Eskişehir Tarım Platformu, ‘Tarım arazileri tehdit altında’ başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen açıklamada, platform mensupları yasal olmayan hobi bahçeleriyle ilgili bilgiler paylaştı. Programda konuşan Eskişehir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Selma Güder, ruhsatı olmayan her şeyin kaçak olduğunu vurguladı. Hobi bahçelerinin kurulması, konteynır evlerin ve diğer tarımsal yapıların konumlandırılması için öncelikle yapı izni alınması ve yasal gerekliliklerin yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu dile getiren Başkan Güder, katı bir şekilde yasaya uygun hareket edildiğine ve edilmeye devam edeceğine dikkat çekti. Başkan Güder ayrıca, verimli tarım arazilerinin imara açılmasının da kesinlikle engellenmesi ve vatandaşların hobi bahçesi adı altında yasalara aykırı olan oluşumlardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi.
“Hobi bahçeleri ‘Hobi kondu’ya dönüşmektedir”
Eskişehir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Selma Güder, “Büyükşehirlerde verimli tarım arazileri kooperatifleşme adı altında bölünerek hobi bahçelerine dönüştürülmektedir ve küçük parsellere ayrılan bu alanlar betonarme yapılaşmayla tarım alanlarımızı tehdit etmektedir. 2020 yılında pandemi ile başlayan süreçte ne yazık ki insanlarımız doğa ile baş başa olmak adına hobi bahçeleri oluşumunu arttırmakta ve hobi bahçeleri ‘Hobi kondu’ya dönüşmektedir. Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerinin pek çok yerinde tarımla alakası olmayan farklı varlıklı kişiler ve bazı emlakçılar tarafından 20-30 dönümlük tarlalar alınıp sadece ve sadece burada kooperatifleşme adı altında ticari olarak 40-50 kişiye satılıyor. Sonrasında bu girişimi başlatan kişiler kendilerini çok rahat sıyırarak en son hisseyi de satıp geri planda kalıyorlar. Durum böyle olunca iyi niyetli bazı kişiler ‘Hobi bahçesi aldık’ diye seviniyorlar. Fakat sonrasında kanuni bazı zorunluluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Çünkü diyorlar ki ‘Burası tarım arazisidir, yasal değildir.’ Yıkım işlemi başlıyor, uyarılar alıyorlar ve para cezasına maruz kalıyorlar. Tarım arazilerinin bölünmesi 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’yla açık ve net olarak hükümlere bağlanmıştır” dedi.
“Ruhsatı olmayan her şey kaçaktır”
Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu çerçevesinde yasak olmasına rağmen arazilerin tellerle çevrildiğini ve sonrasında hobi bahçesine dönüştürüldüğünü ifade eden Başkan Güder, “Bunlar engellenmeli. Bunu engelleyecekler kimler? İlgili belediyeler ile Tarım İl Müdürlüğü. Daha sonra bu dediğim ilgili kurumlar tarafından eğer belli değilse baştan, sonrasında gerekli bütün kanuni zorunluluklar bunlar için hayata geçirilmek zorundadır. Tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması bir kere kesinlikle önlenmeli ve verimli tarım arazilerinin imara açılması da engellenmelidir. Ruhsatı olmayan her şey kaçaktır. Bir tarlanın etrafını çevirmek tarlanın vasfını değiştirmediği gibi üzerine ‘Satılık arsa’ ilanı yazmak da aldatıcıdır. Sadece köy yerleşim yerlerinde belirlenen alanlarda tarla vasıflı arazilerde inşaat izni verilmektedir. Bunun için de bunu alacak vatandaşların ilgili belediyelere gidip orası ne arazisidir, bunu öğrenip sonra gerekli işlemi kendisi açısından yaptırması gereklidir” şeklinde konuştu.
“Hobi bahçesi adı altında yasalara aykırı olan oluşumlardan uzak durulmalı”
Başkan Selma Güder, sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Hobi bahçelerinin kurulması, konteynır evlerin ve diğer tarımsal yapıların konumlandırılması için öncelikle yapı izni alınması ve yasal gerekliliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Eskişehir Tarım Platformu olarak bizler vatandaşlarımızı hem kendilerinin mağduriyet yaşamaması hem de tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına sebebiyet vererek geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde kaybına yol açmamaları için yasalara aykırı bir şekilde kurulan hobi bahçesi adı altında olan oluşumlardan uzak durmalarını şiddetle uyarıyoruz. İlgili kurum ve kuruluşlar tarafından hobi bahçesi adı altında şehrimizde kurulan yerler ile ilgili olarak kararlı ve katı bir şekilde yasaya uygun hareket edildiğini ve edileceğinin uyarısını bir kez daha tüm kamuoyuna saygılarımızla belirtiyoruz.” – ESKİŞEHİR
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)- CHP Samsun Milletvekili Murat Çan ve Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ, Samsun’un Salıpazarı ilçesi Konakören Mahallesi’nde çiftçilerin sorun ve taleplerini dinledi. Çiftçiler, 2B arazisi sorunu nedeniyle fındık üretimini ve bahçelerindeki fındıkların bakımlarını yapamadıklarını ifade etti. Çan, “Muhtarlarımızın ve vatandaşlarımızın isteği üzerine ve olması gerektiği şekliyle Meclis’te konuyu araştırma önergeleri ve kanun teklifleriyle gündeme getireceğiz” dedi.
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ ile Salıpazarı ilçesi Konakören Mahallesi’nde 2B sorunu nedeniyle sorun yaşayan fındık üreticileriyle bir araya geldi.
Eski Konakören Muhtarı Salim Acar, Konakören, Cevizli, köylülerin 2B arazi ve tapu sorunlarının çözülmesini istediğini belirterek, “2018 yılı sonuna doğru orman sınırlamalarını yaptık biz. Samsun mühendislerle beraberinde ve bundan sonra tapu gelecek dediler. Tapu hala gelmedi. 2B arazileri diye bir şey var, bu hala sonuçlanamadı. Onun için ben sayın vekilimden, sayın büyüklerimden özellikle arz ediyorum” dedi.
CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ şöyle dedi:
“Ben Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanıyım. Konakören köyüne ilk defa geliyorum. Aslında buraların çok yabancısı sayılmam. Ben de Alibeyli’den ova çocuğuyum. Ancak Salıpazarı’nın aslında yıllardan beri gerek sel sorunlarıyla ilgili olsun, daha önceden yayınlanmıştır. 2019 yılından beri Zafer Başkanımla ilçenin sorunlarını yakından takip eden birisiyim. Aynı zamanda Samsun Çevre Platformu Sözcüğü de yaptım. Gerek ilçe başkanım, ilçe örgütümüz ve biz sizlere yardımcı olmamız gereken her ne konu olursa olsun 7/24 emrinize amadeyiz. Bunu bilmenizi istiyorum, sayın vekilimizle zaten sürekli istişare halindeyiz. Vekilimiz CHP’nin değil, sizlerin vekili, milletin vekili, Samsun’un vekili. O bilinçle hareket ettiğini hepimiz görüyoruz, biliyoruz. 7/24 sahada. O nedenle bize ileteceğiniz her şeyi, her çözebileceğiniz bir şey varsa biz çözmeye gayret ediyoruz. O nedenle her zaman iletişime açık olduğumuzu bilmenizi istiyorum.
“İl başkanları olarak ortak bir metin üzerinde çalışıyoruz”
Şimdi sayacağım iller Giresun, Ordu, Samsun, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Trabzon, Kocaeli, Bartın, Kastamonu, Artvin, Tokat, Bolu, Sinop, Rize, Gümüşhane il başkanları olarak ortak bir metin üzerinde çalışıyoruz. Sayın vekilimin söylediği gibi 2012 yılında 150 lira olan dekar başına destekleme fiyatı bugün 170 liraya gelmiş. Yani 2012’den bu yana siz zaten şeyleri söylediniz. Sayın Genel Başkanımızın belirttiği gibi de fındık birim fiyatında 160 civarında bir şekilde açıklanması gerektiği konusunda bir çalışma var. Bu saydığım il başkanları olarak ortak bir örgütlenmeyle hem basın açıklamalarıyla hem de sahadaki çalışmalarla fındık üreticisinin hak ettiği değeri almasının mücadelesini sayın vekillerimiz mecliste biz de sahada sizlerle birlikte veriyor olacağız.”
Salıpazarı Ziraat Odası Başkanı Zafer Ersoy, “Çiftçilerimizin fındık üretici çiftçilerimizin sorunları çok fazla 2B arazileri bunların en başında geliyor. Tüm Salıpazarı’nda bu sıkıntılar yaşanıyor. Bugün burada Konakören köyünde toplanıyoruz. Sayın vekilimiz de geldi sağ olsun. Yine kendisiyle birçok çiftçilerimizin sorunları hakkında sürekli görüşüyoruz, haricinde doğrudan gelir desteği, yine devlet destekli yatırımlardan yüksek rampa arazili çiftçi fındık arsası olan çiftçilerimiz hiçbir şeyden faydalanmıyor. Bunları da dile getireceğiz inşallah, çiftçilerimize faydalı olmaya çalışacağız” dedi.
“Atadan, dededen kullanılan bu arazileri şu anda ormana tahsis edildiği için kullanamama tehlikesiyle karşı karşıya bulunan sizlerin sorunları için konuşmaya geldik”
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan şunları söyledi:
“Bugün burada hakikaten Samsun’da sorun konusunda problemleri zirveye çıkmış bir ilçenin, bir mahallenin sorunlarıyla ilgili görüşmeye geldik. Fındıkla başlayayım, fındığı dalda kahverengi kokarcaya emanet edenler, harmanda yabancı tüccarlara, yabancılara emanet edenler Konakören’in, Salıpazarı’nın sorununu anlayamayanlar. Bundan bir hafta kadar önce Salıpazarı’nın belli başlı sorunları için Muhtarlar Derneği Başkanımızla görüştük, sizlerle görüştük. Özellikle TEDAŞ’ın, YEDAŞ’ın bir şubesinin olmaması, her baharda, her yazda Salıpazarı’nda taşan selin Çarşamba’ya ve Terme’ye verdiği zararları konuştuk. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ama bugün her şeyden önemli yaklaşık 45 yıldır kendi tapulu arazilerinin bir kısmı, kendine tapulu arazilerini, bir kısmı ise devletin arazileri olarak, atadan, dededen kullanılan bu arazileri şu anda ormana tahsis edildiği için, orman vasfı kapsamına alındığı için kullanamayan, kullanamama tehlikesiyle karşı karşıya bulunan sizlerin sorunları için konuşmaya geldik.
“Sorunları çözeceğiz”
Ben burada birkaç cümle etmek istiyorum. Kafasına göre, keyfine göre, ranta göre, parasına göre orman vasıflı arazileri villalar için imara açanlar, insanlara tahsis edenler burada kıt kanaat imkanlarla ekonomiye katkı sunmak için endüstriyel tarım ürünü olan fındığı, Türk ekonomisine kazandırmak için canla başla uğraşan sizler, bugün kendi kullandığınız arazilerin ürünlerini toplamakta sıkıntı yaşamakla yüz yüzesiniz. Bu sorun çözülecektir, çözülmelidir. Yine söylüyorum, İstanbul’da 180 bin metrekarelik araziyi, orman arazisini keyfe göre, ranta göre, kişiye göre insanlara tahsis edenler bugün burada sizleri bundan mağdur etmeye, mahrum etmeye kalkıyorlar, bunları çözeceğiz.
Buraya 2B arazileri ve tapulu arazilerinde tarımsal üretim yapamayan vatandaşlarımızın sorunlarını dinlemeye geldik. Ama hem gördüğümüz tablo hala kırk yıl önce kırk beş yıl önce eleştirilen dönemin iktidarları zamanında yapılan elektrik tesisatı üzerinden vatandaş hizmet görmeye çalışmakta. Bir iyileştirme yok. Kurumsal bir karşılığı yok. Bizim müdahalemiz de ya da bizim şikayetimiz de inşallah yapılacak. Yolun hali gelirken içler acısıydı. 2024’ün Türkiye’sinde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yılında tankerle Samsun Büyükşehir Belediyesi su taşıyor bu bölgeye. Maalesef sular akıyor, bizim belediyelerimiz bakıyor. Bu sorunları burada daha net bir şekilde gördük. Muhtarlarımızın ve vatandaşlarımızın isteği üzerine ve olması gerektiği şekliyle mecliste konuyu araştırma önergeleri ve kanun teklifleriyle gündeme getireceğiz.
“Buralar bize atalarımızdan kaldı”
Konakören Mahallesi sakinlerinden Ali Keskin şu şekilde konuştu:
“Samsun Salıpazarı Konakören köyünden Yaşar oğlu Ali Keskin 1950’ye, birinci ayın biri. 37 kayıtlarımız olduğu halde 1937 kayıtlarımız olduğu halde Osmanlı tapumuz olduğu halde bizleri fındık bahçemizden mahrum etti bu devlet bu hükümet. Ormancı başımıza Cumhurbaşkanı kesildi. Konakören’de bu tarlaya giremesin dedi. 1937 kayıtları varken Osmanlı’nın evi hala içerisinde mevcut iken bizi mahrum etmeye çalışıyor. Fındıklığa giremezsin, jandarmaya hemen telefon ediyorlar. ‘Jandarma geliyor fındıklıktan çık’ diyor. Birinci sene aynı yerden mahkeme gördüm. İkinci sene aynı yerden mahkeme gördüm. Orman işletmesi avukat tutmuş. ’17- 18 milyonu ödeyeceksin’ diyorlar bana, mahkeme masrafı buraya 6 milyon ödeyeceksin diyorlar bana, buramızın bir kısmı tapulu, bir kısmı tapusuz. Kardeşim 500 yıllık yer bu, Osmanlı tarihinden dedeme intikal etmiş, dedemden de babama intikal etmiş. ve babamdan da bize intikal etmiş bu arazilerimiz bizim, bizim önceleri buraya makbuz kesiliyordu. Bu makbuzlar da mevcut olduğu halde bizi tanımıyor adamlar. Eski Osmanlı tapusunu tanımıyor vatandaş.”
