Uğur GÜLBOY/ İSTANBUL HAYDARPAŞA Garı’ndaki incelemelerinin ardından konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, ” Çalışmalarımızı en kısa zamanda bitirerek Haydarpaşa Garı’mızı bu yıl içinde tamamen hazır hale getireceğiz. Bu noktada, hem Haydarpaşa Garı’nda yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarını hem de gar sahasında gün yüzüne çıkan tarihi değerler dünyada bir ilk olacak” dedi.
Tarihi Haydarpaşa Garı ve Arkeoloji Alanı’ndaki çalışmaları inceleyen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın açıklamasında bulundu. Türkiye ve dünyada bir ilk olacak “Arkeolojik ve Endüstriyel Miras Parkı Projesiö ndeki son çalışmaları ile ilgili konuşan Bakan Uraloğlu, “Çalışmalarımızı en kısa zamanda bitirerek Haydarpaşa Garı’mızı bu yıl içinde tamamen hazır hale getireceğiz. Arkeolojik ve Endüstriyel Miras Parkı Projesi’nin de, Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen arkeolojik kazıları ise yüzde 90 oranında tamamlandı” dedi.
“ZARAR GÖREN YAPILARI TARİHİ DOKUYU KAYBETMEDEN RESTORE EDİYORUZ”
Bakan Uraloğlu, “Haydarpaşa Gar Binası, cennet mekan, Sultan 2. Abdülhamid’in emriyle 116 yıl önce açıldı. 30 Mayıs 1906’da yapımına başlanarak yaklaşık iki yıl gibi bir sürede inşa edilip 19 Mayıs 1908 ‘de tamamlanmıştır. O günden itibaren de İstanbul’un en muhteşem sembol yapılarından biri haline dönüşmüştür. Sadece İstanbul’un değil elbette, ülkemizin sembol yapılarından birisi haline dönüştü. Ama maalesef 28 Kasım 2010’da çıkan yangından dolayı Haydarpaşa Garı’mızın çatısı çökmüş, dördüncü katı tamamen kullanılmaz hale gelerek yapı büyük zarar görmüştür. Bu üzücü olayın sonrasında ise hızla Devlet Demiryolu Genel Müdürlüğümüz eliyle tarihi dokuya da zarar vermemek adına titizlikle yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarına başladık” diye konuştu
ÇALIŞMALAR 2 ETAP HALİNDE SÜRÜYOR
En çok hasarın garın çatısında meydana geldiğini belirten Bakan Uraloğlu, “Restorasyon çalışmalarını iki etap halinde sürdürüyoruz. Birinci etapta hasarın en çok olduğu tarihi garın çatı restorasyonuna başladık ve 3 yıl içinde aslına uygun şekilde tamamladık. İki kuleden oluşan çatı binası için 11 adet çelik çatı makasını orijinaline uygun olarak yeniden imal ederek eski haline kavuşturmuş olduk. Zarar gören eski çelik makaslarla, tuğla duvarlar ve çatı ahşap malzemeleri de onararak koruma altına aldık. Bunların kullanılabilir olanını da zaten kullandık, kullanıyoruz. Çatı ahşaplarını yeniledik, ahşap üzerine arduvaz taşları ile özgün formuna uygun çatı kaplamaları yaptık. Kulelerin onarımlarını da gerçekleştirdik. Şimdi müthiş ve benzersiz mimari formuna uygun restorasyon çalışmaları tamamlanan çatı katı, mekanik ve elektrik tesisatı ardından yükseltilmiş döşemenin de yapılmasıyla yeni görünümüne kavuşmuş olacak” İfadelerini kullandı.
“HAYDARPAŞA GARI’MIZI BU YIL İÇİNDE TAMAMEN HAZIR HALE GETİRMİŞ OLACAĞIZ”
Haydarpaşa Garı projesi kapsamında ve parselinde bulunan 5. Plan Nolu yapı inşa çalışmalarının sürdüğünü aktaran Ulaştırma ve Altyapı Bakanı,”Zeminde yapılan tespit çalışmaları sonucu zemin iyileştirme çalışmalarını tamamladık ve olası bir büyük depreme yönelik yapısal güçlendirme imalatlarını gerçekleştirdik. İstanbul için bu gerçekten önemliydi. Tarihi Haydarpaşa Garı’nın simgesi olan ve yangında motoru ve diğer mekanizmaları zarar gören saatin bakımını yaparak yerine yerleştirdik. Zemin kattaki yolcu bekleme salonunun bezemelerini, vitray camlarını ve çerçevelerini, özgün döşeme kaplamalarını, duvar kaplamalarını, altın varaklı aplikleri, ahşap kapı, pencere, panjur işlerini de bitirdik. Dış cephenin onarımı içinde hassas bir çalışma yürütüyoruz. Korumaya yönelik konservasyon yani sanatsal temizlik devam ediyor. Sadece gar binası restorasyonu için özel açılan taş ocağından temin edilen kumtaşı olarak da bilinen Lefke taşı ile taş imalatlarını özgün bir teknik ile gerçekleştiriyoruz. Gar binasının Kadıköy deniz, Kadıköy kısa ve Kadıköy kule dış cephe imalatları ve aydınlatma çalışmalarını da tamamladık. Haydarpaşa Garı projesi kapsamında ve parselinde bulunan 5. Plan Nolu yapı inşa çalışmaları altyapı ve üstyapı olarak devam ediyor. Binanın beton imalatlarını, şap imalatlarını ve ahşap doğrama imalatlarını tamamladık. İnşallah tüm çalışmalarımızı en kısa zamanda bitirerek Haydarpaşa Garı’mızı bu yıl içinde tamamen hazır hale getirmiş olacağız” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE VE DÜNYADA BİR İLK OLACAK ARKEOPARK PROJESİ HAYATA GEÇİYOR
