi. Yeni sözleşme kapsamında işçilerimize aylık 3’er yevmiyeden yıllık 36 yevmiye vermiş olacağız.”
“Özlük hakları da yükseltilerek korundu”
Başkan Gültak, sözleşme ile ‘çocuk yardımı, şoför primi, koku tazminatı, sorumluluk zammı, Ramazan Bayramından önce bin TL, Kurban bayramından önce bin TL bayram ikramiyesi’ gibi özlük haklarının daha da iyileştirilip korunduğunu kaydetti, özlük haklarındaki bu kalemlerin maaş artışına dahil olmadığına dikkati çekti. Başkan Gültak; “Personelimizin okuyan çocuklarına da sayı sınırı olmaksızın öğrenim yardımıyla birlikte askerlik, evlilik ve sünnet yardımı da vereceğiz. Gece çalışan personelimize ayrıca yüzde 10 fark ödenecek. İşçilerimizin ücretlerine yapılan bu artışlarla, şu anda Mersin Büyükşehir Belediyesi de dahil, diğer ilçe belediyeleri arasında işçisine en yüksek maaşı veren belediye olduğumuzu vurgulamak isterim” dedi..
Başkan Gültak; 2025 ve 2026 yılları içinde asgari ücret artış oranında işçilerin maaş ve özlük haklarına yine artış yapılacağını; ayrıca temmuz ayında hükümetin asgari ücrette yapacağı olası artış halinde, yine asgari ücret artışına paralel olarak işçi ücretlerinde aynı miktarda artış yapacaklarını ifade etti.
“İmkansızı mümkün kıldık”
Sözlerini; “Emeğin ve emekçinin yanında olan bir yönetim ilkesiyle, elimizdeki tüm imkanları personelimiz lehine kullanmaya devam edeceğiz” şeklinde sürdüren Başkan Gültak, “Tüm ağır koşullara, borç yükü ve diğer ilçe belediyelere nazaran düşük gelirimize rağmen imkansızı mümkün kıldık. Toplu iş sözleşmemizin tüm personelimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Toplu iş sözleşmesini yürüten ve bugünlere getiren mesai arkadaşlarıma ve sendika temsilcilerine de şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Akdeniz Belediyesinde çalışan toplam 808 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi, belediye işçilerinin yoğun alkış ve tezahüratları altında imzalandı. – MERSİN
]]>İhracat verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan BAİB Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, şubat ayında yaş meyve sebze sektörünün ihracatında kayıp yaşanırken, diğer sektörlerin ihracatını artırma başarısını gösterdiğini kaydetti.
Özellikle iklimlendirme sektörü ihracatını 3,7 milyon dolardan 8 milyon dolara çıkartarak, yüzde yüzün üzerinde bir artış kaydettiğini dile getiren Çavuşoğlu, “Ağaç mamulleri ve orman ürünleri ile kimyevi maddeler ve mamulleri yüzde 10’un üzerinde ihracat artışı gerçekleştirdi. İlk beş sektörün dışında yer alan diğer sektörlerimizin toplam ihracatı da artış gösterdi.
Şubat ayında bölgemiz açısından büyük önem taşıyan Rusya ve Almanya pazarımızda kayıplar yaşandı. Bölgemiz açısından büyük önem taşıyan bir diğer pazarımız olan Çin pazarı bu defa listeye giremedi. Şubat ayında Antalya, Burdur ve Isparta illerinden bin 111 firmamız 127 ülke ve bölgeye ürünlerimizi gönderdi” ifadelerine yer verdi.
İklimlendirme sektöründeki yükseliş
Yılın iki ayında gerçekleşen toplam ihracata bakıldığında yaş meyve sebze sektörünün gerilediğinin görüldüğüne değinen Çavuşoğlu, “Öte yandan doğal taş ağırlıklı maden ve metaller, ağaç ve orman ürünleri sektörlerimizin ihracatlarındaki artış ise yüzde 20’ye yaklaştı. Listede yer almayan iklimlendirme sektörü ihracatını yüzde 50’ye yaklaşan artışla 8,7 milyon dolardan 13 milyon dolara yükseltti. Su ürünleri sektörümüz ise 2,7 milyon dolardan 6,8 milyon dolara yükselterek, yüzde 154’lük bir artışa imza attı. Bölgemizden en fazla ihracat gerçekleştirilen ilk 5 ülke listesinde rakamlar burukluk oluştursa da listenin geri kalanındaki ülkelerde yaşanan gelişmeler gelecek adına umut verdi. Özellikle 6. sırada yer alan ABD’ye gerçekleşen ihracat yüzde 52,2 oranında artışla 13 milyon dolardan 19,9 milyon dolara yükseldi. 8. sırada bulunan Bulgaristan’da ise ihracat yüzde 31 oranında artışla 12,4 milyon dolardan 16,3 milyon dolara, 13.sırada bulunan İran’da ise ihracat yüzde 234,2 oranında artışla 2,6 milyon dolardan 8,7 milyon dolara, 10. sıradaki Türkmenistan’da ise ihracatımız yüzde yüz 192,5 oranında artışla 2,5 milyon dolardan 7,5 milyon dolara yükseldi” diye konuştu.
Uygun fiyat etkisi
İhracatın bu ay gerileme yaşadığı Almanya ve Rusya pazarına bakıldığında, yapısal sorunların karşılarına çıktığını aktaran Çavuşoğlu, ” İspanya’da üretilen ürünlerin bizden daha uygun fiyatlı olması, Fas, Mısır, Tunus gibi ülkelerinin bize karşı fiyat avantajının olması, Almanya ve Avrupa özelinde bu dönemde sorun yaşamamıza neden oldu. Rusya’da yaşanan gerilemenin ise tahsilat sorununun yanı sıra yaş sebze meyve ürünlerinde İran’ın da üretim yapması ve maliyetlerin bizden düşük olması, İran, Azerbaycan ve Özbekistan’da üretimin artması ve bu ülkelerden Rusya’ya nakliye bize göre avantajlı hale geldi. Öte yandan Bulgaristan sınır kapılarında uzun süredir yaşanan sorunlar kontrat iptallerine neden oldu ve Batı Akdeniz’in Avrupa’ya olan ihracatını olumsuz etkiledi. BAİB olarak bölge ihracatını artırmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz ve yıl sonu hedeflerimizi yakalayacağız” açıklamalarında bulundu. – ANTALYA
]]>İSO Türkiye İmalat PMI anketinin şubat ayı sonuçları açıklandı.
Eşik değer olan 50,0’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, ocak ayında 49,2 olarak gerçekleşen manşet PMI, şubatta 50,2’ye yükselerek yeniden 50,0 eşik değerinin üzerine çıktı. Son veri, faaliyet koşullarının ılımlı düzeyde de olsa 8 aydır ilk kez iyileştiğine işaret etti.
Şubat ayında genel faaliyet koşullarının güçlenmesinde imalat sanayisi üretiminin yeniden büyümeye geçmesi belirleyici oldu. Üretim geçen yılın haziran ayından bu yana ilk kez artış kaydetti ve güçlü şekilde toparlandı.
Üretimde artış bildiren anket katılımcıları, müşteri talebinin iyileşme sinyalleri verdiğine dikkati çekti. Yeni siparişler azalmaya devam etse de şubattaki düşüş, 8 aydır süren yavaşlama döneminin en hafif düzeyinde gerçekleşti. Benzer şekilde, yeni ihracat siparişlerindeki gerileme hız kesti.
Yeni siparişlerin iyileştiği yönündeki kısmi sinyaller ve artan üretim gereksinimleri, firmaların satın alma faaliyetlerini son 8 ayda ilk kez genişletmelerini sağladı. Buna rağmen girdi stokları azalmaya devam etti. Söz konusu azalışta, Süveyş Kanalı’nın kullanımına ilişkin sorunlar nedeniyle tedarikçilerin girdi teslimlerinde yaşanan gecikmeler etkili oldu.
Satın alma faaliyetlerindeki toparlanmaya karşın gönüllü istifalar ve yeni personel bulmakta yaşanan zorluklara bağlı olarak istihdam düşüş kaydetti. Yine de imalatçıların birikmiş işlerindeki azalma eğilimi sürdü.
Ham madde ve nakliye fiyatlarındaki yükseliş, Türk lirasındaki değer kayıpları ve asgari ücrete yapılan zamma bağlı olarak girdi maliyetleri keskin şekilde artmaya devam etti. Öte yandan söz konusu artış önceki aya göre hafif hız kesti. Buna rağmen, nihai ürün fiyatlarında son 6 ayın en hızlı artışı gerçekleşti.
4 sektörde üretim arttı
İSO Türkiye Sektörel PMI raporu, şubatta, genel olarak durağan talep koşullarına ve halen yüksek seyreden enflasyonist baskılara rağmen bazı sektörlerin üretiminde kısmi iyileşme sinyalleri verdi.
Takip edilen 10 sektörden 4’ü şubat ayında üretimini artırdı. Bu sayı, geçen yılın ağustos ayından bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti.
Gıda üretimindeki keskin artış büyümede belirleyici olurken sektördeki genişleme, anket geçmişinin ikinci en yüksek hızında kaydedildi. Elektrikli ve elektronik ürünler ile kimyasal, plastik ve kauçuk sektörlerinde güçlü iyileşmeler görüldü. Kara ve deniz taşıtlarında ise büyüme sınırlı kaldı. Buna karşılık, üretimdeki en belirgin yavaşlama metalik olmayan mineral ürünler sektöründe kaydedildi.
Talep cephesinde ise üretimdeki kadar belirgin bir iyileşme gözlenmedi. Toplam yeni siparişler, gıda ürünlerindeki keskin artış haricinde tüm sektörlerde düşüş kaydetti. Yeni siparişlerdeki en sert gerileme ağaç ve kağıt ürünlerinde kaydedildi. Benzer bir görünüm, yeni ihracat siparişleri için de söz konusu oldu.
Anket kapsamında takip edilen sektörlerin yarısı şubat ayında personel sayılarını artırdı. İstihdam hacminde en güçlü artışlar “gıda ürünleri” ile “kimyasal, plastik ve kauçuk” sektörlerinde gözlendi. İstihdamdaki en belirgin azalışlar giyim ve deri ürünleri ile tekstilde gerçekleşti. Satın alma faaliyetlerinde ise büyümenin yaygınlığı daha sınırlı kaldı ve sadece 3 sektör girdi alımlarını artırdı.
Kızıldeniz’deki aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat süreleri baskı altında kalmaya devam etti. Sürelerde en belirgin uzama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe yaşanırken sadece 3 sektörde tedarikçi performansı iyileşti.
Şubatta girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seviyelerini korudu ancak çoğu sektörde ocak ayına göre düşüş gösterdi. Girdi fiyatlarındaki en hızlı yükseliş kara ve deniz taşıtlarında görülürken, en ılımlı artış ise metalik olmayan mineral ürünlerde kaydedildi.
Metalik olmayan mineral ürünler, aynı zamanda nihai ürün fiyatları enflasyonunun en düşük seviyede gerçekleştiği sektör oldu. Buna karşılık, gıda imalatçılarının satış fiyatları geçen yılın temmuz ayından bu yana en yüksek hızda arttı.
“Üretimdeki toparlanma, sektörlere ivme kazandırdı”
Açıklamada verilere ilişkin görüşleri yer alan S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şubatta üretimin yeniden artışa geçmesinin Türk imalat sektörüne ivme kazandırdığını ve bu durumun gelecek aylarda resmi verilerde de güçlü gerçekleşmeler yaşanabileceğine işaret ettiğini bildirdi.
Harker, “Yeni siparişlerin azalmaya devam etmesine rağmen talepteki düşüşün neredeyse durma noktasına gelmesi umut verici bir gelişme oldu. Önümüzdeki süreçte firmalar, yeni siparişlerin de üretimdeki olumlu trende eşlik edebileceği beklentisinde olacak.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) şubat ayı araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 16 bin 257 liraya, yoksulluk sınırı 52 bin 955 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 21 bin 189 liraya ulaştı.
TÜRK-İŞ, aralık ayına ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının sonuçlarını bugün açıkladı. Buna göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 16 bin 257 liraya yükseldi. Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaları kapsayan yoksulluk sınırı da 52 bin 955 liraya çıktı. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti de aylık 21 bin 189 liraya ulaştı.
TÜRK-İŞ’in verilerine göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 8,03 oranında gerçekleşti. Son on iki ay itibarıyla değişim oranı yüzde 72, 49 oldu. On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 77,20 olarak hesaplandı.
TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan piyasadan derlenen fiyatlara göre, gıda ürünlerinde ocak ayında harcama gruplarındaki değişimlere ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:
SÜTTE 4,50 TL, PEYNİRDE 31,50 TL VE YOĞURTTA İSE 6,50 TL ARTIŞ OLDU
“Süt, yoğurt, peynir grubunda, geçen ay çiğ süt fiyatında meydana gelen artışın yansıması bu ay raflarda kendini gösterdi. Süt, yoğurt ve peynir fiyatlarında gerçekleşen artış ortalama olarak sütte 4,50 TL, peynirde 31,50 TL ve yoğurtta ise 6,50 TL olarak hesaplandı.
ETTE EN YÜKSEK ARTIŞ KUZU KUŞBAŞINDA OLDU
Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, ürünlerinin bulunduğu grupta; et fiyatlarında bu ay en yüksek artış yüzde 31 oranında kuzu kuşbaşı fiyatında tespit edildi. Dana kıyma ve kuşbaşı fiyatlarındaki artış oranı ise yüzde 15 olarak hesaplandı. Balık ürünlerinde mezgit fiyatında kısmi bir düşüş hamsi fiyatında da artış gözlemlendi. Hesaplamada her zaman olduğu gibi yaygın satılan balıklar esas alınması nedeniyle balık fiyatlarında ortalamada bir değişiklik tespit edilmedi.
Yumurta fiyatı bu ay sabit kaldı. Tavuk kilogram fiyatı ortalama olarak 83 TL’den marketlerde yerini aldı. Kuru baklagiller grubunda nohut, fasulye ve mercimek fiyatlarında da –diğer ürünlerde olduğu gibi artış tespit edildi. Geçen ay kilogram fiyatı ortalama 86 TL olan yeşil mercimek bu ay 98 TL’den, marketlerdeki raflarda yer aldı.
Taze sebze-meyve grubunda; Mutfak harcamalarını bu ay -az da olsa- rahatlatan taze meyve ve sebze harcama grubu oldu. Mevsim ürünlerinin fiyatlarının sabit kalması ve bazı ürünlerde gerçekleşen bir miktar düşüş ağır geçim şartlarına bir miktar katkıda bulundu. Pırasa, ıspanak gibi yeşil yapraklı mevsim sebzelerinin ve lahananın fiyatında bir değişiklik tespit edilmezken, patates ve kuru soğan gibi mutfağın vazgeçilmezi kabul edilen ürünlerde fiyatlar sabit kaldı ama patatesin kilogram fiyatı da -bazı marketlerde indirim yapılmasına rağmen- 20 TL’nin üzerinde gerçekleşti. Bu ay dikkati çeken bir husus, diğer aylardan farklı olarak baklanın da tezgahlarda yer almaya başlamasının gözlemlenmesi oldu.
Meyve fiyatlarında muz dışında diğer ürünlerin fiyatı sabit kaldı. Kış aylarında en çok tercih edilen ve pazar tezgahlarında yaygın olarak görülen portakal ve mandalina fiyatlarında kısmi bir düşüş olduğu tespit edildi.
ORTALAMA SEBZE FİYATI 32,44 TL, ORTALAMA MEYVE KG FİYATI 32,61 TL
Ortalama sebze (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dahil değil) kg fiyatı 32,44 TL, ortalama meyve kg fiyatı 32,61 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 26’sı sebze ve 11’i meyve olmak üzere toplam 37 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 32,49 TL olarak tespit edildi (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada ‘Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı’na dahil edilmektedir).
Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; bu ay ekmek fiyatı değişmedi. Tahıllar grubunda makarna dışında -geçen ay olduğu gibi- bu ayda sınırlı seviyede artış yaşandı. Pirinç, un, bulgur, irmik fiyatlarında ortalama olarak kilogramda 1 TL’lik artış hesaplandı.
“PİDENİN FİYATINDAKİ ARTIŞ BİR ÖNCEKİ RAMAZAN AYINA GÖRE YÜZDE 80”
Yaklaşan ramazan ayı dikkate alınarak pide fiyatı da 250 gramı 15 TL olarak tespit edildi. Böylece kilogram olarak pidenin fiyatındaki artış bir önceki ramazan ayına göre yüzde 80 oranında oldu.
Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta tüm ürünlerin fiyatında artış tespit edildi. Geçen ay kilogram fiyatı 330 TL olan zeytinyağı bu ay 338 TL’den, geçen ay kilogramı 369 TL olan tereyağı da bu ay ortalama 435 TL’den market raflarında yer aldı. Aynı şekilde zeytin fiyatları da arttı. Siyah zeytin ortalama 245 TL, yeşil zeytin ortalama 208 TL’den satılır oldu. Geçen ay ortalama 339 TL olan yağlı tohumlar ise (ceviz, fındık, yer fıstığı ve ay çekirdeği) kilogram fiyatı 53 TL’lik artışla ortalama 392 TL’den satılmaktadır.
Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; bu grupta ise baharatlar ortalama 573 TL’den (kimyon, nane, karabiber vb.) ve çay ise ortalama 140 TL fiyatıyla raflarda yer aldı. Şeker, tuz ıhlamur fiyatı bu ay değişmedi. Salça fiyatında ise 60 kuruşluk bir azalma tespit edildi. Balın kilogram fiyatı 295 TL’den 322 TL’ye yükseldi. Aynı şekilde pekmez ve reçelin kilogram fiyatlarında ortalama olarak 15 TL’lik artış tespit edildi.”
]]>
CHP Tarım ve Orman Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, çiftçinin durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı. Adem’in açıklaması şöyle:
“Çiftçi, uzun bir emeğin ardından hasat ettiği ürünün karşılığını alamıyor. Toprağa verdikleri emeğin karşılığı olarak bekledikleri gelir, maalesef ellerine geçmiyor. Tohum, gübre, işçilik gibi üretim maliyetleri giderek yükselirken ürün fiyatları bu artışa ayak uyduramıyor. Mazot fiyatları sürekli bir artış gösterirken tarladan çıkan ürünlerin fiyatları aynı oranda artmıyor. Üstelik fiyatları belirleme konusunda çiftçilerin söz sahibi olma imkanı da yok. Bu koşullarda çiftçimize üretime devam edebilmek için borçlanmaktan başka bir çarede kalmıyor. AKP iktidarı, yandaş müteahhitte kepçeyle destek verirken üreten çiftçimiz hak ettiği desteği kaşıkla dahi alamıyor. Daha da vahimi tarımsal destekler çiftçiye sadaka gibi dağıtılıyor, karşılığında da oy isteniyor. Bu yanlış anlayış üreticinin itibarını fazlasıyla zedelemektedir. Tarımsal destekler bir sadaka değil, çiftçilerin hak ettiği bir hakkın adaletli bir şekilde paylaşımıyla olmalıdır. Dolayısıyla çiftçilere yönelik destekler, onların emeklerinin karşılığı olarak görülmeli ve adaletli bir şekilde dağıtılmalıdır.
“ÇİFTÇİMİZİN SESİ, KORKU SİYASETİYLE BASTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”
Geldiğimiz noktada AKP iktidarı çiftçimizin, üreticimizin sorunlarından bütünüyle kopmuştur. Suni gündemler yaratılarak bu kopuş gizlenmek istenmektedir. İktidar, gıda fiyatlarının artışında başta çiftçilerimizi olmak üzere kendinden başka herkesi suçlayıcı bir tutum içindedir. Fiyatların artışında gösterilen tepkilere karşı üreticiyi tek sorumlu gibi göstererek tüketiciyle üreticiyi karşı karşıya getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Asıl sorun, çiftçimizin ciddi şekilde itibarsızlaştırılmasıdır. Bugün bizim çiftçimizin sesi, bırakın iktidar tarafından duyulmayı, yapılan korku siyasetiyle bastırılmaya çalışılıyor. Yaratılmak istenen bu baskı ortamına izin vermeyecek çiftçimizin, üreticimizin sesi olmaya devam edeceğiz.
“GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE ÇİFTÇİYİ MİLLETİN EFENDİSİ GÖRÜYORUZ”
Bizim yaklaşımımız geçmişte olduğu gibi bugün de çiftçiyi milletin efendisi gören bir yaklaşımdır. Çiftçi, bir yıllık emeğinin karşılığında ürettiği ürünü hasat ettiğinde, hak ettiği karşılığı alabilmelidir. Tarımsal desteklerin adil ve şeffaf bir şekilde dağıtılması, tarım sektörünün güçlenmesi ve çiftçilerin itibarının korunması için elzemdir. Ancak bu şekilde, kırsalımızda yaşayanlar, babalar evlatlarına mesleki değerlerini, deneyimlerini gönül rahatıyla aktarabilir. Kırsal yeniden gençlerin yaşam alanlarına dönüşebilir. Bunun önünde hiçbir engel görmüyoruz. Yeter ki, gerekli siyasi irade gösterilebilsin. Devletin değerli kaynaklarını rant ekonomisi yerine üretim ekonomisi yaratmak için kullanılsın. Hükümeti bu konuda irade göstermeye ve çiftçinin ve çiftçiliğin itibarını korumaya davet ediyoruz.”
]]>Türkiye Sigorta Birliği tarafından sigorta sektörü açısından 2023 yılının değerlendirildiği ve 2024 öngörülerinin paylaşıldığı basın toplantısı TSB Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Uğur Gülen, toplantıda yaptığı konuşmada, TSB’nin Türkiye’de sigortacılığın gelişmesi üzerine gelecekteki trendleri, gelecekteki riskleri okuyan, bu risklere ve trendlere uygun ürün, hizmet, öneri, politika, strateji geliştiren bir kurum olarak kendini konumlandırdığını dile getirdi.