Salıpazarı Muhtarlar Derneği Başkanı Erol Gürsoy ise “Az önceki amcamın anlattığı gibi Sayın vekilim biz Konakören muhtarımızla beraber Samsun’a Orman İşletme Şefliği ve Orman Bakanlığı’nı aradığımız zamanı Konakören’in 2B arazisinin oluşabilmesi için Meclis’ten yeni bir yasa verilmesi lazım, yeni bir yasa çıkması lazımmış. 2B çalışması olduğu için bu 2B çalışma olan yerlerde tekrardan bir yasa değişmesi lazım. Değiştikten sonra, Meclis’te görüşülen kararından sonra buna Konakören’le ilgili sayın muhtarımıza bu şekilde aydınlattılar. Sizin burada amcamın dediği gibi bu konuda yasa konusunda içeri mecliste bir teklif verip bunun üzerinizde durursanız çok iyi olur.”
]]>
ANKA Haber Ajansı, AKP’den 3 dönem milletvekili aday adayı olan Prof. Dr. Yasemin Açık ve geçtiğimiz dönem AKP’li Elazığ Belediye Başkanı Yardımcılığı ve Başdanışmanlık görevini yapan Nazif Bilginoğlu’nun “ihaleye fesat karıştırdığı ve kamuyu zarara uğrattığı” iddialarını ve söz konusu iddialara ilişkin Noter belgelerini yayınlamıştı.
İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, bu iddiaları TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.
Konuya ilişkin sosyal medya platformu X üzerinden de bir video paylaşan Çömez, “Bugünkü değeri 400 milyar dolarlık bir fabrika, bir servet açıkçası ve orada yaşananlar tam bir Türkiye fotoğrafı, tam bir Türkiye yüzyılı resmi. Aslında AKP rejiminin bir yansıması” dedi.
Çömez, Kurtulmuş’un yanıtlaması isteğiyle şu soruları yöneltti:
“İl Özel İdaresi adına Genel Sekreter Nazif Bilginoğlu’nun SYCS şirketi ile yüzde 1 oranında kurduğu ortaklık Sayıştay tarafından denetlenmiş midir?
Mera ve hazine arazisinin cüzi bir bedel karşılığında özel mülkiyete geçirilmesinden oluşan kamu zararı hakkında Sayıştay denetçileri tarafından kontrol, denetim, sorgu veya yargılama yapılmış mıdır?
Denetlenmiş ise bu yatırımın “kamu yatırımı” olabilmesini sağlayacak kamu yararı sözleşmenin hangi kısmında görülmüştür?
İl Özel İdarenin sahibi olduğu yüzde 1 payın tekrar SYCS şirketine devrine ilişkin Sayıştay tarafından denetim yapılmış mıdır?”
Yerlikaya’ya sorular
Çömez tarafından İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yöneltilen sorular da şöyle:
Nazif Bilginoğlu’nun adı daha önce yolsuzluk iddialarına karışmış mıdır? Karışmış ise bu kişi nasıl İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği görevini ifa etmiştir?
SYCS İnşaat, Çimento, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin sahip/sahipleri ya da yöneticilerinin adı daha önce başkaca yolsuzluklara karışmış mıdır?
Elazığ İl Özel İdaresi İl Genel Meclisi hangi gerekçe ile hibe yoluyla dahi olsa özel bir şirketin pay ortaklığını kabul etmiştir? Genel Sekreter Nazif Bilginoğlu imzalanacak sözleşmede hangi konularda yetkilendirilmiştir?
Nazif Bilginoğlu’nun bu yetkiye dayanarak fabrikanın kurulacağı arazinin tahsis amacının değiştirilmesi, izin ve ruhsatların alınması, irtifak hakkının kurulması daha sonra arazinin SYCS şirketine devredilmesi gibi kamuyu ilgilendiren ve doğrudan kamu zararı oluşturabilecek bir sözleşme imzaladığı ve yetkisini aşıp aşmadığı denetlenmiş midir?
4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 26 ncı maddesi 4 üncü fıkrası gereği belediyeler ve diğer mahalli idareler ile bunların kurdukları birlikler tarafından ticari amaçla faaliyette bulunmak üzere ticari kuruluşlar kurulması, mevcut ve kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunulması o dönem itibariyle Bakanlar Kurulunun iznine tabidir. Elazığ İl Özel İdaresinin bu ortaklık için almış olduğu bir Bakanlar Kurulu kararı bulunmakta mıdır?”
Yumaklı ve Özhaseki’den yanıtı beklenenler…
Çömez, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlamasını istediği soruları da şöyle sıraladı:
Mera vasfındaki arazi için tahsis değişikliğinin mera tespit komisyonunun 4/12/2012 tarihli toplantısında 4342 sayılı kanunun 14/c maddesi gereğince karara bağlandığı bilinmektedir. Bu bağlamda yatırımın kamu yatırımı olup olmadığı mera tespit komisyonunca incelenmiş midir?
Kamu arazilerinin satış aşamalarında Elazığ İl Tarım Müdürlüğüne görüşü sorulmuş mudur? Sorulmuş ise müdürlük bu vasıf değişikliği ve satış konusunda hangi doğrultuda görüş bildirmiştir?”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye yöneltilen sorular ise şunlar:
“Yukarıda ayrıntılı bilgisi verilen taşınmaz ve muhdesatların değeri ne şekilde belirlenmiştir? Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüğü nezdinde kayıt tutulmuş mudur? Taşınmaz satışına ilişkin işlem dosyası mevcut mudur?
Üzerine irtifak hakkı kurulan hazine arazisi daha sonra hangi gerekçelerle özel şirkete devredilmiştir?
Ülke genelinde kamu idarelerinin ortak olduğu şirketlere benzer yöntemle devir işlemi gerçekleşmiş midir? Bu işlemler gerçekleştirilirken “kamu yatırımı” niteliğinde olup olmadığı incelenmekte midir?”
]]>Bilecik’te TMO hububat alımına başladı
BİLECİK – Bilecik’te Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından hububat alımı başlarken, Vali Şefik Aygöl, ” İl Özel İdaresine ait 58 dönümlük bir arazi olduğunu ve bu alana tarım kompleksi yapılması konusunda fikir birliğine vardık” dedi.
Bilecik’te buğday ve arpaları hasat eden çiftçiler TMO tarafından alımlarının başlamasının ardından traktörlerine yükledikleri mahsulü kent merkezine getirdi. Bilecik Belediye Kantarına sabah saatlerinde gelmeye başlayan çiftçiler TMO yetkililerince alınan numuneler, analiz edilerek ürünlerin kalitesi göre ton başı en düşük 8,500 en yüksek 9 bin 250 TL’den fiyat belirlediler. Burada Bilecik Valisi Şefik Aygöl, Bilecik TSO Başkanı Mehmet Ergün ve Bilecik Ziraat Odası Başkanı Ahmet Sevinen burada üreticilerle bir araya geldi. Burada alımlar hakkında bilgi veren Bilecik Valisi Şefik Aygöl, “Biz daha önce de söz verdiğimiz gibi zamanında alımlara başladık. Önümüzdeki haftada Gölpazarı ilçemizde başlayacağız. Öncelikle bu seneki hedefimiz 70 bin ton civarında bir buğday alımı, 15 bin tonda arpa alımı şeklinde hedefimiz var, beklentimiz var. 10 ay önce yine böyle bir özellikle buğday alımı başladığı dönemde aslında alım yerimizin TMO’nun yerinin çok uygun olmadığı, çiftçilerimize daha uygun bir yer bulma konusunda bir açıklamamız olmuştu. Hatta bir komisyon oluşturduk, o komisyon güzel bir çalışma yaptı. Şehrin 3 bölgesinde hazine arazilerinden bizlere yer önerildi. Hem çiftçimizin, hem ziraat odamızın talebi şu anda karayollarının Yenişehir yolu üzerindeki özellikle şantiye olarak kullanıldığı alanı talep ettiler. Orada 2 tane sıkıntımız var. Evet, çok uygun bir yer, çiftçilerimiz açısından, köylerimizin geliş gidiş açısından uygun bir yer. Birincisi bizim oradaki yol çalışması muhtemelen bir buçuk iki seneye kadar hala devam edecek. Orada şantiye, karayolları hizmetine devam edecek. İkincisi il belediyemiz o konu tahsis kendilerinde. Onlarında ihtiyacı olduğu konusu vardır ama gerekirse fedakarlık yapabileceği yönünde bir çalışma ile bir aşamaya geldik” dedi.
“Bilecik’e bir tarım kompleksi olacak”
Vali Aygöl açıklamasını devamında, “İl Özel İdaremize ait 58 dönümlük bir arazimiz var hastanenin Yenişehir yolu tarafında. Biz orada bir adliye binası çalışmasına başlıyoruz inşallah. Onun yanında arazimiz devam ediyor. Ziraattan görevli arkadaşlarımız, başkanımız, TMO Bölge Müdürümüz bir değerlendirme yapacaklar. Vatandaşların gelişi, gidişi, kullanım açısından uygun derler ise biz çok kıymetli araziyi İl Genel Meclisimize sunup oradan kararımızı alıp bir tarım kompleksi yapmak istiyoruz. Bunu yaparken malumlarımız Tarım İl Müdürlüğümüzün binasının ve özellikle teşkilatın diğer birimlerinin değişimi ile ilgili bir çalışma içerisindeyiz. İnşallah onu yakın zamanda ihalelerine çıkmayı hedefliyoruz. Bizler kurumlarımızla fedakarlık yapmaya, şehrimize hizmet anlamında gerekirse mülkümüzü devretmeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu değerlendirme sonucu karar verirse biz daha önce yaptığımız çalışmada 1-2 sene sonrayı beklemek durumunda kalmayacağız. Aksi takdirde biz o arazinin bize devrinin 1-2 sene süreceğini tahmin ediyoruz. Biz bugün arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirmede böyle bir sonuca vardık. İnşallah ilgili birimlerimizde hızlı bir şekilde kararlarını verip, yatırımlarımız planlama konusunda hızlı bir şekilde hareket edersek önümüzdeki sene bunların belki inşaatlarını görme fırsatı bulacağız. Biz alımları belki gelecek senede burada yapma durumumuz olabilir ama sonraki senelerde bu işi şehir adına kurtarmış olacağımızı değerlendiriyoruz” ifadelerine yer verdi.
]]>Efeler ilçesi Kuyulu Mahallesi’nde Şehir Hastanesi’nin yakınında yeni bir mezarlık alanı oluşturuldu. 14 bin 600 metre kare arazi üzerinde bulunan mezarlığa bu zamana kadar çok sayıda defin işlemi gerçekleştirildi. Mahalle sakinleri ise mezarlık yapılan alana ilişkin idari işlemi mahkemeye taşıdı. Aydın İdare Mahkemesi’ne açılan davada defin işlemlerinin durdurulması talebinde bulunuldu. Mahkeme bilirkişi heyetinden rapor istedi. Alanında uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyeti, mezarlık alanına gidip incelemede bulunup raporunu hazırladı. Dava açanların lehinde çıkan bilirkişi raporu sonrası, şimdi de defin işlemlerinin durdurulmasının beklenildiği belirtildi. Mezarlık alanının tarım arazisi olduğu ve tarım arazilerinin ise mutlak olarak korunması gerektiği raporda vurgulandı.
İptal davasını açan davacıların Avukatı Cennet Ceyda Boğa Yıldız; “Kamuoyunu yakından ilgilendiren Kuyulu Mahallesi’nde Şehir Hastanesi inşaatının karşısında bulunan 14 bin 600 metrekare ham toprak vasıflı taşınmazın mezarlık yeri olarak kullanımına karar verilmişti. Bu tahsis kararına dayanak olan Efeler İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurul Kararı’nın hukuka aykırı şekilde alınmış olması sebebi ile açmış olduğumuz yürütmenin durdurulması istemli iptal davasında, taşınmazın mezarlık yerine uygun olmadığını, kanunen taşıması gereken şartların somut olayda mevcut olmadığını, parselin yerleşim yerine ve okullara oldukça yakın olduğunu kamu sağlığı bakımından bu durumun olumsuz sonuçlarının olabileceğini, parselin verimli bir tarım arazisi olduğunu ve korunması gerektiğini, parselde su birikintilerinin oluşabilme ihtimalinin olduğunu jeolojik olarak da mezarlık yerine uygun olmadığını vurgulamıştık. Geçtiğimiz günlerde keşif yapılmış olup bilirkişi heyet raporu tarafımıza 28 Mayıs 2024 tarihinde tebliğ edilmiştir. Tebliğ edilen bu rapor açılan davanın hukuki yarar içerdiğini ve alanın mezarlık yerine uygun olmadığını açıkça göstermektedir” dedi.
Avukat Yıldız, bilirkişi raporunun detaylarını anlatarak, “Bilirkişi heyeti mezarlık alanının tarım arazisi olduğu, tarım arazilerinin ise mutlak olarak korunması gerektiğine ilişkin bilimsel kanaatini açıkça ortaya koydu. Mezarlık alanının hem çok geçirgen olan toprak özellikleri hem de dereye bitişik konumu itibarıyla mezarlık olarak kullanılmasının uygun olmadığı, yine dava konusu parselin jeolojik açıdan mezarlık yerine uygun olmadığı raporda belirtildi. Mezarlık alanı olarak seçilen Kuyulu Mahallesi 219 parsel sınırının, Şehir Hastanesi’ne en yakın mesafesinin kuş uçumu olarak yaklaşık 180 metre, ilkokula yaklaşık 300 metre, en yakındaki binaya yaklaşık 200 metre mesafede olduğu ve parselin hemen güneyinden geçen dere yatağının bulunması nedeniyle su birikintisi oluşturma potansiyelinde olması bakımından mezarlık yeri seçimiyle ilgili yönetmeliğin 5. Maddesinde belirtilen özellikleri taşımadığının altı çizildi. Son olarak mezarlık yerinin belirlenmesinde şehircilik ilkelerine ve kamu yararına dikkat edilmediği gerekçeleri ile Efeler İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun söz konusu işleminin uygun olmadığı kanaatine varıldı. Bilirkişi heyetinin bu kararı dikkate alınarak yetkililerin gerekli önlemleri almasını temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.