Hayata geçirdikleri arkeopark projesinin Türkiye ve dünyada bir ilk olacağına vurgu yapan Bakan Uraloğlu, “Bildiğiniz üzere Marmaray’ın boğaz geçişinin 2013 yılında açılmasıyla birlikte Haydarpaşa Garı atıl hale geldi. Çünkü daha önceleri Haydarpaşa’ya kadar gelen trenler buradaki liman üzerinden gemilerle taşınarak İstanbul Boğazı’nı geçip, karşı da Sirkeci’ye geçerek yollarına devam ediyorlardı. Marmaray ile artık bu duruma gerek kalmadı ve trenlerimiz İstanbul Boğazı’nı kesintisiz bir şekilde Marmaray ile geçmeye başladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Marmaray projesini hayata geçirirken yaptığımız çalışmalarda özellikle Yenikapı, Sirkeci ve Üsküdar istasyonlarında önemli tarihi buluntularla karşılaştık ve yetkili kurumlara haber vererek iletişime geçtik. İstanbul’un o zamanlarda bilinen tarihi 2 bin 500 yıl iken Yenikapı’daki Marmaray kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkan 8 bin 500 yıllık ayak izlerini tespit ettik. Yine, Bizans İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılan dev liman yapısı ve onlarca gemi iskeletiyle çeşitli tarihi buluntular da ortaya çıktı” dedi.
“TARİHİ KALKEDON ŞEHRİNE AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN YAPILAR ÇIKTIö
Osmanlı, Roma, erken ve geç Bizans dönemi yapı temellerine rastlandığını belirten Uraloğlu, “Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğümüzün ise Haydarpaşa Garı alanındaki demiryolu altyapısının atıl kalmaması için burada bir bakım alanı oluşturmayı talep etti. Burada başlatılan yapım çalışmalarında da tarihi Kalkedon şehrine ait olduğu düşünülen yapılar çıktı. İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından peron araları ve çevresinde yapılan kazılarda Osmanlı, Roma, erken ve geç Bizans dönemi yapı temellerine rastlandı. Elbette insanlığın ortak mirası bu tarihi kültür değerlerine karşı kayıtsız kalamazdık. Kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların yaygınlığı, tarihi ve kültürel önemi ve alanın önemli demiryolu miras kimliğini göz önüne alarak, arkeolojik buluntulara zarar vermeden ve alanın tarihi kimliğinin korunmasını sağlayacak şekilde hat ve peron yerleşimini revize ettik. Alanın tarihi ve kültürel miras kimliğinin korunması, ortaya çıkarılan arkeolojik kalıntılar ile mevcut tarihi binaların restorasyonu ve bunların sergilenmesini içeren “Arkeolojik ve Endüstriyel Miras Parkı Projesiöni hayata geçirdik” ifadelerini kullandı.
“12 BİN ADET SİKKE BULUNDU”
Projenin toplam alanının 475 bin metrekare olduğunu belirten Bakan Uraloğlu, “400 bin metrekaresi arkeolojik park, 75 bin metrekaresi de demiryolu ve işletme alanları olacak. Şu anda tarihi peronların yeniden yapımlarını tamamladık. Tren garı alanında hat altyapısı, balast, travers işlerini bitirdik. Hat üstyapısı imalatlarına devam ediyoruz. Ray serim işlerini yüzde 35 oranında tamamladık. Atık su ve yağmursuyu drenajı gibi altyapı işlerini yüzde 85 oranında bitirdik. Aydınlatma direklerinin yüzde 70′ ini yerleştirdik, aydınlatma çalışmalarını inşallah yakında tamamlamış olacağız. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza bağlı İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen Arkeolojik kazılar da yüzde 90 oranında gerçekleşme sağladık. Koruma ve taşıma işlemleri halen devam ediyor. Kazı çalışmaları esnasında milattan önce 5.- milattan sonra 7. yüzyıllar arasındaki dönemlere ait yaklaşık 12 bin adet sikke ile, heykel, sütun başlıkları cam ve seramik eserler bulundu. Milattan sonra 4-5. yüzyıla kadar uzanan, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait, liman arkası yapılar olarak tanımlanan dükkanlar, konutlar, sosyal dokunun bir parçası olan kilise ve hamam yapıları olarak tanımlanan yaygın mimari kalıntılar açığa çıkarıldı. Çok büyük sayıda sikke bulunması bu bölgenin ticari bir merkez olduğunu da göstermektedir” dedi.
“YERLİ VE YABANCI TURİSTLER İÇİN ÇEKİM NOKTASI OLACAK”
İstanbul’un tarihine ışık tutan çalışmaların bölgenin tarihi dokusuyla uyum içindeki mimarisi ve alternatif ulaşım olanakları ile yerli ve yabancı turistler için bir çekim noktası haline geleceğini ifade eden Bakan Uraloğlu, “Bu noktada, hem Haydarpaşa Garı’nda yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarını hem de gar sahasında gün yüzüne çıkan tarihi değerleri dünyada bir ilk olacak. Bu nedenle projemizin hem İstanbul hem de Türkiye için çok önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
]]>
SEYFİ ÇELİKKAYA
Yozgat Bozok Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hacer Sancaktar, 2017 yılında başlattıkları ve 14 ilçede arkeolojik alanlara yönelik yüzey araştırma çalışmaları yürüttüklerini söyledi. Sancaktar, 2022 yılına kadar devam eden çalışmalar sonucunda 294 alanda arkeolojik belgeleme çalışmaları yapıldığı 87 yeni yerleşimin ise tescilinin önerildiği bilgisini verdi.