Geçen yılı “kusursuz fırtına” olarak değerlendiren ve sigorta sektörünün son birkaç ayda daha da fazla gündeme geldiğine işaret eden Gülen, “Bu kusursuz fırtına 2021 yılının başında başladı ve 2021 yılının kasım ayındaki yeni ekonomi programının açıklanmasıyla muazzam ilerleyen bir sektör olduk.” ifadelerini kullandı.
Gülen, sigorta sektörünün maliyetini bilmeden bir ürün satma işini yaptığını belirterek, “2021 Kasım ayından sonraki şu günlere gelinceye kadar dönemde öngörülebilir bir gelecek içinden geçmedik. Gelecekte ne olduğunu, ne olacağını, enflasyonun ne kadar yükseleceğini, kurun ne olacağı konusunda en ufak bir bilginiz olmadan hareket ettik.” dedi.
Şu anda 70 aktif şirket olduğunu belirten Gülen, aktif toplamın 2022 yılında 781 milyar TL iken geçen yıl 1,4 trilyon TL’ye ulaştığını dile getirdi.
Gülen, prim üretiminin geçen yıl yüzde 7 ile enflasyonun üzerinde bir büyüme göstererek 486 milyar TL’ye ulaştığına dikkati çekerek, “Sigorta sektöründe son 3 yılın en öngörülebilir dönemindeyiz, bu sebeple gelecek konusunda iyimseriz. Sigorta sektörünün 2024 yılında enflasyonun üzerinde büyümesini bekliyoruz. Yüzde 52’lik bir büyüme beklentisi ile 740 milyar TL’ye ulaşan bir prim üretimi bekliyoruz.” diye konuştu.
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi’nin (OKS) son 20 yıllık bir başarı hikayesinin olduğunu belirten Gülen, geçen yıl BES ve OKS’de 16 milyon katılımcıya ve fon büyüklüğünde ise 756 milyar TL’ye ulaşıldığını ifade etti.
Gülen, BES ve OKS’de bu yıl sonunda katılımcı sayısının 17,6 ya da 18 milyonlara ulaşmasının beklendiğini vurgulayarak, “Fon büyüklüğünde ise 1,3 trilyona ulaşılması bekleniyor. Sigorta endüstrisi, toplam gayrisafi yurt içi hasılanın 30 katına yaklaşan yani trilyonlarla ifade edilirse 491 trilyon TL’lik teminat sağlayan aslında devasa bir endüstri.” açıklamasını yaptı.
“2024 yılı sigorta sektörü için çok daha iyi olacak diye düşünüyoruz”
Uğur Gülen, toplam prim üretiminde oto dışı ve sağlığın payların arttığını belirterek, kasko ve trafiğin toplam prim üretimdeki payının azaldığını ve kaskoda son çeyrek büyüme hızının yüzde 62 seviyelerine düştüğünü ifade etti.
Gülen, 2024 yılının sigorta sektörü için çok daha iyi olacağını kaydederek, oto dışındaki branşta son çeyrek büyümesinin yüzde 101’e sağlıkta ise yüzde 118’e yükseldiğini dile getirdi. Gülen, “Bu iki ürün grubu da gerçekten primlerin diğerlerinden çok arttığı ürün grupları. Oto dışı ve sağlıkta, neredeyse trafik kaskonun iki katı kadar bir büyüme var. Bunun da altında yatan çok temel neden maliyetlerindeki artış.” yorumunu yaptı.
Gülen, riskin dağıtılmasında çok büyük rollerinin olduğunu vurgulayarak, “Kahramanmaraş merkezli depremlerde bunu gördük. Yani 105 milyar dolarlık ekonomik hasarın 5 milyar dolarını ancak sigorta sektörü ödeyebildi. Bu yüzde 30’lara kadar çıkabilirdi. 30 milyar dolara kadarını bu sigorta sektörü çok rahat ödeyebilirdi.” dedi.
Devlete 2 milyar dolarlık bir dolaylı ve kurumlar vergisi yarattıklarını kaydeden Gülen, “Acentelere 2 milyar dolarlık bir komisyon geliri yaratıyoruz. Eksperlere 130 milyon dolarlık kaynak aktarımı yapmış sektörüz. Sektörümüzün istihdamı da 200 bin kişiye ulaşmış durumda ve bunu sadece 20 milyarlık TL’lik ödenmiş sermaye ve 125 milyarlık TL’lik öz kaynak toplamıyla yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Sanayi şirketlerinin sigorta maliyetlerindeki yükselişte varlık artışları etkili oldu”
TSB Başkan Yardımcısı Ahmet Yaşar da sanayi şirketlerinin sigorta maliyetlerindeki artışında, varlık fiyatlarındaki artışların etkili olduğunu belirtti.
Yaşar, “Sanayicinin fabrika binalarının değeri arttı. İçindeki malın değerinde de artış oldu. Makinenin değerinde dövize ve enflasyona bağlı olarak artış var. Dolayısıyla varlık değerlerindeki artışı biz fiyatı yani çarpanı değiştirmediğimiz halde çarpılanı inanılmaz şekilde artırdığı için primler yükseliyor.” dedi.
Depremlerin yarattığı çok önemli bir farkındalık olduğuna işaret eden Yaşar, şunlara dikkati çekti:
“Sigorta bedellerindeki eksiklikler ortaya çıktı. Dolayısıyla, sigortalılar ve sigorta aracıları tarafından bu sigorta bedelleri yeniden düzenlendi. Buradan kaynaklanan önemli bir artış var. Bunun dışında teminatların bir kısmının eksik alındığı ortaya çıktı. Poliçeye ilave teminatlar eklendi. Buradan gelen prim artışları var. Sigortacının maliyetleri arttığı için biz de çarpanı biraz artırdık. Dolayısıyla çarpanla çarpılanın aynı anda artıyor olması fiyatların ve primlerin artmasına neden oldu. Sanayicide ise sigorta yapmaktan kaçınmak için primleri yükseltiyoruz gibi bir algı oldu. Bu ikisi arasındaki farkı iyi anlatmamız lazım.”
“TES, 2025 yılında uygulanmaya başlayacaktır”
TSB Başkan Yardımcısı Taylan Türkölmez de tamamlayıcı emeklilik sisteminin henüz adının konulmadığını ve üzerinde çalışıldığını söyledi. Türkölmez sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir uzlaşı olması gerekiyor çünkü emeklilik sistemi çok büyük bir ekosistem. Paydaşları arasında işveren ve çalışanlar olacağı için bir araya gelinip, el sıkışıp kamu ile bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor deniyor. Çünkü bu çok kısa vadede ne sonuçları alınacak ne de kısa vadede sürecek bir yolculuk. Türkiye’nin ikinci yüzyılının geleceği için gerekli olan bir yolculuk. Tamamlayıcı emeklilik sistemi kıdem tazminatı ile ilişkili değil. Bugün tartışılan model o değil. Toplum geçmişte yaşadıklarını zihinde tuttuğu için ‘biz tamamlayıcı emeklilik sistemi için ne konuşmuştuk’ deyip sosyal medyada TES ile kıdem tazminatı gündeme geliyor. Şu anki tasarıda TSB’nin önerisi olmaması gerektiği yönünde. Orta Vadeli Program’a göre sistem yılın son çeyreğinde yürürlüğe girecektir. Uygulaması ise 2025 yılında başlayacaktır.”
“Trafik branşında önce yarı esnek tarifeye geçilmeli”
TSB Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Ölken ise trafik fiyatlamasını etkileyen birçok başlığın olduğunu ve araç bedelleri, yedek parça maliyetleri, işçilik maliyetlerinin bu başlıkların başında yer aldığını dile getirdi.
Ölken, “Asgari ücrete gelen her zam geriye dönük maliyet oluşturuyor. Sektör kar etmek peşinde değil, önceliğimiz sürdürülebilir fiyatlama.” diye konuştu.
Sigorta aracıları teknik platformuna entegre olmak için şirketlerin teknik olarak çalıştığını söyleyen Ölken, “Bizim yolumuz önce yarı esnek sonra serbest tarifedir. 17 bin acentenin farklı yerlerde farklı şeyler denemesi, sigortacılığı yeniden tanımlayamayız. Biz platforma alışamadık. Çok alışacak gibi bir ihtimalimiz yok. Zaten yürürlükte arzı kontrol eden bir kaçınma genelgesi var.” yorumunu yaptı.
Ölken sözlerini şöyle tamamladı:
“Platformun amacına ulaşmadığı kanaatindeyim. Rakamlar da onu gösteriyor. Sabah üretimdeki orana baktığımızda binde 4 gibi bir pay var. Konvansiyonel yollarla aslında poliçeleşme devam ediyor. Dolayısıyla platform burada duracaktır ama yolumuzun serbest tarife olması gerekmektedir.”
]]>Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, Ramazan ayı boyunca satılacak ramazan pidesi fiyatlarını açıkladı. Balcı, Federasyonun Genel Merkezinde yaptığı konuşmada Türkiye genelinde iller bazında uygulanması düşünülen Ramazan pidesi ve ekmek fiyatlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Balcı ülke genelinde pidenin kilogram fiyatının 60 lira geçemeyeceğini dile getirirken geçen yıl Türkiye’de pidenin kilogram fiyatının azami 33 buçuk lira olduğunu ifade etti.
“Türkiye’nin hiçbir yerinde pidenin kilogram fiyatı 60 liranın üzerinde olmayacak”
Balcı geçen yıl un fiyatının 360 lira seviyesinde olduğunu bu yıl ise 800 lira bandında çıktığını hatırlatarak, “Undaki artışın yüzde 110 olduğunu görüyoruz. Geçen sene tüm Türkiye’de uygulanan tek pide fiyatı ise 33 buçuk lira. Bu sene odalarımızla yapmış olduğumuz genelge ve görüşmeler neticesinde azami kilogram fiyatı 60 lira olacak. Dolayısıyla geçen sene 33 buçuk lira olan pide fiyatı bu sene 60 lira olarak uyguladığımızda yüzde 80 artış olduğunu görüyoruz. Giderlerimize baktığımızda yüzde 100’ün üzerinde bir artış varken yüzde 80 artışın vatandaşlarımızın da makul karşılayacağını ümit ediyorum. Ankara ilinde 250 gram Ramazan pidesi 15 liradan satılacak. Yine Antalya’da 250 gram pide 15 lira. İstanbul’da da 250 gram pide 15 lira. Fakat her ilçede ve her ilde odalarımız kendi maliyet hesabını yaparak ilgili olan esnaf odaları birliğinden fiyat alacak. Dolayısıyla o coğrafi yapıya göre vatandaşımızın arzusuna göre değişik gram ve fiyatlarla pide üretilecektir. Ama Türkiye’de hiçbir yerinde kilogramı 60 liranın üzerinde olmayacak. İstanbul’da bir yerde veya herhangi bir işletmede 250 gram 15 liraya satılırken aynı şekilde iki 330 gram pide 20 liradan satılabilecek. Geçen senenin oranlarına baktığımızda aradaki farkın yüzde 80 olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
2002 yılında asgari ücret alan biri 920 adet ekmek alınırken 2024 yılında bu sayı 2 bin 125
Ekmek fiyatlarını da değerlendiren Balcı, “2023 yılında asgari ücret 8 bin 506 lira 6 kuruş iken 2024 yılında asgari ücret 17 bin 2 lira olmasıyla birlikte asgari ücrette yüzde 100 artış olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde un fiyatı 380 liradan 700 lira bandına geldiğinde yüzde 84 bir artış var un fiyatında. İşletme giderlerimiz 4 bin 500 lirayken 7 bin lira bandına geldiğinde yüzde 55 bir artış söz konusu. 2023 yılında ekmeğin kilogram fiyatı 35 buçuk lirayken 2024 yılında ekmeğin ocak ayında kilogram fiyatı 40 lira. Ekmekteki artışında yüzde 14 ile sınırlı kaldığını görüyoruz. Bütün bunları değerlendirdiğimizde bakacak olursak 2002 yılında asgari ücret 184 lirayken bir kilogram ekmek 1 liraymış. Yani 184 kilo ekmek alıyorsunuz. Bu da 200 gram üzerinden 920 adet ekmek yapıyor. 2002 yılında asgari ücret alan vatandaşımız aldığı asgari ücretle 920 adet ekmek alıyor. 2024 yılında asgari ücretin 17 bin 2 lira olduğunu düşünecek olursak, ekmeğin kilogramı 40 lira olduğunda 425 kilogram ekmek alınıyor. 200 gram üzerinden baktığımızda 2 bin 125 adet ekmek almış oluyoruz. Yani 2002 yılında 920 adet ekmek alınırken asgari ücretle, bugünkü asgari ücretle 2 bin 125 adet ekmek almış oluyoruz. Aradaki ekmek farkı da bin 205. Dolayısıyla burada ekmek fiyatının çok makul olduğunu görmek mümkün” diye konuştu. – ANKARA
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, geçen ay, Ocak-Ekim 2023 arasında bölgedeki 53 üye devletin 40’ında, 30 binden fazla kızamık vakasının bildirildiğini, bunun 2022’nin tamamında bildirilen 941 vakayla karşılaştırıldığında, 30 kattan fazla bir artışı temsil ettiğini açıkladı.
DSÖ’nün kızamık konusunda teknik danışmanı Natasha Crowcroft da önceki gün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kızamık kaynaklı ölümlerin 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 43 arttığını, 2023 verilerinde de artış beklendiğini ifade etti. Crowcroft, vaka artışının endişe verici olduğunu vurguladı.
Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çiftçi, “DSÖ’nün de belirttiği gibi dünyada kızamık vakalarında artış söz konusu. Ülkemizde de kızamık vakalarının son dönemde bir miktar arttığını görüyoruz. Çok uzun aradan sonra yeniden kızamık vakaları görmeye başladık. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığının bu konuda talimatlarının bulunduğuna, döküntüyle, ateşle sağlık kuruluşlarına başvuran çocuklara doğrudan kızamık testlerinin yapıldığına dikkati çeken Çiftçi, vaka sayılarındaki artışın “salgın” boyutunda nitelendirilemeyeceğinin altını çizdi.
“Artışın temel nedeni aşı reddi ve kararsızlığı”
Kızamıktaki artışın çeşitli nedenlerinin bulunduğunu anlatan Çiftçi, “Vaka sayılarındaki artışın en temel nedeni, son dönemlerde yükselmeye başlayan aşı kararsızlığı, aşı reddi, aşı karşıtlığı.” dedi.
Savaşlar, nüfus hareketleri, Kovid-19 salgını gibi etkenlerin de çocuklarda aşılama faaliyetlerini aksattığını dile getiren Çiftçi, “Aşı reddi kaynaklı çocuklarını aşılatmayan bir kesim var. Böyle oldukça kızamık hastalığını sürekli görmeye devam edeceğiz. Aşılanmayan bir çocuk, eninde sonunda kızamık geçirecektir. Çocuğun büyümesi de kızamıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Kızamık, her yaşta ölümcül olabilecek bir hastalık.” diye konuştu.
“İki doz aşılanan çocukların kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz”
Prof. Dr. Çiftçi, kızamık aşısının oldukça etkili bir aşı olduğunu, tam koruyuculuk için iki doz uygulanmasının gerektiğini belirterek, “İki doz aşı yapılan çocukların çok nadir durumlar dışında kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz. Bu nedenle kızamığa karşı en önemli koruyucu, aşılama.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de gelişmiş bir aşılama programı ve sisteminin uygulandığına, çocukların yüzde 96 gibi bir oranla kızamığa karşı aşılandığına işaret eden Çiftçi, yine de bazı çocukların aşılanmamasının hastalık riski oluşturduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye Ulusal Aşı Takviminde, iki doz kızamık aşısı uygulamasına, 9-12 ay arasındaki bebekler için önlem amaçlı ek bir doz daha eklendiğini anımsattı.
“Küçük çocuklarda son derece tehlikeli”
Aşısız çocuklarda kızamığın hayati risk oluşturduğunu aktaran Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kızamık oldukça bulaşıcı, öldürücü olabilen bir hastalık, geçmişte bunun çok acı örnekleri yaşandı, kızamık nedeniyle çok sayıda çocuk kaybedildi. Aşılama sayesinde kızamığı uzun zamandır neredeyse görmüyorduk, çok nadir karşılaşılıyordu. Ancak ne yazık ki tekrar görmeye başladık.
Özellikle altta yatan hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ile küçük çocuklar ve beslenmesi zayıf çocuklar açısından son derece tehlikeli. Akciğer enfeksiyonu, zatürre gibi tablolarla ölümlere yol açabiliyor. Birçok hastalık için antibiyotik, antiviral ilaçlarımız var ama maalesef kızamık virüsüne karşı etkili bir ilaç yok, sadece destekleyici tedaviler verebiliyoruz.”
“Çocukluk çağı aşılarının eksiksiz yaptırılması gerekiyor”
Vücudun var olan savunma sisteminin kızamığa karşı yeterli olmadığını anlatan Çiftçi, “Kızamığın farklı bir yönü daha var. Hastalık geçirildikten sonra virüs beyinde sessiz halde kalıp, çok uzun süre sonra beyin hasarına, subakut sklerozan panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin iltihabına yol açabiliyor. Bu nadir ancak tedavisi olmayan bir durum.” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Çiftçi, ailelere, “Kızamık aşısı dahil tüm çocukluk çağı aşılarının mutlaka eksiksiz yaptırılması gerekiyor. Ülkemizdeki aşılar son derece güvenli, kontrol altında olan aşılar.” çağrısında bulundu.
]]>İÜ Su Bilimleri Fakültesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan “Marmara Denizi’nde Denizanası Artışları Sebep ve Sonuçları” başlıklı proje kapsamında “R/V Yunus-S” gemisiyle Marmara Denizi’nde araştırma yapıldı.
Dalgıçlar tarafından Marmara Denizi’nde su altı gözlemleri yapılarak, bazı örnekler alındı. Ayrıca farklı derinliklerden denizanası örnekleri alınıp incelendi.
Üniversitenin Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, AA muhabirine, dünyada olduğu gibi Türkiye’nin denizlerinde de son yıllarda ciddi denizanası artışı yaşandığını söyledi.
Denizanalarının ekosistemdeki olumsuz değişiklikleri faydalarına kullanılabilme kabiliyetleri bulunduğunu ve hayatta kalma konusunda başarılı olduklarını belirten Okyar, “Bunlar 500 milyon yıldır dünya üzerinde yaşamlarını sürdüren, sayılarını ve çeşitliliklerini arttıran canlılar.” dedi
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin farklı nedenlerden kaynaklı yoğun insan baskısı altında olduğunu, bunun denizanası artışına ortam hazırladığını ifade etti.
Denizanalarının kirli bölgelere tahammül gösteren canlılar olduğuna dikkati çeken Okyar, “Sıcaklık artışıyla bunların üreme kapasiteleri artıyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak da tüm denizlerde bu sıcaklık artışları mevcut. Marmara Denizi’nde de kış ayı olmasına rağmen su sıcaklığı yaklaşık 20 derece olarak ölçüldü. Sıcaklıktaki bu artış denizanalarının üreme aktivitelerini tetiklemektedir. Son yıllarda tüm Marmara Denizi’ni kapsayacak şekilde ama başta İstanbul kıyıları olmak üzere, Marmara Denizi’nin kıyısal alanlarında ve körfezlerde yoğun denizanası artışı görüyoruz.” diye konuştu.
“Projenin birinci kısmını Doğu Marmara’da yaptık”
Prof. Dr. Okyar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Su Bilimleri Fakültesi tarafından denizanası artışının nedenlerinin belirlenmesi için çalışma başlatıldığını dile getirdi.
Projenin birinci kısmını Doğu Marmara’da uyguladıklarını vurgulayan Okyar, “Denizanaları aşırı çoğaldıklarında belli bir süre sonra öldüklerinden dolayı parçalanmaya başlıyorlar. Bu da su kalitesinin bozulmasına ve ekosistemin işleyişinde değişimlere neden oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Okyar, dron kullandıkları çalışmalarda denizanalarının büyük metrekarelerde yayıldığını tespit ettiklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bunun yanında dalışlar gerçekleştirerek özellikle hangi su kütlesinde toplandıklarını tespit ettik. Özellikle 5 ila 10 metre arasında denizanalarının daha fazla bulunduklarını belirledik. Suyun yüzeyinde tek tük görünen denizanası aslında 5 metre derinliklerde devasa büyüklükte stoklara sahip. Projenin ikinci aşamasında da tüplü dalış yapıp, bunların safhalarını takip edip üremelerinin ekosistemindeki mevsimsel sürecini takip edeceğiz. İklim değişikliğine bağlı olarak Marmara Denizi’ne pek çok yeni istilacı denizanası türü giriyor. Son yıllarda yaptığımız çalışmalarda pek çok yeni tür bulduk. Bunlar bolluklarını arttırmaya başladılar. Yeni türlerin girişiyle denizel ekosistemdeki denizanasına bağlı çözünmüş organik madde yükü artıyor.”
Denizanası ile beslenen canlıların ekosistemdeki çeşitli baskılar sebebiyle azalmasının, bunlar üzerindeki avcı baskısının kalkmasına ve sayılarının artmasına neden olduğuna dikkati çeken Okyar, “Denizanası artışları artık her mevsimde yaşanıyor. Küresel ısınmanın tetiklemesiyle son 20-30 yılda denizanaları aşırı artış gösterdi.” dedi.
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin akıntı sistemiyle taşınan denizanalarının özellikle İzmit Körfezi’nin doğu havzasında birikip bu bölge için ciddi sorun oluşturduğunu ifade etti.