Davanın sonucunu göremedi
Mezarlık alanına defin işlemlerinin durdurulması için dava açan kişilerden biri olan İbrahim Kılınçarslan, iki ay önce hayatını kaybetti. Kılınçarslan, ölmeden önce bu mezarlığa defnedilmemeyi isteyerek vasiyet bıraktı. 31 Mart’ta vefat eden Kılınçarslan’ın isteği çocukları tarafından yerine getirildi.
Kuyulu Mahalle Muhtarı Ahmet Yurga, okula çok yakın olan mezarlık alanının öğrencilerin psikolojisini olumsuz etkilediğini ve velilerin bundan şikayetçi olduğunu da belirterek mezarlık alanının mahallelerinden kaldırılmasını talep etti.
Mahalle sakinlerinden ve aynı zamanda davacı Hicazi Kahraman ise “Bu arazide daha önce zeytin, incir ağaçları vardı. Tütün, arpa ve buğday ekildiğini biliyorum. Buradaki verimli arazinin mezarlık olması hoş değil” dedi. – AYDIN
]]>EDİRNE’nin Keşan ilçesinde, muhtarlar ve çiftçiler, tarım arazilerine izinsiz konulan ‘tiny house’ların kaldırılmasına destek verdi. Keşan Köy ve Mahalle Muhtarları Derneği Başkanı Abdullah Kemik, “Özellikle pandemi döneminden sonra ‘tiny house’ ve böyle yapıların hızla çoğaldığı gözlemlenmiştir. Tarım arazilerinde yapılaşma konusunda toprak ve arazi kullanımı kanunu göz önünde bulundurularak tarımın devamlılığını korumak zorundayız” dedi.
Saros Körfezi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarında tarım arazisi niteliğindeki tarla vasıflı taşınmazlarda, tarımsal nitelik bozularak ‘tiny house’ adlı izinsiz yapıların koyulması üzerine, Edirne Valiliği tarım alanlarını koruma amacıyla çalışma başlattı. ‘tiny house’ların bir kısmı sahipleri tarafından kaldırılırken Edirne Özel İdaresi ekiplerinin Saros Körfezi’nde kaldırma çalışmaları sürüyor.
Keşan’daki muhtarlar, ziraat odaları, çiftçi kuruluşları ve üreticiler de Edirne Valiliği’nin yaptığı çalışmalara Cumhuriyet Meydanı’nda düzenledikleri basın açıklamasıyla destek verdi. Keşan Köy ve Mahalle Muhtarları Derneği Başkanı Abdullah Kemik, tarımın ülkelerin gıda güvenliği, kırsal kalkınma, istihdam, milli gelire katkı, ihracat ve çevre koruma gibi çok fonksiyonlu özelliğiyle dünyanın her ülkesinde stratejik bir öneme sahip olduğunu belirterek, “Kaçak yapılaşma, tarımsal üretim ve doğal dengeyi olumsuz yönde etkilemektedir. İlimiz, ülkemiz çeltik üretiminde 1’inci, ayçiçeği üretiminde 1’inci, buğday üretiminde 4’üncü sırada yer alarak, stratejik ürünlerin üretildiği verimli topraklarıyla ön plana çıkmaktadır. Son günlerde hem ilimiz Edirne’de hem diğer illerimizde tarım arazilerinin amaç dışı kullanıldığını görmekteyiz. İlimizde tüzel kişiler veya şahısların kooperatif kurarak veya kişisel olarak tarım arazilerini satın aldığı ve bu arazilerde ‘5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı kanunu’ kapsamında tarım dışı kullanım izni alınmadan ve ‘3494 sayılı imar kanunu’ gereği, imar planı yapılmadan kooperatif yönetimler tarafından tapu tescili olmayacak şekilde fiili hisseler oluşturulduğu kooperatif üyesi olarak hisse satın alınması durumunda her bir hisse içinde geçici veya kalıcı yapılar (konteyner, tiny house ve benzeri) konulduğu gözlenmiştir. Ayrıca bu alanların tel, çit, tahta gibi malzemelerle bölündüğü, aralarına yollar yapıldığı, kanalizasyon, su ve elektrik hattı döşendiği, imarlı parseller gibi pazarladığı tespit edilmiştir. Tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulduğunun ve bitkisel, hayvansal üretimden tamamen çıktığı gözlemlenmiştir” diye konuştu.
‘TARIMIN DEVAMLILIĞINI KORUMAK ZORUNDAYIZ’
Özellikle pandemi döneminden sonra ‘tiny house’ ve benzeri yapıların hızla çoğaldığını ve tarımsal alanlar ile çevreyi tehdit ettiğinin gözlemlendiğini ifade eden Kemik, “Salgın hastalıklar ve savaşlar yaşadığımız bu dönemde gıdaya erişimin ne kadar zor ve önemli olduğu bir kez daha görülmüştür. Bu koşullar göstermiştir ki, dünyada en önemli şey gıda ve bu gıdaya sağlıklı bir şekilde ulaşmaktır. Özellikle pandemi döneminden sonra ‘tiny house’ ve böyle yapıların hızla çoğaldığı, tarımsal alanları ve çevreyi tehdit ettiği gözlemlenmiştir. Tarım arazilerinde yapılaşma konusunda toprak ve arazi kullanımı kanunu göz önünde bulundurularak tarım arazilerindeki yapılaşmanın izinli ve kontrol altında gerçekleşmesini sağlayarak tarımın devamlılığını korumak zorundayız. Bu kapsamda ilimizdeki ilgili kurum ve mercilere Edirne’de tarım arazilerinin korunmasına yönelik olarak ‘tiny house’ ve kaçak yapılaşmaya izin verilmemesi konusunda yaptıkları çalışmalar için desteklerimizi sunar ve teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
YAPILAR KALDIRILIYOR
Öte yandan Saros Körfezi’nde kıyısı bulunan Keşan’a bağlı Danişment ve Korucu köyleri arasında, tarım arazilerine izinsiz konulan ‘tiny house’ adlı taşınabilir evler, valilik tarafından kaldırılıyor. Mobil olmadıkları, elektrik, su ve tuvalet bağlantılarının yapıldığı belirlenen ‘tiny house’lar İl Özel İdaresi ekipleri tarafından vinçle TIR’lara yüklenip, belirlenen alana götürülüp bırakılıyor.
]]>Facianın teğet geçtiği olayda şans eseri yaralanan olmazken, pompalı tüfek dehşeti vatandaş kamerasına yansıdı. Çocukları evde uyuduğu sırada olayın yaşandığını anlatan Nihat Ak, “Çocukları ateş edilen yöndeki odalardan başka odalara taşıdık. Çocuklar şoktaydı. Mermiler eve isabet ediyor, camlardan içeri giriyordu” dedi.
Olay, cumartesi günü İlimtepe Mahallesi Erikli Mevki 302 Sokak’ta meydana geldi. Evinde uyuyan Nihat Ak (26), saat 04.00 sıralarında dışarıdan gelen silah sesleriyle irkildi. Penceresini açan Nihat Ak iddiasına göre, aralarının bozuk olduğu kardeşleri S.A., P.A. ve Y.A’nın havaya ateş ettiğini gördü. Dışarıya çıkmayan Nihat Ak, 08.30 sıralarında ise odanın camının kırılmasıyla panik içinde uyandı. Nihat Ak; Körfez Belediyesi meclis üyesi amcası M.A’nın oğulları F.A., V.A. ve amcasının yeğenleri Y.A. ile A.A’nın evine taşlarla saldırdığını öne sürdü. Aracıyla bölgeye gelen amca M.A’nın da dahil olmasıyla olay büyüdü. Y.A., tüfekle Nihat Ak’ın evine doğru ateş etti. Tüfekten çıkan saçmalar ile olay esnasında ateşlenen silahtan çıkan kurşunlar, Nihat Ak’ın çocuklarıyla kaldığı odaya isabet etti. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunulmasıyla adrese jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Öfkeli kalabalık jandarma ekipleri tarafından güçlükle dağıtıldı. Jandarma olay yeri inceleme ekipleri de sokakta ve evlerde incelemelerde bulundu. Camların kırıldığı ve çok sayıda boş kovan olduğu görüldü.
Yeni Yalı Mahallesi’nde Nihat Ak’a ait büfenin de eş zamanlı olarak camları kırıldı. Durumun bildirilmesiyle olay yerine polis ekipleri sevk edildi.
Olayın arazi anlaşmazlığı sebebiyle ortaya çıktığı öğrenildi. Nihat Ak’ın evinin bulunduğu araziyi kardeşlerinin istediği, bunun karşılığında para teklif edildiği ancak Ak’ın evini ve arazisini satmak istemediği iddia edildi. Nihat Ak; evine saldıran amcası M.A., amcaoğulları F.A., V.A., amcasının yeğenleri Y.A., A.A’dan ve dükkanına saldırıdan sorumlu tutuğu kardeşleri S.A., P.A. ve Y.A’dan şikayetçi oldu. Şüpheliler, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
“Çocuklar şoktaydı”
Yaşananları anlatan Nihat Ak, gece 04.30 sıralarında silah sesleriyle uyandığını belirterek, “Kötü alışkanlıkları sebebiyle aileden reddettiğimiz 3 kardeşimin ateş edip kaçtığını gördüm. 1 yıldır zaman zaman ateş edip tehdit ediyorlardı bu sebeple pek umursamayıp, gündüz karakola giderim diye uyudum. 08.30 sırlarında camın kırılma sesiyle uyandım. Amcamın çocukları camıma taş atıyordu. Cama çıktım ‘Ne yapıyorsunuz?’ diye bağırdım. Bu kez silah çektiler. Pompalı tüfekle evimi taradılar. Amcam bir partinin meclis üyesi. ‘Ben meclis üyesiyim sizi öldürürüm. Cezaevinde mahkum ederim’ dedi. Jandarmaya haber verdik. Çocukları ateş edilen yöndeki odalardan başka odalara taşıdık. Çocuklar şoktaydı. Mermiler eve isabet ediyor, camlardan içeri giriyordu. Jandarma geldi ve olayı sakinleştirmeye çalıştı. Amcam ve amcamın oğulları ile yeğenleri durmadılar. Camları kırmaya devam ettiler. Sonrasında jandarma müdahale etti, aldı ve karakola götürdü. Ben daha olayın şokundayken esnaf komşum aradı. ‘Dükkanın camını kırmışlar haberin var mı?’ diye sordu. 3 saat sonra dükkanıma gidebildim. Camlarımı kırmışlar. Polis merkezine gidip şikayetçi oldum. Sabah rastgele ateş edip kaçan kardeşlerim sonradan dükkanımın camını kırdı” dedi.
“2 gün sonra hayatta olmayabilirim”
Ölüm tehditleri aldığını söyleyen Nihat Ak, “Ateş ettikleri camın sağ ve sol tarafında çocuklar uyuyordu. Çocukları sürükleyerek diğer odaya taşıdım. Çocuklar da şoka girdi, biri hastanede 3 saat kaldı. Can güvenliğimiz yok. Jandarma burada herhangi bir saldırı olmaması için nöbet tutuyor. Jandarma bir gün nöbet tutar, iki gün nöbet tutar. Yine bu baskılar ve tehditler devam edecek. 2 gün sonra hayatta olmayabilirim” diye konuştu.
“Arazimizi ve evimizi istiyorlar”
Kardeşlerinin kendisinden para ve arazi istediğini ifade eden Ak, “Babamın reddettiği kardeşlerim bizden para, arazi ve evimizi istiyorlar. Bu konuya da amcam destek veriyor. Evimi taramasından belli. Onlar evimizi tarıyor, kardeşlerimiz evimizin camlarını indiriyor. Bizim zorla gitmemizi istiyorlar. Arazimizi ve evimizi istiyorlar. Bedelinin çok aşağısında teklifte bulundular. Mağdurum, can güvenliğim yok” dedi.
Olayla ilgili inceleme sürüyor. – KOCAELİ
]]>Yasemin Açık’ın yönetici olduğu SYCS firmasının, Elazığ’da kamu bankalarından kredi alarak ve kamu arazisi üzerinde kurulan çimento fabrikasıyla devleti dolandırdığı iddiası üzerine başlatılan soruşturma devam edereken, Av. Emine Erol, konu olay hakkında yaptığı açıklamada, “Elazığ’da emsaline rastlanılmayacak pişkinlikte, pes dedirtecek bir olay yaşandı.” dedi.
Avukat Emine Erol, yaptığı basın açıklamasında, “Toplum zararına kirli ilişkiler öyle bir noktaya geldi ki; artık hukuksuz iş yapanlar, menfaatleri için kamu malına göz dikenler, kanunsuz iş yapmak için anlaştıkları memura güvenmeyip, devleti dolandırmak için yaptıkları planı gizlemek bir yana devletin noterine gidip sözleşme konusu yapabiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Emsaline rastlanılmayacak pişkinlikte, pes dedirtecek bir olay”
“Elazığ’da emsaline rastlanılmayacak pişkinlikte, pes dedirtecek bir olay yaşandı.” diyen Erol, şunları kaydetti: “Daha önce Adapazarı Karasu Limanları Demiryolu işi ihalesinde astronomik fiyatlarla devleti zarara soktuğu iddia edilen Seza İnş. A.Ş. ve hissedarı Prof. Dr. Yasemin Açık, bu kez yüzde 100 hissesi kendisine ait olan SYCS İnş. ve Çimento A.Ş. şirketi eliyle yaptığı kamu malı zararına, anayasa ve kanunlara aykırı sözleşmeyi noterden yapıp, sonra bu sözleşmenin ardındaki yasadışı planı adım adım uygulayarak, kamu mallarını şirketine geçirdiği iddiasıyla gündemde.”