Yozgat Bozok Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından hazırlanan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile yürütülen ‘Yozgat İli ve İlçelerinde Arkeolojik Yüzey Araştırması’ konulu proje çalışmalarının tamamlanmasının ardından, raporlama çalışmalarının da sonuna gelindi. 2017 yılında başlatılan ve 2022 yılına kadar devam eden çalışmalar kapsamında toplam 14 ilçede yüzey araştırması yapıldı. 294 alanda arkeolojik belgeleme çalışmaları yapıldı, 87 yeni yerleşim tescile önerildi.
Yozgat’ın Büyüknefes köyündeki antik kentin Frigler, Hititler, Romalılar, Bizanslılar gibi birçok medeniyete de ev sahipliği yaptığı kaydedildi. Yozgat Bozok Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hacer Sancaktar, Galatların başşehri Tavium Antik kenti kalıntılarının yer aldığı Yozgat Merkez Büyüknefes köyünde, yıllar önce antik kente ait birçok parçanın çeşme, okul, ahır, duvar, mezarlık gibi yapılarda kullanıldığını, bu nedenle köyün açık hava müzesini andırdığını söyledi. 5 yıl süreyle Yozgat il genelinde yürüttükleri araştırma projesinin ana odağını klasik dönemlerin oluşturduğunu hatırlatan Sancaktar, tespit edilen tüm dönemler ve yerleşim tiplerinin belgelendiğini aktardı.
“TOPLAM 294 ALANDA ÇALIŞMALAR YAPTIK VE 87 YENİ YER TESPİT ETTİK”
Doç. Dr. Hacer Sancaktar, 5 yıllık çalışma kapsamında arkeolojik bir araştırma yaptıklarını söyleyerek şu bilgileri verdi:
“Beş yıllık bir yüzey araştırması projesi gerçekleştirdik, Yozgat’ta. 2017 yılında başlattık ve 2022 yılında bu çalışmayı tamamladık. Toplam 294 alanda çalışmalar yaptık, 87 yeni yer tespit ettik, bunların da tescilini yaptırmış olduk. Bu araştırma kapsamında özellikle bölgede Höyükler ve Tümülüsler yoğunluk göstermektedir. Höyükler dışında da yamaç, tepe üstü ya da düz yerleşim gibi yerleşimler de bulunmaktadır. Özellikle hem höyüklerde hem de yerleşimlerde tespit ettiğimiz seramiklere dayanarak özellikle kültürel devamlılığı anlamaya çalıştık. Höyükler de seramikler noktasında kültürel devamının uzun süre devam ettiğini tespit etmiş olduk. Bölge özellikle Tunç çağında önemli bir yerleşim alanına sahip, fakat Helenistik döneme gelindiğinde bu yerleşim alanı sayısı oldukça düşmektedir. Tekrar Roma dönemine geldiğimizde yerleşim sayısı artmaktadır. Roma döneminde bölgede kent dokusundan ziyade daha çok çiftlik yerleşim tarzı yerleşimler oldukça ön plana çıkmaktadır. Araştırmamız kapsamında Helenistik ve Roma dönemi yerleşimlerini tespit etmekti. Bugüne kadar Yozgat ili ve ilçelerinde kapsamlı arkeolojik çalışmalar gerçekleştirilmemişti. Bu nedenle de biz bu kapsamda bütün yerleşimleri belgelemek durumunda kaldık.”
“EVLERİN DUVARLARINDA KENTTEKİ YAPILARA AİT MİMARİ ELEMANLARI YA DA YAZITLARI GÖREBİLMEKTEYİZ”
Helenistik ve Roma dönemini baz alındığında Yozgat ilindeki en önemli yerleşimin Büyüknefes köyündeki Tavium antik kenti olduğunu vurgulayan Sancaktar, daha sonra şöyle konuştu:
“Tavium antik kentinde de 1997 yılından 2008 yılına kadar yüzey araştırmaları yapılmış ve daha sonra da bu araştırmalar sonlandırılmıştır. Onun dışında da günümüze kadar herhangi araştırma ya da kazı gibi çalışma yapılmamıştır. Tavium’un önemi özellikle antik kaynaklarda Strabon özellikle söz etmektedir. Bu noktada gerçekten önemli bir kent, fakat kentteki yapılara ait mimari elemanlar oldukça dağılmış durumda. Hatta günümüzde Büyüknefes köyündeki başta cami ve çeşme olmak üzere hemen hemen bütün evlerin avlu duvarlarında ya da evlerin kendi duvarlarında kentteki yapılara ait mimari elemanları ya da yazıtları görebilmekteyiz. Tavium Antik Kenti’ni özellikle Helenistik ve Roma dönemleri değil yerleşim tarihsel sürecine baktığımızda aslında Büyüknefes köyünde büyük kale ve küçük kale höyükleri olmak üzere de iki tane höyük bulunmaktadır. Bunlar da milattan önce özellikle dördüncü binden itibaren Büyük Nefes’in aslında Bizans döneminin sonlarına kadar yerleşim gördüğünü anlıyoruz. Bu bağlamda da Tavium Yozgat’ta gerçekten ön plana çıkan bir yerdir.”