Deniz ekosistemine zararlı bu canlıların Uzak Doğu’da gıda olarak tüketildiğinden bahseden Okyar, denizanalarından ekonomiye fayda sağlayacak ürünlerin elde edilmesi için çalışma yaptıklarını sözlerine ekledi.
]]>İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, geçen yıl 21 Şubat’ta yüzde 34,92 olan barajlardaki doluluk oranı, bugün itibarıyla yüzde 76,25 olarak ölçüldü.
Buna göre, barajlardaki doluluk geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 118 arttı.
Su miktarı Istrancalar’da yüzde 76,68, Terkos’ta yüzde 71,57, Sazlıdere’de yüzde 55,29, Alibey’de yüzde 75,32, Büyükçekmece’de yüzde 73,08, Ömerli’de yüzde 88,59, Darlık’ta yüzde 90,23, Elmalı’da yüzde 89,21, Pabuçdere’de yüzde 56,8 ve Kazandere’de yüzde 60,68 olarak ölçüldü.
Kente su sağlayan ve azami 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahip baraj ve göletlerdeki su miktarı ise 662 milyon 4 bin metreküp seviyesinde bulunuyor.
Son 9 yılın doluluk oranları
İSKİ istatistiklerine göre, 21 Şubat tarihli baraj doluluk oranları 2016’da yüzde 86,79, 2017’de yüzde 86,81, 2018’de yüzde 79,91, 2019’da yüzde 91,46, 2020’de yüzde 62,18, 2021’de yüzde 50,56, 2022’de yüzde 80,37, 2023’te yüzde 34,92 iken, bugünkü oran yüzde 76,25 olarak kayıtlara geçti.
Alibey Barajı’ndaki doluluk geçen yıla göre yüzde 544 arttı
Alibey Barajı’nda geçen yıl 21 Şubat’ta yüzde 11,69 olan doluluk oranı, bugün 75,32’ye yükseldi. Artış, yüzde 544 olarak gerçekleşti.
Büyükçekmece Barajı’nda geçen yıl yüzde 32,79 olarak ölçülen doluluk oranı, bu yıl yüzde 123 yükselişle yüzde 73,08 olarak kayıtlara geçti.
Darlık Barajı’nda geçen yıl aynı tarihte 38,56 olarak ölçülen doluluk oranı, bugün itibarıyla yüzde 90,23 oldu. Darlık’ta doluluk, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 134 arttı.
Elmalı Barajı’nda geçen yıl 21 Şubat’ta yüzde 36,58 olan doluluk oranı, bu yıl yüzde 144 yükselişle yüzde 89,21 olarak kaydedildi.
Istrancalar’da geçen yıl yüzde 42,81 olan doluluk oranı, bugün yüzde 76,68 olarak kaydedildi. Barajdaki doluluk geçen yıla göre yüzde 79’a yükseldi.
En çok artış Kazandere Barajı’nda
Kazandere Barajı’nda 21 Şubat 2023’te yüzde 3,62 olarak ölçülen doluluk oranı, bu yıl yüzde 1576 artışla 60,68 olarak kayıtlara geçti.
Ömerli Barajı’nda su doluluk oranı bugün itibarıyla yüzde 88,59 olurken, geçen yıl aynı dönemde bu oran yüzde 48,79 olarak kayıtlara geçmişti. Geçen yıla göre artış yüzde 82 oldu.
Pabuçdere Barajı’nda su doluluk oranı geçen yıl 21 Şubat’ta yüzde 6,77 iken, bugün yüzde 739 artışla yüzde 56,8’e yükseldi.
Sazlıdere Barajı’nda geçen yıl aynı tarihte yüzde 33,93 olan doluluk, bugün yüzde 55,29 olarak ölçüldü. Geçen yılın aynı dönemine göre barajdaki artış yüzde 63 oldu.
Terkos Barajı’nda su doluluk oranı bugün itibarıyla yüzde 71,57 oldu. Geçen yılın aynı dönemindeki oran yüzde 32,87 olurken, artış yüzde 118 olarak gerçekleşti.
“Daha çok tasarruf yapılması gerekiyor”
İstanbul Aydın Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi, meteoroloji mühendisi Güven Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl büyük kuraklık yaşandığını, bu durumun bir dönem İstanbul’daki barajları kuruma noktasına getirdiğini söyledi.
Eylülden itibaren yağışların artmasıyla barajların yeniden dolmaya başladığını belirten Özdemir, kente su sağlayan barajlardaki doluluk oranındaki artışın İstanbul halkı için sevindirici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Özdemir, barajlarda su doluluk oranı artsa da bunun yeterli olmadığını vurgulayarak, “İstanbul’un nüfusu yüksek. Barajlar tam dolu olsa bile yetme ihtimali yok. Onun için vatandaşlarımızın dikkat etmesi, daha çok tasarruf yapılması gerekiyor. Suyu daha fazla biriktirmemiz, gökyüzünden düşen her damlayı tekrar kazanmamız lazım.” diye konuştu.
İstanbul’a su sağlayan barajların her birinin doluluk seviyesinin yüzde 50’nin üzerinde olduğunu aktaran Özdemir, mayısa kadar yaşanacak yağışlarla barajlardaki su seviyesinin daha da yükseleceğini sözlerine ekledi.
“Su kaynağımızı verimli kullanmak zorundayız”
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros ise barajlarda doluluk oranının artmasının önemli olduğunu belirtti.
Barajlardaki doluluğun yüzde 77 seviyesine yaklaştığını vurgulayan Toros, “Her ne kadar barajların doluluk oranı sevindirici olsa bile su kaynağımızı verimli kullanmak zorundayız. Başta yağmur hasadı olmak üzere su kaynaklarımızı daha verimli kullanma konusunda farkındalık, duyarlılık çalışmaları yanında yeni ürünler geliştirmeliyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Deloitte’un her yıl merakla beklenen Futbol Para Ligi raporu açıklandı. Sporun, özellikle de futbolun finansal yönlerinin sporlar kadar dinamik olduğu bir çağda raporun sunduğu kritik içgörüler, futbolu şekillendiren ekonomik eğilimleri inceliyor. Ayrıca rekor gelirleri, gelir akışlarındaki değişimleri ve önde gelen kulüplerin stratejik konumlarını vurgularken futbol finansmanının gelişen durumunu anlamak için önemli veriler sunan rapora göre ilk kez Para Ligi kulüplerinin toplam geliri 10 milyar euroyu aştı.
Pandemi öncesinin ve geçen yılın yüzde 14 üzerinde
Para Ligi’nin en büyük 20 kulübünün 2022/23 sezonunda elde ettiği toplam gelir, bir önceki yıla ve pandemi öncesine göre (sırasıyla 2021/22 ve 2018/19 sezonlarında 9,2 milyar euro) yüzde 14’lük bir artışla 10,5 milyar euro seviyesine ulaşarak rekor kırdı.
Özellikle stadyumların Avrupa genelinde tam kapasiteyle açılması sonucunda taraftarların da yüksek talebi ile 1,9 milyar euroluk rekor maç günü geliri elde edildi. En büyük 20 kulüpten 13’ü rekor maç günü geliri bildirirken, artış büyük ölçüde Bundesliga, Serie A, Ligue 1 ve La Liga’daki kulüplerden geldi. Özellikle İtalyan kulüpleri AC Milan, FC Internazionale Milano ve SSC Napoli, 2018/19 seviyelerine göre çift haneli artışlar bildirdi.
Ticari gelirler yüzde 16’lık artışla 4,4 milyar euro oldu
Kulüpler rekor maç günü gelirleri elde ederken ticari gelirleri de rekor kırdı. 2022/23 sezonunda bir önceki yıla göre yüzde 16 artan ticari gelirler toplamda 4,4 milyar euroya ulaşarak rekor kırdı. Ticari gelir, 2015/16 sezonundan bu yana ilk kez COVID-19’un etkilediği 2019/20 sezonu hariç Para Ligi kulüpleri için en büyük gelir kaynağı oldu. En büyük 20 kulüpten 17’si ticari gelirlerinde bir önceki yıla göre artış bildirirken, bu artışın ardında büyük ölçüde perakende satışlardaki iyileşme, maç günü dışındaki etkinliklerden elde edilen gelir ve pandemiden etkilenen sponsorluk gelirlerinin tekrar eski seviyelerine çıkması yatıyor.
Para Ligi kulüplerinin yayın gelirlerindeki artış ise yüzde 5’te kaldı. Premier Lig kulüplerinin ortalama yayın geliri, Premier Lig’in uluslararası yayın haklarının değerindeki yaklaşık yüzde 30’luk artışın da etkisiyle, 208 milyon eurodan 243 milyon euroya yükseldi.
Genel olarak, Para Ligi kulüpleri ortalama 500 milyon euronun üzerinde gelir elde ettiklerini belirtirken ticari gelirler ve yayın gelirleri sırasıyla 222 milyon euro (yüzde 42) ve 213 milyon euro (yüzde 40) ile benzer miktarlarda katkı sağladı. Maç günü gelirleri ise 93 milyon euro ile yüzde 18’lik bir orana sahip oldu.
Real Madrid rekor gelirle Para Ligi’nin ilk sırasına yükseldi
Real Madrid, Manchester City’yi geride bırakarak 2017/18 sezonundan bu yana ilk kez 2022/23 sezonunda en çok gelir elde eden futbol kulübü oldu. Real Madrid gelirlerini bir önceki yıla göre 118 milyon euro artırdı ve 831 milyon euro gelir elde ederek rekor kırdı. Real Madrid’in bu oranda büyümesinin ardındaki nedenler olarak güçlü perakende performansı ve COVID-19 kısıtlamalarının hafifletilmesinin ardından artan stadyum gelirleri öne çıkıyor.
Manchester City ise Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarına rağmen ikinci sıraya geriledi. Yayın gelirlerini 50 milyon euro, ticari gelirlerini de 26 milyon euro artıran City, şimdiye kadarki en yüksek geliri olan 826 milyon euroya ulaştı.
Paris Saint-Germain 802 milyon euroluk geliriyle Para Ligi tarihinde ilk kez ilk üçe girerek üst üste ikinci yıl Barcelona’nın (800 milyon euro) önünde yer aldı. Barcelona ise 7’nci sıradan 4’üncü sıraya yükselerek en büyük yükseliş gösteren kulüplerden biri oldu. Bu büyümenin ardında artan stadyum gelirleri, rekor lisans gelirleri ve ticari satışlar ile sponsorluk gelirlerindeki artış bulunuyor. Kulüp, maç günü ve ticari gelirlerde sırasıyla yüzde 61 ve yüzde 45’lik bir artış sağladı.
Buna karşın Liverpool, bir önceki yıla göre sıralamada en büyük düşüşü yaşayarak 3’üncü sıradan 7’nci sıraya geriledi ve Atletico Madrid ile West Ham United gibi, bir önceki sezona kıyasla gelirlerinde düşüş bildiren üç Para Ligi kulübünden biri oldu. Bu durum ise Liverpool’un 2021/22 sezonunda üç final oynaması ve ligi 2’nci sırada bitirmesinin ardından hem Premier Lig’de hem de Avrupa’daki maçlarda aldığı sonuçlardan kaynaklandı.
Premier Lig takımlarının sayısında düşüş
2022/23 sezonunda Para Ligi’nin ilk 20’sinde 8 İngiliz, 4 İtalyan, 3 İspanyol ve Alman ve 2 Fransız takımı yer aldı. Premier Lig kulüplerinin sayısı son iki yılda en az 10 olurken bu sayı 8’e düştü. Bununla birlikte, İngiliz kulüpleri mali olarak güçlü kalmaya devam ediyor. 2022/23 sezonunda küme düşen Leeds United, Hollanda Futbol Ligi Eredivisie’de ikinci olmasına ve Şampiyonlar Ligi’nin grup aşamasına katılmasına rağmen ilk 30 kulübün dışında kalan AFC Ajax’ı bu yılki Para Ligi’nde geride bıraktı. Özellikle, 21 ile 30 arasında yer alan Premier Lig kulüplerinden hiçbiri 2022/23 sezonunda Avrupa müsabakalarında oynamadı.
Stadyumlar yıl boyunca kullanılacak şekilde yenileniyor
Bu durumun, Avrupa’da Premier Lig dışındaki kulüplerin UEFA müsabakalarına sürekli olarak katılmaları ve mali açıdan rekabet edebilmek için, geleneksel olmayan kaynaklardan gelir elde etme fırsatları geliştirmeleri gerektiğini vurgulayan Deloitte Türkiye Futbol Endüstrisi Lideri Burç Seven, spora ve stadyumlarda yapılan diğer canlı etkinliklere olan yüksek talebin ticari ve maç günü gelirleri için daha umut verici bir büyümeye işaret ettiğinin altını çiziyor. 2022/23 sezonunda, maç günleri dışındaki günler de dahil olmak üzere kulüplerin stadyumları daha etkin bir şekilde kullanmasıyla gelir artışı sağlandığını belirten Seven “Altyapı yatırımlarına daha fazla odaklanılmasıyla bu artışın gelecekte de devam etmesini bekliyoruz. Avrupa futbolunda, stadyumların her ihtiyaca cevap verecek şekilde geliştirildiğini görüyoruz. Real Madrid, Manchester City, FC Barcelona, Liverpool, AC Milan ve FC Internazionale Milano gibi Avrupa’daki kulüplerin hepsi stadyumlarını yeniliyor ve teknolojideki son gelişmelerle donatıyorlar. Bu tür yatırımlar, kulüplerin stadyumlarını yıl boyunca açık, çok amaçlı eğlence mekanları olarak görme vizyonunu da ortaya koyuyor. Yayın haklarının düşüşe geçtiği bir dönemde, stadyum gelirlerinin artırılması, artan kapasite ve canlı etkinlikler de dahil olmak üzere daha geniş bir eğlence içeriği kulüplerin mali büyümeyi sürdürmelerine yardımcı olabilir” dedi. – İSTANBUL
]]>Dünya genelinde yapay zeka ile ilgili teknoloji şirketleri piyasaların yönü üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor.
Hafta boyunca piyasaların odak noktasında yer alan ABD’li çip üreticisi Nvidia’nın dün Google’ın üst kuruluşu Alphabet’in piyasa değerini geride bırakırken, ABD’li bilgi teknolojileri şirketi Super Micro Computer’a ilişkin değerlemelerin revize edilmesiyle şirketin hisse fiyatı son 5 işlem gününde yüzde 40’tan fazla değer kazandı.
Öte yandan, yapay zeka şirketlerinin uygulamaların yeni özelliklerini tanıtmaya devam etmesi, yatırımcıların odak noktasının teknoloji şirketleri üzerinde kalmasına yardımcı oluyor.
ABD’li teknoloji şirketi Microsoft’un gelecek iki yıl içinde Almanya’ya çoğunluğu yapay zeka alanında olmak üzere 3,2 milyar avroluk yatırım yapmayı planladığı bildirilirken, San Francisco merkezli teknoloji şirketi OpenAl da metin komutlarıyla gerçekçi ve yaratıcı sahneler oluşturabilen yapay zeka modeli Sora’yı tanıttı.
Bu hafta ABD enflasyonunun beklentileri aşmasının ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimine geç başlayabileceğine yönelik fiyatlamalar güç kazanırken, ülkede dün açıklanan perakende satışların öngörülerin altında kalması enflasyonun gelecek dönemde hız kaybedebileceğine yönelik tahminleri destekledi.
Buna göre, ABD’de perakende satışlar ocakta yüzde 0,8 azalışla beklentilerin altında kalarak geçen yıl mart ayından bu yana en sert aylık düşüşünü kaydetti.
Analistler, söz konusu verinin ekonomik aktivitedeki canlılığın azaldığına işaret edebileceğini belirterek, Fed’in para politikası seyrine ilişkin daha fazla ipucu için daha çok verinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ayrıca, ABD’de dün sanayi üretimi ocakta aylık bazda artış öngörülerin aksine yüzde 0,1 gerilerken, Fed New York şubesinin açıkladığı imalat endeksi de şubatta eksi 2,4 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşmesine rağmen imalat sektöründe daralma yaşandığını gösterdi.
Philadelphia Fed İmalat Endeksi ise şubatta 5,2’ye çıkarak sektörde 5 aylık daralmanın ardından genişleme sinyali verdi.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı ise 10 Şubat ile biten haftada 212 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti.
Analistler, ülkede açıklanan verilerin karışık sinyaller verdiğini dile getirerek, bugün açıklanacak olan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verilerinin Fed’in önümüzdeki dönemde atacağı adımlara ilişkin sinyaller verebileceğini belirtti.
Öte yandan, Fed bankaların ciddi resesyonda bile hanehalkları ve işletmelere borç verebilmelerini sağlamaya yardımcı olacak 2024 stres testi senaryolarını yayımladı.
Bankadan yapılan açıklamada, bu yıl 32 bankanın stres testine tabi tutulacağının bilgisi verilerek, bu bankaların ticari ve konut amaçlı gayrimenkul piyasalarının yanı sıra kurumsal borç piyasalarında artan stresle ciddi bir küresel resesyona karşı test edileceği aktarıldı.
Bu yılki senaryoda, ABD’de işsizlik oranının 6,5 puan artışla yüzde 10’luk zirveye ulaştığı belirtilen açıklamada, bu artışa ciddi piyasa oynaklığı, şirket tahvili marjlarında genişleme, konut fiyatlarında yüzde 36 ve ticari gayrimenkul fiyatlarında yüzde 40 düşüş dahil varlık fiyatlarında “çöküş”ün eşlik ettiği kaydedildi.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,26’da bulunurken, dolar endeksi yüzde 0,1 artışla 104,4 seviyesinde seyrediyor.
Dün yüzde 0,7 artışla günü 2 bin 4 dolardan tamamlayan altının ons fiyatı, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında alıcı buluyor.
Dün yüzde 1,5 değer kazancıyla 82,4 dolardan günü tamamlayan Brent petrolün varil fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 82,2 dolardan işlem görüyor.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,30, S&P 500 endeksi yüzde 0,58 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,91 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de alış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında da dün pozitif seyir hakim oldu.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde dün, Avro Bölgesi’nde enflasyonun hedefe doğru gerilediğini, ancak yüzde 2’lik hedefin yakalanmasından emin olmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, satın alma gücünün zayıflaması ve yüksek faiz oranlarının kredileri azaltmasıyla Avro Bölgesi’nde bu yılki ekonomik büyüme beklentisini yüzde 1,2’den yüzde 0,8’e indirdi.
AB, üye ülkelerde yenilenebilir hidrojen tedarikini artırmaya yönelik altyapı projelerine 6,9 milyar avroluk kamu desteği verilmesine onay verirken, Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası, Avrupa Komisyonu ve Ukrayna hükümeti tarafından hazırlanan raporda, Ukrayna ekonomisinin savaşla geçen iki yılın ardından toparlanabilmesi için 486 milyar dolara ihtiyaç duyduğu bildirildi.
Öte yandan, dün açıklanan verilere göre ise İngiliz ekonomisi geçen yıl ekim-aralık döneminde yüzde 0,3 ile beklentinin üzerinde küçüldü ve son iki çeyrektir daralarak teknik resesyona girdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,38, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,60, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,86 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,17 değer kazandı. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarına da pozitif seyir öne çıkarken, Japonya’da Nikkei 225 endeksinin 34 yılın zirvesine yakın seyretmesi dikkati çekiyor.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, iş gücü piyasasındaki sıkı duruşun devam ettiğini belirterek, şirketlerin artan maliyetlerinin fiyat artışlarına yansıyabileceğini söyledi.
Reel ücretlerin kademeli olarak pozitife dönmesini beklediklerini aktaran Ueda, “Ücretlerin 2025 mali yıl için enflasyon tahminimiz olan yüzde 1,8’den biraz daha fazla artmasını öngörüyoruz.” dedi.
Öte yandan, Çin piyasalarında bugün de yeni yıl tatili nedeniyle işlem gerçekleşmedi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,2 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,4 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,87 değer kazancıyla 9.242,15 puandan tamamlayarak kapanış rekoru kırdı. Endeks gördüğü en yüksek seviyeyi de 9.282,89 puana taşıdı.
Dolar/TL, dün dalgalı bir seyir izleyerek günü yüzde 0,1 azalışla 30,7178’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,8130 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün Hazine ve Maliye Bakanlığı ev sahipliğinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) organizasyonuyla düzenlenen Türkiye- Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun gala yemeği Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Khalid Al-Falih, 2030 vizyonu çerçevesinde yatırımlar gerçekleştirebilmek için ciddi adımlar atacaklarını belirterek, “Uluslararası şirketlerle yaklaşık 1 trilyon 800 milyar dolarlık yatırım fırsatlarından bahsediyoruz. Umuyorum ki Türk firmaları bu yatırım alanlarından en çok istifade eden firmalar olur.” dedi.
Analistler, bugün yurt içinde yoğun veri gündemi, yurt dışında ise ABD’de ÜFE, inşaat izinleri ve Michigan tüketici güven endeksi verilerinin takip edileceğini ifade ederek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.300 ve 9.500 seviyelerinin direnç, 9.200 ve 9.000 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, şubat ayı TCMB’nin piyasa katılımcıları anketi
10.00 Türkiye, ocak ayı konut satış istatistikleri
10.00 Türkiye, aralık ayı özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu
16.30 ABD, ocak ayı ÜFE ile inşaat izinleri
18.00 ABD, şubat ayı Michigan üniversitesi tüketici güven endeksi
]]>CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ziyaret ettiği bir kasap dükkanında, işletme sahibinden sektörle ilgili sorunları dinledi. Gürer, kırsalda ahırların boşalmaya devam ettiğini belirterek, üreticiye gerçek anlamda destek sağlanmaması halinde, et fiyatlarının yakında altınla yarışacak duruma gelebileceği uyarısında bulundu.