Prof. Dr. Yasemin Açık’ın kadın girişimci olarak yaptığı yatırımları ekranlardan ve dergi kapaklarından “başarı hikayesi” olarak anlattığına dikkat çeken Av. Erol, “Bu ismin, bu kez devletin hüküm ve tasarrufu altında mera niteliğinde olan kamu taşınmazlarını hileli şekilde mera vasfından çıkarıp, sonra şirketinin mülkiyetine alırken, devlet memurlarıyla birlikte hileli işlemler gerçekleştirerek, kamuyu zarara soktuğu iddia ediliyor.” sözlerini kaydetti.
“Kamu ve toplum zararına büyük bir operasyon”
Yasemin Açık’ın yönetici olduğu SYCS firmasının, Elazığ’da kamu bankalarından kredi alarak ve kamu arazisi üzerinde kurulan çimento fabrikasıyla devleti dolandırdığı iddiasını gündeme getiren Av. Erol, iddialarla ilgili şu bilgileri paylaştı; “Ortaya çıkan bilgi ve belgeler, bu başarı hikayesinin kamu ve toplum zararına devreye alınan büyük bir operasyon olduğuna işaret ediyor. Çünkü fabrikanın kurulduğu arazi ve hammadde ocakları mera vasfında, yasal olarak kiralamaya, satışa ve üzerinde fabrika yapmaya müsait değil. Yaptıkları plana göre; önce Elazığ İl Özel İdaresi şirkete bedelsiz olarak yüzde 1 hisse ile ortak olmuş. Bu ortaklık için Bakanlar Kurulu kararı gerektiği halde ve ortaklık oranı en az yüzde 50 olması gerektiği halde, Elazığ İl Özel İdaresi yüzde 1 ortak olarak, mera arazisine el koymanın yolu açılmış.”
“Elazığ İl Özel İdaresi yüzde 1 hissesini Yasemin Açık’a devretmiş”
Erol, sözlerinin devamında şunları söyledi; “Elazığ İl Özel idaresi, Elazığ İl Mera Komisyonuna başvurarak, şirketten hiç bahsetmeden mera parseli üzerinde Elazığ İl Özel İdaresinin kamu yatırımı yapacağını; kamu yatırımı için Özel İdarenin araziye ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, taşınmazın mera vasfının değiştirilmesini talep etmiş. Mera vasfındaki arazinin tahsis amacı ancak kamu yatırımı amacıyla değiştirilebileceğinden, Elazığ İl Özel İdaresi, kamu yatırımı yapacağı bahanesiyle Elazığ İl Mera Komisyonundan taşınmazların mera vasfının değiştirilmesi kararını almış. Bununla da yetinmeyen Elazığ İl Özel İdaresi, araziyi işletmek için irtifak hakkını almış, sonra bu hakkı şirkete devretmiş ve nihayetinde bu mera arazileri şirket tarafından oldukça düşük bir bedelle satın alınarak, özel şirket adına tapuda tescil edilmiş. Mera parselleri SYCS şirketi mülkiyetine girince, Elazığ İl Özel İdaresi yüzde 1 hissesini Yasemin Açık’a devretmiş.”
“Tüm işlemler kamu yatırımı gibi gösterilmiş”
“Yani gerçekte Özel İdare ne kamu yatırımı yapmış ne fabrika kurmuş ne de gerçekte bir yatırıma ortak olmuş.” diyen Av. Erol, “Ancak Elazığ İl Özel İdaresi adı altında tüm işlemler kamu yatırımı gibi gösterilerek, yerel ve merkezi idarenin tüm kamu organlarından izinler alınmış. İşin sonunda kamu bankası olan Ziraat Bankası’ndan kullanılan krediyle, kamu arazisi ve hammadde ocakları üzerine yapılan bu yatırım kamu mülkiyetinden çıkarak özel mülkiyete geçmiş.”
“Bu örnek belki ülkemizde tek”
Avukat Emine Erol, “Hukuka aykırılığın, kanunsuzluğun, işlenen suçların belgesi olur mu denildiğinde, bu örnek, belki ülkemizde tek olacaktır. 08 Ekim 2012 tarihinde henüz fabrikayla ilgili hiçbir faaliyet yokken SYCS şirketi ile Elazığ İl Özel İdaresi arasında noterde imzalanan sözleşmenin her maddesi suçun itirafıdır. Bu belge incelendikten sonra fabrikayla ilgili yapılan her ne varsa, kamu aleyhine yapılan gizli bir anlaşmanın adım adım nasıl gerçekleştirildiği anlaşılınca inan hayrete düşüyor.” sözlerini vurguladı.
“Elazığ İl Özel İdaresinin üstlendiği sorumluluklar saymakla bitmiyor”
Devlet ve kamu adına bahse konu sözleşmeye imza atan Elazığ İl Özel İdaresinin, SYCS şirketine, devletin bugüne kadar hiçbir anlaşmada taahhüt etmediği taahhütlerde bulunduğuna dikkat çeken Erol, “Her hukuksuzluğun tane tane yazıldığı bu sözleşmede, devlet adına taahhütte bulunan Elazığ İl Özel İdaresinin üstlendiği sorumluluklar saymakla bitmiyor.” diyerek, sözleşmedeki maddeleri şöyle sıraladı;
“Elazığ İl Özel İdaresinin bedelsiz bir şekilde yüzde 1 pay alacağı, arazinin şirket mülkiyetine girmesiyle bedelsiz olarak Yasemin Açık’a iade edileceği; bu şekilde ortaklığın sona ereceği; idarenin sorumluluğunun bu yeri kamu yatırımı gibi gösterip mera vasfının kamu yatırımı için değiştirilmesi olduğu; devletin şirket idaresinde hiçbir söz hakkı olmayacağı; şirket mallarının devlet malı gibi korunacağı; irtifak hakkının Elazığ İl Özel İdaresi tarafından alınıp şirkete devredileceği; devletin sorumluluğunun arazi vasfını değiştirmek ve bu şekilde bulundurmak olduğu; kamu yatırımı görüntüsü için istenirse devletin ortak görünmeye devam edeceği; arazinin satış işlemleri için gerekli işlemlerin Elazığ İl Özel İdaresi tarafından takip edileceği; arazi üzerinde yapılacak inşaatlar için gerekli imar izinlerinin Elazığ İl Özel İdaresi tarafından alınacağı; yasal koşullara bağlı izin ve ruhsat işlemlerinin hepsinin Elazığ İl Özel İdaresi tarafından yapılacağı; tüm hukuki problemlerin Elazığ İl Özel İdaresi tarafından çözüleceği; hatta Elazığ İl Özel İdaresi ortaklıktan ayrıldıktan sonra dahi izin ve ruhsat işlemleri için şirkete yardımcı olunmaya devam edileceği yazılmıştır.
Elazığ İl Özel İdaresi bu yükümlülüklerin ve taahhütlerinin hepsini gerçekleştirmiştir. Konuyla alakalı Emekli Sayıştay Uzmanlarından, üniversitelerin hukuk fakültelerinde ceza, ticaret, idare hukuku alanında Profesör olan kıymetli hocalarımızdan uzman görüşü alınmıştır. Bu uzman görüşlerinde de fabrikanın kuruluşuna ilişkin tüm işlemlerin, hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığı ve suçun nasıl işlendiği aşama aşama izah edilmiştir. Soruşturma, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmektedir.”
]]>BATMAN – Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından son 21 yılda Batman’da 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ederek bölge ekonomisinin kalkınmasına destek oldu.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değerinin her geçen gün daha da arttığını söyledi. Balta, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön verildiğini kaydetti.
Batman’a son 21 yılda 11 milyar 524 milyon TL değerinde 39 tesis inşa ettiklerini vurgulayan Balta, “Ülkemizin dört bir yanında, milletimizin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşlarımızın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyoruz. Ülkemiz için Batmanlı hemşehrilerimiz için üretmeye devam edeceğiz” dedi.
“183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi”
‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran Balta, “DSİ olarak suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğumuz taşkın koruma tesisleri ile de muhtemel taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyoruz. ‘Su Vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürerek işletmeye aldığımız baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirildi. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“Pamuk ve mısır diyarı Batman’da, 138 bin dekar araziyi suyla buluşturduk”
Balta, elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Batmanlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye tarımına destek vermeye devam ettiğini söyledi.
Batman’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Batman’a inşa ettiğimiz 6 sulama tesisi ile 138 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık. Batman’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda 39 adet tesis ile 11 milyar 524 milyon TL yatırım yapıldı. Kente kazandırdığımız Batman Barajı 400 bin dekar araziyi sulamaya sağlayacak suyun depolamasını sağlıyor aynı zamanda da kentin enerji üretimine fayda sağlıyor” dedi.
“Taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmalarımız devam ediyor”
Kentte taşkın riskini ortadan kaldırmak için çalışmaların aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Balta, şunları kaydetti:
“Batman’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 27 adet taşkın koruma tesisi ile Batman şehir merkezi, 36 adet yerleşim yeri ve 695 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.”
“Milli ekonomiye 1.5 milyar TL katkı”
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Batman’da 1 adet iş tamamlanarak toplam 377 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, Batman’da 36 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalandığını söyledi.
Batman’da son 21 yılda 2 adet Hidroelektrik Enerji (HES) tesisi işletmeye alınarak yıllık 702,58 GWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif Balta, kurulu gücü 250 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye, yalnızca enerji alanında yıllık 1,5 milyar TL katkı sunulduğunu aktardı.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Batmanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. – BATMAN
]]>DSİ 10. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşların refah düzeyini artıran su yapıları inşa ederek, vatandaşın hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığına set çeken HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren DSİ Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide yarattığı güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken, yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de olası taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, DSİ Genel Müdürlüğünün Türkiye’nin su ve enerji gücü olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
18 Aralık 1953’te kurulan genel müdürlüklerinin “Su vatandır” anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletlerle 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirdiğini aktaran Balta, “Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile ‘Türkiye Yüzyılı’na damga vurmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da 588 bin dekar arazi suyla buluşturuldu
Balta, son 21 yılda Diyarbakır’a inşa ettikleri 15 sulama tesisi ile 588 bin dekar tarımsal araziyi sulamaya açtıklarını aktardı.
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve Diyarbakırlıların emekleriyle can bulan bereketli Güneydoğu topraklarının tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sırada yer aldığını ifade eden Balta, şunları kaydetti:
“Son 21 yılda Diyarbakır’a 94 milyar 463 milyon değerinde 127 tesis inşa ettik. Diyarbakırlılar için üretmeye devam edeceğiz. Diyarbakır’da son 21 yılda 5 baraj ve 3 yer altı su depolaması inşa ettik ve böylece 250 milyon metreküp su depolama hacmine ulaştık. Diyarbakır’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 5 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanmasıyla 2 milyon 191 bin dekar tarımsal araziyi daha suya kavuşturmayı hedefliyoruz.”
Bu süre zarfında tamamlanan 61 taşkın koruma tesisi ile şehir merkezi, 62 yerleşim yeri ve 1580 dekar arazinin taşkın kontrolünün sağlandığını ve 5 taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmalarının devam ettiğini belirten Balta, hayata geçirdikleri taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azalttıklarını, vatandaşları ve toprakları güvence altına aldıklarını vurguladı.
Balta, şu bilgileri paylaştı:
“Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri” kapsamında ilde 39 işin tamamlandığını, toplam 5 milyon 714 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkati çekerek, “Diyarbakır’da 435 yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.”
İlde son 21 yılda 3 hidroelektrik enerji tesisini işletmeye alarak yıllık 150,10 GWh enerji üretimi sağlandığını kaydeden Balta, kurulu gücü 47,14 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye yalnızca enerji alanında yıllık 330 milyon lira katkı sunduklarını bildirdi.
Balta, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Diyarbakırlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle ‘Türkiye Yüzyılı’ idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü; kurumsal altyapısı, tecrübeli personeli ve güçlü makine parkıyla, ülkenin dört bir yanında, milletin refah düzeyini artıran su yapılarını inşa ederek vatandaşların hizmetine sunma sorumluluğunu yerine getiriyor.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, artan sanayileşme ve diğer çevre sorunlarıyla birlikte yaşamın kaynağı olan suyun değeri her geçen gün artarken, DSİ tarafından tamamlanarak milletin hizmetine sunulan; içme suyu tesisleri, tarımsal üretimin lokomotifi olan barajlar, gölet ve yer altı depolama tesisleri, HES’ler ve parçalanmış tarım arazilerini yeniden ekonomiye kazandıran arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme projeleri ile suya yön veriliyor.
“Su Vatandır” hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Bizler maziden atiye uzanan, tarihini insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesinin üzerine inşa eden köklü bir geleneğin mensuplarıyız. 18 Aralık 1953 yılında kurulan Genel Müdürlüğümüz kurulduğu tarihten bu yana su vatandır anlayışıyla çalışmalarını sürdürerek işletmeye aldığı baraj ve göletler ile 183 milyar metreküp su depolama kapasitesi geliştirmiştir. Tamamlanan projeler ile 71 milyon dekar arazi sulamaya açılmış, yaklaşık 2 milyon hektar alan taşkınlardan korunmuştur. Hizmete alınan içme suyu tesisleri ile yıllık 5,2 milyar metreküp memba kalitesinde içme suyu temin edilmektedir. Güç ve ilhamını aziz milletimizden alan DSİ dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projeler ile Türkiye Yüzyılına damga vurmaya devam edecektir.” dedi.
“Tarım kenti Erzincan’da, 121 Bin 400 dekar araziyi suyla buluşturduk”
Erzincan’a yapmış oldukları DSİ yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Erzincan’da inşa ettiğimiz 5 sulama tesisi ile 121 Bin 400 dekar tarımsal araziyi sulamaya açtık.” dedi.
“Erzincan’ımıza 4 baraj ve 1 gölet kazandırdık”
Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Erzincanlıların emekleriyle can bulan bereketli Erzincan toprakları, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sıralarda yer alıyor. Erzincan’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda; 82 adet tesis ile 4 Milyar 837 Milyon TL yatırım yaptıklarını vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da son 21 yılda 4 baraj ve 1 gölet inşa ettik ve böylece 52,93 milyon m su depolama hacmine ulaştık.” dedi.