]]>
Ersoy, Antalya’nın Manavgat ilçesindeki Side Antik Kenti Karşılama Merkezi’nin açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Antalya’ya yeni eserler kazandırmak için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Dünyanın en önemli kentleriyle rekabet içerisinde olan Antalya’nın, bu rekabette bir adım öne geçmesi ve dünya turizminden daha yüksek oranda pay alabilmesi için gece gündüz hizmet etmenin mücadelesi içinde olduklarını belirten Ersoy, “Zaten yapmış olduğumuz çalışmalar neticesinde, şehrimize dönük rakamlar bu çabanın karşılığını almaya başladığımızı gösteriyor. Bildiğiniz gibi turizmde rekorlarla dolu bir yılı geride bıraktık. İnşallah 2024’te daha da başarılı bir sezon geçireceğiz.” diye konuştu.
Ersoy, bu noktaya tesadüf eseri gelinmediğini, çok çalıştıklarını ifade ederek, değişen turizm algısını dünyada en iyi anlayan ve buna uygun adımlar atan ülkelerin başında Türkiye’nin olduğunu vurguladı.
“Arkeolojik çalışma sayısını yıllık 720’ye yükselttik”
Eskiden Türkiye’de turizm dendiğinde, başka ülkeden eğlenmek, dinlenmek için insanların gelmesinin anlaşıldığını aktaran Ersoy, bu süreçte ülkenin sahip olduğu doğal güzelliklerin yanı sıra tarihi ve kültürel zenginlikler için de yeterli farkındalığın yaratılamadığını dile getirdi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak yeni turizm anlayışını en doğru şekilde analiz edip, buna uygun altyapı geliştirerek Türkiye’nin dünyada bir turizm markası olması için çalıştıklarını bildiren Ersoy, şunları kaydetti:
“Bugün, dünya medyasında ülkemizle ilgili en önemli içerikleri biz oluşturuyoruz. Dünyanın dört bir yanında 200’den fazla ülkede, en çok takip edilen kanallarda Side’nin, Antalya’nın tanıtımını gerçekleştiriyoruz. Doğal kaynaklarımızı koruma adına sadece bugünü değil geleceği de göz önünde bulundurarak hareket ediyoruz. Farklı ülkeler bizim yaptıklarımızı anlamak ve kendi ülkelerinde tatbik etmek için bizim stratejilerimizi, politikamızı yakından takip ediyor. İşte bu sayede artık Türkiye, turizm dinamikleri başkaları tarafından yönlendirilen ülke olmaktan çıkıp turizme yön veren bir ülke konumuna erişmiştir. Bu başarıları elde ederken turizmi 12 aya yaymak ve nitelikli turizmi güçlendirmek adına attığımız adımlar da en önemli çalışmalarımızdan biri oldu. Bunu başarmanın, turizmin 12 aya yayılmasının kültür turizmiyle çok güçlü bir ilişkisi olduğunu sürekli dile getiriyorum. 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanlara eş değer işi, önümüzdeki 4 yılda tamamlamayı hedefliyoruz. Antalya’yı merkeze alan ‘Türk Arkeoloji Tarihinin Altın Çağı-Geleceğe Miras’ Projemiz kapsamında arkeolojik çalışma sayısını, yıllık 720’ye yükselttik.”
Dünyada en çok arkeolojik çalışma yapan ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğine dikkati çeken Ersoy, “Türk arkeolojisi artık hem kazılarıyla hem de kazılardaki koruma çalışmalarıyla dünya arkeolojisinin en önemli paydaşlarından biri haline gelmiştir. 2028 yılı sonuna kadar Antalya’daki arkeolojik alanlarımıza kazılar, restorasyon ve çevre düzenlemeleri için 5,5 milyar lira ödenek ayırdık. Dünyanın en önemli koleksiyonlarından birine sahip olan Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yeniden yapımıyla ilgili çalışmalara başladık.” diye konuştu.
“Antalya’da ve bölgemizde yapacak çok işimiz var”
Bakan Ersoy, Antalya’nın yer altına da yer üstüne de tarihi ve kültürel mirasına da denizine, suyuna, gastronomisine, tarımına, hayvancılığına da sahip çıkarak, hem Antalya’nın hem de Antalyalıların kazanması için gece gündüz demeden çalışmaya devam ettiklerini ifade etti.
Side Antik Kenti Ziyaretçi Karşılama Merkezi’nin 785 metrekare kapalı alan, seyir terasları, otopark alanı, yürüyüş yolları, gece müzeciliği için ören yeri aydınlatma sistemi ve 17 bin metrekare peyzaj alanından oluştuğunu anlatan Ersoy, merkezin 125 milyon liraya mal olduğunu kaydetti.
Ersoy, Antalya’da turizmle bağlantılı olarak bir kültürel miras koridoru oluşturmak için çalışma yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazipaşa’dan Kaş’a kadar tüm ören yerlerimizde çok kapsamlı çalışmalara hız verdik. Biz tarihi, kültürü gün yüzüne çıkardıkça ülkemize ve şehrimize olan ilgi de her geçen gün artmaktadır. Daha Antalya’da ve bölgemizde yapacak çok işimiz var. Bizim şehrimize faydası olmayan meselelerle kaybedecek zamanımız yok. Bu hayallerimizi gerçekleştirmek için aynı hedeflere yönelecek, Antalya’ya değer katacak projeler üzerinde çalışacak birlikteliğe ihtiyacımız var. Her noktasında ayrı bir güzellik olan şehrimizde bu hazineleri keşfedip, gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz.”