Kasap Zeki Güçlü, 50 kg’lık bir torba yemin 550 liraya çıktığına dikkat çekerek, yem fiyatlarının önüne geçilmediği müddetçe, etteki fiyat artışlarının önlenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Son 20 gün içerisinde et fiyatlarının yüzde 20 oranında arttığına işaret eden Zeki Güçlü, fiyat artışları nedeniyle et satışlarında da yüzde 20-30 oranında kırılma olduğunu belirtti. 1 kilo kemiksiz kuzu kuşbaşı fiyatının 390 liraya, dana kuşbaşı fiyatının 370 liraya ulaştığını ve bu şartlarda vatandaşın ucuza et almasının mümkün görünmediğini dile getirdi. Güçlü, 20 yıl önce emekli bir vatandaşın en düşük emekli maaşı ile 120 kg et alabilirken, bugün 10 bin lira en düşük emekli maaşı alan bir vatandaşın, emekli maaşıyla ancak 25 kg et alabildiğini hatırlattı.
“İTHAL HAYVAN GELMESİNE RAĞMEN FİYATLAR DENGELENEMİYOR”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise hayvan ithalatının artmasına rağmen et fiyatlarındaki artışın devam ettiğini belirterek, “Çünkü kesim için hayvan bulmakta zorlanılıyor. Hayvan varlığı azaldı, fiyatlardaki artış devam ediyor. Büyükbaştaki fiyat artışları küçükbaşa da yansıdı. TÜİK verilerine göre üç yılda 2 milyon büyükbaş hayvan varlığında azalma var.Küçük baş varlığında azalmada artıyor. Çok yerde ahırlar boş. Hayvan varlığı azaldıkça sorun katlıyor. Köylerde de bu olumsuz tablo görülebiliyor. Hayvan varlığı azaldıkça fiyatlar artıyor. İthal hayvan gelmesine rağmen fiyatlar dengelenemiyor. Ramazan ayı geliyor, vatandaş zaten et almakta zorlanıyordu” diye konuştu.
“80 LİRAYA ÇIKAN KEMİK FİYATI BİLE GEÇEN YILIN İKİ KATINA ÇIKTI”
Önceki dönem Tarım ve Orman Bakanlarının, 2023 yılında büyükbaş hayvan ithalatının biteceğini yönündeki açıklamalarını hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Geçen yıl 650 bin baş büyükbaş hayvan ithal eden ülkemizin bu yıl da 600 bin bay büyükbaş hayvan ithal edeceği söyleniyor. Buna rağmen et fiyatları düşmüyor. Özellikle dar gelirli ve emekli, et alıp yiyemez duruma geldi. 80 liraya çıkan kemik fiyatı bile geçen yılın iki katına çıktı. Siyasi İktidarın yapması gereken; doğru bir hayvancılık politikası uygulamak, ahırların neden boşaldığını araştırmak, hayvancılığı geliştirecek destekler vermektir. Gerçek anlamda destek sağlanmaz ise arttık et fiyatları sarrafın sattığı altın fiyatlarına denkleşecek. Millet yüksek yem fiyatları, ahır giderleri arttıkça, destekler verilmedikçe, köyden kente göç devam ettiği müddetçe hayvancılıkta geriye dönüş devam edecek. Küçük aile tipi işletmeler mutlaka desteklenmeli” dedi.
]]>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Ocak ayı enflasyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Enflasyonun özellikle asgari ücret artışlarının etkisinde kaldığını dile getiren Bahar, “Ücretler en temel maliyet kalemlerinden birisidir. Ocak ayı enflasyonunun temelinde büyük oranda ücret artışları yatmaktadır. Bu nedenle söz konusu artışın geçici etkilerden kaynaklandığını düşünüyor, önümüzdeki aylarda düşüş trendine girileceğini öngörüyoruz” dedi.
Başkan Bahar açıklamasında şunları kaydetti:
“2024 yılının ilk ayı olan Ocak ayı enflasyonu bir önceki aya göre Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) yüzde 6,70, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nde (Yİ-ÜFE) yüzde 4,14 olarak açıklanmıştır. Yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 64,86, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 44,20 olmuştur. Mayıs ayına kadarki süreçte enflasyonun yüksek çıkması ve yılın ikinci yarısından itibaren belirgin bir azalışın yaşanacağını öngörüyorduk. Bu nedenle Ocak ayında yüzde 64,86 olarak açıklanan yıllık enflasyon, beklentilerimizin çok da uzağında bir oran değil. Hatta önümüzdeki 2-3 ay bu rakamların bir parça daha üzerini görebiliriz. Ancak Haziran ayı ve sonrası, enflasyon adına bambaşka bir dönem olacaktır.”
“Üretici fiyatlarındaki yavaşlama umut verici”
Üretici fiyatlarındaki yavaşlamanın devam ettiğine değinen Ali Bahar “Aralık ayında da dile getirdiğimiz gibi, özellikle geçtiğimiz yıl, aşırı şekilde açılan ÜFE – TÜFE makasında tüm zamanların rekorları kırılarak aradaki farkın ÜFE lehine yüzde 60’lara kadar çıkarak tarihi düzeylere yükseldiğini görmüştük. Özellikle seçim sonrasında yeni ekonomi yönetiminin izledikleri politikalar sayesinde ÜFE’nin hız kesmesi ile birlikte makasın kapanmaya başladığını ve yüzde 20 TÜFE lehine değiştiğini görmüş bulunmaktayız. Üretici fiyatlarındaki bu yavaşlama Ocak ayında da devam etmiştir. Bu veriler bize üretim maliyetlerinde bir yavaşlama olduğunu, bu durumun gelecek döneme ilişkin umut verici bir gelişme olduğu işaret etmektedir” diye konuştu.
“Yeni TCMB yönetimi ile istikrarın süreceğine inancımız tamdır”
2023 yılı Haziran ayı ile birlikte göreve gelen yeni ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun şu ana kadar oldukça başarılı bir süreç yürüttüğüne dikkat çeken Başkan Bahar, “Merkez Bankası Başkanlığında bir değişim yaşadık. Şu ana kadar politikaların kararlılık ve şeffaflık içerisinde yürütüldüğü bir süreç oldu. Bu sürecin piyasalar için olumlu katkısını da görmeye başladık. Bizler inanıyoruz ki bu değişim, sistemin işleyişine ve istikrarın bozulmasına yönelik herhangi bir olumsuzluk oluşturmayacaktır. Yeni TCMB Başkanı Sayın Karahan’da enflasyon görünümünde herhangi bir bozulmaya izin verilmeyeceğini, mevcut sıkı politikaların kararlılık içerisinde sürdürüleceğini ifade etmişlerdir. Bu açıklamalar piyasaların beklentisine son derece uygun ve istikrarın sürmesi açısından da umut verici açıklamalardır” dedi.
Göreve gelen TCMB Başkanı Fatih Karahan’a tebriklerini ileten Başkan Bahar, “Sayın Karahan’ın yeni görevinin kendisi ve ülkemize adına hayırlı olmasını temenni ederken, finansal istikrarın sağlanması noktasındaki kararlı duruşun sürdürülmesi adına iş dünyası temsilcileri olarak üzerimize düşen her görevi yapmaya hazır olduğumuzu belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.
2024 yılı için Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerinin önemine işaret eden Bahar, “Önümüze baktığımızda 2024 yılı enflasyon hedefinin yüzde 33 olduğunu görüyoruz. Bu hedefi her fırsatta hatırlatmaya devam edeceğiz ki iş insanlarımız maliyet ve fiyatlandırma çalışmalarını bu beklentiler ışığında ayarlayabilsinler. Bu sayede geleceğe yönelik alacağımız kararlarda beklentileri dikkate almanın belirsizlikleri azaltacağını ve bunun da iş dünyamız açısından risklerin azaltılması noktasında büyük bir etki oluşturacağını düşünmekteyiz” dedi.
Ocak ayında en fazla artış lokanta ve oteller ile eğitim ve sağlıkta yaşandı
TÜFE’de ana harcama grupları bazında en yüksek aylık artışın yüzde 17,68 ile sağlık grubunda gerçekleştiğini belirten Bahar, “Bunu yüzde 12,17 ile lokanta ve oteller, yüzde 10,25 ile çeşitli mal ve hizmetler grupları izlemiştir. Yıllık bazda ise en yüksek artışların sırasıyla yüzde 92,27 ile lokanta ve oteller, yüzde 79,81 ile eğitim ve yüzde 78,57 ile sağlık gruplarında gerçekleştiği görülmüştür. Ocak ayında, endekste kapsanan 143 mal ve hizmet kaleminin 131’inde artış yaşanırken yalnızca 8 başlıkta düşüş görülmüştür. Aynı dönemde 4 temel başlıkta fiyat değişimi gözlenmemiştir. Aralık ayında en fazla artış gösteren ürün yüzde 30,43 ile havayolu yolcu taşımacılığı olurken bunu yüzde 28,63 ile diğer analiz laboratuvarları ve röntgen çekim merkezleri ve yüzde 25,80 ile dişçilik ücreti izlemiştir. En fazla düşüş ise yüzde 4,19 ile çocuk giyim, yüzde 3,05 ile kadın giyim ve yüzde 1,41 ile erkek giyim olmuştur” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>TÜRKİYE’de, geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen ve ‘asrın felaketi’ olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremler öncesi yüzde 55,6 olan zorunlu deprem sigortalı konut sayısı, aradan geçen 1 yılda yüzde 58,3’e yükseldi. Geçen yıl ocak ayında 11 milyon 147 bin 148 olan DASK’lı konut sayısı, deprem sonrasındaki 1 yıllık süreçte 11 milyon 671 bin 992 oldu.
Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun kısaca DASK olarak da isimlendirilen zorunlu deprem sigortası oranı son 1 yılda Türkiye genelinde yüzde 2,7 oranında artış gösterdi. Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun interaktif deprem haritasına göre, geçen yıl 6 Şubat’taki büyük depremler öncesi ocak ayı itibarıyla Türkiye genelinde 20 milyon 32 bin konuttan yüzde 55,6 oranındaki 11 milyon 147 bin 148’inin zorunlu deprem sigortası bulunuyordu. Depremler sonrası ise DASK üzerinden zorunlu deprem sigortası yaptıranların sayısı, hızla yükseldi. Depremin etkilediği illerde arama-kurtarma çalışmaları sürerken, devamındaki ilk 1 ay içerisinde DASK’lı konut sayısı 400 bin artış gösterdi ve 2023 yılı mart ayında 11 milyon 545 bine yükseldi.
1 YILDA 524 BİN KONUT ARTIŞI
Depremin etkilerinin devam ettiği süreçte zorunlu deprem sigortalı konut sayısındaki artış, ‘asrın felaketi’ unutuldukça yavaşlamaya başladı. Deprem sonrasındaki 1 ayda 400 bine yakın yeni konut için daha zorunlu deprem sigortası yaptırılırken, üzerinden 1 yıl geçen depremde son 11 ayda zorunlu deprem sigortası yaptırılan konut sayısındaki artış 126 binde kaldı. 2024 yılı şubat ayı verilerine göre; Türkiye genelinde zorunlu deprem sigortası sayısı 11 milyon 671 bin 992 konuta yükseldi, sigortalılık oranı da yüzde 58,3 oldu. Geçen yıl deprem öncesi döneme göre; bu yıl şubat ayı itibarıyla zorunlu deprem sigortası yaptırılan konut sayısında 524 bin 844 artış kaydedilmiş oldu.
DEPREMİN ETKİLEDİĞİ İLLERDE DURUM
15 Mart 2023 verilerine göre; 6 Şubat’ta depremden etkilenen illerdeki veriler genelde çok düşük iken; bu illerden 9’unda DASK yaptıranların sayısı arttı, Şanlıurfa ve Hatay’da sayı ve oranlar düşüş gösterdi. Geçen yıl mart ve bu yıl şubat döneminde 11 ilde zorunlu deprem sigortası verileri şu şekilde oluştu. Hatay’da geçen yıl mart ayında 315 bin konuttan 123 bin 441’inde (yüzde 39,2) zorunlu deprem sigortası bulunurken, bu yıl şubat döneminde sigortalı konut sayısı 117 bin 986’ya, toplam sigortalı konut oranı ise yüzde 37,5’e geriledi. Aynı dönemde Şanlıurfa’da 198 bin konuttan 102 bin 204’ü (yüzde 51,6) sigortalıyken, konut sayısı 88 bin 5’e, oran yüzde 44,4’e geriledi. Adıyaman’da 89 bin konutun 38 bin 657’si (yüzde 43,4) sigortalıyken, konut sayısı 40 bin 85’e, oran yüzde 45’e çıktı. Kahramanmaraş’ta 210 bin konuttan 109 bin 445’i (yüzde 52,1) sigortalıyken, konut sayısı 112 bin 694’e, oran yüzde 53,7’ye çıktı. Gaziantep’te 339 bin konuttan 213 bin 729’u (yüzde 63) sigortalıyken, konut sayısı 228 bin 565’e, oran yüzde 67,4’e yükseldi. Osmaniye’de 101 bin konuttan 43 bin 155’i (yüzde 42,7) sigortalıyken, konut sayısı 61 bin 447’ye, oran yüzde 60,8’e yükseldi. Kilis’te 25 bin konuttan 14 bin 623’ü (yüzde 58,5) sigortalıyken, konut sayısı 16 bin 348’e, oran yüzde 65,4’e çıktı. Malatya’da 188 bin konuttan 96 bin 646’sı (yüzde 51,4) sigortalıyken, konut sayısı 116 bin 166’ya, oran yüzde 61,8’e çıktı. Elazığ’da 135 bin konuttan 87 bin 72’si (yüzde 64,5) sigortalıyken, konut sayısı 94 bin 574’e, oran yüzde 70,1’e yükseldi. Diyarbakır’da 231 bin konuttan 78 bin 774’ü (yüzde 34,1) sigortalıyken, konut sayısı 87 bin 285’e, oran yüzde 37,8’e çıktı. Adana’da 479 bin konuttan 222 bin 233’ü (yüzde 46,4) sigortalıyken, konut sayısı 272 bin 742’ye, oran yüzde 56,9’a yükseldi.
İSTANBUL’DA ORAN YÜZDE 65,3
Özellikle kamuoyunda çokça konuşulan deprem beklentisi nedeniyle deprem sigortası bilinci yüksek iller arasında gösterilen İstanbul’da toplam 4 milyon 153 bin konuttan yüzde 64,9’unun zorunlu sigortası bulunurken, geçen yıl mart ayına göre bu yıl şubat ayı itibarıyla sigortalı konut oranı yüzde 65,3’e yükseldi. İstanbul’da zorunlu deprem sigortası bulunan konut sayısı, 2 milyon 693 bin 890 adet oldu. Zorunlu deprem sigortası oranı; Ankara’da 1 milyon 719 bin konutun 979 bini (yüzde 57), Antalya’da 713 bin konutun 415 bin 278’i (yüzde 58,2), Konya’da 584 bin konutun 257 bini (yüzde 44), Mersin’de 492 bin konutun 308 bini (yüzde 62,8), Kayseri’de 376 bin konutun 243 bini (yüzde 64,8), Muğla’da 271 bin konutun 226 bini (yüzde 83,5), Trabzon’da 232 bin konutun 97 bini (yüzde 41,9), Kocaeli’de ise 481 bin konutun 338 bini (yüzde 70,5) şeklinde oldu.
DEPREM, SİGORTA BİLİNCİNİ ARTIRIYOR
6 Şubat depremi öncesi deprem yaşayan Türkiye’nin diğer illerinde de zorunlu deprem sigortalılık oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu, bu illerde de genel anlamda son 1 yılda artışlar olduğu belirlendi. Daha önce depremin yaşandığı İzmir’de 1 milyon 265 bin konutun yüzde 62,4’üne denk gelen 789 bini sigortalıyken, Yalova’da 93 bin konutun yüzde 87,2’sine denk gelen 81 bin 135’inin, Düzce’de 82 bin konuttun yüzde 89,7’sine denk gelen 73 bin 541’inin, Bolu’da 71 bin konuttun yüzde 91,6’sına denk gelen 65 bininin, Sakarya’da 240 bin konuttun yüzde 84’üne denk gelen 201 bin 598’inin sigortalı olduğu görüldü. Bingöl’de ise 39 bin konuttan 34 bin 642’sinin sigortalı olduğu ve geçen yıla göre sigortalılık oranının yüzde 83’ten yüzde 88,8’e yükseldiği, Van’da 85 bin konuttan 66 bin 85’inin sigortalı olduğu ve sigortalılık oranının geçen yıla göre yüzde 76,2’den yüzde 77,7’ye çıktığı, Erzincan’da 56 bin konutun 38 bin 625’inin sigortalı olduğu ve sigortalılık oranının aynı döneme göre yüzde 66,3’ten yüzde 69’a yükseldiği belirlendi.
]]>TÜRKİYE İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), ocak ayında 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırının 15 bin 48 lira olduğunu duyurdu.
Türk-İş, Ocak 2024 dönemine ilişkin Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Buna göre; 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırı, 15 bin 48 lira olarak hesaplandı. Gıda harcaması ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarına denk gelen yoksulluk sınırı, 49 bin 19 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise aylık 19 bin 630 liraya yükseldi. Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 4,27 oranında gerçekleşti. Son 12 ay itibariyle değişim oranı yüzde 69,76 oldu. 12 aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 79,44 olarak hesaplandı.
Gıda ürünlerinde süt, yoğurt, peynir grubunda; yeni açıklanan çiğ süt fiyatları henüz raflara yansıtılmadığı için geçen ay tespit edilen fiyat seviyeleri yerini korudu. Bazı marketlerde fiyat ayarlaması yapıldığı da gözlemlendi.
BALIK FİYATLARI ZAMLANDI
Et fiyatlarında bu ay artış görüldü. En yüksek artış balık fiyatlarında gözlemlendi. Ortalama balık fiyatlarında 32 lira artış oldu. En fazla tüketilen hamsinin kilogram fiyatı 120 liraya kadar yükseldi. Yumurta fiyatlarında 20 kuruşluk bir artış gözlemlendi. Tavuk fiyatları ise geçen aya göre 5 lira artış göstererek ortalama kilogram fiyatı 77 liradan marketlerde yer aldı. Kuru baklagiller grubunda bir miktar fiyat artışı görüldü. Bu grupta en yüksek artış yeşil mercimekte gerçekleşti. Yeşil mercimeğin kilogram fiyatı ortalama 86 liradan, marketlerdeki raflarda yer aldı.
ORTALAMA MEYVE, SEBZE KİLOGRAM FİYATI 32,53 LİRA
Taze sebze, meyve grubunda; mevsim şartlarının nispeten olumlu ilerlemesi nedeniyle ortalama sebze fiyatlarında kısmi artış gözlemlendi. Lahana, ıspanak, pırasa, brokoli ve kereviz gibi kış mevsiminde ağırlıklı tercih edilen sebzelerin kilogram fiyatlarında 5 ila 10 lira arasında bir artış tespit edildi. Taze meyve sebze grubunda fiyatı aynı kalan tek ürün patates oldu. Meyve tezgahlarında sadece elmanın fiyatında bir miktar düşüş gözlemlendi. Bu ay kalan diğer meyve fiyatlarında ortalamada 3 lira artış hesaplandı. Ortalama sebze kilogram fiyatı 34,34 lira, ortalama meyve kilogram fiyatı 34,25 lira oldu. Hesaplamada 25’i sebze ve 10’u meyve olmak üzere toplam 35 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve, sebze kilogram fiyatı 32,53 lira tespit edildi.
Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmek fiyatı arttı ve Ankara’da 200 gramlık ekmek fiyatı 8 lira belirlendi. 4 kişilik ailenin aylık sadece ekmek giderinde 105 lira artış meydana geldi. Tahıllar grubunda sınırlı seviyede artış yaşandı. Marketlerde ürün çeşitliliğinde azalma tespit edildi.
Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; geçen ay fiyatı bir önceki aya göre sabit kalan zeytinyağı, bu ay litre fiyatında ortalama 30 lira artışla bu grubun en yüksek artışa sahip ürünü olarak belirlendi. Zeytinyağı fiyatları marketlerde ortalama litresi 330 liradan satıldı. Aynı şekilde zeytin fiyatlarında görülen 17 lira artış ile siyah zeytin ortalama 225 lira, yeşil zeytin ortalama 190 liradan market raflarında yer aldı. Yağlı tohumlar ise (ceviz, fındık, yer fıstığı ve ay çekirdeği) kilogram fiyatında yüzde 8 oranında artışla ortalama 339 liradan satıldı.
Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; en yüksek artış ortalamada 56 lira ile baharatlarda gerçekleşti. Ihlamur fiyatında geçen aya göre kısmi artış belirlendi. Pekmezin fiyatında ise 14,50 lira artış tespit edildi. Salça, reçel, bal ve şeker fiyatlarında bazı marketler sabit kaldı bazı market fiyatlarında indirim tespit edildi. Fakat ortalama fiyatlar aynı kaldı.
]]>Bakım evlerindeki can dostları sağlıklı ve konforlu bir şekilde misafir etmeyi sürdüren Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürlüğünün sokak hayvanlarına yönelik gerçekleştirdiği hizmetleri başıboş, hasta, yaralı olan kedi ve köpeklerin toplanarak tedavi edilmesi, kısırlaştırma, sahiplendirme ve mama desteği oluşturuyor. Her yıl kısırlaştırma yaptığı, tedavi ettiği ve aşı uyguladığı hayvan sayısı ile dağıttığı mama miktarını artıran ekipler, patili dostların Mersin’de sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşaması için çalışmalarını sürdürüyor.