3 barajda inşaat çalışmaları devam ediyor
Erzincanlı çiftçilerin tarımsal arazilerini büyük bir emek ve özveri ile değerlendirdiklerini vurgulayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, “Erzincan’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa ediyoruz. Şu anda 3 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanması ile 19 bin 700 dekar tarımsal araziyi daha sulama suyuna kavuşturmayı hedefliyoruz.
Ayrıca; Erzincan’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 61 adet taşkın koruma tesisi ile Erzincan şehir merkezi, 55 adet yerleşim yeri ve 5 bin 950 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 6 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz.” diye konuştu.
Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme yatırımlarımız ile toprağımız daha kıymetli
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında devam eden Erzincan’da 2 adet işin tamamlandığında toplam 1 Milyon dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapılacağına dikkat çeken Genel Müdür Mehmet Akif Balta, “Erzincan’da 124 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır.” dedi.
Erzincan tarımını bereketlendiren “Su” Türkiye’nin enerjisine güç oldu
Erzincan’da son 21 yılda 11 Adet Hidroelektrik Enerji (HES) Tesisi işletmeye alınarak yıllık 928,31 Milyon KWh enerji üretimi sağlandığını ifade eden Genel Müdür Mehmet Akif BALTA; “Kurulu gücü 257,33 MW olan bu tesisler sayesinde Milli Ekonomimize, yalnızca enerji alanında yıllık 2 Milyar 48 Milyon TL katkı sunuyoruz.
34,10 MW kurulu güçündeki İnşaatı devam eden HES tamamlandığında 179,38 Milyon KWh enerji üretecektir.
Şuan planlama ve projelendirme safhasında olan 8 adet HES ile de Ülkemizin enerjisine güç verecek olmaktan heyecan duyuyoruz. 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle yaklaşık 42 bin 97 hanenin enerji ihtiyacını Erzincan’da Kurulu HES’lerle karşılıyoruz.” dedi.
Çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Genel Müdür Mehmet Akif Balta; “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Erzincanlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle “Türkiye Yüzyılı” idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.” dedi. – ERZİNCAN
]]>Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, Çivril yerleşkesinde kurulan PAÜ Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. PAÜ’nün talebini değerlendiren Bakanlık, yaklaşık 30 yıldır bölgede üreticileri ve kent dışında yaşayan 2 kişi tarafından kiracı olarak kullanılan 1970 dekar araziyi, 2 yıllığına PAÜ Ziraat Fakültesine tahsis etti. Arazide ekili ürünleri bulunan üreticilerin mağdur olmaması için geçtiğimiz yıl ürünün hasat edilmesine izin veren PAÜ Rektörlüğü, bu yıl için ilk etapta Ar-Ge çalışmalarında kullanmayı planladığı ve kiracıları başka şehirlerde yaşayan 2 parsele ekim yapılmamasını Çivril Kaymakamlığının resmi yazısıyla iletti. Resmi yazışmaya rağmen araziyi eken 2 kiracı, PAÜ’ye yapılan tahsisin iptali için de yargıya başvurdu. Yapılan başvuru İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilerek, arazinin PAÜ Ziraat Fakültesine tahsisi onaylandı.
Yaşanan süreç nedeniyle 1,5 yıldır araziden faydalanamayan PAÜ Ziraat Fakültesi Dekanlığı, tahsisin onaylanmasının ardından söz konusu 2 kişi tarafından kullanılan arazilerde Ar-Ge çalışmalarına başladı. Arazinin büyük olması nedeniyle diğer alanlarda bölge çiftçisi tarafından bu yıl da ekime izin verildiği, yapılacak yeni tahsis başvurusunun onaylanması halinde tüm arazide yine bölge üreticilerinden hizmet alımı yapılarak proje çalışmalarının yürütüleceği öğrenildi.
Arazinin PAÜ’ye tahsisi süreci hakkında bilgiler veren Pamukkale Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, “Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü, 8 Temmuz 2022 tarihinde Çivril yerleşkesinde kurulan Ziraat Fakültesine uygulama alanları oluşturmak adına Tarım ve Orman Bakanlığından bir arazi talebinde bulunuldu. 194 ada, 633 parsel numaralı 1970 dekar olan arazi, Üniversitemize 19 Eylül 2022 tarihinde tahsis edildi. Bu arazi gerek Tuğlu, Yuvaköy, Balçıkhisar köyleri, gerekse il dışında ikametgahı bulunan vatandaşlarca 30 yıldır işletilmekte idi. 2 tane vatandaş, Bölge İdare Mahkemesine giderek bu tahsisin durdurulmasını talep etti. Talepleri istinaf mahkemeleri tarafından reddedilerek arazinin Üniversitemize tahsisi onaylandı. Bu kadar büyük bir arazinin tamamını aynı anda değerlendiremeyeceğimiz ve bölge üreticilerinin desteklenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ikametgahı il dışında olan 2 kişiye ait alanlardan başlamayı planladı. Durumu kendilerine resmi olarak da ilettiğimiz için bu araziyi sürüp ekiyoruz. Çünkü bizim gerek Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin, gerekse Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyelerimizin ulusal anlamda projeleri var. Bu projeleri burada çalışmaya başladık. Sonuçlarını ülke tarımına katkısı olması amacıyla paylaşacağız” dedi.
“Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz”
Personel ve ekipman ihtiyacını karşılamayacakları için Ar-Ge çalışmalarını gene bölge üreticilerinden hizmet alımı yaparak çözmeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Karadeniz, “Köylülerin kullandığı arazilerle ilgili bir problem yok. Onlar bu sene ektiği ürünleri, Temmuz-Ağustos aylarında hasatlarını gerçekleştirecekler, ürünleri kendilerinin olacak. Ancak bundan sonraki aşamada köylü vatandaşlarımıza, bizim Ar-Ge çalışmalarımızın neler olduğunu onlara söyleyeceğiz, gerekirse tohum gübre planlamaları yapacağız. Bizim Ar-Ge çalışmalarımızı köylü vatandaşlarımızın eliyle yürüteceğiz. Dolayısıyla 1970 dekar arazinin tamamında Ar-Ge faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Söz konusu arazide Tarla Bitkileri ve Bahçe Bitkileri başta olmak üzere PAÜ Ziraat Fakültesinin çalışma alanlarında olmak üzere bölge ve ülke tarımına uygun araştırma ve geliştirme çalışmalarına yönelik proje çalışmalarını yürüteceğiz. Bu projelerin başında tıbbi ve aromatik bitkiler, tahıllar, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri, yem bitkileri, ballı bitkiler, farklı sebze türleri, yeni anaç ve meyve türleri, gübreleme, sulama sistemleri gibi çok farklı alanlar yer alıyor” şeklinde konuştu. – DENİZLİ
]]>‘Su Vatandır’ hassasiyeti ile çalışmalarını sürdüren Tarım ve Orman Bakanlığı suyun özellikle tarım ve sanayide oluşturduğu güçlü etkisi sayesinde geniş iş sahalarının doğmasına imkan sağlarken yapmış olduğu taşkın koruma tesisleri ile de taşkınlardan kaynaklanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek için de mücadele ediyor.
Aydın’da asırlık projeleri hayata geçirerek 591 bin 898 dekar araziyi suyla buluşturan Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, son 21 yılda Aydın’da inşa edilen 42 sulama tesisi ile 591 bin 898 dekar tarımsal arazinin sulamaya açıldığı belirtildi. Elverişli tarım arazileri, uygun iklim özellikleri ve çalışkan Aydınlıların emekleriyle can bulan bereketli toprakları, tarımsal üretim potansiyeli bakımından Türkiye’de ilk sıralarda yer alıyor. Aydın’da refah düzeyinin artması için son 21 yılda; 210 adet tesis ile 61 milyar 186 milyon TL yatırım yapıldığı belirtilirken, Aydın’da son 21 yılda 14 baraj, 13 gölet ile 17 adet yeraltı depolama tesisi inşa edilerek, 597 milyon m su depolama hacmine ulaşıldığı kaydedildi.
Aydın’ın su kaynaklarını değerlendirmek için yeni barajlar inşa edildiğinin belirtildiği açıklamada, “Şu anda 4 barajın yapım çalışmaları devam ediyor. Bu barajların tamamlanması ile 6 bin 448 dekar tarımsal araziyi sulamaya açmayı ayrıca Kuşadası ile Söke ilçeleri başta olmak üzere Davutlar ve Güzelçamlı mahallelerini yıllık 20 milyon 750 bin metreküp içme kullanma suyu ile buluşturmayı hedefleniyor. Diğer taraftan Aydın’da son 21 yılda tamamlanan içme suyu tesisleri ile 594 bin 344 kişinin ihtiyacını karşılayacak olan, yıllık 72,60 milyon m içme suyu temin ediliyor. Ayrıca, Aydın’da taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 103 adet taşkın koruma tesisi ile Aydın şehir merkezi, 121 adet yerleşim yeri ve 169 bin 869 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlandı. 19 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam ediyor. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz” denildi.
Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri kapsamında Aydın’da 8 adet iş tamamlanarak toplam 351 bin 142 bin dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldığına dikkat çekilen açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı;
“Aydın’da 80 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır. Aydın’da son 21 yılda 6 Adet Hidroelektrik Enerji (HES) Tesisi işletmeye alınarak yıllık 264,09 GWh enerji üretimi sağlanıyor. Kurulu gücü 89 MW olan bu tesisler sayesinde milli ekonomimize, yalnızca enerji alanında yıllık 388 milyon 212 bin 300 TL katkı sunuyoruz. 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle yaklaşık 92 bin 469 hanenin enerji ihtiyacını Aydın ilinde kurulu olan HES’lerle karşılıyoruz. Hayata geçirilen projeler hakkında değerli Aydınlılardan, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle ‘Türkiye Yüzyılı’ idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” – AYDIN
]]>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odasından (SATSO) yapılan açıklamaya göre, yer seçimi 2019 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca onaylanarak Söğütlü Kantar ve Fındıklı mahalleleri sınırları içerisinde 230 hektarlık alanda 2023 yılında tüzel kişilik kazanmış olan Söğütlü OSB’de kamulaştırma çalışmaları devam ediyor.
Aynı zamanda SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Söğütlü OSB Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tiryaki, karma olarak planlanan Söğütlü OSB ile ilgili hassas çalışma içerisinde olduklarını, müteşebbis heyet çalışmalarının Sakarya Valiliği, SATSO, Büyükşehir Belediyesi ve Söğütlü Belediyesi koordinatörlüğünde yürütüldüğünü belirtti.
Arazi kamulaştırma ve altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından sanayi tesislerinin inşaatına başlanmasının planlandığını aktaran Tiryaki, “Karma niteliğinde olması sebebiyle yatırımcılar tarafından çok fazla talep alan bir OSB’dir. Bu konuda artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz. Bölgede yatırım yapmak isteyen yatırımcıların dikkatli olmalarını önemle tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Tiryaki, OSB içerisinde yatırım yapmak isteyen üreticilerin SATSO hizmet binasındaki Söğütlü OSB Müdürlüğüne başvurmaları gerektiğini belirterek, yatırımcılar için yer tahsisi yapma yetkisinin sadece Söğütlü OSB yönetiminde olduğunu kaydetti.
Söğütlü OSB’de şeffaflık esaslı çalıştıklarını vurgulayan Tiryaki, şöyle devam etti:
“Kamulaştırma sürecinde yaptığımız çalışmalarda arazi simsarlarına karşı OSB’yi ve halkımızı korumak adına rantın önüne geçmek için yer talebi amacıyla başvuran firmalardan özellikle kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve yeşil OSB taahhütnamesi talep ediyoruz. Tüm işlemlerimiz şeffaflıkla ilerliyor. Çünkü ulusal kara yolu hatları, demiryolu yük-yolcu hatları ve limanı ile sahip olduğu güçlü ulaşım altyapısının yanı sıra pazara yakınlığı, hammadde ve ara mamul temininde lojistik kolaylığı ile sanayi-teknoloji ağına kolay ulaşım imkanları ile ülkemizin üretim üssü haline gelen ilimizin gerçek anlamda üretim üssü olmasına gayret ediyoruz.”
“OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemiyoruz”
Tiryaki, OSB’lerin arazi alım satımı üzerinden gelir kaynağı olmasını istemediklerinin altını çizerek, amaçlarının çevresel duyarlılık, tarafsızlık ve hukuka uygunluk ilkeleri içerisinde yatırımcıların ihtiyaç duyduğu tüm altyapı unsurlarını sağlayarak, en uygun sanayi alanlarını oluşturmak, Söğütlü bölgesine nitelikli, yeni nesil teknoloji üreten, yeşil üretim odaklı faaliyet gösteren firmalar kazandırarak bölge ve ülke istihdamına katkı sağlamak olduğunu vurguladı.
Söğütlü’de OSB odaklı rantın söz konusu olamayacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bölgede kurulacak OSB üzerinden hangi amaçla olursa olsun bir arazi rantına müsaade edilmediğini özellikle belirtmek isterim. Halkımız ve yatırımcılarımızı bu konuda daha önce de uyarmıştık, uyarımızı tekrar ediyoruz. Zaten hukuki olarak gerekli tedbirler de alınmış ve bölge OSB sahası olarak bölgedeki arazi tapularına satış yapılamaz şerhi konmuştur. Arazi simsarlarının haksız kazanç elde etmesine, artan sanayici taleplerini fırsata ve ranta çevirmeye çalışan aracı kişi veya kişilere itibar edilmemesini istirham ediyoruz.”
]]>Kaç belediye başkanı geldi geçti, bu arazi bir türlü çözüme kavuşamadı
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
Burhan Özfatura: “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı”
Esnaf Ahmet Üzüm: “Utanç duvarını kaldırın”
Basmane Çukuru tonlarca molozla artık dümdüz
İZMİR – İzmir’in Konak ilçesinde, 40 yılı aşkın bir süredir kentin göbeğinde davalık olan, bir türlü çözüme kavuşturulamayan ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazinin hikayesi, filmlere bile konu olacak bir karmaşa olarak tarihe geçti. Yılan hikayesine dönen araziyle ilgili yoğun mücadele veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanlarından Aziz Kocaoğlu, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım” derken, Burhan Özfatura da, “İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” yorumunu yaptı.