Bakan Ersoy, konuşmanın ardından protokol üyeleriyle ziyaretçi merkezini gezdi.
]]>Ersoy, Antalya’nın Kumluca ilçesindeki Olympos Ören Yeri Karşılama Merkezi açılışında, turizmde rekorlarla dolu bir yılın geride bırakıldığını ifade ederek, 2024 yılı için 60 milyon turist ve 60 milyar dolar turizm geliri hedeflendiğini kaydetti.
Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri olan Antalya’nın da geçen yıl tüm zamanların en yüksek ziyaretçi sayısına ulaştığını anımsatan Ersoy, “Bu başarılar kesinlikle tesadüf değil. Bu rekorları kırmak, Türkiye’yi dünya turizminde parlayan bir yıldız haline getirmek elbette kolay olmuyor. Biz hedefleri belirlerken bir strateji bir planlama ortaya koyuyoruz. Bu süreçte turizmi 12 aya yaymak ve nitelikli turizmi güçlendirmek adına attığımız adımlar da en önemli çalışmalarımızdan biri oldu.” diye konuştu.
“Antalya’daki arkeolojik alanlara 5,5 milyar lira ödenek ayırdık”
Turizmin 12 aya yayılmasının kültür turizmiyle çok güçlü bir ilişkisi bulunduğunu belirten Ersoy, bu doğrultuda kültürel mirası gün yüzüne çıkarıp tüm dünyanın ziyaret edebileceği bir altyapı oluşturmak adına tarihin en yoğun çalışmalarını başlattıklarını kaydetti.
Son 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanlara eş değer işi, gelecek 4 yılda tamamlamayı hedeflediklerini vurgulayan Ersoy, şunları söyledi:
“Antalya’yı merkeze alan Türk Arkeoloji Tarihinin Altın Çağı – Geleceğe Miras projemiz kapsamında, arkeolojik çalışma sayısını, yıllık 720’ye yükselttik. Bu dünyada rekordur, şu anda dünyada bir yıl içinde en çok kazı ve kurtarma çalışması yapılan ülke Türkiye’dir. Bu sayıyı 2024 yılında 750’ye, 2026’ya kadar da yıllık 800’e çıkarmayı planlıyoruz. 2028 yılı sonuna kadar Antalya’daki arkeolojik alanlarımıza kazılar, restorasyon ve çevre düzenlemeleri için 5,5 milyar lira ödenek ayırdık.”
Bakan Ersoy, dünyanın en önemli koleksiyonlarından birine sahip Antalya Arkeoloji Müzesinin yeniden yapımıyla ilgili proje çalışmalarına başladıklarını ve bununla Kemer’e de bir Sualtı Arkeoloji Müzesi kazandıracaklarını ifade etti.
Geleceğe Miras projesi kapsamında Aspendos Antik Kenti’nin de lansmanını 3 gün önce gerçekleştirdiklerini anımsatan Ersoy, Aspendos Antik Kenti’nde de tarihi gün yüzüne çıkaran çalışmaların hızlı bir şekilde devam edeceğini belirtti.
“Antalya’nın hizmet anlamında kaybedecek tek bir dakikası dahi yok”
Öte yandan Olympos Antik Kenti’nde geçen yıl karşılama merkezi yapılmasıyla ilgili bir söz verdiğini hatırlatan Ersoy, bugün de bu sözü tutmanın gururunu yaşadığını ifade etti.
Olympos’ta otopark alanını, yürüyüş yollarını düzenlediklerini aktaran Ersoy, 65 milyon liraya mal olan Olympos Ören Yeri Karşılama Merkezi’ni de Antalyalıların hizmetine sunduklarını söyledi.
Antalya’da turizmle bağlantılı olarak kıyı şeridi boyunca bir kültürel miras koridoru oluşturmayı hedeflediklerini anlatan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazipaşa’dan Kaş’a kadar tüm ören yerlerinde çok kapsamlı çalışmalara hız verdik. Özellikle Olympos ve Phaselis özelinde bu bölgede doğasıyla bütünleşik, kültüre miras unsurları ile doğa turizmini öne çıkaran, nitelikli bir kültür turizmi destinasyonun oluşmasını hedefliyoruz. Ayrıca bölgede gastronomi turizminin gelişmesi için de çalışmalar yapacağız. Böylelikle bölgeyi Antalya’nın kültürel miras ve eko turizm destinasyonu olarak tescillemiş oluyoruz. Her zaman ifade ediyorum, Antalya’nın dünyanın en önemli turizm şehirlerinin önüne geçmesini sağlayacak çalışmaların hayata geçirilmesi için hizmet anlamında kaybedecek tek bir dakikası dahi bulunmuyor. Bizim kısır siyasi tartışmalara değil Antalya’ya değer katacak projeler üzerinde çalışacak birlikteliğe ihtiyacımız var.”
Antalya Valisi Hulusi Şahin de Bakan Ersoy’un girişimiyle antik kentlerde çok hızlı kazı çalışmaları yürütüldüğünü söyledi.
AK Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu da kentteki ören yerlerde ciddi değişimler yaşandığını ve bunun turizme önemli katkı sağlayacağını belirtti.
Bakan Ersoy ve beraberindekiler Olympos Antik Kenti’nde kazı çalışmalarını inceledi.