“2023 yılında 6 bin civarında kısırlaştırma sayımız var”
2023 yılında verdikleri hizmetlerin detaylarını paylaşan Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürü Hünkar Yıkılmaz, “2023 yılında 6 bin civarında bir kısırlaştırma sayımız var. 7 bin 200 civarında kedi ve köpeğe de kuduz ve karma aşısı yaptık. 843 hayvanımızın sahiplendirilmesini sağlayarak, sıcak yuvalarına kavuşturduk. Beslenme odakları oluşturarak, yerel hayvan koruma görevlileri ve derneklerle birlikte kedi ve köpeklerin beslenme işlemlerini gerçekleştirdik. 2 yıldan bu yana özellikle kedileri besleyen yerel hayvan koruma görevlilerine vermiş olduğumuz mama miktarını belirlerken; gerek belediyeye ait bakımevlerinde, gerekse de özel kliniklerde yapılan kısırlaştırma sayılarını dikkate alıyoruz. 3 yıl öncesinde 800, geçtiğimiz yıl bin 800, bu yıl ise yüzde 50 artış olarak 2 bin 800 adet kedimizi kısırlaştırdık. Bu da yaklaşık yüzde 50’lik bir artışın olduğunu gösteriyor” dedi.
“Teknik ekip, ekipman ve araç sayısında artışa gittik”
Sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlar için ciddi miktarda mama desteği verdiklerini de kaydeden Yıkılmaz, “Geçtiğimiz yıl 145 ton civarında kuru mama kullanmıştık. Bu yıl 174 ton civarında kullandık. Burada da ciddi bir artış var. Belediyenin bütçesi doğrultusunda elimizden geldiğince bu işe katkı sunduk” diye konuştu. Yıkılmaz, teknik ekip ile araç sayılarında da artışa gittiklerini sözlerine ekleyerek, hizmet kalitesini daha çok artırdıklarını kaydetti.
1 olan ambulans sayısını 5’e, 7 olan tekniker sayısını 15’e, 10 olan veteriner hekim sayısını ise 12’ye çıkardıklarını hatırlatan ve 2019 yılında gerçekleştirdikleri çalıştayda aldıkları kararların ne noktada olduğunu görmek adına, 2023 yılında da çalıştay yaptıklarını söyleyen Yıkılmaz, kent paydaşlarının görüşlerini de aldıklarını belirtti. Yıkılmaz, sorun ve çözüm önerilerini yeniden belirlediklerini söyleyerek, talepler doğrultusunda bazı yenilikler yapacaklarını belirtti.
“Bu yıl kompost mama üretimine de başlayacağız”
2024 yılında önemli bir projeyi hayata geçirerek, kompost mama üretimine geçeceklerini ifade eden Yıkılmaz, bakımevlerine gelen artık yemekleri bozulmadan mamaya çevireceklerini söyledi. Yıkılmaz, “Bu yıl kompost mama üretimine başlayacağız ve bunun ihalesini gerçekleştiriyoruz. Bu yıl içerisinde kırıcı ünitesi, kompost makinesi, kurutma makinesi ve pelet makinesinden oluşan bir ünitenin alımını gerçekleştireceğiz. Böylece Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevindeki köpeklerin beslenmesinde kullanmış olduğumuz yemek miktarının yaklaşık yüzde 50’lik kısmını, bu üniteden faydalanarak sağlayacağız” diye konuştu.
“Mersin Veteriner Hekimleri Odası ile ortak bir projeyi hayata geçireceğiz”
2024 yılı için yapmayı planladıkları bir diğer projenin de Mersin Veteriner Hekimleri Odası ile hayata geçeceğini belirten Yıkılmaz, “Biz her ne kadar bakımevlerinde kedi ve köpeklere yönelik hizmet sunsak da, özellikle akşam ve gece saatlerinde ve yaz mevsimindeki trafik yoğunluğundan kaynaklı yaşanan kazalarda çok sayıda kedi ve köpeğimiz maalesef yaralanmakta ve hatta birçoğu da olay yerinde hayatını kaybetmekte. Burada kedi ve köpeklerimize daha erken müdahale sağlayabilmek için, Mersin Veteriner Hekimler Odası aracılığıyla özel veteriner kliniklerinden acil müdahale desteği alacağız” ifadelerine yer verdi. – MERSİN
]]>Türkiye Sermaye Piyasaları Birliğinin (TSPB), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kaynaklarından derleyerek hazırladığı 2023 yılı “Finansal Piyasa Özet Verileri”ni açıkladı.
Buna göre, sermaye piyasalarına yerli yatırımcı ilgisi halka arzların da etkisiyle geçen yıl rekor düzeyde arttı. Yerli yatırımcıların pay senedi varlıkları ise enflasyonun altında büyüdü. 2022’de 1 trilyon 836 milyar lira olan yerli yatırımcıların pay senedi varlıkları yüzde 41,6 artarak 2023 sonunda 2,6 trilyon liraya ulaştı.
Bu tutarın 1 trilyon 437,8 milyar lirasını bireysel yatırımcılar, 742,5 milyar lirasını tüzel kişiler, 419,6 milyar lirasını ise kurumsal yatırımcılar oluşturdu. Yerli ve yabancı yatırımcıların toplam finansal varlıkları ise yüzde 60 artarak 25 trilyon 182 milyar liraya ulaştı.
Yerli yatırımcıların finansal varlıkları 22,6 trilyon lirayı aştı
Yerli yatırımcıların toplam finansal varlıkları 2023’te önceki yıla göre yüzde 56,7 artarak 22 trilyon 608 milyar liraya çıktı. Geçen yıl yerli yatırımcıların varlıklarında en hızlı büyüme özel eurobond varlıklarında yaşandı.
Yerli yatırımcıların özel eurobond varlıkları yüzde 95 artarak 437 milyar liraya yaklaşırken, kamu eurobond varlıkları ise yüzde 71 yükselişle 1 trilyon 470 milyar liraya ulaştı.
Eurobondların ardından en yüksek büyüme TL mevduatlarda yaşandı. Yerli yatırımcıların TL mevduat varlıkları yüzde 83,7 artışla 8 trilyon 506 milyar liraya çıktı.
Yerli yatırımcıların döviz tevdiat hesapları ise yüzde 44,3 artarak 5 trilyon 179 milyar lira oldu. Özel sektör borçlanma araçları varlıkları yüzde 38,4 artışla 231,3 milyar liraya, devlet iç borçlanma senedi varlıkları yüzde 33,3 yükselişle 4 trilyon 90 milyar liraya ulaştı.
Yerli yatırımcılara ait pay senedi, varlığa dayalı menkul kıymet, varlık teminatlı menkul kıymet, özel ve kamu eurobond, devlet iç borçlanma senetleri, varant ve sertifikadan oluşan sermaye piyasası varlıklarının toplam finansal varlıklar içerisindeki payı önceki yıl sonuna göre 3,5 puan düşerek 2023 sonu itibarıyla yüzde 39,5’e geriledi.
Yabancıların finansal varlıkları yüzde 94 büyüdü
TSPB tarafından açıklanan verilere göre, yabancı yatırımcıların finansal varlıkları 2023 sonu itibarıyla önceki yıla göre yüzde 94 artarak 2 trilyon 574 milyar lira oldu.
Yabancı yatırımcıların finansal varlıkları içerisinde en yüksek artış devlet iç borçlanma araçlarının ardından faizlerdeki artışın etkisiyle TL mevduatlarda yaşandı. Yabancı yatırımcıların TL mevduatları yüzde 159 artarak 289,2 milyar liraya, döviz tevdiat hesaplarındaki varlıkları ise yüzde 49,6 artarak 625,2 milyar liraya çıktı.
Yabancı yatırımcıların devlet iç borçlanma senetleri varlıkları ise yüzde 232,6 artarak 77,5 milyar lira oldu.
Yabancı yatırımcıların pay senedi varlıkları yüzde 104,7 yükselişle 1 trilyon 556,7 milyar lirayı aştı. Buradaki büyüme enflasyonun üzerinde gerçekleşti.
Son yıllarda düşüşe geçen yabancı yatırımcıların pay senedi portföyündeki ağırlığı, seçimler sonrası uygulanan para politikasının da etkisiyle geçen yıl yeniden artışa geçerek yüzde 37,4 oldu. 2023 sonu itibarıyla Türkiye’deki toplam 4 trilyon 157 milyar lira olan pay senedi portföy değerinin, yüzde 37,4’ü yabancı yatırımcıların (fiili dolaşımda olmayan paylar dahil), yüzde 62,6’sı ise yerli yatırımcıların oldu.
Pay senedi yerli yatırımcı sayısında rekor artış
Halka arzlar ve getiri arayışıyla yerli yatırımcıların pay senedi piyasasına olan ilgisi 2023’te rekor düzeyde arttı.
Borsa İstanbul pay senedi piyasasındaki bakiyeli yatırımcı sayısı bir yılda 3 milyon 860 bin (yüzde 102) artarak 2023 sonu itibarıyla 7 milyon 644 bine çıktı. Önceki yıl sonunda 3 milyon kişiyi bulan pay senedi piyasasında ayda en az bir kez işlem yapan (aktif) hesap sayısı ise 2023 Kasım’da 7 milyon 172 bine yükseldi.
54 şirketin halka arzı gerçekleşti
Yerli yatırımcı sayısındaki rekor artışa paralel olarak şirketlerin halka arzlara ilgisi de güçlü şekilde devam etti.
Geçen yıl 54 şirketin halka arzı gerçekleştirildi. Söz konusu şirketlerin halka arz yoluyla sermaye piyasalarından sağladıkları kaynak ise 79,3 milyar lira oldu.
Bu halka arzlarla birlikte 2023 sonu itibarıyla Borsa İstanbul’a kote şirket sayısı 539’a çıktı. Halka açık şirketlerin piyasa değeri yüzde 62 artarak 10 trilyon 43 milyar lirayı aştı.
]]>Atmosferdeki sera gazları miktarı, insan faaliyetleri, üretim ile tüketimde sürekli artış, iş ve aşırı fosil yakıtlarının kullanımı nedeniyle sürekli yükseliyor.
AA muhabirinin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) verilerinden derlediği bilgilere göre, sanayileşme dönemi öncesindeki son 400 bin yıllık süreçte atmosferde bulunan karbondioksit (CO2) oranı 200 ile 280 ppm (milyonda parçacık sayısı) civarında seyretti.
Sera etkisine neden olan başlıca gazlardan karbondioksitin değeri 1880 yılında yaklaşık 291 ppm iken bu değer 2023 yılında yüzde 45 artışla 421 ppm’ye ulaştı.
1880 yılından bugüne karbondioksit değerleri ise şöyle sıralandı:
| Yıl | CO2 (ppm) |
| 1880 | 290,8 |
| 1890 | 294,4 |
| 1900 | 295,7 |
| 1910 | 300,1 |
| 1920 | 303,4 |
| 1930 | 307,5 |
| 1940 | 311,3 |
| 1950 | 311,3 |
| 1960 | 316,9 |
| 1970 | 325,7 |
| 1980 | 338,8 |
| 1990 | 354,4 |
| 2000 | 369,6 |
| 2010 | 389,9 |
| 2020 | 415,4 |
| 2023 | 421,86 |
– “1800’lerden günümüze küresel ölçekte sıcaklık 1 dereceden fazla arttı”
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine, atmosferdeki parçacık sayısının sanayi devrimine kadar fazla yükselmediğini, bu miktarın 300 ppm’nin altında seyrettiğini söyledi.
İnsan faaliyetlerinin atmosferdeki karbondioksit seviyesini her geçen yıl arttırdığını belirten Toros, “İnsanlar yer altında milyonlarca yıldır birikmiş olan fosil yakıtları kullanıyor. 1800’li yıllardan itibaren fosil yakıtların kullanımı enerji üretimini arttırmış, artan enerji üretimi, gelişen teknolojiler, fosil yakıtları daha hızlı, daha kolay ulaşılabilir hale getirmiştir. Daha fazla fosil yakıta ulaşmak, daha fazla üretim atmosferin kirlenmesi karbondioksit oranının hızla artmasına yol açmıştır.” dedi.
Prof. Dr. Toros, karbondioksit oranın artmasının birçok iklimsel olaya etki ettiğine dikkati çekerek, “Sıcak ile soğuk hava dalgaları, sel felaketleri, buzulların erimesi, okyanustaki su seviyenin yükselmesine etki ediyor. Karbondioksit artışındaki en büyük etkiyi sıcaklık artışında görüyoruz. 1800’lerden günümüze baktığımızda küresel ölçekte sıcaklık 1 dereceden fazla arttı.” diye konuştu.
Atmosfere salınan karbon oranının azaltılması gerektiğinin altını çizen Toros, şöyle devam etti:
“Kaynakların bizden sonraki nesil aktarılacak şekilde verimli kullanılması gerekiyor. Fosil yakıtların kullanımını azaltmalıyız. Yenilebilir enerji kaynaklarını daha verimli ve daha çok kullanmamız gerekiyor. Bunun yanında tasarruf yapmalıyız. İhtiyacımız olmayan ürünleri almamalıyız. Yapay zekayı kullanarak olası riskleri önceden tahmin etmeliyiz. Burada hem hükümetlere hem yerel yönetimlere hem de bireylere görevler düşüyor. Atmosferdeki karbondioksit oranı her geçen yıl artmaya devam ediyor. 1880 yılında 290 ppm olan karbondioksit oranı bu aralık sonunda 421 ppm değerine ulaştı. Yani yüzde 45’lik bir artış oldu.”
“Atmosferdeki karbondioksit oranını azaltmamız gerekiyor”
Yeryüzünün temel enerji kaynağının güneş olduğunu vurgulayan Toros, güneşten gelen kısa dalga boylu ışınımların atmosferdeki gazlardan rahat bir şekilde geçtiğini ifade etti.
Prof. Dr. Toros, karbondioksit oranı atmosferde arttıkça atmosferdeki sera gazlarının yer yüzünden neşredilen uzun dalga boylu ışınımın tutma miktarının arttığını anlatarak, “Tutma miktarı arttıkça yeryüzü ısınıyor. Bu nedenle atmosferdeki karbondioksit oranını azaltmamız gerekiyor. Bunu yaparsak dünyamız daha fazla ısınmayacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>AA muhabirinin, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yaptığı derlemeye göre, bitkisel ürün grupları içinde en fazla üretim artışı geçen yıl 2022 yılına kıyasla yüzde 10,3 ile tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde gerçekleşti. Bu ürün gruplarında üretim miktarı 77 milyon 686 bin 237 tona ulaştı.
Tahıllarda öne çıkan ürünlere bakıldığında, tritikale üretimi yüzde 15,6 artarak 370 bin tona, yulaf üretimi yüzde 12,3 yükselerek 410 bin tona ve buğday üretimi yüzde 11,4 artışla 22 milyon tona çıktı. Çeltik üretiminde ise yüzde 5,3 düşüşle 900 bin tonluk üretim kaydedildi.
Patates üretimi 2023’te yıllık bazda yüzde 9,6 artış gösterdi. Geçen yıl 5,7 milyon ton patates üretildi. Bezelyede yüzde 58,8 artış gözlendi ve 3 bin 800 ton üretim kayıtlara geçti. Kırmızı mercimek üretimi de yüzde 6 artarak 424 bin ton oldu. Kuru fasulye üretimi ise yüzde 11,1’lik azalışla 240 bin tona gerilerken nohut üretimi değişmeyerek 580 bin ton olarak hesaplandı.
Yağlı tohumlardan aspir üretimi yüzde 30 artarak 39 bin tona yükselirken ayçiçeği üretimi yüzde 13,8 azalışla 2 milyon 198 bin tona geriledi.
Antep fıstığı üretimi azaldı
Parfümeri ve eczacılık alanlarında kullanılan lavanta ve ada çayı üretiminde de bu dönem artış gerçekleşti. Lavanta üretimi yüzde 23,1 artarak 9 bin 509 tonu, ada çayı üretimi yüzde 33 yükselerek 3 bin 313 tonu buldu. Haşhaş üretimi ise yüzde 35,3 düşerek 7 bin 922 tona geriledi.
Trabzon hurması üretimi 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 30,5 yükselerek 127 bin 314 tona, vişne üretimi de yüzde 19,5 artarak 211 bin 291 tona çıktı.
Bu dönemde zeytin ve Antep Fıstığı üretimindeki düşüş dikkati çekti.
Zeytin üretimi geçen yıl 2022’ye göre yüzde 48,9 düşerek 1 milyon 520 bin tona, Antep fıstığı üretimi yüzde 26,4 azalarak 176 bin tona geriledi.
Turunçgillerde üretim yüzde 67,2 arttı
Söz konusu dönemde turunçgillerde üretim yüzde 67,2 yükseldi. Limon üretimi yüzde 75,8 artışla 2 milyon 325 bin 726 ton, portakal üretimi yüzde 74,8 yükselerek 2 milyon 311 bin 335 ton olarak hesaplandı. Greyfurt üretimi de yüzde 43,7 yükseldi ve 284 bin 565 tona ulaştı.
Mandalina üretiminde de artış oldu. Bu üründe üretim yüzde 58,3 yükselerek 2 milyon 952 bin 775 ton olarak kayıtlara geçti.
Baharat bitkilerinden kimyon üretimindeki artış da dikkati çekti. Kimyon üretimi bu dönemde yüzde 41,2 yükselerek 11 bin 480 ton oldu.
Soğan ve sarımsak üretimi arttı
Yumru ve kök sebzelerden kuru soğanın üretimi yüzde 10,6 artışla 2 milyon 600 bin tona, taze sarımsak üretimi yüzde 14 yükselerek 54 bin 127 tona ulaştı.
Domates üretimi yüzde 2,3 arttı ve 13 milyon 300 bin ton olarak gerçekleşti. Hıyar üretimi ise yüzde 3,4 azalarak 1 milyon 871 bin 712 tona düştü.
Kavun ve karpuz üretimi sırasıyla yüzde 11,6 ve 7,3 azaldı. Kavun üretimi 2023’te 1 milyon 403 bin 214 ton, karpuz üretimi 3 milyon 147 bin 921 ton olarak kayıtlara geçti.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “Tüm emekli aylık artışları eşitlenecek” açıklamasıyla ilgili “Bunu müjde olarak sunuyorlar. Ama bu ne bir müjde ne de adalettir. Milyonlarca emekli zaten taban aylık olan 10 bin liraya mahküm edilmiş durumda. Bu sözde müjde denen artış, milyonlarca emekliye hiç uğramayacak çünkü bu ek artışa yapılan ek artışla bile kök aylıkları taban aylığa varamıyor. Emeklilerin bir kısmı yüzde 49,25 artış alırken kök aylığı 6 bin 700 lira ve altında olan emekliler yine yüzde 33,3 artışta kalmış olacak. Adaletsizlik, adaletsizlikle örtülmüyor” dedi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, dün TRT Haber özel röportajında, “SSK ve Bağ-Kur emeklilerimizin emekli aylıklarındaki artışı ocak ayı itibarıyla yüzde 49,25’e yükseltiyoruz” dedi. CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Gölge Bakan ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer’in açıklamaları şöyle:
“BU MÜJDE DENEN ARTIŞ, MİLYONLARCA EMEKLİYE HİÇ UĞRAMAYACAK ÇÜNKÜ BU EK ARTIŞLA BİLE KÖK AYLIKLARI TABAN AYLIĞA VARAMIYOR”
“AKP Genel Başkanı Erdoğan, 2024’ü ‘Emekliler Yılı’ ilan ettiklerini söylemiş ve açlık sınırının bile fersah fersah uzağında kalan emeklilerin aklıyla alay etmişti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan’ın açıklamalarından da görüyoruz ki bu alay eder tavırları devam edecek. Önce 5 bin lira 100’üncü yıl ikramiyesinde, çalışan-çalışmayan emekli diye ayrım yaptılar. Sonra memur emeklisiyle SSK ve Bağ-Kur emeklisi arasında aylık artışlarında ayrım yaptılar. Bakan’ın son açıklamasıyla ‘Tüm emeklilerin aylık artışları eşitlenecek’ deniyor ve bunu da müjde olarak sunuyorlar. Ama bu ne bir müjde ne de adalettir. Milyonlarca emekli zaten taban aylık olan 10 bin liraya mahküm edilmiş durumda. Bu sözde müjde denen artış, milyonlarca emekliye hiç uğramayacak çünkü bu ek artışa yapılan ek artışla bile kök aylıkları taban aylığa varamıyor. Emeklilerin bir kısmı yüzde 49,25 artış alırken kök aylığı 6 bin 700 lira ve altında olan emekliler yine yüzde 33,3 artışta kalmış olacak. Adaletsizlik, adaletsizlikle örtülmüyor.
“BU SİSTEM BAŞTAN AŞAĞI DEĞİŞMEDİĞİ MÜDDETÇE EMEKLİNİN SEFALET HALİ SÜRECEK”
Yüzde 49,25 artış alana da fayda etmiyor. Erdoğan yönetiminin Türkiye’yi bile isteye içine sürüklediği enflasyon ortamında artışlar anlam ifade etmiyor, maaşlar günden güne eriyip gidiyor. Geçtiğimiz ay kök aylığı 7 bin 500 lira olan bir emeklinin bugün alacağı aylık hepi topu 11 bin 194 lira oluyor. Bunun adı mı müjde? AKP iktidarı emeklilik sistemini öylesine bozdu ki yapılan yamanın üzerine yeni yamalar artık tutmuyor. Bu sistem baştan aşağı değişmediği müddetçe emeklinin sefalet hali sürecek. Sistemi bizzat bozanlar, elbette bunu düzeltemezler. Bunu ancak yeni bir iktidar; emekçiden, emekliden, halktan yana olan bir iktidar düzeltebilir, o da CHP’dir.