Konak’ta, 40 yılı aşkın sürekli davalık olan, şehrin en önemli noktasında atıl vaziyette bekleyen ve “Basmane Çukuru” olarak anılan arazi, bugüne kadar ne yapıldıysa bir türlü çözüme kavuşamadı. Sayısız belediye başkanının canlandırmak için girişimde bulunduğu, mimari projelerin çizildiği; fakat yargıya takılan arazinin hikayesi, adeta filmlere bile konu olacak cinsten.
Kentin merkezinde tam bir yılan hikayesi
Kentte zaman zaman “utanç çukuru” olarak da anılan 20 bin metrekareyi aşkın büyüklüğündeki alan, 1980’li yılların sonuna kadar otobüs garajı olarak hizmet verdi. İsmet Kaptan Mahallesi’ndeki arazi, şehirlerarası garajın taşınması, bölgede hareketliliğin ve ticaretin azalmasıyla yılan hikayesine dönüştü ve süreç böyle başladı.
Meşhur Basmane Meydanı’nın hemen karşısında bulunan ve bu nedenle Basmane Çukuru olarak anılan arazi, kentin en işlek bölgesinde yer alıyor. Zamanla hisseleri devredilen ve şuan itibariyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun yüzde 70, İzmir Büyükşehir Belediyesinin yüzde 30 hissesinin bulunduğu arazi, artık çözüm bekliyor.
Alanda hareketlilik: Tonlarca molozla dolduruldu, artık dümdüz
“İzmir’in bir sorunu” haline gelen arazi, kısa bir süre öncesine kadar ise kent merkezinde mini göleti andırıyordu. Çeşitli dönemlerde atılan temellerin üzerine yağmur sularının dolduğu arazide ise şu sıralarda hummalı bir çalışma var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, aylar süren çalışmayla kamyonlar vasıtayla tonlarca molozla araziyi doldururken, 20 bin metrekarelik alan son aşamada dümdüz oldu.
Aziz Kocaoğlu: “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi”
2004 ve 2019 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Aziz Kocaoğlu da, 15 yıllık görev süresince arazinin çözümü için uğraştıklarını belirtti. Kendi döneminde yüzde 12’lik hisseyi yüzde 30’a çıkardıklarını anlatan Kocaoğlu, arazi için, “Kentin başında çıban başı, kara bulut gibi. Ben 15 sene uğraştım. İyi niyetle ve samimiyetle tarafları birleştirdim; ama bir yere kadar aşabiliyorsunuz” dedi.
Yaşanan süreci anlatan Aziz Kocaoğlu, “Burhan Özfatura’nın ikinci döneminde, EGS Holding ve Güç Birliği Holding, bu iki şirket, Basmane Çukuru dediğimiz, eski garaj yerinde bir proje yapmak istiyorlar. Burhan Bey’de bu konuya; kentin kalkınması, gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için olur veriyor. Bir mukavele yapılıyor, burada bu sözleşmeden sonra dava süreçleri başlıyor. Dava süreçlerinin iki tarafı var; birinci tarafı belediye, diğer tarafı da 1989-1994 yılları arasında Büyükşehir Belediye Başkanlığını yapan Yüksel Çakmur Beyefendi ve meslek odaları. Biz göreve geliyoruz. Bu problemin, sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunduk. Önce odalarla topladık. Odalar, buraya; bir alışveriş merkezi, ticaret merkezi yapılmasına karşılar; ama aynı zamanda, daha çok kamu hakkının yendiğine, kamu vicdanının bu yüzde 12 orandan rahatsız olduğu konusunda kamu davası ağırlıklı olarak açıyorlar. Yüksel Bey’de plana karşı ve buranın bu amaçla kullanılmamasını istiyor. ‘İzmir Büyükşehir Belediyesi hissesini yüzde 30’a çıkartabilir miyiz?’ diye bizim başlattığımız bir çalışma oldu. Bu çalışma, odalar tarafından da genel kabul gördü. Yüksel Çakmur Beyefendiden randevu aldım, görüştüm. ‘Yüzde 30’a çıkartırsam, dava açmazsanız bu problem çözülür, hallolur şeklinde düşünüyorum’ dedim. ‘Yüz 30 çıkar, sonra görüşelim’ dedi. Biz de şirketlerle görüştük ve 30’a çıkarttık” şeklinde konuştu.
“Yüzde 30 hisseyi çıkarınca meslek odaları sözünce durdu, Yüksel Bey dava açtı”
Şirketlerin daha sonra borçlarından dolayı TMSF’ye devrildiğini, davaların açılmasıyla sürecin kilitlendiği ifade eden Kocaoğlu, şöyle devam etti:
“Odalar, meslek odaları sözlerinde durdular ve dava açmadılar; ama Yüksel Bey’e tekrar gittim, ‘Yüzde 30 çıkartıyorum, kamu zararı telafi ediliyor. Siz de dava açmayın’ dedim. ‘Hepsini almazsanız dava açacağım’ dedi, davayı sürdürdü. İşler tıkırında gitseydi, yürüseydi, dava açılmasaydı ve Güç Birliği Holding ve EGS Holding’in durumu bozulmasa, bugün bir ticaret merkezi ortaya çıkacaktı; ama bozulunca, kamunun hissesi İzmir kamuoyunda tasvip görmeyince bu noktaya geldi.”
Çözüm yolu hakkında önerilerde bulunan ve belediyenin yüzde 30 hissesinin bulunduğu yere İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası yapılması gerektiğini ifade eden Aziz Kocaoğlu, “Bunun karşılıklı anlaşmayla çözülmesi gerekiyor. TMSF’nin tavizde bulunması gerekiyor. Çözülmeyecek diye bir şey yok. Yeter ki iyi niyetle, samimiyetle çalışılsın; kıymetli bir mülk” ifadelerine yer verdi.
Burhan Özfatura anlattı: ” Türkiye’de yargı, istemezükçülere daha fazla prim tanıyor”
1984 ve 1999 yılları arasında görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Burhan Özfatura da, arazinin İzmir ekonomisine, turizmine katkısının olabileceğini belirtti.
“İzmir için bir utanç çukuru olarak bugüne kadar çözüme kavuşamadı” diyen Özfatura, “Fuarla beraberce oraya bir canlılık kazandırılması lazım. Türkiye’de yargı, maalesef istemezükçülere daha fazla prim tanıyor ve yapılan icraatlerin de engellenmesine imkan sağlıyorlar. Binlerce insan, orada iş imkanı bulacaktı. İzmir ekonomisine, fuarla bağlantılı olarak, fuarda da yeni bir takım aktiviteler geliştirerek çok güzel bir eser kazandırılabilirdi. Buranın sorununun çözülmemesi için hiçbir gerekçe yok” diye konuştu.
Özfatura, kendi döneminde yapılan satışa ilişkin de bilgi vererek, “Biz ilk başkanlık döneminde, orada 5 yıldızlı bir otel ve ona bağlı birtakım mekanların yapılması için yaptığımız ihaleyi Asil Nadir kazanmıştı. O iş olmadı. İkinci dönem Kemal Zorlu rahmetli, bu İzmir iş adamlarının bütün birlikte yürüttükleri şirket kanalıyla orayı bizden satın aldı. Bize gerçekten çok iyi bir fiyat verdi. Daha sonra, birtakım bizim hizmetlerimizi engellemek isteyen muhalefet mensubu politikacılar, devamı olarak orayı dava konusu yaptılar. Orası böyle sürüncemede kaldı. Bütün ihale mevzuatına hepsi açık ve net. İzmir’in çıkarları açısından en küçük bir problem yoktu” dedi.
Bölge esnafı da durumdan şikayetçi: “Utanç duvarını buradan kaldırsınlar”
Etrafı çevrili Basmane Çukuru çevresindeki esnaflarda, durumdan şikayetini dile getirdi. 39 yıldır esnaflık yapan Ahmet Üzüm (64), “Ben 39 yıldır burada esnafım. Benden eski esnaf çarşıda yok. 23 yıl önce buraya bir temel atıldı. Bu utanç duvarı böyle hanımızın, iş yerlerimizin önüne örüldü. Bütün pisliğini, bütün mikrobunu biz çekiyoruz. Hangi partiden olursa olsun, ricamız; bunu ilk birinci madde olarak gündemlerine alsınlar. Şu utanç duvarını, şu İzmir’in utancını buradan kaldırsınlar” diyerek isyan etti.
Bir başka esnaf Gökçe Özdayı da, şöyle konuştu:
“İzmir’in tam göbeğinde olan bir yer burası ve artık bir çözüme ulaşması gerekiyor. 23-24 yıldır atıl vaziyette duruyor. Yazık. Çok leş bir görüntüsü var. Su varken ayrı bir pislik, şimdi doldurdular. Tozuyla, toprağıyla uğraşmak da çok zor oluyor.
]]>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, tarımsal kalkınma için verdiği sözleri yerine getirerek, çiftçilerin ve üreticilerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Toplam maliyeti 20 Milyon TL’yi bulan Beğiş Susuzu Kapalı Sistem Sulama Tesisi Projesi, bölgedeki tarımsal potansiyeli harekete geçirerek, ekonomik ve sosyal anlamda önemli katkılar sağlayacak. Yürütülen proje kapsamında, Antalya Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisine “Çıkış Suyu Filtrasyon Dezenfeksiyon Ünitesi” yapılarak, arıtılmış atık su sulama suyu kriterlerine uygun hale getirildi. Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisi’nde arıtılan su, depolanarak yaklaşık 16 kilometrelik boru hattıyla Beğiş Susuzu Ovası’na ulaştırıldı. Her 100 metrede bir su almacı ile dağıtımı gerçekleştirilen su, 2000 dekarlık araziyi ilk kez modern sulama sistemleriyle buluşturacak. Tarımsal Hizmetler Dairesi’nin görevli mühendisleri tarafından yapılan son kontrollerin ardından, projenin deneme aşamasına geçilerek sulama sezonunda hizmete sunulması planlanıyor.
“Son kontoller yapılıyor”
Beğiş Susuzu Sulama Suyu Projesinde son kontrollerin gerçekleştiğini ve arazide son incelemenin yapıldığını ifade eden Tarımsal Dairesi Başkanlığı’nda görevli Ziraat Yüksek Mühendisi Atilla Ünal proje hakkında bilgi verdi. Ünal, “Korkuteli Beğiş Susuzu Kapalı Sistem Sulama Tesisi Projesi, 50 hane ve 250 çiftçimizin faydalanabileceği bir proje. Proje yaklaşık olarak 20 Milyon TL’ye mal olacak. Bu tesisle bu güne kadar sulanamayan yaklaşık 2000 dekar arazi modern sulama sistemine kavuşmuş olacak. ASAT’ın Korkuteli Atıksu Arıtma tesisinden tekrar arıtılarak elde ettiğimiz 85 litre/saniye su depolanarak, buradan da çelik ve polietilen borulardan oluşan bir isale hattı ile Beğiş Susuzu ovasına iletilerek, 105 adet su almacı ile arazilere verilecektir. Tesisin son aşaması olan kontrolleri gerçekleştiriyoruz. Yakında denemeleri yapılacak, sulama sezonunda da çiftçimizin kullanımına sunacağız “dedi
“Beğiş Susuzu’nu suya kavuşturdu”
Beğiş Susuzu Mahallesi Muhtarı Hüseyin Yalçın, muhtarlar toplantısında köyün su sorunlarını Başkan Muhittin Böcek’e ilettiklerini ve çözümü noktasında hemen çalışmaların başladığını söyledi. Yalçın, “Başkanımıza Beğiş Susuzunun yer üstü ve yer altı olmak üzere hiçbir su kaynağının olmadığını ifade ettim. O da sağ olsun hemen çalışmaların başlaması için talimat verdi. Yapılan projeyle Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisinde arıtılan suyu borular vasıtasıyla arazilerimize kadar ulaştırdılar. Şu anda son kontroller yapılıyor. Muhittin Böcek başkanıma çok teşekkür ediyorum. Yılların Beğiş Susuzu’nu suya kavuşturdu” diye konuştu.
“İçme suyunu kuyulardan alırdık”
82 yaşındaki Durmuş Yıldırım, Beğiş Susuzu köyünde eskiden içme suyunu bile arazide yer alan su kuyularından temin ettiklerini ve susuzluk yüzünden başka köylere göç ettiklerini söyledi.
Burada kalan arazilerde de yıllardır kuru tarım yaptıklarını ifade eden Yıldırım, “Eskiden yağmur yağdığı zaman mahsulümüz iyi olurdu. Tabi eski yağmurlar yok. Suyu getirenlerden Allah razı olsun ” diye konuştu. – ANTALYA
]]>DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan arazi anlaşmazlığı olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede muhtar Behçet Taş’ın olaydan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları belirtildi.
İlçenin Serçeler Köyünde 15 Haziran 2023 tarihinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle kalaşnikof silahların kullanıldığı, 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili soruşturma tamamlandı. İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri belirtildi.
Olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları belirlendi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri kaydedildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri belirtildi.
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları, jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri yer aldı.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.
Ambulans kamerasına yakalandılar
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı yer aldı.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
Alyamaç ailesini öldürmek için yangın çıkarıp araziye çekmişler
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” yoğun silah kullandı
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığını vurgulandı.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme nakil istedi
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>TÜRKİYE 30 yılda tarım alanlarının yüzde 13’ünü, Antalya ise yüzde 15’ini kaybetti. Üretimden vazgeçen çiftçi, sera ve tarlalarını müteahhitlere vererek depo ve daire yaptırıp kira geliriyle geçinmeyi tercih ediyor.
Turizm kenti Antalya, aynı zamanda örtü altı üretimin de merkezi. Kentte naylon ve cam seralarda yılın her mevsiminde sebze ve meyve üretimi yapılıyor. Gazipaşa ilçesi muz ve tropikal meyve üretimi, Manavgat ilçesi de muz yetiştiriciliğinde adından söz ettirir hale geldi. Ancak son yıllarda artan girdi maliyetleri nedeniyle üreticiler tarım için kullandıkları arazilerini elden çıkarmaya başladı. Türkiye’de son 30 yılda tarım arazilerinde büyük oranda daralma oldu.
