Van’da farklı ürünlerin yetiştirilebildiğini çiftçilere göstermek, verim ve kar hesabı yapmalarını sağlamak isteyen Ziraat Fakültesi Dekanlığı, 4 yıl önce kampüs yerleşkesinde aromatik ve tıbbi bitkiler bahçesi kurdu.
Burada nane çeşitleri, oğul otu, ekinezya, civanperçemi, dağ çayı, sarı kantaron, ıtır, melisa, safran, ters lale, süsen, sümbül, lale, kuzu kulağı, yabani sarımsak ve dev doğan gibi tıbbi ve aromatik birçok bitki türünü yetiştiren akademisyenler, otlu peynire lezzet katan kekik türlerinin korunması için de çalışma başlattı.
Akademisyenler, her yıl ilkbahar döneminde vatandaşlar tarafından yoğun ve zamansız olarak toplandığı için nesli tehlike altına giren kekik türlerinden çelik kök alarak tıbbi ve aromatik bahçede ekimini yaptı.
Thymus (kekik cinsi) cinsine ait 20’ye yakın türün üretimini yapan akademisyenler, bu sayede hem söz konusu kekik türlerini koruma altına aldı hem de düşük rakımda da yetiştirilebileceğini ortaya koydu.
Van YYÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk, AA, muhabirine, otlu peynirde kullanılan bitkilerin üretim yöntemleri ve çoğaltılmasıyla ilgili bilimsel çalışma yürüttüklerini söyledi.
Aşırı ve bilinçsiz toplatılan kekik türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildiren Tunçtürk, şu bilgileri verdi:
“Son zamanlarda en çok yoğunlaştığımız konulardan biri bölgede peynir ve yemeklerde kullanılan Thymus dediğimiz kekik cinsi. Van Gölü Havzası’na özgü bu bitkinin koruma altına alınması, çoğaltılması ve üretimi için bir dizi çalışma yürütüyoruz. Ülkemizde kekik olarak 4 büyük cins bulunuyor. Bunlar Origanum, Thymus, Thymbra ve Satureja. Van Gölü Havzası’nda genelde Thymus türleri bulunuyor. Bu bitkilerin bölgede çiftçiler tarafından peynir ve yemeklerde kullanılmak üzere zamansız, aşırı ve bilinçsiz olarak toplandığını tespit ettik. Yerleşim yerlerine yakın yüksek yerlerde bu bitkiye çok zarar verildiğini gördük. Bölgede ‘catır’ ve ‘zahter’ olarak bilinen Thymus türleri aşırı ve bilinsiz toplatıldığı için nesli tükenmek üzere.”
“Hasat parsellerimizde birçok türün yetişmesini sağladık”
Bitkilerin korunma altına alınması için bilimsel çalışma yürüttüklerini belirten Tunçtürk, söz konusu bitkileri bahçede koruma altına aldıklarını dile getirdi.
Tunçtürk, Van Gölü Havzası’nda yaklaşık 90 lokasyonda Thymus cinsine ait 20’ye yakın tür topladıklarına işaret ederek, “Bu bitkilerle ilgili bir dizi üretim, çoğaltma ve tohum alma çalışmaları yürütüyoruz. Doğadan topladığımız türlerden çelik kök alarak üretim yaptık. Hasat parsellerimizde birçok türün yetişmesini sağladık.” dedi.
Otlu peynirde kullanılan bu bitkilerin sürdürülebilir hasadının çok önemli olduğunu vurgulayan Tunçtürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek nesillere kalması için biçme yüksekliği ve hasat zamanının çok iyi ayarlanması gerekiyor. Zaten zamansız hasadı yapılan bu bitkilerde istenilen aroma ve tat bileşenleri bulunamaz. Bu bitkiyi tüketenlere, toplayanlara ilkbaharda yeni yıl sürgünlerinin hasat edilmesini ve bu hasadın çiçeklenme öncesine denk getirilmesini tavsiye ediyoruz. Çiçeklenme sonrası yapılan hasatlarda bitkide koku bileşenlerinin, aromanın ve tadın azaldığını görecekler. Bu nedenle boyu 15 santimetre olunca, kök ile gövde kısımları tahrip edilmeden hasat edilmeli. Bu şekilde hasat yapılırsa sürdürülebilirliği sağlanmış olur.”
“1600 metrede yetiştirebildik”
Tunçtürk, koruma altına alınan türleri farklı yükseltilerden topladıklarını ifade ederek, “Bunları Van Gölü kıyısında 1600 metrede yetiştirebildik. Bu bitkiyi yetiştirmek isteyen çiftçilere ilkbaharda çelik fide verebiliriz. İki yıl önce buradan elde ettiğimiz tohumları Edremit Belediyesine verdik. Belediye yetiştirdiği fideleri her yıl vatandaşlara dağıtıyor. Bahçeli evlerde oturanların birçoğunun bahçesinde, bahçemizden tedarik edilen tohumlarla yapılan üretimi görebilirsiniz.” diye konuştu.