“VATANDAŞLARIMIZIN HAYATTA KALMAYA ÇALIŞMADIĞI, MUTLULUKLA YAŞADIKLARI BİR TÜRKİYE HAYAL EDİYORUZ”
Biz emeklilik sisteminin topyekün bir değişime ihtiyacı olduğunu söylüyoruz. Emekli aylıklarının ilk aşamada, asgari ücret seviyesine yükseltilmesi gerektiğini söylüyoruz. Aylık bağlama oranlarının yeniden yükseltilmesini, güncelleme katsayılarının yeniden düzenlenmesini, artışlarda büyümeden de pay verilmesini, 2000 sonrasına intibak düzenlemesinin yapılmasını savunuyoruz. Çok prim ödeyenle az prim ödeyenin en düşük aylıkta buluşturulmadığı adaletli bir sistemi savunuyoruz. CHP olarak biz, yıllarca çalışmış, alın teri dökmüş, bu ülkeye hizmet etmiş insanlarımızın, emekliliklerinde insanca bir yaşam sürebilmelerini, muhtaç olmadan rahat ve huzur içerisinde geçinebilmelerini istiyoruz. Biz vatandaşlarımızın hayatta kalmaya çalışmadığı, mutlulukla yaşadıkları bir Türkiye hayal ediyoruz. Bunu da gerçekleştirmeye son derece kararlıyız.”
]]>CHP’nin emeklilerin maaşlarında yaşanan kaybın ve ekonomik sorunlarının araştırılması önerisi, TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, “Dün açıklanan rakamlar eğer bu Meclis’ten de aynen geçecek olursa maalesef en düşük emekli maaşı asgari ücretin yalnızca yüzde 59’u kadar olacak. Bu, kabul edilemez bir durumdur çünkü biliyorsunuz emekli maaşları aslında bir sosyal koruma programıdır. Siz, bu kadar düşük emekli maaşıyla kimseyi koruyamazsınız. Bu yıl ’emekliler yılı’ olarak ilan ediliyor ama bu kadar düşük bir emekli maaşıyla bu yıl ancak emeklilerin eğer şansları varsa hayatta kalma yılı olarak ilan edilebilir, emekliler yılı olarak maalesef değil” dedi.
CHP’nin emeklilerin maaşlarında yaşanan kayıp ve ekonomik sorunlarıyla ilgili araştırma önergesinin gündemin önüne çekilerek bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesine ilişkin grup önerisi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Grup önerisinin gerekçesini açıklayan CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, şunları söyledi:
“BU KADAR DÜŞÜK BİR EMEKLİ MAAŞIYLA BU YIL ANCAK EMEKLİLERİN EĞER ŞANSLARI VARSA HAYATTA KALMA YILI OLARAK İLAN EDİLEBİLİR”
“Emekli maaşlarında öngörülen artış çok düşüktür ve Adalet ve Kalkınma Partisi dönemindeki kayıp çok yüksektir. Bir tek rakamla bu durumu açıklayalım: 2002’de en düşük emekli maaşının asgari ücretle arasındaki fark 1,3 kattı. En düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,3 kat fazlasıydı, dün açıklanan rakamlar eğer bu Meclis’ten de aynen geçecek olursa maalesef en düşük emekli maaşı asgari ücretin yalnızca yüzde 59’u kadar olacak. Bu, kabul edilemez bir durumdur çünkü biliyorsunuz emekli maaşları aslında bir sosyal koruma programıdır. Siz, bu kadar düşük emekli maaşıyla kimseyi koruyamazsınız. Bu yıl ’emekliler yılı’ olarak ilan ediliyor ama bu kadar düşük bir emekli maaşıyla bu yıl ancak emeklilerin eğer şansları varsa hayatta kalma yılı olarak ilan edilebilir, emekliler yılı olarak maalesef değil.
“EMEKLİLERE GAYRİSAFİ YURT İÇİ HASILADAN AKTARDIĞINIZ PAYDAKİ ORAN YÜZDE 4,5”
Bakın, açlık sınırı 14 bin liranın üstünde, o da şimdilik. Bu maaşlar aylar sonra aynı kalırken açlık sınırı bu enflasyonist ortamda çok daha yüksek olacak. Yoksulluk sınırı 47 bin liranın üstünde, o da şimdilik. Şimdi, özellikle emekli maaşı alan milletvekillerine sesleniyorum: Sizler 96 bin lira emekli maaşı alırken 10 bin lira emekli maaşı alanların o rakamla nasıl geçinebileceğini düşünüyorsunuz? Bu, gerçekten haksızlıktır, eşitsizdir.
Bir yandan Türkiye’de emeklilerin sayısı artıyor ama maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi politikaları nedeniyle gayrisafi yurt içi hasıladan emeklilere ayrılan pay azalıyor. Bu, kabul edilemez. Bir rakam vereyim size, çok geriye gitmeyelim: 2010’da emeklilerin ülkemizdeki nüfusa oranı yaklaşık yüzde 13’ken, şimdi bu rakam yüzde 16’yı geçmiş durumda; nüfus içerisindeki payları artıyor. Peki, gayrisafi yurt içi hasıladan aktardığınız paydaki değişim ne? 2010’da yüzde 6,8’ini emeklilere ayırırken nüfus artmış olduğu halde bugün ayırmaya çalıştığınız oran yalnızca yüzde 4,5; bu kabul edilemez. Bu rakamlar örneğin Almanya’da yüzde 13 civarında, komşumuz Yunanistan’da ise yüzde 16’nın üzerindedir.
“ÜLKEMİZDEKİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARINDAN EMEKLİ OLANLAR ARASINDA ÇOK CİDDİ BİR EŞİTSİZLİK VAR”
Bir başka önemli sorun emekli maaşlarındaki artış yönteminin yanlışlığına ilişkindir. Her defasında Sayın Cumhurbaşkanının ‘Yüzde 5 artırıyoruz’ ya da şu kadar artırıyoruz demesine bağlı bir sistem kabul edilemez. Kaldı ki özellikle emekli maaşı 7 bin 13 liranın altında olanlar söz konusu olduğunda artış yüzde 33’ler civarındadır, dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin önerisini lütfen dikkate alın, emekli maaşlarındaki artışın asgari ücretteki artışla endekslenmesi önerisi çok yerindedir. Ayrıca, ülkemizdeki sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanlar arasında çok ciddi bir eşitsizlik var. Emekli Sandığından emekli olanla SSK’den ve BAĞ-KUR’dan emekli olanlar arasındaki emekli maaşı farklılıkları kabul edilemeyecek düzeydedir, bu eşitsizliklerin giderilmesi gerekir. Bu enflasyonist ortamda insanların gerçekten temel gıdalara erişmekle bile ilgili sorunları olduğunu vurgulamak zorundayım.
“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI ARTIRMAYA DAVET EDİYORUM”
Emeğin ulusal gelirden aldığı payı hep birlikte artırmak zorundayız. Adalet ve Kalkınma Partisi dönemindeki sosyal politikalar ve ekonomik politikalar, maalesef, emeğin ulusal gelirden aldığı payı giderek azaltmıştır. Hem emeğin ulusal gelirden aldığı payı arttırmak hem asgari ücreti yaşanabilir bir düzeye çıkarmak ve emeklilerin alacağı en düşük emekli maaşını da asgari ücret düzeyine çıkarmak zorundayız. Asgari ücretteki artışa benzer bir artışın da emekliler tarafından her artış döneminde yaşanması gerekir. Ülkede kaynak sorunu yoktur, ülkedeki kaynak sorununu iddia edenler sarayın harcamalarına baksınlar. Ülkede kaynak sorunu olduğunu iddia edenler özellikle Türkiye’nin ekonomi politikasındaki gereksiz harcamalara baksınlar. Dolayısıyla, özellikle tekrar ediyorum: Emekli maaşı alan milletvekillerini saraydan gelenleri buradan geçirmeye değil, vicdanlarının sesine uyarak en düşük emekli maaşını artırmaya davet ediyorum.”
]]>NİSANUR YILDIRIM
Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik, “Türkiye’de geçmişte sosyal güvenlik ve sosyal hizmete ayrılan paylar yüzde 6’ya kadar çıkabildiğine ve ülke ekonomisi devam ettiğine göre bu pay günümüzde de pekala çıkabilir. Burada bir kaynak sorunundan söz etmek mümkün değil. Kaynakların kime ayrılacağı söz konusudur. Hükümet, Mehmet Şimşek, ekonomi yönetimi bu konuda emeklilere fazla kaynak ayırmak istemiyorlar. Bunu kısmak istiyorlar. Asgari ücret 17 bin lira, açlık sınırı 14-15 bin lira. 10 bin lirayla bir emeklinin geçineceğini düşünmek hakikaten insafsızlıktır” dedi. Çelik, “Dengeli bir artış sağlanması için aylık bağlama oranlarından, güncelleme katsayısından başlamak üzere 2008 öncesi sosyal güvenlik sistemi normlarına ve kurallarına yeniden dönmek gerekir. Aksi halde bu sistem yama tutmayacaktır. Birkaç dönem sonra emekli aylıklarının neredeyse tamamı dipte eşitlenecektir. Zaten şu anda dipte eşitlenmiş durumda” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yapılan kabine toplantısının ardından SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yapılacak zam oranını, ek yüzde 5’lik artışla yüzde 42,6 olduğunu açıkladı.
Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik, emekli aylıklarına yapılacak zam oranını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. Çelik, emeklilere yapılacak zam oranının gerçeği yansıtmadığını belirterek 7 bin 500 liranın altında emekli aylığı alanların yüzde 33 zam alacağını söyledi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibinin uygulamış olduğu neoliberal yaklaşım nedeniyle ücretlerin baskılandığının altını çizen Çelik, şunları söyledi:
“Ülkemizde emekli aylıkları iki farklı sistemle belirleniyor. Kamu emeklilerine emekli aylıkları toplu sözleşmedeki artışa göre belirleniyor. Bu nedenle 2024’ün ocak ayında memur emeklileri yüzde 49,25 zam alacaklar. Altı aylık resmi enflasyonun üstüne toplu sözleşmeden kaynaklanan farkı alacaklar. Ancak işçi ve memur emeklileri açısından yasa sadece resmi enflasyonu öngörüyor. Resmi enflasyon da son altı ayda yüzde 37,6 olarak açıklandı. Bunun üzerine emeklilerde bir beklenti oluştu. İşçi ve BAĞ-KUR emekli aylıklarındaki artışın, memur emekli aylıkları seviyesine çekilmesi yönünde bir beklenti oluştu. İkincisi de kamuoyunda en düşük emekli aylığının yine arttırılması yönünde bir beklenti vardı. Ancak hükümetin dün yapmış olduğu açıklamayla her iki konuda da ciddi bir hayal kırıklığı yaşandı. Yüzde 37,6 olan altı aylık artış 5 puan eklenerek 42,6 düzeyine çekildi.
“YÜZDE 42,6’LIK ZAM İDDİASI GERÇEK DEĞİLDİR. EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI YÜZDE 33 ORANINDA ARTTIRILDIĞI İÇİN EMEKLİLERİN FİİLEN ELİNE GEÇEN MİKTARDAKİ ARTIŞ YÜZDE 33,3 OLACAK”
Kamuoyunda bu emekli aylıklarının yüzde 42,6 oranında arttırıldığı şeklinde yorumlandı. Bu gerçeği yansıtmıyor. Bunun temel sebebi kök aylık garabeti dediğimiz uygulamadır. Bu artış emeklilerin kendi kök aylıklarına yapılacak ve kök aylıklarına yapılan artış 10 bin liranın altında kalırsa aylıklar Hazine tarafından 10 bin liraya tamamlanacak. Şu anda zaten emekliler tamamlama işlemi nedeniyle 7 bin 500 lira alıyorlar. Dolayısıyla 7 bin 500 liranın altında emekli aylığı alanlar daha düşük zam alacaklar. Örneğin; 7 bin 400 lira alanlar yüzde 40 zam alacak. 7 bin 300 lira olanlar yüzde 38,8 zam alacak. 7 bin 200 lira olanlar yüzde 37 zam alacak. 7 bin 10 lira ve altında aylık alanlar ise yüzde 33 oranında zam alacak. Dolayısıyla yüzde 42,6’lık zam iddiası gerçek değildir. En düşük emekli aylığı yüzde 33 oranında arttırıldığı için emeklilerin fiilen eline geçen miktardaki artış yüzde 33,3 olacak. Daha yüksek emekli aylığı alanlarda elbette bu 42,6 olacak ama ülkemizde emeklilerin çok büyük bir bölümü 7 bin 200 lira seviyesinin altında emekli aylığı alıyor. Dolayısıyla gerek emekliler gerek dul ve yetimler bunun çok altında artış olacak. Yani artış yüzde 33 ile sınırlı kalmıştır.
“EMEKLİLER RESMİ ENFLASYONA BİLE EZDİRİLMİŞ DURUMDADIR”
Emekli aylıklarının alt sınırı en son mart ayında 7 bin 500 lira yapılmıştı. Mart ayından bu yana resmi enflasyon yüzde 46 oranında artmıştır. Emeklilere yapılan ortalama zam ise yüzde 33 civarında kalmıştır. ‘Emeklileri enflasyona ezdirmedik’ iddiası yalan olmuştur. Emekliler üstelik de resmi enflasyona bile ezdirilmiş durumdadır.
“ZATEN DAHA AZ KAYNAK AYRILIYOR. MEHMET ŞİMŞEK VE EKİBİ AYRILAN KAYNAĞIN DA DAHA AZINI AYIRMAK İSTİYOR”
Mehmet Şimşek’in uygulamış olduğu, uygulamaya çalıştığı program bizim ‘neoliberalizm’ olarak adlandırdığımız program. Bu programın özü; enflasyonun sebebini alım gücü ve ücretler olarak gören bir yaklaşımdır. O yüzden alım gücünü, ücretleri ve talebi bastırmaya çalışıyorlar. Bu bastırmanın en önemli yolu da kamu tarafından sağlanan aylık ve gelirleri düşük tutmaktır. İkincisi de bütçeden ayrılacak payı düşük tutmaktır. Bir yandan enflasyonla mücadele adı altında halkın alım gücünü düşürmeye, talebi kısmaya çalışıyorlar. İkinci olarak da sosyal güvenliğe bu tamamlama işlemi nedeniyle bütçeden bazı kaynaklar ayrılıyor. Bunu düşük tutuyorlar. Zaten şunu söylemek lazım. Türkiye’de son 10 yılda bütçeden sosyal güvenliğe ve sosyal hizmete ayrılan kaynaklar zaten düşmüş durumdadır. 2012 yılında bütçeden sosyal güvenlik ve sosyal yardımlara yapılan harcamanın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 5’e yakındır. Bu 2021 yılında 4,6’ya, 2022 yılında 3,5’e düşmüştür. 2023 verileri henüz açıklanmadı ama burada da bu düşüşün süreceğini öngörmek mümkün. Zaten daha az kaynak ayrılıyor. Mehmet Şimşek ve ekibi ayrılan kaynağın da daha azını ayırmak istiyor.
“HÜKÜMET, MEHMET ŞİMŞEK, EKONOMİ YÖNETİMİ BU KONUDA EMEKLİLERE FAZLA KAYNAK AYIRMAK İSTEMİYORLAR. BUNU KISMAK İSTİYORLAR”
Türkiye’de geçmişte sosyal güvenlik ve sosyal hizmete ayrılan paylar yüzde 6’ya kadar çıkabildiğine ve ülke ekonomisi devam ettiğine göre bu pay günümüzde de pekala çıkabilir. Burada bir kaynak sorunundan söz etmek mümkün değil. Kaynakların kime ayrılacağı söz konusudur. Hükümet, Mehmet Şimşek, ekonomi yönetimi bu konuda emeklilere fazla kaynak ayırmak istemiyorlar. Bunu kısmak istiyorlar. Asgari ücret 17 bin lira, açlık sınırı 14-15 bin lira. 10 bin lirayla bir emeklinin geçineceğini düşünmek hakikaten insafsızlıktır. 10 bin lirayı müjde diye sunuyorlar. Üstelik bunun üstüne 2024’ü emekliler yılı ilan ettiklerini söyleyebiliyorlar. Hakikaten anlaşılması zor bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün.
“EMEKLİ AYLIKLARINI 20 BİN LİRA YAPTIĞINIZI DÜŞÜNECEK OLURSANIZ, BU SEVİYE 2009-2010’LARDAKİ SEVİYEYE ANCAK GELİR. BU YAPILABİLİR BİR ŞEYDİR”
Emekli aylıklarını hazine ödemiyor. Emekli aylıklarını Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödüyor. SGK, emekli aylıklarını esas olarak prim gelirlerinden ödüyor. Bu prim gelirleri yanında devlet SGK’ya yasa gereği katkıda bulunuyor. Ayrıca bu tamamlama işleminde olduğu gibi kök emekli aylıklarıyla tamamlanan emekli aylıkları arasındaki farkı da tamamlamaya çalışıyor. Emekli aylıklarının tümünü Hazine, hükümet ödüyor gibi bir yanılgı var. Emekliler kendi aylıklarını kendileri ödüyor. Daha önce prim kesiliyor, bu primler geriye ödeniyor. Fakat bu yetmediği zaman bunun üzerine emekli aylıklarını ve sosyal güvenlik harcamalarını desteklemek amacıyla hükümet bütçeden SGK’ya transferlerde bulunuyor. Bu bütçe transferlerinin de 2008 yılında yapılan Sosyal Güvenlik Reformu’ndan bu yana giderek düştüğünü söylemek mümkün. Sadece emekli aylıklarını desteklemek için bütçeden 2008 yılında yüzde 3,5, 2009 yılında yüzde 5,2’lik kaynak aktarılıyordu. Gayri safi yurt içi hasılaya oranından söz ediyorum. Bu oran 2021’de yüzde 3,5’a, 2022’de de yüzde 2,6’ya düşmüş durumdadır. Emekli aylıklarını şu an iki katına çıkarsanız, yani 20 bin lira yaptığınızı düşünecek olursanız, aradaki farkı Hazine’nin karşılayacağını düşünürseniz bu seviye 2009-2010’lardaki seviyeye ancak gelir. Bu yapılabilir bir şeydir. Bütçeden bu kaynak ayrılabilir bir şeydir. Ancak bu kaynağı başka yerlere ayırdıkları için ya da yeterince kaynak toplamadıkları için emeklilerden bu kaynağı kesiyorlar. ‘Kaynak yok, kaynak bulunamadı’ iddiası gerçekçi bir iddia değildir.”
Çelik, emekli aylıklarındaki kök maaş durumuna ve emeklilerin insanca yaşayabilmesi için sosyal güvenlik sisteminde nelerin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“KÖK AYLIK SAÇMALIĞI UCUBE BİR SİSTEM YARATMIŞTIR. BÜTÜN EMEKLİLERİ AŞAĞIYA DOĞRU EŞİTLEMİŞTİR”
“2008 yılında yapılanın tam tersini yapmak gerekir. Aylık bağlama oranlarını eski seviyesine çekmek, güncelleme katsayısını milli gelirin tümünü hesaplayacak şekilde eklemek, emekli aylıklarının alt sınırının yükseltilmesi gerekir. Şu anda yüzde 35-40 seviyesinde. Bunun asgari ücret seviyesine yükseltilmesi lazım. Emekli aylıkları arttırılırken sadece resmi enflasyon değil büyümeden pay alınması gerekir. Bir de emekliler arasındaki eşitsizlikleri gidermek amacıyla intibak düzenlemesi dediğimiz düzenlemenin yapılması lazım. Sistem şu anda 5510 sayılı yasayla 2008’de yapılan düzenlemeler yüzünden içinden çıkılmaz duruma gelmiştir. Yapılan yamaların hiçbirisi işe yaramamaktadır. Türkiye’nin esaslı ve emeklileri gözeten bir sosyal güvenlik düzenlemesini yeni baştan yapması gerekir. Kök aylık saçmalığı ucube bir sistem yaratmıştır. Bütün emeklileri aşağıya doğru eşitlemiştir. Bütün emekli aylıkları aşağıya doğru çekilmiştir. Nasıl asgari ücrette olduğu gibi bütün ücretler asgari ücrete çekilmişse emekli aylıkları da dibe doğru bastırılmıştır.
“DENGELİ BİR ARTIŞ SAĞLANMASI İÇİN AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDAN, GÜNCELLEME KATSAYISINDAN BAŞLAMAK ÜZERE 2008 ÖNCESİ SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ NORMLARINA VE KURALLARINA YENİDEN DÖNMEK GEREKİR”
Bunun giderilmesi ve dengeli bir artış sağlanması için aylık bağlama oranlarından, güncelleme katsayısından başlamak üzere 2008 öncesi sosyal güvenlik sistemi normlarına ve kurallarına yeniden dönmek gerekir. Aksi halde bu sistem yama tutmayacaktır. Birkaç dönem sonra emekli aylıklarının neredeyse tamamı dipte eşitlenecektir. Zaten şu anda dipte eşitlenmiş durumda. Türkiye’de ortalama emekli aylığı Ekim 2023 itibarıyla 7 bin 200 liradır. 7 bin 500 liraya tamamlanıyor ama ortalama emekli aylığı 7 bin 200 liradır. SGK’nın bütün emeklilere verdiği emekli aylıklarını emekli sayısına bölerseniz kişi başına emekli aylığı ortalama 7 bin 200 liraya düşmüş durumdadır. En düşük kök emekli aylığı 4-5 bin lira seviyesine düşmüş durumdadır. Bunun değiştirilmesi gerekir. Sosyal güvenlik sisteminin yeni baştan ve emekliyi koruyacak şekilde ele alması gerekir.”