]]>Bakan Ersoy, Aydın’ın Kuşadası ilçesinde turizm sektörü temsilcileri ile bir araya geldi. Kuşadası’nın kendisi için ayrı bir önemi olduğunu ifade eden Ersoy, 1985 yılına sektöre başladığında ilk görev yerinin Kuşadası olduğunu anlattı. 2019’da Türkiye’nin rekor kırdığını ve hızlı büyüme planları yapıldığını kaydeden Ersoy, “Maalesef pandemiyle tüm dünya kapılarını kapattı. Çok şükür o dönemi iyi yönettik. Çünkü mümkün mertebe kapılarımızı açık tutmaya çalıştık, hava trafiğini açık tutmaya çalıştık. 2021’den itibaren pandemiden, turizm sektörü olarak en hızlı çıkan ülke olduk. 2022’de bu verilere de yansıdı. Türkiye, normalde 6’ncılığa kadar çıkmıştı. 2022’de 4’üncü sıraya kadar turist sayısında yükselme başarısını elde etti. ‘Bundan sonra hep rekorlar kırarak yolumuza devam edeceğiz’ dedik. 2023, zor bir yıldı. 6 Şubat depremleri ile başladı. Daha sonra savaş derken 2023 her şeye rağmen rekor bir yıl olarak karşımıza çıktı. Rakamlara bakacak olursak; 54,3 milyar dolarlık gelir, 56,7 milyonluk bir ziyaretçiyle tarihin en iyi turizm verilerini elde ettiğimiz bir yıl oldu. 2028’e kadar çok iddialı hedefler koyduk. Her sene rekorlar kırarak yolumuza devam edeceğiz. Önümüzdeki yıl itibarıyla 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir hedefiyle yolumuza başladık. İlk veriler de iyi geliyor. Ziyaretçi rakamlarında artışlar var. Rezervasyonlar da iyi” dedi.
‘KUŞADASI, ARKEOLOJİ CENNETİ’
Kuşadası ve Ege’nin turizm açısından çok önemli bir bölge olduğunun altını çizen Ersoy, şöyle devam etti: “Kuşadası, turizmin ilk başladığı noktalardan biri. Turizm geçmişi çok eski. Burada yetişen birçok sektör temsilcisi diğer yerlerde genel müdür ya da üst düzey yönetici olarak başladı. İnsan kaynağı yaratan bir bölgedeyiz. Aynı zamanda Türkiye’nin ‘cruise’ kapısı. En çok turist ağırlayan noktası. Bu yıl 560’ın üzerinde gemi ağırladınız. 2 bin 400 kapasiteli bir limanımız var. İstanbul’da Galataport’un devreye girmesiyle bu sayı hızlı şekilde artacak. Deniz, kum, güneşin yanı sıra kültür varlıklarının zengin olmasından dolayı burası çok değerli. Arkeoloji cenneti diyebiliriz. Binlerce yıl önce insanlar buraya antik şehirler kurmuş. Geniş kapsamlı yerleşimler olduğunu görüyoruz.”
‘BU DÖNEM HEDEFLERİ BÜYÜTTÜK’
Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak geçen dönem kazıları 12 aya çıkardıklarını belirten Ersoy, “Kazı başkanlarımızı buna alıştırdık. Türkiye’de 144 tane yerli kazı başkanlığı var. 32 tane de yabancı kazı başkanlığı var. Bunların kazı çalışma programına aşamalı şekilde yerli ve yabancılar dahil edildi. Bu dönem hedefleri büyüttük. Bütün kazı başkanlıklarını 12 aylık programa aldık” dedi. ‘Geleceğe Miras’ projesini başlatarak arkeolojinin altın çağı olarak iddialı bir hedef koyduklarını söyleyen Ersoy, “Bu hedef, son 60 yılda arkeolojide ne kadar iş gerçekleştirdiysek; gelecek 4 yılda aynı oranda işi Anadolu genelindeki bütün arkeolojik noktalarımızda gerçekleştirmekti. Bu bağlamda ilk açıklamayı Efes’te yapmıştım. ‘Geleceğe Miras’ projesine bütün arkeolojik kentleri dahil ediyoruz. Arkeoloji, Türkiye’de 1860’lı yıllarda yabancılarla başladı. 163 yıl sonra ilk defa bütün kazı başkanlıklarına koordinatör kazı başkanları atandı. Hocalarımızı atarken ekip, ekipman ve finansman desteği veriyoruz. Kuşadası için bu çok önemli. Cruise gemilerinin gelmesinin nedenlerinin başında sizin arkeolojik değerleriniz yatıyor. Türkiye geneline baktığınızda, Anadolu’nun daha yüzde 10’unun kazıldığını görüyoruz. Yüzde 90’ı hala toprak altında. Eğer kazdıklarınızı koruyamayacaksanız, restore edip, üst yapıyı oluşturamayacaksanız, toprak altında kalması da faydalı. Doğru ve düzenli kaynak aktarımı yapmanız lazım. Önce kazmalı, sonra korumalı sonra restore etmelisiniz. Bunlar bizi turizmde rakiplerimizden ayrıştıran ve cazibe noktası olmamızı sağlayan yönlerimiz” diye konuştu.
‘YEREL YÖNETİMLERE DE GÖREVLER DÜŞÜYOR’
Bakanlık olarak kazı alanına çok ciddi bütçe ayırdıklarının altını çizen Ersoy, “2019’da kazı bütçemiz 36,7 milyondu, geçen sene bu rakamı 1,1 milyara çıkardık. Bu yıl da 6 milyar lira olacak. Kazı başkanları bize projeleri gönderiyor, hızlı şekilde hayata geçiriyoruz. Aydın olarak geçen yıl 3,7 milyon ziyaretçi almışsınız. Gelecek 4 yılda rakamların yükseleceğini göreceğiz. Turizm Bakanlığı’nın tanıtımı tek başına yeterli olacak değil. Burada yerel yönetimlere ciddi görevler düşüyor. Turizm genişledikçe gerekli alt yapı yatırımlarının yol, atık, su gibi yatırımların da yapılması gerekiyor. Bakanlık olarak görevimiz hava trafiklerinin oluşturulması, destinasyonların tanıtılması, turizm noktalarının doğru planlanarak gelişmesini sağlamak ve mümkünse turist trafiğini 12 aya yaymak” açıklamalarında bulundu.