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Erkan, betonlaşmanın Antalya’nın turizm kenti olması nedeniyle biraz daha fazla olduğunu söyledi. Tarım alanlarındaki azalmaya dikkati çeken Prof. Dr. Erkan, “Antalya’daki tarım alanlarında yüzde 15’in üzerinde bir azalma söz konusu. Üretim anlamında bakıldığında Avrupa’nın en büyük tarım üreticisi konumundayız. Bu anlamda bir sorunumuz yok. Meyvede 5, sebzede 4’üncü ülkeyiz Avrupa’da. Son 30 yılda tarım alanlarında Türkiye genelinde yüzde 13, Antalya’da ise yüzde 15’lik azalma var. Turizm sektörünün canlı olması, tarımsal alanlardaki azalmayı daha da artırmış durumda” diye konuştu.
‘TARIM ALANLARI AZALIYOR, ÜRETİM ARTIYOR’
Tarım alanları azalmasına rağmen üretimde sorun yaşanmadığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Erkan, “En sevindiğimiz nokta da bu. Bu kadar olumsuzluğa rağmen tarımda çok ciddi üretim artışı var. Islah ile çok üstün verimli ürünler elde ediliyor. Son 30 yılda buğday üretiminde 4 katlık verim artışı, bazı meyve türlerinde 2, sebzede 3 katı olabiliyor. Genel olarak bakıldığında 30 yılda yüzde 50 oranında tüm ürün kollarında verim artışından söz edebiliriz” dedi.
ÜRETİMDEN VAZGEÇEN ÇİFTÇİ KOLAY KAZANCIN PEŞİNDE
Kentin merkez ilçelerinden Aksu’da domates ve sebze üretimi yapan çiftçilerin birçoğu, üretimden vazgeçerek tarım alanlarını farklı şekilde değerlendiriyor. Girdi maliyetlerinin hasat zamanı kazandıkları paraya eş değer duruma geldiğinden dert yanan üretici, çözümü ise sera ve tarlalarını depoya çevirmekte buldu. Bazıları depo inşa edip kiraya vererek geçinmeyi planlarken ev ya da iş yeri yapımı konusunda sorun olmayan tapulu araziler ise daire ve dükkan karşılığında müteahhitlere veriliyor. Yaşı genç olan kesim ise turizm tesislerinde aylık ücretle çalışmayı tercih ediyor.
Aksu’da uzun yıllardır üreticilik yapan Gökhan Kurul, “Çiftçiliği artık bıraktık. Yapamıyoruz. Zorluğundan, girdi maliyetlerinden dolayı bıraktık. Seranın her şeyi maliyet. İlacı, gübresi ve bakımı maliyetli. Özel sektörde iş buldum ve çalışıyorum” dedi.
Kurul, seranın kurulduğu tarlanın artık atıl durumda olduğunu, mesafenin uzaklığı nedeniyle de gidemediklerini söyledi. Kurul, “Boş bekliyor o alan. Müteahhit ya da benzer şekilde bir teklif gelse vermek isteriz. Uzun vadede karı zararı ne olur hesaplamadık” diye konuştu.
Bir başka çiftçi Erhan Bahar, 10 yıl öncesine kadar 20 dönüm serada üretim yaptıklarını anlattı. Girdi maliyetlerinin artması ve gençler artık üretim yapmaktan vazgeçtiği için çiftçiliği bıraktıklarını belirten Bahar, “Bizim kendimizi bir şekilde geçindirmemiz lazım. Müteahhit ve depo gibi çözümler bulduk. Kalan yerleri de ailemiz kendileri işletmeye çalışıyor. İşi garantiye almak zorunda kaldık. Kira geliri olsun yeter” dedik.
TARIM ARAZİSİNİN YARIDAN FAZLASINDA TARLA BİTKİSİ VAR
Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün paylaştığı verilere göre, 20 bin 177 kilometrekarelik yüz ölçüme sahip kent, 10,8 milyar liralık gelirle bitkisel üretimde Türkiye’de ilk sırada yer alıyor. Arazi alanı açısından Türkiye’deki arazi varlığının yüzde 2,78’ini elinde bulunduran Antalya’nın tarım alanı 360 bin 245 hektar. 180 bin 587 hektarlık alanda tarla bitkileri üretilirken, genel tarım alanlarına göre oranın yüzde 50’nin üstünde olduğu kaydedildi.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) eğitimli köpekleri, Bursa’daki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda yetiştiriliyor. Farklı branşlarda eğitilen köpekler, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynuyor. Eğitimleri tamamlanan köpekler, timleriyle birlikte başta komando birlikleri olmak üzere TSK’nın çeşitli birliklerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de icra ediyor. Askeri köpekler sadece operasyonlarda değil, doğal afetlerde de etkin rol alıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda görev yapan Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda, 1963 yılından bu yana köpek üretim ve eğitimi yapılıyor. Gemlik’teki merkezde üretilen ve yetiştirilen zerdava, akbaş, Kangal, Kars çobanı, Aksaray malaklısı ve Türk tazısının aralarında olduğu 6’sı yerli, 12 farklı ırktan köpek, 8 branşta zorlu eğitim alıyor. Köpeklerin 3 aylıkken başlayan eğitim süreci ortalama 14-17 ay sürüyor. ‘Bomba arama’, ‘mayın arama’, ‘narkotik madde arama’, ‘devriye’, ‘iz takip’, ‘keşif’, ‘arama’ ve ‘ceset arama’ branşlarında eğitilen köpeklerin hangi eğitimi alacağına ise bir heyet tarafından karar veriliyor.
MİZAÇLARI VE İLGİ ALANLARI BRANŞ SEÇİMİNDE ETKİLİ OLUYOR
Irk, cinsiyet, mizaç, cesaret, ilgi alanı gibi genel hususlarda pek çok kritere göre değerlendirilen köpeklerin, hangi branşta eğitileceğinde karakteristik özellikleri etkili oluyor. ‘Bomba’ ve ‘narkotik madde arama’ için meraklı, araştırmacı ve oyuncaklarla oynamayı seven, ‘devriye’ ve ‘keşif’ için saldırganlık ve koruma içgüdüsüne sahip, ‘iz takip’ ve ‘mayın arama’ köpekleri için araştırma ve odaklanma duyusu yüksek, sakin mizaçlı köpekler tercih edilirken, ‘arama’ için yükseklik korkusu ve diğer hayvanlar ile insanlara agresyonu bulunmayan, hedefe odaklanma içgüdüsü yüksek, atletik yapıdaki köpekler seçiliyor. Köpeklerin bu özelliklerinin tespiti için yavru köpekler, değişik ortamlarda gözlemlenip, birçok farklı teste tabi tutuluyor. Bu şekilde eğitileceği alan belirlenen köpekler, zorlu eğitim sürecinin ardından eğiticisiyle birlikte görevlendirildiği askeri birliklere gidip, hem yurt içinde hem de sınır ötesinde etkin rol alıyor.
Henüz yavruyken, karakter özelliklerine göre seçilen köpeklere, 3 aylıkken sosyal hayata alıştırma parkurlarında ortalama 6 ay süreyle eğitim veriliyor. Bu eğitim döneminde yavru köpekler, insana, emir almaya, çevre ve arazi koşullarına alıştırılıyor. Cesaret ve kondisyon parkurlarında ise öz güven oluşturulması, av dürtülerinin ve koku alma duyularının geliştirilmesi, yaradılışında var olan araştırma güdüsünün güçlendirilerek branş eğitimine hazır hale gelmeleri sağlanıyor. ‘Sosyalizasyon’ ve ‘branş’ eğitimleri alan köpeklere, detaylı bir ‘itaat’ eğitimi de veriliyor. Askeri disiplinin temelini oluşturan, 2 ay süren temel ve ileri itaat eğitiminde, komut almayı ve davranışlarını eğiticisinin emirleri doğrultusunda kontrol etmeyi öğrenen askeri köpeklerin kullanımı böylece tamamen eğiticisinin kontrolü altına giriyor.
ARAZİDE GERÇEĞE YAKIN EĞİTİM ALIYORLAR
Eğitimleri tamamlanan köpekler, açılan kurslarda kullanıcı personeliyle eşleştirilip, askeri köpek timi olarak başta komando birlikleri olmak üzere, TSK’nın çeşitli birliklerindeki ilk görev yerlerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle, arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de gerçekleştiriyor. Her türlü hava, arazi ve muharebe koşullarında görev yapabilecek üstün nitelikli eğitilmiş askeri köpekler, bu faaliyetlerde, ‘arama’, ‘mayın arama’, ‘bomba arama’ ve ‘keşif’ görevlerini birebir icra edip, eğitimlerini pekiştiriyor. Güç, cesaret ve çeviklikleriyle ön plana çıkan, genelde Belçika Malinois ve Alman çoban köpeklerinden seçilen, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynayan keşif köpekleri, ‘Duruma Dayalı Eğitim’de, senaryo gereği, bir mağarada saklanan terörist ya da düşman unsurlarını etkisiz hale getiriyor. Eğiticisiyle birlikte sarp kayalıklardan ipe bağlı şekilde araziye inen köpek, eğiticisinin komuta ve kontrolünde girdiği mağarada, saklanan teröristi de yakalıyor.
‘Bomba arama’ köpeği, Duruma Dayalı Eğitim’de, araziye yerleştirilen patlayıcıyı tespit edip oturarak işaret verirken, ‘mayın arama’ köpeği de operasyon faaliyeti senaryosuna dayalı olarak, birliğin intikali sırasında önden giderek patlayıcıları tespit edip, yine oturarak işaret veriyor.
‘SESSİZ KAHRAMANLAR’ ENKAZDAN 78 KİŞİNİN KURTARILMASINI SAĞLADI
Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda üretilip eğitilen köpekler, sadece yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda değil doğal afetlerde de etkin rol oynuyor. İlk olarak 17 Ağustos Marmara Depremi’nde enkazda aktif olarak görev alan askeri köpekler, son olarak 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgedeydi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birliklerle Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndan deprem bölgesine sevk edilen 28 arama köpeği ile 1 ceset arama köpeği, 78 kişinin enkazdan kurtarılmasını sağladı. Canlı tespiti yaparak arama-kurtarma ekiplerini yönlendiren 29 askeri köpekli timin, enkazda işaretledikleri noktalardan açılan yaşam koridorlarıyla yüzlerce kişi de yeniden hayata tutundu.
]]>Balta, yaptığı yazılı açıklamada, güç ve ilhamını milletten alan DSİ’nin dün olduğu gibi bundan sonrada hayata geçireceği projelerle Türkiye Yüzyılı’na damga vurmaya devam edeceğini vurguladı.
Eskişehir için hizmet ürettiklerini ve susuz arazileri suyla buluşturduklarını ifade eden Balta, şunları kaydetti:
“Özellikle modern sulama projelerimiz ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Son 21 yılda Eskişehir’de inşa ettiğimiz 34 sulama tesisi ile toplamda 150 bin 30 dekar, kısmi olarak 16 bin 620 dekar arazi olmak üzere toplam 166 bin 650 dekar araziyi sulamaya açtık. İç Anadolu’nun ve ülke tarımının önemli illerinden biri olan Eskişehir’imizde ziraatın daha da gelişmesi için son 21 yılda 109 adet tesis ile 8 milyar 229 milyon lira yatırım yaptık. Eskişehir’de son 21 yılda 12 baraj, 11 gölet, 2 yer altı depolaması ve 1 sel kapanı inşa ettik ve böylece 169 milyon metreküp su depolama hacmine ulaştık.”
Balta, Eskişehirli çiftçilerin tarımsal arazilerini büyük bir emek ve özveriyle değerlendirdiklerini, Eskişehir’in su kaynaklarını değerlendirmek için yatırımlara devam ettikleri vurguladı.
Şu anda 1 barajın yapım çalışmalarının devam ettiğine değinen Balta, şu bilgileri verdi:
“Bu barajın tamamlanmasıyla 2 bin 520 dekar tarımsal araziyi daha sulama suyuna kavuşturmayı hedefliyoruz. Ayrıca Eskişehir’de taşkın riskini azaltmak için son 21 yılda tamamlanan 34 adet taşkın koruma tesisi ile 36 adet yerleşim yeri ve 3 bin 610 dekar arazinin taşkın kontrolü sağlanmıştır. 3 adet taşkın koruma tesisinin de inşaat çalışmaları devam etmektedir. Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızı ve toprağımızı güvence altına alıyoruz. Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri kapsamında Eskişehir’de 13 adet işin tamamlanarak 994 bin 821 dekar alan tescili, inşaatı devam eden işlerde kısmi olarak 667 bin dekar arazi tescili olmak üzere toplam 1 milyon 661 bin 821 dekar alanda arazi toplulaştırma tescili yapıldı. Eskişehir’de 60 adet yerleşim birimi, arazi toplulaştırmasından faydalanmaktadır. Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile toprağımız daha kıymetli ve daha verimli olmaktadır..”
Balta, Eskişehir’de son 21 yılda 2 hidroelektrik enerji (HES) tesisi işletmeye alınarak yıllık 556,95 milyon kilovatsaat enerji üretimi sağlandığını belirterek, kurulu gücü 155,56 megavat olan bu tesisler sayesinde milli ekonomiye yalnızca enerji alanında yıllık 1 milyar 219 milyon lira katkı sunduklarının altını çizdi.
“31 Aralık 2023 itibarıyla yaklaşık 184 bin hanenin enerji ihtiyacını Eskişehir’de kurulu HES’lerle karşılıyoruz.” ifadesini kullanan Balta, şunları aktardı:
“Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak hayata geçirdiğimiz projeler hakkında değerli Eskişehirlilerden, özellikle de tesislerimizden birebir faydalanan çiftçilerimizden almış olduğumuz olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte de ekonomik gelirimizi artıracak, milletimizin refah düzeyini yükseltecek, özetle Türkiye Yüzyılı idealimizi perçinleyecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.”