]]>
CEYLAN SAĞLAM
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, emekli aylıklarına ek yüzde 5’lik artışla birlikte yapılacak yüzde 42,6’lık zamma ilişkin “Bir kez daha emekliler bu hayat pahalılığı, bu yüksek enflasyon karşısında açıkça açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmiştir. Resmi enflasyonun bile altında emekli aylıklarına artış yapmak açıkça bir zulümdür. Yapılması gereken en düşük emekli aylığının en azından asgari ücret düzeyine yükseltilmesi, bütün aylıkların da bu oranda arttırılması ve bir İntibak Yasası ile geriye dönük bütün kayıpların da giderilmesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yapılan kabine toplantısının ardından SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yılın ilk yarısı için yapılacak 37,56 zam oranına ek olarak yüzde 5 daha artış yapılacağını açıkladı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, emekli aylıklarına yapılacak zamma tepki gösterdi. Açıklanan zamların emeklileri açlığa ve yoksulluğa sürüklediğini belirten Çerkezoğlu, ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
“CUMHURBAŞKANI TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMAYLA EMEKLİLER BİR KEZ DAHA ENFLASYONA EZDİRİLMİŞ DURUMDA”
“Türkiye’de emekli aylıkları 2008 yılında AKP tarafından yapılan düzenlemeyle birlikte sistematik bir biçimde geriledi. Hem aylık bağlama oranları hem katsayılar düştüğü için emekli aylıklarında ciddi bir gerileme yaşandı. Türkiye’de asgari ücretin neredeyse yarısına kadar gerileyen emekli aylıkları var. Bunun karşısında da bir ucube sistem olan, iktidar tarafından gündeme getirilen, Hazine’den tamamlama yöntemiyle aylardır en düşük emekli aylığı olarak belirlenen 7 bin 500 lirayla milyonlarca emekli hayatını sürdürmeye çalışıyor. Ancak emeklilerin kök aylıkları olduğu yerde duruyor. Yapılan artışlar kök aylıklar üzerinden olduğu için örneğin temmuz ayında milyonlarca emekli bir lira bile ücret artışı görmedi. Bu süreçte ’emeklileri enflasyona ezdirmeyeceğiz’ diyen ve sürekli olarak bunu dillendiren iktidar, dün Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamayla emekliler bir kez daha enflasyona ezdirilmiş durumda.
“YAPILMASI GEREKEN, EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞININ EN AZINDAN ASGARİ ÜCRET DÜZEYİNE YÜKSELTİLMESİDİR”
Bir kısım emekli resmi enflasyonun bile çok altında bir oranda artış aldı. 7 bin liranın altında kök maaşı olan emekliler sadece yüzde 33’lük bir artış alabildiler. Onların aylıkları yine Hazine’den tamamlama yöntemiyle 10 bin lira olarak belirlendi. Diğer emeklilerde hiç kimsenin inanmadığı ve hiçbir güvenilirliği kalmayan TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranında verilen ücret artışlarıyla açıkça gerçek enflasyon, hayat pahalılığı karşısında ezdirilmiş oldu. Bu süreçte bir taraftan SSK ve BAĞ-KUR emeklileri ile memur emeklileri arasındaki ayrım da devam ederken bütün emekliler Türkiye’de açlığa, yoksulluğa mahkum edilmiş oldu. Oysa yapılması gereken, yıllarca çalışmış, bu ülkede değer üretmiş olan ve bu ülkenin başının üstünde taşıması gereken emekliler bir kez daha enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında açlıkla, yoksullukla yüz yüze bırakılırken yapılması gereken en düşük emekli aylığının en azından asgari ücret düzeyine yükseltilmesi, bütün aylıkların da bu oranda arttırılması ve bir İntibak Yasası ile geriye dönük bütün kayıpların da giderilmesidir.
“RESMİ ENFLASYONUN BİLE ALTINDA EMEKLİ AYLIKLARINA ARTIŞ YAPMAK AÇIKÇA BİR ZULÜMDÜR”
Belli bir süre çalıştıktan sonra emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayabileceğimiz bir ücret ve başta sağlık hakkı olmak üzere sosyal haklara sahip olmak bu ülkede yaşayan herkes açısından temel bir yurttaşlık hakkıdır. Devletin ve devleti yöneten siyasi iktidarın da bunu sağlamak görevidir, sorumluluğudur. Bir kez daha emekliler bu hayat pahalılığı, bu yüksek enflasyon karşısında açıkça açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmiştir. Resmi enflasyonun bile altında emekli aylıklarına artış yapmak açıkça bir zulümdür. Emeklilik hakkı için emeklilikte insanca yaşamanın bir hak olduğu bilinciyle bu mücadeleye omuz omuza devam edeceğiz.”
]]>
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, sivil havacılık sektörünün ulusal ve uluslararası mevzuatlar kapsamında düzenlenmesinden sorumlu SHGM’de “Kurumsal Dönüşüm Modeli” adı altında yapılan uygulamalardaki usulsüzlük iddialarını gündeme taşıdı. Karasu ayrıca kurumun “Mal ve Hizmet” alımlarında yüzde 240’a yakın artış olmasını da Ulaştırma Bakanı’na sordu.
SHGM’nin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan, sivil havacılığın düzenlenmesi ve denetlenmesiyle görevli ve yetkili bir kurum olduğunu belirten Karasu, Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Kemal Yüksek’in kurumda Genel Müdür olarak görevlendirilmesiyle birlikte, kurumun görev ve yetkilerinin dışında bazı uygulamalara gidildiğini ifade etti.
SHGM’DEKİ “KURUMSAL DÖNÜŞÜM MODELİ”
Bunlardan birinin “Kurumsal Dönüşüm Modeli” (KDM) adı verilen bir çalışma olduğunu kaydeden Karasu, “Bu model ‘Kurumsal Dijital Dönüşüm’, ‘Dijital Eğitim Sistemi’ ve ‘Sektörel Dijital Dönüşüm’ olmak üzere üç ayrı projeyi içeren bütünleşik bir model olarak uygulamaya konulmuştur” dedi. Karasu’nun önergesi şöyle:
“Bahsi geçen KDM ile SHGM’nün iş ve işleyişlerinde çeşitli düzenlemeler yapıldığı ve düzenlemelerde de usulsüzlük yapıldığı iddia edilmektedir. Örneğin, Yüksek’in SHGM Genel Müdürü olarak göreve başladığı tarihten sonra Solvera ve Pusula adlı firmalar üzerinden kuruma yeni personel alındığı ancak bu kişilerin yeterli liyakat, bilgi, tecrübe ve birikimden yoksun oldukları belirtilmektedir. Bir eğitim kurumu olmayan ve eğitim materyali oluşturma, satmak gibi bir misyonları bulunmayan SHGM’nin dokümanları hazırlayacak yetkinlikte personelin bulunmadığı için özel şirketlerden hizmet alımına yöneldiği; KDM için Solvera isimli şirket üzerinden eğitim yazılımı, Pusula adlı şirket üzerinden de çağrı merkezi elemanlarını kurum bünyesine aldığı belirtilmektedir.”
48 MİLYONLUK MAL VE HİZMET ALIMI ARTIŞI
Sadece 310 personelin görev aldığı kurumda 2022 yılında 167.8 Milyon TL olan gider kaleminin 48 milyon 664 bin 300 TL’si ‘Mal ve Hizmet’ alımları olmuş, bu gider bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 239,3’lük bir artış göstermiştir Bu artışın gerekçesi nedir, hangi hizmetlerin alımıdır? Yoksa bu şirketlere aktarılan para mıdır, önergemiz yanıtlanınca göreceğiz.”
YANIT BEKLEYEN SORULAR
“Solvera isimli şirketten “eğitim yazılımı” hizmeti alındığı iddiası doğru mudur? Doğruysa bu hizmet alımına ilişkin izlenen yol nasıldır ve şirkete iş için ne kadar ödenmiştir? Solvera isimli şirketten TÜRKSAT hizmet almış mıdır? Almış ise bu hizmet alımına ilişkin izlenen yol nasıldır ve şirkete iş için ne kadar ödenmiştir? Solvera adlı şirket üzerinden SHGM’de istihdam edilen personel var mıdır? Var ise kaç kişi hangi tarihlerde hangi görevi yerine getirmek üzere işe alınmıştır? Solvera üzerinden istihdam edilen personeller arasından yurtdışına gönderilen personel veya personeller var mı? Varsa hangi ülkelere hangi kapsamda, hangi tarihlerde gönderilmiştir? Şirket personellerine, kurumun sistemlerine giriş izni ( belgenet.shgm.gov.tr ve otomasyon.shgm.gov.tr, mys.muhasebat.gov.tr) verilmiş midir? Verilmiş ise gerekçesi nedir? Dermansan adlı firma SHGM’nin herhangi bir ihalesine katılmış mıdır? Katılmış ise kazandığı ihale var mıdır? Var ise içeriği ve parasal karşılığı nedir? Pusula adını taşıyan şirket üzerinden SHGM’de “çağrı merkezi personeli” istihdamı yapılmış mıdır? Yapılmış ise kaç kişi istihdam edilmiştir? 2022 yılında, 48 milyon 664 bin 300 TL’yi bulan ve bir önceki yıla göre yüzde 240 oranında artış göstermiş olan “Mal ve Hizmet” alımlarındaki artışın gerekçesi nedir?”
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, düzenlediği basın açıklamasında TZOB’un 2023 yılı değerlendirmesini ve 2024 yılı beklentilerini içeren raporu değerlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılında sanayi ve hizmetler sektörü yeni yeni oluşmaya başlarken Türkiye’nin ekonomik büyümesini tarım sektörünün sırtladığını belirten Bayraktar, düşük verimlilik ve işgücüne dayanan tarım sektörünün geride bırakılan bir asırlık sürede birçok zorluğa göğüs gerdiğini söyledi. Bayraktar, halen devam eden yapısal sorunların yüksek maliyetle yapılan üretimin devlet destekli kredi kullanamayan çiftçilerin yüksek faiz oranları ile kullandığı kredilerin, ihracat kısıtlamalarının ve fiyat ve pazarlamada yaşanan sorunların üreticileri zorladığını belirtti. 2023 yılını tarım sektörü bazında değerlendiren Bayraktar, tarımsal üretimde bazı ürünlerde düşen üretici fiyatları nedeniyle üreticilerin mağduriyet yaşadığını aktardı. Bayraktar, çiftçilerin yıllardır dile getirdiği üretim planlamasıyla üretim yapılan her tarım alanının ve üretim yapan her çiftçinin kayıt altına alınması gerekliliğinin ise bu yıl çözüme kavuştuğunu söyledi.
“2023 Aralık ayı itibarıyla gıda enflasyonu yüzde 72,01 oldu”
Tarım sektörünün Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Bayraktar, “Tarım sektörü, üretime, istihdama ve dış ticaretimize hatırı sayılır bir katkı veriyor. 2022 yılının 3’üncü çeyreğinde yüzde 3,7 oranında büyüyen tarım sektörü, 2023 yılının aynı çeyreğinde yalnızca yüzde 0,3 oranında büyüdü. 2023’ün 3’üncü çeyreği sonunda tarım sektörünün Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya katkısı yüzde 5,5 oldu. 2023 yılında tarım sektörünün istihdamdaki payı azalsa da hala önemini koruyor. Üçüncü çeyrekler itibarıyla 2022 yılında yüzde 16,9 olan tarımın istihdamdaki payı 2023 yılında yüzde 16,1’e geriledi. Tarım sektörü 5,1 milyon kişiye istihdam sağladı. 2023 Aralık ayı itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 64,77 olarak gerçekleşirken, gıda enflasyonu yüzde 72,01 oldu” diye konuştu.
2023 yılı bütçesinden tarımsal destekler için 63 milyar 379 milyon lira kaynak ayrıldığını bildiren Bayraktar, “2023 üretim dönemi için ödenecek destekler miktarı 2024 yılı bütçesinde 91 milyar 554 milyon olarak planlandı. 2024 yılı bütçesinde tarımsal desteklere yüzde 44,4 artış yapılmış olsa da yaşanan ekonomik gelişmeler, girdi fiyatlarındaki artışlar ve enflasyon dikkate alındığında belirlenen rakam yeterli olmadı. Diğer yandan destek bütçesinin Tarım Kanunu’nda belirtildiği gibi Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın en az yüzde 1 oranında olması gerekirken, bu rakam Orta Vadeli Plan’da açıklanan GSYH tahminine göre yüzde 0,25 düzeyinde kaldı. 2023 yılı için açıklanan destek kalemlerine baktığımızda gübre desteğinde artış olmazken, mazot desteğinde ve (yem bitkileri dışında) tüm ürünlerde artış oldu. Arpa, buğday, çavdar, yulaf ve tritikale ürünlerinde mazot desteği 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 37,33 oranında artarak 103 liraya yükseldi. Diğer ürünlerdeki mazot desteği artış oranı yüzde 35,5 ile 38,71 arasında değişiyor” açıklamasında bulundu.
Bayraktar, şu şekilde devam etti:
“2023 yılında buğday primi yüzde 900 artarak 10 kuruştan 1 liraya yükseldi. Arpa, çavdar, yulaf, tritikalede primler yüzde 400 artışla 10 kuruştan 50 kuruşa, ayçiçeğinde yüzde 100 artışla 50 kuruştan 1 liraya, pamukta yüzde 45,4 artışla 1 lira 10 kuruştan 1 lira 60 kuruşa, kanolada ise yüzde 25 artışla 80 kuruştan 1 liraya yükseldi. Ayçiçeği prim desteği yaşanan kuraklık nedeniyle Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nde 1 liradan 1 lira 50 kuruşa artırıldı. Yine 2023 yılında yağlık ayçiçeği su kısıtı olan bölgelerde sertifikalı tohum kullanımı destek kapsamına alındı. 2023 yılı prim desteklerinde 18 ürünün 8’inde artış oldu. Ancak bazı ürünlerde uzun yıllardır artırılmayan desteklerin bu yıl da değişmediğini görüyoruz. 15 yıldır çeltik primi 10 kuruş, 8 yıldır aspir primi 55 kuruş, soya primi 60 kuruş, zeytinyağı primi 80 kuruş, 7 yıldır dane mısır primi 3 kuruş, 5 yıldır dane zeytin primi 15 kuruş, fındıkta alan bazlı destek ise 10 yıldır dekara 170 lira olarak ödeniyor.”
“Girdilerde en fazla artış yüzde 69,6 ile mazotta görüldü”
Geçen yılda değişen gübre fiyatlarını da değerlendiren Bayraktar, “Gübre fiyatlarında geçen yılın aralık ayına göre DAP gübresi yüzde 18,8 oranında, 20.20.0 gübresi yüzde 14,1 oranında, amonyum sülfat gübresi yüzde 9,2 oranında, amonyum nitrat (yüzde 26) gübresi yüzde 3,4 oranında ve ÜRE gübresi yüzde 1,3 oranında arttı. Mazot fiyatı son bir yıla göre yüzde 69,6 oranında artış gösterdi. Son bir yılda besi yemi fiyatı yüzde 39,8 ve süt yemi fiyatı yüzde 41,1 oranında arttı. Zirai ilaçlardan Deltametrin EC’nin (25 g/L) fiyatı son bir yılda yüzde 64,3 artışla tonu 630 liraya yükseldi” diye konuştu.
Üreticiler açısından en önemli maliyet kalemlerinden birinin de sulama ücreti olduğunu belirten Bayraktar, 2023 yılında Devlet Su İşleri tarafından yüzde 50,4’e varan oranda artış yaşandığını ifade etti. 2023 yılında artan enflasyon ve faizlerde kullanılan kredi rakamlarının beklenenin üzerinde gerçekleştiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre 2022 yılı Kasım ayı sonunda tarım ve balıkçılık nakdi ve takipteki toplam kredi bakiyesi, 309 milyar 814 milyon lira olarak gerçekleşirken, 2023 yılı Kasım ayı sonunda 584 milyar liraya ulaştı. Son bir yıllık süreçte çiftçilerin bankalara olan toplam kredi borcu yüzde 88,5 arttı. 2022 yılı Aralık ayında Ziraat Bankası’nın 1 yıllık işletme kredilerinde kullandığı cari faiz oranı yüzde 9,5 iken, peş peşe artan oranlarla 2023 yılı Aralık ayında yüzde 42 seviyesine yükseldi.”
2022 yılı Aralık ayında yüzde 17 olan bir yıllık işletme kredisi faiz oranının geçtiğimiz yıl yüzde 62’ye ulaştığını hatırlatan Bayraktar, Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredilerinde değişken faiz uygulandığına dikkati çekerek, “Çiftçi kredisini alırken o günkü faiz oranı ile borcunu hesaplatıyor. Ancak ödeme günü geldiğinde çiftçi çok farklı bir borçla karşılaşıyor. Maalesef ki çiftçi bu faiz çıkmazının içinde bu oranlarla ve değişken faizle kredi kullanmaya devam etmek zorunda kalıyor. Tarımsal kredilerde devlet desteği uygulanarak faiz oranları düşük tutuluyor. Buna rağmen 2023 yılında çiftçilerin yaklaşık yüzde 37’si yüksek faiz oranları ile tarımsal kredi kullandı” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’de 1 Ekim 2022 ile 30 Eylül 2023 dönemini kapsayan 2023 tarım yılı yağışlarının normalin yüzde 6 altında gerçekleştiğini dile getiren Bayraktar, buna rağmen ülke geneline yayılan tarımsal kuraklığın yaşanmadığını söyledi. 2023 yılında başta deprem olmak üzere yaşanan aşırı yağış, sel ve fırtına afetlerinin tarımsal üretime zarar verdiğini anlatan Bayraktar, “Şubat ayında Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler 11 ilimizi etkileyerek 50 binden fazla insanımızın vefatına yol açtı. Deprem afeti tarım ve hayvancılığımızda da kayıplara neden oldu. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın kart ayında yayımladığı raporda 8 bin 241 büyükbaş, 64 bin 260 küçükbaş, 42 bin baş kanatlı hayvanın telef olduğu tespit edildi. Mart ayında depremden etkilenen Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya illerimizde meydana gelen sel afeti tarım alanlarını da etkiledi” diye konuştu.
Çiftçilerin asgari ücrete endeksli tarım BAĞ-KUR primlerinin 4 bin 628 liradan yüzde 49,11 oranında artışla 6 bin 900 lira 86 kuruşa yükseldiğini aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Borcu bulunmayan çiftçilerimize verilen 5 puanlık hazine desteği göz önünde bulundurulsa bile çiftçilerimizin ödeyeceği tarım BAĞ-KUR primi aylık 3 bin 957 lira 28 kuruştan yüzde 49,11 artarak 5 bin 900 lira 74 kuruşa yükseldi. Bu rakamlar çiftçilerin ödeme gücünü aşmakta ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı BAĞ-KUR sayısı her geçen yıl azalmaktadır. SGK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon çiftçimiz kayıtlı iken, bu yıl bu sayı 500 binin altına geriledi.”
TÜİK verilerine göre toplam bitkisel üretimin bir önceki yıla göre yüzde 6,2 oranında artarak 128,9 milyon tondan 136,9 tona ulaştığını ifade eden Bayraktar, “2023 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi bir önceki yıla göre yüzde 10,3, meyve, içecek ve baharat bitkilerinin üretimi yüzde 2,3, sebze üretimi ise 0,6 oranında artış gösterdi. Tahıllarda artış oranı yüzde 9,1 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 11,4 artarak 19 milyon 750 bin tondan 22 milyon tona, arpa üretimi yüzde 8,2 artarak 8 milyon 500 bin tondan 9 milyon 200 bin tona çıktı” açıklamasında bulundu.
Mısır üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 5,9 oranında artarak 8 milyon 500 bin tondan 9 milyon tona yükseldiğini açıklayan Bayraktar, “Bu yıl mısırda artan ve rekor olan üretim üreticilerimizin gelirine yansımadı. TMO yüzde 14 nem mısırda alım fiyatını 6 lira olarak açıkladı. Kilogram başına 6 lira olarak açıklanan fiyat, 2022 yılı fiyatı olarak açıklanan kilogram başı 5 lira 70 kuruşun sadece yüzde 5,3 üzerinde açıklandı. Beklediği geliri elde edemeyen üreticilerimiz hayal kırıklığına uğradı” dedi.
Narenciye ürünleri içerisinde en fazla üretim artışının yüzde 78,8 ile limonda görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Limonda geçen yıl 1 milyon 323 bin ton olan üretim, 2 milyon 325 bin tona ulaştı. Portakalda üretim yüzde 74,8, mandarinde üretim yüzde 58,3, greyfurtta üretim yüzde 43,7 artış gösterdi. Ülkemizde üretim planlaması olmamasının bedelini bu yıl en çok narenciye üreticisi ödedi. Narenciyede hasadın ilk başladığı Çukurova bölgesinde erkenci çeşit limonda üretici fiyatları kilogram başına 50 kuruşa kadar geriledi.”
Geçtiğimiz yılın aralık ayında limon üretici fiyatlarının ortalama 7 lira olduğunu hatırlatan Bayraktar, fiyatların bu yıl 3 liraya gerilemesinin çiftçileri hayal kırıklığına uğrattığını belirtti. Mersin’de yaşanan dolu hadisesi sonrası mayer limonda alım satımın tamamen durduğunu söyleyen Bayraktar, “Kasım ayında hasadı başlayan Aydın cinsi limonun alıcı bulamaması, artan işçilik maliyetleri ve işçi bulunamaması nedeniyle ürün dalında kaldı. Bazı üreticilerimiz seneye yine zarar etmemek için ağaçlarını kesti. Müdahale alımı yapılmaması milli servetimizin yok olmasına neden oldu. Benzer sorunlar bu yıl rekoltenin fazla olduğu portakal, mandalina ve greyfurtta da yaşandı. Mandalina fiyatı geçen yıl aralık ayında 11 lira 50 kuruş iken, bu yıl aralık ayında 4 lira 25 kuruşa geriledi” ifadesini kullandı.