‘SEZONU UZATMAK İSTİYORUZ’
Ersoy, turizm sezonunu uzatmak için arkeolojiye önem verdiklerini belirtip, “Kuşadası deniz, kum, güneşten oluşan 6 aylık bir sezon ile sınırlı değil, 8-9 aylık bir sezonla anılması lazım. Burada arkeoloji devreye giriyor. Turizm sektörü paydaşları değil, şehrin tüm paydaşlarının pay alması gerekir. Arkeolojik noktaları ön plana çıkarıp, parlattığınızda turist otelden dışarı çıkmaya başlayacak. Yazın çok sıcak. 50 dereceyi bulan sıcaklıklarda kimse ören yeri gezmek istemiyor. Gece müzeciliği çalışması başlattık. Turizm merkezlerine yakın olan ören yerlerin tamamını gece müzeciliği kapsamına alıyoruz. Hem daha fazla turist almamızı sağlayacak hem sezonu uzatmak istiyoruz hem de sezon içinde turist hareketliliğini arttırmak istiyoruz. Birkaç yıl içinde bu projenin olumlu sonuçlarını göreceğiz. Kuşadası’nın marka değerini arttırmak istiyorum” dedi. ‘MUSLUKLARDAN KALİTELİ SU AKACAK’
Toplantıda konuşan AK Parti’nin Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Savaş ise “Gelişen büyüyen Türkiye’den daha fazla pay alacak bir Aydın vadediyorum. Altyapı, trafik, otopark, içme suyu problemini halletmiş bir Kuşadası ve Aydın vaat ediyorum. Hala Kuşadası’ndaki musluklardan kötü su akıyor. Sarıçay Barajı’nın ihalesi 2019 yılında Sayın Bakanımızın müdahalesiyle yapıldı. Şu anda Sarıçay Barajı yüzde 40 seviyeye geldi. 2026’da bitecek, Söke, Kuşadası, Davutlar ve Güzelçamlı’da musluklardan memba suyu kalitesinde su akacak” diye konuştu. Daha sonra sektör temsilcilerinin sorularının yanıtlandığı toplantı basına kapalı olarak devam etti.
]]>Arkeolojiyi insanlara anlatmak, sevdirmek ve Türkiye’de arkeoloji bilimi ile kültür varlıkları için farkındalık yaratmak üzere kurulmuş olan arkeoloji oluşumu Arkeofili’nin lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında öğrenim gören arkeolog ve arkeoloji öğrencilerinin hazırladığı, 2023 Yılında Türkiye’de Öne Çıkan 10 Arkeolojik Keşif Listesi belli oldu.
GÖBEKLİTEPE’DE DOMUZ HEYKELİ
Hazırlanan listenin ilk sırasında Göbeklitepe’de gerçek boyutlu ve boyalı domuz heykeli yer alıyor. Kazı başkanlığını Prof. Dr. Necmi Karul’un yaptığı Şanlıurfa’da yer alan Göbeklitepe’nin D yapısında, kireçtaşından yapılmış, gerçek boyutlu ve üzerindeki boyaları hala duran bir yaban domuzu heykeli bulundu. Yüzeyinde kırmızı, beyaz ve siyah pigment kalıntıları görülebilen domuz heykeli, o dönemden günümüze uzanan nadir boyalı heykellerden biri olma özelliğini taşıyor.
BURDUR’DA ‘HORTLAK’ MEZARI
Listenin ikinci sırasında Burdur’daki ‘hortlak’ mezarı bulunuyor. Kazı başkanlığını Doç. Dr. Peter Louis Mariette Talloen’in yaptığı Burdur’daki Sagalassos Antik Kenti’nde, canlanıp yaşayanları rahatsız etmesinden korkulan bir kişiye ait mezar bulundu. Kasıtlı olarak bükülmüş çiviler dökülen, iki düzine tuğlanın yanı sıra sıva tabakasıyla kapatılıp, yakılarak gömülmüş mezar, o dönem Sagalassos’ta insanların ‘huzursuz ölüler’den korktuğunu gösteriyor.
OSMANİYE’DE KUBABA’YA ADANAN TAPINAK
Kazı başkanlığını Doç. Dr. Faris Demir’in yaptığı Osmaniye’de yer alan Kastabala Antik Kenti’nde, Anadolu tanrıçası Kubaba’ya adandığı düşünülen yaklaşık 2 bin 500 yıllık tapınağın kalıntıları ortaya çıkarıldı. Ovalık Kilikya’nın en eski tek kutsal kenti olan Kastabala, Anadolu’nun yerli halkı Luvi ve Hurri kültür bölgesinin merkezinde yer alıyor. Antik kentteki Sütunlu Cadde kazılarında yeni ortaya çıkarılan tapınak kalıntıları, mimari bezemeye göre, MÖ 540’lara, Arkaik döneme tarihleniyor.