]]>Kış sezonunda çok sayıda yerli ve yabancı turisti ağırlayan Uludağ’da huzuru ve güvenliği sağlamak için İl Jandarma Komutanlığına bağlı asayiş ve trafik ekipleri ile JAK timleri de görev alıyor.
Yaralanma, kaybolma, telesiyejde ve arazide mahsur kalma gibi olumsuzluklara karşı 1800 metre rakımlı Oteller Bölgesi ile zirveye yakın alanlarda 7/24 teyakkuzda olan JAK, Uludağ Jandarma Karakol Komutanlığı bünyesinde kurulduğu 1988’den bu yana her yıl yüzlerce olaya müdahale ediyor.
Kar motosikleti ve arazi araçları kullanan ekipler, sıfırın altında 10 dereceye kadar düşen hava ve zorlu arazi koşullarında arama kurtarma, ilk yardım, tahliye ve asayiş görevlerini yerine getiriyor. Uludağ’daki kayıpların aranması çalışmalarında ihtiyaç halinde insansız hava araçları da kullanılıyor.
Tatbikatlarla hareket kabiliyetlerini geliştiriyorlar
Kayak sezonunun açıldığı 2 bin 543 metre yüksekliğindeki Uludağ’da, okulların yarıyıl tatilinin yaklaşmasıyla gerekli tedbirleri alan JAK timleri, hareket kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla belirli periyotlarla arama kurtarma tatbikatları gerçekleştiriyor.
AA ekibince görüntülenen JAK tatbikatında, senaryo gereği gezintiye çıktığı ormanlık alanda sakatlanarak mahsur kalan amatör dağcı kurtarıldı.
İkişer kişilik ekipler, kar motosikletleriyle Uludağ’ın eteklerine çıkarak, dağcının son görüldüğü yeri tespit etmeye çalıştı.
Oteller Bölgesi’ne yakın yerleri tarayan ekipler, önce ormanlık alanda bu kişinin ayak izlerini tespit etti, ardından da sakatlanan dağcıyı buldu. Bulunan dağcı, ilk müdahalenin ardından motosikletin arkasındaki sedyeyle Oteller Bölgesi’ne götürüldü.
Bir başka tatbikatta ise çığ altında kalan turist olduğu ihbarı üzerine harekete geçen ekipler, bu kişiyi kurtarmak için kar motosikletleriyle engebeli ve dik araziye ulaştı.
Jandarma arama kurtarma köpeğinin kar altında kalan yaralının yerini tespit etmesinin ardından çevre emniyeti alan tim, küreklerle çığ altında kalan turisti kurtararak müdahale etti.
Ayrıca telesiyejde mahsur kalan turistlere hatlarda kurulan istasyonla ulaşılarak, tahliyeleri sağlandı.
Geçen yıl 384 olaya müdahale edildi
JAK ekiplerinin Uludağ’daki faaliyetleriyle ilgili bilgi veren JAK Tim Komutanı Jandarma Astsubay Başçavuş Yasin Demirkan, her türlü arama, kurtarma, ilk yardım, tahliye ve asayiş görevlerinde yer aldıklarını söyledi.
Farklı arazi koşullarında çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Demirkan, dağ, mağara, kanyon, uçurum, orman, vadi gibi yerlerde kazaya uğrayan, kaybolan, yardım isteyenlere arama kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra deprem, toprak kayması, sel ve su baskını gibi doğal afetlerde ve özel amaçlı görevlerde arama kurtarma faaliyetleri icra ettiklerini dile getirdi.
JAK timlerinin 1988’den bu yana Uludağ’da 16 bin 250 olaya müdahale ettiği, bunlardan 384’ünün geçen sene gerçekleştiği bilgisini veren Demirkan, “İhbarın alınması üzerine kazazedeyle irtibat kurulması ve konum tespiti yapılır. Ardından AFAD, UMKE gibi birimlerle koordinasyon kurulması sonrasında mevcut hava ve arazi şartlarının değerlendirerek görevin özelliğine uygun araç ve teçhizat seçimine müteakip göreve çıkış, intikal, kazazedeye ilk müdahale, tahliye planı, kazazedenin güvenli bölgeye tahliyesi şeklinde faaliyetlerimizi icra etmekteyiz.” dedi.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde hayata geçirilen projeler sayesinde Mersin’in üreticisi de tarımı da kalkınıyor. Tarımsal ve hayvansal destekleriyle üreticinin yüzünü güldüren Büyükşehir Belediyesi, Mersin’de farklı nedenlerle boş bırakılan arazileri tarıma kazandırmayı sürdürüyor. Tarıma elverişli olmasına rağmen taşlık olması, nadasa bırakılması, su kaynaklarına uzak olması ya da üreticinin üretecek gücü olmaması gibi farklı nedenlerle işlenemeyen bin dekar araziyi Büyükşehir’in çalışmalarıyla tarıma kazandırıldı.
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri, üreticilerle görüşerek ve arazi inceleme çalışmaları yaparak her bölgenin iklimine ve toprak yapısına uygun ürünleri belirleyerek ona uygun projeler yapıyor. Bu projeler sayesinde; Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Gülnar, Silifke, Mut, Erdemli, Mezitli, Yenişehir, Toroslar, Akdeniz, Çamlıyayla ve Tarsus’ta farklı mahallelerde atıl halde bulunan arazilerde üretilmesi için lavanta fidesi, nergis soğanı ve adaçayı fidesi dağıtılıyor. Desteklerle girdi maliyetleri düşen üreticiler ekmeğini topraktan çıkarırken, üretmek isteyen ancak cesaret edemeyen vatandaşlara da örnek oluyor.
Büyükşehir Belediyesi, 2020 yılından bugüne kadar boş arazileri değerlendirmesi için üreticilere toplam 440 bin 312 adet lavanta fidesi, nergis soğanı ve adaçayı fidesi verdi. Bu dağıtımlar sayesinde fideler ve soğanlar bin dekar alanda toprakla buluştu. Boş arazileri tarıma kazandırmak için vatandaşlarla iş birliği yaparak incelemelerini sürdüren ekipler, daha çok alanı tarıma kazandırmak için çalışmalarını sürdürüyor.
“YAKLAŞIK BİN DEKAR ALANI TARIMA KAZANDIRDIK”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Selçuk Şahutoğlu, tarımın ihtiyacına yönelik projeler ürettiklerini söyleyerek, “Tarımın en büyük sorunu; tarıma elverişli olmasına rağmen işlenemeyen, nadasa bırakılan, sulanamayan ya da çeşitli sebeplerden dolayı boş bırakılan arazilerden oluşuyor. Biz de Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak diğer bitkilere nazaran su isteğinin hiç olmadığı veya diğerlerine göre daha az su isteyen bitkilere, fidelere yöneldik. Bu kapsamda projeler gerçekleştirdik. Böylelikle nergis soğanı, adaçayı fidesi, lavanta fidesi gibi fideleri üreticilerimize dağıtarak yaklaşık bin dekar alanı tarıma kazandırmış olduk” dedi.
“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAYESİNDE HAYALİMİ GERÇEKLEŞTİRDİM”
Hayali nergis ekmek olan Necla Akciğer, hayalini gerçekleştirmesi için destek olan Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ederek, “Onların katkılarıyla araziyi bu hale getirdik” dedi. Üretmek isteyen tüm kadınlara seslenen Necla Akciğer, “Harekete geçsinler, geç kalmasınlar. Ben çok geç kaldım, onlar kalmasınlar. Büyükşehir Belediyesi sayesinde hayalimi gerçekleştirdim. Yoksa o nergis soğanını ben alamazdım. Hayalim gerçekleşti. Çok teşekkür ediyorum” diye belirtti.
Eşinin nergis ekmesine destek olan ve her anında yanında olan İsmet Akciğer, “Eşim nergis çiçeğini çok sevdiğini söylüyordu her zaman. Onu zaten nergissiz bırakmıyordum. Bir yakınımıza nergis ekmek istediğimizi söyledik. O da Değirmençay’da bir tarla olduğunu söyledi. Geldik tarlayı gördük, kiraladık. Tarla kayalıktı. Yaklaşık bir hafta, on gün iş makinesi çalıştırdık. Neticede tarlayı bu hale getirdik. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin de nergis soğanı dağıttığını duyduk, müracaat ettik. Soğanlarımızı aldık, ektik. Eşimin hayalini gerçekleştirmiş olduk” dedi.
Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerinin üretmesine öncü olduklarını söyleyen Akciğer, “Büyükşehir Belediyesi yardımcı olmasaydı yapma şansımız yoktu. Vermiş oldukları soğanlarla, yardımlarla onların sayesinde yaptık. Yani atıl bir dağ başıydı burası. Büyükşehir sayesinde burayı tarıma kazandırdık. Beklediğimiz gibi oldu. İlk sene nergis fazla vermez. Bu zaman geçtikçe çoğalır. Yine de güzeldi. Türkiye genelinde dağıtım yapan bir kooperatife verdik. Yeter ki yapmak iste Büyükşehir Belediyesi her zaman yardım ediyor” ifadelerini kullandı.
]]>Aydıner, üzerine konut projesi yapılması planlanan eski Pancar Motor fabrikası arazisinin betonlaşmadan kurtarılıp Millet Bahçesi yapılması serüvenini AA muhabirine anlattı.
Buranın 1950’li yıllarda yerli motor üretimine ev sahipliği yapmış bir yer olduğuna dikkati çeken Aydıner, Necmettin Erbakan’ın, Almanya’daki çalışmalarının ardından 1956 yılında Bayrampaşa’daki araziye 200 arkadaşı ile birlikte motor fabrikası kurduğunu hatırlattı.
Erbakan’ın adını verdiği “Gümüş Motor” fabrikasının, daha sonra ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar ve milli üretimin akamete uğratılması girişimlerinden dolayı şeker fabrikalarıyla ortaklık yapmak zorunda kaldığını vurgulayan Aydıner, şöyle devam etti:
“Sonraki süreçte hisseler ve yönetim tamamen şeker fabrikalarına geçti. Şeker fabrikaları burayı 2-3 yıl civarında işletti. Bir Alman firmasıyla ortak oldular. Fakat sonucunda yine yurt dışından gelen motorların karşısında direnemediler. Çünkü buraya çok ucuz rakamlı motor getirdiler. Böylece 3 yıl sonra bu fabrikanın kapısına kilit vuruldu. O dönemlerde şeker üreticileri geldiğinde ismi ‘Pancar Motor’ oldu. ‘Gümüş Motor’ tabelasını kaldırdılar, ismini ‘Pancar Motor’ yaptılar. 3 yıl sonra burası kilitlendi ve 10 yıl burası boş kaldı. Daha sonra şeker fabrikaları burayı dörtlü bir konsorsiyuma sattı. Türkiye’de iş yapan dört büyük sanayi grubuna satıldı.”
Arazinin yeşil alan olma süreci
Arazinin son sahibi olan dörtlü konsorsiyumun ise alt katları alışveriş merkezi olacak bir konut projesiyle belediyeye başvurduğunu dile getiren Aydıner, burasını betonlaşmadan kurtarıp yeşil alan yaptıkları süreci anlattı:
“Dörtlü konsorsiyum, 1/5000’lik plan için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne müracaat etti. Bu plan İstanbul Büyükşehir’den geçti. Arkasından bize geldiler. Dediler ki, ‘Bizim projemiz bu. 1/1000’liğini hazırlayın.’ Biz de 1/1000’liğini hazırladık. Fakat bunlar yapılırken hep kafamda şu vardı; ‘Bayrampaşa’nın son arazisi olan bu mükemmel araziyi Bayrampaşalılara biz nasıl yeşil alan olarak kazandırabiliriz. Bunu çözse çözse sevgili Cumhurbaşkanımız, dünya liderimiz çözebilir’ dedim ve Ankara’ya gittim, sayın Cumhurbaşkanımızla görüştüm. Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla arazinin sahibi olan dörtlü konsorsiyuma takas usulüyle Hazineden başka bir arazi verildi, burası da Hazineye kazandırıldı.
Cumhurbaşkanımız beni, dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a gönderdi. Oturduk, olayı anlattık. Murat Kurum, ekibini topladı. Milli Emlak Müdürü, daire başkanı, bütün koordinasyon neticesinde Türkiye’nin çeşitli yerlerinden bu arazinin mevcut değeri neyse, o değer karşılığında bu dörtlü konsorsiyuma biz Milli Emlak vasıtasıyla arazi verdirttik. Bu olay 1-1,5 yıl sürdü. Kolay bir iş değil. O arada konut projesi ihalesini, her şeyini durdurduk ve bu olayları bir taraftan yürüttük. En sonunda anlaştık.”
“Necmettin Erbakan’ın hatırasını da yaşatacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a desteği için teşekkür eden Atila Aydıner, betonlaşmadan kurtardıkları arazide 45 bin metrekarelik bir Millet Bahçesini Bayrampaşa halkına kazandıracaklarını, burada açacakları bir müzeyle Necmettin Erbakan’ın hatırasını da yaşatacaklarını söyledi.
TOKİ ile birlikte yürüttükleri Millet Bahçesi çalışmasında son aşamaya geldiklerini dile getiren Aydıner, “Bu araziyi beton yığını olmaktan ve buraya bir AVM gelmesinden kurtardık. İnşallah bir ay içerisinde burayı halkımıza açacağız. Millet Bahçesine ismini Cumhurbaşkanımız verecek ve açılışa Cumhurbaşkanı ile Bayrampaşa halkının tamamını çağıracağız.” diye konuştu.
Altında otopark yapılacak olan Millet Bahçesinde kafe, süs havuzu, yürüme-etkinlik alanı, bisiklet parkuru, mescit, kütüphane, çok amaçlı resim ve sergi salonları bulunacağına dikkati çeken Aydıner, sözlerini şöyle noktaladı:
“Güzel bir eseri Bayrampaşa’ya kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Hani ‘Gök kubbede hoş bir seda bırakın’ diyor ya Sayın Cumhurbaşkanımız. Biz de bu eseri bıraktık. Cenabıhakk’a şükürler olsun.”
]]>