Üreticinin ürettiği ürünü satmakta zorlandığını aktaran Bayraktar, narenciye bahçelerinde kesilen her bir ağacın yerine konamayacağını belirtti. Türkiye’deki büyük ve küçükbaş hayvancılığa da değinen Bayraktar, şöyle konuştu:
“TÜİK verilerine göre 2020 yılında 18,2 milyon baş olan büyükbaş hayvan sayısı, 2021 yılında 18 milyon başa geriledi. 2022 yılında ise 17 milyon baş olan büyükbaş hayvan sayısı 2023 yılının ilk altı ayında yüzde 2 oranında azalarak 16,7 milyon başa geriledi. Küçükbaş hayvan sayısı ise 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,2 azalarak 56,3 milyon başa, 2023 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 5,3 azalarak 53,3 milyon başa geriledi. Böylelikle sadece 6 aylık dönemde büyükbaş hayvan sayımız 502 bin, küçükbaş hayvan sayımız ise 3 milyon azalmış oldu.”
“Canlı hayvan ve et ithalatına ödenen rakam 1 milyar 200 bin doları aştı”
Sığır hayvan ithalatının 2023 yılı Ocak-Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 10 kat artarak 57 bin 430 baştan 555 bin 279 başa yükseldiğini ve karşılığında 658 milyon 837 bin dolar ödendiğini ifade eden Bayraktar, “Yine aynı dönemde büyükbaşta yaklaşık 86 bin baş damızlık, 75 bin baş kasaplık hayvan ithal edilirken, küçükbaşta 46 bin baş kasaplık, 5 bin baş damızlık hayvan ve 32 bin tona yakın karkas et ithal edildi. Canlı hayvan ve et ithalatına ödenen rakam 2022’de 164,9 milyon dolarken, 2023 yılı ilk 11 ayda toplam 1,2 milyar doları aştı” diye konuştu.
TÜİK verilerine göre 2021 yılında 23,2 milyon ton olan toplam süt üretiminin 2022 yılı itibarıyla 21,6 milyon tona gerilediğine dikkati çeken Bayraktar, “Türkiye’de üretilen sütün yaklaşık yarıya yakını sanayiye aktarılıyor. Toplanarak sanayiye aktarılan inek sütü, 2023 yılı Ocak-Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 8 milyon 237 bin tondan 8 milyon 535 bin tona çıktı. Ulusal Süt Konseyi tarafından çiğ süt tavsiye satış fiyatı 15 Ekim 2022-31 Temmuz 2023 tarihleri arasında net 8 lira 50 kuruş, 1 Ağustos’tan itibaren de net 11 lira 50 kuruş olarak belirlendi” açıklamalarında bulundu.
Tarımdan kaçışı önlemek için genç çiftçilere ek teşvik ve destekler getirilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, “2023 yılında buğday ürününü TMO’ya ve piyasaya satan ÇKS’ye kayıtlı tüm üreticilere verilen kilogram başı 1 lira destek, artırılarak 2024 yılında da devam ettirilmelidir. Çiftçilerimizin kendi imkanlarıyla kullandıkları yeraltı suyu ücretleri düşürülmeli ve ruhsatsız olan kuyulara bir kereye mahsus olmak üzere af getirilerek ruhsat verilmelidir” dedi.
Çiğ süt fiyatlarına ve damızlık hayvanlar konusundaki problemlere değinen Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Çiğ süt fiyatı belirlenirken gerekçesi ne olursa olsun baskı yapılmamalı ve piyasa şartlarına göre güncellenmelidir. Damızlık hayvanlar için çok önemli olan süt/yem paritesinin 1,5 seviyelerinde olması sağlanmalıdır. Dünyada büyük miktarlarda kanatlı eti ve kanatlı ürünleri, yumurta ve yumurta ürünleri, süt ürünleri talebi vardır. Bu talep değerlendirilmeli, başta Ortadoğu olmak üzere yakın pazarlara yoğunlaşmalı, mevcut pazarlarda rekabet edici ve pazar payını artırıcı tedbirler alınmalıdır.”
2023 yılında hava şartlarının iyi gitmesinden dolayı bitkisel üretimde artış yaşandığına vurgu yapan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, şunları kaydetti:
“Çiftçilerimiz zor şartlara rağmen üretimini sürdürdü ve ülkemiz ekonomisine katkı sağladı. Başta girdilerin pahalılığı ve pazarlama sorunları olmak üzere çözülmesi gereken sorunlarımız bulunuyor. Bu sorunlar çözülür ve yeterli destek verilirse çiftçilerimiz üretimden kopmaz, 2024 yılında ve sonraki yıllarda üretimde sıkıntı yaşamayız. Tüm halkımıza ve çiftçilerimize doğal afetlerden uzak, bereketli, üretilen ürünlerin değerinde pazarlandığı, bereketin çiftçi refahına yansıdığı, sorunsuz bir yıl temenni ediyorum.” – ANKARA
]]>AA muhabirinin, Türkiye İhracatçılar Meclisi kayıtlarından yaptığı derlemeye göre, Türkiye’nin 2023 yılındaki gemi ve yat sektörü ihracatı, 2022’ye kıyasla yaklaşık yüzde 33,6 artarak 1 milyar 453 milyon 63 bin dolardan 1 milyar 940 milyon 979 bin dolara ulaştı.
Yalova, gemi, yat ve hizmetleri sektöründeki ihracatını 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 76,7 yükselişle 415 milyon 61 bin dolardan 733 milyon 323 bin dolara çıkardı. İlin sektörün toplam ihracatından aldığı pay ise yüzde 37,78 olarak gerçekleşti.
Sektörde en fazla ihracat yapan ikinci il olan İstanbul’un 2022’de 731 milyon 45 bin dolar seviyesindeki dış satımı, 2023’te yüzde 2,7 düşüşle 711 milyon 271 bin dolara geriledi.
Geçen yıl, 2022’ye göre yüzde 101 artış kaydeden İzmir’in sektördeki ihracatı da 129 milyon 143 bin dolardan 260 milyon 215 bin dolara geldi.
Bursa, 2023’te yüzde 68 artış ve 97 milyon 621 bin dolarla 4’üncü, Kocaeli ise yüzde 51,9 yükseliş ve 59 milyon 168 bin dolarla 5’inci oldu.
İlk sıradaki Norveç’e ihracatta yüzde 83’lük artış
Geçen yıl 130’dan fazla pazara gemi ve yat ihracatı gerçekleştirildi.
2023’te en fazla dış satım, Norveç’e yapıldı. Bu ülkeye geçen yıl ihracat, 2022’ye göre yüzde 83 yükselişle 288 milyon 246 bin dolardan 527 milyon 339 bin dolara taşındı.
Bu ülkeyi yüzde 210 artışla takip eden Malta’ya gemi ve yat dış satımı ise 69 milyon 207 bin dolardan 215 milyon 54 bin dolara ulaştı.
Yunanistan sektörde geçen yıl yüzde 347 artış ve 156 milyon 447 bin dolarla en fazla ihracat yapılan üçüncü ülke oldu.
2023’te gemi ve yat ihracatında Kanada’ya rekor artış yaşandı. Bir önceki yıl 6 milyon 354 bin dolar gemi ve yat ihracatı yapılan Kanada’ya yüzde 2 bin 124 artışla 2023’te 141 milyon 337 bin dolarlık dış satıma imza atıldı.
Kanada’yı yüzde 122 yükseliş ve 122 milyon 559 bin dolarla Faroe Adaları, yüzde 124 artış ve 121 milyon 328 bin dolarla İtalya, yüzde 39 yükseliş ve 106 milyon 598 bin dolarla Marşal Adaları izledi.
Yalova’daki tersanelerde 41 bin 200 kişi çalışıyor
Yalova Altınova Tersane Girişimcileri Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Fazıl Uzun, AA muhabirine, Yalova’nın Türkiye’nin yüzölçümü en küçük ili olmasına rağmen sanayi anlamında çok önemli bir yerinin bulunduğunu söyledi.
Gemi inşa sanayisinin Yalova’da çok büyük katkısının bulunduğunu vurgulayan Uzun, gemi ve yatta kentin ihracatının kayıtlardaki 733 milyon doların çok üzerinde olduğunu, merkezi İstanbul’da olup kentte üretim yapan firmaların satışlarıyla birlikte rakamın 1 milyar dolar civarında olduğunu ifade etti.
Altınova bölgesindeki tersanelerde de 900 milyon dolar civarında gemi bakım onarım işleri yapıldığını söyleyen Uzun, “Dolayısıyla Yalova’mızın gemi inşa, tamir ve bakım olarak katkısı 1 milyar 900 milyon dolar mertebesindedir. Yılda 1100-1200 geminin onarım ve bakımı yapılmakta olup yine yıllık 45-50 yeni gemi inşası yapılıp, dünyanın en modern, en teknolojik gemileri Yalova’da inşa edilip yurt dışına ihraç edilmektedir. Bu hepimiz için övünç, ülkemiz için gurur kaynağıdır.” dedi.
Tersanelerde 41 bin 200 kişinin istihdam edildiğini de aktaran Uzun, bu sayının kısa sürede 60 binleri bulmasını beklediklerini aktardı.
]]>Fed’in yaklaşık iki yıldır devam eden enflasyonla mücadele sürecinde sona yaklaşılsa da, iş gücü piyasalarının güçlü kalmayı sürdürmesi bankanın gelecek dönem politika adımlarına yönelik fiyatlamaları zorlaştırıyor.
Dün, ABD’de açıklanan verilerin iş güçlü piyasasındaki sıkı duruşa işaret etmesi, faiz indirim beklentilerini baskılarken, yatırımcıların temkinli davrandığı görülüyor.
Ülkede açıklanan verilere göre, ADP özel sektör istihdamı, geçen yılın aralık ayında 164 bin kişiyle piyasa beklentilerinin üzerinde artış kaydetti. Ücret artışındaki yavaşlama ise Eylül 2022’den bu yana sürerken, yıllık ücret geçen yılın son ayında yüzde 5,4 arttı.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı da 30 Aralık ile biten haftada 202 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
Ülkede hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise geçen yıl aralıkta 0,6 puan artışla 51,4’e çıkarken, imalat ve hizmet sektörlerini kapsayan bileşik PMI aynı dönemde 0,2 puan artarak 50,9’a yükseldi.
Analistler, beklenenden fazla artan özel sektör istihdamı ile öngörülenden çok azalan işsizlik maaşı başvurularının ABD’de iş gücü piyasasının gücünü koruduğunu gösterdiğini belirtti.
ABD’de bugün açıklanacak istihdam raporunun yatırımcıların odağında olduğunu vurgulayan analistler, söz konusu verilerin iş gücü piyasasının durumuna ilişkin daha fazla bilgi sağlayacağını ve verinin açıklanmasıyla birlikte piyasalarda oynaklığın artmasının beklendiğini ifade etti.
Söz konusu verilerin ardından, para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in mart toplantısında faiz indirimlerine başlama ihtimali hafta başına göre 20 baz puan azalarak yüzde 65’e geriledi.
Fed’in faiz indirimlerine öngörülünden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi tahvil piyasalarında satış baskısına neden olurken, ABD 10 yıllık tahvil faizi, yılbaşından bu yana toplamda 12 baz puan artış kaydederek tekrar yüzde 4 seviyesinin üzerine çıktı.
Dün yüzde 0,1 azalışla 102,4 seviyesinden günün tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışına göre yüzde 0,1 yükselişle 102,5’te bulunuyor.
Altının ons fiyatı 2 bin 45 dolardan işlem görürken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,4 değer kazancıyla 77,9 dolarda seyrediyor.
Dün, New York borsasında karışık bir seyir izlenirken, S&P 500 yüzde 0,34 ve Nasdaq endeksi yüzde 0,56 geriledi, Dow Jones endeksi yüzde 0,03 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün pozitif bir seyir hakim olurken, bugün gözler Avro Bölgesi’nde öncü enflasyon verilerine çevrildi.
Dün Almanya’da açıklanan öncü verilere göre, yıllık Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Aralık 2023’te, enerji yardım önlemlerinden kaynaklanan baz etkiler ile yüzde 3,7’ye yükseldi.
Analistler, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) ne zaman faiz indirimlerine başlayacağına yönelik belirsizliklerin devam ettiğini kaydederek, açıklanan makroekonomik verilerin söz konusu beklentilerin biraz daha netleşmesine yardımcı olabileceğini ifade etti.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,53, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,52, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,48 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,01 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Japonya hariç, negatif seyir öne çıktı.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) bu hafta başlarında meydana gelen depremlerin ardından negatif faiz politikasını sonlandırmakta zorlanacağına ilişkin beklentilerin artması Japon yeninin dolar karşısında değer kaybetmesine neden olurken, Japonya’da Nikkei 225 endeksini yukarı yönlü destekledi.
Dolar/yen paritesi yükseliş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyarak yüzde 0,2 artışla 144,8 seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan bugün açıklanan verilere göre, Japonya’da hizmet sektörü PMI 51,5 ile beklentilerin altında kaldı.
Kapanışa yakın Hong Kong’da Hang Seng endeksi ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 değer kaybederken, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,5 artış kaydetti.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,83 yükselişle 7.547,84 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün önceki kapanışının hemen altında 29,7574’ten günü kapatmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 29,8780 seviyesinden işlem görüyor.
Dün, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) düzenlediği “2023 Yılı Değerlendirmesi ve 2024 Yılı Beklentileri” konulu toplantıda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon düşüşündeki başarıyla birlikte Türkiye’nin, küresel normlara uygun gerekli adımları atacağını vurguladı.
Şimşek, Türkiye’nin not görünümünde iyileşmenin başladığını ve not artışının da olacağına inandıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“(İş dünyasına) Mal ve hizmetlerde muazzam teşvikler getirdik, devam edeceğiz. Eğer ihracat yapmıyorsanız, lütfen ‘2024 ve sonrasında ihracat yapacağız’ diye planlama yapın. Çünkü sizi destekleyeceğiz. Rekabet gücünüzü, istihdamı ve çalışanları desteklemek için 2024 yılında 630 milyar liradan fazla bir gelirden vazgeçeceğiz.”
Analistler, bugün yurt içinde haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de istihdam raporu başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini aktararak, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.600 ve 7.700 puanın direnç, 7.500 ve 7.400 seviyelerinin destek konumunda olduğunu bildirdi.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 İngiltere, aralık ayı konut fiyat endeksi
13.00 Avro Bölgesi, aralık ayı TÜFE
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
16.30 ABD, aralık ayı istihdam raporu
18.00 ABD, kasım ayı fabrika siparişleri
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı Aralık ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim 2023 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 2,93, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 64,77, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 64,77 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 53,86 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 40,39 ile konut oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 93,24 ile lokanta ve oteller oldu.
Ana harcama grupları itibarıyla 2023 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -1,33 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2023 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 5,30 ile eğlence ve kültür oldu.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık yüzde 68,02, aylık yüzde 2,39 oldu
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2023 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 2,39, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 68,02, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,02 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 58,58 olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE yıllık yüzde 44,22, aylık yüzde 1,14 arttı
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) Aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 44,22, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,22 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 49,93 artış gösterdi.
Sanayinin dört ana sektöründen imalat endeksi yıllık yüzde 53,68 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 65,59 artış, imalatta yüzde 53,68 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 29,69 azalış, ve su temininde yüzde 66,97 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 47,72 artış, dayanıklı tüketim malında yüzde 60,07 artış, dayanıksız tüketim malında yüzde 64,37 artış, enerjide yüzde 1,69 azalış ve sermaye malında yüzde 65,07 artış olarak gerçekleşti.
Sanayinin dört ana sektöründen imalat endeksi aylık yüzde 2,00 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,00 artış, imalatta yüzde 2,00 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 11,40 azalış ve su temininde yüzde 7,34 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 2,54 artış, dayanıklı tüketim malında yüzde 2,50 artış, dayanıksız tüketim malında yüzde 2,23 artış, enerjide yüzde 6,63 azalış ve sermaye malında yüzde 2,27 artış olarak gerçekleşti.
Yıllık Yİ-ÜFE’ye göre 7 alt sektör daha düşük, 22 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi
Yıllık azalış gösteren tek alt sektör yüzde 29,69 ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme oldu. Buna karşılık diğer madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri yüzde 84,96, basım ve kayıt hizmetleri yüzde 70,67, motorlu kara taşıtları, römork ve yarı römork yüzde 70,34 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.
Aylık Yİ-ÜFE’ye göre 8 alt sektör daha düşük, 21 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi
Aylık en yüksek azalış; yüzde 11,40 ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme, yüzde 3,63 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 2,27 ile ham petrol ve doğal gaz alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları yüzde 7,35, su ve suyun arıtılması ve dağıtılması yüzde 7,34, giyim eşyası yüzde 4,30 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu. – ERZİNCAN
]]>İSO Türkiye İmalat PMI anketinin aralık ayı sonuçları açıklandı.
Eşik değer olan 50’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, kasımda 47,2 olan manşet PMI, Aralık 2023’te 47,4’ye yükselse de üst üste altıncı ay 50 eşik değerin altında kaldı.
Aralıkta imalat sanayi üretimi büyük ölçüde zorlu piyasa koşullarına bağlı olarak kasım ayına yakın düzeyde azaldı. Hem toplam yeni siparişlerde hem de yurt dışından alınan yeni işlerde devam eden yavaşlamalar talepte zayıflığın sürdüğünü gösterirken, bu durum aralıkta da firmaların birikmiş işlerine ağırlık vermesine imkan sağladı.
İş yüklerindeki azalışa rağmen istihdam aralıkta yatay seyretti ve bu durum iki aylık daralma dönemini sona erdirdi. Bazı anket katılımcıları kapasite artırma eğiliminde olduğunu bildirirken, kimileri de yeni siparişlerde azalma ve istifalar nedeniyle istihdam azalttı.
Satın alma faaliyetlerinde azalış son 4 ayın en yüksek oranında gerçekleşti. Bunun sonucu olarak, girdi stokları da düşüş gösterdi. Girdilere yönelik zayıf talep, tedarikçilerin teslimatlarını hızlandırmasına olanak sağladı ve böylece teslimat sürelerindeki 11 aylık uzama eğilimi sona erdi. Liradaki değer kayıpları, yükselen ücretler ve artan ham madde fiyatları, girdi maliyetlerinin aralık ayında da artmasına yol açtı. Ancak enflasyon oranında üst üste beşinci ay gerileme kaydedildi. Buna karşın nihai ürün fiyatlarında ağustos ayından bu yana en hızlı artış gerçekleşti.
Yeni siparişler 10 sektörün 9’unda yavaşladı
İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI raporu, 2023 yılının son ayında yeni siparişlerin 10 sektörden 9’unda yavaşladığına, yalnızca gıda ürünlerinde arttığına işaret etti. Benzer bir durum, üretim için de söz konusu oldu. Buna karşılık istihdam tarafında daha olumlu bir tablo ortaya çıktı.
Takip edilen 10 sektörün yarıdan fazlası çalışan sayısını artırdı. Diğer yandan, maliyet enflasyonu genel olarak yüksek seyretmeyi sürdürdü. Aralık ayında yeni siparişlerini artıran tek sektör gıda ürünleri olurken bu artış üst üste ikinci ay gerçekleşti. Yılın sonunda en keskin yavaşlama ise kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri kategorisinde görüldü. Toplam yeni siparişlere göre daha olumlu bir tablonun ortaya çıktığı yeni ihracat siparişleri, kara ve deniz taşıtları başta olmak üzere 4 sektörde artış kaydetti.
Yeni siparişlere benzer şekilde üretimde de yalnızca gıda ürünleri sektörü büyüme bölgesinde kaldı. En belirgin üretim kaybı ise metalik olmayan mineral ürünlerde görüldü, bu düşüş kasım ayındaki artışı takip etti.
Aralık ayında üretim ve yeni siparişler genel olarak durgun seyrederken, istihdama ilişkin tablo daha olumluydu. Kasım ayında takip edilen 10 sektörden 4’ünde istihdam artışı yaşanırken aralıkta bu sayı 6’ya çıkarak mayıstan bu yana en yüksek düzeye ulaştı.
İstihdamda en keskin artış kara ve deniz taşıtları sektöründe gerçekleşti. En sert düşüş ise iş yükünün keskin bir şekilde azalmaya devam ettiği giyim ve deri ürünlerinde kaydedildi.
Girdi maliyetleri artmaya devam etti
Girdi maliyetleri sektörlerin büyük çoğunluğunda hızlı bir şekilde artmaya devam ederken, bunun tek istisnası, enflasyonun belirgin bir şekilde gerileyerek 7 ayın en düşük seviyesine indiği kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri oldu.
Anket kapsamında izlenen 10 sektör içinde girdi fiyatlarındaki en hızlı artış kara ve deniz taşıtlarında gerçekleşti. Satış fiyatlarının artış hızında makine ve metal ürünleri sektörü başı çekerken, en yavaş artış ise firmaların talebi canlandırmak için fiyat artışlarını sınırlamaya çalıştığı tekstil ürünleri sektöründe izlendi.
Satın alma faaliyetleri aralık ayında hemen hemen tüm sektörlerde zayıflarken bunun tek istisnası girdi alımlarını hafif artıran gıda ürünleri sektörü oldu. Girdi stokları ise yine gıda üreticileri ile makine ve metal ürünler olmak üzere sadece 2 sektörde artış kaydetti.
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, Türk imalat sektöründe 2023’ün son ayında görülen yavaşlamanın, yılın ikinci yarısında zayıf talebin etkisiyle ortaya çıkan zorlayıcı koşulların bir özeti olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Yine de firmaların yeni yıla girerken çalışan sayılarını koruma eğiliminde olması, iş gücü piyasaları açısından olumlu sinyaller verdi. Maliyet baskılarının zayıfladığına ilişkin belirtiler devam etmekle birlikte bu durum aralık ayında satış fiyatlarındaki artışın hız kesmesini sağlamadı. Enflasyonun 2024 yılında daha fazla gerileme potansiyeli taşıması, sektörde talebin toparlanması konusunda bir miktar iyimserlik sağlayabilir.”
]]>