KARAHANTEPE’DE ANITSAL İNSAN HEYKELİ
Prof. Dr. Necmi Karul’un kazı başkanı olduğu Şanlıurfa’da Taş Tepeler projesi kapsamında kazılan ve Göbeklitepe ile çağdaş olan Karahantepe’de 2,3 metre yüksekliğinde bir insan heykeli bulundu. Gerçekçi yüz ifadesiyle tarih öncesi sanatın eşsiz örneklerinden biri olarak değerlendirilen heykel, oturur pozisyonda iki eliyle cinsel organını tutan bir insanı tasvir ediyor. Heykel, yaklaşık 20 metre çapında, köşeleri yuvarlatılmış özel bir yapıda, zemine sabitlenmiş olarak bulundu.
DÜZCE’DE BÜYÜK İSKENDER PORTRESİ
Prof. Dr. Musa Kadıoğlu’nun bilimsel danışmanlığını yaptığı Düzce’de yer alan Prusias ad Hypium Antik Kenti tiyatrosunda sürdürülen kazılarda, Makedonya Kralı Büyük İskender’i tasvir eden bir heykel başı ortaya çıkarıldı. Yaklaşık 23 santim boyundaki portrede, alnın hemen üzerinde yer alan, yukarıya ve ardından yanlara doğru taranmış saç bukleleri betimleniyor. İdealize edilmiş yüz, başın yana çevrilmiş olması, hafif kalkık kaşlar ile doğru orantılı hafif yukarı bakan gözler ve hafif aralanmış dudaklar da bu portrenin Büyük İskender’i tasvir ettiğini gösteriyor.
ÇANKIRI’DA AFRİKA HOMİNİNLERİNİN ATASI
Kazı başkanlığını Prof. Dr. Ayla Sevim Erol’un yaptığı Çankırı yakınlarındaki Çorakyerler Fosil Lokalitesi’nde, 8,7 milyon yıl öncesine tarihlenen ve daha önce bilinmeyen bir primat fosili ortaya çıkarıldı. Bulgular, Afrika maymunlarının ve insanların atalarının dokuz ila yedi milyon yıl önce Afrika’ya göç etmeden önce Avrasya’da evrimleştiği teorisine ağırlık kazandırıyor. Anadoluvius turkae adı verilen primat fosilinin analizi, Akdeniz fosil maymunlarının çeşitli olduğunu ve erken homininlerin (şempanzeler, bonobolar ve goriller, insanlar ve onların fosil atalarını içeren grup) bilinen ilk yayılımının bir parçası olduğunu gösteriyor.
MUĞLA’DA ANTİK HEYKELTIRAŞIN ORİJİNAL ESERİ
Kazı başkanlığını Prof. Dr. Bilal Söğüt’ün yaptığı Muğla’da yer alan Stratonikeia Antik Kenti’nde, antik dönem mitolojisinin ilham perilerinden olan dans eden mousa heykeli ortaya çıkarıldı. Stratonikeia Antik Kenti’nde Roma Hamamı’nın Frigidarium bölümünde yapılan kazılarda, kaidesiyle bulunan yaklaşık 2 bin 175 yıllık, başı ve kolları eksik heykel, Hellenistik döneme ait Philiskos’a ait bilinen tek orijinal heykel olma özelliğini taşıyor.
ÇORUM’DA BİLİNMEYEN ANTİK DİL
Kazı başkanlığını Prof. Dr. Andreas Schachner’in yaptığı Hititlerin başkenti Boğazköy Hattuşa’da, şimdiye kadar bilinmeyen dilde yazılmış bir Hint-Avrupa dili keşfedildi. Araştırmacılar ritüelistik bir metnin içinde geçen bu dili, Hitit merkez bölgesinin kuzeybatı ucunda, muhtemelen modern Bolu veya Gerede bölgesinde yer alan Kalaşma ülkesinin dili olarak tanımladı. MÖ 2’nci binyıla ait Anadolu’da henüz bilinmeyen bir Hint-Avrupa dili olduğu kesinlik kazandı. Kalaşma dilinin, Geç Tunç Çağı Anadolusundaki diğer Luvi lehçeleriyle ne kadar yakından ilişkili olduğu incelenecek.
BALIKESİR’DE 2 BİN 500 YILLIK ZAR OYUNU
Prof. Dr. Kaan İren’in kazı başkanlığını yaptığı Balıkesir’de yer alan Daskyleion Ören Yeri’nde, üzerinde Frig alfabesiyle ‘Bagabazos’un zar oyunu’ ya da ‘Bagabazos zar oyuncusu’ yazan 2 bin 500 yıllık zar oyunu tablası bulundu. Bagabazos, Persli bir kişiydi ve Eski Yunan kaynaklarında ismi Megabazos olarak telaffuz ediliyordu. Milattan önce 5’inci yüzyıla ait bu oyun tablasına benzer bir arkeolojik bulgu Anadolu’da ilk defa keşfediliyor.
AMASRA’DA APHRODİTE HEYKELİ
Doç. Dr. Fatma Bağdatlı Çam’ın bilimsel danışmanlığını yaptığı Bartın’ın Amasra ilçesinde Amastris Antik Kenti kazı çalışmalarında Gynmnasium olarak tescilli Bedesten bölgesinde yapılan sondaj çalışmalarında, MS 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen, yaklaşık 1800 yıllık Aphrodite heykeli ortaya çıkarıldı. 1,53 santim boyundaki heykel, ilk olarak Nymphe heykeli olarak tanımlansa da daha detaylı yapan incelemelerde hem Aphrodite hem de Nymphe özellikleri taşıdığı anlaşıldı.
]]>