]]>“Şehitler diyarı” Eceabat’taki 17 bin dekarlık alanda Ayvalık, Gemlik ve Arbequina çeşidinin üretildiği, Rumlardan kalma bir, iki asırlık olanların da bulunduğu 518 bin verimli zeytin ağacı bulunuyor. İlçede 6 kontinü (zeytinin yağ haline getirilmesi için sürecin başlatılmasından sonra otomatik olarak dönüştürülmesi) ve bir taş baskı olmak üzere 7 zeytin sıkım tesisi hizmet veriyor.
Bölgenin sahip olduğu ekolojik ve klimatolojik avantajlar nedeniyle üstün kalite özelliklerine sahip Eceabat zeytinyağı, aroması ve düşük asit oranıyla Uluslararası Zeytin Konseyinin lezzet kriterlerini taşıyor.
İlçenin önemli tarımsal ürünlerinden ve geçim kaynaklarından olan zeytinyağı için Eceabat Ziraat Odası öncülüğünde İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün desteğiyle başlatılan coğrafi tescil sürecinde sona yaklaşıldı.
Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaretinin tescillenmesiyle Eceabat zeytinyağının üreticisine daha çok kazandırması, tanınırlığı ve pazar payının artması bekleniyor.
Eceabat Ziraat Odası Başkanı Bülent Topuz, AA muhabirine, Gelibolu Yarımadası’nda yılda 800 ila 1400 ton zeytinyağı üretildiğini söyledi.
Topuz, Eceabat zeytinyağının tat ve aroma bakımından eşsiz bir lezzete sahip olduğunu belirterek “Yöremizin turizm potansiyeli var. Üreticimizin de gelir kaynağını artırmamız gerekiyor. Bu nedenle üreticiye katkı sağlamak, ürünlerini pazarlamalarına imkan yaratmak amacıyla coğrafi tescil başvurusu yaptık.” dedi.
Eceabat Zeytin Üreticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kurular da yarımadanın poyraz ve lodosunun zeytine, dolayısıyla zeytinyağına aroma kattığını vurguladı.
Son yıllarda üreticilerin daha çok zeytin fidanı dikmeye yöneldiğini anlatan Kurular, şöyle konuştu:
“Sıkıntılarımız var ama ideallerimiz ve hayallerimiz de çok. Üretici sayısı Balıkesir ve Aydın’daki gibi çok yoğun değil ama böyle bir potansiyeli niye açığa çıkarmayalım? Bu bilinci gelecek kuşaklara aktarabilirsek Eceabat zeytinyağını dünyada tanınır bir marka yapacağız. Gelibolu Yarımadası’nın büyük bir turizm potansiyeli var ancak ziyarete gelenlerin satın alabileceği özel bir ürünümüz yok. Pazar problemimiz var. Ürünü tanıtmamız lazım. Ürünümüzü tanıtabilirsek birkaç yıl sonra aranan bir ürün olacak.”
Rüzgarlı iklim hasatta avantaj sağlıyor
Zeytinyağı üreticisi Yusuf Çapan ise üç tarafı denizle çevrili Eceabat’ın konumu itibarıyla bol rüzgar aldığını, bu iklim koşullarının zeytin hasadında üreticiye avantaj sağladığını belirtti.
Eceabat zeytinyağının en büyük özelliklerinden birinin erken hasat döneminde elde edilen meyvemsi aroması olduğuna dikkati çeken Çapan, “Rengi yeşilimtırak oluyor. Erken hasat olduğundan polifenol değerleri yüksek, peroksit değeri daha düşük. Zeytinyağının en büyük özelliği asidinden ziyade içindeki polifenol değerinin ne kadar yüksek olduğundan kaynaklıdır.” ifadelerini kullandı.
Çapan, Rumlardan kalan ve yaşları 100’ü, 200’ü aşan ağaçların yanı sıra Ayvalık ve Gemlik tipi zeytin ağaçlarının bulunduğunu belirterek 3-4 yıldır İspanya’ya özgü Arbequina çeşidini yetiştirmeye başladıklarını dile getirdi.
Arbequina’nın asit değerinin düşük olduğu bilgisini veren Çapan, şöyle devam etti:
“Normal zeytin ektiğimizde ilk hasadı yaklaşık 6-8 yılda alıyoruz. Arbequina olduğunda bu süre 2,5-3 yıla düşüyor. Ancak biz normal şartlarda 4-5 kilogram zeytinyağı alırken bu oran Arbequina’da 2,5-3 kilograma kadar düşüyor. Erken hasat çok değerli. Verimden biraz kaybediyoruz ama o meyvemsi aroması, fenol değerlerin yüksek çıkması, peroksit değerinin düşük çıkması bizi diğer yörelerden ayıran en büyük özellik.”
Zeytinyağı tadımında doğru bilinen yanlışlar olduğunu anlatan Çapan, “En önemlisi gırtlağımızı yaktığı zaman insanlar bunu kötüye yoruyor. Aslında tam tersi. Eceabat zeytinyağı duyusal olarak hafif, genzimizde ve boğazımızda çok hafif bir acılık veriyor. Bu acılık, zeytinyağının kalitesini gösteren değerlerden biri.” diye konuştu.
Çapan, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan araştırmalarda Eceabat zeytinyağının Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı Tebliği’ne en uygun natürel sızma zeytinyağları arasında olduğunun tespit edildiğini sözlerine ekledi.
]]>